025. Cüz

    Nüzul SırasıCüzSayfaSure
    61 25481Fussilet(41)

٤٧

اِلَيْهِ يُرَدُّ عِلْمُ السَّاعَةِ وَمَاتَخْرُجُ مِنْ ثَمَرَاتٍ مِنْ اَكْمَامِهَا وَمَا تَحْمِلُ مِنْ اُنْثى وَلَا تَضَعُ اِلَّا بِعِلْمِه وَيَوْمَ يُنَاديهِمْ اَيْنَ شُرَكَاى قَالُوا اذَنَّاكَ مَا مِنَّا مِنْ شَهيدٍ

(47) ileyhi yüraddü ilmüs saah ve ma tahrucü min semeratim min ekmamiha ve ma tahmilü min ünsa ve la tedau illa bi ilmih ve yevme yünadihim eyne şürakai kalu azennake ma minna min şehid
Ancak o’na havale edilir kıyamet saatinin ilmi yemişler tomurcuklarını çıkaramazlar gebe kalamaz ve hiçbir dişi ve doğuramaz ancak o’nun ilmi ile (olur) o gün onlara nida edilecek: “nerede benim ortaklarım?” derler biz sana şunu ilan ederiz bizden hiçbir şahit yoktur

1. ileyhi : ona
2. yureddu : döndürülür, reddedilir
3. ilmu es sâati : o saatin ilmi
4. ve mâ tahrucu : ve çıkmaz
5. min : den
6. semerâtin : ürünler, meyveler
7. min : den
8. ekmâmi-hâ : onun tomurcukları
9. ve mâ tahmilu : ve taşımaz, hamile kalmaz
10. min unsâ : (kadınlardan) bir kadın
11. ve lâ tedau : ve koyamaz, doğuramaz
12. illâ : den başka, hariç, olmaksızın, olmadan
13. bi ilmi-hi : onun ilmi ile
14. ve yevme : ve gün
15. yunâdî-him : onlara seslenilir
16. eyne : nerede
17. şurekâî : benim ortaklarım
18. kâlû : dediler
19. âzennâ-ke
(ezene)
(âzene)
: sana bildirdik, arz ettik
: izin verdi
: ilân etti, bildirdi
20. : yok
21. min-nâ : bizden
22. min şehîdin : bir şahit

٤٨

وَضَلَّ عَنْهُمْ مَاكَانُوا يَدْعُونَ مِنْ قَبْلُ وَظَنُّوا مَا لَهُمْ مِنْ مَحيصٍ

(48) ve dalle anhüm ma kanu yed’une min kablü ve zannu ma lehüm mim mehiys
Kendilerinden kaybolup gitmişti daha önce dua ettikleri (putlar) anladılar onlar kendilerine kaçacak yer (kalmadığını)

1. ve dalle : ve saptı, uzaklaşıp gitti
2. an-hum : onlardan
3. : şey
4. kânû : oldular
5. yed’ûne : tapıyorlar
6. min kablu : önceden
7. ve zannû : ve kuvvetle zannettiler (anladılar)
8. : yok, olmaz
9. lehum : onlar için
10. min mahîsın : kaçacak yerden

٤٩

لَا يَسَْمُ الْاِنْسَانُ مِنْ دُعَاءِ الْخَيْرِ وَاِنْ مَسَّهُ الشَّرُّ فَيَؤُسٌ قَنُوطٌ

(49) la yes’emül insanü min düail hayri ve im messehüş şerru fe yeusün kanut
Ümidini kesmez insan hayra ulaşmak (için) duadan kendisine bir fenalık dokundu mu (hemen) üzülüverir, ümidini keser

1. lâ yes’emu : bıkmaz, usanmaz
2. el insânu : insan
3. min duâi : duadan, istekten
4. el hayri : hayır
5. ve in : ve şâyet, eğer
6. messe-hu : ona dokundu
7. eş şerru : şerr, kötülük
8. fe yeûsun : o zaman yeise kapılır, üzülür
9. kanûtun : ümitsiz olur

٥٠

وَلَءِنْ اَذَقْنَاهُ رَحْمَةً مِنَّا مِنْ بَعْدِ ضَرَّاءَ مَسَّتْهُ لَيَقُولَنَّ هذَا لى وَمَا اَظُنُّ السَّاعَةَ قَاءِمَةً وَلَءِنْ رُجِعْتُ اِلى رَبّى اِنَّ لى عِنْدَهُ لَلْحُسْنى فَلَنُنَبِّءَنَّ الَّذينَ كَفَرُوا بِمَا عَمِلُوا وَلَنُذيقَنَّهُمْ مِنْ عَذَابٍ غَليظٍ

(50) ve lein ezaknahü rahmetem minna mim ba’di darrae messethü le yekulenne haza li ve ma ezunnüs saate kaimetev ve leir ruci’tü ila rabbi inne li indehu lel husna fe le nünebbiennel lezine keferu bima amilu ve le nüzikannehüm min azibin ğaliyz
Yemin olsun, eğer ona bir rahmet tattırsak ona dokunan bir zarardan sonra “muhakkak bu benim (hakkımdır)” ve kıyametin kopacağını zannetmiyorum eğer Rabbime dönecek olursam o’nun yanında benim için muhakkak daha güzeli vardır fakat mutlaka haber vereceğiz biz küfredenlerin yaptıklarını onlara mutlaka tattıracağız ağır azabı

1. ve le : ve elbette, mutlaka
2. in : şâyet, eğer
3. ezaknâ-hu : ona tattırdık
4. rahmeten : bir rahmet
5. min-nâ : bizden
6. min : den
7. ba’di : sonra
8. darrâe : şiddetli darlık, zarar
9. messet-hu : ona dokundu
10. le : mutlaka, elbette
11. yekûlenne : mutlaka söyler
12. hâzâ : bu
13. : benim
14. ve mâ ezunnu : ve ben sanmıyorum
15. es sâate : o saat
16. kâimeten : kaim olan, vuku olan
17. ve le in : ve eğer, şâyet
18. ruci’tu : döndürüldüm
19. ilâ rabbî : Rabbime
20. inne : muhakkak ki, mutlaka
21. : benim
22. inde-hu : onun yanında
23. le : mutlaka, gerçekten
24. el husnâ : güzellik
25. fe : böylece, artık, o zaman
26. le : elbette, mutlaka
27. nunebbi : haber vereceğiz
28. enne : olduğunu (muhakkak)
29. ellezîne : onlar
30. keferû : inkâr ettiler
31. bimâ : şeyi
32. amilû : yaptılar
33. ve le : ve elbette, mutlaka
34. nuzîkanne-hum : onlara mutlaka tattıracağız
35. min : den
36. azâbin : azap
37. galîzin : galiz, dehşetli

٥١

وَاِذَا اَنْعَمْنَا عَلَى الْاِنْسَانِ اَعْرَضَ وَنَا بِجَانِبِه وَاِذَا مَسَّهُ الشَّرُّ فَذُو دُعَاءٍ عَريضٍ

(51) ve iza en’amna alel insani a’rada ve nea bicanibih ve iza messehüş şerru fe zu düain ariyd
İnsana nimet verdiğimiz zaman yüz çevirir dönüp uzaklaşır ve kendisine fenalık dokunduğu zaman bol bol dua etmeye başlar

1. ve izâ : ve olduğu zaman
2. en’amnâ : ni’met verdik
3. alâ : … a
4. el insâni : insan
5. a’rada : yüz çevirdi
6. ve neâ bi cânibi-hi
(ve neâ)
(bi cânibi-hi)
: ve yan çizdi
: (ve uzaklaştı)
: (yanına)
7. ve izâ : ve olduğu zaman
8. messe-hu : ona dokundu
9. eş şerru : şerr, kötülük
10. fe : böylece, artık
11. : sahip
12. duâin : dua
13. arîdın : geniş, bol, çok

٥٢

قُلْ اَرَاَيْتُمْ اِنْ كَانَ مِنْ عِنْدِ اللّهِ ثُمَّ كَفَرْتُمْ بِه مَنْ اَضَلُّ مِمَّنْ هُوَ فى شِقَاقٍ بَعيدٍ

(52) kul eraeytüm in kane min indillahi sümme kefertüm bihi men edallü mimmen hüve fi şikakim beiyd
Söyleyin bakalım eğer (Kur’an) Allah tarafındansa sonra siz onu inkâr etmişseniz, düşenden daha sapkın kim olabilir? (haktan) uzak bir ayrılığa

1. kul : de, söyle
2. e : mı
3. reeytum : siz gördünüz
4. in : eğer, ise
5. kâne : oldu
6. min : den
7. indillâhi (indi allâhi) : Allah’ın indinde, katında
8. summe : sonra
9. kefertum : siz küfrettiniz
10. bihi : onu
11. men : kim, kimse, kişi
12. edallu : daha dalâlette
13. mimmen (min men) : o kimseden
14. huve : o
15. : de, içinde
16. şikâkın : ayrılık
17. baîdin : uzak

٥٣

سَنُريهِمْ ايَاتِنَا فِى الْافَاقِ وَفى اَنْفُسِهِمْ حَتّى يَتَبَيَّنَ لَهُمْ اَنَّهُ الْحَقُّ اَوَلَمْ يَكْفِ بِرَبِّكَ اَنَّهُ عَلى كُلِّ شَىْءٍ شَهيدٌ

(53) senürihim ayatina fil afaki ve fi enfüsihim hatta yetebeyyene lehüm ennehül hakk e ve lem yekfi bi rabbike ennehu ala külli şey’in şehid
(İlerde) onlara göstereceğiz hariçte ki ayetlerimizi, kendi nefislerinde ki, nihayet anlayacaklardır onlar onun hak olduğunu Rabbin yetmez mi? muhakkak O’nun her şeye şahit olduğunu

1. se nurî-him : onlara göstereceğiz
2. âyâti-nâ : bizim âyetlerimiz
3. : de, içinde
4. el âfâkı : afak, ufuklar
5. ve fî : ve de, içinde
6. enfusi-him : onların nefsleri, kendi nefsleri
7. hattâ : hatta, oluncaya kadar, olsun diye
8. yetebeyyene : açıkça belli olur
9. lehum : onlara
10. enne-hu : onun olduğu
11. el hakku : hak
12. e ve lem yekfi : ve kâfi değil mi
13. bi rabbi-ke : senin Rabbin
14. enne-hu : onun olduğu
15. alâ kulli şey’in : herşeye
16. şehîdun : şahit

٥٤

اَلَا اِنَّهُمْ فى مِرْيَةٍ مِنْ لِقَاءِ رَبِّهِمْ اَلَا اِنَّهُ بِكُلِّ شَىْءٍ مُحيطٌ

(54) e la innehüm fi miryetim mil likai rabbihim e la innehu bi külli şey’im mühiyt
Dikkat et Rablerine kavuşmaktan şüphe içindeler dikkat et her şeyi kuşatmıştır

