05. Cüz

    Nüzul SırasıCüzSayfaSure
    92 581Nisa(4)

٢٤

وَالْمُحْصَنَاتُ مِنَ النِّسَاءِ اِلَّا مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُكُمْ كِتَابَ اللّهِ عَلَيْكُمْ وَاُحِلَّ لَكُمْ مَا وَرَاءَ ذلِكُمْ اَنْ تَبْتَغُوا بِاَمْوَالِكُمْ مُحْصِنينَ غَيْرَ مُسَافِحينَ فَمَا اسْتَمْتَعْتُمْ بِه مِنْهُنَّ فَاتُوهُنَّ اُجُورَهُنَّ فَريضَةً وَلَاجُنَاحَ عَلَيْكُمْ فيمَا تَرَاضَيْتُمْ بِه مِنْ بَعْدِ الْفَريضَةِ اِنَّ اللّهَ كَانَ عَليمًا حَكيمًا

(24) vel muhsanatü minen nisai illa ma meleket eymanuküm kitabellahi aleyküm ve ühille leküm ma verae zaliküm en tebteğu bi emvaliküm muhsiniyne ğayra müsafihiyn femestemta’tüm bihi minhünne fe atuhünne ücurahünne feridah ve la cünaha aleyküm fima teradaytüm bihi mim ba’dil feridah innellahe kane alimen hakima

evli olan kadınlarla (evlenmeniz) haram (yalnız) istisna malik olduğunuz cariyeler Allah’ın üzerinize farz yazdığı hükmüdür size helal kılındı bunların dışında kalanlar talep edip istemeniz, mehirlerini vermeniz şartı ile namuslu yaşamak nikahsız ilişki kurmamak o halde faydalandınız ise nikah ile hangilerinden kendilerine verin takdir edilen mehirlerini size günah yoktur aranızda razı olduğunuz miktarda, mehir kesinleştikten sonra şüphesiz Allah en iyi bilen, adaletle hükmedendir

1. ve el muhsanâtu : ve evli kadınlar
2. min en nisâi : kadınlardan
3. illâ : hariç, müstesna, …’den başka
4. mâ meleket : sahip olduğunuz
5. eymânu-kum : elinizin altında bulunan (cariyeler)
6. kitâbe : yazılmış olan, farz kılınan hüküm
7. allâhi : Allah
8. aleykum : sizin üzerinize, size
9. ve uhille : ve helâl kılındı
10. lekum : sizin için, size
11. mâ verâe zâlikum : bunların arkasında, dışında olanlar
12. en tebtegû : istemeniz
13. bi emvâli-kum : mallarınız ile
14. muhsinîne : muhsin olanlar, namusunu koruyanlar, iffetli olanlar
15. gayre musâfihîne : zina yapmamak
16. fe mestemta’tum : artık faydalanmak istediniz şey
17. bi-hî : onunla
18. min-hunne : onlardan
19. fe âtû-hunne : o taktirde onlara verin
20. ucûre-hunne : onların ücretleri, mehirleri
21. farîdaten : farz olarak (mehir olarak)
22. ve lâ cunâha : ve günah yoktur
23. aleykum : sizin üzerinize
24. fî-mâ : o şey hakkında
25. terâdaytum : razı oldunuz (anlaştınız)
26. bi-hî : onunla
27. min ba’di : sonradan, sonra
28. el farîdati : farz olan, mehir
29. inne : muhakkak
30. allâhe : Allah
31. kâne : oldu, idi, …dır
32. alîmen : en iyi bilen
33. hakîmen : hakîm, hüküm ve hikmet sahibi

٢٥

وَمَنْ لَمْ يَسْتَطِعْ مِنْكُمْ طَوْلًا اَنْ يَنْكِحَ الْمُحْصَنَاتِ الْمُؤْمِنَاتِ فَمِنْ مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُكُمْ مِنْ فَتَيَاتِكُمُ الْمُؤْمِنَاتِ وَاللّهُ اَعْلَمُ بِايمَانِكُمْ بَعْضُكُمْ مِنْ بَعْضٍ فَانْكِحُوهُنَّ بِاِذْنِ اَهْلِهِنَّ وَاتُوهُنَّ اُجُورَهُنَّ بِالْمَعْرُوفِ مُحْصَنَاتٍ غَيْرَ مُسَافِحَاتٍ وَلَا مُتَّخِذَاتِ اَخْدَانٍ فَاِذَا اُحْصِنَّ فَاِنْ اَتَيْنَ بِفَاحِشَةٍ فَعَلَيْهِنَّ نِصْفُ مَا عَلَى الْمُحْصَنَاتِ مِنَ الْعَذَابِ ذلِكَ لِمَنْ خَشِىَ الْعَنَتَ مِنْكُمْ وَاَنْ تَصْبِرُوا خَيْرٌ لَكُمْ وَاللّهُ غَفُورٌ رَحيمٌ

(25) ve mel lem yesteti’ minküm tavlen ey yenkihal muhsanatil mü’minati fe mim ma meleket eymanuküm min feteyatikümül mü’minat vallahü a’lemü bi imaniküm ba’duküm mim ba’d fenkihuhünne bi izni ehlihinne ve atuhünne ücurahünne bil ma’rufi muhsanatin ğayra müsafihativ ve la müttehizati ahdan fe iza uhsinne fe in eteyne bi fahişetin fe aleyhinne nisfü ma alel muhsanati minel azab zalike li men haşiyel anete minküm ve en tasbiru hayrul leküm vallahü ğafurur rahiym

sizden kimin gücü yetmiyorsa buna ulaşma gücü yoksa iffet sahibi mü’min bir kadını nikahlamaya o kişi malik olduğu mü’min olan genç cariyelerden (nikah kıyabilir) Allah bilendir sizin imanınızı sizler hep birbirinizdensiniz onları nikah edin sahiplerinin izni ile kendilerine verin mehirlerini güzellikle nikahsız ilişki kurmamak namuslu yaşamak şartları ile gizli dostlar edinmemek o zaman verin eğer nikahlandırıldıktan (sonra) fuhuş yaparlarsa, onlara, hür kadınlara lazım gelen cezanın yarısını işte bu kimseler içindir sizden günah işleme korkusu bulunan sabretmeniz sizin için daha hayırlıdır Allah Bağışlayıcı, Merhametlidir

1. ve men : ve kim, kimin
2. lem yestetı’ : gücü yetmez
3. min-kum : sizden, içinizden
4. tavlen : güç, bolluk, zenginlik
5. en yenkıha : nikâh yapmak
6. el muhsanâti : iffetli, namuslu, hür kadınlar
7. el mu’minâti : mü’min kadınlar
8. fe : o zaman
9. min mâ meleket : sahip olunanlardan
10. eymânu-kum : elinizin altında olan (cariyeleriniz)
11. min feteyâti-kum : sizin genç cariyelerinizden
12. el mu’minâti : mü’min kadınlar
13. ve allâhu : ve Allah
14. a’lemu : en iyi bilen
15. bi îmâni-kum : sizin imânınızı
16. ba’du-kum : sizin bazınız, bir kısmınız
17. min ba’dın : bazısından, bir kısmından (birbirinizden)
18. fenkihûhunne (fe inkihû-hunne) : öyle ise onları nikâhlayın
19. bi izni : izni ile
20. ehli-hinne : onların sahipleri
21. ve âtû-hunne : ve onlara verin
22. ucûre-hunne : onların ücretlerini (mehirlerini)
23. bi el ma’rûfi : ma’rufla, iyilikle, örf ve adete uygun olarak
24. muhsanâtin : iffetliler, namuslu kadınlar
25. gayre : olmaksızın
26. musâfihâtin : zina etmek
27. ve lâ muttehızâti : ittehaz etmeyenler, edinmeyenler
28. ahdânin : gizli dostlar, metresler
29. fe : fakat
30. izâ uhsinne : evlendirildiği zaman
31. fe : öyle, olduğu halde
32. in eteyne : eğer gelirlerse (yaparlarsa)
33. bi fâhışetin : zina, fuhuş
34. fe aleyhinne : o taktirde onlara
35. nısfu : yarısını
36. mâ alâ : …’a olan şey
37. el muhsanâti : evli kadınlar
38. min el azâbi : azaptan
39. zâlike : işte bu
40. li men haşiye : korkan kimse için
41. el anete : sıkıntı, fücur, günah
42. min-kum : sizden, içinizden
43. ve : ve
44. en tasbirû : sabretmeniz
45. hayrun : daha hayırlı
46. lekum : sizin için
47. ve allâhu : ve Allah
48. gafûrun : gafûrdur, mağfiret edendir
49. rahîmun : rahîmdir

٢٦

يُريدُ اللّهُ لِيُبَيِّنَ لَكُمْ وَيَهْدِيَكُمْ سُنَنَ الَّذينَ مِنْ قَبْلِكُمْ وَيَتُوبَ عَلَيْكُمْ وَاللّهُ عَليمٌ حَكيمٌ

(26) yüridüllahü li yübeyyine leküm ve yehdiyeküm sünenellezine min kabliküm ve yetube aleyküm vallahü alimün hakim

Allah size beyan etmek ister size hidayet yollarını ve sizden önceki milletlerin şeriatlarını açıklayarak tövbelerinizi kabul etmek ister Allah bilen, hikmet sahibidir

1. yurîdu : diler, ister
2. allâhu : Allah
3. li yubeyyine : açıklamak için, açıklamayı
4. lekum : sizin için, size
5. ve yehdîye-kum : ve sizi hidayet etmek, ulaştırmak
6. sunene : sünnetler, Allah’ın kanunları
7. ellezîne : onlar, olanlar
8. min kabli-kum : sizden önceki
9. ve yetûbe aleykum : ve sizin tövbenizi kabul eder
10. ve allâhu : ve Allah
11. alîmun : en iyi bilen
12. hakîmun : hakîm, hüküm ve hikmet sahibi

Sayfa:82

٢٧

وَاللّهُ يُريدُ اَنْ يَتُوبَ عَلَيْكُمْ وَيُريدُ الَّذينَ يَتَّبِعُونَ الشَّهَوَاتِ اَنْ تَميلُوا مَيْلًا عَظيمًا

(27) vallahü yüridü ey yetube aleyküm ve yüridüllezine yettebiuneş şehevati en temilu meylen aziyma

Allah istiyor sizin tövbelerinizi kabul etmek şehvetlerine uyanlar ise isterler sizin büyük bir meyille sapmanızı

1. ve allâhu : ve Allah
2. yurîdu : diler, ister
3. en yetûbe aleykum : sizin tövbenizi kabul etmek
4. ve yurîdu : ve diler, ister
5. ellezîne : onlar, olanlar
6. yettebiûne : tâbî oluyorlar, uyuyorlar
7. eş şehevâti : şehvetler, şiddetli arzu, nefsin istekleri
8. en temîlû : meyletmeniz, yönelmeniz
9. meylen : meyil, yönelme
10. azîmen : büyük

٢٨

يُريدُ اللّهُ اَنْ يُخَفِّفَ عَنْكُمْ وَخُلِقَ الْاِنْسَانُ ضَعيفًا

(28) yüridüllahü ey yuhaffife anküm ve hulikal insanü daiyfa

sizden Allah hafifletmek ister insan zayıf yaratılmıştır

1. yurîdu : diler, ister
2. allâhu : Allah
3. en yuhaffife : hafifletmek
4. an-kum : sizden
5. ve hulika : ve yaratıldı
6. el insânu : insan
7. daîfen : zayıf olarak, zayıf

٢٩

يَا اَيُّهَا الَّذينَ امَنُوا لَا تَاْكُلُوا اَمْوَالَكُمْ بَيْنَكُمْ بِالْبَاطِلِ اِلَّا اَنْ تَكُونَ تِجَارَةً عَنْ تَرَاضٍ مِنْكُمْ وَلَا تَقْتُلُوا اَنْفُسَكُمْ اِنَّ اللّهَ كَانَ بِكُمْ رَحيمًا

(29) ya eyyühellezine amenu la te’külu emvaleküm beyneküm bil batili illa en tekune ticaraten an teradim minküm ve la taktülu enfüseküm innellahe kane biküm rahiyma

Ey iman edenler yemeyiniz mallarınızı aranızda batıl surette ancak bir ticaret yapmanız başka kendileriyle anlaşarak hem öldürmeyin kendi nefislerinizi şüphesiz Allah size karşı merhametlidir

1. yâ eyyuhâ : ey
2. ellezîne : onlar, olanlar
3. âmenû : âmenû oldular, ölmeden önce Allah’a ulaşmayı dilediler, îmân ettiler
4. lâ te’kulû : yemeyin
5. emvâle-kum : mallarınızı
6. beyne-kum : kendi aranızda
7. bi el bâtılı : bâtılla, haksızlıkla
8. illâ : ancak, hariç
9. en tekûne : sizin … olmanız
10. ticâreten : ticaret, alış veriş
11. an terâdın : rızanız, razı olmanız
12. min-kum : sizden, birbirinizden
13. ve lâ taktulû : ve öldürmeyin
14. enfuse-kum : nefslerinizi, kendi kendinizi, birbirinizi
15. inne : muhakkak
16. allâhe : Allah
17. kâne : oldu, idi, …dır
18. bi-kum : size, size karşı
19. rahîmen : rahim

٣٠

وَمَنْ يَفْعَلْ ذلِكَ عُدْوَانًا وَظُلْمًا فَسَوْفَ نُصْليهِ نَارًا وَكَانَ ذلِكَ عَلَى اللّهِ يَسيرًا

(30) ve mey yef’al zalike udvanev ve zulmen fe sevfe nuslihi nara ve kane zalike alellahi yesira

her kimde bunu düşmanlık ve zulüm yolu ile yaparsa biz onu ilerde ateşe atacağız bu Allah’a göre çok kolaydır

1. ve men : ve kim … ise
2. yef’al : yapar
3. zâlike : işte bu, bu
4. udvânen : düşmanlık
5. ve zulmen : ve zulüm, haksızlık
6. fe sevfe : o taktirde yakında
7. nuslî-hi : biz onu yaslayacağız
8. nâren : ateş
9. ve kâne : ve oldu, idi, …dır
10. zâlike : işte bu, bu
11. alâ allâhi : Allah’a (Allah için)
12. yesîran : kolay

٣١

اِنْ تَجْتَنِبُوا كَبَاءِرَ مَا تُنْهَوْنَ عَنْهُ نُكَفِّرْ عَنْكُمْ سَيِّاتِكُمْ وَنُدْخِلْكُمْ مُدْخَلًا كَريمًا

(31) in tectenibu kebaira ma tünhevne anhü nükeffir anküm seyyiatiküm ve nüdhilküm müdhalen kerima

eğer sakınırsanız günahların büyüklerinden yasak bildiğiniz sizin kötülüklerinizi biz örteriz ve sizi koyarız girilecek makbul yere

1. in tectenibû : eğer çekinirseniz, kaçınırsanız
2. kebâira : büyükler
3. mâ tunhevne : yasaklandığınız şeyler
4. an-hu : ondan
5. nukeffir : örteriz
6. an-kum : sizden
7. seyyiâti-kum : sizin günahlarınız
8. ve nudhıl-kum : ve sizi dahil ederiz, koyarız
9. mudhalen : dahil edilen yer, girilen yer, makam, giriş
10. kerîmen : güzel, güzel olan, ikram olunan, şerefli

٣٢

وَلَا تَتَمَنَّوْا مَا فَضَّلَ اللّهُ بِه بَعْضَكُمْ عَلى بَعْضٍ لِلرِّجَالِ نَصيبٌ مِمَّا اكْتَسَبُوا وَلِلنِّسَاءِ نَصيبٌ مِمَّا اكْتَسَبْنَ وَسَلُوا اللّهَ مِنْ فَضْلِه اِنَّ اللّهَ كَانَ بِكُلِّ شَىْءٍ عَليمًا

(32) ve la tetemennev ma faddalellahü bihi ba’daküm ala ba’d lir ricali nasiybüm mimmektesebu ve lin nisai nasiybüm mimmektesebn ves’elüllahe min fadlih innellahe kane bi külli şey’in alima

temenni etmeyin Allah’ın fazlı ile üstün kıldığı şeyleri bazılarınızı diğerlerinden, erkeğe bir pay vardır kazandıklarından kadınlarında bir payı vardır kazandıklarından Allah’ın fazlı kereminden isteyin şüphesiz Allah, her şeyi hakkı ile bilendir.

1. ve lâ tetemennev : ve temenni etmeyin
2. mâ faddala : üstün kıldığı şeyleri
3. allâhû : Allah
4. bi-hî : onunla
5. ba’da-kum : bazınızı, bir kısmınızı
6. alâ ba’dın : bazısına, bir kısmına
7. li er ricâli : erkekler için vardır
8. nasîbun : nasip, pay
9. mim-mâ iktesebû : kazandıkları şeylerden
10. ve li en nisâi : ve kadınlar için vardır
11. nasîbun : nasip, pay
12. mimmâ iktesebne : (kadınların) kazandıkları şeylerden
13. ve is’elû : ve isteyin
14. allâhe : Allah
15. min fadli-hî : onun fazlından
16. inne : muhakkak
17. allâhe : Allah
18. kâne : oldu, idi, …dır
19. bi kulli : her biri, hepsi
20. şey’in : şeyi
21. alîmen : en iyi bilen

٣٣

وَلِكُلٍّ جَعَلْنَا مَوَالِىَ مِمَّا تَرَكَ الْوَالِدَانِ وَالْاَقْرَبُونَ وَالَّذينَ عَقَدَتْ اَيْمَانُكُمْ فَاتُوهُمْ نَصيبَهُمْ اِنَّ اللّهَ كَانَ عَلى كُلِّ شَىْءٍ شَهيدًا

(33) ve li küllin cealna mevaliye mimma terakel validani vel akrabun vellezine akadet eymanüküm fe atuhüm nasiybehüm innellahe kane ala külli şey’in şehida

hepsine mirasçılar tahsis ettik bırakılan mallardan ana, baba ve akrabalarına yeminlerinizi bağladığınız kimselere onlara hakkı olan hisselerini verin şüphesiz Allah her şeye karşı Şahit bulunmaktadır

1. ve li kullin : ve hepsi için, hepsini, herkesi
2. cealnâ : kıldık
3. mevâliye : yakınları, akrabadan olan mirasçılar
4. mimmâ (min-mâ ) : şeyden
5. tereke : bıraktı
6. el vâlidâni : ana-baba
7. ve el akrabûne : ve akrabalar
8. ve ellezîne : ve onlar, o kimseler
9. akadet : akit yaptı, yeminleşti, bağladı
10. eymânu-kum : sizin yeminleriniz
11. fe âtû-hum : artık onlara verin
12. nasîbe-hum : onların nasipleri, payları
13. inne : muhakkak
14. allâhe : Allah
15. kâne : oldu, idi, …dır
16. alâ kulli şey’in : her şeye
17. şehîden : şahit

Sayfa:83

٣٤

اَلرِّجَالُ قَوَّامُونَ عَلَى النِّسَاءِ بِمَا فَضَّلَ اللّهُ بَعْضَهُمْ عَلى بَعْضٍ وَبِمَا اَنْفَقُوا مِنْ اَمْوَالِهِمْ فَالصَّالِحَاتُ قَانِتَاتٌ حَافِظَاتٌ لِلْغَيْبِ بِمَا حَفِظَ اللّهُ وَالّتى تَخَافُونَ نُشُوزَهُنَّ فَعِظُوهُنَّ وَاهْجُرُوهُنَّ فِى الْمَضَاجِعِ وَاضْرِبُوهُنَّ فَاِنْ اَطَعْنَكُمْ فَلَا تَبْغُوا عَلَيْهِنَّ سَبيلًا اِنَّ اللّهَ كَانَ عَلِيًّا كَبيرًا

(34) er ricalü kavvamune alen nisai bi ma faddalellahü ba’dahüm ala ba’div ve bi ma enfeku min emvalihim fas salihatü kanitatün hafizatül lil ğaybi bi ma hafizallah vellati tehafune nüşüzehünne fe ızuhünne vehcüruhünne fil medaciı vadribuhünn fe in eta’neküm fe la tebğu aleyhinne sebila innellahe kane aliyyen kebira

erkekler idarecilerdir kadınlar üzerinde (onları himaye eden) Allah üstün vasıfta (yaratmıştır) birini diğerinden bir de infak yaparlar (erkekler) mallarından (onun için) saliha kadınlar itaatkardırlar mahrem olan gayri emanetleri muhafaza ederler Allah (onları) muhafaza kıldığı cihetle, geçimsizliğinden korktuğunuz kadınlara (gelince) önce onlara nasihat edin ve (sonra) onları yataklarına (girmeyerek) terk edin (ve ıslah olmazlarsa) o kadınlara vurun eğer size itaat ederlerse onların aleyhinde yol aramayın şüphesiz Allah yücedir, büyüktür

1. er ricâlu : erkekler
2. kavvâmûne : kâim olanlar, idareciler, koruyup gözetenler
3. alâ en nisâi : kadınlar üzerinde
4. bi mâ : sebebiyle, dolayısıyla
5. faddala : üstün kıldı
6. allâhu : Allah
7. ba’da-hum : onların bir kısmı, bazıları
8. alâ ba’dın : bir kısmına, bazılarına, diğerlerine
9. ve bi mâ : ve sebebiyle, dolayısıyla
10. enfekû : verdiler, harcadılar
11. min emvâli-him : mallarından, kendi mallarından
12. fe es sâlihâtu : bu sebeble, bu bakımdan salih kadınlar, nefsini tezkiye eden kadınlar
13. kânitâtun : kanitindir, saygılı ve itaatkârdır
14. hâfizâtun : muhafaza edendir, koruyucudur
15. li el gaybi : gaybda, olmadığı zaman, yokken
16. bi mâ : sebebiyle, dolayısıyla
17. hafiza : korudu
18. allâhu : Allah
19. ve ellâtî : ve onlar (kadınlar)
20. tehâfûne : korkarsınız
21. nuşûze-hunne : onların itaatsizliklerinden, baş kaldırmalarından
22. fe ızû-hunne : … ise onlara öğüt verin, nasihat edin
23. ve uhcurû-hunne : ve onlardan ayrılın, yaklaşmayın, yalnız bırakın
24. fî el medâciı : yataklarında
25. vadrıbû-hunne : ve onlara vurun
26. fe : bundan sonra, artık
27. in ata’ne-kum : eğer size itaat ederlerse
28. fe : bundan sonra, artık
29. lâ tebgû : aramayın
30. aleyhinne : onlara, onların üzerine (aleyhine)
31. sebîlen : bir yol
32. inne allâhe : muhakkak ki Allah
33. kâne : oldu, idi, …dır
34. aliyyen : âli, yüce
35. kebîren : büyük

٣٥

وَاِنْ خِفْتُمْ شِقَاقَ بَيْنِهِمَا فَابْعَثُوا حَكَمًا مِنْ اَهْلِه وَحَكَمًا مِنْ اَهْلِهَا اِنْ يُريدَا اِصْلَاحًا يُوَفِّقِ اللّهُ بَيْنَهُمَا اِنَّ اللّهَ كَانَ عَليمًا خَبيرًا

(35) ve in hiftüm şikaka beynihima feb’asu hakemem min ehlihi ve hakemem min ehliha iy yürida islahay yüveffikıllahü beynehüma innellahe kane alimen habira

eğer korkarsanız karı kocanın arasının açılmasından onlara bir hakem (gönderin) erkeğin ailesinden bir hakem de kadının ailesinden eğer barışmak isterlerse Allah ikisinin arasında muvaffakiyet verir şüphesiz Allah her şeyi bilen, her şeyden haberi olandır

1. ve in hıftum : ve eğer korkarsanız
2. şıkâka : ayrılık, açılma
3. beyni-himâ : onların ikisinin arası
4. fe ib’asû : o taktirde görevlendirin, gönderin
5. hakemen : bir hakem
6. min ehli-hî : onun (erkeğin) ailesinden
7. ve hakemen : ve bir hakem
8. min ehli-hâ : onun (kadının) ailesinden
9. in yurîdâ : ikisi isterse
10. ıslâhan : ıslâh etme, düzelme
11. yuveffikı : muvaffak eder, başarılı kılar
12. allâhu : Allah
13. beyne-humâ : ikisinin, onların araları
14. inne : muhakkak
15. allâhe : Allah
16. kâne : oldu, idi, …dır
17. alîmen : en iyi bilen
18. habîren : haberdar olan

٣٦

وَاعْبُدُوا اللّهَ وَلَا تُشْرِكُوا بِه شَيًا وَبِالْوَالِدَيْنِ اِحْسَانًا وَبِذِى الْقُرْبى وَالْيَتَامى وَالْمَسَاكينِ وَالْجَارِ ذِى الْقُرْبى وَالْجَارِ الْجُنُبِ وَالصَّاحِبِ بِالْجَنْبِ وَابْنِ السَّبيلِ وَمَا مَلَكَتْ اَيْمَانُكُمْ اِنَّ اللّهَ لَا يُحِبُّ مَنْ كَانَ مُخْتَالًا فَخُورًا

(36) va’büdüllahe ve la tüşriku bihi şey’ev ve bil valideyni ihsanev ve bizil kurba vel yetama vel mesakini vel cari zil kurba vel caril cünübi ves sahibi bil cenbi vebnis sebili ve ma meleket eymanüküm innellahe la yühibbü men kane muhtalen fehura

Allah’a ibadet edin ona hiçbir şeyi ortak koşmayın ana, babaya iyilik edin akrabaya da miskinlere ve yetimlere yakın komşuya uzak komşuya ve yakın arkadaşa yoldan geçenlere ve sahip olduğunuz kölelere de (iyilik edin) şüphesiz Allah sevmez kendini büyük gören, övünen kimseyi

