028. Cüz

Nüzul SırasıCüzSayfaSure
10528541Mücadele(58)

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ

١

قَدْ سَمِعَ اللّهُ قَوْلَ الَّتى تُجَادِلُكَ فى زَوْجِهَا وَتَشْتَكى اِلَى اللّهِ وَاللّهُ يَسْمَعُ تَحَاوُرَكُمَا اِنَّ اللّهَ سَميعٌ بَصيرٌ

(1) kad semi allahu kavlelletiy tucadiluke fi zevciha ve teştekiy ilellahi vallahü yesmeu tehavuraküma innallahe semium besir
Allah kesinlikle işitti kadının sözünü seninle mücadele eden kocası hakkında Allah’a şikayette bulunan Allah dinliyordu konuşmanızı çünkü Allah İşiten, Görendir

1. kad : olmuştu
2. semia : işitti
3. allâhu : Allah
4. kavle elletî : o söz ki
5. tucâdilu-ke : seninle mücâdele eden tartışan
6. : konusunda, hakkında
7. zevci-hâ : onun eşi, kocası
8. ve teştekî : ve şikâyet eden
9. ilâ allâhi : Allah’a
10. ve allâhu : ve Allah
11. yesmeu : işitir
12. tehâvure-kumâ : siz ikinizin karşılıklı konuşması
13. inne allâhe : muhakkak ki Allah
14. semîun : en iyi işitendir
15. basîrun : en iyi görendir

٢

اَلَّذينَ يُظَاهِرُونَ مِنْكُمْ مِنْ نِسَاءِهِمْ مَا هُنَّ اُمَّهَاتِهِمْ اِنْ اُمَّهَاتُهُمْ اِلَّا الّء وَلَدْنَهُمْ وَاِنَّهُمْ لَيَقُولُونَ مُنْكَرًا مِنَ الْقَوْلِ وَزُورًا وَاِنَّ اللّهَ لَعَفُوٌّ غَفُورٌ

(2) ellezine yuzahirune minküm min nisaihim ma hünne ümmehatihim in ümmehatühüm ilel lai velednehüm ve innehüm leyekulune münkarem minelkavli ve zura ve innallahe le afüvvün ğafur
O kimseler ki zihar yaptılar kadınlarını (annelerine benzeterek) o kadınlar onların anaları değildir anneleri ancak onları doğurandır onlar gerçekten çirkin ve boş bir söz söylüyorlar gerçekten Allah çok affeden, bağışlayandır

1. ellezîne : o kimseler, onlar
2. yuzâhirûne : zihar yapıyorlar, boşuyorlar (sen bana anamın sırtı gibisin diyorlar)
3. min-kum : sizden, içinizden
4. min nisâi-him : onların kadınlarından
5. : değil
6. hunne : onlar
7. ummehâti-him : onların anneleri
8. in (illâ) : olsa, ancak, sadece
9. ummehâtu-hum : onların anneleri
10. illâ ellâî : ancak onlar ki
11. veledne-hum : onları doğurdu
12. ve inne-hum : ve muhakkak ki onlar
13. le yekûlûne : gerçekten, mutlaka ….. söylüyorlar
14. munkeren : inkâr edici, kötü, çirkin
15. min el kavli : sözden
16. ve zûren : ve bâtıl, asılsız, yalan, ağır, günaha sokan
17. ve inne : ve muhakkak
18. allâhe : Allah
19. le : gerçekten, mutlaka
20. afuvvun : affeden
21. gafûrun : mağfiret eden

٣

وَالَّذينَ يُظَاهِرُونَ مِنْ نِسَاءِهِمْ ثُمَّ يَعُودُونَ لِمَا قَالُوا فَتَحْريرُ رَقَبَةٍ مِنْ قَبْلِ اَنْ يَتَمَاسَّا ذلِكُمْ تُوعَظُونَ بِه وَاللّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبيرٌ

(3) vellezine yuzahirune min nisaihim sümme yeudune lima kalu fetahriyru rekabetim min kabli ey yetemassa zaliküm tuazune bih vallahü bima ta’melune habir
kadınlarına zihar yapıp da sonra dönecek olanlar sözlerini (geri almak) için bir köle azat etmek (gerek) temas etmeden önce işte size verilen nasihat budur işte (sizin) bütün yaptıklarınızdan haberdardır

1. ve ellezîne : ve o kimseler, onlar
2. yuzâhirûne : zihar yaparlar, boşarlar
3. min nisâi-him : kadınlarından
4. summe : sonra
5. yeûdûne : dönerler
6. li-mâ : şeyden
7. kâlû : söylediler
8. fe tahrîru : o taktirde azad etsin, serbest bıraksın
9. rekabetin : köle
10. min kabli : önceden, daha önce
11. en yetemâssâ : temas etmek, temas etmesi
12. zâlikum : işte bu, işte böyle
13. tûazûne : vaazediliyor, öğüt veriliyor
14. bi-hi : onunla
15. ve allâhu : ve Allah
16. bi-mâ : şeyleri
17. ta’melûne : yapıyorsunuz
18. habîrun : haber olan

٤

فَمَنْ لَمْ يَجِدْ فَصِيَامُ شَهْرَيْنِ مُتَتَابِعَيْنِ مِنْ قَبْلِ اَنْ يَتَمَاسَّا فَمَنْ لَمْ يَسْتَطِعْ فَاِطْعَامُ سِتّينَ مِسْكينًا ذلِكَ لِتُؤْمِنُوا بِاللّهِ وَرَسُولِه وَتِلْكَ حُدُودُ اللّهِ وَلِلْكَافِرينَ عَذَابٌ اَليمٌ

(4) femel lem yecid fesiyamü şehreyni mutetabiayni min kabli ey yetemassa femen lem yestetı’ feitamu sittine miskina zalike litu’minu billahi ve resulih ve tilke hududullah ve lilkafirine azabün elim
Fakat kim (köle) bulamazsa arka arkaya iki ay oruç tutsun temas etmeden önce ona gücü yetmeyen altmış yoksulu doyursun işte bu iman etmeniz için Allah ve o’nun resulüne işte bu Allah’ın hudududur kafireler için ise elim bir azap (vardır)

1. fe : artık, fakat
2. men : kim
3. lem yecid : bulamaz
4. fe sıyâmu : o zaman, o taktirde oruç tutsun
5. şehreyni : 2 ay
6. mutetâbiayni : ardarda, devamlı
7. min kabli : öncesinden, daha önce
8. en yetemâssâ : temas etmek, temas etmesi
9. fe : artık, fakat
10. men : kim
11. lem yestetı’ : gücü yetmez, yapamaz
12. fe : o halde, o zaman
13. it’âmu : doyursun
14. sittîne : altmış
15. miskînen : miskin, yoksul (çalışmaktan aciz, yaşlı kimseyi)
16. zâlike : işte bu
17. li : için
18. tu’minû : îmân ediyorsunuz
19. bi allâhi : Allah’a
20. ve resûli-hi : ve onun resûlüne
21. ve tilke : ve işte bu
22. hudûdu : hudutlar, sınırlar
23. allâhi : Allah
24. ve li el kâfirîne : ve kâfirler için vardır
25. azâbun : azap
26. elîmun : elîm, acıklı

٥

اِنَّ الَّذينَ يُحَادُّونَ اللّهَ وَرَسُولَهُ كُبِتُوا كَمَا كُبِتَ الَّذينَ مِنْ قَبْلِهِمْ وَقَدْ اَنْزَلْنَا ايَاتٍ بَيِّنَاتٍ وَلِلْكَافِرينَ عَذَابٌ مُهينٌ

(5) innellezine yuhaddunallahe ve resulehü kübitu kema kübitel lezine min kablihim ve kad enzelna ayatim beyyinat velil kafirine azabüm mühin
Şüphesiz Allah’a muhalefet edenler ve o’nun resulüne, perişan edildiler nitekim perişan edilmişlerdi onlardan öncekilerde şüphesiz biz indirmiştik apaçık ayetler kafirler için aşağılayıcı azap (vardır)

1. inne ellezîne : muhakkak ki onlar
2. yuhâddûne : hududu aşanlar, muhalefet edenler
3. allâhe : Allah
4. ve resûle-hu : ve onun resûlü
5. kubitû : alçaltıldı
6. kemâ : olduğu gibi
7. kubite : alçaltıldı
8. ellezîne : onlar
9. min kabli-him : onlardan öncekiler
10. ve kad : ve olmuştu
11. enzelnâ : indirdik
12. âyâtin : âyetler, deliller
13. beyyinâtin : apaçık, açıklanmış
14. ve li el kâfirîne : ve kâfirler için vardır
15. azâbun : bir azap
16. muhînun : alçaltıcı

٦

يَوْمَ يَبْعَثُهُمُ اللّهُ جَميعًا فَيُنَبِّءُهُمْ بِمَا عَمِلُوا اَحْصيهُ اللّهُ وَنَسُوهُ وَاللّهُ عَلى كُلِّ شَىْءٍ شَهيدٌ

(6) yevme yeb’asühümüllahü cemian fe yünebbi ühüm bima amelü ehsahüllahü ve nesuh vallahü ala külli şey’in şehid
O gün Allah onları diriltecek toptan sonra haber verecektir bütün yaptıklarınızı Allah onları bir bir saymış onu unutmuşlardı Allah her şeye şahittir

1. yevme : o gün
2. yeb’asu-hum : onları diriltecek
3. allâhu : Allah
4. cemîan : topluca, hepsi
5. fe : o zaman, sonra
6. yunebbiu-hum : onlara haber verecek
7. bi-mâ : şeyleri
8. amilû : yaptılar
9. ahsâ-hu : onu saydı
10. allâhu : Allah
11. ve nesû-hu : ve onu unuttu
12. ve allâhu : ve Allah
13. alâ külli şey’in : herşeye
14. şehîdun : şahittir

Sayfa:542

٧

اَلَمْ تَرَ اَنَّ اللّهَ يَعْلَمُ مَا فِى السَّموَاتِ وَمَا فِى الْاَرْضِ مَايَكُونُ مِنْ نَجْوى ثَلثَةٍ اِلَّا هُوَ رَابِعُهُمْ وَلَا خَمْسَةٍ اِلَّا هُوَ سَادِسُهُمْ وَلَا اَدْنى مِنْ ذلِكَ وَلَا اَكْثَرَ اِلَّا هُوَ مَعَهُمْ اَيْنَ مَاكَانُوا ثُمَّ يُنَبِّءُهُمْ بِمَا عَمِلُوا يَوْمَ الْقِيمَةِ اِنَّ اللّهَ بِكُلِّ شَىْءٍ عَليمٌ

(7) elem tera ennallahe yağlemü ma fissemavati ve ma fil ard ma yekünü min necva selasetin illa hüve rabiuhüm ve la hamsetin illa hüve sadisühüm ve la edna min zalike vela eksera illa hüve mea hüm eyne ma kanü sümme yünebbiühüm bima amilü yevmel kıyameh innallahe bi külli şey’in alim
Görmedin mi? şüphesiz Allah biliyor göklerde olanı ve yerde olanı üç kişi fısıldaşırsa dördüncüsü odur beş kişilerse altıncısı odur bundan daha az da olsanız çok da olsanız mutlaka o onlarla beraberdir nerede olurlarsa olsunlar sonra onlara haber verecek olandır işledikleri şeyleri kıyamet gününde şüphesiz Allah bütün her şeyi bilendir

1. e lem tere : görmüyor musun, görmedin mi
2. enne allâhe : Allah’ın ….. olduğunu
3. ya’lemu : bilir
4. : şey
5. fî es semâvâti : göklerde var olan
6. ve mâ fî el ardi : ve arzda, yerde var olan
7. mâ yekûnu : olmaz
8. min necvâ : gizli bir konuşmadan (konuşmada)
9. selâsetin : üç (kişi)
10. illâ huve : ondan başkası olmaz, mutlaka o olur
11. (mâ yekûnu … illâ huve : ondan başkasının olması olamaz, mutlaka o olur)
12. râbiu-hum : onların dördüncüsü
13. ve lâ : ve olmasın, olmaz
14. hamsetin : beş (kişi)
15. illâ huve : ondan başkası olmaz, mutlaka o olur
16. sâdisu-hum : onların altıncısı
17. ve lâ : ve olmasın, olmaz
18. ednâ : daha az
19. min zâlike : bundan
20. ve lâ : ve olmasın, olmaz
21. eksere : daha çok
22. illâ huve : ondan başkası olmaz, mutlaka o olur
23. mea-hum : onlarla beraber
24. eyne mâ : nerede olursa
25. kânû : oldular
26. summe : sonra
27. yunebbiu-hum : onlara haber verecek
28. bimâ : şeyi
29. amilû : yaptılar
30. yevme el kiyâmeti : kıyâmet günü
31. inne allâhe : muhakkak ki Allah
32. bi külli şeyin : herşeyi
33. alîmun : en iyi bilendir

٨

اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذينَ نُهُوا عَنِ النَّجْوى ثُمَّ يَعُودُونَ لِمَا نُهُوا عَنْهُ وَيَتَنَاجَوْنَ بِالْاِثْمِ وَالْعُدْوَانِ وَمَعْصِيَتِ الرَّسُولِ وَاِذَا جَاؤُكَ حَيَّوْكَ بِمَا لَمْ يُحَيِّكَ بِهِ اللّهُ وَيَقُولُونَ فى اَنْفُسِهِمْ لَوْلَا يُعَذِّبُنَا اللّهُ بِمَا نَقُولُ حَسْبُهُمْ جَهَنَّمُ يَصْلَوْنَهَا فَبِءْسَ الْمَصيرُ

(8)elem tera ilellezine nühu aninnecva sümme yeudune lima nühu anhü ve yetena cevne bil ismi vel üdvani vemağsiyatirresüli ve iza caüke hayyevke bima lem yühayyike bihillahü ve yekulune fi en füsihim lev la yüazzibünallahu bima nekul hasbühüm cehennem yaslevneha fe bi’sel mesir
Görmedin mi şu kimseleri gizli konuşmak yasaklandığı (halde) sonra dönüp yapıyorlar yasak edilen şeyi günahı fısıldaşıyorlar düşmanlığı resule karşı isyanı sana geldikleri zaman sana selam verirler seni Allah’ın selamlamadığıyla (selamlarlar) içlerinden diyorlar ki Allah bize azap etseydi ya söylediklerimizden dolayı onlara cehennem yeter oraya girecekler kötü bir dönüş yeridir

1. e lem tere ilâ : görmüyor musun, görmedin mi, bakmadın mı
2. ellezîne : onlar
3. nuhû an : nehyedildiler, men edildiler, yasaklandılar
4. en necvâ : gizli gizli konuşma, gizli fısıldaşma
5. summe : sonra
6. yeûdûne : dönüyorlar
7. li-mâ : şeye
8. nuhû : nehyedildiler, yasaklandılar
9. anhu : ondan
10. ve yetenâcevne bi : ve gizli gizli konuşuyorlar
11. el ismi : günah
12. ve el udvâni : ve düşmanlık
13. ve ma’siyeti : ve isyan
14. resûli : resûl
15. ve izâ câû-ke : ve sana geldiği zaman
16. hayyev-ke : seni selâmladılar
17. bimâ : şey ile, bir şekilde
18. lem yuhayyi-ke : seni selâmlamadı
19. bi-hi : onunla
20. allâhu : Allah
21. ve yekûlûne : ve diyorlar
22. fî enfusi-him : kendi aralarında
23. lev : şâyet, öyle ise
24. : değil
25. yuazzibu-nâ : bize azap eder
26. allâhu : Allah
27. bi-mâ : sebebiyle, dolayı
28. nekûlu : biz söylüyoruz
29. hasbu-hum : onlara yeter
30. cehennemu : cehennem
31. yaslevne-hâ : ona yaslanacaklar, atılacaklar
32. fe : işte
33. bi’se : ne kötü
34. el masîru : varılacak yer

٩

يَا اَيُّهَا الَّذينَ امَنُوا اِذَا تَنَاجَيْتُمْ فَلَا تَتَنَاجَوْا بِالْاِثْمِ وَالْعُدْوَانِ وَمَعْصِيَتِ الرَّسُولِ وَتَنَاجَوْا بِالْبِرِّ وَالتَّقْوى وَاتَّقُوا اللّهَ الَّذى اِلَيْهِ تُحْشَرُونَ

(9) ya eyyühellezine amenü iza tenaceytüm fela tetena cev bil ismi vel üdvani ve mağsiyetirresüli ve tenacev bil birri vettakva vettekullahellezi ileyhituhşerun

Ey iman eden kimseler gizli konuştuğunuzda gizlice konuşmayın günah ve düşmanlığı ve resule isyanı iyiliği gizlice konuşun ve takvayı Allah’tan korkun ki huzurunda toplanacaksınız

1. yâ eyyuhâ : ey
2. ellezîne âmenû : âmenû olanlar, ölmeden önce Allah’a ulaşmayı dileyenler, îmân edenler
3. izâ tenâceytum : aranızda gizlice konuştuğunuz zaman
4. fe : artık, bundan böyle
5. lâ tetenâcev bi : gizli gizli konuşmayın
6. el ismi : günah
7. ve el udvâni : ve düşmanlık
8. ve ma’siyeti : ve isyan
9. er resûli : resûl
10. ve tenâcev bi : ve gizli konuşun, aranızda müşavere edin, görüşün
11. el birri : birri
12. ve et takvâ : ve takva sahibi olma
13. ve itteku : ve takva sahibi olun
14. allâhe : Allah
15. ellezî : o ki, ki o
16. ileyhi : ona, kendisine, onun huzurunda
17. tuhşerûne : haşrolunacaksınız, toplanacaksınız

١٠

اِنَّمَا النَّجْوى مِنَ الشَّيْطَانِ لِيَحْزُنَ الَّذينَ امَنُوا وَلَيْسَ بِضَارِّهِمْ شَيًْا اِلَّا بِاِذْنِ اللّهِ وَعَلَى اللّهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ

(10) innemannecva mineşşeytani li yahzünellezine amenü veleysebidarrihim şeyenilla bi iznillah ve alallahi felyetevekkelil mü’minun
Şüphesiz gizli konuşmak şeytandandır inananlar üzülsün diye onlara bir sıkıntı veremez Allah izin vermeden Allah’a tevekkül etsin inananlar

1. innemâ : fakat, ama, oysa, muhakkak ki
2. en necvâ : gizli gizli konuşma, gizli fısıldaşma
3. min eş şeytâni : şeytandan
4. li yahzune : mahzun etmek, üzmek için
5. ellezîne : onlar
6. âmenû : ölmeden önce Allah’a ulaşmayı dilediler
7. ve leyse : ve değil
8. bi dârri-him : onlara bir darlık (sıkıntı) veren
9. şey’en : bir şey
10. illâ : olmadan, olmadıkça
11. bi izni allâhi : Allah’in izni ile
12. ve alâ allâhi : ve Allah’a
13. fe li yetevekkeli : öyleyse tevekkül etsinler
14. el mu’minûne : mü’minler

١١

يَا اَيُّهَا الَّذينَ امَنُوا اِذَا قيلَ لَكُمْ تَفَسَّحُوا فِى الْمَجَالِسِ فَافْسَحُوا يَفْسَحِ اللّهُ لَكُمْ وَاِذَا قيلَ انْشُزُوا فَانْشُزُوا يَرْفَعِ اللّهُ الَّذينَ امَنُوا مِنْكُمْ وَالَّذينَ اُوتُوا الْعِلْمَ دَرَجَاتٍ وَاللّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبيرٌ

(11) ya eyyühellezine amenü iza kıle leküm te fessehü fil mecalisi fafsehu yefsehillahü leküm ve iza kılenşüzu fenşuzu yerfeı llah üllezine amenü minküm ve ellezine utül ilme derecat vallahü bima ta’melune habir

Ey iman eden kimseler size denildiği zaman yer verin mecliste yer açın Allah sizi ferahlatsın kalkın denildiği zaman hemen kalkın. Yükseltir Allah imanlı olanları size verilen ilim ve derecelerle ve Allah herşeyden Haberdar olandır

1. yâ eyyuhâ : ey
2. ellezîne âmenû : âmenû olanlar, ölmeden önce Allah’a ulaşmayı dileyenler
3. izâ kîle : denildiği zaman
4. leküm : size
5. tefessehû : yer açın
6. fî el mecâlisi : meclislerde
7. fe ifsehû : o taktirde yer açın
8. yefsehi : yer açar, genişlik verir
9. allâhu : Allah
10. leküm : size, sizin için
11. ve izâ kîle : ve denildiği zaman
12. ensuzû : kalkıp kenara çekilin, kalkın
13. fe : o zaman, hemen
14. ensuzû : kalkıp kenara çekilin, kalkın
15. yerfei : yükseltir
16. allahu : Allah
17. ellezîne âmenû : âmenû olanlar
18. minkum : sizden
19. ve ellezîne ûtû : ve verilenler
20. el ilme : ilim
21. derecâtin : dereceler
22. ve allâhu : ve Allah
23. bimâ : şeyi
24. ta’melûne : yapıyorsunuz
25. habîrun : haberdar olandır

Sayfa:543

١٢

يَا اَيُّهَا الَّذينَ امَنُوا اِذَا نَاجَيْتُمُ الرَّسُولَ فَقَدِّمُوا بَيْنَ يَدَىْ نَجْويكُمْ صَدَقَةً ذلِكَ خَيْرٌ لَكُمْ وَاَطْهَرُ فَاِنْ لَمْ تَجِدُوا فَاِنَّ اللّهَ غَفُورٌ رَحيمٌ

(12) ya eyyühellezine amenü iza naceytümürrasule fekaddimü beyne yedey necvaküm sadekah zalike hayrül leküm ether fe il lem tecidü feinnallahe gafurur rahim
Ey iman eden kimseler resule fısıldamak isterseniz veriniz gizli konuşmadan önce sadaka bu hayırlı olur sizin için temiz olarak şayet veremezseniz şüphesiz Allah esirger, bağışlar

1. yâ eyyuhâ : ey
2. ellezîne âmenû : âmenû olanlar, ölmeden önce Allah’a ulaşmayı dileyenler
3. izâ : olduğu zaman
4. nâceytum(u) : gizlice söylediniz, konuştunuz
5. er resûle : resûl
6. fe kaddimû : o zaman takdim ediniz, veriniz
7. beyne yedey : (elleri arasında) önünde, öncesinde, önce
8. necvâ-kum : gizli konuşmanız, gizli görüşmeniz
9. sadakaten : sadaka
10. zâlike : işte bu
11. hayrun : daha hayırlı
12. leküm : size, sizin için
13. ve atheru : ve daha temiz, en temiz
14. fe in : fakat, eğer, şâyet, ise
15. lem tecidû : bulamadınız
16. fe inne : o taktirde muhakkak ki
17. allâhe : Allah
18. gafûrun : gafûrdur, çok bağışlayandır
19. rahîmun : rahîmdir, Rahîm esmasının sahibidir

١٣

ءَاَشْفَقْتُمْ اَنْ تُقَدِّمُوا بَيْنَ يَدَىْ نَجْويكُمْ صَدَقَاتٍ فَاِذْ لَمْ تَفْعَلُوا وَتَابَ اللّهُ عَلَيْكُمْ فَاَقيمُوا الصَّلوةَ وَاتُوا الزَّكوةَ وَاَطيعُوا اللّهَ وَرَسُولَهُ وَاللّهُ خَبيرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ

(13) a eşfaktüm en tukaddimü beyne yedey necvaküm sadakat fe iz lem tefalü ve tabellahü aleyküm fe akimüssalate ve atüzzekate ve atiullahe ve rasüleh vallahü habirüm bima ta’melun
Korktunuz mu? vermekten gizli konuşmadan önce sadakayı mademki yapmadınız Allah tövbenizi kabul etti namazı kılın ve zekatı verin Allah’a ve resulüne itaat edin Allah işlediklerinizden haberdardır

1. e : mi
2. eşfaktum : çekindiniz, korktunuz
3. en tukaddimû : takdim etmek, vermek
4. beyne yedey : (elleri arasında) önünde, öncesinde, önce
5. necvâ-kum : gizli konuşmanız, gizli görüşmeniz
6. sadakâtin : sadaka
7. fe : o zaman, o taktirde, öyleyse
8. iz lem tef’alû : yapmadığınız zaman, yapamadığınız zaman
9. ve tâbe : ve tövbelerinizi kabul etti
10. allâhu : Allah
11. aleyküm : sizin
12. fe : o zaman, o taktirde, öyleyse
13. ekîmû : ikame edin, yerine getirin, devam edin
14. es salâte : namaz
15. ve âtû : ve verin
16. ez zekâte : zekât
17. etîû : itaat edin
18. allâhe : Allah’a
19. ve resûle-hu : ve onun resûlüne
20. ve allâhu : ve Allah
21. habîrun : haberdardır, haberdar olandır
22. bimâ : şeylerden
23. ta’melûne : yapıyorsunuz

١٤

اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذينَ تَوَلَّوْا قَوْمًا غَضِبَ اللّهُ عَلَيْهِمْ مَاهُمْ مِنْكُمْ وَلَا مِنْهُمْ وَيَحْلِفُونَ عَلَى الْكَذِبِ وَهُمْ يَعْلَمُونَ

(14) elem tera ilellezine tevellev kavmen gadiballahü aleyhim ma hüm minküm vela minhüm ve yahlifune alel kezibi ve hüm ya’lemun
Görmedin mi? onlar ki dost oldular Allah’ın üzerlerine azap ettiği bir kavimle onlar sizden değil sizlerde onlardan değilsiniz yalan yere yemin ederler onlar bilerek

1. e : mi
2. lem tere ilâ : görmedin, bakmadın
3. ellezîne : onları, onlara
4. tevellev : döndüler (dost edindiler)
5. kavmen : kavm
6. gadibe : gazaplandı, öfkelendi
7. allâhu : Allah
8. aleyhim : onlara
9. : değil
10. hum : onlar
11. min-kum : sizden
12. ve lâ : ve değil
13. min-hum : onlardan
14. ve yahlifûne : ve yemin ediyorlar
15. alâ : üzerine
16. el kezibi : yalan
17. ve hum : ve onlar
18. ya’lemûne : biliyorlar

