027. Cüz

    Nüzul SırasıCüzSayfaSure
    67 27521Zariyat(51)

٣١

قَالَ فَمَا خَطْبُكُمْ اَيُّهَا الْمُرْسَلُونَ

(31) kale fema hatbüküm eyyuhel murselun
Dedi: o halde vazifeniz nedir ey elçiler

1. kâle : dedi
2. fe : o halde, öyleyse
3. : nedir
4. hatbu-kum : sizin hitabınız, söylemek istediğiniz
5. eyyuhâ : ey
6. el murselûne : resûller (elçiler)

٣٢

قَالُوا اِنَّا اُرْسِلْنَا اِلى قَوْمٍ مُجْرِمينَ

(32) kalu inna ursilna ila kavmim mucrimin
Dediler: biz gönderildik mücrim bir kavme

1. kâlû : dediler
2. innâ : muhakkak ki biz
3. ursilnâ : gönderildik
4. ilâ kavmin : bir kavme
5. mucrimîne : mücrim, suçlular, günahkârlar

٣٣

لِنُرْسِلَ عَلَيْهِمْ حِجَارَةً مِنْ طينٍ

(33) li nursile aleyhim hicaratem min tiyn
Ki üzerlerine atacağız pişmiş çamurdan taşlar

1. li nursile : yollamamız (atmamız), yağdırmamız için
2. aleyhim : onların üzerlerine
3. hıcâreten : taşlar
4. min tînin : balçıktan

٣٤

مُسَوَّمَةً عِنْدَ رَبِّكَ لِلْمُسْرِفينَ

(34) musevvemeten inde rabbike lil musrifin
Rabbinin katında damgalanmıştır haddi aşanlar için

1. musevvemeten : işaretlenmiş, damgalanmış olan
2. inde : yanında, katında
3. rabbi-ke : Rabbin
4. li el musrifîne : müsrifler için, haddi aşanlar

٣٥

فَاَخْرَجْنَا مَنْ كَانَ فيهَا مِنَ الْمُؤْمِنينَ

(35) fe ahracna men kane fiha minel mu’minin
Netice de çıkardık o beldede bulunan mü’minleri

1. fe : o zaman, sonra
2. ahrecnâ : çıkardık
3. men kâne : kim varsa
4. fî-hâ : orada
5. min el mû’minîne : mü’minlerden

٣٦

فَمَا وَجَدْنَا فيهَا غَيْرَ بَيْتٍ مِنَ الْمُسْلِمينَ

(36) fe ma vecedna fiha ğayra beytim minel muslimin
Fakat o beldede bulamadık bir evden başka müslüman da

1. fe : böylece, fakat
2. mâ vecednâ : biz bulamadık
3. fî-hâ : orada
4. gayre beytin : bir evden başka
5. min el muslimîne : müslümanlardan, müslüman olanlardan

٣٧

وَتَرَكْنَا فيهَا ايَةً لِلَّذينَ يَخَافُونَ الْعَذَابَ الْاَليمَ

(37) ve terakna fiha ayetel lillezine yehafunel azabel elim
Orada bir ibret nişanesi bıraktık korkacaklar için bu elim azaptan

1. ve tereknâ : ve biz bıraktık
2. fî-hâ : orada
3. âyeten : âyet, delil
4. li ellezîne : o kimselere onlara
5. yahâfûne : korkarlar
6. el azâbe : azap
7. el elîme : elîm, acı

٣٨

وَفى مُوسى اِذْ اَرْسَلْنَاهُ اِلى فِرْعَوْنَ بِسُلْطَانٍ مُبينٍ

(38) vefi musa iz erselnahu ila fir’avne bi sultanim mubin
Musa içinde (ibret var) o zaman onu göndermiştik firavun’a çok açık mucizelerle

1. ve fî mûsâ : ve Musa’da
2. iz erselnâ-hu : onu göndermiştik
3. ilâ fir’avne : firavuna
4. bi sultânin : bir sultanla, güçle, mucize ile, delille
5. mubînin : açık, apaçık

٣٩

فَتَوَلّى بِرُكْنِه وَقَالَ سَاحِرٌ اَوْ مَجْنُونٌ

(39) fe tevella bi ruknihi ve kale sahirun ev mecnun
O, yüzünü cevirdi ve dedi; o bir sihirbaz yahut bir delidir

1. fe : fakat
2. tevellâ : yüz çevirdi
3. bi rukni-hî : etrafındakilerle
4. ve kâle : ve dedi
5. sâhırun : sihir yapan, sihirbaz, büyücü
6. ev : veya, ya da
7. mecnûnun : mecnun, deli

٤٠

فَاَخَذْنَاهُ وَجُنُودَهُ فَنَبَذْنَاهُمْ فِى الْيَمِّ وَهُوَ مُليمٌ

(40) fe ehaznahu ve cunudehu fe nebeznahum fil yemmi ve huve mulim
Nihayet onu ve ordularını yakalayıp denize attık ve kınanmış olarak

1. fe : böylece, bunun üzerine, sonunda
2. ehaznâ-hu : biz onu yakaladık
3. ve cunûde-hu : ve onun orduları
4. fe : böylece, bunun üzerine, sonunda
5. nebeznâ-hum : onları attık
6. fî el yemmi : denize, denizin içine
7. ve huve : ve o
8. mulîmun : kınanmış olan

٤١

وَفى عَادٍ اِذْ اَرْسَلْنَا عَلَيْهِمُ الرّيحَ الْعَقيمَ

(41) ve fi adin iz erselna aleyhimur rihal akım
O zaman ad kavminin üzerine göndermiştik köklerini kurutan yeli

1. ve fî âdin : ve Ad kavminde
2. iz erselnâ : göndermiştik
3. aleyhi : onların üzerlerine
4. er rîha : rüzgâr
5. el akîme : yok eden, akamete uğratan

٤٢

مَاتَذَرُ مِنْ شَىْءٍ اَتَتْ عَلَيْهِ اِلَّا جَعَلَتْهُ كَالرَّميمِ

(42) ma tezeru min şey’in etet aleyhi illa cealethu ker ramim
Bırakmıyordu uğradığı her şeyi kül gibi yapıyordu

1. mâ tezeru : bırakmıyor
2. min şey’in : bir şey
3. etet : geldi
4. aleyhi : onun üzerine
5. illâ : den başka, ancak, mutlaka
6. cealet-hu : onu kıldı, yaptı
7. ke : gibi
8. er remîmi : çürümüş, ufalanmış, kül gibi toz halinde

٤٣

وَفى ثَمُودَ اِذْ قيلَ لَهُمْ تَمَتَّعُوا حَتّى حينٍ

(43) ve fi semude iz kıle lehum temetteu hatta hiyn
Semud kavminde de (ibret vardır) demişti bir zamana kadar faydalanın

1. ve fî semûde : ve Semud kavminde (vardır)
2. iz kîle : denildiği zaman
3. lehum : onlara
4. temetteû : metalanın, yararlanın, refah içinde yaşayın
5. hattâ hînîn : belli bir süreye kadar

٤٤

فَعَتَوْا عَنْ اَمْرِ رَبِّهِمْ فَاَخَذَتْهُمُ الصَّاعِقَةُ وَهُمْ يَنْظُرُونَ

(44) fe atev an emri rabbihim fe ehazethumus saikatü ve hüm yenzurun
(Onlar) Rablerinin emrine tecavüz ettiler bu yüzden onları yıldırım çarptı onlar bakarlarken

1. fe : fakat
2. atev : itaat etmediler, (emirden) çıktılar
3. an emri : emrinden
4. rabbi-him : Rab’leri
5. fe : böylece
6. ehazet-hum : onları aldı
7. es sâikatu : yıldırım
8. ve hum yanzurûne : ve onlar bakıyorlar

٤٥

فَمَا اسْتَطَاعُوا مِنْ قِيَامٍ وَمَا كَانُوا مُنْتَصِرينَ

(45) feme stetau min kıyamiv ve ma kanu muntesirin
Ne güçleri oldu ayağa kalkmaya ne de yardım gördüler

1. fe : artık, o zaman
2. mâ istetâû : güç yetiremediler, muktedir olamadılar
3. min kıyâmin : ayağa kalkma
4. ve mâ kânû : ve olmadılar
5. muntesirîne : yardım edilenler

٤٦

وَقَوْمَ نُوحٍ مِنْ قَبْلُ اِنَّهُمْ كَانُوا قَوْمًا فَاسِقينَ

(46) ve kavme nuhim min kabl innehüm kanu kavmen fasikın
Daha önce de nuh kavmini de (helak ettik) çünkü onlar fasık bir kavim idiler

1. ve kavme nûhın : ve Nuh kavmi
2. min kablu : bundan önce
3. inne-hum : muhakkak ki onlar
4. kânû : idi
5. kavmen : kavim
6. fâsıkîne : fasıklar (fısk içinde olanlar)

٤٧

وَالسَّمَاءَ بَنَيْنَاهَا بِاَيْدٍ وَاِنَّا لَمُوسِعُونَ

(47) ves semae beneynaha bi eydiv ve inna le musiun
Sema ki onu kuvvet ile bina ettik gerçekten biz genişlik vereniz

1. ve es semâe : ve sema, gökyüzü
2. beneynâ-hâ : onu biz bina ettik
3. bi eydin : bir kudretle, büyük bir kuvvetle
4. ve innâ : ve muhakkak ki biz
5. le : elbette
6. mûsiûne : genişletici olan

٤٨

وَالْاَرْضَ فَرَشْنَاهَا فَنِعْمَ الْمَاهِدُونَ

(48) vel erda feraşnaha fe ni’mel mahidun
Yeri de döşedik ne güzel döşeyicileriz

1. ve el arda : ve yeryüzü, yeri
2. fereşnâ-hâ : onu biz döşeyip yaydık
3. fe ni’me : işte ne güzel
4. el mâhidûne : döşeyen, düzenleyen, düzenleyici.

٤٩

وَمِنْ كُلِّ شَىْءٍ خَلَقْنَا زَوْجَيْنِ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ

(49) ve min külli şey’in halakna zevceyni lealleküm tezekkerun
Her şeyden çift çift yarattık olur ki siz düşünürsünüz

1. ve : ve
2. min kulli şey’in : herşeyden
3. halaknâ : biz yarattık
4. zevceynî : ikili, çift
5. lealle-kum : umulur ki böylece siz
6. tezekkerûne : tezekkür edersiniz, öğüt alır düşünürsünüz

٥٠

فَفِرُّوا اِلَى اللّهِ اِنّى لَكُمْ مِنْهُ نَذيرٌ مُبينٌ

(50) fe firru ilallah inniy leküm minhu nezirum mubin
Hemen Allah’a kaçın gerçekten ben size o’nun tarafından (gönderilmiş) açık bir uyarıcıyım

1. fe firrû : öyleyse kaç, sığın
2. ilâ allâhi : Allah’a
3. innî : muhakkak ki ben
4. lekum : sizin için
5. min-hu : ondan, onun tarafından
6. nezîrun : nezir, uyarıcı
7. mubînun : açık, apaçık

٥١

وَلَا تَجْعَلُوا مَعَ اللّهِ اِلهًا اخَرَ اِنّى لَكُمْ مِنْهُ نَذيرٌ مُبينٌ

(51) vela tec’alu meallahi ilahen ahar inniy leküm minhü nezirum mubin
Edinmeyin Allah ile beraber başka bir ilah gerçekten ben size O’nun tarafından (gönderilmiş) açık bir uyarıcıyım

1. ve lâ tec’alû : ve kılmayın
2. mea allâhi : Allah’la beraber
3. ilâhen : bir ilâh
4. âhara : başka
5. innî : muhakkak ki ben
6. lekum : sizin için
7. min-hu : ondan, onun tarafından
8. nezîrun : nezir, uyarıcı
9. mubînun : açıkça, apaçık

Sayfa:522

٥٢

كَذلِكَ مَا اَتَى الَّذينَ مِنْ قَبْلِهِمْ مِنْ رَسُولٍ اِلَّا قَالُوا سَاحِرٌ اَوْ مَجْنُونٌ

(52) kezalike ma etel lezine min kablihim mir rasulin illa kalu sahirun ev mecnun
Bunun gibi gelmiş olmasın ki bundan öncekilere de bir resul (ona) sihirbaz yahut mecnun demesinler

1. kezâlike : işte bunun gibi, işte böyle
2. : şey, ne, kim
3. etâ ellezîne : onlara (kendilerine) ne geldi
4. min kabli-him : onlardan önce
5. min resûlin : (resûllerden) bir resûl
6. illâ : den başka, hariç
7. kâlû : dediler
8. sâhırun : sihir yapan, sihirbaz, büyücü
9. ev : veya
10. mecnûnun : mecnun, deli

٥٣

اَتَوَاصَوْا بِه بَلْ هُمْ قَوْمٌ طَاغُونَ

(53) e tevasav bih bel hüm kavmün tağun
Onu birbirine tavsiye mi ettiler doğrusu onlar azgın bir kavimdiler

1. e : mı
2. tevâsav : vasiyet, tavsiye ettiler
3. bi-hi : onunla, onu
4. bel : hayır, bilâkis
5. hum : onlar
6. kavmun : kavim, topluluk, toplum
7. tâgûne : azgın, taşkın

٥٤

فَتَوَلَّ عَنْهُمْ فَمَا اَنْتَ بِمَلُومٍ

(54) fe tevelle anhüm fe ma ente bi melun
Artık onlardan yüz çevirin artık sen kınanacak değilsin

1. fe tevelle : öyleyse yüz çevir
2. anhum : onlardan
3. fe mâ : artık değil
4. ente : sen
5. bi melûmin : kınanacak

٥٥

وَذَكِّرْ فَاِنَّ الذِّكْرى تَنْفَعُ الْمُؤْمِنينَ

(55) ve zekkir fe innez zikra tenfeul mu’minin
Sen öğüt ver çünkü öğüt mü’minlere fayda verir

1. ve zekkir : ve sen öğüt verip hatırlat
2. fe inne : böylece muhakkak ki
3. ez zikrâ : öğütle hatırlatma
4. tenfe : fayda verir
5. el mû’minîne : mü’minlere

٥٦

وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْاِنْسَ اِلَّا لِيَعْبُدُونِ

(56) ve ma halaktul cinne vel inse illa li ya’budun
Ben cinleri ve insanları yarattım ancak bana ibadet etsinler diye

1. ve mâ halaktu : ve ben yaratmadım
2. el cinne : cinler
3. ve el inse : ve insanlar
4. illâ : den başka
5. li ya’budû-ni : bana kul olmaları

٥٧

مَا اُريدُ مِنْهُمْ مِنْ رِزْقٍ وَمَا اُريدُ اَنْ يُطْعِمُونِ

(57) ma uridu minhüm mir rizkıv ve ma uridu ey yut’ımun
İstemiyorum onlardan bir rızık istemiyorum taam yedirmelerini de

1. mâ urîdu : ben istemiyorum
2. min-hum : onlardan
3. min rızkın : bir rızık
4. ve mâ urîdu : ve ben istemiyorum
5. en yut’imû-ni : beni doyurup

٥٨

اِنَّ اللّهَ هُوَ الرَّزَّاقُ ذُو الْقُوَّةِ الْمَتينُ

(58) innellahe hüver razzaku zul kuvvetil metin
Şüphesiz Allah rızık veren o’dur (o), kuvvet sahibi, metin’dir

1. inne allâhe : muhakkak ki Allah
2. huve : o
3. er rezzâku : rızık veren
4. zu el kuvveti : kuvvet sahibi
5. el metînu : metin, sağlam, güçlü

٥٩

فَاِنَّ لِلَّذينَ ظَلَمُوا ذَنُوبًا مِثْلَ ذَنُوبِ اَصْحَابِهِمْ فَلَا يَسْتَعْجِلُونِ

(59) fe inne lillezine zalemu zenubem misle zenubi ashabihim fe la yesta’cilun
Hiç şüphe yok ki zulüm edenlere arkadaşlarının günah payı kadar bir pay (vardır) şimdi acele etmesinler

1. fe inne : işte, artık gerçekten
2. li ellezîne : o kimseler için
3. zalemû : zulmettiler
4. zenûben : günah, azap, nasip
5. misle : misli, benzer, gibi
6. zenûbi : günah, azap, nasip
7. ashâbi-him : onların arkadaşları
8. fe : işte, artık
9. lâ yesta’cilû-ni : benden acele istemesinler

٦٠

فَوَيْلٌ لِلَّذينَ كَفَرُوا مِنْ يَوْمِهِمُ الَّذى يُوعَدُونَ

(60) fe veylul lillezine keferu miy yevmihimullezi yuadun
Vay o kafirlerin (haline) o tehdit edildikleri günden

1. fe : artık, bu durumda
2. veylun : yazıklar olsun, vay haline
3. li ellezîne : o kimselere, onlara
4. keferû : kâfir oldular, inkâr ettiler
5. min yevmi-him : o (azap) günlerinden dolayı
6. ellezî : onlara, kendilerine
7. yûadûne : vaadedilen

52-TUR

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ

١

وَالطُّورِ

(1) vet tur
Tur’a yemin olsun

1. ve : andolsun, yemin olsun
2. et tûri : Tur

٢

وَكِتَابٍ مَسْطُورٍ

(2) ve kitabim mestur
Satırlara yazılmış kitaba

1. ve kitâbin : kitaba andolsun
2. mestûrin : satır satır yazılmış

٣

فى رَقٍّ مَنْشُورٍ

(3) fi rakkim menşur
Sayfaları açıklanmış

1. : içinde, de
2. rakkın : üzerine yazı yazılan şey, ince deri, sayfa
3. menşûrin : yayılmış

٤

وَالْبَيْتِ الْمَعْمُورِ

(4) vel beytil ma’mur
Beyt-i ma’mur’a

1. ve : andolsun
2. el beyti : ev
3. el ma’mûri : imar edilmiş, mamur

٥

وَالسَّقْفِ الْمَرْفُوعِ

(5) ves sakfil merfu’
Tavanı yükseltilmiş olana

1. ve : andolsun
2. es sakfi : tavan, yeryüzünün tavanı
3. el merfûi : yükseltilmiş

٦

وَالْبَحْرِ الْمَسْجُورِ

(6) vel bahril mescur
Ve kızdırılmış denize yemin olsun

1. ve : andolsun
2. el bahri : deniz
3. el mescûri : dolmuş, dolu olan, hapsedilmiş (yayılması önlenmiş)

٧

اِنَّ عَذَابَ رَبِّكَ لَوَاقِعٌ

(7) inne azabe rabbike le vaki’
Şüphesiz Rabbinin azabı vuku bulacaktır

1. inne : muhakkak ki
2. azâbe : azap
3. rabbi-ke : senin Rabbin
4. le : mutlaka, kesinlikle
5. vâkıun : vuku bulacaktır

٨

مَالَهُ مِنْ دَافِعٍ

(8) ma lehu min dafi’
Onu çevirecek de yoktur

1. : yoktur
2. lehu : onu
3. min dâfiin : defedecek kimse, uzaklaştırıp engel olacak

٩

يَوْمَ تَمُورُ السَّمَاءُ مَوْرًا

(9) yevme temurus semau mevra
O gün sema bir çalkanışla çalkalanır

1. yevme : gün
2. temûru : sallanır
3. es semâu : sema, gökyüzü
4. mevren : şiddetle sarsılarak, sarsılıp

١٠

وَتَسيرُ الْجِبَالُ سَيْرًا

(10) ve tesirul cibalu seyra
Ve dağlarda bir yürüyüş ile yürür

1. ve tesîru : ve yürür
2. el cibâlu : dağlar
3. seyren : seyir halinde, hareket ederek

١١

فَوَيْلٌ يَوْمَءِذٍ لِلْمُكَذِّبينَ

(11) fe veyluy yevmeizil lil mukezzibin
Vay o günü yalanlayanların (haline!)

1. fe : artık, işte
2. veylun : vay haline
3. yevmeizin : izin günü
4. li el mukezzibîne : tekzip edenler, yalanlayanlar

١٢

اَلَّذينَ هُمْ فى خَوْضٍ يَلْعَبُونَ

(12) ellezine hüm fi havdiy yel’abun
Onlar ki (daldıkları) bir batakta oyalansınlar

1. ellezîne : onlar ki
2. hum : onlar
3. : içinde (içine dalmış olarak)
4. havdın : lüzumsuz bâtıl şeyler
5. yel’abûne : oynuyorlar, oyalanıyorlar

١٣

يَوْمَ يُدَعُّونَ اِلى نَارِ جَهَنَّمَ دَعًّا

(13) yevme yude’une ila nari cehenneme de’a
O gün atılırlar cehennem ateşine sürüklenerek

1. yevme : gün
2. yude’ûne : atılırlar
3. ilâ nâri : ateşe
4. cehenneme : cehennem
5. de’an : sürüklenerek

١٤

هذِهِ النَّارُ الَّتى كُنْتُمْ بِهَا تُكَذِّبُونَ

(14) hazihin narulleti küntüm biha tukezzibun
“İşte ateş budur!” (denilecek) yalan saymakta olduğunuz

1. hâzihi : bu
2. en nâru elletî : o ateş ki
3. küntüm : siz oldunuz
4. bi-hâ : onu
5. tukezzibûne : tekzip ediyorsunuz, yalanlıyorsunuz

Sayfa:523

١٥

اَفَسِحْرٌ هذَا اَمْ اَنْتُمْ لَاتُبْصِرُونَ

(15) e fe sihrun haza em entum la tubsirun
Bu da mı sihir? yoksa siz mi görmüyorsunuz?

1. e : mı
2. fe : fakat, öyleyse, yoksa
3. sihrun : sihir, büyü
4. hâzâ : bu
5. em : veya, yoksa, acaba
6. entum : siz
7. lâ tubsirûne : görmüyorsunuz

١٦

اِصْلَوْهَا فَاصْبِرُوا اَوْ لَاتَصْبِرُوا سَوَاءٌ عَلَيْكُمْ اِنَّمَا تُجْزَوْنَ مَاكُنْتُمْ تَعْمَلُونَ

(16) islavha fasbiru ev la tasbiru sevaun aleyküm innema tüczevne ma küntüm ta’melun
girin oraya ister sabredin yahut sabretmeyin sizin için birdir ancak cezasını çekeceksiniz yapmış olduklarınızın

1. ıslevhâ : ona yaslanın
2. fe isbirû : artık sabredin
3. ev : veya
4. lâ tasbirû : sabretmeyin
5. sevâun : eşittir (birdir)
6. aleykum : size, sizin için
7. innemâ : sadece, yalnız
8. tuczevne : cezalandırılırsınız
9. : şey(ler)
10. küntüm : siz oldunuz
11. ta’melûne : siz yapıyorsunuz

١٧

اِنَّ الْمُتَّقينَ فى جَنَّاتٍ وَنَعيمٍ

(17) innel muttekıne fi cennativ ve neiym
Muhakkak muttakiler cennetler(de) ve nimetler içinde(dirler)

1. inne : muhakkak ki
2. el muttekîne : muttakiler, takva sahipleri
3. : içinde
4. cennâtin : cennetler
5. ve naîmin : ve ni’metler

١٨

فَاكِهينَ بِمَا اتيهُمْ رَبُّهُمْ وَوَقيهُمْ رَبُّهُمْ عَذَابَ الْجَحيمِ

(18) fakihine bima atahum rabbühüm ve vekahüm rabbühüm azabel cehiym
Zevk ederler onlar Rablerinin verdikleri şeylerden Rableri onları korumuştur cehennem azabından

1. fâkihîne : sevinçli ve mutlu olanlar
2. bi-mâ : şeylerle
3. âtâ-hum : onlara verdi
4. rabbu-hum : onların Rab’leri
5. ve vekâ-hum : ve onları korudu
6. rabbu-hum : onların Rab’leri
7. azâbe : azap
8. el cahîmi : alevli ateş (cehennem)

١٩

كُلُوا وَاشْرَبُوا هَنيًا بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ

(19) kulu veşrabu heniem bima küntüm ta’melun
Afiyetle yeyin ve için yapmış olduklarınızdan dolayı

1. kulû : yeyin
2. ve işrebû : ve için
3. henîen : afiyetle
4. bi-mâ : şeylerden dolayı, sebebiyle
5. küntüm : siz oldunuz
6. ta’melûne
(küntüm ta’melûne)
: yapıyorsunuz
: (yapmış olduğunuz, yaptıklarınız)

٢٠

مُتَّكِينَ عَلى سُرُرٍ مَصْفُوفَةٍ وَزَوَّجْنَاهُمْ بِحُورٍ عينٍ

(20) muttekiine ala sururim masfufeh ve zevvecnahüm bi hurin iyn
Koltuklara yaslanırlar sıra sıra dizilmiş biz onları eş edeceğiz iri gözlü hurilerle

1. muttekiîne : yaslanmış olanlar
2. alâ sururin : tahtlar üzerine
3. masfûfetin : sıralanmış (özenle dizilmiş)
4. ve zevvecnâ-hum : biz onları evlendirdik
5. bi hûrin : hurilerle
6. înin : güzel gözlü

٢١

وَالَّذينَ امَنُوا وَاتَّبَعَتْهُمْ ذُرِّيَّتُهُمْ بِايمَانٍ اَلْحَقْنَا بِهِمْ ذُرِّيَّتَهُمْ وَمَا اَلَتْنَاهُمْ مِنْ عَمَلِهِمْ مِنْ شَىْءٍ كُلُّ امْرِءٍ بِمَا كَسَبَ رَهينٌ

(21) vellezine amenu vettebeathüm zurriyyetühüm bi imanin elhakna bihim zurriyyetehüm ve ma eletnahüm min amelihim min şey’ kullumriim bima kesebe rahin
İman edenlere zürriyetlerinden iman edip kendilerine uyanlara zürriyetlerine de aynı denk (nimetler vereceğiz) eksiltmeyeceğiz ve amellerinizden de hiçbir şey herkesin kendine kazancı rehin olacak

1. ve ellezîne : ve onlar, o kimseler
2. âmenû : âmenû olanlar (hayattayken, ölmeden önce Allah’a ulaşmayı dileyenler)
3. ve ittebeat-hum : ve onlara tâbî oldular
4. zurriyyetu-hum : onların zürriyetleri, nesilleri, soyları
5. bi îmânin : îmân ile
6. elhaknâ : ilhak ettik, dahil ettik, kattık
7. bi-him : onlara, kendilerine
8. zurriyyete-hum : onların zürriyetleri, nesilleri, soyları
9. ve mâ eletnâ-hum : ve onlardan eksiltmedik
10. min ameli-him : onların amellerinden
11. min şey’in : bir şey
12. kulli : her, hepsi
13. imriin
(kulli imriin)
: kişi, insan
: (herkes)
14. bi-mâ : ile, sebebiyle, karşılık olarak
15. kesebe : kazandı
16. rehînun : rehine

