026. Cüz

    Nüzul SırasıCüzSayfaSure
    65 26501Casiye(45)

٣٣

وَبَدَا لَهُمْ سَيَِّاتُ مَا عَمِلُوا وَحَاقَ بِهِمْ مَاكَانُوا بِه يَسْتَهْزِؤُنَ

(33) ve beda lehüm seyyiatü ma amilu ve haka bihim ma kanu bihi yestehziun
Onların yaptıkları amellerin kötülükleri meydana çıkmıştı alay edip durdukları şeyin cezası onları kaplamıştır

1. ve bedâ : ve ortaya çıktı, aşikâr oldu
2. lehum : onlar için, onlara
3. seyyiâtu : kötülükler
4. : şey(ler)
5. amilû : yaptılar
6. ve hâka : ve sardı, kuşattı
7. bi-him : onları
8. : şey(ler)
9. kânû : oldular
10. bi-hi : onunla
11. yestehziûne : alay ettiler

٣٤

وَقيلَ الْيَوْمَ نَنْسيكُمْ كَمَا نَسيتُمْ لِقَاءَ يَوْمِكُمْ هذَا وَمَاْويكُمُ النَّارُ وَمَالَكُمْ مِنْ نَاصِرينَ

(34) ve kılel yevme nensaküm kema nesitüm likae yevmiküm haza ve me’vakümün naru ve ma leküm min nasirin
Denilecek biz sizi bugün unutacağız sizin bu kavuşacak olan günü unuttuğunuz gibi sizin varacağınız (yer) ateştir size yardımcılardan (kimse) yoktur

1. ve kîle : ve denildi
2. el yevme : bugün
3. nensâ-kum : sizi unutacağız
4. kemâ : gibi
5. nesîtum : siz unuttunuz
6. likâe : kavuşma
7. yevmi-kum : sizin gününüz
8. hâzâ : bu
9. ve me’vâ-kum(u) : ve sizin mevanız, kalacağınız yer
10. en nâru : ateş
11. ve mâ : ve yoktur
12. lekum : sizin için
13. min nâsırîne : bir yardımcı

٣٥

ذلِكُمْ بِاَنَّكُمُ اتَّخَذْتُمْ ايَاتِ اللّهِ هُزُوًا وَغَرَّتْكُمُ الْحَيوةُ الدُّنْيَا فَالْيَوْمَ لَايُخْرَجُونَ مِنْهَا وَلَاهُمْ يُسْتَعْتَبُونَ

(35) zaliküm bi ennekümüttehaztüm ayatillahi hüzüvev ve ğarratkümül hayatüd dünya felyevme la yuhracune minha ve la hüm yüsta’tebun
Böylece siz Allah’ın ayetlerini gerçekten alaya aldınız ve dünya hayatı sizi aldattı artık bugün (onlar) ateşten çıkarılmayacaklardır ve onlardan özür de kabul edilmeyecektir

1. zâlikum : işte bu
2. bi enne kum(u) : sizin olmanız sebebiyle
3. ittehaztum : siz edindiniz
4. âyâti allâhi : Allah’ın âyetleri
5. huzuven : alay, alay konusu
6. ve garret-kum : ve sizi aldattı, kandırdı
7. el hayâtu : hayat
8. ed dunyâ : dünya
9. fe : artık, öyleyse
10. el yevme : (bu) gün
11. lâ yuhrecûne : çıkarılmazlar
12. min-hâ : oradan
13. ve lâ : ve olmaz
14. hum : onlar
15. yusta’tebûne : özür, mazeret istenenler (kendilerinden)

٣٦

فَلِلّهِ الْحَمْدُ رَبِّ السَّموَاتِ وَرَبِّ الْاَرْضِ رَبِّ الْعَالَمينَ

(36) fe lillahil hamdü rabbis semavati ve rabbil erdi rabbil alemin
Hasılı hamd, göklerin Rabbi, yerin Rabbi ve alemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur

1. fe : artık, o halde, öyleyse
2. li allâhi : Allah’adır, aittir, mahsustur
3. el hamdu : hamd
4. rabbi : Rabbi
5. es semâvâti : semalar, gökler
6. ve rabbi : ve Rabbi
7. el ardı : arz, yeryüzü, yer
8. rabbi : Rabbi
9. el âlemîne : âlemler

٣٧

وَلَهُ الْكِبْرِيَاءُ فِى السَّموَاتِ وَالْاَرْضِ وَهُوَ الْعَزيزُ الْحَكيمُ

(37) ve lehül kibriyaü fis semavati vel erdi ve hüvel azizül hakim
Göklerde ve yerde büyüklük o’na mahsustur o, güçlü ve hikmet sahibidir

1. ve lehu : ve onun, ona mahsus
2. el kibriyâu : ululuk, azamet, büyüklük
3. fî es semâvâti : semalarda, göklerde
4. ve el ardi : ve arz, yeryüzü, yer
5. ve huve : ve o
6. el azîzu : azîz, yüce
7. el hakîmu : hakîm, hüküm ve hikmet sahibi

46-AHKAF

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ

١

حم

(1) ha mim
ha – mim

٢

تَنْزيلُ الْكِتَابِ مِنَ اللّهِ الْعَزيزِ الْحَكيمِ

(2) tenzilül kitabi minellahil azizil hakim
Bu kitabın indirilmesi Allah’tandır güçlü, hikmet sahibi olan

1. tenzîlu : indirildi
2. el kitâbi : kitap
3. min allâhi : Allah’tan, Allah tarafından
4. el azîzi : azîz, yüce
5. el hakîmi : hakim, hüküm ve hikmet sahibi

٣

مَاخَلَقْنَا السَّموَاتِ وَالْاَرْضَ وَمَابَيْنَهُمَا اِلَّا بِالْحَقِّ وَاَجَلٍ مُسَمًّى وَالَّذينَ كَفَرُوا عَمَّا اُنْذِرُوا مُعْرِضُونَ

(3) ma halaknes semavati vel erda ve ma beynehüma illa bil hakkı ve ecelim müsemma vellezine keferu amma ünziru mu’ridun
Gökleri yaratmış olmamız yeri ve aralarındakileri ancak hak olarak (yaratıp) belli bir ecele (eriştirmek içindir) küfredenlerse uyarıldıkları şeylerden yüz çevirirler

1. mâ halak-nâ : yaratmadık
2. es semâvâti : semalar, gökler
3. ve el arda : ve arz, yeryüzü, yer
4. ve mâ : ve şey(ler)
5. beyne-humâ : ikisi arasında
6. illâ : den başka, ancak
7. bi el hakkı : hak ile
8. ve ecelin : ve ecel, zaman
9. musemmen : belirlenmiş, tespit edilmiş, bilinen
10. ve ellezîne : ve onlar
11. keferû : inkâr ettiler
12. ammâ (an mâ) : şeyden
13. unzirû : uyarıldılar
14. mu’ridûne : yüz çevirenler

٤

قُلْ اَرَاَيْتُمْ مَاتَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّهِ اَرُونى مَاذَا خَلَقُوا مِنَ الْاَرْضِ اَمْ لَهُمْ شِرْكٌ فِى السَّموَاتِ ايتُونى بِكِتَابٍ مِنْ قَبْلِ هذَا اَوْ اَثَارَةٍ مِنْ عِلْمٍ اِنْ كُنْتُمْ صَادِقينَ

(4) kul eraeytüm ma ted’une min dunillahi eruni maza haleku minel erdi em lehüm şirkün fis semavat ituni bi kitabim min kabli haza ev esaratim min ilmin in küntüm sadikın
De ki söyleyin bana Allah’tan başka yalvardığınız şeyleri bana gösterin yerden neyi yaratmışlardır yoksa onların göklerde bir ortağı mı (var)? bana bir kitap getirin bundan önce (indirilmiş) veya ilimden bir eser eğer doğru söyleyenlerdenseniz

1. kul : de
2. e reeytum : gördünüz mü
3. : şey(ler)
4. ted’ûne : dua ediyorsunuz, tapıyorsunuz
5. min dûni allâhi : Allah’tan başka
6. erû-nî : bana gösterin
7. mâzâ : ne, neyi
8. halakû : yarattılar
9. min el ardı : arzdan, yerden
10. em : yoksa mı
11. lehum : onların
12. şirkun : şirk, ortak
13. fî es semâvâti : semalarda, göklerde
14. îtû-nî bi : bana getirin
15. kitâbin : bir kitap
16. min kabli : daha önceden, daha evvel olan
17. hâzâ : bundan
18. ev : veya
19. esâretin : eserler, izler
20. min ilmin : bir ilim
21. in : eğer
22. kuntum : siz iseniz
23. sâdikîne : sadıklar, doğru söyleyenler

٥

وَمَنْ اَضَلُّ مِمَّنْ يَدْعُوا مِنْ دُونِ اللّهِ مَنْ لَايَسْتَجيبُ لَهُ اِلى يَوْمِ الْقِيمَةِ وَهُمْ عَنْ دُعَاءِهِمْ غَافِلُونَ

(5) ve men edallü mimmey yed’u min dunillahi mel la yestecibü lehu ila yevmil kıyameti ve hüm an düaihim ğafilun
O kimseden daha şaşkın kim olabilir? Allah’tan başkasına dua eden kıyamet gününe kadar onlarsa (putlar) bunların dualarından gafildirler

1. ve men : ve kim
2. edallu : dalâlette olan
3. mimmen (min men) : kimseden
4. yed’û : dua eder
5. min dûni allâhi : Allah’tan başka
6. men : kim, kimse, kişi
7. lâ yestecîbu : icabet etmez
8. lehû : ona
9. ilâ yevmi el kıyâmeti : kıyâmet gününe kadar
10. ve hum : ve onlar
11. an duâi-him : onların dualarından, tapmalarından
12. gâfilûne : gâfildirler

Sayfa:502

٦

وَاِذَا حُشِرَ النَّاسُ كَانُوا لَهُمْ اَعْدَاءً وَكَانُوا بِعِبَادَتِهِمْ كَافِرينَ

(6) ve iza huşiren nasü kanu lehüm a’daev ve kanu bi ibadetihim kafirin
İnsanlar bir araya toplandığı zaman onlara düşman oldular onların ibadetlerini kafirler inkâr ederler

1. ve izâ : ve olduğu zaman
2. huşire : haşrolundu
3. en nâsu : insanlar
4. kânû : oldular
5. lehum : onlara
6. a’dâen : düşman
7. ve kânû : ve oldular
8. bi ibâdeti-him : onların ibadetlerini
9. kâfirîne : kâfirler, inkâr edenler

٧

وَاِذَا تُتْلى عَلَيْهِمْ ايَاتُنَا بَيِّنَاتٍ قَالَ الَّذينَ كَفَرُوا لِلْحَقِّ لَمَّا جَاءَهُمْ هذَا سِحْرٌ مُبينٌ

(7) ve iza tütla aleyhim ayatüna beyyinatin kalellezine keferu lil hakkı lemma caehüm haza sihrum mübin
Okunduğu zaman kendilerine ayetlerimiz açıkça küfredenler dedi kendilerine hak geldiğinde bu açık bir sihirdir

1. ve izâ : ve olduğu zaman
2. tutlâ : okundu
3. aleyhim : onlara
4. âyâtu-nâ : âyetlerimiz
5. beyyinâtin : beyan edilerek, açık belgeler olarak
6. kâle : dedi
7. ellezîne keferû : inkâr eden kimseler
8. li el hakkı : hak için
9. lemmâ câe-hum : onlara geldiği zaman
10. hâzâ : bu
11. sihrun : bir sihirdir, büyüdür
12. mubînun : apaçık

٨

اَمْ يَقُولُونَ افْتَريهُ قُلْ اِنِ افْتَرَيْتُهُ فَلَا تَمْلِكُونَ لى مِنَ اللّهِ شَيًْا هُوَ اَعْلَمُ بِمَا تُفيضُونَ فيهِ كَفى بِه شَهيدًا بَيْنى وَبَيْنَكُمْ وَهُوَ الْغَفُورُ الرَّحيمُ

(8) em yekulunefterah kul inifteraytühu fe la temlikune li minellahi şey’a hüve a’lemü bima tüfidune fih kefa bihi şehidem beyni ve beyneküm ve hüvel ğafurur rahiym
Yoksa onu uydurdun mu diyorlar? de ki eğer onu ben uydurdumsa malik değilsiniz Allah’tan bana (gelecek) olan şeyi durdurmaya o, bilendir sizin neye dalıp durduğunuzu o şahit olarak yeter benimle sizin aranızda o, bağışlayan, merhamet sahibidir

1. em : mi, yoksa, veya
2. yekûlûne : derler, diyorlar
3. ifterâ-hu : onu uydurdu
4. kul : de
5. in iftereytu-hu : eğer onu uydursaydım
6. fe : o zaman, o taktirde
7. lâ temlikûne : siz tutamazsınız, mani olamazsınız
8. : bana
9. min allahi : Allah’tan
10. şey’en : bir şey
11. huve : o
12. a’lemu : daha iyi bilir, en iyi bilir
13. bi mâ : şeyi, şeyleri
14. tufîdûne : taşkınlık yapıyorsunuz, lâfa dalıyorsunuz
15. fî-hi : onun hakkında
16. kefâ : kâfi, yeter
17. bi-hi : ona
18. şehîden : şahit olarak
19. beynî ve beyne-kum : benimle sizin aranızda
20. ve huve : ve o
21. el gafûr : gafurdur
22. er rahîmu : rahîmdir

٩

قُلْ مَاكُنْتُ بِدْعًا مِنَ الرُّسُلِ وَمَا اَدْرى مَايُفْعَلُ بى وَلَا بِكُمْ اِنْ اَتَّبِعُ اِلَّا مَا يُوحى اِلَىَّ وَمَا اَنَا اِلَّا نَذيرٌ مُبينٌ

(9) kul ma küntü bid’am miner rusüli ve ma edri ma yüf’alü bi ve la biküm in ettebiu illa ma yuha ileyye ve ma ene ila nezirum mübin
De ki ben resullüğü icat etmiş değilim ne yapacağını da bilmiyorum bana ve size (ben) ancak bana vahy olunana tabi olurum ben ancak açık bir uyarıcıyım

1. kul : de
2. mâ kuntu : ben değilim
3. bid’an : kendinden katan, farklı bir şey ortaya çıkaran
4. min er rusuli : resûllerden
5. ve mâ edrî : ve ben bilmiyorum, bilemem
6. : ne
7. yuf’alu : yapılır, yapılacak
8. : bana
9. ve lâ : ve olmaz
10. bi-kum : size
11. in … (illâ) : sadece, yanlız
12. ettebiu : tâbî olurum
13. (in) … illâ : sadece, yalnız
14. : şey
15. yûhâ : vahyolunur
16. ileyye : bana
17. ve mâ ene : ve ben değilim
18. illâ : ancak, dan başka
19. nezîrun : uyarıcı
20. mubînun : açıkça, apaçık

١٠

قُلْ اَرَاَيْتُمْ اِنْ كَانَ مِنْ عِنْدِ اللّهِ وَكَفَرْتُمْ بِه وَشَهِدَ شَاهِدٌ مِنْ بَنى اِسْرَاءلَ عَلى مِثْلِه فَامَنَ وَاسْتَكْبَرْتُمْ اِنَّ اللّهَ لَايَهْدِى الْقَوْمَ الظَّالِمينَ

(10) kul eraeytüm in kane min indillahi ve kefartüm bihi ve şehide şahidüm min beni israile ala mislihi fe amene vestekbertüm innellahe la yehdil kavmez zalimin
Söyleyin bana eğer (Kur’an) Allah katından ise siz onu inkâr ettiyseniz (tevrat’a) şahitlik edip israil oğullarından bir şahit onun aksine hemen iman ettiyse siz de kibirlendiyseniz gerçekten Allah hidayete erdirmez zalim kavmi

1. kul : de
2. e reeytum : gördünüz mü
3. in : eğer
4. kâne : ise
5. min indi allâhi : Allah’ın katından
6. ve kefertum : ve siz inkâr ettiniz
7. bi-hi : onu
8. ve şehide : ve şahitlik etti, şahit oldu
9. şâhidun : bir şahit
10. min : dan
11. benî isrâîle : İsrailoğulları
12. alâ misli-hi : onun misline
13. fe : böylece
14. âmene : îmân etti
15. vestekbertum (ve istekbertum) : ve siz kibirlendiniz, büyüklük tasladınız
16. inne allâhe : muhakkak ki Allah
17. lâ yehdî : hidayete erdirmez
18. el kavme : bir kavim
19. ez zâlimîne : zalimler

١١

وَقَالَ الَّذينَ كَفَرُوا لِلَّذينَ امَنُوا لَوْ كَانَ خَيْرًا مَاسَبَقُونَا اِلَيْهِ وَاِذْ لَمْ يَهْتَدُوا بِه فَسَيَقُولُونَ هذَا اِفْكٌ قَديمٌ

(11) ve kalellezine keferu lillezine amenu lev kane hayram ma sebekuna ileyh ve iz lem yehtedu bihi fe seyekulune haza ifkün kadim
Küfredenler dedi iman edenler için (derler) bu bir hayır olsaydı bizden evvel ona koşmazlardı doğru yolu bulma arzusunda olmadıkları için diyeceklerdir bu eski bir yalan

1. ve kâle : ve dedi
2. ellezîne : o kimseler, onlar
3. keferû : inkâr ettiler
4. li ellezîne : o kimselere, onlara
5. âmenû : Allah’a ulaşmayı dileyen
6. lev : eğer, şâyet
7. kâne : oldu
8. hayran : hayırlı
9. mâ sebekû-nâ : bizi geçemezlerdi
10. ileyhi : ona
11. ve iz : ve olduğu zaman
12. lem yehtedû : hidayete ermezler
13. bi-hi : onunla
14. fe : o zaman
15. se-yekûlûne : diyecekler
16. hâzâ : bu
17. ifkun : yalan
18. kadîmun : eski

١٢

وَمِنْ قَبْلِه كِتَابُ مُوسى اِمَامًا وَرَحْمَةً وَهذَا كِتَابٌ مُصَدِّقٌ لِسَانًا عَرَبِيًّا لِيُنْذِرَ الَّذينَ ظَلَمُوا وَبُشْرى لِلْمُحْسِنينَ

(12) ve min kablihi kitabü musa imamev ve rahmeh ve haza kitabüm müsaddikul lisanen arabiyyel li yünzirallezine zalemu ve büşra lil muhsinin
O’ndan önce de Musa’nın kitabı (vardı) rahmet ve rehber olarak bu da tasdikleyici bir kitaptır arapça bir dille (gönderilen) zulüm edenleri uyarmak ve iyilik edenleri müjdelemek için

1. ve min kabli-hi : ve bundan önce (vardı)
2. kitâbu : kitabı
3. mûsâ : Musa
4. imâmen : imam (önder, rehber) olarak
5. ve rahmeten : ve rahmet olarak
6. ve hâzâ : ve bu
7. kitabun : kitap
8. musaddikun : tasdikleyen, doğrulan
9. lisânen : lisanı
10. arabiyyen : Arapça
11. li yunzire : ve uyarmak için
12. ellezîne : o kimseleri, onları
13. zalemû : zulmettiler
14. ve buşrâ : ve müjde
15. li el muhsinîne : muhsinler için

١٣

اِنَّ الَّذينَ قَالُوا رَبُّنَا اللّهُ ثُمَّ اسْتَقَامُوا فَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ

(13) innellezine kalu rabbünellahü sümmestekamu fe la havfün aleyhim ve la hüm yahzenun
Gerçekten o kimseler Rabbimiz Allah’tır deyip sonra doğru gidenler için onlara korku yoktur ve mahzunda olmayacaklardır

1. inne : muhakkak ki, şüphesiz
2. ellezîne : o kimseler, onlar
3. kâlû : dediler
4. rabbunâ allâhu : Rabbimiz Allah
5. summe : sonra
6. istekâmû : istikamet üzere oldular
7. fe lâ : artık yoktur
8. havfun : korku
9. aleyhim : onlara
10. ve lâ hum : ve onlar olmayacak
11. yahzenûne : mahzun olurlar

١٤

اُولءِكَ اَصْحَابُ الْجَنَّةِ خَالِدينَ فيهَا جَزَاءً بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ

(14) ülaike ashabül cenneti halidine fiha cezaem bima kanu ya’melun
İşte (onlar) cennet ehlidirler orada ebedi olarak kalacaklar yaptıklarının mükafatı olarak

1. ulâike : işte onlar
2. ashâbu el cenneti : cennet halkı
3. hâlidîne : ebedî olanlar
4. fî-hâ : orada
5. cezâen : karşılık olarak
6. bi-mâ : şeylere
7. kânû : oldular
8. ya’melûne : yapıyorlar

Sayfa:503

١٥

وَوَصَّيْنَا الْاِنْسَانَ بِوَالِدَيْهِ اِحْسَانًا حَمَلَتْهُ اُمُّهُ كُرْهًا وَوَضَعَتْهُ كُرْهًا وَحَمْلُهُ وَفِصَالُهُ ثَلثُونَ شَهْرًا حَتّى اِذَا بَلَغَ اَشُدَّهُ وَبَلَغَ اَرْبَعينَ سَنَةً قَالَ رَبِّ اَوْزِعْنى اَنْ اَشْكُرَ نِعْمَتَكَ الَّتى اَنْعَمْتَ عَلَىَّ وَعَلى وَالِدَىَّ وَاَنْ اَعْمَلَ صَالِحًا تَرْضيهُ وَاَصْلِحْ لى فى ذُرِّيَّتى اِنّى تُبْتُ اِلَيْكَ وَاِنّى مِنَ الْمُسْلِمينَ

(15) ve vessaynel insane bi valideyhi ihsana hamelethü ümmühu kürhev ve vedaathü kürha ve hamlühu ve fisalühu selasune şehra hatta iza beleğa eşüddehu ve belağa erbeıne seneten kale rabbi evzi’ni en eşküra ni’metekelleti en’amte aleyye ve ala valideyye ve en a’mele salihan terdahü ve aslih li fi zürriyyeti inni tübtü ileyke ve inni minel müslimin
(Allah’ın) vaadi haktır insan anne, babasına iyilik etmeli annesi onu zahmetle taşımış ve onu zahmetle doğurmuştur hamilelik ve süt emzirme süresi otuz aydır nihayet olgunluk çağına erdiği zaman kırk yaşına girip der ki ey Rabbim beni muvaffak kıl ki, şükür edeyim hem bana, hem anneme babama ihsan buyurduğun nimetine salih amel işleyelim razı olacağın zürriyetiminde doğru yolda olmasını nasip eyle çünkü ben sana tövbe ettim ben gerçek müslümanlardanım

1. ve vassay-nâ : ve vasiyet ettik
2. el insâne : insan
3. bi vâlidey-hi : anne ve babasına
4. ihsânen : ihsanla davranma
5. hamelet-hu : onu taşıdı, yüklendi
6. ummu-hu : onun annesi
7. kurhen : meşakkat, güçlük
8. ve vadaat-hu : ve onu doğurdu
9. kurhen : meşakkat, güçlük
10. ve hamlu-hu : ve onun taşınması
11. ve fisâlu-hu : ve onun sütten kesilmesi
12. selâsûne : otuz
13. şehren : ay
14. hattâ izâ : nihayet, olduğu zaman
15. belega : erişti
16. eşudde-hu : kuvvet, kemâl çağına
17. ve belega : ve erişti
18. erbaîne : kırk
19. seneten : yıla
20. kâle : dedi
21. rabbi : Rabbim
22. evzı’nî : beni muvaffak kıl, yönelt
23. en eşkure : şükretmek
24. ni’meteke : ni’metlerine
25. elletî : ki o
26. en’amte : ni’metlendirdin, verdin
27. aleyye : beni, bana
28. ve alâ vâlideyye : ve anne-babama
29. ve en a’mele : ve amelde bulunmak
30. sâlihan : salih, ıslâh edici
31. terdâhu : razı olacağı
32. ve aslıh : ve ıslâh et
33. : beni
34. fî zurriyyetî : soyumu
35. innî : muhakkak ki ben
36. tubtu : tövbe edenler
37. ileyke : sana
38. ve innî : ve muhakkak ki ben
39. min el muslimîne : müslümanlardan, teslim olanlardan

١٦

اُولءِكَ الَّذينَ نَتَقَبَّلُ عَنْهُمْ اَحْسَنَ مَا عَمِلُوا وَنَتَجَاوَزُ عَنْ سَيَِّاتِهِمْ فى اَصْحَابِ الْجَنَّةِ وَعْدَ الصِّدْقِ الَّذى كَانُوا يُوعَدُونَ

(16) ülaikellezine netekabbelü anhüm ahsene ma amilu ve netecavezü an seyyiatihim fi ashabil cenneh va’des sidkil lezi kanu yuadun
İşte o kimseleri kabul edeceğiz onların amellerini güzel bir şekilde kötülüklerini de affedeceğiz cennetliklerden olacaklar doğruluk vaadidir bu onlara vaat olunan,

1. ulâike ellezîne : işte onlar
2. netekabbelu : kabul ederiz
3. an hum : onlardan
4. ahsene : en güzel
5. mâ amilû : yaptıkları şeyler
6. ve netecâvezu : ve cevaz veririz, vazgeçeriz
7. an seyyiâti-him : günahlarından
8. fî ashâbi el cenneti : cennet ehli (halkı) arasında
9. va’de : vaad
10. es sıdkı : doğru, gerçek
11. ellezî : ki o
12. kânû : oldular
13. yûadûne : vaadolunurlar

١٧

وَالَّذى قَالَ لِوَالِدَيْهِ اُفٍّ لَكُمَا اَتَعِدَانِنى اَنْ اُخْرَجَ وَقَدْ خَلَتِ الْقُرُونُ مِنْ قَبْلى وَهُمَا يَسْتَغيثَانِ اللّهَ وَيْلَكَ امِنْ اِنَّ وَعْدَ اللّهِ حَقٌّ فَيَقُولُ مَا هذَا اِلَّا اَسَاطيرُ الْاَوَّلينَ

(17) vellezi kale livalideyhi üffil leküma eteidanini en uhrace ve kad haletil kurunü min kabliy ve hüma yesteğiysanillahe veyleke amin inne va’dellahi hakk fe yekulü ma haza illa esatiyrul evvelin
O kişi ki ana babasına dedi bıktım, siz ikiniz beni tehdit mi ediyorsunuz? ben mi (dirilip) çıkarılacağım nice nesiller gelip geçtiği halde benden evvel. Ana babası Allah’tan yardım niyaz ediyorlardı yazık sana, imana gel muhakkak Allah’ın vaadi haktır başka bir şey değil diyordu (yine o) bu eskilerin naklettikleri (şeylerdir)