١٥

اَعَدَّ اللّهُ لَهُمْ عَذَابًا شَديدًا اِنَّهُمْ سَاءَ مَاكَانُوا يَعْمَلُونَ

(15)eedallahü lehüm azaben şedida innehüm sae makanü ya’melun
Onlar için Allah hazırladı şiddetli bir azabı şüphesiz onların işledikleri çok kötüdür

1. eadde : hazırladı
2. allâhu : Allah
3. lehüm : onlara, onlar için
4. azâben şedîden : şiddetli azap
5. inne-hum : muhakkak onlar
6. sâe : kötü oldu, kötü yaptı
7. : şey
8. kânû : oldular
9. ya’melûne : yapıyorlar

١٦

اِتَّخَذُوا اَيْمَانَهُمْ جُنَّةً فَصَدُّوا عَنْ سَبيلِ اللّهِ فَلَهُمْ عَذَابٌ مُهينٌ

(16)ittehazü eymanehüm cünneten fe saddü an sebilillahi felehüm azabüm mühin
Yeminlerini bir kalkan yaptılar Allah’ın yolundan çevirdiler onlar için alçaltıcı azap var

1. ittehazû : edindiler
2. eymâne-hum : kendi yeminlerini
3. cunneten : siper olarak, siper
4. fe : artık, sonra, böylece
5. saddû an : men ettiler
6. sebîli allâhi : Allah’ın yolundan
7. fe : artık, sonra, böylece
8. lehüm : onlar için vardır
9. azâbun muhînun : alçaltıcı, rüsva edici azap

١٧

لَنْ تُغْنِىَ عَنْهُمْ اَمْوَالُهُمْ وَلَا اَوْلَادُهُمْ مِنَ اللّهِ شَيًْا اُولءِكَ اَصْحَابُ النَّارِهُمْ فيهَا خَالِدُونَ

(17)len tuğniye anhüm emvalühüm ve la evladühüm minallahi şey’a ülaike eshabün nar hüm fiha halidun
Malları onları kurtaramaz evlatları da Allah’tan gelecek şeylerden işte ateşin dostları onlar orada ebedi olarak kalacaklar

1. len tugniye an : asla fayda vermez
2. hum : onlara
3. emvâlu-hum : onların malları
4. ve lâ : ve olmaz, değil
5. evlâdu-hum : onların çocukları
6. min allâhi : Allah’tan
7. şey’en : bir şey
8. ulâike : işte onlar
9. ashâbu en nâr : ateş halkı, ateş ehli
10. hum : onlar
11. fî-hâ : onun içinde, orada
12. hâlidûne : devamlı, ebediyyen kalacak olanlar

١٨

يَوْمَ يَبْعَثُهُمُ اللّهُ جَميعًا فَيَحْلِفُونَ لَهُ كَمَا يَحْلِفُونَ لَكُمْ وَيَحْسَبُونَ اَنَّهُمْ عَلى شَىْءٍ اَلَا اِنَّهُمْ هُمُ الْكَاذِبُونَ

(18) yevme yeb’asehümüllahü cemian fe yahlifune lehü kema yahlifune leküm ve yahsebune ennehüm ala şeyin ela innehüm hümül kazibun
O gün onlar hep birden diriltilecekler size yemin ettikleri gibi o’na da edecekler ve bir şey yaptıklarını zannedecekler dikkat edin onlar yalancıdır

1. yevme : gün
2. yeb’asu-hum(u) : onları diriltecek
3. allâhu : Allah
4. cemîan : onların hepsi
5. fe : o zaman
6. yahlifûne : yemin ederler, edecekler
7. lehü : ona
8. kemâ : gibi
9. yahlifûne : yemin ederler, edecekler
10. leküm : size
11. ve yahsebûne : ve hesap ederler, zannederler
12. enne-hum : kendilerinin ….. olduğunu
13. alâ şey’in : bir şey üzerinde
14. e lâ : değil(ler) mi
15. inne-hum : muhakkak onlar
16. hum(u) : onlar
17. el kâzibûne : yalan söyleyenler, yalancılar

١٩

اِسْتَحْوَذَ عَلَيْهِمُ الشَّيْطَانُ فَاَنْسيهُمْذِكْرَ اللّهِاُولءِكَ حِزْبُ الشَّيْطَانِ اَلَا اِنَّ حِزْبَ الشَّيْطَانِ هُمُ الْخَاسِرُونَ

(19) istahveze aleyhimüş şeytanü fe ensahüm zikrallah ülaike hizbüşşeytan ela inne hizbeşşeytani hümül hasirun
Onları kuşatıp unutturmuştur şeytanın ahbabı Allah’ı anmayı işte bunlar hizbi şeytandır dikkat! şeytanın ahbabı mağluptur

1. istahveze : istilâ etti, kuşattı
2. aleyhim(u) : onların üzerini, onları
3. eş şeytânu : şeytan
4. fe : o zaman, böylece
5. ensâ-hum : unutturmuştur onlara
6. zikre allâhi : Allah’ın zikrini
7. ulâike : işte onlar
8. hizbu : hizip, grup, fırka, taraftar
9. eş şeytâni : şeytan
10. e lâ : değil mi
11. inne : muhakkak, gerçekten
12. hizbe : hizip, grup, fırka, taraftar
13. eş şeytâni : şeytan
14. hum(u) : onlar
15. el hâsirûne : hüsrana uğrayanlar, hüsranda olanlar

٢٠

اِنَّ الَّذينَ يُحَادُّونَ اللّهَ وَرَسُولَهُ اُولءِكَ فِى الْاَذَلّينَ

(20) innellezine yühaddünallahe ve resülehü ülaike fil ezellin
Gerçekten Allah ve resulüne muhalefet eden işte bu alçaklıktır

1. inne ellezîne : muhakkak onlar
2. yuhâddûne : haddi aşarlar
3. allâhe : Allah
4. ve resûle-hû : ve onun resûlü
5. ulâike : işte onlar
6. : içinde
7. el ezellîne : zillet

٢١

كَتَبَ اللّهُ لَاَغْلِبَنَّ اَنَا وَرُسُلى اِنَّ اللّهَ قَوِىٌّ عَزيزٌ

(21) keteballahü la ağlibenne ene ve rasuli innallahe kaviyyün aziz
Allah yazmıştır ki ben galip geleceğim resullerimde şüphesiz Allah kuvvetli ve güçlüdür

1. ketebe : yazdı
2. allâhu : Allah
3. le : mutlaka
4. aglibenne : ben gâlip geleceğim
5. ene : ben
6. ve rusulî : ve resûllerim
7. inne : muhakkak
8. allâhe : Allah
9. kaviyyun : kuvvetli, kudretli, güçlü
10. azîzun : azîz, üstün

Sayfa:544

٢٢

لَاتَجِدُ قَوْمًا يُؤْمِنُونَ بِاللّهِ وَالْيَوْمِ الْاخِرِ يُوَادُّونَ مَنْ حَادَّ اللّهَ وَرَسُولَهُ وَلَوْ كَانُوا ابَاءَ هُمْ اَوْ اَبْنَاءَ هُمْ اَوْ اِخْوَانَهُمْ اَوْ عَشيرَتَهُمْ اُولءِكَ كَتَبَ فى قُلُوبِهِمُ الْايمَانَ وَاَيَّدَهُمْ بِرُوحٍ مِنْهُ وَيُدْخِلُهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرى مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِدينَ فيهَا رَضِىَ اللّهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا عَنْهُ اُولءِكَ حِزْبُ اللّهِ اَلَا اِنَّ حِزْبَ اللّهِ هُمُ الْمُفْلِحُونَ

(22) la tecidu kavmey yu’minune billahi vel yevmil ahiri yuvaddune men haddallahe ve resulehü ve lev kanu abaehüm ev ebnaehüm ev ihvanehüm ev aşiyretehüm ülaike ketebe fi kulubihimül imane veeyyedehüm biruhim minh veyudhilühüm cennatin tecri mintahtihel enharu halidine fiha radiyallahü anhüm veradü anh ülaike hizbullah ela inne hizballahi hümül müflihun
Hiçbir kavim bulamazsın Allah’a ve ahiret gününe iman eden Allah ve resulüne muhalefet edenlere sevgi göstersin velev ki (o muhalifler) babaları (olsun) oğulları (olsun) kardeşleri (olsun) yahut aşiretleri (olsun) işte onların kalplerine iman yazılmıştır kendilerini (Allah) ruh ile desteklemiştir onları cennetlere koyacak altlarından nehirler akan orada ebedi olarak kalacaklardır Allah onlardan razı olmuş onlarda (Allah’tan) on’dan razı olmuşlardır işte bunlar hizbullahtır dikkat edin! felaha erenler ancak Allah’ın hizbidir

1. lâ tecidu : bulamazsın
2. kavmen : kavmi
3. yu’minûne : îmân ederler
4. bi allâhi : Allah’a
5. ve el yevmi el âhiri : ve ahiret gününe (ölmeden evvel Allah’a ulaşmaya)
6. yuvâddûne : muhabbet duyar, dostluk kurar
7. men : kimse
8. hâdde : haddi aştı, karşı geldi
9. allâhe : Allah
10. ve resûle-hu : ve onun resûlü
11. ve lev : ve olsa, bile
12. kânû : oldular
13. âbâe-hum : onların babaları
14. ev : veya
15. ebnâe-hum : onların oğulları
16. ev : veya
17. ihvâne-hum : onların kardeşleri
18. ev : veya
19. aşîrete-hum : onların aşiretten
20. ulâike : işte onlar
21. ketebe : yazdı
22. fî kulûbi-him(u) : onların kalplerinin içine
23. el îmâne : îmân
24. ve eyyede-hum : ve onları destekledi
25. bi rûhin : ruh ile
26. min-hu : ondan, kendinden
27. ve yudhilu-hum : ve dahil eder, dahil edecek
28. cennâtin : cennetler
29. tecrî : akar
30. min tahti-hâ : onun altından
31. el enhâru : nehirler
32. hâlidîne : kalacak olanlar
33. fî-hâ : orada
34. radiye : razı oldu
35. allâhu : Allah
36. an-hum : onlardan
37. ve radû : ve razı oldular
38. an-hu : ondan
39. ulâike : işte onlar
40. hizbu allâhi : Allah’ın taraftarları
41. e lâ : değil mi
42. inne : muhakkak, gerçekten
43. hizbe allâhi : Allah’ın taraftarları
44. hum(u) el muflihûne : onlar felâha erenler, kurtuluşa erenler

59-HAŞR

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ

١

سَبَّحَ لِلّهِ مَا فِىالسَّموَاتِ وَمَا فِىالْاَرْضِ وَهُوَ الْعَزيزُ الْحَكيمُ

(1) sebbeha lillahi ma fissemavati ve ma fil ard ve hüvel azizül hakim
Göklerde ne var yerde ne varsa (hepsi) Allah’ı tesbih ediyorlar o güçlüdür, hakimdir

1. sebbeha : tespih etti
2. li allâhi : Allah’ı
3. mâ fî : ne varsa, var olan şey(ler), olanlar
4. es semâvâti : semalarda, göklerde vardır
5. ve mâ fî : ve ne varsa, var olan şey(ler), olanlar
6. el ardi : arz, yeryüzü, yer
7. ve huve : ve o
8. el azîzu : azîz, üstün
9. el hakîmu : hüküm ve hikmet sahibi

٢

هُوَ الَّذى اَخْرَجَ الَّذينَ كَفَرُوا مِنْ اَهْلِ الْكِتَابِ مِنْ دِيَارِهِمْ لِاَوَّلِ الْحَشْرِ مَاظَنَنْتُمْ اَنْ يَخْرُجُوا وَظَنُّوا اَنَّهُمْ مَانِعَتُهُمْ حُصُونُهُمْ مِنَ اللّهِ فَاَتيهُمُ اللّهُ مِنْ حَيْثُ لَمْ يَحْتَسِبُوا وَقَذَفَ فى قُلُوبِهِمُ الرُّعْبَ يُخْرِبُونَ بُيُوتَهُمْ بِاَيْديهِمْ وَاَيْدِى الْمُؤْمِنينَ فَاعْتَبِرُوا يَا اُولِى الْاَبْصَارِ

(2) hüvellezi ahrecellezine keferu min ehlil kitabi min diyarihim lievvelil haşr ma zanentüm ey yehrucü ve zannu ennehüm mani atühüm husunühüm minallahi feetahümüllahü min haysü lem yahtesibu ve kazefe fi kulubihimurru’be yuhribune büyutehüm bieydiyhim ve eydil mu’minine fa’tebiru ya ulil ebsar
Ehli kitaptan küfredenleri ilk sürgünde yurtlarından çıkaran o’dur siz (onların kalelerinden) çıkacaklarını zannetmemiştiniz onlar da kalelerinin Allah (tarafından) kendilerini koruyacağını sanmışlar fakat Allah onları hesap etmedikleri yerden bastırıverdi ve kalplerine korku düşürdü (öyle ki) evlerini hem kendi elleri ile, (hem de) mü’minlerin elleri ile harap ediyorlardı artık ibret alın ey akıl sahipleri!

1. huve : o
2. ellezî ahrece : çıkaran
3. ellezîne keferû : inkâr edenler
4. min ehli el kitâbi : kitap ehlinden
5. min diyâri-him : diyarlarından, yurtlarından
6. li : için
7. evveli : evvel, ilk, ilk defa
8. el haşri : toplama, sürgün etme
9. mâ zanentum : siz zannetmediniz
10. en yahrucû : onların çıkmaları
11. ve zannû : ve zannettiler, sandılar
12. enne-hum : onların ….. olduğu
13. mâniatu-hum : onların manisi, engeli, koruyucusu
14. husûnu-hum : onların kaleleri
15. min allâhi : Allah’tan
16. fe : artık, sonra, böylece, oysa
17. etâ-hum(u) : onlara geldi
18. allâhu : Allah
19. min haysu : yerden
20. lem yahtesibû : hesaba katmadılar
21. ve kazefe : ve attı, verdi
22. fî kulûbi-him(u) : kalplerinin içine, kalplerine
23. er ru’be : korku
24. yuhribûne : tahrip ediyorlar
25. buyûte-hum : onların evleri, kendi evleri
26. bi eydî-him : kendi elleri ile
27. ve eydî : ve eller
28. el mû’minîne : mü’minler
29. fe : artık, sonra, böylece, oysa
30. i’tebirû : ibret alın, ders alın
31. : ey
32. ulî el ebsâri : basiret sahipleri

٣

وَلَوْلَا اَنْ كَتَبَ اللّهُ عَلَيْهِمُ الْجَلَاءَ لَعَذَّبَهُمْ فِى الدُّنْيَا وَلَهُمْ فِى الْاخِرَةِ عَذَابُ النَّارِ

(3) ve lev la en keteballahü aleyhimül celae le azzebehüm fiddünya ve lehüm fil ahirati azabünnar
Eğer Allah onlara sürgün yazmış olmasaydı kendilerine mutlaka dünyada azap ederdi âhirette ise onlara ateş azabı (vardır)

1. ve lev lâ : ve eğer olmasaydı
2. en ketebe : yazması
3. allâhu : Allah
4. aleyhim(u) : onların üzerine
5. el celâe : sürgün
6. le : elbette, mutlaka
7. azzebe-hum : onları azaplandırırdı, azap ederdi
8. fî ed dunyâ : dünyada
9. ve : ve
10. lehüm : onlara, onlar için vardır
11. fî el âhireti : ahirette
12. azâbu en nâri : ateşin azabı

Sayfa:545

٤

ذلِكَ بِاَنَّهُمْ شَاقُّوا اللّهَ وَرَسُولَهُ وَمَنْ يُشَاقِّ اللّهَ فَاِنَّ اللّهَ شَديدُ الْعِقَابِ

(4) zalike biennehüm şakkullahe ve resuleh ve mey yuşakkıllahe feinnallahe şediydul ikab
Böylece onlar Allah ve resulüne karşı geldiler kim Allah’a karşı gelirse şüphesiz Allah şiddetli azap sahibidir

1. zâlike : işte bu
2. bi enne-hum : onların ….. olması sebebiyle
3. sâkkû : ayrılık çıkardılar, muhalefet ettiler
4. allâhe : Allah
5. ve resûle-hu : ve onun resûlüne
6. ve men : ve kim
7. yuşâkki allâhe : muhalefet ederse, ayrılık çıkarırsa
8. fe : o zaman, o taktirde
9. inne : muhakkak ki
10. allâhe : Allah
11. şedîdu : şiddetli
12. el ikâbi : azap

٥

مَاقَطَعْتُمْ مِنْ لينَةٍ اَوْ تَرَكْتُمُوهَا قَاءِمَةً عَلى اُصُولِهَا فَبِاِذْنِ اللّهِ وَلِيُخْزِىَ الْفَاسِقينَ

(5) ma kata’tüm mil linetin ev terektümuha kaimeten ala usuliha febiiznillahi ve liyuhziyel fasikın
Herhangi bir hurma ağacını kestiniz ise yahut onu kökü üzerine dikili bıraktınız ise hep Allah’ın izni iledir (ve o), fasıkları perişan edeceği içindir

1. : şey
2. kata’tum : siz kestiniz
3. min lînetin : (iyi cins) hurma ağacından
4. ev : veya
5. terektumû-hâ : ondan terkettiğiniz, bıraktığınız
6. kâimeten : kaim kılarak, dikili olarak
7. alâ usûli-hâ : onu kökü üzerinde
8. fe : artık, böylece, ancak
9. bi izni allâhi : Allah’ın izni ile
10. ve li : ve için
11. yuhziye : perişan edilmeleri, perişan olmaları
12. el fâsikîne : fasıklar

٦

وَمَا اَفَاءَ اللّهُ عَلى رَسُولِه مِنْهُمْ فَمَا اَوْجَفْتُمْ عَلَيْهِ مِنْ خَيْلٍ وَلَا رِكَابٍ وَلكِنَّ اللّهَ يُسَلِّطُ رُسُلَهُ عَلى مَنْ يَشَاءُ وَاللّهُ عَلى كُلِّ شَىْءٍ قَديرٌ

(6) ve ma efaallahu ala resulihi minhüm fema evceftüm aleyhi min kayliv vela rikabiv velakin nallahe yusellitu rusulehü ala mey yeşa vallahü ala külli şeyin kadir
Allah’ın onların (mallarından) resule vereceği ganimete (gelince) siz ona ne at koşturdunuz ne de deve lakin Allah resulünü istediği kimseye musallat eder Allah her şeye kadirdir

1. ve mâ : ve şey
2. efâe : fey verdi, savaşsız elde edilen ganimetten verdi
3. allâhu : Allah
4. alâ : üzerine, …e
5. resûli-hî : onun resûlü
6. min-hum : onlardan
7. fe mâ evceftum : o zaman sürmediniz, koşturmadınız
8. aleyhi : onun üzerine
9. min haylin : atlardan
10. ve lâ : ve değil, olmadı
11. rikâbin : binek olarak kullanılan develer
12. ve lâkinne allâhe : ve lâkin, fakat Allah
13. yusallitu : musallat eder
14. rusule-hu : onun resûlleri, kendi resûlleri
15. alâ : üzerine
16. men : kimse(ler)
17. yeşâu : diler
18. ve allâhu : ve Allah
19. alâ : üzerine
20. külli : her
21. şey’in : şey
22. kadîrun : kaadir

٧

مَا اَفَاءَ اللّهُ عَلى رَسُولِه مِنْ اَهْلِ الْقُرى فَلِلّهِ وَلِلرَّسُولِ وَلِذِى الْقُرْبى وَالْيَتَامى وَالْمَسَاكينِ وَابْنِ السَّبيلِ كَىْ لَايَكُونَ دُولَةً بَيْنَ الْاَغْنِيَاءِ مِنْكُمْ وَمَا اتيكُمُ الرَّسُولُ فَخُذُوهُ وَمَا نَهيكُمْ عَنْهُ فَانْتَهُوا وَاتَّقُوا اللّهَ اِنَّ اللّهَ شَديدُ الْعِقَابِ

(7) ma efaallahü ala resulihi min ehlil kura felillahi velirresuli velizilkurba velyetama velmesakini vebnissebili key la yeküne duletem beynel ağniyai minküm vema atakümürresulü fehüzühü vema nehaküm anhü fentehu vettekullah innallahe şedidul ikab
Allah’ın (fetih edilen) beldelerin halkından resulüne verdiği ganimet Allah’ın resullerinin akrabasının yetimlerin miskinlerin yolda kalmış (kimselerindir) ta ki (o mal) sizden (yalnız) zenginlerin arasında dolaşan bir güç olmasın ve (bir de) resul size ne verirse onu alın ve neyi yasakladıysa ondan vazgeçin Allah’tan sakının şüphesiz Allah şiddetli azap sahibidir

1. : şey
2. efâe : fey verdi, savaşsız elde edilen ganimetten verdi
3. allâhu : Allah’ın
4. alâ resûli-hî : resûlüne
5. min ehli : ehlinden, halkından
6. el kurâ : belde, şehir
7. fe : artık, o zaman, o taktirde
8. li allâhi : Allah için, Allah’ın
9. ve li er resûli : ve resûl için, resûlün
10. ve li : ve için
11. : sahip olanlar
12. el kurbâ : yakınlığı olanlar, akrabalar
13. ve el yetâmâ : ve yetimler
14. ve el mesâkîni : ve miskinler
15. ve ibni es sebîli : ve yolcular
16. key lâ yekûne : olmaması için
17. dûleten : elden ele dolaşan mal, servet
18. beyne : arasında
19. el agniyâi : zenginler
20. min-kum : sizden
21. ve mâ : ve şey
22. âtâ-kum(u) : size verdi
23. er resûlu : resûl
24. fe : artık, o zaman, o taktirde
25. huzû-hu : onu alın
26. ve mâ : ve şey
27. nehâ-kum : sizi nehyetti
28. an-hu : ondan
29. fe : artık, o zaman, o taktirde
30. intehû : vazgeçin
31. ve ittekû : ve takva sahibi olun
32. allâhe : Allah’a karşı
33. inne : muhakkak
34. allâhe : Allah
35. şedîdu : şiddetli
36. el ikâbi : azap, ceza

٨

لِلْفُقَرَاءِ الْمُهَاجِرينَ الَّذينَ اُخْرِجُوا مِنْ دِيَارِهِمْ وَاَمْوَالِهِمْ يَبْتَغُونَ فَضْلًا مِنَ اللّهِ وَرِضْوَانًا وَيَنْصُرُونَ اللّهَ وَرَسُولَهُ اُولءِكَ هُمُ الصَّادِقُونَ

(8) lilfukarail muhacirin ellezine uhricu min diyarihim ve emvalihim yebteğune fadlem minallahi ve rıdvanev ve yensurunallahe ve resuleh ulaike hümüssadikun
Fakir muhacirlere ki yurtlarından ve mallarından çıkarılmışlardır Allah’tan bir fazlı ihsan ve rıza ararlar Allah ve resulüne yardım ederler işte bunlar sadık olanların (kendileridir)

1. li : için
2. el fukarâi : fakirler
3. el muhâcirîne : hicret edenler
4. ellezîne : onlar
5. uhricû : çıkarıldı
6. min diyâri-him : yurtlarından
7. ve emvâli-him : ve mallarından
8. yebtegûne : talep ederler, ararlar, isterler
9. fadlen : fazl, hayır, lütuf
10. min allâhi : Allah’tan
11. ve ridvânen : ve rıza, gönül hoşluğu
12. ve yansurûne : ve yardım ederler
13. allâhe : Allah
14. ve resûle-hu : ve onun resûlü
15. ulâike : işte onlar
16. hum(u) es sâdikûne : onlar sadık olanlar, sadıklar

٩

وَالَّذينَ تَبَوَّؤُ الدَّارَ وَالْايمَانَ مِنْ قَبْلِهِمْ يُحِبُّونَ مَنْ هَاجَرَ اِلَيْهِمْ وَلَا يَجِدُونَ فى صُدُورِهِمْ حَاجَةً مِمَّا اُوتُوا وَيُؤْثِرُونَ عَلى اَنْفُسِهِمْ وَلَوْ كَانَ بِهِمْ خَصَاصَةٌ وَمَنْ يُوقَ شُحَّ نَفْسِه فَاُولءِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ

(9) vellezine tebevveuddare vel imane min kablihim yuhıbbune men hacere ileyhim ve la yecidune fi sudurihim hacetem mimma utu ve yu’sirune ala enfüsihim ve lev kane bihim hasasah ve men yuka şuhha nefsihi fe ülaike hümül müflihun
Daha önce iman edip, yurtlarını hicret edeceklere hazırlayanlar kendilerine hicret edip gelenleri severler onlara verilen ganimetten dolayı (nefislerinin) ihtiyacı olan şeylere kalplerinde istek duymazlar onları kendi nefislerine tercih ederler velev kendi ihtiyaçları olduğu halde kim de nefsinin hırsından korunursa işte onlar felaha erenlerdir

1. ve ellezîne : ve onlar
2. tebevveû : konakladılar, mesken edindiler
3. ed dâre : yurt
4. ve el îmâne : ve îmân
5. min kabli-him : onlardan önce
6. yuhibbûne : severler
7. men : kimse(ler)
8. hâcere : hicret edenler
9. ileyhim : onlara, kendilerine
10. ve lâ yecidûne : ve bulunmaz
11. fî sudûri-him : sadırlarında, göğüslerinde
12. hâceten : hacet, ihtiyaç, rağbet
13. mimmâ (min mâ) : şeyden
14. ûtû : verildiler
15. ve yu’sirûne : ve tercih ederler, üstün tutarlar
16. alâ : üzerine, …e
17. enfusi-him : kendi nefsleri, kendileri
18. ve lev kâne : ve olsa bile
19. bi-him : onlara
20. hasâsatun : ihtiyacı olma, muhtaç olma
21. ve men : ve kim
22. yûka : korunuyor
23. şuhha : cimrilik afeti
24. nefsi-hî : onun nefsi, kendi nefsi
25. fe ulâike : o taktirde işte onlar
26. hum(u) : onlar
27. el muflihûne : felâha erenler, kurtuluşa erenler

