030. Cüz

    Nüzul SırasıCüzSayfaSure
    80 30581Nebe(78)

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ

١

عَمَّ يَتَسَاءَلُونَ

(1) amme yetesaelun
Neyi soruşturuyorlar?

1. amme : neyi
2. yetesâelûne : birbirlerinden soruyorlar

٢

عَنِ النَّبَاِالْعَظيمِ

(2) aninnebeil azim
O büyük haberden mi?

1. an(i) en nebei : haberden
2. el azîmi : büyük

٣

اَلَّذى هُمْ فيهِ مُخْتَلِفُونَ

(3) ellezi hüm fihi muhtelifün
Onlar ki onda ihtilafa düşüyorlar

1. ellezî : o ki
2. hum : onlar
3. fî-hi : onun hakkında
4. muhtelifûne : ihtilafa düşenler, ihtilâf içinde olanlar

٤

كَلَّا سَيَعْلَمُونَ

(4) kella se ya’lemun
Hayır! ilerde bilecekler

1. kellâ : hayır
2. se- ya’lemûne : yakında bilecekler

٥

ثُمَّ كَلَّا سَيَعْلَمُونَ

(5) sümme kella se ya’lemun
Hayır! sonra ilerde bilecekler

1. sümme : sonra
2. kellâ : hayır
3. se- ya’lemûne : yakında bilecekler

٦

اَلَمْ نَجْعَلِ الْاَرْضَ مِهَادًا

(6) elem necalil arda mihada
Biz yapmadık mı? arzı döşek

1. e : mı
2. lem nec’al(i) : kılmadık
3. el arda : arz, yeryüzü
4. mihâden : döşek

٧

وَالْجِبَالَ اَوْتَادًا

(7) velcibale evtada
Dağları da kazıklar

1. ve el cibâle : ve dağlar
2. evtâden : sağlam kazıklar

٨

وَخَلَقْنَاكُمْ اَزْوَاجًا

(8) ve halaknaküm ezvaca
Sizleri de yarattık çiftler halinde

1. ve halaknâ-kum : ve sizi biz yarattık
2. ezvacen : çift olarak, eş olarak

٩

وَجَعَلْنَا نَوْمَكُمْ سُبَاتًا

(9) ve cealna nevmeküm subata
Uykuyu da size bir dinlenme yaptık

1. ve cealnâ : ve yaptık
2. nevme-kum : sizin uykunuz
3. subâten : dinlenme

١٠

وَجَعَلْنَا الَّيْلَ لِبَاسًا

(10) ve cealnel leyle libasa
Geceyi örtü yaptık

1. ve cealnâ : ve kıldık, yaptık
2. el leyle : gece
3. libâsen : örtü

١١

وَجَعَلْنَا النَّهَارَ مَعَاشًا

(11) ve cealnen nehare meaşa
Ve yaptık gündüzü de maişet

1. ve cealnâ : ve kıldık, yaptık
2. en nehâre : gündüz
3. meâşen : maişet, geçimi sağlama zamanı

١٢

وَبَنَيْنَا فَوْقَكُمْ سَبْعًا شِدَادًا

(12) ve beneyna fevkaküm seban şidada
Ve üstünüze bina ettik yedi sağlam (gökle)

1. ve beneynâ : ve bina ettik, inşa ettik, yaptık, kurduk
2. fevka-kum : sizin üstünüzde
3. seb’an : yedi (7)
4. şidâden : kuvvetli, sağlam

١٣

وَجَعَلْنَا سِرَاجًا وَهَّاجًا

(13) ve cealna siracev vehhaca
Güneş ve yıldızlar yaptık ışık veren (pırıl pırıl parlayan)

1. ve cealnâ : ve biz kıldık, yaptık
2. sirâcen : kandil
3. vehhâcen : kıvılcım ve alev saçan, çok parlayan, pırıl pırıl ışık saçan

١٤

وَاَنْزَلْنَا مِنَ الْمُعْصِرَاتِ مَاءً ثَجَّاجًا

(14) ve enzelna minel mu’sirati maen seccaca
Yağmur bulutlarından indirdik şarıl şarıl akan su

1. ve enzelnâ : ve indirdik
2. min el mu’sırâti : (üstüste yığılıp sıkışan) yağmur bulutlarından
3. mâen : su
4. seccâcen : dökülen, şarıl şarıl akan

١٥

لِنُخْرِجَ بِه حَبًّا وَنَبَاتًا

(15) linuhrice bihi habbev ve nebata
Onunla çıkaralım diye taneler ve nebatlar

1. li nuhrice : çıkarmak için, çıkaralım diye
2. bi-hî : onunla
3. habben : taneler
4. ve nebâten : ve bitkiler

١٦

وَجَنَّاتٍ اَلْفَافًا

(16) ve cennatin elfafa
Ve ağaçların dalları birbirine girmiş bahçeler

1. ve cennâtin : ve ağaçlı bahçeler
2. elfâfen : birbirine sarmaş dolaş olmuş, içiçe

١٧

اِنَّ يَوْمَ الْفَصْلِ كَانَ ميقَاتًا

(17) inne yevmel fasli kane mikata
Şüphesiz fasıl günü tayin edilen bir zamandır

1. inne : muhakkak ki
2. yevme : gün
3. el faslı : fasıl, ayrılma
4. kâne : oldu
5. mîkâten : belirlenmiş, tayin edilmiş bir vakit

١٨

يَوْمَ يُنْفَخُ فِى الصُّورِ فَتَاْتُونَ اَفْوَاجًا

(18) yevme yünfehü fissuri fete’tune efvaca
O gün sur’a üfürülecek bölük bölük geleceksiniz

1. yevme : gün
2. yunfehu : üfürülür
3. fî es sûri : sur’a
4. fe te’tûne : o zaman, artık geleceksiniz
5. efvâcen : fevc fevc, bölük bölük

١٩

وَفُتِحَتِ السَّمَاءُ فَكَانَتْ اَبْوَابًا

(19) ve futihatissemau fekanet ebvaba
Ve sema açılacak sonra kapı kapı olacaktır

1. ve futihati : ve açıldı
2. es semâu : sema, gökyüzü
3. fe kânet : böylece olmuştur, oluşmuştur
4. ebvâben : kapılar

٢٠

وَسُيِّرَتِ الْجِبَالُ فَكَانَتْ سَرَابًا

(20) ve suyyiretil cibalu fekanet seraba
Dağlar yürütülecek (sanki) serap olacak

1. ve suyyireti : ve yürütüldü
2. el cibâlu : dağlar
3. fe kânet : böylece oldu
4. serâben : serap, hayal

٢١

اِنَّ جَهَنَّمَ كَانَتْ مِرْصَادًا

(21) inne cehenneme kanet mirsada
Şüphesiz cehennem hazırlığını yapıp gözetleyendir

1. inne : muhakkak ki
2. cehenneme : cehennem
3. kânet mirsâden : mirsad oldu, görünür oldu, rasad edilen yer, gözleme yeri oldu

٢٢

لِلطَّاغينَ مَابًا

(22) littağiyne meaba
Azgınların dönüş yeridir

1. li et tâgîne : azgınlar için, azgınlara
2. meâben : meab, sığınılacak yer olarak

٢٣

لَابِثينَ فيهَا اَحْقَابًا

(23) labisine fiha ahkaba
Bekleyecekler onun içinde nice devirler

1. lâbisîne : kalacak olanlar
2. fî-hâ : onun içinde, orada
3. ahkâben : uzun müddet, asırlar boyunca, asırlarca, bütün zamanlar boyunca

٢٤

لَايَذُوقُونَ فيهَا بَرْدًا وَلَا شَرَابًا

(24) la yezukune fiha berdev ve la şeraba
Orada, (ne) bir soğukluk tadacaklar ne de içecek (bir şey)

1. lâ yezûkûne : tatmazlar
2. fî-hâ : orada
3. berden : serinlik
4. ve lâ : ve olmaz
5. şerâben : içecek

٢٥

اِلَّا حَميمًا وَغَسَّاقًا

(25) illa hamimev ve ğassaka
Ancak kaynamış su ve irin

1. illâ : den başka
2. hamîmen : hamim, kaynar su
3. ve gassâkan : ve irinli ve cerahatli sıvı

٢٦

جَزَاءً وِفَاقًا

(26) cezaev vifaka
Uygun bir ceza

1. cezâen : karşılık, ceza olarak
2. vifâkan : münasip, uygun

٢٧

اِنَّهُمْ كَانُوا لَايَرْجُونَ حِسَابًا

(27) innehüm kanu la yercune hisaba
Şüphesiz onlar hesaba (çekileceklerini) ummuyorlardı

1. innehüm : muhakkak ki onlar
2. kânû : oldular
3. lâ yercûne : ümit etmiyorlar, ummuyorlar
4. hısâben : hesaba çekilme, hesap verme, hesap

٢٨

وَكَذَّبُوا بِايَاتِنَا كِذَّابًا

(28) ve kezzebu biayatina kizzaba
Ayetlerimizi yalanladıkça yalanladılar

1. ve kezzebû : ve yalanladılar
2. bi âyâti-nâ : bizim âyetlerimizi
3. kizzâben : tekzip ederek

٢٩

وَكُلَّ شَىْءٍ اَحْصَيْنَاهُ كِتَابًا

(29) ve külle şeyin ahsaynahü kitaba
Ve her şeyin hesabını bir kitapta yazıp tespit ettik

1. ve kulle : ve her, hepsi
2. şey’in : şey
3. ahsaynâ-hu : biz onu saydık
4. kitâben : yazdık (tespit ettik)

٣٠

فَذُوقُوا فَلَنْ نَزيدَكُمْ اِلَّا عَذَابًا

(30) fezuku felen nezideküm illa azaba
Şimdi tadın, size arttırmayız azaptan başka (hiç bir şey)

1. fe : o zaman, haydi, artık
2. zûkû : tadın
3. fe : o zaman, haydi, artık
4. len nezîde-kum : size artırmayacağız
5. illâ : den başka
6. azâben : azap

Sayfa:582

٣١

اِنَّ لِلْمُتَّقينَ مَفَازًا

(31) inne lil müttekıne mefaza
Şüphesiz murada erdirilme, muttakiler içindir

1. inne : muhakkak ki
2. li el muttekîne : muttakiler için vardır
3. mefâzen : bir kurtuluş, kazanç, mutluluk

٣٢

حَدَاءِقَ وَاَعْنَابًا

(32) hadaika ve a’naba
Bahçeler ve üzüm bağları

1. hadâika : ağaçlı bahçeler
2. ve a’nâben : ve üzüm, bağ

٣٣

وَكَوَاعِبَ اَتْرَابًا

(33) ve kevaibe etraba
Kadınlık vasfını kazanmış aynı yaşta güzel kızlar

1. ve kevâıbe : ve genç, göz alıcı, şahane endamlı
2. etrâben : aynı yaşta, yaşıt

٣٤

وَكَاْسًا دِهَاقًا

(34) ve ke’sen dihaka
Doldurulmuş kadehler

1. ve ke’sen : ve kadehler
2. dihâkan : dolu

٣٥

لَايَسْمَعُونَ فيهَالَغْوًا وَلَا كِذَّابًا

(35) la yesme’une fiha lağvev ve la kizzaba
Orada işitmezler boş laf ve yalanlama

1. lâ yes’meûne : işitmezler
2. fî-hâ : orada
3. lagven : boş söz
4. ve lâ kizzâben : ve yalan olmaz, yoktur

٣٦

جَزَاءً مِنْ رَبِّكَ عَطَاءً حِسَابًا

(36) cezaem mir rabbike ataen hisaba
Rabbinden bir mükafattır hesap sınırı olmayan, lütuftan verilen

1. cezâen : karşılık olarak
2. min rabbi-ke : Rabbinden
3. atâen : bir lütuf, bağış, ihsan
4. hısâben : hesap

٣٧

رَبِّ السَّموَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا الرَّحْمنِ لَايَمْلِكُونَ مِنْهُ خِطَابًا

(37) rabbissemavati vel ardı ve ma beyne hümer rahmani la yemliküne minhü hitaba
Göklerin, Rabbidir yerin ve aralarındaki her şeyin o rahman ki, (hiç kimse) o’na hitap edemez

1. rabbi : Rabb
2. es semâvâti : semalar, gökler
3. ve el ardı : ve arz, yeryüzü, yer
4. ve mâ : ve şeyler
5. beyne-humâ : ikisi arasında bulunanlar
6. er rahmâni : Rahmân Olan (Allah)
7. lâ yemlikûne : malik değildir
8. min-hu : ondan
9. hitâben : hitap

٣٨

يَوْمَ يَقُومُ الرُّوحُ وَالْمَلءِكَةُ صَفًّا لَايَتَكَلَّمُونَ اِلَّا مَنْ اَذِنَ لَهُ الرَّحْمنُ وَقَالَ صَوَابًا

(38) yevme yekumür ruhu velmelaiketu saffa la yetekellemüne illa men ezine lehürrahmanü ve kale savaba
O gün durur ruh ve melekler saf olup konuşamazlar ancak izin verdiği müstesna rahmanın kendisine (o) doğru olanı söyler

1. yevme : o gün
2. yekûmu : ayakta durur, hazır bulunur
3. er rûhu : ruh (zamanın halifesinin ruhu)
4. ve el melâiketu : ve melekler
5. saffan : saf saf olarak
6. lâ yetekellemûne : konuşamaz
7. illâ : den başka
8. men : kimse
9. ezine : izin verdi
10. lehu : ona, kendisine
11. er rahmânu : Rahmân Olan (Allah)
12. ve kâle : ve söyledi
13. sevâben : sevap

٣٩

ذلِكَ الْيَوْمُ الْحَقُّ فَمَنْ شَاءَ اتَّخَذَ اِلى رَبِّه مَابًا

(39) zalikel yevmül hakk femen şaettehaze ila rabbihi meaba
İşte bugün haktır artık dinleyen tutsun Rabbine varacak bir yol

1. zâlike : işte
2. el yevmu : o gün
3. el hakku : Hakk
4. fe men : artık kim
5. şâe : diler
6. ittehaze : ittihaz eder, edinir
7. ilâ rabbi-hî : Rabbine
8. meâben : meab, sığınak, melce

٤٠

اِنَّا اَنْذَرْنَاكُمْ عَذَابًا قَريبًا يَوْمَ يَنْظُرُ الْمَرْءُ مَا قَدَّمَتْ يَدَاهُ وَيَقُولُ الْكَافِرُ يَالَيْتَنى كُنْتُ تُرَابًا

(40) inna enzerna küm azaben kariba yevme yenzurul merü ma kaddemet yedahü ve yekulül kafiru ya leyteni küntü turaba
Şüphesiz biz uyarmıştık size yakın bir azabın (geleceğini) o gün kişi bakacak ellerinin gönderdiğine ve kafir diyecek keşke ben toprak olsaydım

1. innâ : muhakkak ki biz
2. enzernâ-kum : biz sizi uyardık
3. azâben : bir azap
4. karîben : yakın
5. yevme : gün
6. yenzuru : bakacak
7. el mer’u : kişi
8. : şey
9. kaddemet : takdim etti
10. yedâ-hu : kendi elleri
11. ve yekûlu : ve diyecek
12. el kâfiru : kâfir
13. yâ leyte-nî : keşke ben
14. kuntu : oldum
15. turâben : toprak

79-NAZİAT

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ

١

وَالنَّازِعَاتِ غَرْقًا

(1) vennaziati ğarka
Dalarak şiddet ile söküp alanlara

1. ve : andolsun, yemin olsun
2. en nâziâti : kuvvetle, söke söke çekip alanlar
3. garkan : dalarak

٢

وَالنَّاشِطَاتِ نَشْطًا

(2) vennaşitati neşta
O’nun emri ile çekip alanlara

1. ve : andolsun, yemin olsun
2. en nâşitâti : incitmeden çekip çıkaranlara
3. neştan : yumuşaklıkla, incitmeden

٣

وَالسَّابِحَاتِ سَبْحًا

(3) vessabihati sebha
Akarak süzülüp gidenlere

1. ve : andolsun, yemin olsun
2. es sâbihâti : yüzenler
3. sebhan : yüzerek, akarak giden

٤

فَالسَّابِقَاتِ سَبْقًا

(4) fessabikati sebka
Sonra (hayırda) yarış edip geçenlere

1. fe : ve de, ayrıca
2. es sâbikâti : yarışıp öne geçenler
3. sebkan : yarışarak

٥

فَالْمُدَبِّرَاتِ اَمْرًا

(5) felmüdebbirati emra
Sonra emirleri çevirenlere

1. fe : ve de, ayrıca
2. el mudebbirâti : tedbir edenler, idare edenler, emri yerine getirenler
3. emren : emir, iş

٦

يَوْمَ تَرْجُفُ الرَّاجِفَةُ

(6) yevme tercufür racifeh
O gün sarsılır bir sarsıntı ile

1. yevme : o gün
2. tercufu : sarsacak, şiddetle sallayacak
3. er râcifetu : sarsan, yeryüzünü yerinden oynatan darbe, sur’a 1. üfleniş

٧

تَتْبَعُهَا الرَّادِفَةُ

(7) tetbeuharradifeh
Onu arkasından gelen takip eder

1. tetbeu-hâ : ona tâbî olacak, onu takip edecek
2. er râdifetu : arkadan gelen olaylar, olaylar zinciri, (infitar, inşikak olayları, boyutların ve mekânların böylece yeniden değişim olayları)

٨

قُلُوبٌ يَوْمَءِذٍ وَاجِفَةٌ

(8) kulubüy yevmeiziv vacifeh
O gün kalpler yerinden hoplar

1. kulûbun : kalpler
2. yevmeizin : izin günü, o gün
3. vâcifetun : (dehşet içinde) şiddetle çarpacak olan

٩

اَبْصَارُهَا خَاشِعَةٌ

(9) ebsaruha haşiah
Gözleri korkudan boyun eğer

1. ebsâru-hâ : onun (onların) bakışları
2. hâşiatun : korkarak, korkudan zillet içinde, boynu bükük

١٠

يَقُولُونَ ءَاِنَّا لَمَرْدُودُونَ فِىالْحَافِرَةِ

(10) yekulüne einna lemerdudüne fil hafirah
Diyorlar ki gerçekten biz mi kesin döndürüleceğiz ilk halimize

1. yekûlûne : derler
2. e : mi
3. innâ : muhakkak ki biz
4. le : gerçekten, mutlaka
5. merdûdûne : dönenler, döndürülen kimseler
6. fî el hâfireti : eski hal, ilk hal (izi üzerinde geri dönme)

١١

ءَاِذَا كُنَّا عِظَامًا نَخِرَةً

(11) aiza künna izamen nehirah
Çürümüş ufalanmış kemikler olduğumuz zaman mı?

1. e : mi
2. izâ kunnâ : biz olduğumuz zaman
3. izâmen : kemik
4. nahıreten : çürüyüp dağılmış

١٢

قَالُوا تِلْكَ اِذًا كَرَّةٌ خَاسِرَةٌ

(12) kalu tilke izen kerretün hasirah
İşte dediler o zaman tekrar hüsrana uğrarız

1. kâlû : dediler
2. tilke : bu
3. izen : o zaman
4. kerretun : ikinci defa, tekrar, dönüş
5. hâsiretun : hüsrandır, ziyandır, zarardır

١٣

فَاِنَّمَا هِىَ زَجْرَةٌ وَاحِدَةٌ

(13) feinnema hiye zecratüv vahideh
Ancak bu tek bir iradenin emri ile olur

1. fe : oysa, halbuki
2. innemâ : sadece
3. hiye : o
4. zecretun : sayha
5. vâhıdetun : tek bir

١٤

فَاِذَا هُمْ بِالسَّاهِرَةِ

(14) feiza hüm bissahirah
O zaman onlar, mahşer için yerin üstüne çıkmışlardır

1. fe : artık, işte
2. izâ : o zaman
3. hum : onlar
4. bi es sâhireti : sahirdirler, dirilişin ilk görme anındalar, yerin (toprağın) üstündedirler

Sayfa:583

١٥

هَلْ اَتيكَ حَديثُ مُوسى

(15) hel etake hadisu musa
Sana gelmedi mi? Musa’nın haberi

1. hel : mi
2. etâ-ke : sana geldi
3. hadîsu : söz, haber, bir olayın nakli, kıssa
4. mûsâ : Musa

١٦

اِذْ نَاديهُ رَبُّهُ بِالْوَادِ الْمُقَدَّسِ طُوًى

(16) iz nadahu rabbühü bil vadil mukaddesi tuva
O vakit ona nida etmişti Rabbi, mukaddes tuva vadisinde

1. iz : o zaman, olmuştu
2. nâdâ-hu : ona nida etti, seslendi
3. rabbu-hu : onun Rabbi
4. bi el vâdi : vadide
5. el mukaddesi : mukaddes, kutsal
6. tuven : Tuva

١٧

اِذْهَبْ اِلى فِرْعَوْنَ اِنَّهُ طَغى

(17) izheb ila firavne innehü tağa
firavun’a git çünkü o çok azdı

1. izheb : git
2. ilâ fir’avne : firavuna
3. inne-hu : muhakkak ki o
4. tagâ : azgınlık etti, azdı

١٨

فَقُلْ هَلْ لَكَ اِلى اَنْ تَزَكّى

(18) fe kul hel leke ila en tezekka
De ki senin temizlenmeye (niyetin var) mı?

1. fe : artık, sonra, ve de
2. kul : de
3. hel : var mı, mı, olur mu
4. leke ilâ : sen, sana, senin için
5. en tezekkâ : tezkiye olmak, nefsini temizlemek

١٩

وَاَهْدِيَكَ اِلى رَبِّكَ فَتَخْشى

(19) ve ehdiyeke ila rabbike fetahşa
ve seni hidayete erdireyim, ulaştırayım Rabbine böylece huşû sahibi ol

1. ve ehdiye-ke : ve seni hidayete erdireyim, ulaştırayım
2. ilâ rabbi-ke : Rabbine
3. fe : böylece
4. tahşâ : huşû sahibi ol, huşû duy

٢٠

فَاَريهُ الْايَةَ الْكُبْرى

(20) feerahül ayetel kübra
Ve ona gösterdi en büyük ayeti

1. fe : bundan sonra
2. erâ-hu : ona gösterdi
3. el âyete : âyet, mucize, delil
4. el kubrâ : büyük

٢١

فَكَذَّبَ وَعَصى

(21) fekezzebe ve asa
Fakat yalanladı ve isyan etti

1. fe : fakat
2. kezzebe : o yalanladı
3. ve asâ : ve isyan etti, asi oldu

٢٢

ثُمَّ اَدْبَرَ يَسْعى

(22) sümme edbara yesa
Sonra arkasını dönüp koştu

1. sümme : sonra
2. edbere : arkasını döndü
3. yesâ : koşuyor

٢٣

فَحَشَرَ فَنَادى

(23) fehaşera fenada
Sonra topladı ve hitap etti

1. fe : hemen, böylece, sonra
2. haşere : topladı
3. fe : sonra da
4. nâdâ : nida etti, seslendi

٢٤

فَقَالَ اَنَا رَبُّكُمُ الْاَعْلى

(24) fekale ene rabbükümül a’la
Ben dedi sizin en âlâ Rabbinizim

1. fe : sonra da
2. kâle : dedi
3. ene : ben
4. rabbu-kum(u) : sizin Rabbiniz
5. el a’lâ : en yüce, çok yüce

٢٥

فَاَخَذَهُ اللّهُ نَكَالَ الْاخِرَةِ وَالْاُولى

(25) feehazehüllahü nekalel ahireti vel ula
Allah’ta onu yakaladı dünya ve ahiret azabı (ile)

1. fe : o zaman, bunun üzerine
2. ehaze-hu allâhu : Allah onu ahzetti, yakalayıp helâk etti
3. nekâle : korkunç ceza, azap
4. el âhırati : ahiret
5. ve el ûlâ : ve ilk, önceki (dünya)

٢٦

اِنَّ فى ذلِكَ لَعِبْرَةً لِمَنْ يَخْشى

(26) inne fi zalike le ıbretel limey yahşa
Muhakkak onda ibret vardır (Allah’tan) korkan kimse için

1. inne : muhakkak ki
2. fî zâlike : bunda vardır
3. le : mutlaka, elbette
4. ıbreten : bir ibret, ders
5. li : için
6. men : kimse
7. yahşâ : korkan, huşû duyan

٢٧

ءَاَنْتُمْ اَشَدُّ خَلْقًا اَمِ السَّمَاءُ بَنيهَا

(27) a entüm eşeddü halkan emissemau benaha
Sizi yaratmak mı zor, yoksa ona bina ettiği semayı (yaratmak mı?)

