029. Cüz

Nüzul SırasıCüzSayfaSure
7729561Mülk(67)

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ

١

تَبَارَكَ الَّذى بِيَدِهِ الْمُلْكُ وَهُوَ عَلى كُلِّ شَىْءٍ قَديرٌ

(1) tebarekellezi biyedihilmülkü ve hüve ala külli şeyin kadir
(Allah) ne mübarektir mülkü (kudret) elinde (tutan) o, her şeye kadirdir

1. tebâreke : mübarek, çok yüce, mukaddes, bereket ve hayır sahibi
2. ellezî : o ki, o
3. bi yedi-hi : onun elinde, kudretinde
4. el mulku : mülk, idare
5. ve hüve : ve o
6. alâ külli şey’in : herşeye
7. kadîrun : kaadir, gücü yeten

٢

اَلَّذى خَلَقَ الْمَوْتَ وَالْحَيوةَ لِيَبْلُوَكُمْ اَيُّكُمْ اَحْسَنُ عَمَلًا وَهُوَ الْعَزيزُ الْغَفُورُ

(2) ellezi halekal mevte velhayate liyeblüveküm eyyüküm ahsenu amela ve hüvel azizul ğafur
O ki, yaratmıştır ölümü ve hayatı sizi imtihan etmek için hanginizin ameli daha güzeldir (diye) o güçlüdür, bağışlayandır

1. ellezî : o ki, o
2. halaka : yarattı
3. el mevte : ölüm
4. ve el hayâte : ve hayat
5. li yebluve-kum : sizi imtihan etmek için
6. eyyu-kum : sizin hanginiz, hanginiz
7. ahsenu : daha güzel, en güzel
8. amelen : amel
9. ve hüve : ve o
10. el azîzu : azîz
11. el gafûru : gafûr, mağfiret eden, günahları sevaba çeviren

٣

اَلَّذى خَلَقَ سَبْعَ سَموَاتٍ طِبَاقًا مَا تَرى فى خَلْقِ الرَّحْمنِ مِنْ تَفَاوُتٍ فَارْجِعِ الْبَصَرَ هَلْ تَرى مِنْ فُطُورٍ

(3) ellezi haleka seb’a semavatin tıbaka ma tera fi halkırrahmani min tefavüt ferci il besara hel tera min fütur
O ki, yaratmıştır yedi kat gökleri Rahmanın yarattıklarında göremezsin hiçbir düzensizlik haydi çevir gözünü bir çatlak görebilir misin?

1. ellezî : o ki, o
2. halaka : yarattı
3. seb’a : yedi
4. semâvâtin : semalar, gök katları
5. tibâkan : tabakalar halinde, kat kat
6. mâ terâ : göremezsin
7. : içinde, de
8. halkı : yaratış, yaratma
9. er rahmâni : rahmân
10. min tefâvutin : bir uyumsuzluk, düzensizlik
11. fe : öyleyse, haydi
12. irciı : çevir, döndür
13. el basara : bakış
14. hel : var mı, mi
15. terâ : görüyorsun
16. min futûrin : bir yarık, bir çatlak

٤

ثُمَّ ارْجِعِ الْبَصَرَ كَرَّتَيْنِ يَنْقَلِبْ اِلَيْكَ الْبَصَرُ خَاسِءًا وَهُوَ حَسيرٌ

(4) sümmerciil besara kerreteyni yenkalib ileykel besaru hasiev ve hüve hasir
Sonra gözünü bir defa daha çevir sana dönecektir o göz hayret ve şaşkınlık içinde, yorgun ve hakir olarak

1. sümme : sonra
2. irciı : çevir, döndür
3. el basara : bakış
4. kerreteyni : iki kere, iki defa, defalarca
5. yenkalib : döner
6. ileyke : sana
7. el basaru : bakış
8. hâsien : şaşkın, hayretle, aciz olarak
9. ve hüve : ve o
10. hasîrun : yorgun, bitkin olarak

٥

وَلَقَدْ زَيَّنَّا السَّمَاءَ الدُّنْيَا بِمَصَابيحَ وَجَعَلْنَاهَا رُجُومًا لِلشَّيَاطينِ وَاَعْتَدْنَا لَهُمْ عَذَابَ السَّعيرِ

(5) ve lekad zeyyennes semaeddünya bimesabiha ve cealna harucumel lişşeyatini ve a’tedna lehüm azabesse’ir
Yemin olsun biz süsledik dünya semasını yıldızlarla ve onları atılacak taşlar yaptık şeytanlar için ve (şeytanlar) için hazırladık çılgın ateş azabı

1. ve lekad : ve andolsun
2. zeyyennâ : süsledik
3. es semâe : sema, gökyüzü
4. ed dunyâ : dünya
5. bi mesâbîha : lâmbalarla, kandillerle
6. ve cealnâ-hâ : ve biz onu kıldık
7. rucûmen : taşlar
8. li : için
9. eş şeyâtîni : şeytanlar
10. ve a’tednâ : ve biz hazırladık
11. lehüm : onlar için
12. azâbe : azap
13. es saîri : alevli ateş

٦

وَلِلَّذينَ كَفَرُوا بِرَبِّهِمْ عَذَابُ جَهَنَّمَ وَبِءْسَ الْمَصيرُ

(6) ve lillezine keferu birabbihim azabü cehennem ve bi’sel mesir
Rablerini inkar edenlere de cehennem azabı (vardır) o ne fena yerdir

1. ve li ellezîne : ve onlar için
2. keferû : inkâr ettiler
3. bi rabbi-him : onların Rab’leri, kendi Rab’leri
4. azâbu : azap
5. cehenneme : cehennem
6. ve bi’se : ve ne kötü
7. el masîru : ulaşılan makam, ulaşılan yer, varış yeri

٧

اِذَا اُلْقُوا فيهَا سَمِعُوا لَهَا شَهيقًا وَهِىَ تَفُورُ

(7) iza ulku fiha semiu leha şehikav ve hiye tefur
İçine atıldıkları zaman onun solumasını işitirler o kaynar halde (iken)

1. izâ : olduğu zaman
2. ulkû : atıldılar
3. fî-hâ : onun içine
4. semiû : işittiler
5. lehâ : onun
6. şehîkan : uğultusu, gürlemesi
7. ve hiye : ve o
8. tefûru : kaynayan, kaynar halde

٨

تَكَادُ تَمَيَّزُ مِنَ الْغَيْظِ كُلَّمَا اُلْقِىَ فيهَا فَوْجٌ سَاَلَهُمْ خَزَنَتُهَا اَلَمْ يَاْتِكُمْ نَذيرٌ

(8) tekadu temeyyezu minelğayz küllema ulkiye fiha fevcun seelehüm hazenetuha elem yeti’küm nezir
Neredeyse infilak edecektir öfkesinden içine her defasında bir bölük atıldıkça, oranın (cehennemin) bekçileri onlara sorar “size uyarıcı gelmedi mi?” (diye)

1. tekâdu : az kalsın, neredeyse
2. temeyyezu : çatlayacak, parçalanacak
3. min el gayzi : öfkeden
4. küllemâ : her defasında
5. ulkiye : atılır
6. fî-hâ : onun içine, oraya
7. fevcun : bölük, grup
8. seele-hum : onlara sordu
9. hazenetu-hâ : onun bekçileri
10. e : mi
11. lem ye’ti-kum : size gelmedi
12. nezîrun : nezir, uyarıcı

٩

قَالُوا بَلى قَدْ جَاءَنَا نَذيرٌ فَكَذَّبْنَا وَقُلْنَا مَا نَزَّلَ اللّهُ مِنْ شَىْءٍ اِنْ اَنْتُمْ اِلَّا فى ضَلَالٍ كَبيرٍ

(9) kalu bela kad caena nezirun fekezzebna ve kulna ma nezzelellahü min şeyin in entüm illa fi dalalin kebir
Evet derler bize hakikaten bir uyarıcı geldi ama biz (onu) yalanladık ve dedik: Allah hiçbir şey indirmemiştir siz ancak çok büyük bir şaşkınlık içindesiniz

1. kâlû : dediler
2. belâ : bilâkis, evet
3. kad : olmuştu
4. câe-nâ : bize geldi
5. nezîrun : bir nezir, uyarıcı
6. fe kezzebnâ : fakat biz yalanladık
7. ve kulnâ : ve biz dedik
8. mâ nezzele : indirmedi
9. allâhu : Allah
10. min şey’in : bir şey
11. in (…illâ) : ancak
12. entum : siz
13. (in) …illâ : ancak
14. : içinde
15. dalâlin : dalâlet
16. kebîrin : büyük

١٠

وَقاَلُوا لَوْ كُنَّا نَسْمَعُ اَوْ نَعْقِلُ مَا كُنَّا فى اَصْحَابِ السَّعيرِ

(10) ve kalu lev künna nesmeu ev na’kılu ma künna fi ashabisseır
Birde (şöyle) derler biz işitir ve akıl eder kimseler olsaydık içinde bulunmazdık! azgın ateşe atılanların

1. ve kâlû : ve dediler
2. lev : şâyet, eğer
3. kunnâ : biz olduk
4. nesmeu : işitiriz
5. ev : veya
6. na’kılu : akıl ederiz
7. mâ kunnâ : biz olmazdık
8. : içinde
9. ashâbi : halkı, ehli
10. es saîri : alevli ateş

١١

فَاعْتَرَفُوا بِذَنْبِهِمْ فَسُحْقًا لِاَصْحَابِ السَّعيرِ

(11) fa’terefu bizenbihim fesuhkal liashabisse’ir
Böylece günahlarını itiraf ettiler öyle ise uzak olsun o ateş ehli

1. fe i’terefû : itiraf ettiler
2. bi zenbi-him : kendi günahlarını
3. fe : o zaman, artık
4. suhkan : uzaklaşsın, uzak olsun
5. li ashâbi : halkına, ehline
6. es saîri : alevli ateş

١٢

اِنَّ الَّذينَ يَخْشَوْنَ رَبَّهُمْ بِالْغَيْبِ لَهُمْ مَغْفِرَةٌ وَاَجْرٌ كَبيرٌ

(12) innellezine yahşevne rabbehüm bilğaybi lehüm mağfiratüv ve ecrun kebir
Gerçekten korkanlar Rablerinden gıyaben onlar için mağfiret ve büyük bir ecir (vardır)

1. inne ellezîne : muhakkak ki onlar
2. yahşevne : huşû duyarlar
3. rabbe-hum : Rab’lerine
4. bi el gaybi : gaybda
5. lehüm : onlar için, onlara vardır
6. magfiretun : mağfiret, günahların sevaba çevrilmesi, bağışlanma
7. ve ecrun : ve ecir, mükâfat
8. kebîrun : büyük

Sayfa:562

١٣

وَاَسِرُّوا قَوْلَكُم اَوِ اجْهَرُوا بِه اِنَّهُ عَليمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ

(13) ve esirru kavleküm evicherü bih innehü alimüm bizatissudur
Sözünüzü (ister) gizli tutun ister onu açığa vurun çünkü O, bilir bütün gönüllerde olanları

1. ve esirrû : ve gizleyin
2. kavle-kum : sözünüz
3. ev : veya
4. icherû : açıklayın, cehri olarak söyleyin
5. bi-hî : onu
6. inne-hu : muhakkak ki o
7. alîmun : en iyi bilen
8. bi zâti : sahip, de olan
9. es sudûri : sadırlar, sineler, göğüsler, gönüller

١٤

اَلَا يَعْلَمُ مَنْ خَلَقَ وَهُوَ اللَّطيفُ الْخَبيرُ

(14) ela ya’lemu men halak ve hüvelletifulhabir
Hiç yaratan bilmez (olur) mu? o, latiftir, haberdardır

1. e lâ ya’lemu : bilmez mi
2. men halaka : yaratan kimse
3. ve hüve : ve o
4. el latîfu : lâtif
5. el habîru : habîrdir, haberdar olandır

١٥

هُوَ الَّذى جَعَلَ لَكُمُ الْاَرْضَ ذَلُولًا فَامْشُوا فى مَنَاكِبِهَا وَكُلُوا مِنْ رِزْقِه وَاِلَيْهِ النُّشُورُ

(15) hüvellezi ceale lekümül arda zelulen femşu fi menakibiha ve kulu min rizkıh ve ileyhinnuşur
O ki sizin için yeri uysal kılmıştır o halde onun omuzlarında yürüyün (Allah’ın) O’nun rızkından yeyin dönüş O’nadır

1. hüve ellezî : ki o …dır
2. ceale : kıldı
3. leküm : sizin için
4. el arda : arz, yeryüzü
5. zelûlen : zelil, boynu eğik, emre amade
6. femşû : artık yürüyün
7. fî menâkibi- hâ : onun omuzlarında, üzerinde (dağlarda, kıyılarda)
8. ve kulû : ve yeyin
9. min rizkı-hî : onun rızkından
10. ve ileyhi : ve ona
11. en nuşûru : neşir, öldükten sonra tekrar dirilip ayağa kalkma, yeniden var olup huzurunda toplanma

١٦

ءَاَمِنْتُمْ مَنْ فِى السَّمَاءِ اَنْ يَخْسِفَ بِكُمُ الْاَرْضَ فَاِذَا هِىَ تَمُورُ

(16) a emintüm men fissemai en yehsife bikümül arda feiza hiye temur
Emin mi oldunuz? gökte olanın sizi yere geçirmesinden o zaman yer çalkalanıp duruyor

1. e emintum : emin mi oldunuz
2. men : kim, kimse, kişi
3. fî es semâi : semada, gökyüzünde
4. en yahsife : (yere) geçirmek
5. bikum(u) : sizi
6. el arda : arz, yeryüzü, yer
7. fe izâ : o zaman olunca
8. hiye : o
9. temûru : sarsılır, sallanır

١٧

اَمْ اَمِنْتُمْ مَنْ فِى السَّمَاءِ اَنْ يُرْسِلَ عَلَيْكُمْ حَاصِبًا فَسَتَعْلَمُونَ كَيْفَ نَذيرِ

(17) em emintüm men fissemai ey yürsile aleyküm hasiba fese ta’lemune keyfe nezir
Yoksa emin mi oldunuz? gökte olanın, üzerinize taş yağdıran (bir rüzgar) göndermesinden ilerde bileceksiniz! benim uyarmam nasıl olurmuş

1. em : yoksa
2. emintum : siz emin mi oldunuz
3. men : kimse
4. fî es semâi : semada, gökyüzünde
5. en yursile : göndermek
6. aleyküm : sizin üzerinize
7. hâsıban : (taş yağdıran) fırtına, kasırga
8. fe : o zaman
9. se-ta’lemûne : yakında öğreneceksiniz, bileceksiniz
10. keyfe : nasıl
11. nezîri : benim uyarım, uyarmam

١٨

وَلَقَدْ كَذَّبَ الَّذينَ مِنْ قَبْلِهِمْ فَكَيْفَ كَانَ نَكيرِ

(18) ve lekad kezzebel lezine min kablihim fekeyfe kane nekir
Yemin olsun, yalanlamıştı onlardan öncekilerde ama inkar etmek nice olurmuş!

1. ve lekad : ve andolsun
2. kezzebe : yalanladı
3. ellezîne : onlar, olanlar
4. min kabli-him : onlardan öncekiler
5. fe : o zaman
6. keyfe : nasıl
7. kâne : oldu, idi
8. nekîri : azabım

١٩

اَوَلَمْ يَرَوْا اِلَى الطَّيْرِ فَوْقَهُمْ صَافَّاتٍ وَيَقْبِضْنَ مَايُمْسِكُهُنَّ اِلَّا الرَّحْمنُ اِنَّهُ بِكُلِّ شَىْءٍ بَصيرٌ

(19) evelem yerev ilettayri fevkahüm saffativ ve yakbidn ma yumsikuhünne illerrahman innehü bikülli şeyim besir
Görmüyorlar mı? (uçan) kuşları üstlerinden kanatlarını açıp kapatarak onları tutan ancak rahmandır şüphesiz o, her şeyi görendir

1. e ve lem yerev ilâ : ve görmüyorlar mı (…a bakmıyorlar mı)
2. et tayri : kuşlar
3. fevka-hum : onların üstünde
4. sâffâtin : sıra sıra süzülenler
5. ve yakbıdne : ve açıp kapayan, kanat çırpan
6. mâ yumsiku-hunne : onları (havada) tutmaz (düşmekten alıkoymaz)
7. illâ er rahmânu : Rahmân’dan başkası
8. inne-hu : muhakkak ki o
9. bi külli şey’in : herşeyi
10. basîrun : en iyi gören

٢٠

اَمَّنْ هذَا الَّذى هُوَ جُنْدٌ لَكُمْ يَنْصُرُكُمْ مِنْ دُونِ الرَّحْمنِ اِنِ الْكَافِرُونَ اِلَّا فى غُرُورٍ

(20) emmen hazellezi hüve cündül leküm yensuruküm min dunirrahman inilkafirune illa fi gurur
O kimse kim ki size asker (olup) rahmandan sizi kurtarır? kafirler ancak bir aldanış içindedir

1. em : yoksa, yahut, veya
2. men : kim, kimler
3. hâzâ : bu
4. ellezî : ki o
5. hüve : o
6. cundun : ordu, askerler
7. leküm : size
8. yansuru-kum : size yardım edecek
9. min dûni er rahmâni : Rahmân’dan başka
10. in …(illâ) : sadece
11. el kâfirûne : kâfirler
12. (in)… illâ : sadece
13. : içinde
14. gurûrin : gurur

٢١

اَمَّنْ هذَا الَّذى يَرْزُقُكُمْاِنْ اَمْسَكَ رِزْقَهُ بَلْ لَجُّوا فى عُتُوٍّ وَنُفُورٍ

(21) emmen hazel lezi yerzukuküm in emseke rizkah bel leccu fi utuvviv ve nufur
Yahut O, size kim rızık verir? Rızkını keserse. Hayır! direnmektedirler bir azgınlık ve nefret içinde

1. em : yoksa, veya, ya da
2. men : kişi, kimse, kim(ler)
3. hâzâ ellezî : o
4. yerzuku-kum : rızkınızı
5. in : eğer
6. emseke : tuttu, vermedi
7. rizka-hu : onun rızkı, rızkını
8. bel : bilâkis, hayır (evet)
9. leccû : ısrarla devam ettiler
10. : içinde
11. utuvvin : taşkınlık, haddi aşma
12. ve nufûrin : ve uzak durma, nefret

٢٢

اَفَمَنْ يَمْشى مُكِبًّا عَلى وَجْهِه اَهْدى اَمَّنْ يَمْشى سَوِيًّا عَلى صِرَاطٍ مُسْتَقيمٍ

(22) efemey yemşi mukibben ala vechihi ehda emmen yemşiy seviyyen ala siratim mustekım
Şimdi yüz üstü sürünen mi? daha doğrudur yoksa düzgünce yürüyen mi? sıratı müstakim üzerinde

1. e : mi
2. fe : öyleyse
3. men : kimse
4. yemşî : yürür
5. mukibben : tökezleyen, sürünen
6. alâ : üzerinde
7. vechi-hî : yüzü üzerinde, yüzüstü
8. ehdâ : daha çok hidayete eren
9. em men : yoksa kim
10. yemşî : yürür
11. seviyyen : düzgün (dimdik, seviyeli)
12. alâ : üzerinde
13. sırâtın mustekîmin : Sıratı Mustakîm, Allah’a ulaştıran yol

٢٣

قُلْ هُوَ الَّذى اَنْشَاَكُمْ وَجَعَلَ لَكُمُ السَّمْعَ وَالْاَبْصَارَ وَالْاَفِْدَةَ قَليلًا مَاتَشْكُرُونَ

(23) kul hüvellezi enşaeküm ve ceale lekümüs sema velebsara velefideh kalilem ma teşkurun
De ki: sizi yaratan O’dur size veren (O’dur) kulaklar, gözler ve kalpler siz pek az şükrediyorsunuz

1. kul : de
2. hüve ellezî : o ki
3. ensee-kum : sizi inşa etti, yoktan yarattı
4. ve ceale : ve kıldı, yaptı, verdi
5. leküm(u) : sizin için, size
6. es sem’a : işitme hassası
7. ve el ebsâre : ve görme hassası
8. ve el ef’idete : ve fuad hassası, idrak etme hassası, gönül
9. kalîlen : az
10. : ne (kadar)
11. teşkurûne : şükrediyorsunuz

٢٤

قُلْ هُوَ الَّذى ذَرَاَكُمْ فِى الْاَرْضِ وَاِلَيْهِ تُحْشَرُونَ

(24) kul hüvellezi zereeküm fil ardı ve ileyhi tuhşerun
de ki: O, sizi üretip arza (yayandır) ve O’na toplanacaksınız

1. kul : de
2. hüve ellezî : o ki
3. zeree-kum : sizi çoğaltıp yaydı
4. fî el ardı : arzda, yeryüzünde
5. ve ileyhi : ve ona
6. tuhşerûne : haşrolunacaksınız, huzurunda toplanacaksınız

٢٥

وَيَقُولُونَ مَتى هذَا الْوَعْدُ اِنْ كُنْتُمْ صَادِقينَ

(25) ve yekulüne meta hazel va’du in küntüm sadikın
Ne zaman? diyorlar bu vaat eğer doğru söyleyenlerdenseniz

1. ve yekûlûne : derler ki
2. metâ : ne zaman
3. hâzâ : bu
4. el va’du : vaadetmek, söz vermek
5. in küntüm : idiniz
6. sâdikîne : sadıklardan

٢٦

قُلْ اِنَّمَا الْعِلْمُ عِنْدَ اللّهِ وَاِنَّمَا اَنَا نَذيرٌ مُبينٌ

(26) kul innemel ilmü indallahi ve innema ene neziyrum mübin
De ki: (onun) ilmi ancak Allah’ın yanındadır ben sadece apaçık bir uyarıcıyım

1. kul : de
2. innemâ : ancak, sadece
3. el ilmu : ilim, bilgi
4. inde allâhi : Allah’ın indinde, yanında
5. ve innemâ : ve ancak, sadece
6. ene : ben
7. nezîrun : uyarıcı
8. mubînun : apaçık, açıklayan, açıkça bildiren

Sayfa:563

٢٧

فَلَمَّا رَاَوْهُ زُلْفَةً سيَتْ وُجُوهُ الَّذينَ كَفَرُوا وَقيلَ هذَا الَّذى كُنْتُمْ بِه تَدَّعُونَ

(27) felemma raevhü zülfeten si et vücuhüllezine keferu ve kıle hazellezi küntüm bihi teddeun
Nihayet o azabın yaklaştığını gördükleri zaman kafirlerin yüzleri kötüleşir de o şey, azap işte budur, denilir kendisini davet etmekte olduğunuz

1. fe : fakat
2. lemmâ : olduğu zaman
3. reev-hu : onu gördüler
4. zulfeten : yakın olarak
5. sîet : karardı
6. vucûhu : vechler, yüzler
7. ellezîne : onlar, olanlar
8. keferû : inkâr ettiler
9. ve kîle : ve denildi
10. hâzâ : bu
11. ellezî : o ki
12. küntüm : siz oldunuz
13. bi-hî : onu, kendisini
14. teddeûne : davet ettiğiniz, acele istediğiniz

٢٨

قُلْ اَرَاَيْتُمْ اِنْ اَهْلَكَنِىَ اللّهُ وَمَنْ مَعِىَاَوْ رَحِمَنَا فَمَنْ يُجيرُ الْكَافِرينَ مِنْ عَذَابٍ اَليمٍ

(28) kul eraeytüm in ehleke niyallahu ve mem meiye ev rahimena femey yuciyrul kafirine min azabin elim
De ki: söyleyin bana eğer helak ederse Allah beni ve beraberindekileri yahut bize merhamet ederse kafirleri kim kurtarır? acıklı bir azaptan

1. kul : de
2. e : mi
3. reeytum : siz gördünüz
4. in : eğer, ise, olsa
5. ehleke-niye : beni helâk etse
6. allâhu : Allah
7. ve men : ve kimse
8. maiye : benimle beraber
9. ev : veya
10. rahime-nâ : bize rahmet etse
11. fe : o zaman, bundan sonra
12. men : kim
13. yucîru : kurtarır
14. el kâfirîne : kâfirler
15. min azâbin : azaptan
16. elîmin : elîm, acı

٢٩

قُلْ هُوَ الرَّحْمنُ امَنَّا بِه وَعَلَيْهِ تَوَكَّلْنَا فَسَتَعْلَمُونَ مَنْ هُوَ فى ضَلَالٍ مُبينٍ

(29) kul hüverrahmanü amenna bihi ve aleyhi tevekkelna fese ta’lemune men hüve fi dalalim mübin
De ki: O Rahmandır biz O’na iman ettik O’na tevekkül ettik artık siz yakında bileceksiniz kimin açık bir sapıklık içinde (olduğunu)

1. kul : de
2. hüve : o
3. er rahmânu : rahmân olan
4. âmennâ : biz îmân ettik
5. bi-hî : ona
6. ve aleyhi : ve ona
7. tevekkelnâ : biz tevekkül ettik
8. fe : o zaman, artık
9. se-ta’lemûne : yakında bileceksiniz
10. men : kim
11. hüve : o
12. : içinde, de
13. dalâlin : dalâlet, sapıklık
14. mubînin : açık, açıkça, apaçık

٣٠

قُلْ اَرَاَيْتُمْ اِنْ اَصْبَحَ مَاؤُكُمْ غَوْرًا فَمَنْ يَاْتيكُمْ بِمَاءٍ مَعينٍ

(30) kul eraeytüm in asbeha maüküm ğavren femey ye’tiküm bimain me’in
De ki: söyleyin bana eğer çekilip giderse suyunuz (yerin) derinliğine size kim getirir? bir akarsu

1. kul : de
2. e : mi
3. reeytum : siz gördünüz
4. in : eğer, şâyet, olsa
5. asbaha : oldu
6. mâu-kum : sizin suyunuz
7. gavren : yerin altına geçme
8. fe : o zaman
9. men : kim
10. ye’tî-kum : size getirir
11. bi mâin : suyu
12. maînin : akan, akarsu

68-KALEM

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ

١

ن وَالْقَلَمِ وَمَا يَسْطُرُونَ

(1) nun velkalemi ve ma yesturun
Nun kaleme yemin olsun ve satırlara yazdıklarına

1. nûn : mukattaa harflerindendir, ilâhi şifredir
2. ve : andolsun (yemin anlamında “ve”)
3. el kalemi : ve kaleme
4. ve mâ : ve şeye, şeylere
5. yesturûne : satır satır yazıyorlar, satırlar halinde yazıyorlar

٢

مَا اَنْتَ بِنِعْمَةِ رَبِّكَ بِمَجْنُونٍ

(2) ma ente bini’meti rabbike bimecnun
Sen değilsin Rabbinin nimeti sebebi ile mecnun

1. : değil
2. ente : sen
3. bi ni’meti : ni’meti ile, ni’meti sayesinde
4. rabbi-ke : senin Rabbin, Rabbinin
5. bi mecnûnin : mecnun

٣

وَاِنَّ لَكَ لَاَجْرًا غَيْرَ مَمْنُونٍ

(3) ve inne leke leecren gayra memnun
Mutlaka sana tükenmez bir ecir (vardır)

1. ve inne : ve muhakkak ki
2. leke : senin, senin için
3. le : mutlaka, elbette
4. ecren : ecir, mükâfat
5. gayre : olmayan,
6. memnûnin : kesilen, devam etmeyen

٤

وَاِنَّكَ لَعَلى خُلُقٍ عَظيمٍ

(4) ve inneke le ala hulükın azim
Gerçekten sen üzerindesin çok büyük ahlak

1. ve inne-ke : ve muhakkak ki sen
2. le : gerçekten, elbette, mutlaka
3. alâ : üzerinde
4. hulukın : yaratılış (ahlâk)
5. azîmin : azîm, çok büyük

٥

فَسَتُبْصِرُ وَيُبْصِرُونَ

(5) fesetubsiru ve yubsirun
Yakında göreceksin (onlar da) görecekler

1. fe : o zaman, artık
2. se- tubsıru : göreceksin
3. ve yubsırûne : ve onlar görecekler