Sayfa:546

١٠

وَالَّذينَ جَاؤُ مِنْ بَعْدِهِمْ يَقُولُونَ رَبَّنَا اغْفِرْ لَنَا وَلِاِخْوَانِنَا الَّذينَ سَبَقُونَا بِالْايمَانِ وَلَا تَجْعَلْ فى قُلُوبِنَا غِلًّا لِلَّذينَ امَنُوا رَبَّنَا اِنَّكَ رَؤُفٌ رَحيمٌ

(10) vellezine cau min ba’dihim yekulune rabbena ğfir lena ve liihvaninel leziyne sebekuna bil imani ve la tecal fi kulubina ğıllel lillezine amenu rabbena inneke reufur rahim
Onlardan sonra gelenler dediler ey Rabbimiz! bizi ve kardeşlerimizi bağışla onlar ki, bizi samimi imanları ile geçtiler ve bizlerin kalplerinde kin bırakma iman eden kişilere karşı ey Rabbimiz! muhakkak ki sen şefkatli, merhametlisin

1. ve ellezîne : ve onlar
2. câû : geldiler
3. min ba’di-him : onlardan sonra
4. yekûlûne : derler
5. rabbe-nâ : Rabbimiz
6. igfir : mağfiret et
7. lenâ : bizi
8. ve : ve
9. li ihvâni-nâ : kardeşlerimizi
10. ellezîne : onlar
11. sebekû-nâ : bizi geçtiler, bizden önce geçtiler
12. bi el îmâni : îmân ile
13. ve : ve
14. lâ tec’al : kılma, yapma
15. fî kulûbi-nâ : kalplerimizde
16. gıllen : kin
17. li ellezîne : olanlara
18. âmenû : Allah’a ulaşmayı dileyenler
19. rabbe-nâ : Rabbimiz
20. inne- ke : muhakkak ki sen
21. raûfun : rauf, şefkatli olan
22. rahîmun : Rahîm esması ile tecelli eden, rahmet nuru gönderen

١١

اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذينَ نَافَقُوا يَقُولُونَ لِاِخْوَانِهِمُ الَّذينَ كَفَرُوا مِنْ اَهْلِ الْكِتَابِ لَءِنْ اُخْرِجْتُمْ لَنَخْرُجَنَّ مَعَكُمْ وَلَا نُطيعُ فيكُمْ اَحَدًا اَبَدًا وَاِنْ قُوتِلْتُمْ لَنَنْصُرَنَّكُمْ وَاللّهُ يَشْهَدُ اِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ

(11) elem tera ilellezine nafeku yekulune liihvanihi müllezine keferu min ehlil kitabi lein uhrictüm lenahrucenne me’aküm ve la nutiu fiküm ehaden ebedev ve in kutiltüm lenensuranneküm vallahü yeşhedü innehüm lekazibün
Münafıklık yapanları görmedin mi? ehli kitaptan kâfir olan kardeşlerine dediler ki: eğer (siz yurdunuzdan) çıkarılırsanız mutlaka biz de sizinle beraber çıkarız ve sizin için ebediyen kimseye itaat etmeyiz eğer sizinle savaşırlarsa mutlaka size yardım ederiz Allah (onların durumuna) şahittir şüphesiz onlar yalancıdırlar

1. e lem tere ilâ : (görmüyor musun) görmedin mi (bakmadın mı)
2. ellezîne : onlar
3. nâfekû : münafıklık ettiler, nifak çıkardılar
4. yekûlûne : derler
5. li ihvâni-him(u) : kardeşleri için, kardeşlerine
6. ellezîne : onlar
7. keferû : inkâr ettiler
8. min ehli : ehlinden
9. el kitâbi : kitap
10. le in : eğer gerçekten olursa
11. uhrictum : siz çıkarıldınız
12. le nahrucenne : mutlaka biz çıkarız
13. mea-kum : sizinle beraber
14. ve lâ nutîu : ve itaat etmeyiz
15. fî-kum : sizin içinizde, sizin aranızda
16. ehaden : bir kişi, bir kimse
17. ebeden : ebediyyen, hiçbir zaman
18. ve in kûtiltum : ve eğer sizinle savaşırlarsa
19. le : elbette, gerçekten, mutlaka
20. nensure-enne-kum : mutlaka biz size yardım ederiz
21. ve allâhu : ve Allah
22. yeşhedu : şahadet eder, şahitlik eder
23. inne-hum : muhakkak ki onlar, gerçekten onlar
24. le : gerçekten, elbette
25. kâzibûne : yalancılar

١٢

لَءِنْ اُخْرِجُوا لَايَخْرُجُونَ مَعَهُمْ وَلَءِنْ قُوتِلُوا لَايَنْصُرُونَهُمْ وَلَءِنْ نَصَرُوهُمْ لَيُوَلُّنَّ الْاَدْبَارَ ثُمَّ لَايُنْصَرُونَ

(12) lein uhricu la yahrucune mea hüm ve lein kutilu la yensurunehüm ve lein nesaruhüm leyuvellunnel edbar sümme la yunsarun
Yemin olsun, onlar çıkarılsalar onlarla beraber çıkmazlar ve yemin olsun, onlara savaş açılırsa yardım etmezler eğer onlara yardım etseler mutlaka arkalarını dönüp kaçarlar sonra yardım da olunmazlar

1. le in : eğer gerçekten olursa
2. uhricû : çıkarıldılar
3. lâ yahrucûne : çıkmazlar
4. mea-hum : onlarla beraber
5. ve le in kûtılû : ve eğer gerçekten savaşsalar
6. lâ yansurûne-hum : onlara yardım etmezler
7. ve le in : ve eğer gerçekten olursa, olsa bile
8. nasarû-hum : onlara yardım ettiler
9. le yuvellu-enne : mutlaka dönerler (savaştan dönüp kaçarlar)
10. el edbâre : arkaları
11. summe : sonra
12. lâ yunsarûne : onlar yardım olunmazlar

١٣

لَاَنْتُمْ اَشَدُّ رَهْبَةً فى صُدُورِهِمْ مِنَ اللّهِ ذلِكَ بِاَنَّهُمْ قَوْمٌ لَايَفْقَهُونَ

(13) le entüm eşeddü rahbeten fi sudurihim minallah zalike biennehüm kavmül la yefkahun
Onların göğüslerinde sizin korkunuz, Allah (korkusundan) daha şiddetlidir gerçekten bu onların anlayışsız bir kavim (olmasındandır)

1. le : elbette, gerçekten
2. entum : siz
3. eşeddu : daha şiddetli
4. rehbeten : korku bakımından
5. fî sudûri-him : onların göğüslerinde, yüreklerinde
6. min allâhi : Allah’tan
7. zâlike : işte bu
8. bi enne-hum : onların ….. olmaları sebebiyle
9. kavmun : kavim
10. lâ yefkahûne : fıkıh edemiyorlar

١٤

لَا يُقَاتِلُونَكُمْ جَميعًا اِلَّا فى قُرًى مُحَصَّنَةٍ اَوْ مِنْ وَرَاءِ جُدُرٍ بَاْسُهُمْ بَيْنَهُمْ شَديدٌ تَحْسَبُهُمْ جَميعًا وَقُلُوبُهُمْ شَتّى ذلِكَ بِاَنَّهُمْ قَوْمٌ لَايَعْقِلُونَ

(14) la yukatiluneküm cemian illa fi kurem muhassenetin ev miv verai cudur be’sühüm beynehüm şedid tahsebühüm cemiav ve kulubühüm şetta zalike biennehüm kavmül la ya’kılun
Onlar toplu halde size (karşı) savaşamazlar ancak korunmuş kalelerde yahut duvar arkalarında (savaşırlar) kendi aralarındaki çarpışmaları da şiddetlidir sen onları toplu sanırsın onların kalpleri dağınıktır bu onların gerçekten akılları ermez bir kavim (olmalarındandır)

1. lâ yukâtilûne-kum : sizinle savaşamazlar
2. cemîan : toplu halde, toplu olarak
3. illâ : ancak, den başka, olmadıkça
4. fî kuren : beldelerde, şehirlerde
5. muhassanetin : sağlamlaştırılmış, muhafaza altına alınmış, korunmuş
6. ev : veya
7. min verâi : arkasından
8. cudurin : duvarlar
9. be’su-hum : onların çarpışmaları
10. beyne-hum : kendi aralarında
11. şedîdun : şiddetli
12. tahsebu-hum : sen onları sanırsın, zannedersin
13. cemîan : toplu halde
14. ve kulûbu-hum : ve onların kalpleri
15. şettâ : parçalanmış, dağınık
16. zâlike : işte bu
17. bi enne-hum : onların ….. olmaları sebebiyle
18. kavmun : kavim
19. lâ ya’kılûne : akıl etmezler

١٥

كَمَثَلِ الَّذينَ مِنْ قَبْلِهِمْ قَريبًا ذَاقُوا وَبَالَ اَمْرِهِمْ وَلَهُمْ عَذَابٌ اَليمٌ

(15) kemeselillezine min kablihim kariyben zaku vebale emrihim ve lehüm azabün elim
Onların hali kendilerinden öncekilerin (hali gibidir), hemen yaptıkları işlerin vebalini tattılar ve onlara acıklı bir azap (vardır)

1. ke : gibi
2. meseli : durumu, hal
3. ellezîne : onlar
4. min kabli-him : onlardan önce
5. karîben : yakın
6. zâkû : tattılar
7. vebâle : vebal, günah, ağır sonuç
8. emri-him : onların işleri
9. ve : ve
10. lehüm : onlar için vardır
11. azâbun : azap
12. elîmun : elîm, acıklı

١٦

كَمَثَلِ الشَّيْطَانِ اِذْ قَالَ لِلْاِنْسَانِ اكْفُرْ فَلَمَّا كَفَرَ قَالَ اِنّى بَرءءٌ مِنْكَ اِنّى اَخَافُ اللّهَ رَبَّ الْعَالَمينَ

(16) kemeselişşeytani iz kale lil insanikfür felemma kefera kale inni beriüm minke inni ehafüllahe rabbel alemin
şeytanın şu hali gibidir o zaman insana “kâfir ol” demişti vaktaki o da küfredince dedi gerçekten ben senden beriyim çünkü ben alemlerin Rabbi Allah’tan korkarım

1. ke : gibi
2. meseli : durum, hal
3. eş şeytâni : şeytan
4. iz : o zaman
5. kâle : dedi
6. li el insâni : insana
7. ukfur : inkâr et
8. fe lemmâ : fakat olduğu zaman
9. kefere : inkâr etti
10. kâle : dedi
11. in-nî : muhakkak ki ben
12. berîun : uzağım
13. min-ke : senden
14. in-nî : muhakkak ki ben, elbette ben
15. ehâfu allâhe : Allah’tan korkarım
16. rabbe : Rab
17. el âlemîne : âlemlerin

Sayfa:547

١٧

فَكَانَ عاَقِبَتَهُمَا اَنَّهُمَا فِى النَّارِ خَالِدَيْنِ فيهَا وَذلِكَ جَزؤُا الظَّالِمينَ

(17) fekane akıbetehüma ennehüma finnari halideyni fiha ve zalike cezauzzalimin
Sonra ikisininde akıbeti ateşte ebedi olarak kalmak olmuştur işte zalimlerin cezası (budur)

1. fe kâne : böylece oldu
2. âkibete-humâ : onların akıbetleri
3. enne-humâ : onların ikisinin olduğu, olması
4. fî en nâri : ateşin içinde
5. hâlideyni : (ikisi) devamlı kalacak olanlar
6. fî-hâ : orada, içinde
7. ve zâlike : ve işte bu
8. cezâû : ceza
9. ez zâlimîne : zalimler

١٨

يَا اَيُّهَا الَّذينَ امَنُوا اتَّقُوا اللّهَ وَلْتَنْظُرْ نَفْسٌ مَاقَدَّمَتْ لِغَدٍ وَاتَّقُوا اللّهَ اِنَّ اللّهَ خَبيرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ

(18) ya eyyuhellezine amenut tekullahe veltenzur nefsüm ma kaddemet liğadiv vettekullah innallahe habiyrüm bima ta’melun
Ey iman edenler! Allah’tan korkun (ve) sakının ve herkes yarın için önden ne gönderdiyse baksın ve Allah’tan sakının çünkü Allah yaptıklarınızdan haberdardır

1. yâ eyyuhâ : ey
2. ellezîne : onlar
3. âmenû : Allah’a ulaşmayı dileyenler
4. ittekû : takva sahibi olun
5. allâhe : Allah
6. ve li tenzur : ve baksın, görsün
7. nefsun : nefs, kişi, kimse
8. : şey
9. kaddemet : takdim etti
10. li gadin : yarın için
11. ve ittekû : ve takva sahibi olun
12. allâhe : Allah
13. inne : muhakkak ki
14. allâhe : Allah
15. habîrun : haberdar olan
16. bi mâ : şey(ler)
17. ta’melûne : yapıyorsunuz

١٩

وَلَا تَكُونُوا كَالَّذينَ نَسُوا اللّهَ فَاَنْسيهُمْ اَنْفُسَهُمْ اُولءِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ

(19) ve la tekunü kelleziyne nesullahe feensahüm enfüsehüm ülaike hümül fasikun
Allah’ı unutmuş kimseler gibi olmayın hem (Allah da) onlara kendilerini unutturmuştur işte bunlar fasık olan kimselerdir

1. ve lâ tekûnû : ve olmayın
2. ke ellezîne : o kimseler gibi, onlar gibi
3. nesû : unuttular
4. allâhe : Allah
5. fe : böylece
6. ensâ-hum : onlara unutturdu
7. enfuse-hum : onların nefslerini, kendi nefslerini, kendilerini
8. ulâike : işte onlar
9. hum(u) : onlar
10. el fâsikûne : fasıklar, fasık olanlar

٢٠

لَا يَسْتَوى اَصْحَابُ النَّارِ وَاَصْحَابُ الْجَنَّةِ اَصْحَابُ الْجَنَّةِ هُمُ الْفَاءِزُونَ

(20) la yestevi ashabunnari ve ashabulcenneh ashabulcenneti hümül faizun
Hiç cehennem ashabı ile cennet ashabı bir olur mu? cennet ashabı, onlar murada erenlerdir

1. lâ yestevî : müsavi olmaz, bir olmaz, eşit olmaz
2. ashâbu : halk
3. en nâri : ateş
4. ve ashâbu : ve halk
5. el cenneti : cennet
6. ashâbu : halk
7. el cenneti : cennet
8. hum(u) : onlar
9. el fâizûne : kurtuluşa erenler

٢١

لَوْ اَنْزَلْنَا هذَا الْقُرْانَ عَلى جَبَلٍ لَرَاَيْتَهُ خَاشِعًا مُتَصَدِّعًا مِنْ خَشْيَةِ اللّهِ وَتِلْكَ الْاَمْثَالُ نَضْرِبُهَا لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَتَفَكَّرُونَ

(21) lev enzelna hazel kur’ane ala cebelil lereeytehu haşiam mutesaddiam min haşyetillah ve tilkel emsalü nadribüha linnasi leallehüm yetefekkerun
Eğer bu kur’an’ı bir dağın üzerine indirmiş olsaydık Allah korkusundan boyun eğmiş paramparça olmuş görürdün işte biz bu temsili insanlara anlatıyoruz olur ki onlar düşünürler

1. lev : eğer
2. enzelnâ : biz indirdik
3. hâzâ : bu
4. el kur’âne : Kur’ân
5. alâ : üzerine, …e
6. cebelin : dağ
7. le raeyte-hu : mutlaka onu gördün
8. hâşian : huşû ile boynunu bükmüş olarak
9. mutesaddian : parçalanmış, parça parça olmuş
10. min haşyeti allâhi : Allah’ın korkusundan
11. ve tilke : ve bu
12. el emsâlu : misaller, örnekler
13. nadribu-hâ
(darbu mesel)
: onu vurguluyoruz, örnek veriyoruz
: (bir şeyi örnek vermek)
14. li en nâsi : insanlar için, insanlara
15. lealle-hum : umulur ki onlar
16. yetefekkerûne : tefekkür ederler, düşünürler

٢٢

هُوَ اللّهُ الَّذى لَا اِلهَ اِلَّا هُوَ عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ هُوَ الرَّحْمنُ الرَّحيمُ

(22) hüvallahülleziy la ilahe illa hüve alimulgaybi veşşehadeti hüver rahmanur rahim
O Allah ki ondan başka ilah yoktur gizliyi de Bilendir, açık olanı da O, Rahman ve Rahimdir

1. huve allâhu ellezî : O Allah ki
2. : yoktur
3. ilâhe : ilâh
4. illâ : den başka
5. huve : o
6. âlimu : bilen
7. el gaybi : gayb, görünmeyen
8. ve eş şehâdeti : ve müşahede edilen, görünen
9. huve : o
10. er rahmânu : rahmân, rahmân olan
11. er rahîmu : rahîm olan, rahmet nuru gönderen

٢٣

هُوَ اللّهُ الَّذى لَا اِلهَ اِلَّا هُوَ اَلْمَلِكُ الْقُدُّوسُ السَّلَامُ الْمُؤْمِنُ الْمُهَيْمِنُ الْعَزيزُ الْجَبَّارُ الْمُتَكَبِّرُ سُبْحَانَ اللّهِ عَمَّا يُشْرِكُونَ

(23) hüvallahülleziy la ilahe illa hüve elmelikul kuddusus selamul mu’minul muheyminül aziyzül cebbarül mutekebbir subhanallahi amma yuşrikun
O Allah ki ondan başka ilah yoktur Meliktir Noksanlıktan Beridir Afetlerden Belalardan Salimdir Emniyet verendir Görüp gözetendir Güç sahibidir İstediğini Yaptırandır Azamet ve Büyüklük sahibidir Allah kendisine ortak koşulan şeylerden Münezzehtir

1. huve allâhu ellezî : O Allah ki
2. : yoktur
3. ilâhe : ilâh
4. illâ : den başka
5. huve : o
6. el meliku : hükümran olan
7. el kuddûsu : mukaddes olan
8. es selâmu : selâmete erdiren
9. el mû’minu : mü’min, emin olunan, emniyet veren, îmân edilen
10. el muheyminu : koruyup gözeten
11. el azîzu : azîz olan, yüce olan
12. el cebbâru : cebreden, zorla yaptıran
13. el mutekebbiru : pek büyük olan
14. subhâne allâhi : Allah Sübhan’dır, noksan sıfatlardan münezzehtir (uzaktır)
15. ammâ (an-mâ) : şeylerden
16. yuşrikûne : şirk koşuyorlar

٢٤

هُوَ اللّهُ الْخَالِقُ الْبَارِءُ الْمُصَوِّرُ لَهُ الْاَسْمَاءُ الْحُسْنى يُسَبِّحُ لَهُ مَا فِى السَّموَاتِ وَالْاَرْضِ وَهُوَ الْعَزيزُ الْحَكيمُ

(24) hüvallahül halikul bariyul musavviru lehül esmaul husna yüsebbihü lehü ma fissemavati vel ard ve hüvel azizül hakim
O Allah ki Yaratandır Yoktan Var Edendir Suret Verendir en güzel isimler O’nundur Göklerde ve yerde ne (varsa hep) O’nu tespih eder O, Güçlü ve Hikmet Sahibidir

1. huve allâhu : O Allah ki
2. el hâliku : yaratan
3. el bâriû : yokken var eden
4. el musavviru : tasvir eden, şekil ve suret veren
5. lehü : onun, onu
6. el esmâu el husnâ : güzel isimler
7. yusebbihu : tespih ederler
8. lehü : onun, onu
9. : şey(ler)
10. fî es semâvâti : semalarda, göklerde var olan, bulunan
11. ve el ardı : ve arz, yeryüzü, yer
12. ve huve : ve o
13. el azîzu : azîz olan, yüce olan
14. el hakîmu : hakîm olan, hüküm ve hikmet sahibi

60-MÜMTEHİNE

Sayfa:548

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ

١

يَا اَيُّهَا الَّذينَ امَنُوا لَاتَتَّخِذُوا عَدُوّى وَعَدُوَّكُمْ اَوْلِيَاءَ تُلْقُونَ اِلَيْهِمْ بِالْمَوَدَّةِ وَقَدْ كَفَرُوا بِمَا جَاءَكُمْ مِنَ الْحَقِّ يُخْرِجُونَ الرَّسُولَ وَاِيَّاكُمْ اَنْ تُؤْمِنُوا بِاللّهِ رَبِّكُمْ اِنْ كُنْتُمْ خَرَجْتُمْ جِهَادًا فى سَبيلى وَابْتِغَاءَ مَرْضَاتى تُسِرُّونَ اِلَيْهِمْ بِالْمَوَدَّةِ وَاَنَا اَعْلَمُ بِمَا اَخْفَيْتُمْ وَمَا اَعْلَنْتُمْ وَمَنْ يَفْعَلْهُ مِنْكُمْ فَقَدْ ضَلَّ سَوَاءَ السَّبيلِ

(1) ya eyyühellezine amenu la tettehızu adüvvi ve adüvveküm evliyae tülkune ileyhim bilmeveddeti ve kad keferu bima caekum minel hakkı yuhricunerresule ve iyyaküm en tu’minu billahi rabbiküm in künüum harectüm cihaden fi sebili vebtiğae merdati tusirrune ileyhim bilmeveddeh ve ene a’lemu bima ahfeytüm ve ma a’lentüm ve mey yef’alhü minküm fekad dalle sevaessebil
Ey iman edenler! düşmanlarımı ve düşmanlarınızı dostlar edinmeyin siz onlara sevgi gösteriyor haber gönderiyorsunuz (halbuki) onlar inkâr ediyorlar size haktan geleni resulleri ve sizi çıkarıyorlar “Rabbiniz Allah’a iman ediyorsunuz” diye eğer sizler cihat için çıktınızsa benim yolumda, rızam uğrunda siz onlara sır veriyorsunuz sevgi göstererek (elbette) ben bilirim sizin gizlediklerinizi de, açıkladıklarınızı da sizden kim bunu yaparsa artık hak yolun ortasından sapmıştır

1. yâ eyyuhâ : ey
2. ellezîne âmenû : âmenû olanlar, ölmeden önce Allah’a ulaşmayı dileyenler
3. lâ tettehizû : yapmayın, edinmeyin
4. aduvvî : düşmanlarım
5. ve aduvve-kum : ve sizin düşmanlarınız
6. evliyâe : velîler, dostlar
7. tulkûne : ilka ediyorsunuz (dostluk ilka ediyorsunuz, muhabbet besliyorsunuz)
8. ileyhim : onlara
9. bi el meveddeti : muhabbet ile, sevgi ile
10. ve kad : ve olmuştu
11. keferû : inkâr ettiler
12. bi mâ câe-kum : size gelen şeyi
13. min el hakkı : Hakk’tan
14. yuhricûne : çıkarıyorlar
15. er resûle : resûl
16. ve iyyâ-kum : ve sizi
17. en tû’minû : inanmanız
18. bi allâhi : Allah’a
19. rabbi-kum : Rabbiniz
20. in küntüm : eğer siz iseniz
21. harectum : siz çıktınız
22. cihâden : cihad
23. fî sebîlî : benim yolumda
24. ve ibtigâe : ve aradı, arzu eti, istedi
25. mardâtî : benim razı olmam, benim rızam
26. tusirrûne : sır veriyorsunuz
27. ileyhim : onlara
28. bi el meveddeti : muhabbet ile, sevgi ile
29. ve ene : ve ben
30. a’lemu : bilirim
31. bi mâ ahfeytum : gizlediğiniz şeyleri
32. ve mâ a’lentum : ve (aleni olan) açığa vurduğunuz şeyler
33. ve men : ve kim
34. yef’al-hu : onu yapar
35. min-kum : sizden
36. fe : o taktirde
37. kad dalle : sapmış olur
38. sevâe es sebîli : yolun seviyesi, yolun ortası, doğru yol

٢

اِنْ يَثْقَفُوكُمْ يَكُونُوا لَكُمْ اَعْدَاءً وَيَبْسُطُوا اِلَيْكُمْ اَيْدِيَهُمْ وَاَلْسِنَتَهُمْ بِالسُّوءِ وَوَدُّوا لَوْ تَكْفُرُونَ

(2) iy yeskafüküm yekunu leküm a’daev ve yebsutü ileyküm eydiyehüm ve elsinetehüm bissui ve veddu lev tekfurun
Eğer onlar sizi yakalarlarsa size düşman kesilirler ellerini sizlere uzatırlar dillerini kötülükle küfretmenizi arzu ederler

1. in : eğer, şâyet, olsa
2. yeskafû-kum : sizi yakalarlar, ele geçirirler
3. yekûnû : olurlar
4. leküm : sizin için, size
5. a’dâen : düşman
6. ve yebsutû : ve uzatırlar
7. ileykum : size
8. eydiye-hum : onların elleri, elleri
9. ve elsinete-hum : ve onların dilleri, dilleri
10. bi es sûi : kötülük ile
11. ve veddû : ve temenni ettiler, istediler
12. lev tekfurûne : keşke inkâr etseniz

٣

لَنْ تَنْفَعَكُمْ اَرْحَامُكُمْ وَلَا اَوْلَادُكُمْ يَوْمَ الْقِيمَةِ يَفْصِلُ بَيْنَكُمْ وَاللّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصيرٌ

(3) len tenfeaküum erhamüküm ve la evladüküm yevmel kıyameti yefsilu beyneküm vallahü bima ta’melune besir
Akrabalık size fayda sağlamaz evlatlarınızda kıyamet günü (Allah) aranızı ayıracaktır Allah yaptıklarınızı görendir

1. len tenfea-kum : size fayda sağlamaz
2. erhâmu-kum : sizin akrabalarınız
3. ve lâ : ve değil, olmaz
4. evlâdu-kum : sizin evlâtlarınız
5. yevme el kıyâmeti : kıyâmet günü
6. yafsilu : ayıracak
7. beyne-kum : sizin aranızı
8. ve allâhu : ve Allah
9. bi mâ : şeyi
10. ta’melûne : yapıyorsunuz
11. basîrun : en iyi görendir