1. va’budû (ve u’budû) : ve kul olun
2. allâhe : Allah
3. ve lâ tuşrikû : ve ortak koşmayın
4. bi-hî : ona
5. şey’en : bir şeyi
6. ve bi el vâlideyni : ve ana babaya
7. ihsânen : ihsanla davranma, iyilik etme
8. ve : ve
9. bi zî el kurbâ : yakınlık sahip olana, akrabaya
10. ve el yetâmâ : ve yetimler
11. ve el mesâkîni : ve miskinler, çalışamayacak durumdaki yaşlılar
12. ve el câri : ve komşu
13. : sahip
14. el kurbâ : yakın, yakınlık
15. ve el câri : ve komşu
16. el cunubi : uzak
17. ve es sâhıbi : ve arkadaş, eş
18. bi el cenbi : yanınızdakine, yakınınızdakine
19. ve ibni : ve oğul
20. es sebîli : yol
21. ve : ve
22. mâ meleket : sahip olduklarınız
23. eymânu-kum : ellerinizin altında
24. inne : muhakkak
25. allâhe : Allah
26. lâ yuhıbbu : sevmez
27. men : kimse, kişi
28. kâne : oldu, idi, …dır
29. muhtâlen : böbürlenen, kibirli
30. fehûren : övünen (kendinle iftihar eden)

٣٧

اَلَّذينَ يَبْخَلُونَ وَيَاْمُرُونَ النَّاسَ بِالْبُخْلِ وَيَكْتُمُونَ مَا اتيهُمُ اللّهُ مِنْ فَضْلِه وَاَعْتَدْنَا لِلْكَافِرينَ عَذَابًا مُهينًا

(37) ellezine yebhalune ve ye’mürunen nase bil buhli ve yektümune ma atahümüllahü min fadlih ve a’tedna lil kafirine azabem mühina

o kimseler ki cimridirler insanlara cimriliği emrederler gizlerler Allah’ın kendilerine verdiği şeylerden fazlı kereminden biz hazırladık bu kafirlere aşağılayıcı bir azap

1. ellezîne : onlar
2. yebhalûne : cimrilik ederler
3. ve ye’murûne : ve emrederler
4. en nâse : insanlar
5. bi el buhli : cimrilik ile, cimriliği
6. ve yektumûne : ve ketmederler, gizlerler
7. : şey
8. âtâ-hum(u) : onlara verdi, kendilerine verdi
9. allâhu : Allah
10. min fadlı-hî : onun fazlından, kendi fazlından
11. ve a’tednâ : ve biz hazırladık
12. li el kâfirîne : kâfirler için
13. azâben : azap
14. muhînen : alçaltıcı, rüsvay edici

Sayfa:84

٣٨

وَالَّذينَ يُنْفِقُونَ اَمْوَالَهُمْ رِءَاءَ النَّاسِ وَلَا يُؤْمِنُونَ بِاللّهِ وَلَا بِالْيَوْمِ الْاخِرِ وَمَنْ يَكُنِ الشَّيْطَانُ لَهُ قَرينًا فَسَاءَ قَرينًا

(38) vellezine yünfikune emvalehüm riaen nasi ve la yü’minune billahi ve la bil yevmil ahir ve mey yeküniş şeytanü lehu karinen fe sae karina

o kimseler ki sarf ederler mallarını insanlara gösteriş için iman etmezler Allah’a ve âhiret gününe şeytan kime, arkadaş olursa o ne kötü arkadaştır

1. ve ellezîne : ve onlar
2. yunfıkûne : infak ederler, verirler, harcarlar
3. emvâle-hum : onların malları, kendi malları
4. riâe : riya, gösteriş
5. en nâsi : insanlar
6. ve lâ yu’minûne : ve îmân etmezler
7. bi : …’a
8. allâhi : Allah
9. ve lâ : ve değil, olmaz
10. bi el yevmi el âhiri : son gün, ahir gün
11. ve men : ve kim
12. yekun : olur
13. eş şeytânu : şeytan
14. lehu : onun, ona, kendisine
15. karînen : yakın arkadaş, arkadaşlık
16. fe : işte bu
17. sâe : kötü
18. karînen : yakın arkadaş, arkadaşlık

٣٩

وَمَاذَا عَلَيْهِمْ لَوْ امَنُوا بِاللّهِ وَالْيَوْمِ الْاخِرِ وَاَنْفَقُوا مِمَّا رَزَقَهُمُ اللّهُ وَكَانَ اللّهُ بِهِمْ عَليمًا

(39) ve maza aleyhim lev amenu billahi vel yevmil ahiri ve enfeku mimma razekahümüllah ve kanellahü bihim alima

ne olurdu bunlar Allah’a ve âhiret gününe iman etselerdi infakta bulunsalardı Allah’ın onlara verdiği rızıktan Allah onları bilicidir

1. ve mâzâ : ve ne olur, niçin
2. aleyhim : onlar, onlara
3. lev : keşke, olsa, ise
4. âmenû : îmân ettiler
5. bi allâhi : Allah’a
6. ve yevmi : ve gün
7. el âhıri : ahir, sonraki
8. ve enfekû : ve infak ettiler (Allah için) harcadılar
9. razaka-hum(u) : onları rızıklandırdı
10. allâhu : Allah
11. ve kâne : ve oldu, …dır
12. allâhu : Allah
13. bi-him : onları
14. alîmen : en iyi bilen

٤٠

اِنَّ اللّهَ لَا يَظْلِمُ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ وَاِنْ تَكُ حَسَنَةً يُضَاعِفْهَا وَيُؤْتِ مِنْ لَدُنْهُ اَجْرًا عَظيمًا

(40) innellahe la yazlimü miskale zerrah ve in tekü hasenetey yüdaifha ve yü’ti mil ledünhü ecran aziyma

şüphesiz Allah zerre miktarı zulüm etmez eğer bir iyilik olursa onu kat kat artırır ona kendi katından verir çok büyük bir ecir

1. inne : muhakkak
2. allâhe : Allah
3. lâ yazlimu : zulmetmez, haksızlık yapmaz
4. miskâle : ölçü, ağırlık, miktar, kadar
5. zerretin : bir zerre, en küçük miktar
6. ve in : ve eğer
7. teku : olur
8. haseneten : iyilik, hayır
9. yudâıf-hâ : onu kat kat arttırır
10. ve yu’ti : ve verir
11. min ledun-hu : kendi katından
12. ecren : ecir, karşılık, mükâfat
13. azîmen : büyük

٤١

فَكَيْفَ اِذَا جِءْنَا مِنْ كُلِّ اُمَّةٍ بِشَهيدٍ وَجِءْنَا بِكَ عَلى هؤُلَاءِ شَهيدًا

(41) fe keyfe iza ci’na min külli ümmetim bi şehidiv ve ci’nabike ala haülai şehida

getirdiğimiz zaman nasıl olacak (halleri) her ümmete bir şahit seni de tuttuğumuz (zaman) onların üzerine şahit

1. fe keyfe : artık, o zaman nasıl olur, nasıl olacak
2. izâ : olduğu zaman
3. ci’nâ…(bi) : getirdik
4. min kulli : hepsinden, her birinden
5. ummetin : ümmet
6. bi şehîdin : şahit
7. ve ci’nâ …(bi) : ve getirdik
8. ke : seni
9. alâ hâulâi : onların üzerine
10. şehîden : şahit olarak

٤٢

يَوْمَءِذٍ يَوَدُّ الَّذينَ كَفَرُوا وَعَصَوُا الرَّسُولَ لَوْ تُسَوّى بِهِمُ الْاَرْضُ وَلَا يَكْتُمُونَ اللّهَ حَديثًا

(42) yevmeiziy yeveddüllezine keferu ve asavür rasule lev tüsevva bihimül ard ve la yektümunellahe hadisa

o kimseler o gün şöyle temenni eder resulü inkar edip, isyan eden kendileri yerle bir edilselerdi Allah’tan (gelen) bir sözü de gizlememiş (olsalardı)

1. yevme izin : izin günü
2. yeveddu : ister, temenni eder
3. ellezîne : onlar, olanlar
4. keferû : inkâr ettiler, kâfir oldular
5. ve asavû : ve asi oldular
6. er resûle : resûl, elçi
7. lev : keşke, olsa
8. tusevvâ : sevva olma, yerle bir olma
9. bi-him : onları, kendileri
10. el ardu : arz, yeryüzü, yer
11. ve lâ yektumûne : ve gizleyemezler
12. allâhe : Allah
13. hadîsen : söz

٤٣

يَا اَيُّهَا الَّذينَ امَنُوا لَا تَقْرَبُوا الصَّلوةَ وَاَنْتُمْ سُكَارى حَتّى تَعْلَمُوا مَا تَقُولُونَ وَلَا جُنُبًا اِلَّا عَابِرى سَبيلٍ حَتّى تَغْتَسِلُوا وَاِنْ كُنْتُمْ مَرْضى اَوْ عَلى سَفَرٍ اَوْ جَاءَ اَحَدٌ مِنْكُمْ مِنَ الْغَاءِطِ اَوْلمَسْتُمُ النِّسَاءَ فَلَمْ تَجِدُوا مَاءً فَتَيَمَّمُوا صَعيدًا طَيِّبًا فَامْسَحُوا بِوُجُوهِكُمْ وَاَيْديكُمْ اِنَّ اللّهَ كَانَ عَفُوًّا غَفُورًا

(43) ya eyyühellezine amenu la takrabus salate ve entüm sükara hatta ta’lemu ma tekulune ve la cünüben illa abiri sebilin hatta tağtesiluv ve in küntüm merda ev ala seferin ev cae ehadüm minküm minel ğaiti ev lamestümün nisae fe lem tecidu maen fe teyemmemu saiyden tayyiben femsehu bi vücuhiküm ve eydiküm innellahe kane afüvven ğafura

ey iman edenler namaza yaklaşmayın sizler sarhoşken hatta ne söylediğinizi bilinceye (kadar) cünuplu iken yaklaşmayın yola çıkmış yolcu olmanız istisna ancak yıkandıktan sonra (varın) eğer hasta olur veya yolculukta yahut biriniz ayak yolundan gelirse yahut kadınla temasta bulunup da su bulamazsanız o zaman teyemmüm edin temiz bir toprak (ile) mesh edin sizler yüzlerinizi ve ellerinizi şüphesiz Allah affedici, bağışlayıcıdır

1. yâ eyyuhâ : ey
2. ellezîne : onlar, olanlar
3. âmenû : âmenû oldular, îmân ettiler
4. lâ takrabû : yaklaşmayın
5. es salâte : namaz
6. ve entum : ve siz
7. sukârâ : sarhoşlar
8. hattâ : hatta, oluncaya kadar
9. ta’lemû : siz biliyorsunuz
10. : ne
11. tekûlûne : söylüyorsunuz
12. ve lâ : ve olmaz
13. cunuben : cünup olarak
14. illâ : hariç
15. âbirî : gelip geçenler, yolcular
16. sebîlin : yol
17. hattâ : hatta, oluncaya kadar
18. tagtesilû : yıkanın, gusül abdesti alın
19. ve in : ve eğer
20. kuntum : siz oldunuz
21. ev : veya
22. mardâ : hasta
23. alâ : üzerinde, …’de
24. seferin : yolculuk
25. ev : veya
26. câe : geldi
27. ehadun : biri, birisi
28. min-kum : sizden
29. min el gâiti : tuvaletten
30. ev : veya
31. lâmestum : yaklaşıp dokundunuz (cinsi temasta bulundunuz)
32. en nisâe : kadınlar
33. fe : fakat
34. lem tecidû : bulamadınız
35. mâen : su
36. fe teyemmemû : o taktirde teyemmüm edin
37. saîden : toprak
38. tayyiben : temiz
39. fe imsehû : sonra onu mesh edin, sürün
40. bi vucûhi-kum : yüzlerinize
41. ve eydî-kum : ve elleriniz
42. inne : muhakkak
43. allâhe : Allah
44. kâne : oldu, …dır
45. afuvven : affeden
46. gafûran : mağfiret eden

٤٤

اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذينَ اُوتُوا نَصيبًا مِنَ الْكِتَابِ يَشْتَرُونَ الضَّلَالَةَ وَيُريدُونَ اَنْ تَضِلُّوا السَّبيلَ

(44) e lem tera ilellezine utu nasiybem minel kitabi yeşteruned dalalete ve yüridune en tedillüs sebil

görmez misin? kendilerine kitaptan nasip verilenleri dalaleti satın alıyorlar istiyorlar (sizin de) dalalet yoluna gitmenizi

1. e : mi
2. lem tere : görmedin
3. ilâ ellezîne : onları
4. ûtû : verildi
5. nasîben : nasip, hisse, pay
6. min el kitâbi : Kitab’dan
7. yeşterûne : satın alıyorlar
8. ed dalâlete : dalâleti, sapıklığı
9. ve yurîdûne : ve istiyorlar
10. en tedıllu : dalâlette kalmanızı, sapmanızı
11. es sebîle : yol

Sayfa:85

٤٥

وَاللّهُ اَعْلَمُ بِاَعْدَاءِكُمْ وَكَفى بِاللّهِ وَلِيًّا وَكَفى بِاللّهِ نَصيرًا

(45) vallahü a’lemü bi a’daiküm ve kefa billahi veliyyev ve kefa billahi nasiyra

Allah daha iyi bilir sizin düşmanlarınızı Allah dost olarak kafidir yardım edici olarak Allah yeter

1. ve allâhu : ve Allah
2. a’lemu : en iyi bilir
3. bi a’dâi-kum : sizin düşmanlarınızı
4. ve kefâ bi : ve kâfi
5. allâhi : Allah
6. veliyyen : veli olarak, dost olarak
7. ve kefâ bi : ve kâfi
8. allâhi : Allah
9. nasîran : yardımcı olarak

٤٦

مِنَ الَّذينَ هَادُوا يُحَرِّفُونَ الْكَلِمَ عَنْ مَوَاضِعِه وَيَقُولُونَ سَمِعْنَا وَعَصَيْنَا وَاسْمَعْ غَيْرَ مُسْمَعٍ وَرَاعِنَا لَيًّا بِاَلْسِنَتِهِمْ وَطَعْنًا فِى الدّينِ وَلَوْ اَنَّهُمْ قَالُوا سَمِعْنَا وَاَطَعْنَا وَاسْمَعْ وَانْظُرْنَا لَكَانَ خَيْرًا لَهُمْ وَاَقْوَمَ وَلكِنْ لَعَنَهُمُ اللّهُ بِكُفْرِهِمْ فَلَا يُؤْمِنُونَ اِلَّا قَليلًا

(46) minellezine hadu yüharrifunel kelime am mevadııhi ve yekulune semi’na ve asayna vesma’ ğayra müsmeiv ve raina leyyem bi elsinetihim ve ta’nen fid din ve lev ennehüm kalu semi’na ve eta’na vesma’ venzurna lekane hayral lehüm ve akveme ve lakil leanehümüllahü bi küfrihim fe la yü’minune illa kalila

yahudilerin bir kısmı tahrifat yapıyorlar kelimeleri yerlerinden (değiştirerek) işittik ve isyan ettik diyorlar dinle işitmez olası raina (diyorlar) dillerini bükerek dine saldırıyorlar şüphesiz onlar demiş olsalardı işittik ve itaat ettik dinle ve bize bak (deselerdi) elbette olurdu onlar için hayırlı ve daha doğru lâkin Allah onları lanetlemiştir küfürleri yüzünden artık iman etmezler ancak pek azı

1. min ellezîne : onlardan bir kısmı
2. hâdû : yahudiler
3. yuharrifûne : tahrif ederler, bozarlar
4. el kelime : kelime
5. an mevâdıı-hî : onun konulduğu yerden
6. ve yekûlûne : ve diyorlar
7. semi’nâ : biz işittik
8. ve asaynâ : ve isyan ettik
9. ve isma’ : ve işit
10. gayra : olmayan, …olmaz
11. musmeın : işiten
12. ve râınâ : ve (yahudi dilinde) “ahmak” (hakaret etmek için kullanılır (arap dilinde harf farkı olmasına rağmen ses benzerliğinden dolayı, “bize bak” anlamında)
13. leyyen : eğip bükerek
14. bi elsineti-him : kendi dillerini, dillerini
15. ve ta’nan : ve yererek
16. fî ed dîni : dîn hakkında, din konusunda, dinde, dini
17. ve lev : ve eğer olsa
18. enne-hum : onların….olması
19. kâlû : dediler
20. semi’nâ : biz işittik
21. ve ata’nâ : ve biz itaat ettik
22. ve isma’ : ve duy, işit
23. ve unzurnâ : ve bize nazar et, bak
24. le kâne : elbette olurdu
25. hayran : daha hayırlı
26. lehum : onlar için, kendileri için
27. ve akveme : ve kavî, kuvvetli, daha sağlam , daha iyi
28. ve lâkin : fakat
29. leane-hum(u) : onları lânetledi
30. allâhu : Allah
31. bi kufri-him : küfürleri sebebiyle
32. fe : artık
33. lâ yu’minûne : îmân etmezler
34. illâ : hariç
35. kalîlen : pek azı

٤٧

يَا اَيُّهَا الَّذينَ اُوتُوا الْكِتَابَ امِنُوا بِمَا نَزَّلْنَا مُصَدِّقًا لِمَا مَعَكُمْ مِنْ قَبْلِ اَنْ نَطْمِسَ وُجُوهًا فَنَرُدَّهَا عَلى اَدْبَارِهَا اَوْ نَلْعَنَهُمْ كَمَا لَعَنَّا اَصْحَابَ السَّبْتِ وَكَانَ اَمْرُ اللّهِ مَفْعُولًا

(47) ya eyyühellezine utül kitabe aminu bi ma nezzelna müsaddikal li ma meaküm min kabli en natmise vücuhen fe neruddeha ala edbariha ev nel’anehüm ke ma leanna ashabes sebt ve kane emrullahi mef’ula

ey kendilerine kitap verilenler indirdiğimiz bu kitaba iman edin beraberinizde bulunan kitabı tasdik üzere yüzlerini silmeden önce onların yüzlerini arkalarına çevirmeden önce veya onları lanetleriz ashab-ı sebt-i lanetlediğimiz gibi Allah’ın emri fiil olarak zahire çıkmıştır

1. yâ eyyuhâ : ey
2. ellezîne : onlar, …olanlar
3. ûtû : verildi
4. el kitâbe : kitap
5. âminû : îmân edin
6. bi- mâ : şeye
7. nezzelnâ : biz indirdik
8. musaddikan : tasdik edici olarak
9. li mâ : şeyi, olanı
10. mea-kum : sizinle beraber, yanınızda
11. min kabli : önce den, önce
12. en natmise : dümdüz etmemiz, silmemiz
13. vucûhen : yüzler
14. fe nerudde-hâ : böylece onu çeviririz
15. alâ : …’a
16. edbâri-hâ : onun arkası
17. ev : veya
18. nel’ane-hum : onlara lânet ederiz
19. kemâ : gibi
20. leannâ : lânet ettik
21. ashâbe : sahib, halk
22. es sebti : cumartesi günü
23. ve kâne : ve oldu
24. emru : emir, iş
25. allâhi : Allah
26. mef’ûlen : yapılmış, yerine gelmiştir

٤٨

اِنَّ اللّهَ لَا يَغْفِرُ اَنْ يُشْرَكَ بِه وَيَغْفِرُ مَا دُونَ ذلِكَ لِمَنْ يَشَاءُ وَمَنْ يُشْرِكْ بِاللّهِ فَقَدِ افْتَرى اِثْمًا عَظيمًا

(48) innellahe la yağfiru eyyüşrake bihi ve yağfiru ma dune zalike li mey yeşa’ ve mey yüşrik billahi fe kadiftera ismen aziyma

şüphesiz Allah bağışlamaz kendisine şirk koşanları ama ondan başka hususları bağışlar dilediği kimselerden kim Allah’a şirk koşarsa muhakkak iftira etmiştir çok büyük günah ile

1. inne : muhakkak
2. allâhe : Allah
3. lâ yagfiru : bağışlamaz, affetmez, mağfiret etmez
4. en yuşreke : ortak koşulması
5. bi-hî : ona
6. ve yagfiru : ve bağışlar, affeder, mağfiret eder
7. : şey
8. dûne : başka, dışında
9. zâlike : bu
10. li men : kimi, kimse için
11. yeşâu : diler
12. ve men : ve kim
13. yuşrik : ortak koşar
14. bi allâhi : Allah’a
15. fe kad : o taktirde olmuştur
16. ifterâ : iftira etti
17. ismen : günah işleyerek
18. azîmen : büyük

٤٩

اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذينَ يُزَكُّونَ اَنْفُسَهُمْ بَلِ اللّهُ يُزَكّى مَنْ يَشَاءُ وَلَا يُظْلَمُونَ فَتيلًا

(49) e lem tera ilellezine yüzekkune enfüsehüm belillahü yüzekki mey yeşaü ve la yüzlemune fetila

görmez misin? nefislerini temiz çıkaranları hayır, Allah dilediğini temize çıkarır kıl kadar zulüm yapılmaz

1. e lem tere : görmedin mi?
2. ilâ ellezine : onları
3. yuzekkûne : tezkiye ederler, temize çıkarırlar
4. enfuse-hum : kendi nefslerini, kendilerini
5. bel : hayır, öyle değil
6. allâhu : Allah
7. yuzekkî : tezkiye eder
8. men : kişi, kimse
9. yeşâu : diler
10. ve lâ yuzlemûne : ve zulmedilmez, zulüm olunmazlar
11. fetîlen : hurma çekirdeğinin ipliği kadar, zerre kadar

٥٠

اُنْظُرْ كَيْفَ يَفْتَرُونَ عَلَى اللّهِ الْكَذِبَ وَكَفى بِه اِثْمًا مُبينًا

(50) ünzur keyfe yefterune alellahül kezib ve kefa bihi ismem mübina

bak nasılda uyduruyorlar Allah’a karşı yalan (bu) ona kafidir açık bir günah (olarak)

1. unzur : bak
2. keyfe : nasıl
3. yefterûne : iftira ediyorlar
4. alâ allâhi : Allah’a
5. el kezibe : yalan
6. ve kefâ : ve
7. ismen : günah
8. mubînen : açıkça , apaçık

٥١

اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذينَ اُوتُوا نَصيبًا مِنَ الْكِتَابِ يُؤْمِنُونَ بِالْجِبْتِ وَالطَّاغُوتِ وَيَقُولُونَ لِلَّذينَ كَفَرُوا هؤُلَاءِ اَهْدى مِنَ الَّذينَ امَنُوا سَبيلًا

(51) e lem tera ilellezine utu nesiybem minel kitabi yü’minune bil cibti vet tağuti ve yekulune lillezine keferu haülai ehda minellezine amenu sebila

görmez misin? kendilerine kitaptan nasip verilenler kahin ve madde ilmi ile uğraşanlara inanıyorlar tağut sistemleri küfreden kimseler için diyorlar işte bunlar daha doğru yoldalar iman edenlerin yolundan

1. e lem tere : görmedin mi?
2. ilâ ellezine : onları, … olan kimseleri, … olanları
3. ûtû : verildi
4. nasîben : nasip, hisse, pay
5. min el kitâbi : Kitab’tan
6. yu’minûne : îmân ediyorlar, inanıyorlar
7. bi el cibti : Allah’tan başka ibadet edilen şeyler (kahinler, mabudlar, put …vs. bâtıl olan her şey)
8. ve et tâgûti : ve tagut, insan ve cin şeytanlar
9. ve yekûlûne : ve diyorlar
10. li ellezine : onlara, … olan kimselere
11. keferû : inkâr ettiler
12. hâulâi : bunlar
13. ehdâ : daha yakın
14. min ellezine : onlardan
15. âmenû : âmenu oldular,îmân ettiler
16. sebîlen : yol

Sayfa:86

٥٢

اُولءِكَ الَّذينَ لَعَنَهُمُ اللّهُ وَمَنْ يَلْعَنِ اللّهُ فَلَنْ تَجِدَ لَهُ نَصيرًا

(52) ülaikel lezine leanehümüllah ve mey yel’anillahü fe len tecide lehu nesiyra

işte o kimseler Allah’ın lanetlediği kimselerdir kime Allah lanet ederse ona asla bir yardımcı bulamazsın

1. ulâike : işte onlar
2. ellezîne : onlar, … olanlar
3. leane-hum(u) : onlara lânet etti
4. allâhu : Allah
5. ve men : ve kim, kimi
6. yel’ani : lânet eder
7. allâhu : Allah
8. fe : artık
9. len : asla olmaz
10. tecide : bulunmak
11. nasîran : bir yardımcı

٥٣

اَمْ لَهُمْ نَصيبٌ مِنَ الْمُلْكِ فَاِذًا لَا يُؤْتُونَ النَّاسَ نَقيرًا

(53) em lehüm nesiybüm minel mülki fe izel la yü’tunen nase nekıyra

yoksa onların var mı? mülkten bir hisseleri öyle olsaydı vermezlerdi insanlara bir çekirdek filizi (dahi)

1. em : yoksa
2. lehum : onların var
3. nasîbun : nasip, hisse, pay
4. min el mulki : mülk, saltanat, hükümdarlık
5. fe izen : öyle olsa
6. lâ yu’tûne : vermezler
7. en nâse : insanlar
8. nekîren : çekirdek, hurma çekirdeği (hurma çekirdeği üzerindeki yarık)

٥٤

اَمْ يَحْسُدُونَ النَّاسَ عَلى مَا اتيهُمُ اللّهُ مِنْ فَضْلِه فَقَدْ اتَيْنَا الَ اِبْرهيمَ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَاتَيْنَاهُمْ مُلْكًا عَظيمًا