٦

بِاَيِّكُمُ الْمَفْتُونُ

(6) bieyyikümül meftun
Hanginizdeymiş o şaşkınlık

1. bi eyyikum(u) : sizin hanginiz
2. el meftûnu : meftun, fitneye uğramış, şaşkın

٧

اِنَّ رَبَّكَ هُوَ اَعْلَمُ بِمَنْ ضَلَّ عَنْ سَبيلِه وَهُوَ اَعْلَمُ بِالْمُهْتَدينَ

(7) inne rabbeke hüve a’lemu bimen dalle’an sebilihi ve hüve a’lemu bi el mühtedin
Şüphesiz Rabbin, o, en iyi bilendir yolundan sapan kimseleri en iyi bilen O’dur hidayete erenleri de

1. inne : muhakkak ki
2. rabbe-ke : senin Rabbin
3. hüve : o
4. a’lemu : çok iyi bilir
5. bi men : kim, kimi, kimin
6. dalle : dalâlette, saptı
7. an sebîli-hî : onun yolundan, kendi yolundan
8. ve hüve : ve o
9. a’lemu : çok iyi bilir
10. bi el muhtedîne : hidayete erenleri (ermiş olanları)

٨

فَلَا تُطِعِ الْمُكَذِّبينَ

(8) fela tutiıl mukezzibin
Artık sen o yalanlayanlara uyma

1. fe : artık, öyleyse
2. lâ tutıı : itaat etme
3. el mukezzibîne : yalanlacılar, tekzip edenler

٩

وَدُّوا لَوْ تُدْهِنُ فَيُدْهِنُونَ

(9) veddu lev tudhinü feyudhinün
Arzu ettiler ki sen yumuşak davranasın onlar da yumuşak davransınlar

1. veddû : temenni ettiler (istediler)
2. lev tudhinu : eğer sen musamaha gösterirsen
3. fe : o zaman
4. yudhinûne : onlar müsamaha gösterecekler

١٠

وَلَا تُطِعْ كُلَّ حَلَّافٍ مَهينٍ

(10) ve la tüti külle hallafim mehin
Birde uyma çok yemin eden değersize

1. ve lâ tutı’ : ve itaat etme
2. külle : her, hepsi (hiçbiri)
3. hallâfin : çok yemin edenler
4. mehînin : bayağı, basit, lüzumsuz, adi

١١

هَمَّازٍ مَشَّاءٍ بِنَميمٍ

(11) hemmazim meşşaim binemim
Gıybetçiye, koğuculuk (peşin)de gezene

1. hemmâzin : çok ayıplayan, çok çekiştiren, devamlı kusur arayan
2. meşşâin : dedikodu yapan, gammazlık kastiyle lâf taşıyan
3. bi nemîmin : (arada götürülüp getirilen) söz, lâf

١٢

مَنَّاعٍ لِلْخَيْرِ مُعْتَدٍ اَثيمٍ

(12) mennaıl lilhayri mu’tedin esim
Hayrı engelleyen mütecaviz günahkara

1. mennâın : devamlı men eden
2. li el hayri : hayrı
3. mu’tedin : haddi tecavüz eden
4. esîmin : günahkâr

١٣

عُتُلٍّ بَعْدَ ذلِكَ زَنيمٍ

(13) utullim ba’de zalike zenim
Zorba, bundan sonra günahkar olana

1. utullin : zorba, kabadayı, kötülük yapan
2. ba’de zâlike : bundan sonra (bundan başka)
3. zenîmin : soysuz, faiz yiyen, günahkâr

١٤

اَنْ كَانَ ذَا مَالٍ وَبَنينَ

(14) en kane za maliv ve benin
Mal sahibi ve oğulları var diye

1. en kâne : olması
2. : sahip olma
3. mâlin : mal, mallar
4. ve benîne : ve oğullar

١٥

اِذَا تُتْلى عَلَيْهِ ايَاتُنَا قَالَ اَسَاطيرُ الْاَوَّلينَ

(15) iza tutla aleyhi ayatüna kale esatiyrul evvelin
Okunduğu zaman ona ayetlerimiz masallarıdır evvelkilerin

1. izâ : olduğu zaman
2. tutlâ : okundu
3. aleyhi : ona
4. âyâtu-nâ : bizim âyetlerimiz
5. kâle : dedi
6. esâtîru : (satırlar) masallar
7. el evvelîne : evvelkiler

Sayfa: 564

١٦

سَنَسِمُهُ عَلَى الْخُرْطُومِ

(16) senesimühü alel hurtum
Yakında onun burnuna nişan vuracağız

1. se-nesimu-hu : ona yakında damga basacağız (yakında onu damgalayacağız)
2. alâ el hurtûmi : hortumu, burnu üzerine

١٧

اِنَّا بَلَوْنَاهُمْ كَمَا بَلَوْنَا اَصْحَابَ الْجَنَّةِ اِذْ اَقْسَمُوا لَيَصْرِمُنَّهَا مُصْبِحينَ

(17) inna belevnahüm kema belevna ashabelcenneh iz aksemu leyasri münneha musbihin
Gerçekten biz onları imtihan ettik imtihan ettiğimiz gibi bahçe sahiplerini o zaman yemin etmişlerdi onlar (meyveleri) mutlaka devşireceklerine sabah olunca

1. innâ : muhakkak ki biz
2. belevnâ-hum : onları belâya uğrattık
3. kemâ : gibi
4. belevnâ : belâya uğrattık
5. ashâbe : sahipler
6. el cenneti : bahçe, bostan
7. iz : olduğu zaman, olmuştu
8. aksemû : kasem ettiler, yeminleştiler
9. le : mutlaka
10. yasrimu-enne-hâ : onu mutlaka devşirecekler, mahsulü toplayacaklar
11. musbihîne : sabah vakti, sabah erken

١٨

وَلَا يَسْتَثْنُونَ

(18) ve la yestesnun
Nimeti (Allah’tan) bilmediler

1. ve : ve
2. lâ yestesnûne : istisna yapmıyorlar

١٩

فَطَافَ عَلَيْهَا طَاءِفٌ مِنْ رَبِّكَ وَهُمْ نَاءِمُونَ

(19) fetafe aleyha taifüm mir rabbike ve hüm naimun
Onu dolaşıverdi Rabbin tarafından bir dolaşan onlar uyurlarken

1. fe : fakat
2. tâfe : dolaştı
3. aleyhâ : onun üzerinde
4. tâifun : tayfun, kasırga, afet
5. min rabbi-ke : rabbinizden, rabbiniz tarafından
6. ve hum nâimûne : ve onlar uyuyorlar

٢٠

فَاَصْبَحَتْ كَالصَّريمِ

(20) feasbehat kessarim
Böylece (o bahçe) devşirilmiş gibi olmuştu

1. fe : böylece
2. asbahat : oldu
3. ke : gibi
4. es sarîmi : simsiyah, kara toprak

٢١

فَتَنَادَوْا مُصْبِحينَ

(21) fetenadev musbihin
Birbirlerine seslendiler sabahleyin

1. fe : sonra, nihayet
2. tenâdev : birbirlerine nida ettiler, seslendiler
3. musbihîne : sabah olunca

٢٢

اَنِ اغْدُوا عَلى حَرْثِكُمْ اِنْ كُنْتُمْ صَارِمينَ

(22) eniğdu ala harsiküm in küntüm sarimin
“Haydi erkenden gidin!” ekin(leri)nizi sökecekseniz

1. en ıgdû : erkenden gitmek, gitmek
2. alâ : üzere, …e
3. harsi-kum : tarlanız
4. in : eğer
5. küntüm : siz iseniz
6. sârımîne : devşiriciler, devşirecek olanlar

٢٣

فَانْطَلَقُوا وَهُمْ يَتَخَافَتُونَ

(23) fentaleku ve hüm yetehafetün
Hemen gittiler onlar aralarında konuşuyorlardı

1. fe : bundan sonra
2. intalekû : ayrıldılar
3. ve : ve
4. hum : onlar
5. yetehâfetûne : gizli gizli konuşuyorlar

٢٤

اَنْ لَايَدْخُلَنَّهَا الْيَوْمَ عَلَيْكُمْ مِسْكينٌ

(24) el la yedhulennehal yevme aleyküm miskin
Bahçeye sakın girmesin (diyorlardı) bugün bir yoksul beraberinizde

1. en : olmak
2. lâ yedhule-enne-hâ : sakın oraya girmesin
3. el yevme : bugün
4. aleyküm : size, sizin yanınıza
5. miskînun : miskin, yoksul, fakir

٢٥

وَغَدَوْا عَلى حَرْدٍ قَادِرينَ

(25) ve ğadev ala hardin kadirin
Erkenden gittiler mahrum etmeye kadirlenmiş (gibi)

1. ve : ve
2. gadev : sabah erkenden gittiler
3. alâ : üzere
4. hardin : men etmek, mahrum etmek kasti
5. kâdirîne : kaadir olanlar, gücü yetenler

٢٦

فَلَمَّا رَاَوْهَا قَالُوا اِنَّا لَضَالُّونَ

(26) felemma reevha kalu inna ledallün
Vaktaki bahçeyi gördüklerinde dediler ki gerçekten biz şaşırmış olmalıyız

1. fe lemmâ : fakat olduğu zaman
2. reev-hâ : onu gördüler
3. kâlû : dediler
4. innâ : muhakkak biz
5. le : gerçekten
6. ed dâllûne : dalâlette olan kimseler, sapıklar, doğru yolu kaybedenler

٢٧

بَلْ نَحْنُ مَحْرُومُونَ

(27) bel nahnü mahrumün
Hayır! biz mahrum olduk

1. bel : bilâkis, aksine, hayır
2. nahnü : biz
3. mahrûmûne : mahrum olan kimseler

٢٨

قَالَ اَوْسَطُهُمْ اَلَمْ اَقُلْ لَكُمْ لَوْلَا تُسَبِّحُونَ

(28) kale evsetühüm elem ekul leküm levla tusebbihün
En insaflıları dedi size ben demedim mi? keşke tesbih çekenlerden olsaydık

1. kâle : dedi
2. evsatu-hum : onların en makul düşüneni (aklı başında olanı)
3. e lem ekul : ben demedim mi
4. leküm : size
5. lev : eğer, olsa, keşke olsaydı
6. lâ tusebbihûne : tespih etmiyorsunuz

٢٩

قَالُوا سُبْحَانَ رَبِّنَا اِنَّا كُنَّا ظَالِمينَ

(29) kalu subhane rabbina inna künna zalimin
Dediler ey Rabbimiz (seni) tenzih ederiz gerçekten biz zalimlerdenmişiz

1. kâlû : dediler
2. subhâne : sübhan, yüce, mutlak kaadir, herşeyden münezzeh
3. rabbi-nâ : Rabbimiz
4. in-nâ : muhakkak ki biz
5. kun-nâ : biz olduk
6. zâlimîne : zalimler, zalim kimseler

٣٠

فَاَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلى بَعْضٍ يَتَلَاوَمُونَ

(30) feakbele ba’dühüm ala ba’diy yetelavemun
Sonra dönüp birbirlerini suçlamaya başladılar

1. fe : bunun üzerine
2. akbele : birbirlerine mukabele ettiler, karşılık verdiler
3. ba’du-hum : onların bazısı
4. alâ ba’dın : bazısına, diğerlerine
5. (ba’du-hum alâ ba’din) : birbirlerine
6. yetelâvemûne : karşılıklı levmediyorlar, kınıyorlar

٣١

قَالُوا يَا وَيْلَنَااِنَّا كُنَّا طَاغينَ

(31) kalu ya veylena inna künna tağın
Dediler ki: yazıklar olsun bize bizler gerçekten azgınlardanmışız

1. kâlû : dediler
2. yâ veyle-nâ : yazıklar olsun bize
3. in-nâ : muhakkak ki biz
4. kun-nâ : biz olduk
5. tâgîne : haddi aşan kimseler

٣٢

عَسى رَبُّنَا اَنْ يُبْدِلَنَا خَيْرًا مِنْهَا اِنَّا اِلى رَبِّنَا رَاغِبُونَ

(32) asa rabbüna ey yübdilena hayrem minha inna ila rabbina rağibun
Umulur ki Rabbimiz onun yerine bize daha hayırlısını verir kesinlikle biz Rabbimize rağbet edicileriz

1. asâ : umulur
2. rabbu-nâ : Rabbimiz
3. en yubdile-nâ : bize onun yerine bedel olarak vermesi
4. hayren : daha hayırlı
5. min-hâ : ondan
6. innâ : muhakkak ki biz
7. ilâ rabbi-nâ : Rabbimize
8. râgıbûne : rağbet eden kimseleriz

٣٣

كَذلِكَ الْعَذَابُ وَلَعَذَابُ الْاخِرَةِ اَكْبَرُ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ

(33) kezalikel azab ve le azabul ahirati ekber lev kanu ya’lemun
İşte bu (dünyada ki) azap ahiret azabından elbette daha büyüktür eğer bilmiş olursanız

1. kezâlike : işte böyle
2. el azâbu : azap
3. ve le : ve elbette
4. azâbu : azap
5. el âhıreti : ahiret
6. ekberu : daha büyük
7. lev : şâyet, ise, keşke
8. kânû : oldular, idiler
9. ya’lemûne : biliyorlar

٣٤

اِنَّ لِلْمُتَّقينَ عِنْدَ رَبِّهِمْ جَنَّاتِ النَّعيمِ

(34) inne lil müttekıne inde rabbihim cennatin neım
Mutlaka takva sahipleri için Rableri katında naim cennetleri (vardır)

1. inne : muhakkak
2. li el muttekîne : muttakiler için vardır
3. inde : yanında
4. rabbi-him : onların Rab’leri
5. cennâti : cennetler
6. en naîmi : naîm

٣٥

اَفَنَجْعَلُ الْمُسْلِمينَ كَالْمُجْرِمينَ

(35) efenecalül muslimine kel mücrimin
Biz hiç, tutar mıyız? müslümanlarla mücrimleri bir

1. e : mi
2. fe : artık, öyleyse, işte böyle
3. nec’alu : biz kılarız, yaparız
4. el muslimîne : müslümanlar, teslim olanlar
5. ke : gibi
6. el mucrimîne : mücrimler, günahkâr olanlar

٣٦

مَا لَكُمْ كَيْفَ تَحْكُمُونَ

(36) ma leküm keyfe tahkümün
Ne oluyor size? nasıl hüküm veriyorsunuz?

1. : ne
2. leküm : size
3. keyfe : nasıl
4. tahkumûne : hüküm veriyorsunuz

٣٧

اَمْ لَكُمْ كِتَابٌ فيهِ تَدْرُسُونَ

(37) emleküm kitabün fihi tedrusun
Yoksa sizin için bir kitap (var da) ondan mı okuyorsunuz

1. em : yoksa
2. leküm : sizin var
3. kitâbun : kitap
4. fî-hi : onda, onun içinde
5. tedrusûne : ders okuyorsunuz

٣٨

اِنَّ لَكُمْ فيهِ لَمَا تَخَيَّرُونَ

(38) inne leküm fihi lema tehayyerun
Sizin için kesin onda beğenip seçtiğiniz her şeyin (olduğu mu yazılı?)

1. inne : muhakkak, gerçekten
2. leküm : sizin için, sizin
3. fî-hi : onda, onun içinde
4. le : elbette, mutlaka
5. : şey, şeyler
6. tehayyerûne : siz tahayyer ediyorsunuz, beğenip seçiyorsunuz

٣٩

اَمْ لَكُمْ اَيْمَانٌ عَلَيْنَا بَالِغَةٌ اِلى يَوْمِ الْقِيمَةِ اِنَّ لَكُمْ لَمَا تَحْكُمُونَ

(39) em leküm eymanun aleyna baliğatün ila yevmil kıyameti inne leküm lema tahkümün
Yoksa sizin için üzerimizde yeminler mi (var?) kıyamet gününe kadar sürecek sizin için mutlaka siz neye hükmederseniz (öyle mi olacak?)

1. em : yoksa
2. leküm : sizin için, sizin
3. eymânun : yeminler
4. aleynâ : üzerimizde
5. bâligatun : erişir, sürer
6. ilâ yevmi el kıyâmeti : kıyâmet gününe kadar
7. inne : muhakkak
8. leküm : sizin için, sizin
9. le : mutlaka
10. : şey, ne
11. tahkumûne : siz hüküm veriyorsunuz

٤٠

سَلْهُمْ اَيُّهُمْ بِذلِكَ زَعيمٌ

(40) selhüm eyyühüm bizalike ze’ım
Onlara sor, içlerinden hangisi buna kefil olacak?

1. sel : sor
2. hum : onlara
3. eyyu-hum : onların hangisi
4. bi zâlike : bunu
5. zeîmun : garanti verir, savunur, savunucusudur

٤١

اَمْ لَهُمْ شُرَكَاءُ فَلْيَاْتُوا بِشُرَكَاءِهِمْاِنْ كَانُوا صَادِقينَ

(41) emlehüm şureka’u felye’tu bişurekaihim in kanu sadikın
Yoksa onların ortakları mı (var) onlar ortaklarını hemen getirsinler eğer doğru söyleyenler iseler

1. em : yoksa, veya
2. lehüm : onların var
3. şurekâu : ortaklar
4. fe : şu halde, öyleyse
5. el ye’tû bi : getirsinler
6. şurekâi-him : onların ortakları, ortaklarını
7. in : eğer, ise
8. kânû : oldular, idiler
9. sâdikîne : sadıklar, doğru sözlü kimseler, doğru söyleyenler

٤٢

يَوْمَ يُكْشَفُ عَنْ سَاقٍ وَيُدْعَوْنَ اِلَى السُّجُودِ فَلَا يَسْتَطيعُونَ

(42) yevme yukşefu an sakıv ve yud’avne ilessucudi fela yestetiun
O gün paçaları sıvanır secdeye davet olunurlar fakat güçleri yetmez

1. yevme : gün
2. yukşefu : açılır, açığa çıkar (sırlar) giderilir
3. an sâkın : perde, sırlar, gerçekler
4. ve yud’avne : ve davet edilirler
5. ilâ es sucûdi : secde etmeye
6. fe : artık, fakat
7. lâ yestetîûne : muktedir olamazlar, güçleri yetmez

Sayfa:565

٤٣

خَاشِعَةً اَبْصَارُهُمْ تَرْهَقُهُمْ ذِلَّةٌ وَقَدْ كَانُوا يُدْعَوْنَاِلَى السُّجُودِ وَهُمْ سَالِمُونَ

(43) haşiaten ebsaruhüm terhekuhüm zilleh ve kad kanu yud’avne ilessucudi ve hüm salimun
Gözleri (öne) düşmüş kendilerini bir zillet sarmıştır gerçekten davet olunuyorlardı secdede onlar sağ salimler iken

1. hâşiaten : korkudan ürpermiş halde
2. ebsâru-hum : onların bakışları, gözleri
3. terheku-hum : onları kaplar, bürür
4. zilletun : zillet
5. ve kad : ve olmuştu
6. kânû : oldular, idiler
7. yud’avne : davet edilirler
8. ilâ es sucûdi : secdelere, secde etmeye
9. ve hum : ve onlar
10. sâlimûne : salim, sağlam, selâmette

٤٤

فَذَرْنى وَمَنْ يُكَذِّبُ بِهذَا الْحَديثِ سَنَسْتَدْرِجُهُمْمِنْ حَيْثُ لَا يَعْلَمُونَ

(44) fezerni ve men yukezzibu bihazelhadis senestedricuhüm min haysü la ya’lemun
O halde bana bırak bu sözü yalan sayan kimseyi onları yavaş yavaş yaklaştıracağız bilmedikleri yönden (azaba)

1. fe : o zaman, artık
2. zer-nî : bana bırak, ilgilenme
3. ve men : ve kimse
4. yukezzibu : yalanlıyor
5. bi hâzâ : bunu
6. el hadîsi : söz
7. se-nestedricu-hum : tedricen (derece derece), yavaş yavaş (azaba) yaklaştıracağız
8. min haysu : yerden
9. lâ ya’lemûne : bilmiyorlar

٤٥

وَاُمْلى لَهُمْ اِنَّ كَيْدى مَتينٌ

(45) ve umliy lehüm inne keydi metin
Ben onlara mühlet veririm çünkü benim mekrim sağlamdır

1. ve umlî : ve ben mühlet, süre, zaman veriyorum
2. lehüm : onlara
3. inne : muhakkak ki
4. keydî : benim tuzağım
5. metînun : metin, sağlam, çok kuvvetli

٤٦

اَمْ تَسَْلُهُمْ اَجْرًا فَهُمْ مِنْ مَغْرَمٍ مُثْقَلُونَ

(46) em teseluhüm ecran fehüm min mağremin müskalun
Yoksa sen onlardan bir ücret istiyorsun da, onlar o borçtan dolayı eziliyorlar mı?

1. em : veya, yoksa mı
2. tes’elu-hum : sen onlardan istiyorsun
3. ecren : bir ücret
4. fe : o zaman
5. hum : onlar
6. min magremin : maddî bir borçtan
7. muskalûne : sakil, ağır olan bir yükü ödemekle mükellef olanlar, borç altında olanlar

٤٧

اَمْ عِنْدَهُمُ الْغَيْبُ فَهُمْ يَكْتُبُونَ

(47) em indehümülğaybu fehüm yektübün
Yoksa gaib yanlarında da, onlar mı yazıyorlar?

1. em : veya, yoksa mı
2. inde : yanında
3. hum(u) : onlar
4. el gaybu : gayb
5. fe : artık
6. hum : onlar
7. yektubûne : yazıyorlar

٤٨

فَاصْبِرْ لِحُكْمِ رَبِّكَ وَلَا تَكُنْ كَصَاحِبِ الْحُوتِ اِذْ نَادى وَهُوَ مَكْظُومٌ

(48) fasbir lihukmi rabbike ve la tekün kesahibilhuti iz nada ve hüve mekzum
Rabbinin hükmüne sabret ve balığın sahibi gibi olma o zaman dua etmişti o keder dolu halde

1. fe isbir : artık sabret
2. li : için, …e
3. hukmi : hüküm, hükmü
4. rabbi-ke : senin Rabbin, Rabbinin
5. ve lâ tekun : ve sen olma
6. ke : gibi
7. sâhıbi : sahibi
8. el hûti : balık
9. iz : o zaman
10. nâdâ : nida etti, çağırdı
11. ve hüve : ve o
12. mekzûmun : öfkeli olan, çok gamlı, çok hüzünlü olan

٤٩

لَوْ لَا اَنْ تَدَارَكَهُ نِعْمَةٌ مِنْ رَبِّه لَنُبِذَ بِالْعَرَاءِ وَهُوَ مَذْمُومٌ

(49) levla en tedarekehü nimetüm mir rabbihi lenübize bil arai ve hüve mezmüm
Eğer ona yetişmeseydi Rabbinin nimeti mutlaka, ortalığa atılacaktı o kınanmış bir şekilde

1. lev lâ : eğer olmasaydı
2. en tedâreke-hu : ona erişmesi, yetişmesi
3. ni’metun : ni’met
4. min rabbi-hî : onun Rabbinden
5. le nubize : mutlaka atılır
6. bi el arâi : çıplak, bitki yetişmemiş olan boş araziye
7. ve hüve : ve o
8. mezmûmun : zemmedilmiş olan, kınanmış olan

٥٠

فَاجْتَبيهُ رَبُّهُ فَجَعَلَهُ مِنَ الصَّالِحينَ

(50) fectebahü rabbühü fecealehü minessalihin
Fakat Rabbin onu seçti ve onu salihlerden yaptı

1. fe : böylece, artık
2. ectebâ-hu : onu seçti
3. rabbu-hu : onun Rabbi
4. fe : böylece, artık
5. ceale-hu : onu kıldı
6. min es sâlihîne : salihlerden

٥١

وَاِنْ يَكَادُ الَّذينَ كَفَرُوا لَيُزْلِقُونَكَ بِاَبْصَارِهِمْ لَمَّا سَمِعُوا الذِّكْرَ وَيَقُولُونَ اِنَّهُ لَمَجْنُونٌ

(51) ve iy yekadullezine keferu leyuzlikuneke biebsarihim lemma semiuzzikra ve yekulüne innehü lemecnun
Küfredenler nerede ise seni yıkacaklardı gerçekten gözleri ile kur’an’ı işittikleri zaman diyorlardı “gerçekten o bir mecnun”

1. ve in yekâdu : ve neredeyse, az kalsın olur
2. ellezîne : onlar, olanlar
3. keferû : inkâr ettiler
4. le : gerçekten
5. yuzlikûne-ke : seni kaydıracaklar, devirecekler
6. bi : ile
7. ebsâri-him : onların bakışları, gözleri
8. lemmâ : olduğu zaman
9. semiû : duydular
10. ez zikre : zikir, Kur’ân
11. ve yekûlûne : ve diyorlar
12. inne-hu : muhakkak ki o
13. le : gerçekten
14. mecnûnun : mecnun, deli

٥٢

وَمَا هُوَ اِلَّا ذِكْرٌ لِلْعَالَمينَ

(52) ve ma hüve illa zikrul lil’alemin
Bu (Kur’an) ancak alemler için bir öğüttür

1. ve mâ : ve değildir
2. hüve : o
3. illâ : den başka
4. zikrun : bir zikir, öğüt
5. li : için
6. el âlemîne : âlemler

69-HAKKA

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ

١

اَلْحَاقَّةُ

(1) elhakkah
Kıyamet

1. el hâkkatu : hakikat, gerçek, gerçekleşecek olan, vuku bulması gerçek olan

٢

مَاالْحَاقَّةُ

(2) melhakkah
O kıyamet nedir?