٤

قَدْ كَانَتْ لَكُمْ اُسْوَةٌ حَسَنَةٌ فى اِبْرهيمَ وَالَّذينَ مَعَهُ اِذْ قَالُوا لِقَوْمِهِمْ اِنَّا بُرَءؤُا مِنْكُمْ وَمِمَّا تَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّهِ كَفَرْنَا بِكُمْ وَبَدَا بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمُ الْعَدَاوَةُ وَالْبَغْضَاءُ اَبَدًا حَتّى تُؤْمِنُوا بِاللّهِ وَحْدَهُ اِلَّا قَوْلَ اِبْرهيمَ لِاَبيهِ لَاَسْتَغْفِرَنَّ لَكَ وَمَا اَمْلِكُ لَكَ مِنَ اللّهِ مِنْ شَىْءٍ رَبَّنَا عَلَيْكَ تَوَكَّلْنَا وَاِلَيْكَ اَنَبْنَا وَاِلَيْكَ الْمَصيرُ

(4) kad kanet leküm usvetün hasenetün fi ibrahime vellezine meahü iz kalu likavmihim inna bureau minküm ve mimma ta’büdune min dunillahi keferna biküm ve beda beynena ve beynekümül adavetü velbağdaü ebedan hatta tu’minu billahi vehdehü illa kavle ibrahime liebiyhi leestağfirenne leke ve ma emliku leke minallahi min şeyin rabbena aleyke tevekkelna ve ileyke enebna ve ileykel mesir
Gerçekten sizin için güzel bir örnek (vardır) ibrahim ve beraberindekilerde o zaman kavimlerine şöyle demişlerdi muhakkak biz beriyiz sizin taptıklarınızdan Allah’tan başka sizi inkar ediyoruz sizinle bizim aramızda ilerledi ebediyen düşmanlık ve kin hatta iman edinceye (kadar) bir olan Allah’a ancak ibrahim’in babasına demesi (hariç) senin için mutlaka mağfiret dileyeceğim senden gidermeye gücüm yetmez Allah’ın (azabından) hiçbir şeyi ey Rabbimiz! biz ancak sana tevekkül ettik ve sana yöneldik dönüş ancak sanadır

1. kad : olmuştu
2. kânet : idi, oldu
3. leküm : size, sizin için
4. usvetun : örnek
5. hasenetun : güzel
6. fî ibrâhîme : İbrâhîm’de vardır
7. ve ellezîne : ve onlar
8. mea-hu : onunla beraber
9. iz : olmuştu
10. kâlû : dediler
11. li kavmi-him : kendi kavimlerine
12. innâ : muhakkak ki biz
13. bureâu : uzak
14. min-kum : sizden
15. ve mimmâ(min-mâ) : ve o şeyden
16. ta’budûne : siz tapıyorsunuz
17. min dûni allâhi : Allah’tan başka
18. kefernâ : biz sizi inkâr ediyoruz
19. bi-kum : sizi
20. ve bedâ : ve başladı
21. beyne-nâ : bizim aramızda
22. ve beyne-kum : ve sizin aranızda
23. el adâvetu : düşmanlık
24. ve el bagdâu : ve buğz, öfke
25. ebeden : ebediyyen
26. hattâ : oluncaya kadar
27. tu’minû : siz îmân edersiniz, inanırsınız
28. bi allâhi : Allah’a
29. vahde-hû : onun tek oluşu
30. illâ : hariç
31. kavle : söz (söylenen bir söz, bir şey söyleme, bir şey deme)
32. ibrâhîme : İbrâhîm
33. li ebî-hi : onun babasına, kendi babasına, babasına
34. le estagfirenne : mutlaka istiğfar edeceğim, mağfiret dileyeceğim
35. leke : sana, senin için
36. ve mâ emliku : ve ben malik değilim, benim gücüm yetmez
37. leke : sana
38. min allâhi : Allah’tan
39. min şey’in : bir şeyden
40. rabbe-nâ : Rabbimiz
41. aleyke : sana
42. tevekkelnâ : biz tevekkül ettik
43. ve ileyke : ve sana
44. enebnâ : yöneldik
45. ve ileyke el masîru : ve varış, dönüş, ulaşma sanadır

٥

رَبَّنَا لَا تَجْعَلْنَا فِتْنَةً لِلَّذينَ كَفَرُوا وَاغْفِرْ لَنَا رَبَّنَا اِنَّكَ اَنْتَ الْعَزيزُ الْحَكيمُ

(5) rabbena la tec’alna fitnetel lillezine keferu vağfir lena rabbena inneke entel azizül hakim
Ey Rabbimiz bizi fitne yapma küfredenlere bizi bağışla ey Rabbimiz çünkü sen güçlüsün, hikmet sahibisin

1. rabbe-nâ : Rabbimiz
2. lâ tec’al-nâ : bizi kılma, bizi yapma
3. fitneten : fitne, fitne konusu
4. li ellezîne : onlara
5. keferû : inkâr ettiler
6. ve igfir : ve mağfiret et
7. lenâ : bizim için
8. rabbe-nâ : Rabbimiz
9. inne-ke : muhakkak sen
10. ente : sen
11. el azîzu : azîz, üstün
12. el hakîmu : hakîm, hüküm ve hikmet sahibi

Sayfa:549

٦

لَقَدْ كَانَ لَكُمْ فيهِمْ اُسْوَةٌ حَسَنَةٌ لِمَنْ كَانَ يَرْجُوا اللّهَ وَالْيَوْمَ الْاخِرَ وَمَنْ يَتَوَلَّ فَاِنَّ اللّهَ هُوَ الْغَنِىُّ الْحَميدُ

(6) lekad kane leküm fihim üsvetün hasenetül limen kane yercullahe vel yevmel ahir ve mey yetevelle fe innallahe hüvel ğaniyyul hamid
Yemin olsun onlarda sizin için, güzel örnekler vardır Allah’ı ve ahiret gününü umanlar için kim yüz çevirirse bilsin ki o Allah zengin, övülmeye layıktır

1. lekad : andolsun
2. kâne : idi, oldu
3. leküm : sizin için
4. fî-him : onlarda vardır
5. usvetun : örnek
6. hasenetun : güzel
7. li : için, …e
8. men : kim, kimse
9. kâne : idi, oldu
10. yercû allâhe : Allah’a ulaşmayı diler
11. ve el yevme el âhire : ve ahiret günü
12. ve men : ve kim ise
13. yetevelle : yüz çevirir, döner
14. fe : artık, o taktirde
15. inne allâhe : muhakkak ki Allah
16. huve : o
17. el ganiyyu : gani, zengin, hiçbir şeye ihtiyacı olmayan
18. el hamîdu : hamdedilen, övülmeye lâyık olan

٧

عَسَى اللّهُ اَنْ يَجْعَلَ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَ الَّذينَ عَادَيْتُمْ مِنْهُمْ مَوَدَّةً وَاللّهُ قَديرٌ وَاللّهُ غَفُورٌرَحيمٌ

(7) asallahu ey yec’ale beyneküm ve beynellezine adeytüm minhüm meveddeh vallahü kadir vallahü ğafurur rahim
Umulur ki Allah meydana getirsin sizinle, düşmanlarınız arasında onlardan olan bir sevgiyle Allah kadirdir Allah, bağışlayan, merhametlidir

1. asâ allâhu : umulur ki Allah
2. en yec’ale : kılması, yapması
3. beyne-kum : sizin aranızda
4. ve beyne : ve arasında
5. ellezîne âdeytum : sizin düşman olduğunuz kimseler
6. min-hum : onlardan
7. meveddeten : muhabbet, sevgi, dostluk
8. ve allâhu : ve Allah
9. kadîrun : kaadir, herşeye gücü yeten
10. ve allâhu : ve Allah
11. gafûrun : mağfiret eden
12. rahîmun : rahîm olan, rahmet nuru gönderen Rahîm esması ile tecelli edendir

٨

لَا يَنْهيكُمُ اللّهُ عَنِ الَّذينَ لَمْ يُقَاتِلُوكُمْ فِى الدّينِ وَلَمْ يُخْرِجُوكُمْ مِنْ دِيَارِكُمْ اَنْ تَبَرُّوهُمْ وَتُقْسِطُوا اِلَيْهِمْ اِنَّ اللّهَ يُحِبُّ الْمُقْسِطينَ

(8) la yenhakümüllahü anillezine lem yukatiluküm fiddini ve lem yuhricu küm min diyariküm en teberruhüm ve tuksitu ileyhim innallahe yuhibbul muksitin
Allah sizi men etmez o kimselerden sizinle savaşmamış din hususunda ve çıkarmamış sizi yurtlarınızdan iyilik etmenizi, ve onlara adaletli davranmanızı şüphesiz Allah adaletli davrananları sever

1. lâ yenhâ-kum(u) : sizi nehyetmez, yasaklamaz
2. allâhu : Allah
3. an ellezîne : o kimselerden, onlardan
4. lem yukâtilû-kum : sizinle savaşmadılar
5. fî ed dîni : dînde, dîn hakkında
6. ve lem yuhricû-kum : ve sizi çıkarmadılar
7. min diyâri-kum : diyarlarınızdan, yurtlarınızdan
8. en teberrû-hum : onlara iyilik yapmanız
9. ve tuksitû : ve adaletli davranmanız
10. ileyhim : onlara
11. inne : muhakkak
12. allâhe : Allah
13. yuhibbu : sever
14. el muksitîne : adaletli olanlar, adaletle davrananlar

٩

اِنَّمَا يَنْهيكُمُ اللّهُ عَنِ الَّذينَ قَاتَلُوكُمْ فِى الدّينِ وَاَخْرَجُوكُمْ مِنْ دِيَارِكُمْ وَظَاهَرُوا عَلى اِخْرَاجِكُمْ اَنْ تَوَلَّوْهُمْ وَمَنْ يَتَوَلَّهُمْ فَاُولءِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ

(9) innema yenhakümüllahü anillezine katelüküm fiddini ve ahrecüküm min diyariküm ve zaheru ala ihraciküm en tevellevhüm vemey yetevellehüm fe ulaike hümüzzalimun
Allah ancak sizi men eder şu kimselerden sizinle din hususunda savaşan sizleri yurtlarınızdan çıkaran çıkarılmanıza yardım eden dost olmanızı kim onlara dost olursa işte onlar zalimlerin kendileridir

1. innemâ : fakat
2. yenhâkum(u) allâhu : Allah sizi nehyeder, size yasaklar
3. ani ellezîne : onlardan, o kimselerden
4. kâtelû-kum : sizinle savaşan
5. fî ed dîni : dîn hakkında
6. ve ahrecû-kum : ve sizi çıkardılar
7. min diyâri-kum : sizin yurdunuzdan
8. ve zâherû : ve arka çıktılar, yardım ettiler
9. alâ ihrâci-kum : sizin çıkarılmanıza
10. en tevellev-hum : onlara dönmeniz, dost olmanız
11. ve men : ve kim
12. yetevelle-hum : onlara dönerse, severse, dost edinirse
13. fe : o taktirde
14. ulâike : işte onlar
15. hum(u) : onlar
16. ez zâlimûne : zalimler

١٠

يَا اَيُّهَا الَّذينَ امَنُوا اِذَا جَاءَكُمُ الْمُؤْمِنَاتُ مُهَاجِرَاتٍ فَامْتَحِنُوهُنَّ اَللّهُ اَعْلَمُ بِايمَانِهِنَّ فَاِنْ عَلِمْتُمُوهُنَّ مُؤْمِنَاتٍ فَلَا تَرْجِعُوهُنَّ اِلَى الْكُفَّارِ لَاهُنَّ حِلٌّ لَهُمْ وَلَا هُمْ يَحِلُّونَ لَهُنَّ وَاتُوهُمْ مَا اَنْفَقُوا وَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ اَنْ تَنْكِحُوهُنَّ اِذَا اتَيْتُمُوهُنَّ اُجُورَهُنَّ وَلَا تُمْسِكُوا بِعِصَمِ الْكَوَافِرِ وَاسَْلُوا مَا اَنْفَقْتُمْ وَلْيَسَْلُوا مَا اَنْفَقُوا ذلِكُمْ حُكْمُ اللّهِ يَحْكُمُ بَيْنَكُمْ وَاللّهُ عَليمٌ حَكيمٌ

(10) ya eyyuhellezine amenu iza caekümül mu’minatu muha ciratin femtehinuhünn allahu a’lemu biimanihinne fein alimtümu hünne mu’minatin fela terci’u hünne ilelküffar la hünne hillül lehüm ve la hüm yehillune lehün ve atühüm ma enfeku ve la cunaha aleyküm en tenkıhu hünne iza ateytümu hünne ucurahun ve la tümsiku bi ısamil kevafiri ves’elu ma enfaktüm velyeselu ma enfeku zaliküm hükmüllah yahkümü beyneküm vallahü alimun hakim
Ey iman edenler! size gelirlerse muhacir olarak mü’min kadınlardan onları imtihan edin Allah onların imanlarını pekala bilir onların mü’min olduklarını anlarsınız tekrar vermeyin onları kafirlere onlar kafirlere helal değildir kafirlerde onlara helal değildir onlara verin ve sarf ettikleri mehirleri günah yoktur o kadınları kendinize nikah etmenizde mehirlerini verdiğiniz takdirde siz nikahınız altında tutmayın kafir olan kadınları siz verdiğiniz mehirleri isteyin (onlarda) sarf ettikleri mehirleri istesinler işte Allah’ın hükmü (budur) aranızda o hüküm veriyor Allah bilen, hikmet sahibidir

1. yâ eyyuhâ : ey
2. ellezîne âmenû : îmân eden, Allah’a ulaşmayı dileyen kimseler
3. izâ : o zaman, olunca
4. câe-kum(u) : size geldi
5. el mu’minâtu : mü’min kadınlar
6. muhâcirâtin : göç eden kadınlar
7. fe imtehinû : o zaman imtihan edin
8. hunne : onlar (kadınlar)
9. allâhu : Allah
10. a’lemu : çok iyi bilir
11. bi îmânihinne : onların (kadınların) îmânlarını
12. fe : o zaman, artık, bundan sonra
13. in alimtim(û) : eğer bilirseniz
14. hunne : onlar (kadınlar)
15. mu’minâtin : mü’min kadınlar
16. fe : o zaman, artık, bundan sonra
17. lâ terciû : geri döndürmeyiniz
18. hunne : onlar (kadınlar)
19. ilâ el kuffâri : kâfirlere (kâfir erkeklere)
20. : değildir
21. hunne : onlar (kadınlar)
22. hillun : helâl
23. lehüm : onlar (erkekler), onlara (erkeklere)
24. ve lâ : ve değildir
25. hum : onlar (erkekler)
26. yahillûne : helâl
27. lehünne : onlar (kadınlar), onlara (kadınlara)
28. ve âtû-hum : ve onlara verin
29. : şey
30. enfekû : infâk ettiler, verdiler
31. ve lâ : ve yoktur
32. cunâha : günah
33. aleyküm : sizin üzerinize
34. en tenkihû hunne : onları (kadınları) nikâhlamanız
35. izâ : olduğu zaman, olduğu taktirde
36. âteytumûhunne : onlara (kadınlara) verdiniz
37. ucûrehunne : onların ücretlerini, mehirlerini
38. ve lâ tumsikû : ve tutmayın
39. bi isami : nikâh akdi ile
40. el kevâfiri : kâfirler (kâfir kadınlar)
41. ve is’elû : ve isteyin
42. : şeyler, neyi, ne
43. enfaktum : infâk ettiniz, verdiniz
44. ve li yes’elû : ve istesinler
45. : şeyler, neyi, ne
46. enfekû : infâk ettiler, verdiler
47. zâlikum : işte bu
48. hukmu allâhi : Allah’ın hükmü
49. yahkumu : Allah hükmeder
50. beyne-kum : sizin aranızda
51. ve allâhu : ve Allah
52. alîmun : en iyi bilen
53. hakîmun : hakîm, hüküm ve hikmet sahibi

١١

وَاِنْ فَاتَكُمْ شَىْءٌ مِنْ اَزْوَاجِكُمْ اِلَى الْكُفَّارِ فَعَاقَبْتُمْ فَاتُوا الَّذينَ ذَهَبَتْ اَزْوَاجُهُمْ مِثْلَ مَا اَنْفَقُوا وَاتَّقُوا اللّهَ الَّذى اَنْتُمْ بِه مُؤْمِنُونَ

(11) ve in fateküm şey’um min ezvaciküm ilelkuffari fe akabtüm featullezine zehebet ezvacühüm misle ma enfeku vettekullahellezi entüm bihi mu’minun
Eğer sizin zevcelerinizden biri kafirlere kaçarsa siz de (savaş) ganimeti almışsanız verin zevceleri gitmiş olanlara sarf ettikleri mehir kadar Allah’tan korkun kendisine iman ettiğiniz

1. ve in : ve şâyet, eğer
2. fâte-kum : elinizden çıkıp giderse
3. şey’un : bir şey
4. min ezvâci-kum : zevcelerinizden, zevcelerinizden dolayı, eşlerinizden dolayı
5. ilâ el kuffâri : kâfirlere
6. fe : o zaman, sonra
7. âkabtum : sıra size geldi
8. fe : o zaman, sonra
9. âtû : verin
10. ellezîne zehebet : giden kimselere, gidenlere
11. ezvâcu-hum : onların eşleri, eşleri
12. misle : misli kadar
13. mâ enfekû : şey verdiler
14. ve ittekû allâhe : ve Allah’a karşı takva sahibi olun
15. ellezî : ki o
16. entum : siz
17. bi-hî mu’minûne : ona, kendisine îmân edenlersiniz

Sayfa:550

١٢

يَا اَيُّهَا النَّبِىُّ اِذَا جَاءَكَ الْمُؤْمِنَاتُ يُبَايِعْنَكَ عَلى اَنْ لَا يُشْرِكْنَ بِاللّهِ شَيًْا وَلَا يَسْرِقْنَ وَلَا يَزْنينَ وَلَا يَقْتُلْنَ اَوْلَادَهُنَّ وَلَا يَاْتينَ بِبُهْتَانٍ يَفْتَرينَهُ بَيْنَ اَيْديهِنَّ وَاَرْجُلِهِنَّ وَلَا يَعْصينَكَ فى مَعْرُوفٍ فَبَايِعْهُنَّ وَاسْتَغْفِرْ لَهُنَّ اللّهَ اِنَّ اللّهَ غَفُورٌ رَحيمٌ

(12) ya eyyühennebiyyü iza caekel mu’minatu yubayi’neke ala el la yuşrikne billahi şey’ev vela yesrıkne vela yeznine vela yaktulne evladehünne vela ye’tiyne bibuhtaniy yefteriynehü beyne eydihinne ve erculihinne vela ya’sineke fi ma’rufin febai’hünne vestağfir lehünnallah innallahe ğafurur rahim
Ey nebi! gelirlerse mü’min kadınlar sana biat etmeye Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmamak hırsızlık yapmamak zina etmemek evlatlarını öldürmemek bir bühtan uydurup getirmemek elleri ile ayakları arasında sana isyan etmemek iyilik konusunda (şartı ile biat ederse) biatlarını kabul et onlar için Allah’tan mağfiret dile şüphesiz Allah bağışlayıcı, merhamet sahibidir

1. yâ eyyuhâ : ey
2. en nebiyyu : peygamber
3. izâ câe-ke : size geldiği zaman
4. el mu’minâtu : mü’min kadınlar
5. yubâyı’ne-ke : sana biat ederler
6. alâ : üzerine, …e
7. en lâ yuşrikne : (kadınların) ortak koşmaması
8. bi allâhi : Allah’a
9. şey’en : bir şey
10. ve lâ yesrıkne : ve (kadınların) hırsızlık yapmaması
11. ve lâ yeznîne : ve (kadınların) zinada bulunmaması
12. ve lâ yaktulne : ve (kadınları) öldürmemesi
13. evlâdehunne : (kadınların) evlâtları, çocukları
14. ve lâ ye’tîne : ve (kadınların) getirmemesi, yapmaması
15. bi buhtânin : bühtan ile, çirkin bir yalanla
16. yefterîne-hu : onu uydurur, iftira eder
17. beyne : arasında
18. eydîhinne : (kadınların) elleri
19. ve erculihinne : ve (kadınların) ayakları
20. ve lâ ya’sîne-ke : ve (kadınlar) sana asi olmasınlar
21. fî ma’rûfin : maruf bir iş konusunda
22. fe : o zaman, artık
23. bâyı’hunne : onlarla biatleş, (kadınların) biatlerini kabul et
24. ve istagfir : ve mağfiret dile
25. lehünne : onlar (kadınlar) için
26. allâhe : Allah
27. inne allâhe : muhakkak ki Allah
28. gafûrun : gafûr olan, mağfiret eden (günahları sevaba çeviren)
29. rahîmun : rahîm olan, Rahîm esması ile tecelli eden

١٣

يَا اَيُّهَا الَّذينَ امَنُوا لَا تَتَوَلَّوْاقَوْمًا غَضِبَ اللّهُ عَلَيْهِمْ قَدْ يَءِسُوا مِنَ الْاخِرَةِ كَمَا يَءِسَ الْكُفَّارُ مِنْ اَصْحَابِ الْقُبُورِ

(13) ya eyyühellezine amenu la tetevellev kavmen ğadiballahü aleyhim kad yeisu minel ahireti kema yeisel küffaru min ashabilkubur
Ey iman edenler! dost olmayın Allah’ın üzerlerine gazap ettiği bir kavimle onlar ahiretten ümitlerini (kesmişlerdir) (meyus olmaları) gibi yese düşmüşlerdir kabir ehli olan kafirler

1. yâ eyyuhâ : ey
2. ellezîne âmenû : îmân edenler, âmenû olanlar, ölmeden önce Allah’a ulaşmayı dileyenler
3. lâ tetevellev : dönmeyin
4. kavmen : kavim
5. gadıbe : gadaplandı
6. allâhu : Allah
7. aleyhim : onlara
8. kad : olmuştu
9. yeisû : ümidi kestiler
10. min el âhireti : ahiretten
11. kemâ : gibi
12. yeise : ümidi kesti
13. el kuffâru : kâfirler
14. min ashâbi el kubûri : kabir halkından, kabirdekilerden

61-SAFF

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ

١

سَبَّحَ لِلّهِ مَا فِى السَّموَاتِ وَمَا فِى الْاَرْضِ وَهُوَ الْعَزيزُ الْحَكيمُ

(1) sebbeha lillahi ma fissemavati ve ma fil ard ve hüvel azizül hakim
Allah’ı tesbih etmektedir göklerde ve yerde ne varsa O, Güçlü, Hikmet sahibidir

1. sebbeha : tespih etti
2. li allâhi : Allah’ı
3. : şey, ne varsa, var olanlar
4. fî es semâvâti : semalarda, göklerde
5. ve mâ : ve şey, ne varsa, var olanlar
6. fî el ardı : arzda, yeryüzünde, yerde
7. ve huve : ve o
8. el azîzu : azîz
9. el hakîmu : hüküm ve hikmet sahibi

٢

يَا اَيُّهَا الَّذينَ امَنُوا لِمَ تَقُولُونَ مَا لَا تَفْعَلُونَ

(2) ya eyyühellezine amenu lime tekulune ma la tef’alun
Ey iman edenler! niçin söylersiniz yapmadığınız şeyi

1. yâ eyyuhâ : ey
2. ellezîne âmenû : âmenû olanlar (ölmeden önce ruhunu Allah’a ulaştırmayı dileyenler)
3. lime : niçin
4. tekûlûne : siz söylüyorsunuz
5. mâ lâ tef’alûne : yapmayacağınız, yapamayacağınız şey

٣

كَبُرَ مَقْتًا عِنْدَ اللّهِ اَنْ تَقُولُوا مَا لَا تَفْعَلُونَ

(3) kebüra makten indallahi en tekulu ma la tef’alun
Gazap yönünden çok büyüktür Allah’ın yanında yapamayacağınız şeyi söylemeyiniz

1. kebure : büyük oldu
2. makten : büyük suç, kızdırıcı husus
3. inde allâhi : Allah’ın indinde, katında
4. en tekûlû : söylemeniz
5. : şey
6. lâ tef’alûne : yapmıyorsunuz, yapmazsınız

٤

اِنَّ اللّهَ يُحِبُّ الَّذينَ يُقَاتِلُونَ فى سَبيلِه صَفًّا كَاَنَّهُمْ بُنْيَانٌ مَرْصُوصٌ

(4) innellahe yuhibbül lezine yukatilune fi sebilihi saffan keennehüm bünyanüm mersus
Muhakkak Allah sever kendi yolunda çarpışanları kenetlenmiş bir bina gibi saf olarak

1. inne : muhakkak
2. allâhe : Allah
3. yuhibbu : sever
4. ellezîne : onlar
5. yukâtilûne : savaşırlar
6. fî sebîli-hî : onun yolunda, kendi yolunda
7. saffen : saflar halinde, saf bağlayarak
8. keenne-hum : onlar sanki ….. gibi
9. bunyânun : binalar
10. mersûsun : birleştirilmiş, birleştirilerek kuvvetlendirilmiş

٥

وَاِذْ قَالَ مُوسى لِقَوْمِه يَا قَوْمِ لِمَ تُؤْذُونَنى وَقَدْ تَعْلَمُونَ اَنّى رَسُولُ اللّهِ اِلَيْكُمْ فَلَمَّا زَاغُوا اَزَاغَ اللّهُ قُلُوبَهُمْ وَاللّهُ لَا يَهْدِى الْقَوْمَ الْفَاسِقينَ

(5) ve iz kale musa likavmihi ya kavmi lima tu’zuneni ve kad ta’lemune enni resulullahi ileyküm felemma zağu ezağallahü kulubehüm vallahü la yehdil kavmel fasikın
O zaman musa kavmine dedi ki ey kavmim! bana niçin eziyet ediyorsunuz? pekala biliyorsunuz ki ben size “Allah’ın resulüyüm” (demiştim) vaktaki maksattan saptılar, Allah da saptırdı onların kalplerini Allah hidayet vermez fasık bir kavme