1. e : mi
2. entum : siz
3. eşeddu : daha şiddetli, daha kuvvetli, daha zor
4. halkan : yaratma bakımından
5. em(i) : yoksa
6. es semâu : sema, gökyüzü
7. benâ-hâ : onu bina etti, onu muhkem ve ölçülü bir şekilde yarattı

٢٨

رَفَعَ سَمْكَهَا فَسَوّيهَا

(28) refea semkeha fe sevvaha
Onun tavanını yükseltmiş ve onu nizamlı bir düzene koymuştur

1. refea : yükseltti
2. semke-hâ : onun boyu, tavanı, yüksekliği
3. fe sevvâ-hâ : sonra da onu sevva etti, dizayn edip düzenledi

٢٩

وَاَغْطَشَ لَيْلَهَا وَاَخْرَجَ ضُحيهَا

(29) ve ağtaşe leyleha ve ahrace duhaha
Gecesini karanlık yaptı onu aydınlığa çıkardı

1. ve agtaşe : ve kararttı, karanlıklaştırdı
2. leyle-hâ : onun gecesi
3. ve ahrece : ve çıkardı
4. duhâ-hâ : onun duhasını, kuşluk vaktini, aydınlığını (gündüzü)

٣٠

وَالْاَرْضَ بَعْدَ ذلِكَ دَحيهَا

(30) vel arda ba’de zalike dehaha
Ondan sonra arzı döşemiştir

1. ve el arda : ve arz, yeryüzü
2. ba’de : sonra
3. zâlike : bu
4. dehâ-hâ : onu yayıp döşedi

٣١

اَخْرَجَ مِنْهَا مَاءَهَا وَمَرْعيهَا

(31) ahrace minha maeha ve meraha
Ondan çıkardı suyunu da, otlağını da

1. ahrece : çıkardı
2. min-hâ : ondan
3. mâe-hâ : onun suyu
4. ve mer’â-hâ : ve onun merasını, yeşilliğini, otlağını

٣٢

وَالْجِبَالَ اَرْسيهَا

(32) vel cibale ersaha
Orada dağlar oturtmuştur

1. ve el cibâle : ve dağlar
2. ersâ-hâ : ona yerleştirdi

٣٣

مَتَاعًا لَكُمْ وَلِاَنْعَامِكُمْ

(33) metaal leküm ve lienamiküm
Sizin menfaatiniz için ve hayvanlarınızın için

1. metâan : bir yarar, meta olarak
2. leküm : sizin, sizin için
3. ve : ve
4. li : için
5. en’âmi-kum : sizin hayvanlarınız

٣٤

فَاِذَا جَاءَتِ الطَّامَّةُ الْكُبْرى

(34) feiza caetit tammetül kübra
Fakat geldiği zaman en büyük felaket

1. fe izâ : fakat ….. olduğu zaman
2. câet (i) : geldi
3. et tâmmetu : dayanılmaz musîbet
4. el kubrâ : büyük

٣٥

يَوْمَ يَتَذَكَّرُ الْاِنْسَانُ مَاسَعى

(35) yevme yetezekkerul insanü ma sea
O gün hatırlayacak insan neye çalıştığını

1. yevme : o gün
2. yetezekkeru : tezekkür eder, düşünür
3. el insânu : insan
4. : neye
5. seâ : çalıştı

٣٦

وَبُرِّزَتِ الْجَحيمُ لِمَنْ يَرى

(36) ve bürrizetil cehiymü limey yera
O cehennem açığa çıkarılır gören kimse için

1. ve burrizeti : ve sergilenmiştir, bariz olmuştur, açıkça gösterilmiştir
2. el cahîmu : alevli ateş, cehennem
3. li : için, … e
4. men : kimse
5. yerâ : görecek

٣٧

فَاَمَّا مَنْ طَغى

(37) feemma men tağa
Artık kim azgınlık etmiş ise

1. fe : artık
2. emmâ : fakat, ama, ise
3. men : kim
4. tagâ : taşkınlık etti, haddi aştı

٣٨

وَاثَرَ الْحَيوةَ الدُّنْيَا

(38) ve aserel hayat eddünya
Ve dünya hayatını tercih etmiş ise

1. ve âsere : ve seçti
2. el hayâte : hayat
3. ed dunyâ : dünya

٣٩

فَاِنَّ الْجَحيمَ هِىَ الْمَاْوى

(39) fe innel cahime hiyel me’va
Muhakkak cehennem onun varacağı yerdir

1. fe : o taktirde
2. inne : muhakkak ki
3. el cahîme : cehennem
4. hiye : o
5. el me’vâ : barınma yeri, barınacak yer

٤٠

وَاَمَّا مَنْ خَافَ مَقَامَ رَبِّه وَنَهَى النَّفْسَ عَنِ الْهَوى

(40) ve emma men hafe mekame rabbihi ve nehannefse anil heva
Kim ki korkmuş Rabbinin makamından ve nefsini de men etmişse hevadan

1. ve emmâ : ve fakat, ama, ise
2. men : kim
3. hâfe : korktu
4. makâme : makam)
5. rabbi-hî : Rabbinin
6. ve nehâ : ve nehyetti, mani oldu, yasakladı
7. en nefse : nefsi
8. an(i) el hevâ : hevadan, heveslerinden, istek ve tutkulardan

٤١

فَاِنَّ الْجَنَّةَ هِىَ الْمَاْوى

(41) fe innel cennete hiyel me’va
Şüphesiz cennettir onun varacağı yer

1. fe : o taktirde
2. inne : muhakkak ki
3. el cennete : cennet
4. hiye : o
5. el me’vâ : barınma yeri, barınacak yer

٤٢

يَسَْلُونَكَ عَنِ السَّاعَةِ اَيَّانَ مُرْسيهَا

(42) yeseluneke anissaati eyyane mürsaha
Sana soruyorlar kıyamet saatinden kopacağı an ne zaman

1. yes’elûne-ke : sana soruyorlar
2. an(i) es sâati : (kıyâmet) saatinden
3. eyyâne : ne zaman
4. mursâ-hâ : yaşamın son bulma zamanı, onun gelip çatması, vuku bulması

٤٣

فيمَ اَنْتَ مِنْ ذِكْريهَا

(43) fime ente min zikraha
Sen onu nereden bileceksin

1. fî me : ne var, nereden, nasıl
2. ente : sen, sende
3. min zikrâ-hâ : onun zikrinden

٤٤

اِلى رَبِّكَ مُنْتَهيهَا

(44) ila rabbike müntehaha
Rabbine aittir onun nihayeti

1. ilâ rabbi-ke : Rabbine
2. muntehâ-hâ : onun sonu, nihayeti

٤٥

اِنَّمَا اَنْتَ مُنْذِرُ مَنْ يَخْشيهَا

(45) innema ente münziru mey yahşaha
Sen ancak uyarıcısın ona huşû duyan,

1. innemâ : sadece
2. ente : sen
3. munziru : uyarıcı
4. men : kimse
5. yahşâ-hâ : ona huşû duyan, ondan korkan

٤٦

كَاَنَّهُمْ يَوْمَ يَرَوْنَهَا لَمْ يَلْبَثُوا اِلَّا عَشِيَّةً اَوْ ضُحيهَا

(46) keennehüm yevme yerevneha lem yelbesu illa aşiyyeten ev duhaha
Sanki onlar o kıyameti görecekleri gün hiç durmamışlar ancak bir akşam veya gündüz (vakti kadar)

1. keenne-hum : sanki onlar ….. gibi
2. yevme : gün
3. yerevne-hâ : onu görecekler
4. lem yelbesû : kalmadılar, kalmamışlar
5. illâ : den başka
6. aşiyyeten : akşam
7. ev : veya
8. duhâ-hâ : onun (günün) kuşluk vakti

80-ABESE

Sayfa:584

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ

١

عَبَسَ وَتَوَلّى

(1) abese ve tevella
Yüzünü ekşitti ve döndü

1. abese : huzursuzluğu yüzüne aksetti, yüzünü buruşturdu
2. ve tevellâ : ve başını çevirdi

٢

اَنْ جَاءَهُ الْاَعْمى

(2) en caihül a’ma
Ona gelmişti (çünkü) âma

1. en câe-hu : onun gelmesi
2. el a’mâ : âmâ, görmeyen

٣

وَمَا يُدْريكَ لَعَلَّهُ يَزَّكّى

(3) ve ma yüdrike leallehü yezzekka
Ne bilirsin, belki de o temizlenecekti

1. ve : ve
2. mâ yudrî-ke : sen bilemezsin
3. lealle-hu : umulur ki böylece o
4. yezzekkâ : tezkiye olur, şirk ve günahlardan temizlenir

٤

اَوْ يَذَّكَّرُ فَتَنْفَعَهُ الذِّكْرى

(4) ev yezzekkeru fetenfeahüzzikra
Yahut öğüt dinleyecek öğüt kendisine fayda verecekti

1. ev : veya
2. yezzekkeru : tezekkür eder, düşünür, öğüt alır
3. fe : böylece
4. tenfea-hu : ona fayda verir
5. ez zikrâ : zikir, öğüt

٥

اَمَّا مَنِ اسْتَغْنى

(5) emma menistagna
Ama müstağni olana gelince

1. emmâ : fakat
2. men(i) : kimse
3. istagnâ : ihtiyaç hissetmedi, kendini müstağni gördü bir şeye muhtaç olmadığını sandı

٦

فَاَنْتَ لَهُ تَصَدّى

(6) feente lehü tesadda
Sen ona yöneliyordun

1. fe : oysa, halbuki
2. ente : sen
3. lehu : ona
4. tesaddâ : yüzünü dönüyorsun, yöneliyorsun

٧

وَمَا عَلَيْكَ اَلَّا يَزَّكّى

(7) ve ma aleyke ella yezzekka
Senin üzerinde bir sorumluluk yoktur, (onun) temizlenmesinde

1. ve : ve
2. mâ aleyke : senin üzerinde bir sorumluluk yoktur
3. ellâ yezzekkâ : onun tezkiye olmamasında

٨

وَاَمَّا مَنْ جَاءَكَ يَسْعى

(8) ve emma men caeke yesa
Amma sana koşup gelen

1. ve emmâ : halbuki
2. men : kimse
3. câe-ke : sana geldi
4. yes’â : koşuyor

٩

وَهُوَ يَخْشى

(9) ve hüve yahşa
Ve o korktuğu halde

1. ve hüve : ve o
2. yahşâ : huşû duyuyor

١٠

فَاَنْتَ عَنْهُ تَلَهّى

(10) fe ente anhü telehha
Sen onunla meşgul olmuyordun

1. fe : oysa
2. ente : sen
3. an-hu : ondan (onunla)
4. telehhâ : aldırış etmiyorsun, ilgilenmiyorsun

١١

كَلَّا اِنَّهَا تَذْكِرَةٌ

(11) kella inneha tezkirah
Hayır! muhakkak bu (ayetler) bir öğüttür

1. kellâ : hayır
2. inne-hâ : muhakkak ki o
3. tezkiratun : bir zikirdir, öğüttür, nasihattir

١٢

فَمَنْ شَاءَ ذَكَرَهُ

(12) femen şae zekerah
Dileyen kimse ondan öğüt alır

1. fe : artık
2. men : kimse
3. şâe : diledi
4. zekera-hu : onu zikretti, öğüt aldı

١٣

فى صُحُفٍ مُكَرَّمَةٍ

(13) fi suhufim mükerrameh
İçindeki sahifeler çok mükerremdir

1. : de
2. suhufin : sahifeler
3. mukerrametin : kerim, şerefli, üstün olan

١٤

مَرْفُوعَةٍ مُطَهَّرَةٍ

(14) merfuetim mütahherah
Her şeyin üstünde tertemizdir

1. merfûatin : yükseltilmiş, yüceltilmiş olan
2. mutahheratin : mutahhar kılınmış olan, temiz olan

١٥

بِاَيْدى سَفَرَةٍ

(15) bi eydi seferah
Katiplerin elleri ile (yazılmış)

1. bi : ile
2. eydî : eller
3. seferatin : sefir, elçi (kâtip)

١٦

كِرَامٍ بَرَرَةٍ

(16) kiramim berarah
(O katipler) mükerrem itaatlidirler

1. kirâmin : şerefli, üstün, değerli
2. beraratin : birr sahipleri, hayır ve takva sahibi olanlar, sadık, dürüst olanlar

١٧

قُتِلَ الْاِنْسَانُ مَا اَكْفَرَهُ

(17) kutilel insanü ma ekferah
Ölsün o insan ne kadar nankörmüş

1. kutile : katledildi, öldürüldü, kahroldu, mahvoldu, kendisini mahvetti
2. el insânu : insan
3. : ne, ne kadar
4. ekfera-hu : o çok nankör

١٨

مِنْ اَىِّ شَىْءٍ خَلَقَهُ

(18) min eyyi şeyin halekah
Onu yaratan hangi şey ile yarattı

1. min : den
2. eyyi : hangi
3. şey’in : şey
4. halaka-hu : onu yarattı

١٩

مِنْ نُطْفَةٍ خَلَقَهُ فَقَدَّرَهُ

(19) min nutfeh halekahü fekaddereh
Onu bir nutfeden yarattı sonra onu takdir ettiği şekle koydu

1. min : den
2. nutfetin : nutfe, bir damla
3. halaka-hu : onu yarattı
4. fe : böylece, sonra
5. kaddera-hu : ona kader tayin etti, gelişimini programladı ve ömür tayin etti

٢٠

ثُمَّ السَّبيلَ يَسَّرَهُ

(20) sümmessebiyle yesserah
Sonra onun yolunu kolaylaştırdı

1. sümme : sonra
2. es sebîle : yol
3. yessera-hu : ona kolaylaştırdı

٢١

ثُمَّ اَمَاتَهُ فَاَقْبَرَهُ

(21) sümme ematehü feakberah
Sonra onu öldürüp onu kabre koydurdu

1. sümme : sonra
2. emâte-hu : onu öldürdü
3. fe : böylece
4. akbera-hu : onu kabire koydurdu

٢٢

ثُمَّ اِذَا شَاءَ اَنْشَرَهُ

(22) sümme iza şae enşerah
Sonra dilediği zaman onu tekrar diriltecek

1. sümme : sonra
2. izâ : olduğu zaman
3. şâe : diledi
4. enşera-hu : onu diriltti

٢٣

كَلَّا لَمَّا يَقْضِ مَا اَمَرَهُ

(23) kella lemma yakdi ma emerah
Hayır! hiçbir zaman tam eda etmedi onun emrini

1. kellâ : hayır
2. lemmâ yakdı : kada etmedi, yerine getirmedi
3. : şey
4. emera-hu : ona emretti

٢٤

فَلْيَنْظُرِ الْاِنْسَانُ اِلى طَعَامِه

(24) fel yenzuril insanü ila taamih
İnsan bir baksın kendi yiyeceğine

1. fe li yanzuri : işte baksın
2. el insânu : insan
3. ilâ taâmi-hî : taamına, yemeğine

٢٥

اَنَّا صَبَبْنَا الْمَاءَ صَبًّا

(25) enna sabebnel mae sabba
Biz (nasıl) boşaltmışız suyu yağmur olarak

1. ennâ : nasıl
2. sabebnâ : akıttık
3. el mâe : su
4. sabben : akıtarak

٢٦

ثُمَّ شَقَقْنَا الْاَرْضَ شَقًّا

(26) sümme şakaknel arda şakka
Sonra yeri (nasıl) yarmışız

1. sümme : sonra
2. şakaknâ : yardık
3. el arda : arz, yer, toprak
4. şakkan : yararak, yarışla, öyle bir yarışla

٢٧

فَاَنْبَتْنَا فيهَا حَبًّا

(27) feenbetna fiha habba
Orada taneler bitirmişiz

1. fe : böylece
2. enbetnâ : taneler bitirdik, yetiştirdik
3. fî-hâ : orada
4. habben : taneler

٢٨

وَعِنَبًا وَقَضْبًا

(28) ve inebev ve kadba
Üzümler ve yoncalar

1. ve ineben : ve üzümler, bağlar
2. ve kadben : ve yoncalar

٢٩

وَزَيْتُونًا وَنَخْلًا

(29) ve zeytunev ve nahla
Zeytinlikler ve hurmalıklar

1. ve zeytûnen : ve zeytin ağaçları, zeytinler
2. ve nahlen : ve hurma ağaçları, hurmalar

٣٠

وَحَدَاءِقَ غُلْبًا

(30) ve hadaika ğulba
ağaçları bol bahçeler

1. ve hadâika : ve bahçeler
2. gulben : sık ağaçlı, iç içe olmuş, dalları birbirine girmiş

٣١

وَفَاكِهَةً وَاَبًّا

(31) ve fakihetev ve ebba
Nice meyveler çayırlar

1. ve fâkiheten : ve meyveler
2. ve ebben : ve mer’alar (otlaklar), hayvanların yediği otlar

٣٢

مَتَاعًا لَكُمْ وَلِاَنْعَامِكُمْ

(32) metael leküm ve lienamiküm
Sizin menfaatiniz için hayvanlarınızın için

1. metâan : bir yarar, meta olarak
2. leküm : sizin, sizin için
3. ve : ve
4. li : için
5. en’âmi-kum : sizin hayvanlarınız

٣٣

فَاِذَا جَاءَتِ الصَّاخَّةُ

(33) feiza caetis sahhah
Ama geldiği zaman kıyamet gününün gürültüsü

1. fe : fakat
2. izâ : olduğu zaman
3. câet(i) : geldi
4. es sâhhatu : sağır edici büyük gürleme

Sayfa:585

٣٤

يَوْمَ يَفِرُّ الْمَرْءُ مِنْ اَخيهِ

(34) yevme yefirrul merü min ehih
O gün kaçar kişi kardeşinden

1. yevme : o gün
2. yefirru : kaçar
3. el mer’u : kişi
4. min ahî-hi : kardeşinden

٣٥

وَاُمِّهِ وَاَبيهِ

(35) ve ümmihi ve ebih
Anasından, babasından

1. ve ummi-hî : ve annesi
2. ve ebî-hi : ve babası

٣٦

وَصَاحِبَتِه وَبَنيهِ

(36) ve sahibetihi ve benih
Karısından ve oğullarından

1. ve sâhıbeti-hî : ve hanımı, eşi
2. ve benî- hi : ve oğlu

٣٧

لِكُلِّ امْرِىءٍ مِنْهُمْ يَوْمَءِذٍ شَاْنٌ يُغْنيهِ

(37) liküllimriim minhüm yevmeizin şe’nüy yuğnih
Herkesin işi vardır o gün onların çok meşgul olduğu işler

1. li kulli imriin : herkes için, hepsi için, hepsinin vardır
2. min hum : onlardan, onların
3. yevme izin : o gün, izin günü
4. şe’nun : şe’n, iş, hal
5. yugnî-hi : ona kâfi gelen, onu meşgul eden

٣٨

وُجُوهٌ يَوْمَءِذٍ مُسْفِرَةٌ

(38) vücuhüy yevmeizim müsfirah
O gün yüzler (vardır) parıldar

1. vucûhun : yüzler vardır
2. yevme izin : izin günü, o gün
3. musfiratun : nurlu, parlak, aydın

٣٩

ضَاحِكَةٌ مُسْتَبْشِرَةٌ

(39) dahiketüm müstebşirah
Güler, sevinirler

1. dâhıketun : gülen (yüzler)
2. mustebşiratun : müjdelenmiş

٤٠

وَوُجُوهٌ يَوْمَءِذٍ عَلَيْهَا غَبَرَةٌ

(40) ve vücuhüy yevmeizin aleyha ğaberah
O gün yüzler (vardır), üzerleri tozlanmıştır

1. ve vucûhun : ve yüzler vardır
2. yevme izin : izin günü, o gün
3. aleyhâ : onun üzeri
4. gaberatun : toz bürünmüş, tozlu, toza toprağa bulanmış

٤١

تَرْهَقُهَا قَتَرَةٌ

(41) terhekuha katerah
Onları karanlık kaplar

1. terheku-hâ : onu kaplar
2. kateratun : kara, karanlık

٤٢

اُولءِكَ هُمُ الْكَفَرَةُ الْفَجَرَةُ

(42) ülaike hümül keferatül fecerah
İşte bunlar o kâfir facir olanlardır

1. ulâike : işte onlar
2. hum(u) : onlar
3. el keferetu : kâfir, inkâr eden
4. el feceratu : facir

81-TEKVİR

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ

١

اِذَا الشَّمْسُ كُوِّرَتْ

(1) izeşşemsu kuvvirat
Güneş dürüldüğü zaman

1. izâ : olduğu zaman
2. eş şemsu : güneş
3. kuvviret
(tekvîr)
: bürülüp dürüldü
: (tortop olmak, sarık gibi sarılmak)

٢

وَاِذَا النُّجُومُ انْكَدَرَتْ

(2) ve izennücumün kederat
Yıldızlar düşüp karardığı zaman

1. ve izâ : ve olduğu zaman
2. en nucûmu : yıldızlar
3. inkederet : bulanıklaştı, soldu, enerjilerini tüketti, dağıldı

٣

وَاِذَا الْجِبَالُ سُيِّرَتْ

(3) ve izel cibalü süyyirat
Dağlar yürütüldüğü zaman

1. ve izâ : ve olduğu zaman
2. el cibâlu : dağlar
3. suyyiret : yürütüldü

٤

وَاِذَا الْعِشَارُ عُطِّلَتْ

(4) ve izel ışaru uttilat
Kıymetli mallar, hayvanlar başı boş bırakıldığı zaman

1. ve izâ : ve olduğu zaman
2. el ışâru : yüklü develer, kıymetli mallar, servetler, evler, saraylar
3. uttılet : salındı, başıboş bırakıldı, terkedildi

٥

وَاِذَا الْوُحُوشُ حُشِرَتْ

(5) ve izel vühuşü huşirat
Vahşi hayvanlar toplandığı zaman

1. ve izâ : ve olduğu zaman
2. el vuhûşu : vahşi hayvanlar
3. huşiret : haşrolundu, toplandı

٦

وَاِذَا الْبِحَارُ سُجِّرَتْ

(6) ve izel biharu süccirat
Denizler kaynatıldığı doldurulduğu zaman

1. ve izâ : ve olduğu zaman
2. el bihâru : denizler
3. succiret : tutuşturuldu, ateşlendi

٧

وَاِذَا النُّفُوسُ زُوِّجَتْ

(7) ve izen nüfusü züvvicet
Nefisler ruhlarla tekrar çiftleştirildiği zaman

1. ve izâ : ve olduğu zaman
2. en nufûsu : nefsler
3. zuvvicet : (zevcelendirildi) eşleştirme yapıldı, biraraya getirildi

٨

وَاِذَا الْمَوْءُدَةُ سُءِلَتْ

(8) ve izel mevüdetü suilet
Diri gömülen kızdan sorulduğu zaman

1. ve izâ : ve olduğu zaman
2. el mev’ûdetu : diri olarak toprağa gömülen kız çocuğu
3. suilet : soruldu

٩

بِاَىِّ ذَنْبٍ قُتِلَتْ

(9) bieyyi zenbin kutilet
Hangi suçtan ötürü öldürüldüğü

1. bi : ile
2. eyyi : hangi
3. zenbin : günah
4. kutilet : öldürüldü

١٠

وَاِذَا الصُّحُفُ نُشِرَتْ

(10) ve izessuhufü nüşirat
Sayfalar açıldığı zaman

1. ve izâ : ve olduğu zaman
2. es suhufu : sahifeler (amel defterleri), kaydolmuş bilgilerin bulunduğu dökümanlar
3. nuşiret : neşredildi, yayınlandı, açıldı

١١

وَاِذَا السَّمَاءُ كُشِطَتْ

(11) ve izessemaü küşitat
Sema ahiretteki halini aldığı zaman

1. ve izâ : ve olduğu zaman
2. es semâu : sema, gök
3. kuşitat : sıyrılıp soyuldu (derinin, koyundan sıyrılarak çıkarılması)

١٢

وَاِذَا الْجَحيمُ سُعِّرَتْ

(12) ve izel cehimü su’irat
Cehennem tutuşturulduğu zaman

1. ve izâ : ve olduğu zaman
2. el cahîmu : alevli ateş, cehennem ateşi
3. su’ıret : çılgınca kızıştırıldı, şiddetle alevlendirildi

١٣

وَاِذَا الْجَنَّةُ اُزْلِفَتْ

(13) ve izel cennetü üzlifet
Cennet yaklaştırıldığı zaman

1. ve izâ : ve olduğu zaman
2. el cennetu : cennet
3. uzlifet : yakınlaştırıldı

١٤

عَلِمَتْ نَفْسٌ مَا اَحْضَرَتْ

(14) alimet nefsüm ma ahdarat
Her nefis bilir ne hazırlanmışsa (onu)

1. alimet : bilip öğrendi
2. nefsun : nefs
3. : ne
4. ahdaret : hazırladı

١٥

فَلَا اُقْسِمُ بِالْخُنَّسِ

(15) fela uksimü bil hünnes
Kasem ederim, var oldukları halde görülmeyen yıldızlara

1. fe : olduğu zaman
2. : hayır
3. uksimu : kasem ederim, yemin ederim
4. bi el hunnesi : hünnese, merkezî çekim kuvvetine

١٦

اَلْجَوَارِ الْكُنَّسِ

(16) elcevaril künnes
Dolaşan yıldızlara

1. el cevâri : cevalan eden, akıp giden, dönen yörünge
2. el kunnesi : yörünge üzerinde dönen

١٧

وَالَّيْلِ اِذَا عَسْعَسَ

(17) vel leyli iza asas
Karanlığı arkasına aldığı zaman geceye

1. ve el leyli : ve gece
2. izâ : olduğu zaman
3. as ase : giriş veya çıkış anı, geceye geçiş anı kararmaya başladığı an

١٨

وَالصُّبْحِ اِذَا تَنَفَّسَ

(18) vessubhi iza teneffes
Sabaha yemin ederim ağardığı zaman

1. ve es subhı : ve sabah
2. izâ : olduğu zaman
3. teneffese : nefes almaya başladı, güneşin ilk ışınları gelmeye başladı, gün ağarmaya başladı

١٩

اِنَّهُ لَقَوْلُ رَسُولٍ كَريمٍ

(19) innehü lekavlü resulin kerim
Muhakkak o, kelamdır kerim (bir melekle) gönderilen

1. inne-hu : muhakkak ki o
2. le kavlu : sözüdür
3. resûlin : bir resûl
4. kerîmin : kerim

٢٠

ذى قُوَّةٍ عِنْدَ ذِى الْعَرْشِ مَكينٍ

(20) zi kuvvetin inde zil arşi mekin
(Onun) katında kuvvet sahibidir yüce arşın sahibinin (yanında)

1. : sahibi
2. kuvvetin : güç, kuvvet
3. inde : indinde, yanında, katında
4. : sahibi
5. el arşi : arş
6. mekînin : kuvvetli, şerefli, yüce

Sayfa:586

٢١

مُطَاعٍ ثَمَّ اَمينٍ

(21) mütain semme emin
İtaat edilen orada emin olandır

1. mutâın : kendisine itaat edilen
2. semme : orada
3. emînin : emin, güvenilir

٢٢

وَمَا صَاحِبُكُمْ بِمَجْنُونٍ

(22) ve ma sahibüküm bimecnun
Arkadaşınız bir mecnun değildir

1. ve : ve
2. : değil
3. sâhıbu-kum : sizin sahibiniz, arkadaşınız
4. bi mecnûnin : bir deli

٢٣

وَلَقَدْ رَاهُ بِالْاُفُقِ الْمُبينِ

(23) ve lekad raahü bilüfükıl mübin
Gerçekten o, (Cebrail’i) gördü açık bir ufukta

1. ve lekad : ve andolsun
2. reâ-hu : onu gördü
3. bi el ufuki : ufukta
4. el mubîni : apaçık

٢٤

وَمَا هُوَ عَلَى الْغَيْبِ بِضَنينٍ

(24) ve ma hüve alel ğaybi bidanin
Kendisi değildir o gaybtan gelen bilgiyi size söylemekten sakınan

1. ve mâ : ve değil
2. hüve : o
3. alâ el gaybi : gayba karşı, o gaybta vahyolunan
4. bi danînin : cimri, saklayan, saklayıcı

٢٥

وَمَا هُوَ بِقَوْلِ شَيْطَانٍ رَجيمٍ

(25) ve ma hüve bikavli şeytanir racim
O (Kur’an) değildir, recm edilmiş şeytanın sözü de

1. ve mâ : ve değildir
2. hüve : o
3. bi kavli : sözü
4. şeytânin : şeytan
5. racîmin : recmedilmiş, taşlanmış

٢٦

فَاَيْنَ تَذْهَبُونَ

(26) feeyne tezhebun
Artık nereye gidiyorsunuz?