٢٢

وَاَمْدَدْنَاهُمْ بِفَاكِهَةٍ وَلَحْمٍ مِمَّا يَشْتَهُونَ

(22) ve emdedna hüm bi fakihetiv ve lahmim mimma yeştehun
İkramda bulunuruz kendilerine meyvelerle iştahlarınızın çektiği etlerden (yediririz)

1. ve emdednâ-hum : ve onlara imdat ettik, uzattık, sunduk, verdik
2. bi fâkihetin : meyveler ile
3. ve lahmin : ve et
4. mim-mâ : şeylerden
5. yeştehûne : iştah duyuyorlar, arzu ediyorlar

٢٣

يَتَنَازَعُونَ فيهَا كَاْسًا لَالَغْوٌ فيهَا وَلَا تَاْثيمٌ

(23) yetenazeune fiha ke’sel la lağvun fiha ve la te’sim
orada kadeh tokuştururlar orada ne bir saçmalama vardır, ne de günaha girme

1. yetenâzeûne : karşılıklı alıp verirler, (kadeh) kaldırırlar
2. fî-hâ : orada
3. ke’sen : kadeh
4. lâ lagvun : boş söz yoktur
5. fî-hâ : orada
6. ve lâ : ve yoktur
7. te’sîmun : günaha girme

٢٤

وَيَطُوفُ عَلَيْهِمْ غِلْمَانٌ لَهُمْ كَاَنَّهُمْ لُؤْلُؤٌ مَكْنُونٌ

(24) ve yetufu aleyhim ğilmanul lehüm keennehüm lu’luum meknun
Etrafında dönerler onların hizmetçileri, onlar sanki saklanmış inciler

1. ve yetûfu : ve tavaf ederler, dönüp dolaşırlar, hizmet ederler
2. aleyhim : onların etrafında, onlara
3. gılmânun : gılmanlar (genç delikanlılar)
4. lehum : onlara ait, kendilerine ait
5. ke enne-hum : sanki onlar
6. lû’luun : inciler
7. meknûnun : sedefinde saklı

٢٥

وَاَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلى بَعْضٍ يَتَسَاءَلُونَ

(25) ve akbele ba’dühüm ala ba’diy yetesaelun
Birbirine dönüp soruştururlar

1. ve akbele : ve karşılıklı
2. ba’du-hum alâ ba’dın : birbirlerine
3. yetesâelûne : sorarlar

٢٦

قَالُوا اِنَّا كُنَّا قَبْلُ فى اَهْلِنَا مُشْفِقينَ

(26) kalu inna kunna kablu fi ehlina muşfikın
Gerçekten biz derler daha önce ehlimiz için korkardık

1. kâlû : dediler
2. innâ : muhakkak ki biz, gerçekten biz
3. kunnâ : biz olduk
4. kablu : önce
5. fî ehli-nâ : ailemiz içinde, ailemizle beraberken
6. muşfikîne : korkanlar, endişe edenler

٢٧

فَمَنَّ اللّهُ عَلَيْنَا وَوَقينَا عَذَابَ السَّمُومِ

(27) femennellahu aleyna ve vekana azabes semum
Şimdi Allah bize ihsanda bulundu bizi korudu kavurucu ateşin azabından

1. fe menne : şimdi, oysa, lütufta bulundu
2. allâhu : Allah
3. aleynâ : bize
4. ve vekâ-nâ : ve bizi korudu
5. azâbe : azap
6. es semûmi : hücrelere işleyen kavurucu ateş

٢٨

اِنَّا كُنَّا مِنْ قَبْلُ نَدْعُوهُ اِنَّهُ هُوَ الْبَرُّالرَّحيمُ

(28) inna kunna min kablu ned’uh innehu hüvel berrur rahiym
Gerçekten biz önceden o’na dua ediyorduk şüphesiz o, iyilik sahibi, merhamet edendir

1. innâ : muhakkak ki biz
2. kunnâ : olduk
3. min kablu : önceden
4. ned’û-hu : ona dua ediyoruz
5. inne-hu : muhakkak ki o
6. huve : o
7. el berru : Berr olandır, Berr’dir, çok cömert, çok lütufkârdır
8. er rahîmu : Rahîm olan’dır, Rahîm’dir, Rahîm esması ile tecelli edendir

٢٩

فَذَكِّرْ فَمَا اَنْتَ بِنِعْمَتِ رَبِّكَ بِكَاهِنٍ وَلَا مَجْنُونٍ

(29) fezekkir fema ente bi ni’meti rabbike bi kahiniv vela mecnun
Artık zikir et sen Rabbinin nimeti sayesinde ne kahinsin ne de mecnun

1. fe : o zaman, o halde
2. zekkir : zikret, öğüt ver, hatırlat
3. fe : çünkü
4. mâ ente : sen değilsin
5. bi ni’meti : ni’metiyle, ni’meti sayesinde
6. rabbi-ke : senin Rabbin
7. bi kâhinin : kâhin
8. ve lâ mecnûnin : ve mecnun değil

٣٠

اَمْ يَقُولُونَ شَاعِرٌ نَتَرَبَّصُ بِه رَيْبَ الْمَنُونِ

(30) em yekulune şairun neterabbesu bihi raybel menun
Yoksa diyorlar mı? “o bir şairdir

1. em : yoksa, veya … mı
2. yekûlûne : onlar diyorlar
3. şâirun : bir şairdir
4. neterabbesu : gözlüyoruz, bekliyoruz
5. bi-hi : ona
6. reybe : şüphe, belirsizlik, ansızın olabilecek olan
7. el menûni
(reybe el menûni)
: zaman
: (zamanın musîbetinin ansızın gelmesi)

٣١

قُلْ تَرَبَّصُوا فَاِنّى مَعَكُمْ مِنَ الْمُتَرَبِّصينَ

(31) kul terabbesu feinni meaküm minel muterabbisiyn
De ki: gözetleyin çünkü ben de sizinle beraber gözetleyenlerdenim

1. kul : de
2. terabbesû : gözleyin, bekleyin
3. fe : aynı zamanda, hem de
4. innî : muhakkak ki ben
5. mea-kum : sizinle beraber
6. min el muterabbisîne : gözetleyenlerden, bekleyenlerden

Sayfa:524

٣٢

اَمْ تَاْمُرُهُمْ اَحْلَامُهُمْ بِهذَا اَمْ هُمْ قَوْمٌ طَاغُونَ

(32) em te’müruhüm ahlamühüm bihaza em hüm kavmün tağun
Yoksa emrediyor mu? bunu hayal kurdukları akılları yoksa onlar azgın bir kavim miydiler?

1. em : veya, yoksa
2. te’muru-hum : onlara emrediyor, kendilerine emrediyor
3. ahlâmu-hum : onların akılları
4. bi hâzâ : bunu
5. em : veya, yoksa
6. hum : onlar
7. kavmun : kavim
8. tâgûne : azgın

٣٣

اَمْ يَقُولُونَ تَقَوَّلَهُ بَلْ لَايُؤْمِنُونَ

(33) em yekulune tekavveleh bel la yu’minun
Yoksa diyorlar mı? “onu kendi uydurup söyledi” hayır! onlar iman etmezler

1. em : veya, yoksa, yahut
2. yekûlûne : diyorlar
3. tekavvele-hu : onu kendisi uydurup söyledi
4. bel : hayır
5. lâ yû’minûne : onlar îmân etmiyorlar, etmezler

٣٤

فَلْيَاْتُوا بِحَديثٍ مِثْلِه اِنْ كَانُوا صَادِقينَ

(34) felye’tu bi hadisim mislihi in kanu sadikın
öyleyse onun gibi bir söz getirsinler eğer onlar doğru söyleyenlerse

1. fe : öyleyse
2. li ye’tû : getirsinler
3. bi hadîsin : bir söz
4. misli-hi : onun gibi, benzeri
5. in kânû : eğer onlar … oldu iseler
6. sâdikîne : sadıklar, sözlerinde sadık olanlar, doğru söyleyenler

٣٥

اَمْ خُلِقُوا مِنْ غَيْرِ شَىْءٍ اَمْ هُمُ الْخَالِقُونَ

(35) em huliku min ğayri şey’in em hümül halikun
Yoksa onlar hiçbir şey olmadan mı yaratıldılar? yoksa onlar mı yaratandırlar?

1. em : veya, yoksa … mı
2. hulikû : yaratıldılar
3. min gayri şey’in : bir şey olmaksızın
4. em : veya, yoksa, … mı
5. hum(u) : onlar
6. el hâlikûne : yaratıcı

٣٦

اَمْ خَلَقُوا السَّموَاتِ وَالْاَرْضَ بَلْ لَايُوقِنُونَ

(36) em halekus semavati vel ard bel la yukinun
Yahut gökleri ve yeri (onlar mı) yarattı? hayır! onlar yakinen inanmıyorlar

1. em : veya, yoksa … mı
2. halakû : onlar yarattılar
3. es semâvâti : semalar, gökler
4. ve el arda : ve arz, yeryüzü, yer
5. bel : hayır
6. lâ yûkınûne : (Allah’a) yakîn hasıl edemezler

٣٧

اَمْ عِنْدَهُمْ خَزَاءِنُ رَبِّكَ اَمْ هُمُ الْمُصَيْطِرُونَ

(37) em indehüm hazainu rabbike em hümül musaytirun
Yoksa onların yanında mı? Rablerinin hazineleri yoksa onlar (her şeye) hakim mi olmuşlar?

1. em : veya, yoksa … mı
2. inde-hum : onların yanında
3. hazâinu : hazineler
4. rabbi-ke : senin Rabbin
5. em : veya, yoksa … mı
6. hum(u) : onlar
7. el musaytırûne : hakim olanlar, sahip olanlar

٣٨

اَمْ لَهُمْ سُلَّمٌ يَسْتَمِعُونَ فيهِ فَلْيَاْتِ مُسْتَمِعُهُمْ بِسُلْطَانٍ مُبينٍ

(38) em lehüm sullemuy yestemiune fih felyeti mustemiuhum bi sultanim mubin
Yoksa onların merdiveni var, ondan mı dinliyorlar o halde dinleyiciler getirsin açık bir delil

1. em : veya, yoksa … mı
2. lehum : onların var
3. sullemun : merdiven
4. yestemiûne : dinliyorlar
5. fî-hi : orada
6. fe : öyleyse
7. li ye’ti … bi : getirsin
8. mustemiu-hum : onları dinleyenler
9. bi sultânin : güç, delil
10. mubînin : açık, apaçık

٣٩

اَمْ لَهُ الْبَنَاتُ وَلَكُمُ الْبَنُونَ

(39) em lehul benatü ve lekümül benun
Yoksa kızlar onun, oğlanlar sizin mi?

1. em : veya, yoksa … mı
2. lehu : onun
3. el benâtu : kızlar
4. ve lekum : ve sizin
5. el benûne : erkek çocuklar, oğlanlar

٤٠

اَمْ تَسَْلُهُمْ اَجْرًا فَهُمْ مِنْ مَغْرَمٍ مُثْقَلُونَ

(40) em tes’eluhum ecran fe hüm mim mağramim muskalun
Yoksa sen onlardan ücret mi istiyorsun? onlar (borcun) ağırlığından mı eziliyorlar?

1. em : veya, yoksa … mı
2. tes’elu-hum : onlardan istiyorsun
3. ecren : ücret
4. fe : böylece, bu sebeple, bu yüzden
5. hum : onlar
6. min magremin : borçtan
7. muskalûne : ağır yük altında olanlar

٤١

اَمْ عِنْدَهُمُ الْغَيْبُ فَهُمْ يَكْتُبُونَ

(41) em indehumul ğaybü fe hüm yektübun
Yoksa gayb onların yanında da (onu) bunlar mı yazıyorlar?

1. em : veya, yoksa, yahut … mı
2. indehum(u) : onların yanında
3. el gaybu : gayb
4. fe : böylece, ve de
5. hum : onlar
6. yektubûne : yazıyorlar

٤٢

اَمْ يُريدُونَ كَيْدًا فَالَّذينَ كَفَرُوا هُمُ الْمَكيدُونَ

(42) em yuridune keyda fellezine keferu hümül mekidun
Yoksa mekir mi kurmak istiyorlar? fakat küfredenler tuzağa kendileri (düşecektir)

1. em : veya, yoksa, yahut
2. yurîdûne : istiyorlar
3. keyden : hile, tuzak kurmak
4. fe : fakat, lâkin
5. ellezîne : o kimseler, onlar, olanlar
6. keferû : inkâr edenler
7. hum(u) : onlar
8. el mekîdûne : tuzağa düşenler

٤٣

اَمْ لَهُمْ اِلهٌ غَيْرُ اللّهِ سُبْحَانَ اللّهِ عَمَّا يُشْرِكُونَ

(43) em lehum ilahun ğayrullah subhanellahi amma yuşrikun
Yoksa onların Allah’tan başka ilahları mı var? Allah münezzehtir onların koştukları ortaklardan

1. em : veya, yoksa, yahut
2. lehum : onların var
3. ilâhun : ilâh
4. gayru allâhi : Allah’tan başka
5. subhâne allâhi : Allah Sübhan’dır, münezzehtir
6. ammâ (an mâ) : şeyden, şeylerden
7. yuşrikûne : şirk koşuyorlar

٤٤

وَاِنْ يَرَوْا كِسْفًا مِنَ السَّمَاءِ سَاقِطًا يَقُولُوا سَحَابٌ مَرْكُومٌ

(44) ve iy yerev kisfem mines semai sakitay yekulu sehabüm merküm
Eğer görseler semadan bir parça düşerken derler bulutlar birbirinin üzerine yığılmış

1. ve in yerev : ve eğer görseler
2. kisfen : bir parça
3. min es semâi : gökten
4. sâkıtan : düşen
5. yekûlû : derler
6. sehâbun : bulut, bulutlar
7. merkûmun : üst üste yığılmış

٤٥

فَذَرْهُمْ حَتّى يُلَاقُوا يَوْمَهُمُ الَّذى فيهِ يُصْعَقُونَ

(45) fe zerhüm hatta yulaku yevmehümül lezi fihi yus’akun
O halde onları bırakın o güne kavuşsunlar tepelenecekleri

1. fe : öyleyse, artık
2. zer-hum : onları bırak, terket
3. hattâ yulâkû : kavuşuncaya kadar
4. yevme-hum : onların günü
5. ellezî : o kimseler ki
6. fî-hi : onda
7. yus’akûne : şiddetli ses ile helâk olacaklar

٤٦

يَوْمَ لَا يُغْنى عَنْهُمْ كَيْدُهُمْ شَيًْا وَلَا هُمْ يُنْصَرُونَ

(46) yevme la yuğni anhüm keydühüm şey’ev ve la hüm yunsarun
O gün onlara fayda sağlamayacaktır yapmış oldukları hileler kendilerine yardım da edilmeyecektir

1. yevme : o gün
2. lâ yugnî an : fayda vermez
3. hum : onlara, kendilerine
4. keydu-hum : onların hileli, tuzakları
5. şey’en : bir şeyle
6. ve lâ hum yunsarûne : ve onlar yardım olunmazlar

٤٧

وَاِنَّ لِلَّذينَ ظَلَمُوا عَذَابًا دُونَ ذلِكَ وَلكِنَّ اَكْثَرَهُمْ لَايَعْلَمُونَ

(47) ve inne lillezine zalemu azaben dune zalike ve lakinne ekserahüm la ya’lemun
Gerçekten zulüm edenlere bundan başkada azap vardır lakin onların çoğu bilmezler

1. ve inne : ve muhakkak
2. li ellezîne zalemû : zalimlere, zulmedenlere
3. azâben : azap
4. dûne zâlike : bundan başka vardır
5. ve lâkinne : ve lâkin, ancak
6. eksere-hum : onların çoğu
7. lâ ya’lemûne : bilmiyorlar, bilmezler

٤٨

وَاصْبِرْ لِحُكْمِ رَبِّكَ فَاِنَّكَ بِاَعْيُنِنَا وَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ حينَ تَقُومُ

(48) vasbir li hükmi rabbike fe inneke bi a’yunina ve sebbih bi hamdi rabbike hiyne teküm
Rabbinin hükmüne sabret çünkü sen nezaretimizdesin hamd ile tesbih et kalktığın zaman Rabbine

1. vasbir : ve sabret
2. li hukmi : hükme
3. rabbi-ke : senin Rabbin
4. li hukmi rabbi-ke : Rabbinin hükmüne
5. fe : böylece, oysa, çünkü
6. inne-ke : muhakkak ki senden
7. bi a’yuni-nâ : gözümüzün önünde
8. ve sebbih : ve tesbih et
9. bi hamdi : hamd ile
10. rabbi-ke : senin Rabbin, Rabbin
11. hîne : olduğu zaman, esnasında
12. tekûmu : namaza duruşunda

٤٩

وَمِنَ الَّيْلِ فَسَبِّحْهُ وَاِدْبَارَ النُّجُومِ

(49) ve minel leyli fesebbihhü ve idbaran nücum
Geceleyin onu tesbih et yıldızların battığı zamanda da

1. ve min el leyli : ve gecenin bir bölümünde
2. fe sebbih-hu : artık onu tesbih et
3. ve idbâre : ve batış
4. en nucûmi : yıldızlar

53-NECM

Sayfa:525

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ

١

وَالنَّجْمِ اِذَا هَوى

(1) ven necmi iza heva
Battığı zaman yıldıza yemin olsun

1. ve en necmi : yıldıza andolsun
2. izâ : olduğu zaman
3. hevâ : düştü, kaydı, kayboldu

٢

مَا ضَلَّ صَاحِبُكُمْ وَمَا غَوى

(2) ma dalle sahibüküm ve ma ğava
Sizin arkadaşınız şaşırmadı azıtmadı da

1. mâ dalle : sapmadı
2. sâhib-kum : sizin arkadaşınız
3. ve mâ gavâ : ve azmadı

٣

وَمَا يَنْطِقُ عَنِ الْهَوى

(3) ve ma yentiku anil heva
O hevasından da konuşmuyor

1. ve mâ yentiku : ve konuşmaz
2. an(i) el hevâ : hevadan, heves ile, kendiliğinden

٤

اِنْ هُوَ اِلَّا وَحْىٌ يُوحى

(4) in hüve illa vahyuy yuha
(Söylediği) ancak ona vahy olunan vahiydir

1. in ….. (illâ) : ancak, sadece
2. huve : o
3. (in) ….. illâ : ancak, sadece
4. vahyun : vahiy
5. yûhâ : vahyolunan

٥

عَلَّمَهُ شَديدُ الْقُوى

(5) allemehu şedidul kuva
Ona öğretti şiddetli kuvvet sahibi

1. alleme-hu : ona öğretti
2. şedîdu : şiddetli, çok kuvvetli, üstün güç sahibi
3. el kuvâ : kudretli, kuvvetli

٦

ذُو مِرَّةٍ فَاسْتَوى

(6) zu mirrah festeva
Üstün akıl sahibi (öğretti) sonra (onu) istiva etti

1. : sahip
2. mirretin : kuvvetli, azamet sahibi
3. fe : öylece
4. istevâ : istiva etti (yöneldi, kapladı, göründü, doğruldu)

٧

وَهُوَ بِالْاُفُقِ الْاَعْلى

(7) ve hüve bil ufukil a’la
Ve o yüksek ufukta (göründü)

1. ve huve : ve o
2. bi el ufuki : bir ufukta
3. el a’lâ : en yüksek

٨

ثُمَّ دَنَا فَتَدَلّى

(8) sümme dena fe tedella
Sonra (arz semasına) yaklaştı ve aşağı doğru indi

1. summe : sonra
2. denâ : yaklaştı
3. fe : ardından
4. tedellâ : sarktı, indi

٩

ف��كَانَ قَابَ قَوْسَيْنِ اَوْ اَدْنى

(9) fe kane kabe kavseyni ev edna
İki yay miktarı kadar (yaklaştı) yahut (ondan) daha yakın

1. fe kâne : böylece oldu
2. kâbe : uzaklık, mesafe
3. kavseyni : iki yay (bir yaydaki kabza ile uç arası)
4. ev : veya, yahut, hatta
5. ednâ : daha yakın

١٠

فَاَوْحى اِلى عَبْدِه مَا اَوْحى

(10) fe evha ila abdihi ma evha
Artık o (Allah) kuluna vahy etti vahy edeceğini

1. fe evhâ : böylece vahyetti
2. ilâ abdi-hî : onun kuluna
3. : şey
4. evhâ : vahyetti

١١

مَا كَذَبَ الْفُؤَادُ مَا رَاى

(11) ma kezebel fuadu ma raa
Gördüğünü kalbi yalanlamadı

1. mâ kezebe : tekzip etmedi, yalanlamadı, reddetmedi
2. el fuâdu : fuad hassası (kalbindeki idrak hasası)
3. mâ reâ : gördüğü şey

١٢

اَفَتُمَارُونَهُ عَلى مَا يَرى

(12) efe tumarunehü ala ma yera
(Siz) onunla mücadele mi ediyorsunuz? gördüğüne karşı

1. e : mi
2. fe : hâlâ, öyle, yoksa
3. tumârûne-hu : onunla tartışıyorsunuz
4. alâ : üzerinde, hakkında
5. mâ yerâ : gördüğü şey

١٣

وَلَقَدْ رَاهُ نَزْلَةً اُخْرى

(13) ve le kad raahü nezleten uhra
Yemin olsun, onu gördü o başka bir inişle de

1. ve lekad : ve andolsun
2. reâ-hu : onu gördü
3. nezleten : iniş
4. uhrâ : diğer

١٤

عِنْدَ سِدْرَةِ الْمُنْتَهى

(14) inde sidratil munteha
Sidretü’l-münteha’nın yanında

1. inde : yanında
2. sidreti el muntehâ : Sidretül Münteha

١٥

عِنْدَهَا جَنَّةُ الْمَاْوى

(15) indeha cennetul me’va
Cennetü’l-me’va onun yanındadır

1. inde-hâ : onun yanında
2. cennetu el me’vâ : Cennet’ul Meva

١٦

اِذْ يَغْشَى السِّدْرَةَ مَا يَغْشى

(16) iz yağşes sidrate ma yağşa
O zaman bürüyordu sidretü’l-münteha’yı bürüyen

1. iz : o zaman, olmuştu
2. yagşe : örtüyor, bürüyor
3. es sidrete : sidre
4. mâ yagşâ : örten şey, bürüyen şey (ama ne bürüme)

١٧

مَا زَاغَ الْبَصَرُ وَمَا طَغى

(17) ma zağal besaru ve ma tağa
Gözü, ne kaydı ne de haddini aştı

1. mâ zâga : kaymadı
2. el basaru : bakış
3. ve mâ tagâ : ve haddi aşmadı

١٨

لَقَدْ رَاى مِنْ ايَاتِ رَبِّهِ الْكُبْرى

(18) lekad raa min ayati rabbihil kübra
Yemin olsun gördü, Rabbinin en büyük ayetlerini

1. lekad : andolsun
2. reâ : gördü
3. min âyâti : âyetlerinden
4. rabbi-hi : Rabbinin
5. el kubrâ : büyük

١٩

اَفَرَاَيْتُمُ اللَّاتَ وَالْعُزّى

(19) e fe raeytümül late vel uzza
Söyleyin bana lat ve uzza neymiş?

1. e : mi
2. fe : oysa, halbuki
3. reeytum : gördünüz mü
4. el lâte : lât
5. ve el uzzâ : ve Uzza

٢٠

وَمَنوةَ الثَّالِثَةَ الْاُخْرى

(20) ve menates salisetel uhra
Diğer üçüncüsü menat putu da

1. ve menâte : ve Menat
2. es sâlisete : üçüncü
3. el uhrâ : diğer

٢١

اَلَكُمُ الذَّكَرُ وَلَهُ الْاُنْثى

(21) e lekümüz zekeru ve lehül unsa
Erkek sizin de, dişi o’nun mu?

1. e lekum : sizin mi
2. ez zekeru : erkek
3. ve lehu : ve onun
4. el unsâ : dişi

٢٢

تِلْكَ اِذًا قِسْمَةٌ ضيزى

(22) tilke izen kismetun diyza
O zaman bu, insafsızca bir taksimat!

1. tilke : bu
2. izen : o taktirde, eğer öyleyse
3. kismetun : bir paylaşma
4. dîzâ : insafsızca (haksızca)

٢٣

اِنْ هِىَ اِلَّا اَسْمَاءٌ سَمَّيْتُمُوهَا اَنْتُمْ وَابَاؤُكُمْ مَا اَنْزَلَ اللّهُ بِهَا مِنْ سُلْطَانٍ اِنْ يَتَّبِعُونَ اِلَّا الظَّنَّ وَمَا تَهْوَى الْاَنْفُسُ وَلَقَدْ جَاءَهُمْ مِنْ رَبِّهِمُ الْهُدى

(23) in hiye illa esmaun semmeytümuha entüm ve abaüküm ma enzelellahu biha min sultan iy yettebiune illaz zanne ve ma tehvel enfus ve le kad caehüm mir rabbihimül hüda
Bu (putlar) taktığı isimlerden başka (bir şey değil) sizin ve babalarınızın Allah indirmemiş onlar hakkında hiçbir delil, tabi oluyorlar ancak (onlar) zanna ve nefislerinin hevalarına kesinlikle kendilerine geldi Rablerinden hidayet

1. in ….. (illâ) : sadece, ancak
2. hiye : o
3. (in) ….. illâ : sadece, ancak
4. esmâun : isimler
5. semmeytumû-hâ : onu siz isimlendirdiniz
6. entum : siz
7. ve âbâu-kum : ve sizin babalarınız, atalarınız
8. mâ enzele : indirmedi
9. allâhu : Allah
10. bi-hâ : ona
11. min sultânin : sultan, bir delil
12. in ….. (illâ) : sadece, ancak
13. yettebiûne : tâbî oluyorlar
14. in ….. (illâ) : sadece, ancak
15. zanne : zan
16. ve mâ tehve : ve hevalarının arzu ettiği şey
17. el enfusu : nefsler
18. ve lekad : ve andolsun
19. câe-hum : onlara geldi
20. min rabbi-him : Rab’lerinden
21. el hudâ : hidayet

٢٤

اَمْ لِلْاِنْسَانِ مَاتَمَنّى

(24) em lil insani ma temenna
O halde insanın temenni ettiği nedir?