1. ve iz : ve olmuştu
2. kâle : dedi
3. mûsâ : Musa
4. li kavmi-hî : kavmine
5. : ey
6. kavmi : kavmim
7. lime : niçin
8. tu’zûne-nî : siz bana eziyet ediyorsunuz
9. ve kad : ve olmuştu
10. ta’lemûne : biliyorsunuz
11. en-nî : muhakkak ki ben
12. resûlu allâhi : Allah’ın Resûl’ü
13. ileykum : size, sizin için
14. fe : artık
15. lemmâ : olunca
16. zâgû : döndüler
17. ezâga : döndürdü, çevirdi
18. allâhu : Allah
19. kulûbe-hum : onların kalpleri
20. ve allâhu : ve Allah
21. lâ yehdî : hidayete erdirmez
22. el kavme : kavim
23. el fâsikîne : fasıklar, fıska düşenler, Allah yolundan sapanlar

Sayfa:551

٦

وَاِذْ قَالَ عيسَىابْنُ مَرْيَمَ يَا بَنى اِسْرَاءلَ اِنّى رَسُولُ اللّهِ اِلَيْكُمْ مُصَدِّقًا لِمَا بَيْنَ يَدَىَّ مِنَ التَّوْريةِ وَمُبَشِّرًا بِرَسُولٍ يَاْتى مِنْ بَعْدِى اسْمُهُ اَحْمَدُ فَلَمَّا جَاءَهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ قَالُوا هذَا سِحْرٌ مُبينٌ

(6) ve iz kale iysebnu meryeme ya beni israiyle inni resulullahi ileyküm musaddikal lima beyne yedeyye minettevrati ve mübeşşirem biresuliy ye’ti min ba’dismühü ahmed felemma caehüm bil beyyinati kalu haza sihrum mübin
O zaman Meryem oğlu İsa dedi ey israil oğulları ben size Allah’ın resulüyüm benden önceki tevrat’ı tasdik edici müjdeleyicisiyim benden sonra gelecek ahmet isimli bir resulün sonra onlara gelince mucizeler “bu açık bir sihirdir” dediler

1. ve iz : ve olmuştu
2. kâle : dedi
3. îsâ ibnu meryeme : Meryemoğlu İsa
4. : ey
5. benî isrâîle : İsrailoğulları
6. in-nî : muhakkak ki ben
7. resûlu allâhi : Allah’ın Resûl’ü
8. ileykum : size, sizin için
9. musaddikan : tasdik eden
10. li mâ : şeyi
11. beyne yedeyye : ellerim arasında, elimde olan, elimdeki
12. min et tevrâti : Tevrat’tan, Tevrat’ta olan
13. ve mubeşşiran bi : ve …. ile müjdeleyen
14. resûlin : resûl
15. ye’tî : gelecek
16. min ba’dî : benden sonra
17. ismu-hû : onun ismi
18. ahmedu : Ahmed
19. fe lemmâ : fakat olduğu zaman
20. câe-hum bi : onlara getirdi
21. el beyyinâti : beyyineler, deliller, mucizeler, ispat vasıtaları
22. kâlû : dediler
23. hâzâ : bu
24. sihrun : bir sihirdir
25. mubînun : apaçık

٧

وَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرى عَلَى اللّهِ الْكَذِبَ وَهُوَ يُدْعى اِلَى الْاِسْلَامِوَاللّهُ لَايَهْدِى الْقَوْمَ الظَّالِمينَ

(7) ve men azlemü mimmeniftera alallahil kezibe ve hüve yud’a ilel islam vallahü la yehdil kavmezzalimin
Daha zalim kim (olabilir?) Allah’a karşı yalan uyduran kimseden o islam’a davet olunduğu (halde) Allah hidayet vermez zalim bir kavme

1. ve men : ve kim
2. azlemu : daha zalim
3. mimmen (min men) : kişiden, kimseden
4. ifterâ : uydurdu
5. alâ allâhi : Allah’a karşı
6. el kezibe : yalan
7. ve huve : ve o
8. yud’â : davet edilir
9. ilâ el islâmi : İslâm’a, teslime
10. ve allâhu : ve Allah
11. lâ yehdî : hidayete erdirmez
12. el kavme : kavim
13. ez zâlimîne : zalimler

٨

يُريدُونَ لِيُطْفِؤُا نُورَاللّهِ بِاَفْوَاهِهِمْ وَاللّهُ مُتِمُّ نُورِه وَلَوْ كَرِهَ الْكَافِرُونَ

(8) yüridune liyu’tfiu nurallahi biefvahihim vallahü mütimmü nurihi velev kerihel kafirun
Söndürmek istiyorlar Allah’ın nurunu ağızları ile Allah ise nurunu tamamlayacaktır kafirler hoşlanmasalar da

1. yurîdûne : istiyorlar, isterler
2. li yutfiû : söndürmeyi
3. nûra allâhi : Allah’ın nuru
4. bi : ile
5. efvâhi-him : onların ağızları, ağızları
6. ve allâhu : ve Allah
7. mutimmu : tamamlayan, tamamlayacak olan
8. nûri- hî : onun nuru, nurunu
9. ve lev : ve bile, olsa bile
10. kerihe : kerih gördü, hoşlanmadı
11. el kâfirûne : kâfirler

٩

هُوَ الَّذى اَرْسَلَ رَسُولَهُ بِالْهُدى وَدينِ الْحَقِّ لِيُظْهِرَهُ عَلَى الدّينِ كُلِّه وَلَوْ كَرِهَ الْمُشْرِكُونَ

(9) hüvellezi ersele resulehü bilhüda ve dinil hakkı liyüzhirehü aleddini küllihi velev kerihel müşrikün
O ki gönderen resulünü hidayet üzere hak dinini çıkarmak için her dinin üstüne isterse müşrikler hoşlamasınlar

1. huve ellezî : o ….. dır
2. ersele : gönderdi
3. resûle-hu : onun resûlü, resûlü
4. bi el hudâ : hidayet ile
5. ve dîni el hakkı : ve Hakk’ın dîni, ezelî ve ebedî olan Allah’ın dîni
6. li yuzhire-hu : onu zahir (güçlü, kuvvetli ve üstün) kılmak için
7. ala ed dîni külli-hî : dînlerin hepsinin üzerine
8. ve lev : ve bile, olsa bile
9. kerihe : kerih gördü, hoşlanmadı
10. el muşrikûne : müşrikler, şirk koşanlar, ortak koşanlar

١٠

يَا اَيُّهَا الَّذينَ امَنُوا هَلْ اَدُلُّكُمْ عَلى تِجَارَةٍ تُنْجيكُمْ مِنْ عَذَابٍ اَليمٍ

(10) ya eyyuhellezine amenu hel edüllüküm ala ticaretin tünciküm min azabin elim
Ey iman edenler! bir kazanç yoluna delil olayım mı? sizi acıklı bir azaptan kurtaracak

1. yâ eyyuhâ : ey
2. ellezîne âmenû : âmenû olanlar, Allah’a inananlar
3. hel edullu-kum : size delil (rehber) olayım mı, size yol göstereyim mi
4. alâ ticâretin : ticarete (ticaret için)
5. tuncî-kum : sizi kurtaracak
6. min azâbin : azaptan
7. elîmin : elîm, acı

١١

تُؤْمِنُونَ بِاللّهِ وَرَسُولِه وَتُجَاهِدُونَ فى سَبيلِ اللّهِ بِاَمْوَالِكُمْ وَاَنْفُسِكُمْ ذلِكُمْ خَيْرٌ لَكُمْاِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ

(11) tu’minune billahi ve resulihi ve tücahidune fi sebilillahi biemvaliküm ve enfüsiküm zaliküm hayrul leküm in küntüm ta’lemun
İman ederseniz Allah’a ve resulüne cihat ederseniz Allah yolunda mallarınızla, canlarınızla bu sizin için daha hayırlıdır eğer siz bunu bilirseniz

1. tu’minûne : îmân edin
2. bi allâhi : Allah’a
3. ve resûli-hî : ve onun resûlü
4. ve tucâhidûne : ve cihad edersiniz
5. fî sebîli allâhi : Allah’ın yolunda
6. bi : ile
7. emvâli-kum : sizin mallarınız
8. ve enfusi-kum : ve nefsleriniz, canlarınız
9. zâlikum : işte bu
10. hayrun : hayır, hayırlı, daha hayırlı
11. leküm : sizin için
12. in : eğer, keşke
13. küntüm : siz oldunuz
14. ta’lemûne : biliyorsunuz

١٢

يَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَيُدْخِلْكُمْ جَنَّاتٍ تَجْرى مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ وَمَسَاكِنَ طَيِّبَةً فى جَنَّاتِ عَدْنٍ ذلِكَ الْفَوْزُ الْعَظيمُ

(12) yağfir leküm zunubeküm ve yudhilküm cennatin tecri min tahtihel enharu ve mesakine tayyibeten fi cennati adn zalikel fevzul azim
Sizin günahınızı bağışlar sizi cennetlere koyar altlarından nehirler akan hoş güzel meskenlerdir adn cennetlerindeki işte en büyük saadet

1. yagfir : mağfiret eder
2. leküm : sizin için, sizi
3. zunûbe-kum : sizin günahlarınızı
4. ve yudhıl-kum : ve dahil eder, koyar
5. cennâtin : cennetler
6. tecrî : akar
7. min tahti-hâ : onun altından
8. el enhâru : nehirler
9. ve mesâkine : ve meskenler, konutlar
10. tayyibeten : hoş, temiz, güzel
11. fî cennâti adnin : adn cennetlerinde
12. zâlike : işte bu
13. el fevzu : fevz, kurtuluştur
14. el azîmu : büyük

١٣

وَاُخْرى تُحِبُّونَهَا نَصْرٌ مِنَ اللّهِ وَفَتْحٌ قَريبٌ وَبَشِّرِالْمُؤْمِنينَ

(13) ve uhra tuhibbüneha nasrum minallahi ve fethün karib ve beşşiril mu’minin
Başka (bir kazancı var) onu seveceksiniz Allah’tan bir zafer yakın bir fetih vardır mü’minleri müjdele

1. ve uhrâ : ve diğer, başka
2. tuhıbbûne-hâ : onu seversiniz
3. nasrun : yardım
4. min allâhi : Allah’tan
5. ve fethun : ve fetih
6. karîbun : yakın
7. ve beşşiri : ve müjdele
8. el mû’minîne : mü’minler

١٤

يَا اَيُّهَا الَّذينَ امَنُوا كُونُوا اَنْصَارَ اللّهِ كَمَا قَالَ عيسَى ابْنُ مَرْيَمَ لِلْحَوَارِيّنَ مَنْ اَنْصَارى اِلَى اللّهِ قَالَ الْحَوَارِيُّونَ نَحْنُ اَنْصَارُ اللّهِ فَامَنَتْ طَاءِفَةٌ مِنْ بَنى اِسْرَاءلَ وَكَفَرَتْ طَاءِفَةٌ فَاَيَّدْنَا الَّذينَ امَنُوا عَلى عَدُوِّهِمْ فَاَصْبَحُوا ظَاهِرينَ

(14) ya eyyuhellezine amenu kunü ensarallahi kema kale iysebnu meryeme lilhavariyyine men ensari ilellah kalel havariyyüne nahüu ensarullahi feamenet taifetüm mim beni israile ve keferet taifet feeyyednellezine amenü ala adüvvihim feasbehü zahirin
Ey iman edenler! Allah’ın yardımcıları olun dediği gibi meryem oğlu isa’nın havarilerine Allah için kim bana yardımcı olacak? (demişti) havariler de dedi Allah’ın yardımcıları biziz bir taife (isa’ya) iman etmişti israil oğullarından bir taife de inkar etti biz de iman edenleri teyit ettik düşmanlarına karşı böylece onlara üstün geldiler

1. yâ eyyuhâ : ey
2. ellezîne âmenû : âmenû olanlar, Allah’a ulaşmayı dileyenler
3. kûnû : olunuz
4. ensâra allâhi : Allah’ın yardımcıları
5. kemâ : gibi
6. kâle : dedi
7. îsâ ibnu meryeme : Meryemoğlu İsa
8. li el havâriyyîne : havarilere
9. men : kim
10. ensârî : benim yardımcılarım
11. ilâ allâhi : Allah’a
12. kâle : dedi
13. el havâriyyûne : havariler
14. nahnu : biz
15. ensâru allâhi : Allah’ın yardımcıları
16. fe : böylece, o zaman, bunun üzerine
17. âmenet : îmân etti
18. tâifetun : bir grup
19. min benî isrâîle : İsrailoğulları’ndan
20. ve keferet : ve inkâr etti
21. tâifetun : bir grup
22. fe : böylece, o zaman, bunun üzerine
23. eyyednâ : destekledik
24. ellezîne âmenû : âmenû olanlar, Allah’a ulaşmayı dileyenler
25. alâ : karşı
26. aduvvi-him : onların düşmanları
27. fe : böylece, o zaman, bunun üzerine
28. asbehû : oldular
29. zâhirîne : gâlip gelenler, üstün olanlar

62-CUMA

Sayfa:552

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ

١

يُسَبِّحُ لِلّهِ مَا فِى السَّموَاتِ وَمَا فِى الْاَرْضِ الْمَلِكِ الْقُدُّوسِ الْعَزيزِ الْحَكيمِ

(1) yesebbihu lillahi ma fissemavati ve ma fil ardıl elmelikil kuddusil azizil hakim
Hepsi Allah’ı tespih eder göklerde ne var yerde ne varsa mülkün sahibi noksansız olan güçlü, hikmet sahibidir

1. yusebbihu : tespih eder, ediyor
2. li allâhi : Allah için, Allah’ı
3. : şey, ne varsa, olanlar
4. fî es semâvâti : göklerde
5. ve mâ : ve şey, ne varsa, olanlar
6. fî el ardı : yeryüzünde
7. el meliki : malik, mülkün sahibi, söz sahibi
8. el kuddûsi : bütün noksan sıfatlardan uzak, münezzeh, mukaddes
9. el azîzi : azîz, üstün
10. el hakîmi : hakîmdir, hüküm ve hikmet sahibidir

٢

هُوَ الَّذى بَعَثَ فِى الْاُمِّيّنَ رَسُولًا مِنْهُمْ يَتْلُوا عَلَيْهِمْ ايَاتِه وَيُزَكّيهِمْ وَيُعَلِّمُهُمُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَاِنْ كَانُوا مِنْ قَبْلُ لَفى ضَلَالٍ مُبينٍ

(2) hüvellezi bease fil ümmiyyine resulem minhüm yetlu aleyhim ayatihi ve yuzekkihim ve yu’allimühümül kitabe vel hıkmete ve in kanu min kablu lefi dalalim mübin
O ki gönderdi sizin içinizden ümmi bir resul onlara (Allah’ın) o’nun ayetlerini okuyor onları temizliyor onlara öğretiyor kitabı ve hikmeti bundan önce açık bir sapıklık içinde idiler

1. huve ellezî : o ki
2. bease : beas etti, hayata getirdi, görevlendirdi
3. fî el ummiyyîne : ümmîlerin, okuma yazma bilmeyenlerin arasında
4. resûlen : resûl
5. min-hum : onlardan, kendilerinden
6. yetlû : tilâvet eder, okuyup açıklar
7. aleyhim : onlara
8. âyâti-hî : onun âyetleri
9. ve yuzekkî-him : ve onları tezkiye eder, nefslerini tezkiye eder, temizler
10. ve yuallimu-hum(u) : ve onlara öğretir
11. el kitâbe : kitap
12. ve el hikmete : ve hikmet
13. ve in kânû : ve eğer onlar ….. iseler, sadece ….. idiler
14. min kablu : önceden, daha önce
15. le : elbette, gerçekten
16. fî dalâlin : dalâlet içinde
17. mubînin : açık, apaçık

٣

وَاخَرينَ مِنْهُمْ لَمَّا يَلْحَقُوا بِهِمْوَهُوَ الْعَزيزُالْحَكيمُ

(3) ve aharine minhüm lemma yelhaku bihim ve hüvel azizul hakim
Onlardan sonrakiler de henüz ona yetişememişlerdir O, güçlü, hikmet sahibidir

1. ve âharîne : ve sonrakiler
2. min-hum : onlardan
3. lem mâ yelhakû : henüz ilhak olmadılar, dahil olmadılar, katılmadılar
4. bi-him : onlara
5. ve huve : ve o
6. el azîzu : azîz, üstün, güçlü
7. el hakîmu : hakîm, hüküm ve hikmet sahibi

٤

ذلِكَ فَضْلُ اللّهِ يُؤْتيهِ مَنْ يَشَاءُ وَاللّهُ ذُو الْفَضْلِ الْعَظيمِ

(4) zalike fadlullahi yu’tihi men yeşa vallahü zulfadlil azim
Bu Allah’ın lütfudur onu dilediğine verir Allah büyük fazlı ihsan sahibidir

1. zâlike : işte bu
2. fadlu : fazl, lütuf, kerem, fazl nuru
3. allâhi : Allah
4. yu’tî-hi : onu verir
5. men : kişi, kimse
6. yeşâu : diler
7. ve allâhu : ve Allah
8. : sahip
9. el fadli : fazl, lütuf, kerem, fazl nuru
10. el azîmi : büyük

٥

مَثَلُ الَّذينَ حُمِّلُوا التَّوْريةَ ثُمَّ لَمْ يَحْمِلُوهَا كَمَثَلِ الْحِمَارِ يَحْمِلُ اَسْفَارًا بِءْسَ مَثَلُ الْقَوْمِ الَّذينَ كَذَّبُوا بِايَاتِ اللّهِ وَاللّهُ لَايَهْدِى الْقَوْمَ الظَّالِمينَ

(5) meselüllezine hümmilut tevrate sümme lem yahmiluha kemeselil himari yahmilu esfara bi’se meselül kavmil lezine kezzebü bi ayatillah vallahü la yehdil kavmezzalimin
Kendilerine yüklenenlerin misali tevrat’ın emaneti(ni) sonra da onu taşıyamayanın (hali) merkebin haline benzer ciltler dolusu kitap taşıyan kavmin hali ne çirkindir Allah’ın ayetlerini yalanlayan kavmin Allah hidayet vermez zalim kavme

1. meselu : mesele, örnek, durum, hal
2. ellezîne : o kimseler, onlar
3. hummilû : yüklendi (yüklenildi)
4. et tevrâte : Tevrat
5. summe : sonra
6. lem yahmilû-hâ : onu yüklenmez, onu taşımaz
7. ke : gibi
8. meseli : mesele, örnek, durum, hal
9. el himâri : merkep
10. yahmilu : taşır
11. esfâran : ciltlerle kitap
12. bi’se : ne kötü
13. meselu : mesele, örnek, durum, hal
14. el kavmi : kavim
15. ellezîne : onlar
16. kezzebû : yalanladılar
17. bi âyâti allâhi : Allah’ın âyetlerini
18. ve allâhu : ve Allah
19. lâ yehdî : hidayete erdirmez
20. el kavme : kavmi
21. ez zâlimîne : zalimler

٦

قُلْ يَا اَيُّهَا الَّذينَ هَادُوااِنْ زَعَمْتُمْ اَنَّكُمْ اَوْلِيَاءُ لِلّهِ مِنْ دُونِ النَّاسِ فَتَمَنَّوُا الْمَوْتَاِنْ كُنْتُمْ صَادِقينَ

(6) kul ya eyyuhellezine hadu in zeamtüm enneküm evliyaü lillahi min duninnasi fetemennevülmevte in küntüm sadikın
De ki: ey yahudiler! eğer sanıyorsanız siz kendinizi Allah’ın dostları başka insanlardan ayrı olarak haydi ölümü isteyin eğer doğru söylüyorsanız

1. kul : de, söyle
2. yâ eyyuhâ : ey
3. ellezîne hâdû : yahudi olanlar, yahudiler
4. in : eğer, şâyet
5. zeamtum : siz zannettiniz
6. enne-kum : sizin olduğunuzu
7. evliyâu : evliyalar, dostlar
8. li allâhi : Allah’ın
9. min dûni : başka, ayrı olarak
10. en nâsi : insanlar
11. fe : öyleyse, o halde
12. temennevû : temenni edin
13. el mevte : ölüm
14. in : eğer, şâyet
15. küntüm : siz iseniz
16. sâdikîne : sadıklar, doğru söyleyen kimseler

٧

وَلَا يَتَمَنَّوْنَهُ اَبَدًا بِمَا قَدَّمَتْ اَيْديهِمْ وَاللّهُ عَليمٌ بِالظَّالِمينَ

(7) ve la yetemennevnehü ebedem bima kaddemet eydiyhim vallahü aliymum bizzalimin
Ölümü ebedi olarak temenni edemezler hayır! onlar kendi elleri ile yaptıkları yüzünden Allah zalimleri bilendir

1. ve lâ yetemennevne-hû : ve onu temenni edemezler
2. ebeden : ebediyyen, hiçbir zaman
3. bi mâ : dolayısıyla, sebebiyle
4. kaddemet : takdim ettiler
5. eydî-him : onların elleri
6. ve allâhu : ve Allah
7. alîmun : en iyi bilen
8. bi ez zâlimîne : zalimleri

٨

قُلْ اِنَّ الْمَوْتَ الَّذى تَفِرُّونَ مِنْهُ فَاِنَّهُ مُلَاقيكُمْ ثُمَّ تُرَدُّونَ اِلى عَالِمِ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ فَيُنَبِّءُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ

(8) kul innelmevtellezi tefirrune minhü feinnehü mülakıküm sümme türaddune ila alimil ğaybi veşşehadeti fe yunebiiü küm bima küntüm ta’melun
De ki: kaçmış olduğunuz ölüm mutlaka sizin başınıza gelecektir sonra döndürüleceksiniz gizliyi ve açığı bilen (Allah’a) o, size haber verecektir ne yapmış olduğunuzu

1. kul : de, söyle
2. inne : muhakkak
3. el mevte : ölüm
4. ellezî : o ki, ki o
5. tefirrûne : siz kaçıyorsunuz
6. min-hu : ondan
7. fe : o zaman, işte o
8. inne-hu : muhakkak ki o, o mutlaka
9. mulâkî-kum : sizinle mülâki olacak olan (siz karşılaşacaksınız)
10. summe : sonra
11. tureddûne : döndürüleceksiniz
12. ilâ âlimi : en iyi bilene
13. el gaybi : gayb, görünmeyen
14. ve eş şehâdeti : ve müşahede edilebilen, görülen
15. fe : o zaman, işte o
16. yunebbiu-kum : size haber verecek
17. bi mâ : şeyi
18. küntüm : siz oldunuz
19. ta’melûne : yapıyorsunuz

Sayfa553

٩

يَا اَيُّهَا الَّذينَ امَنُوا اِذَا نُودِىَ لِلصَّلوةِ مِنْ يَوْمِ الْجُمُعَةِ فَاسْعَوْا اِلى ذِكْرِ اللّهِ وَذَرُوا الْبَيْعَ ذلِكُمْ خَيْرٌ لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ

(9) ya eyyuhellezine amenu iza nudiye lissalati miy yevmil cumuati fes’av ila zikrillahi ve zerulbey’a zaliküm hayrül leküm in küntüm ta’lemun
Ey iman edenler çağrıldığınız zaman cuma günü namaz için hemen koşun Allah’ın zikrine alış verişi bırakın bu sizin için daha hayırlıdır eğer bilirseniz

1. yâ eyyuhâ : ey
2. ellezîne âmenû : âmenû olanlar, Allah’a ulaşmayı dileyenler, îmân edenler
3. izâ nûdiye : nida edildiği zaman, seslenildiği, çağrıldığı zaman
4. li es salâti : namaza, namaz için
5. min yevmi : (günlerden) ….. günü
6. el cumuati : cuma
7. fes’av (fe is’av) : o zaman, hemen koşun
8. ilâ zikri allâhi : Allah’ı zikretmeye, Allah’ın zikrine
9. ve zerû : ve bırakın
10. el bey’a : alışveriş
11. zâlikum : işte bu
12. hayrun : daha hayırlı
13. leküm : sizin için
14. in : eğer, keşke
15. küntüm : siz oldunuz
16. ta’lemûne : biliyorsunuz, bilirsiniz

١٠

فَاِذَا قُضِيَتِ الصَّلوةُ فَانْتَشِرُوا فِى الْاَرْضِ وَابْتَغُوا مِنْ فَضْلِ اللّهِ وَاذْكُرُوا اللّهَ كَثيرًا لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ

(10) fe iza kudiyetissalatu fenteşiru fil ardı vebteğu min fadlillahi vezkürullahe kesiyrel lealleküm tüflihun
Namazı eda edince yeryüzüne dağılın Allah’ın fazlından rızık arayın Allah’ı çok zikir edin ki felah bulasınız

1. fe izâ : artık olduğu zaman
2. kudiyeti : kada edildi, kaza edildi, yerine getirdi, bitirdi
3. es salâtu : namaz
4. fe inteşirû : o zaman dağılın
5. fî el ardı : yeryüzünde
6. ve ibtegû : ve arayın, isteyin
7. min fadli allâhi : Allah’ın fazlından
8. ve uzkurû : ve zikredin
9. allâhe : Allah
10. kesîran : çok
11. lealle-kum : umulur ki böylece siz
12. tuflihûne : felâha, kurtuluşa erersiniz

١١

وَاِذَا رَاَوْا تِجَارَةً اَوْ لَهْوًا انْفَضُّوا اِلَيْهَا وَتَرَكُوكَ قَاءِمًا قُلْ مَا عِنْدَ اللّهِ خَيْرٌ مِنَ اللَّهْوِ وَمِنَ التِّجَارَةِ وَاللّهُ خَيْرُالرَّازِقينَ

(11) ve iza raev ticareten ev lehven in faddu ileyha ve terekuke kaima kul ma indallahi hayrum minellehvi ve minetticareh vallahü hayrurrazikın
Gördükleri zaman bir ticaret veya eğlence ona doğru akın ettiler ve seni (hutbede) ayakta bıraktılar de ki: Allah’ın yanındaki, daha hayırlıdır eğlenceden de ticaretten de Allah rızık verenlerin en hayırlısıdır