1. fe : şu halde, öyleyse
2. eyne : nereye
3. tezhebûne : siz gidiyorsunuz

٢٧

اِنْ هُوَ اِلَّا ذِكْرٌ لِلْعَالَمينَ

(27) in hüve illa zikrül lil alemin
Kur’an ancak alemler için bir öğüttür

1. in … (illâ) : ancak, sadece
2. hüve : o
3. (in) … illâ : ancak, sadece
4. zikrun : bir zikir
5. li : için
6. el âlemîne : âlemler

٢٨

لِمَنْ شَاءَ مِنْكُمْ اَنْ يَسْتَقيمَ

(28) limen şae minküm ey yestekım
İsteyen kimse için, sizden istikametini doğrultmak

1. li : için
2. men : kimse
3. şâe : diledi
4. min-kum : sizden
5. en yestekîme : istikamet üzere olmak

٢٩

وَمَا تَشَاؤُنَ اِلَّا اَنْ يَشَاءَ اللّهُ رَبُّ الْعَالَمينَ

(29) ve ma teşaüne illa ey yeşaallahü rabbül alemin
Siz dileyemezsiniz bilhassa alemlerin Rabbi dilemedikçe

1. ve mâ teşâûne : ve siz dileyemezsiniz
2. illâ : olmadıkça
3. en yeşâe allâhu : Allah’ın dilemesi
4. rabbu : Rabbi

82-İNFİTAR

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ

١

اِذَا السَّمَاءُ انْفَطَرَتْ

(1) izessemaünfetarat
Sema çatlayıp yarıldığı zaman

1. izâ : olduğu zaman
2. es semâu : sema, gökyüzü
3. infataret
(infitar)
: çatlayıp yarıldı
: (inşikakın başlangıcı)

٢

وَاِذَا الْكَوَاكِبُ انْتَثَرَتْ

(2) ve izel kevakibün teserat
Yıldızlar dökülüp saçıldığı zaman

1. ve izâ : ve olduğu zaman
2. el kevâkibu : yıldızlar
3. inteseret : düzeninden koparak dağıldı

٣

وَاِذَا الْبِحَارُ فُجِّرَتْ

(3) ve izel biharu füccirat
Denizler birbirine karıştığı zaman

1. ve izâ : ve olduğu zaman
2. el bihâru : denizler
3. fucciret : kabarıp kaynaştı, fışkırtılıp akıtıldı

٤

وَاِذَا الْقُبُورُ بُعْثِرَتْ

(4) ve izelkuburu bu’sirat
Kabirler deşildiği zaman

1. ve izâ : ve olduğu zaman
2. el kubûru : kabirler
3. bu’siret : çevrildi, alt üst edildi

٥

عَلِمَتْ نَفْسٌ مَا قَدَّمَتْ وَاَخَّرَتْ

(5) alimet nefsüm ma kaddemet ve ahharat
Her nefis bilmiştir neyi ileri aldığını, ve (neyi) geriye bıraktığını

1. alimet : bildi.
2. nefsun : nefs
3. : şey, şeyler, ne, neyi
4. kaddemet : takdim etti, yaptı
5. ve ahharat : ve tehir etti, erteledi, yapması gerekirken yapmadı

٦

يَا اَيُّهَا الْاِنْسَانُ مَا غَرَّكَ بِرَبِّكَ الْكَريمِ

(6) ya eyyühel insanü ma ğarrake birabbikel kerim
Ey insan! seni ne aldattı? o kerim Rabbine karşı

1. yâ eyyuhâ : ey
2. el insânu : insan
3. : nedir
4. garre-ke : seni aldatan
5. bi rabbi-ke : Rabbine karşı
6. el kerîmi : üstün, kerem sahibi

٧

اَلَّذى خَلَقَكَ فَسَوّيكَ فَعَدَلَكَ

(7) ellezi halakake fesevvake fe adelek
O ki, seni yarattı sana uygun biçim verdi seni düzene koydu

1. ellezî : ki o, o ki
2. halaka-ke : seni yarattı
3. fe : sonra
4. sevvâ-ke : seni sevva etti, tertip etti, dizayn etti, maddî
5. fe : sonra
6. adele-ke : itidal üzere mutedil kıldı, düzen üzere seni dengeli (uyumlu), sağlıklı kıldı

٨

فى اَىِّ صُورَةٍ مَاشَاءَ رَكَّبَكَ

(8) fi eyyi suratim ma şae rakkebek
Muhtelif suret içinde dilediği bir şekilde tertip etti

1. fî eyyi sûretin : hangi surette
2. : şey
3. şâe : diledi
4. rakkebe-ke : terkip etti, tertip etti, farklı şeyleri biraraya getirdi

٩

كَلَّا بَلْ تُكَذِّبُونَ بِالدّينِ

(9) kella bel tukezzibune biddin
Hayır! doğrusu siz dini hükümleri yalanlıyorsunuz

1. kellâ : hayır
2. bel : aksine, bilâkis
3. tukezzibûne : siz yalanlıyorsunuz
4. bi ed dîni : dîni

١٠

وَاِنَّ عَلَيْكُمْ لَحَافِظينَ

(10) ve inne aleyküm lehafizin
Muhakkak sizin üzerinizde hafız melekler var

1. ve : ve
2. inne : muhakkak ki
3. aleyküm : sizin üzerinizde
4. le : mutlaka, elbette
5. hâfızîne : hıfzeden, hafaza melekleri

١١

كِرَامًا كَاتِبينَ

(11) kiramen katibin
Şerefli, üstün yazıcılar

1. kirâmen : şerefli, üstün
2. kâtibîne : kâtipler, kaydediciler, yazıcılar

١٢

يَعْلَمُونَ مَاتَفْعَلُونَ

(12) ya’lemune ma tefalun
Ne yaparsanız bilirler

1. ya’lemûne : bilirler
2. : ne, şey, şeyler
3. tef’alûne : siz yapıyorsunuz

١٣

اِنَّ الْاَبْرَارَ لَفى نَعيمٍ

(13) innel ebrare lefi neim
Şüphesiz iyiler elbette nimetler içindedir

1. inne : muhakkak ki
2. el ebrâre : ebrar olanlar
3. le : mutlaka, elbette
4. : içinde, de
5. naîmi : naîm, ni’metler

١٤

وَاِنَّ الْفُجَّارَ لَفى جَحيمٍ

(14) ve innel füccare lefi cahim
Muhakkak facirler de elbette cehennemin içindedir

1. ve : ve
2. inne : muhakkak ki
3. el fuccâre : facir (kötü) olanlar
4. le fî : mutlaka, elbette içinde
5. cahîmin : alevli ateş

١٥

يَصْلَوْنَهَا يَوْمَ الدّينِ

(15) yaslevneha yevmeddin
Oraya girecekler din günü

1. yaslevne-hâ : ona yaslanırlar, atılırlar
2. yevme : gün
3. ed dîni : dîn

١٦

وَمَا هُمْ عَنْهَا بِغَاءِبينَ

(16) ve ma hüm anha biğaibin
Onlar değildir, ondan ayrılıp kaybolacak

1. ve : ve
2. : değil
3. hum : onlar
4. an-hâ : ondan
5. bi gâibîne : ayrılıp kaybolacak

١٧

وَمَا اَدْريكَ مَايَوْمُ الدّينِ

(17) ve ma edrake ma yevmüddin
Sana ne bildirildi? din günü nedir?

1. ve : ve
2. : ne, nedir
3. edrâ-ke : sana bildirdi
4. : şey
5. yevmu : gün
6. ed dîni : dîn

١٨

ثُمَّ مَا اَدْريكَ مَايَوْمُ الدّينِ

(18) sümme ma edrake ma yevmüddin
Sonra sana ne bildirildi? din günü nedir?

1. sümme : sonra
2. : ne, nedir
3. edrâ-ke : sana bildirdi
4. : şey
5. yevmu : gün
6. ed dîni : dîn

١٩

يَوْمَ لَا تَمْلِكُ نَفْسٌ لِنَفْسٍ شَيًْا وَالْاَمْرُ يَوْمَءِذٍ لِلّهِ

(19) yevme la temlikü nefsül linefsin şeya vel emru yevmeizil lillah
Öyle bir gün ki, malik değildir hiçbir nefis, bir nefis için bir şey (yapmaya) o gün emir yalnız Allah’ındır

1. yevme : gün
2. lâ temliku : güç yetirmeye malik değildir
3. nefsun : nefs
4. li : için, … e
5. nefsin : nefis
6. şey’en : bir şey
7. ve el emru : ve emir
8. yevme izin : o gün, izin günü
9. li allâhi : Allah’ın

83-MUTAFFİFİN

Sayfa:587

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ

١

وَيْلٌ لِلْمُطَفِّفينَ

(1) veylül lil mütaffifin
Yazıklar olsun eksik iş yapanlara

1. veylun : yazıklar olsun, vay haline
2. li el mutaffifîne : eksik ölçenlere, eksik tartanlara

٢

اَلَّذينَ اِذَا اكْتَالُوا عَلَى النَّاسِ يَسْتَوْفُونَ

(2) ellezine izektalu alennasi yestevfun
O kimseler ki, insanlardan ölçüp aldıkları zaman tam noksansız onu yerine getirirler

1. ellezîne : onlar
2. izâ : olduğu zaman
3. ektâlû : ölçekle ölçerek satın aldılar
4. alâ en nâsi : insanlara
5. yestevfûne : vefalı davranırlar, dürüst, doğru olurlar

٣

وَاِذَا كَالُوهُمْ اَوْ وَزَنُوهُمْ يُخْسِرُونَ

(3) ve iza kaluhüm ev vezenuhüm yuhsirun
Başkalarına ölçtükleri veya tarttıkları zaman eksik verirler

1. ve izâ : ve olduğu zaman
2. kâlû-hum : onlara ölçerek sattılar
3. ev : veya
4. vezenû-hum : onlara tarttılar
5. yuhsirûne : zarar ettirirler, eksiltirler

٤

اَلَا يَظُنُّ اُولءِكَ اَنَّهُمْ مَبْعُوثُونَ

(4) ela yezunnü ülaike ennehüm mebusun
Zannetmiyor(lar)mı? bunlar (öldükten sonra) dirileceklerini

1. e : mı
2. lâ yezunnu : zannetmiyorlar, ihtimal vermiyorlar, bilmiyorlar
3. ulâike : işte onlar
4. enne-hum : onlar ….. olacaklarını
5. meb’ûsûne : beas edilecek olanlar, diriltilecek olanlar

٥

لِيَوْمٍ عَظيمٍ

(5) liyevmin azim
O büyük günün (geleceğini)

1. li : için
2. yevmin : gün
3. azîmin : azîm, büyük

٦

يَوْمَ يَقُومُ النَّاسُ لِرَبِّ الْعَالَمينَ

(6) yevme yekumünnasü lirabbil alemin
O gün insanlar kalkacaklar alemlerin Rabbi için

1. yevme : gün
2. yekûmu : kıyam eder, kalkar
3. en nâsu : insanlar
4. li : için
5. rabbi : Rabbi
6. el âlemîne : âlemlerin

٧

كَلَّا اِنَّ كِتَابَ الْفُجَّارِ لَفى سِجّينٍ

(7) kella inne kitabel füccari lefi siccin
Hayır! şüphesiz kayıtları kafirlerin siccindedir

1. kellâ : hayır
2. inne : muhakkak ki
3. kitâbe : kitapları, kayıtları, hayat filmleri
4. el fuccâri : füccar (şeytanın fucüruna tâbî olan kâfirler)
5. le : mutlaka, elbette
6. : içinde, de
7. siccînin : siccîn (zemin kattan 7 kat aşağıda olan zülmanî kader hücreleri)

٨

وَمَا اَدْريكَ مَاسِجّينٌ

(8) ve ma edrake ma siccin
Sana ne bildirildi? Siccin nedir?

1. ve mâ : ve nedir
2. edrâ-ke : sana bildirdi
3. : ne (olduğunu)
4. siccînun : siccîn

٩

كِتَابٌ مَرْقُومٌ

(9) kitabüm merkum
Hükümlerin yazılmış olduğu kitaptır

1. kitâbun : bir kitap
2. merkûmun : rakamlandırılmış

١٠

وَيْلٌ يَوْمَءِذٍ لِلْمُكَذِّبينَ

(10) veylüy yevmeizil lil mükezzibin
Vay o günü yalanlayanların

1. veylun : vay haline
2. yevme izin : o gün, izin günü
3. li el mukezzibîne : yalanlayanlara

١١

اَلَّذينَ يُكَذِّبُونَ بِيَوْمِ الدّينِ

(11) ellezine yükezzibune biyevmiddin
Yalan diyen kimselerin (haline!) kıyamet günü

1. ellezîne : onlar
2. yukezzibûne : yalanlıyorlar
3. bi yevmi : gününü
4. ed dîni : dîn

١٢

وَمَا يُكَذِّبُ بِه اِلَّا كُلُّ مُعْتَدٍ اَثيمٍ

(12) ve ma yükezzibü bihi illa küllü mu’tedin esim
Onu (kimse) yalanlayamaz azgın günahkar kimseler hariç

1. ve mâ yukezzibu : ve yalanlamaz
2. bi-hî : onu
3. illâ : hariç
4. kullu : hepsi
5. mu’tedin : haddi aşan
6. esîmin : asi günahkâr

١٣

اِذَا تُتْلى عَلَيْهِ ايَاتُنَا قَالَ اَسَاطيرُ الْاَوَّلينَ

(13) iza tutla aleyhi ayatüna kale esatirul evvelin
Okunduğu zaman ona ayetlerimiz “bunlar evvelkilerin yazıp anlattıklarıdır” dediler

1. izâ : olduğu zaman
2. tutlâ : okundu
3. aleyhi : ona
4. âyâtu-nâ : âyetlerimiz
5. kâle : dedi
6. esâtîru : masallar
7. el evvelîne : evvelkilerin, öncekilerin

١٤

كَلَّا بَلْ رَانَ عَلى قُلُوبِهِمْ مَا كَانُوا يَكْسِبُونَ

(14) kella bel rane ala kulubihim ma kanu yeksibun
Hayır! doğrusu pas bağlamıştır onların kalpleri kazanmış olduklarından dolayı

1. kellâ : hayır
2. bel : aksine, bilâkis
3. râne : kapladı, örttü.
4. alâ : üzerini
5. kulûbi-him : onların kalpleri
6. : şey
7. kânû : oldular
8. yeksibûne : kazanıyorlar

١٥

كَلَّا اِنَّهُمْ عَنْ رَبِّهِمْ يَوْمَءِذٍ لَمَحْجُوبُونَ

(15) kella innehüm ar rabbihim yevmeizil lemahcubun
Hayır! onlar mutlaka o gün Rablerine karşı muhakkak mahcupturlar

1. kellâ : hayır
2. inne-hum : muhakkak ki onlar
3. an rabbi-him : Rab’lerinden
4. yevme izin : o gün
5. le : mutlaka, elbette
6. mahcûbûne : hicaplanmış, perdelenmiş olanlardır

١٦

ثُمَّ اِنَّهُمْ لَصَالُوا الْجَحيمِ

(16) sümme innehüm lesalül cahim
Sonra muhakkak onlar cehenneme atılacaktır

1. sümme : sonra
2. inne-hum : muhakkak ki onlar
3. le : elbette, mutlaka
4. sâlû : atılacak olanlar
5. el cahîmi : alevli ateş, cehennem

١٧

ثُمَّ يُقَالُ هذَا الَّذى كُنْتُمْ بِه تُكَذِّبُونَ

(17) sümme yükalu hazellezi küntüm bihi tükezzibun
Sonra denilecektir işte bu o kendisini yalanladığınız

1. sümme : sonra
2. yukâlu : denir
3. hâzâ ellezî : bu ….. o ki, o şey
4. kuntum : siz oldunuz
5. bi- hî : onu, kendisini
6. tukezzibûne : yalanlıyorsunuz

١٨

كَلَّا اِنَّ كِتَابَ الْاَبْرَارِ لَفى عِلِّيّينَ

(18) kella inne kitabel ebrari lefiy ılliyyin
Hayır! şüphesiz iyilerin kayıtları illiyyindedir

1. kellâ : hayır
2. inne : muhakkak ki
3. kitâbe : kitapları, kayıtları, hayat filmleri
4. el ebrârı : ebrar olanların (Allah’a vasıl olanlar, hidayete erenler)
5. le : mutlaka, elbette
6. : içinde, de
7. ılliyyîne : illiyyin (zemin kattan 7 kat yukarıda olan kader hücreleri)

١٩

وَمَا اَدْريكَ مَا عِلِّيُّونَ

(19) ve ma edrake ma illiyyün
Sana ne bildirildi? İlliyyin nedir?

1. ve mâ : ve nedir
2. edrâ-ke : sana bildirdi
3. : ne (olduğunu)
4. ılliyyûne : illiyyin

٢٠

كِتَابٌ مَرْقُومٌ

(20) kitabüm merkum
Hükümlerin yazılmış olduğu kitaptır

1. kitâbun : bir kitap
2. merkûmun : rakamlandırılmış

٢١

يَشْهَدُهُ الْمُقَرَّبُونَ

(21) yeşhedühül mükarrebun
Ona şahittir mukarrebun melekler

1. yeşhedu-hu : ona şahit olurlar
2. el mukarrebûne : mukarrebin, yakın olan melekler

٢٢

اِنَّ الْاَبْرَارَ لَفى نَعيمٍ

(22) innel ebrara lefi naim
Şüphesiz iyiler naim cennetlerindedirler

1. inne : muhakkak ki
2. el ebrâre : ebrar olanlar
3. le : mutlaka, elbette
4. : içinde, de
5. naîmin : naîm, ni’metler

٢٣

عَلَى الْاَرَاءِكِ يَنْظُرُونَ

(23) alel eraiki yenzurun
Koltuklar üzerinde birbirlerine bakarlar

1. alâ : üzerinde
2. el erâiki : tahtlar
3. yanzurûne : bakarlar, seyrederler

٢٤

تَعْرِفُ فى وُجُوهِهِمْ نَضْرَةَ النَّعيمِ

(24) ta’rifü fi vücuhihim nadreten naim
Onları yüzlerinden tanırsın nimet sevincinin pırıltılarından

1. ta’rifu : sen tanırsın, görüp anlarsın
2. fî vucûhi-him : onların yüzlerinde
3. nadrate : ışıl ışıl, pırıl pırıl, pırıltı
4. en naîmi : ni’metler

٢٥

يُسْقَوْنَ مِنْ رَحيقٍ مَخْتُومٍ

(25) yuskavne mir rahikım mahtum
Onlara mühürlenmiş, halis cennet şarapları sunulur

1. yuskavne : sulanır, içirilir, sunulur
2. min rahîkın : rahykten, cennetteki halis içecekten, halis şaraptan
3. mahtûmin : hatemli, mühürlü, mühürlenmiş

٢٦

خِتَامُهُ مِسْكٌ وَفى ذلِكَ فَلْيَتَنَافَسِ الْمُتَنَافِسُونَ

(26) hitamühü misk ve fi zalike felyetenafesil mütenafisun
Onun sonunda duyulan ise misktir artık buna imrensin imrenenler

1. hitâmu-hu : onun sonu
2. miskun : misk
3. ve fî zâlike : ve bunda
4. fe : artık
5. li yetenâfesi : yarışsınlar
6. el mutenâfisûne : yarışanlar

Sayfa:588

٢٧

وَمِزَاجُهُ مِنْ تَسْنيمٍ

(27) ve mizacühü min tesnim
Katığı tesnim’dedir

1. ve : ve
2. mizâcu-hu : onun karışımı, muhtevası
3. min : den
4. tesnîmin : tesnim, cennette bir pınar

٢٨

عَيْنًا يَشْرَبُ بِهَا الْمُقَرَّبُونَ

(28) ayney yeşrebü bihel mükarrebun
Bir kaynak ki, ondan içer mukarrebun olanlar

1. aynen : pınar
2. yeşrebu : içer
3. bi-hâ : ondan
4. el mukarrabûne : mukarrebin olanlar, Rabbine yakın olanlar

٢٩

اِنَّ الَّذينَ اَجْرَمُوا كَانُوا مِنَ الَّذينَ امَنُوا يَضْحَكُونَ

(29) innellezine ecremü kanu minellezine amenü yedhakün
Gerçekten o mücrimler, iman eden kimselere gülüyorlardı

1. inne : muhakkak ki
2. ellezîne : o kimseler, onlar, … olanlar
3. ecremû : suç ve günah işlediler
4. kânû : oldular
5. min : den
6. ellezîne : o kimseler, onlar, … olanlar
7. âmenû : âmenû oldular, îmân ettiler
8. yadhakûne : gülüyorlar

٣٠

وَاِذَا مَرُّوا بِهِمْ يَتَغَامَزُونَ

(30) ve iza merru bihim yeteğamezun
Onların yanlarından geçtikleri zaman alayvari hareket ediyorlardı

1. ve : ve
2. izâ : zaman
3. merrû : uğradılar, yanlarına geldiler
4. bi-him : onların
5. yetegâmezûne : birbirlerine kaş göz işareti yaparlar

٣١

وَاِذَا انْقَلَبُوا اِلى اَهْلِهِمُ انْقَلَبُوا فَكِهينَ

(31) ve izenkalebü ila ehlihimün kalebu fekihin
Döndükleri zaman onlar ehline keyifli olarak dönerlerdi

1. ve izâ : ve olduğu zaman
2. inkalebû : döndüler
3. ilâ : … e
4. ehli-him(u) : kendi aileleri, aileleri
5. inkalebû : döndüler
6. fekihîne : neşeyle

٣٢

وَاِذَا رَاَوْهُمْ قَالُوا اِنَّ هؤُلَاءِ لَضَالُّونَ

(32) ve iza raevhüm kalu inne haulai ledallün
Onları gördükleri zaman şüphesiz diyorlardı işte bunlar dalalet ehlidir

1. ve izâ : ve olduğu zaman
2. reev-hum : onları gördüler
3. kâlû : dediler
4. inne : muhakkak ki
5. hâulâi : işte onlar
6. le : mutlaka, elbette, gerçekten
7. dâllûne : dalâlette olanlar

٣٣

وَمَا اُرْسِلُوا عَلَيْهِمْ حَافِظينَ

(33) ve ma ursilü aleyhim hafizin
Halbuki gönderilmemişlerdi onların üzerine hafız olarak

1. ve mâ ursilû : ve gönderilmediler
2. aleyhim : onların üzerine
3. hâfızîne : gözeticiler

٣٤

فَالْيَوْمَ الَّذينَ امَنُوا مِنَ الْكُفَّارِ يَضْحَكُونَ

(34) fel yevmellezine amenu minel küffari yedhakün
(Kıyamet) gününde iman edenler, kâfirlere gülecekler

1. fe : artık
2. el yevme : bugün
3. ellezîne âmenû : âmenû olanlar
4. min : den
5. el kuffâri : kâfir olanlar
6. yadhakûne : gülüyorlar

٣٥

عَلَى الْاَرَاءِكِ يَنْظُرُونَ

(35) alel eraiki yenzurun
Koltukların üzerinden bakacaklar

1. alâ : üzerinde
2. el erâiki : tahtlar
3. yanzurûne : bakıplar, seyrederler

٣٦

هَلْ ثُوِّبَ الْكُفَّارُ مَاكَانُوا يَفْعَلُونَ

(36) hel süvvibel küffarü ma kanu yefalun
Nasıl, kâfirlere karşılığı verildi mi? yaptıklarının