(54) em yahsüdunen nase ala ma ata hümüllahü min fadlih fe kad ateyna ale ibrahimel kitabe vel hikmete ve ateynahüm mülken aziyma

yoksa haset mi ediyorlar diğer insanlara verdiği nimetlere Allah’ın lütfu fazlından muhakkak biz verdik al-i ibrahim’e kitabı ve hikmeti onlara verdik çok büyük mülk de

1. em : yoksa …mı
2. yahsudûne : haset ediyorlar, çekemiyorlar
3. en nâse : insanlar
4. alâ : …’a
5. : şey
6. âtâ-hum(u) : onlara verdi
7. allâhu : Allah
8. min fadlı-hî : kendi fazlından
9. fe kad : oysa olmuştu
10. âteynâ : biz verdik
11. âle : aile, soy
12. ibrâhîme : Hz. İbrâhîm
13. el kitâbe : kitap
14. ve el hikmete : ve hikmet
15. ve âteynâ-hum : ve biz onlara verdik
16. mulken : mülk, iktidar, saltanat
17. azîmen : büyük

٥٥

فَمِنْهُمْ مَنْ امَنَ بِه وَمِنْهُمْ مَنْ صَدَّ عَنْهُ وَكَفى بِجَهَنَّمَ سَعيرًا

(55) fe minhüm men amene bihi ve minhüm men sadde anh ve kefa bi cehenneme seiyra

onlardan bazıları ona iman etti onlardan kimisi ondan vazgeçti (bunlara) cehennem alevi kafidir

1. fe : artık
2. min-hum : onlardan
3. men : kim, kimi
4. âmene : îmân etti
5. bi-hî : ona
6. ve : ve
7. min-hum : onlardan
8. men : kim, kimi
9. sadde : yüz çevirdi
10. an-hu : ondan
11. ve : ve
12. kefâ : kâfi, yeterli
13. bi cehenneme : cehennem
14. saîran : alevli ateş

٥٦

اِنَّ الَّذينَ كَفَرُوا بِايَاتِنَا سَوْفَ نُصْليهِمْ نَارًا كُلَّمَا نَضِجَتْ جُلُودُهُمْ بَدَّلْنَاهُمْ جُلُودًا غَيْرَهَا لِيَذُوقُوا الْعَذَابَ اِنَّ اللّهَ كَانَ عَزيزًا حَكيمًا

(56) innellezine keferu bi ayatina sevfe nuslihim nara küllema nedicet cüludühüm beddelnahüm cüluden ğayraha li yezukul azab innellahe kane azizen hakima

şüphesiz ayetlerimizi inkar edenleri ilerde onları ateşe sokacağız her ne zaman kavrulsa onların derileri onları değiştireceğiz başka derilerle azabı tatsınlar diye şüphesiz Allah güçlüdür, hikmet sahibidir

1. inne : muhakkak
2. ellezîne : onlar, olanlar
3. keferû : inkâr ettiler
4. bi âyâti-nâ : âyetlerimizi
5. sevfe : yakında, ileride
6. nuslî-him : onları yaslayacağız, atacağız
7. nâran : ateş
8. kullemâ : her defasında
9. nadicet : yandı, kavruldu
10. culûdu-hum : onların derileri
11. beddelnâ-hum : onları değiştirdik
12. culûden : deriler
13. gayre-hâ : ondan başkası, başka
14. li yezûkû : tatmaları için
15. el azâbe : azabı
16. inne : muhakkak
17. allâhe : Allah
18. kâne : oldu, idi, …dır
19. azîzen : aziz, üstün
20. hakîmen : hüküm ve hikmet sahibi

٥٧

وَالَّذينَ امَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ سَنُدْخِلُهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرى مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِدينَ فيهَا اَبَدًا لَهُمْ فيهَا اَزْوَاجٌ مُطَهَّرَةٌ وَنُدْخِلُهُمْ ظِلًّا ظَليلًا

(57) vellezine amenu ve amilus salihati senüdhilühüm cennatin tecri min tahtihel enharu halidine fiha ebeda lehüm fiha ezvacüm mutahharatüv ve nüdhilühüm zillen zalila

iman edip salih amel işleyenleri cennetlere koyacağız altından nehirler akan orada ebedi olarak kalacaklar orada onlara tertemiz zevceler vardır onları koyacağız gölgelendirilecek bir gölgeye

1. ve : ve
2. ellezîne : onlar, olanlar
3. âmenû : âmenû oldular, îmân ettiler
4. amilû es sâlihâti : nefsi ıslah edici, tezkiye edici amel yaptılar
5. se nudhılu-hum : yakında onları dahil edeceğiz, koyacağız
6. cennâtin : cennetler
7. tecrî : akar
8. min tahti-hâ : onun altından
9. el enhâru : nehirler
10. hâlidîne : devamlı kalacak olanlar
11. fî-hâ : orada
12. ebeden : ebediyyen
13. lehum : onlar için vardır
14. fî-hâ : orada
15. ezvâcun : zevceler, eşler
16. mutahharatun : tertemiz, temiz olan, temiz
17. ve nudhılu- hum : ve onları dahil edeceğiz, koyacağız
18. zıllen : gölge
19. zalîlen : devamlı ve güzel gölgeli

٥٨

اِنَّ اللّهَ يَاْمُرُكُمْ اَنْ تُؤَدُّوا الْاَمَانَاتِ اِلى اَهْلِهَا وَاِذَا حَكَمْتُمْ بَيْنَ النَّاسِ اَنْ تَحْكُمُوا بِالْعَدْلِ اِنَّ اللّهَ نِعِمَّا يَعِظُكُمْ بِه اِنَّ اللّهَ كَانَ سَميعًا بَصِيرًا

(58) innellahe ye’müruküm en tüeddül emanati ila ehliha ve iza hakemtüm beynen nasi en tahkümü bil adl innellahe niimma yeizuküm bih innellahe kane semiam basiyra

şüphesiz Allah size emreder emaneti ehline bırakmanızı insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adalet ile hüküm vermenizi (emreder) şüphesiz Allah bununla size ne güzel vaiz veriyor şüphesiz Allah işiten görendir

1. inne : muhakkak
2. allâhe : Allah
3. ye’muru-kum : size emrediyor
4. en tueddû : iade etmeniz, teslim etmeniz
5. el emânâti : emanetler
6. ilâ : …’e
7. ehli-hâ : onun ahli, sahibi
8. ve izâ : ve … olduğu zaman
9. hakemtum : siz hakemlik yaptınız, hüküm verdiniz
10. beyne : arasında
11. en nâsi : insanlar
12. en tahkumû : hükmetmeniz
13. bi el adli : adalet ile
14. inne : muhakkak
15. allâhe : Allah
16. niımmâ : ne güzel
17. yeızu-kum : size vaaz eder, öğür veriyor
18. bi-hî : onunla
19. inne : muhakkak
20. allâhe : Allah
21. kâne : oldu, idi, …dır
22. semîan : en iyi işiten
23. basîran : en iyi gören

٥٩

يَا اَيُّهَا الَّذينَ امَنُوا اَطيعُوا اللّهَ وَاَطيعُوا الرَّسُولَ وَاُولِى الْاَمْرِ مِنْكُمْ فَاِنْ تَنَازَعْتُمْ فى شَىْءٍ فَرُدُّوهُ اِلَى اللّهِ وَالرَّسُولِ اِنْ كُنْتُمْ تُؤْمِنُونَ بِاللّهِ وَالْيَوْمِ الْاخِرِ ذلِكَ خَيْرٌ وَاَحْسَنُ تَاْويلًا

(59) ya eyyühellezine amenu etiy’ullahe ve etiy’ur rasule ve ülil emri minküm fe in tenaze’tüm fi şey’in fe rudduhü ilellahi ver rasuli in küntüm tü’minune billahi vel yevmil ahir zalike hayruv ve ahsenü te’vila

ey iman edenler Allah’a itaat edin resule itaat edin sizden olan ulul-emre (de) anlaşmazlığa düştünüz mü? bir şey hakkında onu hemen arz edin Allah’a ve resulüne eğer sizler inanıyorsanız Allah’a ve âhiret gününe bu daha hayırlı hem de tabir olarak daha güzeldir

1. yâ eyyuhâ : ey
2. ellezîne : olanlar
3. âmenû : âmenû oldular, îmân ettiler
4. atîû : itaat edin
5. allâhe : Allah
6. atîû : itaat edin
7. er resûle : resûl, elçi
8. ve ulî el emri : idareciler, komutanlar
9. min-kum : sizden
10. fe in : bundan sonra eğer
11. tenâza’tum : nizaya, anlaşmazlığa, ihtilâfa düştünüz
12. : hakkında, konuda, hususta
13. şey’in : bir şey
14. fe : o taktirde
15. ruddû-hu : onu arz edin, götürün
16. ilâ allâhi : Allah’a
17. ve er resûli : ve resûle, elçiye
18. in kuntum : eğer siz … iseniz
19. tu’minûne : îmân ediyorsunuz
20. bi allâhi : Allah’a
21. ve el yevmi el âhiri : ve son güne
22. zâlike : bu
23. hayrun : daha hayırlı
24. ve ahsenu : ve daha güzel, en güzel
25. te’vîlen : te’vil, yorum bakımından

Sayfa:87

٦٠

اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذينَ يَزْعُمُونَ اَنَّهُمْ امَنُوا بِمَا اُنْزِلَ اِلَيْكَ وَمَا اُنْزِلَ مِنْ قَبْلِكَ يُريدُونَ اَنْ يَتَحَاكَمُوا اِلَى الطَّاغُوتِ وَقَدْ اُمِرُوا اَنْ يَكْفُرُوا بِه وَيُريدُ الشَّيْطَانُ اَنْ يُضِلَّهُمْ ضَلَالًا بَعيدًا

(60) elem tera ilellezine yez’umune ennehüm amenu bi ma ünzile ileyke ve ma ünzile min kablike yüridune ey yetehakemu ilet tağuti ve kad ümiru ey yekfüru bih ve yüridüş şeytanü ey yüdıllehüm dalalem beiyda

zan da bulunanları görmez misiniz? onlar gerçekten iman ettik (diyorlar) sana indirilene ve senden önce indirilene tağuta mahkeme olmak istiyorlar kesinlikle emir olunmuşlardı onu inkar etmekle şeytan saptırmak istiyor onları uzak bir dalaletle

1. e : mi
2. lem tere : sen görmedin
3. ilâ ellezîne : onları
4. yez’umûne : zanda bulunuyorlar, zannediyorlar
5. enne-hum : kendilerinin … olduğunu
6. âmenû : îmân ettiler
7. bi-mâ : şeye
8. unzile : indirildi
9. ileyke : sana
10. ve mâ : ve şey
11. unzile : indirildi
12. min kabli-ke : senden önce
13. yurîdûne : isterler, istiyorlar
14. en yetehâkemû : muhakeme olmak
15. ilâ et tâgûti : şeytan ve onun avanesi
16. ve kad : ve … olmuştu
17. umirû : emrolundular
18. en yekfurû : inkâr etmek
19. bi-hi : onu
20. ve yurîdu : ve ister, istiyor
21. eş şeytânu : şeytan
22. en yudılle-hum : onları dalâlete düşürmek, saptırmak
23. dalâlen : dalâlet
24. baîden : uzak

٦١

وَاِذَا قيلَ لَهُمْ تَعَالَوْا اِلى مَا اَنْزَلَ اللّهُ وَاِلَى الرَّسُولِ رَاَيْتَ الْمُنَافِقينَ يَصُدُّونَ عَنْكَ صُدُودًا

(61) ve iza kıle lehüm tealev ila ma enzelellahü ve iler rasuli raeytel münafikiyne yesuddune anke sududa

o zaman onlara denildiğinde Allah’ın indirdiğine ve resulün (hükmüne) gelin münafıkları gördün senden sakınıp kaçtıkça kaçtılar.

1. ve izâ : ve … olduğu zaman
2. kîle : denildi
3. lehum : onlara
4. teâlev : haydi gelin
5. ilâ : …’a
6. : şey
7. enzele : indirdi
8. allâhu : Allah
9. ve ilâ : ve …’a
10. er resûli : Resûl
11. raeyte : sen gördün
12. el munâfıkîne : münafıklar, iki yüzlüler
13. yasuddûne : yüz çevirip ayrılırlar
14. an-ke : senden
15. sudûden : yüz çevirerek

٦٢

فَكَيْفَ اِذَا اَصَابَتْهُمْ مُصيبَةٌ بِمَا قَدَّمَتْ اَيْديهِمْ ثُمَّ جَاؤُكَ يَحْلِفُونَ بِاللّهِ اِنْ اَرَدْنَا اِلَّا اِحْسَانًا وَتَوْفيقًا

(62) fe keyfe iza esabethüm müsiybetüm bi ma kaddemet eydihim sümme cauke yahlifune billahi in eradna illa ihsanev ve tevfika

onlara bir musibet isabet ettiği zaman nasıl olacak kendi elleri ile yaptıkları yüzünden sonra sana gelmişler Allah adına yemin ediyorlar ancak bizim istediğimiz iyilik ve ara bulmaktı

1. fe : bundan sonra
2. keyfe : nasıl olur
3. izâ : olduğu zaman, olunca
4. esâbet-hum : onlara isabet etti
5. musîbetun : bir musibet
6. bi-mâ : sebebiyle, …’dan dolayı
7. kaddemet : takdim etti, yaptı, işledi
8. eydî-him : onların elleri, kendi elleri, elleri
9. summe : sonra
10. câû-ke : sana geldiler
11. yahlıfûne : yemin ederler
12. bi allâhi : Allah’a
13. in …..(illâ) : sadece
14. eradnâ : biz istedik
15. (in)….illâ : sadece
16. ihsânen : ihsan, iyilik
17. ve tevfîkan : ve birlik, arayı bulma, birleştirme

٦٣

اُولءِكَ الَّذينَ يَعْلَمُ اللّهُ مَا فى قُلُوبِهِمْ فَاَعْرِضْ عَنْهُمْ وَعِظْهُمْ وَقُلْ لَهُمْ فى اَنْفُسِهِمْ قَوْلًابَليغًا

(63) ülaikellezine ya’lemüllahü ma fi kulubihim fe a’rid anhüm veızhüm ve kul lehüm fi enfüsihim kavlem beliğa

onlar öyle kimselerdi ki kalplerinde olanları Allah bilir sen onlara aldırma onlara vaiz et onlara söyle kendilerine beliğ sözler

1. ulâike : işte onlar
2. ellezîne : o kimseler, o kişiler
3. ya’lemu : biliyor, bilir
4. allâhu : Allah
5. : şey
6. fî kulûbi-him : onların kalplerinde var olan
7. fe : artık
8. a’rıd : yüz çevir
9. an-hum : onlardan
10. vaız-hum : onlara vaaz et, öğüt ver, nasihat et
11. ve kul : ve de, söyle
12. lehum : onlara
13. fî enfusi-him : onların nefsleri hakında, kendileri hakkında
14. kavlen : söz
15. belîgan : beliğ, açık, tesirli, güzel

٦٤

وَمَا اَرْسَلْنَا مِنْ رَسُولٍ اِلَّا لِيُطَاعَ بِاِذْنِ اللّهِ وَلَوْ اَنَّهُمْ اِذْ ظَلَمُوا اَنْفُسَهُمْ جَاؤُكَ فَاسْتَغْفَرُوا اللّهَ وَاسْتَغْفَرَ لَهُمُ الرَّسُولُ لَوَجَدُوا اللّهَ تَوَّابًا رَحيمًا

(64) ve ma erselna mir rasulin illa li yütaa bi iznillah ve lev ennehüm iz zalemu enfüsehüm cauke festağferullahe vestağfera lehümür rasulü le vecedüllahe tevvaber rahiyma

biz resulü göndermedik ancak itaat edilsin diye (gönderdik) Allah’ın izni ile eğer onlar nefislerine zulüm ettikleri zaman sana gelmiş (olsalar) Allah’tan mağfiret dileselerdi resullerde onlar için bağışlama dileseydi elbette Allah’ı bulacaklardı tövbeleri çok kabul edici, çok merhametli

1. ve : ve
2. mâ erselnâ : göndermedik
3. min resûlin : bir resûl, bir elçi
4. illâ : ….’den başka
5. li : için, diye, olsun
6. yutâa : itaat edilsin
7. bi izni : izni ile
8. allâhi : Allah
9. ve lev : ve eğer
10. enne-hum : onların … olduğu
11. iz : olduğu zaman
12. zalemû : zulmettiler
13. enfuse-hum : onların nefsleri, nefsleri
14. câû-ke : sana geldiler
15. fe : böylece
16. istagferû : istiğfar ettiler, tövbe ettiler, mağfiret dilediler
17. allâhe : Allah
18. vestagfere (ve istagfere ) : ve istiğfar etti, tövbe etti, mağfiret diledi
19. lehum : onlar için
20. er resûlu : resûl, elçi
21. le vecedû : mutlaka buldular
22. allâhe : Allah
23. tevvâben : tövbeleri kabul eden
24. rahîmen : rahmet edici, rahmet nuru gönder rahim esması ile tecelli eden

٦٥

فَلَا وَرَبِّكَ لَايُؤْمِنُونَ حَتّى يُحَكِّمُوكَ فيمَاشَجَرَ بَيْنَهُمْ ثُمَّ لَايَجِدُوا فى اَنْفُسِهِمْ حَرَجًا مِمَّا قَضَيْتَ وَيُسَلِّمُوا تَسْليمًا

(65) fe la ve rabbike la yü’minune hatta yühakkimuke fima şecera beynehüm sümme la yecidu fi enfüsihim haracem mimma kadayte ve yüsellimu teslima

yok yok Rabbin (hakkı için) onlar iman etmiş olmazlardı hatta seni hakem yapıp da onlar kendi aralarında çekiştikleri şeyde sonra kendileri için duymadan verdiğin hükümde bir darlık tam bir teslimiyet ile teslim olmadan

1. fe lâ : artık hayır
2. ve rabbi-ke : Rabbine andolsun
3. lâ yu’minûne : îmân etmezler
4. hattâ : oluncaya kadar, olmadıkça
5. yuhakkimû-ke : seni hakem tayin ederler
6. fî-mâ : o şey hakkında
7. şecere : çekiştiler
8. beyne-hum : kendi aralarında
9. summe : sonra
10. lâ yecidû : bulmazlar
11. fî enfusi-him : kendi nefslerinde, içlerinde
12. harecen : darlık, sıkıntı
13. mimmâ (min mâ) : şeyden, …’dan dolayı
14. kadayte : sen hüküm verdin
15. ve yusellimû : ve teslim olurlar
16. teslîmen : tam bir teslimiyetle

Sayfa:88

٦٦

وَلَوْ اَنَّا كَتَبْنَا عَلَيْهِمْ اَنِ اقْتُلُوا اَنْفُسَكُمْ اَوِ اخْرُجُوا مِنْ دِيَارِكُمْ مَا فَعَلُوهُ اِلَّا قَليلٌ مِنْهُمْ وَلَوْ اَنَّهُمْ فَعَلُوا مَا يُوعَظُونَ بِه لَكَانَ خَيْرًا لَهُمْ وَاَشَدَّ تَثْبيتًا

(66) ve lev enna ketebna aleyhim eniktülu enfüseküm evihrucu min diyariküm ma fealuhü illa kalilüm minhüm ve lev ennehüm fealu ma yuazune bihi lekane hayran lehüm ve eşedde tesbita

yazmış olsaydık onların üzerine nefislerinizi öldürünüz veya yurtlarınızdan çıkınız onu yapmazlardı onlardan çok azı hariç şüphesiz onlar yapmış olsalardı kendilerine vaiz edilen şeyi onlar için daha hayırlı olurdu sebat yönüyle daha sağlam

1. ve lev : ve eğer
2. ennâ : biz … olduk
3. ketebnâ : yazdık
4. aleyhim : onların üzerine, onlara
5. en : olmak
6. uktulû : öldürün
7. enfuse-kum : kendi nefslerinizi, kendinizi
8. ev : veya
9. uhrucû : çıkın
10. min : …’den
11. diyâri-kum : sizin (kendi) yurtlarınız, yurtlarınız
12. mâ fealû-hu : onu yapmadılar
13. illâ : ….’den başka, hariç
14. kalîlun : biraz, pek az
15. min-hum : onlardan
16. ve lev : ve eğer
17. enne-hum : onların … olması
18. fealû : yaptılar
19. : şey
20. yûazûne : vaaz edilir, öğüt verilir
21. bi-hî : onunla
22. le : mutlaka, elbette
23. kâne : oldu
24. hayran : hayırlı, daha hayırlı
25. lehum : onlar için, kendileri için
26. ve eşedde : ve daha şiddetli, daha kuvvetli, daha sağlam
27. tesbîten : tesbit, sebat bakımından

٦٧

وَاِذًا لَاتَيْنَاهُمْ مِنْ لَدُنَّا اَجْرًا عَظيمًا

(67) ve izel le ateynahüm mil ledünna ecran aziyma

elbette o zaman verdik katımızdan çok büyük ecirde

1. ve izen : ve o zaman, …olunca, …olsaydı
2. le âteynâ-hum : elbette, mutlaka onlara verdik
3. min ledun-nâ : katımızdan
4. ecren : ecir, karşılık, mükâfat
5. azîmen : azim, büyük

٦٨

وَلَهَدَيْنَاهُمْ صِرَاطًا مُسْتَقيمًا

(68) ve le hedeynahüm sıratam müstekiyma

ve onları hidayete erdirirdik sıratı müstakim üzere

1. ve le : ve elbette, mutlaka
2. hedeynâ-hum : onları hidayet erdirdik, ….’a hidayet ettik, ilettik
3. sırâten mustekîmen : Sıratı Mustakîm, Allah’a ulaşt?ran yola

٦٩

وَمَنْ يُطِعِ اللّهَ وَالرَّسُولَ فَاُولءِكَ مَعَ الَّذينَ اَنْعَمَ اللّهُ عَلَيْهِمْ مِنَ النَّبِيّنَ وَالصِّدّيقينَ وَالشُّهَدَاءِ وَالصَّالِحينَ وَحَسُنَ اُولءِكَ رَفيقًا

(69) ve mey yütiılahe ver rasule fe ülaike meallezine en’amellahü aleyhim minen nebiyyine ves siddikiyne veş şühedai ves salihiyn ve hasüne ülaike rafika

kim Allah’a ve resulüne itaat ederse işte onlar Allah’ın nimet verdiği beraberdirler nebilerle, sıddıklarla, şehitlerle, ve salihlerle işte bunlar ne güzel refiklerdir

1. ve men : ve kim
2. yutiı : itaat eder
3. allâhe : Allah
4. ve er resûle : ve resûl, elçi
5. fe : o taktirde
6. ulâike : işte onlar
7. mea : beraber
8. ellezîne : o kimseler, onlar
9. en’ame : ni’met verdi
10. allâhu : Allah
11. aleyhim : onlara, kendilerine
12. min en nebiyyîne : nebilerden, peygamberlerden
13. ve es sıddîkîne : ve sıddîklar
14. ve eş şuhedâi : ve şehitler
15. ve es sâlihîne : ve salihler
16. ve hasune : ne güzel
17. ulâike : işte onlar
18. refîkan : arkadaş olarak, arkadaş

٧٠

ذلِكَ الْفَضْلُ مِنَ اللّهِ وَكَفى بِاللّهِ عَليمًا

(70) zalikel fadlü minellah ve kefa billahi alima

işte bu Allah’ın fazlındandır layığı ile bilici olarak Allah yeter

1. zâlike : işte bu
2. el fadlu : fazl, büyük ihsan
3. min allâhi : Allah’tan
4. ve kefâ bi : ve kâfidir, yeterli
5. allâhi : Allah
6. alîmen : en iyi bilen

٧١

يَا اَيُّهَا الَّذينَ امَنُوا خُذُوا حِذْرَكُمْ فَانْفِرُوا ثُبَاتٍ اَوِ انْفِرُوا جَميعًا

(71) ya eyyühellezine amenu huzu hızraküm fenfiru sübatin evinfiru cemia

ey iman edenler alın (silahlarınızı) hazırlığınızı yapın dağınık birlikler (halinde) çıkın veya toplu birlikler (halinde) seferber olun

1. yâ eyyuhâ : ey
2. ellezîne : onlar, … olanlar
3. âmenû : îmân edenler, ölmeden önce yaşarken Allah’a ulaşmayı dileyenler
4. huzû : alınız
5. hızra-kum : silahlarınız (muhimmatınız, techizatınız)
6. fe : artık
7. infirû : savaşa çıkın
8. subâtin : bölük bölük, bölükler halinde
9. ev : veya
10. infirû : savaşa çıkın
11. cemîan : topluca, toplu olarak

٧٢

وَاِنَّ مِنْكُمْ لَمَنْ لَيُبَطِّءَنَّ فَاِنْ اَصَابَتْكُمْ مُصيبَةٌ قَالَ قَدْ اَنْعَمَ اللّهُ عَلَىَّ اِذْ لَمْ اَكُنْ مَعَهُمْ شَهيدًا

(72) ve inne minküm le mel leyübettien fe in esabetküm müsiybetün kale kad en’amellahü aleyye iz lem eküm meahüm şehida

şüphesiz sizden öyle kimseler var ki cihada çıkmayacak eğer size bir musibet isabet etse der ki muhakkak Allah bana nimeti sayesinde lütfetti o zaman ben olmadım onlarla beraber bulunup şahit