1. ve ellezî : ve o
2. kâle : dedi
3. li vâlidey-hi : anne ve babasına
4. uffın : uf, öf, aman, bıktım
5. lekumâ : siz ikinize, size
6. e teidâni-nî : bana vaad mı ediyorsunuz
7. en uhrece : çıkarılacak
8. ve kad haleti : ve gelip geçmiş
9. el kurûnu : nesiller
10. min kabli : daha önceden
11. ve humâ : ve o ikisi
12. yestegîsânillâhe : ikisi Allah’tan yardım istediler
13. veyle-ke : sana yazık
14. âmin : îmân et
15. inne : muhakkak
16. va’de allâhi : Allah’ın vaadi
17. hakkun : haktır
18. fe yekûlu : o zaman dedi
19. : değil
20. hâzâ : bu
21. illâ : ancak, sadece, yalnız
22. esâtîru : masallar, yazılan şeyler
23. el evvelîne : evvelkiler, öncekiler

١٨

اُولءِكَ الَّذينَ حَقَّ عَلَيْهِمُ الْقَوْلُ فى اُمَمٍ قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِهِمْ مِنَ الْجِنِّ وَالْاِنْسِ اِنَّهُمْ كَانُوا خَاسِرينَ

(18) ülaikel lezine hakka aleyhimül kavlü fi ümemin kad halet min kablihim minel cinni vel ins innehüm kanu hasirin
İşte bunların üzerlerine azap hak olmuş kimselerdir kendilerinden önce geçen ümmetler içinde insan ve cinden çünkü bunlar (hep) hüsrana uğramışlardır

1. ulâike ellezîne : işte onlar
2. hakka : hak oldu
3. aleyhim : onların üzerine
4. el kavlu : söz
5. fî umemin : ümmetler içinde
6. kad halet : gelip geçmiş
7. min kabli-him : onlardan önce
8. min el cinni : cinlerden
9. ve el insi : ve insanlar
10. inne-hum : muhakkak ki onlar
11. kânû : oldu
12. hâsirîne : hüsranda olanlar

١٩

وَلِكُلٍّ دَرَجَاتٌ مِمَّا عَمِلُوا وَلِيُوَفِّيَهُمْ اَعْمَالَهُمْ وَهُمْ لَايُظْلَمُونَ

(19) ve li küllin deracatüm mimma amilu ve liyüveffiyehüm a’malehüm ve hüm la yuzlemun
Her birinin dereceleri vardır amelleri için kendilerine tamamen ödenir bütün amelleri ve onlara zulüm edilmeyecektir

1. ve li kullin : ve herbiri için (vardır)
2. derecâtun : dereceler
3. mimmâ : şeyden
4. amilû : yaptılar
5. ve li yuveffiye-hum : ve onlara ödensin, eda edilsin
6. a’mâle-hum : onların amelleri
7. ve hum : ve onlar
8. lâ yuzlemûne : zulme uğratılmazlar

٢٠

وَيَوْمَ يُعْرَضُ الَّذينَ كَفَرُوا عَلَى النَّارِ اَذْهَبْتُمْ طَيِّبَاتِكُمْ فى حَيَاتِكُمُ الدُّنْيَا وَاسْتَمْتَعْتُمْ بِهَا فَالْيَوْمَ تُجْزَوْنَ عَذَابَ الْهُونِ بِمَا كُنْتُمْ تَسْتَكْبِرُونَ فِى الْاَرْضِ بِغَيْرِ الْحَقِّ وَبِمَا كُنْتُمْ تَفْسُقُونَ

(20) ve yevme yu’radul lezine keferu alen nar ezhebtüm tayyibatiküm fi hayatikümüd dünya vestemta’tüm biha fel yevme tüczevne azabel huni bima küntüm testekbirune fil erdi bi ğayril hakkı ve bima küntüm tefsükun
O gün arz olunurlar küfredenler ateşe siz bütün hayırlarınızı yitirdiniz dünya hayatında onlardan faydalandınız artık bugün cezalanacaksınız aşağılık azabı (ile) büyükleniyordunuz (çünkü) yeryüzünde haksız yere fasıklık yapıyordunuz

1. ve yevme : ve o gün
2. yu’radu : arz olunur
3. ellezîne : onlar
4. keferû : inkâr ettiler
5. alâ en nâri : ateşe
6. ezhebtum : siz giderdiniz, bitirdiniz
7. tayyibâti-kum : güzelliklerinizi, güzel şeylerinizi
8. fî hayâti-kum : hayatınızda
9. ed dunyâ : dünya
10. vestemta’tum : ve metalandınız, faydalandınız, safa sürdünüz
11. bihâ : onunla
12. fe : böylece
13. el yevme : o gün
14. tuczevne : cezalandırılacak
15. azâb : azap
16. el hûni : zillet, aşağılık
17. bi mâ : şey sebebiyle
18. kuntum : siz oldunuz
19. testekbirûne : siz kibirleniyorsunuz
20. fî el ardı : yeryüzünde
21. bi gayri el hakkı : haksız olarak
22. ve bi mâ : ve şey sebebiyle
23. kuntum : siz oldunuz
24. tefsukûne : fasıklık yapıyorsunuz

Sayfa:504

٢١

وَاذْكُرْ اَخَا عَادٍ اِذْ اَنْذَرَ قَوْمَهُ بِالْاَحْقَافِ وَقَدْ خَلَتِ النُّذُرُ مِنْ بَيْنِ يَدَيْهِ وَمِنْ خَلْفِه اَلَّا تَعْبُدُوا اِلَّا اللّهَ اِنّى اَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ عَظيمٍ

(21) vezkür eha ad iz enzera kavmehu bil ahkafi ve kad haletin nüzüru mim beyni yedeyhi ve min halfihi ella ta’büdu illellah inni ehafü aleyküm azabe yevmin aziym
Ad’ın kardeşini hatırla o zaman uyarmıştı ahkaf kavminide, gerçekten bir çok uyarıcılar gelmişti ondan önce ve sonra Allah’tan başkasına ibadet etmeyin çünkü ben sizin için korkuyorum büyük günün azabının (gelmesinden)

1. vezkur : ve zikret, hatırla
2. ehâ : kardeşini
3. âdin : Ad’in
4. iz enzere : uyardığı zaman
5. kavme-hu : kavmini
6. bi el ahkâfi : Ahkâf’taki (Ad kavminin oturduğu kumlu bölgenin adı)
7. ve kad haletin : ve gelip geçmiş
8. en nuzuru : uyarıcılar
9. min beyni yedeyhi : onun önünden
10. ve min halfi-hi : ve onun ardından
11. ellâ ta’budû : kulluk etmeyin, kul olmayın
12. illâllâhe (illâ allâhe) : Allah’tan başka
13. in-nî : muhakkak ki ben
14. ehâfu : korku
15. aleykum : sizin üzerinize
16. azâbe : bir azap
17. yevmin : gün
18. azîmin : büyük

٢٢

قَالُوا اَجِءْتَنَا لِتَاْفِكَنَا عَنْ الِهَتِنَا فَاْتِنَا بِمَا تَعِدُنَا اِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِقينَ

(22) kalu eci’tena li te’fikena an alihetina fe’tina bima teidüna in künte mines sadikın
(Onlar) dediler sen bizi ilahlarımızdan çevirmek için mi geldin? haydi, tehdit ettiğin azabı bize getir eğer doğru söyleyenlerdensen

1. kâlû : dediler
2. e ci’te-nâ : bize mi geldin
3. li te’fike-nâ : bizi çevirmek, vazgeçirmek için
4. an âliheti-nâ : ilâhlarımızdan
5. fe’ti-nâ : o zaman bize getir
6. bi mâ : şeyi
7. teıdu-nâ : bize vaadettiği
8. in : eğer
9. kunte : isen
10. min es sâdikîne : doğru sözlülerden

٢٣

قَالَ اِنَّمَا الْعِلْمُ عِنْدَ اللّهِ وَاُبَلِّغُكُمْ مَا اُرْسِلْتُ بِه وَلكِنّى اَريكُمْ قَوْمًا تَجْهَلُونَ

(23) kale innemel ilmü indellahi ve übelliğuküm ma ürsiltü bihi ve lakinni eraküm kavmen techelun
Dedi ki (onun) ilmi ancak Allah’ın katındadır (ben) size gönderilen şeyi tebliğ ediyorum lâkin ben sizi cahillik eden bir kavim görüyorum

1. kâle : dedi
2. inneme : ancak, sadece, yalnız
3. el ilmu : ilim
4. indallâhi : Allah’ın katındadır
5. ve ubelligu-kum : ve size tebliğ ediyorum
6. : şeyi
7. ursiltu : gönderildiğin
8. bi-hî : onunla
9. ve lâkin-nî : ve fakat, ama, lâkin ben
10. erâ-kum : sizi görüyor
11. kavmen : bir kavim
12. techelûne : cahil

٢٤

فَلَمَّا رَاَوْهُ عَارِضًا مُسْتَقْبِلَ اَوْدِيَتِهِمْ قَالُوا هذَا عَارِضٌ مُمْطِرُنَا بَلْ هُوَ مَااسْتَعْجَلْتُمْ بِه ريحٌ فيهَا عَذَابٌ اَليمٌ

(24) felemma raevhü aridam müstakbile evdiyetihim kalu haza aridum müntiruna bel hüve mesta’celtüm bih rihun fiha azabün elim
Vaktaki görünce vadilerin üzerinden bir bulutun kendilerine doğru (geldiğini) dediler: bu bulut bize yağmur yağdıracak hayır! o sizin acele istediğiniz şeydir bir rüzgar ki içinde elim azap (vardır)

1. fe lemmâ reev-hu : onu gördükleri zaman
2. âridan : bir bulut olarak
3. mustakbile : yönelip gelen
4. evdiyeti-him : vadilerine
5. kâlû : dediler
6. hâzâ : bu
7. âridun : bir bulut
8. mumtiru-nâ : bize yağmur yağdıracak
9. bel : hayır
10. huve : o
11. mesta’celtum : çabuklaştırdığınız, acele istediğiniz
12. bi-hî : onun hakkında
13. rîhun : bir rüzgâr
14. fî-hâ : onun içinde
15. azâbun : bir azap
16. elîmun : acı, elîm

٢٥

تُدَمِّرُ كُلَّ شَىْءٍ بِاَمْرِ رَبِّهَا فَاَصْبَحُوا لَايُرى اِلَّا مَسَاكِنُهُمْ كَذلِكَ نَجْزِى الْقَوْمَ الْمُجْرِمينَ

(25) tüdemmiru külle şey’im bi emri rabbiha fe asbehu la yüra illa mesakinühüm kezalike neczil kavmel mücrimin
Her şeyi tarumar eder Rabbinin emri ile öyle oldu ki meskenlerinden başka (bir şey) görünür olmadı işte biz (böyle) cezalandırırız mücrim bir kavmi

1. tudemmiru : dumura uğratır, yerle bir eder
2. kulle : her
3. şey’in : şeyi
4. bi emri : emri ile
5. rabbihâ : Rabbinin
6. fe asbehû : o zaman sabahlarlar
7. lâ yurâ : görünmez olarak
8. illâ : ancak, dışında
9. mesâkinu-hum : onların meskenleri
10. kezâlike : böyle, onun gibi
11. neczî : cezalandırırız
12. el kavme : bir kavmi
13. el mucrimîne : mücrim

٢٦

وَلَقَدْ مَكَّنَّاهُمْ فيمَا اِنْ مَكَّنَّاكُمْ فيهِ وَجَعَلْنَا لَهُمْ سَمْعًا وَاَبْصَارًا وَاَفِْدَةً فَمَا اَغْنى عَنْهُمْ سَمْعُهُمْ وَلَا اَبْصَارُهُمْ وَلَا اَفِْدَتُهُمْ مِنْ شَىْءٍ اِذْ كَانُوا يَجْحَدُونَ بِايَاتِ اللّهِ وَحَاقَ بِهِمْ مَا كَانُوا بِه يَسْتَهْزِؤُنَ

(26) velekad mekkennahüm fima im mekkennaküm fihi ve cealna lehüm sem’av ve ebsarav ve efideten fe ma ağna anhüm sem’uhüm ve la ebsaruhüm ve la efidetühüm min şey’in iz kanu yechadune bi ayatillahi ve haka bihim ma kanu bihi yestehziun
Yemin olsun, biz onlara öyle imkânlar vermiştik ki size o imkânı vermemişizdir onlara vermiştik kulaklar, gözler ve kalpler fakat kendilerine, bir fayda vermedi ne kulakları, ne gözleri, ne de kalpleri zira mücadele ediyorlardı Allah’ın ayetleri ile kendilerini sarıp kaplayıverdi o alay ettikleri şey

1. ve lekad : ve andolsun ki
2. mekkennâ-hum : onlara imkân (tasarruf hakkı ve kudret) verdik
3. fî mâ : şeyin içinde
4. in : eğer
5. mekken-nâ-kum : size imkân (tasarruf hakkı ve kudret) verdik
6. fî hi : onun içinde
7. ve cealnâ : ve biz kıldık, verdik
8. lehum : onlara
9. sem’an : işitme hassası
10. ve ebsâren : ve görme hassası
11. ve ef’ideten : ve fuad hassası
12. fe mâ agnâ : kâfi gelmedi, müstağni kılmadı
13. an-hum : onlardan
14. sem’u-hum : onların işitme hassası
15. ve lâ ebsâru-hum : ve ne de görme hassası
16. ve lâ ef’idetu-hum : ve ne de fuad hassası
17. min şey’in : bir şey
18. iz kânû : oldukları zaman
19. yechadûne : bilerek inkâr ettiler
20. bi âyâti allâhi : Allah’ın âyetleri ile
21. ve hâka : ve kuşattı, sardı, isabet etti
22. bi-him : onları
23. : şey
24. kânû : oldular
25. bi hî : onunla
26. yestehziûne : alay ettiler

٢٧

وَلَقَدْ اَهْلَكْنَا مَا حَوْلَكُمْ مِنَ الْقُرى وَصَرَّفْنَا الْايَاتِ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ

(27) velekad ehlekna ma havleküm minel kura ve sarrafnel ayati leallehüm yerciun
Yemin olsun, biz helak etmişizdir sizin etrafınızda ki memleketleri ayetleri devamlı açıklıyoruz olur ki onlar (imana) dönerler

1. ve lekad : ve andolsun ki
2. ehlek-nâ : biz helâk ettik
3. mâ havle-kum : sizin etrafınızdaki şey
4. min el kurâ : şehirlerden
5. ve sarraf-na : ve açıkladık
6. el âyâti : âyetleri
7. lealle-hum : umulur ki onlar
8. yerciûne : dönerler, rücu ederler

٢٨

فَلَوْلَا نَصَرَهُمُ الَّذينَ اتَّخَذُوا مِنْ دُونِ اللّهِ قُرْبَانًا الِهَةً بَلْ ضَلُّوا عَنْهُمْ وَذلِكَ اِفْكُهُمْ وَمَا كَانُوا يَفْتَرُونَ

(28) fe lev la nesarahümül lezinettehazu min dunillahi kurbanen aliheh bel dallu anhüm ve zalike ifkühüm ve ma kanu yefterun
Onları kurtarsaydı ya Allah’tan başka edindikleri bize yaklaşmaya vesile olacak ilahları bilakis onlardan kayboldular işte bu onların yalanı ve yapa geldikleri iftiralarıdır

1. fe : artık, böylece, o zaman
2. lev lâ : olmaz mıydı
3. nasare humullezînettehazû : onlara yardım etseydi, o edindikleri
4. min dûnillâhi : Allah’tan başka
5. kurbânen : rıza kazanmak, yakınlık sağlamak (için)
6. âliheten : ilâhlar
7. bel : hayır
8. dallû : kayboldular, gizlendiler
9. an hum : onlardan
10. ve zâlike : ve işte bunlar
11. ifku-hum : onların en büyük yalanları
12. ve mâ kânû : ve oldukları şey
13. yefterûne : uydurdular, iftira ettiler

Sayfa:505

٢٩

وَاِذْ صَرَفْنَا اِلَيْكَ نَفَرًا مِنَ الْجِنِّ يَسْتَمِعُونَ الْقُرْانَ فَلَمَّا حَضَرُوهُ قَالُوا اَنْصِتُوا فَلَمَّا قُضِىَ وَلَّوْا اِلى قَوْمِهِمْ مُنْذِرينَ

(29) ve iz sarafna ileyke neferam minel cinni yestemiunel kur’an felemma hadaruhü kalu ensitu felemma kudiye vellev ila kavmihim münzirin
O zaman göndermiştik bir cin topluluğunu sana kur’an’ı dinlemek üzere vaktaki (onlar) onun huzuruna vardılar susun (pür dikkat dinleyin) dediler okumayı bitirince uyarmak için kavimlerine dönüp vardılar

1. ve iz sarefnâ : ve çevirmiştik, yöneltmiştik
2. ileyke : sana
3. neferen : ekip, grup (3-10 kişilik)
4. min el cinni : cinlerden
5. yestemiûne : dinlemeleri, işitmeleri
6. el kur’âne : Kur’ân’ı
7. fe lemmâ : … e zaman
8. hadarû-hu : onun huzuruna geldiler
9. kâlû : dediler
10. ensıtû : susun, dinleyin
11. fe lemmâ kudıye : bitirildiği, yerine getirildiği zaman
12. vellev : döndüler
13. ilâ : sadece, yalnız
14. kavmi-him : onların kavimleri
15. munzirîne : uyarıcılar olarak

٣٠

قَالُوا يَا قَوْمَنَا اِنَّا سَمِعْنَا كِتَابًا اُنْزِلَ مِنْ بَعْدِ مُوسى مُصَدِّقًا لِمَا بَيْنَ يَدَيْهِ يَهْدى اِلَى الْحَقِّ وَاِلى طَريقٍ مُسْتَقيمٍ

(30) kalu ya kavmena inna semi’na kitaben ünzile min ba’di musa müsaddikal lima beyne yedeyhi yehdi ilel hakkı ve ila tarikim müstekım
Dediler ey kavmimiz biz bir kitap dinledik Musa’dan sonra indirilmiş olup önceki kitapları tasdik ediyor hidayete erdiriyor hakka ve doğru yola

1. kâlû : dediler
2. yâ kavme-nâ : ey kavmimiz
3. in-nâ : muhakkak ki biz
4. semî’nâ : işittik
5. kitâben : bir kitap
6. unzile : indirilen
7. min : dan
8. ba’di : sonra
9. mûsâ : Musa
10. musaddikan : doğrulayan, tasdik eden
11. li mâ : şeyi
12. beyne yedey-hi : onların elindeki
13. yehdî : ulaştıran
14. ilâ el hakkı : Hakk’a
15. ve ilâ tarîkin : ve yola, tarîke
16. mustekîmin : istikamet üzere olan

٣١

يَا قَوْمَنَا اَجيبُوا دَاعِىَ اللّهِ وَامِنُوا بِه يَغْفِرْ لَكُمْ مِنْ ذُنُوبِكُمْ وَيُجِرْكُمْ مِنْ عَذَابٍ اَليمٍ

(31) ya kavmena ecibu daiyellahi ve aminu bihi yağfir leküm min zünubiküm ve yücirküm min azabin elim
Ey bizim kavmimiz! Allah’ın davetçisine icabet edin ona iman edin ki sizin günahlarınızı bağışlasın sizi elim bir azaptan korusun

1. yâ kavme-nâ : ey kavmimiz
2. ecîbû : icabet edin
3. dâiye allâhi : Allah’a davet edene
4. ve âminû : ve îmân edin
5. bi-hî : ona
6. yagfir lekum : size mağfiret etsin
7. min : den
8. zunûbi-kum : günahlarınız
9. ve yucir-kum : ve korusun sizi
10. min azâbin : bir azaptan
11. elîmin : acı, elîm

٣٢

وَمَنْ لَايُجِبْ دَاعِىَ اللّهِ فَلَيْسَ بِمُعْجِزٍ فِى الْاَرْضِ وَلَيْسَ لَهُ مِنْ دُونِه اَوْلِيَاءُ اُولءِكَ فى ضَلَالٍ مُبينٍ

(32) ve mel la yücib daiyellahi fe leyse bi mu’cizin fil erdi ve leyse lehu min dunihi evliya’ ülaike fi dalalim mübin
Kim uymazsa Allah’ın davetçisine yeryüzünde aciz bırakacak değillerdir ondan başka velileri de yoktur işte onlar açık bir dalalet içindedirler

1. ve men : ve kim
2. lâ yucib : icabet etmezse
3. dâiye allâhi : Allah’ın davetçisi
4. fe leyse : artık değildir
5. bi mu’cizin : aciz bırakacak
6. fî el ardı : yeryüzünde
7. ve leyse : ve yoktur
8. lehu : ona, onun için
9. min dûni-hi : ondan başka
10. evliyâu : dostlar
11. ulâike : işte o
12. fî dalâlin : dalâlet içindedir
13. mubînin : apaçık

٣٣

اَوَلَمْ يَرَوْا اَنَّ اللّهَ الَّذى خَلَقَ السَّموَاتِ وَالْاَرْضَ وَلَمْ يَعْىَ بِخَلْقِهِنَّ بِقَادِرٍ عَلى اَنْ يُحْيِىَ الْمَوْتى بَلى اِنَّهُ عَلى كُلِّ شَىْءٍ قَديرٌ

(33) e ve lem yerev ennellahellezi halekas semavati vel erda ve lem ya’ye bi halkihinne bi kadirin ala ey yuhyiyel mevta bela innehu ala külli şey’in kadir
Görmediler mi? semaları ve yeri yaratan Allah ve onları yaratmakla yorulmayan o ölüleri diriltmeye de kadirdir evet, şüphesiz o, her şeye kadirdir

1. e ve lem yerev : görmüyorlar mı
2. ennallâhellezî : muhakkak ki o
3. halaka : yaratan
4. es semâvâti : gökleri
5. vel arda : ve yeri
6. ve lem ya’ye : ve yorulmaz
7. bi halkıhinne : onları yaratmaktan
8. bi kâdirin : kaadirdir, gücü yeter
9. alâ en yuhyiye : diriltmeye
10. el mevtâ : ölüler
11. belâ : hayır
12. inne-hu : muhakkak ki o
13. alâ : üzerine
14. kulli : her
15. şey’in : şeyin
16. kadîrun : kaadirdir, güç yetirendir

٣٤

وَيَوْمَ يُعْرَضُ الَّذينَ كَفَرُوا عَلَى النَّارِ اَلَيْسَ هذَا بِالْحَقِّ قَالُوا بَلى وَرَبِّنَا قَالَ فَذُوقُوا الْعَذَابَ بِمَا كُنْتُمْ تَكْفُرُونَ

(34) ve yevme yu’radul lezine keferu alen nar eleyse haza bil hakk kalu bela ve rabbina kale fe zukul azabe bi ma küntüm tekfurun
O gün arz olunacak küfredenler ateşe bu hak değil miymiş? (denilecek) evet, derler Rabbimiz (gerçekten hakmış) tadın azabı denilecek (öyle ise) ettiğiniz küfürden dolayı

1. ve yevme : ve o gün
2. yu’redullezîne : sunulacakları o kimselerin
3. keferû : inkâr eden
4. alen nâri : ateşe
5. e leyse : değil miydi
6. hâzâ : bu
7. bil hakkı : hak, gerçek
8. kâlû : derler ki
9. belâ : evet
10. ve rabbinâ : ve Rabbimize
11. kâle : dedi ki
12. fe zûkû : o zaman tadın
13. el azâbe : azabı
14. bi mâ : şey sebebiyle
15. kuntum : olduğunuz
16. tekfurûne : inkâr etmiş

٣٥

فَاصْبِرْ كَمَا صَبَرَ اُولُوا الْعَزْمِ مِنَ الرُّسُلِ وَلَا تَسْتَعْجِلْ لَهُمْ كَاَنَّهُمْ يَوْمَ يَرَوْنَ مَا يُوعَدُونَ لَمْ يَلْبَثُوا اِلَّا سَاعَةً مِنْ نَهَارٍ بَلَاغٌ فَهَلْ يُهْلَكُ اِلَّا الْقَوْمُ الْفَاسِقُونَ

(35) fasbir kema sabera ülül azmi miner rusüli ve la testa’cil lehüm keennehüm yevme yeravne ma yuadune lem yelbesu illa saatem min nehar belağ fe hel yühlekü illel kavmül fasikun
Artık sabret resullerden azim sahibi olanların sabrettiği gibi onlar hakkında acele etme sanki onlar vaat olundukları azabı görecekleri gün durmamış gibi olacaklar günün bir saatinden fazla, bir tebliğdir hiç helak edilir mi? fasık bir kavminden başkası

1. fasbir : sabret
2. kemâ : gibi
3. sabere : sabrettiler
4. ulûl azmi : azîm sahipleri
5. min er rusul : resûllerden
6. ve lâ testa’cil : ve acelecilik gösterme
7. lehum : onlar için
8. ke ennehum : gibidir muhakkak ki onlar
9. yevme : o gün
10. yerevne : gördükleri
11. : şey
12. yûadûne : vaadetti
13. lem yelbesû : kalmamışlar, ikamet etmemişler
14. illâ : ancak, sadece
15. sâaten : bir saat
16. min nehârin : gündüzden
17. belâgun : bir tebliğdir
18. fe hel yuhleku : artık helâk edilir mi, yıkıma uğratılır mı
19. illa el kavmu : kavimden başkası
20. el fâsikûne : fasık

47-MUHAMMED

Sayfa:506

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ

١

اَلَّذينَ كَفَرُوا وَصَدُّوا عَنْ سَبيلِ اللّهِ اَضَلَّ اَعْمَالَهُمْ

(1) ellezine keferu ve saddu an sebilillahi edalle a’malehüm
Küfredenlerin ve Allah yolundan çevirenlerin boşa çıkarılmıştır onların amelleri

1. ellezîne : onlar
2. keferû : inkâr ettiler
3. ve saddû : ve alıkoydular, men ettiler
4. an sebîlillâhi (sebîli allâhi) : Allah’ın yolundan
5. edalle : boşa çıkardı
6. a’mâle-hum : onların amelleri

٢

وَالَّذينَ امَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَامَنُوا بِمَا نُزِّلَ عَلى مُحَمَّدٍ وَهُوَ الْحَقُّ مِنْ رَبِّهِمْ كَفَّرَ عَنْهُمْ سَيَِّاتِهِمْ وَاَصْلَحَ بَالَهُمْ

(2) vellezine amenu ve amilüs salihati ve amenu bima nüzzile ala muhammediv ve hüvel hakku mir rabbihim keffera anhüm seyyiatihim ve asleha balehüm
İman edip salih amel işleyenler iman ederler Muhammed’e indirilene ki o Rabbinden (gelen) bir haktır (Allah) onların kötülüklerini örtmüş ve hallerini düzeltmiştir