1. hel : mı
2. suvvibe : karşılığı verildi, cezalandırıldı, cezalarını buldular
3. el kuffâru : kâfir olanlar
4. : şey
5. kânû : oldular
6. yefalûne : yapıyorlar

84-İNŞİKAK

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ

١

اِذَا السَّمَاءُ انْشَقَّتْ

(1) izessemaunşakkat
Sema yarılarak döküldüğü zaman

1. izâ : olduğu zaman
2. es semâu : sema, gökyüzü
3. inşakkat : yarıldı

٢

وَاَذِنَتْ لِرَبِّهَا وَحُقَّتْ

(2) ve ezinet lirabbiha ve hukkat
Rabbinin hükmüne itaat ettiğinde hak ettiği verildi

1. ve ezinet : ve kulak verip dinledi ve itaat etti
2. li : … e
3. rabbi-hâ : Rabbine
4. ve hukkat : hak oldu, yarılması hak oldu, hakikat oldu, gerçekleştirdi

٣

وَاِذَا الْاَرْضُ مُدَّتْ

(3) ve izel ardu müddet
Arz uzatıldığı zaman

1. ve : ve
2. izâ : olduğu zaman
3. el ardu : arz, yeryüzü
4. muddet : uzatıldı, düz oldu

٤

وَاَلْقَتْ مَا فيهَا وَتَخَلَّتْ

(4) ve elkat ma fiha ve tehallet
Ve içindekileri atıp boşaldığı (zaman)

1. ve elkat : ve attı
2. : şeyler
3. fî-hâ : İçinde
4. ve tehallet : ve boşaldı

٥

وَاَذِنَتْ لِرَبِّهَا وَحُقَّتْ

(5) ve ezinet lirabbiha ve hukkat
Ve Rabbinin hükmünü dinleyip itaat ettiğinde hak ettiği kendisine verildi

1. ve ezinet : ve kulak verip dinledi ve itaat etti
2. li : … e
3. rabbi-hâ : onun Rabbi, Rabbi
4. ve hukkat : ve hak oldu, gerçekleşti hakikat oldu, gerçekleştirdi

٦

يَا اَيُّهَا الْاِنْسَانُ اِنَّكَ كَادِحٌ اِلى رَبِّكَ كَدْحًا فَمُلَاقيهِ

(6) ya eyyuhel insanü inneke kadihün ila rabbike kedhan femülakıh
Ey insan! muhakkak sen, gayret gösterirsin Rabbine kavuşuncaya kadar çabalar durursun

1. yâ eyyuhâ : ey
2. el insânu : insan
3. inne-ke : muhakkak ki sen
4. kâdihun : gayret edip çabalayan
5. ilâ : … e
6. rabbi-ke : Rabbin
7. kedhan : cehd ile cihad ederek, gayret edip çabalayarak
8. fe : o zaman, artık, sonunda
9. mulâkî-hi : ona mülâki olur, onunla karşılaşır, ona ulaşır, ona kavuşur

٧

فَاَمَّا مَنْ اُوتِىَ كِتَابَهُ بِيَمينِه

(7) feemma men utiye kitabehü biyeminih
Amma kimin kitabı verilirse ona sağdan

1. fe emmâ : fakat, ise
2. men : kim, kimse
3. ûtiye : verildi
4. kitâbe-hu : onun kitabı
5. bi yemîni-hî : onun sağından

٨

فَسَوْفَ يُحَاسَبُ حِسَابًا يَسيرًا

(8) fesevfe yühasebü hisabey yesira
İlerde hesaba çekilir kolay bir hesap (ile)

1. fe : artık, işte
2. sevfe : yakında olacak
3. yuhâsebu : hesaba çekilecek
4. hısâben : hesap
5. yesîran : kolay

٩

وَيَنْقَلِبُ اِلى اَهْلِه مَسْرُورًا

(9) ve yenkalibü ila ehlihi mesrura
Dönecektir ehline sevinçle

1. ve yenkalibu : ve dönecek
2. ilâ : … e
3. ehli-hî : onun ehli, kendi ehli, ailesi, yakınları
4. mesrûran : surur içinde sevinçle

١٠

وَاَمَّا مَنْ اُوتِىَ كِتَابَهُ وَرَاءَ ظَهْرِه

(10) ve emma men utiye kitabehü verae zehrih
Fakat kitabı verilen kimse kendisine arkasından

1. ve emmâ : ve ise
2. men : kim, kimse
3. ûtiye : verildi
4. kitâbe-hu : kitabı, hayat filmi
5. verâe : arka
6. zahri-hî : onun sırtı, onun arkası

١١

فَسَوْفَ يَدْعُو ثُبُورًا

(11) fesevfe yedu sübura
Hemen “helak” diye çağıracak

1. fe : artık, işte
2. sevfe yed’û : derhal dua edecek, hemen davet edecek, çağıracak
3. subûran : helâk olma, mahvolma, yok olma, ölüm

١٢

وَيَصْلى سَعيرًا

(12) ve yasla seira
Şiddetli ateşe atılır

1. ve yaslâ : ve ateşe yaslanacak (atılacak)
2. saîran : alevli ateş, cehennem

١٣

اِنَّهُ كَانَ فى اَهْلِه مَسْرُورًا

(13) innehü kane fi ehlihi mesrura
Şüphesiz o, ehli içinde sevinçliydi

1. inne-hu : muhakkak ki o
2. kâne : oldu
3. : içinde, arasında
4. ehli-hî : onun ehli, kendi ehli, ailesi, yakınları
5. mesrûran : surur içinde sevinçli

Sayfa:589

١٤

اِنَّهُ ظَنَّ اَنْ لَنْ يَحُورَ

(14) innehü zanne el ley yehur
Çünkü o, sanmıştı (Rabbine) asla dönmeyeceğini

1. inne-hu : muhakkak ki o
2. zanne : zannetti, sandı
3. en len yahûra : asla geri dönmemek

١٥

بَلى اِنَّ رَبَّهُ كَانَ بِه بَصيرًا

(15) bela inne rabbehü kane bihi besira
Hayır! şüphesiz Rabbi onu görüyordu

1. belâ : hayır
2. inne : muhakkak ki
3. rabbe-hu : onun Rabbi
4. kâne : idi, oldu
5. bi-hî : onu, kendisini
6. basîran : en iyi gören

١٦

فَلَا اُقْسِمُ بِالشَّفَقِ

(16) fela uksimü bişşefak
İmdi kasem ederim şafağa

1. fe lâ : artık, bundan sonra hayır
2. uksimu : kasem ederim, yemin ederim
3. bi eş şefakı : şafak vaktine

١٧

وَالَّيْلِ وَمَا وَسَقَ

(17) velleyli ve ma vesak
Geceye ve topladığına

1. ve el leyli : ve geceye
2. ve mâ : ve şeylere
3. vesaka : derleyip topladı, kapladı, örttü, barındırdı

١٨

وَالْقَمَرِ اِذَا اتَّسَقَ

(18) vel kameri izettesek
Kamere yemin ederim derlediği zaman

1. ve el kameri : ve aya
2. izâ : olduğu zaman
3. ittesaka : gerçek hale döndü, (nuru) tamamlandı

١٩

لَتَرْكَبُنَّ طَبَقًا عَنْ طَبَقٍ

(19) leterkebünne tabekan en tabek
Muhakkak bineceksiniz halden hale

1. le terkebunne : siz mutlaka bineceksiniz
2. tabekan : tabaka, kat
3. an tabakın : tabakadan, kattan

٢٠

فَمَا لَهُمْ لَايُؤْمِنُونَ

(20) fe ma lehüm la yu’minun

Onlara ne oluyor ki iman etmiyorlar

1. fe : o halde, artık
2. : ne oluyor ki
3. lehum : onlara
4. lâ yu’minûne : îmân etmiyorlar (inanmıyorlar)

٢١

وَاِذَا قُرِءَ عَلَيْهِمُ الْقُرْانُ لَايَسْجُدُونَ

(21) ve iza kurie aley himül kuranü la yescudün
Onlara kur’an okunduğu zaman secde etmiyorlar

1. ve izâ : ve olduğu zaman
2. kurie : okundu
3. aleyhim (u) : onlara
4. el kur’ânu : Kur’ân
5. lâ yescudûne : secde etmiyorlar, etmezler

٢٢

بَلِ الَّذينَ كَفَرُوا يُكَذِّبُونَ

(22) belillezine keferu yükezzibun
Hayır! o kâfirler yalanlarlar

1. bel(i) : hayır, bilâkis
2. ellezîne : onlar, olanlar
3. keferû : inkâr ettiler
4. yukezzibûne : yalanlıyorlar

٢٣

وَاللّهُ اَعْلَمُ بِمَا يُوعُونَ

(23) vallahü a’lemü bima yuun
Allah en iyi bilir sakladıklarını

1. ve allâhu : ve Allah
2. a’lemu : en iyi bilir, çok iyi bilir
3. bi-mâ : şeyleri
4. yûûne : içlerinde biriktirip saklıyorlar

٢٤

فَبَشِّرْهُمْ بِعَذَابٍ اَليمٍ

(24) febeşşirhüm bi azabin elim
Onları müjdele! elim bir azap ile

1. fe beşşir-hum : artık onları müjdele
2. bi azâbin : azap ile
3. elîmin : elîm, acı

٢٥

اِلَّا الَّذينَ امَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَهُمْ اَجْرٌ غَيْرُ مَمْنُونٍ

(25) illellezine amenu ve amilussalihati lehüm ecrün gayru memnun
Yalnız onlar müstesna iman edip salih amel işleyenler onlar için ecir (vardır) tükenmeyen

1. illâ : ancak
2. ellezîne : o kimseler, onlar, olanlar
3. âmenû : âmenû olan, Allah’a ulaşmayı dileyen
4. ve amilû : ve amel eden, yapan
5. es sâlihâti : salih ameller, ıslâh edici, nefsi tezkiye edici amel
6. lehum : onlar için vardır
7. ecrun : ecir, ücret, mükâfat
8. gayru memnûnin : kesintisiz

85-BURUC

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ

١

وَالسَّمَاءِ ذَاتِ الْبُرُوجِ

(1) vessemai zatil büruc
Semaya yemin ederim burçların sahibine

1. ve : andolsun
2. es semâi : sema, gökyüzü
3. zâti : sahibi
4. el burûci : burçlar, takım yıldızlar

٢

وَالْيَوْمِ الْمَوْعُودِ

(2) vel yevmil mevud
vaat olunan güne

1. ve el yevmi : ve gün
2. el mev’ûdi : vadedilen

٣

وَشَاهِدٍ وَمَشْهُودٍ

(3) ve şahidiv ve meşhud
Şahide ve müşahede edilene

1. ve şâhidin : ve şahit olan
2. ve meşhûdin : ve şahit olunan

٤

قُتِلَ اَصْحَابُ الْاُخْدُودِ

(4) kutile ashabül uhdud
Kahrolsun hendek sahipleri

1. kutile : öldürüldü, katletildi, helâk edildi
2. ashâbu el uhdûdi : hendeklerin sahipleri

٥

اَلنَّارِ ذَاتِ الْوَقُودِ

(5) en nari zatil vekud
Tutuşturulmuş çıralı ateş sahipleri

1. en nâri : ateş
2. zâti : sahibi (içinde var)
3. el vakûdi : yakacak, yakıt

٦

اِذْ هُمْ عَلَيْهَا قُعُودٌ

(6) iz hüm aleyha kuud
O zaman onlar ateşin etrafında oturmuşlardı

1. iz : o zaman, olmuştu
2. hum : onlar
3. aleyhâ : onun üzerinde, etrafında
4. kuûdun : oturmuşlar

٧

وَهُمْ عَلى مَايَفْعَلُونَ بِالْمُؤْمِنينَ شُهُودٌ

(7) ve hüm ala ma yefalune bil mü’minine şühud
Ve onlar mü’minlerin yaptıklarına şahit oluyorlardı

1. ve hum : ve onlar
2. alâ mâ yef’alûne : yaptıkları şeylere
3. bi el mu’minîne : mü’minlere
4. şuhûdun : şahit oluyorlardı, seyrediyorlardı

٨

وَمَا نَقَمُوا مِنْهُمْ اِلَّا اَنْ يُؤْمِنُوا بِاللّهِ الْعَزيزِ الْحَميدِ

(8) ve ma nekamü minhüm illa en yü’minu billahil aziyzilhamid
Kızdıkları şey de onların (mü’minlere) yalnız Allah’a iman etmeleriydi aziz ve hamid olan

1. ve mâ nekamû : ve intikam almadılar
2. min-hum : onlardan
3. illâ : den başka
4. en yu’minû : îmân etmeleri
5. bi allâhi : Allah’a
6. el azîzi : azîz, izzet sahibi olan
7. el hamîdi : hamdedilen

٩

اَلَّذى لَهُ مُلْكُ السَّموَاتِ وَالْاَرْضِ وَاللّهُ عَلى كُلِّ شَىْءٍ شَهيدٌ

(9) ellezi lehü mülküs semavati vel ard vallahü ala külli şeyin şehid
Mülk O’nundur göklerin ve yerin Allah her şeye Şahittir

1. ellezî : o ki
2. lehu : ona aittir, onun
3. mulku : mülkü, idaresi
4. es semâvâti : semalar, gökler
5. ve el ardı : ve arz, yeyüzü
6. ve allâhu : ve Allah
7. alâ : üzerine, … a
8. kulli : her
9. şey’in : şey
10. şehîdun : şahittir

١٠

اِنَّ الَّذينَ فَتَنُوا الْمُؤْمِنينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ ثُمَّ لَمْ يَتُوبُوا فَلَهُمْ عَذَابُ جَهَنَّمَ وَلَهُمْ عَذَابُ الْحَريقِ

(10) innellezine fetenül mü’minine vel mü’minati sümme lem yetubu felehüm azabü cehenneme ve lehüm azabül harik
Şüphesiz imtihan ettiler mü’min erkek ve kadınları sonra tövbe etmeyenler için cehennem azabı (vardır) onlara sönmeyen yangın azabı da (var)

1. inne : muhakkak ki
2. ellezîne : onlar, ….. olanlar
3. fetenû : fitne, kötülük, işkence yaptılar
4. el mu’minîne : mü’min erkekler
5. ve el mu’minâti : ve mü’min kadınlar
6. sümme : sonra
7. lem yetûbû : tövbe etmediler
8. fe : işte, bundan sonra, artık
9. lehum : onlar için vardır
10. azâbu : azap
11. cehenneme : cehennem
12. ve lehum : ve onlar için vardır
13. azâbu : azap
14. el harîkı : yakıcı

١١

اِنَّ الَّذينَ امَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَهُمْ جَنَّاتٌ تَجْرى مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ ذلِكَ الْفَوْزُ الْكَبيرُ

(11) innellezine amenu ve amilussalihati lehüm cennatün tecriy min tahtihel enhar zalikel fevzül kebir
Şüphesiz onlar, iman edip salih amel işleyenler onlara cennetler (vardır) altlarından nehirler akan büyük saadet budur

1. inne : muhakkak ki
2. ellezîne : onlar, ….. olanlar
3. âmenû : âmenû oldular, Allah’a ulaşmayı dilediler
4. ve amilû : ve amel işlediler, yaptılar
5. es sâlihâti : salih ameller, ıslâh edici, nefsi tezkiye edici amel
6. lehum : onlar için vardır
7. cennâtun : cennetler
8. tecrî : akar
9. min tahti-hâ : onun altından
10. el enhâru : nehirler
11. zâlike : işte bu
12. el fevzu : fevz, kurtuluş, şerefli bir ikram
13. el kebîru : büyük

Sayfa:590

١٢

اِنَّ بَطْشَ رَبِّكَ لَشَديدٌ

(12) inne batşe rabbike leşedid
Gerçekten Rabbinin yakalayışı pek şiddetlidir

1. inne : şüphesiz, muhakkak
2. batşe : kıskıvrak yakalama
3. rabbi-ke : senin Rabbin
4. le : mutlaka, elbette
5. şedîdun : çok şiddetli

١٣

اِنَّهُ هُوَ يُبْدِءُ وَيُعيدُ

(13) innehü hüve yübdiü ve yuid
Şüphesiz O, ilk yaratan ve (tekrar kendine) çevirendir

1. inne-hu : şüphesiz, muhakkak ki o
2. hüve : o
3. yubdiû : ilk defa yaratır, yoktan var eder
4. ve yuîdu : ve iade eder, döndürür

١٤

وَهُوَ الْغَفُورُ الْوَدُودُ

(14) ve hüvel gafurül vedud
O Bağışlayan, Sevilendir

1. ve : ve
2. hüve : o
3. el gafûru : mağfiret eden, günahları sevaba çeviren
4. el vedûdu : çok seven

١٥

ذُوالْعَرْشِ الْمَجيدُ

(15) zül arşil mecid
Şerefli arşın sahibidir

1. : sahip
2. el arşi : arş
3. el mecîdu : Mecid’dir, çok yüce ve şereflidir

١٦

فَعَّالٌ لِمَا يُريدُ

(16) fa’alül lima yurid
O dilediğini yapandır

1. fe’âlun : yapan, fail, fiilin yapıcısı
2. li : için
3. : şey
4. yurîdu : diler , dilediği

١٧

هَلْ اَتيكَ حَديثُ الْجُنُودِ

(17) hel etake hadiysül cünud
Sana geldi mi? Orduların haberi

1. hel : mi
2. etâ-ke : sana geldi
3. hadîsu : söz, haber, aktarılan olay, kıssa
4. el cunûdi : askerler, ordular

١٨

فِرْعَوْنَ وَثَمُودَ

(18) firavne ve semud
firavun ve semud’un

1. fir’avne : firavun
2. ve : ve
3. semûde : Semud kavmi

١٩

بَلِ الَّذينَ كَفَرُوا فى تَكْذيبٍ

(19) belillezine keferu fi tekzib
Hayır! küfredenler (halen) yalanlamaktadırlar

1. bel(i) ellezîne : hayır onlar, ….. olanlar
2. keferû : inkâr ettiler
3. : içinde
4. tekzîbin : tekzip, yalanlama

٢٠

وَاللّهُ مِنْ وَرَاءِهِمْ مُحيطٌ

(20) vallahü miv veraihim muhit
Allah arkalarından kuşatacaktır

1. ve allâhu : ve Allah
2. min : den
3. verâi-him : onların arkası
4. muhîtun : kuşatandır, ihata edendir

٢١

بَلْ هُوَ قُرْانٌ مَجيدٌ

(21) bel hüve kuranüm mecid
Bilakis bu kur’an şan şeref sahibidir

1. bel : hayır
2. hüve : o
3. kur’ânun : Kur’ân
4. mecîdun : yüce ve şerefli

٢٢

فى لَوْحٍ مَحْفُوظٍ

(22) fi levhim mahfuz
Levh-i mahfuz’dadır

1. : de, da
2. levhın : levha
3. mahfûzın : muhafaza edilen

86-TARIK

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ

١

وَالسَّمَاءِ وَالطَّارِقِ

(1) vessemai vettarık
Semaya ve tarık’a (yemin olsun ki)

1. ve : andolsun
2. es semâi : sema, gökyüzü
3. ve et târıkı : ve tarık

٢

وَمَا اَدْريكَ مَاالطَّارِقُ

(2) ve ma edrake mattarık
Sana ne bildirildi? Tarık nedir?

1. ve : ve
2. : şey
3. edrâ-ke : sana bildirdi
4. : şey
5. et târiku : tarık, şiddetle çakan

٣

اَلنَّجْمُ الثَّاقِبُ

(3) ennecmüssakıb
Karanlığı delen yıldız

1. en necmu : yıldız
2. es sâkıbu : delen

٤

اِنْ كُلُّ نَفْسٍ لَمَّا عَلَيْهَا حَافِظٌ

(4) in küllü nefsil lemma aleyha hafiz
Hiçbir nefis yok ki üzerinde bir gözetici olmasın

1. in … (lemma) : eğer ….. olmazsa olmaz, mutlaka vardır
2. kullu : bütün hepsi, hepsi
3. nefsin : nefs
4. (in) … lemmâ : eğer ….. olmazsa olmaz, mutlaka vardır
5. aleyhâ : üzerinde
6. hâfızun : muhafız (gözleyici)

٥

فَلْيَنْظُرِ الْاِنْسَانُ مِمَّ خُلِقَ

(5) fel yenzuril insanü mimme hulık
İnsan bir baksın neden yaratılmış

1. fe : artık
2. li yenzur(i) : baksın
3. el insânu : insan
4. mimme : neden, nasıl
5. hulıka : yaratıldı

٦

خُلِقَ مِنْ مَاءٍ دَافِقٍ

(6) hulıka mim main dafık
Sudan yaratılmıştı atılıp akıtılan

1. hulika : yaratıldı
2. min : den
3. mâin : su, sıvı
4. dâfikın : kuvvetle atılan

٧

يَخْرُجُ مِنْ بَيْنِ الصُّلْبِ وَالتَّرَاءِبِ

(7) yahrucu mim beynissulbi vetteraib
(Erkeğin) bel kemiğinin arasından çıkan (kadının da) kaburgaları (arasından)

1. yahrucu : çıkar
2. min beyni : arasındadan
3. es sulbi : omurga
4. ve et terâibu : ve göğüs kemikleri, göğüs kafesi

٨

اِنَّهُ عَلى رَجْعِه لَقَادِرٌ

(8) innehü ala recıhi lekadir
Şüphesiz O, onu tekrar eski haline çevirmeye kadirdir

1. inne-hu : muhakkak ki o
2. alâ rec’ı-hî : onu döndürmeye
3. le : elbette, mutlaka
4. kâdirun : kaadir, kudret sahibi, gücü yeten

٩

يَوْمَ تُبْلَى السَّرَاءِرُ

(9) yevme tübles serair
O gün açığa çıkar gizli olan her şey

1. yevme : gün
2. tublâ : beliğ olacak, ortaya çıkacak, açıklanacak
3. es serâiru : sırlar, gizli şeyler

١٠

فَمَالَهُ مِنْ قُوَّةٍ وَلَا نَاصِرٍ

(10) fema lehü min kuvvetiv ve la nasir
Artık onun için yoktur ne kuvvet, ne de yardım edici

1. fe : artık
2. : değil, olmaz
3. lehu : onun
4. min : den
5. kuvvetin : kudret, güç
6. ve : ve
7. : yok
8. nâsırın : yardımcı

١١

وَالسَّمَاءِ ذَاتِ الرَّجْعِ

(11) vessemai zatirrecı
Hareket eden semaya (yemin olsun)

1. ve : and olsun
2. es semâi : sema, gökyüzü
3. zâti : sahip
4. er recı : dönme, döndürme, dönüş

١٢

وَالْاَرْضِ ذَاتِ الصَّدْعِ

(12) vel ardı zatissadı
Yarılıp arza (da)

1. ve : andolsun
2. el ardı : ve arz, yeryüzü
3. zâti : sahip
4. es sad’ı : yarık, arz kabuğundaki çatlak

١٣

اِنَّهُ لَقَوْلٌ فَصْلٌ

(13) innehü lekavlün fasl
Şüphesiz O (Kur’an) (hak ve batılı) ayıran bir sözdür

1. inne-hu : muhakkak ki o
2. le : mutlaka, gerçekten
3. kavlun : söz
4. faslun : ayıran

١٤

وَمَا هُوَ بِالْهَزْلِ

(14) ve ma hüve bilhezl
O, asla asılsız bir söz değildir

1. ve mâ : ve değil
2. hüve : o
3. bi el hezli : sıradan bir söz, boş, anlamsız, saçma bir söz

١٥

اِنَّهُمْ يَكيدُونَ كَيْدًا

(15) innehüm yekıdüne keyda
Muhakkak onlar (hep) hile kuruyorlar

1. inne-hum : muhakkak ki onlar
2. yekîdûne : tuzak kuruyorlar
3. keyden : hile yaparak

١٦

وَاَكيدُ كَيْدًا

(16) ve ekıdü keyda
Ben de (onlara) hile kuruyorum

1. ve ekîdu : ve tuzak kurarım
2. keyden : hile yaparak

١٧

فَمَهِّلِ الْكَافِرينَ اَمْهِلْهُمْ رُوَيْدًا

(17) femehhilil kafirine emhilhüm rüveyda
Kâfirlere mühlet ver onlara çok az bir mühlet

1. fe : böylece, artık
2. mehhil(i) : mühlet ver
3. el kâfirîne : kâfirler
4. emhil-hum : onlara süre tanı (kendi hallerine bırak)
5. ruveyden : biraz

87-ALA

Sayfa:591

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ

١

سَبِّحِ اسْمَ رَبِّكَ الْاَعْلى

(1) sebbihisme rabbikel a’la
İsmini tesbih et a’lâ olan Rabbinin

1. sebbih(ı) : tespih et
2. isme : isim
3. rabbi-ke : senin Rabbin, Rabbin
4. el a’lâ : âlâ, yüce

٢

اَلَّذى خَلَقَ فَسَوّى

(2) ellezi haleka fesevva
O ki, yaratmış ve düzene koymuştur

1. ellezî : o ki
2. halaka : yarattı
3. fe : sonra
4. sevvâ : sevva etti, dizayn etti, düzenledi

٣

وَالَّذى قَدَّرَ فَهَدى

(3) vellezi kaddere feheda
O ki, takdir etmiş ve hidayet yolunu göstermiştir

1. ve ellezî : ve o ki
2. kaddere : önceden bildi ve zamanında yaşandı
3. fe : sonra
4. hedâ : hidayet etti