1. ve inne : ve muhakkak ki
2. min-kum : sizden bir kısmı, bazıları
3. le men : mutlaka o kimse
4. le yubattienne : mutlaka yavaş davranır
5. fe in : sonra eğer
6. esâbet-kum : size isabet etti
7. musîbetun : bir musibet
8. kâle : dedi, söyledi
9. kad : oldu
10. en’ame : ni’met verdi, nimetlendirdi
11. allâhu : Allah
12. aleyye : bana
13. iz : o zaman
14. lem ekun : ben olmadım
15. mea-hum : onlarla beraber, birlikte
16. şehîden : şahit

٧٣

وَلَءِنْ اَصَابَكُمْ فَضْلٌ مِنَ اللّهِ لَيَقُولَنَّ كَاَنْ لَمْ تَكُنْ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُ مَوَدَّةٌ يَا لَيْتَنى كُنْتُ مَعَهُمْ فَاَفُوزَ فَوْزًا عَظيمًا

(73) ve lein esabeküm fadlüm minellahi le yekulenne ke ellem teküm beyneküm ve beynehu meveddetüy ya leyteni küntü meahüm fe efuze fevzen aziyma

eğer size gelirse Allah’ın fazl-ı ganimeti, diyecektir sanki olmamış gibi seninle onun arasında hiçbir tanışıklık keşke bende onlarla beraber olsaydım büyük bir nimete erişseydim

1. ve le in : ve eğer gerçekten
2. esâbe-kum : size isabet etti
3. fadlun : bir fazl
4. min allâhi : Allah’tan
5. le yekûlenne : mutlaka der
6. keen : gibi
7. lem tekun : olmadı, olmamış
8. beyne-kum : sizinle arasında
9. ve beyne-hu : ve onun arasında
10. meveddetun : dostluk, yakınlık, tanışma, görüşme
11. yâ leyte-nî : keşke ben
12. kuntu : oldum
13. mea-hum : onlarla birlikte, beraber
14. fe : böylece
15. efûze : fevz (kurtuluş ve ganimet) kazanırım
16. fevzen : fevz, kurtuluş
17. azîmen : büyük

٧٤

فَلْيُقَاتِلْ فى سَبيلِ اللّهِ الَّذينَ يَشْرُونَ الْحَيوةَ الدُّنْيَا بِالْاخِرَةِ وَمَنْ يُقَاتِلْ فى سَبيلِ اللّهِ فَيُقْتَلْ اَوْ يَغْلِبْ فَسَوْفَ نُؤْتيهِ اَجْرًا عَظيمًا

(74) fel yükatil fi sebilillahil lezine yeşrunel hayated dünya bil ahirah ve mey yükatil fi sebilillahi fe yuktel ev yağlib fe sevfe nü’tihi ecran aziyma

o halde savaş etsin Allah yolunda o kimseler satın aldılar dünya hayatını (satarak) âhireti kim ki Allah yolunda savaşır öldürülürse veya galip gelirse ona biz ilerde vereceğiz büyük ecir

1. fe : o takdirde, öyle ise
2. li yukâtil : savaşsınlar
3. fî sebîli : yolda
4. allâhi : Allah
5. ellezîne : onlar
6. yeşrûne : satarlar
7. el hayâte : hayat
8. ed dunyâ : dünya
9. bi el âhireti : ahirete
10. ve men : ve kim
11. yukâtil : savaşır
12. fî sebîli : yolda
13. allâhi : Allah
14. fe : o takdirde, olursa
15. yuktel : öldürülür

Sayfa:89

٧٥

وَمَالَكُمْ لَاتُقَاتِلُونَ فى سَبيلِ اللّهِ وَالْمُسْتَضْعَفينَ مِنَ الرِّجَالِ وَالنِّسَاءِ وَالْوِلْدَانِ الَّذينَ يَقُولُونَ رَبَّنَا اَخْرِجْنَا مِنْ هذِهِ الْقَرْيَةِ الظَّالِمِ اَهْلُهَا وَاجْعَلْ لَنَا مِنْ لَدُنْكَ وَلِيًّا وَاجْعَلْ لَنَا مِنْ لَدُنْكَ نَصيرًا

(75) ve ma leküm la tükatilune fi sebilillahi vel müstad’afine miner ricali ven nisai vel vildanil lezine yekulune rabbena ahricna min hazihil karyetiz zalimi ehlüha vec’al lena mil ledünke veliyya vec’al lena mil ledünke nesiyra

size ne oluyor ki savaşmıyorsunuz Allah yolunda, zayıf kalan erkekler kadınlar ve çocuklar ey Rabbimiz diyorlar bizi çıkar ehli zalim olan şu karyeden bize katından bir veli gönder bize yolla katından bir yardımcı

1. ve mâ : ve ne, niçin, ne oluyor
2. lekum : siz, size
3. lâ tukâtilûne : savaşmıyorsunuz
4. fî sebîli allâhi : Allah’ın yolunda
5. ve el mustad’afîne : ve güçsüz, zayıf olanlar
6. min er ricâli : erkeklerden
7. ve en nisâi : ve kadınlar
8. ve el vildâni : ve evlatlar, çocuklar
9. ellezîne : onlar
10. yekûlûne : diyorlar
11. rabbe-nâ : Rabbimiz
12. ahric-nâ : bizi çıkar
13. min hâzihi : bundan
14. el karyeti : karye, kasaba
15. ez zâlimi : zalim
16. ehlu-hâ : onun ahalisi, halkı
17. ve ic’al : ve kıl, gönder
18. lenâ : bizim için, bize
19. min ledun-ke : senin katından
20. veliyyen : bir velî, dost
21. ve ic’al : ve kıl, gönder
22. lenâ : bizim için, bize
23. ledun-ke : senin katından
24. nasîran : bir yardımcı

٧٦

اَلَّذينَ امَنُوا يُقَاتِلُونَ فى سَبيلِ اللّهِ وَالَّذينَ كَفَرُوا يُقَاتِلُونَ فى سَبيلِ الطَّاغُوتِ فَقَاتِلُوا اَوْلِيَاءَ الشَّيْطَانِ اِنَّ كَيْدَ الشَّيْطَانِ كَانَ ضَعيفًا

(76) ellezine amenu yükatilune fi sebilillah vellezine keferu yükatilune fi sebilit tağuti fe katilu evliyaeş şeytan inne keydeş şeytani kane daiyfa

iman edenler savaşırlar Allah yolunda küfredenler savaşırlar tağutun yolunda o halde siz şeytanın dostları ile savaşın şüphesiz şeytanın hilesi zayıftır

1. ellezîne : onlar, olanlar
2. âmenû : îmân edenler, yaşarken Allah’a ulaşmayı dileyenler
3. yukâtilûne : savaşırlar
4. : ….’da
5. sebîli : yol
6. allâhi : Allah
7. ve ellezîne : ve onlar, olanlar
8. keferû : inkâr ettiler, kâfir oldular
9. yukâtilûne : savaşırlar
10. : …’da
11. sebîli : yol
12. et tâgûti : tagut, şeytan
13. fe : artık, o halde
14. kâtilû : savaşın
15. evliyâe : veliler, dostlar
16. eş şeytâni : şeytan
17. inne : muhakkak
18. keyde : hile
19. eş şeytâni : şeytan
20. kâne : oldu ,…dır
21. daîfen : zayıf, kuvvetsiz

٧٧

اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذينَ قيلَ لَهُمْ كُفُّوا اَيْدِيَكُمْ وَاَقيمُوا الصَّلوةَ وَاتُوا الزَّكوةَ فَلَمَّا كُتِبَ عَلَيْهِمُ الْقِتَالُ اِذَا فَريقٌ مِنْهُمْ يَخْشَوْنَ النَّاسَ كَخَشْيَةِ اللّهِ اَوْ اَشَدَّ خَشْيَةً وَقَالُوا رَبَّنَا لِمَ كَتَبْتَ عَلَيْنَا الْقِتَالَ لَوْلَا اَخَّرْتَنَا اِلى اَجَلٍ قَريبٍ قُلْ مَتَاعُ الدُّنْيَا قَليلٌ وَالْاخِرَةُ خَيْرٌ لِمَنِ اتَّقى وَلَاتُظْلَمُونَ فَتيلًا

(77) e lem tera ilellezine kıle lehüm küffu eydiyeküm ve ekıymüs salet ve atüz zekah fe lemma kütibe aleyhimül kıtalü iza ferikum minhüm yahşevnen nase ke haşyetillahi ev eşedde haşyeh ve kalu rabbena lime ketebte aleynel kital lev la ehhartena ila ecelin karib kul metaud dünya kalil vel ahiratü hayrul li menitteka ve la tuzlemune fetila

görmez misin? onlara denildiğinde ellerinizi (kötülüklerden) çekin namazı dosdoğru kılın zekatı da verin vaktaki farz olarak yazılınca üzerlerine savaş o zaman onlardan bir fırka insanlardan korkuyorlar Allah’tan korkar gibi hatta daha şiddetli bir korku ile ve dediler ki ey Rabbimiz niçin farz kıldın bizim üzerimize savaşı bizi geri bıraksaydın yakın bir zamana kadar de ki dünya metaı pek azdır âhiret daha hayırlıdır takva ehli için kıl kadar zulme uğratılmazsınız

1. e : mı
2. lem tere : görmedin
3. ilâ : …’i, …’e
4. ellezîne : onlar, olanlar
5. kîle : denildi
6. lehum : onlara, kendilerine
7. kuffû : çekin, zarar vermekten vazgeçin
8. eydiye-kum : sizin elleriniz
9. ve ekîmu : ve ikâme edin, yerine getirin
10. es salâte : namaz
11. ve âtû : ve verin
12. ez zekâte : zekât
13. fe lemmâ : halbuki, olduğu zaman
14. kutibe : yazıldı, farz kılındı
15. aleyhim : onlara üzerine
16. el kıtâlu : savaş
17. izâ : olunca, o zaman
18. ferîkun : bir fırka, bir kısım
19. min-hum : onlardan
20. yahşevne : korkarlar
21. en nâse : insanlar
22. ke : gibi
23. haşyeti : korku
24. allâhi : Allah
25. ev : veya
26. eşedde : daha şiddetli, daha çok
27. haşyeten : korku
28. ve kâlû : ve dediler
29. rabbe-nâ : Rabbimiz
30. lime : niçin
31. ketebte : yazdın, farz kıldın
32. aleynâ : üzerimize
33. el kıtâle : savaş
34. lev lâ : olmaz mı, olmaz mıydı,
35. ahharte-nâ : bizi tehir ettin, erteledin
36. ilâ : …’e
37. ecelin : ecel, belirli bir vakit
38. karîbin : yakın
39. kul : de, söyle
40. metâu : meta, faydalanma
41. ed dunyâ : dünya
42. kalîlun : az
43. ve el âhıretu : ve ahir, sonraki, âhiret
44. hayrun : ve daha hayırlı
45. li men : o kimse için
46. ittekâ : takva sahibi oldu
47. ve lâ tuzlemûne : ve zulmedilmezsiniz, size haksızlık yapılmaz
48. fetîlen : kıl kadar, zerre kadar, hurma çekirdeğinin ince lifi kadar

٧٨

اَيْنَ مَا تَكُونُوا يُدْرِكْكُمُ الْمَوْتُ وَلَوْ كُنْتُمْ فى بُرُوجٍ مُشَيَّدَةٍ وَاِنْ تُصِبْهُمْ حَسَنَةٌ يَقُولُوا هذِه مِنْ عِنْدِ اللّهِ وَاِنْ تُصِبْهُمْ سَيِّءَةٌ يَقُولُوا هذِه مِنْ عِنْدِكَ قُلْ كُلٌّ مِنْ عِنْدِ اللّهِ فَمَالِ هؤُلَاءِ الْقَوْمِ لَايَكَادُونَ يَفْقَهُونَ حَديثًا

(78) eyne ma tekunu yüdrikümül mevtü ve lev küntüm fi burucim müşeyyedeh ve in tüsibhüm hasenetüy yekulu hazihi min indillah ve in tüsibhüm seyyietüy yekulu hazihi min indik kul küllüm min indillah fe mali haülail kavmi la yekadune yefkahune hadisa

nerede olursanız olun ölüm size yetişir velev ki olsanız da sağlam burçlarda (kalelerde) ve eğer onlara bir iyilik gelirse bu Allah’tandır derler ve bir kötülük isabet ederse bu sendendir derler de ki hepsi Allah’tandır işte bu kavme ne oluyor sözü anlamaya yanaşmıyorlar

1. eyne mâ : nerede
2. tekûnû : olursunuz
3. yudrik-kum : size yetişir, erişir
4. el mevtu : ölüm
5. ve lev : ve eğer … olsa
6. kuntum : siz oldunuz
7. fî burûcin : kalelerde, burçlarda
8. muşeyyedetin : sağlam, muhkem, yüksek
9. ve in : ve eğer, olsa
10. tusıb-hum : onlara isabet etti
11. hasenetun : hayır, iyilik
12. yekûlû : derler
13. hâzihî : bu
14. min indi : katından
15. allâhi : Allah
16. ve in : ve eğer
17. tusıb-hum : onlara isabet etti
18. seyyietun : kötülük
19. yekûlû : derler
20. hâzihî : bu
21. min ındi-ke : senin katından, senin tarafından, senden
22. kul : de, söyle
23. kullun : hepsi
24. min ındi : katından
25. allâhi : Allah
26. fe : artık
27. mâ li hâulâi : bunlara ne oluyor
28. el kavmi : kavim, topluluk
29. lâ yekâdûne : neredeyse olmayacak, olmuyor
30. yefkahûne : fıkıh ediyorlar, anlıyorlar
31. hadîsen : söz, konuşulan kelâm

٧٩

مَا اَصَابَكَ مِنْ حَسَنَةٍ فَمِنَ اللّهِ وَمَا اَصَابَكَ مِنْ سَيِّءَةٍ فَمِنْ نَفْسِكَ وَاَرْسَلْنَاكَ لِلنَّاسِ رَسُولًا وَكَفى بِاللّهِ شَهيدًا

(79) ma esabeke min hasenetin fe minellah ve ma esabeke min seyyietin fe min nefsik ve erselnake lin nasi rasula ve kefa billahi şehida

sana iyilikten ne gelmişse Allah’tandır sana isabet eden kötülüklerde nefsindendir biz seni gönderdik insanlara resul olarak şahit olarak Allah kâfidir

1. : şey (ne ise)
2. esâbe-ke : sana isabet etti
3. min hasenetin : bir güzellik, bir iyilik
4. fe : işte o
5. min allâhi : Allah’tan
6. ve mâ : ve şey (ne ise)
7. esâbe-ke : sana isabet etti
8. min seyyietin : bir kötülükten
9. fe : o taktirde
10. min nefsi-ke : senin nefsinden
11. ve erselnâ-ke : ve biz seni gönderdik
12. li : için, …’a
13. en nâsi : insanlar
14. resûlen : resûl, elçi
15. ve kefâ bi : ve kâfi, yeterli
16. allâhi : Allah
17. şehîden : şahit olarak

Sayfa:90

٨٠

مَنْ يُطِعِ الرَّسُولَ فَقَدْ اَطَاعَ اللّهَ وَمَنْ تَوَلّى فَمَا اَرْسَلْنَاكَ عَلَيْهِمْ حَفيظًا

(80) mey yütıır rasule fe kad etaallah ve men tevella fe ma erselna ke aleyhim hafiyza

kim resule itaat ederse Allah’a itaat etmiş olur kim yüz çevirirse biz göndermedik seni onlara koruyucu

1. men : kim
2. yutiı : itaat eder
3. er resûle : resûl, elçi
4. fe kad : böylece … olmuş olur
5. atâa : itaat etti
6. allâhe : Allah
7. ve men : ve kim
8. tevellâ : yüz çevirir, döner
9. fe : o taktirde
10. mâ erselnâ-ke : biz seni göndermedik
11. aleyhim : onlara, onların üzerine
12. hafîzen : muhafız, gözetici, kontrol edici

٨١

وَيَقُولُونَ طَاعَةٌ فَاِذَا بَرَزُوا مِنْ عِنْدِكَ بَيَّتَ طَاءِفَةٌ مِنْهُمْ غَيْرَ الَّذى تَقُولُ وَاللّهُ يَكْتُبُ مَا يُبَيِّتُونَ فَاَعْرِضْ عَنْهُمْ وَتَوَكَّلْ عَلَى اللّهِ وَكَفى بِاللّهِ وَكيلًا

(81) ve yekulune taatün fe iza berazu min indike beyyete taifetüm minhüm ğayrallezi tekul vallahü yektübü ma yübeyyitun fe a’rid anhüm ve tevekkel alellah ve kefa billahi vekila

sana itaat ederiz derler senin yanından ayrılınca onlardan bir taife geceleri toplanarak söylediklerinin tam tersini konuşurlar Allah yazıyor onların geceleri uydurdukları tezviratı onlardan yüz çevir Allah’a tevekkül et Allah vekil olarak kafidir

1. ve yekûlûne : ve diyorlar
2. tâatun : itaat, bağlılık, kabul etme
3. fe : sonra
4. izâ berezû : ayrıldıkları zaman
5. min indi-ke : senin yanından
6. beyyete : gece gizlice plân kurdular
7. tâifetun : bir tâife, bir grup
8. min-hum : onlardan
9. gayre : dışında, başka, başka birşey
10. ellezî : o, …olan
11. tekûlu : sen söylüyorsun, söylersin
12. ve allâhu : ve Allah
13. yektubu : yazıyor
14. : şey
15. yubeyyitûne : geceleyin gizlice kuruyorlar
16. fe : artık
17. a’rıd : yüz çevir
18. an-hum : onlardan
19. ve tevekkel : ve tevekkül et, güven
20. alâ allâhi : Allah’a
21. ve kefâ bi : ve kâfi, yeterli
22. allâhi : Allah
23. vekîlen : vekil olarak

٨٢

اَفَلَا يَتَدَبَّرُونَ الْقُرْانَ وَلَوْ كَانَ مِنْ عِنْدِ غَيْرِ اللّهِ لَوَجَدُوا فيهِ اخْتِلَافًا كَثيرًا

(82) e fe la yetedebberunel kur’an ve lev kane min indi ğayrullahi le vecedu fihihtilafen kesira

hala kuran’ı düşünmüyorlar mı? eğer o, Allah’tan başkası tarafından olsaydı onda birbirine muhalif bir çok şey bulacaklardı

1. e fe : hâlâ … mı
2. lâ yetedebberûne : tedebbür etmezler, tetkik edip düşünmezler, incelemezler
3. el kur’âne : Kur’ân
4. ve lev : ve eğer
5. kâne : oldu
6. min indi : katından, yanından
7. gayri : gayrı, başka
8. allâhi : Allah
9. le vecedû : mutlaka bulurlardı
10. fî-hi : onun içinde
11. ihtilâfen : ihtilâflar, ayrılıklar, zıtlıklar
12. kesîran : çok, birçok, pekçok

٨٣

وَاِذَا جَاءَهُمْ اَمْرٌ مِنَ الْاَمْنِ اَوِ الْخَوْفِ اَذَاعُوا بِه وَلَوْ رَدُّوهُ اِلَى الرَّسُولِ وَاِلى اُولِىالْاَمْرِ مِنْهُمْ لَعَلِمَهُ الَّذينَ يَسْتَنْبِطُونَهُ مِنْهُمْ وَلَوْلَا فَضْلُ اللّهِ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَتُهُ لَاتَّبَعْتُمُ الشَّيْطَانَ اِلَّا قَليلًا

(83) ve iza caehüm emrum minel emni evil havfi ezau bih ve lev radduhü iler rasuli ve ila ülil emri minhüm lealimehüllezine yestenbitunehu minhüm ve lev la fadlüllahi aleyküm ve rahmetühu letteba’tümüş şeytane illa kalila

onlara bir emir geldiği zaman güven veya korkuya dayalı (olunca) onu hemen ifşa ederler halbuki onu arz etselerdi resule ve onlardan olan ulul emre elbette o hususu bilirlerdi onlar o haberin yayılıp yayılmaması hakkında eğer Allah’ın fazlı olmasaydı ve rahmeti üzerinizde şeytana tabi olmuştur pek azınız hariç

1. ve : ve
2. izâ câe-hum : onlara geldiği zaman
3. emrun : bir emir, iş, durum, haber
4. min : …’den
5. el emni : eminlik, güvenlik
6. ev : veya
7. el havfi : korku
8. ezâû : açıkladılar, ifşa edip yaydılar
9. bi-hî : onu
10. ve lev : ve eğer … olsa
11. reddû-hu : onu ilettiler
12. ilâ : …’e
13. er resûli : resûl, elçi
14. ve ilâ : ve …’e
15. uli el emri : emir sahipleri, Allah’tan emir alanlar
16. min-hum : onlardan, kendilerinden
17. le alime-hu : mutlaka onu bilirlerdi
18. ellezîne : onlar, olanlar
19. yestenbitûne-hu : onun (o işin) batınını, iç yüzünü, gerçeğini araştırırlar
20. min-hum : onlardan, onların arasından
21. ve lev lâ : ve eğer olmasaydı
22. fadlu : fazlı
23. allâhi : Allah
24. aleykum : sizin üzerinize
25. ve rahmetu-hu : ve onun rahmeti
26. le : elbette, mutlaka
27. itteba’tum : tâbî oldunuz, uydunuz
28. eş şeytâne : şeytan
29. illâ : hariç
30. kalîlen : biraz, pek az

٨٤

فَقَاتِلْ فى سَبيلِ اللّهِ لَا تُكَلَّفُ اِلَّا نَفْسَكَ وَحَرِّضِ الْمُؤْمِنينَ عَسَى اللّهُ اَنْ يَكُفَّ بَاْسَ الَّذينَ كَفَرُوا وَاللّهُ اَشَدُّ بَاْسًا وَاَشَدُّ تَنْكيلًا

(84) fe katil fi sebilillah la tükellefü illa nefseke ve harridil mü’minin asellahü ey yeküffe be’sellezine keferu vallahü eşeddü be’sev ve eşeddü tenkila

onun için sen Allah yolunda savaş sen ancak nefsinden sorumlusun teşvik et mü’minleri (savaşa) olur ki Allah üzerlerinden kaldırır o küfredenlerin şiddetini Allah’ın baskısı daha şiddetlidir kabir azabı daha şiddetlidir

1. fe : artık, öyleyse
2. kâtil : savaş, cihad et
3. : …’da
4. sebîli allâhi : Allah’ın yolu
5. lâ tukellefu : seni mükellef, sorumlu tutmaz
6. illâ : …’den başka
7. nefse-ke : senin nefsin, kendin
8. ve harrıdı : ve teşvik et
9. el mu’minîne : mü’minler
10. asâ : umulur ki
11. allâhu : Allah
12. en : olmak, yapmak
13. yekuffe : (kuvvet ve gücü, şiddeti) çeker
14. be’se : kuvvet, güç
15. ellezîne : onlar, olanlar
16. keferû : inkar ettiler, kâfir oldular
17. ve allâhu : Allah
18. eşeddu : daha şiddetli, daha çetin, daha güçlü
19. be’sen : kuvvet, güç olarak
20. ve eşeddu : ve daha şiddetli, daha çetin
21. tenkîlen : intikam, korkunç ceza

٨٥

مَنْ يَشْفَعْ شَفَاعَةً حَسَنَةً يَكُنْ لَهُ نَصيبٌ مِنْهَا وَمَنْ يَشْفَعْشَفَاعَةً سَيِّءَةً يَكُنْ لَهُ كِفْلٌ مِنْهَا وَكَانَ اللّهُ عَلى كُلِّ شَىْءٍ مُقيتًا

(85) mey yeşfa’ şefaaten hasenetey yekül lehu nesiybüm minha ve mey yeşfa’ şefaaten seyyietey yekül lehu kiflüm minha ve kanellahü ala külli şey’im mükıyta

her kim bulunursa güzel bir şefaatte ona vardır bundan bir nasip her kimde bulunursa kötü bir şefaatte ona da bir misli vardır Allah edendir her şeyi müşade ve himaye

1. men : kim, kimse, kişi
2. yeşfa’ : şefaat eder, yardımcı olur
3. şefâaten haseneten : güzel şefaat
4. yekun : olur
5. lehu : onun
6. nasîbun : pay, hisse, nasip
7. min-hâ : ondan
8. ve men : ve kim
9. yeşfa’ : şefaat eder, yardımcı olur
10. şefâaten seyyieten : kötü şefaat
11. yekun : olur
12. lehu : onun
13. kiflun : şer için olan nasip, pay
14. min-hâ : ondan
15. ve kâne : ve oldu
16. allâhu : Allah
17. alâ : …’a
18. kulli şey’in : her şey
19. mukîten : mukayyet olan, gözeten

٨٦

وَاِذَا حُيّيتُمْ بِتَحِيَّةٍ فَحَيُّوا بِاَحْسَنَ مِنْهَا اَوْ رُدُّوهَا اِنَّ اللّهَ كَانَ عَلى كُلِّ شَىْءٍ حَسيبًا

(86) ve iza huyyitüm bi tehiyyetin fe hayyu bi ahsene minha ev rudduha innellahe kane ala külli şey’in hasiba

size verildiği zaman bir selam selamlayın ondan daha güzeli ile yahut aynı şekilde iade edin şüphesiz Allah her şeyin hesabına sahiptir

1. ve izâ : ve … olduğu zaman, olunca
2. huyyîtum : selâmlandınız
3. bi tehıyyetin : bir selâm ile
4. fe : o taktirde
5. hayyû : selâm verin
6. bi ahsene : daha güzeli ile
7. min-hâ : ondan
8. ev : veya
9. ruddû-hâ : onu iade edin
10. inne : muhakkak
11. allâhe : Allah
12. kâne : oldu, …dır
13. alâ : …’a
14. kulli şey’in : her şey
15. hasîben : en iyi hesap eden