1. ve izâ : ve olduğu zaman
2. raev : gördüler
3. ticâreten : bir ticaret
4. ev : veya
5. lehven : eğlence
6. infaddû : dağıldılar, dağılıp gittiler
7. ileyhâ : ona
8. ve terekû-ke : ve seni terkettiler, bıraktılar
9. kâimen : ayakta
10. kul : de, söyle
11. : şey
12. inde allâhi : Allah’ın indinde, katında
13. hayrun : daha hayırlı, en hayırlı
14. min el lehvi : eğlenceden
15. ve min et ticâreti : ve ticaretten
16. ve allâhu : ve Allah
17. hayru : daha hayırlı, en hayırlı
18. er râzıkîne : rızık verenler

63-MÜNAFİGUN

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ

١

اِذَا جَاءَكَ الْمُنَافِقُونَ قَالُوا نَشْهَدُ اِنَّكَ لَرَسُولُ اللّهِ وَاللّهُ يَعْلَمُ اِنَّكَ لَرَسُولُهُ وَاللّهُ يَشْهَدُ اِنَّ الْمُنَافِقينَ لَكَاذِبُونَ

(1) iza caekel munafikune kalu neşhedu inneke leresulullahi vallahü ya’lemu inneke leresulüh vallahü yeşhedü innel munafikıne lekazibun
Münafıklar sana geldiği zaman şahadet ederiz ki dediler gerçekten sen Allah’ın resulüsün Allah da biliyor ki sen hakikaten Allah’ın resulüsün Allah şahit ki gerçekten münafıklar yalancılardır

1. izâ : olduğu zaman
2. câe-ke : sana geldi
3. el munâfikûne : münafıklar, nifak çıkaranlar
4. kâlû : dediler
5. neşhedu : biz şahadet ederiz
6. inne-ke : muhakkak ki sen
7. le resûlu allâhi : elbette Allah’ın elçisi, resûlü
8. ve allâhu : ve Allah
9. ya’lemu : bilir
10. inne-ke : muhakkak ki sen
11. le resûlu-hu : elbette onun elçisi, kendisinin resûlü
12. ve allâhu : ve Allah
13. yeşhedu : şahitlik eder
14. inne : muhakkak
15. el munâfikîne : münafıklar, nifak çıkaranlar
16. le kâzibûne : yalan söyleyenler, yalancılar

٢

اِتَّخَذُوا اَيْمَانَهُمْ جُنَّةً فَصَدُّوا عَنْ سَبيلِ اللّهِ اِنَّهُمْ سَاءَ مَاكَانُوا يَعْمَلُونَ

(2) ittehazu eymanehüm cünneten fesaddu ansebilillah innehüm sae ma kanu ya’melun
Yeminlerini kalkan yaptılar Allah’ın yolundan saptılar gerçekten onlar ne kötü iş yapıyorlar

1. ittehazû : edindiler
2. eymâne-hum : kendi yeminleri
3. cunneten : kalkan, siper
4. fe saddû : böylece saptılar
5. an sebîli allâhi : Allah’ın yolundan
6. inne-hum : muhakkak ki onlar
7. sâe : kötü
8. : şey
9. kânû : idiler, oldular
10. ya’melûne : yapıyorlar

٣

ذلِكَ بِاَنَّهُمْ امَنُوا ثُمَّ كَفَرُوا فَطُبِعَ عَلى قُلُوبِهِمْ فَهُمْ لَايَفْقَهُونَ

(3) zalike biennehüm amenu sümme keferu fetubi’a ala kulubihim fehüm la yefkahun
Bu şundandır, çünkü onlar iman ettiler sonra kafir oldular bu yüzden mühürlendi kalpleri artık onlar anlamazlar

1. zâlike : işte bu
2. bi enne-hum : onların ….. olmaları sebebiyle
3. âmenû : âmenû olmaları, îmân etmeleri
4. summe : sonra
5. keferû : küfre düştüler (düşmeleri)
6. fe tubia : bu sebeple tabedildi, mühürlendi
7. alâ : üzeri
8. kulûbi-him : onların kalpleri
9. fe : artık
10. hum : onlar
11. lâ yefkahûne : fıkıh edemezler, idrak edemezler

٤

وَاِذَا رَاَيْتَهُمْ تُعْجِبُكَ اَجْسَامُهُمْ وَاِنْ يَقُولُوا تَسْمَعْ لِقَوْلِهِمْ كَاَنَّهُمْ خُشُبٌ مُسَنَّدَةٌ يَحْسَبُونَ كُلَّ صَيْحَةٍ عَلَيْهِمْ هُمُ الْعَدُوُّ فَاحْذَرْهُمْ قَاتَلَهُمُ اللّهُ اَنّى يُؤْفَكُونَ

(4) ve iza reeytehüm tu’cibuke ecsamühüm ve iy yekulu tesma’ likavlihim keennehüm huşübüm müsennedeh yahsebune külle sayhatin aleyhim hümül adüvvü fahzerhüm katelehümüllahü enna yu’fekun
Onları gördüğün zaman kalıpları hoşuna gider eğer konuşurlarsa sözlerini dinlersin sanki onlar dayanmış keresteler gibidir sanırlar her gürültüyü kendi aleyhlerine bunlar düşmandırlar onlardan korunuver Allah onları kahretsin nasıl da dönüyorlar?

1. ve izâ : ve o zaman
2. raeyte-hum : onları gördün
3. tu’cibu-ke : seni hayran bırakır, senin hoşuna gider, beğenirsin
4. ecsâmu-hum : onların cisimleri, bedenleri, vücut yapıları
5. ve in : ve eğer, ise
6. yekûlû : söylerler, konuşurlar
7. tesma’ : dinlersin
8. li kavli-him : onların sözlerini
9. keenne-hum : sanki onlar gibi
10. huşubun : kütükler
11. musennedetun : bir tarafa dayalı, yaslanmış
12. yahsebûne : zannederler
13. kulle : her zaman, her seferinde
14. sayhatin : sayha, yüksek ses, gürültü
15. aleyhim : onlara, üzerlerine, aleyhlerine
16. hum(u) : onlar
17. el aduvvu : düşman
18. fe ahzer-hum : artık onlardan sakının
19. kâtele-hum(u) : onları öldürsün, helâk etsin, kahretsin
20. allâhu : Allah
21. ennâ : nasıl
22. yû’fekûne : çevriliyorlar, döndürülüyorlar

Sayfa:554

٥

وَاِذَا قيلَ لَهُمْ تَعَالَوْا يَسْتَغْفِرْلَكُمْ رَسُولُ اللّهِلَوَّوْا رُؤُسَهُمْ وَرَاَيْتَهُمْ يَصُدُّونَ وَهُمْ مُسْتَكْبِرُونَ

(5) ve iza kıle lehüm tealev yestağfir leküm resulullahi levvev ruusehüm ve reeytehüm yesuddune ve hüm müstekbirun
Onlara denildiği zaman gelin mağfiret dilesin Allah’ın resulü sizin için başlarını çevirdiklerini görürsün onlar büyüklenerek vazgeçerler

1. ve izâ : ve olduğu zaman
2. kîle : denildi
3. lehüm : onlara
4. teâlev : geliniz
5. yestagfir : mağfiret dilesin
6. leküm : sizin için
7. resûlu allâhi : Allah’ın resûlü
8. levvev : alay ederek iki yana salladılar
9. ruûse-hum : onların başları, başlarını
10. ve raeyte-hum : ve sen onları gördün
11. yasuddûne : vazgeçiyorlar, yüz çeviriyorlar, kaçınıyorlar
12. ve hum : ve onlar
13. mustekbirûne : kibirlenenler, büyüklük taslayanlar

٦

سَوَاءٌ عَلَيْهِمْ اَسْتَغْفَرْتَ لَهُمْ اَمْ لَمْ تَسْتَغْفِرْ لَهُمْ لَنْ يَغْفِرَ اللّهُ لَهُمْ اِنَّ اللّهَ لَايَهْدِى الْقَوْمَ الْفَاسِقينَ

(6) sevaun aleyhim estağferte lehüm em lem testağfir lehüm ley yağfirallahü lehüm innallahe la yehdil kavmel fasikın
Onlar için mağfiret dilesen de birdir onlar için mağfiret dilemesen de birdir Allah onları asla bağışlayıcı değildir çünkü Allah hidayete erdirmez fasık kavmi

1. sevâun : musavi, bir, eşit, aynı
2. aleyhim : onlara, onlar için
3. estagferte : sen mağfiret diledin
4. lehüm : onlar için
5. em : veya (olsa da olmasa da)
6. lem testagfir : sen dilemedin
7. lehüm : onlar için
8. len : asla olmaz
9. yagfire allâhu : Allah mağfiret eder, bağışlar
10. lehüm : onlara, onları
11. inne allâhe : muhakkak ki Allah
12. lâ yehdî : hidayete erdirmez
13. el kavme : kavim
14. el fâsikîne : fasıklar

٧

هُمُ الَّذينَ يَقُولُونَ لَاتُنْفِقُوا عَلى مَنْ عِنْدَ رَسُولِ اللّهِ حَتّى يَنْفَضُّوا وَلِلّهِ خَزَاءِنُ السَّموَاتِ وَالْاَرْضِ وَلكِنَّ الْمُنَافِقينَ لَايَفْقَهُونَ

(7) hümüllezine yekulune la tunfiku ala men inde resulillahi hatta yenfaddu ve lillahi hazainüs semavati vel ardı ve lakinnel munafikıne la yefkahun
Onlar diyorlar ki yanındakilere infak etmeyin Allah’ın resulünün hatta dağılıp gitsinler. Hazineleri Allah’ındır göklerin ve yerin lakin münafıklar anlamazlar

1. hum(u) ellezîne : onlar ki
2. yekûlûne : derler
3. lâ tunfikû : infâk etmeyin, vermeyin
4. alâ men : kimselere
5. inde : yanında
6. resûli allâhi : Allah’ın resûlü
7. hattâ : oluncaya kadar, ki olsun
8. yenfaddû : dağılıp gitsinler
9. ve li allâhi : ve Allah’ındır
10. hazâinu : hazineler
11. es semâvâti : semalar, gökler
12. ve el ardi : ve arz, yeryüzü, yer
13. ve lâkinne : ve lâkin, fakat, ancak
14. el munâfikîne : münafıklar
15. lâ yefkahûne : fıkıh edemezler, idrak edemezler

٨

يَقُولُونَ لَءِنْ رَجَعْنَا اِلَى الْمَدينَةِ لَيُخْرِجَنَّ الْاَعَزُّ مِنْهَا الْاَذَلَّ وَلِلّهِ الْعِزَّةُ وَلِرَسُولِه وَلِلْمُؤْمِنينَ وَلكِنَّ الْمُنَافِقينَ لَا يَعْلَمُونَ

(8) yekulune leir reca’na ilel medineti leyuhricennel e’azzu minhel ezel velillahil izzetü veliresulihi velil mu’minine velakinnelmunafikıne la ya’lemun
Onlar diyorlar: eğer biz dönersek medine’ye (şehre) mutlaka çıkaracak güçlü, şerefli olan, zillete düşeni izzet, Allah’ın ve resulünün ve mü’minlerindir lakin münafıklar bilmezler

1. yekûlûne : derler
2. le : mutlaka, elbette
3. in reca’nâ : eğer biz dönersek
4. ilâ el medîneti : medineye, şehre
5. le : mutlaka, elbette
6. yuhricenne : mutlaka çıkarır
7. el eazzu : daha azîz, daha güçlü olan
8. min-hâ : ondan, oradan
9. el ezelle : daha zelil, daha güçsüz olan
10. ve li allâhi : ve Allah’ın
11. el izzetu : izzet, güç
12. ve li resûli-hî : ve onun resûlünün
13. ve li el mu’minîne : ve mü’minlerin
14. ve lâkinne : ve lâkin, ancak
15. el munâfikîne : münafıklar, nifak çıkaranlar
16. lâ ya’lemûne : bilmiyorlar

٩

يَا اَيُّهَا الَّذينَ امَنُوا لَاتُلْهِكُمْ اَمْوَالُكُمْوَلَا اَوْلَادُكُمْ عَنْ ذِكْرِاللّهِ وَمَنْ يَفْعَلْ ذلِكَ فَاُولءِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ

(9) ya eyyühellezine amenu la tülhiküm emvalüküm ve la evladüküm an zikrillahi ve mey yef’al zalike fe ulaike hümül hasirun
Ey iman edenler! sizi mallarınız alıkoymasın ve evlatlarınız Allah’ı anmaktan kim (böyle) yaparsa işte bunlar hüsrana uğrayanların kendisidir

1. yâ eyyuhâ : ey
2. ellezîne : onlar, olanlar
3. âmenû : âmenû olanlar, Allah’a ulaşmayı dileyenler
4. lâ tulhi-kum : sizi oyalamasın, alıkoymasın
5. emvâlu-kum : sizin mallarınız
6. ve lâ evlâdu-kum : ve sizin evlâtlarınız
7. an zikri allâhi : Allah’ı zikretmekten
8. ve men : ve kim ise
9. yef’al : yapar
10. zâlike : bu
11. fe : o zaman, o taktirde
12. ulâike : işte onlar
13. hum(u) el hâsirûne : hüsranda olanlar

١٠

وَاَنْفِقُوا مِمَّا رَزَقْنَاكُمْ مِنْ قَبْلِ اَنْ يَاْتِىَ اَحَدَكُمُ الْمَوْتُ فَيَقُولَ رَبِّ لَوْلَا اَخَّرْتَنى اِلىاَجَلٍ قَريبٍ فَاَصَّدَّقَ وَاَكُنْ مِنَ الصَّالِحينَ

(10) ve enfiku mimma rezaknaküm min kabli ey ye’tiye ehadekümül mevtü fe yekule rabbi lev la ahharteni ila ecelin karibin feassaddeka ve eküm minessalihin
Size verdiğimiz rızıktan harcayın gelmeden önce sizden birinize ölüm “ey Rabbim! beni geciktirsen de demezden (önce) yakın bir zamana kadar, sadaka versem ve salihlerden olsam

1. ve enfikû : ve infâk edin
2. mimmâ (min-mâ) : şeylerden
3. rezaknâ-kum : sizi rızıklandırdık
4. min kabli : önceden, önce
5. en ye’tiye : gelmesi
6. ehade-kum(u) : sizden birisi
7. el mevtu : ölüm
8. fe : o zaman
9. yekûle : söyler, der
10. rabbi : Rabbim
11. lev lâ : eğer, keşke ….. olsa olmaz mı
12. ahharte-nî : beni tehir ettin, erteledin
13. ilâ ecelin : belirli bir süreye, bir zamana kadar
14. karîbin : yakın
15. fe : böylece
16. assaddeka : sadaka veririm
17. ve ekun : ve ben olurum
18. min es sâlihîne : salihlerden

١١

وَلَنْ يُؤَخِّرَ اللّهُ نَفْسًا اِذَا جَاءَ اَجَلُهَا وَاللّهُ خَبيرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ

(11) ve ley yuahhirallahü nefsen iza cae ecelüha vallahü habiyrum bima ta’melun
Allah asla ecelini geciktirmez hiçbir nefsin o kimseye eceli gelince Allah haberdardır bütün yaptıklarınızdan

1. ve len : ve asla olmaz
2. yuahhira allâhu : Allah ertelemez
3. nefsen : nefs, kimse
4. izâ câe : geldiği zaman
5. ecelu-hâ : onun eceli
6. ve allâhu : ve Allah
7. habîrun : haberdar olan
8. bi mâ : şeyi, şeyleri
9. ta’melûne : yapıyorsunuz

64-TEGABUN

Sayfa:555

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ

١

يُسَبِّحُ لِلّهِ مَا فِى السَّموَاتِ وَمَا فِى الْاَرْضِ لَهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الْحَمْدُ وَهُوَ عَلى كُلِّ شَىْءٍ قَديرٌ

(1) yüsebbihu lillahi ma fissemavati ve ma fil ardı lehül mülkü ve lehül hamdü ve hüve ala külli şey’in kadir
Allah’ı tesbih eder göklerde ne var yerde ne varsa mülk de o’nundur hamd da O’nundur O, her şeye kadirdir

1. yusebbihu : tespih eder
2. li allâhi : Allah’ı
3. : şeyler
4. fî es semâvâti : semalarda, göklerde
5. ve mâ : ve şeyler
6. fî el ardı : arzda, yeryüzünde, yerde
7. lehü : onun, ona
8. el mulku : mülk, sahiplik, idare
9. ve lehü : ve onun, ona
10. el hamdu : hamd, sena, övgü
11. ve huve : ve o
12. alâ külli şey’in : herşeye
13. kadîrun : kaadir

٢

هُوَ الَّذى خَلَقَكُمْ فَمِنْكُمْ كَافِرٌ وَمِنْكُمْ مُؤْمِنٌ وَاللّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصيرٌ

(2) hüvellezi halekaküm feminküm kafirüv ve minküm mu’min vallahü bima ta’melune besir
O, sizi yaratandır kiminiz kafir oldu kiminiz mü’min Allah kemali ile yaptıklarınızı görendir

1. huve ellezî : o ki, odur
2. halaka-kum : sizi yarattı
3. fe : oysa, halbuki, buna rağmen
4. min-kum : sizden bir kısmınız
5. kâfirun : kâfirdir
6. ve min-kum : ve sizden (sizin) bir kısmınız
7. mu’minun : mü’min
8. ve allâhu : ve Allah
9. bimâ : şeyleri
10. ta’melûne : yapıyorsunuz
11. basîrun : en iyi gören

٣

خَلَقَ السَّموَاتِ وَالْاَرْضَ بِالْحَقِّ وَصَوَّرَكُمْ فَاَحْسَنَ صُوَرَكُمْ وَاِلَيْهِ الْمَصيرُ

(3) halekassemavati vel arda bilhakkı ve savveraküm feahsene suveraküm ve ileyhil mesir
Gökleri yeri hak ile yaratmış ve size suret vermiş, (hem de) suretinizi çok güzel yaratarak dönüşünüz ancak o’nadır

1. halaka : yarattı
2. es semâvâti : semalar, gökler
3. ve el arda : ve arz, yeryüzü, yer
4. bi el hakkı : hak ile
5. ve savvere-kum : ve size suret, şekil verdi
6. fe : sonra
7. ahsene : ahsen, en güzel
8. suvere-kum : sizin suretiniz, şekliniz
9. ve ileyhi : ve ona
10. el masîru : varış, ulaşma

٤

يَعْلَمُ مَا فِى السَّموَاتِ وَالْاَرْضِ وَيَعْلَمُ مَاتُسِرُّونَ وَمَا تُعْلِنُونَ وَاللّهُ عَليمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ

(4) ya’lemu ma fissemavati vel ardı ve ya’lemu ma tusirrune ve ma tu’linun vallahü alimüm bizatissudur
Göklerde ve yerde olan her şeyi bilir gizlediğinizi de bilir açık yaptıklarınızı da Allah bilendir göğüslerde olanları da

1. ya’lemu : bilir
2. : şey, şeyler
3. fî es semâvâti : semalarda, göklerde
4. ve el ardı : ve arz, yeryüzü, yer
5. ve ya’lemu : ve bilir
6. : şey, şeyler
7. tusirrûne : gizliyorsunuz
8. ve mâ : ve şey, şeyler
9. tu’linûne : (aleni olarak) açıklıyorsunuz
10. ve allâhu : ve Allah
11. alîmun : en iyi bilen
12. bi zâti : sahip olan, …de olan
13. es sudûri : sadırlar, sineler, gönüller

٥

اَلَمْ يَاْتِكُمْ نَبَؤُا الَّذينَ كَفَرُوا مِنْ قَبْلُ فَذَاقُوا وَبَالَ اَمْرِهِمْ وَلَهُمْ عَذَابٌ اَليمٌ

(5) elem ye’tiküm nebeul lezine keferu min kablü fezaku vebale emrihim ve lehüm azabün elim
Haberi size gelmedi mi? bundan önce küfredenlerin vebalini tattılar onlar yaptıkları işlerin ve onlar için elim azap (vardır)

1. e : mi
2. lem ye’ti-kum : size gelmedi
3. nebeû : haber
4. ellezîne : o kimseler, onlar
5. keferû : inkâr ettiler
6. min kablu : önceden, daha önce
7. fe zâkû : o zaman tattılar
8. vebâle : vebal, kötü netice
9. emri-him : onların işleri, işleri
10. ve lehüm : ve onlar için vardır
11. azâbun : azap
12. elîmun : elîm, acı

٦

ذلِكَ بِاَنَّهُ كَانَتْ تَاْتيهِمْ رُسُلُهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ فَقَالُوا اَبَشَرٌ يَهْدُونَنَا فَكَفَرُوا وَتَوَلَّوْا وَاسْتَغْنَى اللّهُ وَاللّهُ غَنِىٌّ حَميدٌ

(6) zalike biennehü kanet te’tihim rusulühüm bil beyyinati fekalu ebeşerüy yehdu nena fekeferu ve tevellev vestağnallah vallahü ğaniyyün hamid
Bu şundandır, çünkü onlara resulleri geliyorlardı mucizelerle diyorlardı “bizi beşer mi yola getirecek?” böylece küfredip yüz çevirdiler Allah (onlardan) müstağnidir Allah gani, övülmeye layıktır

1. zâlike : işte bu
2. bi : sebebiyle
3. enne-hu : onların ….. olmaları
4. kânet : oldu
5. te’tî-him : onlara getirdi
6. rusulu-hum : onların resûlleri
7. bi el beyyinâti : açık delilleri
8. fe kâlû : o zaman dediler
9. e beşerun : bir beşer mi
10. yehdûne-nâ : bizi hidayete erdirecek
11. fe keferû : böylece inkâr ettiler
12. ve tevellev : ve yüz çevirdiler
13. vestagnâ : ve müstağni olduğunu gösterdi
14. allâhu : Allah
15. ve allâhu : ve Allah
16. ganiyyun : ganidir, zengindir, hiçbir şeye ihtiyacı yoktur
17. hamîdun : kendisine çok hamdedilen

٧

زَعَمَ الَّذينَ كَفَرُوا اَنْ لَنْ يُبْعَثُوا قُلْ بَلى وَرَبّى لَتُبْعَثُنَّ ثُمَّ لَتُنَبَّؤُنَّ بِمَا عَمِلْتُمْ وَذلِكَ عَلَى اللّهِ يَسيرٌ

(7) zeamellezine keferu el ley yüb’asu kul bela ve rabbi letub’asunne sümme letunebbeunne bima amiltüm ve zalike alellahi yesir
Küfredenler sandı asla dirilmeyeceklerini de ki: hayır! mutlaka, Rabbimin (hakkı için) diriltileceksiniz sonra haber verecek yaptıklarınızı size bu Allah’a göre kolaydır

1. zeame : zanda bulundular
2. ellezîne : o kimseler, onlar
3. keferû : inkâr ettiler
4. en : olmak (mastar eki)
5. len : asla
6. yub’asû : diriltilecekler
7. kul : de
8. belâ : hayır (olumsuz ifadeye, olumlu karşılık verilirken “evet” anlamında kullanılır)
9. ve : andolsun (yemin anlamında)
10. rabbî : ve Rabbim
11. le : elbette, mutlaka
12. tub’asunne : diriltileceksiniz
13. summe : sonra
14. le : elbette, mutlaka
15. tunebbeunne : mutlaka size haber verilecek
16. bimâ : şeyler
17. amiltum : siz yaptınız
18. ve zâlike : ve işte bu, bu
19. alâ allâhi : Allah’a
20. yesîrun : kolay

٨

فَامِنُوا بِاللّهِ وَرَسُولِه وَالنُّورِ الَّذى اَنْزَلْنَا وَاللّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبيرٌ

(8) feaminu billahi ve resulihi vennurillezi enzelna vallahü bima ta’melune habir
Allah’a, iman edin o’nun resullerine ve indirdiğimiz nura Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır

1. fe : artık
2. âminû : îmân edin
3. bi allâhi : Allah’a
4. ve resûli-hî : ve onun resûlüne
5. ve en nûri ellezî : ve nur ki
6. enzelnâ : biz indirdik
7. ve allâhu : ve Allah
8. bimâ : şeyler
9. ta’melûne : yapıyorsunuz
10. habîrun : haberdar olan

٩

يَوْمَ يَجْمَعُكُمْ لِيَوْمِ الْجَمْعِ ذلِكَ يَوْمُ التَّغَابُنِ وَمَنْ يُؤْمِنْ بِاللّهِ وَيَعْمَلْ صَالِحًا يُكَفِّرْ عَنْهُ سَيَِّاتِه وَيُدْخِلْهُ جَنَّاتٍ تَجْرى مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِدينَ فيهَا اَبَدًا ذلِكَ الْفَوْزُ الْعَظيمُ

(9) yevme yecmeuküm liyevmil cem’ı zalike yevmutteğabun ve mey yu’mim billahi ve ya’mel salihay yukeffir anhü seyyiatihi ve yudhilhü cennatin tecri min tahtihel enharü halidine fiha ebeda zalikel fevzul azim
O gün sizi bir araya toplayacak toplanma günü ki, işte bu aldanma günüdür kim Allah’a iman eder salih amel işlerse (Allah) onun günahlarını örter onu cennetlere koyar altından nehirler akan orada ebedi olarak kalırlar işte bu en büyük saadettir

1. yevme : gün
2. yecmeu-kum : sizi toplayacak
3. li yevmi : gün için
4. el cem’i : toplanma
5. zâlike : işte bu (o)
6. yevmu : gün
7. et tegâbuni : aldanma, karşılıklı aldanış ve aldatma, dünyada aldananların ortaya çıkması
8. ve men : ve kim
9. yu’min : îmân eder
10. bi allâhi : Allah’a
11. ve ya’mel sâlihan : ve salih amel işler, nefs tezkiyesi yapar
12. yukeffir : örter
13. an-hu : ondan
14. seyyiâti-hî : onun günahları
15. ve yudhil-hu : ve onu dahil eder, sokar, koyar
16. cennâtin : cennetler
17. tecrî : akar
18. min tahti-hâ : onun altından
19. el enhâru : nehirler
20. hâlidîne : devamlı kalacak olanlar
21. fî-hâ : orada
22. ebeden : ebedî, ebediyyen
23. zâlike : işte bu
24. el fevzu : fevz, kurtuluş
25. el azîmu : büyük

Sayfa:556

١٠

وَالَّذينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِايَاتِنَا اُولءِكَ اَصْحَابُ النَّارِ خَالِدينَ فيهَا وَبِءْسَ الْمَصيرُ

(10) vellezine keferu ve kezzebu biayatina ülaike ashabunnari halidine fiha ve bi’sel mesir
Küfreden kimseler ve ayetlerimizi yalanlayanlar işte onlar cehennem ashabıdır orada ebedi olarak kalacaklardır ne kötü bir varış yeri!