٤

وَالَّذى اَخْرَجَ الْمَرْعى

(4) vellezi ahrecel mer’a
O ki, otlar, araziler çıkarmış

1. ve ellezî : ve o ki
2. ahrece : çıkardı
3. el mer’â : mera, yeşillikler

٥

فَجَعَلَهُ غُثَاءً اَحْوى

(5) fecealehu ğusaen ahva
Sonra onu çevirmiştir kararmış çer çöp olarak

1. fe : sonra
2. ceale-hu : onu kıldı, yaptı
3. gusâen : gusa, atık
4. ahvâ : siyah

٦

سَنُقْرِءُكَ فَلَا تَنْسى

(6) senukriüke fela tensa
sana okuyacağız unutmayacaksın

1. se-nukriu-ke : sana okutacağız
2. fe : artık, bundan sonra
3. lâ tensâ : sen unutmayacaksın

٧

اِلَّا مَاشَاءَ اللّهُ اِنَّهُ يَعْلَمُ الْجَهْرَ وَمَايَخْفى

(7) illa ma şaallahü innehü ya’lemül cehra ve ma yahfa
ancak Allah’ın dilediği şey muhakkak ki o, bilir açığı da gizliyi de

1. illâ : ancak
2. mâ şâe allâhu : Allah’ın dilediği şey
3. inne-hu : muhakkak ki o
4. ya’lemu : bilir
5. el cehre : cehri olan, açıkta olanı
6. ve mâ : ve şey
7. yahfâ : hafi olan, gizli olan

٨

وَنُيَسِّرُكَ لِلْيُسْرى

(8) ve nüyessiruke lilyüsra
Seni müyesser kılacağız en kolay yola

1. ve nuyessiru-ke : ve biz sana kolaylaştıracağız
2. li el yusrâ : kolay gelmesi için

٩

فَذَكِّرْ اِنْ نَفَعَتِ الذِّكْرى

(9) fezekkir in nefeatizzikra
Sen öğüt ver eğer kur’an öğüdü fayda verirse

1. fe : o halde
2. zekkir : zikret, hatırlat, öğüt ver
3. in : eğer
4. nefeati : fayda verdi
5. ez zikrâ : zikir

١٠

سَيَذَّكَّرُ مَنْ يَخْشى

(10) seyezzekkeru mey yahşa
Korkan kimse öğüt alacaktır

1. se-yezzekkeru : zikir yapacaktır, tezekkür edecektir
2. men : kimse
3. yahşâ : huşû duyar

١١

وَيَتَجَنَّبُهَا الْاَشْقى

(11) ve yetecennebühel eşka
Şaki olan ondan kaçınacaktır

1. ve yetecennebu-hâ : ve ondan içtinap eder, kaçınır
2. el eşkâ : şâkî olan, bedbaht olan

١٢

اَلَّذى يَصْلَى النَّارَ الْكُبْرى

(12) ellezi yaslen narel kübra
O ki, atılır en büyük ateşe

1. ellezî : ki o
2. yaslâ : atılacak
3. en nâre : ateş
4. el kubrâ : büyük

١٣

ثُمَّ لَايَمُوتُ فيهَا وَلَا يَحْيى

(13) sümme la yemutü fiha ve la yahya
Sonra orada ne ölecek, ne de hayat bulacak

1. sümme : sonra
2. lâ yemûtu : ölmez
3. fî-hâ : onun içinde, orada
4. ve lâ yahyâ : ve yaşamaz, hayat bulmaz

١٤

قَدْ اَفْلَحَ مَنْ تَزَكّ

(14) kad efleha men tezekka
Gerçekten temizlenen felah bulmuştur

1. kad : olmuştur
2. efleha : felâha, kurtuluşa erdi
3. men : kimse
4. tezekkâ : tezkiye oldu, nefsi afetlerden temizlendi

١٥

وَذَكَرَ اسْمَ رَبِّه فَصَلّى

(15) ve zekeresme rabbihi fesalla
Rabbinin ismini zikir edip, namaz kılan da

1. ve zekere isme : ve ismini zikretti
2. rabbi-hî : onun Rabbi, Rabbi
3. fe : ve de
4. sallâ : namaz kıldı

١٦

بَلْ تُؤْثِرُونَ الْحَيوةَ الدُّنْيَا

(16) bel tu’sirunel hayated dünya
Fakat siz tercih ediyorsunuz dünya hayatını

1. bel : hayır
2. tu’sırûne : siz tercih ediyorsunuz, üstün tutuyorsunuz
3. el hayâte : hayat
4. ed dunyâ : dünya

١٧

وَالْاخِرَةُ خَيْرٌ وَاَبْقى

(17) vel ahiretü hayrüv ve ebka
Halbuki âhiret hayırlı ve devamlıdır

1. ve el âhıretu : ve ahiret
2. hayrun : daha hayırlı
3. ve ebkâ : ve daha bâki, devamlı

١٨

اِنَّ هذَا لَفِى الصُّحُفِ الْاُولى

(18) inne haza lefissuhufil ula
Bu hüküm evvelkilerin kitaplarında vardır

1. inne : muhakkak
2. hâzâ : bu
3. le : elbette
4. fî es suhufî : sayfalarda var
5. el ûlâ : evvelki, önceki

١٩

صُحُفِ اِبْرهيمَ وَمُوسى

(19) suhufi ibrahime ve musa
İbrahim ve Musa’nın sahifelerinde

1. suhufi : sayfalar
2. ibrâhîme : İbrâhîm
3. ve mûsâ : ve Musa

88-GAŞİYE

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ

١

هَلْ اَتيكَ حَديثُ الْغَاشِيَةِ

(1) hel etake hadiysül ğaşiyeh
Sana geldi mi? Kıyamet haberi

1. hel : mi
2. etâ-ke : sana geldi
3. hadîsu : aktarılan söz, önemli haber
4. el gâşiyeti : gâşiye, heryeri kuşatıp kaplayacak olan korkunç felâket, helâk edici afet

٢

وُجُوهٌ يَوْمَءِذٍ خَاشِعَةٌ

(2) vücuhüy yevmeizin haşiah
O gün bir takım yüzler zillete düşmüştür

1. vucûhun : yüzler vardır
2. yevme izin : o gün, izin günü
3. hâşiatun : öne eğik, zillet içinde, dehşet içinde

٣

عَامِلَةٌ نَاصِبَةٌ

(3) amiletün nasibah
Çalışıp yorulmuştur

1. âmiletun : amel eden, iş yapan
2. nâsıbetun : yorgun olan, yorucu olan

٤

تَصْلى نَارًا حَامِيَةً

(4) tasla naran hamiyeh
Kızgın ateşe girecektir

1. teslâ : yaslanırlar, atılırlar
2. nâren : ateş
3. hâmiyeten : çok sıcak, kızgın

٥

تُسْقى مِنْ عَيْنٍ انِيَةٍ

(5) tüska min aynin aniyeh
Sulanacaklardır son derece ısınmış kaynaktan

1. tuskâ : içirilir, sulanır
2. min aynin : pınardan
3. âniyetin : kaynar su

٦

لَيْسَ لَهُمْ طَعَامٌ اِلَّا مِنْ ضَريعٍ

(6) leyse lehüm taamün illa min darii
Onlara yoktur acı dikenden başka taam

1. leyse : yoktur, değildir
2. lehum : onların
3. taâmun : yiyecek
4. illâ : den başka
5. min darîın : acı, pis kokulu dikenli ağaçtan

٧

لَايُسْمِنُ وَلَا يُغْنى مِنْ جُوعٍ

(7) la yüsminü ve la yuğni min cui
Ne besler ne de açlığına fayda sağlar

1. lâ yusminu : beslemez
2. ve lâ yugnî : ve fayda vermez
3. min cûın : açlıktan, açlığa

٨

وُجُوهٌ يَوْمَءِذٍ نَاعِمَةٌ

(8) vücuhüy yevmeizin naimeh/span>
O gün yüzler (vardır) mutludur

1. vucûhun : yüzler vardır
2. yevme izin : o gün, izin günü
3. nâımetun : naîm olan, güzel ve parlak olan

٩

لِسَعْيِهَا رَاضِيَةٌ

(9) lisa’yiha radıyeh
Çalıştıklarının karşılığını aldıklarından memnundurlar

1. li sa’yi-hâ : onun çalışmaları, kendisinin çalışmaları
2. râdiyetun : razı olandır, razıdır

١٠

فى جَنَّةٍ عَالِيَةٍ

(10) fi cennetin eliyeh
Yüksek bir cennettedirler

1. : içinde, de
2. cennetin : cennet
3. âliyetin : âli, yüce, yüksek
4. cennetin âliyetin : âli cennet, yüce cennet

١١

لَاتَسْمَعُ فيهَا لَاغِيَةً

(11) la tesmeu fiha lağıyeh
İşitmezler orada boş laf

1. lâ tesmeu : işitmezsin
2. fî-hâ : orada
3. lâgıyeten : boş söz

Sayfa:592

١٢

فيهَا عَيْنٌ جَارِيَةٌ

(12) fiha eynün cariyeh
Orada akan bir kaynak

1. fî-hâ : orada vardır
2. aynun : pınar
3. câriyetun : cereyan eden, devamlı akan

١٣

فيهَا سُرُرٌ مَرْفُوعَةٌ

(13) fiha sururum merfueh
Orada yükseltilmiş tahtlar

1. fî-hâ : orada vardır
2. sururun : tahtlar
3. merfûatun : yükseltilmiş, yüksek

١٤

وَاَكْوَابٌ مَوْضُوعَةٌ

(14) ve ekvabüm mevdueh
Konulmuş kadehler

1. ve : ve
2. ekvabun : kadehler
3. mevdûatun : (önlerine) konulmuş

١٥

وَنَمَارِقُ مَصْفُوفَةٌ

(15) ve nemariku mesfufeh
dizilmiş yastıklar

1. ve : ve
2. nemârıku : yastıklar
3. masfûfetun : istif edilmiş, dizilmiş, sıralanmış

١٦

وَزَرَابِىُّ مَبْثُوثَةٌ

(16) ve zerabiyyü mebsuseh
Serilmiş saçaklı yaygılar (vardır)

1. ve zerâbiyyu : ve süslü, kıymetli yaygılar, halılar
2. mebsûsetun : yayılmış, serilmiş

١٧

اَفَلَا يَنْظُرُونَ اِلَى الْاِبِلِ كَيْفَ خُلِقَتْ

(17) efela yenzurune ilel ibili keyfe hulikat
Deveye bakmazlar mı, nasıl yaratılmış?

1. e : mi
2. fe : böylece, artık, hâlâ
3. lâ yanzurûne : bakmıyorlar, bakmazlar
4. ilâ el ibili : deveye
5. keyfe : nasıl
6. hulikat : yaratılmış

١٨

وَاِلَى السَّمَاءِ كَيْفَ رُفِعَتْ

(18) ve ilessemai keyfe rufiat
Semaya da (baksınlar), nasıl yükseltilmiş

1. ve : ve
2. ilâ : … e
3. es semâi : sema, gökyüzü
4. keyfe : nasıl
5. rufiat : yükseltilmiş

١٩

وَاِلَى الْجِبَالِ كَيْفَ نُصِبَتْ

(19) ve ilel cibali keyfe nusıbet
Dağlara (da), nasıl dikilmiş

1. ve : ve
2. ilâ el cibâli : dağlara
3. keyfe : nasıl
4. nusıbet : dik olarak yerleştirilmiş

٢٠

وَاِلَى الْاَرْضِ كَيْفَ سُطِحَتْ

(20) ve ilel ardı keyfe sutıhat
Yeryüzüde, nasıl döşenmiş

1. ve ilâ el ardı : ve arza, yeryüzüne
2. keyfe : nasıl
3. sutıhat : satıh yapılmış, düzleştirilmiş

٢١

فَذَكِّرْ اِنَّمَا اَنْتَ مُذَكِّرٌ

(21) fezekkir innema ente müzekkir
Öğüt ver, sen ancak öğüt vericisin

1. fe : artık
2. zekkir : zikret, hatırlat
3. innemâ : ancak, sadece
4. ente : sen
5. muzekkirun : müzekkir, hatırlatıcı

٢٢

لَسْتَ عَلَيْهِمْ بِمُصَيْطِرٍ

(22) leste aleyhim bimüsaytır
Sen onların üzerine musallat edilmiş değilsin

1. leste : sen değilsin
2. aleyhim : onlara, onların üzerinde
3. bi musaytırın : zorlayıcı

٢٣

اِلَّا مَنْ تَوَلّى وَكَفَرَ

(23) illa men tevella ve kefer
Yüz çeviren ve küfreden hariç

1. illâ : ancak
2. men : kim
3. tevellâ : döner
4. ve kefere : ve inkâr etti

٢٤

فَيُعَذِّبُهُ اللّهُ الْعَذَابَ الْاَكْبَرَ

(24) fe yüazzibühullahü’ azabel ekber
Böylesini Allah azaplandıracaktır en büyük azap (ile)

1. fe : o taktirde
2. yuazzibu-hu : onu azaplandırır
3. allâhu : Allah
4. el azâbe : azap
5. el ekbere : en büyük

٢٥

اِنَّ اِلَيْنَا اِيَابَهُمْ

(25) inne ileyna iyabehüm
Şüphesiz onların dönüşü bizedir

1. inne : muhakkak
2. ileynâ : bize
3. iyâbe-hum : onların dönüşü

٢٦

ثُمَّ اِنَّ عَلَيْنَا حِسَابَهُمْ

(26) sümme inne aleyna hisabehüm
Sonra şüphesiz onların hesapları da bize aittir

1. sümme : sonra
2. inne : muhakkak
3. aleynâ : bize ait
4. hisâbe-hum : onların hesapları

89-FECR

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ

١

وَالْفَجْرِ

(1) vel fecr
Güneşin doğuşuna (yemin olsun)

1. ve : andolsun
2. el fecri : fecir, tan yerinin ağarma zamanı, güneşin doğma anı

٢

وَلَيَالٍ عَشْرٍ

(2) ve leyalin aşr
On geceye

1. ve leyâlin : ve geceler
2. aşrin : on

٣

وَالشَّفْعِ وَالْوَتْرِ

(3) veş şefı vel vetr
Çifte ve teke

1. ve eş şef’ı : ve çift olan
2. ve el vetri : ve tek olan

٤

وَالَّيْلِ اِذَا يَسْرِ

(4) vel leyli iza yesr
Geçtiği zaman geceye

1. ve el leyli : ve gece
2. izâ : olduğu zaman
3. yesri : geçip gider

٥

هَلْ فى ذلِكَ قَسَمٌ لِذى حِجْرٍ

(5) hel fi zalike kasemül lizi hicr
Bunda akıl sahipleri için bir yemin var (değil)mi?

1. hel : var mı (yok mu)
2. fî zâlike : bunda
3. kasemun : kasem, yemin
4. li : için
5. : sahip
6. hicrin : akıl

٦

اَلَمْ تَرَ كَيْفَ فَعَلَ رَبُّكَ بِعَادٍ

(6) elem tera keyfe feale rabbüke biad
Görmedin mi? Rabbin ne yaptı ad’a

1. e lem tere : görmedin mi
2. keyfe : nasıl
3. feale : yaptı
4. rabbu-ke : senin rabbin
5. bi âdin : Ad kavmini

٧

اِرَمَ ذَاتِ الْعِمَادِ

(7) irame zatil imad
O sütun direkli irem’e

1. ireme : İrem Şehri
2. zâtî : sahip
3. el imâdi : sütunlar

٨

اَلَّتى لَمْ يُخْلَقْ مِثْلُهَا فِى الْبِلَادِ

(8) elleti lem yuhlak mislüha fil bilad
O ki yaratılmamıştır beldeler içinde onun misli gibi

1. elletî : o ki
2. lem yuhlak : yaratılmadı
3. mislu-hâ : onun misli, benzeri, eşi
4. : içinde, arasında
5. el bilâdi : beldeler, ülkeler

٩

وَثَمُودَ الَّذينَ جَابُوا الصَّخْرَ بِالْوَادِ

(9) ve semudellezine cabus sahra bil vad
Vadilerde kayaları oyan semud’a

1. ve : ve
2. semûde : Semud kavmi
3. ellezîne : onlar, ….. olanlar
4. câbû : oyanlar
5. es sahre : kayalar
6. bi el vâdi : vadilerde

١٠

وَفِرْعَوْنَ ذِى الْاَوْتَادِ

(10) ve firavne zil evtad
Kazıklarla işkence yapan firavun’a

1. ve fir’avne : ve firavun
2. : sahip
3. el evtâdi : kazıklar

١١

اَلَّذينَ طَغَوْا فِى الْبِلَادِ

(11) ellezine tağav fil bilad
Bunlar ki azgınlık etmişlerdi (kendi) beldelerinde

1. ellezîne : onlar ki
2. tagav : azgınlık yaptılar
3. : de
4. el bilâdi : beldeler

١٢

فَاَكْثَرُوا فيهَا الْفَسَادَ

(12) feekseru fihel fesad
Böylece çoğaltmışlardı o beldelerde fesadı

1. fe : böylece
2. ekserû : arttırdılar, çoğalttılar
3. fî-hâ : orada
4. el fesâde : fesat, kötülük

١٣

فَصَبَّ عَلَيْهِمْ رَبُّكَ سَوْطَ عَذَابٍ

(13) fesabbe aleyhim rabbüke sevta azab
Rabbin üzerine indirdi azap kamçısını

1. fe : artık, bundan dolayı
2. sabbe : çarptı, salladı, indirdi, kırbaçladı
3. aleyhim : onların üzerine
4. rabbu-ke : senin Rabbin
5. sevta : kamçı
6. azâbin : azap

١٤

اِنَّ رَبَّكَ لَبِالْمِرْصَادِ

(14) inne rabbeke lebil mirsad
Şüphesiz Rabbin gözetleme yerindedir

1. inne : muhakkak
2. rabbe-ke : senin Rabbin
3. le : elbette, mutlaka
4. bi el mirsâdi : gözleyen

Sayfa:593

١٥

فَاَمَّا الْاِنْسَانُ اِذَا مَا ابْتَليهُ رَبُّهُ فَاَكْرَمَهُ وَنَعَّمَهُ فَيَقُولُ رَبّى اَكْرَمَنِ

(15) fe emmel insanü iza mebtelahü rabbühü fe ekremehü ve na’amehü fe yekulü rabbi ekremen
Ama insan, ne zaman Rabbi kendisini imtihan edip ona ikramda bulunur ve nimet verirse “Rabbim bana ikram etti” der

1. fe emmâ : fakat
2. el insânu : insan
3. izâ mâ : ne zaman
4. ibtelâ-hu : onu imtihan ettii
5. rabbu-hu : onun Rabbi
6. fe : böylece
7. ekreme-hu : ona ikram etti, şereflendirdi
8. ve ne’ame-hu : ve onu ni’metlendirdi
9. fe : o zaman
10. yekûlu : der
11. rabbî : Rabbim
12. ekreme-ni : bana ikram etti, şereflendirdi

١٦

وَاَمَّا اِذَا مَا ابْتَليهُ فَقَدَرَ عَلَيْهِ رِزْقَهُ فَيَقُولُ رَبّى اَهَانَنِ

(16) ve emma iza mebtelahü fekadere aleyhi rizkahü fe yekulü rabbi ehanen
Ama ne zaman onu imtihan edip de onun rızkını kırarsa “Rabbim beni zelil kıldı” der

1. ve emmâ : ve fakat
2. izâ mâ : ne zaman
3. ibtelâ-hu : onu imtihan etti
4. fe : böylece
5. kadere : ölçülü verdi, daralttı
6. aleyhi : ona
7. rızka-hu : onun rızkını
8. fe : o zaman
9. yekûlu : der
10. rabbî : Rabbim
11. ehâne-ni : bana ihanet etti

١٧

كَلَّا بَلْ لَا تُكْرِمُونَ الْيَتيمَ

(17) kella bel la tükrimünel yetim
Hayır! siz yetime ikram etmiyorsunuz

1. kellâ : hayır
2. bel : bilâkis
3. lâ tukrimûne : ikram etmiyorsunuz, iyilik ve ihsanda bulunmuyorsunuz
4. el yetîme : yetim

١٨

وَلَا تَحَاضُّونَ عَلى طَعَامِ الْمِسْكينِ

(18) ve la tehaddune ala taamil miskin
Teşvikte bulunmuyorsunuz miskini doyurmayı da

1. ve lâ tehâddûne : ve birbirinizi teşvik etmiyorsunuz
2. alâ taâmi : doyurmaya, doyurma konusunda
3. el miskîni : fakir, yoksul

١٩

وَتَاْكُلُونَ التُّرَاثَ اَكْلًا لَمًّا

(19) ve te’külunettürase eklel lemma
Mirası da yiyorsunuz helal, haram demeden yedikçe

1. ve te’kulûne : ve siz yiyorsunuz
2. et turâse : varis olduğunuz miras
3. eklen : yeyişle
4. lemmen : şiddetle, hırsla

٢٠

وَتُحِبُّونَ الْمَالَ حُبًّا جَمًّا

(20) ve tühibbünel male hubben cemma
Malı, toplanmayı pek çok seviyorsunuz

1. ve tuhıbbûne : ve seviyorsunuz
2. el mâle : mal
3. hubben : severek, sevgiyle
4. cemmen : pekçok, aşırı

٢١

كَلَّا اِذَا دُكَّتِ الْاَرْضُ دَكًّا دَكًّا

(21) kella iza dükketil ardu dekkan dekka
Hayır! ne zaman arz parçalanarak parça parça olur

1. kellâ : hayır
2. izâ : olduğu zaman
3. dukket (i) : parçalandı, dağıldı
4. el ardu : arz, yeryüzü
5. dekken dekken : parça parça, paramparça

٢٢

وَجَاءَ رَبُّكَ وَالْمَلَكُ صَفًّا صَفًّا

(22) ve cae rabbüke velmelekü saffan saffa
Rabbinin (emri) gelip melekler saf saf dizilirse

1. ve câe : ve geldi
2. rabbu-ke : senin Rabbin
3. ve el meleku : ve melekler
4. saffen saffen : saflar halinde, saf saf

٢٣

وَجىءَ يَوْمَءِذٍ بِجَهَنَّمَ يَوْمَءِذٍ يَتَذَكَّرُ الْاِنْسَانُ وَاَنّى لَهُ الذِّكْرى

(23) ve cie yevmeizim bi cehenneme yevmeiziy yetezekkerül insanü ve enna lehüzzikra
O gün cehennem de getirilir o gün insan düşünür artık bu düşünmenin ona ne (faydası var)

1. ve cîe … (bi) : ve getirildi
2. yevme izin : o gün, izin günü
3. bi cehenneme : cehenneme
4. yevme izin : o gün, izin günü
5. yetezekkeru : tezekkür eder, düşünür
6. el insânu : insan
7. ve ennâ : ve nasıl olur, ne olur ki
8. lehu : ona, onun
9. ez zikrâ : zikir, hatırlama

٢٤

يَقُولُ يَالَيْتَنى قَدَّمْتُ لِحَيَاتى

(24) yekulü ya leyteni kaddemtü lihayati
Ah keşke der hayatımda (hayır) gönderseydim!