1. : nedir
2. el hâkkatu : hakikat (gerçek) olan (vuku bulacağı mutlak olan)

٣

وَمَا اَدْريكَ مَاالْحَاقَّةُ

(3) ve ma edrake melhakkah
Sana hangi şey bildirdi? kıyametin ne olduğunu

1. ve mâ : ve nedir
2. edrâke : sana bildiren
3. : nedir
4. el hâkkatu : hakikat, gerçek, vuku bulacak olan

٤

كَذَّبَتْ ثَمُودُ وَعَادٌ بِالْقَارِعَةِ

(4) kezzebet semudü ve adüm bilkariah
Yalanladı semud ve ad (kavimleri) kıyameti

1. kezzebet : inkâr etti, yalanladı
2. semûdu : Semud
3. ve âdun : ve Ad (kavmi)
4. bi el kâriati : Karia’yı (korkunç olayı)

٥

فَاَمَّا ثَمُودُ فَاُهْلِكُوا بِالطَّاغِيَةِ

(5) feemma semudü feühliku bittağıyeh

fakat semud, helak edildi ansızın gelen sayha ile

1. fe emmâ : fakat
2. semûdu : Semud
3. fe : bu sebeple
4. uhlikû : helâk edildi
5. bi et tâgiyeti : çok şiddetli ve kuvvetli, azgın bir azapla

٦

وَاَمَّا عَادٌ فَاُهْلِكُوا بِريحٍ صَرْصَرٍ عَاتِيَةٍ

(6) ve emma adün feühliku birıhin sarsarin atiyeh
Ad (kavmi) ise helak edildiler şiddetle sarsan bir fırtına ile

1. ve emmâ : ve amma, ise
2. âdun : Ad (kavmi)
3. fe : bu sebeple
4. uhlikû : helâk edildi
5. bi rîhin : rüzgâr ile
6. sarsarin : kasıp kavuran çok gürültülü dondurucu rüzgâr
7. âtîyetin : son derece şiddetli, azgın esen fırtına

٧

سَخَّرَهَا عَلَيْهِمْ سَبْعَ لَيَالٍ وَثَمَانِيَةَ اَيَّامٍ حُسُومًا فَتَرَى الْقَوْمَ فيهَا صَرْعى كَاَنَّهُمْاَعْجَازُ نَخْلٍ خَاوِيَةٍ

(7) sahharaha aleyhim seba leyaliv ve semaniyete eyyamin hasumen feteralkavme fiha sara keennehüm a’cazü nahlin haviyeh
(Allah) o fırtınayı, musallat etti üzerlerine yedi gece sekiz gün (aralıksız) sonra da o kavmi görürsün ki orada yıkılıp kalıvermişler sanki kendileri kof hurma kütükleri (gibi)

1. sahhara-hâ : onu emre amade kıldı, onu musallat etti
2. aleyhim : onların üzerine
3. seb’a : yedi
4. leyâlin : geceler
5. ve semâniyete : ve sekiz
6. eyyâmin : günler
7. husûmen : peşpeşe, ara vermeden, ardarda
8. fe : o zaman, bundan sonra
9. terâ : görürsün
10. el kavme : kavmi
11. fî-hâ : orada
12. sar’â : yere serilmiş
13. ke : gibi, sanki
14. enne-hum : onların olduğunu
15. a’câzu : kütük
16. nahlin : hurma ağaçları
17. hâviyetin : boş

٨

فَهَلْ تَرى لَهُمْ مِنْ بَاقِيَةٍ

(8) fehel tera lehüm min bakıyeh
Bak şimdi görüyor musun? onlardan bir bakiye

1. fe : o halde, artık
2. hel : mı, var mı
3. terâ : görürsün, görüyor musun
4. lehüm : onların, onlara ait
5. min bâkiyetin : bakiye, geride kalan şey

Sayfa:566

٩

وَجَاءَ فِرْعَوْنُ وَمَنْ قَبْلَهُوَالْمُؤْتَفِكَاتُ بِالْخَاطِءَةِ

(9) ve cae firavnü ve men kablehü vel mu’tefikatü bilhatieh
Firavun geldi ve ondan öncekiler ve mu’tefike (kavimleride) hata işleyerek

1. ve câe : ve geldi
2. fir’avnu : firavun
3. ve men kable-hu : ve ondan önceki kimseler
4. ve el mu’tefikâtu : ve beldeleri alt üst edilen kimseler
5. bi el hâtieti : büyük hatalar, kötü fiiller, günahlar

١٠

فَعَصَوْا رَسُولَ رَبِّهِمْ فَاَخَذَهُمْ اَخْذَةً رَابِيَةً

(10) fe asav resule rabbihim feehazehüm ahzeter rabiyah
Rablerinin resullerine isyan ettiler bunun üzerine onları yakaladı üste çıkan azap (ile)

1. fe : böylece
2. asav : isyan ettiler
3. resûle : resûl, elçi
4. rabbi-him : onların Rabbi
5. fe : bunun üzerine
6. ehaze-hum : onları yakaladı
7. ahzeten : alış, yakalayış, yakalama
8. râbiyeten : çok şiddetli

١١

اِنَّا لَمَّا طَغَا الْمَاءُ حَمَلْنَاكُمْ فِى الْجَارِيَةِ

(11) inna lemma tağalmau hamelnaküm filcariyeh
Gerçekten biz taşıdık su taştığı zaman sizi gemide

1. innâ : muhakkak ki biz
2. lemmâ : olduğu zaman
3. taga : taştı
4. el mâu : su
5. hamelnâ-kum : sizi taşıdık
6. : içinde
7. el câriyeti : akıp giden, gemi

١٢

لِنَجْعَلَهَا لَكُمْ تَذْكِرَةً وَتَعِيَهَا اُذُنٌ وَاعِيَةٌ

(12) linecaleha leküm tezkiratev ve teıyeha üzünüv va’iyeh
Bunu yapalım diye size bir öğüt ve bunu belleyen kulaklar bellesin (diye)

1. li nec’ale-hâ : onu kılalım diye
2. leküm : sizin için
3. tezkireten : ibret
4. ve teiye-hâ : ve onu bellesin
5. uzunun : kulaklar
6. vâiyetun : belleyen, işiten

١٣

فَاِذَا نُفِخَ فِى الصُّورِ نَفْخَةٌ وَاحِدَةٌ

(13) feiza nufiha fissuri nefhatüv vahideh
O zaman sur’a üfürülür bir tek üfürüşle

1. fe : artık
2. izâ nufiha : üflendiği zaman
3. : içine
4. es sûri : sur, İsrafil (A.S)’ın borusu
5. nefhatun : üfleyiş
6. vâhidetun : bir, tek

١٤

وَحُمِلَتِ الْاَرْضُ وَالْجِبَالُ فَدُكَّتَا دَكَّةً وَاحِدَةً

(14) ve humiletil ardu velcibalü fedukketa dekketev vahideh
Yer ile dağlar kaldırıldığında çarpılıp dağıtıldığında bir çarpılış ile

1. ve humilet(i) : ve taşındı, kaldırıldı
2. el ardu : arz, yeryüzü
3. ve el cibâlu : ve dağlar
4. fe : böylece, o zaman, olduğu zaman
5. dukketâ : parçalandı
6. dekketen : çarpış
7. vâhideten : bir, tek

١٥

فَيَوْمَءِذٍ وَقَعَتِ الْوَاقِعَةُ

(15) feyevme iziv ve kaatil vakı’ah
İşte o gün kıyamet kopacaktır

1. fe : işte
2. yevme izin : o gün
3. vakaati : vuku bulur
4. el vâkiatu : vakıa, büyük olay, kıyâmet

١٦

وَانْشَقَّتِ السَّمَاءُ فَهِىَ يَوْمَءِذٍ وَاهِيَةٌ

(16) venşakkatissemau fehiye yevmeiziv vahiyeh
(O gün) gök yarılmıştır artık o gün gök çürüyüp dağıtılmıştır

1. ve inşakkati : ve yarıldı
2. es semâu : sema, gökyüzü, gök
3. fe : artık
4. hiye : o
5. yevme izin : izin gün
6. vâhiyetun : zaafa uğramıştır (dengesi bozulmuştur)

١٧

وَالْمَلَكُ عَلى اَرْجَاءِهَا وَيَحْمِلُ عَرْشَ رَبِّكَ فَوْقَهُمْ يَوْمَءِذٍ ثَمَانِيَةٌ

(17) velmeleku ala ercaiha ve yahmilü arşe rabbike fevkahüm yevme izin semaniyeh
Ve melek(ler) onun (etrafında) ümit üzerindedirler Rabbinin arşını taşır onların üstünde o gün sekiz (melek)

1. ve el meleku : ve o melek
2. alâ : üzerinde, de
3. ercâi-hâ : onun kenarları, etrafı, çevresi, yanları
4. ve yahmilu : ve taşır
5. arşe : arş
6. rabbi-ke : senin Rabbin, Rabbinin
7. fevka-hum : onların üstünde, üstlerinde
8. yevme izin : izin günü
9. semâniyetun : sekiz

١٨

يَوْمَءِذٍ تُعْرَضُونَ لَا تَخْفى مِنْكُمْ خَافِيَةٌ

(18) yevme izin tu’radune la tahfa minküm hafiyeh
O gün arz olunursunuz gizli kalmaz sizin hiçbir sırrınız

1. yevme izin : izin günü
2. tu’radûne : arz olunacaksınız
3. lâ tahfâ : gizli kalmaz
4. min-kum : sizden
5. hâfiyetun : gizli, sessiz, sır olarak

١٩

فَاَمَّا مَنْ اُوتِىَ كِتَابَهُ بِيَمينِه فَيَقُولُ هَاؤُمُ اقْرَؤُا كِتَابِيَهْ

(19) feemma men utiye kitabehu bi yeminihi feyekulü haümükrau kitabiyeh
Artık kitabı sağ eline verilen kimse der ki buyurun okuyun kitabımı

1. fe emmâ : fakat, ise, o zaman
2. men : kişi, kimse
3. ûtiye : verilir
4. kitâbe-hu : onun kitabı, amel defteri, hayat filmi
5. bi yemîni-hî : onun sağından
6. fe : o zaman
7. yekûlu : der, söyler
8. hâum(u) : haydi alınız
9. ikreû : okuyun
10. kitâbiyeh : kitabım, amel defterim, hayat filmim

٢٠

اِنّى ظَنَنْتُ اَنّى مُلَاقٍ حِسَابِيَهْ

(20) inni zanentü enni mulakın hisabiyeh
Çünkü ben zannetmiştim hesabıma kavuşacağımı

1. innî : muhakkak ki ben
2. zanentu : zannettim, inandığım için biliyordum
3. ennî : ben ….. olduğumu
4. mulâkin : mülâki olunacak
5. hisâbiyeh : hesabım

٢١

فَهُوَ فى عيشَةٍ رَاضِيَةٍ

(21) fehüve fi iyşatir radiyeh
Artık o, hoşnut bir hayattadır

1. fe : artık, işte
2. hüve : o
3. : içinde
4. îşetin : yaşayış, yaşayış tarzı
5. râdiyetin : razı olarak, razı olduğu

٢٢

فى جَنَّةٍ عَالِيَةٍ

(22) fi cennetin aliyeh
Yüksek bir cennettedir

1. fî cennetin : cennette
2. âliyetin : yüksek, yüce

٢٣

قُطُوفُهَا دَانِيَةٌ

(23) kutufüha daniyeh
Olgunlaşmış (meyveler) yakındır

1. kutûfu-hâ : onun olgunlaşmış meyveleri
2. dâniyetun : aşağı sarkmış, yakınlaşmış durumda

٢٤

كُلُوا وَاشْرَبُوا هَنيًا بِمَا اَسْلَفْتُمْ فِى الْاَيَّامِ الْخَالِيَةِ

(24) kulu veşrabü heniyem bima esleftüm fil eyyamilhaliyeh
Yeyin için afiyet olsun yaptığınız amellerin karşılığı olarak geçmiş günlerde (kayda değer)

1. kulû : yeyin
2. ve işrebû : ve için
3. henîen : afiyetle
4. bimâ : şeyle, şeyler sebebiyle
5. esleftum : geçmişte yaptınız
6. fî el eyyâmi : günlerde
7. el hâliyeti : geçmiş

٢٥

وَاَمَّا مَنْ اُوتِىَ كِتَابَهُ بِشِمَالِه فَيَقُولُ يَالَيْتَنىلَمْ اُوتَ كِتَابِيَهْ

(25) ve emma men utiye kitabehü bişimalihi feyekulü ya leyteni lem ute kitabiyeh
Amma kitabı sol eline verilen kimse de der ki ah bana keşke kitabım verilmeseydi

1. ve emmâ : ve, ama, ise
2. men : kişi, kimse
3. ûtiye : verilir
4. kitâbe-hu : onun kitabı, amel defteri, hayat filmi
5. bi şimâli-hî : onun solundan
6. fe : artık, o zaman
7. yekûlu : der, söyler
8. yâ leyte-nî : bana yazıklar olsun, keşke bana
9. lem ûte : verilmez
10. kitâbi-yeh : kitabım, amel defterim, hayat filmim

٢٦

وَلَمْ اَدْرِ مَاحِسَابِيَهْ

(26) ve lem edri ma hisabiyeh
Bilemeseydim! hesabım nedir

1. ve lem edri : ve bilmeseydim
2. : ne
3. hisâbiyeh : hesabım

٢٧

يَا لَيْتَهَا كَانَتِ الْقَاضِيَةَ

(27) ya leyteha kanetil kadiyeh
Keşke ölüm, işi bitiren olsaydı!

1. yâ leyte-hâ : keşke o olsa
2. kâneti : oldu, idi
3. el kâdiyete : olacak olan, o olay

٢٨

مَا اَغْنى عَنّى مَالِيَهْ

(28) ma ağna anni maliyeh
Hiçbir fayda vermedi malım bana

1. mâ agnâ : fayda vermedi
2. annî : benden, bana
3. mâli-yeh : benim malım

٢٩

هَلَكَ عَنّى سُلْطَانِيَهْ

(29) heleke anni sultaniyeh
Helak oldu bitti benden saltanatım

1. heleke : helâk oldu
2. an-nî : benden
3. sultâni-yeh : hakimiyetim, benim saltanatım (mal gücüm)

٣٠

خُذُوهُ فَغُلُّوهُ

(30) huzühü feğullüh
Onu tutun hemen bağlayın

1. huzû-hu : onu tutun
2. fe : artık, sonra
3. gullû-hu : onu bağlayın

٣١

ثُمَّ الْجَحيمَ صَلُّوهُ

(31) sümmel cehime sallüh
Sonra onu cehenneme atın

1. sümme : sonra
2. el cahîme : alevli ateş (cehennem)
3. sallû-hu : onu (ateşe) yaslayın, atın

٣٢

ثُمَّ فى سِلْسِلَةٍ ذَرْعُهَا سَبْعُونَ ذِرَاعًا فَاسْلُكُوهُ

(32) sümme fi silsiletin zeruha sebune ziraan feslukuh
Sonra bir zincir ile boyu yetmiş arşın olan onu hemen sürükleyin!

1. sümme : sonra
2. fî silsiletin : zincir içinde
3. zer’u-hâ : onun uzunluğu
4. seb’ûne : 70
5. zirâan : arşın
6. fe uslukû-hu : öylece onu sevkedin

٣٣

اِنَّهُ كَانَ لَا يُؤْمِنُ بِاللّهِ الْعَظيمِ

(33) innehü kane la yu’minu billahil azim
Çünkü o iman etmiyordu azim olan Allah’a

1. inne-hu : muhakkak ki o
2. kâne : oldu, idi
3. lâ yu’minu : inanmıyor, îmân etmiyor
4. bi allâhi : Allah’a
5. el azîmi : azîz olan, büyük, yüce

٣٤

وَلَا يَحُضُّ عَلى طَعَامِ الْمِسْكينِ

(34) ve la yehuddu ala taamil miskin
Teşvik etmiyordu yoksulu doyurmayı da

1. ve lâ yahuddu : ve teşvik etmez, etmiyordu
2. alâ taâmi : yedirme, yemek verme, doyurma
3. el miskîni : yoksullar

Sayfa:567

٣٥

فَلَيْسَ لَهُ الْيَوْمَ ههُنَا حَميمٌ

(35) feleyse lehül yevme hahüna hamim
Bugün de ona yok burada bir yakın dost

1. fe : o zaman, artık
2. leyse : değildir, yoktur
3. lehü : onun için, ona, onun
4. el yevme : o gün
5. hâhunâ : burada
6. hamîmun : samimi, yakın dost

٣٦

وَلَا طَعَامٌ اِلَّا مِنْ غِسْلينٍ

(36) ve la taamün illa min gıslin

(Onların) irinden başka taamı yoktur

1. ve lâ : ve yoktur
2. taâmun : yiyecek yemek
3. illâ : den başka
4. min gıslînin : kanlı irin

٣٧

لَا يَاْكُلُهُ اِلَّا الْخَاطِؤُنَ

(37) la ye’kulühü illel hatiun

Onu ancak günahkarlar yer

1. lâ ye’kulu-hu : onu yemez
2. illâ : den başka
3. el hâtiûne : büyük hata işleyenler, kasten günaha girenler, inkâr edenler

٣٨

فَلَا اُقْسِمُ بِمَا تُبْصِرُونَ

(38) fela uksimü bima tubsirun

Kasem ederim, gördüklerinize

1. fe lâ : hayır
2. uksimu : yemin ederim
3. bimâ : şeylere
4. tubsirûne : gördüğünüz

٣٩

وَمَا لَا تُبْصِرُونَ

(39) ve ma la tubsirun

Ve görmediklerinize

1. ve mâ : ve şeylere
2. lâ tubsirûne : görmediğiniz

٤٠

اِنَّهُ لَقَوْلُ رَسُولٍ كَريمٍ

(40) innehü lekavlu resulin kerim

Gerçekten o (kur’an), sözdür kerim resülün (getirdiği)

1. inne-hu : muhakkak ki o
2. le : elbette, gerçekten
3. kavlu : söz
4. resûlin : resûl, elçi
5. kerîmin : kerim, şerefli

٤١

وَمَا هُوَ بِقَوْلِ شَاعِرٍ قَليلًا مَا تُؤْمِنُونَ

(41) ve ma hüve bikavli şair kalilem ma tu’minun

O, bir şair sözü değildir ne kadar az inanıyorsunuz!

1. ve mâ : ve değildir
2. hüve : o
3. bi kavli : sözü
4. şâirin : şair
5. kalîlen : az
6. : ne
7. tu’minûne : inanıyorsunuz

٤٢

وَلَا بِقَوْلِ كَاهِنٍ قَليلًا مَا تَذَكَّرُونَ

(42) ve la bikavli kahin kalilem ma tezekkerun

Kahin sözü de değildir siz, ne kadar az düşünüyorsunuz!

1. ve lâ : ve değildir
2. bi kavli : sözü
3. kâhinin : kâhin
4. kalîlen : az
5. : ne
6. tezekkerûne : tezekkür ediyorsunuz

٤٣

تَنْزيلٌ مِنْ رَبِّ الْعَالَمينَ

(43) tenzilüm mir rabbil alemin

İndirilmedir alemlerin Rabbi tarafından

1. tenzîlun : indirilmedir, indirilmiştir
2. min rabbi : Rabbinden, Rabbi tarafından
3. el âlemîne : âlemlerin

٤٤

وَلَوْ تَقَوَّلَ عَلَيْنَا بَعْضَ الْاَقَاويلِ

(44) velev tekavvele aleyna ba’dal ekavil

Eğer bize isnat etmeye kalkışsaydı bazı sözler (uydurup)

1. ve lev : ve olsaydı
2. tekavvele : uydurdu
3. aleynâ : bize karşı
4. ba’da : bazı
5. el ekâvîli : uydurulmuş sözler

٤٥

لَاَخَذْنَا مِنْهُ بِالْيَمينِ

(45) leehazna minhü bilyemin

Biz onu mutlaka kuvvetle yakalar

1. le ehaznâ : elbette biz tutar alırdık
2. min-hu : ondan
3. bi el yemîni : sağı

٤٦

ثُمَّ لَقَطَعْنَا مِنْهُ الْوَتينَ

(46) sümme lekata’na minhülvetin

Sonra da muhakkak keserdik onun kalp damar(larını)

1. sümme : sonra
2. le kata’nâ : mutlaka keserdik
3. minhü : ondan
4. el vetîne : can damarı

٤٧

فَمَا مِنْكُمْ مِنْ اَحَدٍ عَنْهُ حَاجِزينَ

(47) fema minküm min ehadin anhü hacizin

Sizden hiç biriniz ona siper de olamazdınız

1. fe : o zaman, artık, ayrıca
2. : olmaz
3. minküm : sizden
4. min ehadin : biriniz
5. an-hu : ondan
6. hâcizîne : engel olanlar, engelleyiciler, men ediciler

٤٨

وَاِنَّهُ لَتَذْكِرَةٌ لِلْمُتَّقينَ

(48) ve innehü letezkiretül lilmüttekın

Şüphesiz o (kur’an), elbette bir öğüttür takva sahipleri için

1. ve inne-hu : ve muhakkak ki o
2. le tezkiretun : gerçekten öğüttür
3. li el muttekîne : muttakiler için, takva sahipleri için

٤٩

وَاِنَّا لَنَعْلَمُ اَنَّ مِنْكُمْ مُكَذِّبينَ

(49) ve inna lena’lemu enne minküm mükezzibin

Gerçekten biz, hakikaten (onu) biliyoruz içinizden yalanlayanları

1. ve innâ : ve muhakkak ki biz
2. le na’lemu : elbette biliyoruz
3. enne : olduğunu
4. min-kum : sizden
5. mukezzibîne : yalanlayanlar, inanmayanlar, inkâr edenler

٥٠

وَاِنَّهُ لَحَسْرَةٌ عَلَى الْكَافِرينَ

(50) ve innehü lehasretün alel kafirin

Şüphesiz O (Kur’an), elbette kafirler için bir pişmanlıktır

1. ve inne-hu : ve muhakkak ki o
2. le hasretun : elbette hasrettir
3. alâ : …e
4. el kâfirîne : inkâr edenler

٥١

وَاِنَّهُ لَحَقُّ الْيَقينِ

(51) ve innehü le hakkul yakın

Muhakkak O (Kur’an), elbette kesin haktır

1. ve inne-hu : ve muhakkak ki o
2. le : elbette, gerçekten
3. hakk’u el yakîni : Hakk’ul yakîn, kesin olarak Hakk’ı bilmektir

٥٢

فَسَبِّحْ بِاسْمِ رَبِّكَ الْعَظيمِ

(52) fesebbih bismi rabbikel azim

O halde sen de tespih et yüce Rabbini ismi ile

1. fe : o zaman, o halde, artık
2. sebbih : tespih et
3. bi ismi : ismi ile
4. rabbi-ke : Rabbini
5. el azîmi : azîm, büyük, yüce

70-MEARİC

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ

١

سَاَلَ سَاءِلٌ بِعَذَابٍ وَاقِعٍ

(1) seele sailüm bi azabiv vakı’

bir isteyici istedi vaki olacak azabı

1. seele : sordu, istedi
2. sâilun : soran, isteyen, talep eden, talep sahibi
3. bi azâbin : azabı
4. vâkıın : vuku bulacak vaka (azap)

٢

لِلْكَافِرينَ لَيْسَ لَهُ دَافِعٌ

(2) lilkafirine leyse lehü dafi’

Kafirler içindir ki, onu defedecek yoktur

1. li el kâfirîne : kâfirler için
2. leyse : yoktur
3. lehü : onu
4. dâfiun : def edecek kimse, bertaraf edecek, geri çevirecek

٣

مِنَ اللّهِ ذِى الْمَعَارِجِ

(3) minallahi zilmearic

Derece yükseltme (gücüne) sahip Allah’tan

1. min allâhi : Allah’tan, Allah tarafından
2. : sahibi
3. el meârici : yüksek makamlar, yüce mertebeler, yüksek dereceler, gök katlarının yüksekliklerinin sahibi

٤

تَعْرُجُ الْمَلءِكَةُ وَالرُّوحُ اِلَيْهِ فى يَوْمٍ كَانَ مِقْدَارُهُ خَمْسينَ اَلْفَ سَنَةٍ

(4) ta’rucül melaiketü verruhu ileyhi fi yevmin kane mikdarühü hamsine elfa seneh

Melekler ve ruh, oraya çıkar(lar) bir gün de süresi elli bin yıl olan

1. ta’rucu : uruc eder, yükselir
2. el melâiketu : melekler
3. ve er rûhu : ve ruh
4. ileyhi : ona
5. fî yevmin : günde, gün içinde
6. kâne : oldu
7. mikdâru-hu : onun miktarı, süresi
8. hamsîne : elli (50)
9. elfe : bin (1000)
10. senetin : sene

٥

فَاصْبِرْ صَبْرًا جَميلًا

(5) fasbir sabren cemila

O halde sen sabret güzel bir sabırla

1. fe asbir : artık sabret
2. sabren : bir sabırla
3. cemîlen : güzel

٦

اِنَّهُمْ يَرَوْنَهُ بَعيدًا

(6) innehüm yerevnehü beida

Çünkü onlar o (azabı) uzak görüyorlar

1. inne-hum : muhakkak ki onlar
2. yerevne-hu : onu görüyorlar
3. baîden : uzak olarak

٧

وَنَريهُ قَريبًا

(7) ve nerahü kariba

Oysa biz onu yakın görüyoruz

1. ve nerâ-hu : ve biz onu görüyoruz
2. karîben : yakın

٨

يَوْمَ تَكُونُ السَّمَاءُ كَالْمُهْلِ

(8) yevme tekunüs semau kelmühl

O gün olacak sema erimiş maden gibi

1. yevme : o gün
2. tekûnu : olacak
3. es semâu : sema, gökyüzü
4. ke : gibi
5. el muhli : erimiş maden

٩

وَتَكُونُ الْجِبَالُ كَالْعِهْنِ

(9) ve tekunül cibalü kelihn

Dağlarda olacak atılmış yün gibi

1. ve tekûnu : ve olacak
2. el cibâlu : dağlar
3. ke : gibi
4. el ıhni : renkli yün parçaları

١٠

وَلَا يَسَْلُ حَميمٌ حَميمًا

(10) ve la yeselu hamimün hamima

Soramayacak hiçbir hısım, bir hısmın (halini)

1. ve lâ yes’elu : ve sormaz
2. hamîmun : yakın, şefkatli dost
3. hamîmen : yakın, şefkatli dostu

Sayfa:568

١١

يُبَصَّرُونَهُمْ يَوَدُّ الْمُجْرِمُ لَوْ يَفْتَدى مِنْ عَذَابِ يَوْمِءِذٍ بِبَنيهِ

(11) yübassarunehüm yeveddül mücrimü lev yeftedi min azabi yevmeizim bibanih
Onlar, (birbirlerine) gösterildikleri (halde) mücrim(ler) isteyecek fidye vermek o günün azabından (kurtulmak için) oğullarını

1. yubassarûne-hum : birbirlerine gösterilirler
2. yeveddu : temenni eder, olmasını ister
3. el mucrimu : günahkâr
4. lev : keşke, olsa, olabilse
5. yeftedî : fidye olarak verir
6. min azâbi : azaptan
7. yevmi izin : izin günü
8. bi benî-hi : oğullarını

١٢

وَصَاحِبَتِه وَاَخيهِ

(12) ve sahibetihi ve ehiyh
Karısını, kardeşini

1. ve sâhıbeti-hî : ve eşi
2. ve ahî-hi : ve kardeşi

١٣

وَفَصيلَتِهِ الَّتى تُْويهِ

(13) ve fasıletihil leti tu’vih
Kabilesini kendisini barındıran

1. ve fasîleti-hi : ve aşiretini
2. elletî : ki o
3. tu’vî-hi : kendisini barındırır

١٤

وَمَنْ فِى الْاَرْضِ جَميعًا ثُمَّ يُنْجيهِ

(14) ve men fil ardı cemian sümme yuncih
Ve yeryüzündekilerin hepsini (vermek isteyecek ki) sonra da kendisini (azaptan) kurtarabilsin

1. ve men : ve kim
2. fî el ardı : yeryüzünde var
3. cemîan : tümünü, hepsini
4. sümme : sonra
5. yuncî-hi : kendisini kurtarsın

١٥

كَلَّا اِنَّهَا لَظى

(15) kella inneha leza
Hayır! o gerçekten yalın bir ateştir

1. kellâ : hayır asla
2. inne-hâ : muhakkak ki o
3. lezâ : alev alev yanan ateş (cehennem)

١٦

نَزَّاعَةً لِلشَّوى

(16) nezzaatel lişşeva
Söker alır başın derisini

1. nezzâaten : soyup atan, yakıp kavuran
2. li eş şevâ : başın derisini

١٧

تَدْعُوا مَنْ اَدْبَرَ وَتَوَلّى

(17) tedu men edbera ve tevell
Çağırır arkasına dönüp yüz çevireni

1. ted’û : çağırır
2. men edbera : arkasını dönen kimse
3. ve tevellâ : ve yüz çeviren

١٨

وَجَمَعَ فَاَوْعى

(18) ve cemaa feeva
(malı) toplayıp depo edeni

1. ve cemea : ve topladı
2. fe : böylece, sonra
3. ev’â : yığdı, biriktirdi

١٩

اِنَّ الْاِنْسَانَ خُلِقَ هَلُوعًا

(19) innel insane hulika helu’a
Gerçekten insan cimri ve hırslı yaratılmıştır

1. inne : muhakkak
2. el insâne : insan
3. hulika : yaratıldı
4. helûan : hırslı, sabırsız ve tamahkâr

٢٠

اِذَا مَسَّهُ الشَّرُّ جَزُوعًا

(20) iza messehüşşerru cezua
O zaman kendisine zarar dokunduğunda feryat eder

1. izâ messe-hu : ona dokunduğu zaman
2. eş şerru : şerr, kötülük
3. cezûan : feryat edici

٢١

وَاِذَا مَسَّهُ الْخَيْرُ مَنُوعًا

(21) ve iza messehülhayru menua
Kendisine hayır dokunduğu zaman da men eder

1. ve izâ messe-hu : ve ona dokunduğu zaman
2. el hayru : bir hayır
3. menûan : hayırdan men eden, cimrilik eden

٢٢

اِلَّا الْمُصَلّينَ

(22) illel musallin
Yalnız namaz kılanlar hariç

1. illâ : ancak, hariç
2. el musallîne : namaz kılanlar

٢٣

اَلَّذينَ هُمْ عَلى صَلَاتِهِمْ دَاءِمُونَ

(23) ellezinehüm ala salatihim daimün
O kimseler ki namazlarında daimdirler

1. ellezîne hum : onlar olanlardır
2. alâ : …a
3. salâti-him : onların namazları, namazları
4. dâimûne : devam edenler

٢٤

وَالَّذينَ فى اَمْوَالِهِمْ حَقٌّ مَعْلُومٌ

(24) vellezine fi emvalihim hakkum ma’lum
Onların mallarında belli bir hakkı (vardır)