1. e lâ : (öyle) değil mi
2. inne-hum : muhakkak, gerçekten onlar
3. : de, içinde
4. miryetin : şüphe
5. min : den
6. likâi rabbi-him : Rab’lerine mülâki olmak, ulaşmak
7. e lâ : (öyle) değil mi
8. inne-hu : muhakkak, gerçekten o
9. bi kulli şey’in : herşeyi
10. muhîtun : kuşatandır

42-ŞURA

Sayfa:482

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ

١

حم

(1) ha mim
ha – mim

٢

عسق

(2) ayn sin kaf
ayın – sin kaf

٣

كَذلِكَ يُوحى اِلَيْكَ وَاِلَى الَّذينَ مِنْ قَبْلِكَ اللّهُ الْعَزيزُ الْحَكيمُ

(3) kezalike yuhiy ileyke ve ilellezine min kablike llahül azizül hakim
Böylece sana vahy ediliyor senden öncekilere de güçlü, hikmet sahibi Allah’tan

1. kezâlike : işte böyle, böylece
2. yûhî : vahyeder
3. ileyke : sana
4. ve ilâ ellezîne : ve onlara
5. min : den
6. kabli-ke : senden önce
7. allâhu : Allah
8. el azîzu : azîz, üstün
9. el hakîmu : hüküm ve hikmet sahibi

٤

لَهُ مَا فِى السَّموَاتِ وَمَا فِى الْاَرْضِ وَهُوَ الْعَلِىُّ الْعَظيمُ

(4) lehu ma fis semavati ve ma fil ard ve hüvel aliyyül aziym
Gökyüzünde arzın içinde ne varsa o’nundur o, aliyydir ve azimdir

1. lehu : onun
2. : şey
3. : de, içinde
4. es semâvâti : semalar, gökler
5. ve mâ : ve şey
6. : de, içinde
7. el ardı : arz, yeryüzü, yer
8. ve huve : ve o
9. el aliyyu : âli, âlâ, çok yüce
10. el azîmu : büyük

٥

تَكَادُ السَّموَاتُ يَتَفَطَّرْنَ مِنْ فَوْقِهِنَّ وَالْمَلءِكَةُ يُسَبِّحُونَ بِحَمْدِ رَبِّهِمْ وَيَسْتَغْفِرُونَ لِمَنْ فِى الْاَرْضِ اَلَا اِنَّ اللّهَ هُوَ الْغَفُورُ الرَّحيمُ

(5) tekadüs semavatü yetefettarne min fevkihinne vel melaiketü yüsebbihüne bi hamdi rabbihim ve yestağfirune li men fil ard e la innellahe hüvel ğafurur rahiym
Neredeyse semalar üstlerinde çatlayacak! melekler hamd ile Rablerini tesbih ediyorlar yeryüzünde bulunanlara mağfiret diliyorlar dikkat edin! o Allah ki, bağışlayan, merhamet sahibidir

1. tekâdu : neredeyse oluyordu, az kalsın oluyordu
2. es semâvâtu : semalar, gökler
3. yetefattarne : parçalanıyor, ayrılıyor
4. min : den
5. fevkı-hinne : onların üstünde
6. ve el melâiketu : ve melekler
7. yusebbihûne : tesbih ediyorlar
8. bi hamdi : hamd ile
9. rabbi-him : onların Rabbi
10. ve yestagfirûne : ve istiğfar ediyorlar, mağfiret diliyorlar
11. li men : o kimse için
12. : de, içinde
13. el ardı : arz, yeryüzü, yer
14. e lâ : (öyle) değil mi
15. inne : muhakkak ki, gerçekten
16. allâhe : Allah
17. huve : o
18. el gafûru : gafûr, mağfiret eden
19. er rahîmu : rahîm, rahîm esmasıyla tecelli eden

٦

وَالَّذينَ اتَّخَذُوا مِنْ دُونِه اَوْلِيَاءَ اللّهُ حَفيظٌ عَلَيْهِمْ وَمَا اَنْتَ عَلَيْهِمْ بِوَكيلٍ

(6) vellezinettehazu min dunihi evliyael lahü hafizun aleyhim ve ma ente aleyhim bi vekil
(Allah’tan) on’dan başka veliler edinenlere (gelince) Allah onların üzerinde gözcüdür sen onların üzerine vekil değilsin

1. ve ellezîne : ve onlar
2. ittehazû : ittihaz ettiler, edindiler
3. min : den
4. dûni-hi : ondan başka
5. evliyâ : velîler, dostlar
6. allâhu : Allah
7. hafîzun : muhafaza eden, gözeten
8. aleyhim : onlara, onların üzerine
9. ve mâ : ve değil
10. ente : sen
11. aleyhim : onlara, onların üzerine
12. bi vekîlin : vekil

٧

وَكَذلِكَ اَوْحَيْنَا اِلَيْكَ قُرْانًا عَرَبِيًّا لِتُنْذِرَ اُمَّ الْقُرى وَمَنْ حَوْلَهَا وَتُنْذِرَ يَوْمَ الْجَمْعِ لَارَيْبَ فيهِ فَريقٌ فِى الْجَنَّةِ وَفَريقٌ فِى السَّعيرِ

(7) ve kezalike evhayna ileyke kur’anen arabiyyel li tünzira ümmel kura ve men havleha ve tünzira yevmel cem’i la raybe fih ferikun fil cenneti ve ferikun fis seiyr
Böylece sana arapça bir kur’an vahy ettik mekke halkını ve etrafındakileri uyarasın hiç şüphesi olmayan toplama gününün (dehşetinden) korkutasın bir fırka cennette bir fırka ateştedir

1. ve kezâlike : ve işte böyle, böylece
2. evhaynâ : biz vahyettik
3. ileyke : sana
4. kur’ânen : Kur’ân
5. arabiyyen : Arapça
6. li tunzire : uyarman için
7. umme el kurâ : şehirlerin anası
8. ve men : ve kimse(ler)
9. havle-hâ : onun etrafında
10. ve tunzire : ve uyarırsın
11. yevme el cem’i : toplanma günü
12. lâ reybe : şüphe yoktur
13. fî-hi : onun hakkında
14. ferîkun : bir kısım, bir grup
15. fî el cenneti : cennette
16. ve ferîkun : ve bir kısım, bir grup
17. fî es saîri : alevli ateş içinde, cehennemde

٨

وَلَوْ شَاءَ اللّهُ لَجَعَلَهُمْ اُمَّةً وَاحِدَةً وَلكِنْ يُدْخِلُ مَنْ يَشَاءُ فى رَحْمَتِه وَالظَّالِمُونَ مَالَهُمْ مِنْ وَلِىٍّ وَلَا نَصيرٍ

(8) ve lev şaellahü le cealehüm ümmetev vahidetev ve lakiy yüdhilü mey yeşaü fi rahmetih vezzalimune ma lehüm miv veliyyiv ve la nesiyr
Eğer Allah dileseydi onları tek bir ümmet yapardı lakin o, dilediğini rahmetine koyuyor zalimlere ne bir dost (vardır) ne de yardım edici

1. ve lev : ve eğer
2. şâe : diledi
3. allâhu : Allah
4. le : elbette, mutlaka
5. ceale-hum : onları kıldı, yaptı
6. ummeten : ümmet
7. vâhıdeten : bir
8. ve lâkin : ve lâkin, fakat
9. yudhilu : dahil eder, koyar
10. men : kim, kimse
11. yeşâu : diler
12. : de, içinde
13. rahmeti-hi : onun rahmeti
14. ve ez zâlimûne : ve zalimler
15. : yok
16. lehum : onlar için, onlara
17. min : den
18. velîyyin : velî, dost
19. ve lâ : ve yoktur
20. nasîrin : yardımcı

٩

اَمِ اتَّخَذُوا مِنْ دُونِه اَوْلِيَاءَ فَاللّهُ هُوَ الْوَلِىُّ وَهُوَ يُحْيِ الْمَوْتى وَهُوَ عَلى كُلِّ شَىْءٍ قَديرٌ

(9) emittehazu min dunihi evliya’ fellahü hüvel veliyyü ve hüve yuhyil mevta ve hüve ala külli şey’in kadir
Yoksa ondan başka veliler mi edindiler? işte Allah, veli o’dur ve o, ölüleri diriltir O, her şeye Kadirdir

1. em : yoksa
2. ittehazû : edindiler
3. min : den
4. dûni-hi : ondan başka
5. evliyâe : velîler, dostlar
6. fe : böylece, işte
7. allâhu : Allah
8. huve : o
9. el velîyyu : velî, dost
10. ve huve : ve o
11. yuhyî : diriltir
12. el mevtâ : ölüler
13. ve huve : ve o
14. alâ kulli şey’in : herşeye
15. kadîrun : kaadir olan, gücü yeten

١٠

وَمَا اخْتَلَفْتُمْ فيهِ مِنْ شَىْءٍ فَحُكْمُهُ اِلَى اللّهِ ذلِكُمُ اللّهُ رَبّى عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَاِلَيْهِ اُنيبُ

(10) ve mahteleftüm fihi min şey’in fe hukmühu ilellah zalikümüllahü rabbi aleyhi tevekkeltü ve ileyhi ünib
Anlaşamadığınız herhangi bir şey hakkında hüküm Allah’a aittir işte sizin de benim de Rabbim Allah’tır o’na tevekkül ettim yalnız dönüş O’nadır

1. ve ma : ve şey
2. ihteleftum : siz ihtilâfa düştünüz
3. fî-hi : onda, onun hakkında
4. min şey’in : birşey
5. fe : böylece, artık
6. hukmu-hu : onun hükmü
7. ilâ allâhi : Allah’a ait
8. zâlikum : işte o, işte bu
9. allâhu : Allah
10. rabbî : benim Rabbim
11. aleyhi : ona
12. tevekkeltu : ben tevekkül ettim
13. ve ileyhi : ve ona
14. unîbu : yönelirim

Sayfa:483

١١

فَاطِرُ السَّموَاتِ وَالْاَرْضِ جَعَلَ لَكُمْ مِنْ اَنْفُسِكُمْ اَزْوَاجًا وَمِنَ الْاَنْعَامِ اَزْوَاجًا يَذْرَؤُكُمْ فيهِ لَيْسَ كَمِثْلِه شَىْءٌ وَهُوَ السَّميعُ الْبَصيرُ

(11) fatirus semavati vel ard ceale leküm min enfüsiküm ezvacev ve minel en’ami ezvaca yezraüküm fih leyse ke mislihi şey’ ve hüves semiul besiyr
O, semaları ve arzı yaratandır sizin için kendi nefsinizden çiftler yaratmıştır davarlardan da çiftler sizi orada çoğaltıyor o’nun misline benzeyen bir şey yoktur o, işiten, görendir

1. fâtıru : yaratan
2. es semâvâti : semalar, gökler
3. ve el ardı : ve arz, yeryüzü, yer
4. ceale : kıldı, yaptı
5. lekum : size, sizin için
6. min enfusi-kum : kendi nefslerinizden
7. ezvâcen : eşler
8. ve min el en’âmi : ve hayvanlardan
9. ezvâcen : eşler
10. yezreu-kum : sizi çoğaltıp yayar
11. fî-hi : orada
12. leyse : değil
13. ke misli-hi : onun misli gibi, onun eşi gibi
14. şey’un : bir şey
15. ve huve : ve o
16. es semîu : en iyi işiten
17. el basîru : en iyi gören