1. yekûlu : der
2. yâ leyte-nî : keşke ben
3. kaddemtu : takdim ettim
4. li hayâtî : hayatım için

٢٥

فَيَوْمَءِذٍ لَايُعَذِّبُ عَذَابَهُ اَحَدٌ

(25) feyevmeizil la yüazzibü ezabehü ehad
Artık o gün azap edemez (Allah’ın) O’nun azabı (gibi) hiçbir kimse

1. fe : artık
2. yevme izin : o gün, izin günü
3. lâ yuazzibu : azaplandıramaz
4. azâbe-hû : onun azabı
5. ehadun : bir kimse

٢٦

وَلَا يُوثِقُ وَثَاقَهُ اَحَدٌ

(26) ve la yusiku ve sakahü ehad
(Başka biri) bağlayamaz onun bağladığı bağı

1. ve lâ yûsiku : ve bağlamaz
2. vasâka-hû : ve onun bağlaması
3. ehadun : kimse

٢٧

يَا اَيَّتُهَا النَّفْسُ الْمُطْمَءِنَّةُ

(27) ya eyyetühennefsül mutmeinneh
Ey imtihan olmuş nefis

1. yâ eyyetuhâ : ey
2. en nefsu : nefs
3. el mutmainnetu : mutmain olan, tatmin olan

٢٨

اِرْجِعى اِلى رَبِّكِ رَاضِيَةً مَرْضِيَّةً

(28) irciı ila rabbiki radiyetem merdiyyeh
Sen Rabbine dön razı olarak razı olunarak

1. irciî : dön
2. ilâ rabbiki : Rabbine
3. râdıyeten : razı olarak
4. mardıyyeten : Allah’ın rızasını kazanmış olarak

٢٩

فَادْخُلى فى عِبَادى

(29) fedhuli fi ibadi
Kullarımın arasına gir

1. fe udhulî : artık gir
2. fî ibâdî : kullarımın arasına

٣٠

وَادْخُلى جَنَّتى

(30) vedhuli cenneti
Cennetime gir

1. ve udhulî : ve gir
2. cennetî : cennetime

90-BELED

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ

١

لَا اُقْسِمُ بِهذَا الْبَلَدِ

(1) la uksimü bil hazel beled
Kasem ederim bu beldeye

1. : hayır
2. uksimu : kasem ederim, yemin ederim
3. bi : … e
4. hâzâ : bu
5. el beledi : belde

٢

وَاَنْتَ حِلٌّ بِهذَا الْبَلَدِ

(2) ve ente hıllüm bi hazel beled
Senin kalman meşru iken kutsal belde de

1. ve ente : ve sen
2. hıllun : mukim, oturan, ikâmet eden, bulunan
3. bi : de
4. hâzâ : bu
5. el beledi : belde

٣

وَوَالِدٍ وَمَا وَلَدَ

(3) ve validiv ve ma veled
Babaya ve doğan çocuğa da (yemin ederim)

1. ve : andolsun, yemin olsun
2. vâlidin : baba
3. ve mâ velede : ve doğan şey, veled, çocuk

٤

لَقَدْ خَلَقْنَا الْاِنْسَانَ فى كَبَدٍ

(4) lekad halaknel insane fi kebed
Gerçekten biz yarattık insanı meşakkat içinde

1. lekad : andolsun
2. halaknâ : biz yarattık
3. el insâne : insan
4. fî kebedin : meşakkat, zorluk içinde

٥

اَيَحْسَبُ اَنْ لَنْ يَقْدِرَ عَلَيْهِ اَحَدٌ

(5) eyahsebü el ley yakdire aleyhi ehad
Gücünün yetmeyeceğini mi sanıyor? kendisine hiçbir kimsenin

1. e : mi
2. yahsebu : zannediyor, sanıyor
3. en len yakdira : asla güç yetiremeyeceğini
4. aleyhi : ona, kendisine
5. ehadun : bir kimse, hiç kimse

٦

يَقُولُ اَهْلَكْتُ مَالًا لُبَدًا

(6) yekulü ehlektü malel lübeda
Harcadım, diyor yığın yığın mal

1. yekûlu : diyor, der
2. ehlektu : helâk ettim, tükettim
3. mâlen : mal
4. lubeden : yığınla, pekçok

٧

اَيَحْسَبُ اَنْ لَمْ يَرَهُ اَحَدٌ

(7) eyahsebü el lem yere hü ehad
Görmediğini mi sanıyor? onu kimsenin

1. e : mi
2. yahsebu : zannediyor, sanıyor
3. en lem yera-hû : onu görmeyeceğini, görmediğini
4. ehadun : bir kimse, hiç kimse

Sayfa:594

٨

اَلَمْ نَجْعَلْ لَهُ عَيْنَيْنِ

(8) elem necal lehü eyneyn
Vermedik mi? ona iki göz

1. e : mi
2. lem nec’al : kılmadık, yapmadık (vermedik)
3. lehu : ona
4. ayneyni : iki göz

٩

وَلِسَانًا وَشَفَتَيْنِ

(9) ve lisanev ve şefeteyn
Bir dil ve iki dudak

1. ve : ve
2. lisânen : dil
3. ve : ve
4. şefeteyni : iki dudak

١٠

وَهَدَيْنَاهُ النَّجْدَيْنِ

(10) ve hedey nahün necdeyn
Onu eriştirmedik mi? iki açık yola

1. ve : ve
2. hedeynâ-hu : onu hidayet ederiz, ulaştırırız
3. necdeyni : iki yol

١١

فَلَا اقْتَحَمَ الْعَقَبَةَ

(11) felaktehamel akabeh
Ama sarp yokuşa göğüs geremedi

1. fe : fakat
2. lâ ıktehame : katlanmadı, geçmedi, aşmadı
3. el akabete : akabe, sarp yokuş, dik yokuş, zor iş

١٢

وَمَا اَدْريكَ مَا الْعَقَبَةُ

(12) ve ma edrake mel akabeh
Sana ne bildirdi? Akabe nedir?

1. ve mâ edrâ-ke : ve sana bildiren nedir
2. : ne
3. el akabetu : akabe, sarp yokuş, dik yokuş, zor iş

١٣

فَكُّ رَقَبَةٍ

(13) fekkü rakabeh
Bir köle azat etmektir

1. fekku : kurtarma, azad etme
2. rakabetin : köle

١٤

اَوْ اِطْعَامٌ فى يَوْمٍ ذى مَسْغَبَةٍ

(14) ev ıtamün fi yevmin zi mesğabeh
Veya taam yedirmektir kıtlık gününde

1. ev : veya
2. ıt’âmun : doyurma
3. fî yevmin : günde
4. : sahip, …oldu
5. mesgabetin : yorgunluk ve açlık (darlık ve zorluk)

١٥

يَتيمًا ذَا مَقْرَبَةٍ

(15) yetimen za makrabeh
Akrabalığı olan yetime

1. yetîmen : yetim
2. : sahip, …oldu, …olan
3. makrabetin : yakın, akraba

١٦

اَوْ مِسْكينًا ذَا مَتْرَبَةٍ

(16) ev miskinen za metrabeh
Veya miskine (üzeri) toprak olmuş

1. ev : veya
2. miskînen : miskin, çalışamayan yaşlı, yoksul
3. : sahip, …olan
4. metrabetin : turab üstünde olan (toprak üstünde olan) çok fakir, çok yoksul

١٧

ثُمَّ كَانَ مِنَ الَّذينَ امَنُوا وَتَوَاصَوْا بِالصَّبْرِ وَتَوَاصَوْا بِالْمَرْحَمَةِ

(17) sümme kane minellezine amenu ve tevasav bissabr ve tevasav bil merhameh
Sonra iman edenlerden olmak birbirlerine sabrı tavsiye edenlerden ve de birbirlerine merhameti tavsiye edenlerden

1. sümme : sonra
2. kâne : oldu
3. min ellezîne : o kimselerden, onlardan
4. âmenû : âmenû oldular
5. ve : ve
6. tevâsav : birbirine tavsiye ettiler
7. bi es sabrı : sabrı
8. ve : ve
9. tevâsav : birbirine tavsiye ettiler
10. bi el merhameti : merhameti

١٨

اُولءِكَ اَصْحَابُ الْمَيْمَنَةِ

(18) ülaike eshabül meymeneh
İşte bunlar mutlu olanlardır

1. ulâike : işte onlar
2. ashâbu : sahip
3. el meymeneti : meymene, bereket, saadet, amel defteri (hayat filmi) sağından verilenler

١٩

وَالَّذينَ كَفَرُوا بِايَاتِنَا هُمْ اَصْحَابُ الْمَشَْمَةِ

(19) vellezine keferu biayatina hüm ashabül meşemeh
O kimseler ki, ayetlerimizi inkâr ettiler onlar uğursuzlardır

1. ve ellezîne : ve onlar, ….. olanlar
2. keferû : inkâr ettiler
3. bi âyâti-nâ : âyetlerimizi
4. hum : onlar
5. ashâbu : ashab, sahip
6. el meş’emeti : uğursuzluk, amel defteri (hayat filmi) solundan verilenler

٢٠

عَلَيْهِمْ نَارٌ مُؤْصَدَةٌ

(20) aleyhim narüm mü’sadeh
Onların üzerinde kapıları kapatılmış ateş (olacaktır)

1. aleyhim : onlar üzerinde vardır
2. nârun : ateş
3. mu’sadetun : kapatılmış, örtülmüş

91-ŞEMS

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ

١

وَالشَّمْسِ وَضُحيهَا

(1) veş şemsi ve duhaha
Güneşe yemin ederim ve onun aydınlığına

1. ve : andolsun
2. eş şemsi : güneş
3. ve : ve
4. duhâ-hâ : onun duha vaktine

٢

وَالْقَمَرِ اِذَا تَليهَا

(2) vel kameri iza telaha
Ay’a da ona tâbi olduğu zaman

1. ve : ve
2. el kameri : ay
3. izâ : olduğu zaman
4. telâ-hâ : ona tâbî oldu, onu takip etti

٣

وَالنَّهَارِ اِذَا جَلّيهَا

(3) ven nehari iza cellaha
Gündüzün aydınlığa kavuşacağı zamana da

1. ve : ve
2. en nehâri : gündüz
3. izâ : olduğu zaman
4. cellâ-hâ : onu açığa çıkardı, izhar etti

٤

وَالَّيْلِ اِذَا يَغْشيهَا

(4) vel leyli iza yağşaha
Geceye de (karanlığın) kendisini bürüdüğü

1. ve : ve
2. el leyli : gece
3. izâ : olduğu zaman
4. yagşâ-hâ : onu kapladı, sardı

٥

وَالسَّمَاءِ وَمَا بَنيهَا

(5) ves semai ve ma benaha
Semaya ve onu bina edene de

1. ve es semâi : ve sema, gökyüzü
2. ve mâ : ve şey
3. benâ-hâ : onu bina etti

٦

وَالْاَرْضِ وَمَا طَحيهَا

(6) vel ardı ve ma tahaha
Arza ve onu döşeyene de

1. ve : ve
2. el ardı : arz, yeryüzü
3. ve : ve
4. : şey
5. tahâ-hâ : onu yayıp döşedi, yaşanır hale getirdi

٧

وَنَفْسٍ وَمَا سَوّيهَا

(7) ve nefsiv ve ma sevvaha
Nefse ve onu düzenleyene de

1. ve nefsin : ve nefs
2. ve : ve
3. : şey
4. sevvâ-hâ : onu sevva etti, onu dizayn etti


٨

فَاَلْهَمَهَا فُجُورَهَا وَتَقْويهَا

(8) feelhemeha fücureha ve takvaha
Ona fücuru ve ondan sakınacağını ilham edene

1. fe : sonra
2. elheme-hâ : ona ilham etti
3. fucûre-hâ : onun fücuru
4. ve : ve
5. takvâ-hâ : onun takvası

٩

قَدْ اَفْلَحَ مَنْ زَكّيهَا

(9) kad efleha men zekkaha
Gerçekten felah bulmuştur fücurdan temizlenen

1. kad : olmuştur
2. efleha : felâha erdi
3. men : kim, kimse
4. zekkâ-hâ : onu tezkiye etti

١٠

وَقَدْ خَابَ مَنْ دَسّيهَا

(10) ve kad habe men dessaha
Gerçekten hüsrana uğramıştır fücuru kabullenen de

1. ve kad : ve olmuştur
2. hâbe : heba oldu, hüsrana uğradı
3. men : kim, kimse
4. dessâ-hâ : onun kusurlarını örtmeye çalıştı

١١

كَذَّبَتْ ثَمُودُ بِطَغْويهَا

(11) kezzebet semudü bitağvaha
Semud yalanladı azgınlığı sebebiyle

1. kezzebet : yalanladı
2. semûdu : Semud (kavmi)
3. bi : sebebiyle
4. tagvâ-hâ : kendi azgınlığı

١٢

اِذِ انْبَعَثَ اَشْقيهَا

(12) izin bease eşkaha
O zaman en şakisi fırlayıp ortaya çıktı

1. iz(i) : olduğu zaman, olunca
2. inbaase : işe girişti, ortaya atıldı
3. eşkâ-hâ : onun en çok şâkî olanı

١٣

فَقَالَ لَهُمْ رَسُولُ اللّهِ نَاقَةَ اللّهِ وَسُقْييهَا

(13) fe kale lehüm resulüllahi nakatellahi ve sukyaha
Allah’ın resulü onlara dedi Allah’ın devesine ve onun su içmesine karışmayın

1. fe : o zaman
2. kâle : dedi
3. lehum : onlara
4. resûlu allâhi : Allah’ın Resûl’ü
5. nâkate allâhi : Allah’ın Devesi
6. ve : ve
7. sukyâ-hâ : onu sulayınız

١٤

فَكَذَّبُوهُ فَعَقَرُوهَا فَدَمْدَمَ عَلَيْهِمْ رَبُّهُمْ بِذَنْبِهِمْ فَسَوّيهَا

(14) fekezzebuhü fe akaruha fedemdeme aleyhim rabbühüm bizenbihim fesevvaha
Onu yalanladılar deveyi boğazlayarak öldürdüler takdir edilen hüküm yerine getirildi onların üzerinde ki azap, Rableri günahları sebebiyle kendilerini dümdüz etti

1. fe : fakat
2. kezzebû-hu : onu yalanladılar
3. fe : sonra
4. akarû-hâ : onu ayaklarını bağlayarak devirip kestiler
5. fe : böylece, nihayet, peşinden
6. demdeme : üzerini kapladı
7. aleyhim : onların
8. rabbu-hum : onların Rab’leri
9. bi : ile (sebebiyle)
10. zenbi-him : onların günahları
11. fe : sonra
12. sevvâ-hâ : onu dümdüz yaptı, yerlebir etti

١٥

وَلَا يَخَافُ عُقْبيهَا

(15) ve la yehafu ukbaha
Korkacak değildir o, yaptığı işin (akıbetinden)

1. ve : ve
2. lâ yehâfu : korkmaz, korkacak değil
3. ukbâ-hâ : onun ukbasından, akıbetinden, bunun sonucundan

92-LEYL

Sayfa:595

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ

١

وَالَّيْلِ اِذَا يَغْشى

(1) vel leyli iza yağşa
Geceye yemin ederim (karanlığı) kapladığı zaman

1. ve : andolsun
2. el leyli : gece
3. izâ : olduğu zaman, olduğu an, olacağı an
4. yagşâ : örtecek

٢

وَالنَّهَارِ اِذَا تَجَلّى

(2) ven nehari iza tecella
Gündüzün aydınlığa kavuştuğu zamana da

1. ve en nehâri : ve gündüze
2. izâ : olduğu zaman, olduğu an, olacağı an
3. tecellâ : tecelli edecek, parıldayıp aydınlanacak

٣

وَمَا خَلَقَ الذَّكَرَ وَالْاُنْثى

(3) ve ma halekaz zekere vel ünsa
Yaratana yemin ederim erkek ve dişiyi

1. ve mâ : ve şeye
2. halaka : yarattı
3. ez zekere : erkek
4. ve el unsâ : ve dişi

٤

اِنَّ سَعْيَكُمْ لَشَتّى

(4) inne sa’yeküm leşetta
Muhakkak, sizin çalışmalarınız, elbette çeşit çeşittir

1. inne : muhakkak
2. sa’ye-kum : sizin çalışmalarınız, sizin çabalarınız
3. le : mutlaka, elbette, gerçekten
4. şettâ : dağınık, çeşit çeşit

٥

فَاَمَّا مَنْ اَعْطى وَاتَّقى

(5) feemma men a’ta vetteka
Ama kim verir ve sakınırsa

1. fe emmâ : fakat
2. men : kim
3. a’tâ : verdi
4. ve ittekâ : ve takva sahibi oldu

٦

وَصَدَّقَ بِالْحُسْنى

(6) ve saddeka bil hüsna
En güzeli tasdik ederse

1. ve saddeka : ve tasdik etti, doğruladı
2. bi el husnâ : Hüsna’yı (Allah’ın Zat’ını görmeyi)

٧

فَسَنُيَسِّرُهُ لِلْيُسْرى

(7) fesenü yessiru lil yüsra
Biz müyesser kılacağız ona kolayını

1. fe : o zaman, o taktirde
2. se-nuyessiru-hu : biz ona kolaylaştıracağız (biz onu başarılı kılacağız)
3. li : için
4. el yusrâ : kolaylık, kolay

٨

وَاَمَّا مَنْ بَخِلَ وَاسْتَغْنى

(8) ve emma men behile vestağna
Amma kim cimrilik eder, kendini müstağni görürse

1. ve emmâ : ve fakat
2. men : kim
3. bahıle : cimrilik etti
4. ve istagnâ : ve kendini müstağni gördü, hiçbir şeye muhtaç olmayan, zengin ve kendi kendine yeterli

٩

وَكَذَّبَ بِالْحُسْنى

(9) ve kezzebe bil hüsna
En güzeli de yalanlarsa

1. ve kezzebe : ve yalanladı
2. bi el husnâ : Hüsna’yı, Allah’ın Zat’ını görmeyi

١٠

فَسَنُيَسِّرُهُ لِلْعُسْرى

(10) fesenü yessiruhü lil usra
Biz müyesser kılacağız ona zor olanı

1. fe : o zaman, o taktirde
2. se-nuyessiru-hu : biz ona kolaylaştıracağız (biz onu başarılı kılacağız)
3. li : için, … ı
4. el usrâ : zorluk, zor olan, zor

١١

وَمَا يُغْنى عَنْهُ مَالُهُ اِذَا تَرَدّى

(11) ve ma yuğniy anhü malühü iza teredda
Fayda vermez artık ona malı yuvarlandığı zaman

1. ve mâ yugnî an-hu : ve ona fayda vermez
2. mâlu-hu : onun malı
3. izâ : olduğu zaman
4. tereddâ : düştü, yuvarlandı, helâk oldu

١٢

اِنَّ عَلَيْنَا لَلْهُدى

(12) inne aleyna lel hüda
Şüphesiz bize düşen elbette hidayet yolunu göstermektir

1. inne : muhakkak
2. aleynâ : bizim üzerimizde, bize ait
3. le : mutlaka, elbette, gerçekten
4. el hudâ : hidayet

١٣

وَاِنَّ لَنَا لَلْاخِرَةَ وَالْاُولى

(13) ve inne lena lel ahirete vel ula
Şüphesiz bizimdir âhiret de, dünya da elbette

1. ve inne : muhakkak ki
2. lenâ : bize aittir, bizimdir
3. le : mutlaka, elbette, gerçekten
4. el âhırete : ahiret, ahir olan, sonraki
5. ve el ûlâ : ve evvel, önce olan, önceki

١٤

فَاَنْذَرْتُكُمْ نَارًا تَلَظّى

(14) feenzertüküm naran telezza
Ben sizi uyardım kaynayıp köpüren ateşle

1. fe : öyleyse, işte
2. enzertu-kum : ben sizi uyardım
3. nâren : ateş
4. telezzâ : alevleri çoğalan, yakıcılığı gittikçe artan

١٥

لَايَصْليهَا اِلَّا الْاَشْقَى

(15) la yaslaha illel eşka
Oraya atılacak ancak en şaki olanlar

1. lâ yaslâ-hâ : ona yaslanmaz, atılmaz
2. illâ : den başka
3. el eşkâ : çok şâkî olan

١٦

اَلَّذى كَذَّبَ وَتَوَلّى

(16) ellezi kezzebe ve tevella
O kimse ki, yalanlamış hem de yüz çevirmişti

1. ellezî : o ki
2. kezzebe : yalanladı
3. ve tevellâ : ve yüz çevirdi

١٧

وَسَيُجَنَّبُهَا الْاَتْقَى

(17) ve seyücennebühel etka
O takva sahibi ateşten uzaklaştırılacak

1. ve se-yucennebu-hâ : ve ondan uzaklaştırılacak
2. el etkâ : çok takva sahibi olan

١٨

اَلَّذى يُؤْتى مَالَهُ يَتَزَكّى

(18) ellezi yu’ti malehü yetezekka
O takva ehli ki malını verir, temizlenir

1. ellezî : o ki
2. yu’tî : verir
3. mâle-hu : malını
4. yetezekkâ : temizlenir

١٩

وَمَا لِاَحَدٍ عِنْدَهُ مِنْ نِعْمَةٍ تُجْزى

(19) ve ma liehadin indehü min nı’metin tücza
Hiçbir kimse için yoktur onun yanında mükafatlandırılacak bir nimet

1. ve mâ : ve olmaz, değildir
2. li ehadin : bir kimseye
3. inde-hu : onun yanında
4. min ni’metin : bir ni’met
5. tuczâ : karşılığı olsun

٢٠

اِلَّا ابْتِغَاءَ وَجْهِ رَبِّهِ الْاَعْلى

(20) illebtiğae vechi rabbihil a’la
Ancak tâbi olan hariç a’lâ olan Rabbinin zatına

1. illâ : ancak, sadece
2. ibtigâe : ibtiga etti, istedi, diledi
3. vechi : vech, yüz, zat
4. rabbi-hi : onun Rabbi
5. el a’lâ : yüce

٢١

وَلَسَوْفَ يَرْضى

(21) ve lesevfe yerda
İlerde mutlaka razı olacaktır

1. ve le : ve mutlaka
2. sevfe : yakında olacak
3. yerdâ : razı olacak


93-DUHA

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ

١

وَالضُّحى

(1) vedduha
Kuşluk vaktine yemin olsun

1. ve : andolsun
2. ed duhâ : kuşluk vaktine

٢

وَالَّيْلِ اِذَا سَجى

(2) velleyli iza seca
Geceye de sakinlik çöktüğü zaman

1. ve el leyli : ve gece
2. izâ : olduğu zaman
3. secâ : zifiri karanlık çöktü (gecenin karanlığının en derin, en sessiz zamanı)

٣

مَا وَدَّعَكَ رَبُّكَ وَمَا قَلى

(3) ma veddeake rabbüke ve ma kala
Rabbin seni terk etmedi darılmadı da

1. mâ veddea-ke : sana veda etmedi, seni terketmedi
2. rabbu-ke : senin Rabbin
3. ve mâ kalâ : ve darılmadı

Sayfa:596

٤

وَلَلْاخِرَةُ خَيْرٌ لَكَ مِنَ الْاُولى

(4) ve lel ahiretü hayrül leke minel ula
Ahiret, elbette hayırlıdır senin için dünyadan

1. ve : ve
2. le : mutlaka, elbette
3. el âhıretu : ahiret, bundan sonraki
4. hayrun : daha hayırlı
5. leke : senin için
6. min(e) : den
7. el ûlâ : evvel

٥

وَلَسَوْفَ يُعْطيكَ رَبُّكَ فَتَرْضى

(5) ve lesevfe yu’tike rabbüke feterda
İlerde mutlaka Rabbin sana verecek sen de razı olacaksın

1. ve : ve
2. le : elbette, mutlaka
3. sevfe : yakında olacak
4. yu’tî-ke : sana verecek, ihsan edecek
5. rabbu-ke : senin Rabbin
6. fe : böylece
7. terdâ : sen razı olacaksın

٦

اَلَمْ يَجِدْكَ يَتيمًا فَاوى

(6) elem yecidke yetimen feava
Seni yetim bulup da barındırmadı mı?

1. e : mi
2. lem yecid-ke : seni bulmadı
3. yetîmen : yetim
4. fe : sonra
5. âvâ : barındırdı

٧

وَوَجَدَكَ ضَالًّا فَهَدى

(7) ve vecedeke dallen feheda
Sen dalalet ortamında bulunurken (seni) hidayete erdir(medi mi?)

1. ve vecede-ke : ve seni buldu
2. dâllen : dalâlette olanların arasında olma, dalâlette olma, hidayette olmama
3. fe : sonra
4. hedâ : hidayete erdirdi

٨

وَوَجَدَكَ عَاءِلًا فَاَغْنى

(8) ve vecedeke ailen feağna
Sen yoksulluk içinde bulunurken (seni) zengin et(medi mi?)