1. ve ellezîne : ve onlar
2. : içinde, de
3. emvâli-him : onların malları, malları
4. hakkun : hak, pay
5. ma’lûmun : bilinen, belirli

٢٥

لِلسَّاءِلِ وَالْمَحْرُومِ

(25) lissaili velmehrum
İsteyici ve mahrum olan(lar) içindir

1. li : için
2. es sâili : isteyenler
3. ve el mahrûmi : ve mahrum olanlar için

٢٦

وَالَّذينَ يُصَدِّقُونَ بِيَوْمِ الدّينِ

(26) vellezine yusaddikune biyevmiddin
Onlar ki tasdik ederler din gününü

1. ve ellezîne : ve onlar
2. yusaddikûne : tasdik ederler
3. bi : …i
4. yevmi ed dîni : dîn günü

٢٧

وَالَّذينَ هُمْ مِنْ عَذَابِ رَبِّهِمْ مُشْفِقُونَ

(27) vellezine hüm min azabi rabbihim müşfikun
Onlar ki Rablerinin azabından korkup titrerler

1. ve ellezîne : ve onlar, olanlar
2. hum : onlar
3. min azâbi : azaptan
4. rabbi-him : Rab’leri
5. muşfikûne : çekinenler, korkanlar

٢٨

اِنَّ عَذَابَ رَبِّهِمْ غَيْرُ مَاْمُونٍ

(28) inne azabe rabbihim ğayru me’mun
Çünkü Rablerinin azabından emin olunmaz

1. inne : muhakkak ki
2. azâbe : azap
3. rabbi-him : Rab’leri
4. gayru : hariç, olunmaz
5. me’mûnin : emin olunan

٢٩

وَالَّذينَ هُمْ لِفُرُوجِهِمْ حَافِظُونَ

(29) vellezine hüm lifurucihim hafizun
Onlar ki edep yerlerini (haramdan) muhafaza ederler

1. ve ellezîne : ve onlar, olanlar
2. hum : onlar
3. li furûci-him : ferclerini, ırzlarını
4. hâfizûne : koruyanlar, muhafaza edenler

٣٠

اِلَّا عَلى اَزْوَاجِهِمْ اَوْ مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُهُمْ فَاِنَّهُمْ غَيْرُ مَلُومينَ

(30) illa ala ezvacihim ev ma meleket eymanühüm fe innehüm ğayru melumin
ancak zevceleri hariç ve cariyeleri (de) bundan dolayı kuşkusuz onlar kınanmazlar

1. illâ : hariç
2. alâ : …a
3. ezvâci-him : onların zevceleri, hanımları
4. ev : veya
5. mâ meleket : sahip oldukları
6. eymânu-hum : onların elleri
7. fe : böylece, çünkü
8. inne-hum : muhakkak ki onlar
9. gayru : değil
10. melûmîne : kınananlar

٣١

فَمَنِ ابْتَغى وَرَاءَ ذلِكَ فَاُولءِكَ هُمُ الْعَادُونَ

(31) femenibteğa verae zalike fe ülaike hümül adün
Fakat arayanlar bunun ötesini işte onlar haddi aşanların kendileridir

1. fe : böylece, artık
2. men : kimse, kim
3. ibtegâ : talep etti, aradı, istedi
4. verâe : arkası
5. zâlike : işte bu, bu
6. fe : artık, o taktirde
7. ulâike : işte onlar
8. hum(u) el âdûne : onlar haddi aşmış olanlar

٣٢

وَالَّذينَ هُمْ لِاَمَانَاتِهِمْ وَعَهْدِهِمْ رَاعُونَ

(32) vellezine hüm liemanatihim ve ahdihim raun
Onlar ki emanetlerine ve verdikleri söze riayet ederler

1. ve ellezîne : ve onlar
2. hum : onlar
3. li : için, …e
4. emânâti-him : emanetleri
5. ve ahdi-him : ve ahdleri
6. râûne : riayet edenler

٣٣

وَالَّذينَ هُمْ بِشَهَادَاتِهِمْ قَاءِمُونَ

(33) vellezine hüm bişehadatihim kaimun
Onlar ki şahitliklerinde (dürüstlük) gösterirler

1. ve ellezîne : ve onlar, olanlar
2. hum : onlar
3. bi : …e
4. şehâdâti-him : onların şahitlikleri
5. kâimûne : kaim olanlar, ikame edenler, devam edenler, şahitliğe her zaman hazır ve dürüst olanlar

٣٤

وَالَّذينَ هُمْ عَلى صَلَاتِهِمْ يُحَافِظُونَ

(34) vellezine hüm ala salatihim yuhafizun
Onlar ki namazlarını da muhafaza ederler

1. ve ellezîne : ve onlar, olanlar
2. hum : onlar
3. alâ : …e
4. salâti-him : onların namazları
5. yuhâfizûne : muhafaza ederler

٣٥

اُولءِكَ فى جَنَّاتٍ مُكْرَمُونَ

(35) ülaike fi cennatim mukremün
İşte bunlar cennetle ikram olunurlar

1. ulâike : işte onlar
2. : içinde, de
3. cennâtin : cennetler
4. mukremûne : ikram olunan kimseler

٣٦

فَمَالِ الَّذينَ كَفَرُوا قِبَلَكَ مُهْطِعينَ

(36) femalillezine keferu kıbeleke muhtiin
Küfredenlere ne oluyor ki, sana doğru zillet içinde koşuyorlar?

1. fe : artık, öyleyse, şimdi
2. mâli : ne oluyor, niçin
3. ellezîne : onlar
4. keferû : inkâr ettiler
5. kıbele-ke : senin tarafına
6. muhtiîne : koşanlar

٣٧

عَنِ الْيَمينِ وَعَنِ الشِّمَالِ عِزينَ

(37) anilyemini ve anişşimali izin
Sağdan ve soldan bölükler halinde

1. an(i) el yemîni : sağ yandan
2. ve an(i) eş şimâli : ve sol yandan
3. ızîne : dağınık topluluklar, bölükler, gruplar

٣٨

اَيَطْمَعُ كُلُّ امْرِءٍ مِنْهُمْ اَنْ يُدْخَلَ جَنَّةَ نَعيمٍ

(38) eyatmeu küllüm riim minhüm ey yüdhale cennete neim
Ümit ediyorlar onlardan her biri naim cennetlerine konulacağını

1. e : mi
2. yatmeu : umuyor, ümit ediyor
3. kullu imriin : herbir şahıs, herkes, hepsi
4. min-hum : onlardan
5. en yudhale : dahil edileceğini, sokulacağını
6. cennete : cennet
7. naîmin : naîm, ni’metlerle donatılmış

٣٩

كَلَّا اِنَّا خَلَقْنَاهُمْ مِمَّا يَعْلَمُونَ

(39) kella inna halaknahüm mimma ya’lemun
Hayır! biz onları yarattık bildikleri şeyden

1. kellâ : hayır asla
2. innâ : muhakkak ki biz
3. halaknâ-hum : onları yarattık
4. mimmâ (min mâ) : şeyden
5. ya’lemûne : biliyorlar

Sayfa:569

٤٠

فَلَا اُقْسِمُ بِرَبِّ الْمَشَارِقِ وَالْمَغَارِبِ اِنَّا لَقَادِرُونَ

(40) fela uksimü birabbil meşariki velmeğaribi inna likadirun
Rabbine yemin olsun ki doğuların ve batıların gerçekten biz elbette kadiriz

1. fe lâ : artık hayır (öyle değil)
2. uksimu : yemin ederim
3. bi rabbi : Rabbine
4. el meşârikı : şark, doğu(lar)
5. ve el megâribi : ve garb, batı(lar)
6. innâ : muhakkak ki biz
7. le kâdirûne : elbette güç yetiren, kaadir olan

٤١

عَلى اَنْ نُبَدِّلَ خَيْرًا مِنْهُمْ وَمَا نَحْنُ بِمَسْبُوقينَ

(41) ala en nubeddile hayrem minhüm ve ma nahnü bimesbukın
Yerine getirmeye kendilerinden daha hayırlısını engelde olamazlar

1. alâ : …e
2. en nubeddile : biz tebdil etmeye, değiştirmeye
3. hayren : daha hayırlısı
4. min-hum : onlardan
5. ve mâ nahnü : ve biz değiliz
6. bi mesbûkîne : önüne geçilenler, engellenenler

٤٢

فَذَرْهُمْ يَخُوضُوا وَيَلْعَبُوا حَتّى يُلَاقُوا يَوْمَهُمُ الَّذى يُوعَدُونَ

(42) fezerhüm yehudu ve yelabu hatta yülaku yevmehümüllezi yüadun
O halde onları bırak, dalsınlar, oynaya dursunlar vaad olunan güne kadar tehdit olundukları

1. fe zer-hum : artık onları terket
2. yehûdû : dalsınlar, oyalansınlar
3. ve yel’abû : ve oynasınlar, eğlensinler
4. hattâ : oluncaya kadar
5. yulâkû : karşılaşırlar, mülâki olurlar, kavuşurlar
6. yevme : gün
7. hum(u) : onlar
8. ellezî : ki o
9. yûadûne : vaadolundular

٤٣

يَوْمَ يَخْرُجُونَ مِنَ الْاَجْدَاثِ سِرَاعًا كَاَنَّهُمْ اِلى نُصُبٍ يُوفِضُونَ

(43) yevme yahrucune minel ecdasi siraan keennehüm ila nusubiy yufidun
o gün çıkarlar kabirlerinden süratle sanki onlar dikili putlara koşuyorlar (gibi)

1. yevme : gün
2. yahrucûne : çıkacaklar
3. min el ecdâsi : kabirlerinden
4. sirâan : süratle, hızlı
5. ke enne-hum : sanki onlar ….. gibi
6. ilâ nusubin : dikili taş, hedef
7. yûfîdûne : koşanlar

٤٤

خَاشِعَةً اَبْصَارُهُمْ تَرْهَقُهُمْ ذِلَّةٌ ذلِكَ الْيَوْمُ الَّذى كَانُوا يُوعَدُونَ

(44) haşiaten ebsarühüm terhekuhüm zilleh zalikel yevmüllezi kanu yuadün
Gözleri zelil olduğu halde kendilerini bir horluk kaplayacaktır işte bu, o gündür (onların) uyarılmış oldukları

1. hâşiaten : korkulu bir halde
2. ebsâru-hum : onların bakışları
3. terheku-hum : onları kaplar
4. zilletun : zillet, alçaklık
5. zâlike : işte bu
6. el yevmu : gün
7. ellezî : ki o
8. kânû : oldular
9. yûadûne : vaadolundular

71-NUH

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ

١

اِنَّا اَرْسَلْنَا نُوحًا اِلى قَوْمِه اَنْ اَنْذِرْ قَوْمَكَ مِنْ قَبْلِ اَنْ يَاْتِيَهُمْ عَذَابٌ اَليمٌ

(1) inna erselna nuhan ila kavmihi en enzir kavmeke min kabli ey ye’tiyehüm azabün elim
Şüphesiz biz gönderdik Nuh’u kavmine kavmini uyar diye kendilerine gelmezden önce acıklı bir azap

1. innâ : muhakkak ki biz
2. erselnâ : biz gönderdik
3. nûhan : Nuh
4. ilâ kavmi-hî : kendi kavmine
5. en enzir : uyarması
6. kavme-ke : senin kavmin, kavmini
7. min kabli : önceden, önce
8. en ye’tiye-hum : onlara gelmesi
9. azâbun : azap
10. elîmun : elîm, acı

٢

قَالَ يَا قَوْمِ اِنّى لَكُمْ نَذيرٌ مُبينٌ

(2) kale ya kavmi inni leküm neziyrum mübin
Ey kavmim! dedi gerçekten ben size açık bir uyarıcıyım

1. kâle : dedi
2. : ey
3. kavmi : kavmim
4. in-nî : muhakkak ki ben
5. leküm : sizin için
6. nezîrun : nezir, uyarıcı
7. mubînun : apaçık, açıklayan, açıkça

٣

اَنِ اعْبُدُوا اللّهَ وَاتَّقُوهُ وَاَطيعُونِ

(3) enı’büdüllahe vettekuhü ve etiun
Allah’a kulluk edin ondan sakının ve bana itaat edin

1. en i’budû : kul olmanız
2. allâhe : Allah’a
3. ve ittekû-hu : ve ona karşı takva sahibi olun
4. ve etîû-ni : ve bana itaat edin

٤

يَغْفِرْ لَكُمْ مِنْ ذُنُوبِكُمْ وَيُؤَخِّرْكُمْاِلى اَجَلٍ مُسَمًّى اِنَّ اَجَلَ اللّهِ اِذَا جَاءَ لَايُؤَخَّرُلَوْكُنْتُمْ تَعْلَمُونَ

(4) yağfir leküm min zunubiküm ve yuahhirküm ila ecelim müsemm inne ecelellahi iza cae la yuahhar lev küntüm ta’lemun
Bağışlasın sizin günahlarınızı size (gelecek azabı) geri bıraksın belli bir vakte kadar çünkü Allah’ın takdir ettiği ecel geldiği zaman geri bırakılmaz eğer bilmiş olsaydınız

1. yagfir : mağfiret etsin, günahlarınızı sevaba çevirsin
2. leküm : sizin için, sizin
3. min zunûbi-kum : günahlarınızdan, günahlarınızı
4. ve yûahhir-kum : ve sizi tehir etsin (ömür versin)
5. ilâ ecelin : bir ecele kadar, bir zamana kadar
6. musemmen : muayyen, belirli
7. inne : muhakkak ki
8. ecele : ecel, belirlenen an
9. allâhi : Allah
10. izâ : olduğu zaman
11. câe : geldi
12. lâ yûahharu : tehir edilmez, ertelenmez, uzatılmaz
13. lev : şâyet, eğer, keşke ….. olsa
14. küntüm : siz oldunuz
15. ta’lemûne : siz biliyorsunuz

٥

قَالَ رَبِّ اِنّى دَعَوْتُ قَوْمى لَيْلًا وَنَهَارًا

(5) kale rabbi inni deavtu kavmi leylev ve nehara
(Nuh) dedi ki ey Rabbim! ben kavmimi gece gündüz davet ettim

1. kâle : dedi
2. rabbi : Rabbim
3. innî : muhakkak ki ben
4. deavtu : davet ettim
5. kavmî : benim kavmim
6. leylen : gece
7. ve nehâran : ve gündüz

٦

فَلَمْ يَزِدْهُمْ دُعَاءِى اِلَّا فِرَارًا

(6) felem yezid hüm duai illa firara
Arttırdı benim davetim ancak onların kaçışını

1. fe : fakat
2. lem yezid-hum : onlara arttırmadı
3. duâî : davetim
4. illâ : den başka
5. firâran : firar, kaçış, uzaklaşma

٧

وَاِنّى كُلَّمَا دَعَوْتُهُمْ لِتَغْفِرَ لَهُمْ جَعَلُوا اَصَابِعَهُمْ فى اذَانِهِمْ وَاسْتَغْشَوْا ثِيَابَهُمْ وَاَصَرُّوا وَاسْتَكْبَرُوا اسْتِكْبَارًا

(7) ve inni küllema deavtühüm litagfire lehüm cealu esabi ahüm fi azanihim vestagşev siyabehüm ve esarru vestakberustikbara
Gerçekten ben, onları ne zaman davet ettimse kendilerini mağfiret etmen için onlar parmaklarını tıkadılar kulaklarına, elbiselerine büründüler ısrar ettiler büyüklendikçe büyüklendiler

1. ve innî : ve muhakkak ki ben
2. küllemâ : her seferinde
3. deavtu-hum : onları davet ettim
4. li : için
5. tagfire : senin mağfiret etmen, bağışlaman
6. lehüm : onları
7. cealû : kıldılar, yaptılar (tıkadılar)
8. esâbia-hum : parmaklarını
9. : içinde
10. âzâni-him : kulakları
11. ve istagşev : ve gışavet (perdeleme) yaptılar, büründüler
12. siyâbe-hum : kendi elbiseleri
13. ve esarrû : ve Israr ettiler
14. ve istekberû : ve büyüklük tasladılar
15. istikbâran : kibirlenerek

٨

ثُمَّ اِنّى دَعَوْتُهُمْ جِهَارًا

(8) sümme inni deavtühüm cihara
Sonra ben onları davet ettim açıkça

1. sümme : sonra
2. innî : muhakkak ki ben
3. deavtu-hum : onları davet ettim
4. cihâran : cehren, açıkça

٩

ثُمَّ اِنّى اَعْلَنْتُ لَهُمْ وَاَسْرَرْتُ لَهُمْ اِسْرَارًا

(9) sümme inni a’lentü lehüm ve esrartü lehüm israra
Sonra ben onlara açıkça söyledim hem de onlara gizli gizli söyledim

1. sümme : sonra
2. innî : muhakkak ki ben
3. a’lentu : aleni olarak, açıkça ilân ettim
4. lehüm : onlara
5. ve esrertu : ve gizledim, sır olarak bildirdim
6. lehüm : onlara
7. isrâran : gizli olarak, gizli gizli

١٠

فَقُلْتُ اسْتَغْفِرُوا رَبَّكُمْاِنَّهُ كَانَ غَفَّارًا

(10) fekultüs tağfiru rabbeküm innehü kane ğaffara
Dedim ki: Rabbinizden mağfiret dileyin çünkü o, bağışlayandır

1. fe : artık
2. kultu : dedim
3. istagfirû : mağfiret dileyin
4. rabbe-kum : sizin Rabbiniz
5. inne-hu : muhakkak ki O
6. kâne : oldu, idi, …dır
7. gaffâran : gaffar, mağfiret eden

Sayfa:570

١١

يُرْسِلِ السَّمَاءَ عَلَيْكُمْ مِدْرَارًا

(11) yursilissemae aleyküm midrara
Gökten gönderiyor üzerinize ölçülü yağmur

1. yursil : göndersin
2. es semâe : sema, gökyüzü, gök
3. aleyküm : size, üzerinize
4. midrâran : bol bol yağmur, bol yağmurlu olarak

١٢

وَيُمْدِدْكُمْ بِاَمْوَالٍ وَبَنينَ وَيَجْعَلْ لَكُمْ جَنَّاتٍ وَيَجْعَلْ لَكُمْ اَنْهَارًا

(12) ve yumdidküm biemvaliv ve benine ve yecal leküm cennativ ve yecal leküm enhara
Size destek eylesin mallarla, oğullarla size bahçeler ihsan etsin size ırmaklar akıtsın

1. ve yumdid-kum : ve size imdat etsin, size yardım etsin
2. bi emvâlin : mallarla
3. ve benîne : oğullar, erkek çocuklar
4. ve yec’al : ve kılsın, yapsın
5. leküm : size, sizin için
6. cennâtin : bahçeler, verimli bahçeler
7. ve yec’al : ve kılsın, yapsın
8. leküm : size, sizin için
9. enhâran : nehirler

١٣

مَالَكُمْ لَاتَرْجُونَ لِلّهِ وَقَارًا

(13) maleküm la tercune lillahi vekara
Size ne oluyor? ummaz mısınız? Allah’tan bir izzet ve kudret

1. mâ leküm : siz niçin, size ne oluyor
2. lâ tercûne : ummuyorsunuz
3. li allâhi : Allah için (Allah’a ait, Allah’tan)
4. vakâran : vakar, azamet, izzet ve kudret

١٤

وَقَدْ خَلَقَكُمْ اَطْوَارًا

(14) ve kad haleka küm atvara
Gerçekten o, yaratmıştır sizi çeşitli hallerde

1. ve kad : ve olmuştu
2. halaka-kum : sizi yarattı
3. etvâran : tavırlar, haller, halden hale geçişler

١٥

اَلَمْ تَرَوْا كَيْفَ خَلَقَ اللّهُ سَبْعَ سَموَاتٍ طِبَاقًا

(15) elem terev keyfe halekallahü seba semavetin tibaka
Görmediniz mi, Allah nasıl yaratmıştır? yedi göğü kat kat

1. e lem terav : görmüyor musunuz
2. keyfe : nasıl
3. halaka : yarattı
4. allâhu : Allah
5. seb’a : yedi
6. semâvâtin : semalar, gök katları
7. tıbâkan : tabakalar, katlar

١٦

وَجَعَلَ الْقَمَرَ فيهِنَّ نُورًا وَجَعَلَ الشَّمْسَ سِرَاجًا

(16) ve cealel kamere fihinne nurav ve cealeşşemse siraca
Ay’ı yapmış semaların içinde bir nur güneş’i de ışık veren bir kandil kılmıştır

1. ve ceale : ve kıldı
2. el kamera : kamer, ay
3. fî-hinne : onların içinde, arasında
4. nûran : bir nur
5. ve ceale : ve kıldı
6. eş şemse : güneş
7. sirâcen : kandil, çırağ

١٧

وَاللّهُ اَنْبَتَكُمْ مِنَ الْاَرْضِ نَبَاتًا

(17) vallahü enbeteküm minel ardı nebata
Allah sizi yetiştirdi yerdeki nebatat (gibi)

1. ve allâhu : ve Allah
2. enbete-kum : yetiştirdi, yarattı
3. min el ardı : yerden, topraktan
4. nebâten : nebat, bitki

١٨

ثُمَّ يُعيدُكُمْ فيهَا وَيُخْرِجُكُمْ اِخْرَاجًا

(18) sümme yuidüküm fiha ve yuhricuküm ihraca
Sonra sizi oraya döndürecek sizi (tekrar) çıkaracak

1. sümme : sonra
2. yuîdu-kum : sizi iade edecek, döndürecek
3. fî-hâ : ona, oraya
4. ve yuhricu-kum : ve sizi çıkaracak
5. ihrâcen : bir çıkarış

١٩

وَاللّهُ جَعَلَ لَكُمُ الْاَرْضَ بِسَاطًا

(19) vallahü ceale lekümül arda bisata
Allah, (kullanışlı hale) getirmiştir sizin için yeryüzünü yaymış

1. ve allâhu : ve Allah
2. ceale : kıldı
3. leküm(u) : sizin için
4. el arda : arz, yeryüzü, yer
5. bisâtan : yaygı, döşek, geniş (mekân)

٢٠

لِتَسْلُكُوا مِنْهَا سُبُلًا فِجَاجًا

(20) liteslüku minha sübülen ficaca
Orada gidebilmeniz için geniş boğazlı yollar (açmıştır)

1. li : için
2. teslukû : sizin sülûk etmeniz, yolculuk etmeniz
3. min-hâ : ondan
4. subulen : sebîller, yollar
5. ficâcen : geniş yol

٢١

قَالَ نُوحٌ رَبِّ اِنَّهُمْ عَصَوْنى وَاتَّبَعُوا مَنْ لَمْ يَزِدْ هُ مَالُهُ وَوَلَدُهُ اِلَّا خَسَارًا

(21) kale nuhur rabbi innehüm asavni vettebeu mel lem yezid hü maluhü ve veledühüu illa hasara
Nuh dedi ey Rabbim! onlar bana isyan ettiler (hiçbir şeyi) artırmayan kimselere uydular malı ve çocuğu kendisine hüsrandan başka

1. kâle : dedi
2. nûhun : Nuh
3. rabbi : Rabbim
4. inne-hum : muhakkak ki onlar
5. asav-nî : bana asi oldular (isyan ettiler)
6. ve ittebeû : ve tâbî oldular
7. men : kimse, kimseler
8. lem yezid-hu : ona arttırmaz
9. mâlu-hu : onun malı, malı
10. ve veledu-hû : ve onun çocukları, çocukları
11. illâ : den başka
12. hasâren : hasar, zarar, hüsran

٢٢

وَمَكَرُوا مَكْرًا كُبَّارًا

(22) ve mekeru mekren kübbara
Mekir kurdular çok büyük bir mekirle,

1. ve mekerû : ve hileler kurdular
2. mekren : hile(ler)
3. kubbâran : büyük

٢٣

وَقَالُوا لَاتَذَرُنَّ الِهَتَكُمْوَلَا تَذَرُنَّ وَدًّا وَلَا سُوَاعًا وَلَا يَغُوثَ وَيَعُوقَ وَنَسْرًا

(23) ve kalu la tezerunne aliheteküm ve la tezerunne veddav ve la suvaav ve la yeguse ve yeuka ve nesra
Dediler ki: sakın bırakmayın ilahınızı sakın bırakmayın veddi (aşk tanrısı) suva’yı (nesil veren put) yeğus’u (yağmur tanrısı) yeuk’u (kuvvet tanrısı) nesr’i (gök tanrısı)

1. ve kâlû : ve dediler
2. lâ tezerunne(tezeru-enne) : sakın bırakmayın, terketmeyin
3. âlihete-kum : sizin ilâhlarınız
4. ve lâ tezerunne(tezeru-enne) : ve sakın bırakmayın, terketmeyin
5. vedden : Vedd
6. ve lâ : ve değil
7. suvâan : Suvâa
8. ve lâ : ve değil
9. yagûse : Yagûs
10. ve yaûka : ve Yaûka
11. ve nesran : ve Nesra

٢٤

وَقَدْ اَضَلُّوا كَثيرًا وَلَاتَزِدِ الظَّالِمينَ اِلَّا ضَلَالًا

(24) ve kad edallü kesirav ve la tezidiz zalimine illa dalala
gerçekten çok (kimseleri) yoldan çıkardılar artırır zalimlerin ancak şaşkınlığını

1. ve kad : ve olmuştu
2. edallû : dalâlette bıraktılar
3. kesîran : çoğu
4. ve lâ tezidi : ve artırma
5. ez zâlimîne : zalimler
6. illâ : den başka
7. dalâlen : dalâlet, sapma, sapıklık

٢٥

مِمَّا خَطيَاتِهِمْ اُغْرِقُوا فَاُدْخِلُوا نَارًا فَلَمْ يَجِدُوا لَهُمْ مِنْ دُونِ اللّهِ اَنْصَارًا

(25) mimma hatiatihim ugriku feudhilu naran felem yecidu lehüm min dunillahi ensara
Onlar günahları yüzünden (suda) boğuldular, ardından ateşe atıldılar ve kendilerine bulamadılar Allah’tan başka yardımcılar da

1. mimmâ (min-mâ) : şeyden
2. hatîâti-him : onların hataları, kendi hataları, büyük günahlarından
3. ugrikû : boğuldular
4. fe : artık, sonra
5. udhılû : dahil edildiler, sokuldular
6. nâran : ateş
7. fe : artık
8. lem yecidû : bulamazlar
9. lehüm : onlar için, kendileri için
10. min dûni allâhi : Allah’tan başka
11. ensâran : yardımcı

٢٦

وَقَالَ نُوحٌ رَبِّ لَا تَذَرْ عَلَى الْاَرْضِ مِنَ الْكَافِرينَ دَيَّارًا

(26) ve kale nuhur rabbi la tezer alel ardı minel kafirine deyyara
Nuh dedi ey Rabbim! bırakma yeryüzünde kâfirlerden hiçbir kimseyi

1. ve kâle : ve dedi
2. nûhun : Nuh
3. rabbi : Rabbim
4. lâ tezer : bırakma
5. alâ el ardı : arzda, yeryüzünde
6. min el kâfirîne : kâfirlerden
7. deyyâran : dolaşan

٢٧

اِنَّكَ اِنْ تَذَرْهُمْ يُضِلُّوا عِبَادَكَ وَلَا يَلِدُوا اِلَّا فَاجِرًا كَفَّارًا

(27) inneke in tezerhüm yudillü ibadeke ve la yelidu illa faciran keffara
Çünkü sen onları bırakırsan kullarını saptırırlar (kâfirler) doğururlar ancak facir (ve) kâfir

1. inne-ke : muhakkak ki sen
2. in tezer-hum : eğer onları bırakırsan
3. yudıllû : dalâlete düşürürler
4. ıbâde-ke : senin kulların
5. ve lâ yelidû : ve doğurmazlar
6. illâ : den başka
7. fâciren : facir, ahlâksız
8. keffâran : kâfir

٢٨

رَبِّ اغْفِرْ لى وَلِوَالِدَىَّ وَلِمَنْ دَخَلَ بَيْتِىَ مُؤْمِنًا وَلِلْمُؤْمِنينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ وَلَا تَزِدِ الظَّالِمينَ اِلَّا تَبَارًا