1. ve ellezîne : ve onlar
2. âmenû : âmenû oldular, Allah’a ulaşmayı dilediler
3. ve amilû es sâlihâti : ve salih ameller yaptılar
4. ve âmenû : ve îmân ettiler, inandılar
5. bi mâ nuzzile : indirdiğimiz şeye
6. alâ : … e, üzerine
7. muhammedin : Muhammed
8. ve huve : ve o
9. el hakku : hak
10. min rabbi-him : Rab’lerinden
11. keffere : örttü, sildi
12. an-hum : onlardan
13. seyyiâti-him : onların günahları
14. ve asleha : ve ıslâh etti, düzeltti
15. bâle-hum : onların halleri

٣

ذلِكَ بِاَنَّ الَّذينَ كَفَرُوا اتَّبَعُوا الْبَاطِلَ وَاَنَّ الَّذينَ امَنُوا اتَّبَعُوا الْحَقَّ مِنْ رَبِّهِمْ كَذلِكَ يَضْرِبُ اللّهُ لِلنَّاسِ اَمْثَالَهُمْ

(3) zalike bi ennellezine keferut tebeul batile ve ennellezine amenüt tebeul hakka mir rabbihim kezalike yadribüllahü lin nasi emsalehüm
Böylece küfredenler batıla uymuşlar iman edenler de Rablerinden (inen) hakka tabi olmuşlardır Allah böyle anlatır insanlara misallerini

1. zâlike : işte bu (bunlar)
2. bi ennellezîne (enne ellezîne) : onların olmaları sebebiyle
3. keferû : inkâr ettiler
4. ittebeû : tâbî oldular
5. el bâtile : bâtıl
6. ve ennellezîne (enne ellezîne) : ve onların olmaları
7. âmenû : Allah’a ulaşmayı dilediler
8. ittebeû : tâbî oldular
9. el hakka : hak
10. min rabbi-him : Rab’lerinden
11. kezâlike : işte böyle
12. yadribullâhu : Allah misâl verir, örnek gösterir
13. li en nâsi : insanlara
14. emsâle-hum : onların misâlleri, kendi durumları

٤

فَاِذَا لَقيتُمُ الَّذينَ كَفَرُوا فَضَرْبَ الرِّقَابِ حَتّى اِذَا اَثْخَنْتُمُوهُمْ فَشُدُّوا الْوَثَاقَ فَاِمَّا مَنًّا بَعْدُ وَاِمَّا فِدَاءً حَتّى تَضَعَ الْحَرْبُ اَوْزَارَهَا ذلِكَ وَلَوْ يَشَاءُ اللّهُ لَانْتَصَرَ مِنْهُمْ وَلكِنْ لِيَبْلُوَا بَعْضَكُمْ بِبَعْضٍ وَالَّذينَ قُتِلُوا فى سَبيلِ اللّهِ فَلَنْ يُضِلَّ اَعْمَالَهُمْ

(4) fe iza lekıytümüllezine keferu fe darber rikab hatta iza eshantümuhüm fe şüddül vesaka fe imma mennem ba’dü ve imma fidaen hatta tedaal harbü evzaraha zalik ve lev yeşaüllahü lentesara minhüm ve lakil li yeblüve ba’daküm bi ba’d vellezine kutilu fi sebilillahi fe ley yüdille a’malehüm
Küfredenlerle karşılaştığınız zaman (yapmanız gereken) hemen boyunlarına vurmaktır nihayet onları mağlup, perişan ettiğiniz zaman hemen sımsıkı bağlayın bundan sonra lütfedip (salın) yahut fidye (alın) hatta bırakıncaya (kadar) harbi (yahut) ağırlıkları böylece Allah dileseydi onlardan intikam alırdı lakin imtihan etmek için sizi birbirinizle (böyle yaptı) Allah, yolunda öldürülen kimselerin işledikleri amelleri asla boşa çıkarılmaz

1. fe izâ : artık, bundan sonra olunca
2. lekîtum (u) : karşılaştınız
3. ellezîne keferû : inkâr edenler
4. fe darbe : o zaman, derhal, hemen vurun
5. er rikâbi : boyunlar
6. hattâ izâ : oluncaya kadar
7. eshantumû-hum : onları güçsüz, zayıf bıraktınız
8. fe şuddû : o zaman kuvvetli tutun, bağlayın
9. el vesâka : bağlar
10. fe : bundan sonra, artık, nihayet
11. immâ : amma, ya veya, ister öyle ister böyle
12. mennen : ni’metlendirerek, lütfederek (bedelsiz)
13. ba’du : sonra
14. ve immâ : ve amma, ya veya, ister öyle ister böyle
15. fidâen : fidye alarak (bedel karşılığı)
16. hattâ tedaa : bırakana kadar
17. el harbu : harp, savaş
18. evzâre-hâ : onun ağırlıkları (silâhlar, levazımatlar)
19. zalike : işte bu
20. ve lev : ve eğer, şâyet
21. yeşâullâhu (yeşâu allâhu) : Allah diler
22. lentasara (le intasara) : elbette intikam alırdı
23. min-hum : onlardan
24. ve lâkin : ve lâkin, fakat
25. li yebluve : imtihan etmek için
26. ba’da-kum : sizin bir kısmınız
27. bi ba’din : bir kısmınız ile
28. vellezîne (ve ellezîne) : ve onlar
29. kutilû : öldürüldüler
30. fî sebîli allâhi : Allah’ın yolunda
31. fe len yudille : o taktirde, o zaman boşa çıkarılmaz
32. a’mâle-hum : onların amelleri

٥

سَيَهْديهِمْ وَيُصْلِحُ بَالَهُمْ

(5) seyehdihim ve yuslihu balehüm
Onları hidayete erdirerek hallerini düzeltecektir

1. se-yehdî-him : onları hidayete erdirecek
2. ve yuslihu : ve ıslâh edecek
3. bâle-hum : onların hallerini

٦

وَيُدْخِلُهُمُ الْجَنَّةَ عَرَّفَهَا لَهُمْ

(6) ve yüdhilühümül cennete arrafeha lehüm
Onları koyacaktır kendilerine tanıttığı cennete

1. ve yudhılu-hum : ve onları dahil edecek
2. el cennete : cennet
3. arrefe-hâ : onu tarif etti, tanıttı, bildirdi
4. lehum : onlara

٧

يَا اَيُّهَا الَّذينَ امَنُوا اِنْ تَنْصُرُوا اللّهَ يَنْصُرْكُمْ وَيُثَبِّتْ اَقْدَامَكُمْ

(7) ya eyyühellezine amenu in tensurullahe yensurküm ve yüsebbit akdameküm
Ey iman edenler! eğer Allah’a (o’nun yolunda savaşarak) yardım edecekseniz size nusret verir ve ayaklarınızı sabit tutar

1. yâ eyyuhâ : ey
2. ellezîne : o kimseler, onlar
3. âmenû : Allah’a ulaşmayı dilediler
4. in : eğer
5. tensurûllâhe : Allah’a yardım edersiniz
6. yensur-kum : size yardım eder
7. ve yusebbit : ve sabit kılar, sağlamlaştırır
8. akdâme-kum : sizin ayaklarınızı

٨

وَالَّذينَ كَفَرُوا فَتَعْسًا لَهُمْ وَاَضَلَّ اَعْمَالَهُمْ

(8) vellezine keferu fe ta’sel lehüm ve edalle a’malehüm
Küfredenler (ise) yüz üstü yıkılsınlar onların amellerini boşa çıkarmıştır

1. vellezîne : ve o kimseler, onlar
2. keferû : inkâr ettiler
3. fe : artık, bundan sonra
4. tagsen : helâk olmak, helâka maruz kalmak
5. lehum : onlar için
6. ve edalle : ve boşa çıkardı
7. a’mâle-hum : onların amelleri

٩

ذلِكَ بِاَنَّهُمْ كَرِهُوا مَا اَنْزَلَ اللّهُ فَاَحْبَطَ اَعْمَالَهُمْ

(9) zalike bi ennehüm kerihu ma enzelellahü fe ahbeta a’malehüm
Böylece onlar hoşlanmamışlardır Allah’ın indirdiği kitaptan artık onların amelleri boşa çıkmıştır

1. zâlike : işte bu
2. bi enne-hum : muhakkak ki onlar
3. kerihû : çirkin, kötü gördüler
4. : şeyi
5. enzelallâhu : Allah’ın indirdiği
6. fe ahbeta : o zaman boşa çıkardı
7. a’mâle-hum : onların amellerini

١٠

اَفَلَمْ يَسيرُوا فِى الْاَرْضِ فَيَنْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذينَ مِنْ قَبْلِهِمْ دَمَّرَ اللّهُ عَلَيْهِمْ وَلِلْكَافِرينَ اَمْثَالُهَا

(10) e fe lem yesiru fil erdi fe yenzuru keyfe kane akibetüllezine min kablihim demmerallahü aleyhim ve lil kafirine emsalüha
Yeryüzünü gezmiyorlar mı? baksınlar nice olmuş! kendilerinden öncekilerin akıbeti Allah onların köklerini kazımış buna benzer (azaplar) kafirler içindir

1. e fe lem yesîrû : dolaşmıyorlar mı
2. fîl ardı : yeryüzünde
3. fe yenzurû : ardından görerek
4. keyfe : nasıl
5. kâne : oldu
6. âkibetu ellezîne : sonları o kimselerin
7. min kabli-him : onlardan önceki
8. demmerallâhu : Allah’ın dumura uğrattığı, helâk ettiği
9. aleyhim : onları
10. ve lil kâfirîne : ve kâfirler içindir
11. emsâlu-hâ : onun benzeri

١١

ذلِكَ بِاَنَّ اللّهَ مَوْلَى الَّذينَ امَنُوا وَاَنَّ الْكَافِرينَ لَامَوْلى لَهُمْ

(11) zalike bi ennellahe mevlellezine amenu ve ennel kafirine la mevla lehüm
Bundan böyle şüphesiz Allah iman edenlerin mevlasıdır gerçekten kafirlerin mevla’sı yoktur

1. zâlike : işte bu
2. bi ennallâhe : muhakkak ki Allah
3. mevlellezîne : velîsidir o kimselerin
4. âmenû : Allah’a ulaşmayı dileyen
5. ve enne : ve muhakkak ki
6. el kâfirîne : kâfirler
7. lâ mevlâ : dost yoktur
8. lehum : onlara

Sayfa:507

١٢

اِنَّ اللّهَ يُدْخِلُ الَّذينَ امَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ جَنَّاتٍ تَجْرى مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ وَالَّذينَ كَفَرُوا يَتَمَتَّعُونَ وَيَاْكُلُونَ كَمَا تَاْكُلُ الْاَنْعَامُ وَالنَّارُ مَثْوًى لَهُمْ

(12) innellahe yüdhilül lezine amenu ve amilus salihati cennatin tecri min tahtihel enhar vellezine keferu yetemetteune ve ye’külune kema te’külül en’amü ven naru mesvel lehüm
Şüphesiz Allah koyacaktır iman edip salih amel işleyenleri altlarından ırmaklar akan cennetine kafirlerde zevklerine bakarlar ve onlar hayvanların yediği gibi yerler ve onların yeri ateştir

1. inne allâhe : muhakkak ki Allah
2. yudhilu : dahil eder, sokar, koyar
3. ellezîne : onlar
4. âmenû : Allah’a ulaşmayı dilediler, âmenû oldular
5. ve amilû es sâlihâti : ve salih ameller işlediler, nefs tezkiye edici ameller yaptılar, işlediler
6. cennâtin : cennetler
7. tecrî : akar
8. min tahti-ha : onun altından
9. el enhâru : nehirler
10. ve ellezîne : ve onlar
11. keferû : inkâr ettiler
12. yetemetteûne : metalanırlar, faydalanırlar
13. ve ye’kulûne : ve yerler
14. kemâ te’kulu : gibi yer
15. el en’âmu : hayvanlar
16. ve en nâru : ve ateş
17. mesven : yerleşme (ikâmet) yeri, mekân
18. lehum : onlar için

١٣

وَكَاَيِّنْ مِنْ قَرْيَةٍ هِىَ اَشَدُّ قُوَّةً مِنْ قَرْيَتِكَ الَّتى اَخْرَجَتْكَ اَهْلَكْنَاهُمْ فَلَا نَاصِرَ لَهُمْ

(13) ve keeyyim min karyetin hiye eşeddü kuvvetem min karyetikelleti ahracetke ehleknahüm fe la nasira lehüm
Nice şehir halkları (vardır ki) daha şedit ve kuvvetli seni yurdundan çıkaran halktan, helak ettik onları artık onların hiçbir yardımcıları da yoktur

1. ve keeyyin : ve nice
2. min karyetin : beldelerden, beldeler
3. hiye : o
4. eşeddu : daha şiddetli, daha çok kuvvetli
5. kuvveten : kuvvet bakımından
6. min karyeti-ke : senin beldenden
7. elletî : o ki
8. ahrecet-ke : seni çıkardı
9. ehleknâ-hum : onları helâk ettik
10. fe : o zaman
11. lâ nâsıre : yardımcı yoktur
12. lehum : onlar için

١٤

اَفَمَنْ كَانَ عَلى بَيِّنَةٍ مِنْ رَبِّه كَمَنْ زُيِّنَ لَهُ سُوءُ عَمَلِه وَاتَّبَعُوا اَهْوَاءَ هُمْ

(14) e fe men kane ala beyyinetim mir rabbihi ke men züyyine lehu suü amelihi vettebeu ehvaehüm
Şimdi Rabbinden bir beyyine üzerinde olan kimse,olur mu? kötü ameli kendisine süslü gösterilen kimse gibi ve hevasının peşine düşmüş

1. e : mi
2. fe : o zaman, öyleyse
3. men : kim, kimse
4. kâne : oldu
5. alâ : üzerine
6. beyyinetin : açık belge, delil
7. min rabbi-hî : Rabbinden
8. ke : gibi
9. men : kimse, kişi
10. zuyyine : süslü gösterdi
11. lehu : ona
12. sûu : kötü
13. ameli-hî : onun ameli
14. vettebeû : ve tâbî oldular
15. ehvâe-hum : kendi hevaları

١٥

مَثَلُ الْجَنَّةِ الَّتى وُعِدَ الْمُتَّقُونَ فيهَا اَنْهَارٌ مِنْ مَاءٍ غَيْرِ اسِنٍ وَاَنْهَارٌ مِنْ لَبَنٍ لَمْ يَتَغَيَّرْ طَعْمُهُ وَاَنْهَارٌ مِنْ خَمْرٍ لَذَّةٍ لِلشَّارِبينَ وَاَنْهَارٌ مِنْ عَسَلٍ مُصَفًّى وَلَهُمْ فيهَا مِنْ كُلِّ الثَّمَرَاتِ وَمَغْفِرَةٌ مِنْ رَبِّهِمْ كَمَنْ هُوَ خَالِدٌ فِى النَّارِ وَسُقُوا مَاءً حَميمًا فَقَطَّعَ اَمْعَاءَهُمْ

(15) meselül cennetilleti vüidel müttekun fiha enharum mim main ğayri asin ve enharum mil lebenil lem yeteğayyer ta’müh ve enharum min hamril lezzetil liş şaribin ve enharum min aselim musaff ve lehüm fiha min küllis semerati ve mağfiratüm mir rabbihim ke men hüve halidün fin nari ve süku maen hamimen fe kattaa em’aehüm
Cennetin misali şudur muttakilere vaat olunan orada nehirler (var) vasfı bozulmamış sudan tadı değişmemiş sütten nehirler içenlere lezzet veren içecekten nehirler süzülmüş baldan nehirler (var) hem orada onlara meyvelerin her çeşidinden var ve Rablerinden mağfiret (vardır) hiç bu, ateşte ebedi kalacak olan, kimse gibi olur mu? kaynar sudan sulanıp bağırsakları parçalanmış

1. meselu : misâli, örneği, durumu
2. el cenneti : cennet
3. elletî : o ki
4. vuide : vaadedildi
5. el muttekûne : takva sahipleri
6. fî hâ : onun içinde, orada
7. enhârun : nehirler
8. min mâin : sudan
9. gayri : olmaksızın, olmayan
10. âsinin : (suyun kokusu) değişmiş, bozulmuş
11. ve enhârun : ve nehirler
12. min lebenin : sütten
13. lem yetegayyer : kokuşmayan, bozulmayan
14. ta’mu-hu : onun tadı
15. ve enhârun : ve nehirler
16. min hamrin : şaraptan
17. lezzetin : lezzetli
18. li eş şâribîne : içenler için
19. ve enhârun : ve nehirler
20. min aselin : baldan
21. musaffen : saflaştırılmış, saf, süzülmüş
22. ve lehum : ve onlar için
23. fî-hâ : onun içinde, orada vardır, bulunur
24. min kulli : bütün çeşitlerden, her çeşitten
25. es semerâti : ürünler, meyveler
26. ve magfiretun : ve mağfiret vardır
27. min rabbi-him : Rab’lerinden
28. ke : gibi
29. men : kimse, kişi
30. huve : o
31. hâlidun : ebedî olan, devamlı kalacak olan
32. fî en nâri : ateşin içinde, ateşte
33. ve sukû : ve sulandılar, içirildiler
34. mâen : su
35. hamîmen : kaynar halde
36. fe : o zaman, böylece, bu sebeple
37. kattaa : parçalandı
38. em’âe-hum : onların bağırsakları

١٦

وَمِنْهُمْ مَنْ يَسْتَمِعُ اِلَيْكَ حَتّى اِذَا خَرَجُوا مِنْ عِنْدِكَ قَالُوا لِلَّذينَ اُوتُوا الْعِلْمَ مَاذَا قَالَ انِفًا اُولءِكَ الَّذينَ طَبَعَ اللّهُ عَلى قُلُوبِهِمْ وَاتَّبَعُوا اَهْوَاءَهُمْ

(16) ve minhüm mey yestemiu ileyk hatta iza haracu min indike kalu lillezine utül ilme maza kale anifen ülaikellezine tabeallahü ala kulubihim vettebeu ehvaehüm
Onlardan seni dinleyenler (var) hatta senin yanından çıktıkları zaman kendilerine ilim verilmiş olanlara derler o az önce ne dedi işte (onlar) o kimseler ki Allah onların kalplerini mühürlemiştir onlar hevalarına tabi olmuşlardır

1. ve min-hum : ve onlardan
2. men : kimse, kişi
3. yestemiu : işitir, dinler
4. ileyke : seni
5. hattâ : hatta, olunca
6. izâ harecû : çıktıkları zaman
7. min indi-ke : yanından
8. kâlû : dediler
9. li ellezîne : onlara
10. ûtû : verildiler
11. el ilme : ilim
12. mâzâ : ne
13. kâle : dedi, söyledi
14. ânifen : az önce
15. ulâike : işte onlar
16. ellezîne : onlar ki
17. tabaa allâhu : Allah mühürledi
18. alâ kulûbi-him : onların kalplerinin üzerini
19. vettebeû (ve ittebeû) : ve tâbî oldular
20. ehvâe-hum : kendi hevalarına, heveslerine

١٧

وَالَّذينَ اهْتَدَوْا زَادَهُمْ هُدًى وَاتيهُمْ تَقْويهُمْ

(17) vellezinehtedev zadehüm hüdev ve atahüm takvahüm
Hidayete erenler ise onların hidayetlerini arttırmış ve onlara takvalarının (karşılığını) vermiştir

1. vellezîne ihtedev : ve hidayete ulaşmış kimseler
2. zâde-hum : onların artırmıştır
3. huden : hidayet
4. ve âtâ-hum : ve onlara verdi
5. takvâ-hum : onların takvalarını

١٨

فَهَلْ يَنْظُرُونَ اِلَّا السَّاعَةَ اَنْ تَاْتِيَهُمْ بَغْتَةً فَقَدْ جَاءَ اَشْرَاطُهَا فَاَنّى لَهُمْ اِذَا جَاءَتْهُمْ ذِكْريهُمْ

(18) fe hel yenzurune illes saate en te’tiyehüm bağteh fe kad cae eşratuha fe enna lehüm iza caethüm zikrahüm
Artık (onlar) bakıyorlar mı? kıyametin ansızın başlarına gelmesine işte onun alametleri geldi fakat onlara (faydası) olur mu? (o başlarına) geldiği zaman onu hatırlamalarının

1. fe : o zaman, öyleyse
2. hel : mi
3. yenzurûne : bakıyorlar, bekliyorlar, gözlüyorlar
4. illâ : ancak, dışında, den başka
5. es sâate : o saat
6. en te’tiye-hum : onlara gelmesi
7. bagteten : ansızın
8. fe : fakat, halbuki
9. kad : olmuştu
10. câe : geldi
11. eşrâtu-hâ : onun işaretleri, alâmetleri
12. fe : fakat, oysa, artık
13. ennâ : nasıl olur
14. lehum : onlar için
15. izâ : olduğu zaman
16. câet-hum : onlara geldi
17. zikrâ-hum : onlara hatırlatma

١٩

فَاعْلَمْ اَنَّهُ لَا اِلهَ اِلَّا اللّهُ وَاسْتَغْفِرْ لِذَنْبِكَ وَلِلْمُؤْمِنينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ وَاللّهُ يَعْلَمُ مُتَقَلَّبَكُمْ وَمَثْويكُمْ

(19) fa’lem ennehu la ilahe illa llahü vestağfir li zembike ve lil mü’minine vel mü’minat vallahü ya’lemü mütekallebeküm ve mesvaküm
Şimdi şunu bil ki şüphesiz Allah’tan başka ilah yoktur (hem) kendi günahların için istiğfar et hem erkek mü’minler için hem de kadın mü’minler (için) Allah dolaştığınız yeri de bilir, duracağınız yeri de

1. fa’lem (fe i’lem) : o zaman, bu durumda bil
2. enne-hu : onun ….. olduğunu
3. lâ ilâhe : ilâh yoktur
4. illâ allâhu : Allah’tan başka
5. vestagfir (ve istagfir) : ve mağfiret dile
6. li zenbi-ke : kendi günahların için
7. ve li el mû’minîne : ve mü’min erkekler için
8. ve el mû’minâti : ve mü’min kadınlar
9. ve allâhu : ve Allah
10. ya’lemu : bilir
11. mutekallebe-kum : sizin (bir beldeden diğerine) yer değiştirme, gezip dolaşma yerlerinizi, dönüşünüzü
12. ve mesvâ-kum : ve sizin yerleşme (ikâmet) yeriniz, sizin yurdunuz

Sayfa:508

٢٠

وَيَقُولُ الَّذينَ امَنُوا لَوْلَا نُزِّلَتْ سُورَةٌ فَاِذَا اُنْزِلَتْ سُورَةٌ مُحْكَمَةٌ وَذُكِرَ فيهَا الْقِتَالُ رَاَيْتَ الَّذينَ فى قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ يَنْظُرُونَ اِلَيْكَ نَظَرَ الْمَغْشِىِّ عَلَيْهِ مِنَ الْمَوْتِ فَاَوْلى لَهُمْ

(20) ve yekulüllezine amenu lev la nüzzilet surah fe iza ünzilet suratüm muhkemetüv ve zükira fihel kıtalü raeytellezine fi kulubihim meraduy yenzurune ileyke nazaral mağşiyyi aleyhi minel mevti fe evla lehüm
İman edenler diyorlar bir sure indirilse ya o zaman hükmü açık bir sure indirilip onda savaş zikredilince kalplerinde maraz olanları görüyorsun sana bakıyorlar ölüm baygınlığı hali geçirenin bakışı (gibi) O zaman onlara evladır

1. ve yekûlu : ve derler
2. ellezîne : onlar
3. âmenû : Allah’a ulaşmayı dilediler, âmenû oldular
4. lev lâ : (öyle) değil mi
5. nuzzilet : indirildi
6. sûretun : bir sure
7. fe : o zaman, sonra da
8. izâ unzilet : indirildiği zaman
9. sûretun : bir sure
10. muhkemetun : muhkem, hükmü açık olan, tevîle ihtiyaç olmayan
11. ve zukire : ve zikredildi
12. fî hâ : onun içinde, onda
13. el kıtâlu : savaş
14. raeyte : sen gördün (görürsün)
15. ellezîne : onları
16. fî kulûbi-him : kalplerinin içinde, kalplerinde vardır
17. maradun : hastalık
18. yanzurûne : bakarlar
19. ileyke : sana
20. nazara : bakış
21. el magsiyyi aleyhi : üzerine baygınlık çökmüş
22. min el mevti : ölümden, ölüm halinden
23. fe : o zaman, o taktirde, oysa
24. evlâ : evlâ, en iyi, en yakın, en uygun
25. lehum : onlar için

٢١

طَاعَةٌ وَقَوْلٌ مَعْرُوفٌ فَاِذَا عَزَمَ الْاَمْرُ فَلَوْ صَدَقُوا اللّهَ لَكَانَ خَيْرًا لَهُمْ

(21) taatüv ve kavlüm ma’rufün fe iza azemel emru fe lev sadeku llahe le kane hayral lehüm
İtaat etmek ve güzel bir söz (söylemek yeterliydi) iş kesinleştiği zaman Allah’a sadakat gösterselerdi onlar için daha hayırlı olurdu

1. tâatun : itaat
2. ve kavlun : ve söz
3. ma’rûfun : maruf, güzel
4. fe izâ : fakat o zaman, olunca, olduğunda
5. azeme : azmedildi, kesinleşti
6. el emru : bir iş
7. fe : o zaman
8. lev : eğer, şâyet, olsa
9. sadekûllâhe : Allah’a sadakat gösterdi, sadık oldu
10. le : elbette, mutlaka
11. kâne : oldu
12. hayran : daha hayırlı
13. lehum : onlar için

٢٢

فَهَلْ عَسَيْتُمْ اِنْ تَوَلَّيْتُمْ اَنْ تُفْسِدُوا فِى الْاَرْضِ وَتُقَطِّعُوا اَرْحَامَكُمْ

(22) fe hel aseytüm in tevelleytüm en tüfsidu fil erdi ve tükattiu erhameküm
Demek siz dönecek miydiniz? yeryüzünde fesat çıkararak ve akrabalık bağlarını kopararak

1. fe : o zaman, öyleyse, yoksa
2. hel : (öyle) mi
3. aseytum : sizden umulur, beklenir
4. in : eğer
5. tevelleytum : siz döndünüz
6. en tufsidû : fesat çıkarmanız
7. fî el ardı : yeryüzünde
8. ve tukattıû : ve kesersiniz, öldürürsünüz
9. erhâme-kum : akrabalarınız, birbiriniz

٢٣

اُولءِكَ الَّذينَ لَعَنَهُمُ اللّهُ فَاَصَمَّهُمْ وَاَعْمى اَبْصَارَهُمْ

(23) ülaikellezine leanehümü llahü fe esammehüm ve a’ma ebsarahüm
Onlar o kimseler ki Allah onlara lanet etmiş kulaklarını sağır gözlerini kör etmiştir