1. ve vecede-ke : ve seni buldu
2. âilen : yokluk
3. fe : sonra
4. agnâ : gani kıldı, zengin kıldı

٩

فَاَمَّا الْيَتيمَ فَلَا تَقْهَرْ

(9) feemmel yetime fela takher
Öyle ise sen de yetimi üzme

1. fe : artık
2. emmâ : amma, fakat
3. el yetîme : yetim
4. fe : bundan sonra
5. lâ takher : kahretme, üzme

١٠

وَاَمَّا السَّاءِلَ فَلَا تَنْهَرْ

(10) ve emmes saile fela tenher
Öyle ise isteyiciyi azarlama

1. ve emmâ : ve amma, fakat
2. es sâile : isteyen
3. fe : bundan sonra
4. lâ tenher : azarlama

١١

وَاَمَّا بِنِعْمَةِ رَبِّكَ فَحَدِّثْ

(11) ve emma bi nı’meti rabbike fehaddis
Amma Rabbinin nimetini anlat

1. ve : ve
2. emmâ : amma, fakat
3. bi ni’meti : ni’metini
4. rabbi-ke : senin Rabbin, Rabbin
5. fe : artık
6. haddis : bahset, anlat

94-İNŞİRAH

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ

١

اَلَمْ نَشْرَحْ لَكَ صَدْرَكَ

(1) elem neşrah leke sedrak
açıp genişletmedik mi? senin göğsünü

1. e : mi
2. lem neşrah : biz açıp genişletmedik
3. leke : sana, senin için
4. sadre-ke : senin göğsün, göğsün

٢

وَوَضَعْنَا عَنْكَ وِزْرَكَ

(2) ve vada’na anke vizrak
Kaldır(ma)dık(mı?) senden yükünü

1. ve : ve
2. vadagnâ : biz indirdik (kaldırdık)
3. anke : senden
4. vizre-ke : senin yükün

٣

اَلَّذى اَنْقَضَ ظَهْرَكَ

(3) ellezi enkada zehrak
O ki bükmüştü senin belini

1. ellezî : o ki, ki o
2. enkada : büktü, bükmüştü
3. zahre-ke : senin sırtın

٤

وَرَفَعْنَا لَكَ ذِكْرَكَ

(4) ve refa’na leke zikrak
Yükseltmişti senin şanını

1. ve : ve
2. refa’nâ : biz yükselttik
3. leke : senin için
4. zikre-ke : senin zikrin

٥

فَاِنَّ مَعَ الْعُسْرِ يُسْرًا

(5) feinne meal usri yüsra
Şüphesiz zorlukla beraber bir kolaylık (var)

1. fe : öyleyse, o halde
2. inne : muhakkak
3. mea : beraber
4. el usri : zorluk
5. yusran : kolaylık

٦

اِنَّ مَعَ الْعُسْرِ يُسْرًا

(6) inne meal usri yüsra
Gerçekten zorlukla beraber bir kolaylık

1. inne : muhakkak
2. mea : beraber
3. el usri : güçlük
4. yusran : kolaylık

٧

فَاِذَا فَرَغْتَ فَانْصَبْ

(7) feiza ferağte fensab
O halde boş kaldığın zaman yine kalk yorul

1. fe : o halde, öyleyse
2. izâ : olduğu zaman
3. feragte : sen boş kaldın (meşguliyetin bitti)
4. fe : o taktirde, hemen
5. insab : intisap et, tâbî ol, talep et, çalış, Rabbine yönel

٨

وَاِلى رَبِّكَ فَارْغَبْ

(8) ve ila rabbike ferğab
Ve ancak Rabbine rağbet et

1. ve : ve
2. ilâ rabbi-ke : Rabbine
3. fe : artık, hemen
4. irgab : rağbet et, onu öv, sena et, hamdet, zikret, tespih et

95-TİN

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ

١

وَالتّينِ وَالزَّيْتُونِ

(1) vet tini vez zeytun
İncirin ve zeytinin (sırrına) yemin olsun

1. ve : andolsun
2. et tîni : incir
3. ve : ve
4. ez zeytûni : zeytin

٢

وَطُورِ سينينَ

(2) ve turi sinin
Tûr’i sina’ya da yemin olsun

1. ve : ve
2. tûri sînîne : tûri sînîn

٣

وَهذَا الْبَلَدِ الْاَمينِ

(3) ve hazel beledil emin
Şu emin beldeye de yemin olsun

1. ve : ve
2. hâzâ : bu
3. el beledi : belde, şehir
4. el emîni : emin, güvenilir

٤

لَقَدْ خَلَقْنَا الْاِنْسَانَ فى اَحْسَنِ تَقْويمٍ

(4) lekad halaknel insane fi ahseni takvim
Gerçekten biz yarattık insanı en güzel biçim ve tertipte

1. lekad : andolsun
2. halaknâ : biz yarattık
3. el insâne : insanı (insanın nefsini)
4. : içinde
5. ahseni : en güzele (ahsene) ulaşabilecek
6. takvîmin : takvim, programlanmış zaman kevn, yaratış tarzı

٥

ثُمَّ رَدَدْنَاهُ اَسْفَلَ سَافِلينَ

(5) sümme redednahü esfele safilin
Sonra onu çevirdik aşağıların en aşağısına

1. sümme : sonra
2. redednâ-hu : onu reddettik, iade ettik, çevirdik
3. esfele sâfilîne : esfeli safilin, sefillerin en sefili, en sefil hale

Sayfa:597

٦

اِلَّا الَّذينَ امَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فَلَهُمْ اَجْرٌ غَيْرُ مَمْنُونٍ

(6) illellezine amenu ve amillus salihati fe lehüm ecrun gayru memnun
Ancak iman edip salih amel işleyenler hariç onlar için tükenmesi mümkün olmayan ecir (var)

1. illâ : ancak, hariç
2. ellezîne : onlar, olanlar
3. âmenû : âmenû oldular, Allah’a ulaşmayı, teslim olmayı dilediler
4. ve amilû : ve amel yaptılar, işlediler
5. es sâlihâti : salih amel, nefsi tezkiye edici amel
6. fe : işte
7. lehum : onlar için vardır
8. ecrun : ecir, mükâfat
9. gayru : olmaksızın
10. memnûnin : kesilen, kesinti yapılan, devamlı olmayan

٧

فَمَا يُكَذِّبُكَ بَعْدُ بِالدّينِ

(7) fema yükezzibüke ba’du biddin
Seni yalana götüren nedir? bu din (gerçeğinden) sonra

1. fe : öyleyse, o halde
2. : nedir
3. yukezzibu-ke : sana yalanlatan
4. ba’du : sonra, bundan sonra
5. bi ed dîni : dini

٨

اَلَيْسَ اللّهُ بِاَحْكَمِ الْحَاكِمينَ

(8) eleysellahü biahkemil hakimin
Allah değil midir? hakimlerin hakimi

1. e : mi
2. leyse : değil
3. allâhu : Allah
4. bi ahkemi : en âlimi, en adili, en güzeli, en iyi hüküm vereni
5. el hâkimîne : hakimler, hükmedenler

96-ALAK

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ

١

اِقْرَاْ بِاسْمِ رَبِّكَ الَّذى خَلَقَ

(1) ıkra’ bismi rabbikel lezi halak
Oku, Rabbinin ismi ile o ki yarattı

1. ıkra’ : oku
2. bi ismi : ismi ile, adıyla
3. rabbi-ke : senin Rabbin
4. ellezî : o ki, ….. olan
5. halaka : yarattı

٢

خَلَقَ الْاِنْسَانَ مِنْ عَلَقٍ

(2) halekal insane min alak
İnsanı yarattı bir kan pıhtısından

1. halaka : yarattı
2. el insâne : insan
3. min alakın : bir alaktan, bir yere bir noktadan bağlı olan şeyden, döllenmiş hücreden, embriyodan

٣

اِقْرَاْ وَرَبُّكَ الْاَكْرَمُ

(3) ıkra’ ve rabbükel ekrem
Oku! Rabbin kerem sahibidir

1. ıkra’ : oku
2. ve rabbu-ke : ve senin Rabbin
3. el ekremu : en çok kerem sahibi, sonsuz kerem sahibi

٤

اَلَّذى عَلَّمَ بِالْقَلَمِ

(4) ellezi alleme bil kalem
O ki öğretmiştir kalemle (yazmayı)

1. ellezî : ki o
2. alleme : öğretti
3. bi : ile
4. el kalemi : kalem

٥

عَلَّمَ الْاِنْسَانَ مَالَمْ يَعْلَمْ

(5) allemel insane ma lem ya’lem
İnsana öğretmiştir bilmediği şeyleri

1. alleme : öğretti
2. el insâne : insan
3. : şey
4. lem ya’lem : bilmiyor

٦

كَلَّا اِنَّ الْاِنْسَانَ لَيَطْغى

(6) kella innel insane le yatğa
Hayır! muhakkak insan azar

1. kellâ : hayır
2. inne : muhakkak
3. el insâne : insan
4. le : mutlaka, gerçekten
5. yatgâ : azgınlık yapar

٧

اَنْ رَاهُ اسْتَغْنى

(7) er reahüs tağna
O, kendini ayrıcalıklı görmesindendir

1. en reâ-hu : kendini görmesi
2. istagnâ : müstağni, Allah’a ve hiçbir şeye ihtiyacı olmadığını sanması

٨

اِنَّ اِلى رَبِّكَ الرُّجْعى

(8) inne ila rabbikerruc’a
Şüphesiz dönüş Rabbinedir

1. inne : muhakkak
2. ilâ rabbi-ke : senin Rabbine
3. er ruc’â : dönüş

٩

اَرَاَيْتَ الَّذى يَنْهى

(9) eraeytellezi yenha
Gördün mü o kimseyi men ediyor

1. e : mı, mü
2. raeyte : sen gördün
3. ellezî : o kimse, o ki
4. yenhâ : nehyediyor, engelliyor, men ediyor

١٠

عَبْدًا اِذَا صَلّى

(10) abden iza salla
Namaz kıldığı vakit bir kulu

1. abden : bir kul
2. izâ : olduğu zaman
3. sallâ : namaz kıldı

١١

اَرَاَيْتَ اِنْ كَانَ عَلَى الْهُدى

(11) eraeyte in kane alel hüda
Gördün mü, eğer (o kul) hidayet üzerinde ise

1. e : mü
2. raeyte : sen gördün
3. in : eğer, ise, öyle ise
4. kâne : oldu, idi
5. alâ : üzere
6. el hudâ : hidayet

١٢

اَوْ اَمَرَ بِالتَّقْوى

(12) ev emara bit takva
Yahut emir ediyorsa takva üzerine

1. ev : veya
2. emera : emretti
3. bi et takvâ : takvayı

١٣

اَرَاَيْتَ اِنْ كَذَّبَ وَتَوَلّى

(13) eraeyte in kezzebe ve tevella
Gördün mü, eğer (diğeri) yalanlasa da, mı? yüz çevirse de

1. e : mü
2. raeyte : sen gördün
3. in : eğer, ise, öyle ise
4. kezzebe : yalanladı
5. ve tevellâ : ve yüz çevirdi

١٤

اَلَمْ يَعْلَمْ بِاَنَّ اللّهَ يَرى

(14) elem ya’lem biennallahe yera
Bilmedi mi ki? şüphesiz Allah, görür

1. e : mu
2. lem ya’lem : bilmiyor
3. bi enne : olduğunu
4. allâhe : Allah
5. yerâ : görüyor

١٥

كَلَّا لَءِنْ لَمْ يَنْتَهِ لَنَسْفَعًا بِالنَّاصِيَةِ

(15) kella leil lem yentehi lenesfeam binnasiyeh
Hayır! eğer vazgeçmezse perçeminden mutlaka tutup kavrayacağız

1. kellâ : hayır
2. le in : gerçekten eğer
3. lem yentehi : vazgeçmezse
4. le nesfean : mutlaka yakalarız, sürükleriz
5. bi en nâsıyeti : perçeminden

١٦

نَاصِيَةٍ كَاذِبَةٍ خَاطِءَةٍ

(16) nasiyetin kazibetin hatieh
Alnındaki perçeminden o yalancı, günahkar(ın)

1. nâsiyetin : perçem, alın
2. kâzibetin : yalancı
3. hâtıetin : günahkâr

١٧

فَلْيَدْعُ نَادِيَهُ

(17) fel yedu nadiyeh
Çağırsın kendi meclisini

1. fe li yed’u : haydi çağırsın
2. nâdiye-hu : onun meclisi, yakın çevresi, yardımcıları

١٨

سَنَدْعُ الزَّبَانِيَةَ

(18) sened üzzebaniyeh
Biz de zebanileri çağıracağız

1. se-ned’u : biz çağıracağız
2. ez zebâniyete : zebanileri

١٩

كَلَّا لَاتُطِعْهُ وَاسْجُدْ وَاقْتَرِبْ

(19) kella la tütı’hü vescüd vakterib
Hayır! o (kâfire) itaat etme (Allah’a) secde et ve yaklaş

1. kellâ : hayır
2. lâ tutı’hu : ona itaat etme
3. ve uscud : ve secde et
4. ve ikterib : ve karib ol, yakın ol

97-KADİR

Sayfa:598

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ

١

اِنَّا اَنْزَلْنَاهُ فى لَيْلَةِ الْقَدْرِ

(1) inna enzelnahü fi leyletil kadr
Şüphesiz biz onu indirdik kadir gecesi

1. innâ : muhakkak ki biz
2. enzelnâ-hu : onu biz indirdik
3. : de
4. leyleti : gece
5. el kadri : kadir

٢

وَمَا اَدْريكَ مَالَيْلَةُ الْقَدْرِ

(2) ve ma edrake ma leyletül kadr
Sana ne bildirildi? Kadir gecesi nedir?

1. ve mâ : ve nedir
2. edrâ-ke : sana bildirdi
3. : ne (olduğunu)
4. leyletu : gece
5. el kadri : kadir

٣

لَيْلَةُ الْقَدْرِ خَيْرٌ مِنْ اَلْفِ شَهْرٍ

(3) leyletül kadri hayrüm min elfi şehr
Kadir gecesi bin aydan hayırlıdır

1. leyletu : gece
2. el kadri : kadir
3. hayrun : daha hayırlı
4. min : dan
5. elfi : bin
6. şehrin : ay

٤

تَنَزَّلُ الْمَلءِكَةُ وَالرُّوحُ فيهَا بِاِذْنِ رَبِّهِمْ مِنْ كُلِّ اَمْرٍ

(4) tenezzelül melaiketü verruhu fiha biizni rabbihim min külli emr
Melekler ve nur iner Rabbinin izni ile her bir iş için

1. tenezzelu : inerler
2. el melâiketu : melekler
3. ve er rûhu : ve ruh
4. fî-hâ : onda
5. bi : ile
6. izni : izni
7. rabbi-him : Rab’lerinin
8. min : den
9. kulli : herbir, hepsi
10. emrin : emir, iş

٥

سَلَامٌ هِىَ حَتّى مَطْلَعِ الْفَجْرِ

(5) selamün hiye hatta matleıl fecr
O gece selamettir güneşin doğuşuna kadar

1. selâmun : selâm, selâmet
2. hiye : o
3. hattâ : … a kadar
4. matlaı : doğuş
5. el fecri : fecir zamanı

98-BEYYİNE

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ

١

لَمْ يَكُنِ الَّذينَ كَفَرُوا مِنْ اَهْلِ الْكِتَابِ وَالْمُشْرِكينَ مُنْفَكّينَ حَتّى تَاْتِيَهُمُ الْبَيِّنَةُ

(1) lem yekünil lezine keferu min ehlil kitabi velmüşrikine münfekkine hatta te’tiye hümül beyyineh
Değiller ehli kitabın kâfirleri ile müşrikleri, (bulundukları durumdan) ayırılacaklar kendilerine gelinceye kadar açık bir hüccet

1. lem yekuni : değiller, olmadılar
2. ellezîne keferû : inkâr edenler, kâfir olanlar
3. min ehli el kitâbi : kitap ehlinden
4. ve el muşrikîne : ve müşrikler
5. munfekkîne : ayrılmış olanlar
6. hattâ : oluncaya kadar
7. te’tiye : gelir
8. hum(u) : onlara
9. el beyyinetu : beyyine, açık delil, mucize

٢

رَسُولٌ مِنَ اللّهِ يَتْلُوا صُحُفًا مُطَهَّرَةً

(2) rasulüm minallahi yetlu suhufem mütahherah
Allah’tan resul(ler) tertemiz sahifelerden okurlar

1. resûlun : bir resûl
2. min allâhi : Allah’tan
3. yetlû : okur
4. suhufen : sahifeler
5. mutahharaten : tertemiz

٣

فيهَا كُتُبٌ قَيِّمَةٌ

(3) fiha kütübün kayyimeh
Onun içinde dosdoğru hükümler (vardır)

1. fî-hâ : orada, içinde vardır
2. kutubun : kitaplar
3. kayyimetun : temel, değişmez hükümler yazılı

٤

وَمَا تَفَرَّقَ الَّذينَ اُوتُوا الْكِتَابَ اِلَّا مِنْ بَعْدِ مَاجَاءَ تْهُمُ الْبَيِّنَةُ

(4) ve ma teferrekal lezine utül kitabe illa min ba’di ma caethümül beyyineh
Tefrikaya düştüler kitap verilenler geldikten sonra ancak kendilerine açık belge

1. ve mâ teferreka : ve tefrikaya düşmediler fırkalara ayrılmadılar
2. ellezîne : onlar, olanlar
3. ûtû el kitâbe : kitap verildi
4. illâ : ancak
5. min ba’di : sonra
6. : şey
7. câet : geldi
8. hum(u) : onlara, kendilerine
9. el beyyinetu : beyyineler, apaçık belgeler

٥

وَمَا اُمِرُوا اِلَّا لِيَعْبُدُوا اللّهَ مُخْلِصينَ لَهُ الدّينَ حُنَفَاءَ وَيُقيمُوا الصَّلوةَ وَيُؤْتُوا الزَّكوةَ وَذلِكَ دينُ الْقَيِّمَةِ

(5) ve ma ümiru illa li ya’büdüllahe muhlisine lehüd dine hunefae ve yükımussalate ve yü’tüzzekate ve zalike dinül kayyimeh
Emrolunmuştur yalnız Allah’a kulluk etmeleri oysa din (uğrunda) tam bir ihlas ile namazı dosdoğru kılmaları ve de zekatı vermeleri işte doğru din budur

1. ve mâ umirû : ve onlar emrolunmadılar
2. illâ : den başka
3. li ya’budû allâhe : Allah’a kul olmak
4. muhlisîne : muhlisler
5. lehu : ona
6. ed dîne : dîn
7. hunefâe : hanifler
8. ve yukîmû es salâte : ve namazı ikame etmek
9. ve yu’tû ez zekâte : ve zekâtı vermek
10. ve zâlike : işte bu
11. dînu : dîn
12. el kayyimeti : kayyum

٦

اِنَّ الَّذينَ كَفَرُوا مِنْ اَهْلِ الْكِتَابِ وَالْمُشْرِكينَ فى نَارِ جَهَنَّمَ خَالِدينَ فيهَا اُولءِكَ هُمْ شَرُّ الْبَرِيَّةِ

(6) innellezine keferu min ehlil kitabi vel müşrikine fi nari cehenneme halidine fiha ülaike hüm şerrül beriyyeh
Şüphesiz ehli kitabın kâfirleri ile müşrikleri cehennem ateşindedir içinde ebedi kalmak üzere işte bunlar mahlukatın en kötüsüdür

1. inne : muhakkak
2. ellezîne keferû : inkâr edenler, kâfir olanlar
3. min ehli el kitâbi : kitap ehlinden
4. ve el muşrikîne : ve müşrikler
5. fî nâri : ateş içinde
6. cehenneme : cehennem
7. hâlidîne : ebedî, devamlı kalacak olanlardır
8. fî-hâ : orada
9. ulâike : işte onlar
10. hum : onlar
11. şerru : şerrli olanlar
12. el beriyyeti : yaratılmış olanlar

٧

اِنَّ الَّذينَ امَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ اُولءِكَ هُمْ خَيْرُ الْبَرِيَّةِ

(7) innellezine amenu ve amilus salihati ülaike hüm hayrül beriyyeh
Şüphesiz iman eden, kimselerle salih amel işleyenlerde işte bunlar mahlukatın en hayırlısıdırlar

1. inne : muhakkak
2. ellezîne âmenû : âmenû olanlar, Allah’a ulaşmayı dileyenler
3. ve amilû es sâlihâti : ve salih amel yaptılar, nefs tezkiyesi yaptılar
4. ulâike : işte onlar
5. hum : onlar
6. hayru : hayırlı
7. el beriyyeti : yaratılmış olanlar

٨

جَزَاؤُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْ جَنَّاتُ عَدْنٍ تَجْرى مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِدينَ فيهَا اَبَدًا رَضِىَ اللّهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا عَنْهُ ذلِكَ لِمَنْ خَشِىَ رَبَّهُ

(8) cezaühüm inde rabbihim cennatü ednin tecriy min tahtihel enharü halidine fiha ebeda radiyallahü anhüm ve radu enh zalike limen haşiye rabbeh
Onların mükafatı Rablerinin yanında adn cennetleridir altından nehirler akan orada ebedi olarak kalacaklardır Allah onlardan razı oldu onlarda (Allah’tan) razı oldular işte bu Rabbinden korkan kimse içindir

1. cezâu-hum : onların karşılığı, mükâfatı
2. inde : yanında, katında
3. rabbi-him : onların Rab’leri
4. cennâtu : cennetler
5. adnin : adn
6. tecrî : akar
7. min tahti-hâ : onun altından
8. el enhâru : nehirler
9. hâlidîne : kalacak olanlar
10. fî-hâ : orada
11. ebeden : ebediyyen, devamlı
12. radıye allâhu : Allah razı oldu
13. an-hum : onlardan
14. ve radû : ve razı oldu
15. an-hu : ondan
16. zâlike : işte bu
17. li : için
18. men : kim, kimse
19. haşiye : huşû duydu
20. rabbe-hu : onun Rabbi

99-ZİLZAL

Sayfa:599

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ

١

اِذَا زُلْزِلَتِ الْاَرْضُ زِلْزَالَهَا

(1) iza zülziletil erdu zilzaleha
Yer sarsıldığı zaman o şiddetli sarsıntı ile

1. izâ zulzileti : sarsıldığı zaman
2. el ardu : arz, yeryüzü
3. zilzâle-hâ : onun şiddetli sarsıntısı

٢

وَاَخْرَجَتِ الْاَرْضُ اَثْقَالَهَا

(2) ve ahracetil erdu eskaleha
Çıkardığında ve yer (içindeki) ağırlıklarını

1. ve ahreceti : ve dışarı çıkardı
2. el ardu : arz, yeryüzü
3. eskâle-hâ : onun ağırlıkları

٣

وَقَالَ الْاِنْسَانُ مَالَهَا

(3) ve kalel insanü ma leha
Ve insan dediği (zaman) “bu arza ne oluyor?”

1. ve kâle : ve dedi
2. el insânu : insan
3. : ne, ne oluyor
4. lehâ : ona

٤

يَوْمَءِذٍ تُحَدِّثُ اَخْبَارَهَا

(4) yevmeizin tühaddisü ahbaraha
O gün arz anlatır arz (bütün) haberleri

1. yevme izin : o gün, izin günü
2. tuhaddisu : basedecek, anlatacak
3. ahbâre-hâ : kendi haberlerini

٥

بِاَنَّ رَبَّكَ اَوْحى لَهَا

(5) bienne rabbeke evha leha
Çünkü Rabbin ona vahy etmiştir

1. bi enne : olması ile
2. rabbe-ke : senin Rabbin
3. evhâ lehâ : ona vahyetti

٦

يَوْمَءِذٍ يَصْدُرُ النَّاسُ اَشْتَاتًا لِيُرَوْا اَعْمَالَهُمْ

(6) yevmeiziy yasdürun nasü eştatel li yürav a’ma lehüm
O gün döner insanlar dağınık guruplar halinde gösterilmek için amelleri onlara

1. yevme izin : o gün, izin günü
2. yasduru : ortaya çıkacak
3. en nâsu : insanlar
4. eştâten : ayrı ayrı, dağınık olarak
5. li yurav : gösterilmesi için
6. a’mâle-hum : onların amelleri

٧

فَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ خَيْرًا يَرَهُ

(7) ve mey ya’mel miskale zerratin hayrey yerah
Her kim işlerse zerre miktarı hayır onu görecek

1. fe men : artık kim
2. ya’mel : yapar, işler
3. miskâle : ağırlık
4. zerretin : zerre, en küçük miktar
5. hayren : bir hayır
6. yera-hu : onu görür

٨

وَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ شَرًّا يَرَهُ

(8) ve mey ya’mel miskale zerratin şerrey yerah
Her kim işlerse zerre miktarı şer onu görecek

1. ve men : ve kim
2. ya’mel : yapar, işler
3. miskâle : ağırlık
4. zerretin : zerre, en küçük miktar
5. şerren : bir şerr
6. yera-hu : onu görür

100-ADİYAT

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ

١

وَالْعَادِيَاتِ ضَبْحًا

(1) vel adiyati dabha
Soluyarak koşturanlara yemin olsun

1. ve : andolsun
2. el âdiyâti : koşanlar
3. dabhan : nefes nefese

٢

فَالْمُورِيَاتِ قَدْحًا

(2) fel muriyati kadha
Çakarak ateş çıkaranlara

1. fe : sonra
2. el mûriyâti : kıvılcım saçanlar
3. kadhan : hızla çarparak

٣

فَالْمُغيرَاتِ صُبْحًا

(3) fel muğirati sübha
Sabahları akın edenlere

1. fe : sonra
2. el mugîrâti : ansızın akın edenler
3. subhan : sabah vakti

٤

فَاَثَرْنَ بِه نَقْعًا

(4) fe eserne bihi naka
Şahlanarak tozla iz bırakanlara

1. fe : sonra, böylece
2. eserne : tozu dumana kattılar
3. bi-hî : onunla
4. nakan : toz

٥

فَوَسَطْنَ بِه جَمْعًا

(5) fe vesatne bihi cema
Ortasına dalanlara (düşman) topluluğunun

1. fe : sonra
2. vasatne : ortasına daldılar
3. bi-hî : onunla
4. cem’an : topluluk

٦

اِنَّ الْاِنْسَانَ لِرَبِّه لَكَنُودٌ

(6) innel insane li rabbihi le kenud
Şüphesiz insan Rabbine karşı pek nankördür

1. inne : muhakkak
2. el insâne : insan
3. li rabbi-hî : Rabbine
4. le : gerçekten
5. kenûdun : hamdetmeyen, çok nankör

٧

وَاِنَّهُ عَلى ذلِكَ لَشَهيدٌ

(7) ve innehü ala zalike le şehid
Kesinlikle buna kendi de şahittir

1. ve inne-hu : ve muhakkak ki o
2. alâ : üzerine
3. zâlike : bu
4. le : elbette
5. şehîdun : şahittir

٨

وَاِنَّهُ لِحُبِّ الْخَيْرِ لَشَديدٌ

(8) ve innehü li hübbil hayri le şedid
Gerçekten onun sevgisi mala, şiddetlidir

1. ve inne-hu : ve muhakkak ki o
2. li hubbi : …’a sevgisi
3. el hayri : hayr, mal (malı hayır sandığı için)
4. le : gerçekten
5. şedîdun : şiddetli, kuvvetli

٩

اَفَلَا يَعْلَمُ اِذَا بُعْثِرَ مَا فِى الْقُبُورِ

(9) e fe la ya’lemü iza bu’sira ma fil kubur
Fakat bilmez mi ki çıkarıldığı zaman kabirlerin içindekiler

1. e : mi
2. fe : artık
3. lâ ya’lemu : bilmeyecek
4. izâ : olduğu zaman
5. bu’sira : çıkarıldı
6. : şeyler
7. fî el kubûri : kabirlerde

١٠

وَحُصِّلَ مَا فِى الصُّدُورِ

(10) ve hussile ma fis sudur
Gizli şeyler derlenip çıkarıldığı (zaman) göğüslerin içindeki

1. ve hussıle : ve hasıl olanlar toplandı, toplanıp izhar edildi
2. : şey, şeyler
3. fî es sudûri : göğüslerde

١١

اِنَّ رَبَّهُمْ بِهِمْ يَوْمَءِذٍ لَخَبيرٌ

(11) inne rabbehüm bihim yevmeizil le habir
Şüphesiz Rableri onlardan o gün pekala haberdardır

1. inne : muhakkak
2. rabbe-hum : onların Rabbi
3. bi-him : onlardan, kendilerinden
4. yevme izin : o gün, izin günü
5. le : mutlaka, elbette
6. habîrun : haberdar olan

101-KARİA

Sayfa:600

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ

١

اَلْقَارِعَةُ

(1) el karieh
Karia!

1. el kâriatu : kâria, korkunç ve dehşet verici çarpan bir felâket

٢

مَاالْقَارِعَةُ

(2) mel karieh
Nedir karia?