Sayfa:91

٨٧

اَللّهُ لَا اِلهَ اِلَّا هُوَ لَيَجْمَعَنَّكُمْ اِلى يَوْمِ الْقِيمَةِ لَارَيْبَ فيهِ وَمَنْ اَصْدَقُ مِنَ اللّهِ حَديثًا

(87) allahü la ilahe illa hu le yecmeanneküm ila yevmil kıyameti la raybe fih ve men asdegu minellahi hadisa

Allah ki kendinden başka ilah yoktur muhakkak sizi toplayacaktır o kıyamet günü şüphesi olunmayan kim olabilir Allah’tan daha doğru sözlü

1. allâhu : Allah
2. : yok
3. ilâhe : ilâh
4. illâ : …’den başka, hariç
5. huve : o
6. le yecmeanne-kum : sizi mutlaka toplayacak
7. ilâ : …’a
8. yevmi el kıyâmeti : kıyâmet günü
9. : yok
10. raybe : şüphe
11. fî-hi : onda, hakkında
12. ve men : ve kim
13. asdeku : daha sadık, daha doğru
14. min allâhi : Allah’tan
15. hadîsen : söz, kelâm

٨٨

فَمَا لَكُمْ فِى الْمُنَافِقينَ فِءَتَيْنِ وَاللّهُ اَرْكَسَهُمْ بِمَا كَسَبُوا اَتُريدُونَ اَنْ تَهْدُوا مَنْ اَضَلَّ اللّهُ وَمَنْ يُضْلِلِ اللّهُ فَلَنْ تَجِدَ لَهُ سَبيلًا

(88) fe ma leküm fil münafikiyne fieteyni vallahü erkesehüm bi ma kesebu e türidune en tehdu men edallellah ve mey yudlilillahü fe len tecide lehu sebila

size ne oluyor ki münafıklar hakkında ikiye (ayrılıyorsunuz) Allah onları ters döndürdü kazandıkları yüzünden hidayete erdirmek mi istiyorsunuz Allah’ın saptırdığı kimseyi Allah her kimi saptırırsa o asla bulamaz hiçbir yol

1. fe : öyleyse
2. : ne, nedir, ne oluyor
3. lekum : size
4. : içinde, hakkında
5. el munâfikîne : münafıklar
6. fieteyni : iki topluluk, iki fırka, iki grup
7. ve allâhu : ve Allah
8. erkese-hum : onları tersine çevirdi, küfre döndürdü
9. bi- mâ : sebebiyle
10. kesebû : kazandılar
11. e : …mı
12. turîdûne : istiyorsunuz
13. en tehdû : senin hidayet etmen
14. men : kim, kimse
15. edalle : dalâlette bıraktı, saptırdı
16. allâhu : Allah
17. ve men : ve kim, kimi, kimse
18. yudlili : dalâlette bırakır
19. allâhu : Allah
20. fe : artık, bundan sonra
21. len tecide : asla bulamazsın
22. lehu : ona, onun için
23. sebîlen : yol

٨٩

وَدُّوا لَوْ تَكْفُرُونَ كَمَا كَفَرُوا فَتَكُونُونَ سَوَاءً فَلَا تَتَّخِذُوا مِنْهُمْ اَوْلِيَاءَ حَتّى يُهَاجِرُوا فى سَبيلِ اللّهِ فَاِنْ تَوَلَّوْا فَخُذُوهُمْ وَاقْتُلُوهُمْ حَيْثُ وَجَدْتُمُوهُمْ وَلَا تَتَّخِذُوا مِنْهُمْ وَلِيًّا وَلَا نَصيرًا

(89) veddu lev tekfürune kema keferu fe tekunune sevaen fe la tettehızu minhüm evliyae hatta yühaciru fi sebilillah fe in tevellev fe huzuhüm vaktüluhüm haysü vecedtümuhüm ve la tettehizu minhüm veliyyev ve la nesiyra

küfretmenizi istediler (kendilerinin) küfrettikleri gibi onlarla aynı seviyede olsanız edinmeyiniz onlardan dostlar hatta hicret edinceye (kadar) Allah yolunda eğer yüz çevirirlerse onları yakalayın ve onları katledin bulunduğunuz yerde onlardan edinmeyin dost ne de bir yardımcı

1. veddû : istediler
2. lev : keşke, olsa, ise
3. tekfurûne : inkâr edersiniz
4. kemâ : gibi
5. keferû : inkâr ettiler, kâfir oldular
6. fe : böylece
7. tekûnûne : siz olursunuz
8. sevâen : eşit, müsavi, bir, aynı seviyede
9. fe : artık
10. lâ tettehızû : edinmeyin
11. min-hum : onlardan
12. evliyâe : veliler, dostlar
13. hattâ : oluncaya kadar
14. yuhâcirû : hicret ederler
15. : içinde, …’da
16. sebîli allâhi : Allah’ın yolu
17. fe : bundan sonra
18. in : eğer
19. tevellev : dönerler, yüz çevirirler
20. fe : o taktirde
21. huzû-hum : onları tutun, yakalayın
22. ve uktulû-hum : ve onları öldürün
23. haysu : nerede, hangi yerde
24. vecedtumû-hum : onları buldunuz
25. ve : ve
26. lâ tettehızû : siz edinmeyin
27. min-hum : onlardan
28. veliyyen : veli, dost
29. ve lâ : ve değil
30. nasîran : yardımcı

٩٠

اِلَّا الَّذينَ يَصِلُونَ اِلى قَوْمٍ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُمْ ميثَاقٌ اَوْ جَاؤُكُمْ حَصِرَتْ صُدُورُهُمْ اَنْ يُقَاتِلُوكُمْ اَوْ يُقَاتِلُوا قَوْمَهُمْ وَلَوْ شَاءَ اللّهُ لَسَلَّطَهُمْ عَلَيْكُمْ فَلَقَاتَلُوكُمْ فَاِنِ اعْتَزَلُوكُمْ فَلَمْ يُقَاتِلُوكُمْ وَاَلْقَوْا اِلَيْكُمُ السَّلَمَ فَمَا جَعَلَ اللّهُ لَكُمْ عَلَيْهِمْ سَبيلًا

(90) illellezine yesilune ila kavmim beyneküm ve beynehüm misakun ev cauküm hasirat suduruhüm ey yükatiluküm ev yükatilu kavmehüm ve lev şaellahü le selletahüm aleyküm fe le kateluküm fe ini’tezeluküm fe lem yükatiluküm ve elkav ileykümüs seleme fe ma cealellahü leküm aleyhim sebila

şu kimseler istisna bir kavme sığınmış bulunanlar sizinle onlar arasında anlaşma yaptığınız yahut size gelmiş olanlar gönüllerine sığdırmayıp size karşı harp etmeyi (ne de) kavimlerine karşı savaşmayı velev Allah dileseydi onları size musallat ederdi de sizinle savaşırlardı sizi bırakıp çekildikten sonra sizinle savaşmayıp sizinle barışa yanaştıkları takdirde Allah vermemiştir onların aleyhinde size bir yol

1. illâ : hariç
2. ellezîne : onlar, olanlar
3. yasılûne : vasıl olurlar, gelirler, sığınırlar, iltica ederler
4. ilâ : …’e
5. kavmin : kavim
6. beyne-kum : sizin aranızda
7. ve beyne-hum : ve onlar arasında
8. mîsâkun : misak, kesin söz, andlaşma
9. ev : veya
10. câû-kum : size geldiler
11. hasıret : daralmış olarak
12. sudûru-hum : göğüsleri
13. en : olmak, yapmak
14. yukâtilû-kum : sizinle savaşırlar
15. ev : veya
16. yukâtilû : savaşırlar
17. kavme-hum : kendi kavimleri
18. ve lev : ve eğer, şayet
19. şâe : diledi
20. allâhu : Allah
21. le selleta-hum : elbette onları musallat etti
22. aleykum : sizin üzerinize
23. fe le : o zaman mutlaka
24. kâtelû-kum : sizi öldürdüler
25. fe in : o halde eğer
26. ı’tezelû-kum : sizden uzak durdular
27. fe : artık
28. lem yukâtilû-kum : sizinle savaşmadılar
29. ve elkav : ve ilka ettiler, önerdiler, teklif ettiler
30. ileykum : size
31. es seleme : teslim, sulh, barış
32. fe : o taktirde
33. mâ ceale : ılmadı
34. allâhu : Allah
35. lekum : sizin için, size
36. aleyhim : onların üzerine
37. sebîlen : yol

٩١

سَتَجِدُونَ اخَرينَ يُريدُونَ اَنْ يَاْمَنُوكُمْ وَيَاْمَنُوا قَوْمَهُمْ كُلَّمَا رُدُّوا اِلَى الْفِتْنَةِ اُرْكِسُوا فيهَا فَاِنْ لَمْ يَعْتَزِلُوكُمْ وَيُلْقُوا اِلَيْكُمُ السَّلَمَ وَيَكُفُّوا اَيْدِيَهُمْ فَخُذُوهُمْ وَاقْتُلُوهُمْ حَيْثُ ثَقِفْتُمُوهُمْ وَاُولءِكُمْ جَعَلْنَا لَكُمْ عَلَيْهِمْ سُلْطَانًا مُبينًا

(91) setecidune aharine yüridune ey ye’menuküm ve ye’menu kavmehüm küllema ruddu ilel fitneti ürkisu fiha fe il lem ya’teziluküm ve yulku ileykümüs seleme ve yeküffu eydiyehüm fe huzuhüm vaktüluhüm haysü sekıftümuhüm ve ülaiküm cealna leküm aleyhim sültanem mübina

diğerlerini de şöyle bulacaksın hem sizden emin olmak isterler (hem de) kavimlerinden emin olmak her ne zaman fitneye döndürülseler onun içine ters yüz giderler eğer, sizden ayrılıp çekinmezlerse sizinle barışa yanaşmazlarsa (taaruzdan) ellerini çekmezlerse onları yakalayın onları öldürün bulduğunuz yerde işte bunlar (için) ferman verdik size aleyhlerinde açık bir burhan

1. se-tecidûne : siz bulacaksınız
2. âharîne : başkaları
3. yurîdûne : istiyorlar
4. en : olmak
5. ye’menû-kum : sizden emin olmayı
6. ve ye’menû : emin olmayı
7. kavme-hum : kendi kavimlerinden
8. kullemâ : her zaman, her defa
9. ruddû : döndürülürdüler, çağırılırdılar
10. ilâ : …’a
11. fitneti : fitne
12. urkisû : tersine döndüler, geri döndüler
13. fî-hâ : ona
14. fe : bundan sonra
15. in lem : eğer … olmazsa
16. ya’tezilû-kum : sizden uzak dururlar
17. ve yulkû : ve ilka ederler, önerirler, teklif ederler
18. ileykum : size
19. es seleme : teslim, sulh, barış
20. ve yekuffû : ve çekerler
21. eydiye-hum : onların elleri, ellerini
22. fe : o taktirde
23. huzû-hum : onları alın, yakalayın
24. ve ıktulû-hum : ve onları öldürün
25. haysu : yerde, nerede
26. sekıftumû-hum : onları buldunuz, yakaladınız
27. ve ulâi-kum : ve işte size
28. cealnâ : kıldık, yaptık
29. lekum : size, sizin için
30. aleyhim : onlara, onların üzerine
31. sultânen : sultan, güç, delil, yetki
32. mubînen : açık, apaçık, açıkça

Sayfa:92

٩٢

وَمَاكَانَ لِمُؤْمِنٍ اَنْ يَقْتُلَ مُؤْمِنًا اِلَّا خَطَاً وَمَنْ قَتَلَ مُؤْمِنًا خَطَاً فَتَحْريرُ رَقَبَةٍ مُؤْمِنَةٍ وَدِيَةٌ مُسَلَّمَةٌ اِلى اَهْلِه اِلَّا اَنْ يَصَّدَّقُوا فَاِنْ كَانَ مِنْ قَوْمٍ عَدُوٍّ لَكُمْ وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَتَحْريرُ رَقَبَةٍ مُؤْمِنَةٍ وَاِنْ كَانَ مِنْ قَوْمٍ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُمْ ميثَاقٌ فَدِيَةٌ مُسَلَّمَةٌ اِلى اَهْلِه وَتَحْريرُ رَقَبَةٍ مُؤْمِنَةٍ فَمَنْ لَمْ يَجِدْ فَصِيَامُ شَهْرَيْنِ مُتَتَابِعَيْنِ تَوْبَةً مِنَ اللّهِ وَكَانَ اللّهُ عَليمًا حَكيمًا

(92) ve ma kane li mü’minin ey yaktüle mü’minen illa hataa ve men katele mü’mine hataen fe tahriru rakabetim mü’minetiv ve diyetüm müsellemetün ila ehlihi illa ey yessaddeku fe in kane min kavmin adüvvil leküm ve hüve mü’minün fe tahriru rakabetim mü’mineh ve in kane min kavmim beyneküm ve beynehüm misakun fediyetüm müsellemetün ila ehlihi ve tahriru rakabetim mü’mineh fe mel lem yecid fe sıyamü şehreyni mütetabiayni tevbetem minellah ve kanellahü alimen hakima

bir mü’minin olamaz bir mü’mini öldürmesi ancak hata neticesi (olursa) her kim öldürürse bir mü’mini hata ile mü’min bir köle azat etmesi, teslim edecek diyet vermesi (gerekir) ölenin ehline ancak bağışlarsa o müstesna eğer düşman bir kavimdense öldürülen kişi mü’min olmakla (beraber) o zaman mü’min bir köle azat etmesi(gerekir) eğer mümin bir kavimden ise seninle onlar arasında anlaşma yaptığınız diyet vermesi ölenin ehline teslim edecek (ya da) mü’min bir köle azat etmesi (veya) öldüren kişinin bunları bulma gücü yoksa oruç tutması (icap eder) bir birini takip eden iki ay Allah’tan tövbenin (kabulü için) Allah bilen hikmet sahibidir

1. ve mâ : ve olmaz, olamaz
2. kâne : oldu, …idi, …dır
3. li : için
4. mu’minin : bir mü’min
5. en yaktule : öldürmesi
6. mu’minen : bir mü’min
7. illâ : hariç
8. hataen : hata ile, yanlışlıkla, kasıtsız
9. ve men : ve kim
10. katele : öldürdü
11. mu’minen : bir mü’min
12. hataen : hata ile, yanlışlıkla, kasıtsız
13. fe : o zaman,o takdtmek
14. tahrîru : hürriyet verin, hür bırakın, azad edin
15. rakabetin : bir köle
16. mu’minetin : mü’min
17. ve diyetun : ve diyet, bedel
18. musellemetun : teslim edilmiş olan, teslim edilen
19. ilâ : …’a
20. ehli-hî : onun ailesi
21. illâ : hariç, istisna
22. en yassaddakû : sadaka olarak bağışlama
23. fe : fakat
24. in kâne : eğer … oldu ise
25. min kavmin : bir kavimden
26. aduvvin : düşman
27. lekum : size
28. ve huve : ve o
29. mu’minun : mü’min
30. fe : o zaman, o taktirde
31. tahrîru : hürriyet verin, hür bırakın, azad edin
32. rakabetin : bir köle
33. mu’minetin : mü’min
34. ve in : ve eğer, ise
35. kâne : oldu, idi
36. min kavmin : bir kavimden
37. beyne-kum : sizin aranızda
38. ve beyne-hum : ve onların arasında
39. mîsâkun : misak, kesin söz, andlaşma
40. fe : o zaman, o taktirde
41. diyetun : diyet, bedel
42. musellemetun : teslim edilmiş olan, teslim edilen
43. ilâ : …’a
44. ehli-hî : onun ailesi
45. ve tahrîru : ve hürriyet verin, hür bırakın, azad edin
46. rakabetin : bir köle
47. mu’minetin : mü’min
48. fe men : fakat kim
49. lem yecid : bulamadı
50. fe : o taktirde
51. sıyâmu : oruç tutsun
52. şehreyni : iki ay
53. mutetâbiayni : birbirini takip eden, ardarda, devamlı olarak
54. tevbeten : tövbe olarak
55. min allâhi : Allah’tan
56. ve kâne : ve oldu, idi, …dır
57. allâhu : Allah
58. alîmen : en iyi bilen
59. hakîmen : en iyi hüküm veren

٩٣

وَمَنْ يَقْتُلْ مُؤْمِنًا مُتَعَمِّدًا فَجَزَاؤُهُ جَهَنَّمُ خَالِدًا ا فيهَا وَغَضِبَ اللّهُ عَلَيْهِ وَلَعَنَهُ وَاَعَدَّ لَهُ عَذَابًا عَظيمًا

(93) ve mey yaktül mü’minem müteammiden fe cezaühu cehennemü haliden fiha ve ğadibellahü aleyhi ve leanehu ve eadde lehu azaben aziyma

ve her kim ki öldürürse bir mü’mini kasten onun cezası ebedi olarak cehennemde kalmaktadır Allah ona gazap etmiş ve onu lanetlemiş ve ona hazırlanmıştır büyük bir azap

1. ve men : ve kim
2. yaktul : öldürür
3. mu’minen : mü’min
4. muteammiden : taammüden , kasten
5. fe cezâu-hu : o taktirde onun cezası
6. cehennemu : cehennem
7. hâliden : ebediyyen kalıcı
8. fî-hâ : orada, içinde
9. ve gadıba : ve gadap etti, gazap etti, öfkelendi
10. allâhu : Allah
11. aleyhi : ona
12. ve leane-hu : ve ona lanet etti
13. ve eadde : ve hazırladı
14. lehu : ona, onun için
15. azâben : azap
16. azîmen : azim, büyük

٩٤

يَا اَيُّهَا الَّذينَ امَنُوا اِذَا ضَرَبْتُمْ فى سَبيلِ اللّهِ فَتَبَيَّنُوا وَلَا تَقُولُوا لِمَنْ اَلْقى اِلَيْكُمُ السَّلَامَ لَسْتَ مُؤْمِنًا تَبْتَغُونَ عَرَضَ الْحَيوةِ الدُّنْيَا فَعِنْدَ اللّهِ مَغَانِمُ كَثيرَةٌ كَذلِكَ كُنْتُمْ مِنْ قَبْلُ فَمَنَّ اللّهُ عَلَيْكُمْ فَتَبَيَّنُوا اِنَّ اللّهَ كَانَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبيرًا

(94) ya eyyühellezine amenu iza darabtüm fi sebilillahi fe tebeyyenu ve la tekulu li men elka ileykümüs selame leste mü’mina tebteğune aradal hayatid dünya fe indellahi meğanimü kesirah kezalike küntüm min kablü fe mennellahü aleyküm fe tebeyyenu innellahe kane bi ma ta’melune habira

ey iman edenler cihada çıktığınız zaman Allah yolunda (sefere) açığa çıkmasını bekleyin (imanla, küfrün) demeyin size islam sevabı veren kimseye sen mü’min değilsin menfaatine talip olarak dünya hayatının Allah’ın katında çok ganimetler (vardır) sizde öyle idiniz daha önceden Allah size lütuf ve ihsan etti (onların) açıklık kazanmasını bekleyin şüphesiz Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır

1. yâ eyyuhâ : ey
2. ellezîne : onlar, olanlar
3. âmenû : îmân ettiler, âmenû oldular
4. izâ : olduğu zaman
5. darabtum : yürüyüşe, sefere çıktınız
6. : …’da
7. sebîli : yol
8. allâhi : Allah
9. fe : artık
10. tebeyyenû : iyice araştırıp beyan edin, açığa çıkarın
11. ve : ve
12. lâ tekûlû : söylemeyin, demeyin
13. li men : kimseye
14. elkâ : ilka etti, ulaştırdı
15. ileykum : size
16. es selâme : selâm
17. leste : sen değilsin
18. mu’minen : mü’min
19. tebtegûne : arayarak, gaye edinerek
20. arada : gelip geçici meta (dünya malı)
21. el hayâti : hayat
22. ed dunyâ : dünya
23. fe : oysa, halbuki
24. inde : yanında, katında
25. allâhi : Allah
26. megânimu : ganimetler
27. kesîretun : çoktur
28. kezâlike : öyle, böyle
29. kuntum : siz oldunuz, siz idiniz
30. min kablu : önceden, daha önce
31. fe : o zaman
32. menne : nimet verdi
33. allâhu : Allah
34. aleykum : sizin üzerinize
35. fe : o halde
36. tebeyyenû : iyice araştırıp beyan edin, açığa çıkarın
37. inne : muhakkak
38. allâhe : Allah
39. kâne : oldu, …idi, …dır
40. bi-mâ : şeyleri
41. ta’melûne : yapıyorsunuz
42. habîran : haberdar olan, haberdar

Sayfa:93

٩٥

لَا يَسْتَوِى الْقَاعِدُونَ مِنَ الْمُؤْمِنينَ غَيْرُ اُولِى الضَّرَرِ وَالْمُجَاهِدُونَ فى سَبيلِ اللّهِ بِاَمْوَالِهِمْ وَاَنْفُسِهِمْ فَضَّلَ اللّهُ الْمُجَاهِدينَ بِاَمْوَالِهِمْ وَاَنْفُسِهِمْ عَلَى الْقَاعِدينَ دَرَجَةً وَكُلًّا وَعَدَ اللّهُ الْحُسْنى وَفَضَّلَ اللّهُ الْمُجَاهِدينَ عَلَى الْقَاعِدينَ اَجْرًا عَظيمًا

(95) la yestevil kaidune minel mü’minine ğayru ülid darari vel mücahidune fi sebilillahi bi emvalihim ve enfüsihim feddalellahül mücahidine bi emvalihim ve enfüsihim alel kaidine deraceh ve küllev veadellahül husna ve feddalellahül mücahidine alel kaidine ecran aziyma

müsavi olmaz mü’minlerden oturanlarla özür sahibi olmaksızın cihat edenler Allah yolunda mallarıyla canlarıyla Allah üstün kıldı cihat edenleri malları ve nefisleri ile derece itibari ile oturanlardan ikisine de Allah cenneti vaad etmiştir ama Allah ihsan etmiştir mücahitlere oturanların üstünde büyük bir ecir

1. : değil
2. yestevî : aynı seviyede, bir, eşit
3. el kâıdûne : oturanlar
4. min el mu’minîne : mü’minlerden
5. gayru : başka, dışında, olmaksızın
6. ulî : sahip
7. ed darari : darlık, sıkıntı, özür
8. ve el mucâhidûne : ve mücahitler, Allah için savaşanlar
9. : …’da
10. sebîli : yol
11. allâhi : Allah
12. bi emvâli-him : kendi malları ile
13. ve enfusi-him : ve nefsleri, canları
14. faddale : üstün, faziletli kıldı
15. allâhu : Allah
16. el mucâhidîne : mücahitler, Allah için savaşanlar
17. bi emvâli-him : kendi malları ile
18. ve enfusi-him : ve nefsleri, canları
19. alâ : …’a
20. el kâidîne : oturanlar
21. dereceten : derece olarak
22. ve kullen : ve hepsi
23. vaade : vaadetti
24. allâhu : Allah
25. el husnâ : husna, güzel olan
26. ve faddale : ve üstün, faziletli kıldı
27. allâhu : Allah
28. el mucâhidîne : mücahitler, Allah için savaşanlar
29. alâ : …’a
30. el kâıdîne : oturanlar
31. ecren : ecir, karşılık, mükâfat
32. azîmen : azim, büyük

٩٦

دَرَجَاتٍ مِنْهُ وَمَغْفِرَةً وَرَحْمَةً وَكَانَ اللّهُ غَفُورًا رَحيمًا

(96) deracatim minhü ve mağfiratev ve rahmeh ve kanellahü ğafurar rahiyma

(Allah’tan) O’ndan dereceler mağfiret ve bir rahmet (vardır) Allah bağışlayıcı, merhamet sahibidir

1. derecâtin : dereceler
2. min-hu : ondan, kendisinden
3. ve mağfireten : ve mağfiret
4. ve rahmeten : ve rahmet
5. ve kâne : ve oldu, idi, …dır
6. allâhu : Allah
7. gafûran : mağfiret eden
8. rahîmen : rahim olan, Rahim esması ile tecelli eden

٩٧

اِنَّ الَّذينَ تَوَفّيهُمُ الْمَلءِكَةُ ظَالِمي اَنْفُسِهِمْ قَالُوا فيمَ كُنْتُمْ قَالُوا كُنَّا مُسْتَضْعَفينَ فِى الْاَرْضِ قَالُوا اَلَمْ تَكُنْ اَرْضُ اللّهِ وَاسِعَةً فَتُهَاجِرُوا فيهَا فَاُولءِكَ مَاْويهُمْ جَهَنَّمُ وَسَاءَتْ مَصيرًا

(97) innellezine teveffahümül melaiketü zalimi enfüsihim kalu fime küntüm kalu künna müstad’afine fil ard kalu e lem tekün erdullahi vasiaten fe tühaciru fiha fe ülaike me’vahüm cehennem ve saet mesiyra

o kimseler ki melekler canlarını alırken nefislerine zulüm edenlerin ne işteydiniz, derler bizler derler yeryüzünde zayıf kimselerdik (melekler) Allah’ın arzı geniş değil miydi? derler oraya hicret etseydiniz işte bunların yeri cehennemdir ne kötü dönüş yeri