١٢

لَهُ مَقَاليدُ السَّموَاتِ وَالْاَرْضِ يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَنْ يَشَاءُ وَيَقْدِرُ اِنَّهُ بِكُلِّ شَىْءٍ عَليمٌ

(12) lehu mekalidüs semavati vel ard yebsütur rizka li mey yeşaü ve yakdir innehu bikülli şey’in alim
Semaların ve yerin anahtarı o’nundur dilediği kimsenin rızkını genişletir ve kısar da şüphesiz o, her şeyi bilendir

1. lehu : onun
2. mekâlîdu : anahtarlar
3. es semâvâti : semalar, gökler
4. ve el ardı : ve arz, yeryüzü, yer
5. yebsutu : genişletir
6. er rızka : rızık
7. li men : o kimse için
8. yeşâu : diler
9. ve yakdiru : ve takdir eder, daraltır
10. inne-hu : muhakkak ki o
11. bi kulli şey’in : herşeyi
12. alîmun : en iyi bilen

١٣

شَرَعَ لَكُمْ مِنَ الدّينِ مَا وَصّى بِه نُوحًا وَالَّذى اَوْحَيْنَا اِلَيْكَ وَمَا وَصَّيْنَا بِه اِبْرهيمَ وَمُوسى وَعيسى اَنْ اَقيمُوا الدّينَ وَلَا تَتَفَرَّقُوا فيهِ كَبُرَ عَلَى الْمُشْرِكينَ مَاتَدْعُوهُمْ اِلَيْهِ اَللّهُ يَجْتَبى اِلَيْهِ مَنْ يَشَاءُ وَيَهْدى اِلَيْهِ مَنْ يُنيبُ

(13) şeraa leküm mined dini ma vessa bihi nuhav vellezi evhayna ileyke ve ma vessayna bihi ibrahime ve musa ve iysa en ekiymüd dine ve la teteferraku fih kebüra alel müşrikine ma ted’uhüm ileyh allahü yectebi ileyhi mey yeşaü ve yehdi ileyhi mey yünib
Sizin için dinden şeriat yaptık nuh’a vasiyet ettiğimizi vahy ediyoruz ibrahim’e, musa’ya ve isa’ya vasiyet ettiklerimizi de dini dosdoğru tutun ve onda ayrılığa düşmeyin müşriklere kendilerini çağırdığın din ağır (geldi) Allah dilediği kimseleri seçecek ve o’na yönelenleri hidayete erdirecektir

1. şerea : şeriat kıldı
2. lekum : size, sizin için
3. min ed dîni : dînden
4. mâ vassâ : vasiyet ettiği şey, farz kıldığı şey
5. bi-hi : onu, onunla
6. nûhan : Nuh
7. ve ellezî : ve o
8. evhaynâ : biz vahyettik
9. ileyke : sana
10. ve mâ vassaynâ : ve vasiyet ettiğimiz şey, farz kıldığımız şey
11. bi-hi : onu, onunla
12. ibrâhîme : İbrâhîm
13. ve mûsâ : ve Musa
14. ve îsâ : ve İsa
15. en ekîmû : ikame etmeleri, ayakta, hayatta tutmaları
16. ed dîne : dîn
17. ve lâ teteferrekû : ve ayrılığa düşmeyin, fırkalara ayrılmayın
18. fî-hi : onda, onun hakkında
19. kebure : büyük oldu, ağır geldi
20. alâ el muşrikîne : müşriklere
21. mâ ted’û-hum : onları davet ettiğin şey
22. ileyhi : ona, kendisine
23. allâhu : Allah
24. yectebî : seçer
25. ileyhi : ona, kendisine
26. men : kimse, kişi
27. yeşâu : diler
28. ve yehdî : ve hidayete erdirir, ulaştırır
29. ileyhi : ona, kendisine
30. men : kimse, kişi
31. yunîbu : yönelir

١٤

وَمَا تَفَرَّقُوا اِلَّا مِنْ بَعْدِ مَا جَاءَهُمُ الْعِلْمُ بَغْيًا بَيْنَهُمْ وَلَوْلَا كَلِمَةٌ سَبَقَتْ مِنْ رَبِّكَ اِلى اَجَلٍ مُسَمًّى لَقُضِىَ بَيْنَهُمْ وَاِنَّ الَّذينَ اُورِثُوا الْكِتَابَ مِنْ بَعْدِهِمْ لَفى شَكٍّ مِنْهُ مُريبٍ

(14) ve ma teferraku illa mim ba’di ma caehümül ilmü bağyem beynehüm ve lev la kelimetün sebekat mir rabbike ila ecelim müsemmel le kudiye beynehüm ve innellezine urisül kitabe mim ba’dihim lefi şekkim minhü mürib
Ve ayrılığa düşmeleri kendilerine ilim geldikten sonra aralarındaki ihtirastan dolayıdır velev Rabbinden muayyen bir vakte kadar bir söz geçmiş olmasaydı aralarında hüküm verilip bitmişti gerçekten onların arkasından kitaba mirasçı olanlar ondan şevk verici şüphe içindedirler

1. ve mâ teferrekû : ve ayrılığa düşmediler, fırkalara ayrılmadılar
2. illâ : den başka
3. min ba’di : sonradan
4. mâ câe-hum : onlara gelen şey
5. el ilmu : ilim
6. bagyen : azgınlık
7. beyne-hum : onların arasında, aralarında
8. ve lev lâ : ve olmasaydı
9. kelimetun : kelime, söz
10. sebekat : geçti
11. min rabbi-ke : senin Rabbinden
12. ilâ ecelin : bir ecele kadar, tayin edilmiş bir zamana kadar
13. musemmen : belirlenmiş
14. le : mutlaka, elbette
15. kudıye : hükmedilir, hüküm verilir
16. beyne-hum : onların arasında
17. ve inne ellezîne : ve muhakkak ki onlar
18. ûrisû : varis kılındılar
19. el kitâbe : kitap
20. min ba’di-him : onlardan sonra
21. le : elbette, mutlaka
22. : içinde
23. şekkin : şek, şüphe
24. min-hu : ondan
25. murîbin : şüphe içinde

١٥

فَلِذلِكَ فَادْعُ وَاسْتَقِمْ كَمَا اُمِرْتَ وَلَا تَتَّبِعْ اَهْوَاءَهُمْ وَقُلْ امَنْتُ بِمَا اَنْزَلَ اللّهُ مِنْ كِتَابٍ وَاُمِرْتُ لِاَعْدِلَ بَيْنَكُمْ اَللّهُ رَبُّنَا وَرَبُّكُمْ لَنَا اَعْمَالُنَا وَلَكُمْ اَعْمَالُكُمْ لَا حُجَّةَ بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمْ اَللّهُ يَجْمَعُ بَيْنَنَا وَاِلَيْهِ الْمَصيرُ

(15) fe li zalike fed’u vestekim kema ümirt ve la tettebi’ ehvaehüm ve kul amentü bima enzelellahü min kitab ve ümirtü li a’dile beyneküm allahü rabbüna ve rabbüküm lena a’malüna ve leküm a’malüküm la huccete beynena ve beyneküm allahü yecmeu beynena ve ileyhil mesiyr
Böylece sen (onları) hemen (dine) davet et ve emrolunduğun gibi dosdoğru ol ve onların hevalarına tabi olma ve de ki ben Allah’ın indirdiği kitaba iman ettim aranızda adaletle iş görmekle emrolundum Allah bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir bizim amelimiz bize, sizin ameliniz sizedir bizimle sizin aranızda tartışılacak konu yoktur Allah hepinizi bir araya toplayacaktır ve dönüş ancak o’nadır

1. fe li zâlike : işte bunun için
2. fed’u (fe ud’u) : artık, bundan sonra davet et
3. ve istekım : ve istikamet üzere ol
4. kemâ : gibi
5. umirte : sen emrolundun
6. ve lâ tettebi’ : ve tâbî olma
7. ehvâe-hum : onların hevesleri
8. ve kul : ve söyle, de
9. âmentu : ben îmân ettim
10. bi mâ enzele : indirilen şeye
11. allâhu : Allah
12. min kitâbin : Kitap’tan
13. ve umirtu : ve ben emrolundum
14. li a’dile : adil olmaya, adaletli olmaya
15. beyne-kum : sizin aranızda
16. allâhu : Allah
17. rabbu-nâ : bizim Rabbimiz
18. ve rabbu-kum : ve sizin Rabbiniz
19. lenâ : bize ait
20. a’mâlu-nâ : bizim amellerimiz
21. ve lekum : ve size ait
22. a’mâlu-kum : amelleriniz
23. lâ huccete : huccet, çekişme yoktur
24. beyne-nâ : (bizim) aramızda
25. ve beyne-kum : ve (sizin) aranızda
26. allâhu : Allah
27. yecmeu : toplar
28. beyne-nâ : bizim aramızda
29. ve ileyhi : ve ona
30. el masîru : dönüş

Sayfa:484

١٦

وَالَّذينَ يُحَاجُّونَ فِى اللّهِ مِنْ بَعْدِ مَااسْتُجيبَ لَهُ حُجَّتُهُمْ دَاحِضَةٌ عِنْدَ رَبِّهِمْ وَعَلَيْهِمْ غَضَبٌ وَلَهُمْ عَذَابٌ شَديدٌ

(16) vellezine yühaccune fillahi mim ba’di mestücibe lehu huccetühüm dahidatün inde rabbihim ve aleyhim ğadabüv ve lehüm azabün şedid
Allah’ın davetine icabet edildikten sonra münakaşaya kalkışanların hüccetleri Rableri katında batıldır onların üzerinde bir gazap (vardır) ve onlar için şiddetli bir azap (vardır)

1. ve ellezîne : ve onlar
2. yuhâccûne : tartışıyorlar
3. fî allâhi : Allah hakkında
4. min ba’di : sonradan
5. mestucîbe (mâ istucîbe) : icabet edilen şey
6. lehu : ona
7. huccet-hum : onların huccetleri, delilleri
8. dâhıdatun : bâtıl, geçersiz
9. inde : yanında, katında
10. rabbi-him : onların Rabbi
11. ve aleyhim : ve onların üzerinde
12. gadabun : gazap, öfke
13. ve lehum : ve onları, ve onlar için vardır
14. azâbun : azap
15. şedîdun : şiddetli

١٧

اَللّهُ الَّذى اَنْزَلَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ وَالْميزَانَ وَمَا يُدْريكَ لَعَلَّ السَّاعَةَ قَريبٌ

(17) allahüllezi enzelel kitabe bil hakkı vel mizan ve ma yüdrike lealles saate karib
O Allah ki, (size) kitabı ve mizanı hak olarak indirdi bilemezsiniz belki de kıyamet yakındır