1. ulâike : işte onlar
2. ellezîne : onlar ki
3. leane-hum allâhu : Allah onları (kendilerini) lânetledi
4. fe : böylece, bu sebeple
5. esamme-hum : onların işitme hassalarını sağır yaptı
6. ve a’mâ : ve kör yaptı
7. ebsâre-hum : onların basar (görme) hassalarını

٢٤

اَفَلَا يَتَدَبَّرُونَ الْقُرْانَ اَمْ عَلى قُلُوبٍ اَقْفَالُهَا

(24) e fe la yetedebberunel kur’ane em ala kulubin akfalüha
(Bunlar) Kur’an’ı hiç düşünmediler mi? yoksa kalplerinin üzerinde kilitler mi (var)

1. e : mi
2. fe : o zaman, o halde, hâlâ
3. lâ yetedebberûne : tedebbür etmezler, düşünüp tefekkür etmezler
4. el kur’âne : Kur’ân
5. em : yoksa
6. alâ : üzerinde
7. kulûbin : kalpler
8. akfâlu-hâ : onun kilitleri (kalbin kendine mahsus kilidi)

٢٥

اِنَّ الَّذينَ ارْتَدُّوا عَلى اَدْبَارِهِمْ مِنْ بَعْدِ مَاتَبَيَّنَ لَهُمُ الْهُدَى الشَّيْطَانُ سَوَّلَ لَهُمْ وَاَمْلى لَهُمْ

(25) innelleziner teddu ala edbarihim min ba’di ma tebeyyene lehümül hüdeş şeytanü sevvele lehüm ve emla lehüm
Şüphesiz arkalarına dönerler kendilerine hidayet yolu belli olduktan sonra şeytan onları kötülüğe çağırır ve onları kötü emellere yöneltir

1. inne : muhakkak
2. ellezîne : onlar
3. erteddû : (eski hallerine) döndüler
4. alâ edbâri-him : arkalarına
5. min ba’di : sonra
6. mâ tebeyyene : beyan olan, açıklanan, açıkça belli olan
7. lehum : onlara
8. el hudâ : hidayet
9. eş şeytânu : şeytan
10. sevvele : sürükledi, ulaştırdı
11. lehum : onları
12. ve emlâ : ve uzun (kötü) emellere yöneltti
13. lehum : onları

٢٦

ذلِكَ بِاَنَّهُمْ قَالُوا لِلَّذينَ كَرِهُوا مَانَزَّلَ اللّهُ سَنُطيعُكُمْ فى بَعْضِ الْاَمْرِ وَاللّهُ يَعْلَمُ اِسْرَارَهُمْ

(26) zalike bi ennehüm kalu lillezine kerihu ma nezzelellahü senütiy’uküm fi ba’dil emr vallahü ya’lemü israrahüm
Bunun sebebi şu hoşlanmayanlar, müşriklere demişlerdi: Allah’ın indirdiğinden “biz size bazı işlerinizde itaat edeceğiz” Allah da onların gizli konuştuklarını biliyordu

1. zâlike : işte bu
2. bi enne-hum : onların … olmaları sebebiyle
3. kâlû : dediler
4. lillezîne : onlara
5. kerihû : kerih, çirkin gördüler
6. : şey
7. nezzele allâhu : Allah’ın indirdiği
8. se-nutîu-kum : biz size itaat edeceğiz
9. : içinde, de
10. ba’di el emri : bazı işler
11. vallâhu : ve Allah
12. ya’lemu : bilir
13. isrâre-hum : onların sırları, gizledikleri

٢٧

فَكَيْفَ اِذَا تَوَفَّتْهُمُ الْمَلءِكَةُ يَضْرِبُونَ وُجُوهَهُمْ وَاَدْبَارَهُمْ

(27) fe keyfe iza teveffethümül melaiketü yedribune vücuhehüm ve edbarahüm
Artık (halleri) nasıl olacak? o zaman melekler onların ruhlarını alırken vururlar yüzlerine ve arkalarına

1. fe : o zaman, artık
2. keyfe : nasıl
3. izâ : o zaman, olunca
4. teveffet-hum : onları vefat ettirdiler, öldürdüler
5. el melâiketu : melekler
6. yadribûne : vururlar
7. vucûhe-hum : onların yüzleri
8. ve edbâre-hum : ve onların arkaları, sırtları

٢٨

ذلِكَ بِاَنَّهُمُ اتَّبَعُوا مَا اَسْخَطَ اللّهَ وَكَرِهُوا رِضْوَانَهُ فَاَحْبَطَ اَعْمَالَهُمْ

(28) zalike bi ennehümüt tebeu ma eshata llahe ve kerihu ridvanehu fe ahbeta a’malehüm
Böylece onlar tabi oldular Allah’ın gazabına nail olan şeylere o’nun rızasını kazanmaktan hoşlanmadılar artık onların amelleri de boşa gitti

1. zâlike : işte bu
2. bi ennehum : onların … olmaları sebebiyle
3. ettebeû : tâbî oldular, uydular
4. : şeye, şeyler
5. eshatallâhe : Allah’ı kızdırdı, öfkelendirdi
6. ve kerihû : ve kerih gördüler, çirkin gördüler
7. rıdvâne-hu : onun rızası
8. fe ahbeta : böylece boşa çıkardı
9. a’mâle-hum : onların amelleri

٢٩

اَمْ حَسِبَ الَّذينَ فى قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ اَنْ لَنْ يُخْرِجَ اللّهُ اَضْغَانَهُمْ

(29) em hasibel lezine fi kulubihim meradun el ley yuhricellahü adğanehüm
Yoksa o kalplerinde maraz bulunanlar Allah onların kinlerini hiç meydana çıkarmaz (mı sandılar?)

1. em : yoksa … mı
2. hasibe : zannettiler
3. ellezîne : o kimseler, onlar
4. fî kulûbi-him : onların kalplerinin içinde, kalplerinde
5. maradun : hastalık
6. en len yuhrice allâhu : Allah asla çıkarmaz
7. adgâne-hum : onların gizli kinleri

Sayfa:509

٣٠

وَلَوْ نَشَاءُ لَاَرَيْنَاكَهُمْ فَلَعَرَفْتَهُمْ بِسيميهُمْ وَلَتَعْرِفَنَّهُمْ فى لَحْنِ الْقَوْلِ وَاللّهُ يَعْلَمُ اَعْمَالَكُمْ

(30) ve lev neşaü le eraynakehüm fe learaftehüm bisimahüm ve le ta’rifennehüm fi lahnil kavl vallahü ya’lemü a’maleküm
Dilersek biz onları sana gösterirdik sen de onları simalarından tanırsın sen onları mutlaka imalı konuşmasından tanırsın Allah sizin amellerinizi bilir

1. ve lev : ve eğer
2. neşâu : dileriz
3. le : elbette, mutlaka
4. ereynâ-ke-hum : onları sana gösterdik
5. fe : böylece, o zaman
6. le : elbette, mutlaka
7. arefte-hum : onları tanıdın
8. bi sîmâ-hum : simalarıyla, simalarından
9. ve le ta’rifenne-hum : ve onları mutlaka tanırsın
10. fî lahni el kavli : sözlerdeki gizli mânâ, ima
11. vallâhu : ve Allah
12. ya’lemu : bilir
13. a’mâle-kum : sizin amelleriniz

٣١

وَلَنَبْلُوَنَّكُمْ حَتّى نَعْلَمَ الْمُجَاهِدينَ مِنْكُمْ وَالصَّابِرينَ وَنَبْلُوَا اَخْبَارَكُمْ

(31) ve le neblüvenneküm hatta na’lemel mücahidine minküm vessabirine ve neblüve ahbaraküm
Yemin olsun, sizi imtihan edeceğiz taki meydana çıkaralım içinizden mücahitleri ve sabredenleri size yapmış olduğumuz imtihanların haberlerini verelim

1. ve le nebluvenne-kum : ve sizi mutlaka imtihan edeceğiz
2. hattâ na’leme : biz bilinceye kadar, bize belli oluncaya kadar
3. el mucâhidîne : mücahitler
4. min-kum : sizden, aranızdan
5. ve es sâbirîne : ve sabredenler
6. ve nebluve : ve imtihan edeceğiz
7. ahbâre-kum : sizin haberleriniz

٣٢

اِنَّ الَّذينَ كَفَرُوا وَصَدُّوا عَنْ سَبيلِ اللّهِ وَشَاقُّوا الرَّسُولَ مِنْ بَعْدِ مَاتَبَيَّنَ لَهُمُ الْهُدى لَنْ يَضُرُّوا اللّهَ شَيًْا وَسَيُحْبِطُ اَعْمَالَهُمْ

(32) innellezine keferu ve saddu an sebilillahi ve şakkur rasule mim ba’di ma tebeyyene lehümül hüda ley yedurrullahe şey’a ve seyuhbitu a’malehüm
Şüphe yok ki küfredenler Allah yolundan çevirenler resullerine karşı gelenler kendilerine hidayet yolu belli olduktan sonra Allah’a asla hiçbir zarar verecek değillerdir onların amellerini heder edecektir

1. inne ellezîne : muhakkak ki onlar
2. keferû : inkâr ettiler, kâfir oldular
3. ve saddû : ve engellediler, men ettiler
4. an sebîli allâhi : Allah’ın yolundan
5. ve şâkkû : ve ayrılık yaptılar, muhalefet ettiler
6. er resûle : resûl
7. min ba’di : den sonra
8. mâ tebeyyene : açıkça belli olan şey
9. lehum : onlara
10. el hudâ : hidayet
11. len yedurrû allâhe : Allah’a zarar veremezler
12. sey’en : bir şey
13. ve se-yuhbitu : ve heba edecek, boşa çıkaracak
14. a’mâle-hum : onların amelleri

٣٣

يَا اَيُّهَا الَّذينَ امَنُوا اَطيعُوا اللّهَ وَاَطيعُوا الرَّسُولَ وَلَا تُبْطِلُوا اَعْمَالَكُمْ

(33) ya eyyühellezine amenu etiy’ullahe ve etiy’ur rasule ve la tübtilu a’maleküm
Ey iman edenler! Allah’a itaat edin resullere de itaat edin amellerinizi boşa çıkarmayın

1. yâ eyyuhâ : ey
2. ellezîne : onlar
3. âmenû : âmenû oldular, Allah’a ulaşmayı dilediler
4. etîû allâhe : Allah’a itaat edin
5. ve etîû er resûle : ve resûle itaat edin
6. ve lâ tubtilû : ve bâtıl etmeyin, iptal etmeyin
7. a’mâle-kum : sizin amelleriniz

٣٤

اِنَّ الَّذينَ كَفَرُوا وَصَدُّوا عَنْ سَبيلِ اللّهِ ثُمَّ مَاتُوا وَهُمْ كُفَّارٌ فَلَنْ يَغْفِرَ اللّهُ لَهُمْ

(34) innellezine keferu ve saddu an sebilillahi sümme matu ve hüm küffarun fe ley yağfirallahü lehüm
Şüphesiz küfredenleri ve Allah yolundan çevirenleri sonra kafir olarak ölenleri Allah onları asla bağışlamayacaktır

1. inne ellezîne : muhakkak ki onlar
2. keferû : inkâr ettiler, kâfir oldular
3. ve saddû : ve engellediler, men ettiler
4. an sebîli allâhi : Allah’ın yolundan
5. summe : sonra
6. mâtû : öldüler
7. ve hum : ve onlar
8. kuffârun : kâfirlerdir
9. fe : artık
10. len yagfire allâhu : Allah asla mağfiret etmez
11. lehum : onları

٣٥

فَلَا تَهِنُوا وَتَدْعُوا اِلَى السَّلْمِ وَاَنْتُمُ الْاَعْلَوْنَ وَاللّهُ مَعَكُمْ وَلَنْ يَتِرَكُمْ اَعْمَالَكُمْ

(35) fe la tehinu ve ted’u ilis selmi ve entümül a’levne vallahü meaküm ve ley yetiraküm a’maleküm
Artık gevşeklik göstermeyin ve sulha da davet etmeyin siz üstün durumdayken Allah sizinle beraberdir sizin amellerinizi asla azaltmaz

1. fe : o zaman, buna rağmen, buna göre
2. lâ tehinû : gevşemeyin
3. ve ted’û
(lâ … ted’û)
: ve çağırın
: (çağırmayın)
4. ilâ es selmi : barışa
5. ve entum : ve siz
6. el a’levne : en üstün kişiler
7. vallâhu : ve Allah
8. mea-kum : sizinle beraber
9. ve len yetire-kum : ve asla eksiltmez
10. a’mâle-kum : sizin amelleriniz

٣٦

اِنَّمَا الْحَيوةُ الدُّنْيَا لَعِبٌ وَلَهْوٌ وَاِنْ تُؤْمِنُوا وَتَتَّقُوا يُؤْتِكُمْ اُجُورَكُمْ وَلَايَسَْلْكُمْ اَمْوَالَكُمْ

(36) innemel hayatüd dünya leibüv ve lehv ve in tü’minu ve tetteku yü’tiküm ücuraküm ve la yes’elküm emvaleküm
Dünya hayatı ancak bir oyun ve eğlenceden (ibarettir) eğer siz iman edip korunursanız size ecirlerinizi verir sizden mallarınızıda istemez

1. innemâ : sadece, yalnız
2. el hayâtu : hayat
3. ed dunyâ : dünya
4. laibun : oyun
5. ve lehvun : ve oyun, eğlence
6. ve in : ve eğer
7. tu’minû : inanırsınız
8. ve tettekû : ve sakınırsınız, takva sahibi olursunuz
9. yu’ti-kum : size verilir
10. ucûre-kum : sizin ecirleriniz, mükâfatlarınız
11. ve lâ yes’el-kum : ve sizden istemez
12. emvâle-kum : sizin mallarınız

٣٧

اِنْ يَسَْلْكُمُوهَا فَيُحْفِكُمْ تَبْخَلُوا وَيُخْرِجْ اَضْغَانَكُمْ

(37) iy yes’elkümuha fe yuhfiküm tebhalu ve yuhric adğaneküm
Eğer sizden onların hepsini ister de sizi zorlarsa cimrilik edersiniz de sizin bütün kininizi açığa çıkarır

1. in : eğer
2. yes’elkumû-hâ : sizden onu ister
3. fe yuhfi-kum : böylece size ısrar eder
4. tebhalû : cimrilik edersiniz
5. ve yuhric : ve çıkarır
6. adgâne-kum : sizin hasetiniz

٣٨

هَا اَنْتُمْ هؤُلَاءِ تُدْعَوْنَ لِتُنْفِقُوا فى سَبيلِ اللّهِ فَمِنْكُمْ مَنْ يَبْخَلُ وَمَنْ يَبْخَلْ فَاِنَّمَا يَبْخَلُ عَنْ نَفْسِه وَاللّهُ الْغَنِىُّ وَاَنْتُمُ الْفُقَرَاءُ وَاِنْ تَتَوَلَّوْا يَسْتَبْدِلْ قَوْمًا غَيْرَكُمْ ثُمَّ لَايَكُونُوا اَمْثَالَكُمْ

(38) ha entüm haülai tüd’avne li tünfiku fi sebilillah fe minküm mey yebhal ve meyyebhal feinnema yebhalü annefsih vallahül ğaniyyü ve entümül fükara’ ve in tetevellev yestebdil kavmen ğayraküm sümme la yekunu emsaleküm
İşte siz çağrılıyorsunuz? Allah yolunda harcamaya sizden kiminiz (yine) cimrilik ediyor ama kim cimrilik ederse ancak kendi namına cimrilik yapmış olur Allah zengindir siz (ise) fakirsiniz eğer (o’ndan) yüz çevirirseniz yerinize başka bir kavim getirir de sonra onlar sizin gibi olmazlar

1. hâ entum : işte siz ….. siniz
2. hâulâi : bunlar, böyleler
3. tud’avne : davet ediliyorsunuz
4. li tunfikû : infâk etmeniz için, infâk etmeye
5. fî sebîlillâhi : Allah’ın yolunda
6. fe : artık, buna rağmen
7. min-kum men : sizden bir kısmınız
8. yebhalu : cimrilik eder
9. ve men : ve kim … ise
10. yebhal : cimrilik eder
11. fe : o taktirde
12. innemâ : ancak, sadece
13. yebhalu : cimrilik eder
14. an nefsi-hî : kendi nefsinden, kendi nefsine
15. vallâhu : ve Allah
16. el ganiyyu : gani, zengin, müstağni
17. ve entum : ve siz ….. siniz
18. el fukarâu : fakirler
19. ve in : ve eğer
20. tetevellev : siz yüz çevirirsiniz, dönersiniz
21. yestebdi : değiştirir
22. el kavmen : bir kavim
23. gayre-kum : sizden başka
24. summe : sonra
25. lâ yekûnû : olmazlar
26. emsâle-kum : sizin gibi

48-FETİH

Sayfa:510

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ

١

اِنَّا فَتَحْنَا لَكَ فَتْحًا مُبينًا

(1) inna fetahna leke fetham mübina
Muhakkak biz senin için fetih verdik apaçık bir zafer.

1. innâ : muhakkak
2. fetahnâ : biz fetih açtık, fetih verdik
3. leke : sana, senin için
4. fethan : fetih
5. mubînen : apaçık

٢

لِيَغْفِرَ لَكَ اللّهُ مَاتَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِكَ وَمَا تَاَخَّرَ وَيُتِمَّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكَ وَيَهْدِيَكَ صِرَاطًا مُسْتَقيمًا

(2) li yağfira lekellahü ma tekaddeme min zembike ve ma teahhara ve yütimme ni’metehu aleyke ve yehdiyeke siratam müstekıma
Allah seni bağışlasın önceden işlemiş olduğun ve bundan sonra yapacağın günahını ve üzerinizdeki nimetini tamamlayacak seni hidayete erdirecek en doğru yolda

1. li yagfire : mağfiret etsin diye
2. leke : senin, sana
3. allâhu : Allah
4. : şey
5. tekaddeme : takdim ettin, yaptın (geçmişte olan)
6. min : den
7. zenbi-ke : senin günahın
8. ve : ve
9. : şey
10. teahhare : tehir ettin, yapacağın (gelecekte olacak olan)
11. ve : ve
12. yutimme : tamamlasın
13. ni’mete-hu : onun ni’meti, ni’meti
14. aleyke : sana
15. ve : ve
16. yehdiye-ke : seni hidayete erdirsin, hidayet etsin, ulaştırsın
17. sirâtan mustekîmen : Sıratı Mustakîm, Allah’a götüren yol

٣

وَيَنْصُرَكَ اللّهُ نَصْرًا عَزيزًا

(3) ve yensurakellahü nasran aziza
Allah sana yardım edecek şanlı bir zaferle

1. ve : ve
2. yansure-ke : sana yardım etsin
3. allâhu : Allah
4. nasran : yardım, zafer
5. azîzen : azîz, şerefli, güçlü

٤

هُوَ الَّذى اَنْزَلَ السَّكينَةَ فى قُلُوبِ الْمُؤْمِنينَ لِيَزْدَادُوا ايمَانًا مَعَ ايمَانِهِمْ وَلِلّهِ جُنُودُ السَّموَاتِ وَالْاَرْضِ وَكَانَ اللّهُ عَليمًا حَكيمًا

(4) hüvellezi enzeles sekinete fi kulubil mü’minine li yezdadu imanem mea imanihim ve lillahi cünudüs semavati vel ard ve kanellahü alimen hakima
Sükunet indiren O’dur mü’minlerin kalplerine (onların) imanlarını ziyadeleştiriyorlar kendilerindeki iman ile Allah’ındır semaların ve yerin orduları Allah, bilen, hikmet sahibi olandır

1. huve ellezî : o ki
2. enzele : indirdi
3. sekînete : sekînet, güven, sakinlik, huzur
4. : içine, … e
5. kulûbi : kalpler
6. el mu’minîne : mü’minler
7. li yezdâdû : artırsınlar diye
8. îmânen : îmân
9. mea : beraber, ile, yanında
10. îmâni-him : onların îmânları
11. ve : ve
12. li allâhi : Allah için, Allah’a ait, Allah’ın
13. cunûdu : ordular
14. semâvâti : semalar, gökler
15. ve el ardı : ve arz, yer
16. ve : ve
17. kâne : oldu …dır
18. allâhu : Allah
19. ve kânallâhu : ve Allah oldu …dır
20. alîmen : alîm, en iyi bilen
21. hakîmen : hakîm, hüküm ve hikmet sahibi

٥

لِيُدْخِلَ الْمُؤْمِنينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ جَنَّاتٍ تَجْرى مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِدينَ فيهَا وَيُكَفِّرَ عَنْهُمْ سَيَِّاتِهِمْ وَكَانَ ذلِكَ عِنْدَ اللّهِ فَوْزًا عَظيمًا

(5) li yüdhilel mü’minine vel mü’minati cennatin tecri min tahtihel enharu halidine fiha ve yükeffira anhüm seyyiatihim ve kane zalike indellahi fevzen aziyma
Koymak için erkek ve kadın mü’minleri altlarından nehirler akan cennetlere orada ebedi kalmak üzere onların günahlarını örtmek için bu Allah’ın katında saadettir en büyük (saadettir)

1. li yudhile : dahil etsin, koysun diye
2. mu’minîne : mü’min erkekler
3. ve : ve
4. mu’minâti : mü’min kadınlar
5. cennâtin : cennetler
6. tecrî : akan
7. min tahti-hâ : onun altından
8. el enhâru : nehirler
9. hâlidîne : devamlı, ebedî kalanlar
10. fîhâ : orada
11. ve : ve
12. yukeffire : örter
13. an-hum : onlardan
14. seyyiâti-him : onların günahları
15. ve : ve
16. kâne : oldu …dır
17. zâlike : işte bu
18. inde allâhi : Allah’ın indinde, katında
19. fevzen : fevz
20. azîmen : en büyük

٦

وَيُعَذِّبَ الْمُنَافِقينَ وَالْمُنَافِقَاتِ وَالْمُشْرِكينَ وَالْمُشْرِكَاتِ الظَّانّينَ بِاللّهِ ظَنَّ السَّوْءِ عَلَيْهِمْ دَاءِرَةُ السَّوْءِ وَغَضِبَ اللّهُ عَلَيْهِمْ وَلَعَنَهُمْ وَاَعَدَّ لَهُمْ جَهَنَّمَ وَسَاءَتْ مَصيرًا

(6) ve yüazzibel münafikıne vel münafikati vel müşrikine vel müşrikatiz zannine billahi zannes sev’ aleyhim dairatüs sev’ veğadibellahü aleyhim ve leanehüm ve eadde lehüm cehennem ve saet mesiyra
Azap etmek için erkek münafıklara kadın münafıklara erkek müşriklere kadın müşriklere Allah’a zanda bulundular kötü bir zanla o kötülük çemberi, onların başında ve Allah onlara gazap etti onlara lanet etti kendilerine cehennemi hazırlamıştır ne kötü varış yeridir

1. ve : ve
2. yuazzibe : azaplandırsın
3. el munâfikîne : münafık erkekler
4. el munâfikâti : münafık kadınlar
5. ve el muşrikîne : ve müşrik erkekler
6. ve el muşrikâti : ve müşrik kadınlar
7. ez zânnîne : zanda bulunanlar
8. bi allâhi : Allah’a
9. zanne es sev’i : kötü zan
10. aleyhim : onlara
11. dâiretu : hezimet, dönüş
12. es sev’i : kötü
13. ve : ve
14. gadiba : gadaplandı, öfkelendi
15. allâhu : Allah
16. aleyhim : onlara
17. ve : ve
18. leane-hum : onları lânetledi
19. ve : ve
20. eadde lehum : onlara, onlar için hazırladı
21. cehenneme : cehennem
22. ve : ve
23. sâet : kötü
24. masîren : varış yeri

٧

وَلِلّهِ جُنُودُ السَّموَاتِ وَالْاَرْضِ وَكَانَ اللّهُ عَزيزًا حَكيمًا

(7) ve lillahi cünudüs semavati vel ard ve kanellahü azizen hakima
Allah’ındır semaların ve arzın orduları Allah güçlü, hikmet sahibidir

1. ve : ve
2. li allâhi : Allah’a ait, Allah’ın
3. cunûdu : ordular
4. es semâvâti : semalar, gökler
5. ve : ve
6. el ardı : arz, yer
7. ve : ve
8. kâne : oldu …dır
9. allâhu : Allah
10. azîzen : azîz, şerefli, güçlü
11. hakîmen : hakîm, hüküm ve hikmet sahibi

٨

اِنَّا اَرْسَلْنَاكَ شَاهِدًا وَمُبَشِّرًا وَنَذيرًا

(8) inna erselnake şahidev ve mübeşşirav ve nezira
gerçekten biz seni şahit, gönderdik müjdeleyici ve uyarıcı olarak

1. innâ : muhakkak ki biz
2. erselnâ-ke : seni gönderdik
3. şâhiden : şahit olarak
4. ve : ve
5. mubeşşiren : müjdeleyici olarak, müjdeleyen
6. ve : ve
7. nezîren : uyarıcı olarak

٩

لِتُؤْمِنُوا بِاللّهِ وَرَسُولِه وَتُعَزِّرُوهُ وَتُوَقِّرُوهُ وَتُسَبِّحُوهُ بُكْرَةً وَاَصيلًا

(9) li tü’minu billahi ve rasulihi ve tüazziruhu ve tüvekkırüh ve tesebbi hu bükraten ve esila
Sizler iman edesiniz Allah’a ve o’nun resülüne o’na yardım edesiniz ve o’na saygı gösteriniz o’nu tesbih ediniz (diye) sabah ve akşam

1. li : için, diye
2. tû’minû : îmân edin
3. bi allâhi : Allah’a
4. ve : ve
5. resûli-hi : onun resûlü
6. ve : ve
7. tuazzirû-hu : ona hürmet edin
8. ve : ve
9. tuvakkırû-hu : ona tazim edin, onu saygıyla yüceltin
10. ve : ve
11. tusebbihû-hu : onu tespih edin
12. bukreten : sabah
13. ve : ve
14. asîlen : akşam

Sayfa:511

١٠

اِنَّ الَّذينَ يُبَايِعُونَكَ اِنَّمَا يُبَايِعُونَ اللّهَ يَدُ اللّهِ فَوْقَ اَيْديهِمْ فَمَنْ نَكَثَ فَاِنَّمَا يَنْكُثُ عَلى نَفْسِه وَمَنْ اَوْفى بِمَا عَاهَدَ عَلَيْهُ اللّهَ فَسَيُؤْتيهِ اَجْرًا عَظيمًا

(10) innellezine yübayiuneke innema yübayiunellah yedüllahi fevka eydihim fe men nekese fe innema yenküsü ala nefsih ve men evfa bi ma ahede aleyhüllahe fe se yü’tihi ecran aziyma
Muhakkak sana biat edenler (onlar) ancak Allah’a biat etmişlerdir Allah’ın kudret eli onların ellerinin üzerindeydi kim (ahdini) bozarsa ancak kendi aleyhine bozar kim de Allah’a verdiği sözü yerine getirirse (Allah) onlara büyük ecir verecektir