1. inne ellezîne : muhakkak ki onlar
2. teveffâ-hum : onları vefat ettirir, öldürür
3. el melâiketu : melekler
4. zâlimî : zulmedenler
5. enfusi-him : onların nefsleri, kendileri
6. kâlû : dediler
7. fîme : nerede, ne işte
8. kuntum : siz oldunuz, idiniz
9. kâlû : dediler
10. kunnâ : biz olduk, biz idik,
11. mustad’afîne : aciz, çaresiz, zayıf olanlar
12. fî el ardı : arzda, yeryüzünde
13. kâlû : dediler
14. e : …mı
15. lem tekun : olmadı, değil
16. ardu : arz , yeryüzü
17. allâhi : Allah
18. vâsiaten : geniş
19. fe : o halde, öyleyse
20. tuhâcirû : hicret edersiniz
21. fî-hâ : orada
22. fe : işte
23. ulâike : işte onlar
24. me’vâ-hum : onların varacakları, gidecekleri yer
25. cehennemu : cehennem
26. ve sâet : ve ne kötü, fena
27. masîran : varış yeri

٩٨

اِلَّاالْمُسْتَضْعَفينَ مِنَ الرِّجَالِ وَالنِّسَاءِ وَالْوِلْدَانِ لَايَسْتَطيعُونَ حيلَةً وَلَايَهْتَدُونَ سَبيلًا

(98) illel müstad’afine miner ricali ven nisai vel vildani la yestetiy’une hılatev ve la yehtedune sebila

ancak çaresiz olanlar hariç erkek kadın ve çocuklardan zayıf ve gücüne sahip olmayanlar hicret etmek için yola çıkma(ya)

1. illâ : ancak, hariç
2. el mustad’afîne : aciz, çaresiz, zayıf olanlar
3. min er ricâli : erkeklerden
4. ve en nisâi : ve kadınlar
5. ve el vildâni : ve çocuklar
6. lâ yestatîûne : gücleri yetmez
7. hîleten : çare
8. ve : ve
9. lâ yehtedûne : ulaşamazlar
10. sebîlen : yol

٩٩

فَاُولءِكَ عَسَى اللّهُ اَنْ يَعْفُوَ عَنْهُمْ وَكَانَ اللّهُ عَفُوًّا غَفُورًا

(99) fe ülaike asellahü ey ya’füve anhüm ve kanellahü afüvven ğafura

Allah’ın umulur ki bunları affedeceği Allah affeden, bağışlayandır

1. fe : işte
2. ulâike : işte onlar
3. asâ : umulur
4. allâhu : Allah
5. en ya’fuve an : affetmesi
6. hum : onlar
7. ve kâne : ve oldu, idi, …dır
8. allâhu : Allah
9. afuvven : affedici, affeden
10. gafûren : gafur olan, mağfiret eden

١٠٠

وَمَنْ يُهَاجِرْ فى سَبيلِ اللّهِ يَجِدْ فِى الْاَرْضِ مُرَاغَمًا كَثيرًا وَسَعَةً وَمَنْ يَخْرُجْ مِنْ بَيْتِه مُهَاجِرًا ا اِلَى اللّهِ وَرَسُولِه ثُمَّ يُدْرِكْهُ الْمَوْتُ فَقَدْ وَقَعَ اَجْرُهُ عَلَى اللّهِ وَكَانَ اللّهُ غَفُورًا رَحيمًا

(100) ve mey yühacir fi sebilillahi yecid fil erdi mürağamen kesirav veseah ve mey yahruc mim beytihi mühaciran ilellahi ve rasulihi sümme yüdrikhül mevtü fe kad vekaa ecruhu alellah ve kanellahü ğafurar rahiyma

kim hicret ederse Allah yolunda yeryüzünde bulunur gidecek çok genişlik kim çıkarsa hicret maksadı ile evinden Allah’a ve resulüne sonra kendisine ölüm gelirse onun ecri muhakkak Allah’a aittir Allah bağışlayıcı, merhamet sahibidir

1. ve men : ve kim
2. yuhâcir : hicret eder, göç eder
3. : …’da
4. sebîli allâhi : Allah’ın yolu
5. yecid : bulur
6. fî el ardı : yeryüzünde
7. murâgamen : hicret yerleri, göç edilecek yerler
8. kesîren : bir çok
9. seaten : geniş
10. ve men : ve kim
11. yahruc : çıkar
12. min beyti-hî : kendi evinden, evinden
13. muhâciren : muhacir , hicret eden, göç eden
14. ilâ : …’a
15. allâhi : Allah
16. ve resûli-hî : ve O’nun Resûl’ü, elçisi
17. summe : sonra
18. yudrik-hu : ona, kendisine yetişir, erişir
19. el mevtu : ölüm
20. fe : artık
21. kad vakaa : olmuştur
22. ecru-hu : onun ecri, karşılığı, mükâfatı
23. alâ : …’a
24. allâhi : Allah
25. ve kâne : oldu, idi, …dır
26. allâhu : Allah
27. gafûran : gafur olan, mağfiret eden
28. rahîmen : rahim olan, Rahim esması ile tecelli den

١٠١

وَاِذَا ضَرَبْتُمْ فِى الْاَرْضِ فَلَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ اَنْ تَقْصُرُوا مِنَ الصَّلوةِ اِنْ خِفْتُمْ اَنْ يَفْتِنَكُمُ الَّذينَ كَفَرُوا اِنَّ الْكَافِرينَ كَانُوا لَكُمْ عَدُوًّا مُبينًا

(101) ve iza darabtüm fil erdi fe leyse aleyküm cünahun en taksuru mines salah in hiftüm ey yeftinekümül lezine keferu innel kafirine kanu leküm adüvvem mübina

sefere çıktığınızda yeryüzünde size günah yoktur namazları kısaltmanızda korkarsanız sizi fitneye düşürmesinden kafirlerin muhakkak ki kafirler sizin için açık düşmandırlar

1. ve izâ : ve … olduğu zaman
2. darabtum : sefere çıktınız
3. fî el ardı : yeryüzünde
4. fe : o taktirde
5. leyse : yoktur, değildir
6. aleykum : sizin üzerinize, size
7. cunâhun : bir günah
8. en taksurû : kısaltmanız
9. min es salât : namazdan
10. in : eğer
11. hıftum : siz korktunuz
12. en yeftine-kum : sizi fitnelemek, size kötülük etmek
13. ellezîne : onlar, olanlar
14. keferû : inkâr ettiler, kafir oldular
15. inne : muhakkak
16. el kâfirîne : kâfirler
17. kânû : oldular
18. lekum : sizin için, size
19. aduvven : düşman
20. mubînen : apaçık, açıkça

Sayfa:94

١٠٢

وَاِذَا كُنْتَ فيهِمْ فَاَقَمْتَ لَهُمُ الصَّلوةَ فَلْتَقُمْ طَاءِفَةٌ مِنْهُمْ مَعَكَ وَلْيَاْخُذُوا اَسْلِحَتَهُمْ فَاِذَا سَجَدُوا فَلْيَكُونُوا مِنْ وَرَاءِكُمْ وَلْتَاْتِ طَاءِفَةٌ اُخْرى لَمْ يُصَلُّوا فَلْيُصَلُّوا مَعَكَ وَلْيَاْخُذُوا حِذْرَهُمْ وَاَسْلِحَتَهُمْ وَدَّ الَّذينَكَفَرُوا لَوْ تَغْفُلُونَ عَنْ اَسْلِحَتِكُمْ وَاَمْتِعَتِكُمْ فَيَميلُونَ عَلَيْكُمْ مَيْلَةً وَاحِدَةً وَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ اِنْ كَانَ بِكُمْ اَذًى مِنْ مَطَرٍ اَوْ كُنْتُمْ مَرْضى اَنْ تَضَعُوا اَسْلِحَتَكُمْ وَخُذُوا حِذْرَكُمْ اِنَّ اللّهَ اَعَدَّ لِلْكَافِرينَ عَذَابًا مُهينًا

(102) ve iza künte fihim fe ekamte lehümüs salate feltekum taifetüm minhüm meake vel ye’huzu eslihatehüm fe iza secedu felyekunu miv veraiküm velte’ti taifetün uhra lem yüsallu fel yüsallu meake vel ye’huzu hizrahüm ve eslihatehüm veddellezine keferu lev tağfülune an eslihatiküm ve emtiatiküm fe yemilune aleyküm meyletev vahideh ve la cünüha aleyküm in kane bi küm ezem mim metarin ev küntüm merda en tedau eslihateküm ve huzu hizraküm innellahe eadde lil kafirine azabem mühina

sen onların içinde bulunduğun zaman kaldırırsan onları namaza (namaza) dursun onlardan bir taife seninle beraber silahlarını (yanlarına) alsınlar bunlar secdeye vardıkları zaman (ötekiler bekleyerek) arkanızda dursunlar sonra diğer taife gelsin namaz kılmamış (olan) seninle beraber namaz kılsınlar onlar ihtiyatlı olsunlar ve silahlarını da alsınlar kafirler arzu eder ki gafil bulunasınızda silahlarınızdan eşyalarınızdan size (bir baskın) yapsınlar ansızın bir baskın ile onlar için bir günah yoktur eğer size bir eziyet olursa yağmurdan (kaynaklanan) yahut hasta bulunursanız silahlarınızı bırakmanızda size bir günah yoktur siz tedbiri bırakmayın şüphesiz Allah hazırlamıştır kafirler için aşağılayıcı bir azap

1. ve izâ : ve … olduğu zaman
2. kunte : sen oldun
3. fî-him : onların arasında
4. fe : o taktirde
5. ekamte : ikame ettirdin, kıldırdın
6. lehum : onlara
7. es salâte : namaz
8. fe li tekum : öyle ki ayağa kalksın, namaza dursun
9. tâifetun : taife, grup, bölük, bir kısmı
10. min-hum : onlardan
11. mea-ke : seninle beraber
12. ve li ye’huzû : ve alsınlar
13. eslihate-hum : kendi silâhlarını
14. fe : böylece, bu şekilde
15. izâ secedû : secde ettikleri zaman
16. fe li yekûnû : böylece olsunlar
17. min verâi-kum : sizin arkanızda
18. ve li te’ti : ve gelsin
19. tâifetun : taife, grup, bölük
20. uhrâ : diğer, başka
21. lem yusallû : namaz kılmadılar
22. fe li yusallû : böylece, bu şekilde namaz kılsınlar
23. mea-ke : seninle beraber
24. ve li ye’huzû : ve alsınlar
25. hızra-hum : kendilerini koruma tedbirleri
26. ve eslihate-hum : ve kendi silâhları
27. vedde : temenni etti, istedi
28. ellezîne : onlar, olanlar
29. keferû : inkâr ettiler, kâfir oldular
30. lev : keşke, eğer, olsa
31. tagfulûne : gâfil olursunuz
32. an eslihati-kum : kendi silâhlarınızdan
33. ve emtiati-kum : ve kendi emtianız, mühimmatlarınız, teczihatlarınız
34. fe yemîlûne : böylece hamleyaparlar, baskın yaparlar, hücuma geçerler
35. aleykum : sizin üzerinize, size
36. meyleten : hücum, hamle
37. vâhıdeten : bir, tek
38. ve lâ : ve yoktur
39. cunâha : günah
40. aleykum : sizin üzerinize, size
41. in : eğer, ise
42. kâne : oldu
43. bi-kum : size
44. ezen : eziyet, güçlük
45. min matarin : yağmurdan, yağmur sebebiyle
46. ev : veya
47. kuntum : siz oldunuz
48. mardâ : hasta
49. tedaû : sizin bırakmanız, çıkarmanız
50. eslihate-kum : silâhlarınız
51. ve huzû : alın
52. hızra-kum : korunma tedbirleriniz
53. inne : muhakkak
54. allâhe : Allah
55. eadde : hazırladı
56. li el kâfirîne : kâfirler için
57. azâben : azap
58. muhînen : alçaltıcı, rüsvay edici
59. en : olmak

١٠٣

فَاِذَا قَضَيْتُمُ الصَّلوةَ فَاذْكُرُوا اللّهَ قِيَامًا وَقُعُودًا وَعَلى جُنُوبِكُمْ فَاِذَا اطْمَاْنَنْتُمْ فَاَقيمُوا الصَّلوةَ اِنَّ الصَّلوةَ كَانَتْ عَلَى الْمُؤْمِنينَ كِتَابًا مَوْقُوتًا

(103) fe iza kadaytümüs salate fezkürullahe kıyamev ve kuudev ve ala cünubiküm fe izatme’nentüm fe ekiymüs salah innes salate kanet alel mü’minine kitabem mevkuta

namazı kılıp bitirdiğiniz zaman hemen Allah’ı zikir edin ayakta iken otururken ve yanlarınız üzere (korkudan) itminan olduğunuz zaman namazı dosdoğru kılın şüphesiz namaz mü’minlerin üzerine muayyen zamanlarda bir farzdır

1. fe : böylece, o takdirde, bundan sonra
2. izâ : olunca, olduğu zaman
3. kadaytum : kada ettiniz, yerine getirdiniz, tamamladınız
4. es salâte : namaz
5. fe uzkurû : artık zikredin
6. allâhe : Allah
7. kıyâmen : ayakta iken
8. ve kuûden : ve otururken
9. ve alâ cunûbi-kum : ve yanınız üzerinde, yan üstü iken, yatarken
10. fe izâ : sonra, daha sonra …olduğu zaman
11. itma’nentum : tatmin oldunuz, güvenliğe kavuştunuz, emin oldunuz
12. fe ekîmu : o zaman yerine getirin, erkanıyla kılın
13. es salâte : namaz
14. inne : muhakkak
15. es salâte : namaz
16. kânet : oldu, olmuştur
17. alâ el mu’minîne : mü’minlerin üzerine
18. kitâben : yazılmış olan, farz olan
19. mevkûten : vakitlendirilmiş, vakitleri belirlenmiş

١٠٤

وَلَا تَهِنُوا فِى ابْتِغَاءِ الْقَوْمِ اِنْ تَكُونُوا تَاْلَمُونَ فَاِنَّهُمْ يَاْلَمُونَ كَمَا تَاْلَمُونَ وَتَرْجُونَ مِنَ اللّهِ مَا لَا يَرْجُونَ وَكَانَ اللّهُ عَليمًا حَكيمًا

(104) ve la tahinu fibtiğail kavm in tekunu te’lemune fe innehüm ye’lemune kema te’lemune ve tercune minellahi mala yercun ve kanellahi alimen hakima

gevşeklik göstermeyin (düşman) kavmi takip etmekte eğer bir elem çekiyorsanız muhakkak onlarda sizin gibi elem çekiyorlar ama sizin Allah’tan ümit edeceğiz şeyleri onlar ümit edemiyorlar Allah bilen, hikmet sahibidir

1. ve : ve
2. lâ tehinû : gevşeklik göstermeyin
3. fî ibtigâi : arama konusunda, aramakta
4. el kavmi : kavim
5. in : eğer
6. tekûnû : siz oluyorsunuz
7. te’lemûne : acı çekersiniz, acı duyarsınız
8. fe : sonra, ayrıca
9. inne-hum : muhakkak ki onlar
10. ye’lemûne : acı çekiyorlar
11. kemâ : gibi
12. te’lemûne : siz acı çekiyorsunuz
13. ve tercûne : ve ümit ediyorsunuz
14. min allâhi : Allah’tan
15. : şey
16. lâ yercûne : ümit etmiyorlar
17. ve kâne : ve oldu, …dır
18. allâhu : Allah
19. alîmen : en iyi bilen
20. hakîmen : hüküm ve hikmet sahibi

١٠٥

اِنَّا اَنْزَلْنَا اِلَيْكَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ لِتَحْكُمَ بَيْنَ النَّاسِ بِمَا اَريكَ اللّهُ وَلَا تَكُنْ لِلْخَاءِنينَ خَصيمًا

(105) inna enzelna ileykel kitabe bil hakkı li tahküme beynen nasi bima erakellah ve la tekül lil hainine hasiyma

gerçekten biz indirdik bu kitabı sana hak olarak insanlar arasında hüküm edesin Allah’ın sana gösterdiği vecihle sen hainlerin koruyucusu olma

1. innâ : muhakkak
2. enzelnâ : biz indirdik
3. ileyke : sana
4. el kitâbe : Kitab
5. bi el hakkı : hakk ile
6. li tahkume : hükmetmen için
7. beyne : arasında
8. en nâsi : insanlar
9. bi-mâ : şey ile, o şekilde
10. erâka : sana gösterdi
11. allâhu : Allah
12. ve : ve
13. lâ tekun : sen olma
14. li el hâinîne : ihanet edenlere
15. hasîmen : hasım, mücadele eden

Sayfa:95

١٠٦

وَاسْتَغْفِرِ اللّهَ اِنَّ اللّهَ كَانَ غَفُورًا رَحيمًا

(106) vestağfirillah innellahe kane ğafurar rahiyma

Allah’tan mağfiret dile şüphesiz Allah bağışlayıcı, merhametlidir

1. ve istagfiri : ve istiğfar et, mağfiret dile
2. allâhe : Allah
3. inne : muhakkak
4. allâhe : Allah
5. kâne : oldu, …dır
6. gafûran : mağfiret eden
7. rahîmen : rahmet sahibi, rahmet edici

١٠٧

وَلَا تُجَادِلْ عَنِ الَّذينَ يَخْتَانُونَ اَنْفُسَهُمْ اِنَّ اللّهَ لَا يُحِبُّ مَنْ كَانَ خَوَّانًا اَثيمًا

(107) ve la tücadil anillezine yahtanune enfüsehüm innellahe la yühibbü men kane havvanen esima

mücadele etme ihanet edenler namına kendi nefislerine şüphesiz Allah sevmez hainleri, günahkarları

1. ve : ve
2. lâ tucâdil an : mücadele etme
3. ellezîne : onlar
4. yahtânûne : açıkça ihanet ederler
5. enfuse-hum : nefslerine, kendilerine
6. inne : muhakkak
7. allâhe : Allah
8. lâ yuhıbbu : sevmez
9. men : kim, kimse, kimseleri
10. kâne : oldu, …dır
11. havvânen : ihanette israr eden
12. esîmen : günahkâr

١٠٨

يَسْتَخْفُونَ مِنَ النَّاسِ وَلَا يَسْتَخْفُونَ مِنَ اللّهِ وَهُوَ مَعَهُمْ اِذْ يُبَيِّتُونَ مَا لَايَرْضى مِنَ الْقَوْلِ وَكَانَ اللّهُ بِمَا يَعْمَلُونَ مُحيطًا

(108) yestahfune minen nasi ve la yestahfune minellahi ve hüve meahüm iz yübeyyitune ma la yerda minel kavl ve kanellahü bi ma ya’melune mühiyta

insanlardan gizlemeye çalışırlar gizlemeyi de düşünemezler Allah’ın onlarla beraber olduğunu (anlayamazlar) gece gizlice uydururlar (Allah’ın) razı olmayacağı sözü Allah onların yaptıklarını kuşatıcıdır

1. yestahfûne : gizlerler
2. min en nâsi : insanlardan
3. ve : ve
4. lâ yestahfûne : gizleyemezler
5. min allâhi : Allah’tan
6. ve huve : ve o
7. mea-hum : onlarla beraber
8. iz : olunca
9. yubeyyitûne : gece gizlice yapılan görüşmeler, konuşmalar
10. : şey
11. lâ yerdâ : razı olmadı, razı olmaz
12. min el kavli : sözlerden, sözler
13. ve kâne : ve oldu, idi, …dır
14. allâhu : Allah
15. bi mâ : şeyleri
16. ya’melûne : yapıyorlar
17. muhîtan : kuşatan

١٠٩

هَااَنْتُمْ هؤُلَاءِ جَادَلْتُمْ عَنْهُمْ فِى الْحَيوةِ الدُّنْيَا فَمَنْ يُجَادِلُ اللّهَ عَنْهُمْ يَوْمَ الْقِيمَةِ اَمْ مَنْ يَكُونُ عَلَيْهِمْ وَكيلًا

(109) ha entüm haülai cadeltüm anhüm fil hayatid dünya fe mey yücadilüllahe anhüm yevmel kıyameti em mey yekunü aleyhim vekila

işte siz öyle kimselersiniz ki onlar için mücadele ettiniz dünya hayatında Allah’la kim mücadele edecek onlar için kıyamet günü yahut kim olacak onlara vekil

1. : işte
2. entum : siz
3. hâulâi : bu, bunlar, böyle
4. câdeltum an : siz mücadele ettiniz
5. hum : onlar
6. fî el hayâti : hayatta
7. ed dunyâ : dünya
8. fe : artık, oysa, fakat
9. men : kim
10. yucâdilu : mücadele edecek
11. allâhe : Allah
12. yevme el kıyâmeti : kıyâmet günü
13. em : yoksa, veya
14. men : kim
15. yekûnu : olur
16. aleyhim : onlara
17. vekîlen : vekil

١١٠

وَمَنْ يَعْمَلْ سُوءًا اَوْ يَظْلِمْ نَفْسَهُ ثُمَّ يَسْتَغْفِرِ اللّهَ يَجِدِ اللّهَ غَفُورًا رَحيمًا

(110) ve mey ya’mel suen ev yazlim nefsehu sümme yestağfirillahe yecidillahe ğafurar rahiyma

kim bir kötülük yapar yahut nefsine zulüm ederse sonra Allah’tan mağfiret dilerse Allah’ı bulur bağışlayıcı, merhametli

1. ve men : ve kim
2. ya’mel : yapar
3. sûen : kötülük
4. ev : veya
5. yazlim : zulmeder
6. nefse-hu : kendi nefsine
7. summe : sonra
8. yestagfiri : istiğfar eder, mağfiret diler
9. allâhe : Allah
10. yecidi : bulur
11. allâhe : Allah
12. gafûran : mağfiret eden
13. rahîmen : Rahmet eden, Rahim esması ile tecelli eden

١١١

وَمَنْ يَكْسِبْ اِثْمًا فَاِنَّمَا يَكْسِبُهُ عَلى نَفْسِه وَكَانَ اللّهُ عَليمًا حَكيمًا

(111) ve mey yeksib ismen fe innema yeksibühu ala nefsih ve kanellahü alimen hakima

kim bir günah kazanırsa ancak onu kendi aleyhine kazanır Allah bilir, hikmet sahibidir

1. ve men : ve kim
2. yeksib : kazanır
3. ismen : günah
4. fe innemâ : o taktirde sadece
5. yeksibu-hu : onu kazanır
6. alâ nefsi-hî : kendi nefsine
7. ve kâne : oldu, idi, …dır
8. allâhu : Allah
9. alîmen : alîm, en iyi bilen
10. hakîmen : hakîm, hüküm ve hikmet sahibi

١١٢

وَمَنْ يَكْسِبْ خَطيَةً اَوْ اِثْمًا ثُمَّ يَرْمِ بِه بَريًا فَقَدِ احْتَمَلَ بُهْتَانًا وَاِثْمًا مُبينًا

(112) ve mey yeksib hatiy’eten ev ismen sümme yermi bihi berien fe kadihtemele bühtanev ve ismem mübina

kim işlerse bir hata veya günah sonra onu atarsa bir suçsuzun (üzerine) muhakkak yüklenmiştir bir vebal ve açık bir günah

1. ve men : ve kim
2. yeksib : kazanır
3. hatîeten : kasti işlenen suç, günah
4. ev : veya
5. ismen : günah
6. summe : sonra
7. yermi : atar
8. bi-hî : ona
9. berîen : uzak olan, ilgisi olmayan, suçsuz
10. fe kad : o taktirde olmuş olur
11. ihtemele : yüklenir
12. buhtânen : iftira
13. ve ismen : ve günah
14. mubînen : apaçık, açıkça

١١٣

وَلَوْلَا فَضْلُ اللّهِ عَلَيْكَ وَرَحْمَتُهُ لَهَمَّتْ طَاءِفَةٌ مِنْهُمْ اَنْ يُضِلُّوكَ وَمَا يُضِلُّونَ اِلَّا اَنْفُسَهُمْ وَمَا يَضُرُّونَكَ مِنْ شَىْءٍ وَاَنْزَلَ اللّهُ عَلَيْكَ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَعَلَّمَكَ مَا لَمْ تَكُنْ تَعْلَمُ وَكَانَ فَضْلُ اللّهِ عَلَيْكَ عَظيمًا

(113) ve lev la fadlüllahi aleyke ve rahmetühu lehemmet taifetüm minhüm ey yüdilluk ve ma yüdillune illa enfüsehüm ve ma yedurruneke min şey’ ve enzellellahü aleykel kitabe vel hıkmete ve allemeke ma lem tekün ta’lem ve kane fadlüllahi aleyke aziyma

şayet olmasaydı Allah’ın fazlı ve rahmeti senin üzerinde onlardan bir taife muhakkak yeltenmişti seni saptırmaya ama saptıramazlar onlar kendilerinden başkasını ve sana hiçbir zararda veremezler Allah sana indirdi kitabı ve hikmeti sana öğretti bilmediklerini Allah’ın lutfü ihsanı senin üzerinde büyüktür

1. ve lev lâ : ve … olmasaydı
2. fadlu : fazl
3. allâhi : Allah
4. aleyke : senin üzerine
5. ve rahmetu-hu : O’nun rahmeti
6. le : elbette, mutlaka
7. hemmet : hamle yaptı, yeltendi, kastetti
8. tâifetun : bir grup, bölük
9. min-hum : onlardan
10. en : olmak
11. yudıllû-ke : seni saptırır
12. ve : ve
13. mâ yudıllûne : saptıramazlar
14. illâ : …’den başka
15. enfuse-hum : nefsleri, kendileri
16. ve : ve
17. mâ yadurrûne-ke : sana zarar veremez
18. min şey’in : bir şey
19. ve enzele : ve indirdi
20. allâhu : Allah
21. aleyke : sana
22. el kitâbe : kitap
23. ve el hikmete : ve hikmet
24. ve alleme-ke : ve sana öğretti
25. : şey
26. lem tekun : sen … olmadın
27. ta’lemu : sen biliyorsun
28. ve : ve
29. kâne : oldu, …dır
30. fadlu : fazl
31. allâhi : Allah
32. aleyke : sana, senin üzerine
33. azîmen : büyük, çok büyük