1. em : veya, yoksa mı
2. li el insâni : insan için
3. : şey
4. temennâ : dilekte bulundu

٢٥

فَلِلّهِ الْاخِرَةُ وَالْاُولى

(25) fe lillahil ahiratu vel ula
Ahiret de, dünya da Allah’ındır

1. fe : öyleyse, fakat, oysa
2. li allâhi : Allah’ındır
3. el âhiretu : son
4. ve el ûlâ : ve ilk

٢٦

وَكَمْ مِنْ مَلَكٍ فِى السَّموَاتِ لَاتُغْنى شَفَاعَتُهُمْ شَيًْا اِلَّا مِنْ بَعْدِ اَنْ يَاْذَنَ اللّهُ لِمَنْ يَشَاءُ وَيَرْضى

(26) ve kem mim melekin fis semavati la tuğni şefaatühüm şey’en illa mim ba’di ey ye’zenellahü li mey yeşau ve yerda
Semada nice melekler vardır ki onların şefaatleri hiçbir şeye fayda sağlamaz meğer ki Allah dilediğine izin vermiş ve razı olmuş ola

1. ve kem : ve nice
2. min melekin : melekler
3. fî es semâvâti : semalarda, göklerde
4. lâ tugnî : gani olmaz, fayda vermez
5. şefâatu-hum : onların şefaatleri
6. şey’en : bir şey
7. illâ : ancak, başka, hariç
8. min ba’di : den sonra
9. en ye’zene : izin vermesi
10. allâhu : Allah
11. li men : bir kimse için
12. yeşâu : diler
13. ve yerdâ : ve razı olur

Sayfa:526

٢٧

اِنَّ الَّذينَ لَايُؤْمِنُونَ بِالْاخِرَةِ لَيُسَمُّونَ الْمَلءِكَةَ تَسْمِيَةَ الْاُنْثى

(27) innellezine la yu’minune bil ahirati le yusemmunel melaikete tesmiyetel ünsa
Ahirete inanmayanlar meleklere dişi isim takıyorlar

1. inne : muhakkak ki (gerçek şu ki)
2. ellezîne : o kimseler
3. lâ yu’minûne : îmân etmeyenler
4. bi el âhireti : ahirete
5. le yusemmûne : isimlendiriyorlar
6. el melâikete : melekleri
7. tesmiyete : isimlerle
8. el unsâ : dişi

٢٨

وَمَا لَهُمْ بِه مِنْ عِلْمٍ اِنْ يَتَّبِعُونَ اِلَّا الظَّنَّ وَاِنَّ الظَّنَّ لَا يُغْنى مِنَ الْحَقِّ شَيًْا

(28) ve ma lehüm bihi min ilm iy yettebiune illez zann ve innez zanne la yuğni minel hakkı şey’a
Onların buna dair bir bilgileri yoktur ancak bir zanna tabi oluyorlar gerçekten zan ifade etmez hak namına hiçbir şey

1. ve mâ : ve yoktur
2. lehum : onların
3. bihî : bununla ilgili
4. min ilmin : bilgileri
5. in yettebiûne : uymaktadırlar (tâbî olmaktadırlar)
6. ille : yalnızca
7. ez zanne : zanna
8. ve inne : ve muhakkak ki
9. ez zanne : zan
10. lâ yugnî : yarar sağlamaz
11. minel hakki : Hakk’tan yana
12. şey’en : hiçbir şey

٢٩

فَاَعْرِضْ عَنْ مَنْ تَوَلّى عَنْ ذِكْرِنَا وَلَمْ يُرِدْ اِلَّا الْحَيوةَ الدُّنْيَا

(29) fea’rid am men tevella an zikrina ve lem yurid illel hayated dünya
Bizim zikrimizden dönen kimselerden yüz çevir isteyenlerden de yalnız dünya hayatını

1. fe : böylece
2. a’rid : yüz çevir
3. an men : kimseden
4. tevellâ : yüz çeviren
5. an zikrinâ : zikrimizden
6. ve lem yurid : ve istemeyen
7. ille : başkasını
8. el hayâte : hayatından
9. ed dunyâ : dünya

٣٠

ذلِكَ مَبْلَغُهُمْ مِنَ الْعِلْمِ اِنَّ رَبَّكَ هُوَ اَعْلَمُ بِمَنْ ضَلَّ عَنْ سَبيلِه وَهُوَ اَعْلَمُ بِمَنِ اهْتَدى

(30) zalike mebleğuhum minel ilm inne rabbeke hüve a’lemu bimen dalle an sebilihi ve hüve a’lemu bimeni hteda
İşte bu onların ilimden ulaşabildikleri (yerdir) şüphesiz senin Rabbin o, bilendir yolundan sapan kimseyi de ve o, bilendir hidayete eren kimseyi de

1. zâlike : odur
2. mebleguhum : onların erişebildikleri
3. min el ilmi : ilimden
4. inne : muhakkak ki
5. rabbeke : senin Rabbin
6. huve : o
7. a’lemu : bilir
8. bi men : kimseyi
9. dalle : sapan (dalâlette kalan)
10. an sebîlihî : yolundan
11. ve huve : ve o
12. a’lemu : bilir
13. bi men : kimseyi de
14. ihtedâ : hidayete eren

٣١

وَلِلّهِ مَا فِى السَّموَاتِ وَمَا فِى الْاَرْضِ لِيَجْزِىَ الَّذينَ اَسَاؤُا بِمَا عَمِلُوا وَيَجْزِىَ الَّذينَ اَحْسَنُوا بِالْحُسْنى

(31) ve lillahi ma fis semavati vema fil erdi li yecziyellezine esau bima amilu ve yecziyellezine ahsenu bil hüsna
Ne varsa hepsi Allah’ındır semada ve yerde kötülük yapanları cezalandıracak yaptıklarından dolayı iyilik yapanları da mükafatlandıracaktır daha güzeli ile

1. ve lillâhi : ve Allah içindir
2. : şeyler
3. fîs semâvâti : göklerde
4. ve mâ : ve şeyler
5. fî el ardı : yerde
6. li yecziye : cezalandırsın diye
7. ellezîne : o kimseler
8. esâû : kötülükte bulunan
9. bimâ amilû : yaptıklarından dolayı
10. ve yeczîye : ve mükâfatlandırsın
11. ellezîne : o kimseler
12. ahsenû : güzel davranışta bulunan
13. bi el husnâ : en güzeliyle

٣٢

اَلَّذينَ يَجْتَنِبُونَ كَبَاءِرَ الْاِثْمِ وَالْفَوَاحِشَ اِلَّا اللَّمَمَ اِنَّ رَبَّكَ وَاسِعُ الْمَغْفِرَةِ هُوَ اَعْلَمُ بِكُمْ اِذْ اَنْشَاَكُمْ مِنَ الْاَرْضِ وَاِذْ اَنْتُمْ اَجِنَّةٌ فى بُطُونِ اُمَّهَاتِكُمْ فَلَا تُزَكُّوا اَنْفُسَكُمْ هُوَ اَعْلَمُ بِمَنِ اتَّقى

(32) ellezine yectenibune kebairal ismi velfevahişe illel lemem inne rabbeke vasiul mağfirah hüve a’lemu bi küm iz enşeeküm minel erdi veiz entüm ecinnetün fi butuni ummehatiküm fe la tuzekku enfüseküm hüve a’lemu bimenitteka
O kimseler ki sakınırlar büyük günahlarından ve fuhşiyattan küçük hataları hariç şüphesiz Rabbinin mağfireti geniştir o, sizi en iyi bilendir sizi topraktan yaratıp (sizin nasıl) meydana getirdiğini o zaman sizler annelerinizin karnında cenin iken o halde temize çıkarmayın kendi nefislerinizi o, sakınan kimseyi bilendir

1. ellezîne : o kimseler ki
2. yectenibûne : kaçınırlar
3. kebair : büyük
4. el ismi : günah
5. ve : ve
6. el fevâhişe : çok çirkin yüz kızartıcı olanından
7. illa : dışında, hariç
8. el lememe : küçük günahlar
9. inne : muhakkak ki
10. rabbeke : senin Rabbin
11. vâsiu : geniş olandır
12. magfireti : mağfireti
13. huve : o
14. a’lemu : daha iyi bilendir
15. bikum : sizi
16. iz enşeekum : (inşa ettiği) yarattığı zaman
17. min el ardi : topraktan
18. ve iz : ve o zaman
19. entum : siz
20. ecinnetun : bir cenin
21. fî butûni : karınlarında
22. ummehâtikum : annelerinizin
23. fe : öyleyse
24. lâ tuzekkû : temize çıkartmayın
25. enfusekum : nefslerinizi
26. huve : o
27. a’lemu : iyi bilendir
28. bi men : kimseyi
29. ittekâ : takva sahibi

٣٣

اَفَرَاَيْتَ الَّذى تَوَلّى

(33) efe raeytellezi tevella
Yüz çevireni gördün mü?

1. efere : gördün mü
2. eytellezî : kimseyi
3. tevellâ : yüz çeviren

٣٤

وَاَعْطى قَليلًا وَاَكْدى

(34) ve a’ta kalilev ve ekda
(Ve malından) az verip de cimrilikte direneni

1. ve a’tâ : ve verdi
2. kalîlen : azıcık
3. ve ekdâ : ve çoğunu elinde tutarak kıstı, cimrilik etti

٣٥

اَعِنْدَهُ عِلْمُ الْغَيْبِ فَهُوَ يَرى

(35) eindehu ilmul ğaybi fe hüve yera
Gaybın ilmi onun yanında da o mu görüyor?

1. e’indehu : onun yanında
2. ilmu : ilmi
3. el gaybi : gaybın
4. fe : böylece
5. huve : o mu
6. yerâ : görüyor

٣٦

اَمْ لَمْ يُنَبَّاْ بِمَا فى صُحُفِ مُوسى

(36) em lem yunebbe’ bima fi suhufi musa
Yoksa olanlar haber verilmedi mi? Musa’nın sahifelerinde

1. em : yoksa
2. lem yunebbe : kendisine haber verilmedi mi
3. bimâ : olan şey
4. fî suhufi : sayfalarında
5. mûsâ : Musa’nın

٣٧

وَاِبْرهيمَ الَّذى وَفّى

(37) ve ibrahimellezi veffa
ve İbrahim’in ahdini yerine getiren

1. ve ibrâhîme : ve İbrâhîm’in
2. ellezî veffâ : ahdini yerine getiren

٣٨

اَلَّا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ اُخْرى

(38) ella teziru vaziratuv vizra uhra
Yüklenemez (hiçbir kimse) başkasının günah yükünü

1. ellâ : doğrusu
2. lâ teziru : yüklenmez
3. vâziretun : hiçbir günahkâr
4. vizre : günah yükünü
5. uhrâ : başkasının

٣٩

وَاَنْ لَيْسَ لِلْاِنْسَانِ اِلَّا مَاسَعى

(39) veel leyse lil insani illa ma sea
Ve insan için yoktur kendi çalışmasından başka

1. ve en : ve şüphesiz
2. leyse : değildir, yoktur
3. lil insâni : insan için
4. illâ : başka
5. mâ seâ : çalışmasından

٤٠

وَاَنَّ سَعْيَهُ سَوْفَ يُرى

(40) veenne sa’yehu sevfe yura
Muhakkak o çalışmasının (karşılığını) ilerde görecektir

1. ve enne : ve muhakkak ki
2. sa’yehu : onun emeği
3. sevfe : yakında
4. yurâ : görülecektir

٤١

ثُمَّ يُجْزيهُ الْجَزَاءَ الْاَوْفى

(41) sümme yüczahul cezael evfa
Sonra ona mükafatının karşılığı ödenecektir

1. summe : sonra
2. yuczâhu : ona karşılık ödenecektir
3. el cezâe : ceza (karşılık)
4. el evfâ : tam tamına, eksiksiz

٤٢

وَاَنَّ اِلى رَبِّكَ الْمُنْتَهى

(42) veenne ila rabbikel münteha
Şüphesiz en nihayet dönüş Rabbinedir

1. ve enne : ve muhakkak
2. ilâ rabbike : Rabbinedir
3. el muntehâ : dönüş (son varış)

٤٣

وَاَنَّهُ هُوَ اَضْحَكَ وَاَبْكى

(43) veennehu hüve adhake ve ebka
Gerçekten o’dur güldüren de (o’dur), ağlatan da

1. ve ennehu : ve muhakkak ki
2. huve : odur
3. adhake : güldüren
4. ve ebkâ : ve ağlatan

٤٤

وَاَنَّهُ هُوَ اَمَاتَ وَاَحْيَا

(44) veennehu hüve emate ve ahya
Öldüren de o’dur, dirilten de

1. ve ennehu : ve muhakkak ki
2. huve : odur
3. emâte : öldüren
4. ve ahyâ : ve dirilten

Sayfa:527

٤٥

وَاَنَّهُ خَلَقَ الزَّوْجَيْنِ الذَّكَرَ وَالْاُنْثى

(45) veennehu halekaz zevceyniz zekara vel ünsa
O iki çifti yarattı erkek ve dişi (olarak)

1. ve enne-hu : ve muhakkak ki o
2. halaka : yarattı
3. ez zevceyni : çift
4. ez zekere : erkek
5. ve el unsâ : ve dişi

٤٦

مِنْ نُطْفَةٍ اِذَا تُمْنى

(46) min nutfetin iza tümna
O nutfe rahme döküldüğü zaman

1. min nutfetin : bir damla sudan
2. izâ : o zaman
3. tumnâ : meni döküldüğü

٤٧

وَاَنَّ عَلَيْهِ النَّشْاَةَ الْاُخْرى

(47) veenaleyhin neş’etel uhra
O’na aittir başka şekilde yaratmakta

1. ve enne : ve muhakkak
2. aleyhi : ona ait, onun üzerinde
3. en neş’ete : neş’et, çıkış, yeniden yaratılış
4. el uhrâ : başka, diğer, sonraki

٤٨

وَاَنَّهُ هُوَ اَغْنى وَاَقْنى

(48) ve ennehu hüve ağna ve akna
Zengin eden de o’dur, sermaye verende

1. ve enne-hu : ve muhakkak ki o
2. huve : o
3. agnâ : zengin eden
4. ve aknâ : ve varlıklı kılan

٤٩

وَاَنَّهُ هُوَ رَبُّ الشِّعْرى

(49) ve ennehu hüve rabbüş şi’ra
Gerçekten şi’ra yıldızınında Rabbi o’dur

1. ve enne-hu : ve muhakkak ki o
2. huve : o
3. rabbu : Rabbi
4. eş şi’râ : Şira (Yıldızı)

٥٠

وَاَنَّهُ اَهْلَكَ عَادًا الْاُولى

(50) ve ennehu ehleke adenil üla
Şüphesiz (sizden) evvel gelen ad kavmini helak etti

1. ve enne-hu : ve muhakkak ki o
2. ehleke : helâk etti
3. âden(i) : Âd (halkı)
4. el ûlâ : ilk, evvel, önce

٥١

وَثَمُودَا فَمَا اَبْقى

(51) ve semude fema ebka
Semud’u da (helak etti), neslini bırakmadı

1. ve semûde : ve Semud
2. fe : böylece
3. mâ ebkâ : bâki kılmadı, geriye kimseyi bırakmadı

٥٢

وَقَوْمَ نُوحٍ مِنْ قَبْلُ اِنَّهُمْ كَانُوا هُمْ اَظْلَمَ وَاَطْغى

(52) vekavme nuhim min kabl innehüm kanu hüm azleme ve atğa
Daha önce nuh kavmini de (helak ettik) çünkü onlar daha zalim ve daha azgındılar

1. ve kavme nûhin : ve Nuh’un kavmi
2. min kablu : önceden, daha önce
3. inne-hum : muhakkak ki onlar
4. kânû : idiler, oldular
5. hum : onlar
6. azleme : daha zalim
7. ve atgâ : ve daha azgın

٥٣

وَالْمُؤْتَفِكَةَ اَهْوى

(53) vel mu’tefikete ehva
Mü’tefike kavminin de üstünü altına getirdi

1. ve el mu’tefikete : ve altı üstüne getirilen, altüst edilen belde
2. ehvâ : düşürdü, yerin dibine geçirdi

٥٤

فَغَشّيهَا مَاغَشّى

(54) feğaşşaha ma ğaşşa
Artık onlara ne örttüyse örttü

1. fe : böylece, artık
2. gaşşâ-hâ : ona sardı, kapladı
3. : şeyi
4. gaşşâ : sardı, kapladı

٥٥

فَبِاَىِّ الَاءِ رَبِّكَ تَتَمَارى

(55) febieyyi alai rabbike tetemara
Artık hangi nimetlerine karşı Rabbinizden şüphe ediyorsunuz

1. fe : öyleyse
2. bi eyyi : hangi
3. âlâi : ni’metler
4. rabbi-ke : senin Rabbin
5. tetemârâ : şüphe ediyorsun

٥٦

هذَا نَذيرٌ مِنَ النُّذُرِ الْاُولى

(56) haza nezirum minen nuzuril ula
Bu bir uyarıdır evvelki uyarıcılardan

1. hâzâ : bu
2. nezîrun : bir nezir
3. min en nuzuri : nezirlerden
4. el ûlâ : önceki

٥٧

اَزِفَتِ الْازِفَةُ

(57) ezifetil azifeh
Yaklaşan yaklaştı

1. ezifet(i) : yaklaştı
2. el âzifetu : yaklaşan, yaklaşmakta olan

٥٨

لَيْسَ لَهَا مِنْ دُونِ اللّهِ كَاشِفَةٌ

(58) leyse leha min dunillahi kaşifeh
Onu Allah’tan başka kaldıracak yoktur

1. leyse : yoktur
2. lehâ : onun, onu
3. min dûni allâhi : Allah’tan başka
4. kâşifetun : kâşif, keşfeden, açan, açacak olan

٥٩

اَفَمِنْ هذَا الْحَديثِ تَعْجَبُونَ

(59) efe min hazel hadisi ta’cebun
yoksa bu söze mi şaşırıyorsunuz?

1. e : mi
2. fe : yoksa
3. min hâzâ el hadîsi : bu sözden
4. ta’cebûne : size acayip geldi

٦٠

وَتَضْحَكُونَ وَلَا تَبْكُونَ

(60) ve tadhakune ve la tebkun
Ve gülüyor ağlamıyorsunuz!

1. ve tedhakûne : ve siz gülüyorsunuz
2. ve lâ tebkûne : ve siz ağlamıyorsunuz

٦١

وَاَنْتُمْ سَامِدُونَ

(61) ve entüm samidun
Siz gafleti benimsediniz!

1. ve entum : ve siz
2. sâmidûne : gafletle eğlenceye dalanlar

٦٢

فَاسْجُدُوا لِلّهِ وَاعْبُدُوا

(62) fescudu lillahi va’budu
Artık Allah’a secde edin (o’na) kulluk edin

1. fe : artık
2. uscudû : secde edin
3. li allâhi : Allah için, Allah’a
4. ve u’budû : ve kul olun

54-KAMER

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ

١

اِقْتَرَبَتِ السَّاعَةُ وَانْشَقَّ الْقَمَرُ

(1) ikterabetis saatu venşakkal kamer
Kıyamet saati yaklaştı ve ay ikiye yarıldı

1. ikterebeti : yakınlaştı
2. es sâatu : saat (kıyâmet vakti)
3. ve inşakka : ve yarıldı
4. el kameru : ay

٢

وَاِنْ يَرَوْا ايَةً يُعْرِضُوا وَيَقُولُوا سِحْرٌ مُسْتَمِرٌّ

(2) veiyyerev ayetey yu’ridu ve yekulu sihrun mustemir
Eğer bir mucize görürlerse (onlar) yüz çevirirler “bu sürüp gelen bir sihirdir” derler

1. ve in yerev : ve eğer görseler
2. âyeten : bir âyet, bir mucize
3. yu’ridû : yüz çevirirler
4. ve yekûlû : ve derler
5. sihrun : sihir, büyü
6. mustemirrun : sürekli, devamlı

٣

وَكَذَّبُوا وَاتَّبَعُوا اَهْوَاءَ هُمْ وَكُلُّ اَمْرٍ مُسْتَقِرٌّ

(3) ve kezzebu vettebeu ehvaehüm ve küullü emrin mustekır
Yalanladılar ve hevalarına uydular ve bütün işler kararlaştırılmıştır

1. ve kezzebû : ve yalanladılar
2. ve ittebeû : ve tâbî oldular
3. ehvâe-hum : kendi nefslerine (hevalarına)
4. ve kullu emrin : ve bütün işler
5. mustekırrun : kararlaştırılmış, belirlenmiş

٤

وَلَقَدْ جَاءَهُمْ مِنَ الْاَنْبَاءِ مَافيهِ مُزْدَجَرٌ

(4) velekad caehum minel embai mafihi muzdecer
Yemin olsun onlara gelmiştir inkârdan alıkoyacak haberler

1. ve lekad : ve andolsun
2. câe-hum : onlara geldi
3. min el enbâi : haberlerden
4. : şeyler
5. fî-hi : onda
6. muzdecerun : caydırıcı

٥

حِكْمَةٌ بَالِغَةٌ فَمَا تُغْنِ النُّذُرُ

(5) hikmetum baliğatun fema tuğnin nuzur
Hikmetli işler sonuca ulaşmıştır artık uyarmalarda yarar sağlamadı

1. hikmetun : bir hikmettir
2. bâligatun : olgunlaşmış
3. fe mâ tugni : bir yarar sağlamadı
4. en nuzuru : uyarmalar

٦

فَتَوَلَّ عَنْهُمْ يَوْمَ يَدْعُ الدَّاعِ اِلى شَىْءٍ نُكُرٍ

(6) fetevelle anhüm yevme yed’ud dai ila şey’in nükur
O halde onlardan yüz çevir o gün çağırıcı, çağıracaktır tanınmayan bir şeye

1. fe : o zaman, artık
2. tevelle : yüz çevir
3. an-hum : onlardan
4. yevme : o gün
5. yed’u : çağıracak
6. ed dâi : çağırıcı, davetçi
7. ilâ şey’in : bir şeye
8. nukurin : korkunç dehşetli, çok korkunç

Sayfa:528

٧

خُشَّعًا اَبْصَارُهُمْ يَخْرُجُونَ مِنَ الْاَجْدَاثِ كَاَنَّهُمْ جَرَادٌ مُنْتَشِرٌ

(7) huşşean ebsaruhüm yahrucune minel ecdasi keennehüm ceradum münteşir
Onların gözleri korkudan açılmış kabirlerinden çıkarılırlar etrafa dağılmış çekirgeler gibi

1. huşşean : korkarak, dehşete düşerek
2. ebsâru-hum : onların gözleri
3. yahrucûne : çıkarlar
4. min el ecdâsi : kabirlerinden
5. keenne-hum : sanki onlar gibi
6. cerâdun : çekirgeler
7. munteşirun : dağılan, etrafa yayılan

٨

مُهْطِعينَ اِلَى الدَّاعِ يَقُولُ الْكَافِرُونَ هذَا يَوْمٌ عَسِرٌ

(8) muhtiine ileddai yekulul kafirune haza yevmün asir
çağırana koşarlar kâfirler: derler “bu çok zorlu bir gündür”

1. muhtiîne : hızlı yürüyen, koşan
2. ilâ ed dâi : davetçiye doğru
3. yekûlu : derler
4. el kâfirûne : kâfirler
5. hâzâ : bu
6. yevmun : bir gün
7. asirun : çok zor

٩

كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ فَكَذَّبُوا عَبْدَنَا وَقَالُوا مَجْنُونٌ وَازْدُجِرَ

(9) kezzebet kablehüm kavmu nuhin fekezzebu abdena vekalu mecnunüv vezducir
Yalanladı onlardan önce nuh kavmide böylece kulumuzu (nuh’u) yalanladılar da “deli” dediler (tebliğden) men ettiler

1. kezzebet : yalanladı
2. kable-hum : onlardan önce
3. kavmu nûhın : Nuh’un kavmi
4. fe : böylece
5. kezzebu : yalanladılar
6. abde-nâ : kulumuz
7. ve kâlû : ve dediler
8. mecnûnun : delidir
9. ve uzducire : ve cefa edilerek men edildi

١٠

فَدَعَا رَبَّهُ اَنّى مَغْلُوبٌ فَانْتَصِرْ

(10) fedea rabbehu enniy mağlubun fentesir
Nihayet o da Rabbine dua etti gerçekten ben mağlubum bana yardım et!

1. fe : sonunda
2. deâ : dua etti
3. rabbe-hû : Rabbine
4. ennî : muhakkak ben
5. maglûbun : mağlup olanım
6. fe intasir : öyleyse intikam al

١١

فَفَتَحْنَا اَبْوَابَ السَّمَاءِ بِمَاءٍ مُنْهَمِرٍ

(11) fe fetahna ebvabes semai bimaim münhemir
Bunun üzerine gök kapılarını açtık sağanak halde su (boşalması) için

1. fe : böylece, bunun üzerine
2. fetahnâ : biz açtık
3. ebvâbe : kapılar
4. es semâi : sema, gökyüzü
5. bi mâin : suya
6. munhemirin : gürül gürül akan

١٢

وَفَجَّرْنَا الْاَرْضَ عُيُونًا فَالْتَقَى الْمَاءُ عَلى اَمْرٍ قَدْ قُدِرَ

(12) vefeccernel erda uyunen feltekal mau ala emrin kad kudir
Yerden de kaynaklar fışkırttık derken sular birbirine karıştı takdir edilmiş iş üzerine

1. ve feccernâ : ve fışkırttık
2. el arda : yeryüzü
3. uyûnen : pınarlar halinde
4. fe : böylece
5. ilteka : biraraya geldi, birleşti
6. el mâu : su
7. alâ emrin : emir üzerine
8. kad : oldu
9. kudire : kaderi tayin edilmiş, takdir edilmiş

١٣

وَحَمَلْنَاهُ عَلى ذَاتِ اَلْوَاحٍ وَدُسُرٍ

(13) ve hamelnahu ala zati elvahiv ve dusur
Onu tahtları perçinlenerek yapılmış (gemiye) taşıdık

1. ve hamelnâ-hu : ve onu taşıdık
2. alâ : üzerinde
3. zâti elvâhın ve dusurin : perçinlenmiş levhalardan oluşan (gemi)

١٤

تَجْرى بِاَعْيُنِنَا جَزَاءً لِمَنْ كَانَ كُفِرَ

(14) tecri bia’yunina cezael limen kane küfir
Bizim nezaretimizde akıp giderdi (resullüğü) inkâr edilene bir mükafat olarak

1. tecrî : akıp gitmekteydi
2. bi a’yuni-nâ : gözlerimiz önünde
3. cezâen : karşılık olarak, mükâfat olarak
4. li men : o kimse
5. kâne : oldu, idi
6. kufire : inkâr edildi

١٥

وَلَقَدْ تَرَكْنَاهَا ايَةً فَهَلْ مِنْ مُدَّكِرٍ

(15) velekad terakna ha ayeten fe hel mim muddekir
Yemin olsun, biz bıraktık onu bir ibret olarak ama düşünen mi var?

1. ve lekad : ve andolsun
2. tereknâ-hâ : onu bıraktık
3. âyeten : âyet, ibret
4. fe : böylece, buna rağmen
5. hel min muddekirin : tezekkür eden (ibret alan) var mı

١٦

فَكَيْفَ كَانَ عَذَابى وَنُذُرِ

(16) fekeyfe kane azabi ve nuzur
Nasıl oldu azabım ve uyarılarım

1. fe : işte
2. keyfe : nasıl
3. kâne : oldu
4. azâbî : azabım
5. ve nuzuri : ve benim uyarılarım

١٧

وَلَقَدْ يَسَّرْنَا الْقُرْانَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِنْ مُدَّكِرٍ

(17) velekad yessernal kur’ane liz zikri fe hel mim muddekir
Yemin olsun müyesser kıldık (biz) kur’an’ı düşünmek için ama düşünen mi var?