1. ellezîne : onlar
2. yubâyiûne-ke : sana biat ederler, tâbî olurlar
3. innemâ : sadece, oysa, olunca
4. yubâyiûne allâhe : Allah’a biat ederler, tâbî olurlar
5. yedu allâhi : Allah’ın eli
6. fevka : üzerinde
7. eydî-him : onların elleri
8. fe men : bundan sonra kim
9. nekese : bozdu
10. fe : artık
11. innemâ : sadece, oysa, olunca
12. yenkusu : bozar
13. alâ : üzerine, … e
14. nefsi-hî : kendi nefsi
15. ve men : ve kim
16. evfâ : vefa etti
17. bi mâ : şeylere
18. âhede : ahd etti
19. aleyhullâhe : Allah’a
20. fe : o taktirde, o zaman
21. se yu’tî-hi : ona verilecek
22. ecren : ecir, ücret, mükâfat
23. azîmen : en büyük

١١

سَيَقُولُ لَكَ الْمُخَلَّفُونَ مِنَ الْاَعْرَابِ شَغَلَتْنَا اَمْوَالُنَا وَاَهْلُونَا فَاسْتَغْفِرْ لَنَا يَقُولُونَ بِاَلْسِنَتِهِمْ مَالَيْسَ فى قُلُوبِهِمْ قُلْ فَمَنْ يَمْلِكُ لَكُمْ مِنَ اللّهِ شَيًْا اِنْ اَرَادَ بِكُمْ ضَرًّا اَوْ اَرَادَ بِكُمْ نَفْعًا بَلْ كَانَ اللّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبيرًا

(11) se yekulü lekel mühallefune minel a’rabi şeğaletna emvalüna ve ehluna festağfir lena yekulune bi elsinetihim ma leyse fi kulubihim kul fe mey yemlikü leküm minellahi şey’en in erade biküm darran ev erade biküm nef’a bel kanellahü bima ta’melune habira
Sana diyecek araplardan seferde geri bırakılanlar bizi mallarımız ve ehlimiz alıkoydu artık bizim için mağfiret dile dilleriyle söylüyorlardı onlar kalplerinde olmayan şeyi de ki sizin için kim bir şeye gücü yetebilir? Allah size bir zarar dilerse yahut fayda verilmesini isterse doğrusu Allah sizin yaptıklarınızdan haberdardır

1. se yekûlule-ke : sana diyecekler
2. muhallefûne : arkada kalmış olanlar, geride kalmış olanlar
3. min el a’râbi : bedevilerden, göçebe yaşayan Araplar’dan
4. şegalet-nâ : bizi meşgul etti
5. emvâlu-nâ : bizim mallarımız
6. ve ehlû-nâ : ve ehlimiz, ailelerimiz
7. fe istagfir lenâ : artık bizim için istiğfar et, mağfiret dile
8. yekûlûne : söylüyorlar
9. bi elsineti-him : dilleriyle
10. : şey
11. leyse : değil, olmayan
12. : içinde, de
13. kulûbi-him : onların kalpleri
14. kul : de, söyle
15. fe : o zaman, o taktirde
16. men : kim
17. yemliku : sahip olur, güce malik olur (mani olur, önler)
18. lekum : sizin için, size
19. min allâhi : Allah’tan
20. şey’en : bir şey
21. in : eğer
22. erâde : irade etti, diledi
23. bi-kum : size
24. darren : bir darlık, zarar
25. ev : veya
26. erâde : irade etti, diledi
27. bi-kum : size
28. nef’en : bir menfaat, yarar
29. bel : hayır, bilâkis (öyle değil)
30. kâne : oldu, idi, …dir
31. allâhu : Allah
32. bimâ : şeyler
33. ta’melûne : amel ediyorsunuz, yapıyorsunuz
34. habîren : haberdar (haberi olma)

١٢

بَلْ ظَنَنْتُمْ اَنْ لَنْ يَنْقَلِبَ الرَّسُولُ وَالْمُؤْمِنُونَ اِلى اَهْليهِمْ اَبَدًا وَزُيِّنَ ذلِكَ فى قُلُوبِكُمْ وَظَنَنْتُمْ ظَنَّ السَّوْءِ وَكُنْتُمْ قَوْمًا بُورًا

(12) bel zanentüm el ley yenkaliber rasulü vel mü’minune ila ehlihim ebedev ve züyyine zalike fi kulubiküm ve zanentüm zannes sev’ ve küntüm kavmem bura
Doğrusu siz sanmıştınız ki bir daha dönmeyecekler resuller ve mü’minler ailelerine ebedi olarak böylece süslendi de bu düşünce kalplerinizde kötü zanda bulundunuz helaki haketmiş bir kavim oldunuz

1. bel : hayır, bilâkis, aksine
2. zanen-tum : siz zannettiniz
3. en len yenkalibe : asla dönmeyecekler
4. er resûlu : resûl
5. ve el mû’minûne : ve mü’minler
6. ilâ ehlî-him : ehillerine, ailelerine
7. ebeden : ebediyen
8. ve zuyyine : ve süslü, güzel, çekici kılındı
9. zâlike : işte bu, bu
10. : içinde, de
11. kulûbi-kum : sizin kalpleriniz
12. ve zanen-tum : ve siz zannettiniz
13. zanne es sevi : kötü bir zanla
14. ve kuntum : ve siz oldunuz
15. kavmen : bir kavim
16. bûren : helâk olucu

١٣

وَمَنْ لَمْ يُؤْمِنْ بِاللّهِ وَرَسُولِه فَاِنَّا اَعْتَدْنَا لِلْكَافِرينَ سَعيرًا

(13) ve mel lem yümim billahi ve rasulihi fe inna a’tedna lil kafirine seiyra
Ve kim iman etmezse Allah’a ve resulüne şüphesiz biz hazırladık kafirler için çılgın bir ateş

1. ve men : ve kim
2. lem yû’min : îmân etmez
3. billâhi : Allah’a
4. ve resûli-hî : ve onun resûlü
5. fe : o zaman
6. innâ : muhakkak ki biz
7. a’ted-nâ : hazırladık
8. li el kâfirîne : kâfirler, inkârcılar için
9. saîren : sair, alevli ateş, cehennem

١٤

وَلِلّهِ مُلْكُ السَّموَاتِ وَالْاَرْضِ يَغْفِرُ لِمَنْ يَشَاءُ وَيُعَذِّبُ مَنْ يَشَاءُ وَكَانَ اللّهُ غَفُورًا رَحيمًا

(14) ve lillahi mülküs semavati vel ard yağfiru limey yeşaü ve yüazzibü mey yeşa’ ve kanellahü ğafurar rahiyma
Semaların ve arzın mülkü Allah’ındır (o) dilediği kimseyi bağışlar dilediği kimseye de azap eder Allah bağışlayan, merhamet sahibidir

1. ve lillâhi : ve Allah’ındır
2. mulku : mülk, mülkiyet, idare
3. es semâvâti : semalar, gökler
4. ve el ardı : ve arz, yer
5. yagfiru : mağfiret eder
6. li men : kimseyi
7. yeşâu : diler
8. ve yuazzibu : ve azap eder
9. men : kimse
10. yeşâu : diler
11. ve kâne : ve oldu, idi, …dır
12. allahu : Allah
13. gafûren : gafur, bağışlayan,
14. rahîmen : Rahîm esması ile tecelli eden, rahmet nuru gönderen

١٥

سَيَقُولُ الْمُخَلَّفُونَ اِذَا انْطَلَقْتُمْ اِلى مَغَانِمَ لِتَاْخُذُوهَا ذَرُونَا نَتَّبِعْكُمْ يُريدُونَ اَنْ يُبَدِّلُوا كَلَامَ اللّهِ قُلْ لَنْ تَتَّبِعُونَا كَذلِكُمْ قَالَ اللّهُ مِنْ قَبْلُ فَسَيَقُولُونَ بَلْ تَحْسُدُونَنَا بَلْ كَانُوا لَايَفْقَهُونَ اِلَّا قَليلًا

(15) se yekulül mühallefune izen talaktüm ila meğanime li te’huzuha zeruna nettebi’küm yüridune ey yübeddilu kelamellah kul len tettebiuna kezaliküm kalellahü min kabl fe se yekulune bel tahsüdunena bel kanu la yefkahune illa kalila
Geri bırakılanlar diyecek (seferden) gittiğiniz zaman ganimetleri almaya bizi bırakın, sizin arkanızdan gelelim hükmü değiştirmek isteyeceklerdir Allah’ın kelamındaki de ki (siz) bizim arkamızdan asla gelmeyeceksiniz Allah bundan önce hakkınızda böyle buyurdu hemen diyecekler hayır! (siz) bizi kıskanıyorsunuz doğrusu onlar anlamıyorlar pek azı hariç

1. se-yekûlu : diyecekler
2. muhallefûne : arkada kalmış olanlar (savaşa katılmayanlar)
3. izâ : olduğu zaman
4. intalaktum : siz ayrıldınız, gittiniz
5. ilâ megânime : ganimetlere
6. li te’huzû-hâ : onu almak için
7. zerû-nâ : bizi bırakın (bize izin verin)
8. nettebi’ kum : size tâbî olalım, arkanızdan gelelim
9. yurîdûne : istiyorlar
10. en yubeddilû : değiştirmek
11. kelâma allâhi : Allah’ın kelâmı
12. kul : de
13. len tettebiû-nâ : asla bize tâbî olamazsınız (bizimle gelemezsiniz)
14. kezâlikum : işte böyle, böyle
15. kâle : dedi
16. allâhu : Allah
17. min kablu : önceden, daha önce
18. fe : o zaman
19. se yekûlûne : diyecekler
20. bel : hayır
21. tahsudûne-nâ : bize haset ediyorsunuz, bizi kıskanıyorsunuz
22. bel : hayır
23. kânû : oldular, idiler, …dir
24. lâ yefkahûne : fıkıh edemiyorlar, idrak edemiyorlar, anlayamıyorlar
25. illâ : hariç, den başka
26. kalîlen : az, pek az

Sayfa:512

١٦

قُلْ لِلْمُخَلَّفينَ مِنَ الْاَعْرَابِ سَتُدْعَوْنَ اِلى قَوْمٍ اُولى بَاْسٍ شَديدٍ تُقَاتِلُونَهُمْ اَوْ يُسْلِمُونَ فَاِنْ تُطيعُوا يُؤْتِكُمُ اللّهُ اَجْرًا حَسَنًا وَاِنْ تَتَوَلَّوْا كَمَا تَوَلَّيْتُمْ مِنْ قَبْلُ يُعَذِّبْكُمْ عَذَابًا اَليمًا

(16) kul lil muhallefine minel a’rabi se tüd’avne ila kavmin üli be’sin şedidin tükatilunehüm ev yüslimun fe in tütiy’u yü’tikümüllahü ecran hasena ve in tetevellev kema tevelleytüm min kablü yüazzibküm azaben elima
(Seferden) geri bırakılan araplara de ki siz ilerde (savaşmaya) çağrılacaksınız çok kuvvetli, şedit bir kavimle onlarla (ya) harp edersiniz yahut (onlar) müslüman olurlar eğer (emre) itaat ederseniz Allah size güzel bir ecir verir eğer yüz çevirip dönerseniz bundan önce döndüğünüz gibi sizi elim bir azapla azaplandırırız

1. kul : de
2. li : … e
3. muhallefîne : arkada kalmış olanlar (savaşa gitmeyenler)
4. min : den
5. el a’râbi : Araplar, Bedevîler (Bedevî Araplar)
6. se-tud’avne : davet edileceksiniz, çağrılacaksınız
7. ilâ : … e (karşı)
8. kavmin : bir kavim
9. ulî be’sin : güç kuvvet sahibi, kuvvetli çarpışan
10. şedîdin : çok şiddetli, çok kuvvetli
11. tukâtilûne-hum : onlarla savaşırsınız, onları öldürürsünüz
12. ev : ya da, veya
13. yuslimûne : teslim olurlar, müslüman olurlar
14. fe : artık, bundan sonra
15. in : eğer
16. tutîû : itaat edersiniz
17. yû’ti-kum : size verir
18. allâhu : Allah
19. ecren : ecir
20. hasenen : güzel
21. ve : ve
22. in : eğer
23. tetevellev : dönersiniz, yüz çevirirsiniz
24. kemâ : gibi
25. tevelley-tum : yüz çevirdiniz
26. min kablu : önceden, daha önce
27. yuazzib-kum : sizi azaplandırır, azap eder
28. azâben : azap
29. elîmen : elîm, acı

١٧

لَيْسَ عَلَى الْاَعْمى حَرَجٌ وَلَا عَلَى الْاَعْرَجِ حَرَجٌ وَلَا عَلَى الْمَريضِ حَرَجٌ وَمَنْ يُطِعِ اللّهَ وَرَسُولَهُ يُدْخِلْهُ جَنَّاتٍ تَجْرى مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ وَمَنْ يَتَوَلَّ يُعَذِّبْهُ عَذَابًا اَليمًا

(17) leyse alel a’ma haracüv ve la alel a’raci haracüv ve la alel meriydi harac ve mey yütiilahe ve rasulehu yüdhilhü cennatin tecri min tahtihel enhar ve mey yetevelle yüazzibhü azaben elima
Gözleri görmeyene günah yoktur (cihada gitmemesinde) aksağa günah yoktur hastaya günah yoktur kim Allah’a ve resulüne itaat ederse cennetlere koyar onun altından nehirler akar ve kim de yüz çevirirse onu acıklı bir azapla azaplandırır

1. leyse : değil
2. alâ : … e, üzerine
3. el a’mâ : âmâ, kör
4. haracun : güçlük, zorluk, vebal
5. velâ : yoktur
6. alâ : üzerlerine
7. el a’reci : aksak, topal
8. haracun : güçlük, zorluk, vebal
9. ve lâ : ve yoktur
10. alâ : … e, üzerine
11. el marîdı : hasta
12. haracun : güçlük, zorluk, vebal
13. habîren : haberdar (haberi olma)
14. ve men : ve kim
15. yutıa : itaat eder
16. allâhe : Allah
17. ve : ve
18. resûle-hu : onun resûlü
19. yudhil-hu : onu dahil eder, koyar
20. cennâtin : cennetler
21. tecrî : akar
22. min : dan
23. tahti-hâ : onun altı
24. enhâru : nehirler
25. ve : ve
26. men : kim
27. yetevelle : yüz çevirir, döner
28. yuazzib-hu : onu azaplandırır, ona azap eder
29. azâben : azap
30. elîmen : elîm, acı

١٨

لَقَدْ رَضِىَ اللّهُ عَنِ الْمُؤْمِنينَ اِذْ يُبَايِعُونَكَ تَحْتَ الشَّجَرَةِ فَعَلِمَ مَا فى قُلُوبِهِمْ فَاَنْزَلَ السَّكينَةَ عَلَيْهِمْ وَاَثَابَهُمْ فَتْحًا قَريبًا

(18) le kad radiyallahü anil mü’minine iz yübayiuneke tahteş şecerati fe alime ma fi kulubihim fe enzeles sekinete aleyhim ve esabehüm fethan kariba
Kesinlikle Allah o mü’minlerden razı oldu sana biat ettikleri zaman o ağacın altında onların kalplerindeki samimiyeti bildi üzerlerine huzur ve sükunet indirdi ve kendilerine bahşetti yakın bir fetih

1. lekad : andolsun
2. radiye allâhu : Allah razı oldu
3. an el mû’minîne : mü’minlerden
4. iz : olduğu zaman
5. yubâyiûne-ke : sana biat ederler, tâbî olurlar
6. tahte : altında
7. eş şecereti : ağaç
8. fe : o zaman, böylece, oysa, ve de
9. alime : bildi (biliyordu)
10. : şeyi
11. : içinde, de
12. kulûbi-him : onların kalpleri
13. fe : böylece, bunun üzerine
14. enzele : indirdi
15. es sekînete : sekînet, güven duygusu, huzur
16. aleyhim : onların üzerine
17. ve esâbe-hum : ve onlara isabet ettirdi, verdi, nasip etti
18. fethan : fetih, zafer
19. karîben : yakın, yakın olan

١٩

وَمَغَانِمَ كَثيرَةً يَاْخُذُونَهَا وَكَانَ اللّهُ عَزيزًا حَكيمًا

(19) vemeğanime kesiraten te’huzuneha ve kanellahü azizen hakima
Onları alacakları birçok ganimetlerle (mükafatlandırdık) Allah güçlüdür, hikmet sahibidir

1. ve : ve
2. megânime : ganimetler
3. kesîreten : çok, pekçok
4. ye’huzûne-hâ : onu alırlar
5. ve : ve
6. kâne : oldu, …dır
7. allâhu : Allah
8. azîzen : azîz, üstün
9. hakîmen : hüküm ve hikmet sahibi

٢٠

وَعَدَكُمُ اللّهُ مَغَانِمَ كَثيرَةً تَاْخُذُونَهَا فَعَجَّلَ لَكُمْ هذِه وَكَفَّ اَيْدِىَ النَّاسِ عَنْكُمْ وَلِتَكُونَ ايَةً لِلْمُؤْمِنينَ وَيَهْدِيَكُمْ صِرَاطًا مُسْتَقيمًا

(20) veadekümüllahü meğanime kesiraten te’huzuneha fe accele leküm hazihi ve keffe eydiyen nasi anküm ve li tekune ayetel lil mü’minine ve yehdiyeküm siratam müstekıma
Allah size vaat buyurmuştur alacağınız pek çok ganimetler de şimdilik bunu size peşin vermiş sizden insanların (kötü niyet) elini çekmiştir ibret olsun mü’minler için sizi en doğru yolda hidayete eriştirsin (diye)

1. vaade-kum allâhu : Allah vaadetti
2. megânime : ganimetler
3. kesîreten : çok, pekçok
4. te’huzûne-hâ : onu alırsınız, alacaksınız
5. fe : böylece
6. accele : acele etti
7. lekum : sizin için
8. hâzihî : bu
9. ve : ve
10. keffe : çekti
11. eydiye : eller
12. en nâsi : insanlar
13. an-kum : sizden
14. ve : ve
15. li : için, diye
16. tekûne : olur
17. âyeten : âyet, delil
18. li : için, … e
19. el mu’minîne : mü’minler
20. ve : ve
21. yehdiye-kum : sizi hidayet eder, ulaştırır
22. sırâtan mustekîmen : Sıratı Müstakîm (Allah’a ulaştıran yol)

٢١

وَاُخْرى لَمْ تَقْدِرُوا عَلَيْهَا قَدْ اَحَاطَ اللّهُ بِهَا وَكَانَ اللّهُ عَلى كُلِّ شَىْءٍ قَديرًا

(21) ve uhra lem takdiru aleyha kad ehatallahü biha ve kanellahü ala külli şey’in kadira
Size takdir edilmemiş başka (mükafatlar), onlar Allah’ın bilgisindeki (ganimetler) Allah her şey üzerine kadirdir

1. ve : ve
2. uhrâ : diğeri, bundan başka
3. lem takdirû : takdir etmediniz, henüz ulaşmadınız
4. aleyhâ : ona
5. kad : oldu, olmuştur
6. ehâta allâhu : Allah ihata etti, kuşattı
7. bi-hâ : onu
8. ve : ve
9. kâne : oldu, …dır
10. allâhu : Allah
11. alâ : … e
12. kulli : her
13. şey’in : şey
14. kadîren : kaadir olan, gücü yeten

٢٢

وَلَوْ قَاتَلَكُمُ الَّذينَ كَفَرُوا لَوَلَّوُا الْاَدْبَارَ ثُمَّ لَايَجِدُونَ وَلِيًّا وَلَا نَصيرًا

(22) ve lev katelekümüllezine keferu le vellevül edbara sümme la yecidune veliyyev ve la nesiyra
Eğer kafirler sizinle savaşsalardı (mutlaka) arkalarını döner kaçarlardı sonra da ne bir veli bulabilirler, ne de yardımcı

1. ve : ve
2. lev kâtele-kum : eğer sizinle savaşsaydılar
3. ellezîne : onlar
4. keferû
(ellezîne keferû)
: inkâr ettiler
: (inkâr edenler, kâfirler)
5. le vellev : mutlaka dönerler
6. edbâre : arka, geri
7. summe : sonra
8. lâ yecidûne : bulamazlar
9. velîyyen : bir velî
10. ve lâ : ve olmaz
11. nasîren : yardımcı

٢٣

سُنَّةَ اللّهِ الَّتى قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلُ وَلَنْ تَجِدَ لِسُنَّةِ اللّهِ تَبْديلًا

(23) sünnetellahilleti kad halet min kabl ve len tecide li sünnetillahi tebdila
Allah’ın emri budur daha önceden söylenen de asla bulamazsın Allah’ın emrinde bir değiştirme

1. sunnete : sünnet
2. allâhi : Allah
3. elletî : ki o
4. kad : olmuştu
5. halet : gelip geçti (geçmişten beri devam eden)
6. min kablu : daha önceden, daha önce
7. ve : ve
8. len tecide : asla bulamazsın
9. li : için
10. sunneti allâhi : Allah’ın sünneti
11. tebdîlen : değiştirme, değişiklik

Sayfa:513

٢٤

وَهُوَ الَّذى كَفَّ اَيْدِيَهُمْ عَنْكُمْ وَاَيْدِيَكُمْ عَنْهُمْ بِبَطْنِ مَكَّةَ مِنْ بَعْدِ اَنْ اَظْفَرَكُمْ عَلَيْهِمْ وَكَانَ اللّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصيرًا

(24) ve hüvellezi keffe eydiyehüm anküm ve eydiyeküm anhüm bi batni mekkete mim ba’di en azferaküm aleyhim ve kanellahü bi ma ta’melune besiyra
O (Allah) ki çekendir onların elini üzerinizden sizin ellerinizi de onlardan mekke vadisinde kafirlere karşı size bir zafer verdikten sonra Allah bütün yaptıklarınızı görendir

1. ve huvellezî : ve o ki, ve o …dır
2. keffe : çekti
3. eydiye-hum : onların elleri
4. an-kum : sizden
5. ve eydiye-kum : ve sizin elleriniz
6. an-hum : onlardan
7. bi-batni : batında, ortasında
8. mekkete : Mekke
9. min ba’di : sonradan, sonra
10. en azfere-kum : sizi muzaffer kılması
11. aleyhim : onların üzerine, onlara karşı
12. ve kâne : ve oldu, …dır
13. allâhu : Allah
14. bimâ : şeyleri
15. ta’melûne : yapıyorsunuz
16. basîren : (en iyi, çok iyi) gören

٢٥

هُمُ الَّذينَ كَفَرُوا وَصَدُّوكُمْ عَنِ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ وَالْهَدْىَ مَعْكُوفًا اَنْ يَبْلُغَ مَحِلَّهُ وَلَوْلَا رِجَالٌ مُؤْمِنُونَ وَنِسَاءٌ مُؤْمِنَاتٌ لَمْ تَعْلَمُوهُمْ اَنْ تَطَؤُهُمْ فَتُصيبَكُمْ مِنْهُمْ مَعَرَّةٌ بِغَيْرِ عِلْمٍ لِيُدْخِلَ اللّهُ فى رَحْمَتِه مَنْ يَشَاءُ لَوْ تَزَيَّلُوا لَعَذَّبْنَا الَّذينَ كَفَرُوا مِنْهُمْ عَذَابًا اَليمًا

(25) hümüllezine keferu ve sadduküm anil mescidil harami vel hedye ma’kufen ey yeblüğa mehilleh ve lev la ricalüm mü’minune ve nisaüm mü’minatül lem ta’lemuhüm en tetauhüm fe tüsiybeküm minhüm mearratüm bi ğayri ilm li yüdhilellahü fi rahmetihi mey yeşa’ lev tezeyyelu le azzebnallezine keferu minhüm azaben elima
(Mekkelilerden) o kimseler ki küfredip sizi mescid-i haram’dan yasakladılar hediye kurbanlıklarını beklettiler yerine ulaşmasını (engellediler) eğer bir takım erkek ve kadın mü’minlerin (içinde), tanımadığınız kişileri çiğnemiş olmayasınız diye size isabet etmiş (olurdu) (bundan dolayı) bilmeyerek bir vebal (bunun sebebi) Allah’ın koyacağı içindir dilediğini rahmetine eğer (kafirlerden) ayrılabilselerdi elbette onlarla kafirleri yakalardık elim bir azapla

1. hum : onlar
2. ellezîne : o kimseler
3. keferû : inkâr ettiler
4. ve saddû-kum : ve sizi men ettiler, mani oldular
5. anil mescidil harâmi : Mescid-i Haram’dan
6. ve el hedye : ve kurbanlık hayvanlar
7. ma’kûfen : bekletilen
8. en yebluga : ulaşmak
9. mahılle-hu : onun mahalli (kesim yeri)
10. ve lev lâ : ve eğer olmasa (bulunmasa)
11. ricâlun : erkekler
12. mu’minûne : mü’min
13. ve nisâun : ve kadınlar
14. mû’minâtun : mü’min
15. lem ta’lemû-hum : onları henüz bilmiyorsunuz
16. en tetaû-hum : onları helâk etmeniz
17. fe tusîbe-kum : o zaman, bu sebeple, bu yüzden size isabet eder
18. min-hum : onlardan
19. maarratun : muarrat, meşakkat, sıkıntı
20. bi gayri : olmaksızın, olmadan
21. ilmin : ilim, bilgi
22. li : için, diye
23. yudhıle allâhu : Allah dahil eder
24. fî rahmeti-hî : rahmetinin içine, rahmetine
25. men : kimse
26. yeşâu : diledi
27. lev : eğer
28. tezeyyelû : birbirinden ayrıldılar
29. le : mutlaka
30. azzebnâ : azaplandırdık
31. ellezîne : o kimseler, onlar
32. keferû : inkâr ettiler
33. min-hum : onlardan
34. azâben : azap
35. elîmen : elîm, acı

٢٦

اِذْ جَعَلَ الَّذينَ كَفَرُوا فى قُلُوبِهِمُ الْحَمِيَّةَ حَمِيَّةَ الْجَاهِلِيَّةِ فَاَنْزَلَ اللّهُ سَكينَتَهُ عَلى رَسُولِه وَعَلَى الْمُؤْمِنينَ وَاَلْزَمَهُمْ كَلِمَةَ التَّقْوى وَكَانُوا اَحَقَّ بِهَا وَاَهْلَهَا وَكَانَ اللّهُ بِكُلِّ شَىْءٍ عَليمًا