Sayfa:96

١١٤

لَا خَيْرَ فى كَثيرٍ مِنْ نَجْويهُمْ اِلَّا مَنْ اَمَرَ بِصَدَقَةٍ اَوْ مَعْرُوفٍ اَوْ اِصْلَاحٍ بَيْنَ النَّاسِ وَمَنْ يَفْعَلْ ذلِكَ ابْتِغَاءَ مَرْضَاتِ اللّهِ فَسَوْفَ نُؤْتيهِ اَجْرًا عَظيمًا

(114) la hayra fi kesirim min necvahüm illa men emera bi sadekatin ev ma’rufin ev islahim beynen nas ve mey yef’al zalikeb tiğae merdatillahi fe sevfe nü’tihi ecran aziyma

çoğunda hayır yoktur onların fısıldaşmalarının ancak sadaka vermeyi emreden veya iyilik yapmayı yahut ıslah etmeyi emreden müstesnadır insanların arasında her kim bunu yaparsa Allah’ın rızasını arayarak biz ona ilerde vereceğiz çok büyük ecir

1. lâ hayra : hayır yoktur
2. fî kesîrin : çoğunda
3. min necvâ-hum : onların gizli konuşmalarından
4. illâ : …’den başka, hariç
5. men : kim, kimse
6. emere : emretti
7. bi sadakatin : sadakayı
8. ev : veya
9. ma’rûfin : irfan, iyilik
10. ev : veya
11. ıslâhın : ıslah etme, düzeltme
12. beyne : arası
13. en nâsi : insanlar
14. ve men : ve kim
15. yef’al : yapar
16. zâlike : bu, bunlar
17. ibtigâe : istedi
18. mardâti : rıza
19. allâhi : Allah
20. fe : o taktirde
21. sevfe : olacak
22. nu’tî-hi : ona veririz, vereceğiz
23. ecren : ecir, karşılık, mükâfat
24. azîmen : büyük

١١٥

وَمَنْ يُشَاقِقِ الرَّسُولَ مِنْ بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُ الْهُدى وَيَتَّبِعْ غَيْرَ سَبيلِ الْمُؤْمِنينَ نُوَلِّه مَا تَوَلّى وَنُصْلِه جَهَنَّمَ وَسَاءَتْ مَصيرًا

(115) ve mey yüşakıkır rasule mim ba’di ma tebeyyene lehül hüda ve yettebi’ ğayra sebilil mü’minine nüvellihi ma tevella ve nuslihi cehennem ve saet mesiyra

her kim de resule karşı gelirse apaçık belli olduktan sonra kendisine hidayet yolu gayrisine tabi olursa mü’minlerin yolun(dan) biz de onu döndüğü yola döndürürüz ve cehenneme atarız ne kötü dönüş yeri

1. ve men : ve kim
2. yuşâkıkı : ayrılık yapar, muhalefet eder, karşı gelir
3. er resûle : resûl, elçi
4. min ba’di : sonradan, sonra
5. : şey
6. tebeyyene : beyan etme, açıklama
7. lehu : ona, kendisine
8. el hudâ : hidayet
9. ve yettebi’ : ve tâbî olur, uyar
10. gayre : başka, diğer, dışında
11. sebîli : yol
12. el mu’minîne : mü’minler
13. nuvellı-hî : onu çeviririz
14. : şey
15. tevellâ : döndü
16. ve nusli-hî : ve onu yaslarız, atarız
17. cehenneme : cehennem
18. ve sâet : ve ne kötü
19. masîran : gidilecek, varılacak yer

١١٦

اِنَّ اللّهَ لَا يَغْفِرُ اَنْ يُشْرَكَ بِه وَيَغْفِرُ مَا دُونَ ذلِكَ لِمَنْ يَشَاءُ وَمَنْ يُشْرِكْ بِاللّهِ فَقَدْ ضَلَّ ضَلَالًا بَعيدًا

(116) innellahe la yağfiru ey yüşrake bihi ve yağfiru ma dune zalike li mey yeşa’ ve mey yuşrik billahi fe kad dalle dalalem beiyda

şüphesiz Allah bağışlamaz kendisine şirk koşan(ları) bundan başkasını bağışlar dilediği kimse için kim Allah’a ortak koşarsa muhakkak o sapmıştır çok uzak bir sapıklıkla

1. inne : muhakkak
2. allâhe : Allah
3. lâ yagfiru : affetmez, bağışlamaz, mağfiret etmez
4. en yuşreke : ortak, şirk koşmak
5. bi-hî : ona, kendisine
6. ve yagfiru : ve affeder, bağışlar, mağfiret eder
7. mâ dûne : dışındak şeyler, başka
8. zâlike : bu, bunlar
9. li men : kimse için, kimseyi
10. yeşâu : diler
11. ve men : ve kim
12. yuşrik : ortak koşar
13. billâhi (bi Allahi) : Allah’a
14. fe : artık, o taktirde
15. kad : olmuştur
16. dalle : dalâlette oldu, saptı
17. dalâlen : dalâlet, sapıklık
18. baîdan : uzak

١١٧

اِنْ يَدْعُونَ مِنْ دُونِه اِلَّا اِنَاثًا وَاِنْ يَدْعُونَ اِلَّا شَيْطَانًا مَريدًا

(117) iy yed’une min dunihi illa inasa ve iy yad’une illa şeytanem merida

(Allah’tan) o’ndan başka dişi putlara tapıyorlar onların taptıkları ancak inatçı şeytandır

1. in … (illa) : ancak, sadece
2. yed’ûne : dua ederler, davet ederler, çağırırlar ( taparlar)
3. min dûni-hî : ondan başka
4. illâ … (in) : ancak, sadece
5. inâsen : dişiler (dişi olarak isimlendirdikleri putlar)
6. ve in … (illa) : ve ancak, sadece
7. yed’ûne : dua ederler, davet ederler, çağırırlar (taparlar)
8. illâ … (in) : ancak, sadece
9. şeytânen : şeytan
10. merîden : inatçı, isyankâr

١١٨

لَعَنَهُ اللّهُ وَقَالَ لَاَتَّخِذَنَّ مِنْ عِبَادِكَ نَصيبًا مَفْرُوضًا

(118) leanehüllah ve kale le ettehizenne min ibadike nasıbem mefruda

Allah onu lanetledi (şeytan) dedi muhakkak alacağım senin kullarından nasip takdir edilenlerden

1. leane-hu : ona lânet etti
2. allâhu : Allah
3. ve kâle : ve dedi
4. le ettehizenne : mutlaka edineceğim
5. min ibâdi-ke : Senin kullarından
6. nasîben : nasip, pay
7. mefrûdan : tayin edilmiş, takdir edilmiş, belirlenmiş

١١٩

وَلَاُضِلَّنَّهُمْ وَلَاُمَنِّيَنَّهُمْ وَلَامُرَنَّهُمْ فَلَيُبَتِّكُنَّ اذَانَ الْاَنْعَامِ وَلَامُرَنَّهُمْ فَلَيُغَيِّرُنَّ خَلْقَ اللّهِ وَمَنْ يَتَّخِذِ الشَّيْطَانَ وَلِيًّا مِنْ دُونِ اللّهِ فَقَدْ خَسِرَ خُسْرَانًا مُبينًا

(119) ve le üdillennehüm ve le ümenniyennehüm ve le amürrannehüm fe le yübettikünne azanel en’ami ve le amürannehüm fe le yüğayyirunne halkallah ve mey yettehiziş şeytane veliyyem min dunillahi fe kad hasira husranem mübina

muhakkak onları saptıracağım onları boş kuruntularla ümitlendireceğim muhakkak onlara emredeceğim davarlarının kulaklarını yarmalarını muhakkak onlara emredeceğim değiştirecekler Allah’ın yarattığını (dedi) kim edinirse şeytanı dost Allah’ı bırakıp muhakkak ziyana uğramıştır açık bir hüsrana

1. ve le udillenne-hum : ve mutlakla onları dalâlette bırakacağım
2. ve le umenniyenne-hum : ve mutlaka onları emaniyyeye (kuruntuya) düşüreceğim
3. ve le âmurenne-hum : ve mutlaka onlara emredeceğim
4. fe : böylece
5. le yubettikunne : mutlaka kesecekler, yaracaklar
6. âzâne : kulaklar
7. el en’âmi : hayvanlar
8. ve le âmurenne-hum : ve mutlaka onlara emredeceğim
9. fe : böylece, öyle ki
10. le yugayyirunne : mutlaka değiştirecekler
11. halka : yarattı
12. allâhi : Allah
13. ve men : ve kim
14. yettehızi : edinir
15. eş şeytâne : şeytan
16. veliyyen : veli, dost
17. min dûni : … ‘den başka
18. allâhi : Allah
19. fe kad : artık … olmuştur
20. hasire : hüsrana uğradı
21. husrânen : hüsranla
22. mubînen : apaçık, açıkça

١٢٠

يَعِدُهُمْ وَيُمَنّيهِمْ وَمَا يَعِدُهُمُ الشَّيْطَانُ اِلَّا غُرُورًا

(120) yeıduhüm ve yümennihim ve ma yeıduhümüş şeytanü illa ğurura

şeytan onlara vaad eder ve kuruntulara düşürür şeytan onlara vaad etmez ancak aldatmadan (başka bir şey)

1. yeıdu-hum : onlara vaad eder
2. ve yumennî-him : onlara emaniyyeye, kuruntuya düşürür
3. ve : ve
4. mâ yeıdu-hum(u) : onlara vaad etmez
5. eş şeytânu : şeytan
6. illâ : …’den başka
7. gurûren : gurur, aldatma

١٢١

اُولءِكَ مَاْويهُمْ جَهَنَّمُ وَلَايَجِدُونَ عَنْهَا مَحيصًا

(121) ülaike me’vahüm cehennemü ve la yecidune anha mehısa

onların varacakları yer cehennemdir bulamazlar ondan kurtulmak için (bir çare)

1. ulâike : işte onlar
2. me’vâ-hum : onların sığınacağı, barınacağı yer
3. cehennemu : cehennem
4. ve : ve
5. lâ yecidûne : bulamazlar
6. an-hâ : ondan
7. mahîsan : kaçış, kaçamak, kaçış yeri

Sayfa:97

١٢٢

وَالَّذينَ امَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ سَنُدْخِلُهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرى مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِدينَ فيهَا اَبَدًا وَعْدَ اللّهِ حَقًّا وَمَنْ اَصْدَقُ مِنَ اللّهِ قيلًا

(122) vellezine amenu ve amilus salihati senüdhilühüm cennatin tecri min tahtihel enharu halidine fiha ebeda va’dellahi hakka ve men asdeku minellahi kıla

iman edip salih amel işleyenlere (gelince) onları cennete koyacağız, altından akan nehirler sonu gelmeyen orada ebedi (hayat vardır) Allah’ın hak olan vaadidir kim olabilir Allah’tan daha doğru sözlü

1. ve ellezîne : ve onlar, …olanlar
2. âmenû : îmân ettiler, yaşarken Allah’a ulaşmayı dilediler
3. ve amilû es sâlihâti : ve salih amel, nefsi tezkiye edici amel işlediler
4. se-nudhilu-hum : onları dahil edeceğiz, koyacağız
5. cennâtin : cennetler
6. tecrî : akar
7. min tahti-hâ : onun altından
8. el enhâru : nehirler
9. hâlidîne : devamlı kalacak olanlar
10. fî-hâ : orada
11. ebeden : ebediyyen
12. va’de allâhi : Allah’ın vaadi
13. hakkan : hak, gerçek
14. ve men : ve kim (vardır)
15. asdaku : daha sadık, daha doğru
16. min allâhi : Allah
17. kîlen : söylenen söz, söz

١٢٣

لَيْسَ بِاَمَانِيِّكُمْ وَلَا اَمَانِىِّ اَهْلِ الْكِتَابِ مَنْ يَعْمَلْ سُوءًا يُجْزَ بِه وَلَا يَجِدْ لَهُ مِنْ دُونِ اللّهِ وَلِيًّا وَلَا نَصيرًا

(123) leyse bi emaniyyiküm ve la emaniyyi ehlil kitab mey ya’mel suey yücze bihi ve la yecid lehu min dunillahi veliyyev ve la nesıra

(o’nun sözü) sizin tahmin, kuruntunuz gibi değildir boş kuruntusuna bağlı değildir ehli kitaptan kim kötü bir amel işlerse onunla cezalanır ona bulamazsın Allah’tan başka bir dost ne de bir yardımcı

1. leyse : değil, olmaz
2. bi emâniyyi-kum : sizin emaniyyeniz ile (kuruntularınızla)
3. ve lâ emâniyyi : ve emaniyye değil
4. ehli el kitâbi : kitap ehli, kitap sahipleri
5. men : kim
6. ya’mel : yapar
7. sûen : kötülük
8. yucze : cezalandırılır
9. bi-hî : onunla
10. ve lâ yecid : ve bulamaz
11. lehu : onun için, kendisi için
12. min : …den
13. dûni : başka
14. allâhi : Allah
15. veliyyen : veli, dost
16. ve lâ : ve olmaz, değil, yok
17. nasîran : yardımcı

١٢٤

وَمَنْ يَعْمَلْ مِنَ الصَّالِحَاتِ مِنْ ذَكَرٍ اَوْ اُنْثى وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَاُولءِكَ يَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ وَلَا يُظْلَمُونَ نَقيرًا

(124) ve mey ya’mel mines salihati min zekerin ev ünsa ve hüve mü’minün fe ülaike yedhulunel cennete ve la yuzlemune nekıra

kim salih amel işlerse erkek veya kadınlardan mü’min olanlar işte onlar cennete girerler zulme uğramazlar zerre kadar

1. ve men : ve kim
2. ya’mel : yapar, amel eder
3. min es sâlihâti : salih ameller ( nefsi tezkiye edici, ıslâh edici ameller)
4. min zekerin : erkeklerden
5. ev : veya
6. unsâ : kadınlar
7. ve huve : ve o
8. mu’minun : mü’min olarak (amenu olmuş olarak)
9. fe ulâike : o taktirde işte onlar
10. yedhulûne : girerler
11. el cennete : cennete
12. ve : ve
13. lâ yuzlemûne : zulmedilmez, haksızlık yapılmaz
14. nakîren : hurma çekirdeğinin lifi kadar, kıl kadar, zerre kadar

١٢٥

وَمَنْ اَحْسَنُ دينًا مِمَّنْ اَسْلَمَ وَجْهَهُ لِلّهِ وَهُوَ مُحْسِنٌ وَاتَّبَعَ مِلَّةَ اِبْرهيمَ حَنيفًا وَاتَّخَذَ اللّهُ اِبْرهيمَ خَليلًا

(125) ve men ahsenü dinem mimmen esleme vechehu lillahi ve hüve muhsinüv vettebea millete ibrahime hanifa vettehazellahü ibrahime halila

daha güzel din sahibi kim olabilir teslim etmiş vechini Allah’a iyilik yapan bir kimse olarak ibrahim’in hanif dinine uyan (kimseden) Allah ibrahim’i dost edinmiştir

1. ve men : ve kim
2. ahsenu : ahsen, en güzel
3. dînen : dîn bakımından, dînen
4. mimmen (min men) : o kimseden
5. esleme : teslim etti
6. veche-hu : onun vechi, kendi fizik vücudu
7. li allâhi : Allah’a
8. ve huve : ve o
9. muhsinun : muhsindir
10. ve ittebea : ve tâbî oldu
11. millete : topluluk, dîn
12. ibrâhîme : Hz. İbrâhîm
13. hanîfen : hanif olarak, tek Allah’a inanarak
14. ve ittehaza : ve edindi
15. allâhu : Allah
16. ibrâhîme : Hz. İbrâhîm
17. halîlen : dost

١٢٦

وَلِلّهِ مَا فِى السَّموَاتِ وَمَا فِى الْاَرْضِ وَكَانَ اللّهُ بِكُلِّ شَىْءٍ مُحيطًا

(126) ve lillahi ma fis semavati ve ma fil ard ve kanellahü bi külli şey’im mühiyta

Allah’ındır semalarda ve arzda ne varsa Allah kudreti ile her şeyi kuşatıcıdır

1. ve li allâhi : ve Allah’ındır
2. : şeyler, ne varsa
3. fî es semâvâti : göklerde
4. ve mâ : ve şeyler, ne varsa
5. fî el ardı : yeryüzünde
6. ve kâne : ve oldu, …dır
7. allâhu : Allah
8. bi : …’i
9. kulli : her
10. şey’in : şey
11. muhîtan : kuşatan

١٢٧

وَيَسْتَفْتُونَكَ فِىالنِّسَاءِ قُلِ اللّهُ يُفْتيكُمْ فيهِنَّ وَمَا يُتْلى عَلَيْكُمْ فِى الْكِتَابِ فى يَتَامَى النِّسَاءِ الّتى لَاتُؤْتُونَهُنَّ مَا كُتِبَ لَهُنَّ وَتَرْغَبُونَ اَنْ تَنْكِحُوهُنَّ وَالْمُسْتَضْعَفينَ مِنَ الْوِلْدَانِ وَاَنْ تَقُومُوا لِلْيَتَامى بِالْقِسْطِ وَمَا تَفْعَلُوا مِنْ خَيْرٍ فَاِنَّ اللّهَ كَانَ بِه عَليمًا

(127) ve yesteftuneke fin nisa’ kulillahü yüftiküm fihinne ve ma yütla aleyküm fil kitabi fi yetamen nisail lati la tü’tunehünne ma kütibe lehünne ve terğabune en tenkihuhünne vel müstad’afine minel vildani ve en tekumu lil yetama bil kist ve ma tef’alu min hayrin fe innellahe kane bihi alima

senden fetva istiyorlar kadınlar hakkında de ki Allah size fetva veriyor onlar hakkında okunan ayetler var sizin yüzünüze karşı (Allah’ın) kitabından yetim kızlar hakkında onlar ki kendilerine vermediğiniz yazılmış olan miraslarını nikahlamayı istemediğiniz (yetim kızları) mağdur çocuklar hakkında ayağa kaldırmanız (hakkında) yetimleri adaletle hayır namına ne yaparsanız şüphesiz Allah onu hakkıyla bilicidir

1. ve yesteftûneke : senden fetva (bilgi) istiyorlar
2. fî en nisâi : kadınlar hakkında
3. kul : de
4. allâhu : Allah
5. yuftî-kum : size fetva veriyor
6. fî-hinne : onlar hakkında
7. ve mâ : ve şey
8. yutlâ : tilâvet olunan, okunup açıklanan
9. aleykum : size
10. fî el kitâbi : kitapta
11. fî yetâme : yetimler hakkında, konusunda
12. en nisâi : kadınlar
13. elletî : ki onlar
14. lâ tu’tûne-hunne : onlara vermiyorsunuz
15. : şey
16. kutibe : yazıldı, farz kılındı
17. lehunne : onlar, onlara, onlar için
18. ve tergabûne : ve rağbet ediyorsunuz, arzuluyorsunuz, istiyorsunuz
19. en tenkihû-hunne : onları nikâhlamanız
20. ve el mustad’afîne : ve zayıf olanlar, aciz olanlar
21. min el vildâni : çocuklardan
22. ve : ve
23. en tekûmû : ikame etmeniz, hakkıyla, gereği üzere yerine getirmeniz
24. li el yetâmâ : yetimler için, yetimlere
25. bi el kıstı : adalet ile
26. ve mâ : ve şey, ve ne
27. tef’alû : yaparsınız
28. min hayrin : hayırdan, hayır olarak
29. fe : o taktirde
30. inne : muhakkak
31. allâhe : Allah
32. kâne : oldu, …dır
33. bi-hî : onu
34. alîmen : en iyi bilen

Sayfa:98

١٢٨

وَاِنِ امْرَاَةٌ خَافَتْ مِنْ بَعْلِهَا نُشُوزًا اَوْ اِعْرَاضًا فَلَا جُنَاحَ عَلَيْهِمَا اَنْ يُصْلِحَا بَيْنَهُمَا صُلْحًا وَالصُّلْحُ خَيْرٌ وَاُحْضِرَ تِ الْاَنْفُسُ الشُّحَّ وَاِنْ تُحْسِنُوا وَتَتَّقُوا فَاِنَّ اللّهَ كَانَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبيرًا

(128) ve inimraetün hafet mim ba’liha nüşuzen ev i’radan fe la cünaha aleyhima ey yusliha beynehüma sulha ves sulhu hayr ve uhdiratil enfüsüş şuhh ve in tuhsinu ve tetteku fe innellahe kane bi ma ta’melune habira

eğer kadın korkarsa kocasının geçimsizliğinden yahut yüz çevirmesinden karı koca üzerinde bir günah yoktur aralarını ıslah edip düzletmekte anlaşmaları hayırlıdır nefislerde kıskançlık her an hazırdır eğer iyi geçinip yanlışlıklardan sakınırsanız elbette Allah sizin yaptıklarınızdan haberdardır

1. ve in : ve eğer, şayet
2. imraetun : bir kadın
3. hâfet : korktu
4. min ba’li-hâ : kendi kocasından
5. nuşûzen : geçimsizlik, ilgisizlik
6. ev : veya
7. ı’râdan : yüz çevirme
8. fe : o zaman, artık
9. lâ cunâha : günah yoktur
10. aleyhimâ : ikisinin üzerine, ikisine
11. en : olmak
12. yuslıhâ : ıslah edilmesi, düzeltilmesi, uzlaşma
13. beyne-humâ : onların ikisinin arası
14. sulhan : sulh yapılarak, anlaşma yapılarak
15. ve es sulhu : ve sulh, barış, anlaşma
16. hayrun : hayırlı, daha hayırlı
17. ve uhdırati : ve hazır kılındı
18. el enfusu : nefsler
19. eş şuhha : hırs, cimrilik, kıskançlık
20. ve in : ve eğer, şayet
21. tuhsinû : ihsan edersiniz, ihsanla davranırsınız
22. ve tettekû : ve takva sahibi olursunuz
23. fe : o taktirde
24. inne : muhakkak, mutlaka
25. allâhe : Allah
26. kâne : oldu, …dır
27. bi mâ : şeyleri
28. ta’melûne : siz yaparsınız
29. habîran : en iyi haberdar olan, haberdar olan

١٢٩

وَلَنْ تَسْتَطيعُوا اَنْ تَعْدِلُوا بَيْنَ النِّسَاءِ وَلَوْ حَرَصْتُمْ فَلَا تَميلُوا كُلَّ الْمَيْلِ فَتَذَرُوهَا كَالْمُعَلَّقَةِ وَاِنْ تُصْلِحُوا وَتَتَّقُوا فَاِنَّ اللّهَ كَانَ غَفُورًا رَحيمًا

(129) ve len testetiy’u en ta’dilu beynen nisai ve lev harastüm fe la temilu küllel meyli fe tezeruha kel müallekah ve in tuslihu ve tetteku fe innellahe kane ğafurar rahiyma

asla gücünüz yetmez kadınlar arasında adaletli davranmaya hırslı olup da bırakmayın tamamen birine meyledip diğerini askıda kalmış gibi bırakmayın eğer kendinizi düzeltir (haksızlıktan) sakınırsanız şüphesiz Allah Bağışlayıcı, Merhametlidir

1. ve : ve
2. len testatîû : asla güç yetiremezsiniz
3. en : olmak
4. ta’dilû : adaletle davranırsınız, adaleti sağlarsınız
5. beyne : arasında
6. en nisâi : kadınlar
7. ve lev : ve olsa bile
8. harastum : hırslı oldunuz, çok gayret ettiniz
9. fe : o halde, öyleyse
10. lâ temîlû : meyletmeyin
11. kulle : bütünüyle,hepsi, tamamen
12. el meyli : meyil, sevgi, ilgi
13. fe : o taktirde, böylece
14. tezerû-hâ : onu terkedersiniz, bırakırsınız
15. ke : gibi
16. el muallakati : muallakta, boşlukta
17. ve in : ve eğer
18. tuslihû : ıslah edersiniz, arayı düzeltirsiniz
19. ve tettekû : ve takva sahibi olun
20. fe : o taktirde
21. inne : muhakkak
22. allâhe : Allah
23. kâne : oldu, …dır
24. gafûran : Gafur, mağfiret eden
25. rahîmen : Rahim, merhamet eden, Rahim esması ile tacelli eden, rahmet nuru gönderen

١٣٠

وَاِنْ يَتَفَرَّقَا يُغْنِ اللّهُ كُلًّا مِنْ سَعَتِه وَكَانَ اللّهُ وَاسِعًا حَكيمًا

(130) ve iy yeteferraka yuğnillahü küllem min seatih ve kanellahü vasian hakima

eğer boşanarak ayrılırlarsa Allah müstağni kılar her ikisini de lütfu keremi ile Allah’ın kudreti geniş, hüküm sahibidir

1. ve in : ve eğer
2. yeteferrekâ : ayrılırlar
3. yugni : gani kılar, zengin eder
4. allâhu : Allah
5. kullen : hepsini
6. min seati-hî : onun (kendinin) genişliğinden (bol nimetinden)
7. ve kâne : ve oldu, …dır
8. allâhu : Allah
9. vâsian : vâsi, varlığı rahmeti, keremi geniş olan
10. hakîmen : hüküm ve hikmet sahibi sahibi