1. ve ellezîne : ve onlar
2. keferû : inkâr ettiler
3. ve kezzebû : ve yalanladılar
4. bi âyâti-nâ : âyetlerimizi
5. ulâike : işte onlar
6. ashâbu en nâri : ateş halkı, ateş ehli
7. hâlidîne : ebediyyen kalacak olanlar
8. fî-hâ : orada, onun içinde
9. ve bi’se : ve (ne) kötü
10. el masîru : varış yeri, ulaşılacak yer, ulaşılan yer

١١

مَا اَصَابَ مِنْ مُصيبَةٍ اِلَّا بِاِذْنِ اللّهِ وَمَنْ يُؤْمِنْ بِاللّهِ يَهْدِ قَلْبَهُ وَاللّهُ بِكُلِّ شَىْءٍ عَليمٌ

(11) ma esabe mim musibetin illa biiznillah ve mey yu’mim billahi yehdi kalbeh vallahü bikülli şey’in alim
Hiçbir musibet başınıza gelmez Allah’ın izni olmadıkça kim Allah’a iman ederse, (Allah) onun kalbine hidayet verir Allah her şeyi bilendir

1. mâ asâbe : isabet etmez
2. min musîbetin : bir musîbet
3. illâ : den başka, olmaksızın, olmadıkça
4. bi izni allâhi : Allah’ın izni
5. ve men : ve kim
6. yû’min : îmân eder
7. bi allâhi : Allah’a
8. yehdi : hidayet eder, ulaşır
9. kalbe-hu : onun kalbi
10. ve allâhu : ve Allah
11. bi şey’in : şeyi
12. külli : her, hepsi
13. alîmun : en iyi bilen

١٢

وَاَطيعُوا اللّهَ وَاَطيعُوا الرَّسُولَ فَاِنْ تَوَلَّيْتُمْ فَاِنَّمَا عَلى رَسُولِنَا الْبَلَاغُ الْمُبينُ

(12) ve etiullahe ve etiurresule fein tevelleytüm feinnema ala resulinel belağul mübin
Allah’a itaat edin resulüne itaat edin eğer yüz çevirirseniz resulümüze düşen ancak açık bir tebliğdir

1. ve etîû : ve itaat edin
2. allâhe : Allah
3. ve etîû : ve itaat edin
4. er resûle : resûl
5. fe in : eğer hâlâ
6. tevelleytum : siz yüz çevirdiniz
7. fe : artık, bundan sonra
8. innemâ : sadece
9. alâ resûli-nâ : resûlümüzün üzerinde olan (sorumluluk)
10. el belâgu : tebliğ, açıklama
11. el mubînu : apaçık, açıkça

١٣

اَللّهُ لَا اِلهَ اِلَّا هُوَ وَعَلَى اللّهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ

(13) allahu la ilahe illa hüv ve alellahi felyetevekkelil mu’minun
Allah’tan O’ndan başka ilah yoktur Allah’a tevekkül etmelidirler mü’minler ancak

1. allâhu : Allah
2. lâ ilâhe : ilâh yoktur
3. illâ : sadece, den başka
4. huve : o
5. ve alâ allâhi : ve Allah’a
6. fe : öyleyse, artık
7. li yetevekkel(i) : tevekkül etsinler
8. el mu’minûne : mü’minler

١٤

يَا اَيُّهَا الَّذينَ امَنُوا اِنَّ مِنْ اَزْوَاجِكُمْ وَاَوْلَادِكُمْ عَدُوًّا لَكُمْ فَاحْذَرُوهُمْ وَاِنْ تَعْفُوا وَتَصْفَحُوا وَتَغْفِرُوا فَاِنَّ اللّهَ غَفُورٌرَحيمٌ

(14) ya eyyuhellezine amenu inne min ezvaciküm ve evladiküm adüvvel leküm fahzeruhüm ve in ta’fu ve tasfehü ve tağfiru feinnallahe ğafurur rahim
Ey iman edenler! gerçekten zevceleriniz ve evlatlarınız size düşmandırlar onlardan sakının eğer onları affeder kusurlarına bakmaz ve bağışlarsanız şüphesiz Allah bağışlayan, merhamet sahibidir

1. yâ eyyuhâ : ey
2. ellezîne : o kimseler, onlar, olanlar
3. âmenû : îmân edenler, âmenû olanlar, Allah’a ulaşmayı dileyenler
4. inne : muhakkak ki
5. min ezvâci-kum : sizin eşlerinizden
6. ve evlâdi-kum : ve sizin evlâtlarınız, çocuklarınız
7. aduvven : düşman
8. leküm : sizin için
9. fe ahzerû-hum : artık onlardan sakının
10. ve in ta’fû : ve eğer affederseniz
11. ve tasfehû : ve hoşgörürseniz, kusurlarına bakmazsanız
12. ve tagfirû : ve bağışlamak
13. fe : o taktirde
14. inne allâhe : muhakkak ki Allah
15. gafûrun : gafûr, bağışlayan, mağfiret eden
16. rahîmun : Rahîm esması ile tecelli eden

١٥

اِنَّمَا اَمْوَالُكُمْ وَاَوْلَادُكُمْ فِتْنَةٌ وَاللّهُ عِنْدَهُ اَجْرٌ عَظيمٌ

(15) innema emvalüküm ve evladüküm fitneh vallahü indehü ecrun azim
Ancak mallarınız ve evlatlarınız bir fitnedir Allah’ın katındadır en büyük ecir

1. innemâ : ancak, fakat, oysa
2. emvalu-kum : sizin mallarınız
3. ve evlâdu-kum : ve sizin evlâtlarınız, çocuklarınız
4. fitnetun : fitne, imtihan, deneme
5. ve allâhu : ve Allah
6. inde-hu : onun yanında, katında
7. ecrun : ecir, karşılık
8. azîmun : büyük

١٦

فَاتَّقُوا اللّهَ مَا اسْتَطَعْتُمْ وَاسْمَعُوا وَاَطيعُوا وَاَنْفِقُوا خَيْرًا لِاَنْفُسِكُمْ وَمَنْ يُوقَ شُحَّ نَفْسِه فَاُولءِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ

(16) fettekullahe mesteta’tüm vesme’u ve etiu ve enfiku hayrel lienfüsiküm vemey yuka şuhha nefsihi fe ülaike hümül müflihun
Allah’tan korkun ve sakının gücünüz yettiği kadar dinleyin itaat edin hayır yolunda harcayın kendi nefsiniz için kim korursa nefsini hırstan işte onlar felaha erenlerin kendileridir

1. fe : artık
2. ittekû : takva sahibi olun
3. allâhe : Allah’a
4. : şey, ne, kadar
5. isteta’tum : sizin gücünüz yetti, yapabildiniz
6. ve ismeû : ve dinleyin
7. ve etîû : ve itaat edin
8. ve enfikû : ve infâk edin, verin
9. hayran : hayır olarak
10. li enfusi-kum : nefsiniz için, kendiniz için
11. ve men yûka : ve kim korursa, sakındırırsa
12. şuhha nefsi-hî : nefsinin cimriliği
13. fe : o taktirde
14. ulâike : işte onlar
15. hum(u) el muflihûne : onlar felâha erenlerdir

١٧

اِنْ تُقْرِضُوا اللّهَ قَرْضًا حَسَنًا يُضَاعِفْهُ لَكُمْ وَيَغْفِرْ لَكُمْ وَاللّهُ شَكُورٌ حَليمٌ

(17) in tukridullahe karden haseney yudaifhu leküm ve yağfir leküm vallahü şekurun halim
Eğer Allah’a borç verirseniz güzel bir borç ile onu size katlar sizi bağışlar Allah verdiğini artıran ilim sahibidir

1. in : eğer
2. tukridû : kredi verirsiniz, borç verirsiniz
3. allâhe : Allah
4. kardan : borç
5. hasenen : güzel
6. yudâif-hu : onu kat kat artırarak öder
7. leküm : sizi, size
8. ve yagfir : ve mağfiret eder
9. leküm : sizi, size
10. ve allâhu : ve Allah
11. şekûrun : şekurdur, şükredilen, şükrün karşılığını veren
12. halîmun : halîm, yumuşak ve yavaş davranan

١٨

عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ الْعَزيزُالْحَكيمُ

(18) alimulğaybi veşşehadetil azizul hakim
Gizliyi ve açığı bilendir azizdir hikmet sahibidir

1. âlimu : bilen
2. el gaybi : gayb, bilinmeyen, görünmeyen
3. ve eş şehâdeti : ve müşahede edilen, görünen
4. el azîzu : azîz (üstün ve güçlü)
5. el hakîmu : hakîm (hüküm ve hikmet sahibi)

65-TALAK

Sayfa:557

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ

١

يَا اَيُّهَا النَّبِىُّ اِذَا طَلَّقْتُمُ النِّسَاءَ فَطَلِّقُوهُنَّ لِعِدَّتِهِنَّ وَاَحْصُوا الْعِدَّةَ وَاتَّقُوا اللّهَ رَبَّكُمْ لَاتُخْرِجُوهُنَّ مِنْ بُيُوتِهِنَّ وَلَا يَخْرُجْنَ اِلَّا اَنْ يَاْتينَ بِفَاحِشَةٍ مُبَيِّنَةٍ وَتِلْكَ حُدُودُ اللّهِ وَمَنْ يَتَعَدَّ حُدُودَ اللّهِ فَقَدْ ظَلَمَ نَفْسَهُ لَاتَدْرى لَعَلَّ اللّهَ يُحْدِثُ بَعْدَ ذلِكَ اَمْرًا

(1) ya eyyühennebiyyu iza tallaktümünnisae fetalliku hünne li’iddetihinne ve ahsul iddete vettekullahe rabbeküm la tuhricuhünne mim buyutihinne ve la yahrucne illa ey ye’tine bifahişetim mubeyyineh ve tilke hududüllah ve mey yetealle hududallahi fekad zaleme nefseh la tedri leallellahe yuhdisu ba’de zalike emra
Ey nebi! kadınları boşayacağınız zaman boşayın iddetleri bittikten sonra iddet süresini hesap edin Rabbiniz olan Allah’tan sakınınız onları çıkarmayın evlerinden kendileri de çıkmasınlar ancak yapmış olsunlar açık bir edepsizlik işte bu Allah’ın hudududur kim Allah’ın hududunu aşarsa mutlaka nefsine zulüm etmiş olur bilmezsin belki Allah onun arkasından bir iş peyda eder

1. yâ eyyuhâ : ey
2. en nebiyyu : nebî
3. izâ tallaktum(u) : boşadığınız zaman
4. en nisâe : kadınlar
5. fe tallikû-hunne : o taktirde onları (kadınları) boşayın
6. li : için, içinde, de
7. iddeti-hinne : kadınların üç adet (hayz hali) dönemi
8. ve ahsû : ve sayın
9. el iddete : muayyen miktar, belirli sayı, müddet (günlerin sayısı)
10. ve ittekû : ve takva sahibi olun
11. allâhe : Allah
12. rabbe-kum : sizin Rabbiniz
13. lâ tuhricû-hunne : onları (kadınları) çıkarmayın
14. min buyûti-hinne : evlerinden
15. ve lâ yahrucne : ve çıkmasınlar
16. illâ : ancak, den başka, olmadıkça
17. en ye’tîne : gelmeleri
18. bi fâhişetin : fahişelik ile, kötülük ile, hayasızlık ile
19. mubeyyinetin : açık, açıkça
20. ve tilke : ve bu
21. hudûdu : hudut, sınır
22. allâhi : Allah
23. ve men : ve kim
24. yeteadde : aşar
25. hudûde : hudut, sınır
26. allâhi : Allah
27. fe : o taktirde
28. kad : olmuştu, olmuş olur
29. zaleme : zulmetti
30. nefse-hu : kendi nefsine
31. lâ tedrî : bilmezsin, bilemezsin
32. lealle : umulur ki, belki, böylece
33. allâhe : Allah
34. yuhdısu : ihdas eder, husule getirir, meydana getirir
35. ba’de zâlike : bundan sonra
36. emren : emir, iş, durum

٢

فَاِذَا بَلَغْنَ اَجَلَهُنَّ فَاَمْسِكُوهُنَّ بِمَعْرُوفٍ اَوْ فَارِقُوهُنَّ بِمَعْرُوفٍ وَاَشْهِدُوا ذَوَىْ عَدْلٍ مِنْكُمْ وَاَقيمُوا الشَّهَادَةَ لِلّهِ ذلِكُمْ يُوعَظُ بِه مَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللّهِ وَالْيَوْمِ الْاخِرِ وَمَنْ يَتَّقِ اللّهَ يَجْعَلْ لَهُ مَخْرَجًا

(2) feiza belağne ecelehünne feemsiku hünne bima’rufin ev fariku hünne bima’rufin ve eşhidu zevey adlim minküm ve ekiymüşşehadete lillah zaliküm yuazu bihi men kane yu’minu billahi velyevmil ahir ve mey yettekıllahe yecal lehü mahreca
Sonuna yaklaştıkları zaman kadınların iddetleri onları ya güzellikle tutun yahut güzellikle onlardan ayrılın şahit getirin sizden adalet sahibi iki erkeği şahitliği Allah için yapın böylece nasihat verin iman edenlere bununla Allah’a ve ahiret gününe kim ki Allah’tan korkarsa, ona bir çıkış yolu ihsan eder

1. fe izâ : böylece, artık ….. olduğu zaman
2. belagne : erişti
3. ecele-hunne : onların belirli süresi
4. fe emsikû-hunne : bundan sonra onları tutun
5. bi ma’rûfin : örfe uygun olarak güzellikle ve iyilikle
6. ev fârikû-hunne : veya onlardan ayrılın
7. bi ma’rûfin : örfe uygun olarak güzellikle ve iyilikle
8. ve eşhidû : ve şahit olsun
9. zevey : sahip
10. adlin : adalet
11. min-kum : sizden
12. ve ekîmû : ve yerine getirin
13. eş şehâdete : şahitlik
14. li allâhi : Allah için
15. zâlikum : işte bu
16. yûazu : vaazolunur
17. bi-hî : onunla
18. men : kimse(ler)
19. kâne : oldu
20. yu’minu : îmân eder
21. billâhi : Allah’a
22. ve el yevmi el âhiri : ve ahir güne, sonraki güne
23. ve men : ve kim
24. yettekı : takva sahibi olur
25. allâhe : Allah
26. yec’al : kılar, yapar
27. lehü : ona
28. mahrecen : çıkış yeri, yükselme yeri

٣

وَيَرْزُقْهُ مِنْ حَيْثُ لَايَحْتَسِبُ وَمَنْ يَتَوَكَّلْ عَلَى اللّهِ فَهُوَ حَسْبُهُ اِنَّ اللّهَ بَالِغُ اَمْرِه قَدْ جَعَلَ اللّهُ لِكُلِّ شَىْءٍ قَدْرًا

(3) ve yerzukhü min haysu la yahtesib ve mey yetevekkel alellahi fehüve hasbüh innallahe baliğu emrih kad cealallahü likülli şeyin kadra
Ona rızık verir ummadığı yerden kim Allah’a tevekkül ederse (Allah) o ona yeter muhakkak Allah emrini yerine getirir Allah tayin etmiştir her şey için bir miktar

1. ve yerzuk-hu : ve onu rızıklandırır
2. min haysu : yerden
3. lâ yahtesibu : hesaba katmadı
4. ve men : ve kim
5. yetevekkel : tevekkül eder
6. alâ allâhi : Allah’a
7. fe huve : o zaman o
8. hasbu-hu : ona yeter, kâfidir
9. inne : muhakkak
10. allâhe : Allah
11. bâligu : gerçekleştirir
12. emri-hî : kendi emrini
13. kad : olmuştur
14. ceale : kıldı, yaptı
15. allâhu : Allah
16. li : için
17. külli : her
18. şey’in : şey
19. kadren : kader, ölçü, miktar

٤

وَالّء يَءِسْنَ مِنَ الْمَحيضِ مِنْ نِسَاءِكُمْ اِنِ ارْتَبْتُمْ فَعِدَّتُهُنَّ ثَلثَةُ اَشْهُرٍ وَالّء لَمْ يَحِضْنَ وَاُولَاتُ الْاَحْمَالِ اَجَلُهُنَّ اَنْ يَضَعْنَ حَمْلَهُنَّ وَمَنْ يَتَّقِ اللّهَ يَجْعَلْ لَهُ مِنْ اَمْرِه يُسْرًا

(4) vellai yeisne minelmehıdi min nisaiküm inirtebtüm feiddetüuhünne selasetü eşhüriv vellai lem yehidn ve ulatul ahmali ecelühünne ey yeda’ne hamlehünn ve men yettekıllahe yecal lehü min emrihi yüsra
Hayızdan kesilenler, kadınlarınızdan şüphelendiniz ise artık onların iddeti üç aydır henüz hayız görmeyenler de (aynı) gebe kadınların iddetleri ise çocuklarını doğurması (ile biter) kim Allah’tan korkarsa (Allah) onun işine bir kolaylık verir

1. ve ellâî : ve onlar (o kadınlar)
2. yeisne : kesilir
3. min el mahîdı : hayzdan, adetten
4. min nisâi-kum : kadınlarınızdan
5. in : eğer
6. irtebtum : şüphe ettiniz
7. fe : o zaman, o taktirde
8. iddetu-hunne : onların iddetleri, müddetleri
9. selâsetu : üç
10. eşhurin : aylar
11. ve ellâî : ve olanlar
12. lem yahıdne : hayız görmeyen
13. ve ulâtu : ve onlar (kadınlar)
14. el ahmâli : yüklü olanlar, hamile olanlar
15. ecelu-hunne : onların süreleri, müddetleri
16. en yada’ne : bırakmak, doğurmak
17. hamle-hunne : onların (kadınların) yükleri
18. ve men : ve kim
19. yettekı : takva sahibi olur
20. allâhe : Allah’tan
21. yec’al : kılar, yapar, sağlar
22. lehü : onun için, ona
23. min emri-hî : onun işinden, onun işinde
24. yusren : kolaylık

٥

ذلِكَ اَمْرُ اللّهِ اَنْزَلَهُ اِلَيْكُمْ وَمَنْ يَتَّقِ اللّهَ يُكَفِّرْ عَنْهُ سَيَِّاتِه وَيُعْظِمْ لَهُ اَجْرًا

(5) zalike emrullahi enzelehü ileyküm ve mey yettekıllahe yükeffir anhü seyyiatihi ve yu’zim lehü ecra
İşte bu Allah’ın emridir size indirdiği kim Allah’tan sakınırsa (Allah) onun günahlarını örter ve onun sevabını da büyütür

1. zâlike : işte bu
2. emru : emir
3. allâhi : Allah
4. enzele-hû : onu indirdi
5. ileykum : size
6. ve men : ve kim
7. yettekı : takva sahibi olur
8. allâhe : Allah
9. yukeffir : örter
10. an-hu : ondan
11. seyyiâti-hî : onun günahları
12. ve yu’zım : ve büyütür, azamî yapar, artırır
13. lehû : onun
14. ecren : ecir, mükâfat

Sayfa:558

٦

اَسْكِنُوهُنَّ مِنْ حَيْثُ سَكَنْتُمْ مِنْ وُجْدِكُمْ وَلَا تُضَارُّوهُنَّ لِتُضَيِّقُوا عَلَيْهِنَّ وَاِنْ كُنَّ اُولَاتِ حَمْلٍ فَاَنْفِقُوا عَلَيْهِنَّ حَتّى يَضَعْنَ حَمْلَهُنَّ فَاِنْ اَرْضَعْنَ لَكُمْ فَاتُوهُنَّ اُجُورَهُنَّ وَاْتَمِرُوا بَيْنَكُمْ بِمَعْرُوفٍ وَاِنْ تَعَاسَرْتُمْ فَسَتُرْضِعُ لَهُ اُخْرى

(6) eskinühünne min haysü sekentüm miv vucdiküm ve la tudarru hünne litudayyiku aleyhinn ve in künne ulati hamlin feenfiku aleyhinne hatta yeda’ne hamlehünne fein erda’ne leküm featühünne ucure hünne ve’temiru beyneküm bima’rufin ve in teasertüm feseturdi’u lehü uhra
Onları (kadınları) oturtun kendi oturduğunuz yerde gücünüz yettiği kadar zarar vermeyin onları sıkıntıya düşürmek için eğer gebe iseler onlara nafakalarını verin çocuklarını doğuruncaya kadar sizin hesabınıza emzirirlerse o zaman onların ücretlerini verin ve görüşün aranızda iyilik ile eğer zor durumda kalırsanız artık o (çocuğu) başka bir kadın emzirecektir

1. eskinû- hunne : onları (kadınları) iskân edin, oturtun
2. min haysu : yerden
3. sekentum : siz iskân oldunuz, siz ikâmet ettiniz, mesken edindiniz
4. min vucdi-kum : gücünüzün yettiğinden (yettiği kadar)
5. ve lâ tudârrû-hunne : ve onlara zarar vermeyin
6. li tudayyikû : sıkıntıya düşürmek için
7. aleyhinne : onlara, onları
8. ve in : ve eğer
9. kunne : onlar (kadınlar) oldu
10. ulâti : işte onlar, onlar
11. hamlin : yüklü, hamile
12. fe : o taktirde, o zaman
13. enfikû : infâk edin, nafaka verin
14. aleyhinne : onlara
15. hattâ : oluncaya kadar
16. yada’ne : koyar, bırakır, doğurur
17. hamle- hunne : yükleri, bebekleri
18. fe in : bundan sonra eğer
19. erda’ne : emzirirlerse
20. leküm : sizin için
21. fe âtû-hunne : o taktirde, o zaman onlara verin
22. ucûre-hunne : onların ücretleri
23. ve i’temirû : ve görüşün
24. beyne-kum : kendi aranızda
25. bi ma’rûfin : marufla, güzellikle, örf ve adete uygun olarak
26. ve in teâsertum : eğer bir güçlüğünüz olursa, zorlanırsanız
27. fe : o taktirde, o zaman
28. se-turdıu : emzirteceksin(iz)
29. lehü : onu
30. uhrâ : bir diğeri, bir başkası

٧

لِيُنْفِقْ ذُو سَعَةٍ مِنْ سَعَتِه وَمَنْ قُدِرَ عَلَيْهِ رِزْقُهُ فَلْيُنْفِقْ مِمَّا اتيهُ اللّهُ لَايُكَلِّفُ اللّهُ نَفْسًا اِلَّا مَا اتيهَا سَيَجْعَلُ اللّهُ بَعْدَ عُسْرٍ يُسْرًا

(7) liyunfik zu sea tin min seatih ve men kudira aleyhi rizkuhü felyunfık mimma atahüllah la yukellifullahü nefsen illa ma ataha se yecalüllahü ba’de usriy yüsra
Varlığı iyi olan nafaka versin haline göre rızkı dar olan da Allah’ın kendisine verdiğinden sarf etsin Allah sorumlu tutmaz hiçbir nefsi verdiğinden Allah (ihsan) edecektir güçlükten sonra bir kolaylık

1. li : yapsın (fiilden önce olursa 3. şahsa emir)
2. yunfik : infâk etsin
3. : sahip
4. seatin : genişlik, bolluk, geniş imkânlar
5. min seati-hi : geniş imkânlarından
6. ve men : ve kim
7. kudire : ölçülü taktir edildi, az verildi
8. aleyhi : ona
9. rızku-hu : onun rızkı
10. fe : artık, o taktirde
11. li yunfik : infâk etsin
12. mimmâ (min-mâ) : şeyden
13. âtâ-hu : ona verdi
14. allâhu : Allah
15. lâ yukellifu : mükellef tutmaz, sorumlu tutmaz
16. allâhu : Allah
17. nefsen : nefs, kimse
18. illâ : den başka (den fazlası)
19. : şey
20. âtâ-hâ : ona verdi
21. se yec’alu : kılacak, verecek
22. allâhu : Allah
23. ba’de : sonra
24. usrin : zorluk, güçlük
25. yusren : kolaylık

٨

وَكَاَيِّنْ مِنْ قَرْيَةٍ عَتَتْ عَنْ اَمْرِ رَبِّهَا وَرُسُلِه فَحَاسَبْنَاهَا حِسَابًا شَديدًا وَعَذَّبْنَاهَا عَذَابًا نُكْرًا

(8) ve keeyyim min karyetin atet an emri rabbiha ve rusulihi fehasebnaha hisaben şedidev ve azzebnaha azaben nukra
Nice beldeler emrini yerine (getirmede) haddi aştı Rablerinin ve resullerin onları hesaba çektik şiddetli bir hesap ile onları azaplandırdık dehşetli bir azapla

1. ve keeyyin : ve nice, kaç tane
2. min karyetin : ülkelerden, ülkeler, beldeler
3. atet : emre itaatten çıkma, itaat etmedi
4. an emri : emrinden
5. rabbi-hâ : Rab’leri
6. ve rusuli-hî : ve onun resûlleri
7. fe hâsebnâ-hâ : bu sebeple onları hesaba çektik
8. hisâben : hesap
9. şedîden : şiddetli, çetin
10. ve azzebnâ-hâ : ve ona azap ettik, onu (beldeyi, beldede olanları) azaplandırdık
11. azâben : azap
12. nukren : dehşetli, çok korkunç