(28) rabbiğfirli ve livalideyye ve limen dehale beytiye mu’minev ve lilmu’minine velmu’minat ve la tezidizzalimine illa tebara
Ey Rabbim! beni bağışla annemi-babamı giren kimseyi evime mü’min olarak erkek mü’minleri ve kadın mü’minleri zalimlerin de ancak helaklerini artır

1. rabbi : Rabbim
2. igfirlî : beni mağfiret et
3. ve li vâlideyye : ve annemi, babamı
4. ve li : ve …i
5. men : kimse
6. dehale : girdi
7. beyti-ye : benim evim
8. mu’minen : mü’min olarak
9. ve li : ve …i
10. el mu’minîne : mü’min erkekler
11. ve el mu’minâti : ve mü’min kadınlar
12. ve lâ tezidi : ve artırma
13. ez zâlimîne : zalimler
14. illâ : den başka
15. tebâran : helâk olmak

72-CİNN

Sayfa:571

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ

١

قُلْ اُوحِىَ اِلَىَّ اَنَّهُ اسْتَمَعَ نَفَرٌ مِنَ الْجِنِّ فَقَالُوا اِنَّا سَمِعْنَا قُرْانًا عَجَبًا

(1) kul uhiye ileyye ennehüs temea neferum minel cinni fe kalu inna semı’na kuranen aceba
De ki bana şu gerçek vahyolundu ki: cinlerden bir taife, (kur’an’ı) dinlemiş ve demişler ki biz gerçekten dinledik acayip bir kur’an

1. kul : de
2. ûhiye : vahyedildi
3. ileyye : bana
4. enne-hu : onun olduğu
5. istemea : kulak verdi, dinledi
6. neferun : bir grup, bir topluluk
7. min el cinni : cinlerden
8. fe kâlû : sonra dediler
9. innâ : muhakkak ki biz, gerçekten biz
10. semi’nâ : biz işittik
11. kur’ânen : Kur’ân
12. aceben : harika güzel

٢

يَهْدى اِلَى الرُّشْدِ فَامَنَّا بِه وَلَنْ نُشْرِكَ بِرَبِّنَا اَحَدًا

(2) yehdi ilerruşdi feamenna bih ve len nuşrike birabbina ehada
(O), doğruya götürüyor biz de ona hemen iman ettik asla şerik koşmayacağız Rabbimize kimseyi

1. yehdî : ulaştırır
2. ilâ er ruşdi : irşada
3. fe âmennâ : artık biz îmân ettik
4. bi-hî : ona
5. ve len nuşrike : ve asla ortak koşmayız
6. bi rabbi-nâ : Rabbimize
7. ehaden : birisi, bir kimse

٣

وَاَنَّهُ تَعَالى جَدُّ رَبِّنَا مَااتَّخَذَ صَاحِبَةً وَلَاوَلَدًا

(3) ve ennehü teala ceddu rabbina mettehaze sahibetev ve la veleda
Gerçekten çok yüksektir Rabbimizin şanı (o), ne eş edinmiş, ne de bir çocuk

1. ve enne-hu : ve onun ….. olduğu
2. teâlâ : çok yüce
3. ceddu : şanı, azameti
4. rabbi-nâ : Rabbimiz
5. mâ ittehaze : edinmedi
6. sâhibeten : bir sahibe, eş
7. ve lâ : ve değil, olmaz, olmadı
8. veleden : veled, oğul

٤

وَاَنَّهُ كَانَ يَقُولُ سَفيهُنَا عَلَى اللّهِ شَطَطًا

(4) ve ennehü kane yekulü sefihuna alellahi şetata
Gerçekten söylüyorlarmış bizim sefihimiz Allah’a karşı “saçma (aslı olmayan şeyler)”

1. ve enne-hu : ve onun ….. olduğu
2. kâne : oldu
3. yekûlu : söylüyor
4. sefîhu-nâ : bizim sefih, ahmak olanımız
5. alâ allâhi : Allah’a karşı
6. şetatan : asılsız, saçmasapan şeyler

٥

وَاَنَّا ظَنَنَّا اَنْ لَنْ تَقُولَ الْاِنْسُ وَالْجِنُّ عَلَى اللّهِ كَذِبًا

(5) ve enna zanenna el len tekulel insü velcinnü alellahi keziba
Gerçekten biz, zannettik asla söylemezler insanlarla cinler, Allah’a karşı yalan

1. ve ennâ : ve gerçekten biz
2. zanennâ : zannettik
3. el len : asla olmaz
4. tekûle : söyler
5. el insu : insanlar
6. ve el cinnu : ve cinler
7. alâ allâhi : Allah’a karşı
8. keziben : yalan

٦

وَاَنَّهُ كَانَ رِجَالٌ مِنَ الْاِنْسِ يَعُوذُونَ بِرِجَالٍ مِنَ الْجِنِّ فَزَادُوهُمْ رَهَقًا

(6) ve ennehü kane ricalüm minel insi yeuzune biricalim minel cinni fezadühüm reheka
Doğrusu insanlardan bazı adamlar sığınıyorlar cinlerden bazı adamlara onların artırıyor azgınlıklarını

1. ve enne-hu kâne : ve onun ….. olduğu oluyordu, oluyordu
2. ricâlun : adamlar
3. min el insi : insanlardan
4. yeûzûne : sığınıyorlar
5. bi ricâlin : adamlara
6. min el cinni : cinlerden
7. fe : böylece
8. zâdû-hum : onların artırdılar
9. rehekan : azgınlık

٧

وَاَنَّهُمْ ظَنُّوا كَمَا ظَنَنْتُمْ اَنْ لَنْ يَبْعَثَ اللّهُ اَحَدًا

(7) ve ennehüm zannu kema zanentüm el len yebasallahü ehada
Gerçekten o insanlar sanmışlardı sizin zannettiğiniz gibi Allah asla kimseyi diriltmeyecek

1. ve enne-hum : ve onlar ….. olduğunu
2. zannû : zannettiler
3. kemâ : gibi
4. zanentum : siz zannettiniz
5. el len yeb’ase : asla, kesinlikle beas etmez, yeniden diriltmez
6. allâhu : Allah
7. ehaden : birisi, bir kimse

٨

وَاَنَّا لَمَسْنَا السَّمَاءَ فَوَجَدْنَاهَا مُلِءَتْ حَرَسًا شَديدًا وَشُهُبًا

(8) ve enna lemesnessemae fevecednaha muliet haresen şedidev ve şuhüba
Doğrusu biz (cinler) semayı yokladık da onu doldurulmuş bulduk kuvvetli bekçiler ve gök taşlarıyla

1. ve ennâ : ve gerçekten biz
2. le : elbette
3. mesnâ : dokunduk (kulak hırsızlığı yapmak için) temasa geçtik yokladık, yükseldik
4. es semâe : sema, gökyüzü
5. fe : o zaman
6. vecednâ-hâ : onu bulduk
7. muliet : doldurulmuş
8. haresen : koruyucular, bekçiler
9. şedîden : şiddetli, kuvvetli, çok güçlü
10. ve şuhuben : ve şihaplar, yakıcı ışınlar, kayan yıldızlar, ateş şuleleri

٩

وَاَنَّا كُنَّا نَقْعُدُ مِنْهَا مَقَاعِدَ لِلسَّمْعِفَمَنْ يَسْتَمِعِ الْانَ يَجِدْ لَهُ شِهَابًا رَصَدًا

(9) ve enna künna nakudu minha mekaide lissem’ı femey yestemiıl ane yecid lehü şihaber rasada
Halbuki biz otururduk bazı makamlara (haber) dinlemek için fakat şimdi kim dinleyecek olursa kendini (gözetleyen) bir yalın ateş buluyor

1. ve ennâ : ve gerçekten biz
2. kun-nâ : biz olduk
3. nak’udu : biz otururuz
4. min-hâ : ondan, orada
5. mekâıde : oturma yerleri
6. li : için
7. es sem’i : dinlemek
8. fe men : fakat kim
9. yestemiı : dinlemek ister
10. elâne : şimdi
11. yecid : bulur
12. lehü : onu
13. şihâben : bir şihap, ateş şulesi
14. rasaden : gözleyen, izleyen

١٠

وَاَنَّا لَانَدْرى اَشَرٌّ اُريدَ بِمَنْ فِى الْاَرْضِاَمْ اَرَادَ بِهِمْ رَبُّهُمْ رَشَدًا

(10) ve enna la nedri eşerrun üride bimen fil ardı em erade bihim rabbühüm reşeda
Doğrusu biz bilmiyoruz bir fenalık mı istemiş? yerdeki kimselere yoksa onlara dilemişmi? Rableri iyilik

1. ve ennâ : ve gerçekten biz
2. lâ nedrî : bilmiyoruz
3. e şerrun : bir şerr mi
4. urîde : murad edildi, istendi
5. bi men : kimselere
6. fî el ardı : yeryüzünde
7. em : yoksa mı
8. erâde : diledi
9. bi him : onlar için (onların)
10. rabbu-hum : Rab’leri
11. raşeden : irşad olma

١١

وَاَنَّا مِنَّا الصَّالِحُونَ وَمِنَّا دُونَ ذلِكَ كُنَّا طَرَاءِقَ قِدَدًا

(11) ve enna minnes salihune ve minna dune zalik künna taraika kıdeda
Doğrusu bizlerden salih kimselerde (var), bunun dışında çeşitli yollarda tutmuştuk

1. ve ennâ : ve gerçekten biz
2. min-nâ : bizden (bir kısmımız)
3. es sâlihûne : salihlerden
4. ve min-nâ : ve bizden (bir kısmımız)
5. dûne zâlike : bunun dışında
6. kun-nâ : biz olduk
7. tarâika : tarîkler, yollar
8. kıdeden : çeşitli

١٢

وَاَنَّا ظَنَنَّا اَنْ لَنْ نُعْجِزَ اللّهَفِى الْاَرْضِوَلَنْ نُعْجِزَهُ هَرَبًا

(12) ve enna zanenna el len nu’cizallahe fil ardı ve len nu’cizehu heraba
Doğrusu biz anladık ki, Allah’ı asla acze düşürme imkanımız yok arz üzerinde o’nu asla aciz bırakamayız kaçmakla da

1. ve ennâ : ve gerçekten biz
2. zanennâ : anladık
3. el len nu’cize : asla aciz bırakamayacağımızı
4. allâhe : Allah
5. fî el ardi : yeryüzünde
6. ve len nu’cize-hu : ve asla onu aciz bırakamayız
7. heraben : kaçarak

١٣

وَاَنَّا لَمَّا سَمِعْنَا الْهُدى امَنَّا بِه فَمَنْ يُؤْمِنْ بِرَبِّه فَلَا يَخَافُ بَخْسًا وَلَارَهَقًا

(13) ve enna lemma semı’nel huda amenna bih femey yu’mim birabbihi fela yehafü bahsev ve la raheka
Doğrusu biz, dinlediğimizde o hidayeti, ona iman ettik her kim Rabbine iman ederse, artık ne bir noksanlıktan korkar, ne de hakkının yenmesinden

1. ve ennâ : ve gerçekten biz
2. lemmâ : olduğu zaman
3. semi’nâ : işittik
4. el hudâ : hidayet
5. âmennâ : biz îmân ettik
6. bi-hî : ona
7. fe men : artık kim
8. yu’min : iman ederse
9. bi rabbi-hî : Rabbine
10. fe lâ yehâfu : bundan sonra korkmaz
11. bahsen : hakkının verilmemesi, eksiltilmesi
12. ve lâ : ve yoktur, olmaz
13. rehekan : zilletin sarması, zulme uğraması

Sayfa:572

١٤

وَاَنَّا مِنَّاالْمُسْلِمُونَ وَمِنَّاالْقَاسِطُونَفَمَنْ اَسْلَمَ فَاُولءِكَ تَحَرَّوْا رَشَدًا

(14) ve enna minnel müslimune ve minnel kasitun femen esleme feulaike teharrav reşeda
Doğrusu içimizden müslüman olanlar da, zalimler de (var) kim teslim olduysa, işte onlar hidayeti aramışlardır

1. ve ennâ : ve gerçekten biz
2. min-nâ : bizden (bir kısmımız)
3. el muslimûne : Allah’a teslim olanlar
4. ve min-nâ : ve bizden (bir kısmımız)
5. el kâsitûne : kasitun olanlar, kalpleri kasiyet bağlamış olanlar
6. fe : artık, bundan sonra
7. men : kim
8. esleme : teslim oldu
9. fe : artık, bundan sonra
10. ulâike : işte onlar
11. teharrev : ararlar
12. raşeden : irşad olma

١٥

وَاَمَّا الْقَاسِطُونَ فَكَانُوا لِجَهَنَّمَ حَطَبًا

(15) ve emmel kasitune fekanu licehenneme hataba
Zalimlere gelince artık onlar cehenneme odun (olmuşlardır)

1. ve emmâ : ve lâkin
2. el kâsitûne : kasitun olanlar, kalpleri zikirsizlikten kasiyet bağlayanlar
3. fe : böylece, artık, işte
4. kânû : oldular
5. li cehenneme : cehenneme
6. hataben : odun

١٦

وَاَنْ لَوِاسْتَقَامُوا عَلَى الطَّريقَةِ لَاَسْقَيْنَاهُمْ مَاءً غَدَقًا

(16) ve en levistekamu alettarikati leeskaynahüm maen ğadeka
Eğer onlar dosdoğru gitselerdi (islam) yolunda elbette onlara verirdik bol bol su

1. ve en lev : ve eğer olsalardı
2. istekâmû : istikamet üzere oldular, belli bir yöneldiler
3. alâ et tarîkati : tarikata (Allah’a götüren) yola
4. le : elbette, mutlaka
5. eskaynâ-hum : onları suladık
6. mâen : mai, su, rahmet
7. gadekan : bol bol

١٧

لِنَفْتِنَهُمْ فيهِ وَمَنْ يُعْرِضْ عَنْ ذِكْرِ رَبِّه يَسْلُكْهُ عَذَابًا صَعَدًا

(17) lineftinehüm fihi ve men yu’rid an zikri rabbihi yeslükhü azaben saada
Kendilerini onun içinde imtihan edelim diye kim yüz çevirirse Rabbinin zikrinden onu sokar şiddetli azaba

1. li : için, diye
2. neftine-hum : onları deneriz, imtihan ederiz
3. fî-hi : bu konuda
4. ve men : ve kim
5. yu’rid : yüz çevirmek
6. an zikri : zikirden
7. rabbi-hî : Rabbi
8. yesluk-hu : onu sevkeder, uğratır
9. azâben : azap
10. saaden : çok şiddetli, meşakkatli

١٨

وَاَنَّ الْمَسَاجِدَ لِلّهِ فَلَا تَدْعُوا مَعَ اللّهِ اَحَدًا

(18) ve ennelmesacide lillahi fela tedu maallahi ehada
Gerçekten bütün mescitler Allah’ındır o halde ibadet etmeyin Allah ile beraber (başka) birine

1. ve enne : ve muhakkak ki
2. el mesâcide : mescidler
3. li allâhi : Allah’a aittir, Allah içindir
4. fe : öyleyse, artık
5. lâ ted’û : dua etmeyin
6. mea : beraber
7. allâhi : Allah
8. ehaden : birisi, bir kimse

١٩

وَاَنَّهُ لَمَّا قَامَ عَبْدُ اللّهِ يَدْعُوهُ كَادُوا يَكُونُونَ عَلَيْهِ لِبَدًا

(19) ve ennehü lemma kame abdüllahi yeduhü kadu yekunune aleyhi libada
Doğrusu Allah’ın kulu kalkıp o’na ibadet ederken neredeyse yığılıp keçeleneceklerdi cinler onun üzerine

1. ve enne-hu : ve muhakkak ki o
2. lemmâ : olduğu zaman
3. kâme : kalktı
4. abdu allâhi : Allah’ın kulu
5. yed’û-hu : ona, dua eder
6. kâdû : neredeyse
7. yekûnûne : olurlar, oluyorlar
8. aleyhi : onun çevresinde
9. libeden : aşırı kalabalık, yoğun bir şekilde, üstüste birikip toplanma

٢٠

قُلْ اِنَّمَا اَدْعُوا رَبّى وَلَا اُشْرِكُ بِه اَحَدًا

(20) kul innema ed’u rabbi ve la uşriku bihi ehada
De ki ben ancak Rabbime dua ederim ortak koşmam o’na hiçbir şeyi

1. kul : de ki
2. innemâ : yalnızca, sadece
3. ed’û : dua ederim
4. rabbî : Rabbim
5. ve lâ uşriku : ve ortak etmem
6. bi-hî : ona
7. ehaden : birisi, bir kimse

٢١

قُلْ اِنّى لَا اَمْلِكُلَكُمْ ضَرًّا وَلَارَشَدًا

(21) kul inni la emliku leküm darrav ve la reşeda
De ki doğrusu ben malik değilim size (ne) bir zarar, ne de bir hayır (yapmaya)

1. kul : de
2. in-nî : muhakkak ki ben
3. lâ emliku : ben malik (sahip) değilim
4. leküm : size
5. darren : zarar verme
6. ve lâ : ve değil
7. raşeden : irşad olma, irşad etme

٢٢

قُلْ اِنّى لَنْ يُجيرَنى مِنَ اللّهِ اَحَدٌ وَلَنْ اَجِدَ مِنْ دُونِه مُلْتَحَدًا

(22) kul inni ley yucirani minallahi ehadüv ve len ecide min dunihi mültehada
De ki gerçekten, beni kurtaramaz Allah’tan (başka hiçbir) kimse asla bulamam ondan başka bir sığınak da

1. kul : de
2. in-nî : muhakkak ki ben
3. len yucîre-nî : beni asla korumaz
4. min allâhi : Allah’tan
5. ehadün : birisi, bir kimse
6. ve len ecide : ve ben asla bulamam
7. min dûni-hî : ondan başka
8. multehaden : sığınacak yer

٢٣

اِلَّا بَلَاغًا مِنَ اللّهِ وَرِسَالَاتِه وَمَنْ يَعْصِ اللّهَ وَرَسُولَهُ فَاِنَّ لَهُ نَارَ جَهَنَّمَ خَالِدينَ فيهَا اَبَدًا

(23) illa belağam minallahi ve risalatih ve men ya’sillahe ve resulehü feinne lehü nara cehenneme halidine fiha ebeda
Ancak bir tebliğdir Allah’tan ve gönderdiklerinden kim Allah ve resülüne isyan ederse muhakkak onun için cehennem ateşi (vardır) kalırlar orada ebedi olarak

1. illâ : sadece, ancak
2. belâgan : tebliğ
3. min allâhi : Allah’tan
4. ve risâlâti-hî : ve onun risaleti
5. ve men : ve kim
6. ya’si : karşı gelir, isyan eder
7. allâhe : Allah
8. ve resûle-hu : ve onun resûlü
9. fe : artık, bundan sonra
10. inne : muhakkak ki
11. lehü : onun için vardır
12. nâre : ateş
13. cehenneme : cehennem
14. hâlidîne : kalacak olanlar
15. fî-hâ : orada, içinde
16. ebeden : ebediyyen

٢٤

حَتّى اِذَا رَاَوْا مَايُوعَدُونَ فَسَيَعْلَمُونَ مَنْ اَضْعَفُ نَاصِرًا وَاَقَلُّ عَدَدًا

(24) hatta iza raav ma yuadüne fese ya’lemune men edafü nasirev ve ekallu adeda
Nihayet gördükleri zaman o tehdit olundukları azabı ilerde bilecekler yardımcısı en zayıf kimmiş, ve sayıca en az olanı da

1. hattâ : sonunda, nihayet
2. izâ raev : gördükleri zaman
3. : şey
4. yûadûne : vaadolundukları
5. fe : artık
6. se-ya’lemûne : yakında bilecekler
7. men : kim, kimin
8. ad’afu : daha zayıf
9. nâsiran : yardımcı olarak, yardımcısı olarak
10. ve ekallu : ve daha az
11. adeden : adet olarak, sayı bakımından

٢٥

قُلْ اِنْ اَدْرى اَقَريبٌ مَا تُوعَدُونَ اَمْ يَجْعَلُ لَهُ رَبّى اَمَدًا

(25) kul in edri ekariybüm ma tuadüne em yecalu lehü rabbi emeda
De ki bilmiyorum o tehdit olunduğunuz yakın mı? yoksa ona tayin mi eder? Rabbim uzun bir müddet

1. kul : de
2. in : eğer
3. edrî : bana bildirildi, ben biliyorum
4. e karîbun : yakın mı
5. : şey
6. tûadûne : vaadolunduğunuz
7. em : yoksa mı
8. yec’alu : kılar, yapar
9. lehü : ona
10. rabbî : Rabbim
11. emedan : uzatılmış bir süre, uzun bir müddet

٢٦

عَالِمُ الْغَيْبِ فَلَا يُظْهِرُ عَلى غَيْبِه اَحَدًا

(26) alimul gaybi fela yuzhiru ala ğaybihi ehada
(O), gaybı bilendir fakat açmaz gayba ait (ilmi) hiçbir kimseye

1. âlimu : âlim, bilen
2. el gaybi : gayb, gizli olan, görünmeyen
3. fe : artık, bu sebeple
4. lâ yuzhiru : zahir etmez, bildirmez
5. alâ gaybi-hî : gaybını
6. ehaden : birisi, bir kimse

٢٧

اِلَّا مَنِ ارْتَضى مِنْ رَسُولٍ فَاِنَّهُ يَسْلُكُ مِنْ بَيْنِ يَدَيْهِ وَمِنْ خَلْفِه رَصَدًا

(27) illa menirteda mir resulin feinnehü yeslükü mim beyni yedeyhi ve min halfihi rasada
Ancak razı olduğu resulüne (hariç) çünkü ona (koruyucular) gönderir önüne ve arkasına gözcüler

1. illâ : ancak, hariç
2. men irtedâ : rızaya ulaşan kimse
3. min resûlin : resûllerden
4. fe : o taktirde
5. inne-hu : muhakkak ki o
6. yesluku : sevkeder
7. min beyni yedey-hi : onların elleri arasında, önünden
8. ve min halfi-hî : ve onun arkasından
9. rasadan : gözleyen, gözeten

٢٨

لِيَعْلَمَ اَنْ قَدْ اَبْلَغُوا رِسَالَاتِ رَبِّهِمْ وَاَحَاطَ بِمَا لَدَيْهِمْ وَاَحْصىكُلَّ شَىْءٍ عَدَدًا

(28) li ya’leme en kad ebleğu risalati rabbihim ve ehata bima ledeyhim ve ahsa külle şeyin adeda
Tebliğ ettiklerini bildirsin diye “Rablerinden (aldıkları) risaletleri” kuşatmıştır onların yanlarındaki ilmi hesap etmiştir her şeyi sayısı ile

1. li ya’leme : bilsin
2. en kad eblegû : tebliğ edilmiş oldu
3. risâlâti : risaleler
4. rabbi-him : Rab’lerinin
5. ve ahâta : ve ihata etti, kuşattı
6. bimâ : şeyleri, olanları
7. ledey-him : onların nezdinde, yanında
8. ve ahsâ : ve saydı, sayıp tespit etti
9. külle : her
10. şey’in : şey
11. adeden : adet, sayı olarak

73- MÜZEMMİL

Sayfa:573

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ

١

يَا اَيُّهَا الْمُزَّمِّلُ

(1) ya eyyühel müzzemmil
ey elbisesine bürünen!

1. yâ eyyuhâ : ey
2. el muzzemmilu
(zemmele)
: örtünen, örtünüp gizlenen
: (gizlendi)

٢

قُمِ الَّيْلَ اِلَّا قَليلًا

(2) kumilleyle illa kalila
Geceleyin kalk, az (uyu)

1. kum : kalk
2. el leyle : gece
3. illâ : hariç, dışında
4. kâlilen : az

٣

نِصْفَهُ اَوِ انْقُصْ مِنْهُ قَليلًا

(3) nisfehü evinkus minhü kalila
Yarısı yahut onun yarısından az bir kısmını (uyu)

1. nisfe-hû : onun yarısı kadar
2. ev : veya
3. inkus : (nâkis) eksilt
4. min-hu : ondan
5. kâlilen : az, biraz

٤

اَوْ زِدْ عَلَيْهِ وَرَتِّلِ الْقُرْانَ تَرْتيلًا

(4) ev zid aleyhi ve rettilil kurane tertila
Yahut onun (biraz) fazlası (uyu) tane tane oku Kur’an’ı güzel bir şekilde

1. ev : veya
2. zid : ziyade kıl, arttır
3. aleyhi : onu
4. ve rettili : ve güzel oku
5. el kur’âne : Kur’ân’ı
6. tertilen : tane tane, yavaş yavaş, güzel bir şekilde

٥

اِنَّا سَنُلْقى عَلَيْكَ قَوْلًا ثَقيلًا

(5) inna senülkı aleyke kavlen sekıla
Çünkü biz vahy edeceğiz sana ağır bir söz

1. innâ : muhakkak ki biz
2. se-nulkî : yakında ilka edeceğiz, ulaştıracağız
3. aleyke : sana
4. kavlen : söz
5. sekîlen : ağır

٦

اِنَّ نَاشِءَةَ الَّيْلِ هِىَ اَشَدُّ وَطْءًا وَاَقْوَمُ قيلًا

(6) inne naşietelleyli hiye eşeddü vatev ve akvemü kıla
Gerçekten gece uykudan dinlenip kalkmak daha kuvvetli, daha elverişlidir okuma yönü ile daha doğrudur

1. inne : muhakkak
2. nâşiete : kalkan kimse, kalkış
3. el leyli : gece
4. hiye : o
5. eşeddu : daha şiddetli, daha kuvvetli
6. vat’en : çok meşakkatli, çok zor, (tesir bakımından) çok dinç,
7. ve akvemu : ve daha kavî, daha kuvvetli, daha sağlam
8. kîlen : söyleyiş, okuyuş bakımından

٧

اِنَّ لَكَ فِى النَّهَارِ سَبْحًا طَويلًا

(7) inne leke finnehari sebhan tavila
Çünkü gündüzün sana uzun bir meşguliyeti (var)

1. inne : muhakkak
2. leke : senin için
3. fî en nehâri : gündüzün içinde, gündüzleyin ….. vardır
4. sebhan : (geçim) meşguliyeti, önemli işler
5. tavîlen : uzun

٨

وَاذْكُرِ اسْمَ رَبِّكَ وَتَبَتَّلْ اِلَيْهِ تَبْتيلًا

(8) vezkurisme rabbike ve tebettel ileyhi tebtila
Rabbinin ismini zikir et (her şeyden) çekilerek o’na yönel

1. ve uzkur : ve zikret
2. isme : isim
3. rabbi-ke : Rabbinin
4. ve tebettel : ve gönülden bağlan, ona yönel, ona ulaş
5. ileyhi : ona
6. tebtîlen : tam bir yönelişle, herşeyden kesilerek

٩

رَبُّ الْمَشْرِقِ وَالْمَغْرِبِ لَا اِلهَ اِلَّا هُوَ فَاتَّخِذْهُ وَكيلًا

(9) rabbul meşrikı velmağribi la ilahe illa hüve fettehizhü vekila
O doğunun da Rabbidir batınında (hiçbir) ilah yoktur Ondan başka o halde O’nu vekil edin

1. rabbu : Rabbi
2. el meşrıkı : doğu
3. ve el magribi : ve batı
4. : yoktur
5. ilâhe : ilâh
6. illâ : den başka
7. hüve : o
8. fe ittehiz-hu : artık, öyleyse onu ….. edin
9. vekîlen : vekil

١٠

وَاصْبِرْ عَلى مَايَقُولُونَ وَاهْجُرْهُمْ هَجْرًا جَميلًا

(10) vasbir ala ma yekulüne vehcurhüm hecren cemiyla
(Kafirlerin) söylediklerine sabret ve onları güzellikle terk et

1. ve isbir : ve sabret
2. alâ mâ : şeye
3. yekûlûne : diyorlar, söylüyorlar
4. ve uhcur-hum : ve onlardan hicret et, ayrıl
5. hecran : bir ayrılış ile
6. cemîlen : güzel