1. allâhu : Allah
2. ellezî : ki o
3. enzele : indirdi
4. el kitâbe : kitap
5. bi el hakkı : hak ile
6. ve el mîzâne : ve mizan
7. ve mâ yudrîke
(edrâ)
: ve sana bildirmez, sen idrak edemezsin
: (bildirdi)
8. lealle : umulur ki, böylece, belki
9. es sâate : o saat
10. karîbun : yakın

١٨

يَسْتَعْجِلُ بِهَا الَّذينَ لَايُؤْمِنُونَ بِهَا وَالَّذينَ امَنُوا مُشْفِقُونَ مِنْهَا وَيَعْلَمُونَ اَنَّهَا الْحَقُّ اَلَا اِنَّ الَّذينَ يُمَارُونَ فِى السَّاعَةِ لَفى ضَلَالٍ بَعيدٍ

(18) yesta’cilü bihellezine la yü’minune biha vellezine amenu müşfikune minha ve ya’lemune ennehel hakk e la innellezine yümarune fis saati lefi dalalim beiyd
Onu acele isteyenler ona inanmayanlardır iman edenler ise ondan titreyerek korkarlar ve onun hak olduğunu bilirler dikkat edin! kıyamet saati hususunda mücadele edenler çok uzak bir şaşkınlık içindedirler

1. yesta’cilu : acele, çabuk isterler
2. bi-hâ : onu
3. ellezîne : onlar
4. lâ yû’minûne : mü’min olmazlar, inanmazlar
5. bi-hâ : ona
6. ve ellezîne : ve onlar
7. âmenû : âmenû oldular (Allah’a ulaşmayı dilediler)
8. muşfikûne : korkanlar
9. min-hâ : ondan
10. ve ya’lemûne : ve bilirler
11. enne-hâ : onun olduğunu
12. el hakku : hak, gerçek
13. e lâ : değil mi
14. inne : muhakkak ki
15. ellezîne : onlar
16. yumârûne : şüphe ederler, mücâdele ederler
17. : hakkında
18. es sâati : o saat
19. le : muhakkak, gerçekten
20. : de, içinde
21. dalâlin : dalâlet
22. baîdin : uzak

١٩

اَللّهُ لَطيفٌ بِعِبَادِه يَرْزُقُ مَنْ يَشَاءُ وَهُوَ الْقَوِىُّ الْعَزيزُ

(19) allahü latiyfüm bi ibadihi yerzüku mey yeşa’ ve hüvel kaviyyül aziz
Allah kullarına lütufkardır kimi dilerse rızıklandırır o, kuvvetli ve güç sahibidir

1. allâhu : Allah
2. latîfun : lâtif, lütuf sahibi
3. bi ibâdi-hi : kullarına
4. yerzuku : rızıklandırır
5. men : kimse, kişi
6. yeşâu : diler
7. ve huve : ve o
8. el kavîyyu : kavi, kuvvetli
9. el azîzu : azîz, yüce ve şerefli

٢٠

مَنْ كَانَ يُريدُ حَرْثَ الْاخِرَةِ نَزِدْ لَهُ فى حَرْثِه وَمَنْ كَانَ يُريدُ حَرْثَ الدُّنْيَا نُؤْتِه مِنْهَا وَمَالَهُ فِى الْاخِرَةِ مِنْ نَصيبٍ

(20) men kane yüridü harsel ahirati nezid lehü fi harsih ve men kane yüridü harsed dünya nü’tihi minha ve ma lehu fil ahirati min nesiyb
Kim ahiret sevabını isterse onun sevabını arttırırız kim dünya menfaatini isterse ona da dünyalık veririz fakat ahirette ona hiçbir nasip (yoktur)

1. men : kim, kimse
2. kâne : oldu
3. yurîdu : diler, ister
4. harse : ekin, hasat, kazanç
5. el âhireti : ahiret
6. nezid : biz artırırız
7. lehu : ona, onun için
8. : de, içinde
9. harsi-hi : onun hasatı, onun kazancı
10. ve men : ve kim, kimse
11. kâne : oldu
12. yurîdu : diler, ister
13. harse : ekin, hasat, kazanç
14. ed dunyâ : dünya
15. nû’ti-hi : biz ona veririz
16. min-hâ : ondan
17. ve mâ : ve yoktur
18. lehu : onun, ona
19. fî el âhireti : ahirette
20. min : den
21. nasîbin : nasip

٢١

اَمْ لَهُمْ شُرَكؤُا شَرَعُوا لَهُمْ مِنَ الدّينِ مَا لَمْ يَاْذَنْ بِهِ اللّهُ وَلَوْلَا كَلِمَةُ الْفَصْلِ لَقُضِىَ بَيْنَهُمْ وَاِنَّ الظَّالِمينَ لَهُمْ عَذَابٌ اَليمٌ

(21) em lehüm şürakaü şerau lehüm mined dini ma lem ye’zem bihillah ve lev la kelimetül fasli le kudiye beynehüm ve innez zalimine lehüm azabün elim
Yoksa onların ortakları mı (var?) onlar dinde Allah’ın izin vermediği şeyleri meşru mu kıldılar? aralarında hüküm verilmiş olmasaydı bitmişti şüphesiz zalimler için acıklı bir azap (vardır)

1. em : yoksa
2. lehum : onlara, onlar için
3. şurekâu : ortaklar
4. şeraû : şeriat kıldılar
5. lehum : onlara
6. min : den
7. ed dîni : dîn
8. : şey(ler)
9. lem ye’zen : izin vermedi
10. bi-hi : ona
11. allâhu : Allah
12. ve lev lâ : ve olmasaydı
13. kelimetu : kelime
14. el faslı : ayırma, hüküm verme
15. le : mutlaka, gerçekten
16. kudiye : hüküm verildi
17. beyne-hum : onların arasında
18. ve inne : ve muhakkak ki
19. ez zâlimîne : zalimler
20. lehum : onlara, onlar için
21. azâbun : azap
22. elîmun : elîm, acı

٢٢

تَرَى الظَّالِمينَ مُشْفِقينَ مِمَّا كَسَبُوا وَهُوَ وَاقِعٌ بِهِمْ وَالَّذينَ امَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فى رَوْضَاتِ الْجَنَّاتِ لَهُمْ مَا يَشَاؤُنَ عِنْدَ رَبِّهِمْ ذلِكَ هُوَ الْفَضْلُ الْكَبيرُ

(22) teraz zalimine müşfikiyne mimma kesebu ve hüve vakium bihim vellezine amenu ve amilus salihati fi ravdatil cennat lehüm ma yeşaune inde rabbihim zalike hüvel fadlül kebir
O zalimleri göreceksin kazandıklarından dolayı korkudan titrerken o (ceza) onların başına gelecektir iman edip salih amel işleyenler ise cennet bahçelerindedirler onlara Rablerinin katında ne isterlerse (vardır) işte bu en büyük lütuftur

1. terâ : görürsün
2. ez zâlimîne : zalimler
3. muşfikîne : korkanlar
4. mimmâ (min mâ) : şeyden
5. kesebû : kazandılar
6. ve huve : ve o
7. vâkıun : vaki olur, vuku bulur
8. bi-him : onlara
9. ve ellezîne : ve onlar
10. âmenû : âmenû oldular, Allah’a ulaşmayı dilediler
11. ve amilû es sâlihâti : ve salih amel işlediler, nefs tezkiyesi yaptılar
12. : de, içinde
13. ravdâti : bahçeler
14. el cennâti : cennetler
15. lehum : onlara, onlar için
16. : şey
17. yeşâûne : dilerler
18. inde : yanında, katında
19. rabbi-him : onların Rabbi
20. zâlike : işte bu
21. huve : o
22. el fadlu el kebîru : fazlul kebir, büyük fazl

Sayfa:485

٢٣

ذلِكَ الَّذى يُبَشِّرُ اللّهُ عِبَادَهُ الَّذينَ امَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ قُلْ لَا اَسَْلُكُمْ عَلَيْهِ اَجْرًا اِلَّا الْمَوَدَّةَ فِى الْقُرْبى وَمَنْ يَقْتَرِفْ حَسَنَةً نَزِدْ لَهُ فيهَا حُسْنًا اِنَّ اللّهَ غَفُورٌ شَكُورٌ

(23) zalikellezi yübeşşirullahü ibadehul lezine amenu ve amilus salihat kul la es’elüküm aleyhi ecran illel meveddete fil kurba ve mey yakterif haseneten nezid lehu fiha husna innellahe ğafurun şekur
Böylece Allah o kullarını müjdeler iman edip salih amel işleyenleri de ki sizden bir ücret istemem ancak akrabalık bağı ve sevgisinden (başka) kim güzel (bir amel işleyip), kazanırsa biz onu daha güzeli ile ziyadeleştiririz şüphesiz Allah bağışlayan, şükre layıktır

1. zâlike : işte bu
2. ellezî : onlar
3. yubeşşiru : müjdeliyor
4. allâhu : Allah
5. ibâde-hu : onun kulları
6. ellezîne : onlar
7. âmenû : âmenû oldular, Allah’a ulaşmayı dilediler
8. ve amilû es sâlihâti : ve nefsi ıslâh edici amel işlediler
9. kul : de
10. lâ es’elu-kum : sizden istemiyorum
11. aleyhi : ona, ona karşı
12. ecren : ecir, ücret
13. illâ : dan başka, sadece
14. el meveddete : sevgi, muhabbet, dostluk
15. fî el kurbâ : yakınlıkta
16. ve men : ve kim
17. yakterif : işlerse
18. haseneten : hasene, iyilik, sevap
19. nezid : artırırız
20. lehu : ona
21. fî-hâ : onda
22. husnen : iyilik, güzellik
23. inne : muhakkak
24. allâhe : Allah
25. gafûrun : gafur, mağfireti bol olan
26. şekûrun : şükredene karşılığını veren, şükredilen

٢٤

اَمْ يَقُولُونَ افْتَرى عَلَى اللّهِ كَذِبًا فَاِنْ يَشَاِ اللّهُ يَخْتِمْ عَلى قَلْبِكَ وَيَمْحُ اللّهُ الْبَاطِلَ وَيُحِقُّ الْحَقَّ بِكَلِمَاتِه اِنَّهُ عَليمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ

(24) em yekuluneftera alellahi keziba fe iy yeşaillahü yahtim ala kalbik ve yemhullahül batile ve yühıkkul hakka bi kelimatih innehu alimüm bizatis sudur
Yoksa Allah’a bir yalan iftira etti mi diyorlar? eğer Allah dilerse senin de kalbini mühürlerdi Allah batılı mahveder ve hak olan o kelimeleri ortaya koyar şüphesiz o, göğüslerde olanları bilendir