٩

فَذَاقَتْ وَبَالَ اَمْرِهَا وَكَانَ عَاقِبَةُ اَمْرِهَا خُسْرًا

(9) fezakat vebale emriha ve kane akibetü emriha hüsra
Böylece yaptıklarının cezasını tattı ve işlerinin sonu hüsran oldu

1. fe : artık, böylece
2. zâkat : tattı
3. vebâle : vebal, kötü netice, ağır ceza
4. emri-hâ : onun işi, işi
5. ve kâne : ve oldu
6. âkıbetu : akıbet, son
7. emri-hâ : onun işi, işi
8. husren : hüsran

١٠

اَعَدَّ اللّهُ لَهُمْ عَذَابًا شَديدًا فَاتَّقُوا اللّهَ يَا اُولِى الْاَلْبَابِ اَلَّذينَ امَنُوا قَدْ اَنْزَلَ اللّهُ اِلَيْكُمْ ذِكْرًا

(10) eaddallahü lehüm azaben şedidan fettekullahe ya ulil elbabi ellizine amenu kad enzelallahü ileyküm zikra
Allah hazırladı onlara şiddetli bir azap Allah’tan korkun ve sakının ey iman eden akıl sahipleri! Allah size zikir indirdi

1. eadde : hazırladı
2. allâhu : Allah
3. lehüm : onlara, onlar için
4. azâben : azap
5. şedîden : şiddetli
6. fe ittekû : öyleyse, artık takva sahibi olun
7. allâhe : Allah
8. : ey
9. ulî el elbâbi : sırların sahipleri
10. ellezîne : o kimseler, onlar
11. âmenû : âmenû olanlar, ölmeden önce Allah’a ulaşmayı dileyenler
12. kad : olmuştu, olmuştur
13. enzele : indirdi
14. allâhu : Allah
15. ileykum : size
16. zikren : zikir, Kurân-ı Kerim

١١

رَسُولًا يَتْلُوا عَلَيْكُمْ ايَاتِ اللّهِ مُبَيِّنَاتٍ لِيُخْرِجَ الَّذينَ امَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ مِنَ الظُّلُمَاتِ اِلَى النُّورِ وَمَنْ يُؤْمِنْ بِاللّهِ وَيَعْمَلْ صَالِحًا يُدْخِلْهُ جَنَّاتٍ تَجْرى مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِدينَ فيهَا اَبَدًا قَدْ اَحْسَنَ اللّهُ لَهُ رِزْقًا

(11) resuley yetlu aleyküm ayatillahi mubeyyinatil liyuhricellezine amenu ve amilussalihati minezzulumati ilennur ve mey yu’mim billahi ve ya’mel salihey yudhilhü cennatin tecri min tahtihel enharu halidine fiha ebeda kad ahsenallahü lehü rizka
Resul size okuyor Allah’ın ayetlerini (onlara) açıklıyor iman edip salih amel işleyenleri çıkarıyor zulumattan nura kim Allah’a iman edip salih amel işlerse cennetlere koyacaktır altlarından nehirler akan orada ebedi kalmak üzere muhakkak ki Allah ona güzel bir rızık ile (ihsan etmiştir)

1. resûlen : resûl
2. yetlû : okur, okuyor
3. aleyküm : size
4. âyâti allâhi : Allah’ın âyetleri
5. mubeyyinâtin : açıklayarak
6. li yuhrice : çıkarması için
7. ellezîne : o kimseleri, onlar
8. âmenû : âmenû oldular (ölmeden önce Allah’a ulaşmayı dilediler)
9. ve amilû es sâlihâti : ve salih ameller (nefsi ıslâh edici ameller) yaptılar
10. min ez zulumâti : karanlıklardan
11. ilâ en nûri : nura
12. ve men : ve kim
13. yu’min : îmân eder
14. bi allâhi : Allah’a
15. ve ya’mel : ve amel eder, yapar, işler
16. sâlihan : salih
17. yudhil-hu : onu dahil eder, koyar
18. cennâtin : cennetler
19. tecrî : akmak
20. min tahti-hâ : onun altından
21. el enhâru : nehirler
22. hâlidîne : kalacak olanlar
23. fî-hâ : orada
24. ebeden : ebedî
25. kad ahsene : en güzeli olmuştur
26. allâhu : Allah
27. lehü : onun için
28. rızkan : rızık olarak

١٢

اَللّهُ الَّذى خَلَقَ سَبْعَ سَموَاتٍ وَمِنَ الْاَرْضِ مِثْلَهُنَّ يَتَنَزَّلُ الْاَمْرُ بَيْنَهُنَّ لِتَعْلَمُوا اَنَّ اللّهَ عَلى كُلِّ شَىْءٍ قَديرٌ وَاَنَّ اللّهَ قَدْ اَحَاطَ بِكُلِّ شَىْءٍ عِلْمًا

(12) allahüllezi haleka seba semavativ ve minel ardi mislehünn yetenezzelul emru beynehünne li ta’lemu ennallahe alaküllü şeyin kadiruv venellahe kad ehata bikülli şeyin ilma
Allah ki yedi gök yaratmıştır yerden de onların mislini (Allah’ın) emri bunların arasında inip duruyor şunu bilmeniz için, gerçekten Allah her şeye kadirdir muhakkak Allah kuşatmıştır her şeyi ilmi ile

1. allâhu : Allah
2. ellezî : o ki
3. halaka : yarattı
4. seb’a : yedi
5. semâvâtin : semalar, gökler, gök katları
6. ve min el ardı : ve arzdan, yerden
7. misle-hunne : onların misli kadar
8. yetenezzelu : durmadan iner
9. el emru : emir, iş
10. beyne-hunne : onların arasında
11. li ta’lemû : sizin bilmeniz için
12. enne : olduğu
13. allâhe : Allah
14. alâ külli şey’in : herşeye
15. kadîrun : kaadir olan, gücü yeten
16. ve enne : ve olduğu
17. allâhe : Allah
18. kad : olmuştu
19. ehâta : ihata eti, kuşattı
20. bi külli şey’in : herşeyi
21. ilmen : ilim olarak, ilim ile

66-TAHRİM

Sayfa:559

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ

١

يَا اَيُّهَا النَّبِىُّ لِمَ تُحَرِّمُ مَا اَحَلَّ اللّهُ لَكَ تَبْتَغى مَرْضَاتَ اَزْوَاجِكَ وَاللّهُ غَفُورٌرَحيمٌ

(1) ya eyyühennebiyyü lime tuharrimü ma ehallellahü leke tebteğıy merdate ezvacik vallahü ğafurur rahim
Ey nebi! niçin haram ediyorsun Allah’ın sana helal kıldığını diğer zevcelerinin gönül rızasını alarak Allah bağışlayan, merhamet sahibidir

1. yâ eyyuhâ : ey
2. en nebiyyu : nebî
3. lime : neden, niçin
4. tuharrimu : haram kılıyorsun
5. : şeyi
6. ehalle : helâl kıldı
7. allâhu : Allah
8. leke : senin için, sana
9. tebtegî : isteyerek, arayarak
10. merdâte : hoşnutluk, rıza
11. ezvâci-ke : senin eşlerin
12. ve allâhu : ve Allah
13. gafûrun : gafûrdur
14. rahîmun : rahîmdir

٢

قَدْ فَرَضَ اللّهُ لَكُمْ تَحِلَّةَ اَيْمَانِكُمْ وَاللّهُ مَوْليكُمْ وَهُوَ الْعَليمُ الْحَكيمُ

(2) kad feredallahü leküm tehillete eymaniküm vallahü mevlaküm ve hüvel alimül hakim
Allah size beyan etmiştir yeminlerinizin çözülmesini Allah sizin mevlanızdır o, bilen hikmet sahibidir

1. kad farada : farz kılmıştır
2. allâhu : Allah
3. leküm : sizin için, size
4. tehillete : çözülmesi
5. eymâni-kum : yeminleriniz
6. ve allâhu : ve Allah
7. mevlâ-kum : sizin mevlânız, dostunuz
8. ve huve : ve o
9. el alîmu : en iyi bilen
10. el hakîmu : hakîm, hüküm ve hikmet sahibi

٣

وَاِذْ اَسَرَّ النَّبِىُّ اِلى بَعْضِ اَزْوَاجِه حَديثًا فَلَمَّا نَبَّاَتْ بِه وَاَظْهَرَهُ اللّهُ عَلَيْهِ عَرَّفَ بَعْضَهُ وَاَعْرَضَ عَنْ بَعْضٍ فَلَمَّا نَبَّاَهَا بِه قَالَتْ مَنْ اَنْبَاَكَ هذَا قَالَ نَبَّاَنِىَ الْعَليمُ الْخَبيرُ

(3) ve iz eserrennebiyyü ila ba’di ezvacihi hadisa felemma nebbeet bihi ve ezherahüllahü aleyhi arrefe ba’dahu ve a’rada amba’din felemma nebbeeha bihi kalet men enbeeke haza kale nebbeeniyel alimul habir
O zaman nebi zevcelerinden birine gizli bir söz söylemişti vaktaki o, bunu (başkasına) haber verdi Allah da onu peygamberine açıkladı (o da) onun bir kısmını bildirmiş (hatalı) kısmından bahsetmemişti o (nebi eşinin hatasını) kendisine haber verince “bunu sana kim haber verdi” dedi bana (Allah) haber verdi” dedi her şeyi bilen her şeyden haberdar olan

1. ve iz : ve olmuştu
2. eserre : sır verdi, gizlice söyledi
3. en nebiyyu : peygamber
4. ilâ ba’dı : bazısına
5. ezvâci-hî : onun zevceleri, eşleri
6. hadîsen : söz
7. fe lemmâ : olunca
8. nebbeet : haber verdi
9. bi-hî : onu
10. ve azhere-hu : ve onu zahir kıldı, izhar etti, bildirdi
11. allâhu : Allah
12. aleyhi : ona
13. arrefe : tanıttı, bildirdi, anlattı
14. ba’da-hu : onun bir kısmı, bazısı
15. ve a’rada : ve yüz çevirdi, vazgeçti
16. an ba’din : bazısından
17. fe lemmâ : olunca, olduğu zaman
18. nebbee-hâ : onu haber verdi
19. bi-hî : onu
20. kâlet : dedi
21. men : kim
22. enbee-ke : sana haber verdi
23. hâzâ : bu, bunu
24. kâle : dedi
25. nebbeeniye (nebbee-nî) : bana haber verdi
26. el alîmu : en iyi bilen
27. el habîru : habîr olan, herşeyden haberdar olan

٤

اِنْ تَتُوبَا اِلَى اللّهِ فَقَدْ صَغَتْ قُلُوبُكُمَا وَاِنْ تَظَاهَرَا عَلَيْهِ فَاِنَّ اللّهَ هُوَ مَوْليهُ وَجِبْريلُ وَصَالِحُ الْمُؤْمِنينَ وَالْمَلءِكَةُ بَعْدَ ذلِكَ ظَهيرٌ

(4) in tetuba ilallahi fekad sağat kulübüküma ve in tezahera aleyhi feinnallahe hüve mevlahü ve cibrilu ve salihül mu ‘minine velmelaiketu ba’de zalike zahir
Eğer Allah’a tövbe ederseniz (ne ala) şüphesiz kalpleriniz günaha meyletti eğer onun aleyhinde yardımlaşırsanız bilin ki O’nun mevlası Allahtır, Cebrail ve salih mü’minler bunun arkasından bütün meleklerde yardımcıdırlar

1. in : eğer, ise, keşke olsa
2. tetûbâ : siz ikiniz tövbe etseniz (ki, mutlaka etmelisiniz)
3. ilâ allâhi : Allah’a
4. fe kad : çünkü olmuştu
5. sagat : meyletti, kaydı
6. kulûbu-kumâ : ikinizin kalpleri
7. ve in : ve eğer
8. tezâherâ : yardımlaşırsanız
9. aleyhi : ona (karşı)
10. fe : o zaman, o taktirde
11. inne : muhakkak
12. allâhe : Allah
13. huve : o
14. mevlâ-hu : onun mevlâsı
15. ve cibrîlu : ve Cibril
16. ve sâlihu : ve salih olanlar
17. el mu’minîne : mü’minler
18. ve el melâiketu : ve melekler
19. ba’de zâlike : bundan sonra
20. zahîrun : yardımcı

٥

عَسى رَبُّهُ اِنْ طَلَّقَكُنَّ اَنْ يُبْدِلَهُ اَزْوَاجًا خَيْرًا مِنْكُنَّ مُسْلِمَاتٍ مُؤْمِنَاتٍ قَانِتَاتٍ تَاءِبَاتٍ عَابِدَاتٍ سَاءِحَاتٍ ثَيِّبَاتٍ وَاَبْكَارًا

(5) asa rabbühü in tallakaküne ey yubdilehü ezvacen hayrem minkünne muslimatim mu’minatin kanitatin taibatin abidatin saihatin seyyibativ ve ebkara
Eğer o sizi boşarsa Rabbi yerinize sizden daha hayırlı zevceler (verir) müslüman kadınlardan mü’min kadınlardan itaatkar kadınlardan tövbekar kadınlardan ibadet eden kadınlardan oruç tutan kadınlardan dul ve bekar (kadınlardan)

1. asâ : belki, umulur
2. rabbu-hu : onun Rabbi
3. in : eğer
4. tallaka-kunne : sizi boşadı
5. en yubdile-hû : ona (onun için ….. yerine) değiştirmesi
6. ezvâcen : zevceler, eşler
7. hayren : daha hayırlı
8. min-kunne : sizden
9. muslimâtin : müslüman (Allah’a teslim olmuş) kadınlar
10. mu’minâtin : mü’min (îmân etmiş) kadınlar
11. kânitâtin : kanitin olan kadınlar (Allah’ın huzurunda saygı ile duranlar)
12. tâibâtin : tövbe eden kadınlar
13. âbidâtin : abid (Allah’a kul olmuş) olan kadınlar
14. sâihâtin : oruç tutan, Allah yolunda hicret eden kadınlar
15. seyyibâtin : dul kadınlar
16. ve ebkâren : ve bekâr, bakire kadınlar

٦

يَا اَيُّهَا الَّذينَ امَنُوا قُوا اَنْفُسَكُمْ وَاَهْليكُمْ نَارًا وَقُودُهَا النَّاسُ وَالْحِجَارَةُ عَلَيْهَا مَلءِكَةٌ غِلَاظٌ شِدَادٌ لَا يَعْصُونَ اللّهَ مَا اَمَرَهُمْ وَيَفْعَلُونَ مَا يُؤْمَرُونَ

(6) ya eyyühellezine amenu ku enfüseküm ve ehliküm narav ve kuduhannasü velhicaretu aleyha melaiketün ğılazün şidadül la ya’sunallahe ma emerahüm ve yefalune ma yu’merun
Ey iman edenler kendinizi koruyun ve aile halkınızı (öyle) bir ateşten onun yakacağı, insanlarla taşlardır cehennem üzerinde melekler (vardır) çok sert çok şiddetli Allah ne emrettiyse onlar isyan etmezler emredildikleri şeyi yaparlar

1. yâ eyyuhâ : ey
2. ellezîne : o kimseler, onlar
3. âmenû : îmân ettiler, âmenû oldular, Allah’a ulaşmayı dilediler
4. : koruyun
5. enfuse-kum : kendinizi, nefslerinizi
6. ve ehlî-kum : ve yakınlarınızı
7. nâren : ateşten
8. vakûdu-hâ : ve onun yakıtı
9. en nâsu : insanlar
10. ve el hicâretu : ve taşlar
11. aleyhâ : onun üzerindeki
12. melâiketun : melekler
13. gılâzun : sert davrananlar, haşin olanlar
14. şidâdun : şiddetli, çok güçlü ve çok sert, acımasız
15. lâ ya’sûne allâhe : Allah’a asi olmazlar, isyan etmezler
16. : şey
17. emere-hum : onlara emretti
18. ve yef’alûne : ve yaparlar
19. : şey
20. yu’merûne : emrolundular

٧

يَا اَيُّهَا الَّذينَ كَفَرُوا لَا تَعْتَذِرُوا الْيَوْمَ اِنَّمَا تُجْزَوْنَ مَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ

(7) ya eyyühellezine keferu la ta’tezirul yevm innema tuczevne ma küntüm ta’melune
Ey küfredenler bugün özür dilemeyin ancak cezasını çekeceksiniz yaptıklarınızın

1. yâ eyyuhâ : ey
2. ellezîne keferû : inkâr edenler
3. lâ ta’tezirû : özür beyan etmeyin
4. el yevme : o gün
5. innemâ : sadece, yalnız
6. tuczevne : cezalandırılırsınız, cezalandırılacaksınız
7. : şeyler
8. küntüm : siz oldunuz
9. ta’melûne : siz yapıyorsunuz

Sayfa:560

٨

يَا اَيُّهَا الَّذينَ امَنُوا تُوبُوا اِلَى اللّهِ تَوْبَةً نَصُوحًا عَسى رَبُّكُمْ اَنْ يُكَفِّرَ عَنْكُمْ سَيَِّاتِكُمْ وَيُدْخِلَكُمْ جَنَّاتٍ تَجْرى مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ يَوْمَ لَايُخْزِى اللّهُ النَّبِىَّ وَالَّذينَ امَنُوا مَعَهُ نُورُهُمْ يَسْعى بَيْنَ اَيْديهِمْ وَبِاَيْمَانِهِمْ يَقُولُونَ رَبَّنَا اَتْمِمْ لَنَا نُورَنَا وَاغْفِرْلَنَا اِنَّكَ عَلى كُلِّ شَىْءٍ قَديرٌ

(8) ya eyyühellezine amenu tubu ilellahi tevbeten nesuha asa rabbüküm ey yukeffira anküm seyyiatiküm ve yudhı leküm cennatin tecri min tahtihel enharu yevme la yuhzillahün nebiyye vellezine amenu meah nuruhüm yesa beyne eydiyhim ve bieymanihim yekulune rabbena etmim lena nurana vağfir lena inneke ala külli şeyin kadir
Ey iman edenler Allah’a tövbe edin nasuh tövbesi (ile) umulur ki Rabbiniz kötülüklerinizi örter sizleri cennetlere kor altlarından ırmaklar akan o gün Allah utandırmayacaktır nebisini ve onunla beraber iman edenleri nurları koşacak önlerinden ve sağlarından diyecekler ki ey Rabbimiz! bizlere nurumuzu tamamla bizi bağışla çünkü sen her şeye kadirsin

1. yâ eyyuhâ : ey
2. ellezîne âmenû : âmenû olanlar
3. tûbû : tövbe edin
4. ilâ allâhi : Allah’a
5. tevbeten nasûhan : nasuh tövbesi
6. asâ : olur ki, umulur
7. rabbu-kum : Rabbiniz
8. en yukeffire : örtmesi (mastar)
9. an-kum : sizden
10. seyyiâti-kum : kötülükleriniz, günahlarınız
11. ve yudhile-kum : ve sizi dahil eder, koyar
12. cennâtin : cennetler
13. tecrî : akar
14. min tahti-hâ : onun altından
15. el enhâru : nehirler
16. yevme : o gün
17. lâ yuhzî : rüsva ve rezil etmez
18. allâhu : Allah
19. nebiyye : peygamber
20. ve ellezîne âmenû : ve âmenû olanlar
21. mea-hu : onunla beraber
22. nûru-hum : onların nurları
23. yes’â : koşar
24. beyne eydî-him : onların elleri arasında, önlerinde
25. ve bi eymâni-him : ve onların sağlarında
26. yekûlûne : derler
27. rabbe-nâ : Rabbimiz
28. etmim : tamamla
29. lenâ : bize
30. nûre-nâ : nurumuz
31. ve igfir-lenâ : ve bizi mağfiret et (günahlarımızı sevaba çevir)
32. inne-ke : muhakkak ki sen
33. alâ külli şey’in : herşeye
34. kadîrun : kaadir, gücü yeten

٩

يَا اَيُّهَا النَّبِىُّ جَاهِدِ الْكُفَّارَ وَالْمُنَافِقينَ وَاغْلُظْ عَلَيْهِمْ وَمَاْويهُمْ جَهَنَّمُ وَبِءْسَ الْمَصيرُ

(9) ya eyyühennebiyyü cahidil küffara velmunafikıne vağlüz aleyhim ve me’vahüm cehennem ve bi’sel mesir
Ey nebi! kafirlerle ve münafıklarla savaş onlara karşı sert davran onların varacağı yer cehennemdir o ne kötü yerdir!

1. yâ eyyuhâ : ey
2. en nebiyyu : nebî
3. câhid(i) : cihad et, savaş
4. el kuffâre : kâfirler
5. ve el munâfikîne : ve münafıklar
6. ve igluz : ve galiz ol, sert davran
7. aleyhim : onlara
8. ve me’vâ-hum : ve onların barınacağı yer, sığınacağı yer
9. cehennemu : cehennem
10. ve bi’se : ve ne kötü
11. el masîru : varış yeri, ulaşılacak yer

١٠

ضَرَبَ اللّهُ مَثَلًا لِلَّذينَ كَفَرُوا امْرَاَتَ نُوحٍ وَامْرَاَتَ لُوطٍ كَانَتَا تَحْتَ عَبْدَيْنِ مِنْ عِبَادِنَا صَالِحَيْنِ فَخَانَتَاهُمَا فَلَمْ يُغْنِيَا عَنْهُمَا مِنَ اللّهِ شَيًْا وَقيلَ ادْخُلَا النَّارَ مَعَ الدَّاخِلينَ

(10) dareballahü meselel lillezine keferum raete nuhiv vemraete lut kaneta tahte abdeyni min ibadina saliheyni fehaneta hüma felem yu’ğniya anhüma minallahi şeyev ve kıled hülen nara me’addahilin
Allah misal getirir küfredenlere nuh’un karısını ve lut’un karısını bu iki kadın nikahı altında (idiler) salih iki kulumuzun (kocalarına) hainlik ettiler (kocaları) onları kurtaramadılar Allah’tan gelen şeye karşı sizde girin denildi ateşe girenlerle beraber

1. darabe (darabe meselen) : vurdu, vurguladı: (misal getirmek, örnek vermek)
2. allâhu : Allah
3. meselen : misal, örnek
4. li ellezîne keferû : inkâr edenlere, kâfirlere
5. imreete nûhin : Nuh’un hanımı
6. ve imreete lûtin : ve Lut’un hanımı
7. kânetâ : ikisi idi
8. tahte : altında
9. abdeyni : iki kul
10. min ibâdi-nâ : kullarımızdan
11. sâlihayni : iki salih kul
12. fe : böyleyken, fakat
13. hânetâ humâ : ikisi hainlik etti, ihanet etti
14. fe lem yugnîyâ : bu yüzden ikisine bir fayda (yarar) olmadı
15. an-humâ : onlardan (ikisinden)
16. min allâhi : Allah’tan
17. şey’en : bir şey
18. ve kîle : ve denildi
19. edhulâ : ikiniz girin
20. en nâre : ateş
21. mea : beraber
22. ed dâhilîne : dahil olanlar, girenler

١١

وَضَرَبَ اللّهُ مَثَلًا لِلَّذينَ امَنُوا امْرَاَتَ فِرْعَوْنَ اِذْ قَالَتْ رَبِّ ابْنِ لى عِنْدَكَ بَيْتًا فِى الْجَنَّةِ وَنَجِّنى مِنْ فِرْعَوْنَ وَعَمَلِه وَنَجِّنى مِنَ الْقَوْمِ الظَّالِمينَ

(11) ve darabellahü meselel lillezine amenüm raete firavne iz kalet rabbibni li indeke beyten filcenneti ve necciniy min firavne ve amelihi ve neccini minel kavmizzalimin
Allah misal getirdi iman edenlere de firavun’un karısını o kadın o zaman dedi: ey Rabbim! benim için yap senin katında cennette bir ev beni kurtar firavun’dan ve yaptığı işlerden beni bu zalim kavimden kurtar

1. ve darabe : ve vurdu, vurguladı
2. (darabe meselen) : (misal getirmek, örnek vermek)
3. allâhu : Allah
4. meselen : misal, örnek
5. li ellezîne âmenû : âmenû olanlara, ölmeden önce Allah’a ulaşmayı dileyenlere
6. emreete : hanımı
7. fir’avne : firavun
8. iz kâlet : demişti
9. rabbi : Rabbim
10. ibni : bina et, inşa et
11. : bana, benim için
12. inde-ke : senin yanında, senin katında
13. beyten : bir ev
14. fî el cenneti : cennette
15. ve necci-nî : ve beni kurtar
16. min fir’avne : firavundan
17. ve ameli-hî : ve onun yaptıkları
18. ve necci-nî : ve beni kurtar
19. min el kavmi : kavminden
20. ez zâlimîne : zalimler

١٢

وَمَرْيَمَ ابْنَتَ عِمْرنَ الَّتى اَحْصَنَتْ فَرْجَهَا فَنَفَخْنَا فيهِ مِنْ رُوحِنَا وَصَدَّقَتْ بِكَلِمَاتِ رَبِّهَا وَكُتُبِه وَكَانَتْ مِنَ الْقَانِتينَ

(12) ve meryemebnete imranel leti ahsanet ferceha fenefahna fihi mir ruhina ve saddekat bikelimati rabbiha ve kütübihi ve kanet minelkanitin
Bir de imran kızı Meryem ırzını pek sağlam korumuştu biz üfürdük ona ruhumuzdan (o), tasdik etti Rabbinin kelimelerini ve kitaplarını o itaatkarlardandır

1. ve meryem(e) : Meryem
2. ibnete : kızı
3. imrâne : imran
4. elletî : ki o
5. ahsanet : ahsen, en güzel idi
6. ferce-hâ : onun iffeti
7. fe : bu yüzden, bu sebeple
8. nefahnâ : biz üfledik
9. fî-hi : onun içine
10. min rûhi-nâ : ruhumuzdan
11. ve saddakat : ve tasdik etti
12. bi kelimâti : sözlerini
13. rabbi-hâ : Rabbinin
14. ve kutubi-hi : ve onun kitaplarını
15. ve kânet : ve idi, oldu
16. min el kânitîne : kanitin olanlardan

Reklamlar

Son Yazılar