1. : nedir
2. el kâriatu : kâria

٣

وَمَا اَدْريكَ مَاالْقَارِعَةُ

(3) ve ma edrake mel karieh
Sana ne bildirildi? Karia’nın ne olduğunu

1. ve mâ : ve nedir
2. edrâ-ke : sana bildirdi
3. : ne olduğunu
4. el kâriatu : kâria

٤

يَوْمَ يَكُونُ النَّاسُ كَالْفَرَاشِ الْمَبْثُوثِ

(4) yevme yekunün nasü kelferaşil mebsus
O gün insanlar, olur yayılmış uçan pervanerler gibi

1. yevme : o gün
2. yekûnu : olurlar
3. en nâsu : insanlar
4. ke el ferâşi : kelebekler, pervaneler gibi
5. el mebsûsi : dağılmış

٥

وَتَكُونُ الْجِبَالُ كَالْعِهْنِ الْمَنْفُوشِ

(5) ve tekunül cibalü kelıhnil menfuş
Dağlar da olur didilerek atılan yün gibi

1. ve tekûnu : ve olurlar
2. el cibâlu : dağlar
3. ke el ıhni : renkli yünler gibi
4. el menfuşi : etrafa saçılmış

٦

فَاَمَّا مَنْ ثَقُلَتْ مَوَازينُهُ

(6) fe emma men sekulet mevazinüh
Ama kimin ağır gelmişse tartıları

1. fe : artık
2. emmâ : fakat
3. men : kim
4. sekulet : ağır geldi
5. mevâzînu-hu : onun tartıları

٧

فَهُوَ فى عيشَةٍ رَاضِيَةٍ

(7) fe hüve fi işatir radiyeh
İşte o razı olacağı bir hayattadır

1. fe : artık, işte
2. hüve : o
3. : içinde
4. îşetin : yaşayış
5. râdiyetin : razı olan, razı olduğu

٨

وَاَمَّا مَنْ خَفَّتْ مَوَازينُهُ

(8) ve emma men haffet mevazinüh
Ama kimin hafif gelmişse tartıları

1. ve emmâ : ve amma, fakat
2. men : kim
3. haffet : hafif geldi
4. mevâzînu-hu : tartıları

٩

فَاُمُّهُ هَاوِيَةٌ

(9) fe ümmühu haviyeh
Onun anası haviye’dir

1. fe : artık
2. ummu-hu : onun anası (onu saracak olan)
3. hâviyetun : haviye, cehennem ateşi

١٠

وَمَا اَدْريكَ مَاهِيَهْ

(10) ve ma edrake mahiyeh
Sana ne bildirildi? Haviye’nin ne olduğunu

1. ve mâ edrâ-ke : ve sana bildiren nedir
2. mâ hiyeh : onun ne olduğu

١١

نَارٌ حَامِيَةٌ

(11) narun hamiyeh
Dehşet veren bir ateştir

1. nârun : ateş
2. hâmiyetun : kızgın, yakıcı

102-TEKASÜR

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ

١

اَلْهيكُمُ التَّكَاثُرُ

(1) elhakümüt tekasür
Çokluğunuz sizi oyaladı

1. elhâ-kum (u) : sizi oyaladı
2. et tekâsuru : çoklukla (mal, mülk, evlât ile) övünme

٢

حَتّى زُرْتُمُ الْمَقَابِرَ

(2) hatta zürtümül mekabir
Hatta kabristanlara kadar ziyaret ettiniz

1. hattâ : hatta, öyle ki
2. zurtum(u) : ziyaret ettiniz
3. el mekâbira : kabirler, mezarlar

٣

كَلَّا سَوْفَ تَعْلَمُونَ

(3) kella sevfe ta’lemun
Hayır! ilerde bileceksiniz

1. kellâ : hayır
2. sevfe : yakında
3. ta’lemûne : siz bileceksiniz

٤

ثُمَّ كَلَّا سَوْفَ تَعْلَمُونَ

(4) sümme kella sevfe ta’lemun
Sonra yine (gerçeği) ilerde bileceksiniz

1. sümme : sonra
2. kellâ : hayır
3. sevfe : yakında
4. ta’lemûne : siz bileceksiniz

٥

كَلَّا لَوْ تَعْلَمُونَ عِلْمَ الْيَقينِ

(5) kella lev ta’lemune ilmel yakin
Hayır! bilmiş olsaydınız yakın bir ilimle

1. kellâ : hayır
2. lev ta’lemûne : keşke siz bilseydiniz
3. ilme el yakîni : İlm’el Yakîn, kesin bilgi

٦

لَتَرَوُنَّ الْجَحيمَ

(6) le teravünnel cehim
Kesinlikle siz cehennemi göreceksiniz

1. le : elbette, mutlaka
2. terevunne : göreceksiniz
3. el cahîme : alevli ateş

٧

ثُمَّ لَتَرَوُنَّهَا عَيْنَ الْيَقينِ

(7) sümme leteravünneha aynel yakin
Sonra kesinlikle onu göreceksiniz “aynel! yakin” (sırrı ile)

1. sümme : sonra
2. le : mutlaka
3. terevunne-hâ : onu göreceksiniz
4. ayne el yakîni : Ayn’el Yakîn, göz ile

٨

ثُمَّ لَتُسَْلُنَّ يَوْمَءِذٍ عَنِ النَّعيمِ

(8) sümme le tüselünne yevmeizin anin neim
sonra mutlaka sorgulanacaksınız o gün nimetlerden

1. sümme : sonra
2. le : mutlaka
3. tus’elunne : sorgulanacaksınız
4. yevme izin : o gün, izin günü
5. an(i) en naîmi : ni’metlerden

103-ASR

Sayfa:601

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ

١

وَالْعَصْرِ

(1) vel asr
Asra yemin ederim ki

1. ve : andolsun, yemin olsun
2. el asrı : asr, zaman

٢

اِنَّ الْاِنْسَانَ لَفى خُسْرٍ

(2) innel insane le fi hüsr
Muhakkak insan hüsran içindedir

1. inne : muhakkak
2. el insâne : insan
3. le : gerçekten, mutlaka
4. : içinde, de
5. husrin : hüsran

٣

اِلَّا الَّذينَ امَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَتَوَاصَوْا بِالْحَقِّ وَتَوَاصَوْا بِالصَّبْرِ

(3) illellezine amenu ve amilus salihati ve tevasav bil hakkı ve tevasav bis sabr
Ancak iman eden kimseler salih amel işleyenler birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve birbirlerine sabrı tavsiye edenler

1. illâ : hariç
2. ellezîne : onlar, olanlar
3. âmenû : âmenû oldular
4. ve amilû es sâlihâti : ve salih amel işlediler, nefs tezkiyesi yaptılar
5. ve tevâsav : ve tavsiye ettiler
6. bi el hakkı : hakkı
7. ve tevâsav : ve tavsiye ettiler
8. bi es sabrı : sabrı

104-HÜMEZE

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ

١

وَيْلٌ لِكُلِّ هُمَزَةٍ لُمَزَةٍ

(1) veylül li külli hümezetil lümezeh
Vay haline her gıybetçinin, kınayıcının!

1. veylun : yazıklar olsun, vay haline
2. li kulli : hepsine, hepsinin
3. humezetin : arkadan çekiştirmeyi alışkanlık haline getirme
4. lumezetin : kaş-göz hareketleriyle alay etme

٢

اَلَّذى جَمَعَ مَالًا وَعَدَّدَهُ

(2) ellezi cemea malev ve addedeh
O ki malı toplamış onu saymıştır

1. ellezî : o ki
2. cemea : topladı
3. mâlen : mal
4. ve addede-hu : ve onu adetlendirdi, onu tekrar tekrar saydı

٣

يَحْسَبُ اَنَّ مَالَهُ اَخْلَدَهُ

(3) yahsebü enne malehü ahledeh
Zanneder ki malı, kendisini gerçekten ebedileştirecek

1. yahsebu : sanıyor
2. enne : olduğunu, olacağını
3. mâle-hu : onun malı
4. ahlede-hu : onu halid kıldı, onu ebedî kıldı

٤

كَلَّا لَيُنْبَذَنَّ فِى الْحُطَمَةِ

(4) kella le yünbezenne fil hutameh
Hayır! o muhakkak atılacak hutame’ye

1. kellâ : hayır
2. le yunbezenne : mutlaka atılacak
3. fî el hutameti : hutamenin içine, hutameye, tutuşturulmuş ateşe

٥

وَمَا اَدْريكَ مَاالْحُطَمَةُ

(5) ve ma edrake mel hutameh
Sana ne bildirdi? Hutame’nin ne olduğunu

1. ve mâ : ve nedir
2. edrâ-ke : sana bildirdi
3. : ne olduğunu
4. el hutameti : hutame

٦

نَارُ اللّهِ الْمُوقَدَةُ

(6) narullahil mukadeh
(O), Allah’ın yakılmış ateşidir

1. nâru allâhi : Allah’ın ateşi
2. el mûkadetu : tutuşturulmuş

٧

اَلَّتى تَطَّلِعُ عَلَى الْاَفِْدَةِ

(7) elleti tettaliu alel efideh
O ki ulaşır ta gönüllere

1. elletî : ki o
2. tettaliu : üstüne çıkar
3. alâ el ef’ideti : yüreklerin üzerine

٨

اِنَّهَا عَلَيْهِمْ مُؤْصَدَةٌ

(8) inneha aleyhim mü’sadeh
Şüphesiz o ateş onların üzerine kapatılacaktır

1. inne-hâ : muhakkak o
2. aleyhim : onların üzerine
3. mu’sadetun : kilitlenmiştir, kapatılmıştır

٩

فى عَمَدٍ مُمَدَّدَةٍ

(9) fi amedim mümeddedeh
Sütunların içinde uzatılarak

1. : üzerinde, de
2. amedin : sütunlar, direkler
3. mumeddedetin : uzatılmış yüksek

105-FİL

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ

١

اَلَمْ تَرَ كَيْفَ فَعَلَ رَبُّكَ بِاَصْحَابِ الْفيلِ

(1) e lem tera keyfe feale rabbüke bi ashabil fil
Görmedin mi? Nasıl yaptı Rabbin fil sahiplerine

1. e lem tere : görmedin mi
2. keyfe : nasıl (neler)
3. feale : yaptı
4. rabbu-ke : senin Rabbin
5. bi ashâbi : sahiplerine
6. el fîli : fil

٢

اَلَمْ يَجْعَلْ كَيْدَهُمْ فى تَضْليلٍ

(2) e lem yecal keydehüm fi tadlil
çıkarmadı mı? hilelerini boşa

1. e lem yec’al : ve kılmadı mı, yapmadı mı
2. keyde-hum : onların tuzağı, hilesi
3. fî tadlîlin : zayi etme, boşa çıkarma

٣

وَاَرْسَلَ عَلَيْهِمْ طَيْرًا اَبَابيلَ

(3) ve ersele aleyhim teyran ebabil
Onların üzerlerine gönderdi ebabil kuşlarını

1. ve ersele : ve gönderdi
2. aleyhim : onların üzerine
3. tayren : kuş, uçan
4. ebâbîle : ebabil

٤

تَرْميهِمْ بِحِجَارَةٍ مِنْ سِجّيلٍ

(4) termihim bi hicaratim min siccil
Onlar taşlardan atıyorlardı siccilden

1. termî-him : onların üzerine atıyorlar
2. bi hicâretin : taşları
3. min siccîlin : siccil’den, pişmiş sert tuğladan

٥

فَجَعَلَهُمْ كَعَصْفٍ مَاْكُولٍ

(5) fe cealehüm keasfim me’kul
Onları yapıverdi yenmiş içi boşalmış ekin gibi

1. fe : böylece
2. ceale-hum : onları kıldı, yaptı
3. ke : gibi
4. asfin : ekin yaprağı
5. me’kûlin : yenilmiş olan

106-KUREYŞ

Sayfa:602

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ

١

لِايلَافِ قُرَيْشٍ

(1) li ilafi kureyş
Kureyş’e ülfet sağlandığı için

1. li : için
2. îlâfi : ülfet, emin ve rahat olmaları
3. kureyşin : Kureyş (Kabilesi)

٢

ايلَافِهِمْ رِحْلَةَ الشِّتَاءِ وَالصَّيْفِ

(2) ilafihim rıhleteş şitai ves sayf
Onlar bu ülfetle yaz ve kış yolculuk yaptılar

1. ilâfi-him : onları ülfet ettirdi, emin ve rahat olmalarını sağladı
2. rıhlete : yolculuk, göçler
3. eş şitâi : kış
4. ve es sayfi : ve yaz

٣

فَلْيَعْبُدُوا رَبَّ هذَاالْبَيْتِ

(3) fel ya’büdü rabbe hazel beyt
Kulluk yapınız bu beytin Rabbine

1. fe : artık
2. li ya’budû : kul olsunlar
3. rabbe : Rabb
4. hâzâ el beyti : bu ev

٤

اَلَّذى اَطْعَمَهُمْ مِنْ جُوعٍ وَامَنَهُمْ مِنْ خَوْفٍ

(4) ellezi atame hüm min cuiv ve amenehüm min havf
O ki doyurmuş onları açlıktan onları emin kılmıştır korkudan

1. ellezî : o ki
2. at’ame-hum : onları doyurdu
3. min cûın : açlıktan
4. ve âmene-hum : ve onları emin kıldı
5. min havfin : korkudan

107-MAUN

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ

١

اَرَاَيْتَ الَّذى يُكَذِّبُ بِالدّينِ

(1) e raeytellezi yükezzibü bid din
Gördün mü o kimseyi? Dini yalanlayan

1. e raeyte : sen gördün mü
2. ellezî : ki o, olan, yapan
3. yukezzibu : yalanlıyor
4. bi ed dîni : dîni

٢

فَذلِكَ الَّذى يَدُعُّ الْيَتيمَ

(2) fe zalikellezi yedu’ul yetim
İşte o kimse ki yetimi itip döven

1. fe : artık, oysa
2. zâlike : işte o
3. ellezî : ki o, olan, yapan
4. yedu’u : itip kakan
5. el yetîme : yetim

٣

وَلَايَحُضُّ عَلى طَعَامِ الْمِسْكينِ

(3) ve la yehuddu ala taamil miskin
Özendirmez miskinlere yiyecek vermelerini

1. ve lâ yahuddu : ve teşvik etmez
2. alâ taâmi : doyurmaya
3. el miskîni : miskin, yoksul, çalışmaya gücü olmayan

٤

فَوَيْلٌ لِلْمُصَلّينَ

(4) fe veylül lil müsallin
Yazıklar olsun o namaz kılanlara!

1. fe : işte
2. veylun : vay haline, yazıklar olsun
3. li el musallîne : namaz kılanlara

٥

اَلَّذينَ هُمْ عَنْ صَلَاتِهِمْ سَاهُونَ

(5) ellezine hüm an salatihim sahun
Onlar ki namazlarından gafildirler

1. ellezîne : ki onlar, onlar ki
2. hum : onlar
3. an salâti-him : namazlarından
4. sâhûne : gâfil olanlar

٦

اَلَّذينَ هُمْ يُرَاؤُنَ

(6) ellezine hüm yüraun
Onlar gösteriş yaparlar

1. ellezîne : onlar, ..… yapanlar
2. hum : onlar
3. yurâûne : gösteriş yaparlar

٧

وَيَمْنَعُونَ الْمَاعُونَ

(7) ve yemneunel maun
Onlar zekatı da men ederler

1. ve yemneûne : ve mani olurlar, engel olurlar
2. el maûne : zekât ve yardımlaşma

108-KEVSER

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ

١

اِنَّا اَعْطَيْنَاكَ الْكَوْثَر

(1) inna a’taynakel kevser
Şüphesiz sana kevser’i verdik

1. innâ : muhakkak ki biz
2. a’taynâ-ke : biz sana verdik
3. el kevsere : kevser

٢

فَصَلِّ لِرَبِّكَ وَانْحَرْ

(2) fe salli li rabbike venhar
Rabbin için (bayram) namazını kıl kurban kes

1. fe : artık , o halde
2. salli : namaz kıl
3. li rabbi-ke : Rabbin için
4. venhar : ve kurban kes

٣

اِنَّ شَانِءَكَ هُوَ الْاَبْتَرُ

(3) inne şanieke hüvel ebter
Şüphesiz sana buğuz eden ebter (soyu gelmeyecek) odur

1. inne : muhakkak
2. şânie-ke : sana buğzetti
3. hüve : o
4. el ebteru : ebter, soyu kesik

109-KAFİRUN

Sayfa:603

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ

١

قُلْ يَا اَيُّهَا الْكَافِرُونَ

(1) kul ya eyyühel kafirun
De ki ey kâfirler!

1. kul : de
2. yâ eyyuhâ : ey, yâ
3. el kâfirûne : kâfirler

٢

لَا اَعْبُدُ مَاتَعْبُدُونَ

(2) la a’büdü ma ta’büdün
Kulluk etmem sizin tapmakta olduğunuza

1. lâ a’budu : ben kul olmam, tapmam
2. mâ ta’budûne : sizin kul olduğunuz, taptığınız şeyler

٣

وَلَا اَنْتُمْ عَابِدُونَ مَا اَعْبُدُ

(3) ve la entüm abidune ma a’büd
Siz de kulluk ediciler değilsiniz benim kulluk ettiğime

1. ve lâ entum : ve siz değilsiniz
2. âbidûne : kul olanlar, tapanlar
3. mâ a’budu : benim kul olduğuma

٤

وَلَا اَنَا عَابِدٌ مَاعَبَدْتُمْ

(4) ve la ene abidüm ma abedtüm
Ben kulluk edici olmadım, siz neye tapmışsanız

1. ve lâ ene : ve ben değilim
2. âbidun : kul olan, tapan
3. mâ abedtum : sizin kul olduğunuz, sizin taptığınız şeyler

٥

وَلَا اَنْتُمْ عَابِدُونَ مَا اَعْبُدُ

(5) ve la entüm abidune ma a’büd
Siz de kulluk ediciler değilsiniz benim kulluk ettiğime

1. ve lâ entum : ve siz değilsiniz
2. âbidûne : kul olanlar, tapanlar
3. mâ a’budu : benim kul olduğuma

٦

لَكُمْ دينُكُمْ وَلِىَ دينِ

(6) leküm dinüküm ve liye din
Sizin dininiz size, benim dinim banadır

1. leküm : sizin
2. dînu-kum : sizin dîniniz
3. ve liye : ve benim
4. dîni : benim dînim

110-NASR

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ

١

اِذَا جَاءَ نَصْرُ اللّهِ وَالْفَتْحُ

(1) iza cae nasrullahi vel feth
Geldiği zaman Allah’ın zaferi ve fethi

1. izâ câe : geldiği zaman
2. nasru allâhi : Allah’ın yardımı
3. ve el fethu : ve fetih

٢

وَرَاَيْتَ النَّاسَ يَدْخُلُونَ فى دينِ اللّهِ اَفْوَاجًا

(2) veraeytennase yedhulüne fi dinillahi efvaca
İnsanları gördüğünde Allah’ın dinine girerlerken bölük bölük

1. ve raeyte : ve sen gördün
2. en nâse : insanlar
3. yedhulûne : girerler
4. : … e
5. dîni allâhi : Allah’ın dîni
6. efvâcen : grup grup

٣

فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ وَاسْتَغْفِرْهُ اِنَّهُ كَانَ تَوَّابًا

(3) fesebbih bihamdi rabbike vestağfirh innehü kane tevvaba
Hemen tesbih et Rabbini hamd ile ondan mağfiret dile muhakkak o tövbeleri kabul edendir

1. fe : o zaman, artık
2. sebbih : tespih et
3. bi : ile
4. hamdi : hamd
5. rabbi-ke : senin Rabbin, Rabbin
6. ve istagfir-hu : ve ondan mağfiret dile
7. inne-hu : muhakkak o
8. kâne : oldu, idi, dır
9. tevvâben : tövbeleri kabul eden

111-TEBBET

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ

١

تَبَّتْ يَدَا اَبى لَهَبٍ وَتَبَّ

(1) tebbet yeda ebi lehebiv ve tebb
Elleri kurusun! ateş babasının hem de kurudu!

1. tebbet : kurudu, hüsrana uğradı, helâk oldu
2. yedâ : iki eli
3. ebî lehebin : Ebu Leheb
4. ve : ve
5. tebbe : kurudu, hüsrana uğradı, helâk oldu

٢

مَا اَغْنى عَنْهُ مَالُهُ وَمَاكَسَبَ

(2) ma ağna anhü malühu ve ma keseb
Ona fayda sağlamadı (ne) malı ne de kazancı

1. mâ agnâ an-hu : ona fayda vermedi, zenginlik sağlamadı
2. mâlu-hu : onun malı
3. ve : ve
4. : şey
5. kesebe : kazandıkları

٣

سَيَصْلى نَارًا ذَاتَ لَهَبٍ

(3) seyasla naran zate leheb
Girecek alevli olan ateşe

1. se-yaslâ : yaslanacak, atılacak
2. nâren : ateş
3. zâte lehebin : alevli

٤

وَامْرَاَتُهُ حَمَّالَةَ الْحَطَبِ

(4) vemraetüh hammaletel hatab
Onun karısı da odun hamalı olarak

1. ve imreetu-hu : ve onun kadını, eşi
2. hammâlete : taşıyan
3. el hatabi : odun

٥

فى جيدِهَا حَبْلٌ مِنْ مَسَدٍ

(5) fi cidiha hablüm mim mesed
Onun boynunda bükülüp bağlanmış bir ip (olduğu halde)

1. fî cîdi-hâ : onun boynunda vardır
2. hablun : ip
3. min mesedin : bükülmüş liften

112-İHLAS

Sayfa:604

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ

١

قُلْ هُوَ اللّهُ اَحَدٌ

(1) kul hüvallahü ehad
De ki: o Allah birdir

1. kul : de
2. hüve allâhu : O Allah
3. ehadun : bir, tek

٢

اَللّهُ الصَّمَدُ

(2) allahüs samed
Allah samet’tir (her şey ona muhtaçtır)

1. allâhu : Allah
2. es samedu : samed, herşeyin ona muhtaç olması, onun hiçbir şeye muhtaç olmaması

٣

لَمْ يَلِدْ وَلَمْ يُولَدْ

(3) lem yelid ve lem yuled
Doğurmamış ve doğrulmamış

1. lem yelid : o doğurmadı
2. ve lem yûled : ve doğurulmadı

٤

وَلَمْ يَكُنْ لَهُ كُفُوًا اَحَدٌ

(4) ve lem yekül lehü küfüven ehad
O’na denk olmamıştır hiçbir şey

1. ve lem yekun : ve olmadı
2. lehu : onun
3. kufuven : denk, eş
4. ehadun : tek, bir

113-FELAK

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ

١

قُلْ اَعُوذُ بِرَبِّ الْفَلَقِ

(1) kul euzü birabbil felak
De ki: Rabbe sığınırım (sabahı) başlatan

1. kul : de
2. eûzu : ben sığınırım
3. bi rabbi : Rabbine
4. el felakı : felâk

٢

مِنْ شَرِّ مَا خَلَقَ

(2) minşerri ma halak
şerrinden yarattığı şeylerin

1. min şerri : kötülüklerinden, şerrinden
2. mâ halaka : yarattığı şeyler, yarattıkları

٣

وَمِنْ شَرِّ غَاسِقٍ اِذَا وَقَبَ

(3) ve min şerri ğasikın iza vekab
(Gecenin) şerrinden karanlık kapladığı zaman

1. ve min şerri : ve şerrinden
2. gâsikın : gecenin karanlığı
3. izâ vakabe : çöktüğü zaman

٤

وَمِنْ شَرِّ النَّفَّاثَاتِ فِى الْعُقَدِ

(4) ve min şerrin neffasati fil ukad
Şerrinden düğümlere üfürenlerin

1. ve min şerri : ve şerrinden
2. en neffâsâti : nefes edenler, üfleyenler
3. fî el ukadi : düğümlere

٥

وَمِنْ شَرِّ حَاسِدٍ اِذَا حَسَدَ

(5) ve min şerri hasidin iza hased
Şerrinden haset ettiği zaman hasetçinin

1. ve min şerri : ve şerrinden
2. hâsidin : haset eden
3. izâ hasede : haset ettiği zaman

114-NAS

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ

١

قُلْ اَعُوذُ بِرَبِّ النَّاسِ

(1) kul euzü birabbin nas
De ki: Rabbine sığınırım insanların

1. kul : de
2. eûzu : ben sığınırım
3. bi rabbi : Rabbine
4. en nâsi : insanlar

٢

مَلِكِ النَّاسِ

(2) melikin nas
İnsanların melikine

1. meliki : melik (sultan), mâlik (sahip)
2. en nâsi : insanlar

٣

اِلهِ النَّاسِ

(3) ilahinnas
İnsanların ilahına

1. ilâhi : ilâh
2. en nâsi : insanlar

٤

مِنْ شَرِّ الْوَسْوَاسِ الْخَنَّاسِ

(4) min şerril vesvasil hannas
Şerrinden sinsi şeytanın vesvesesinin

1. min şerri : şerrinden
2. el vesvâsi : vesveseler
3. el hannâsi : gizlice vesvese veren

٥

اَلَّذى يُوَسْوِسُ فى صُدُورِ النَّاسِ

(5) ellezi yüvesvisu fisudurinnas
O ki vesvese veren insanların göğüslerine

1. ellezî : ki o
2. yuvesvisu : vesvese verir
3. fî sudûri : göğüslere
4. en nâsi : insanlar

٦

مِنَ الْجِنَّةِ وَالنَّاسِ

(6) minel cinneti vennas
Cinlerden ve insanlardan (Allah’a sığınırım)

1. min(e) el cinneti : cinlerden
2. ve en nâsi : ve insanlar
Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s