١١

وَذَرْنى وَالْمُكَذِّبينَ اُولِى النَّعْمَةِ وَمَهِّلْهُمْ قَليلًا

(11) ve zerni velmükezzibine ulin na’meti ve mehhilhüm kalila
Bana bırak yalancıları ve zevk sahiplerini onlara biraz mühlet ver

1. ve zer-nî : ve bana bırak
2. ve el mukezzibîne : ve yalanlayanlar
3. ulî : sahip
4. en na’meti : ni’met
5. ve mehil-hum : ve onlara mehil ver, mühlet ver, süre tanı
6. kalîlen : az, biraz

١٢

اِنَّ لَدَيْنَا اَنْكَالًا وَجَحيمًا

(12) inne ledeyna enkalev ve cahima
Çünkü bizim yanımızda bukağılar (kelepçeler) ve cehennem (var)

1. inne : muhakkak
2. ledeynâ : bizim yanımızda ….. vardır
3. enkâlen : ağır kelepçeler, ağır zincirler
4. ve cahîmen : ve alevli ateş

١٣

وَطَعَامًا ذَا غُصَّةٍ وَعَذَابًا اَليمًا

(13) ve taamen za ğussativ ve azaben elima
Boğazda duran bir yiyecek ve elim bir azap (var)

1. ve taâmen : ve yemek
2. : sahip
3. gussatin : boğazı tıkayan
4. ve azâben : ve azap
5. elîmen : elîm, acı

١٤

يَوْمَ تَرْجُفُ الْاَرْضُ وَالْجِبَالُ وَكَانَتِ الْجِبَالُ كَثيبًا مَهيلًا

(14) yevme tercufül ardu velcibalu ve kanetil cibalü kesiybem mehila
O gün sarsılacak yer ve dağlar dağlar olacak çöken kum yığını

1. yevme : o gün
2. tercufu : şiddetle sallanır
3. el ardu : arz, yeryüzü
4. ve el cibâlu : ve dağlar
5. ve kâneti : ve oldu, olmuştur
6. el cibâlu : dağlar
7. kesîben : kum yığını
8. mehîlen : dağılmış

١٥

اِنَّا اَرْسَلْنَا اِلَيْكُمْ رَسُولًا شَاهِدًا عَلَيْكُمْ كَمَا اَرْسَلْنَا اِلى فِرْعَوْنَ رَسُولًا

(15) inna erselna ileyküm resulen şahiden aleyküm kema erselna ila firavne rasula
Gerçekten biz size de gönderdik şahitlik edecek bir resul gönderdiğimiz gibi firavun’a resul

. innâ : muhakkak ki biz
2. erselnâ : gönderdik
3. ileyküm : size
4. resûlen : bir resûl
5. sâhiden : şahit olarak
6. aleyküm : sizin üzerinize
7. kemâ : gibi
8. erselnâ : gönderdik
9. ilâ fir’avne : firavuna
10. resûlen : resûl

١٦

فَعَصى فِرْعَوْنُ الرَّسُولَ فَاَخَذْنَاهُ اَخْذًا وَبيلًا

(16) fe asa firavnurrasüle feehaznahü ahzev vebila
Fakat isyan etti firavun resule biz de onu yakalayıverdik şiddetli bir azapla

1. fe : o zaman, bunun üzerine, fakat
2. asâ : asi oldu
3. fir’avnu : firavun
4. er resûle : resûl
5. fe : o zaman, bunun üzerine, fakat
6. ehaznâ-hu : onu ahzettik, tutup aldık (helâk ettik)
7. ahzen : yakalayışla
8. vebîlen : çok ağır

١٧

فَكَيْفَ تَتَّقُونَ اِنْ كَفَرْتُمْ يَوْمًا يَجْعَلُ الْوِلْدَانَ شيبًا

(17) fe keyfe tettekune in kefertüm yevmey yecalül vildane şiba
Nasıl koruyacaksınız eğer siz küfrederseniz çocukları ihtiyar edecek bir günün (azabından)

1. fe : o zaman, o taktirde
2. keyfe : nasıl
3. tettekûne : koruyacaksınız
4. in : eğer
5. kefertum : inkâr ederseniz
6. yevmen : o gün
7. yec’alu : kılar, yapar
8. el vildâne : çocuklar
9. şîben : ak saçlı, ihtiyar, saçları ağarmış

١٨

اَلسَّمَاءُ مُنْفَطِرٌ بِه كَانَ وَعْدُهُ مَفْعُولًا

(18) essemaü münfetirum bih kane va’duhü mefula
O gün sema çalkalanacak (Allah’ın) o’nun vaadi yerine getirilecektir

1. es semâu : gök
2. munfatirun : yarılıp çatlamıştır
3. bi-hî : onunla, onun sebebiyle
4. kâne : olmuştur
5. va’du-hu : onun vaadi
6. mef’ûlen : tahakkuk etmiştir, yerine gelmiştir, yapılmıştır

١٩

اِنَّ هذِه تَذْكِرَةٌ فَمَنْ شَاءَ اتَّخَذَ اِلى رَبِّه سَبيلًا

(19) inne hazihi tezkirah femen şaet tehaze ila rabbihi sebila
İşte bu (gerçekten) bir nasihattir artık isteyen Rabbine giden bir yol tutar

1. inne : muhakkak
2. hâzihî : bu
3. tezkiretun : bir hatırlatma, öğüt
4. fe : o zaman, artık
5. men : kim, kimse
6. sâe : diledi
7. ittehaze : ittihaz eder, edinir
8. ilâ rabbi-hî : Rabbine
9. sebîlen : bir yol

Sayfa:574

٢٠

اِنَّ رَبَّكَ يَعْلَمُ اَنَّكَ تَقُومُ اَدْنى مِنْ ثُلُثَىِ الَّيْلِ وَنِصْفَهُ وَثُلُثَهُ وَطَاءِفَةٌ مِنَ الَّذينَ مَعَكَ وَاللّهُ يُقَدِّرُ الَّيْلَ وَالنَّهَارَ عَلِمَ اَنْ لَنْ تُحْصُوهُ فَتَابَ عَلَيْكُمْ فَاقْرَؤُا مَاتَيَسَّرَ مِنَ الْقُرْانِ عَلِمَ اَنْ سَيَكُونُ مِنْكُمْ مَرْضى وَاخَرُونَ يَضْرِبُونَ فِى الْاَرْضِ يَبْتَغُونَ مِنْ فَضْلِ اللّهِ وَاخَرُونَ يُقَاتِلُونَ فى سَبيلِ اللّهِ فَاقْرَؤُا مَاتَيَسَّرَ مِنْهُ وَاَقيمُوا الصَّلوةَ وَاتُواالزَّكوةَ وَاَقْرِضُوا اللّهَ قَرْضًا حَسَنًا وَمَا تُقَدِّمُوا لِاَنْفُسِكُمْ مِنْ خَيْرٍ تَجِدُوهُ عِنْدَ اللّهِ هُوَ خَيْرًا وَاَعْظَمَ اَجْرًا وَاسْتَغْفِرُوا اللّهَ اِنَّ اللّهَ غَفُورٌرَحيمٌ

(20) inne rabbeke ya’lemu enneke tekumü edna min sulüseyilleyli ve nisfehü ve sulüsehü ve taifetüm minellezine meak vallahü yukaddirul leyle vennehar alime el len tuhsuhü fetabe aleyküm fakreü ma teyessere minel kuran alime en seyekunü minküm merda ve aharune yadribune fil ardı yebteğune min fadlillahi ve aharune yukatilune fi sebilillahi fakreü ma teyessera minhü ve ekımüssalate ve atüzzekate ve akridüllahe karden hasena ve ma tükaddimü lienfüsiküm min hayrin teciduhü indallahi hüve hayrev ve a’zame ecra vestagfirullah innallahe ğafurur rahim
Şüphesiz Rabbin biliyor ki gerçekten sen kalkıyorsun gecenin üçte ikisine yakın gecenin yarısında da gecenin üçte birinde (de) beraberindeki kimselerden bir taife (de kalkıyor) Allah takdir eder geceyi ve gündüzü O bildi ki siz onu kesinlikle başaramazsınız onun için sizden tövbeleri kabul etti artık okuyun Kur’an’dan kolayınıza geleni (Allah) bilmiştir, içinizde hastalar olacağını diğer bir kısımlarının yeryüzünde gezenler olarak rızık arayacaklarını Allah’ın fazlından diğer bir kısımlarınında Allah yolunda savaşacaklarını o halde okuyun (Kur’anda) on’dan kolayınıza geleni namazı dosdoğru kılın ve zekatı verin Allah’a karz-ı hasen ile borç verin ne takdir ederseniz kendi nefsiniz namına hayırdan onu Allah’ın katında bulursunuz daha hayırlı ve ecri daha büyük Allah’tan mağfiret dileyin çünkü Allah Bağışlayan, Merhametlidir

1. inne : muhakkak
2. rabbe-ke : senin Rabbin
3. ya’lemu : bilir
4. enne-ke : senin olduğunu
5. tekûmu : kalkıyorsun, ayakta duruyorsun
6. ednâ : daha az
7. min suluseyi : üçte ikisinden
8. el leyli : gece
9. ve nısfe-hu : ve onun yarısı
10. ve suluse-hu : ve onun üçte biri
11. ve tâifetun : ve bir topluluk
12. min ellezîne : onlardan, olanlardan
13. mea-ke : seninle beraber
14. ve allâhu : ve Allah
15. yukaddiru : takdir eder
16. el leyle : gece
17. ve en nehâre : ve gündüz
18. alime : bildi
19. el len tuhsû-hu : onu asla hesaplayamayacağınızı
20. fe : böylece, bunun için, bu sebeple
21. tâbe aleyküm : sizin tövbenizi kabul etti
22. fe ikraû : artık, o halde okuyun
23. : şey
24. teyessere : kolay gelmek
25. min el kur’ânî : Kur’ân’dan
26. alime : bildi
27. en se-yekûnu : yakında olacak
28. min-kum : sizden (bir kısmınız)
29. mardâ : hasta
30. ve âharûne : ve diğerleri
31. yadribûne : dolaşırlar
32. fî el ardı : yeryüzünde
33. yebtegûne : isterler, ararlar
34. min fadli allâhi : Allah’ın fazlından
35. ve âharûne : ve diğerleri, diğer bir kısmı
36. yukâtilûne : savaşırlar, savaşacaklar
37. fî sebîli allâhi : Allah’ın yolunda
38. fe ikraû : artık, o halde okuyun
39. : şey
40. teyessere : kolay gelmek
41. min-hu : ondan
42. ve ekîmû es salâte : ve namazı ikame edin, devamlı kılın
43. ve âtû ez zekâte : ve zekâtı verin
44. ve akridu : ve borç verin
45. allâhe : Allah
46. kardan : kredi, borç
47. hasenen : güzel
48. ve mâ : ve şey
49. tukaddimû : takdim edersiniz
50. li enfusi-kum : nefsleriniz için, kendiniz için
51. min hayrin : hayırdan, hayır olarak
52. tecidû-hu : onu bulursunuz
53. inde allâhi : Allah’ın indinde, katında, yanında
54. hüve : o
55. hayren : daha hayırlı
56. ve a’zame : ve daha büyük, en büyük
57. ecren : ecir, ücret, mükâfat
58. ve istagfirû allâhe : ve Allah’a istiğfar edin, tövbe edip Allah’tan mağfiret dileyin
59. inne allâhe : muhakkak ki Allah
60. gafûrun : gafur olan, tövbeleri kabul edip bağışlayan, mağfiret eden
61. rahîmun : rahîm olan, Rahîm esması ile tecelli eden

74-MÜDDESİR

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ

١

يَا اَيُّهَا الْمُدَّثِّرُ

(1) ya eyyühel müddessir
ey örtünen!

1. yâ eyyuhâ : ey
2. el muddessiru : disarını giymiş olan, esvabını giymiş olan, esvabına bürünmüş olan

٢

قُمْ فَاَنْذِرْ

(2) kum feenzir
Kalk da uyar

1. kum : kalk
2. fe : bundan sonra, artık
3. enzir : uyar

٣

وَرَبَّكَ فَكَبِّرْ

(3) ve rabbeke fekebbir
Rabbini tekbir getirerek büyükle

1. ve rabbe-ke : ve senin Rabbin
2. fe : artık, öyleyse
3. kebbir : tekbir et, yücelt

٤

وَثِيَابَكَ فَطَهِّرْ

(4) ve siyabeke fetahhir
elbiseni de temiz tut

1. ve siyâbe-ke : ve elbisen
2. fe : artık
3. tahhir : temiz tut, temizle

٥

وَالرُّجْزَ فَاهْجُرْ

(5) verrucze fehcur
(manevi) pislikleri terk et

1. ve er rucze : ve azap
2. fe uhcur : artık uzaklaş, uzak dur

٦

وَلَا تَمْنُنْ تَسْتَكْثِرُ

(6) ve la temnun testeksir
Mihnet etme çok görerek

1. ve lâ temnun : ve iyilik yapma, lütufta bulunma
2. testeksiru : daha çoğunu istersin

٧

وَلِرَبِّكَ فَاصْبِرْ

(7) ve lirabbike fasbir
Rabbin için sabret

1. ve li : ve için
2. rabbi-ke : senin Rabbin
3. fe asbir : artık sabret

٨

فَاِذَا نُقِرَ فِى النَّاقُورِ

(8) feiza nukıra finnakur
Sur’a üfürüldüğü zaman

1. fe : artık
2. izâ nukıre : üflendiği zaman
3. : içine
4. en nâkûri : Nâkûr, Sur Borusu

٩

فَذلِكَ يَوْمَءِذٍ يَوْمٌ عَسيرٌ

(9) fezalike yevmeiziy yevmün asir
İşte o gün pek zorlu bir gündür

1. fe : artık, işte
2. zâlike : işte bu, işte o
3. yevme izin : izin günü
4. yevmun asîrun : zor gün

١٠

عَلَى الْكَافِرينَ غَيْرُ يَسيرٍ

(10) alelkafirine ğayru yesir
Kâfirler için kolay değildir

1. alâ el kâfirîne : kâfirlere
2. gayru : değil
3. yesîrin : kolay

١١

ذَرْنى وَمَنْ خَلَقْتُ وَحيدًا

(11) zerni ve men halaktü vehida
Bana bırak tek başına yarattığım kimseyi

1. zer-nî : bana bırak
2. ve men : ve kimse, kişi
3. halaktu : yarattım
4. vahîden : tek olarak

١٢

وَجَعَلْتُ لَهُ مَالًا مَمْدُودًا

(12) ve cealtü lehü malem memduda
Ona mal verdim uzun uzadıya

1. ve ce’altu : ve kıldım, yaptım
2. lehü : ona, onun için
3. mâlen : mal, servet
4. memdûden : uzatılmış, çoğaltılmış

١٣

وَبَنينَ شُهُودًا

(13) ve benine şühuda
gözünün önünde oğullar

1. ve benîne : ve oğullar, erkek çocuklar
2. şuhûden : göz önünde, her zaman yanında

١٤

وَمَهَّدْتُ لَهُ تَمْهيدًا

(14) ve mehhedtü lehü temhida
Ona nimetimi döşedikçe döşedim

1. ve mehhedtu : ve bolluk, genişlik verdim, geniş imkânlar sağladım
2. lehü : ona
3. temhîden : bol bol vererek

١٥

ثُمَّ يَطْمَعُ اَنْ اَزيدَ

(15) sümme yatmeu en ezid
Sonra umar daha artırmamı

1. sümme : sonra
2. yatmau : tamah eder, ister
3. en ezîde : artırmamı

١٦

كَلَّا اِنَّهُ كَانَ لِايَاتِنَا عَنيدًا

(16) kella innehü kane liayatina anida
Hayır! hayr! gerçekten o, ayetlerimize karşı inatçıydı

1. kellâ : hayır asla
2. inne-hu : muhakkak ki o
3. kâne : oldu
4. li : için, … e
5. âyâti-nâ : âyetlerimiz
6. anîden : inatçı

١٧

سَاُرْهِقُهُ صَعُودًا

(17) seürhikuhü sauda
Onu sarp bir yola saptıracağım

1. se-urhiku-hu : yakında onu süreceğim
2. saûden : ateşten dağ, sarp yokuş

Sayfa:575

١٨

اِنَّهُ فَكَّرَ وَقَدَّرَ

(18) innehü fekkera ve kadder
Çünkü o düşündü ve karar verdi

1. Inne-hu : muhakkak ki o
2. fekkere : tefekkür etti, düşündü
3. ve kaddere : ve takdir etti, ölçtü, tespit etti, karar verdi

١٩

فَقُتِلَ كَيْفَ قَدَّرَ

(19) fekutile keyfe kadder
kahrolsun nasıl da karar verdi

1. fe : o zaman, artık
2. kutile : katledildi, öldürüldü, kahroldu, mahvoldu (kendisini mahvetti)
3. keyfe : nasıl
4. kaddere : takdir etti, ölçtü, tespit etti, karar verdi

٢٠

ثُمَّ قُتِلَ كَيْفَ قَدَّرَ

(20) sümme kutile keyfe kadder
Sonra (yine) kahrolası nasıl da karar verdi

1. sümme : sonra
2. kutile : katledildi, öldürüldü, kahroldu, mahvoldu (kendisini mahvetti)
3. keyfe : nasıl
4. kaddere : takdir etti, ölçtü, tespit etti, karar verdi

٢١

ثُمَّ نَظَرَ

(21) sümme nezar
Sonra baktı

1. sümme : sonra
2. nazara : nazar etti, baktı

٢٢

ثُمَّ عَبَسَ وَبَسَرَ

(22) sümme abese ve beser
Sonra yüzünü astı, buruşturdu

1. sümme : sonra
2. abese : kaşlarını çattı
3. ve besere : ve yüzünü ekşitti

٢٣

ثُمَّ اَدْبَرَ وَاسْتَكْبَرَ

(23) sümme edbera vestekber
Sonra arkasına dönüp büyüklendi

1. sümme : sonra
2. edbera : arkasını döndü
3. ve istekbera : ve büyüklük tasladı, kibirlendi.

٢٤

فَقَالَ اِنْ هذَا اِلَّا سِحْرٌ يُؤْثَرُ

(24) fekale in haza illa sihrüy yu’ser
Dedi bu ancak devam eden sihirden (başka bir şey) değildir

1. fe : o zaman, sonunda
2. kâle : dedi
3. in : eğer, olsa
4. hâzâ : bu
5. illâ : sadece, ancak
6. sihrun : bir büyü
7. yu’seru : aktarılan, nakledilen

٢٥

اِنْ هذَا اِلَّا قَوْلُ الْبَشَرِ

(25) in haza illa kavlül beşer
Bu ancak bir beşer sözüdür

1. in : eğer, olsa
2. hâzâ : bu
3. illâ : sadece, ancak
4. kavlu : söz
5. el beşeri : insan

٢٦

سَاُصْليهِ سَقَرَ

(26) seusliyhi sekar
Ben onu sekara sokacağım

1. se- uslî-hi : yakında onu sürükleyip yaslayacağım, atacağım
2. sekara : sekar, alevli ateş (cehennem)

٢٧

وَمَا اَدْريكَ مَا سَقَرُ

(27) ve ma edrake ma sekar
Sen biliyor musun, sekar nedir?

1. ve mâ edrâ-ke : ve ne olduğunu sana bildiren
2. : nedir
3. sekaru : sekar, alevli ateş (cehennem)

٢٨

لَا تُبْقى وَلَا تَذَرُ

(28) la tübkı ve la tezer
Ne kor, ne bırakır

1. lâ tubkî : yakıp tüketir, bakiye bırakmaz
2. ve lâ tezeru : ve terketmez, bırakmaz

٢٩

لَوَّاحَةٌ لِلْبَشَرِ

(29) levvahatül lilbeşer
Derileri yakar kavurur

1. levvâhatun : etrafını (derilerini) yakıp kavurucu
2. li el beşeri : insan için, insanın

٣٠

عَلَيْهَا تِسْعَةَ عَشَرَ

(30) aleyha tis’ate aşer
Üzerinde on dokuz (görevli vardır)

1. aleyhâ : onun üzerinde vardır
2. tis’ate aşare : on dokuz (19)

٣١

وَمَا جَعَلْنَا اَصْحَابَ النَّارِ اِلَّا مَلءِكَةً وَمَا جَعَلْنَا عِدَّتَهُمْ اِلَّا فِتْنَةً لِلَّذينَ كَفَرُوا لِيَسْتَيْقِنَ الَّذينَ اُوتُواالْكِتَابَ وَيَزْدَادَ الَّذينَ امَنُوا ايمَانًا وَلَا يَرْتَابَ الَّذينَ اُوتُوا الْكِتَابَ وَالْمُؤْمِنُونَ وَلِيَقُولَ الَّذينَ فى قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ وَالْكَافِرُونَ مَاذَا اَرَادَ اللّهُ بِهذَا مَثَلًا كَذلِكَ يُضِلُّ اللّهُ مَنْ يَشَاءُ وَيَهْدى مَنْ يَشَاءُ وَمَا يَعْلَمُ جُنُودَ رَبِّكَ اِلَّا هُوَ وَمَا هِىَ اِلَّا ذِكْرى لِلْبَشَرِ

(31) ve ma cealna ashabennari illa melaiketev ve ma cealna iddetehüm illa fitnetel lillezine keferu liyesteykınel lezine utül kitabe ve yezdadellezine amenu imanev ve la yertabel lezine utül kitabe vel mu’minune ve liyekulel lezine fi kulubihim meredüv velkafirune maza eradallahü bihaza mesela kezalike yudillullahü mey yeşau ve yehdi mey yeşa ve ma ya’lemu cunude rabbike illa hüv ve ma hiye illa zikra lil beşer
O ateşin görevlilerini yaptık ancak meleklerden sayılarını da ancak, kıldık ki küfredenler için bir fitne yakinen inansın (kendilerine) kitap verilenler iman edenlerin de imanı artsın şüpheye düşmesin kitap verilenler ve mü’minler bir de desin: kalplerinde maraz olanlarla kâfirler Allah bu misal ile neyi murat etmiş? böylece Allah şaşırtır dilediğini ve dilediğini hidayete erdirir Rabbinin ordularını ancak kendisi bilir o ancak insanlar için bir öğüttür

1. ve mâ cealnâ : ve biz kılmadık
2. ashâben en nâri : ateş ehli
3. illâ : den başka
4. melâiketen : melekler
5. ve mâ cealnâ : ve biz kılmadık
6. ıddete-hum : onların sayısı
7. illâ : den başka
8. fitneten : fitne
9. li ellezîne : onlar için, olanlar için
10. keferû : kâfirler
11. li : diye, için
12. yesteykıne : yakîn sahibi olsunlar
13. ellezîne : onlar için, olanlar için
14. ûtû : verildi
15. el kitâbe : kitap
16. ve yezdâde : ve artırır
17. ellezîne : onlar için, olanlar için
18. âmenû : îmân eden, Allah’a ulaşmayı dileyen
19. îmânen : îmân
20. ve lâ yertâbe : ve şüphe etmesin
21. ellezîne : onlar için, olanlar için
22. ûtû : verildi
23. el kitâbe : kitap
24. ve el mu’minûne : ve mü’minler
25. ve li : ve için
26. yekûle : der, söyler
27. ellezîne : onlar için, olanlar için
28. fî kulûbi-him : kalplerinde
29. maradün : hastalık (olan)
30. ve el kâfirûne : ve kâfirler
31. mâzâ : ne, neyi
32. erâde : murad etti, diledi
33. allâhu : Allah
34. bi hâzâ : bununla
35. meselen : mesele, konu
36. kezâlike : böylece, işte böyle
37. yudıllu : saptırır, dalâlette bırakır
38. allâhu : Allah
39. men : kimse, kişi
40. yeşâu : diler
41. ve yehdî : ve hidayete erdirir
42. men : kimse, kişi
43. yeşâu : diler
44. ve mâ ya’lemu : ve bilmez
45. cunûde : ordu
46. rabbi-ke : senin Rabbin
47. illâ : den başka
48. hüve : o
49. ve mâ hiye : ve o değildir
50. illâ : den başka
51. zikrâ : bir zikir, öğüt
52. li el beşeri : beşer için, insan için

٣٢

كَلَّا وَالْقَمَرِ

(32) kella vel kamer
Hayır! Ay’a yemin olsun

1. kellâ : hayır asla (öyle değil)
2. ve : andolsun, yemin olsun
3. el kameri : kamere, ay’a

٣٣

وَالَّيْلِ اِذْ اَدْبَرَ

(33) vel leyli iz edber
Dönüp geldiği zaman geceye

1. ve el leyli : ve geceye andolsun
2. iz edbera : arkasına döndüğü, dönüp gittiği an

٣٤

وَالصُّبْحِ اِذَا اَسْفَرَ

(34) vessubhi iza esfer
Sabaha yemin olsun ağardığı zaman

1. ve es subhi : ve sabaha andolsun
2. izâ esfere : ağarmaya başladığı zaman

٣٥

اِنَّهَا لَاِحْدَى الْكُبَرِ

(35) inneha leihdel kuber
Kuşkusuz o cehennem, büyük (belalardan) biridir

1. inne-hâ : muhakkak ki o
2. le : gerçekten, elbette
3. ihdâ : bir, tek, bir tanesi
4. el kuberi : büyükler

٣٦

نَذيرًا لِلْبَشَرِ

(36) neziyrel lilbeşer
İnsanları uyarmak için

1. nezîren : uyarı olarak
2. li : için
3. el beşeri : beşer, insanlar

٣٧

لِمَنْ شَاءَ مِنْكُمْ اَنْ يَتَقَدَّمَ اَوْ يَتَاَخَّرَ

(37) limen şae minküm ey yetekaddeme ev yeteahhar
Sizden isteyenleri (korkutmak) için ileri geçmek yahut geri kalmak

1. li : için
2. men : kimse
3. şâe : diledi
4. min-kum : sizden, içinizden
5. en yetekaddeme : öne geçmek
6. ev : veya
7. yeteahhare : tehir eder, erteler, geride kalır

٣٨

كُلُّ نَفْسٍ بِمَا كَسَبَتْ رَهينَةٌ

(38) küllü nefsim bima kesebet rahineh
Her nefis kazandığına karşılık bir rehindir

1. kullu : bütün, hepsi
2. nefsin : nefs
3. bimâ : şey ile, şey sebebiyle
4. kesebet : kesbettikleri, iktisap ettikleri, kazandıkları dereceler
5. rehînetun : rehine, bir şey karşılığı olarak bir yerde bağlı kalma

٣٩

اِلَّا اَصْحَابَ الْيَمينِ

(39) illa ashabel yemin
Yalnız sağcılar hariç

1. illâ : hariç
2. ashâbe : sahibi, halkı
3. el yemîni : yemin

٤٠

فى جَنَّاتٍ يَتَسَاءَلُونَ

(40) fi cennat yetesaelün
Cennette birbirlerine sorarlar

1. : içinde
2. cennâtin : cennetler
3. yetesâelûne : karşılıklı sorarlar, birbirlerine sorarlar

٤١

عَنِ الْمُجْرِمينَ

(41) anil mücrimin
Mücrimlerin durumundan

1. an(i) : den
2. el mucrimîne : suçlular, cürüm (suç) işleyenler

٤٢

مَاسَلَكَكُمْ فى سَقَرَ

(42) ma selekeküm fi sekar
“Sizi sekare sokan nedir?” (derler)

1. : ne
2. seleke-kum : sizi sevkeden, sürükleyen
3. fî sekara : sekarın içine, alevli ateşe

٤٣

قَالُوا لَمْ نَكُ مِنَ الْمُصَلّينَ

(43) kalu lem nekü minel müsallin
Derler biz namaz kılanlardan değildik

1. kâlû : dediler
2. lem neku : biz olmadık
3. min el musallîne : namaz kılanlardan

٤٤

وَلَمْ نَكُ نُطْعِمُ الْمِسْكينَ

(44) ve lem neku nutımül miskin
Miskinleri doyuranlardan değildik

1. ve lem neku : ve biz olmadık
2. nut’imu : yemek yediririz, doyururuz
3. el miskîne : miskinler, yoksullar

٤٥

وَكُنَّا نَخُوضُ مَعَ الْخَاءِضينَ

(45) ve künna nehudu meal haidin
Dalanlardandık ve dalanlarla beraber

1. ve kunnâ : ve biz olduk
2. nahûdu : bâtıla (boş şeylere) dalıyoruz
3. mea : beraber
4. el hâidîne : bâtıla dalanlar

٤٦

وَكُنَّا نُكَذِّبُ بِيَوْمِ الدّينِ

(46) ve künna nükezzibü biyevmiddin
Yalan sayardık hesap gününü de

1. ve kunnâ : ve biz olduk
2. nukezzibu : tekzip ediyoruz
3. bi yevmi : gününü
4. ed dîni : dîn

٤٧

حَتّى اَتينَا الْيَقينُ

(47) hatta etanel yakın
Nihayet bize ölüm geldi

1. hattâ : oluncaya kadar, kadar
2. etâ-nâ : bize geldi
3. el yakînu : yakîn hasıl olması, bizzat şahit olma

Sayfa:576

٤٨

فَمَا تَنْفَعُهُمْ شَفَاعَةُ الشَّافِعينَ

(48) fema tenfeuhüm şefaatuşşafiın
Fakat onlara fayda vermedi şefaatçilerin şefaati

1. fe : o zaman, artık
2. mâ tenfeu-hum : onlara fayda sağlamaz
3. şefâatu : şefaat
4. eş şâfiîne : şefaat edenler

٤٩

فَمَا لَهُمْ عَنِ التَّذْكِرَةِ مُعْرِضينَ

(49) fema lehüm anittezkirati mu’ridin
Şimdi onlara ne oluyor ki, zikirden yüz çeviriyorlar?