(26) iz cealellezine keferu fi kulubihimül hamiyyete hamiyyetel cahiliyyeti fe enzelellahü sekinetehu ala rasulihi ve alel mü’minine ve elzemehüm kelimetet takva ve kanu ehakka biha ve ehleha ve kanellahü bi külli şey’in alima
O zaman kafirler kaynattılar kalplerinde ki taassup gayretini (o) cehaletten (gelen) taasuptu Allah da huzur ve sükunetini indirmiş resullerin ve mü’minlerin üzerine onlara takva kelimesinin (anlamını) ilham buyurmuştu onlar da buna layık ve ehildiler ve Allah her şeyi bilendir

1. iz : olunca
2. ceale
(ceale fî)
: kıldı, yaptı
: (yerleştirdi)
3. ellezîne : o kimseler, onlar
4. keferû : inkâr ettiler (kâfir oldular)
5. fî kulûbi-him : onların kalplerinde, kalplerinin içinde
6. el hamiyyete : gayret, ihtimam, himaye, muhafaza etme duygusu
7. hamiyyete el câhiliyyeti : cahillik duygusu, cahiliyet taassubu
8. fe enzele : böylece indirdi
9. allâhu : Allah
10. sekînete-hu : sekînetini, huzur ve güvenini
11. alâ : üzerine
12. resûli-hî : onun resûlü, kendi resûlü
13. ve alâ : ve üzerine
14. mû’minîne : mü’minler
15. ve elzeme-hum : ve onlara elzem oldu
16. kelimete : kelime, söz
17. takvâ : takva
18. ve kânû : ve oldular
19. ehakka : daha çok hak sahibi
20. bi-hâ : ona
21. ve ehle-hâ : ve ona ehil, lâyık
22. ve kâne : ve oldu
23. allâhu : Allah
24. bi kulli şey’in : herşeyi
25. alîmen : en iyi bilen

٢٧

لَقَدْ صَدَقَ اللّهُ رَسُولَهُ الرُّءْيَا بِالْحَقِّ لَتَدْخُلُنَّ الْمَسْجِدَ الْحَرَامَ اِنْ شَاءَ اللّهُ امِنينَ مُحَلِّقينَ رُؤُسَكُمْ وَمُقَصِّرينَ لَا تَخَافُونَ فَعَلِمَ مَا لَمْ تَعْلَمُوا فَجَعَلَ مِنْ دُونِ ذلِكَ فَتْحًا قَريبًا

(27) le kad sadekallahü rasulehür ru’ya bil hakk le tedhulünnel mescidel harame in şaellahü aminine muhallikıne ruuseküm ve mükassiriyne la tehafun fe alime ma lem ta’lemu fe ceale min duni zalike fethan kariba
Gerçekten Allah tasdik etti resullerin rüyasını hak olarak (gösterdi), mutlaka mescid-i haram’a gireceksiniz Allah’ın dilemesiyle emniyet üzere başlarınızı (hac için) tıraş ederek (veya) kısaltarak korkusuzca (gireceksiniz) fakat (Allah) bilmediklerinizi bildi bu fetihten önce yakın bir fetih yaptı

1. lekad : andolsun ki
2. sadaka allâhu : Allah doğruladı
3. resûle-hu : onun resûlü
4. er ru’yâ : rüya
5. bi el hakkı : hak ile, hak olduğunu
6. le tedhulunne : siz mutlaka gireceksiniz
7. mescide el harâme : Mescid-i Haram (Kâbe)
8. in şâe allâhu : eğer Allah dilerse
9. âminîne : emin olarak
10. muhallikîne : tıraş edilmiş olarak
11. ruûse-kum : başlarınız
12. ve mukassirîne : ve (saçlarınız) kısaltmış olarak
13. lâ tehâfûne : korkmadan, korkusuzca
14. fe : böylece, fakat
15. alime : bildi
16. : şey
17. lem ta’lemû : siz bilmiyorsunuz, sizin bilmediğiniz
18. fe : böylece, bu sebeple, bunun için
19. ceale : kıldı, yaptı
20. min dûni zâlike : bundan başka
21. fethan : fetih
22. karîben : yakın

٢٨

هُوَ الَّذى اَرْسَلَ رَسُولَهُ بِالْهُدى وَدينِ الْحَقِّ لِيُظْهِرَهُ عَلَى الدّينِ كُلِّه وَكَفى بِاللّهِ شَهيدًا

(28) hüvellezi ersele rasulehu bil hüda ve dinil hakkı li yuzhirahu aled dini küllih ve kefa billahi şehida
O ki resullerini gönderdi hidayet ve hak dinle (ta ki) onu bütün dinlere üstün kıldı şahit olarak Allah yeter

1. huve ellezî : o ki, o …dır
2. ersele : gönderdi
3. resûle-hu : onun resûlü
4. bi hudâ : hidayet ile
5. ve dîni el hakkı : ve hak dîn
6. li : için
7. yuzhire-hu : onu zahir kılmak, izhar etmek
8. alâ : üstüne, …e
9. dîni : dîn
10. kulli-hî : onun hepsi, bütün
11. ve kefâ : ve yeter, kâfi
12. billâhi : Allah
13. şehîden : şahit olarak

Sayfa:514

٢٩

مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللّهِ وَالَّذينَ مَعَهُ اَشِدَّاءُ عَلَى الْكُفَّارِ رُحَمَاءُ بَيْنَهُمْ تَريهُمْ رُكَّعًا سُجَّدًا يَبْتَغُونَ فَضْلًا مِنَ اللّهِ وَرِضْوَانًا سيمَاهُمْ فى وُجُوهِهِمْ مِنْ اَثَرِ السُّجُودِ ذلِكَ مَثَلُهُمْ فِى التَّوْريةِ وَمَثَلُهُمْ فِى الْاِنْجيلِ كَزَرْعٍ اَخْرَجَ شَطَْهُ فَازَرَهُ فَاسْتَغْلَظَ فَاسْتَوى عَلى سُوقِه يُعْجِبُ الزُّرَّاعَ لِيَغيظَ بِهِمُ الْكُفَّارَ وَعَدَ اللّهُ الَّذينَ امَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ مِنْهُمْ مَغْفِرَةً وَاَجْرًا عَظيمًا

(29) muhammedür rasulüllah vellezine meahu eşiddaü alel küffari ruhamaü beynehüm terahüm rukkean süccedey yebteğune fadlem minellahi ve ridvana simahüm fi vücuhihim min eseris sücud zalike meselühüm fit tevrati ve meselühüm fil incil ke zer’in ahrace şat’ehu fe azerahu festağleza festeva ala sukihi yu’cibüz zürraa li yeğiyza bihimül küffar veadellahül lezine amenu ve amilus salihati minhüm mağfiratev ve ecran aziyma
Muhammed Allah’ın resulüdür onunla beraber olanlar kafirlere karşı şedittirler kendi aralarında merhametlidirler onları görürsün rukü ederken, secde ederken talep ederler Allah’ın fazlı ihsanını ve rızasını onların simaları (nurlu) secde yerleri yüzlerinde (parlar) bu onların tevrat’da ki vasıflarıdır onların incil’de ki vasıfları da (şöyledir) ekine benzer o filizleri çıkarmış sonra kuvvetlendirmiştir sonra irileşip kalınlaşmış sonra gövdesi üzerine doğrulmuş çiftçinin hoşuna gider (bu benzetme) kafirleri kızdırmak içindir Allah vaat buyurmuştur iman edip salih amel işleyenlere onlar için mağfiret çok büyük ecir (vardır)

1. muhammedun : Hz. Muhammed (S.A.V)
2. resûlu allâhi : Allah’ın resûlü
3. ve ellezîne : ve onlar, olanlar
4. mea-hu : onunla beraber
5. eşiddâu : daha şiddetli, çok şiddetli
6. alâ : … a
7. kuffâri : kâfirler, inkârcılar
8. ruhamâu : çok merhametli
9. beyne-hum : kendi aralarında
10. terâ-hum : onları görürsün
11. rukkean : rükû halinde, rükû ederlerken
12. succeden : secde halinde, secde ederlerken
13. yebtegûne : isterler
14. fadlen : fazıl
15. min : den
16. allâhi : Allah
17. ve : ve
18. rıdvânen : rıza
19. sîmâ-hum : onların nişaneleri, alâmetleri
20. fî vucûhi-him : onların yüzlerinde (yüzlerinde var olan, yüzlerindeki)
21. min : den
22. eseru : eserler, izler
23. sucûdi : secdeler
24. zâlike : bu, işte bu
25. meselu-hum : onların örneği, durumu, özelliği
26. fî et tevrâti : Tevrat’ta
27. ve : ve
28. meselu-hum : onların örneği, durumu, özelliği
29. fi el incîli : İncil’de
30. ke : gibi
31. zer’in : ekin
32. ahrece : çıkardı
33. şat’e-hu : onun filizi, filizini
34. fe : sonra, böylece
35. âzere-hu : onu kuvvetlendirdi
36. fe : sonra, böylece
37. istagleza : galiz hale getirdi, kalınlaştırdı
38. fe : sonra, böylece
39. istevâ : sevva oldu, yöneldi, doğruldu, yükseldi
40. alâ : üzerinde
41. sûkı-hî : kendi gövdesi
42. yu’cibu : hoşuna gider
43. ez zurrâa : ekinciler, çiftçiler
44. li yagîza : öfkelendirmek için
45. bi him : onunla
46. el kuffâr(kuffâra) : kâfirler
47. vaada allâhu : Allah vaadetti
48. ellezîne : onlar
49. âmenû : âmenû oldular, Allah’a ulaşmayı dilediler
50. ve : ve
51. amilû es sâlihâti : salih amel (nefs tezkiye edici amel) işlediler
52. min-hum : onlardan
53. magfireten : mağfiret
54. ve : ve
55. ecren : bir ecir
56. azîmen : büyük

49-HUCURAT

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ

١

يَا اَيُّهَا الَّذينَ امَنُوا لَاتُقَدِّمُوا بَيْنَ يَدَىِ اللّهِ وَرَسُولِه وَاتَّقُوا اللّهَ اِنَّ اللّهَ سَميعٌ عَليمٌ

(1) ya eyyühellezine amenu la tükaddimu beyne yedeyillahi ve rasulihi vettekullah innellahe semiun alim
Ey iman edenler! geçmeyin Allah ve o’nun resulünün önüne ve Allah’tan korkun ve sakının şüphesiz Allah işiten, bilendir

1. yâ eyyuhâ : ey
2. ellezîne : onlar, olanlar
3. âmenû : âmenû oldular, Allah’a ulaşmayı dilediler
4. lâ tukaddimû : takdim etmeyin, öne geçmeyin, ileri gitmeyin
5. beyne yedeyi : elleri arası, önü
6. allâhi : Allah
7. ve resûli-hî : ve onun resûlü
8. ve ittekû allâhe : ve Allah’a karşı takva sahibi olun
9. inne allâhe : muhakkak ki Allah
10. semîun : en iyi işiten
11. alîmun : en iyi bilen

٢

يَا اَيُّهَا الَّذينَ امَنُوا لَا تَرْفَعُوا اَصْوَاتَكُمْ فَوْقَ صَوْتِ النَّبِىِّ وَلَا تَجْهَرُوا لَهُ بِالْقَوْلِ كَجَهْرِ بَعْضِكُمْ لِبَعْضٍ اَنْ تَحْبَطَ اَعْمَالُكُمْ وَاَنْتُمْ لَا تَشْعُرُونَ

(2) ya eyyühellezine amenu la terfeu asvateküm fevka savtin nebiyyi ve la techeru lehu bil kavli ke cehri ba’diküm li ba’din en tahbeta a’malüküm ve entüm la teş’urun
Ey iman edenler! seslerinizi yükseltmeyin nebinin sesinden daha üstte (bir sesle) ona bağırarak konuşmayın birbirinize bağırır gibi amelleriniz boşa gider sizin haberiniz olmadan

1. yâ eyyuhâ : ey
2. ellezîne : onlar, olanlar
3. âmenû : âmenû oldular, Allah’a ulaşmayı dilediler
4. lâ terfeû : yükseltmeyin
5. asvâte-kum : sesleriniz
6. fevka : üzerine
7. savti : ses
8. en nebiyyi : peygamber
9. ve lâ techerû : ve cehren, bağırarak söylemeyin
10. lehu : ona
11. bi el kavli : sözü
12. ke : gibi
13. cehri : cehren, bağırarak
14. ba’di-kum li ba’din : birbirinize
15. en tahbeta : heba olması, boşa gitmesi
16. a’mâlu-kum : amellleriniz
17. ve entum : ve siz
18. lâ teş’urûne : şuurunda olmazsınız, farkına varmazsınız

٣

اِنَّ الَّذينَ يَغُضُّونَ اَصْوَاتَهُمْ عِنْدَ رَسُولِ اللّهِ اُولءِكَ الَّذينَ امْتَحَنَ اللّهُ قُلُوبَهُمْ لِلتَّقْوى لَهُمْ مَغْفِرَةٌ وَاَجْرٌ عَظيمٌ

(3) innellezine yeğuddune asvatehüm inde rasulillahi ülaikel lezinemtehanellahü kulubehüm lit takva lehüm mağfiratüv ve ecrun aziym
Gerçekten seslerini kısanlar (var ya) Allah’ın resulünün yanında Allah’ın imtihan ettiği kimselerdir kalplerini takva için onlar için mağfiret ve büyük bir ecir (vardır)

1. inne : muhakkak
2. ellezîne : onlar, o kimseler
3. yaguddûne : kısarlar, alçaltırlar
4. asvâte-hum : seslerini
5. inde : yanında
6. resûli allâhi : Allah’ın Resûlü
7. ulâike : işte onlar
8. ellezîne : onlar, o kimseler
9. imtehane : imtihan etti
10. allâhu : Allah
11. kulûbe-hum : onların kalpleri
12. li et takvâ : takva için
13. le-hum : onlar için
14. magfiretun : mağfiret
15. ve ecrun : ve ecir, mükâfat
16. azîmun : büyük

٤

اِنَّ الَّذينَ يُنَادُونَكَ مِنْ وَرَاءِ الْحُجُرَاتِ اَكْثَرُهُمْ لَايَعْقِلُونَ

(4) innellezine yünaduneke miv verail hucürati ekseruhüm la ya’kılun
Sana bağıranlar (yok mu) hücrelerin arkasından onlardan çoğunun akılları ermeyenlerdir

1. inne : muhakkak
2. ellezîne : onlar, o kimseler, olanlar
3. yunâdûne-ke : sana seslenirler
4. min verâi : arkasından
5. el hucurâti : odalar
6. ekseru-hum : onların çoğu
7. lâ ya’kılûne : akıl etmiyorlar, akıl etmezler

Sayfa:515

٥

وَلَوْ اَنَّهُمْ صَبَرُوا حَتّى تَخْرُجَ اِلَيْهِمْ لَكَانَ خَيْرًا لَهُمْ وَاللّهُ غَفُورٌ رَحيمٌ

(5) ve lev ennehüm saberu hatta tahruce ileyhim le kane hayral lehüm vallahü ğafurur rahiym
Eğer onlar sabretselerdi çıkıncaya kadar (sen) onların yanına elbette onlar için hayırlı olurdu Allah bağışlayan, merhamet sahibidir

1. ve lev : ve eğer, ise, olsa
2. enne-hum : onların olması
3. saberû : sabrettiler
4. hattâ tahruce : sen çıkıncaya kadar
5. ileyhim : onlara, onların yanına
6. le kâne : mutlaka olurdu
7. hayran : daha hayırlı
8. lehum : onlar için
9. ve allâhu : ve Allah
10. gafûrun : mağfiret eden
11. rahîmun : rahîm olan, rahîm esması ile tecelli eden, rahmet nuru gönderen

٦

يَا اَيُّهَا الَّذينَ امَنُوا اِنْ جَاءَكُمْ فَاسِقٌ بِنَبَاٍ فَتَبَيَّنُوا اَنْ تُصيبُوا قَوْمًا بِجَهَالَةٍ فَتُصْبِحُوا عَلى مَافَعَلْتُمْ نَادِمينَ

(6) ya eyyühellezine amenu in caeküm fasikum bi nebein fetebeyyenu en tüsiybu kavmem bi cehaletin fe tusbihu ala ma fealtüm nadimin
Ey iman edenler! eğer bir fasık size haber getirirse (onu) hemen sorgulayın bilmeyerek bir kavme sataşırsanız sonrada yaptığınıza pişman olursunuz

1. yâ eyyuhâ : ey
2. ellezîne : onlar, olanlar
3. âmenû : âmenû oldular, Allah’a ulaşmayı dilediler
4. in : eğer
5. câe-kum : size geldi
6. fâsikun : bir fasık
7. bi nebein : bir haber ile
8. fe : o zaman
9. tebeyyenû : beyan edin, araştırın
10. en tusîbû : bir musîbet isabet ettirmeniz, kötülük yapmanız
11. kavmen : bir kavim
12. bi cehâletin : cehaletle, cahillikle, bilmeyerek
13. fe : o zaman, o taktirde, sonra da
14. tusbihû : olursunuz
15. alâ : … a
16. : şey
17. fealtum : yaptınız
18. nâdimîne : pişman olanlar

٧

وَاعْلَمُوا اَنَّ فيكُمْ رَسُولَ اللّهِ لَوْ يُطيعُكُمْ فى كَثيرٍ مِنَ الْاَمْرِ لَعَنِتُّمْ وَلكِنَّ اللّهَ حَبَّبَ اِلَيْكُمُ الْايمَانَ وَزَيَّنَهُ فى قُلُوبِكُمْ وَكَرَّهَ اِلَيْكُمُ الْكُفْرَ وَالْفُسُوقَ وَالْعِصْيَانَ اُولءِكَ هُمُ الرَّاشِدُونَ

(7) va’lemu enne fiküm rasulellah lev yütiy’uküm fi kesirim minel emri le anittüm ve lakinnellahe habbebe ileykümül imane ve zeyyenehu fi kulubiküm ve kerrahe ileykümül küfra vel füsuka vel isyan ülaike hümür raşidun
Bilin ki sizin içinizde Allah’ın resulü (vardır) eğer size tabi olsaydı bir çok işte, siz sıkıntıya girerdiniz lakin Allah size imanı sevdirdi onu kalbinizde ziynetledi (güzelleştirdi) size çirkin gösterdi küfrü, fıskı ve isyanı işte bunlar kemale erenlerin kendileridir

1. va’lemû : ve bilin
2. enne : olduğunu
3. fî-kum : sizin içinizde
4. resûlu allâhi : Allah’ın Resûlü
5. lev : eğer, şâyet, ise, olsa
6. yutîu-kum : size tâbî olur, uyar, itaat eder
7. fî kesîrin : çoğunda
8. min el emri : işlerden
9. le : mutlaka
10. anittum : siz sıkıntıya düşerdiniz
11. ve lâkinne : ve lâkin, fakat
12. allâhe : Allah
13. habbebe : sevdirdi
14. ileykum : size
15. el îmâne : îmân
16. ve zeyyene-hu : ve onu müzeyyen kıldı, süsledi
17. fî kulûbi-kum : kalplerinizde
18. ve kerrehe : ve kerih, çirkin gösterdi
19. ileykum : size
20. el kufre : küfrü
21. ve el fusûka : ve fısk
22. ve el isyâne : ve isyan
23. ulâike : işte onlar
24. hum : onlar
25. er râşidûne : irşad olanlar

٨

فَضْلًا مِنَ اللّهِ وَنِعْمَةً وَاللّهُ عَليمٌ حَكيمٌ

(8) fadlem minellahi ve ni’meh vallahü alimün hakim
Allah’tan fazlı nimettir Allah, bilen, hikmet sahibidir

1. fadlen : fazl
2. min allâhi : Allah’tan
3. ve ni’meten : ve bir ni’met
4. ve allâhu : ve Allah
5. alîmun : en iyi bilen
6. hakîmun : hüküm ve hikmet sahibi

٩

وَاِنْ طَاءِفَتَانِ مِنَ الْمُؤْمِنينَ اقْتَتَلُوا فَاَصْلِحُوا بَيْنَهُمَا فَاِنْ بَغَتْ اِحْديهُمَا عَلَى الْاُخْرى فَقَاتِلُوا الَّتى تَبْغى حَتّى تَفىءَ اِلى اَمْرِ اللّهِ فَاِنْ فَاءَتْ فَاَصْلِحُوا بَيْنَهُمَا بِالْعَدْلِ وَاَقْسِطُوا اِنَّ اللّهَ يُحِبُّ الْمُقْسِطينَ

(9) ve in taifetani minel mü’mininaktetelu feaslihu beynehüma feim beğat ihdahüma alel uhra fekatilül leti tebğıy hatta tefie ila emrillah fe in faet feaslihu beynehüma bil adli ve aksitu innellahe yühibbül müksitiyn
Eğer mü’minlerden iki taife savaşırlarsa hemen her birinin arasını bulun eğer vuruşurlarsa ikisinden biri diğerine saldıran tarafla savaşın Allah’ın emrine dönünceye kadar eğer dönerse (yine) aralarını (adaletle) bulun ve adil davranın şüphesiz Allah adaletle iş yapanları sever

1. ve : ve
2. in tâifetâni : eğer iki topluluk
3. min el mu’minîn : mü’minlerden
4. iktetelû : savaştılar
5. fe : fakat, o zaman, o taktirde
6. aslihû : ıslâh edin
7. beyne-humâ : onların aralarını, o ikisinin arasını
8. fe : fakat, o zaman, o taktirde
9. in : eğer
10. begat : zulmetti, tecavüzde bulundu
11. ihdâ-humâ : ikisinden biri
12. alâ el uhrâ : diğerine
13. fe : fakat, o zaman, o taktirde
14. kâtilû : savaşın
15. elletî : ki o
16. tebgî : zulmeder
17. hattâ : oluncaya kadar
18. tefîe : döner
19. ilâ emri allâhi : Allah’ın emrine
20. fe : bundan sonra, böylece
21. in fâet : eğer dönerse
22. fe : bundan sonra, böylece
23. aslihû : ıslâh edin, düzeltin
24. beyne-humâ : onların aralarını, o ikisinin arasını
25. bi el adli : adaletle
26. ve aksitû : ve adaletli olun
27. inne allâhe : muhakkak ki Allah
28. yuhibbu : sever
29. el muksitîne : adil olanlar

١٠

اِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ اِخْوَةٌ فَاَصْلِحُوا بَيْنَ اَخَوَيْكُمْ وَاتَّقُوا اللّهَ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ

(10) innemel mü’minune ihvetün feaslihu beyne ehaveyküm vettekullahe lealleküm türhamun
Mü’minler ancak kardeştirler o halde iki kardeşinizin arasını düzeltin Allah’tan sakının ve korkun olur ki siz merhamet olunursunuz

1. innemâ : sadece, ancak, oysa
2. el mû’minûne : mü’minler
3. ihvetun : kardeştirler
4. fe : öyleyse
5. aslihû : ıslâh edin
6. beyne : arası
7. ehavey-kum : kardeşleriniz
8. ve ittekû allâhe : ve Allah’tan sakının, Allah’a karşı takva sahibi olun
9. lealle-kum : umulur ki böylece siz
10. turhamûne : rahmet olunursunuz

١١

يَا اَيُّهَا الَّذينَ امَنُوا لَا يَسْخَرْ قَوْمٌ مِنْ قَوْمٍ عَسى اَنْ يَكُونُوا خَيْرًا مِنْهُمْ وَلَا نِسَاءٌ مِنْ نِسَاءٍ عَسى اَنْ يَكُنَّ خَيْرًا مِنْهُنَّ وَلَا تَلْمِزُوا اَنْفُسَكُمْ وَلَا تَنَابَزُوا بِالْاَلْقَابِ بِءْسَ الِاسْمُ الْفُسُوقُ بَعْدَ الْايمَانِ وَمَنْ لَمْ يَتُبْ فَاُولءِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ

(11) ya eyyühellezine amenu la yeshar kavmün min kavmin asa ey yekunu hayram minhüm ve la nisaüm min nisain asa ey yekünne hayram minhün ve la telmizu enfüseküm ve la tenabezu bil elkab bi’se lismül füsuku ba’del iman ve mel lem yetüb fe ülaike hümüz zalimun
Ey iman edenler! bir kavim başka bir kavim ile alay etmesin olur ki (alay edilenler) kendilerinden daha hayırlı olabilirler kadınlar diğer kadınları (alaya) almasınlar olur ki kendilerinden daha hayırlı olabilirler birbirinizi ayıplamayın ve kötü lakap takmayın ne kötü bir isimdir imandan sonra fasıklıkla adlanmak kim tövbe etmezse işte onlar zalimlerin ta kendileridir

1. yâ eyyuhâ : ey
2. ellezîne : onlar, olanlar
3. âmenû : âmenû oldular, Allah’a ulaşmayı dilediler
4. lâ yeshar : alay etmesin
5. kavmun : bir kavmin
6. min kavmin : bir kavim
7. asâ : umulur ki, belki
8. en yekûnû : olurlar
9. hayren : daha hayırlı
10. min-hum : onlardan
11. ve lâ nisâun : ve kadınlar ….. olmasın, yapmasın
12. min nisâin : kadınlar
13. asâ : belki, umulur ki
14. en yekunne : olurlar
15. hayren : daha hayırlı
16. min-hunne : onlardan
17. ve lâ telmizû : ve ayıplamayın
18. enfuse-kum : nefsleriniz, birbiriniz
19. ve lâ tenâbezû : ve çağırmayın
20. bi : ile
21. el elkâbi : lâkaplar, takma isimler
22. bi’se : ne kötü
23. el ismu : isim
24. el fusûku : fasık
25. ba’de : sonra
26. el îmâni : îmân
27. ve men : ve kim
28. lem yetub : tövbe etmez
29. fe ulâike : işte onlar
30. hum(u) : onlar
31. ez zâlimûne : zalimler

Sayfa:516

١٢

يَا اَيُّهَا الَّذينَ امَنُوا اجْتَنِبُوا كَثيرًا مِنَ الظَّنِّ اِنَّ بَعْضَ الظَّنِّ اِثْمٌ وَلَا تَجَسَّسُوا وَلَا يَغْتَبْ بَعْضُكُمْ بَعْضًا اَيُحِبُّ اَحَدُكُمْ اَنْ يَاْكُلَ لَحْمَ اَخيهِ مَيْتًا فَكَرِهْتُمُوهُ وَاتَّقُوا اللّهَ اِنَّ اللّهَ تَوَّابٌ رَحيمٌ

(12) ya eyyühellezine amenüc tenibu kesiram minezzanni inne ba’daz zanni ismüv ve la tecessesu ve la yağteb ba’duküm ba’da e yühibbü ehadüküm ey ye’küle lahme ehiyhi meyten fe kerihtümuh vettekullah innellahe tevvabür rahiym
Ey iman edenler! zandan çokça sakının şüphe yok ki zannın bir kısmı günahtır (birbirinizin kusurunu) araştırmayın birbirinizin gıybetini yapmayın sizden biriniz sever mi? hiç ölmüş kardeşinin etini yemeyi tabi bundan tiksindiniz Allah’tan korkunuz şüphesiz Allah tövbeleri kabul eden, merhamet sahibidir