1. em : yoksa
2. yekûlûne : diyorlar
3. ifterâ : iftira attı, uydurdu
4. alâ allâhi : Allah’a karşı
5. keziben : yalan
6. fe : böylece, bununla birlikte
7. in : eğer
8. yeşei allâhu : Allah dilerse
9. yahtim : mühürler
10. alâ : üzerini
11. kalbi-ke : senin kalbin
12. ve yemhu : ve siler, mahveder, yok eder
13. allâhu : Allah
14. el bâtıla : bâtıl
15. ve yuhıkku : ve gerçekleştirir
16. el hakka : hakkı
17. bi kelimâti-hi : onun (kendi) kelimeleriyle, sözleriyle
18. inne-hu : muhakkak ki o
19. alîmun : çok iyi bilen
20. bi zâti es sudûri : gönüllerde olanı

٢٥

وَهُوَالَّذى يَقْبَلُ التَّوْبَةَ عَنْ عِبَادِه وَيَعْفُوا عَنِ السَّيَِّاتِ وَيَعْلَمُ مَاتَفْعَلُونَ

(25) ve hüvellezi yakbelüt tevbete an ibadihi ve ya’fu anis seyyiati ve ya’lemü ma tefalun
O kullarından tövbeleri kabul eder yaptıkları kötülükleri affeder yaptıklarınızı da bilir

1. ve huve : ve o
2. ellezî : ki o
3. yakbelu : kabul eder
4. et tevbete : tövbe
5. an ibâdi-hi : kullarından
6. ve ya’fû an : ve affeder
7. es seyyiâti : seyyiat, kötülük, günah
8. ve ya’lemu : ve bilir
9. : şey(ler)
10. tef’alûne : yapıyorsunuz

٢٦

وَيَسْتَجيبُ الَّذينَ امَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَيَزيدُهُمْ مِنْ فَضْلِه وَالْكَافِرُونَ لَهُمْ عَذَابٌ شَديدٌ

(26) ve yestecibüllezine amenu ve amilus salihati ve yezidühüm min fadlih vel kafirune lehüm azabün şedid
İman edip salih amel işleyenlerin (isteklerinin) fazlasını verir fazlından onlara ziyadesini ihsan eder kafirlere (gelince) onlara şiddetli azap (vardır)

1. ve yestecîbu : ve icabet eder, kabul eder
2. ellezîne âmenû : âmenû olanlar, Allah’a ulaşmayı dileyenler
3. ve amilû es sâlihâti : ve nefsi ıslâh edici amel işleyen
4. ve yezîdu-hum : ve onlara artır
5. min fadli-hi : kendi fazlından, lütfundan
6. ve el kâfirûne : ve kâfirler, inkâr edenler
7. lehum : onlar içindir
8. azâbun : azap
9. şedîdun : şiddetli

٢٧

وَلَوْ بَسَطَ اللّهُ الرِّزْقَ لِعِبَادِه لَبَغَوْا فِى الْاَرْضِ وَلكِنْ يُنَزِّلُ بِقَدَرٍ مَايَشَاءُ اِنَّهُ بِعِبَادِه خَبيرٌ بَصيرٌ

(27) ve lev besetallahür rizka li ibadihi le beğav fil erdi ve lakiy yünezzilü bi kaderim ma yeşa’ innehu bi ibadihi habirum besiyr
Velev Allah kullarına rızkı bol bol verseydi, mutlaka yeryüzünde azarlardı lakin (O), dilediği bir miktar indiriyor şüphesiz o, kullarının hallerinden haberdar ve görendir

1. ve lev : ve şâyet, eğer
2. beseta : genişletti
3. allâhu : Allah
4. er rızka : rızık
5. li ibâdi-hi : kulları için, kullarına
6. le : mutlaka
7. begav : azdılar
8. fî el ardı : yeryüzünde
9. ve lâkin : ve fakat
10. yunezzilu : indirir
11. bi kaderin : miktar, ölçü ile
12. mâ yeşâu : dilediği
13. inne-hu : muhakkak ki o
14. bi ibâdi-hi : (onun) kendi kullarını
15. habîrun : haberdar olan
16. basîrun : gören

٢٨

وَهُوَ الَّذى يُنَزِّلُ الْغَيْثَ مِنْ بَعْدِ مَاقَنَطُوا وَيَنْشُرُ رَحْمَتَهُ وَهُوَ الْوَلِىُّ الْحَميدُ

(28) ve hüvellezi yünezzilül ğayse mim ba’di ma kanetu ve yenşuru rahmeteh ve hüvel veliyyül hamid
O ki onların ümitlerini kesmelerinin arkasından yağmuru indirendir ve rahmeti saçandır o veli’dir, övülmeye layık olandır

1. ve huve ellezî : ve o ki
2. yunezzilu : indirir
3. el gayse : yağmur
4. min ba’di : sonra
5. mâ kanetû : ümit kestikleri şey
6. ve yenşuru : ve yayar
7. rahmete-hu : rahmetini
8. ve huve : ve o
9. el velîyyu : velî, dost
10. el hamîdu : hamid, övülmeye lâyık olan

٢٩

وَمِنْ ايَاتِه خَلْقُ السَّموَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَثَّ فيهِمَا مِنْ دَابَّةٍ وَهُوَ عَلى جَمْعِهِمْ اِذَا يَشَاءُ قَديرٌ

(29) ve min ayatihi halkus semavati vel erdi ve ma besse fihima min dabbeh ve hüve ala cem’ihim iza yeşaü kadir
Göklerin ve yerin yaratılması O’nun ayetlerindendir ve orada canlıları var edip, üretip yaymasıdır o dilediği zaman onları toplamaya da kadirdir

1. ve min âyâti-hi : ve onun âyetlerinden
2. halku : yaratılması
3. es semâvâti : semalar, gökler
4. ve el ardı : ve arz, yer
5. ve mâ : ve şey
6. besse : yaydı, dağıttı
7. fî-himâ : orada, o ikisinde
8. min dâbbetin : dabbeden, hayvandan, canlıdan
9. ve huve : ve o
10. alâ cem’i-him : onların hepsi üzerine
11. izâ : o zaman, olduğu zaman
12. yeşâu : diledi
13. kadîrun : kaadir, gücü yeten

٣٠

وَمَا اَصَابَكُمْ مِنْ مُصيبَةٍ فَبِمَا كَسَبَتْ اَيْديكُمْ وَيَعْفُوا عَنْ كَثيرٍ

(30) ve ma esabeküm mim müsiybetin fe bima kesebet eydiküm ve ya’fu an kesir
Başınıza bela gelirse (hep) kendi ellerinizin kazandığı sebebi iledir çoğunu da bağışlar

1. ve mâ : ve o şey
2. esâbe-kum : size isabet etti
3. min musîbetin : musîbetten, bir musîbet
4. fe : işte o
5. bi mâ : sebebiyle
6. kesebet : kazandı
7. eydî-kum : elleriniz
8. ve ya’fû : ve affeder
9. an kesîrin : çoğundan

٣١

وَمَا اَنْتُمْ بِمُعْجِزينَ فِى الْاَرْضِ وَمَالَكُمْ مِنْ دُونِ اللّهِ مِنْ وَلِىٍّ وَلَا نَصيرٍ

(31) ve ma entüm bi mu’cizine fil ard ve ma leküm min dunillahi miv veliyyiv ve la nasiyr
Siz yeryüzünde bizi aciz bırakacak değilsiniz sizin için Allah’tan başka hiçbir dost, hiçbir yardımcı yoktur

1. ve mâ entum : ve siz değilsiniz
2. bi mu’cizîne : aciz bırakacak olanlar, bırakanlar
3. fî el ardı : arzda, yeryüzünde
4. ve mâ : ve yoktur
5. lekum : sizin için
6. min dûni allâhi : Allah’tan başka
7. min veliyyin : bir velî, dost
8. ve lâ : ve yoktur
9. nasîrin : bir yardımcı

Sayfa:486

٣٢

وَمِنْ ايَاتِهِ الْجَوَارِ فِى الْبَحْرِ كَالْاَعْلَامِ

(32) ve min ayatihil cevari fil bahri kel a’lam
Denizde dağlar gibi akıp giden (gemiler de) o’nun ayetlerindendir

1. ve min : ve den
2. âyâti-hi : onun âyetleri
3. el cevâri : gemiler
4. : de, içinde
5. el bahri : deniz
6. ke : gibi
7. el a’lâmi : yüksek dağlar

٣٣

اِنْ يَشَاْ يُسْكِنِ الرّيحَ فَيَظْلَلْنَ رَوَاكِدَ عَلى ظَهْرِه اِنَّ فى ذلِكَ لَايَاتٍ لِكُلِّ صَبَّارٍ شَكُورٍ

(33) iy yeşe’yüskinir riha fe yazlelne ravakide ala zahrih inne fi zalike le ayatil li külli sabbarin şekur
Dilerse rüzgarı durdurur suyun üzerinde (gemi) hareketsiz durakalır şüphesiz bunda çok sabreden ve şükredenlere ibretler vardır

1. in : eğer
2. yeşe’ : diler
3. yuskin : teskin eder, sükûnet verir, durdurur
4. er rîha : rüzgâr
5. fe : böylece
6. yazlelne : olurlar, kalırlar
7. revâkide : yürümeyen, hareketsiz, sabit duran
8. alâ zahri-hi : onun üzerinde
9. inne : muhakkak ki
10. : de, içinde, vardır
11. zâlike : bu
12. le : elbette, mutlaka
13. âyâtin : âyetler
14. li : için
15. kulli : her, hepsi
16. sabbârin : çok sabredenler
17. şekûrin : çok şükredenler

٣٤

اَوْ يُوبِقْهُنَّ بِمَا كَسَبُوا وَيَعْفُ عَنْ كَثيرٍ

(34) ev yubikhünne bima kesebu ve ya’fü an kesir
Yahut kazandıklarından dolayı onları helak eder ve çoğunu da bağışlar

1. ev : veya
2. yûbık-hunne
(vebeka)
: onları helâk eder, helâke sürükler
: (helâk etti)
3. bimâ : şeyle, sebebiyle
4. kesebû : kazandılar
5. ve ya’fu an : ve affeder
6. kesîrin : çoğu

٣٥

وَيَعْلَمَ الَّذينَ يُجَادِلُونَ فى ايَاتِنَا مَالَهُمْ مِنْ مَحيصٍ

(35) ve ya’lemellezine yücadilune fi ayatina ma lehüm mim mehiys
bizim ayetlerimizle mücadele edenler bilsin kendileri için kaçacak yer yoktur

1. ve ya’leme (ya’lem) : ve bilsinler
2. ellezîne : onlar
3. yucâdilûne : mücâdele ederler
4. : de, hakkında
5. âyâti-nâ : bizim âyetlerimiz
6. mâ lehum : onlar için yoktur
7. min : den
8. mahîsin : kaçacak yer

٣٦

فَمَا اُوتيتُمْ مِنْ شَىْءٍ فَمَتَاعُ الْحَيوةِ الدُّنْيَا وَمَا عِنْدَ اللّهِ خَيْرٌ وَاَبْقى لِلَّذينَ امَنُوا وَعَلى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ

(36) fe ma utitüm min şey’in fe metaul hayatid dünya ve ma indellahi hayruv ve ebka lillezine amenu ve ala rabbihim yetevekkelun
Size verilen şeyler dünya hayatının (geçici) metaıdır Allah’ın katındakiler ise daha hayırlı ve devamlıdır Rablerine iman edip (o’na) tevekkül eden kimseler (için)

1. fe : işte böylece
2. : şey
3. ûtî-tum : size verildi
4. min şey’in : bir şeyden
5. fe : böylece, artık
6. metâu : meta, faydalanılacak mal
7. el hayâti ed dunyâ : dünya hayatı
8. ve mâ : ve şey
9. inde : yanında, katında
10. allâhi : Allah
11. hayrun : hayırlı, daha hayırlı
12. ve ebkâ : ve bâki, daha kalıcı
13. li ellezîne : onlar için
14. âmenû : âmenû oldular, Allah’a ulaşmayı dilediler
15. ve alâ rabbi-him : ve Rab’lerine
16. yetevekkelûne : tevekkül ederler

٣٧

وَالَّذينَ يَجْتَنِبُونَ كَبَاءِرَ الْاِثْمِ وَالْفَوَاحِشَ وَاِذَا مَا غَضِبُوا هُمْ يَغْفِرُونَ

(37) vellezine yectenibune kebairal ismi vel fevahişe ve iza ma ğadibu hüm yağfirun
Onlar ki büyük günahlardan ve fuhuşlardan kaçınırlar ve öfkelendikleri zaman da onlar bağışlarlar

1. ve ellezîne : ve onlar
2. yectenibûne : kaçınırlar, sakınırlar
3. kebâire el ismi : günahların büyükleri
4. ve el fevâhışe : ve fuhuşlar (kötülükler, zina, şirk, katletmek vb)
5. ve izâ : ve olduğu zaman
6. mâ gadıbû : öfkelendikleri şey
7. hum : onlar
8. yagfirûne : affederler, bağışlarlar

٣٨

وَالَّذينَ اسْتَجَابُوا لِرَبِّهِمْ وَاَقَامُوا الصَّلوةَ وَاَمْرُهُمْ شُورى بَيْنَهُمْ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ

(38) vellezinestecabu li rabbihim ve ekamus salate ve emruhüm şura beynehüm ve mimma razaknahüm yünfikun
Onlar ki Rablerinin (davetine) icabet ederler namazı dosdoğru kılarlar ve işlerini aralarında danışma (yaparlar) kendilerine verdiğimiz rızıktan da sarf ederler

1. ve ellezîne : ve onlar
2. istacâbû : icabet ettiler
3. li rabbi-him : Rab’lerine
4. ve ekâmu : ve ikame ettiler
5. es salâte : namaz
6. ve emru-hum : ve onların işleri
7. şûrâ : şura, toplanıp istişare etme
8. beyne-hum : aralarında
9. ve mimmâ (min mâ) : ve o şeyden
10. rezaknâ-hum : onları rızıklandırdık
11. yunfikûne : infâk ederler

٣٩

وَالَّذينَ اِذَا اَصَابَهُمُ الْبَغْىُ هُمْ يَنْتَصِرُونَ

(39) vellezine iza esabehümül bağyü hüm yentesirun
Onlar ki, kendi haklarına tecavüz olduğu zaman yardımlaşırlar

1. ve ellezîne : ve onlar
2. izâ : olduğu zaman
3. esâbe-hum : onlara isabet etti
4. el bagyu : saldırı, tecavüz, haddi aşma
5. hum : onlar
6. yentesırûne : yardımlaşırlar

٤٠

وَجَزؤُا سَيِّءَةٍ سَيِّءَةٌ مِثْلُهَا فَمَنْ عَفَا وَاَصْلَحَ فَاَجْرُهُ عَلَى اللّهِ اِنَّهُ لَايُحِبُّ الظَّالِمينَ

(40) ve cezaü seyyietin seyyietüm mislüha fe men afa ve asleha fe ecruhu alellah innehu la yühibbüz zalimin
Kötülüğün cezası onun misli gibi o kötülüğün karşılığını vermektir ama kim affeder sulh yaparsa artık onun ecri Allah’a aittir şüphesiz o, zalimleri sevmez

1. ve cezâu : ve ceza
2. seyyietin : bir kötülük, bir günah
3. seyyietun : bir kötülük, bir günah
4. mislu-hâ : onun misli kadar
5. fe : artık, fakat
6. men : kim
7. afâ : affetti
8. ve asleha : ve ıslâh etti
9. fe : böylece
10. ecru-hu : onun ecri
11. alâ allâhi : Allah’a ait
12. inne-hu : muhakkak ki o
13. lâ yuhıbbu : sevmez
14. ez zâlimîne : zalimler

٤١

وَلَمَنِ انْتَصَرَ بَعْدَ ظُلْمِه فَاُولءِكَ مَاعَلَيْهِمْ مِنْ سَبيلٍ

(41) ve lemenintesara ba’de zulmihi fe ülaike ma aleyhim min sebil
Ve kim zulme uğradıktan sonra öcünü alırsa artık böylelerinin aleyhine yol yoktur

1. ve le : ve elbette, gerçekten
2. men : kim, kimse
3. intesare : yardımlaşır, hakkını alır
4. ba’de : sonra
5. zulmi-hi : zulme uğraması
6. fe : böylece
7. ulâike : işte onlar
8. mâ aleyhim : onların üzerine yoktur
9. min sebîlin : bir sebîl, bir yol

٤٢

اِنَّمَا السَّبيلُ عَلَى الَّذينَ يَظْلِمُونَ النَّاسَ وَيَبْغُونَ فِى الْاَرْضِ بِغَيْرِ الْحَقِّ اُولءِكَ لَهُمْ عَذَابٌ اَليمٌ

(42) innemes sebilü alellezine yazlimunen nase ve yebğune fil erdi bi ğayril hakk ülaike lehüm azabün elim
yol ancak insanlara zulüm edenler ve yeryüzünde haksızlıkta ileri gidenler üzerindedir işte onlar için acıklı bir azap (vardır)

1. innemâ : fakat
2. es sebîlu : yol
3. alâ ellezîne : onların üzerine
4. yazlimûne : zulmederler
5. en nâse : insanlar
6. ve yebgûne : ve azgınlık ediyorlar, zorbalık yapıyorlar
7. : de, içinde
8. el ardı : arz, yer
9. bi gayri el hakkı : haksız yere
10. ulâike : işte onlar
11. lehum : onlar için vardır
12. azâbun : azap
13. elîmun : elîm, acı

٤٣

وَلَمَنْ صَبَرَ وَغَفَرَ اِنَّ ذلِكَ لَمِنْ عَزْمِ الْاُمُورِ

(43) ve le men sabera ve ğafera inne zalike le min azmil ümur
Her kim sabreder ve affederse şüphesiz bu azmedilecek (zor) işlerdendir

1. ve le : ve elbette, gerçekten
2. men : kim, kimse
3. sabere : sabretti
4. ve gafere : ve affetti, bağışladı
5. inne : muhakkak ki, gerçekten
6. zâlike : bu
7. le : elbette, gerçekten
8. min : den
9. azmi : azîm, büyük
10. el umûri : işler

٤٤

وَمَنْ يُضْلِلِ اللّهُ فَمَالَهُ مِنْ وَلِىٍّ مِنْ بَعْدِه وَتَرَى الظَّالِمينَ لَمَّا رَاَوُا الْعَذَابَ يَقُولُونَ هَلْ اِلى مَرَدٍّ مِنْ سَبيلٍ

(44) ve mey yudlililahü fe ma lehu miv veliyyim mim ba’dih ve teraz zalimine lemma raevül azabe yekulune hel ila meraddim min sebil
Allah kimi de şaşırtırsa artık bundan sonra onun için hiçbir veli yoktur azabı gördükleri zaman zalimleri göreceksin geri dönmeye bir yol var mıdır? diyeceklerdir

1. ve men : ve kim, kimse
2. yudlili : dalâlette bırakır
3. allâhu : Allah
4. fe : böylece
5. mâ lehu : onun için yoktur
6. min veliyyin : velîden, dosttan
7. min ba’di-hi : ondan sonra
8. ve terâ : ve görürsün
9. ez zâlimîne : zalimler
10. lemmâ : olduğu zaman
11. reevu : gördüler
12. el azâbe : azap
13. yekûlûne : diyorlar
14. hel : var mı
15. ilâ mereddin : geri dönüşe
16. min sebîlin : bir yol

Sayfa:487

٤٥

وَتَريهُمْ يُعْرَضُونَ عَلَيْهَا خَاشِعينَ مِنَ الذُّلِّ يَنْظُرُونَ مِنْ طَرْفٍ خَفِىٍّ وَقَالَ الَّذينَ امَنُوا اِنَّ الْخَاسِرينَ الَّذينَ خَسِرُوا اَنْفُسَهُمْ وَاَهْليهِمْ يَوْمَ الْقِيمَةِ اَلَا اِنَّ الظَّالِمينَ فى عَذَابٍ مُقيمٍ

(45) ve terahüm yu’radune aleyha haşiiyne minez zülli yenzurune min tarfin hafiyy ve kalellezine amenu innel hasirinellezine hasiru enfüsehüm ve ehlihim yevmel kıyameh e la innez zalimine fi azabim mükıym
Onları ateşe arz edilirken göreceksin zilletten boyunlarını eğmişlerdir göz ucuyla gizliden gizliye bakarlar iman edenler de diyecek şüphesiz hüsrana düşenler kıyamet günü kendi nefislerine ve ailelerine yazık edenlerdir dikkat edin! zalimler sürekli azap içindeler

1. ve terâ-hum : ve onları görürsün
2. yu’redûne : arz olunurken
3. aleyhâ : ona
4. hâşiîne : boyun eğmiş olarak
5. min ez zulli : zilletten
6. yenzurûne : bakarlar
7. min tarfin : bir bakışla
8. hafîyyin : gizli olarak
9. ve kâle : ve dedi
10. ellezîne : onlar
11. âmenû : âmenû oldular, Allah’a ulaşmayı dilediler
12. inne : muhakkak
13. el hâsirîn : hüsrana düşenler, hüsranda olanlar
14. ellezîne : onlar
15. hasirû : hüsrana düştüler
16. enfuse-hum : kendileri
17. ve ehlî-him : ve onların aileleri (kendi aileleri)
18. yevme el kıyâmeti : kıyâmet günü
19. e lâ : (öyle) değil mi
20. inne : muhakkak
21. ez zâlimîne : zalimler
22. : içinde
23. azâbin : bir azap
24. mukîmin : mukim, devamlı

٤٦

وَمَا كَانَ لَهُمْ مِنْ اَوْلِيَاءَ يَنْصُرُونَهُمْ مِنْ دُونِ اللّهِ وَمَنْ يُضْلِلِ اللّهُ فَمَالَهُ مِنْ سَبيلٍ