1. ve lekad : ve andolsun
2. yessernâ : kolaylaştırdık
3. el kur’âne : Kur’ân’ı
4. lî ez zikri : zikir için
5. fe : fakat, buna rağmen
6. hel min muddekirin : tezekkür eden (ibret alan) var mı

١٨

كَذَّبَتْ عَادٌ فَكَيْفَ كَانَ عَذَابى وَنُذُرِ

(18) kezzebet adun fekeyfe kane azabi ve nuzur
Ad kavmi de yalanladı nasıl oldu azabım ve uyarılarım!

1. kezzebet : yalanladı
2. âdun : Ad kavmi
3. fe : öyleyse
4. keyfe : nasıl
5. kâne : oldu
6. azâbî : benim azabım
7. ve nuzuri : ve benim uyarılarım

١٩

اِنَّا اَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ ريحًا صَرْصَرًا فى يَوْمِ نَحْسٍ مُسْتَمِرٍّ

(19) inna erselna aleyhim rihan sarsaran fi yevmi nahsim mustemir
Gerçekten biz onların üzerine gönderdik uğultulu rüzgar uğursuzluğu daimi bir günde

1. innâ : muhakkak ki biz
2. erselnâ : indirdik
3. aleyhim : onların üzerlerine
4. rîhan : rüzgâr (kasırga)
5. sarsaren : kulaklarını patlatan
6. : içinde
7. yevmi : gün
8. nahsin : uğursuz, felâketlerle dolu
9. mustemirrin : devam eden

٢٠

تَنْزِعُ النَّاسَ كَاَنَّهُمْ اَعْجَازُ نَخْلٍ مُنْقَعِرٍ

(20) tenziun nase keennehüm a’cazu nahlim munkair
İnsanları söküp atıyordu kökünden sökülmüş hurma kütükleri gibi

1. tenziu : çekip alır, söküp atar, havaya fırlatıp atar
2. en nâse : insanlar
3. keenne-hum : sanki onlar gibi
4. a’câzu : artıklar, arta kalanlar, geriye kalanlar (kütükler)
5. nahlin : hurma ağaçları
6. munkairin : kökünden sökülmüş olan

٢١

فَكَيْفَ كَانَ عَذَابى وَنُذُرِ

(21) fekeyfe kane azabi ve nuzur
Nasıl oldu azabım ve uyarılarım

1. fe : öyleyse
2. keyfe kâne : nasıl oldu
3. azâbî : benim azabım
4. ve nuzuri : ve inzarım, uyarılarım

٢٢

وَلَقَدْ يَسَّرْنَا الْقُرْانَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِنْ مُدَّكِرٍ

(22) velekad yessernal kur’ane liz zikri fe hel mim muddekir
Yemin olsun müyesser kıldık (biz) kur’an’ı düşünmek için ama düşünen mi var?

1. ve lekad : ve andolsun
2. yessernâ : biz kolaylaştırdık
3. el kur’âne : Kur’ân
4. lî ez zikri : zikir için
5. fe : fakat, buna rağmen
6. hel min muddekirin : tezekkür eden (ibret alan) var mı

٢٣

كَذَّبَتْ ثَمُودُ بِالنُّذُرِ

(23) kezzebet semudu bin nuzur
Semud kavmi de uyarıları yalanladı

1. kezzebet : yalanladı
2. semûdu : Semud (kavmi)
3. bi en nuzuri : uyarıları

٢٤

فَقَالُوا اَبَشَرًا مِنَّا وَاحِدًا نَتَّبِعُهُ اِنَّا اِذًا لَفى ضَلَالٍ وَسُعُرٍ

(24) fekalu ebeşeram minna vahiden nettebiuhu inna izel lefi dalaliv ve süur
Dediler içimizden bir insana mı tâbi olacağız? muhakkak biz öyleyse, çılgınlık ve dalalet içindeyiz

1. fe : böylece, o zaman
2. kâlû : dediler
3. e beşeren : bir beşere mi
4. min-nâ : bizden
5. vâhiden : birisi
6. nettebiu-hû : ona tâbî olacağız
7. in-nâ : muhakkak ki biz
8. izen : öyleyse, o taktirde
9. le fî dalâlin : gerçekten dalâlet içinde
10. ve suurin : ve çılgınlık

٢٥

ءَاُلْقِىَ الذِّكْرُ عَلَيْهِ مِنْ بَيْنِنَا بَلْ هُوَ كَذَّابٌ اَشِرٌ

(25) aulkiyez zikru aleyhi mim beynina bel hüve kezzabun eşir
Kitap aramızda ona mı verildi? hayır, o yalancı ve haddini aştı

1. e : mi
2. ulkiye : ilka edildi, ulaştırıldı
3. ez zikru : zikir
4. aleyhi : ona
5. min beyni-nâ : aramızdan, içimizden
6. bel : hayır
7. huve : o
8. kezzâbun : çok yalan söyleyen, yalancı
9. eşirun : kibirli, haddini aşan

٢٦

سَيَعْلَمُونَ غَدًا مَنِ الْكَذَّابُ الْاَشِرُ

(26) seya’lemune ğadem menil kezzabul eşir
Yarın bilecekler kimin yalancı ve haddini aştığını

1. se ya’lemûne : yakında bilecekler, öğrenecekler
2. gaden : yarın
3. men(i) : kim
4. el kezzâbu : çok yalan söyleyen, yalancı
5. el eşiru : kibirli, haddini aşan

٢٧

اِنَّا مُرْسِلُوا النَّاقَةِ فِتْنَةً لَهُمْ فَارْتَقِبْهُمْ وَاصْطَبِرْ

(27) inna mursilun nakati fitnetel lehüm fertekibhüm vastabir
Şimdi biz gönderiyoruz onlara bir fitne olarak o dişi deveyi şimdi onları gözetle ve sabret

1. innâ : muhakkak ki biz
2. mursilû : gönderen
3. en nâkati : dişi deve
4. fitneten : fitne (imtihan) olarak (olsun diye)
5. lehum : onlar için, onlara
6. fe irtekib-hum : artık onları gözle, bekle
7. vestabir : ve sabret

Sayfa:529

٢٨

وَنَبِّءْهُمْ اَنَّ الْمَاءَ قِسْمَةٌ بَيْنَهُمْ كُلُّ شِرْبٍ مُحْتَضَرٌ

(28) ve nebbi’hüm ennel mae kismetun beynehüm kullu şirbim muhtedar
Onlara haber ver ki, su aralarında nöbetlidir içme sırasında hepsi hazır bulunsunlar

1. ve nebbi’ hum : ve onlara haber ver
2. enne : olduğunu
3. el mâe : su
4. kısmetun : pay edilmiş, taksim edilmiş
5. beyne-hum : onların arasında
6. kullu : hepsi
7. şirbin : içecek olan
8. muhtedarun : hazır bulunan, hazır olan, sırası gelen hazır olur

٢٩

فَنَادَوْا صَاحِبَهُمْ فَتَعَاطى فَعَقَرَ

(29) fenadev sahibehüm feteata feakar
Nihayet arkadaşlarını çağırdılar o da cüret göstererek (deveyi) boğazladı

1. fe : bir süre sonra
2. nâdev : çağırdılar
3. sâhibe-hum : arkadaşlarını
4. fe teâtâ : bunun üzerine o ileri atıldı
5. fe akare : sonra da (onu) kesti.

٣٠

فَكَيْفَ كَانَ عَذَابى وَنُذُرِ

(30) fekeyfe kane azabi ve nuzur
Nasıl oldu azabım ve uyarılarım

1. fe : o zaman
2. keyfe kâne : nasılmış
3. azâbî : benim azabım
4. ve nuzuri : ve inzarım, uyarmam

٣١

اِنَّا اَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ صَيْحَةً وَاحِدَةً فَكَانُوا كَهَشيمِ الْمُحْتَظِرِ

(31) inna erselna aleyhim sayhatev vahideten fekanu keheşimil muhtezir
Biz onların üzerine gönderdik bir sayha ses böylece oldular ufalanmış kuru ot gibi

1. in-nâ : muhakkak ki biz
2. erselnâ : biz gönderdik
3. aleyhim : onların üzerine
4. sayhaten : sayha, korkunç ses dalgası
5. vâhideten : bir, tek
6. fe : böylece
7. kânû : onlar oldular
8. ke heşîmi : kuru ot gibi
9. el muhteziri : döküntü halinde, ufalanmış

٣٢

وَلَقَدْ يَسَّرْنَا الْقُرْانَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِنْ مُدَّكِرٍ

(32) velekad yessernal kur’ane liz zikri fe hel mim muddekir
Yemin olsun müyesser kıldık (biz) kur’an’ı düşünmek için ama düşünen mi var?

1. ve lekad : ve andolsun
2. yessernâ : biz kolaylaştırdık
3. el kur’âne : Kur’ân’ı
4. li ez zikri : zikir için
5. fe hel : var mı
6. min muddekirin : tezekkür eden, ibret alan

٣٣

كَذَّبَتْ قَوْمُ لُوطٍ بِالنُّذُرِ

(33) kezzebet kavmu lutim bin nuzur
Lut kavmi de yalanladı uyarıları

1. kezzebet : yalanladı
2. kavmu : kavim
3. lûtin : Lut
4. bi en nuzuri : uyarıları

٣٤

اِنَّا اَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ حَاصِبًا اِلَّا الَ لُوطٍ نَجَّيْنَاهُمْ بِسَحَرٍ

(34) inna erselna aleyhim hasiben illa ale lut necceynahüm bi sehar
Biz onların üzerine gönderdik taş yağdıran rüzgar yalnız Lut’un ailesini seher vakti kurtardık

1. innâ : muhakkak ki biz
2. erselnâ : biz gönderdik
3. aleyhim : onların üzerine
4. hâsiben : helâk edici kasırga
5. illâ : hariç
6. âle : ailesi
7. lûtin : Lut
8. necceynâ-hum : ve onları kurtardık
9. bi seharin : seher vakti

٣٥

نِعْمَةً مِنْ عِنْدِنَا كَذلِكَ نَجْزى مَنْ شَكَرَ

(35) ni’metem min indina kezalike neczi men şeker
Tarafımızdan bir nimet olarak işte böyle mükafatlandırırız şükredenleri

1. ni’meten : bir ni’met olarak
2. min indi-nâ : katımızdan
3. kezâlike : işte böyle
4. neczî : cezalandırırız, mükâfatlandırırız
5. men şekere : şükreden kimseyi

٣٦

وَلَقَدْ اَنْذَرَهُمْ بَطْشَتَنَا فَتَمَارَوْا بِالنُّذُرِ

(36) velekad enzerahüm batşetena fetemarav bin nüzur
Yemin olsun, onları uyarmıştık biz yakalayacağımız (azap ile) fakat uyarmaları şüphe ile karşıladılar

1. ve lekad : ve andolsun
2. enzere-hum : onları uyardı
3. batşete-nâ : şiddetli azabımız ile yakalamamız
4. fe : fakat
5. temârev : şüphe ettiler, inkâr ettiler
6. bi en nuzuri : uyarıları

٣٧

وَلَقَدْ رَاوَدُوهُ عَنْ ضَيْفِه فَطَمَسْنَا اَعْيُنَهُمْ فَذُوقُوا عَذَابى وَنُذُرِ

(37) velekad raveduhu an dayfihi fetamesna a’yunehüm fezuku azabi ve nüzur
Yemin olsun, onlar tecavüz etmek istediler lut’un misafirlerine biz de silme kör ettik onların gözlerini artık tadın azabımı ve uyarılarımı (dedik)

1. ve lekad : ve andolsun
2. râvedû-hu an : göz koydular, kötü amelleri için ısrarla istediler
3. dayfi-hî : onun misafirleri
4. fe : böylece
5. tamesnâ : silip yok ettik
6. a’yune-hum : onların gözleri
7. fe : bunun üzerine
8. zûkû : tadın
9. azâbî : azabımı
10. ve nuzuri : ve inzarımı, uyarılarımı

٣٨

وَلَقَدْ صَبَّحَهُمْ بُكْرَةً عَذَابٌ مُسْتَقِرٌّ

(38) velekad sabbehahüm bukraten azabüm mustekirr
Yemin olsun, onları yakaladı sabah zamanı sonuca varacak azap

1. ve lekad : ve andolsun
2. sabbeha-hum : onlara bir sabah vakti ….. oldu
3. bukreten : erkenden
4. azâbun : bir azap
5. mustekırrun : istikrarlı, devamlı

٣٩

فَذُوقُوا عَذَابى وَنُذُرِ

(39) fezuku azabi ve nüzur
Tadın bakalım azabımı ve tehditlerimi

1. fe : şimdi
2. zûkû : tadın
3. azâbî : azabımı
4. ve nuzuri : ve uyarmamı

٤٠

وَلَقَدْ يَسَّرْنَا الْقُرْانَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِنْ مُدَّكِرٍ

(40) velekad yessernal kur’ane liz zikri fe hel mim muddekir
Yemin olsun müyesser kıldık (biz) kur’an’ı düşünmek için ama düşünen mi var?

1. ve lekad : ve andolsun
2. ye es sernâ : biz kolaylaştırdık
3. el kur’âne : Kur’ân
4. li ez zikri : zikir için
5. fe : buna rağmen
6. hel : var mı
7. min muddekirin : tezekkür eden, ibret alan

٤١

وَلَقَدْ جَاءَ الَ فِرْعَوْنَ النُّذُرُ

(41) velekad cae ale fir’avnen nüzur
Yemin olsun, firavun hanedanına da uyarıcılar geldi

1. ve lekad : ve andolsun
2. câe : geldi
3. âle : ailesi
4. fir’avne : firavun
5. en nuzuru : uyarılar

٤٢

كَذَّبُوا بِايَاتِنَا كُلِّهَا فَاَخَذْنَاهُمْ اَخْذَ عَزيزٍ مُقْتَدِرٍ

(42) kezzebu bi ayatina kulliha fe ehaznahüm ahze azizim muktedir
Bütün mucizelerimizi yalanladılar biz de onları yakalayıverdik, üstün ve güçlü, kudret sahibi olan

1. kezzebû : yalanladılar
2. bi âyâti-nâ : âyetlerimizi
3. kulli-hâ : hepsini
4. fe : böylece, bu sebeple
5. ehaznâ-hum : onları aldık, yakaladık
6. ahze : yakalayışıyla
7. azîzin : üstün ve güçlü
8. muktedirin : kudret sahibi olan

٤٣

اَكُفَّارُكُمْ خَيْرٌ مِنْ اُولءِكُمْ اَمْ لَكُمْ بَرَاءَةٌ فِىالزُّبُرِ

(43) ekuffaruküm hayrum min ulaiküm em leküm beraetün fiz zübür
Sizin kâfirleriniz onlardan daha mı hayırlı? yoksa sizin için ilahi kitaplarda bir beraat mi var?

1. e kuffâru-kum : sizin kâfirleriniz
2. hayrun : daha mı hayırlı
3. min ulâikum : onlardan
4. em : veya, yoksa
5. lekum : sizin için
6. berâetun : bir beraat mı var
7. fî ez zuburi : semavî kitaplarda

٤٤

اَمْ يَقُولُونَ نَحْنُ جَميعٌ مُنْتَصِرٌ

(44) em yekulune nahnu cemium muntesir
Yoksa onlar diyorlar mı? ” biz (Allah’tan) yardım görecek cemaatiz”

1. em : yoksa … mı
2. yekûlûne : diyorlar
3. nahnu : biz
4. cemîun : birlik, topluluk, toplum
5. muntesirun : yardımlaşan

٤٥

سَيُهْزَمُ الْجَمْعُ وَيُوَلُّونَ الدُّبُرَ

(45) seyuhzemul cem’u ve yuvelluned dübur
Yakında o cemaat bozguna uğrayacak, arkalarını dönüp kaçacaklar

1. se yuhzemu : hezimete uğratılacak
2. el cem’u : hepsi
3. ve yuvellûne : ve dönecekler, kaçacaklar
4. ed dubura : arkaları

٤٦

بَلِ السَّاعَةُ مَوْعِدُهُمْ وَالسَّاعَةُ اَدْهى وَاَمَرُّ

(46) belis saatu mev’idühüm ves saatu edha ve emerr
Doğrusu kıyamet saatidir onlara vaat edilen (azap) daha şiddetli ve acıdır

1. bel : hayır
2. es sâatu : o saat
3. mev’ıdu-hum : onlara vaadedilen
4. ve es sâatu : ve o saat
5. edhâ : daha korkunç
6. ve emerru : ve daha dehşetlidir

٤٧

اِنَّ الْمُجْرِمينَ فى ضَلَالٍ وَسُعُرٍ

(47) innel mucrimine fi dalaliv ve suur
Şüphesiz mücrimler sapıklığın ve kızgın ateşin içindedirler

1. inne : muhakkak ki
2. el mucrimîne : suçlular, günahkârlar
3. fî dalâlin : dalâlet içinde
4. ve suurin : ve çılgınlık

٤٨

يَوْمَ يُسْحَبُونَ فِى النَّارِ عَلى وُجُوهِهِمْ ذُوقُوا مَسَّ سَقَرَ

(48) yevme yushabune fin nari ala vucuhihim zuku messe sekar
O gün sürüklenecekler onlar yüz üstü ateşe “tadın bakalım cehennemin alevli ateşini”

1. yevme : o gün
2. yushabûne : sürüklenirler
3. fî en nâri : ateşin içine, ateşe
4. alâ vucûhi-him : yüz üstü (sürünerek)
5. zûkû : tadın
6. messe : dokunusunu
7. sekare : sekar, alevli ateş

٤٩

اِنَّا كُلَّ شَىْءٍ خَلَقْنَاهُ بِقَدَرٍ

(49) inna külle şey’in halaknahu bi kader
Gerçekten biz her şeyi bir takdir ile yaratmışızdır

1. innâ : muhakkak ki biz
2. kulle şey’in : herşeyi
3. halaknâ-hu : onu yarattık
4. bi kaderin : bir kader ile, takdir edilmiş olarak

Sayfa:530

٥٠

وَمَا اَمْرُنَا اِلَّا وَاحِدَةٌ كَلَمْحٍ بِالْبَصَرِ

(50) ve ma emruna illa vahidetün ke lemhim bil besar
Bizim emrimiz ancak bir (anlık) bir göz kırpması gibi

1. ve mâ emru-nâ : ve bizim emrimiz ….. değildir
2. illâ : den başka
3. vâhidetun : tek, bir tek
4. ke lemhin : bir anlık gibi
5. bi el basari : göz ile bakış

٥١

وَلَقَدْ اَهْلَكْنَا اَشْيَاعَكُمْ فَهَلْ مِنْ مُدَّكِرٍ

(51) velekad ehlekna eşyaaküm fe hel mim muddekir
Yemin olsun, biz helak ettik sizin benzerlerinizi ama düşünen mi var?

1. ve lekad : ve andolsun
2. ehleknâ : helâk ettik
3. eşyâa-kum : sizin denginiz olanlar, sizin gibi düşünenler, sizin gibi davrananlar, sizin gibi olanlar
4. fe : buna rağmen
5. hel : var mı
6. min muddekirin : tezekkür eden, ibret alan

٥٢

وَكُلُّ شَىْءٍ فَعَلُوهُ فِى الزُّبُرِ

(52) ve küllü şey’in fealuhu fiz zübur
Onların yaptıkları her şey bir kitaptadır

1. ve kullu şey’in : ve herşey
2. fealû-hu : yaptıkları
3. fî ez zuburi : (semavî) kitaplarda

٥٣

وَكُلُّ صَغيرٍ وَكَبيرٍ مُسْتَطَرٌ

(53) ve küllü sağiyriv ve kebirim mustetar
Küçük büyük hepsi satırlara yazılıdır

1. ve kullu : ve herşey
2. sagîrin : küçük
3. ve kebîrin : ve büyük
4. mustetarun : satırlar halinde, yazılı halde

٥٤

اِنَّ الْمُتَّقينَ فى جَنَّاتٍ وَنَهَرٍ

(54) innel muttekıne fi cennativ ve neher
Muhakkak takva sahipleri cennette ve nehir (başlarında)

1. inne : muhakkak ki
2. el muttekîne : takva sahipleri
3. fî cennâtin : cennetlerde
4. ve neherin : ve nehirdedirler (çevresinde)

٥٥

فى مَقْعَدِ صِدْقٍ عِنْدَ مَليكٍ مُقْتَدِرٍ

(55) fi mak’adi sıdkın inde melikim muktedir
Doğruluğu belli olan muktedir bir melikin huzurunda

1. fî mak’adi : makamında
2. sıdkın : sıddıklar, sadıklar
3. inde : yanında, katında
4. melîkin : melik, padişah, malik olan
5. muktedirin : muktedir, kudret sahibi

55-RAHMAN

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ

١

اَلرَّحْمنُ

(1) er rahman
Er-rahman

1. er rahmânu : Rahman; Allahû Teâlâ’nın isimlerindendir, O’nun kudretini, sevgisini, bütün yarattıklarına karşı merhametli, lütuf ve ihsan sahibi olması gibi sıfatlarını ifade eder. Tüm yarattıklarına “Rahman” sıfatı ile tecelli eder.

٢

عَلَّمَ الْقُرْانَ

(2) allemel kur’an
Kur’an’ı öğretti

1. alleme : öğretti
2. el kur’âne : Kur’ân

٣

خَلَقَ الْاِنْسَانَ

(3) halekal insan
İnsanı yarattı

1. halaka : yarattı
2. el insâne : insan

٤

عَلَّمَهُ الْبَيَانَ

(4) allemehül beyan
Ona konuşmayı öğretti

1. alleme-hu : ona öğretti
2. el beyâne : beyan etme, açıklama, ifade edebilme

٥

اَلشَّمْسُ وَالْقَمَرُ بِحُسْبَانٍ

(5) eş şemsu vel kameru bi husban
Güneş ve ay hesap ile (hareket ederler)

1. eş şemsu : güneş
2. ve el kameru : ve kamer, ay
3. bi : ile
4. husbânin : hesaplar

٦

وَالنَّجْمُ وَالشَّجَرُ يَسْجُدَانِ

(6) ven necmu veş şeceru yescudan
Yıldız da, ağaç da secde ederler

1. ve en necmu : ve yıldız(lar)
2. ve eş şeceru : ve ağaç (lar)
3. yescudâni : ikisi secde eder

٧

وَالسَّمَاءَ رَفَعَهَا وَوَضَعَ الْميزَانَ

(7) ves semae rafeaha ve vedaal mizan
Göğü o yükseltti ve mizana koydu

1. ve es semâe : ve sema, gökyüzü
2. refea-hâ : onu yükseltti
3. ve vadaa : koydu, ortaya koydu, vazetti, dizayn etti
4. el mîzâne : mizan, ölçü

٨

اَلَّا تَطْغَوْا فِى الْميزَانِ

(8) ella tatğav fil mizan
Tartıda haddi aşmayın

1. ellâ : yapmayın
2. tatgav : haddi aşmayınız
3. : içinde, konusunda, da
4. el mîzâni : mizan

٩

وَاَقيمُوا الْوَزْنَ بِالْقِسْطِ وَلَا تُخْسِرُوا الْميزَانَ

(9) ve ekiymül vezne bil kısti vela tuhsirul mizan
Ve tartıyı adaletle tutun ve terazide eksiklik yapmayın

1. ve ekîmû : ve tutup doğrultun
2. el vezne : tartı
3. bi : ile
4. el kıstı : adalet
5. ve lâ tuhsirû : ve eksiltmeyin
6. el mîzâne : mizan, ölçme

١٠

وَالْاَرْضَ وَضَعَهَا لِلْاَنَامِ

(10) vel erda vedaaha lil enam
Ve yeryüzünü (yaratılmış) mahluk için hazır hale koydu

1. ve el arda : ve arz, yer
2. vadaa-hâ : koydu, ortaya koydu, vazetti, dizayn etti
3. li el enâmi : hayvanlar için

١١

فيهَا فَاكِهَةٌ وَالنَّخْلُ ذَاتُ الْاَكْمَامِ

(11) fiha fakihetuv ven nahlu zatul ekman
Orada çeşitli meyveler ve tomurcuklu hurma ağaçları (var etti)

1. fî-hâ : orada vardır
2. fâkihetun : meyveler
3. ve en nahlu : ve hurma (ağaçları)
4. zâtu : sahip
5. el ekmâmi : tomurcuk

١٢

وَالْحَبُّ ذُو الْعَصْفِ وَالرَّيْحَانُ

(12) vel habbu zul asfi ver rayhan
Samanlı hububatlar ve hoş kokulu (çiçekler bitirdi)

1. ve el habbu : ve taneler
2. : sahip
3. el asfi : yaprak
4. ve er reyhânu : ve güzel kokulu bitkiler

١٣

فَبِاَىِّ الَاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ

(13) fe bi eyyi alai rabbiküma tukezziban
O halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

1. fe : o halde
2. bi eyyi : hangi
3. âlâi : ni’metler
4. rabbi-kumâ : ikinizin Rabbi
5. tukezzibâni : ikiniz yalanlıyorsunuz

١٤

خَلَقَ الْاِنْسَانَ مِنْ صَلْصَالٍ كَالْفَخَّارِ

(14) halekal’insane min salsalin kelfahhar
İnsanı pişmiş tuğla gibi kuru çamurdan yarattı

1. halaka : yarattı
2. el insâne : insan
3. min : den
4. salsâlin : inorganik halden, organik hale dönüşmüş nemli toprak
5. ke : gibi
6. el fahhâri : nemli topraktan yapılıp, pişirilen (ısıtılarak kurutulan) ve çın çın ses veren testi benzeri kap

١٥

وَخَلَقَ الْجَانَّ مِنْ مَارِجٍ مِنْ نَارٍ

(15) ve hale kalcanne mim maricin min nar
Cinlerin atasını da ateşin parlayan alevinden yarattı

1. ve halaka : ve yarattı
2. el cânne : cinler
3. min mâricin : parlak, dumanı olmayan alevden
4. min nârin : ateşten

١٦

فَبِاَىِّ الَاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ

(16) fe bi eyyi alai rabbiküma tukezziban
O halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

1. fe : o halde
2. bi eyyi : hangi
3. âlâi : ni’metler
4. rabbi-kumâ : ikinizin Rabbi
5. tukezzibâni : ikiniz yalanlıyorsunuz

Sayfa:531

١٧

رَبُّ الْمَشْرِقَيْنِ وَرَبُّ الْمَغْرِبَيْنِ

(17) rabbulmeşrikayni ve rabbülmağribeyn
Hem iki doğunun hem de iki batının Rabbidir