1. fe : böylece, buna rağmen
2. : ne (oluyor)
3. lehüm : onlara
4. an(i) et tezkireti : zikirden, öğütten
5. mu’rıdîne : yüz çevirenler, yüz çeviren kimseler

٥٠

كَاَنَّهُمْ حُمُرٌ مُسْتَنْفِرَةٌ

(50) keennehüm hümürum müstenfirah
Gerçekten onlar ürkmüş yaban eşekleri gibidir

1. keenne-hum : sanki onlar ….. gibi
2. humurun : yabanî merkepler (yaban eşekleri)
3. mustenfiretun : ürkmüş olan

٥١

فَرَّتْ مِنْ قَسْوَرَةٍ

(51) ferret min kasvereh
Aslandan kaçan

1. ferret : kaçtı
2. min kasveretin : arslandan

٥٢

بَلْ يُريدُ كُلُّ امْرِءٍ مِنْهُمْ اَنْ يُؤْتى صُحُفًا مُنَشَّرَةً

(52) bel yuridü küllüm riim minhüm ey yu’ta suhufem müneşşerah
Hayır! onların her biri istiyor (kendine) açılmış sayfaların gelmesini

1. bel : hayır
2. yurîdu : ister
3. kullu : hepsi
4. imriin : adam, erkek (insan)
5. min-hum : onlardan (onların)
6. en yu’tâ : gelmesi
7. suhufen : sahifeler
8. muneşşereten : neşredilmiş, yayınlanmış, yazılmış

٥٣

كَلَّا بَلْ لَا يَخَافُونَ الْاخِرَةَ

(53) kella bella yehafünel ahirah
Hayır! gerçek şu, (onlar) âhiretten korkmuyorlar

1. kellâ : hayır
2. bel : bilâkis
3. lâ yuhâfûne : korkmuyorlar
4. el âhireten : ahiret

٥٤

كَلَّا اِنَّهُ تَذْكِرَةٌ

(54) kella innehü tezkirah
Hayır! şüphesiz o (kur’an) bir öğüttür

1. kellâ : hayır
2. inne-hu : gerçekten o
3. tezkiretun : bir zikir, öğüt

٥٥

فَمَنْ شَاءَ ذَكَرَهُ

(55) femen şae zekerah
Artık kim dilerse ondan öğüt alır

1. fe : artık
2. men : kim
3. şâe : diledi
4. zekere-hu : onu zikretti

٥٦

وَمَا يَذْكُرُونَ اِلَّا اَنْ يَشَاءَ اللّهُ هُوَ اَهْلُ التَّقْوىوَاَهْلُ الْمَغْفِرَةِ

(56) ve ma yezkurune illa en yeşaallah hüve ehlüttakva ve ehlülmağfirah
Öğüt alamazlar Allah dilemeyince korumaya ehli olan o’dur bağışlayacak olan da

1. ve mâ yezkurûne : ve zikredemez
2. illâ : den başkası
3. en yeşâe allâhu : Allah’ın dilemesi
4. hüve : o
5. ehlu : ehil, sahip
6. et takvâ : takva
7. ve ehlu : ve ehil, sahip
8. el magfireti : mağfiret (günahların sevaba çevrilmesi)

75-KIYAMET

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ

١

لَا اُقْسِمُ بِيَوْمِ الْقِيمَةِ

(1) la uksimü biyevmil kıyameh
Yemin ederim kıyamet gününe

1. : hayır
2. uksimu : kasem ederim, yemin ederim
3. bi yevmi : güne
4. el kıyâmeti : kıyâmet

٢

وَلَا اُقْسِمُ بِالنَّفْسِ اللَّوَّامَةِ

(2) ve la uksimü binnefsil levvameh
Yemin ederim kendini kınayan nefse de

1. ve lâ : ve hayır
2. uksimu : kasem ederim, yemin ederim
3. bi : … e
4. en nefsi : nefs
5. el levvâmeti : levmeden, kınayan

٣

اَيَحْسَبُ الْاِنْسَانُ اَلَّنْ نَجْمَعَ عِظَامَهُ

(3) eyahsebül insanü ellen necmea izameh
İnsan sanıyor asla kemiklerinin toplanmayacağını mı

1. e : mi
2. yahsebu : zannediyor, sanıyor
3. el insânu : insan
4. ellen : asla olmaz
5. (en) necmea : bizim toplamamız, biraraya getirmemiz
6. ızâme-hu : onun kemikleri

٤

بَلى قَادِرينَ عَلى اَنْ نُسَوِّىَ بَنَانَهُ

(4) bela kadirine ala en nüsevviye benaneh
Hayır! kadiriz onun parmak uçlarını bir araya getirmeye

1. belâ : hayır
2. kâdirîne : kaadir olanlar
3. alâ : … e
4. en nusevviye : yeniden düzenlememiz
5. benâne-hu : onun parmakları, parmak uçları

٥

بَلْ يُريدُ الْاِنْسَانُ لِيَفْجُرَ اَمَامَهُ

(5) bel yuridül insanü liyefcura emameh
Bilakis insan ister önündeki gerçeği yalanlamak

1. bel : hayır
2. yurîdu : ister
3. el insânu : insan
4. li : için, … i
5. yefcure : fıska düşer, fücur işler, günahlara dalar
6. emâme-hu : onun önünde

٦

يَسَْلُ اَيَّانَ يَوْمُ الْقِيمَةِ

(6) yeselü eyyane yevmul kıyameh
Ne zaman?” diye sorar “kıyamet günü”

1. yes’elu : sorar, soruyor
2. eyyâne : ne zaman
3. yevmu : gün
4. el kıyâmeti : kıyâmet

٧

فَاِذَا بَرِقَ الْبَصَرُ

(7) fe iza berikal besar
O zaman göz dehşet içinde kalır

1. fe : artık
2. izâ : olduğu zaman
3. berika : (göz) kamaşması
4. el basaru : bakış

٨

وَخَسَفَ الْقَمَرُ

(8) ve hasefel kamer
Ay tutulur

1. ve hasefe : ve karardı
2. el kameru : ay

٩

وَجُمِعَ الشَّمْسُ وَالْقَمَرُ

(9) ve cumiaşşemsu velkamer
Güneş ve Ay bir araya toplanır

1. ve cumia : ve birleştirildi
2. eş şemsu : güneş
3. ve el kameru : ve ay

١٠

يَقُولُ الْاِنْسَانُ يَوْمَءِذٍ اَيْنَ الْمَفَرُّ

(10) yekulül insanü yevmeizin eynel meferr
O gün insan der “kaçacak yer neresi?”

1. yekûlu : der, diyecek
2. el insânu : insan
3. yevme izin : izin günü
4. eyne : nerede
5. el meferru : firar edilecek yer, kaçış yeri

١١

كَلَّا لَا وَزَرَ

(11) kella la vezer
Hayır! sığınacak yer yok

1. kellâ : hayır
2. : yok
3. vezere : sığınacak bir yer, sığınak

١٢

اِلى رَبِّكَ يَوْمَءِذٍ الْمُسْتَقَرُّ

(12) ila rabbike yevme izinil müstekarr
(Ancak) Rabbinedir o gün karar kılınacak yer

1. ilâ rabbi-ke : senin Rabbin’e (Rabbinin Huzuru)
2. yevme izin : izin günü
3. el mustekarru : karar kılınan yer, varılacak yer, makam

١٣

يُنَبَّؤُا الْاِنْسَانُ يَوْمَءِذٍ بِمَا قَدَّمَ وَاَخَّرَ

(13) yünebbeul insanü yevmeizim bima kaddeme ve ahhar
O gün insan haberdar edilir gelmiş geçmiş bütün yaptıklarından

1. yunebbeu : haber verilir
2. el insânu : insan
3. yevme izin : izin günü
4. bimâ : şeyleri
5. kaddeme : takdim etti, yaptı
6. ve ahhara : ve tehir etti, yapması gerekirken erteleyip yapmadı

١٤

بَلِ الْاِنْسَانُ عَلى نَفْسِه بَصيرَةٌ

(14) belil insanü ala nefsihi besirah
Doğrusu insan nefsine karşı şahittir

1. bel(i) : hayır
2. el insânu : insan
3. alâ : … e
4. nefsi-hî : onun nefsi, kendi nefsi
5. basîratun : basirdir, görendir, şahittir

١٥

وَلَوْ اَلْقى مَعَاذيرَهُ

(15) ve lev elka meazirah
Bütün mazeretini (meydana) çıkarsa da

1. ve lev : ve olsa bile
2. elkâ : ilka etti, ortaya attı, belirtti, beyan etti
3. meâzîre-hu : onun mazeretleri, özürleri, sebepleri

١٦

لَا تُحَرِّكْ بِه لِسَانَكَ لِتَعْجَلَ بِه

(16) la tuharrik bihi lisaneke lita’cele bih
Hareket ettirme onu (okumak için) dilini onu acele (okuyacağım) diye

1. lâ tuharrik : hareket ettirme
2. bi-hî : ona, onunla
3. lisâne-ke : dilini
4. li : için, … diye
5. ta’cele : acele ediyorsun
6. bi-hî : ona, onunla

١٧

اِنَّ عَلَيْنَا جَمْعَهُ وَقُرْانَهُ

(17) inne aleyna cemahü ve kuraneh
Çünkü bize aittir onun toplanması ve okunması

1. inne : muhakkak ki
2. aleynâ : bize ait
3. cem’a-hu : onun toplanması
4. ve kur’âne-hu : ve onun okunması

١٨

فَاِذَا قَرَاْنَاهُ فَاتَّبِعْ قُرْانَهُ

(18) feiza kare’nahü fettebi kuraneh
Biz okuduğumuz zaman sende kuran’ı takip et

1. fe : artık, öyleyse
2. izâ : olduğu zaman
3. kare’nâ-hu : onu okuduk
4. fe : artık, öyleyse
5. ittebi’ : tâbî ol
6. kur’âne-hu : onun okunuşu

١٩

ثُمَّ اِنَّ عَلَيْنَا بَيَانَهُ

(19) sümme inne aleyna beyaneh
Sonra, mutlaka bize aittir onu açıklamakta

1. sümme : sonra
2. inne : muhakkak
3. aleynâ : bizim üzerimize, bize ait
4. beyâne-hu : onun beyanı, açıklanması

Sayfa:577

٢٠

كَلَّا بَلْ تُحِبُّونَ الْعَاجِلَةَ

(20) kella bel tuhibbünel acileh
Hayır! hayır! acele gelen(i) seviyorsunuz

1. kellâ : hayır
2. bel : bilâkis, aksine
3. tuhıbbûne : seviyorsunuz
4. el âcilete : çabuk geçmekte olan

٢١

وَتَذَرُونَ الْاخِرَةَ

(21) ve tezerunel ahirah
Ve âhiret (işlerini) bırakıyorsunuz

1. ve tezerûne : ve terkediyorsunuz
2. el âhirete : ahiret

٢٢

وُجُوهٌ يَوْمَءِذٍ نَاضِرَةٌ

(22) vücuhüy yevmeizin nadirah
O gün yüzler parlayacak

1. vucûhun : yüzler vardır
2. yevme izin : izin günü
3. nâdıretun : ışıl ışıl, pırıl pırıl

٢٣

اِلى رَبِّهَا نَاظِرَةٌ

(23) ila rabbiha nazirah
Rablerine bakacak(lar)

1. ilâ rabbi-hâ : Rab’lerine
2. nâziretun : nazar eden, bakan

٢٤

وَوُجُوهٌ يَوْمَءِذٍ بَاسِرَةٌ

(24) ve vücuhüy yevmeizim basirah
O gün (nice) yüzler de sararıp kalacak

1. ve vucûhun : ve yüzler vardır
2. yevme izin : izin günü
3. bâsiratun : çatılmış, kararmış

٢٥

تَظُنُّ اَنْ يُفْعَلَ بِهَا فَاقِرَةٌ

(25) tezunnü ey yufale biha fakirah
Anlayacak ki kendisine bel kıran bir bela yapılacak

1. tezunnu : anlar
2. en yuf’ale : yapılacak
3. bi-hâ : ona, kendisine
4. fâkıretun : felâket, büyük musîbet, çok kötü muamele

٢٦

كَلَّا اِذَا بَلَغَتِ التَّرَاقِىَ

(26) kella iza beleğatitterakı
Hayır! o zaman can köprücük kemiğine dayanır

1. kellâ : hayır
2. izâ : olduğu, zaman
3. belegat (i) : ulaştı, erişti, geldi
4. et terâkiye : köprücük kemiği

٢٧

وَقيلَ مَنْ رَاقٍ

(27) ve kıle men rak
“Okuyacak kim?” denilir

1. ve kîle : ve denir
2. men : kim
3. râkın : kurtaracak olan

٢٨

وَظَنَّ اَنَّهُ الْفِرَاقُ

(28) ve zanne ennehül firak
Artık gerçeği anlar, bu ayrılıktır

1. ve zanne : ve anladı
2. enne-hu : onun (kendisinin) ….. olacağını
3. el firâku : ayrılık

٢٩

وَالْتَفَّتِ السَّاقُ بِالسَّاقِ

(29) vel teffatissaku bissak
Bacak bacağa dolaşır

1. ve ilteffeti : ve birbirine dolaştı
2. es sâku : ayak
3. bi es sâkı : ayağa

٣٠

اِلى رَبِّكَ يَوْمَءِذٍ الْمَسَاقُ

(30) ila rabbike yevme izinil mesak
O gün sevk (ancak) Rabbinedir

1. ilâ rabbi-ke : senin Rabbine
2. yevme izin : izin günü
3. el mesâku : sevk

٣١

فَلَا صَدَّقَ وَلَا صَلّى

(31) fela saddeka ve la sall
Fakat ne sadaka verdi, ne de namaz kıldı

1. fe : o zaman, fakat
2. lâ saddaka : tasdik etmedi
3. ve lâ sallâ : ve namaz kılmadı

٣٢

وَلكِنْ كَذَّبَ وَتَوَلّى

(32) ve lakin kezzebe ve tevall
Lâkin yalanladı ve yüz çevirdi

1. ve lâkin : ve lâkin
2. kezzebe : yalanladı
3. ve tevellâ : ve yüz çevirdi

٣٣

ثُمَّ ذَهَبَ اِلى اَهْلِه يَتَمَطّى

(33) sümme zehebe ila ehlihi yetemett
Sonra gitti böbürlenerek ehline

1. sümme : sonra
2. zehebe : gitti
3. ilâ ehli-hî : kendi ehline, ailesinin yanına
4. yetemettâ : gururlanarak, böbürlenerek

٣٤

اَوْلى لَكَ فَاَوْلى

(34) evla leke fe evla
Sana yapılan yerinde, hem de tam yerinde

1. evlâ : daha uygun, müstahak olma, haketme
2. leke : sana
3. fe : artık, bundan sonra
4. evlâ : daha uygun, müstahak olma, haketme

٣٥

ثُمَّ اَوْلى لَكَ فَاَوْلى

(35) sümme evla leke fe evla
Sonra sana yapılan hem de tam yerinde

1. sümme : sonra
2. evlâ : daha uygun, münasip, müstahak, haketme
3. leke : sana
4. fe : artık, bundan sonra
5. evlâ : uygun, münasip, müstahak, haketme

٣٦

اَيَحْسَبُ الْاِنْسَانُ اَنْ يُتْرَكَ سُدًى

(36) eyahsebül insanü ey yutrake süda
İnsan başıboş bırakılacağını mı sanıyordu?

1. e : mi
2. yahsebu : zannediyor
3. el insânu : insan
4. en yutreke : terkedileceğini, bırakılacağını
5. suden : başıboş, sorumsuz

٣٧

اَلَمْ يَكُ نُطْفَةً مِنْ مَنِىٍّ يُمْنى

(37) elem yekü nutfetem mim meniyyiy yümna
Bir nutfe değil miydi? kendisi dökülen meniden

1. e lem yeku : olmadı mı, değil mi
2. nutfeten : nutfe, bir damla
3. min meniyyin : meniden
4. yumnâ : akıtılan, dökülen

٣٨

ثُمَّ كَانَ عَلَقَةً فَخَلَقَ فَسَوّى

(38) sümme kane alekaten fehaleka fesevva
Sonra bir kan pıhtısı oldu ve (onu) yarattı ve şekil verdi

1. sümme : sonra
2. kâne : oldu
3. alakaten : bir alak, rahim duvarına bir noktadan asılı olan embriyo, cenin
4. fe : bundan sonra, daha sonra
5. halaka : halketti, yarattı
6. fe : bundan sonra, daha sonra
7. sevvâ : sevva etti, dizayn etti, programladı, düzenledi, biçim verdi

٣٩

فَجَعَلَ مِنْهُ الزَّوْجَيْنِ الذَّكَرَ وَالْاُنْثى

(39) fe ceale minhüz zevceynizzekera vel ünsa
Ve ondan yarattı erkek ve dişi iki eş

1. fe : sonra
2. ceale : kıldı, yaptı
3. min-hu : ondan
4. ez zevceyni : iki eş, çift
5. ez zekere : erkek
6. ve el unsâ : ve dişi

٤٠

اَلَيْسَ ذلِكَ بِقَادِرٍ عَلى اَنْ يُحْيِىَ الْمَوْتى

(40) eleyse zalike bikadirin ala ey yuhyiyel mevta
Bunları (yaratan) kadir değil mi? ölüleri diriltmeye

1. e leyse : değil mi
2. zâlike : bunlar
3. bi kâdirin : kaadir olan, gücü yeten
4. alâ : üzerine
5. en yuhyiye : diriltmek, hayat vermek
6. el mevtâ : ölüler

76-İNSAN

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ

١

هَلْ اَتى عَلَى الْاِنْسَانِ حينٌ مِنَ الدَّهْرِ لَمْ يَكُنْ شَيًْا مَذْكُورًا

(1) hel eta alel insani hiynüm mined dehri lem yekün şeyem mezkura
Gerçekten insanın üzerinden geçti öyle uzun bir zaman (o zaman insan) anılmayan bir şeydi

1. hel : mi
2. etâ : geldi, geçti
3. alâ : üzerinden
4. el insâni : insan
5. hînun : sınırsız vakit
6. min : den, dan
7. ed dehri : uzun bir süre, uzun bir zaman
8. lem yekun : henüz olmadı, değil
9. şey’en : bir şey
10. mezkûren : zikredilen, anılan

٢

اِنَّا خَلَقْنَا الْاِنْسَانَ مِنْ نُطْفَةٍ اَمْشَاجٍ نَبْتَليهِ فَجَعَلْنَاهُ سَميعًا بَصيرًا

(2) inna halaknel insane min nutfetin emşacin nebtelihi fe cealnahü semiam besira
Çünkü biz insanı yarattık karışık bir nutfeden onu deneyeceğiz böylece onu yaptık işiten, gören

1. innâ : muhakkak ki biz
2. halaknâ : yarattık
3. el insâne : insanı
4. min nutfetin : nutfe, bir damla
5. emşâcin : karışık, (iki hücrenin) karışımı, birleşimi
6. nebtelî-hi : onu imtihan edeceğiz
7. fe cealnâ-hu : bu sebeple onu kıldık
8. semîan : işiten
9. basîran : gören

٣

اِنَّا هَدَيْنَاهُ السَّبيلَ اِمَّا شَاكِرًا وَاِمَّا كَفُورًا

(3) inna hedeynahüssebila imma şekirav ve imma kefura
Gerçekten biz ona hidayet yolunu gösterdik ister şükür eden olsun ister nankörlük eden olsun

1. innâ : muhakkak ki biz
2. hedeynâ-hu : onu hidayet ettik, ulaştırdık
3. es sebîle : sebîl, yol
4. immâ : ama, fakat, ya – ya da, veya
5. şâkiren : şükreden
6. ve immâ : ve ama, fakat, ya – ya da, veya
7. kefûren : küfreden, inkâr eden

٤

اِنَّا اَعْتَدْنَا لِلْكَافِرينَ سَلَاسِلَا وَاَغْلَالًا وَسَعيرًا

(4) inna a’tedna lil kafirine selasile ve ağlalev ve seira
Çünkü biz hazırladık kâfirler için zincirler bukağılar (kelepçeler) ve kızgın bir ateş

1. innâ : muhakkak ki biz
2. a’tednâ : hazırladık
3. li el kâfirîne : kâfirler için
4. selâsile : zincirler
5. ve aglâlen : ve demir halkalar
6. ve saîran : ve çılgınca yanan ateş, alevli ateş

٥

اِنَّ الْاَبْرَارَ يَشْرَبُونَ مِنْ كَاْسٍ كَانَ مِزَاجُهَا كَافُورًا

(5) innel ebrara yeşrebune min ke’sin kane mizacüha kafura
Muhakkak iyiler bir kadehten içerler içine kafur katılmış olan (kadehten)

1. inne : muhakkak ki
2. el ebrâra : ebrar olanlar
3. yeşrebûne : içecekler
4. min ke’sin : kadehten
5. kâne : oldu
6. mizâcu-hâ : onun mizacı, karışımı, terkibi, onun içindeki
7. kâfûran : kâfur olan

Sayfa:578

٦

عَيْنًا يَشْرَبُ بِهَا عِبَادُ اللّهِ يُفَجِّرُونَهَا تَفْجيرًا

(6) ayney yeşrebü biha ibadüllahi yufecciruneha tefcira
O kaynaktır ki ondan içerler Allah’ın kulları onu akıtırlar istedikleri yere

1. aynen : pınar
2. yeşrebu : içer
3. bi-hâ : onu
4. ibâdu allâhi : Allah’ın kulları
5. yufeccirûne-hâ : onu akıtırlar
6. tefcîren : fışkırarak, fışkıra fışkıra, gürül gürül

٧

يُوفُونَ بِالنَّذْرِ وَيَخَافُونَ يَوْمًا كَانَ شَرُّهُ مُسْتَطيرًا

(7) yufune binnezri ve yehafune yevmen kane şerruhü müstetira
Adaklarını yerine getirirler günden korkarlar şerri her yere yayılmış olan

1. yûfûne bi : ifa ederler, yerine getirirler
2. en nezri : nezir, adak
3. ve yehâfûne : ve korkarlar
4. yevmen : gün
5. kâne : oldu
6. şerru-hu : onun şerri
7. mustetîran : yayılan

٨

وَيُطْعِمُونَ الطَّعَامَ عَلى حُبِّه مِسْكينًا وَيَتيمًا وَاَسيرًا

(8) ve yutimunet taame ala hubbihi miskinev ve yetimev ve esira
Yedirirler sevdikleri taamlardan miskine yetime esire

1. ve yut’ımûne : ve yedirirler
2. et taâme : taam, yemek
3. alâ hubbi-hî : ona sevgisi olan, sevdiği
4. miskînen : fakir ve yoksullar
5. ve yetîmen : ve yetimler
6. ve esîran : ve esir olanlar

٩

اِنَّمَا نُطْعِمُكُمْ لِوَجْهِ اللّهِ لَانُريدُ مِنْكُمْ جَزَاءً وَلَا شُكُورًا

(9) innema nutımuküm livechillahi la nuriydü minküm cezaev ve la şukura
Biz ancak size yediriyoruz Allah rızası için (derler) sizden istemiyoruz bir karşılıkta bir şükür de

1. innemâ : ancak, sadece
2. nut’ımu-kum : sizi doyuruyoruz
3. li : için
4. vechi allâhi : Allah’ın Yüzü, Allah’ın Rızası
5. lâ nurîdu : biz istemiyoruz
6. min-kum : sizden
7. cezâen : bir karşılık
8. ve : ve
9. lâ şukûren : bir teşekkür değil

١٠

اِنَّا نَخَافُ مِنْ رَبِّنَا يَوْمًا عَبُوسًا قَمْطَريرًا

(10) inna nehafü min rabbina yevmen abusen kamterira
Çünkü biz korkarız Rabbimizden sıkıntılı bir günün (azabından) kötü çehreli

1. innâ : muhakkak ki biz
2. nahâfu : korkuyoruz
3. min rabbi-nâ : Rabbimizden
4. yevmen : gün
5. abûsen : asık yüz
6. kamtarîran : belâlı, zor

١١

فَوَقيهُمُ اللّهُ شَرَّ ذلِكَ الْيَوْمِ وَلَقّيهُمْ نَضْرَةً وَسُرُورًا

(11) fevekahümüllahü şerra zalikel yevmi ve lakkahüm nadretev ve surura
Allah onları korur o günün şerrinden onlara konur (yüzlerine) parlaklık ve sevinç

1. fe : artık, oysa
2. vakâ-hum(u) allâhu : Allah onları korudu
3. şerra : şerr, kötülük
4. zâlike : işte böyle
5. el yevmi : gün
6. ve lakkâ-hum : ve onları kavuşturdu
7. nadreten : pırıl pırıl
8. ve surûran : ve sürur, sevinç

١٢

وَجَزيهُمْ بِمَا صَبَرُوا جَنَّةً وَحَريرًا

(12) ve cezahüm bima saberu cennetev ve harira
Sabırlarına karşılık ihsan eder cennette ipek libaslarla

1. ve cezâ-hum : ve onlara karşılığını verdi, onları mükâfatlandırdı
2. bi-mâ : sebebiyle, dolayısıyla
3. saberû : sabrettiler
4. cenneten : cennet
5. ve harîran : ve ipek (elbise)

١٣

مُتَّكِينَ فيهَا عَلَى الْاَرَاءِكِ لَايَرَوْنَ فيهَا شَمْسًا وَلَا زَمْهَريرًا

(13) müttekıine fiha alel eraiki la yerevne fiha şemsev ve la zemherira
Orada yaslanırlar koltuklar üzerinde orada görmezler ne güneşin (sıcağını), ne de kışın soğuğunu

1. muttekiîne : yaslanmış olanlar
2. fî-hâ : orada
3. alâ : üzerinde
4. el erâiki : tahtlar
5. lâ yeravne : görmezler
6. fî-hâ : orada
7. şemsen : güneş
8. ve lâ : ve değil, yoktur, olmaz
9. zemherîren : şiddetli dondurucu soğuk

١٤

وَدَانِيَةً عَلَيْهِمْ ظِلَالُهَا وَذُلِّلَتْ قُطُوفُهَا تَذْليلًا

(14) ve daniyeten aleyhim zilalüha ve zullilet kutufüha tezlila
Üzerlerine gölgeleri sarkmış yaklaşmıştır meyveleri olgunlaşmış yenilmesi için

1. ve dâniyeten : ve yakın
2. aleyhim : onların üzerine, onlara
3. zılâlu-hâ : onun gölgeleri
4. ve zullilet : ve zelil yapıldı, (kolay koparılması için) yaklaştırıldı
5. kutûfu-hâ : onun olgunlaşmış meyveleri
6. tezlîlen : zelil olarak, emre hazır olarak