1. yâ eyyyuhâ : ey
2. ellezîne : onlar, olanlar
3. âmenû : âmenû oldular, Allah’a ulaşmayı dilediler
4. ectenibû : çekinin, sakının
5. kesîren : çok
6. min ez zann(zanni) : zandan
7. inne : muhakkak
8. ba’de : bazısı, bir kısmı
9. ez zanni : zan
10. ismun : günah
11. ve lâ tecessesû : ve tecessüs etmeyin (birbirinizin gizli yönlerini, hatalarını araştırmayın), merak etmeyin
12. ve lâ yagteb : ve gıybetini yapmasın (arkasından çekiştirmesin)
13. ba’du-kum : sizin bir kısmınız
14. ba’dâ(ba’den) : bir kısmı
15. e yuhibbu : sever misiniz
16. ehadu-kum : sizden biri
17. en ye’kule : (bir şey)’i yemek
18. lâhme : et
19. ehî-hi : kardeşi
20. meyten : ölü, ölmüş halde
21. fe : işte böyle, elbette
22. kerihtumû-hu : onu kerih gördünüz, tiksindiniz, ondan hoşlanmadınız
23. ve ittekû allâhe : ve Allah’tan sakının, Allah’a karşı takva sahibi olun
24. inne allâhe : muhakkak ki Allah
25. tevvâbun : tövbeleri kabul eden
26. rahîmun : rahîm olan, rahîm esması ile tecelli eden

١٣

يَا اَيُّهَا النَّاسُ اِنَّا خَلَقْنَاكُمْ مِنْ ذَكَرٍ وَاُنْثى وَجَعَلْنَاكُمْ شُعُوبًا وَقَبَاءِلَ لِتَعَارَفُوا اِنَّ اَكْرَمَكُمْ عِنْدَ اللّهِ اَتْقيكُمْ اِنَّ اللّهَ عَليمٌ خَبيرٌ

(13) ya eyyühen nasü inna halaknaküm min zekeriv ve ünsa ve cealnaküm şüubev ve kabaile li tearafu inne ekrameküm indellahi etkaküm innellahe alimün habir
Ey insanlar! biz sizi erkek ve kadından yarattık sizi milletlere ve kabilelere ayırdık ki birbirinizi tanıyasınız gerçekten Allah’ın katında en iyiniz (Allah’tan en) çok korkup sakınanınızdır şüphesiz Allah bilir, haberdardır

1. yâ eyyuhâ : ey
2. en nâsu : insanlar
3. innâ : muhakkak ki biz
4. halaknâ-kum : yarattık sizi
5. min zekerin : bir erkek
6. ve unsâ : ve kadın
7. ve cealnâ-kum : ve sizi kıldık, yaptık
8. şuûben : şube, neseb, aynı soya mensup topluluk
9. ve kabâile : ve kabileler
10. li teârefû : tanışmanız için, birbirinizi tanımanız için
11. inne : muhakkak ki
12. ekreme-kum : sizin en çok kerim olanınız
13. inde allâhi : Allah indinde, katında
14. etkâ-kum : en çok takva sahibi olanınız
15. inne allâhe : muhakkak ki Allah
16. alîmun : en iyi bilen
17. habîrun : haberdar olan

١٤

قَالَتِ الْاَعْرَابُ امَنَّا قُلْ لَمْ تُؤْمِنُوا وَلكِنْ قُولُوا اَسْلَمْنَا وَلَمَّا يَدْخُلِ الْايمَانُ فى قُلُوبِكُمْ وَاِنْ تُطيعُوا اللّهَ وَرَسُولَهُ لَا يَلِتْكُمْ مِنْ اَعْمَالِكُمْ شَيًْا اِنَّ اللّهَ غَفُورٌ رَحيمٌ

(14) kaletil a’rabü amenna kul lem tü’minu ve lakin kulu eslemna ve lemma yedhulil imanü fi kulubiküm ve in tüti’ullahe ve rasulehu la yelitküm min a’maliküm şey’a innellahe ğafurur rahiym
Araplar biz iman ettik dedi de ki (onlar) daha iman etmediler lakin bizler teslim olduk deyin vaktaki iman sizin kalplerinize tam girdiği (zaman) eğer Allah’a itaat ederseniz ve o’nun resulüne sizin amelinizden hiçbir şey eksilmez şüphesiz Allah bağışlayan, merhamet sahibidir

1. kâlet(i) : dedi(ler)
2. el a’râbu : Bedevî Araplar
3. amennâ : biz îmân ettik, âmenû olduk
4. kul : de, söyle
5. lem tû’minû : âmenû olmadınız, Allah’a ulaşmayı dilemediniz
6. ve lâkin : ve lâkin, ama, fakat
7. kûlû : deyin, söyleyin
8. eslem-nâ : İslâm olduk, teslim olduk
9. ve lemmâ yedhuli : ve henüz dahil olmadı, girmedi
10. el îmânu : îmân
11. fî kulûbi-kum : kalplerinize
12. ve in : ve eğer
13. tutîû allâhe : Allah’a itaat edersiniz
14. ve resûle-hu : ve onun resûlü
15. lâ yelit-kum : size (sizden) eksiltmez
16. min a’mâli-kum : sizin amellerinizden
17. şey’en : bir şey
18. inne allâhe : muhakkak ki Allah
19. gafûrun : mağfiret edendir
20. rahîmun : rahîm olan, rahîm esması ile tecelli eden, rahmet nuru gönderen

١٥

اِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ الَّذينَ امَنُوا بِاللّهِ وَرَسُولِه ثُمَّ لَمْ يَرْتَابُوا وَجَاهَدُوا بِاَمْوَالِهِمْ وَاَنْفُسِهِمْ فى سَبيلِ اللّهِ اُولءِكَ هُمُ الصَّادِقُونَ

(15) innemel mü’minunellezine amenu billahi ve rasulihi sümme lem yertabu ve cahedu bi emvalihim ve enfüsihim fi sebilillah ülaike hümüs sadikun
Mü’minler ancak o kimseler ki Allah ve o’nun resulüne iman ederler sonra (imanlarında) şüpheye düşmezler cihat etmişlerdir malları ile canları ile Allah yolunda işte (bunlar) sadık olanların ta kendileridir

1. innemâ : fakat, ancak, sadece
2. el mu’minûne : mü’minler
3. ellezîne : onlar, olanlar
4. âmenû : âmenû oldular, inandılar
5. bi allâhi : Allah’a
6. ve resûli-hî : ve onun resûlü
7. summe : sonra
8. lem yertâbû : şüphe etmediler
9. ve câhedû : ve cihad edenler
10. bi emvâli-him : mallarıyla
11. ve enfusi-him : ve canları, nefsleri
12. fî sebîli allâhi : Allah’ın yolunda
13. ulâike : işte onlar
14. hum : onlar
15. es sâdikûne : sadık olanlar, sadıklar

١٦

قُلْ اَتُعَلِّمُونَ اللّهَ بِدينِكُمْ وَاللّهُ يَعْلَمُ مَا فِى السَّموَاتِ وَمَا فِى الْاَرْضِ وَاللّهُ بِكُلِّ شَىْءٍ عَليمٌ

(16) kul etüallimunellahe bi diniküm vallahü ya’lemü ma fis semavati ve ma fil ard vallahü bikülli şey’in alim
De ki siz Allah’a dininizi mi öğretiyorsunuz? Allah bilir göklerde ne varsa yerde ne varsa Allah her şeyi bilendir

1. kul : de
2. e tuallimûne allâhe : Allah’a mı öğretiyorsunuz
3. bi dîni-kum : dîninizi
4. ve allâhu : ve Allah
5. ya’lemu : en iyi bilir
6. mâ fî es semâvâti : göklerdeki şeyleri, göklerde olanları
7. ve mâ fî el ardı : ve yerlerdeki şeyleri, yerlerde olanları
8. ve allâhu : ve Allah
9. bi kulli şey’in : herşeyi
10. alîmun : en iyi bilen

١٧

يَمُنُّونَ عَلَيْكَ اَنْ اَسْلَمُوا قُلْ لَاتَمُنُّوا عَلَىَّ اِسْلَامَكُمْ بَلِ اللّهُ يَمُنُّ عَلَيْكُمْ اَنْ هَديكُمْ لِلْايمَانِ اِنْ كُنْتُمْ صَادِقينَ

(17) yemünnune aleyke en eslemu kul la temünnu aleyye islameküm belillahü yemünnü aleyküm en hedaküm lil imani in küntüm sadikın
Başlarına gelenleri senden (biliyorlar) islam’a (girdikten) sonra de ki: bana mihnet edip durmayın müslüman olduğunuzu doğrusu Allah size mihnet eder (islam dininin) imanı ile size hidayet buyurduğu için eğer siz sadık kimselerseniz

1. yemunnûne : minnet ediyorlar, başa kakıyorlar
2. aleyke : sana
3. en eslemû : İslâm’a girmeyi
4. kul : de, söyle
5. lâ temunnû : minnet (konusu) etmeyin
6. aleyye : bana, beni
7. islâme-kum : müslümanlığınızı, İslâmlığınızı, teslim olmanızı
8. beli : hayır, aksine
9. allâhu yemunnu : Allah minnet ettirir (siz Allah’a minnettar olun)
10. aleykum : size
11. en hedâ-kum : sizi hidayete erdirmesi, ulaştırması
12. li el îmâni : îmâna
13. in kun-tum : eğer siz iseniz
14. sâdikîne : sadık olanlar, sadıklar

١٨

اِنَّ اللّهَ يَعْلَمُ غَيْبَ السَّموَاتِ وَالْاَرْضِ وَاللّهُ بَصيرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ

(18) innellahe ya’lemü ğaybes semavati vel ard vallahü besiyrum bima ta’melun
Muhakkak Allah bilir göklerin ve yerin gaybını Allah yaptığınız şeyleri görendir

1. inne allâhe : muhakkak ki Allah
2. ya’lemu : bilendir
3. gaybe : gaybını
4. es semâvâti : göklerin
5. ve al ardı : ve yerin
6. ve allâhu : ve Allah
7. basîrun : görendir
8. bi mâ : şeyleri
9. ta’melûne : yaptığınız

50-KAF

Sayfa:517

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ

١

ق وَالْقُرْانِ الْمَجيدِ

(1) kaf vel kur’anil mecid
kaf şerefli kur’an hakkı için

1. kâf : Kaf, mukattaa harfi (şifre özelliği olan harf)
2. ve : andolsun
3. el kur’ân : Kur’ân
4. el mecîdi : şerefli, üstün

٢

بَلْ عَجِبُوا اَنْ جَاءَهُمْ مُنْذِرٌ مِنْهُمْ فَقَالَ الْكَافِرُونَ هذَا شَىْءٌ عَجيبٌ

(2) bel acibu en caehum munzirum minhum fe kalel kafirune haza şey’un acib
Doğrusu şaştılar kendilerinden bir uyarıcının gelmesiyle ve kâfirler dedi bu acayip bir şey

1. bel : hayır
2. acibû : şaşırdılar
3. en câe-hum : onlara gelmesi
4. munzirun : bir uyarıcı
5. min-hum : onlardan, kendilerinden
6. fe : bunun üzerine
7. kâle : dedi
8. el kâfirûne : kâfirler
9. hâzâ : bu
10. şey’un : bir şey
11. acîbun : acayip, şaşılacak

٣

ءَاِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا ذلِكَ رَجْعٌ بَعيدٌ

(3) eiza mitna ve kunna turaba zalike rac’um beiyd
Biz ölüp toprak olduğumuz zaman mı? işte bu çok uzak bir dönüş

1. e izâ : olduğu zaman mı
2. mitnâ : biz öldük
3. ve kunnâ : ve biz olduk
4. turâben : toprak
5. zâlike : işte bu
6. rec’un : dönüş
7. baîdun : uzak

٤

قَدْ عَلِمْنَا مَاتَنْقُصُ الْاَرْضُ مِنْهُمْ وَعِنْدَنَا كِتَابٌ حَفيظٌ

(4) kad alimna ma tenkusul erdu minhum ve indena kitabun hafiyz
Kesinlikle biz biliyoruz toprağın onlardan neyi eksilttiğini yanımızda (her şeyi) muhafaza eden bir kitap (vardır)

1. kad : olmuştu
2. alimnâ : biz bildik
3. mâ tenkusu : ne eksilttiğini (cesetleri çürütüp eksilttiğini)
4. el ardu : arz, yer
5. min-hum : onlardan
6. ve inde-nâ : ve katımızda
7. kitâbun : kitap (vardır)
8. hafîzun : muhafaza eden, saklayıp koruyan

٥

بَلْ كَذَّبُوا بِالْحَقِّ لَمَّا جَاءَهُمْ فَهُمْ فى اَمْرٍ مَريجٍ

(5) bel kezzebu bil hakkı lemma caehum fe hum fi emrim meric
Doğrusu yalanladılar onlara hak kendilerine geldiği zaman artık onlar şaşırmış bir durum içindeler

1. bel : hayır, aksine
2. kezzebû : yalanladılar
3. bi el hakkı : hak ile, hakkı
4. lemmâ : olduğu zaman, olunca
5. câe-hum : onlara geldi, kendilerine geldi
6. fe : bu durumda
7. hum : onlar
8. fî emrin : iş içinde
9. merîcin : karışık

٦

اَفَلَمْ يَنْظُرُوا اِلَى السَّمَاءِ فَوْقَهُمْ كَيْفَ بَنَيْنَاهَا وَزَيَّنَّاهَا وَمَا لَهَا مِنْ فُرُوجٍ

(6) e fe lem yenzuru iles semai fevkahum keyfe beneynaha ve zeyyennaha ve ma leha min furuc
Bakmıyorlar mı? üstlerindeki semaya biz onu nasıl bina etmişiz ve onu süslemişiz onun hiçbir gediği yoktur

1. e : mı
2. fe : öyleyse
3. lem yanzurû : bakmıyorlar
4. ilâ es semâi : semaya, göğe
5. fevka-hum : onların üzerlerinde
6. keyfe : nasıl
7. beneynâ-hâ : onu bina ettik
8. ve zeyyennâ-hâ : ve onu süsledik
9. ve mâ lehâ : ve onun yoktur
10. min furûcin : bir çatlak

٧

وَالْاَرْضَ مَدَدْنَاهَا وَاَلْقَيْنَا فيهَا رَوَاسِىَ وَاَنْبَتْنَا فيهَا مِنْ كُلِّ زَوْجٍ بَهيجٍ

(7) vel erda medednaha ve elkayna fiha ravasiye ve embetna fiha min külli zevcim behic
Yeryüzünü de uzatıp, onu döşemişiz ve yerleştirmişiz oraya sabit dağlar bitirmişiz ve gönül ferahlatan her çeşit (nebattan) çiftler

1. ve el arda : ve arz, ve yer
2. medednâ-hâ : onu döşeyip yaydık
3. ve elkaynâ : ve attık, bıraktık
4. fî-hâ : onda, orada
5. revâsiye : dağlar
6. ve enbetnâ : ve bitirdik, yetiştirdik
7. fî-hâ : onda, orada (oraya)
8. min kulli : hepsinden
9. zevcin : çift
10. behîcin : güzel, parlak

٨

تَبْصِرَةً وَذِكْرى لِكُلِّ عَبْدٍ مُنيبٍ

(8) tebsiratev ve zikra li kulli abdim munib
Gören gözlerin, öğüt almaları için yaptık (Allah’a) yönelen bütün kullar (bunları düşünsün)

1. tebsıraten : basiret, hikmetle bakan kalp gözü
2. ve zikrâ : ve zikir
3. li kulli abdin : bütün kullar için
4. munîbin : Allah’a dönmüş olan, Allah’a yönelen, Allah’a ulaşmayı dileyen

٩

وَنَزَّلْنَا مِنَ السَّمَاءِ مَاءً مُبَارَكًا فَاَنْبَتْنَا بِه جَنَّاتٍ وَحَبَّ الْحَصيدِ

(9) ve nezzelna mines semai maem mubaraken fe embetna bihi cennativ ve habbel hasiyd
Gökten indirdik mübarek bir su onunla bitirdik bahçeler ve biçilecek ekinler

1. ve nezzelnâ : ve biz indirdik
2. min es semâi : semadan, gökten
3. mâen : su
4. mubâreken : mübarek, bereketli
5. fe enbetnâ : böylece bitirdik, yetiştirdik
6. bi-hî : onunla
7. cennâtin : bahçeler
8. ve habbe : ve tane, hububat
9. el hasîdi : hasat edilen, biçilen nebat

١٠

وَالنَّخْلَ بَاسِقَاتٍ لَهَا طَلْعٌ نَضيدٌ

(10) ven nahle basikatil leha tal’un nediyd
Uzamış gitmiş hurma ağaçları birde tomurcukları (birbiri üzerinde) kümelenmiş,

1. ve en nahle : ve hurma ağaçları
2. bâsikâtin : yüksek, uzun
3. lehâ : onun (var)
4. tal’un : tomurcuk
5. nadîdun : üst üste yığılmış, dizilmiş, kümelenmiş

١١

رِزْقًا لِلْعِبَادِ وَاَحْيَيْنَا بِه بَلْدَةً مَيْتًا كَذلِكَ الْخُرُوجُ

(11) rizkal lil ibadi ve ahyeyna bihi beldetem meyta kezalikel huruc
(Bunlar) kullara rızık içindir o yağmurla biz hayat verdik ölü bir beldeye (mezardan) çıkışta böyledir

1. rızkan : bir rızık olmak üzere
2. li el ibâdi : kullar için
3. ve ahyeynâ : ve dirilttik
4. bi-hî : onunla
5. beldeten : belde
6. meyten : ölü
7. kezâlike : işte böyle, bunun gibi
8. el hurûcu : çıkış

١٢

كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ وَاَصْحَابُ الرَّسِّ وَثَمُودُ

(12) kezzebet kablehum kavmu nuhiv ve ashabur rassi ve semud
Onlardan önce hepsi yalanladı Nuh’un kavmi, ressi ashabı, semud (halkı)

1. kezzebet : yalanladı
2. kable-hum : onlardan önce
3. kavmu nûhın : Nuh’un kavmi
4. ve ashâbu : ve halkı
5. er ressi : Ress
6. ve semûdu : ve Semud (halkı)

١٣

وَعَادٌ وَفِرْعَوْنُ وَاِخْوَانُ لُوطٍ

(13) ve aduv ve fir’avnu ve ihvanu lut
Ad, firavun ve Lut’un kardeşleri de

1. ve âdun : ve Ad (kavmi)
2. ve fir’avnu : ve firavun
3. ve ihvânu : ve kardeşler
4. lûtın : Lut

١٤

وَاَصْحَابُ الْاَيْكَةِ وَقَوْمُ تُبَّعٍ كُلٌّ كَذَّبَ الرُّسُلَ فَحَقَّ وَعيدِ

(14) ve ashabul eyketi ve kavmu tubba kulun kezzeber rusule fe hakka veıd
Eyke ashabı ve tûbba kavmi de bunların hepsi resullerini yalanladı tehdidim (onlara) hak oldu

1. ve ashâbu el eyketi : ve Eyke halkı
2. ve kavmu : ve kavmi
3. tubbain : Tubba (kavmi)
4. kullun : hepsi
5. kezzebe : tekzip etti (yalanladı)
6. er rusule : resûller
7. fe : böylece
8. hakka : hak oldu
9. vaîdi : vaadim, vaadettiğim şey

١٥

اَفَعَيينَا بِالْخَلْقِ الْاَوَّلِ بَلْ هُمْ فى لَبْسٍ مِنْ خَلْقٍ جَديدٍ

(15) efe ayina bil halkıl evvel bel hum fi lebsim min halkın cedid
Biz ilk yaratılışta aciz mi kaldık? doğrusu onlar şüphe içindeler yeni bir yaratılıştan

1. e : mı
2. fe : öyleyse, o halde, yoksa
3. ayînâ : biz aciz olduk
4. bi el halkı : yaratılışta
5. el evveli : ilk
6. bel : hayır, öyle değil
7. hum : onlar
8. fî lebsin : kuşku içinde
9. min halkın : yaratılıştan
10. cedîdin : yeni

Sayfa:518

١٦

وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْاِنْسَانَ وَنَعْلَمُ مَاتُوَسْوِسُ بِه نَفْسُهُ وَنَحْنُ اَقْرَبُ اِلَيْهِ مِنْ حَبْلِ الْوَريدِ

(16) ve le kad halaknel insane ve na’lemu ma tuvesvisu bihi nefsuh ve nahnu akrabu ileyhi min hablil verid
Yemin olsun, insanı biz yarattık, nefsinin ona ne fısıldadığını da biliriz biz ona şah damarından daha da yakınız

1. ve lekad : ve andolsun
2. halaknâ : biz yarattık
3. el insâne : insan
4. ve na’lemu : ve biz biliriz
5. : ne, şey
6. tuvesvisu : vesveseler verir
7. bi-hi : ona
8. nefsu-hu : onun nefsi
9. ve nahnu : ve biz
10. akrebu : daha yakın
11. ileyhi : ona
12. min habli : damardan
13. el verîdi : can damarı, şahdamarı

١٧

اِذْ يَتَلَقَّى الْمُتَلَقِّيَانِ عَنِ الْيَمينِ وَعَنِ الشِّمَالِ قَعيدٌ

(17) iz yetelekkal mutelekkiyani anil yemini ve aniş şimali kaiyd
İşledikleri zaman (onu) kayıt ederler (melekler kişinin) sağında ve solunda oturmuşlardır

1. iz : o zaman
2. yetelakkâ : ikisi telâkki eder, kaydeder, tespit eder
3. el mutelakkîyâni : iki telâkki edici, iki yazıcı, iki tespit edici
4. an el yemîni : sağından
5. ve an eş şimâli : ve solundan
6. kaîdun : oturan

١٨

مَايَلْفِظُ مِنْ قَوْلٍ اِلَّا لَدَيْهِ رَقيبٌ عَتيدٌ

(18) ma yelfizu min kavlin illa ledeyhi rakiybun atid
(Ağzından) bir söz atmaz ki, onun yanında bulunmasın hazır bir gözcü

1. mâ yelfızu : söylenmez
2. min kavlin : bir söz
3. illâ : den başka, hariç (olmaz ki, olmasın)
4. ledeyhi : onun yanında
5. rakîbun : gözetleyiciler
6. atîdun : hazır bulunan

١٩

وَجَاءَتْ سَكْرَةُ الْمَوْتِ بِالْحَقِّ ذلِكَ مَاكُنْتَ مِنْهُ تَحيدُ

(19) ve caet sekratul mevti bil hakk zalike ma künte minhu tehiyd
Ölüm sarhoşluğu hak ile gelmiştir işte bu senin kaçıp durduğun şey

1. ve câet : ve geldi
2. sekretu : sarhoşluk
3. el mevti : ölüm
4. bi el hakkı : hak ile
5. zâlike : işte bu
6. mâ kunte : senin olduğun şey
7. min-hu : ondan
8. tehîdu : kaçıyorsun

٢٠

وَنُفِخَ فِى الصُّورِ ذلِكَ يَوْمُ الْوَعيدِ

(20) ve nufiha fis sur zalike yevmul veiyd
Sur’a üfürülür işte tehdit ettiğimiz gün (budur)

1. ve nufiha : ve üflendi
2. fî es sûri : sur’a
3. zâlike : işte bu
4. yevmu : gün
5. el vaîdi : tehdit, ikaz

٢١

وَجَاءَتْ كُلُّ نَفْسٍ مَعَهَا سَاءِقٌ وَشَهيدٌ

(21) ve caet kullu nefsim meaha saikuv ve şehid
Herkes beraberinde gelir bir sürücü ve şahit olduğu halde

1. ve câet : ve geldi
2. kullu nefsin : her nefs, bütün nefsler
3. mea-hâ : onunla beraber
4. sâikun : sevkeden
5. ve şehîdun : ve şahit

٢٢

لَقَدْ كُنْتَ فى غَفْلَةٍ مِنْ هذَا فَكَشَفْنَا عَنْكَ غِطَاءَكَ فَبَصَرُكَ الْيَوْمَ حَديدٌ

(22) le kad künte fi ğafletim min haza fekeşefna anke ğitaeke febesarukel yevme hadid
Kesinlikle sen bundan gaflet içindeydin şimdi senden perdeni açtık artık bugün gözün keskindir

1. lekad : andolsun
2. kunte : sen idin, oldun
3. fî gafletin : gaflet içinde
4. min hâzâ : bundan
5. fe : böylece, işte
6. keşef-nâ : kaldırdık (keşfini açtık)
7. an-ke : senden
8. gıtâe-ke : senin perden
9. fe besaru-ke : artık senin görüşün
10. el yevme : bugün
11. hadîdun : keskindir

٢٣

وَقَالَ قَرينُهُ هذَا مَالَدَىَّ عَتيدٌ

(23) ve kale karinuhu haza ma ledeyye atid
Ona arkadaşlık yapan der bu yanımdaki hazırlanmıştır

1. ve kâle : ve dedi
2. karînu-hu : onun yakını, yakınında olan
3. hâzâ : işte bu
4. mâ ledeyye : yanımda olan şey
5. atîdun : hazır olan

٢٤

اَلْقِيَا فى جَهَنَّمَ كُلَّ كَفَّارٍ عَنيدٍ

(24) elkıya fi cehenneme kulle keffarin anid
Atın cehennemin içine her inatçı kâfiri

1. elkıyâ : atın
2. fî cehenneme : cehennemin içine, cehenneme
3. kulle : bütün hepsini
4. keffârin : kâfirler
5. anîdin : inatçı

٢٥

مَنَّاعٍ لِلْخَيْرِ مُعْتَدٍ مُريبٍ

(25) mennail lil hayri mu’teim murib
Hayra engel olan azgın (ve) şüpheciyi

1. mennâın : engel olan
2. li el hayri : hayra
3. mu’tedin : hakka tecavüz eden, haddi aşan
4. murîbin : şüpheci

٢٦

اَلَّذى جَعَلَ مَعَ اللّهِ اِلهًا اخَرَ فَاَلْقِيَاهُ فِى الْعَذَابِ الشَّديدِ

(26) ellezi ceale meallahi ilahen ahara fe elkiyahu fil azabiş şedid
Allah (ile) beraber başka bir ilah mı edinmişti hemen onu içine atın şiddetli azabın

1. ellezî : o ki, o
2. ceale : kıldı, yaptı
3. mea allâhi : Allah’la beraber
4. ilâhen : ilâh
5. âhara : başka, diğer
6. fe : öyleyse
7. elkıyâ-hu : onu atın
8. fî el azâbi : azabın içine
9. eş şedîdi : şiddetli

٢٧

قَالَ قَرينُهُ رَبَّنَا مَا اَطْغَيْتُهُ وَلكِنْ كَانَ فى ضَلَالٍ بَعيدٍ

(27) kale karinuhu rabbena ma atğaytuhu velakin kane fi dalalim be’ıd
Arkadaşları der ey Rabbim! onu ben azdırmadım lâkin (kendisi) uzak bir dalalet içindeydi

1. kâle : dedi
2. karînu-hu : onun yakını, yakınında olan, yakın dostu
3. rabbe-nâ : Rabbimiz
4. mâ etgaytu-hu : onu ben azdırmadım
5. ve lâkin : ve lâkin
6. kâne : o idi, o oldu
7. fî dalâlin : dalâlet içinde
8. baîdin : uzak

٢٨

قَالَ لَاتَخْتَصِمُوا لَدَىَّ وَقَدْ قَدَّمْتُ اِلَيْكُمْ بِالْوَعيدِ

(28) kale la tahtesimu ledeyye ve kad kaddemtu ileykum bil veiyd
Buyurur benim huzurumda çekişmeyin ben size önceden uyarımı (yapmıştım)

1. kâle : dedi
2. lâ tahtesımû : çekişmeyin, kavga etmeyin
3. ledeyye : yanımda
4. ve kad kaddemtu : ve önceden takdim etmiştim, bildirmiştim
5. ileykum : size
6. bi el vaîdi : vaadimi

٢٩

مَايُبَدَّلُ الْقَوْلُ لَدَىَّ وَمَا اَنَا بِظَلَّامٍ لِلْعَبيدِ

(29) ma yubeddelul kavlu ledeyye ve ma ene bi zallamil lil abid
Söz değiştirilmez benim katımda ben zulüm edici değilim kullarıma

1. mâ yubeddelu : değiştirilmez
2. el kavlu : söz
3. ledeyye : katımda, yanımda
4. ve mâ ene : ve ben değilim
5. bi zallâmin : zulmedici
6. li el abîdi : kullarım için

٣٠

يَوْمَ نَقُولُ لِجَهَنَّمَ هَلِ امْتَلَاْتِ وَتَقُولُ هَلْ مِنْ مَزيدٍ

(30) yevme nekulu li cehenneme helimtele’ti ve tekulu hel mim mezid
O gün cehenneme diyeceğiz “doldun mu?” diyecek daha ziyadesi var mı?