1. rabbu : Rabbi
2. el meşrikayni : iki doğu
3. ve rabbu : ve Rabbi
4. el magribeyni : iki batı

١٨

فَبِاَىِّ الَاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ

(18) fe bi eyyi alai rabbiküma tükezziban
O halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

1. fe : o halde
2. bi eyyi : hangi
3. âlâi : ni’metler
4. rabbi-kumâ : ikinizin Rabbi
5. tukezzibâni : ikiniz yalanlıyorsunuz

١٩

مَرَجَ الْبَحْرَيْنِ يَلْتَقِيَانِ

(19) merecalbahreyni yeltekıyan
İki (acı ve tatlı) su denizleri akıttı birbirine kavuşurlar

1. merece : akıttı
2. el bahreyni : iki deniz
3. yeltekıyâni : ikisi karşılaşacak, birbirine kavuşacak

٢٠

بَيْنَهُمَا بَرْزَخٌ لَايَبْغِيَانِ

(20) beynehüma berzehül la yebğıyan
(Fakat) aralarında perde var, (tatları) birbirine karışmaz

1. beyne-humâ : ikisi arasında vardır
2. berzehun : berzah, engel
3. lâ yebgiyâni : ikisi birbirlerinin sınırını geçemez

٢١

فَبِاَىِّ الَاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ

(21) fe bi eyyi alai rabbiküma tükezziban
O halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

1. fe : o halde
2. bi eyyi : hangi
3. âlâi : ni’metler
4. rabbi-kumâ : ikinizin Rabbi
5. tukezzibâni : ikiniz yalanlıyorsunuz

٢٢

يَخْرُجُ مِنْهُمَا اللُّؤْلُؤُ وَالْمَرْجَانُ

(22) yahrucu minhümellu’lu velmercan
Onlardan inci ve mercan çıkar

1. yahrucu : çıkar
2. min-humâ : ikisinden
3. el lu’luu : inci
4. ve el mercânu : ve mercan

٢٣

فَبِاَىِّ الَاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ

(23) fe bi eyyi alai rabbiküma tükezziban
O halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

1. fe : o halde
2. bi eyyi : hangi
3. âlâi : ni’metler
4. rabbi-kumâ : ikinizin Rabbi
5. tukezzibâni : ikiniz yalanlıyorsunuz

٢٤

وَلَهُ الْجَوَارِ الْمُنْشَاتُ فِى الْبَحْرِ كَالْاَعْلَامِ

(24) ve lehülcevarilmunşeatü fil bahri kel a’lam
Deniz de dağlar gibi akıp giden yelken açmış gemiler o’nundur

1. ve lehu : ve onundur, ona aittir
2. el cevâri : akıp giden gemiler
3. el munşeâtu : (yüksek) inşa edilmiş, büyük
4. fî el bahri : denizde
5. ke el a’lâmi : koca dağlar gibi

٢٥

فَبِاَىِّ الَاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ

(25) fe bi eyyi alai rabbiküma tükezziban
O halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

1. fe : o halde
2. bi eyyi : hangi
3. âlâi : ni’metler
4. rabbi-kumâ : ikinizin Rabbi
5. tukezzibâni : ikiniz yalanlıyorsunuz

٢٦

كُلُّ مَنْ عَلَيْهَا فَانٍ

(26) küllü men ‘aleyha fan
Ne varsa onların hepsi fanidir

1. kullu men : bütün kişiler, bütün bilinçli varlıklar, bütün insanlar ve bütün cinler, herkes
2. aleyhâ fânin : fanilik üzeredir, yok olucudur

٢٧

وَيَبْقى وَجْهُ رَبِّكَ ذُو الْجَلَالِ وَالْاِكْرَامِ

(27) ve yebka vechü rabbike zulcelali vel’ikram
Yalnız azamet, celal ve ikram sahibi olan Rabbinin zatı bakidir

1. ve yebkâ : ve bâki kalacaktır, bâkidir
2. vechu : vech, zatı
3. rabbi-ke : senin Rabbin
4. : sahip
5. el celâli : celâl
6. ve el ikrâmi : ve ikram

٢٨

فَبِاَىِّ الَاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ

(28) fe bi eyyi alai rabbiküma tükezziban
O halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

1. fe : o halde
2. bi eyyi : hangi
3. âlâi : ni’metler
4. rabbi-kumâ : ikinizin Rabbi
5. tukezzibâni : ikiniz yalanlıyorsunuz

٢٩

يَسَْلُهُ مَنْ فِى السَّموَاتِ وَالْاَرْضِ كُلَّ يَوْمٍ هُوَ فى شَاْنٍ

(29) yes’eluhu men fissemavati vel’ardi külle yevmin hüve fi şe’n
Göklerde ve yerde ne varsa ondan isterler o her gün bir iştedir

1. yes’elu-hu : ondan ister
2. men : kimseler
3. fî es semâvâti : semalarda, göklerde
4. ve el ardı : ve arz, yeryüzü, yer
5. kulle : her
6. yevmin : gün
7. huve : o
8. fî şe’nin : bir şe’n, ayrı bir tecelli, yeni bir oluş üzerindedir

٣٠

فَبِاَىِّ الَاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ

(30) fe bi eyyi alai rabbiküma tükezziban
O halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

1. fe : o halde
2. bi eyyi : hangi
3. âlâi : ni’metler
4. rabbi-kumâ : ikinizin Rabbi
5. tukezzibâni : ikiniz yalanlıyorsunuz

٣١

سَنَفْرُغُ لَكُمْ اَيُّهَا الثَّقَلَانِ

(31) senefruğu leküm eyyuhessekalen
Ey insan ve cin topluluğu! sizin (hesabınızı) irdeleyeceğiz

1. se nefrugu : yakında ilgileneceğiz
2. lekum : siz, sizin için, sizinle
3. eyyuhâ : ey
4. es sekalâni : ağırlık sahibi olan iki toplum kendi âlemlerinde fizik ağırlığı ve bilinçli varlıklar olmaları sebebiyle, ağır sorumluluğu olan insanlar ve cinler

٣٢

فَبِاَىِّ الَاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ

(32) fe bi eyyi alai rabbiküma tükezziban
O halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

1. fe : o halde
2. bi eyyi : hangi
3. âlâi : ni’metler
4. rabbi-kumâ : ikinizin Rabbi
5. tukezzibâni : ikiniz yalanlıyorsunuz

٣٣

يَا مَعْشَرَ الْجِنِّ وَالْاِنْسِ اِنِ اسْتَطَعْتُمْ اَنْ تَنْفُذُوا مِنْ اَقْطَارِ السَّموَاتِ وَالْاَرْضِ فَانْفُذُوا لَاتَنْفُذُونَ اِلَّابِسُلْطَانٍ

(33) ya ma’şerelcinni vel’insi inisteta’tüm en tenfuzu min aktarissemavati vel’ardi fenfuzu la tenfuzune illa bisültan
Ey cin ve insan cemaatleri eğer gücünüz yeterse göklerin ve yerin çevresini aşıp geçmeye hemen geçin geçemezsiniz ancak (ondan gelen) bir sultanla olur

1. : ey
2. ma’şere : topluluk
3. el cinni : cin
4. ve el insi : ve insan
5. in isteta’tum : eğer gücünüz yetiyorsa
6. en tenfuzû : nüfuz etmek, nüfuz ederek geçmek, çıkmak
7. min aktâri : çapından, çaplarından
8. es semâvâti : semalar, gökler
9. ve el ardı : ve arz, yeryüzü, yer
10. fe unfuzû : o halde, haydi
11. lâ tenfuzûne : nüfuz edemezsiniz, geçip çıkamazsınız
12. illâ : ancak, olmaksızın
13. bi sultânin : bir sultan, bir güç

٣٤

فَبِاَىِّ الَاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ

(34) fe bi eyyi alai rabbiküma tükezziban
O halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

1. fe : o halde
2. bi eyyi : hangi
3. âlâi : ni’metler
4. rabbi-kumâ : ikinizin Rabbi
5. tukezzibâni : ikiniz yalanlıyorsunuz

٣٥

يُرْسَلُ عَلَيْكُمَا شُوَاظٌ مِنْ نَارٍ وَنُحَاسٌ فَلَا تَنْتَصِرَانِ

(35) yurselü ‘aleyküma şuvazüm min nariv ve nuhasün fela tentesiran
Üzerinize ateşten bir alev topu ve yakıcı bir duman gönderilir artık (kurtulmak için) yardımda göremezsiniz

1. yurselu : gönderilir
2. aleykumâ : siz ikinizin (iki toplumun) üzerine
3. şuvâzun : alev
4. min nârin : ateşten
5. ve nuhâsun : ve duman
6. fe : o zaman
7. lâ tentesirâni : ikiniz (iki toplum) yardımlaşamazsınız (kurtulamazsınız)

٣٦

فَبِاَىِّ الَاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ

(36) fe bi eyyi alai rabbiküma tükezziban
O halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

1. fe : o halde
2. bi eyyi : hangi
3. âlâi : ni’metler
4. rabbi-kumâ : ikinizin Rabbi
5. tukezzibâni : ikiniz yalanlıyorsunuz

٣٧

فَاِذَا انْشَقَّتِ السَّمَاءُ فَكَانَتْ وَرْدَةً كَالدِّهَانِ

(37) feizen şakkatisis semau fekanet verdeten keddihan
O zaman sema yarılıp parçalandığında kıpkırmızı kızarmış derinin gül gibi döküldüğü (zaman)

1. fe izâ : olunca
2. inşakkati : yarıldı
3. es semâu : sema, gökyüzü
4. fe kânet : işte o zaman ….. oldu
5. verdeten : kırmızı gül
6. ke ed dihâni : erimiş yağ gibi

٣٨

فَبِاَىِّ الَاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ

(38) fe bi eyyi alai rabbiküma tükezziban
O halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

1. fe : o halde
2. bi eyyi : hangi
3. âlâi : ni’metler
4. rabbi-kumâ : ikinizin Rabbi
5. tukezzibâni : ikiniz yalanlıyorsunuz

٣٩

فَيَوْمَءِذٍ لَايُسَْلُ عَنْ ذَنْبِه اِنْسٌ وَلَا جَانٌّ

(39) feyevmeizil la yus’elu ‘an zenbihi insüv vela cann
O gün (kafir olarak gelen), insan ve cine günahından sorulmayacak

1. fe : artık
2. yevme : gün
3. izin : izin
4. lâ yus’elu : sorulmaz
5. an zenbi-hî : günahından
6. insun : insanlar
7. ve lâ : ve olmaz
8. cânnun : cinler

٤٠

فَبِاَىِّ الَاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ

(40) fe bi eyyi alai rabbiküma tükezziban
O halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

1. fe : o halde
2. bi eyyi : hangi
3. âlâi : ni’metler
4. rabbi-kumâ : ikinizin Rabbi
5. tukezzibâni : ikiniz yalanlıyorsunuz

Sayfa:532

٤١

يُعْرَفُ الْمُجْرِمُونَ بِسيميهُمْ فَيُؤْخَذُ بِالنَّوَاصى وَالْاَقْدَامِ

(41) yu’raful mucrimune bisiymahüm fe yu’hazu binnevasiy vel’akdami
Mücrimler simalarından tanınır hemen alın saçlarından ve ayaklarından yakalanır

1. yu’refu : tanınır
2. el mucrimûne : mücrimler, suçlular
3. bi-sîmâ-hum : simalarından
4. fe : böylece
5. yu’hazu : yakalanır
6. bi : ile
7. en nevâsî : alınlar
8. ve el akdâmi : ve ayaklar

٤٢

فَبِاَىِّ الَاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ

(42) fe bi eyyi alai rabbiküma tükezziban
O halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

1. fe : o halde
2. bi eyyi : hangi
3. âlâi : ni’metler
4. rabbi-kumâ : ikinizin Rabbi
5. tukezzibâni : ikiniz yalanlıyorsunuz

٤٣

هذِه جَهَنَّمُ الَّتى يُكَذِّبُ بِهَا الْمُجْرِمُونَ

(43) hazihi cehennemul letiy yukezzibu bihelmücrimun
İşte bu cehennem mücrimlerin onu yalan saydıkları

1. hâzihî : bu
2. cehennemu : cehennem
3. elletî : ki o
4. yukezzibu : yalanlandı, yalanladı
5. bi-hâ : onu kendisini
6. el mucrimûne : mücrimler, suçlular, günahkârlar


٤٤

يَطُوفُونَ بَيْنَهَا وَبَيْنَ حَميمٍ انٍ

(44) yetufune beyneha ve beyne hamiymin an
Onlar kaynamış su ve bunun arasında dolaştırılır

1. yetûfûne : onlar dönüp dolaşırlar
2. beyne-hâ : onun arasında, kendisiyle
3. ve beyne : ve arasında
4. hamîmin : kaynar su
5. ânin : çok sıcak, kızgın

٤٥

فَبِاَىِّ الَاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ

(45) fe bi eyyi alai rabbiküma tükezziban
O halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

1. fe : o halde
2. bi eyyi : hangi
3. âlâi : ni’metler
4. rabbi-kumâ : ikinizin Rabbi
5. tukezzibâni : ikiniz yalanlıyorsunuz

٤٦

وَلِمَنْ خَافَ مَقَامَ رَبِّه جَنَّتَانِ

(46) ve limen hafe mekame rabbihi cennetan
Rabbinizin huzurunda (hesaptan) korkan kimse için iki cennet (vardır)

1. ve li men : ve kimse için vardır
2. hâfe : korktu
3. makâme : makam
4. rabbi-hî : Rabbinin
5. cennetâni : iki cennet

٤٧

فَبِاَىِّ الَاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ

(47) fe bi eyyi alai rabbiküma tükezziban
O halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

1. fe : o halde
2. bi eyyi : hangi
3. âlâi : ni’metler
4. rabbi-kumâ : ikinizin Rabbi
5. tukezzibâni : ikiniz yalanlıyorsunuz

٤٨

ذَوَاتَا اَفْنَانٍ

(48) zevata efnan
Zatına ait, dalları (meyvelerle dolu) ağaçlar (vardır)

1. zevâtâ : ikisi sahiptir
2. efnânin : fenler, çeşitli bilimsel (sanatsal) güzellikler, çeşitli ağaçlar

٤٩

فَبِاَىِّ الَاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ

(49) fe bi eyyi alai rabbiküma tükezziban
O halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

1. fe : o halde
2. bi eyyi : hangi
3. âlâi : ni’metler
4. rabbi-kumâ : ikinizin Rabbi
5. tukezzibâni : ikiniz yalanlıyorsunuz

٥٠

فيهِمَا عَيْنَانِ تَجْرِيَانِ

(50) fihima ‘aynani tecriyan
Her ikisinde de iki akar kaynak (var)

1. fî himâ : ikisinde vardır
2. aynâni : iki pınar
3. tecriyâni : ikisi akar

٥١

فَبِاَىِّ الَاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ

(51) fe bi eyyi alai rabbiküma tükezziban
O halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

1. fe : o halde
2. bi eyyi : hangi
3. âlâi : ni’metler
4. rabbi-kumâ : ikinizin Rabbi
5. tukezzibâni : ikiniz yalanlıyorsunuz

٥٢

فيهِمَا مِنْ كُلِّ فَاكِهَةٍ زَوْجَانِ

(52) fihima min külli fakihetin zevcan
O iki cennette her meyveden çift çift (var)

1. fî himâ : ikisinde vardır
2. min : den
3. kulli : bütün, hepsi, her
4. fâkihetin : meyve
5. zevcâni : iki çift

٥٣

فَبِاَىِّ الَاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ

(53) fe bi eyyi alai rabbiküma tükezziban
O halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

1. fe : o halde
2. bi eyyi : hangi
3. âlâi : ni’metler
4. rabbi-kumâ : ikinizin Rabbi
5. tukezzibâni : ikiniz yalanlıyorsunuz

٥٤

مُتَّكِينَ عَلى فُرُشٍ بَطَاءِنُهَا مِنْ اِسْتَبْرَقٍ وَجَنَا الْجَنَّتَيْنِ دَانٍ

(54) muttekiiyne ala furuşim betainuha min istebrak ve cenel cenneteyni dan
Astarları kalın ipekten yaygılar üzerinde yaslanırlar her iki cennette de (meyvelere) erişilmesi yakındır

1. muttekiîne : yaslanırlar
2. alâ : üzerinde
3. furusin : yataklar, döşekler
4. betâinu-hâ : onun iç kısımları, astarları
5. min istebrakin : atlas ipekten
6. ve cene : ve ağaçlardan devşirilen meyveler
7. el cenneteyni : iki cennet
8. dânin : yakın

٥٥

فَبِاَىِّ الَاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ

(55) fe bi eyyi alai rabbiküma tükezziban
O halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

1. fe : o halde
2. bi eyyi : hangi
3. âlâi : ni’metler
4. rabbi-kumâ : ikinizin Rabbi
5. tukezzibâni : ikiniz yalanlıyorsunuz

٥٦

فيهِنَّ قَاصِرَاتُ الطَّرْفِ لَمْ يَطْمِثْهُنَّ اِنْسٌ قَبْلَهُمْ وَلَا جَانٌّ

(56) fihinne kasiratut tarfi lem yatmishunne insun kablehum ve la can
Cennette (gözlerini yalnız),eşlerine çevirmiş güzeller daha önce ne insan dokunmuş ne cinni

1. fî hinne : orada
2. kâsirâtu : bakışlarını yalnız eşlerine hasreten
3. et tarfi : bakışlar
4. lem yatmis-hunne : onlara, kendilerine temas etmemiştir, dokunmamıştır
5. insun : insan(lar)
6. kable-hum : onlardan önce
7. ve lâ : ve olmaz
8. cânnun : cinler

٥٧

فَبِاَىِّ الَاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ

(57) fe bi eyyi alai rabbiküma tükezziban
O halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

1. fe : o halde
2. bi eyyi : hangi
3. âlâi : ni’metler
4. rabbi-kumâ : ikinizin Rabbi
5. tukezzibâni : ikiniz yalanlıyorsunuz

٥٨

كَاَنَّهُنَّ الْيَاقُوتُ وَالْمَرْجَانُ

(58) ke ennehünnel yakutü vel mercan
Onlar sanki yakut ve mercandırlar

1. keenne : gibi
2. hunne : onlar
3. el yâkûtu : yakut
4. ve el mercânu : ve mercan

٥٩

فَبِاَىِّ الَاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ

(59) fe bi eyyi alai rabbiküma tükezziban
O halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

1. fe : 0 halde
2. bi eyyi : hangi
3. âlâi : ni’metler
4. rabbi-kumâ : ikinizin Rabbi
5. tukezzibâni : ikiniz yalanlıyorsunuz

٦٠

هَلْ جَزَاءُ الْاِحْسَانِ اِلَّا الْاِحْسَانُ

(60) hel cezaul ihsani illel ihsan
İyiliğin karşılığı ancak iyilik değil midir?

1. hel : mi, var mı
2. cezâu : karşılık, mükâfat
3. el ihsâni : ihsan
4. illâ : den başkası
5. el ihsânu : ihsan

٦١

فَبِاَىِّ الَاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ

(61) fe bi eyyi alai rabbiküma tükezziban
O halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

1. fe : o halde
2. bi eyyi : hangi
3. âlâi : ni’metler
4. rabbi-kumâ : ikinizin Rabbi
5. tukezzibâni : ikiniz yalanlıyorsunuz

٦٢

وَمِنْ دُونِهِمَا جَنَّتَانِ

(62) ve min dunihima cennetan
Bu iki cennetten (başka) iki cennet (daha var)

1. ve min dûni-himâ : ve bu ikisinden başka var
2. cennetâni : iki cennet

٦٣

فَبِاَىِّ الَاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ

(63) fe bi eyyi alai rabbiküma tükezziban
O halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

1. fe : o halde
2. bi eyyi : hangi
3. âlâi : ni’metler
4. rabbi-kumâ : ikinizin Rabbi
5. tukezzibâni : ikiniz yalanlıyorsunuz

٦٤

مُدْهَامَّتَانِ

(64) mudhammetan
(Koyu yeşil) ile kaplı iki cennet

1. mudhâmmetâni : ikisi de yemyeşil

٦٥

فَبِاَىِّ الَاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ

(65) fe bi eyyi alai rabbiküma tükezziban
O halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

1. fe : o halde
2. bi eyyi : hangi
3. âlâi : ni’metler
4. rabbi-kumâ : ikisinin Rabbi
5. tukezzibâni : ikiniz yalanlıyorsunuz

٦٦

فيهِمَا عَيْنَانِ نَضَّاخَتَانِ

(66) fihima aynani neddahatan
Her iki cennette de fışkıran iki pınar (var)

1. fî-himâ : ikisinde var
2. aynâni : iki pınar
3. naddâhatân : devamlı fışkırıp gürül gürül akan

٦٧

فَبِاَىِّ الَاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ

(67) fe bi eyyi alai rabbiküma tükezziban
O halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

1. fe : o halde
2. bi eyyi : hangi
3. âlâi : ni’metler
4. rabbi-kumâ : ikinizin Rabbi
5. tukezzibâni : ikiniz yalanlıyorsunuz

Sayfa:533

٦٨

فيهِمَا فَاكِهَةٌ وَنَخْلٌ وَرُمَّانٌ

(68) fihima fakihetuv ve nahlüv ve rumman
O iki cennette çeşitli meyveler, hurmalar ve nar (var)

1. fî himâ : ikisinde vardır
2. fâkihetun : meyveler
3. ve nahlun : ve hurma(lar)
4. ve rummânun : ve nar(lar)

٦٩

فَبِاَىِّ الَاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ

(69) fe bi eyyi alai rabbiküma tükezziban
O halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

1. fe : o halde
2. bi eyyi : hangi
3. âlâi : ni’metler
4. rabbi-kumâ : ikinizin Rabbi
5. tukezzibâni : ikiniz yalanlıyorsunuz

٧٠

فيهِنَّ خَيْرَاتٌ حِسَانٌ

(70) fihinne hayratun hisan
İçlerinde huyları güzel, yüzleri güzel (kadınlar var)

1. fî hinne : onlarda vardır
2. hayrâtun : hayırlı olanlar, şükür ve hamde vesile olanlar
3. hisânun : güzel olanlar, güzeller, güzel kadınlar

٧١

فَبِاَىِّ الَاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ

(71) fe bi eyyi alai rabbiküma tükezziban
O halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

1. fe : o halde
2. bi eyyi : hangi
3. âlâi : ni’metler
4. rabbi-kumâ : ikinizin Rabbi
5. tukezzibâni : ikiniz yalanlıyorsunuz

٧٢

حُورٌ مَقْصُورَاتٌ فِى الْخِيَامِ

(72) hurum maksuratün fil hiyam
Çadırlarda (kendilerini) kocalarına tahsis etmiş huriler

1. hûrun : huriler
2. maksûrâtun : korunmuş, himaye edilen, belli bir yerde ikâmet eden, dışarıda dolaşmayan
3. : içinde, de
4. el hiyâmi : otağlar, özel çadırlar, özel mekânlar

٧٣

فَبِاَىِّ الَاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ

(73) fe bi eyyi alai rabbiküma tükezziban
O halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

1. fe : o halde
2. bi eyyi : hangi
3. âlâi : ni’metler
4. rabbi-kumâ : ikinizin Rabbi
5. tukezzibâni : ikiniz yalanlıyorsunuz

٧٤

لَمْ يَطْمِثْهُنَّ اِنْسٌ قَبْلَهُمْ وَلَاجَانٌّ

(74) lem yatmishünne insun kablehüm ve la can
Onlara daha önce ne insan dokunmuş ne de cinni

1. lem yatmishunne : ne onlara temas etmemiştir, dokunmamıştır
2. insun : insan(lar)
3. kablehum : onlardan önce
4. ve lâ : ve ne de
5. cânnun : cinler

٧٥

فَبِاَىِّ الَاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ

(75) fe bi eyyi alai rabbiküma tükezziban
O halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

1. fe : o halde
2. bi eyyi : hangi
3. âlâi : ni’metleri
4. rabbi-kumâ : ikinizin Rabbi
5. tukezzibâni : ikiniz yalanlıyorsunuz

٧٦

مُتَّكِينَ عَلى رَفْرَفٍ خُضْرٍ وَعَبْقَرِىٍّ حِسَانٍ

(76) muttekiiyne ala rafrafin hudriv ve abkariyyin hisan
Yeşil, parlak, güzel yastıklara ve yüksek yataklara yaslanarak

1. muttekiîne : yaslananlar, kurulanlar
2. alâ : üzerine
3. refrefin : yastıklar veya yüksek yataklar
4. hudrin : yeşil, koyu yeşil
5. ve abkariyyin : ve harikulâde güzel işlemeli döşekler
6. hisânin : güzel olanlar

٧٧

فَبِاَىِّ الَاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ

(77) fe bi eyyi alai rabbiküma tükezziban
O halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

1. fe : o halde
2. bi eyyi : hangi
3. âlâi : ni’metler
4. rabbi-kumâ : ikinizin Rabbi
5. tukezzibâni : ikiniz yalanlıyorsunuz

٧٨

تَبَارَكَ اسْمُ رَبِّكَ ذِى الْجَلَالِ وَالْاِكْرَامِ

(78) tebarakesmu rabbike zil celali vel ikram
Azamet ve ikram sahibi olan Rabbinin ismi (ne) mübarektir

1. tebâreke : çok yüce, mübarek
2. ismu : isim, ad
3. rabbi- ke : senin Rabbin
4. : sahip
5. el celâli : celâl
6. ve el ikrami : ve ikram

56-VAKIA

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ

١

اِذَا وَقَعَتِ الْوَاقِعَةُ

(1) iza veka’atilvaki’ah
Kıyamet vuku bulduğu zaman

1. izâ : o zaman, olduğu zaman
2. vakaati : vuku buldu, oldu, gerçekleşti
3. el vâkiatu : o vakıa, o olay, o müthiş olay

٢

لَيْسَ لِوَقْعَتِهَا كَاذِبَةٌ

(2) leyse li vak’atiha kazibeh
Yoktur onun vuku bulmasını yalanlayacak

1. leyse : değil, yok
2. li vak’ati-hâ : onun vuku bulmasını, gerçekleşmesini
3. kâzibetun : yalanlayan kimse

٣

خَافِضَةٌ رَافِعَةٌ

(3) hafidatür rafi’ah
İndirendir, yükseltendir

1. hâfîdatun : alçaltan, alçaltıcı
2. râfi’atun : yükselten, yükseltici

٤

اِذَا رُجَّتِ الْاَرْضُ رَجًّا

(4) iza ruccetil’ardu recce
Yer şiddetle sarsıldığı zaman

1. izâ : o zaman, olduğu zaman
2. ruccet(i) : sarsıldı
3. el ardu : arz, yeryüzü, yer
4. reccen : şiddetle sarsılarak (zelzeleden farklı olarak) tekrarlanarak devam eden darbeler ile sarsılarak

٥

وَبُسَّتِ الْجِبَالُ بَسًّا

(5) ve bussetilcibalu bessa
Dağlar didik didik parçalandığı zaman

1. ve busset(i) : ve ufalandı, dağıtıldı, parçalandı (dağların gravitasyon bağları koparıldı)
2. el cibâlu : dağlar
3. bessen : ufalanarak, parçalanarak, toz haline gelerek

٦

فَكَانَتْ هَبَاءً مُنْبَثًّا

(6) fekanet hebaem munbessa
Artık, saçılmış toz olmuştur

1. fe : böylece
2. kânet : oldu
3. hebâen : toz toprak, zerreler halinde
4. munbessen : ufalandı, toz haline gelmiş, dağılmış

٧

وَكُنْتُمْ اَزْوَاجًا ثَلثَةً

(7) ve küntüm ezvacen selaseh
Siz (o gün) üç sınıf olacaksınız

1. ve küntüm : ve sizler oldunuz (olmuş olacaksınız)
2. ezvâcen : gruplar, sınıflar
3. selâseten : üç

٨

فَاَصْحَابُ الْمَيْمَنَةِ مَا اَصْحَابُ الْمَيْمَنَةِ

(8) feashabülmeymeneti ma ashabul meymeneh
Birincisi sağcılar hem de ne sağcılar!