١٣١

وَلِلّهِ مَا فِى السَّموَاتِ وَمَا فِى الْاَرْضِ وَلَقَدْ وَصَّيْنَا الَّذينَ اُوتُوا الْكِتَابَ مِنْ قَبْلِكُمْ وَاِيَّاكُمْ اَنِ اتَّقُوا اللّهَ وَاِنْ تَكْفُرُوا فَاِنَّ لِلّهِ مَا فِى السَّموَاتِ وَمَا فِى الْاَرْضِ وَكَانَ اللّهُ غَنِيًّا حَميدًا

(131) ve lillahi ma fis semavati ve ma fil ard ve le kad vessaynellezine utül kitabe min kabliküm ve iyyaküm enittekullah ve in tekfüru fe inne lillahi ma fis semavati ve ma fil ard ve kanellahü ğaniyyen hamida

Allah’ındır semalarda ve arzda ne varsa (hepsi) muhakkak biz tavsiye etmişizdir önce kitap verilenlere de size de hep Allah’tan korkun (diye) eğer inkar ederseniz şüphesiz Allah’ındır göklerde ve yerde ne varsa Allah ganidir, övülmeye layıktır

1. ve li allâhi : ve Allah’ın, Allah’a ait
2. : şeyler, olanlar
3. fî es semâvâti : semâlarda, göklerde
4. ve mâ : ve şeyler, olanlar
5. fî el ardı : arzda, yeryüzünde, yerde
6. ve lekad : ve and olsun
7. vassaynâ : vasiyet ettik, farz kıldık
8. ellezîne : onlar, olanlar
9. ûtû : verilenler
10. el kitâbe : kitap
11. min kabli-kum : sizden önce
12. ve iyyâ-kum : ve sizlere
13. en itteku : takva sahibi olma
14. allâhe : Allah
15. ve in : ve eğer
16. tekfurû : küfrederseniz, inkâr edersiniz
17. fe : halbuki, oysa, olsa bile
18. inne : muhakkak, gerçekten
19. li allâhi : Allah’ın
20. : şeyler, olanlar
21. fî es semâvâti : semalarda, göklerde
22. ve mâ : ve şeyler, olanlar
23. fî el ardı : arzda, yeryüzünde, yerde
24. ve kâne : ve oldu, …dır
25. allâhu : Allah
26. ganiyyen : gani, zengin (hiç bir şeye muhtaç olmayan, her şeye sahip olan)
27. hamîden : hamd edilen, övgü ve hamde layık olan

١٣٢

وَلِلّهِ مَا فِى السَّموَاتِ وَمَا فِى الْاَرْضِ وَكَفى بِاللّهِ وَكيلًا

(132) ve lillahi ma fis semavati ve ma fil ard ve kefa billahi vekila

Allah’ındır semalarda ve arzda ne varsa (hepsi) Allah vekil olarak yeter

1. ve li allâhi : ve Allah’ın, Allah’a ait
2. : şeyler, olanlar
3. fî es semâvâti : semâlarda, göklerde
4. ve mâ : ve şeyler, olanlar
5. fî el ardı : arzda, yeryüzünde
6. ve kefâ bi : ve kâfi, yeterli, yeter
7. allâhi : Allah
8. vekîlen : vekil olarak

١٣٣

اِنْ يَشَاْ يُذْهِبْكُمْ اَيُّهَا النَّاسُ وَيَاْتِ بِاخَرينَ وَكَانَ اللّهُ عَلى ذلِكَ قَديرًا

(133) iy yeşa’ yüzhibküm eyyühen nasü ve ye’ti bi aharin ve kanellahü ala zalike kadira

ey insanlar, dilerse sizi giderir başkalarını getirir Allah buna da kadirdir

1. in : eğer
2. yeşa’ : o diler
3. yuzhib-kum : sizi giderir, sizi yok eder (helâk eder)
4. eyyuhâ : ey
5. en nâsu : insanlar
6. ve ye’ti : ve getirir
7. bi âharîne : başkalarını, diğerlerini
8. ve kâne : ve oldu, …dır
9. allâhu : Allah
10. alâ : …’a
11. zâlike : bu
12. kadîran : kaadir, kudret sahibi, gücü yeten

١٣٤

مَنْ كَانَ يُريدُ ثَوَابَ الدُّنْيَا فَعِنْدَ اللّهِ ثَوَابُ الدُّنْيَا وَالْاخِرَةِ وَكَانَ اللّهُ سَميعًا بَصيرًا

(134) men kane yüridü sevabed dünya fe indellahi sevabüd dünya vel ahirah ve kanellahü semiam besiyra

kim isterse dünya mükafatı Allah’ın katındadır dünya ve âhiret sevabı da Allah işiten, görendir

1. men : kim, kimse, kişi …ise
2. kâne : oldu
3. yurîdu : istiyor
4. sevâbe : sevap
5. ed dunyâ : dünya
6. fe : halbu ki, oysa, olsa bile
7. inde : yanında, katında
8. allâhi : Allah
9. sevâbu : sevap
10. ed dunyâ : dünya
11. ve el âhırati : ve ahiret
12. ve kâne : oldu, …dır
13. allâhu : Allah
14. semîan : semî, en iyi işiten
15. basîran : basîr, en iyi gören

Sayfa:99

١٣٥

يَااَيُّهَا الَّذينَ امَنُوا كُونُوا قَوَّامينَ بِالْقِسْطِ شُهَدَاءَ لِلّهِ وَلَوْ عَلى اَنْفُسِكُمْ اَوِ الْوَالِدَيْنِ وَالْاَقْرَبينَ اِنْ يَكُنْ غَنِيًّا اَوْ فَقيرًا فَاللّهُ اَوْل بِهِمَا فَلَا تَتَّبِعُوا الْهَوى اَنْ تَعْدِلُوا وَاِنْ تَلْوُا اَوْ تُعْرِضُوا فَاِنَّ اللّهَ كَانَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبيرًا

(135) ya eyyühellezine amenu kunu kavvamine bil kısti şühedae lillahi ve lev ala enfüsiküm evil valideyni vel akrabin iy yekün ğaniyyen ev fekıran fellahü evla bihima fe la tettebiul heva en ta’dilu ve in telvu ev tu’ridu fe innellahe kane bi ma ta’melune habira

ey iman edenler çalışan hakimler olun adaleti (yerine getirmek için) Allah için şahitler (olun) velev ki şahitliğiniz kendi aleyhinizde ana babalarınızın yakın akrabalarınızın (aleyhinde olsun) gerek zengin olsun gerekse fakir olsun Allah her ikisinden daha evladır (nefsinizin) hevasına tabi olmayın haddi aşarak eğer eğriliğe saparsanız veya yüz çevirirseniz şüphesiz Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır

1. yâ eyyuhâ : ey
2. ellezîne : onlar, olanlar
3. âmenû : îmân ettiler, âmenû oldular
4. kûnû : olun
5. kavvamîne : himaye edenler, hakkıyla yerine getirenler
6. bi el kıstı : adaleti
7. şuhedâe : şahitler
8. li allâhi : Allah için
9. ve lev : ve eğer, olsa bile
10. alâ enfusı-kum : kendi nefslerinize, kendinize
11. ev : veya
12. el vâlideyni : ana-baba
13. ve el akrabîne : ve yakınlar, akrabalar
14. in : eğer, …da olsa
15. yekun : olur
16. ganiyyen : zengin
17. ev : veya
18. fakîren : fakir
19. fe : çünkü
20. allâhu : Allah
21. evlâ : daha yakın
22. bi-himâ : ikisine
23. fe : artık
24. lâ tettebiû : tâbî olmayın, uymayın
25. el hevâ : hevesler, nefsin istekleri
26. en : olmak
27. ta’dilû : adaletle davrama
28. ve in : ve eğer
29. telvû : dilinizi eğip bükersiniz, sözü değiştirirsiniz doğruyu söylemezsiniz
30. ev : veya
31. tu’rıdû : yüz çevirirsiniz
32. fe : bundan sonra
33. inne : muhakkak
34. allâhe : Allah
35. kâne : oldu, …dır
36. bi mâ : şeyi
37. ta’melûne : yapıyorsunuz
38. habîran : haberdar olan

١٣٦

يَااَيُّهَا الَّذينَ امَنُوا امِنُوا بِاللّهِ وَرَسُولِه وَالْكِتَابِ الَّذى نَزَّلَ عَلى رَسُولِه وَالْكِتَابِ الَّذى اَنْزَلَ مِنْ قَبْلُ وَمَنْ يَكْفُرْ بِاللّهِ وَمَلءِكَتِه وَكُتُبِه وَرُسُلِه وَالْيَوْمِ الْاخِرِ فَقَدْ ضَلَّ ضَلَالًا بَعيدًا

(136) ya eyyühellezine amenu aminu billahi ve rasulihi vel kitabil lezi nezzele ala rasulihi vel kitabillezi enzele min kabl ve men yekfür billahi ve melaiketihi ve kütübihi ve rusülihi vel yevmil ahiri fe kad dalle dalalen beiyda

ey iman edenler Allah’a iman edin resulüne o’nun kitabına o’nun resullerine indirdiğine indirilen kitaplara da iman edin daha öncede kim Allah’ı inkar ederse ve o’nun meleklerini ve o’nun kitaplarını ve o’nun resullerini âhiret gününü muhakkak çok uzak bir dalaletle sapmıştır

1. yâ eyyuhâ : ey
2. ellezîne : onlar, …olanlar
3. âmenû : îmân ettiler, âmenû oldular
4. âminû : îmân edin
5. bi allâhi : Allah’a
6. ve resûli-hî : ve onun resûlu
7. ve el kitâbi : ve kitap
8. ellezî : ki o
9. nezzele : indirdi
10. alâ resûli-hî : onun resûlüne, kendi resûlüne
11. ve el kitâbi : ve kitap
12. ellezî : ki o
13. enzele : indirdi
14. min kablu : önceden, daha önce
15. ve men : ve kim
16. yekfur : inkâr eder
17. bi allâhi : Allah’ı
18. ve melâiketi-hî : ve onun melekleri
19. ve kutubi-hî : ve onun kitapları
20. ve rusuli-hî : ve onun resûlleri, elçileri
21. ve el yevmi el âhıri : ve âhir gün, son gün
22. fe kad : o taktirde olmuştur
23. dalle : saptı
24. dalâlen : dalâlet
25. baîden : uzak

١٣٧

اِنَّ الَّذينَ امَنُوا ثُمَّ كَفَرُوا ثُمَّ امَنُوا ثُمَّ كَفَرُوا ثُمَّ ازْدَادُوا كُفْرًا لَمْ يَكُنِ اللّهُ لِيَغْفِرَ لَهُمْ وَلَا لِيَهْدِيَهُمْ سَبيلًا

(137) innellezine amenu sümme keferu sümme amenu sümme keferu sümmezdadu küfral lem yekünillahü li yağfira lehüm ve la li yehdiyehüm sebila

o kimseler ki iman ettiler sonra küfrettiler sonra (tekrar) iman ettiler sonra (tekrar) küfrettiler sonra küfürleri ziyadeleşti Allah onları mağfiret edecek değildir onları hidayet yoluna çıkaracak değildir

1. inne : muhakkak
2. ellezîne : onlar, olanlar
3. âmenû : îmân ettiler, âmenû oldular
4. summe : sonra
5. keferû : inkâr ettiler
6. summe : sonra
7. âmenû : îmân ettiler, âmenû oldular
8. Araf- (28 : 20âyet-i kerime ile ilgili bilgi verilmedi.)
9. summe : sonra
10. keferû : inkâr ettiler
11. summe : sonra
12. izdâdû : arttırdılar
13. kufran : inkârlar, küfürler
14. lem yekun : olmadı, değil
15. allâhu : Allah
16. li yagfire : mağfiret etmesi
17. lehum : onlar, onları
18. ve lâ : ve olmaz, değil
19. li yehdiye-hum : onları hidayet etmesi
20. sebîlen : yol

١٣٨

بَشِّرِ الْمُنَافِقينَ بِاَنَّ لَهُمْ عَذَابًا اَليمًا

(138) beşşiril münafikiyne bi enne lehüm azaben elima

münafıkları müjdele onlar için elim bir azap vardır

1. beşşir : müjdele
2. el munâfikîne : münafıklar, iki yüzlüler
3. bi enne : ….olduğunu
4. lehum : onlar için
5. azâben : azap
6. elîmen : elîm, acıklı

١٣٩

اَلَّذينَ يَتَّخِذُونَ الْكَافِرينَ اَوْلِيَاءَ مِنْ دُونِ الْمُؤْمِنينَ اَيَبْتَغُونَ عِنْدَهُمُ الْعِزَّةَ فَاِنَّ الْعِزَّةَ لِلّهِ جَميعًا

(139) ellezine yettehizunel kafirine evliyae min dunil mü’minin e yebteğune indehümül izzete fe innel izzete lillahi cemia

o kimseler ki kâfirleri dostlar ediniyorlar mü’minleri bırakarak izzet ve şerefi onların yanında mı arıyorlar bütün izzet, şeref, şüphesiz Allah’ındır

1. ellezîne : onlar, olanlar
2. yettehızûne : edinirler
3. el kâfirîne : kâfirler
4. evliyâe : veliler, dostlar
5. min dûni : …’den başka
6. el mu’minîne : mü’minler
7. e : …mı
8. yebtegûne : arıyorlar
9. inde-hum : onların yanında
10. el izzete : izzet, şeref
11. fe : halbuki, oysa
12. inne : muhakkak
13. el izzete : izzet, şeref
14. li allâhi : Allah’ın, Allah’a ait
15. cemîan : hepsi, tamamı

١٤٠

وَقَدْ نَزَّلَ عَلَيْكُمْ فِى الْكِتَابِ اَنْ اِذَا سَمِعْتُمْ ايَاتِ اللّهِ يُكْفَرُ بِهَا وَيُسْتَهْزَاُ بِهَا فَلَا تَقْعُدُوا مَعَهُمْ حَتّى يَخُوضُوا ف حَديثٍ غَيْرِه اِنَّكُمْ اِذًا مِثْلُهُمْ اِنَّ اللّهَ جَامِعُ الْمُنَافِقينَ وَالْكَافِرينَ فى جَهَنَّمَ جَميعًا

(140) ve kad nezzele aleyküm fil kitabi en iza semi’tüm ayatillahi yükferu biha ve yüstehzeü biha fe la tak’udu meahüm hatta yehudu fi hadisin ğayrihi inneküm izem müslühüm innellahe camiul münafikiyne vel kafirine fi cehenneme cemia

kesinlikle indirmiştir bu kitapta size şunu da işittiğiniz zaman Allah’ın ayetlerinin inkar edildiğini ve alay edildiğini artık onlarla beraber oturmayın taki başka bir söz(e) dalsınlar şüphesiz siz de onlar gibi olursunuz şüphesiz Allah toplayandır münafıkların kâfirlerin hepsini cehenneme

1. ve kad : ve olmuştu
2. nezzele : indirdi
3. aleykum : size
4. fî el kitâbi : kitapta
5. en : olmak
6. izâ : …olduğu zaman
7. semi’tum : siz işittiniz
8. âyâti : âyetler
9. allâhi : Allah
10. yukferu : inkâr eder
11. bi-hâ : onu
12. ve yustehzeu : ve alay eder
13. bi-hâ : onunla
14. fe : artık
15. lâ tak’udû : oturmayın
16. mea-hum : onlarla beraber
17. hattâ : …oluncaya kadar
18. yahûdû : dalarlar
19. : konuda, …’e
20. hadîsin : söz
21. gayri-hî : onun dışında, ondan başka
22. inne-kum : muhakkak ki siz, mutlaka siz
23. izen : öyle olunca, aksi halde
24. mislu-hum : onlar gibi
25. inne : muhakkak
26. allâhe : Allah
27. câmiu : toplayan, toplayacak olan
28. el munâfikîne : münâfıklar
29. ve el kâfirîne : ve kâfirler
30. : içinde, …’de
31. cehenneme : cehennem
32. cemîan : hepsi

Sayfa:100

١٤١

اَلَّذينَ يَتَرَبَّصُونَ بِكُمْ فَاِنْ كَانَ لَكُمْ فَتْحٌ مِنَ اللّهِ قَالُوا اَلَمْ نَكُنْ مَعَكُمْ وَاِنْ كَانَ لِلْكَافِرينَ نَصيبٌ قَالُوا اَلَمْ نَسْتَحْوِذْ عَلَيْكُمْ ونَمْنَعْكُمْ مِنَ الْمُؤْمِنينَ فَاللّهُ يَحْكُمُ بَيْنَكُمْ يَوْمَ الْقِيمَةِ وَلَنْ يَجْعَلَ اللّهُ لِلْكَافِرينَ عَلَى الْمُؤْمِنينَ سَبيلًا

(141) ellezine yeterabbesune biküm fe in kane leküm fethum minellahi kalu e lem neküm meaküm ve in kane lil kafirine nasiybün kalu elem nestahviz aleyküm ve nemna’küm minel mü’minin fellahü yahkümü beyneküm yevmel kıyameh ve ley yec’alellahü lil kafirine alel mü’minine sebila

o kimseler ki sizi gözetliyorlar eğer size açsa Allah bir fetih (yolu) sizinle beraber değil miydik derler eğer kâfirlere bir nasip düşerse derler ki: biz sağlamadık mı? sizin üstün gelmenizi sizden defetmedik mi? mü’minlerden (gelecek şeyleri) Allah hükmünü verecektir aranızda kıyamet günü Allah katiyen (verecek) değildir kâfirlere mü’minlerin aleyhinde bir yol

1. ellezîne : onlar
2. yeterabbesûne : gözlüyorlar
3. bi-kum : sizi
4. fe : öyle ki, o zaman
5. in kâne : şayet, eğer oldu ise
6. lekum : size, sizin için
7. fethun : bir fetih
8. min allâhi : Allah’tan
9. kâlû : dediler
10. e : mı
11. lem nekun : biz olmadık
12. mea-kum : sizinle beraber
13. ve : ve
14. in kâne : şayet, eğer oldu ise
15. li el kâfirîne : kâfirler için, kâfirlere
16. nasîbun : bir nasip
17. kâlû : dediler
18. e : mı
19. lem nestahviz : biz kaplamadık, siper olmadık
20. aleykum : size, sizin üzerinize
21. ve nemna’-kum : ve size … olmasına mani olduk
22. min el mu’minîne : mü’minlerden
23. fe : artık
24. allâhu : Allah
25. yahkumu : hükmeder, hükmedecek
26. beyne-kum : sizin aranızda
27. yevme el kıyâmeti : kıyâmet günü
28. ve : ve
29. len yec’ale : asla yapmaz
30. allâhu : Allah
31. li el kâfirîne : kâfirlere
32. alâ el mu’minîne : mü’minler üzerine, mü’minlere karşı
33. sebîlen : bir yol

١٤٢

اِنَّ الْمُنَافِقينَ يُخَادِعُونَ اللّهَ وَهُوَ خَادِعُهُمْ وَاِذَا قَامُوا اِلَى الصَّلوةِ قَامُوا كُسَالى يُرَاؤُنَ النَّاسَ وَلَا يَذْكُرُونَ اللّهَ اِلَّا قَليلًا

(142) innel münafikiyne yühadiunellahe ve hüve hadiuhüm ve iza kamu iles salati kamu küsala yüraunen nase ve la yezkürunellahe illa kalila

şüphesiz münafıklar Allah’ı aldatmaya çalışırlar o ikab kendilerine döner namaza kalktıkları zaman üşene üşene kalkarlar insanlara gösteriş yaparlar Allah’ı da çok az zikrederler

1. inne : muhakkak
2. el munâfikîne : münafıklar
3. yuhâdiûne : aldatırlar, hile yaparlar
4. allahe : Allah
5. ve huve : ve o
6. hâdiu-hum : onlara hile yapan
7. ve izâ : ve … olduğu zaman
8. kâmû : kalktılar
9. ilâ es salâti : namaza
10. kâmû : kalktılar
11. kusâlâ : üşenerek
12. yurâune : gösteriş yaparlar
13. en nâse : insanlar
14. ve : ve
15. lâ yezkurûne : zikretmezler
16. allâhe : Allah
17. illâ : …’dan başka
18. kalîlen : az, pek az

١٤٣

مُذَبْذَبينَ بَيْنَ ذلِكَ لَا اِلى هؤُلَاءِ وَلَا اِلى هؤُلَاءِ وَمَنْ يُضْلِلِ اللّهُ فَلَنْ تَجِدَ لَهُ سَبيلًا

(143) müzebzebine beyne zalike la ila haülai ve la ila haüla’ ve mey yudlilillahü fe len tecide lehu sebila

tereddüt eder bunun arasında ne onlara (bağlanırlar) ne de bunlara Allah kimi şaşırtırsa sen asla bulamazsın ona bir yol

1. muzebzebîne : tereddüt edenler, bocalayanlar, bocalayıp duranlar
2. beyne : arasında
3. zâlike : bu, bunlar
4. lâ ilâ hâulâi : onlarla olmazlar
5. ve lâ ilâ hâulâi : ve onlarla olmazlar
6. ve men : ve kim, kimi
7. yudlili : dalâlette bırakır
8. allâhu : Allah
9. fe : artık
10. len tecide : asla bulamazsın
11. lehu : onun için
12. sebîlen : bir yol

١٤٤

يَااَيُّهَا الَّذينَ امَنُوا لَاتَتَّخِذُوا الْكَافِرينَ اَوْلِيَاءَ مِنْ دُونِ الْمُؤْمِنينَ اَتُريدُونَ اَنْ تَجْعَلُوا لِلّهِ عَلَيْكُمْ سُلْطَانًا مُبينًا

(144) ya eyyühellezine amenu la tettehizül kafirine evliyae min dunil mü’minin e türidune en tec’alu lillahi aleyküm sültanem mübina

ey iman edenler kâfirleri dostlar edinmeyin mü’minleri bırakıp da vermesini diler misiniz? Allah’ın sizin için üzerinize açık bir hüccet

1. yâ eyyuhâ : ey (seslenme edatı)
2. ellezîne : onlar … olanlar
3. âmenû : îmân ettiler, ölmeden önce ruhunu Allah’a ulaştırmayı dilediler
4. lâ tettehızû : edinmeyin
5. el kâfirîne : kâfirler
6. evliyâe : dostlar
7. min dûni : …’den başka
8. el mu’minîne : mü’minler
9. e : mı
10. turîdûne : istiyorsunuz
11. en tec’alû : kılmanız, edinmeniz, yapmanız
12. li allâhi : Allah için, Allah’a
13. sultânen : hüccet, delil
14. aleykum : size, sizin üzerinize, aleyhinize
15. mubînen : açık, apaçık

١٤٥

اِنَّ الْمُنَافِقينَ فِى الدَّرْكِ الْاَسْفَلِ مِنَ النَّارِ وَلَنْ تَجِدَ لَهُمْ نَصيرًا

(145) innel münafikiyne fid derkil esfeli minen nar ve len tecide lehüm nesiyra

şüphesiz münafıklar en aşağı tabakasında olacaklar(dır) cehennemin asla bulamazsın onlara bir yardımcı da

1. inne : muhakkak
2. el munâfikîne : münâfıklar
3. fî ed derki : tabakasında
4. el esfeli : en aşağı
5. min en nâri : ateşten, ateşin
6. ve : ve
7. len tecide : bulamazsın
8. lehum : onlara, onlar için
9. nasîran : yardımcı

١٤٦

اِلَّاالَّذينَ تَابُوا وَاَصْلَحُوا وَاعْتَصَمُوا بِاللّهِ وَاَخْلَصُوا دينَهُمْ لِلّهِ فَاُولءِكَ مَعَ الْمُؤْمِنينَ وَسَوْفَ يُؤْتِ اللّهُ الْمُؤْمِنينَ اَجْرًا عَظيمًا

(146) illellezine tabu ve aslehu va’tesamu billahi va ahlesu dinehüm lillahi fe ülaike meal mü’minin ve sevfe yü’tillahül mü’minine ecran aziyma

ancak tövbe edip hallerini düzeltenler Allah’a sarılıp dinlerini Allah için halis kılanlar (istisna) bunlar mü’minlerle beraberdir Allah ilerde verecektir mü’minlere büyük ecir

1. illâ : hariç
2. ellezîne : onlar, olanlar
3. tâbû : tövbe ettiler
4. ve aslehû : ve nefsini ıslâh ettiler, nefs tezkiyesi yaptılar
5. ve ı’tesamû : ve tutunup sarıldılar
6. bi allâhi : Allah’a
7. ve ahlesû : ve halis kıldılar
8. dîne-hum : onların dînleri, dînleri
9. li allâhi : Allah’a, Allah için
10. fe : işte
11. ulâike : işte onlar
12. mea : beraber
13. el mu’minîne : mü’minler
14. ve sevfe : ve yakında
15. yu’ti : verecek
16. allâhu : Allah
17. el mu’minîne : mü’minler
18. ecren : ecr, karşılık, mükâfat
19. azîmen : azîm, büyük

١٤٧

مَا يَفْعَلُ اللّهُ بِعَذَابِكُمْ اِنْ شَكَرْتُمْ وَامَنْتُمْ وَكَانَ اللّهُ شَاكِرًا عَليمًا

(147) ma yef’alüllahü bi azabiküm in şekartüm ve amentüm ve kanellahü şakiran alima

Allah size niye azap etsin eğer sizler şükür eder inanırsanız Allah şekürdur yapılanları bilir

1. mâ yef’alu : yapmaz, olmaz
2. allâhu : Allah
3. bi azâbi-kum : sizi azaplandırması
4. in : eğer
5. şekertum : siz şükrettiniz
6. ve âmentum : ve îmân ettiniz, âmenû oldunuz
7. ve kâne : ve oldu, idi, …dır
8. allâhu : Allah
9. şâkiran : şükredilen, şükrün karşılığını veren
10. alîmen : en iyi bilen
Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.