١٥

وَيُطَافُ عَلَيْهِمْ بِانِيَةٍ مِنْ فِضَّةٍ وَاَكْوَابٍ كَانَتْ قَوَاريرَا

(15) ve yutafü aleyhim bianiyetim min fiddativ ve ekvabin kanet kavarira
Üzerinde dolaşırlar gümüşten kaplarla billurdan yapılmış sürahilerle

1. ve yutâfu : ve tavaf edilir, etrafında dolaşılır
2. aleyhim : onların
3. bi : ile
4. âniyetin : kap, kâse
5. min fıddatin : gümüşten
6. ve ekvâbin : ve kadehler
7. kânet : oldu
8. kavârîrâ : billur, sırça, kristal kadehler

١٦

قَوَاريرَ مِنْ فِضَّةٍ قَدَّرُوهَا تَقْديرًا

(16) kavarira min fiddatin kadderu ha takdira
Kristal ve gümüşten billurlar ki, miktarını takdir ederek onu belirlemişlerdir

1. kavârîra : billur, sırça, kristal kadehler
2. min fıddatin : gümüşten
3. kadderû-hâ : onu takdir ettiler, belirlediler
4. takdîren : miktarını takdir ederek, belirleyerek

١٧

وَيُسْقَوْنَ فيهَا كَاْسًا كَانَ مِزَاجُهَا زَنْجَبيلًا

(17) ve yuskavne fiha ke’sen kane mizacüha zencebila
Orada içirilirler katkısı zencefil olan bir kadehten

1. ve yuskavne : ve içirilir, sulanır, içecek sunulur
2. fî-hâ : orada
3. ke’sen : kadeh
4. kâne : oldu
5. mizâcu-hâ : onun karışımı, muhtevası, terkibi, içindeki
6. zencebîlen : zencefil

١٨

عَيْنًا فيهَا تُسَمّى سَلْسَبيلًا

(18) aynen fiha tüsemma selsebila
Bir kaynak ki orada, ismi Selsebil’dir

1. aynen : pınar
2. fî-hâ : orada
3. tusemmâ : isimlendirilen
4. selsebîlen : selsebîl, cennette bir pınarın adı

١٩

وَيَطُوفُ عَلَيْهِمْ وِلْدَانٌ مُخَلَّدُونَ اِذَا رَاَيْتَهُمْ حَسِبْتَهُمْ لُؤْلُؤًا مَنْثُورًا

(19) ve yetufü aleyhim vildanüm mühalledune iza raeytehüm hasibtehüm lu’luem mensura
Etraflarında dolaşır ebedileşmiş olan çocuklar onları gördüğün zaman saçılmış inci sanırsın

1. ve yetûfu : ve tavaf eder, etrafında dolaşır
2. aleyhim : onların
3. vildânun : genç delikanlılar
4. muhalledûne : halidin kılınmış olanlar, ölümsüz olanlar
5. izâ raeyte-hum : onları gördüğün zaman
6. hasibte-hum : onları sanırsın
7. lu’luen : inci
8. mensûren : saçılmış

٢٠

وَاِذَا رَاَيْتَ ثَمَّ رَاَيْتَ نَعيمًا وَمُلْكًا كَبيرًا

(20) ve iza raeyte semme raeyte neimev ve mülken kebira
(Nereye) baksan sonra (yine) baksan bol nimet ve büyük bir mülk (görürsün)

1. ve izâ raeyte : ve gördüğün zaman, baktığın zaman
2. semme : orada
3. raeyte : sen gördün
4. naîmen : ni’metler
5. ve mulken : mülk ve saltanat
6. kebîren : büyük

٢١

عَالِيَهُمْ ثِيَابُ سُنْدُسٍ خُضْرٌ وَاِسْتَبْرَقٌ وَحُلُّوا اَسَاوِرَ مِنْ فِضَّةٍ وَسَقيهُمْ رَبُّهُمْ شَرَابًا طَهُورًا

(21) aliyehüm siyabü sündüsin hüdruv ve istebrak ve hullü esavira min fiddativ ve sekahüm rabbühüm şeraben tahura
Üzerinde elbiseler ince zarif ipekten, yeşil sırmalı ipekten süslenmişlerdir gümüşten bileziklerle Rableri onlara sunmaktadır tertemiz bir içecek

1. âliye-hum : onların üstleri
2. siyâbu : elbise
3. sundusin : ince ipek
4. hudrun : yeşil
5. ve istebrakun : ve kalın ipek, atlas
6. ve hullû : ve bezendiler, süslendiler
7. esâvira : bilezikler
8. min fıddatin : gümüşten
9. ve sekâ-hum : ve onlara içecek sundu
10. rabbu-hum : onların Rabbi, Rab’leri
11. şarâben : içecekler, şaraplar
12. tahûran : çok temiz (lezzetli)

٢٢

اِنَّ هذَا كَانَ لَكُمْ جَزَاءً وَكَانَ سَعْيُكُمْ مَشْكُورًا

(22) inne haza kane leküm cezaev ve kane sa’yüküm meşkura
İşte bunlar sizin mükafatınız idi sizin ameliniz makbul oldu

1. inne : muhakkak ki
2. hâzâ : bu
3. kâne : oldu
4. leküm : sizin için, sizin
5. cezâen : karşılık, mükâfat
6. ve kâne : ve oldu
7. sa’yu-kum : sizin çabalarınız
8. meşkûran : şükre değer, teşekküre lâyık

٢٣

اِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا عَلَيْكَ الْقُرْانَ تَنْزيلًا

(23) inna nahnü nezzelna aleykel kurane tenzila
Gerçekten biz indirdik kur’an’ı sana ayet ayet belirli aralıklarla

1. innâ : muhakkak ki biz
2. nahnü : biz
3. nezzelnâ : indirdik
4. aleyke : sana
5. el kur’âne : Kur’ân
6. tenzîlen : bölüm bölüm (âyet âyet) indirerek

٢٤

فَاصْبِرْ لِحُكْمِ رَبِّكَ وَلَا تُطِعْ مِنْهُمْ اثِمًا اَوْ كَفُورًا

(24) fasbir lihukmi rabbike ve la tuti’ minhüm asimen ev kefura
O halde sabret Rabbinin hükmüne tâbi olma onlardan hiçbir günahkara veya hiçbir kâfire

1. fe ısbir : artık sabret
2. li hukmi : hükmüne
3. rabbi-ke : senin Rabbin, Rabbinin
4. ve lâ tutı’ : ve itaat etme
5. min-hum : onlardan
6. âsimen : günahkâr olanlar
7. ev : veya
8. kefûran : kâfir olanlar

٢٥

وَاذْكُرِ اسْمَ رَبِّكَ بُكْرَةً وَاَصيلًا

(25) vezkurisme rabbike bukretev ve esila
Rabinin ismini zikret sabah ve akşam

1. ve uzkur : ve zikret
2. isme : isim
3. rabbi-ke : senin Rabbin, Rabbinin
4. bukreten : sabah
5. ve asîlen : ve akşam

Sayfa:579

٢٦

وَمِنَ الَّيْلِ فَاسْجُدْ لَهُ وَسَبِّحْهُ لَيْلًا طَويلًا

(26) ve minelleyli fescud lehü ve sebbihhü leylen tavila
Gecenin bir kısmında o’na secde et o’nu tesbih et gecenin uzun (bir kısmında)

1. ve min el leyli : ve geceden, gecenin bir kısmında
2. fe uscud : artık secde et
3. lehü : ona
4. ve sebbih-hu : ve onu tespih et
5. leylen : gece
6. tavîlen : uzun

٢٧

اِنَّ هؤُلَاءِ يُحِبُّونَ الْعَاجِلَةَ وَيَذَرُونَ وَرَاءَ هُمْ يَوْمًا ثَقيلًا

(27) inne haulai yuhibbunel acilete ve yezerune veraehüm yevmen sekila
Şüphesiz onlar acele(ciliği) seviyorlar bırakıyorlar önlerindeki pek ağır güne (âhirete yönelik amelleri de)

1. inne : muhakkak ki
2. hâulâi : işte onlar
3. yuhıbbûne : seviyorlar
4. el âcilete : dünyayı
5. ve yezerûne : ve bırakıyorlar, terkediyorlar (atıyorlar)
6. verâe-hum : arkalarına
7. yevmen : gün
8. sekîlen : ağır, zor, çetin

٢٨

نَحْنُ خَلَقْنَاهُمْ وَشَدَدْنَا اَسْرَهُمْ وَاِذَا شِءْنَا بَدَّلْنَا اَمْثَالَهُمْ تَبْديلًا

(28) nahnü halaknahüm ve şededna esrahüm ve iza şi’na beddelna emsalehüm tebdila
Onları biz yarattık masraflarını biz bağladık dilediğimiz zaman da onları benzerleriyle değiştiririz

1. nahnü : biz
2. halaknâ-hum : onları yarattık
3. ve şedednâ : ve kuvvetlendirdik
4. esre-hum : onların bağları
5. ve izâ : ve olduğu zaman
6. şi’nâ : biz diledik
7. beddelnâ : bedel kılarız, değiştiririz
8. emsâle-hum : onların emsalleri, benzerleri
9. tebdîlen : bedel olarak, onların yerine

٢٩

اِنَّ هذِه تَذْكِرَةٌ فَمَنْ شَاءَ اتَّخَذَ اِلى رَبِّه سَبيلًا

(29) inne hazihi tezkirah femen şaettehaze ila rabbihi sebila
Muhakkak bu bir öğüttür artık dileyen tutar Rabbine doğru bir yol

1. inne : muhakkak ki
2. hâzihî : bu
3. tezkiretun : nasihat
4. fe : artık
5. men : kim
6. şâe : diledi
7. ittehaze : edindi
8. ilâ rabbi-hî : Rabbine
9. sebîlen : bir yol

٣٠

وَمَا تَشَاؤُنَ اِلَّا اَنْ يَشَاءَ اللّهُ اِنَّ اللّهَ كَانَ عَليمًا حَكيمًا

(30) ve ma teşaüne illa en yeşaallah innallahe kane alimen hakima
Ama siz dileyemezsiniz Allah dilemeyince şüphesiz Allah bilen, hakimdir

1. ve mâ teşâûne : ve siz dileyemezsiniz
2. illâ : dışında, olmadıkça
3. en yeşâe allâhu : Allah’ın dilemesi
4. inne allâhe : muhakkak ki Allah
5. kâne : oldu, idi
6. alîmen : en iyi bilen
7. hakîmen : hüküm ve hikmet sahibi

٣١

يُدْخِلُ مَنْ يَشَاءُ فى رَحْمَتِه وَالظَّالِمينَ اَعَدَّ لَهُمْ عَذَابًا اَليمًا

(31) yudhilü men yeşau fi rahmetih vezzalimine eadde lehüm azaben elima
(O), koyar dilediğini rahmetine zalimler için de hazırlamıştır acıklı bir azap

1. yudhılu : dahil eder
2. men : kimse, kişi
3. yeşâu : diledi
4. fî rahmeti-hî : rahmetinin içine
5. ve ez zâlimîne : ve zalimler
6. eadde : hazırladı
7. lehüm : onlar için
8. azâben : azap
9. elîmen : elîm, acı

77-MÜRSELAT

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ

١

وَالْمُرْسَلَاتِ عُرْفًا

(1) vel mürselati urfa
Birbiri ardınca gönderilenlere

1. ve : andolsun, yemin olsun
2. el murselâti : gönderilenler
3. urfen : ardarda, marufla (irfanla)

٢

فَالْعَاصِفَاتِ عَصْفًا

(2) fel asifati asfa
Sonra estikçe esenlere

1. fe : sonra, ayrıca, ve de
2. el âsıfâti : şiddetle esenler
3. asfen : şiddetli eserek

٣

وَالنَّاشِرَاتِ نَشْرًا

(3) vennaşirati neşra
Yaydıkça yayanlara

1. ve : andolsun, yemin olsun
2. en nâşirâti : yayanlar, neşredenler
3. neşren : yayarak, dağıtarak

٤

فَالْفَارِقَاتِ فَرْقًا

(4) felfarikati ferka
Sonra ayrıldıkça ayıranlara

1. fe : sonra, ve de
2. el fârikâti : ayıranlara
3. ferkan : ayırarak

٥

فَالْمُلْقِيَاتِ ذِكْرًا

(5) fel mülkiyati zikra
Öğüt (için) bırakılanlara, yemin olsun

1. fe : sonra, ve de
2. el mulkıyâti : ilka edenler, bırakanlara
3. zikren : zikir

٦

عُذْرًا اَوْ نُذْرًا

(6) üzren ev nüzra
(Gerek) özür, gerek uyarmak (için)

1. uzren : mazerete özür olarak
2. ev : veya
3. nuzren : nezir olarak, uyarı olarak

٧

اِنَّمَا تُوعَدُونَ لَوَاقِعٌ

(7) innema tuadune levakı
Size vaat edilen muhakkak vuku bulacaktır

1. İnne : muhakkak ki
2. : şey
3. tûadûne : size vaadedilen, vaadolunduğunuz
4. le : mutlaka
5. vâkıun : vuku bulacaktır, gerçekleşecektir

٨

فَاِذَا النُّجُومُ طُمِسَتْ

(8) feizennucumü tumiset
Yıldızlar söndüğü zaman

1. fe : öyle ki
2. izâ : o zaman ….. olmuştur
3. en nucûmu : yıldızlar
4. tumiset : ışıkları giderildi, silindi

٩

وَاِذَا السَّمَاءُ فُرِجَتْ

(9) ve izessemaü furicet
Sema yarıldığı zaman

1. ve izâ : ve o zaman ….. olmuştu
2. es semâu : gök
3. furicet : yarıldı

١٠

وَاِذَا الْجِبَالُ نُسِفَتْ

(10) ve izelcibalü nusifet
Dağlar savrulduğu zaman

1. ve izâ : ve o zaman ….. olmuştur
2. el cibâlu : dağlar
3. nusifet
(nesf)
: dağıldı
: (yıkmak, dağıtmak)

١١

وَاِذَا الرُّسُلُ اُقِّتَتْ

(11) ve izerrusulü ukkitet
resuller tayin edilen vakitte toplandıkları zaman

1. ve izâ : ve o zaman ….. olmuştur
2. er rusulu : resûller
3. ukkıtet
(tekıt)
: vakit bildirildi
: (bir şey için bir vakit tayin etmek)

١٢

لِاَىِّ يَوْمٍ اُجِّلَتْ

(12) lieyyi yevmin uccilet
Hangi güne ertelenmişler

1. li : için
2. eyyi : hangi
3. yevmin : gün
4. uccilet : tecil edildi, ertelendi

١٣

لِيَوْمِ الْفَصْلِ

(13) liyevmilfasl
Fasıl gününe

1. li : için
2. yevmi : gün
3. el fasli : fasıl, ayırma

١٤

وَمَا اَدْريكَ مَا يَوْمُ الْفَصْلِ

(14) ve ma edrake ma yevml fasl
Sana ne bildirdi? fasıl günü nedir?

1. ve mâ edrâ-ke : ve sana bildiren nedir
2. : ne (olduğu)
3. yevmu : gün
4. el fasli : fasıl, ayırma

١٥

وَيْلٌ يَوْمَءِذٍ لِلْمُكَذِّبينَ

(15) veylüy yevmeizil lil mükezzibin
Vay o gün haline! yalanlayanların

1. veylun : vay haline (veyl olsun)
2. yevmeizin : izin günü
3. li el mukezzibîne : yalanlayanlara

١٦

اَلَمْ نُهْلِكِ الْاَوَّلينَ

(16) elem nuhlikil evvelin
Evvelkileri helak etmedik mi?

1. e : mi
2. lem nuhliki : biz helâk etmedik
3. el evvelîne : evvelkiler, öncekiler

١٧

ثُمَّ نُتْبِعُهُمُ الْاخِرينَ

(17) sümme nutbi hümül ahirin
Sonra arkadan gelenleri de ekleyeceğiz

1. sümme : sonra
2. nutbiu-hum(u) : onlara tâbî kılarız
3. el âhırîne : diğerleri, arkadan gelenler

١٨

كَذلِكَ نَفْعَلُ بِالْمُجْرِمينَ

(18) kezalike nefalu bil mücrimin
Böyle yaparız biz mücrimlere

1. kezâlike : işte böyle
2. nef’alu : biz yaparız
3. bi el mucrimîne : mücrimlere, günahkârlara, suçlulara

١٩

وَيْلٌ يَوْمَءِذٍ لِلْمُكَذِّبينَ

(19) veylüy yevmeizil lil mükezzibin
Vay o gün haline! yalanlayanların

1. veylun : vay haline (veyl olsun)
2. yevmeizin : izin günü
3. li el mukezzibîne : yalanlayanlara

Sayfa:580

٢٠

اَلَمْ نَخْلُقْكُمْ مِنْ مَاءٍ مَهينٍ

(20) elem nahlukküm mim main mehin
Biz sizi yaratmadık mı? hakir bir sudan

1. e lem nahluk-kum : sizi biz yaratmadık mı
2. min mâin : sudan
3. mehînin : bayağı, adi, değersiz

٢١

فَجَعَلْنَاهُ فى قَرَارٍ مَكينٍ

(21) fe cealnahü fi kararim mekin
Sonra o suyu tutmadık mı? sağlam mekan da

1. fe : sonra
2. cealnâ-hu : onu kıldık
3. : içinde, de
4. karârin : yerleşme mekânı, bir karar yeri
5. mekînin : sağlam, kuvvetli

٢٢

اِلى قَدَرٍ مَعْلُومٍ

(22) ila kaderim ma’lum
Belli bir zamana kadar

1. ilâ : … e kadar
2. kaderin : tayin edilen süre
3. ma’lûmin : malûm, bilinen

٢٣

فَقَدَرْنَا فَنِعْمَ الْقَادِرُونَ

(23) fekaderna feni’mel kadirun
İşte biz takdir ettik ne güzel takdir ediciyiz!

1. fe : işte böyle
2. kadernâ : biz takdir ettik
3. fe : bunu
4. ni’me : ne güzel
5. el kâdirûne : takdir edenler

٢٤

وَيْلٌ يَوْمَءِذٍ لِلْمُكَذِّبينَ

(24) veylüy yevmeizil lil mükezzibin
Vay o gün haline! yalanlayanların

1. veylun : vay haline (veyl olsun)
2. yevmeizin : izin günü
3. li el mukezzibîne : yalanlayanlara

٢٥

اَلَمْ نَجْعَلِ الْاَرْضَ كِفَاتًا

(25) elem nec alil arda kifata
Biz yeri yapmadık mı? canlıların meskeni

1. e lem nec’al(i) : kılmadık mı
2. el arda : arz, yeryüzü, yer
3. kifâten : toplanma yeri

٢٦

اَحْيَاءً وَاَمْوَاتًا

(26) ahyaev ve emvata
Diriler, hem de ölüler (için)

1. ahyâen : hayy olanlara, dirilere, canlılara
2. ve emvâten : ve ölülere

٢٧

وَجَعَلْنَا فيهَا رَوَاسِىَ شَامِخَاتٍ وَاَسْقَيْنَاكُمْ مَاءً فُرَاتًا

(27) ve cealna fiha ravasiye şamihativ ve eskaynaküm maen fürata
Oraya koyduk size sabit ulu (dağlar) size içirdik tatlı bir su

1. ve cealnâ : ve kıldık, yaptık
2. fî-hâ : orada
3. revâsiye : sabit dağlar
4. şâmihâtin : yüksek
5. ve eskaynâ-kum : ve sizi biz suladık (içecek su verdik)
6. mâen : su
7. furâten : tatlı

٢٨

وَيْلٌ يَوْمَءِذٍ لِلْمُكَذِّبينَ

(28) veylü yevmeizil lil mükezzibin
Vay o gün haline! yalanlayanların

1. veylun : vay haline (veyl olsun)
2. yevmeizin : izin günü
3. li el mukezzibîne : yalanlayanlara

٢٩

اِنْطَلِقُوا اِلى مَاكُنْتُمْ بِه تُكَذِّبُونَ

(29) intaliku ila ma küntüm bihi tükezzebün
Azaba gidin o (azabı) yalanladığınız

1. intalikû : (ayrılıp) gidin
2. ilâ : … a
3. : şey
4. küntüm : olduğunuz
5. bi-hî : onu, kendisini
6. tukezzibûne : yalanlıyorsunuz

٣٠

اِنْطَلِقُوا اِلى ظِلٍّ ذى ثَلثِ شُعَبٍ

(30) intaliku ila zillin zi selasi şuab
Gölgesine buyurun (haydi cehennemin) üç direkli

1. intalikû : gidin
2. ilâ : … e
3. zıllin : gölge
4. : sahip
5. selâsi : üç (3)
6. şuabin : şuab, bir tekten ayrılan kısımlar, şube, bölüm, çatallanmış kısımlar

٣١

لَا ظَليلٍ وَلَا يُغْنى مِنَ اللَّهَبِ

(31) la zaliliv ve la yuğni minel leheb
Ne gölgelendirir, ne de alevden korur

1. lâ zalîlin : gölgeli yapmaz, gölgelendirmez
2. ve lâ yugnî : ve fayda vermez, faydası olmaz
3. min el lehebi : yakıcı alevden

٣٢

اِنَّهَا تَرْمى بِشَرَرٍ كَالْقَصْرِ

(32) inneha termi bişerarin kel kasr
O, atacaktır saray gibi kıvılcımlar

1. innehâ : muhakkak ki o
2. termî : atar
3. bi şerarin : kıvılcımlar
4. ke el kasri : köşk gibi, saray gibi

٣٣

كَاَنَّهُ جِمَالَتٌ صُفْرٌ

(33) keennehü cimaletün sufr
sanki sarı deve sürüleridir

1. keenne-hu : sanki o … gibi
2. cimâletun : erkek develer
3. sufrun : sarı

٣٤

وَيْلٌ يَوْمَءِذٍ لِلْمُكَذِّبينَ

(34) veylüy yevmeizil lil mükezzibin
Vay o gün haline! yalanlayanların

1. veylun : vay haline (veyl olsun)
2. yevmeizin : izin günü
3. li el mukezzibîne : yalanlayanlara

٣٥

هذَا يَوْمُ لَايَنْطِقُونَ

(35) haza yevmü la yentikun
Bugün onlar konuşamayacaklardır

1. hâzâ : bu
2. yevmu : gün
3. lâ yentıkûne : konuşamayacaklar, konuşamazlar

٣٦

وَلَا يُؤْذَنُ لَهُمْ فَيَعْتَذِرُونَ

(36) ve la yu’zenü lehüm fe ya’tezirun
Kendilerine izin verilmez ki özür dilesinler

1. ve lâ yu’zenu : ve izin verilmez
2. lehüm : onlara
3. fe : artık, öyle ki, ki
4. ya’tezirûne : özür dilerler, özür beyan ederler

٣٧

وَيْلٌ يَوْمَءِذٍ لِلْمُكَذِّبينَ

(37) veylüy yevmeizil lil mükezzibin
Vay o gün haline! yalanlayanların

1. veylun : vay haline (veyl olsun)
2. yevmeizin : izin günü
3. li el mukezzibîne : yalanlayanlara

٣٨

هذَا يَوْمُ الْفَصْلِ جَمَعْنَاكُمْ وَالْاَوَّلينَ

(38) haza yevmül fasli cema’naküm vel evvelin
Bu fasıl günüdür sizden evvelki ümmetleri topladık

1. hâzâ : bu
2. yevmu : gün
3. el fasli : ayırt etme, ayrılma
4. cema’nâ-kum : sizi birarada topladık
5. ve el evvelîne : ve evvelkileri, öncekileri

٣٩

فَاِنْ كَانَ لَكُمْ كَيْدٌ فَكيدُونِ

(39) fein kane leküm keydün fekidün
Eğer sizin bir hileniz varsa hemen bana hile yapın

1. fe : artık, haydi
2. in : eğer
3. kâne : oldu, var
4. leküm : sizin
5. keydun : hile, tuzak
6. fe : artık, hemen
7. kîdû-ni : hile yapın, tuzak kurun

٤٠

وَيْلٌ يَوْمَءِذٍ لِلْمُكَذِّبينَ

(40) veylüy yevmeizil lil mükezzibin
Vay o gün haline! yalanlayanların

1. veylun : vay haline (veyl olsun)
2. yevmeizin : izin günü
3. li el mukezzibîne : yalanlayanlara

٤١

اِنَّ الْمُتَّقينَ فى ظِلَالٍ وَعُيُونٍ

(41) innel muttekıne fi zilaliv ve uyün
Şüphesiz takva sahipleri gölgelerde kaynak başlarındadır

1. inne : muhakkak ki
2. el muttekîne : muttaki olanlar, takva sahipleri
3. fî zılâlin : gölgelerde
4. ve uyûnin : ve pınarlar, pınarbaşları

٤٢

وَفَوَاكِهَ مِمَّا يَشْتَهُونَ

(42) ve fevakihe mimma yeştehün
Meyvelerin (içindedirler) ve canlarının istediği şeylerin

1. ve fevâkihe : ve meyveler
2. mimmâ : şeylerden
3. yeştehûne : iştah duyarlar, canları ister

٤٣

كُلُوا وَاشْرَبُوا هَنيًا بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ

(43) kulu veşrabü heniem bima küntüm ta’melun
Yeyin, için yaptıklarınıza karşılık, afiyet (olsun)

1. kulû : yeyin
2. ve işrebû : ve için
3. henîen : afiyetle
4. bi-mâ : sebebiyle, dolayısıyla
5. küntüm : siz oldunuz
6. ta’melûne : yapıyorsunuz

٤٤

اِنَّا كَذلِكَ نَجْزِى الْمُحْسِنينَ

(44) inna kezalike neczil muhsinin
İşte biz böyle mükafatlandırırız (güzel) amel sahiplerini

1. innâ : muhakkak ki biz
2. kezâlike : işte böyle
3. neczî : biz karşılğını veririz, mükâfatlandırırız
4. el muhsinîne : muhsinler

٤٥

وَيْلٌ يَوْمَءِذٍ لِلْمُكَذِّبينَ

(45) veylüy yevmeizil lil mükezzibin
Vay o gün haline! yalanlayanların

1. veylun : vay haline (veyl olsun)
2. yevmeizin : izin günü
3. li el mukezzibîne : yalanlayanlara

٤٦

كُلُوا وَتَمَتَّعُوا قَليلًا اِنَّكُمْ مُجْرِمُونَ

(46) kulu ve temetteu kalilen inneküm mücrimün
Yeyin ve biraz da zevk yapın çünkü siz mücrimlersiniz

1. kulû : yeyin
2. ve temetteû : ve metalanın, faydalanın, yararlanmak
3. kalîlen : az, biraz
4. inne-kum : muhakkak ki siz
5. mucrimûne : cürüm, günah, suç işleyenler

٤٧

وَيْلٌ يَوْمَءِذٍ لِلْمُكَذِّبينَ

(47) veylüy yevmeizil lil mükezzibin
Vay o gün haline! yalanlayanların

1. veylun : vay haline (veyl olsun)
2. yevmeizin : izin günü
3. li el mukezzibîne : yalanlayanlara

٤٨

وَاِذَا قيلَ لَهُمُ ارْكَعُوا لَايَرْكَعُونَ

(48) ve iza kıle lehümürkau la yerkaun
Onlara “rüku edin” denildiği zaman rüku etmezler

1. ve izâ kîle : ve ….. denildiği zaman
2. lehüm(u) : onlara
3. irkeû : rükû edin
4. lâ yerkeûne : rükû etmezler

٤٩

وَيْلٌ يَوْمَءِذٍ لِلْمُكَذِّبينَ

(49) veylüy yevmeizil lil mükezzibin
Vay o gün haline! yalanlayanların

1. veylun : vay haline (veyl olsun)
2. yevmeizin : izin günü
3. li el mukezzibîne : yalanlayanlara

٥٠

فَبِاَىِّ حَديثٍ بَعْدَهُ يُؤْمِنُونَ

(50) febieyyi hadisim ba’de hü yu’minun
Artık hangi hadiseye bundan sonra inanacaklar?

1. fe : artık
2. bi eyyi : hangisine, hangisi
3. hadîsin : söz
4. ba’de-hu : ondan sonra, bundan başka
5. yu’minûne : inanırlar, inanacaklar

Reklamlar

Son Yazılar