1. fe : işte
2. ashâbu : ashab, sahip olanlar
3. el meymeneti : meymene, hayırlı, uğurlu
4. : ne
5. ashâbu : ashab, sahip olanlar
6. el meymeneti : meymene, hayırlı, uğurlu

٩

وَاَصْحَابُ الْمَشَْمَةِ مَا اَصْحَابُ الْمَشَْمَةِ

(9) ve ashabül meş’emeti ma ashabülmeş’emeh
İkincisi solcular hem de ne solcular!

1. ve : ve
2. ashâbu : ashab, sahip olanlar
3. el meş’emeti : meş’emet, hayırsız, uğursuz
4. : ne
5. ashâbu : ashab, sahip olanlar
6. el meş’emeti : meş’emet, hayırsız, uğursuz

١٠

وَالسَّابِقُونَ السَّابِقُونَ

(10) vessabikunes sabikun
(Sonuncusu da) hayır için yarışanlardır

1. ve es sâbikûne : ve sabikunlar (hayırlarda yarışıp ileri geçenler)
2. es sâbikûne : sabikunlar (hayırlarda yarışıp ileri geçenler)

١١

اُولءِكَ الْمُقَرَّبُونَ

(11) ulaikel mukarrabun
İşte onlar yakınlığı kazananlardır

1. ulâike : işte onlar
2. el mukarrebûne : mukarrip olanlar, Allah katında yüksek dereceye nail olmuş, Allah’a yaklaştırılmış kimseler

١٢

فى جَنَّاتِ النَّعيمِ

(12) fi cennatin na’iym
Naim cennetlerindedirler

1. : içinde
2. cennâti : cennetler
3. en naîmi : ni’metler

١٣

ثُلَّةٌ مِنَ الْاَوَّلينَ

(13) sulletüm minel’evvelin
Geçmiş ümmetlerden bir cemaat

1. sulletun : ümmet, cemaat, topluluk
2. min el evvelîne : evvelkilerden

١٤

وَقَليلٌ مِنَ الْاخِرينَ

(14) ve kaliylum minel’ahirin
Birazı da sonrakilerden (gelecek bir cemaat)

1. ve kalîlun : ve birazı
2. min el âhirîne : sonrakilerden

١٥

عَلى سُرُرٍ مَوْضُونَةٍ

(15) ‘ala sururim mevduneh
Mücevheratla işlenmiş tahtlar üzerinde

1. alâ : üzerinde
2. sururin : serirler, tahtlar
3. mevdûnetin : altınla örülmüş (dokunmuş ve mücevherlerle (inci ve yakutla) süslenmiş

١٦

مُتَّكِينَ عَلَيْهَا مُتَقَابِلينَ

(16) muttekiiyne ‘aleyha mutekabilin
Üzerine yaslanarak karşılıklı (oturacaklar)

1. muttekiîne : yaslanmış olanlar, kurulanlar
2. aleyhâ : onun üzerine
3. mutekâbilîne : karşılıklı

Sayfa:534

١٧

يَطُوفُ عَلَيْهِمْ وِلْدَانٌ مُخَلَّدُونَ

(17) yetufu ‘aleyhim vildanüm mühalledün
Etrafında dolaşır ebediliğe erdirilmiş hizmetçiler

1. yetûfu : tavaf eder, döner, dolaşır
2. aleyhim : onları, etrafını
3. vildânun : genç çocuklar, gençler
4. muhalledûne : halidin olanlar, ölümsüz olanlar, devamlı kılınanlar

١٨

بِاَكْوَابٍ وَاَبَاريقَ وَكَاْسٍ مِنْ مَعينٍ

(18) biekvabiv ve ebariyka ve ke’sim mim ma’in
Sürahilerle, ibriklerle memba şarabından dolu kadehlerle

1. bi ekvâbin : billur kadehlerle
2. ve ebâriyka : ve ibrikler
3. ve ke’sin : ve doldurulmuş kâseler
4. min maînin : akan pınarlardan

١٩

لَايُصَدَّعُونَ عَنْهَا وَلَا يُنْزِفُونَ

(19) la yusaddeune anha ve la yunzifun
Başları ağrımaz, ondan sarhoş da olmazlar

1. lâ yusaddeûne : başları ağrımaz
2. an-hâ : ondan
3. ve lâ yunzifûne : ve sarhoş olmazlar

٢٠

وَفَاكِهَةٍ مِمَّا يَتَخَيَّرُونَ

(20) ve fakihetim mimma yetehayyerun
Seçip beğendiklerinizden meyveler

1. ve fâkihetin : ve meyveler
2. mimmâ (min mâ) : şeyden
3. yetehayyerûne : arzu ederler

٢١

وَلَحْمِ طَيْرٍ مِمَّا يَشْتَهُونَ

(21) ve lahmi tayrin mimma yeştehun
İstediğinden kuş eti

1. ve lahmi : ve eti
2. tayrin : kuş
3. mimmâ (min mâ) : şeyden
4. yeştehûne : iştah duyarlar, canları çeker

٢٢

وَحُورٌ عينٌ

(22) ve hurun ‘in
İri gözlü huriler

1. ve : ve
2. hûrun : huriler
3. înun : harika güzel gözler, ahu gözler

٢٣

كَاَمْثَالِ اللُّؤْلُؤِ الْمَكْنُونِ

(23) keemsalil lu’luil meknun
Saklı inciler gibi

1. ke emsâli : sanki gibi
2. el lu’lui : inci
3. el meknûni : saklı

٢٤

جَزَاءً بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ

(24) cezaem bima kanu ya’melun
Mükafatı yaptıkları amellere (göredir)

1. cezâen : karşılığı olarak, mükâfatı olarak
2. bi-mâ : sebebiyle
3. kânû : oldular
4. ya’melûne : yapıyorlar

٢٥

لَايَسْمَعُونَ فيهَا لَغْوًا وَلَا تَاْثيمًا

(25) la yesme’une fiha lağven ve la te’sima
Onlar orada (ne) bir boş söz işitirler ne de bir günah işlerler

1. lâ yesmeûne : işitmezler
2. fî-hâ : orada
3. lagven : boş söz
4. ve lâ te’sîmen : ve günaha girmek olmaz

٢٦

اِلَّا قيلًا سَلَامًا سَلَامًا

(26) illa kılen selamen selama
Ancak bir (söz) söylenir (o da) “selam, selam” dır

1. illâ : sadece
2. kîlen : denir, söylenir
3. selâmen : selâm
4. selâmen : selâm

٢٧

وَاَصْحَابُ الْيَمينِ مَا اَصْحَابُ الْيَمينِ

(27) ve ashabulyemiyni ma ashabulyemin
Sağcılar hem de ne sağcılar!

1. ve ashâbu el yemîni : ve yemin sahipleri, yeminlerini yerine getirenler
2. : ne
3. ashâbu el yemîni : yemin sahipleri, yeminlerini yerine getirenler

٢٨

فى سِدْرٍ مَخْضُودٍ

(28) fi sidrim mahdud
Dalbastı kirazlar

1. : içinde, arasında
2. sidrin : sedir ağaçları
3. mahdûdin : dikenleri alınmış, dikensiz

٢٩

وَطَلْحٍ مَنْضُودٍ

(29) ve talhim mendud
Sıvama muzlar

1. ve talhın : ve muz ağaçları
2. mendûdin : meyveleri kat kat dizili

٣٠

وَظِلٍّ مَمْدُودٍ

(30) ve zillim memdud
Uzun bir gölge içindedir

1. ve zıllin : ve gölge, gölgeli yer, gölgeler
2. memdûdin : uzamış, uzun uzun, uzayan

٣١

وَمَاءٍ مَسْكُوبٍ

(31) ve main meskub
Ve çağlayan su başında

1. ve mâin : ve sular
2. meskûbin : çağlayan

٣٢

وَفَاكِهَةٍ كَثيرَةٍ

(32) ve fakihetin kesiyrah
Çok meyveler (arasında)

1. ve fâkihetin : ve meyve(ler)
2. kesîretin : çok, birçok, pekçok

٣٣

لَا مَقْطُوعَةٍ وَلَا مَمْنُوعَةٍ

(33) la maktu’ativ ve la memnuah
Arkası kesilmeyen ve men edilmeyen

1. lâ maktûatin : kesilmeyen, eksilmeyen
2. ve lâ memnûatin : ve memnu olmayan, yasaklanmayan

٣٤

وَفُرُشٍ مَرْفُوعَةٍ

(34) ve furuşim merfuah
Ve yüksek yataklar üzerinde

1. ve furuşin : ve döşekler
2. merfûatin : yükseltilmiş

٣٥

اِنَّا اَنْشَاْنَاهُنَّ اِنْشَاءً

(35) inna enşe’nahünne inşaa
Biz (cennet) hurilerini apayrı yaratmışızdır

1. innâ : muhakkak ki biz
2. enşe’nâ hunne : biz onları inşa ettik, yarattık
3. inşâen : yeni bir inşa (yaratılış) ile

٣٦

فَجَعَلْنَاهُنَّ اَبْكَارًا

(36) fece’alnahünne ebkara
Onları hep bakire yapmışız

1. fe : böylece
2. cealnâ : biz kıldık
3. hunne : onlar
4. ebkâren : bakireler

٣٧

عُرُبًا اَتْرَابًا

(37) ‘uruben etraba
(Kocalarına) aşık hep bir yaşta

1. uruben : eşlerine düşkün, asık
2. etrâben : aynı yaşta, yaşıt

٣٨

لِاَصْحَابِ الْيَمينِ

(38) liashabilyemin
Sağcılar için

1. li : için
2. ashâbi el yemîni : yemin sahipleri, yeminlerini yerine getirenler

٣٩

ثُلَّةٌ مِنَ الْاَوَّلينَ

(39) sulletüm minel’evvelin
Bir cemaat de evvelki ümmetlerden

1. sulletun : cemaat, ümmet
2. min el evvelîne : evvelkilerden

٤٠

وَثُلَّةٌ مِنَ الْاخِرينَ

(40) ve sulletüm minelahirin
Bir cemaat de sonraki ümmetlerden

1. ve sulletun : ve cemaat, ümmet
2. min el âhirîne : sonrakilerden

٤١

وَاَصْحَابُ الشِّمَالِ مَا اَصْحَابُ الشِّمَالِ

(41) ve ashabuşşimali ma ashabuşşimal
Solcular hem de ne solcular!

1. ve ashâbu eş şimâli : ve şeamet (kötülük), meş’eme sahipleri, amel defteri (hayat filmleri) sollarından verilenler
2. : ne
3. ashâbu eş şimâli : şeamet (kötülük), meş’eme sahipleri, amel defteri (hayat filmleri) sollarından verilenler

٤٢

فى سَمُومٍ وَحَميمٍ

(42) fi semumiv ve hamim
(İçlerine işleyen) bir alev ve kaynar su vardır

1. : içinde
2. semûmin : kavurucu, deriden nüfuz edip, iliklere işleyen bir sıcaklık
3. ve hamîmin : ve kaynar su

٤٣

وَظِلٍّ مِنْ يَحْمُومٍ

(43) ve zillim miy yahmum
Simsiyah dumandan gölge içindeler

1. ve zıllin : ve gölge, gölgeli yer, gölgeler
2. min yahmûmin : kara dumandan

٤٤

لَابَارِدٍ وَلَا كَريمٍ

(44) la baridiv ve la kerim
Serinlik de vermez, fayda da

1. lâ bâridin : serinletici değil
2. ve lâ kerîmin : ve rahatlatıcı değil

٤٥

اِنَّهُمْ كَانُوا قَبْلَ ذلِكَ مُتْرَفينَ

(45) innehüm kanu kable zalike mutrefin
Çünkü onlar bundan önce keyiflerine düşkün idiler

1. inne-hum : muhakkak ki onlar
2. kânû : oldular
3. kable zâlike : bundan önce, daha önce
4. mutrefîne : mutrafı olanlar, varlık içinde zevklerine dalmış olanlar

٤٦

وَكَانُوا يُصِرُّونَ عَلَى الْحِنْثِ الْعَظيمِ

(46) ve kanu yusirrune alelhinsil’aziym
Direnip duruyorlardı en büyük günah üzerinde

1. ve kânû : ve oldular
2. yusirrûne : ısrar ediyorlar
3. alâ : üzerinde, de
4. el hınsi : günah, yeminden dönme, sözünden dönme (inkâr etme, şirk)
5. el azîm : büyük, en büyük

٤٧

وَكَانُوا يَقُولُونَ اَءِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَامًا ءَاِنَّا لَمَبْعُوثُونَ

(47) ve kanu yekulune eiza mitna ve künna turabev ve ‘izamen einne lemeb’usun
Ve diyorlar biz öldüğümüz, zaman toprak ve yığın kemik olduğumuzda hakikaten biz (tekrar) mı diriltileceğiz?

1. ve kânû : ve oldular
2. yekûlûne : diyorlar, söylüyorlar
3. e izâ : olduğu zaman mı
4. mitnâ : biz öldük
5. ve kun-nâ : ve biz olduk
6. turâben : toprak
7. ve izâmen : ve kemik
8. e innâ : gerçekten biz mi
9. le meb’ûsûne : mutlaka diriltilmiş olan

٤٨

اَوَ ابَاؤُنَا الْاَوَّلُونَ

(48) eve abaunel evvelun
Evvelki atalarımız da mı?

1. e ve âbâu-nâ : ve babalarımız, atalarımız da mı
2. el evvelûne : evvelkiler, bizden önce ölenler

٤٩

قُلْ اِنَّ الْاَوَّلينَ وَالْاخِرينَ

(49) kul innel evveliyne vel ahirin
De ki: şüphesiz evvelkiler hem de sonrakiler

1. kul : de
2. inne : muhakkak
3. el evvelîne : evvelkiler
4. ve el âhirîne : ve sonrakiler

٥٠

لَمَجْمُوعُونَ اِلى ميقَاتِ يَوْمٍ مَعْلُومٍ

(50) lemecmu’une ila miykati yevmim ma’lum
Mutlaka toplanacaklar belli bir günün muayyen bir zamanında

1. le : mutlaka
2. mecmûûne : toplanılmış olanlar, biraraya getirilmiş olanlar
3. ilâ mîkâti : belirlenmiş bir vakite
4. yevmin : gün
5. ma’lûmin : bilinen

Sayfa:535

٥١

ثُمَّ اِنَّكُمْ اَيُّهَا الضَّالُّونَ الْمُكَذِّبُونَ

(51) sümme inneküm eyyuheddallünelmukezzibün
Sonra ey sapıklığa uğrayan yalancılar!

1. summe : sonra
2. inne-kum : muhakkak ki siz
3. eyyuhâ : ey
4. ed dâllûne : dalâlette olanlar
5. mukezzibûne : yalanlayanlar

٥٢

لَاكِلُونَ مِنْ شَجَرٍ مِنْ زَقُّومٍ

(52) leakilune min şecarim min zakkum
Elbette bir ağaçtan, zakkumdan yiyeceksiniz

1. le : muhakkak ki
2. âkilûne : yiyecek olanlar
3. min şecerin : ağaçtan
4. min zakkûmin : zakkumdan olan

٥٣

فَمَالِؤُنَ مِنْهَا الْبُطُونَ

(53) femaliune minhelbütun
Karınlarınızı ondan dolduracaksınız

1. fe : o zaman, böylece
2. mâliûne : dolduracak olanlar
3. min-ha : ondan, onunla
4. el butûne : karınlar

٥٤

فَشَارِبُونَ عَلَيْهِ مِنَ الْحَميمِ

(54) feşaribune aleyhi minelhamim
İçeceksiniz onun üzerine de kaynamış sudan

1. fe : sonra
2. şâribûne : içecek olanlar
3. aleyhi : onun üzerine
4. min el hamîmi : kaynar sudan

٥٥

فَشَارِبُونَ شُرْبَ الْهيمِ

(55) feşaribune şurbelhim
(Hem de) susamış devenin içişi (gibi) içeceksiniz

1. fe : hatta, öyle ki
2. şâribûne : içeceksiniz
3. şurbe : develerin içişi gibi
4. el hîmi : üzerine binilmeyen hasta deve

٥٦

هذَا نُزُلُهُمْ يَوْمَ الدّينِ

(56) haza nuzulu hüm yevmeddin
Onlara konukluk budur din günü

1. hâzâ : bu
2. nuzulu-hum : onların ziyafeti, ağırlanması
3. yevme : gün
4. ed dîni : dîn

٥٧

نَحْنُ خَلَقْنَاكُمْ فَلَوْلَا تُصَدِّقُونَ

(57) nahnu halaknaküm felevla tusaddikun
Sizi biz yarattık hala tasdik etmeyecek misiniz?

1. nahnu : biz
2. halaknâ-kum : sizleri yarattık
3. fe : o zaman, öyleyse, hâlâ
4. lev : eğer, şâyet, olsa, ise
5. lâ tusaddikûne : tasdik etmiyorsunuz

٥٨

اَفَرَاَيْتُمْ مَاتُمْنُونَ

(58) efera eytüm ma tümnun
Söyleyin bana döktüğünüz nedir?

1. e : mi
2. fe : öyleyse, o halde
3. reeytum : siz gördünüz
4. : ne, nedir (mahiyeti, özelliği nedir ), nasıldır
5. tumnûne : meni akıtıyorsunuz

٥٩

ءَاَنْتُمْ تَخْلُقُونَهُ اَمْ نَحْنُ الْخَالِقُونَ

(59) a entüm tahlukunehü em nahnul halikun
Onu siz mi yaratıyordunuz? Yoksa yaratan biz miydik?

1. e : mi
2. entum : sizler
3. tahlukûne-hû : onu siz yaratıyorsunuz
4. em : yoksa, veya
5. nahnu : biz
6. el hâlikûne : yaratan, yaratıcı

٦٠

نَحْنُ قَدَّرْنَا بَيْنَكُمُ الْمَوْتَ وَمَا نَحْنُ بِمَسْبُوقينَ

(60) nahnu kadderna beynekümül mevte ve ma nahnu bimesbukın
Biz takdir ettik aranızda ölümü bizim önümüze geçilmez

1. nahnu : biz
2. kaddernâ : takdir ettik, bir kader tayin ettik
3. beyne-kum : sizin aranızda
4. el mevte : ölüm
5. ve : ve
6. : değil, olmaz
7. nahnu : biz
8. bi mesbûkîne : önüne geçilmiş olan

٦١

عَلى اَنْ نُبَدِّلَ اَمْثَالَكُمْ وَنُنْشِءَكُمْ فى مَالَا تَعْلَمُونَ

(61) ala en nubeddile emsaleküm ve nunşieküm fi ma la ta’lemun
Sizin şekillerinizi değiştirmeye sizi (başka alemde) var etmeye bilmeyeceğiniz şekilde

1. alâ en nubeddile : değiştirmemiz
2. emsâle-kum : sizin emsalleriniz, suretleriniz
3. ve nunşie-kum : ve sizi yaratmamız, inşa etmemiz
4. : içinde, de
5. : şey
6. lâ ta’lemûne : bilmiyorsunuz, bilmediğiniz

٦٢

وَلَقَدْ عَلِمْتُمُ النَّشْاَةَ الْاُولى فَلَوْلَا تَذَكَّرُونَ

(62) ve lekad alimtumunneş’etel ula felevla tezekkerun
Yemin olsun ilk yaratılışınızı bildiniz o halde düşünsenize

1. ve lekad : ve andolsun
2. alimtum(u) : bildiniz
3. en neş’ete : yaratılış
4. el ûlâ : ilk
5. fe : o zaman, hâlâ, öyleyse
6. lev : eğer, şâyet, olsa, ise
7. lâ tezekkerûne : tezekkür etmiyorsunuz

٦٣

اَفَرَاَيْتُمْ مَا تَحْرُثُونَ

(63) efera eytüm ma tahrusun
Söyleyin bana, nedir? ektiğiniz

1. e : mi
2. fe : o halde, öyleyse
3. reeytum : siz gördünüz
4. : ne, nedir (mahiyeti, özelliği nedir), nasıldır
5. tahrusûne : ekin ekiyorsunuz

٦٤

ءَاَنْتُمْ تَزْرَعُونَهُ اَمْ نَحْنُ الزَّارِعُونَ

(64) a entüm tezra’unehü em nahnü zzariun
O ekini siz mi bitiriyorsunuz? yoksa ekini bitiren biz miyiz?

1. e entum : siz misiniz
2. tezreûne-hû : onu yetiştiriyorsunuz, bitiriyorsunuz
3. em : yoksa
4. nahnu : biz
5. ez zâriûne : ziraati yapan, yetiştiren, bitiren

٦٥

لَوْ نَشَاءُ لَجَعَلْنَاهُ حُطَامًا فَظَلْتُمْ تَفَكَّهُونَ

(65) lev neşau le cealnahu hutamen fezaltüm tefekkehün
Dileseydik o ekini çer çöp haline getirirdik de sizler şaşar kalırdınız

1. lev : şâyet, eğer
2. neşâu : biz dileriz
3. le : elbette, mutlaka
4. cealnâ-hu : onu kıldık, yaptık
5. hutâmen : ot kırıntısı, kuru ot
6. fe zaltum tefekkehûne : o zaman siz faydalanamazdınız, şaşırıp kalırdınız

٦٦

اِنَّا لَمُغْرَمُونَ

(66) inna le muğremun
Doğrusu (bunu) biz borç bilmişiz

1. innâ : muhakkak ki biz
2. le : gerçekten, elbette
3. mugremûne : ziyana uğrayanlar

٦٧

بَلْ نَحْنُ مَحْرُومُونَ

(67) bel nahnü mahrumün
Hayır, bizler mahrum bırakıldık (dersiniz)

1. bel : hayır
2. nahnu : biz
3. mahrûmûne : mahrum bırakılanlar

٦٨

اَفَرَاَيْتُمُ الْمَاءَ الَّذى تَشْرَبُونَ

(68) efera eytümül maelleziy teşrabün
Şimdi söyleyin bakalım içtiğiniz suyu

1. e : mi
2. fe : o halde, bundan başka, ayrıca
3. reeytum(u) : siz gördünüz
4. el mâe : su
5. ellezî : o ki
6. teşrebûne : siz içiyorsunuz

٦٩

ءَاَنْتُمْ اَنْزَلْتُمُوهُ مِنَ الْمُزْنِ اَمْ نَحْنُ الْمُنْزِلُونَ

(69) a entüm enzeltümuhü minelmuzni em nahnül munzilun
Onu buluttan siz mi indirdiniz? yoksa indirenler biz miyiz?

1. e entum : siz mi
2. enzeltumû-hu : onu siz indirdiniz
3. min el muzni : bulutlardan
4. em : yoksa
5. nahnu : biz
6. el munzilûne : indirenler

٧٠

لَوْ نَشَاءُ جَعَلْنَاهُ اُجَاجًا فَلَوْلَا تَشْكُرُونَ

(70) lev neşau cealnahü ucacen fe levla teşkürun
Dileseydik o suyu acı yapardık (neden) şükredici olmuyorsunuz?

1. lev : eğer, ise, olsa
2. neşâu : biz dileriz
3. cealnâ-hu : onu kıldık, yaptık
4. ucâcen : acı
5. fe : o halde, hâlâ
6. lev : eğer, şâyet, olsa, ise
7. lâ teşkurûne : şükretmiyorsunuz

٧١

اَفَرَاَيْتُمُ النَّارَ الَّتى تُورُونَ

(71) efera eytümün narelletiy türun
Söyleyin bana yaktığınız ateşi?

1. e : mi
2. fe : o halde, bundan başka, ayrıca
3. reeytum(u) : siz gördünüz
4. en nâre : ateş
5. elletî : o ki, ki o
6. tûrûne : ateş yakıyorsunuz

٧٢

ءَاَنْتُمْ اَنْشَاْتُمْ شَجَرَتَهَا اَمْ نَحْنُ الْمُنْشِؤُنَ

(72) a entüm enşa’tüm şecerateha em nahnül munşiun
Siz mi yarattınız? onun ağacını yoksa yaratan biz miyiz?