1. yevme : o gün
2. nekûlu : deriz
3. li cehenneme : cehenneme
4. hel imtele’ti : doldun mu
5. ve tekûlu : ve der
6. hel : var mı
7. min mezîdin : daha fazlası

٣١

وَاُزْلِفَتِ الْجَنَّةُ لِلْمُتَّقينَ غَيْرَ بَعيدٍ

(31) ve uzlifetil cennetu lil muttekıne ğayra beiyd
Cennette yaklaştırılacak takva sahiplerine uzak olmayacak

1. ve uzlifet : ve yaklaştırıldı
2. el cennetu : cennet
3. li el muttekîne : takva sahipleri için
4. gayre : olmaksızın, olmayarak
5. baîdin : uzak

٣٢

هذَا مَاتُوعَدُونَ لِكُلِّ اَوَّابٍ حَفيظٍ

(32) haza ma tuadune li külli evvabin hafiyz
işte bu size vaat olunan bütün tövbe edip (onu) muhafaza edenler için

1. hâzâ : bu
2. mâ tûadûne : size vaadolunan şey
3. li kulli : hepsi için
4. evvâbin : ruhu Allah’a ulaşarak sığınmış
5. hafîzin : hafîz olanlar (üzerine devrin imamının ruhu ulaşmış olanlar)

٣٣

مَنْ خَشِىَ الرَّحْمنَ بِالْغَيْبِ وَجَاءَ بِقَلْبٍ مُنيبٍ

(33) men haşiyer rahmane bil ğaybi ve cae bi kalbim munib
Rahman’dan korkan görmedikleri halde ve (Allah’a) yönelmiş kalp ile gelenler (için)

1. men : kimse, kim, kişi, kişiler
2. haşiye : huşû duydu
3. er rahmâne : Rahmân
4. bi el gaybi : gayb ile, gaybte
5. ve câe : ve geldi
6. bi kalbin : bir kalp ile
7. munîbin : Allah’a dönük

٣٤

اُدْخُلُوهَا بِسَلَامٍ ذلِكَ يَوْمُ الْخُلُودِ

(34) udhulu ha biselam zalike yevmul hulud
Selametle girin oraya işte bu ebedilik günüdür

1. udhulû-hâ : ona girin
2. bi selâmin : esenlik ve barış (selâm) ile
3. zâlike : bu
4. yevmu : gün
5. el hulûdi : ebedîlik

٣٥

لَهُمْ مَا يَشَاؤُنَ فيهَا وَلَدَيْنَا مَزيدٌ

(35) lehum ma yeşaune fiha ve ledeyna mezid
Onların orada her istedikleri (var) katımızda daha ziyadesi (var)

1. lehum : onların, onlar için (vardır)
2. mâ yeşâûne : diledikleri şey
3. fî-hâ : orada
4. ve ledeynâ : ve katımızda
5. mezîdun : daha fazlası

Sayfa:519

٣٦

وَكَمْ اَهْلَكْنَا قَبْلَهُمْ مِنْ قَرْنٍ هُمْ اَشَدُّ مِنْهُمْ بَطْشًا فَنَقَّبُوا فِى الْبِلَادِ هَلْ مِنْ مَحيصٍ

(36) ve kem ehlekna kablehum min karnin hüm eşeddu minhüm batşen fe nekkabu fil bilad hel mim mehiys
Nice helak ettik onlardan önce memleketleri onlar yakalamada onlardan daha güçlü idiler beldelerin içine kadar ararlardı (artık) kaçacakları yer mi var?

1. ve kem : ve kaç tane, nice
2. ehlek-nâ : biz helâk ettik
3. kable-hum : bunlardan önce
4. min karnin : (nice) nesiller
5. hum : onlar
6. eşeddu : daha kuvvetli
7. min-hum : onlardan, kendilerinden
8. batşen : yakalamak, yakıp yıkmak
9. fe : halbuki, oysaki
10. nakkabû : yer araştırdılar, yer aradılar
11. fî el bilâdi : beldelerde, şehirlerde
12. hel : (var) mı
13. min mahîsin : kaçacak, kurtulacak bir yer

٣٧

اِنَّ فى ذلِكَ لَذِكْرى لِمَنْ كَانَ لَهُ قَلْبٌ اَوْ اَلْقَى السَّمْعَ وَهُوَ شَهيدٌ

(37) inne fi zalike le zikra li men kane lehu kalbun ev elkas sem’a ve huve şehid
Şüphesiz bunda öğüt vardır o kimse ki kalbi mutmain olup yahut işittiğini kavrayan (için) ve ona şahit olan (için)

1. inne : muhakkak
2. fî zâlike : bunda vardır
3. le : mutlaka, elbette
4. zikrâ : hatırlatma, öğüt, ibret
5. li men : kimse için
6. kâne : oldu, idi
7. lehu : onun, onun vardır
8. kalbun : kalp
9. ev : veya, ya da
10. elkâ : ilka etti, attı
11. es sem’a : kulak verdi, dinledi, işitti
12. ve huve : ve o
13. şehîdun : şahit olarak

٣٨

وَلَقَدْ خَلَقْنَا السَّموَاتِ وَالْاَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا فى سِتَّةِ اَيَّامٍ وَمَا مَسَّنَا مِنْ لُغُوبٍ

(38) ve le kad halaknes semavati vel erda ve ma beynehüma fi sitteti eyyamiv ve ma messena mil luğub
Yemin olsun biz yarattık semaları yeri ve aralarındakileri altı günde bize bir yorgunluk da dokunmadı

1. ve lekad : ve andolsun
2. halaknâ : biz yarattık
3. es semâvâti : gökler
4. ve el arda : ve yeri
5. ve mâ : ve şeyler
6. beyne-humâ : ikisi arasında
7. : içinde, de
8. sitteti : altı
9. eyyâmin : günler
10. ve mâ messe-nâ : ve bize dokunmadı
11. min lugûbin : bir yorgunluk

٣٩

فَاصْبِرْ عَلى مَايَقُولُونَ وَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ قَبْلَ طُلُوعِ الشَّمْسِ وَقَبْلَ الْغُرُوبِ

(39) fasbir ala ma yekulune ve sebbih bi hamdi rabbike kable tuluiş şemsi ve kablel ğurub
Artık onların söylediklerine sabret Rabbini hamd ile tesbih et güneş doğmadan önce ve batmadan önce

1. fasbir (fe ısbir) : artık, öyleyse sabret
2. alâ : … e
3. mâ yekûlûne : söyledikleri şey(ler), söylediklerine
4. ve sebbih : ve tesbih et
5. bi hamdi : hamd ile
6. rabbi-ke : Rabbini
7. kable : önce
8. tulûı : tulu etme, (güneşin) doğuşu
9. eş şemsi : güneş
10. ve kable : ve önce
11. el gurûbi : gurub, (güneşin) batışı

٤٠

وَمِنَ الَّيْلِ فَسَبِّحْهُ وَاَدْبَارَ السُّجُودِ

(40) ve minel leyli fesebbihhü ve edbaras sucud
Ve geceleyin o’nu tesbih et ve arkasından secde et

1. ve min el leyli : ve geceden bir kısım, gecenin bir bölümü
2. fe sebbih-hu : artık onu tesbih et
3. ve edbâre : ve arkasından
4. es sucûdi : secdeler

٤١

وَاسْتَمِعْ يَوْمَ يُنَادِ الْمُنَادِ مِنْ مَكَانٍ قَريبٍ

(41) vestemi’yevme yunadil munadi mim mekanin karib
O gün dinle münadi çağıracak yakın bir yerden

1. vestemi’ (ve istemi’) : ve kulak ver
2. yevme : gün
3. yunâdi : nida etti, seslendi
4. el munâdi : münadi, seslenen, çağıran
5. min mekânin : bir yerden
6. karîbin : yakın

٤٢

يَوْمَ يَسْمَعُونَ الصَّيْحَةَ بِالْحَقِّ ذلِكَ يَوْمُ الْخُرُوجِ

(42) yevme yesmeunes sayhate bil hakk zalike yevmul huruc
O gün hak olan sayhayı işittiler işte bu çıkış günüdür

1. yevme : gün
2. yesmeûne : işitirler
3. es sayhate : sayha, büyük ses dalgası, çığlık
4. bi el hakkı : hak olan
5. zâlike : işte bu
6. yevm el hurûci : çıkış günü

٤٣

اِنَّا نَحْنُ نُحْي وَنُميتُ وَاِلَيْنَا الْمَصيرُ

(43) inna nahnu nuhyi ve numitu ve ileynel mesiyr
Şüphesiz biz diriltir ve öldürürüz dönüşte yalnız bizedir

1. innâ : muhakkak ki biz
2. nahnu : biz
3. nuhyî : diriltiriz, hayat veririz
4. ve numîtu : ve öldürürüz
5. ve ileynâ : ve bize
6. el masîru : dönüş, ulaşma, ulaşılan makam

٤٤

يَوْمَ تَشَقَّقُ الْاَرْضُ عَنْهُمْ سِرَاعًا ذلِكَ حَشْرٌ عَلَيْنَا يَسيرٌ

(44) yevme teşekkalul erdu anhum siraa zalike haşrun aleyna yesir
O gün yer yarılıp oradan süratle çıkarlar böylece (sizi tekrar) haşr etmek bize göre kolaydır

1. yevme : gün
2. teşakkaku : çatlayıp ayrılır
3. el ardu : arz, yer
4. an-hum : onlardan
5. sirâan : hızla (süratle) ayrılır
6. zâlike : işte bu
7. haşrun : haşır, toplama
8. aleynâ : bize
9. yesîrun : kolay

٤٥

نَحْنُ اَعْلَمُ بِمَا يَقُولُونَ وَمَا اَنْتَ عَلَيْهِمْ بِجَبَّارٍ فَذَكِّرْ بِالْقُرْانِ مَنْ يَخَافُ وَعيدِ

(45) nahnu a’lemu bi ma yekulune ve ma ente aleyhim bi cebbarin fe zekkir bil kur’ani mey yehafu veiyd
Biz onları çok iyi biliyoruz söylediklerini sen onları zorlayıcı değilsin artık (sen) Kur’an ile öğüt ver tehditten korkanlara

1. nahnu : biz
2. a’lemu : en iyi bilir
3. bi mâ yekûlûne : ne(ler) söylediklerini
4. ve mâ ente : ve sen değilsin
5. aleyhim : onların üzerinde
6. bi cebbârin : cebbar (zorlayıcı), bir zorba
7. fe : öyleyse, artık, oysa
8. zekkir : zikret, hatırlat, uyar
9. bi el kur’âni : Kur’ân ile
10. men yehâfu : korkanlara
11. vaîdi : vaadimden tehdidimden

51-ZARİYAT

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ

١

وَالذَّارِيَاتِ ذَرْوًا

(1) vezzariyati zerva
O tozutup savuranlara yemin olsun

1. ve : yemin olsun, andolsun
2. ez zâriyâti : tozu dumana katan, esip savuran rüzgârlar, fırtına
3. zerven : uçuran, savuran, dağıtan

٢

فَالْحَامِلَاتِ وِقْرًا

(2) fel hamilati vikra
Sonra o yüklü (bulutları) taşıyanlara

1. fe : ve de, de, sonra
2. el hâmilâti : yüklenenler, taşıyanlar (bulutlar)
3. vıkren : ağır yük yüklenerek

٣

فَالْجَارِيَاتِ يُسْرًا

(3) fel cariyati yusra
Sonra kolaylıkla akıp gidenlere de

1. fe el câriyâti : sonra akıp gidenler
2. yusren : kolaylıkla, kolayca

٤

فَالْمُقَسِّمَاتِ اَمْرًا

(4) fel mukassimati emra
Sonra işleri taksim edenlere

1. fe : hem de, sonra
2. el mukassimâti : sonra taksim edenlere
3. emren : işleri

٥

اِنَّمَا تُوعَدُونَ لَصَادِقٌ

(5) innema tuadune lesadik
(Size) vaat olunan mutlaka doğrudur

1. inne : muhakkak
2. : şey(ler)
3. tûadûne : size vaadolunuyor
4. le : elbette, mutlaka, kesinlikle
5. sâdikûn : doğrudur

٦

وَاِنَّ الدّينَ لَوَاقِعٌ

(6) ve inned dine le vakı’
Şüphesiz ceza günü vuku bulacaktır

1. ve inne : ve muhakkak
2. ed dîne : dîn (hesap, ceza)
3. le : elbette, mutlaka, kesinlikle
4. vâkıun : tahakkuk edecektir, vuku bulacaktır, gerçekleşecektir

Sayfa:520

٧

وَالسَّمَاءِ ذَاتِ الْحُبُكِ

(7) ves semai zatil hubuk
Semaya yemin olsun muhkem yolların sahibi olan

1. ve : andolsun
2. es semâi : sema, gökyüzü
3. zâti : sahip
4. el hubuki : sağlam, kıvrımlı (spiralimsi), iç içe dairesel (sarmal), yörüngesel, kıvrılarak ilerleyen, yollar

٨

اِنَّكُمْ لَفى قَوْلٍ مُخْتَلِفٍ

(8) inneküm lefi kavlim muhtelif
Muhakkak siz ihtilaflı bir sözde bulunuyorsunuz

1. inne-kum : muhakkak ki siz
2. le fî : gerçekten içindesiniz
3. kavlin : söz
4. muhtelifin : ihtilâflı

٩

يُؤْفَكُ عَنْهُ مَنْ اُفِكَ

(9) yu’feku anhu men ufik
Ondan döndürülen döndürülür

1. yû’feku : çevrilir, döndürülür
2. an-hu : ondan
3. men : kim, kimse
4. ufike : döndürüldü

١٠

قُتِلَ الْخَرَّاصُونَ

(10) kutilel harrasun
Kahrolsun yalancılar

1. kutile : öldürülsün, ölsün, kahrolsun
2. el harrâsûne : yalancılar, (zan ile) yalan söyleyenler

١١

اَلَّذينَ هُمْ فى غَمْرَةٍ سَاهُونَ

(11) ellezine hüm fi ğamratin sahun
Onlar ki cehalet içinde ki gafillerdir

1. ellezîne hum : ki onlar
2. fî gamretin : cehalet içinde
3. sâhûne : gaflette olanlardır

١٢

يَسَْلُونَ اَيَّانَ يَوْمُ الدّينِ

(12) yes’elune eyyane yevmud din
Soruyorlar? din günü ne zaman? (diye)

1. yes’elûne : sorarlar
2. eyyâne : ne zaman
3. yevmu ed dîni : dîn günü, hesap ve ceza günü

١٣

يَوْمَ هُمْ عَلَى النَّارِ يُفْتَنُونَ

(13) yevme hüm alen nari yuftenun
O gün onlar ateş üzerinde sınanacaklar

1. yevme : gün
2. hum : onlar
3. alâ en nâri : ateş üstünde
4. yuftenûne : fitnelenirler, fitnelerinin karşılığı olarak, azaba maruz bırakılırlar

١٤

ذُوقُوا فِتْنَتَكُمْ هذَا الَّذى كُنْتُمْ بِه تَسْتَعْجِلُونَ

(14) zuku fitnetekum hazellezi küntüm bihi testa’cilun
Tadın yapmış olduğunuz fitnelerin (karşılığını) budur (denilecek) sizin acele istediğiniz

1. zûkû : tadın
2. fitnete-kum : fitnenizi
3. hâzâ : bu
4. ellezî : o, öyle ki o
5. kuntum : siz oldunuz
6. bi-hi : onu
7. testa’cilûne : acele istiyorsunuz

١٥

اِنَّ الْمُتَّقينَ فى جَنَّاتٍ وَعُيُونٍ

(15) innel muttekiyne fi cennativ ve uyun
Şüphe yok ki muttakiler cennette ve pınar başında (olacaktır)

1. inne : muhakkak
2. el muttekîne : müttekiler, takva sahipleri
3. fî cennâtin : cennetlerde
4. ve uyûnin : ve pınarlar

١٦

اخِذينَ مَا اتيهُمْ رَبُّهُمْ اِنَّهُمْ كَانُوا قَبْلَ ذلِكَ مُحْسِنينَ

(16) ahizine ma atahüm rabbühüm innehüm kanu kable zalike muhsinin
Rablerinin kendilerine verdiğini almış oldukları (halde) çünkü onlar bundan önce iyi işler yaparlardı

1. âhizîne : alanlar
2. mâ âtâ-hum : onlara verdiği şeyi
3. rabbu-hum : Rab’lerinin
4. inne-hum : muhakkak ki onlar
5. kânû : onlar idi, oldular
6. kable : önce
7. zâlike : bu
8. muhsinîne : muhsinler, fizik vücut teslimini yapanlar

١٧

كَانُوا قَليلًا مِنَ الَّيْلِ مَايَهْجَعُونَ

(17) kanu kalilem minel leyli ma yehceun
(Onlar) geceleyin az uyurlardı

1. kânû : onlar idi, oldular
2. kalîlen : az, pek az
3. min el leyli : geceden (gecenin bir kısım)
4. : şey
5. yehceûne : uyurlar

١٨

وَبِالْاَسْحَارِ هُمْ يَسْتَغْفِرُونَ

(18) ve bil eshari hüm yestağfirun
Seher vakitleri onlar istiğfar ederlerdi

1. ve bi el eshâri-hum : ve onların seher vakitleri (seher vakitlerinde)
2. yestağfirûne : istiğfar ederler, mağfiret dilerler

١٩

وَفى اَمْوَالِهِمْ حَقٌّ لِلسَّاءِلِ وَالْمَحْرُومِ

(19) vefi emvalihim hakkul lis saili vel mahrum
Onların mallarında dilenen ve mahrum kalanlar için bir hak (vardır)

1. ve fî emvâli-him : ve onların mallarında vardır
2. hakkun : hak
3. li es sâili : isteyen için, isteyenlerin
4. ve el mahrûmi : ve mahrum olan, yoksul olan (iffetinden isteyemeyen)

٢٠

وَفِى الْاَرْضِ ايَاتٌ لِلْمُوقِنينَ

(20) vefil erdi ayatul lil mukınin
Yeryüzünde inananlar için ayetler (vardır)

1. ve fî el ardı : ve arzda, yeryüzünde
2. âyâtun : âyetler vardır
3. li el mûkınîne : yakîn hasıl edenler için

٢١

وَفى اَنْفُسِكُمْ اَفَلَا تُبْصِرُونَ

(21) vefi enfusiküm efela tubsirun
Kendi nefisleriniz de görmüyor musunuz?

1. ve fî : ve içinde, de
2. enfusi-kum : kendi nefsleriniz, kendiniz
3. e : mı
4. fe : öyleyse, hatta, hâlâ
5. lâ tubsirûne : görmüyorsunuz

٢٢

وَفِى السَّمَاءِ رِزْقُكُمْ وَمَا تُوعَدُونَ

(22) vefis semai rizkuküm ve ma tuadun
Semada sizin için rızık (var) vaat olunduğunuz

1. ve : ve
2. fî es semâi : semada, gökyüzünde vardır
3. rızku-kum : sizin rızkınız
4. ve mâ tûadûne : ve sizin vaadolunduğunuz şeyler

٢٣

فَوَرَبِّ السَّمَاءِ وَالْاَرْضِ اِنَّهُ لَحَقٌّ مِثْلَ مَا اَنَّكُمْ تَنْطِقُونَ

(23) fe ve rabbis semai vel erdi innehu lehakkum misle ma enneküm tentikun
İşte gökyüzünün ve yerin Rabbine (and olsun ki) bu gerçektir vaat olunan sizin konuşmanız (gibi)

1. fe : işte
2. ve rabbi : Rabbe andolsun
3. es semâi : sema, gök
4. ve el ardı : ve yere andolsun
5. inne-hu : muhakkak ki o
6. le : elbette, gerçekten, kesinlikle
7. hakkun : haktır, gerçektir
8. misle : misâl, örnek, gibi
9. : şey(ler)
10. enne-kum : sizin olduğunuz
11. tentıkûne : siz konuşuyorsunuz

٢٤

هَلْ اَتيكَ حَديثُ ضَيْفِ اِبْرهيمَ الْمُكْرَمينَ

(24) hel etake hadisu dayfi ibrahimel mukramin
Sana haberi geldi mi? ibrahim’in şerefli misafirlerinin

1. hel : mi, var mı
2. etâ-ke : sana geldi
3. hadîsu : haber
4. dayfi : misafirler
5. ibrâhîme : İbrâhîm
6. el mukremîne : ikram edilen

٢٥

اِذْ دَخَلُوا عَلَيْهِ فَقَالُوا سَلَامًا قَالَ سَلَامٌ قَوْمٌ مُنْكَرُونَ

(25) iz dehalu aleyhi fekalu selama kale selam kavmüm münkerun
O zaman (ibrahim’in) yanına girmişler hemen selam vermişlerdi (ibrahim de) selam olsun dedi tanınmamış bir kavim (demişti)

1. iz dehalû : girdikleri zaman
2. aleyhi : ona, onun yanına
3. fe : o zaman, olunca
4. kâlû : dediler
5. selâmen : selâm, selâm olsun
6. kâle : dedi
7. selâmun : selâm, selâm olsun
8. kavmun : kavim, topluluk
9. munkerûne : yabancılar (tanınması inkâr olunanlar, tanınmayanlar)

٢٦

فَرَاغَ اِلى اَهْلِه فَجَاءَ بِعِجْلٍ سَمينٍ

(26) ferağa ila ehlihi fecae bi iclin semin
Gizlice ailesine (giderek) semiz kızarmış bir buzağı getirdi

1. fe : sonra, bunun üzerine, hemen
2. râga : gizlice gidip geldi
3. ilâ ehli-hî : ailesine, ailesinin yanına
4. fe : sonra, bunun üzerine, hemen
5. câe bi : getirdi
6. iclin : buzağı
7. semînin : semiz

٢٧

فَقَرَّبَهُ اِلَيْهِمْ قَالَ اَلَا تَاْكُلُونَ

(27) fe karrabehu ileyhim kale e la te’kulun
Onlara uzatıp ikram etti (buyurup) yemez misiniz? dedi

1. fe : böylece
2. karrebe-hû : onu yaklaştırdı
3. ileyhim : onlara
4. kâle : dedi
5. e : mı
6. lâ te’kulûne : yemiyorsunuz

٢٨

فَاَوْجَسَ مِنْهُمْ خيفَةً قَالُوا لَاتَخَفْ وَبَشَّرُوهُ بِغُلَامٍ عَليمٍ

(28) fe evcese minhüm hiyfeh kalu la tehaf vebeşşeruhu bi ğulamin alim
O zaman onların içine bir korku düştü (misafirler) korkma dediler onu alim bir oğul ile müjdelediler

1. fe : fakat
2. evcese : hissetti
3. min-hum : onlardan
4. hîfeten : korku
5. kâlû : dediler
6. lâ tehaf : korkma
7. ve beşşerû-hu : ve onu müjdelediler
8. bi gulâmin : erkek çocuk ile
9. alîmin : alîm, bilgi sahibi, bilgin

٢٩

فَاَقْبَلَتِ امْرَاَتُهُ فى صَرَّةٍ فَصَكَّتْ وَجْهَهَا وَقَالَتْ عَجُوزٌ عَقيمٌ

(29) fe akbeletimraetühü fi sarratin fe sakket vecheha ve kalet acuzun akiym
Onun (ibrahim’in) karısı yönelerek geldi çığlık attı yüzüne ellerini vurarak ben kısır bir koca karıyım dedi

1. fe : böylece, bunun üzerine
2. akbelet : karşıladı
3. imreetu-hu : onun hanımı
4. fî sarretin : çığlık atarak
5. fe : ve de
6. sakket : vurarak
7. veche-hâ : yüzüne
8. ve kâlet : ve dedi
9. acûzun : ihtiyar kadın
10. akîmun : kısır

٣٠

قَالُوا كَذلِكِ قَالَ رَبُّكِ اِنَّهُ هُوَ الْحَكيمُ الْعَليمُ

(30) kalu kezaliki kale rabbük innehu hüvel hakimul alim
Dediler bu böyledir Rabbin buyurdu şüphesiz o, hikmet sahibi bilendir

1. kâlû : dediler
2. kezâliki : işte böyle, işte budur
3. kâle : dedi
4. rabbu-ki : senin Rabbin
5. inne-hu : muhakkak ki o
6. huve : o
7. el hakîmu : hakîmdir, hüküm ve hikmet sahibidir
8. el alîmu : alîmdir, en iyi bilendir

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s