1. e entum : siz mi
2. enşe’tum : yarattınız
3. şecerete-hâ : onun ağacını
4. em : yoksa
5. nahnu : biz
6. el munşiûne : inşa eden, yaratan, halkeden

٧٣

نَحْنُ جَعَلْنَاهَا تَذْكِرَةً وَمَتَاعًا لِلْمُقْوينَ

(73) nahnü cealnaha tezkiratev ve metaal lil mukvin
Biz bu ateşi yaptık gerçeği düşünme ve bir meta ovadaki yolculara

1. nahnu : biz
2. cealnâ-hâ : onu kıldık
3. tezkireten : vaaz, nasihat, ibret
4. ve metâan : ve bir meta, faydalanma, yararlanma
5. li el mukvîne : çöl yolcuları (sahrada konaklayanlar)

٧٤

فَسَبِّحْ بِاسْمِ رَبِّكَ الْعَظيمِ

(74) fesibbih bismi rabbikel aziym
O halde tesbih et azim olan Rabbinin ismi ile

1. fe sebbih : o zaman tesbih et
2. bi ismi : ismi ile
3. rabbi-ke : Rabbini
4. el azîmi : azîm, büyük olan

٧٥

فَلَا اُقْسِمُ بِمَوَاقِعِ النُّجُومِ

(75) fela uksimu bimevakıi nnucum
Artık yemin olsun, yıldızlarda vuku bulacak olaylara

1. fe lâ : artık hayır
2. uksimu : yemin ederim
3. bi mevâkıı : mevkileri, yeri
4. en nucûmi : yıldızlar

٧٦

وَاِنَّهُ لَقَسَمٌ لَوْ تَعْلَمُونَ عَظيمٌ

(76) ve innehü le kasemul lev ta’lemune azim
Eğer bilirseniz bu yemin çok büyük bir yemindir

1. ve inne-hu : ve muhakkak ki o
2. le : mutlaka, gerçekten
3. kasemun : yemin
4. lev ta’lemûne : keşke bilseniz
5. azîmun : büyük, en büyük, çok büyük

Sayfa:536

٧٧

اِنَّهُ لَقُرْانٌ كَريمٌ

(77) innehü le kur’anun kerim
Muhakkak ki o kur’an’ı kerimdir

1. inne-hu : muhakkak ki o
2. le : gerçekten
3. kur’ânun kerîmun : Kur’ân-ı Kerim’dir
4. kerim : yüce, şerefli, çok değerli, ikram eden, cömert olan, feyz veren

٧٨

فى كِتَابٍ مَكْنُونٍ

(78) fi kitabim meknun
(Bir ana) kitapta saklıdır

1. : içinde
2. kitâbin : kitap
3. meknûnin : gizlenen, korunan, muhafaza edilen

٧٩

لَا يَمَسُّهُ اِلَّا الْمُطَهَّرُونَ

(79) la yemessühü illelmutehherun
Ona el süremez temiz olandan başkası

1. lâ yemessu-hû : ona dokunmaz, dokunamaz
2. illâ : den başka, ancak, dışında
3. el mutahharûn : tahir olanlar, arınmış olanlar, maddî (fizik vucudu abdestli olanlar ) ve manevî (şirk, şüphe, inkâr düşüncelerinden) temizlenmiş olanlar

٨٠

تَنْزيلٌ مِنْ رَبِّ الْعَالَمينَ

(80) tenziylum mir rabbil alemin
İndirilmedir alemlerin Rabbinden

1. tenzîlun : inzal edilme, kısım kısım indirme
2. min rabbi : Rabb tarafından
3. el âlemîne : alemler

٨١

اَفَبِهذَا الْحَديثِ اَنْتُمْ مُدْهِنُونَ

(81) efebihazelhadiysi entüm müdhinun
Şimdi siz bu kelamı mı hor gördünüz?

1. e : mi
2. fe : o zaman, yoksa
3. bi hâzâ el hadîsi : bu sözü
4. entum : siz
5. mudhinûne : şüphe edenler, inanmayanlar, inanmayan kimseler

٨٢

وَتَجْعَلُونَ رِزْقَكُمْ اَنَّكُمْ تُكَذِّبُونَ

(82) ve tec’alune rizkaküm enneküm tukezzibun
Rızkınızı (kendiniz mi) var edeceksiniz? gerçekten siz yalanlıyorsunuz?

1. ve : ve
2. tec’alûne : siz kılıyorsunuz, yapıyorsunuz, ediniyorsunuz
3. rizka-kum : sizin rızkınız
4. enne-kum : sizin ….. olması
5. tukezzibûne : yalanlıyorsunuz

٨٣

فَلَوْلَا اِذَا بَلَغَتِ الْحُلْقُومَ

(83) felevla iza beleğatil hulkum
Dayandığı zaman can gırtlağa

1. fe : artık, fakat, o halde
2. lev : olsa, eğer, şâyet
3. : olmaz, değil
4. izâ : o zaman
5. belagati : ulaştı, (can) geldi
6. el hulkûme : boğaz, gırtlak

٨٤

وَاَنْتُمْ حينَءِذٍ تَنْظُرُونَ

(84) ve entüm hine izin tenzurun
Ve siz o zaman bakakalırsınız

1. ve : ve
2. entum : siz
3. hîne izin : o zaman, o anda
4. tenzurûne : bakarsınız

٨٥

وَنَحْنُ اَقْرَبُ اِلَيْهِ مِنْكُمْ وَلكِنْ لَاتُبْصِرُونَ

(85) ve nahnü akrebü ileyhi minküm ve lakil la tubsirune
Biz daha yakınız o kişiye sizden lakin siz göremezsiniz

1. ve : ve
2. nahnu : biz
3. akrebu : daha yakın
4. ileyhi : ona
5. min-kum : sizden
6. ve lâkin : fakat, ama, lâkin
7. lâ tubsirûne : siz görmezsiniz

٨٦

فَلَوْلَا اِنْ كُنْتُمْ غَيْرَ مَدينينَ

(86) felevla in küntüm ğayre medinin
Eğer sizler ceza çekmeyecek olsaydınız

1. fe : öyleyse, haydi
2. lev lâ : değil ise
3. in : eğer
4. küntüm : siz olduğunuz
5. gayre : değil
6. medînîne : ceza (amellerinin karşılığını) gören kimseler

٨٧

تَرْجِعُونَهَا اِنْ كُنْتُمْ صَادِقينَ

(87) terciuneha in küntüm sadikın
Ruhu geri çevirin eğer doğru söylüyorsanız

1. terciûne-hâ : onu çevirirsiniz, döndürürsünüz
2. in : eğer
3. küntüm : siz oldunuz
4. sâdikîne : sadıklar

٨٨

فَاَمَّا اِنْ كَانَ مِنَ الْمُقَرَّبينَ

(88) feemma in kane minel mukarrebin
Ama, eğer (Allah’a) yakın kimselerden ise

1. fe emmâ : fakat, amma, lâkin
2. in kâne : eğer oldu ise
3. min el mukarrebîne : mukarrebin olanlardan, yakın kılınanlardan

٨٩

فَرَوْحٌ وَرَيْحَانٌ وَجَنَّتُ نَعيمٍ

(89) feravhuv ve reyhanuv ve cennetu naim
Artık ona rahatlık ve hoş kokulu naim cennetleri (vardır)

1. fe : o zaman, o taktirde
2. revhun : rahat, ferah, sevinç
3. ve reyhânun : rızık ve güzel kokulu bitkiler
4. ve cennetu naîmin : ve naim cenneti

٩٠

وَاَمَّا اِنْ كَانَ مِنْ اَصْحَابِ الْيَمينِ

(90) ve emma in kane min ashabilyemin
Amma eğer sağcılardan ise

1. ve : ve
2. emmâ : amma, fakat
3. in kâne : eğer oldu ise
4. min ashâbi el yemîni : yemin sahiplerinden, yeminlerini yerine getirenlerden

٩١

فَسَلَامٌ لَكَ مِنْ اَصْحَابِ الْيَمينِ

(91) feselamül leke min ashabilyemin
Sana selam olsun sağcılardan

1. fe : o zaman
2. selâmun : selâm
3. leke : sana
4. min ashâbi el yemîne : yemin sahiplerinden, yeminlerini yerine getirenlerden

٩٢

وَاَمَّا اِنْ كَانَ مِنَ الْمُكَذِّبينَ الضَّالّينَ

(92) ve emma in kane minel mukezzibineddallin
Amma, eğer (o kişi) yalancılardan ve sapıtanlardan ise

1. ve emmâ : amma, fakat
2. in kâne : eğer oldu ise
3. min el mukezzibîne : yalanlayanlardan
4. ed dâllîne : dalâlettte kalanlar, dalâlette olanlar, sapıklar

٩٣

فَنُزُلٌ مِنْ حَميمٍ

(93) fenuzulüm min hamim
Artık (ona) kaynar sudan bir konukluk (vardır)

1. fe : artık, o zaman, o taktirde
2. nuzulun : ziyafet
3. min hamîmin : kaynar sudan

٩٤

وَتَصْلِيَةُ جَحيمٍ

(94) ve tasliyetu cahim
Ve cehenneme atılır

1. ve tasliyetu : ve yaslama, atılma
2. cahîmin : alevli ateş, cehennem

٩٥

اِنَّ هذَا لَهُوَ حَقُّ الْيَقينِ

(95) inne haza lehüve hakkul yekin
İşte kesin gerçek budur

1. inne : muhakkak ki
2. hâzâ : bu
3. le huve : gerçekten o, elbette o
4. hakku el yakîni : Hakk’ul yakîn’dir (yakîn olan haktır, kesin olarak gerçektir)

٩٦

فَسَبِّحْ بِاسْمِ رَبِّكَ الْعَظيمِ

(96) fesebbih bismi rabbikel azim
O halde tesbih edin Rabbinizin azim ismini

1. fe sebbih : o zaman, artık, öyleyse
2. bi ismi : ismini
3. rabbike : Rabbinin
4. el azîmi : büyük, azîm olan

57-HADİD

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ

١

سَبَّحَ لِلّهِ مَا فِى السَّموَاتِ وَالْاَرْضِ وَهُوَ الْعَزيزُ الْحَكيمُ

(1) sebbeha lillahi ma fissemavati velardi ve hüvel aziyzulhakim
Allah’ı tesbih etmektedir semalarda ve yerde ne varsa o, güçlü (ve) hikmet sahibidir

1. sebbeha : tesbih etti
2. li allâhi : Allah’ı
3. : şey
4. fî es semâvâti : semalarda, göklerde
5. ve el ardı : ve arz, yer
6. ve : ve
7. huve : o
8. el azîzu : azîz, üstün ve güçlü
9. el hakîmu : hakîm olan, hüküm ve hikmet sahibi

٢

لَهُ مُلْكُ السَّموَاتِ وَالْاَرْضِ يُحْي وَيُميتُ وَهُوَ عَلى كُلِّ شَىْءٍ قَديرٌ

(2) lehü mülküssemavati vel ardı yuhyi ve yumitu ve huve ala kulli şey’in kadir
Semaların ve yerin mülkü o’nundur diriltir ve öldürür o her şeye kadirdir

1. lehu : onun
2. mulku : mülk
3. es semâvâti : semalar, gökler
4. ve el ardı : arz, yeryüzü, yer
5. yuhyî : hayat verir, diriltir
6. ve : ve
7. yumîtu : öldürür
8. ve : ve
9. huve : o
10. alâ : … e
11. kulli : her
12. şey’in : şey
13. kadîrun : kaadir

٣

هُوَ الْاَوَّلُ وَالْاخِرُ وَالظَّاهِرُ وَالْبَاطِنُ وَهُوَ بِكُلِّ شَىْءٍ عَليمٌ

(3) huvel evvelu vel ahiru vezzahiru velbatin ve hüve bikülli şey’in ‘alim
O, Evvel ve Ahirdir Zahirdir ve Batındır O her şeyi Bilendir

1. huve : o
2. el evvelu : evvel, ilk, tüm varlıklardan önce var olan
3. ve el âhiru : ve ahir, son, tüm varlıklardan sonra bâki olan
4. ve ez zâhiru : ve zahir, varlığı alâmetleri tüm varlıklarda görünen
5. ve el bâtinu : ve bâtın, görülemeyen, gizli olan
6. ve : ve
7. huve : o
8. bi kulli şey’in : herşeyi
9. alîmun : en iyi bilen

Sayfa:537

٤

هُوَ الَّذى خَلَقَ السَّموَاتِ وَالْاَرْضَ فى سِتَّةِ اَيَّامٍ ثُمَّ اسْتَوى عَلَى الْعَرْشِ يَعْلَمُ مَايَلِجُ فِى الْاَرْضِ وَمَا يَخْرُجُ مِنْهَا وَمَا يَنْزِلُ مِنَ السَّمَاءِ وَمَا يَعْرُجُ فيهَا وَهُوَ مَعَكُمْ اَيْنَ مَاكُنْتُمْ وَاللّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصيرٌ

(4) hüvellezi halekas semavati vel arda fi sitteti eyyamin summesteva alel arş ya’lemu ma yelicu fil erdi vema yahrucu minha vema yenzilu minessemai vema yahrucü fiha vehüve meaküm eyne ma küntüm vallahu bima ta’melune besir
O ki yarattı semaları ve yeri altı günde sonra arşı istiva etti yere gireni de bilir yerden çıkanı da gökten ineni de göğe yükseleni de o sizinle beraberdir siz nerede olursanız Allah bütün yaptıklarınızı görendir

1. huve ellezî : o ki, ki o
2. halaka : yarattı
3. es semâvâti : semalar, gökler
4. ve el arda : ve arz, yeryüzü, yer
5. : de, da
6. sitteti : altı
7. eyyâmin : günler
8. summe : sonra
9. estevâ : istiva etti
10. alâ : üzerine
11. el arşı : arş
12. ya’lemu : bilir
13. : şey
14. yelicu : girer
15. fî el ardı : yerin içine
16. ve mâ : ve şey
17. yahrucu : çıkar
18. min-hâ : ondan
19. ve mâ : ve şey
20. yenzilu : iner
21. min es semâi : semadan, gökten
22. ve mâ : ve şey
23. ya’rucu : uruc eder, yükselir
24. fî-hâ : orada, onun içine
25. ve huve : ve o
26. mea-kum : sizinle beraber
27. eyne mâ : nerede
28. küntüm : siz oldunuz
29. ve allahu : ve Allah
30. bimâ : şeyleri
31. ta’melûne : yapıyorsunuz
32. basîrun : en iyi gören

٥

لَهُ مُلْكُ السَّموَاتِ وَالْاَرْضِ وَاِلَى اللّهِ تُرْجَعُ الْاُمُورُ

(5) lehü mülküs semavati vel ard ve ilellahi turceul umur
Mülk O’nundur göklerin ve yerin bütün işler Allah’a döndürülür

1. lehu : onundur
2. mulku : mülk
3. es semâvâti : semalar, gökler
4. ve el ardı : ve arz, yeryüzü, yer
5. ve ilâ allahi : ve Allah’a
6. turceu : döndürülür
7. el umûru : emirler, işler

٦

يُولِجُ الَّيْلَ فِى النَّهَارِ وَيُولِجُ النَّهَارَ فِى الَّيْلِ وَهُوَ عَليمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ

(6) yuliculleyle finnehari ve yulicunnehare fil leyl ve hüve aliymüm bizatissudur
Geceyi gündüze katar gündüzü de geceye katar o, bilendir göğüslerde olanı

1. yûlicu : girdirir, sokar
2. el leyle : gece
3. fî en nehâri : gündüzün içine
4. ve yûlicu : ve girdirir, sokar
5. en nehâre : gündüz
6. fî el leyl : gecenin içine
7. ve huve : ve o
8. alîmun : en iyi bilen
9. bi zâti : sahip olduğu, … de olan
10. es sudûri : göğüsler

٧

امِنُوا بِاللّهِ وَرَسُولِه وَاَنْفِقُوا مِمَّا جَعَلَكُمْ مُسْتَخْلَفينَ فيهِ فَالَّذينَ امَنُوا مِنْكُمْ وَاَنْفَقُوا لَهُمْ اَجْرٌ كَبيرٌ

(7) aminü billahi ve resulihi ve enfiku mimma cealeküm müstahlefiyne fih fellezine amenu minküm ve enfeku lehüm ecrun kebir
Allah’a iman ediniz ve o’nun resulüne infak ediniz sizi o konuda halife kıldığı şeylerden sizden iman edip, sarf edenler (var ya) onlar için büyük mükafat vardır

1. âminû : îmân edin
2. bi allâhi : Allah’a
3. ve resûli-hi : ve onun resûlüne
4. ve enfikû : ve infâk edin
5. mim-mâ (min-mâ) : o şeyden
6. ceale-kum : sizi kıldı
7. mustahlefîne : halefler, vekil kılınanlar
8. fî-hi : onda, onun hakkında, o konuda
9. fe : artık, böylece
10. ellezîne : onlar
11. âmenû : îmân ettiler, Allah’a ulaşmayı dilediler
12. min-kum : sizden
13. ve enfekû : ve infâk ettiler
14. lehum : onlar için vardır
15. ecrun : ecir, mükâfat
16. kebîrun : büyük

٨

وَمَا لَكُمْ لَا تُؤْمِنُونَ بِاللّهِ وَالرَّسُولُ يَدْعُوكُمْ لِتُؤْمِنُوا بِرَبِّكُمْ وَقَدْ اَخَذَ ميثَاقَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنينَ

(8) ve ma leküm la tu’minune billahi verrasulü yed’uküm litu’minu birabbiküm ve kad ehaze misakaküm in küntüm mu’minin
Size ne oluyor ki, Allah’a iman etmiyorsunuz? resuller sizi davet ediyor Rabbinize iman etmeye o sizden kesin söz almıştı eğer sizler inanan kimselerseniz

1. ve mâ lekum : ve size ne (oluyor)
2. lâ tu’minûne : îmân etmiyorsunuz
3. bi allâhi : Allah’a
4. ve er resûlu : ve resûle
5. yed’û-kum : sizi davet ediyor, çağırıyor
6. li tu’minû : îmân etmeniz için
7. bi rabbi-kum : Rabbinize
8. ve kad : ve olmuştu
9. ehaze : aldı
10. mîsâka-kum : sizin misakiniz
11. in : eğer
12. küntüm : siz oldunuz
13. mu’minîne : mü’minler

٩

هُوَ الَّذى يُنَزِّلُ عَلى عَبْدِه ايَاتٍ بَيِّنَاتٍ لِيُخْرِجَكُمْ مِنَ الظُّلُمَاتِ اِلَى النُّورِ وَاِنَّ اللّهَ بِكُمْ لَرَؤُفٌ رَحيمٌ

(9) hüvelleziy yünezzilu ala abdihi ayatim beyyinatil liyuhriceküm minezzulumati ilennur ve innallahe biküm leraufür rahim
İndiren O’dur kuluna açık ayetler sizleri çıkarmak için zulumattan nura muhakkak Allah size şefkatli, merhametlidir

1. huve ellezî : o ki, ki o
2. yunezzilu : indirir
3. alâ : üzerine
4. abdi-hî : onun kulu
5. âyâtin : âyetler
6. beyyinâtin : beyyineler, apaçık beyan edici olan
7. li : için
8. yuhrice-kum : sizi çıkarır
9. min ez zulumâti : zulmetten, karanlıklardan
10. ilâ en nûri : nura
11. ve inne : ve muhakkak
12. allahe : Allah
13. bi-kum : size
14. le : mutlaka, elbette
15. ra’ûfun : şefkatli olan
16. rahîmun : merhametli, rahîm olan, Rahîm esması ile tecelli eden

١٠

وَمَا لَكُمْ اَلَّا تُنْفِقُوا فى سَبيلِ اللّهِ وَلِلّهِ ميرَاثُ السَّموَاتِ وَالْاَرْضِ لَا يَسْتَوى مِنْكُمْ مَنْ اَنْفَقَ مِنْ قَبْلِ الْفَتْحِ وَقَاتَلَ اُولءِكَ اَعْظَمُ دَرَجَةً مِنَ الَّذينَ اَنْفَقُوا مِنْ بَعْدُ وَقَاتَلُوا وَكُلًّا وَعَدَ اللّهُ الْحُسْنى وَاللّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبيرٌ

(10) ve maleküm ella tünfiku fi sebilillahi ve lillahi mirasus semavati vel ard la yesteviy minküm men enfeka min kablil fethi ve katel ulaike a’zamü deracetem minellezine enfeku mim ba’du ve katelu ve küllev ve adallahül hüsna vallahu bima ta’melune habir
Size ne oluyor ki, niye harcayamıyorsunuz? Allah yolunda mirası Allah’a aittir semaların ve yerin diğerleri ile bir olmaz sizden “fetihten önce (Allah yolunda) harcayıp savaşanlarınız” işte bunlara çok büyük derece (vardır) sonradan harcayıp savaşan kimselerden hepsine de Allah vaat buyurmuştur (cennetin) güzelliklerini Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır

1. ve mâ lekum : ve ne (oluyor)
2. ellâ tunfikû : infâk etmiyorsunuz
3. fî sebîli allâhi : Allah’ın yolunda
4. ve li allâhi : ve Allah’ındır
5. mîrâsu : miras
6. es semâvâti : semalar, gökler
7. ve el ardı : ve arz, yer
8. lâ yestevî : müsavi olmaz, bir olmaz
9. min-kum : sizden
10. men : kim
11. enfeka : infâk etti
12. min kabli : önceden, önce
13. el fethi : fetih
14. ve kâtele : ve savaştı
15. ulâike : işte onlar
16. a’zamu : en büyük
17. dereceten : derece vardır
18. min ellezîne : o kimselerden, onlardan
19. enfekû : infâk ettiler
20. min ba’du : sonradan, sonra
21. ve kâtelû : ve savaştılar
22. ve kullen : ve hepsi
23. vaade : vaadetti
24. allahu : Allah
25. el husnâ : en güzel güzellikler, Allah’ın Zat’ı ve cennetler
26. ve allahu : ve Allah
27. bi-mâ : şeyleri
28. ta’melûne : yapıyorsunuz
29. habîrun : haberdar olandır

١١

مَنْ ذَا الَّذى يُقْرِضُ اللّهَ قَرْضًا حَسَنًا فَيُضَاعِفَهُ لَهُ وَلَهُ اَجْرٌ كَريمٌ

(11) men zellezi yukridullahe kardan hasenen feyuda ifehu lehu ve lehu ecrun kerim
Kimdir o, Allah’a borç verecek? karz-ı hasenle (güzel bir borçla) (Allah) onun (verdiğini) katlayıversin onun için çok cömertçe bir ecir (vardır)

1. men zâ ellezî : kim sahiptir, kim yapar
2. yukridu allahe : Allah’a borç verir
3. kardan : kredi, borç
4. hasenen : güzel
5. fe yudâife-hu : o taktirde, o kat kat ödenir
6. lehu : ona
7. ve lehû : ve onun için vardır
8. ecrun : ecir, mükâfat
9. kerîmun : kerim, cömertçe ikram, bol bol

Sayfa:538

١٢

يَوْمَ تَرَى الْمُؤْمِنينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ يَسْعى نُورُهُمْ بَيْنَ اَيْديهِمْ وَبِاَيْمَانِهِمْ بُشْريكُمُ الْيَوْمَ جَنَّاتٌ تَجْرى مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِدينَ فيهَا ذلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظيمُ

(12) yevme terel mu’minine vel mu’minati yes’a nuruhüm beyne eydiyhim ve bi eymanihim büşrakümül yevme cennatün tecriy min tahtihel enharu halidine fiha zalike hüvel fevzul azim
O gün göreceksin erkek ve kadın mü’minleri, nurları önlerinde ve sağlarında koşarken bugün sizin müjdeniz, cennetlerdir altlarından nehirler akan ebedi kalmak üzere işte en büyük saadet budur

1. yevme : o gün
2. terâ : görürsün
3. el mu’minîne : mü’min erkekler
4. ve el mu’minâti : ve mü’min kadınlar
5. yes’â : koşar
6. nûru-hum : onların nurları
7. beyne : arasında
8. eydî-him : onların elleri
9. ve : ve
10. bi : ile
11. eymâni-him : onların sağları
12. buşrâ-kum : sizin müjdeniz
13. el yevme : o gün
14. cennâtun : cennetler
15. tecrî : akar
16. min tahti-hâ : onun altından
17. el enhâru : nehirler
18. hâlidîne : ebediyyen kalacak olanlar
19. fî-hâ : içinde, orada
20. zâlike : işte bu
21. huve : o
22. fevzu : kurtuluş
23. el azîmu : en büyük

١٣

يَوْمَ يَقُولُ الْمُنَافِقُونَ وَالْمُنَافِقَاتُ لِلَّذينَ امَنُوا انْظُرُونَا نَقْتَبِسْ مِنْ نُورِكُمْ قيلَ ارْجِعُوا وَرَاءَ كُمْ فَالْتَمِسُوا نُورًا فَضُرِبَ بَيْنَهُمْ بِسُورٍ لَهُ بَابٌ بَاطِنُهُ فيهِ الرَّحْمَةُ وَظَاهِرُهُ مِنْ قِبَلِهِ الْعَذَابُ

(13) yevme yekulül munafikune vel munafikatü lillezine amenün zuruna naktebis min nuriküm kıler ciu veraeküm feltemisu nura feduribe beynehüm bisuril lehu bab batinühü fihirrahmetu ve zahiruhü min kıbalihil azab
O gün derler erkek ve kadın münafıklar iman edenlere bizi bekleyin sizin nurunuzdan faydalanalım denilir: sizler geldiğiniz yere dönün nuru (orada) arayın hemen aralarına konacak onun kapısı olan sur onun iç tarafı rahmettir dış tarafında da azap (vardır)

1. yevme : gün
2. yekûlu : derler
3. el munâfikûne : münafık erkekler
4. ve el munâfikâtu : ve münafık kadınlar
5. li ellezîne : o kimselere, onlara
6. amenû : îmân ettiler, amenû oldular, Allah’a ulaşmayı dilediler
7. unzurû-nâ : bizi bekleyin
8. naktebis : bir parça alalım
9. min nûri-kum : sizin nurunuzdan
10. kîle : denir, söylenir
11. erci’û : dönün
12. verâe-kum : arkanıza
13. fe : artık, haydi
14. iltemisû : arayın
15. nûren : nur
16. fe : artık, böylece
17. duribe : vurdu, yaptı
18. beyne-hum : onların aralarına
19. bi sûrin : sur, duvar
20. lehu : onun vardır
21. bâbun : kapı
22. bâtinu-hu : onun içinde, iç kısmında
23. fî-hi : orada vardır
24. er rahmetu : rahmet
25. ve zâhiru-hu : ve onun dışında, dış kısmında
26. min kıbeli-hi : ondan önce
27. el azâbu : azap

١٤

يُنَادُونَهُمْ اَلَمْ نَكُنْ مَعَكُمْ قَالُوا بَلى وَلكِنَّكُمْ فَتَنْتُمْ اَنْفُسَكُمْ وَتَرَبَّصْتُمْ وَارْتَبْتُمْ وَغَرَّتْكُمُ الْاَمَانِىُّ حَتّى جَاءَ اَمْرُ اللّهِ وَغَرَّكُمْ بِاللّهِ الْغَرُورُ

(14) yünadunehüm elem neküm meaküm kalu bela ve lakinneküm fetentüm enfüseküm ve terabbestüm vertebtüm ve garretkümül emaniyyu hatta cae emrullahi ve ğarreküm billahil ğarur
Onlara nida ederler: biz sizinle beraber değil miydik? derler evet! lâkin siz kendinizi nifaka düşürdünüz gözetlediniz ve şüphe ettiniz beklentileriniz sizi aldattı hatta Allah’ın emri gelinceye (kadar) sizi aldattı, o aldatıcı, Allah’a karşı (yanlış zanla)

1. yunâdûne-hum : onlara seslenilir (onlara seslenirler)
2. e : mi
3. lem nekun : biz olmadık
4. mea-kum : sizinle beraber
5. kâlû : dediler
6. belâ : evet
7. ve lâkinne-kum : ve ancak, fakat siz
8. fetentum : fitneye düşürdünüz
9. enfuse-kum : kendiniz
10. ve terebbastum : ve durup beklediniz
11. ve irtebtum : ve şüphe ettiniz
12. ve garret-kum(u) : ve sizi aldattı
13. el emâniyyu : emaniyye, gerçek olmayan, bâtıl şeyler
14. hattâ : hatta, oluncaya kadar
15. câe : geldi
16. emru allahi : Allah’ın emri
17. ve garre-kum : ve sizi aldattı
18. bi allâhi : Allah’a karşı
19. el garûr : aldatanlar, aldatıcılar

١٥

فَالْيَوْمَ لَا يُؤْخَذُ مِنْكُمْ فِدْيَةٌ وَلَا مِنَ الَّذينَ كَفَرُوا مَاْويكُمُ النَّارُ هِىَ مَوْليكُمْ وَبِءْسَ الْمَصيرُ

(15) felyevme la yu’hazu minküm fidyatüv vela minellezine keferu me’vakümünnar hiye mevlaküm ve bi’sel mesir
Artık o gün ne sizden bir fidye alınır ne de kâfir olan kimselerden varacağınız yer ateştir sizin mevla’nız odur ne kötü bir dönüş yeridir

1. fe : artık
2. el yevme : o gün
3. lâ yu’hazu : alınmaz
4. min-kum : sizden
5. fidyetun : bir fidye, bedel, ödeme
6. ve lâ : ve olmaz
7. min ellezîne : o kimselerden, onlardan
8. keferû : inkâr ettiler
9. me’vâ-kum(u) : sizin barınağınız, sığınacak yeriniz
10. en nâru : ateş
11. hiye : o
12. mevlâ-kum : sizin velîniz, dostunuz
13. ve bi’se : ve ne kötü
14. el masîru : dönüş yeri, ulaşılacak yer

١٦

اَلَمْ يَاْنِ لِلَّذينَ امَنُوا اَنْ تَخْشَعَ قُلُوبُهُمْ لِذِكْرِ اللّهِ وَمَا نَزَلَ مِنَ الْحَقِّ وَلَا يَكُونُوا كَالَّذينَ اُوتُوا الْكِتَابَ مِنْ قَبْلُ فَطَالَ عَلَيْهِمُ الْاَمَدُ فَقَسَتْ قُلُوبُهُمْ وَكَثيرٌ مِنْهُمْ فَاسِقُونَ

(16) elem ye’ni lillezine amenu en tahşea kulubühüm lizikrillahi ve ma nezele minelhakkı vela yekunu kellezine utulkitabe min kablu fetale aleyhimul emedü fekaset kulubühüm ve kesirum minhüm fasikun
Zamanı gelmedi mi? iman edenler için kalplerinizin haşye duyup (ürpermesinden) Allah’ın zikri ve inen hakkın (aşkı ile) (sakın) o kimseler gibi olmasınlar daha önce kitap verilenler (gibi) sonra üzerlerinden uzun bir zaman geçip kalpleri katılaşmış ve onların çoğu fasık olmuş (kimselerdi)

1. e lem ye’ni : gelmedi mi
2. li ellezîne : o kimseler için, onlar için
3. âmenû : îmân ettiler, âmenû oldular
4. en tahşea : huşûya ulaşmak, huşû duymak
5. kulûbu-hum : onların kalpleri
6. li zikri allâhi : Allah’ın zikri için
7. ve : ve
8. : şey
9. nezele : indirdi
10. min el hakki : Hakk’tan
11. ve lâ yekûnû : ve olmayın
12. ke ellezîne : onlar gibi
13. ûtû : verildi
14. el kitâbe : kitap
15. min kablu : daha önceden, daha önce
16. fe : artık, böylece
17. tâle : geçti
18. aleyhim : onların üzerinde
19. el emedu : uzun zaman
20. fe : artık, böylece
21. kaset : katılaştı
22. kulûbu-hum : onların kalpleri
23. ve kesîrun : ve çok
24. min-hum : onlardan
25. fâsikûne : fasıklar, fıska düşenler, hidayete erdikten sonra tekrar dalâlete düşenler

١٧

اِعْلَمُوا اَنَّ اللّهَ يُحْيِ الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا قَدْ بَيَّنَّا لَكُمُ الْايَاتِ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ

(17) i’lemu ennallahe yuhyil arda ba’de mevtiha kad beyyenna lekumul ayati lealleküm ta’kılun
Bilmiş olun ki şüphesiz Allah yeri ölümden sonra diriltir biz kesinlikle açıkladık size ayetleri olur ki siz akıl edersiniz

1. i’lemû : bilin
2. enne : olduğunu
3. allahe : Allah
4. yuhyi : hayat verir, diriltir
5. el arda : arz, yeryüzü, yer
6. ba’de : sonra
7. mevti-hâ : onun ölümü
8. kad : olmuştu
9. beyyennâ : biz açıkladık
10. lekum : size, sizin için
11. el âyâti : âyetler
12. lealle-kum : umulur ki böylece siz
13. ta’kılûne : akıl edersiniz

١٨

اِنَّ الْمُصَّدِّقينَ وَالْمُصَّدِّقَاتِ وَاَقْرَضُوا اللّهَ قَرْضًا حَسَنًا يُضَاعَفُ لَهُمْ وَلَهُمْ اَجْرٌ كَريمٌ

(18) innel musaddikıne vel musaddikati ve akredullahe kardan haseney yuda afü lehüm ve lehüm ecrun kerim
Şüphesiz erkek ve kadın sadaka verenler Allah’a borç verenlere karz-ı hasenle (güzel bir borçla) onların mükafatını katlar kendilerine cömertçe ecir (vardır)

1. inne : muhakkak
2. el mussaddikîne : sadaka veren erkekler
3. ve el mussaddikâti : sadaka veren kadınlar
4. ve akradû : ve kredi verdiler, borç verdiler
5. allahe : Allah’a
6. kardan : kredi, borç
7. hasenen : güzel
8. yudâafu : kat kat ödenir
9. lehum : onlara
10. ve lehum : ve onlar için vardır
11. ecrun : ecir, mükâfat
12. kerîmun : kerim, cömertçe, bol bol ikram

Sayfa:539

١٩

وَالَّذينَ امَنُوا بِاللّهِ وَرُسُلِه اُولءِكَ هُمُ الصِّدّيقُونَ وَالشُّهَدَاءُ عِنْدَ رَبِّهِمْ لَهُمْ اَجْرُهُمْ وَنُورُهُمْ وَالَّذينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِايَاتِنَا اُولءِكَ اَصْحَابُ الْجَحيمِ

(19) vellezine amenu billahi ve rusulihi ulaike humussiddıkun veşşuhedau inde rabbihim lehüm ecruhüm ve nuruhüm vellezine keferu ve kezzebu biayatina ulaike ashabul cehim
İman edenler (yok mu) Allah ve o’nun resulüne işte onlar sıddık olanlardır ve Rableri katında şahit olanlardır onlara hem ecir, hem de nur (vardır) o kimseler ki küfredip, ayetlerimizi yalanladılar işte (onlar da) cehennem ashabıdır

1. ve ellezîne : ve o kimseler, onlar
2. âmenû : îmân ettiler (Allah’a ulaşmayı dilediler)
3. bi allâhi : Allah’a
4. ve rusuli-hî : ve onun resûlüne
5. ulâike : işte onlar
6. hum : onlar
7. es sıddîkûne : sıddîk olanlar
8. ve eş şuhedâu : ve şehit olanlar, şehitler, şahitler
9. inde : yanında, katında
10. rabbi-him : onların Rab’leri
11. lehum : onların vardır
12. ecru-hum : onların ecirleri
13. ve nûru-hum : ve onların nurları
14. ve ellezîne : ve o kimseler, onlar
15. keferû : kâfir oldular, inkâr ettiler
16. ve kezzebû : ve yalanladılar
17. bi âyâti-nâ : âyetlerimizi
18. ulâike : işte onlar
19. ashâbu : halk
20. el cahîmi : alevli ateş, cehennem

٢٠

اِعْلَمُوا اَنَّمَا الْحَيوةُ الدُّنْيَا لَعِبٌ وَلَهْوٌ وَزينَةٌ وَتَفَاخُرٌ بَيْنَكُمْ وَتَكَاثُرٌ فِى الْاَمْوَالِ وَالْاَوْلَادِ كَمَثَلِ غَيْثٍ اَعْجَبَ الْكُفَّارَ نَبَاتُهُ ثُمَّ يَهيجُ فَتَريهُ مُصْفَرًّا ثُمَّ يَكُونُ حُطَامًا وَفِى الْاخِرَةِ عَذَابٌ شَديدٌ وَمَغْفِرَةٌ مِنَ اللّهِ وَرِضْوَانٌ وَمَاالْحَيوةُ الدُّنْيَا اِلَّا مَتَاعُ الْغُرُورِ

(20) ı’lemu ennemel hayatüddünya le ıbüv ve lehvüv ve ziynetüv ve tefaharum beyneküm ve tekasurun fil emvali vel evlad kemeseli ğaysin a’cebelkuffare nebatühü sümme yehıcü feterahü müsferran sümme yekunu hutama ve fil ahireti azabün şedüdüv ve mağfiretüm minallahi ve ridvan ve mel hayatüddünya illa meta ulğurur
Bilmiş olun ki ancak dünya hayatı bir oyun ve eğlence bir süs ve aranızda bir övünme mallarla, evlatlarla çoğalma (sevdası) hali gibidir yağan yağmurla biten nebattan hoşlanan çiftçinin sonra (o ekin) kurur onu sararmış görürsün sonra çer çöp olur gider ve âhirette de şedit azap Allah’tan bir mağfiret ve rıza (vardır) dünya hayatı ancak aldatıcı bir metadan (başka bir şey) değildir

1. i’lemû : biliniz
2. ennemâ : sadece
3. el hayâtu : hayat
4. ed dunyâ : dünya
5. leibun : oyun
6. ve lehvun : ve oyalanma, eğlence
7. ve zînetun : ve süs, ziynet
8. ve tefâhurun : ve karşılıklı övünme
9. beyne-kum : sizin aranızda
10. ve tekâsurun : ve çokluk
11. fî el emvâli : malda, mal konusunda
12. ve el evlâdi : ve evlât, çocuklar
13. ke : gibi
14. meseli : onların misali, durumu
15. gaysin : yağmur
16. a’cebe : hoşuna gitti
17. el kuffâre : (tohumu toprakla) örtenler, çiftçiler, ekinciler
18. nebâtu-hu : onun bitkisi, ekini
19. summe : sonra
20. yehîcu : kurur, solar
21. fe terâ-hu : o zaman onu görür
22. musfarren : sararmış
23. summe : sonra
24. yekûnu : olur
25. hutâmen : çer çöp, kırpıntı
26. ve fî el âhireti : ve ahirette
27. azâbun : azap
28. şedîdun : şiddetli
29. ve magfiretun : ve mağfiret, bağışlanma, günahların sevaba çevrilmesi
30. min allâhi : Allah’tan
31. ve ridvânun : ve rıza, razı olma, hoşnutluk
32. ve mâ : ve değil
33. el hayâtu : hayatı
34. ed dunya : dünya
35. illâ : den başka, ancak, dışında
36. metâu : meta, dünyalık, geçici menfaatler
37. el gurûri : aldanma

٢١

سَابِقُوا اِلى مَغْفِرَةٍ مِنْ رَبِّكُمْ وَجَنَّةٍ عَرْضُهَا كَعَرْضِ السَّمَاءِ وَالْاَرْضِ اُعِدَّتْ لِلَّذينَ امَنُوا بِاللّهِ وَرُسُلِه ذلِكَ فَضْلُ اللّهِ يُؤْتيهِ مَنْ يَشَاءُ وَاللّهُ ذُو الْفَضْلِ الْعَظيمِ

(21) sabiku ila mağfiretim min rabbiküm ve cennetin arduha keardissemai vel erdi uiddet lillezine amenu billahi ve rusulih zalike fadlullahi yu’tihi mey yeşa’u vallahu zulfadlil azim
Mağfiret için yarışın Rabbinizden (olan) cennet (için yarışın) genişliği göklerin ve yerin genişliği gibi olan hazırlanmıştır iman etmiş kimseler için Allah ve o’nun resulüne işte bu Allah’ın fazlı ihsanıdır onu dilediğine verir Allah azim, ihsan sahibidir

1. sâbikû : yarışın, koşun
2. ilâ magfiretin : bağışlanmaya, mağfirete
3. min rabbi-kum : Rabbinizden
4. ve cennetin : ve cennet
5. ardu-hâ : onun genişliği
6. ke : gibi, kadar
7. ardi : genişliği
8. es semâi : sema, gökyüzü
9. ve el ardı : ve arz, yer, yeryüzü
10. uiddet : hazırlandı
11. li ellezîne : onlar için
12. âmenû : âmenû oldu, îmân etti
13. bi allâhi : Allah’a
14. ve rusuli-hi : ve onun resûlü
15. zâlike : işte bu
16. fadlu : fazlı
17. allahi : Allah
18. yu’tî-hi : onu verir
19. men : kimse
20. yeşâu : ister, diler
21. ve allâhu : ve Allah
22. : sahip
23. el fadli : fazl
24. el azîmi : büyük

٢٢

مَا اَصَابَ مِنْ مُصيبَةٍ فِى الْاَرْضِ وَلَا فى اَنْفُسِكُمْ اِلَّا فى كِتَابٍ مِنْ قَبْلِ اَنْ نَبْرَاَهَا اِنَّ ذلِكَ عَلَى اللّهِ يَسيرٌ

(22) ma esabe min musiybetin fil erdi ve la fi enfüsiküm illa fi kitabim min kabli en nebraeha inne zalike alellahi yesir
Hiçbir musibet vuku bulmaz ki, yerde ve nefislerinizde bir kitapta (yazmış olmayalım) biz onu yaratmadan önce şüphesiz bu Allah’a göre kolaydır

1. : yoktur
2. esâbe : isabet etti
3. min musîbetin : (musîbetlerden bir) musîbet
4. fî el ardı : yeryüzünde
5. ve lâ : ve yoktur
6. fî enfusi-kum : sizin nefslerinizde, kendinizde
7. illâ : den başka, ancak
8. (lâ ….. illâ) : (olmamış olsun)
9. fî kitâbin : kitapta
10. min kabli : önceden, önce
11. en nebree-hâ : onu yaratmamız
12. inne : muhakkak ki
13. zâlike : işte bu
14. alâ allâhi : Allah’a
15. yesîrun : kolaydır

٢٣

لِكَيْلَا تَاْسَوْا عَلى مَا فَاتَكُمْ وَلَا تَفْرَحُوا بِمَا اتيكُمْ وَاللّهُ لَا يُحِبُّ كُلَّ مُخْتَالٍ فَخُورٍ

(23) likeyla te’sev ala ma fateküm vela tefrahü bima ataküm vallahü la yuhibbü külle mühtalin fehur
Elden çıkıp gidene üzülmeyin şımarmayın size verilenle de Allah övünen (ve) kendini beğenen kimseyi sevmez

1. li key lâ : olmasın diye, olmaması için
2. te’sev : üzülmeniz
3. alâ : üzerine
4. : şey
5. fâte- kum : sizin elinizden çıktı
6. ve lâ tefrehû : ve ferahlamayın, sevinmeyin, şımarmayın
7. bi-mâ : şey ile, sebebiyle
8. âtâ-kum : size verdi
9. ve allahu : ve Allah
10. lâ yuhıbbu : sevmez
11. kulle : hepsini, hiçbirini
12. muhtâlin : kendini beğenen, böbürlenen,
13. fahûrin : kendini çok metheden, çok övünen

٢٤

اَلَّذينَ يَبْخَلُونَ وَيَاْمُرُونَ النَّاسَ بِالْبُخْلِ وَمَنْ يَتَوَلَّ فَاِنَّ اللّهَ هُوَ الْغَنِىُّ الْحَميدُ

(24) ellezine yebhalune ve ye’murunennase bilbuhl vemey yetevelle feinnallahe hüvel ganiyyul hamid
O kimseler ki hem cimrilik ederler (hem de) insanlara cimriliği emrederler kim arkasını dönerse şüphesiz Allah o, zengin (ve) hamda layık olandır

1. ellezîne : onlar
2. yebhalûne : cimrilik ederler
3. ve ye’murûne : ve emrederler
4. en nâse : insanlar
5. bi el buhli : cimriliği, cimrilik etmeyi
6. ve men : ve kim
7. yetevelle : dönerse, yüz çevirirse
8. fe : artık, bundan sonra, o taktirde
9. inne : muhakkak ki
10. allahe : Allah
11. huve : o
12. el ganiyyu : gani olan, zengin olan, hiçbir şeye muhtaç olmayan
13. el hamîdu : hamdedilen

Sayfa:540

٢٥

لَقَدْ اَرْسَلْنَا رُسُلَنَا بِالْبَيِّنَاتِ وَاَنْزَلْنَا مَعَهُمُ الْكِتَابَ وَالْميزَانَ لِيَقُومَ النَّاسُ بِالْقِسْطِ وَاَنْزَلْنَا الْحَديدَ فيهِ بَاْسٌ شَديدٌ وَمَنَافِعُ لِلنَّاسِ وَلِيَعْلَمَ اللّهُ مَنْ يَنْصُرُهُ وَرُسُلَهُ بِالْغَيْبِ اِنَّ اللّهَ قَوِىٌّ عَزيزٌ

(25) lekad erselna rusülena bilbeyyinati ve enzelna meahümül kitabe velmizane liyekumennasü bilkıst ve enzelnelhadide fihi be’sün şediydüv ve menafiu linnasi ve li ya’lemallahü men yensuruhü ve rusulehu bilğayb innallahe kaviyyun aziz
Biz mutlaka gönderdik resullerimizi mucizelerle hem onlarla beraber indirdik kitabı ve adalet mizanını da insanlar adaleti ayakta tutsunlar diye ve demiri indirdik onda aşırı sertlik, ve insanlara faydalar (vardır) Allah bildirecektir kime yardım edileceğini resulüne gaybi olarak şüphesiz Allah kuvvetli güç sahibidir

1. lekad : andolsun
2. erselnâ : biz gönderdik
3. rusule-nâ : resûllerimiz
4. bi el beyyinâti : beyyineler ile, deliller ile, ispat vasıtaları ile
5. ve enzelnâ : ve indirdik
6. mea–hum : onlarla beraber
7. el kitâbe : kitap
8. ve el mîzâne : ve mizan
9. li yekûme : ikâme etsinler, yerine getirsinler
10. en nâsu : insanlar
11. bi el kısti : adalet ile
12. ve enzelnâ : ve indirdik
13. el hadîde : demir
14. fî-hi : onda, onun içinde
15. be’sun : sertlik
16. şedîdun : kuvvetli
17. ve menâfiu : ve pekçok menfaatler, faydalar
18. li en nâsi : insanlar için
19. ve li ya’leme : ve bilsin, belirtsin, belli etsin
20. allahu : Allah
21. men : kim, kimse(ler)
22. yansuru-hu : ona (kendisine) yardım edecek
23. ve rusule-hu : ve onun resûlleri, resûlleri
24. bi el gaybi : gaybda, görmeden
25. inne : muhakkak
26. allahe : Allah
27. kavîyyun : kavî, kuvvetli
28. azizun : azîz

٢٦

وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا نُوحًا وَاِبْرهيمَ وَجَعَلْنَا فى ذُرِّيَّتِهِمَا النُّبُوَّةَ وَالْكِتَابَ فَمِنْهُمْ مُهْتَدٍ وَكَثيرٌ مِنْهُمْ فَاسِقُونَ

(26) ve lekad erselna nuhav ve ibrahime ve cealna fi zurriyyetihimen nübüvvete velkitabe fe minhüm mühted ve kesiyrum minhüm fasikun
Yemin olsun biz gönderdik nuh’u ve ibrahim’i zürriyetlerine de verdik peygamberliği ve kitabı onlardan bazıları hidayete erdi onların çoğuda fasıklardı

1. ve lekad : ve andolsun
2. erselnâ : biz gönderdik
3. nûhan : Hz. Nûh
4. ve ibrâhîme : ve İbrâhîm
5. ve cealnâ : biz onu kıldık
6. : de, içinde
7. zurriyyeti-himâ : o ikisinin (onların) zürriyetleri
8. men : kim, kimse
9. en nubuvvete : peygamberlik
10. ve el kitâbe : ve kitap
11. fe : artık, böylece
12. min-hum : ondan
13. muhtedin : hidayete erenler
14. ve kesîrun : ve çoğu
15. min-hum : onlardan
16. fâsikûne : fasıklar, fasık olanlar, fasık kimseler

٢٧

ثُمَّ قَفَّيْنَا عَلى اثَارِهِمْ بِرُسُلِنَا وَقَفَّيْنَا بِعيسَى ابْنِ مَرْيَمَ وَاتَيْنَاهُ الْاِنْجيلَ وَجَعَلْنَا فى قُلُوبِ الَّذينَ اتَّبَعُوهُ رَاْفَةً وَرَحْمَةً وَرَهْبَانِيَّةً ابْتَدَعُوهَا مَا كَتَبْنَاهَا عَلَيْهِمْ اِلَّاابْتِغَاءَ رِضْوَانِ اللّهِ فَمَا رَعَوْهَا حَقَّ رِعَايَتِهَا فَاتَيْنَا الَّذينَ امَنُوا مِنْهُمْ اَجْرَهُمْ وَكَثيرٌ مِنْهُمْ فَاسِقُونَ

(27) sümme kaffeyna ala asarihim birusulina ve kaffeyna bi iysebni meryeme ve ateynahül inciyle ve cealna fi kulubil leziynettebeuhu ra’fetev ve rahmeh ve rehbaniyyetenibtedeuha ma ketebnaha aleyhim illebtiğae rıdvanillahi fema ra’avha hakka riayetiha feateynel leziyne amenu minhüm ecrehüm ve kesiyrum minhüm fasikun
Sonra gönderdik onların izlerinden resullerimizi meryem oğlu isa’yı (da) gönderdik ve ona incil’i verdik kalplerine (ihsan) ettik (isa’ya) o’na tabi olanlara şefkat ve merhamet ve ruhbaniyet yolunu icat ettiler biz onu üzerlerine farz kılmamıştık ancak Allah’ın rızasını aramak için (yaptılar) sonra da gereği gibi riayet etmediler böylece bizde verdik onlardan iman edenlere mükafatlarını onların çoğu fasıktırlar

1. summe : sonra
2. kaffeynâ : ardarda gönderdik
3. alâ âsâri-him : onların izleri üzerine
4. bi rusuli-nâ : resûllerimizi
5. ve kaffeynâ : ve ardarda gönderdik
6. bi îsebni meryeme : Meryemoğlu İsa
7. ve âteynâ-hu : ve ona verdik
8. el incîle : İncil
9. ve cealnâ : ve biz onu kıldık
10. fî kulûbi : kalplerde
11. ellezîne : onlar
12. ittebeû-hu : ona tâbî oldular
13. re’feten : refet, şefkat
14. ve rahmeten : ve rahmet
15. ve rahbânîyyeten : ve ruhbanlık
16. ibtedeû-hâ : onu ihdas ettiler
17. mâ ketebnâ-hâ : onu yazmadık, farz kılmadık
18. aleyhim : onlara, onların üzerine
19. illâ : ancak, den başka
20. ibtigâe : talep etmek, aramak
21. rıdvane : rıza
22. allâhi : Allah’ın
23. fe : artık, böylece, oysa
24. mâ raav-hâ : ona riayet etmediler
25. hakka : hak, gerçek, doğru
26. riayeti-hâ : riayet
27. fe : artık, böylece, oysa
28. âteynâ : verdik
29. ellezîne : onlar
30. âmenû : âmenû oldular (yaşarken Allah’a ulaşmayı dilediler)
31. min-hum : onlardan
32. ecre-hum : onların ecirleri, mükâfatları
33. ve kesîrun : ve çoğu
34. min-hum : onlardan
35. fâsikûne : fasıklar, fasık olanlar, fasık kimseler

٢٨

يَا اَيُّهَا الَّذينَ امَنُوا اتَّقُوا اللّهَ وَامِنُوا بِرَسُولِه يُؤْتِكُمْ كِفْلَيْنِ مِنْ رَحْمَتِه وَيَجْعَلْ لَكُمْ نُورًا تَمْشُونَ بِه وَيَغْفِرْ لَكُمْ وَاللّهُ غَفُورٌ رَحيمٌ

(28) ya eyyuhellezine amenut tekullahe ve aminu biresulihi yu’tiküm kifleyni mir rahmetihi ve yec’al leküm nuren temşune bihi ve yağfir leküm vallahü ğafurur rahim
Ey iman edenler! Allah’tan korkun, sakının ve iman edin ki o’nun resulüne size versin rahmetinden iki kat nasip size nur ihsan buyursun ki onunla yürüyün sizi bağışlasın Allah bağışlayan, merhamet sahibidir

1. yâ eyyuhâ : ey
2. ellezîne âmenû : âmenû olanlar
3. itteku allâhe : Allah’a karşı takva sahibi olun
4. ve âminû : ve îmân edin
5. bi resûli-hi : onun resûlüne
6. yu’ti-kum : size versin
7. kifleyni : iki kat
8. min rahmeti-hi : onun rahmetinden
9. ve yec’al : ve kılsın, versin
10. lekum : sizin için
11. nûren : nur
12. temşûne : yürürsünüz
13. bi-hi : onu, ona
14. ve yagfir : ve mağfiret etsin
15. lekum : sizin için
16. ve allahu : Allah
17. gafûrun : gafûrdur
18. rahîmun : rahîmdir

٢٩

لِءَلَّا يَعْلَمَ اَهْلُ الْكِتَابِ اَلَّا يَقْدِرُونَ عَلى شَىْءٍ مِنْ فَضْلِ اللّهِ وَاَنَّ الْفَضْلَ بِيَدِ اللّهِ يُؤْتيهِ مَنْ يَشَاءُ وَاللّهُ ذُو الْفَضْلِ الْعَظيمِ

(29) liella ya’leme ehlulkitabi ella ya’kdirune ala şey’im min fadlillahi ve ennelfadle biyedillahi yu’tihi men yeşa’u vallahü zul fadlil azim
Ehli kitap bilsinler ki onlar kadir değillerdir Allah’ın fazlından hiçbir şeyi (elde etmeye) muhakkak fazlı ihsanı Allah’ın elindedir onu dilediği kimseye verir Allah güçlü, fazlı ihsan sahibidir

1. li ellâ ya’leme : bilmedikleri için
2. ehlu el kitâbi : kitap ehli
3. ellâ ya’kdirûne : güç yetiremezler
4. alâ şey’in : bir şeye
5. min fadli allâhi : Allah’ın fazlından
6. ve enne : ve olduğunu
7. el fadle : fazl
8. bi yedi allâhi : Allah’ın elinde
9. yu’tî-hi : onu verir
10. men yeşâu : dilediği kimseye, dilediğine
11. ve allahu : ve Allah
12. : sahip
13. el fadli : fazl
14. el azîmi : büyük

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.