(46) ve ma kane lehüm min evliyae yensurunehüm min dunillah ve mey yudlilillahü fe ma lehu min sebil
Onların Allah’tan başka dostları ve onlara yardım edecek kimseleri yoktur Allah kimi de saptırırsa artık onun için çıkar bir yol yoktur

1. ve mâ kâne : ve olmadı, yoktur
2. lehum : onlar için, onların
3. min evliyâe : (velîlerden, dostlardan) bir dost
4. yensurûne-hum : onlara yardım eder
5. min dûni allâhi : Allah’tan başka
6. ve men : ve kim, kimse
7. yudlili : dalâlette bırakır
8. allâhu : Allah
9. fe : artık
10. mâ lehu : onun için yoktur
11. min sebîlin : bir yol

٤٧

اِسْتَجيبُوا لِرَبِّكُمْ مِنْ قَبْلِ اَنْ يَاْتِىَ يَوْمٌ لَا مَرَدَّ لَهُ مِنَ اللّهِ مَا لَكُمْ مِنْ مَلْجَاٍ يَوْمَءِذٍ وَمَا لَكُمْ مِنْ نَكيرٍ

(47) istecibu li rabbiküm min kabli ey ye’tiye yevmül la meradde lehu minellah ma leküm mim melceiy yevmeiziv ve ma leküm min nekir
Rabbinizin (davetlerine) icabet ediniz Allah’tan reddine imkan olmayan bir gün gelmezden önce o gün size ne sığınacak yer vardır, ne de inkara bir çare

1. istecîbû : icabet edin
2. li rabbi-kum : Rabbinize
3. min kabli : den önce
4. en ye’tiye : gelmesi
5. yevmun : gün
6. lâ meredde : geri döndürülmeyecek olan
7. lehu : onu
8. min allâhi : Allah’tan, Allah tarafından
9. mâ lekum : sizin için yoktur
10. min melcein : (sığınaklardan) bir sığınak
11. yevmeizin : izin günü
12. ve mâ lekum : ve sizin için yoktur
13. min nekîrin : bir inkâr

٤٨

فَاِنْ اَعْرَضُوا فَمَا اَرْسَلْنَاكَ عَلَيْهِمْ حَفيظًا اِنْ عَلَيْكَ اِلَّا الْبَلَاغُ وَاِنَّا اِذَا اَذَقْنَا الْاِنْسَانَ مِنَّا رَحْمَةً فَرِحَ بِهَا وَاِنْ تُصِبْهُمْ سَيِّءَةٌ بِمَا قَدَّمَتْ اَيْديهِمْ فَاِنَّ الْاِنْسَانَ كَفُورٌ

(48) fe in a’radu fema erselnake aleyhim hafiza in aleyke illel belağ ve inna iza ezaknel insane minna rahmeten feriha biha ve in tüsibhüm seyyietüm bima kaddemet eydihim fe innel insane kefur
Eğer senden yüz çevirirlerse biz seni onların üzerine hafız olarak göndermedik ancak senin üzerine düşen tebliğ etmektir gerçekten biz insana tarafımızdan bir rahmet tattırdığımız zaman ona sevinir eğer bir kötülük isabet ederse kendi elleri ile kazandıkları (günah) yüzünden o zaman insan gerçekten nankör kesilir

1. fe : bundan sonra
2. in : şâyet, eğer
3. a’redû : yüz çevirdiler
4. fe : oysa, halbuki
5. mâ erselnâ-ke : seni göndermedik
6. aleyhim : onların üzerine
7. hafîzan : muhafız olarak
8. in … illâ : sadece
9. aleyke : senin üzerinde
10. el belâgu : tebliğ
11. ve innâ : ve muhakkak ki biz
12. izâ ezaknâ : tattırdığımız zaman
13. el insâne : insan
14. min-nâ : bizden
15. rahmeten : bir rahmet
16. feriha : ferahladı, sevindi
17. bi-hâ : onunla
18. ve in : ve şâyet, eğer
19. tusib-hum : onlara isabet eder
20. seyyietun : bir kötülük
21. bi-mâ : sebebiyle
22. kaddemet : takdim etti, yaptı
23. eydî-him : onların elleri
24. fe : işte o zaman
25. inne : muhakkak
26. el insâne : insan
27. kefûrun : kefur, inkâr eden, nankör

٤٩

لِلّهِ مُلْكُ السَّموَاتِ وَالْاَرْضِ يَخْلُقُ مَايَشَاءُ يَهَبُ لِمَنْ يَشَاءُ اِنَاثًا وَيَهَبُ لِمَنْ يَشَاءُ الذُّكُورَ

(49) lillahi mülküs semavati vel ard yahlüku ma yeşa’ yehebü li mey yeşaü inasev ve yehebü li mey yeşaüz zükur
Arzın ve semanın mülkü Allah’ındır dilediğini yaratır dilediğine de kızlar bahşeder ve dilediğine de erkekler bahşeder

1. li allâhi : Allah’a aittir, Allah’ındır
2. mulku : mülk, hükümranlık
3. es semâvâti : semalar, gökler
4. ve el ardı : ve arz, yer
5. yahluku : halkeder, yaratır
6. mâ yeşâu : dilediği şey
7. yehebu : bağışlar
8. li men : kimseye
9. yeşâu : diler
10. inâsen : kızlar
11. ve yehebu : ve bağışlar
12. li men : kimseye
13. yeşâu : diler
14. ez zukûra : erkekler

٥٠

اَوْ يُزَوِّجُهُمْ ذُكْرَانًا وَاِنَاثًا وَيَجْعَلُ مَنْ يَشَاءُ عَقيمًا اِنَّهُ عَليمٌ قَديرٌ

(50) ev yüzevvicühüm zükranev ve inasa ve yec’alü mey yeşaü akıyma innehu alimün kadir
Yahut onları erkekli dişili ikizler (yaratır) dilediğini de kısır bırakır şüphesiz o, bilendir, (her şeye) gücü yetendir

1. ev : veya
2. yuzevvicu-hum : onları çift, ikili yapar
3. zukrânen : erkekler olarak
4. ve inâsen : ve kızlar (dişiler) olarak
5. ve yec’alu : ve kılar, yapar
6. men : kimse
7. yeşâu : diler
8. akîmen : kısır
9. inne-hu : muhakkak ki o
10. alîmun : en iyi bilen
11. kadîrun : kaadir olan (herşeye gücü yetendir)

٥١

وَمَا كَانَ لِبَشَرٍ اَنْ يُكَلِّمَهُ اللّهُ اِلَّا وَحْيًا اَوْ مِنْ وَرَاءِ حِجَابٍ اَوْ يُرْسِلَ رَسُولًا فَيُوحِىَ بِاِذْنِه مَا يَشَاءُ اِنَّهُ عَلِىٌّ حَكيمٌ

(51) ve ma kane li beşerin ey yükellimehüllahü illa vahyen ev miv verai hicabin ev yursile rasulen fe yuhiye bi iznihi ma yeşa’ innehu aliyyün hakim
Allah hiçbir beşerle konuşacak değildir ancak vahiy (yolu ile) veya perde arkasından yahut resul göndererek kendi izni ile dilediğini ilham buyurmasıyla şüphesiz o, aliyydir ve hikmet sahibidir

1. ve mâ kâne : ve yoktur, olmamıştır
2. li beşerin : bir beşerin, bir insanın, bir insan için
3. en yukellime-hu : onunla konuşması
4. allâhu : Allah
5. illâ : ancak, dışında
6. vahyen : vahiy
7. ev : veya
8. min verâi : arkasından
9. hıcâbin : bir perde
10. ev : veya, ya da
11. yursile : gönderir
12. resûlen : bir resûl
13. fe : o zaman, böylece
14. yûhıye : vahyeder
15. bi izni-hi : onun izniyle
16. mâ yeşâu : dilediği şey
17. inne-hu : muhakkak ki o
18. aliyyun : âlî, yüce
19. hakîmun : hikmet ve hüküm sahibi

Sayfa:488

٥٢

وَكَذلِكَ اَوْحَيْنَا اِلَيْكَ رُوحًا مِنْ اَمْرِنَا مَا كُنْتَ تَدْرى مَاالْكِتَابُ وَلَا الْايمَانُ وَلكِنْ جَعَلْنَاهُ نُورًا نَهْدى بِه مَنْ نَشَاءُ مِنْ عِبَادِنَا وَاِنَّكَ لَتَهْدى اِلى صِرَاطٍ مُسْتَقيمٍ

(52) ve kezalike evhayna ileyke ruham min emrina ma künte tedri mel kitabü ve lel imanü ve lakin cealnahü nuran nehdi bihi men neşaü min ibadina ve inneke le tehdi ila siratim müstekım
İşte biz sana böyle emrimizdeki bir ruh ile vahy ettik sen kitap nedir bilmiyordun iman (nedir) bilmiyordun lakin biz onu bir nur yaptık onunla dilediğimiz kulumuza hidayet veriyoruz gerçekten sen doğru bir yol gösteriyorsun

1. ve kezâlike : ve işte böylece
2. evhaynâ : vahyettik
3. ileyke : sana
4. rûhan : ruh
5. min : den
6. emri-nâ : bizim emrimiz
7. mâ kunte tedrî : sen bilmiyordun
8. : ne
9. el kitâbu : kitap
10. ve lâ : ve olmaz, değil
11. îmânu : îmân
12. ve lâkin : ve fakat
13. cealnâ-hu : onu kıldık, yaptık
14. nûren : nur
15. nehdî : hidayete erdiririz
16. bi-hi : onunla
17. men : kimse, kişi
18. neşâu : dileriz
19. min : den
20. ibâdi-nâ : kullarımız
21. ve inne-ke : ve muhakkak sen
22. le : mutlaka
23. tehdî : sen hidayet ediyorsun, ulaştırıyorsun
24. ilâ : … e, … a
25. sırâtın mustekîmin : sıratı mustakîm

٥٣

صِرَاطِ اللّهِ الَّذى لَهُ مَا فِى السَّموَاتِ وَمَا فِى الْاَرْضِ اَلَا اِلَى اللّهِ تَصيرُ الْاُمُورُ

(53) siratillahillezi lehu ma fis semavati ve ma fil ard e la ilellahi tesiyrul ümur
O Allah’ın yolu ki semada ve arzda ne varsa (hepsi) o’nundur dikkat edin! bütün işler Allah’a döner

1. sırâtı allâhi : Allah’ın yolu
2. ellezî : ki o
3. lehu : onun
4. : şey, ne
5. : de, içinde, var
6. es semâvâti : semalar, gökler
7. ve mâ : ve şey, ne
8. : de, içinde, var
9. el ardı : arz, yer
10. e lâ : değil mi
11. Ilâ allâhi : Allah’a
12. tesîru : seyreder, gider, döner, ulaşır
13. el umûru : işler

43-ZUHRUF

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ

١

حم

(1) ha mim
ha – mim

٢

وَالْكِتَابِ الْمُبينِ

(2) vel kitabil mübin
Açıklayan kitaba yemin olsun

1. ve el kitâbi : ve kitaba andolsun
2. el mubîni : açıklanmış olan, apaçık

٣

اِنَّا جَعَلْنَاهُ قُرْءنًا عَرَبِيًّا لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ

(3) inna cealnahü kur’anen arabiyyel lealleküm ta’kilun
Gerçekten biz onu arapça bir kur’an yaptık umulur ki sizler (onu) anlarsınız

1. innâ : muhakkak ki biz
2. cealnâ-hu : onu kıldık
3. kur’ânen : bir Kur’ân
4. arabiyyen : Arapça
5. lealle-kum : umulur ki siz
6. ta’kılûne : akıl edersiniz

٤

وَاِنَّهُ فى اُمِّ الْكِتَابِ لَدَيْنَا لَعَلِىٌّ حَكيمٌ

(4) ve innehu fi ümmil kitabi ledeyna lealiyyün hakim
Şüphe yok ki o bizim katımızda ana kitapta olup, çok yüce (ve) hikmetlidir

1. ve inne-hu : ve muhakkak ki o
2. : içinde, de
3. ummi el kitâbi : ümmül kitap, ana kitap
4. ledey-nâ : katımızda
5. le : elbette, gerçekten
6. alîyyun : âlî, yüce
7. hakîmun : hakîm, hüküm ve hikmet sahibi

٥

اَفَنَضْرِبُ عَنْكُمُ الذِّكْرَ صَفْحًا اَنْ كُنْتُمْ قَوْمًا مُسْرِفينَ

(5) e fe nadribü ankümüz zikra safhan en küntüm kavmem müsrifin
Bu zikri terk ettiğinizden (dolayı) sizden öğüdü kaldıracak mıyız? haddi aşan bir kavim oldunuz diye

1. e : mi
2. fe : o zaman, öyleyse
3. nadribu … (safhan) : vazgeçip bırakalım
4. an-kum : sizden
5. ez zikre : zikir
6. (nadribu) … safhan : vazgeçip bırakalım
7. en kuntum : sizin olmanız
8. kavmen : bir kavim
9. musrifîne : müsrif, haddi aşan

٦

وَكَمْ اَرْسَلْنَا مِنْ نَبِىٍّ فِى الْاَوَّلينَ

(6) ve kem erselna min nebiyyin fil evvelin
(Halbuki) evvelkilerin içinden biz nice nebiler gönderdik

1. ve kem : ve nice, ne kadar
2. erselnâ : biz gönderdik
3. min nebiyyin : nebîlerden, peygamberlerden
4. fî el evvelîne : evvelkilerin arasında, içinde

٧

وَمَا يَاْتيهِمْ مِنْ نَبِىٍّ اِلَّا كَانُوا بِه يَسْتَهْزِؤُنَ

(7) ve ma ye’tihim min nebiyyin illa kanu bihi yestehziun
Onlara bir nebi gelmiyordu ki onun ile alay etmiş olmasınlar

1. ve mâ ye’tî-him : ve onlara gelmedi
2. min nebiyyin : (nebîlerden) bir nebî, bir peygamber
3. illâ : ancak, hariç, den başka, olmadan
4. kânû : oldular
5. bi-hi : onunla
6. yestehziûne : alay ederler

٨

فَاَهْلَكْنَا اَشَدَّ مِنْهُمْ بَطْشًا وَمَضى مَثَلُ الْاَوَّلينَ

(8) fe ehlekna eşedde minhüm batşev ve meda meselül evvelin
Biz onlardan daha zorba olanları da helak ettik evvelkilerin misalide geçti

1. fe : o zaman, bu sebeple
2. ehleknâ : helâk ettik
3. eşedde : daha şiddetli, daha güçlü
4. min-hum : onlardan
5. batşen : şiddetle yakalayarak, intikam alarak
6. ve medâ : ve oldu geçti
7. meselu : mesele, örnek, durum
8. el evvelîne : evvelkiler, öncekiler

٩

وَلَءِنْ سَاَلْتَهُمْ مَنْ خَلَقَ السَّموَاتِ وَالْاَرْضَ لَيَقُولُنَّ خَلَقَهُنَّ الْعَزيزُ الْعَليمُ

(9) ve lein seeltehüm men halekas semavati vel erda le yekulünne halekahünnel azizül alim
Yemin olsun, onlara semayı ve yeri kim yarattı diye sorsan mutlaka “güçlü, bilen onları yarattı” derler

1. ve le : ve gerçekten, elbette, muhakkak
2. in : eger, şâyet
3. seelte-hum : sen onlara sordun
4. men : kim
5. halaka : yarattı
6. es semâvâti : semalar, gökler
7. ve el arda : ve arz, yer
8. le : elbette, mutlaka
9. yekûlunne : derler
10. halaka-hunne : onları yarattı
11. el azîz : azîz, yüce ve üstün, izzet sahibi
12. el alîmu : alîm, en iyi bilen

١٠

اَلَّذى جَعَلَ لَكُمُ الْاَرْضَ مَهْدًا وَجَعَلَ لَكُمْ فيهَا سُبُلًا لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ

(10) ellezi ceale lekümül erda mehdev ve ceale leküm fiha sübülel lealleküm tehtedun
O ki yeri sizin için bir beşik yaptı yolunuzu bulasınız diye onda size yollar açtı

1. ellezî : ki o
2. ceale : kıldı, yaptı
3. lekum : size, sizin için
4. el arda : arz, yeryüzü, yer
5. mehden : beşik, döşek
6. ve ceale : ve kıldı, yaptı
7. lekum : size, sizin için
8. fîhâ : orada
9. subulen : sebîller, yollar
10. lealle-kum : umulur ki böylece siz
11. tehtedûne : hidayete ererler

43-ZUHRUF

Sayfa:489

١١

وَالَّذى نَزَّلَ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً بِقَدَرٍ فَاَنْشَرْنَا بِه بَلْدَةً مَيْتًا كَذلِكَ تُخْرَجُونَ

(11) vellezi nezzele mines semai maem bi kader fe enşarna bihi beldetem meyta kezalike tuhracun
O ki semadan ölçü ile su indirdi biz onunla ölü bir beldeye hayat verdik işte böyle çıkarılacaksınız

1. ve ellezî : ve o ki, o …dır
2. nezzele : indirdi
3. min es semâi : semadan, gökten
4. mâen : su
5. bi kaderin : takdir edilmiş bir ölçü ile
6. fe : böylece
7. enşer-nâ : yetiştirdik
8. bi-hî : onunla
9. beldeten : belde, ülke
10. meyten : ölü, cansız
11. kezâlike : işte bunun gibi
12. tuhrecûne : çıkarılacaksınız

١٢

وَالَّذى خَلَقَ الْاَزْوَاجَ كُلَّهَا وَجَعَلَ لَكُمْ مِنَ الْفُلْكِ وَالْاَنْعَامِ مَاتَرْكَبُونَ

(12) vellezi halekal ezvace külleha ve ceale leküm minel fülki vel en’ami ma terkebun
O ki bütün çiftleri yaratmış sizin için gemilerden ve hayvanlardan bineceğiniz şeyler yapmıştır

1. ve ellezî : ve o ki, o …dır
2. halaka : yarattı
3. el ezvâce : çiftler, eşler
4. kulle-hâ : onun hepsi
5. ve ceale : ve kıldı, yaptı
6. lekum : sizin için
7. min el fulki : gemilerden
8. ve el en’âmi : ve hayvanlar
9. : şey(ler)
10. terkebûne : binersiniz

١٣

لِتَسْتَوُا عَلى ظُهُورِه ثُمَّ تَذْكُرُوا نِعْمَةَ رَبِّكُمْ اِذَا اسْتَوَيْتُمْ عَلَيْهِ وَتَقُولُوا سُبْحَانَ الَّذى سَخَّرَ لَنَا هذَا وَمَا كُنَّا لَهُ مُقْرِنينَ

(13) li testevu ala zuhurihi sümme tezküru ni’mete rabbiküm izesteveytüm aleyhi ve tekulu sübhanellezi sehhara lena haza ve ma künna lehu mukrinin
Onların sırtlarına binip yerleşin sonra onların üzerine yerleştiğiniz zaman Rabbinizin nimetlerini hatırlayın ve (şöyle) söyleyin bunları bizlere musahhar kılan (Allah’ı) tenzih ederiz biz bunu (kendimize) amade kılanlar olamazdık

1. li testevû : yerleşmeniz için
2. alâ zuhûri-hi : onların sırtları üzerine, sırtlarına
3. summe tezkurû : sonra zikredin
4. ni’mete : ni’met
5. rabbi-kum : sizin Rabbiniz
6. izâ isteveytum : yerleştiğiniz zaman
7. aleyhi : onun üzerine, ona
8. ve tekûlû : ve deyin, söyleyin
9. subhâne : sübhan, herşeyden münezzeh
10. ellezî : ki o
11. sehhare : musahhar, emre amade kıldı
12. lenâ : bizim için, bize
13. hâzâ : bu, bunu
14. ve mâ kunnâ : ve biz olmazdık
15. lehu : onu, ona
16. mukrinîne : gücü yetenler, güç yetirenler

١٤

وَاِنَّا اِلى رَبِّنَا لَمُنْقَلِبُونَ

(14) ve inna ila rabbina lemünkalibun
Şüphesiz biz dönüp Rabbimize varacağız (deyin)

1. ve innâ : ve muhakkak ki biz
2. ilâ rabbi-nâ : Rabbimize
3. le : mutlaka
4. munkalibûne : dönenler, dönecek olanlar

١٥

وَجَعَلُوا لَهُ مِنْ عِبَادِه جُزْءًا اِنَّ الْاِنْسَانَ لَكَفُورٌ مُبينٌ

(15) ve cealu lehu min ibadihi cüz’a innel insane le kefurum mübin
Kullarından o’na bir cüz isnat ettiler muhakkak insanın küfrü açıktır

1. ve cealû : ve kıldılar
2. lehu : ona
3. min ibâdi-hi : onun kullarından
4. cuz’en : cüz, bir kısım
5. inne : muhakkak
6. el insâne : insan
7. le : elbette, mutlaka, gerçekten
8. kefûrun : kefur, nankör, inkâr edici
9. mubînun : açıkça, apaçık

١٦

اَمِ اتَّخَذَ مِمَّا يَخْلُقُ بَنَاتٍ وَاَصْفيكُمْ بِالْبَنينَ

(16) emittehaze mimma yahlüku benativ ve asfaküm bilbenin
Yoksa (o) yarattığı varlıklardan (kendine) kızlar edindi de oğlan çocuklarını seçip size mi verdi?

1. em : yoksa, veya
2. ittehaze : edindi
3. mimmâ (min mâ) : şey(ler)den
4. yahluku : yaratır
5. benâtin : kız çocukları
6. ve asfâ-kum : ve sizin için seçti, tercih etti
7. bi el benîne : erkek çocukları

١٧

وَاِذَا بُشِّرَ اَحَدُهُمْ بِمَا ضَرَبَ لِلرَّحْمنِ مَثَلًا ظَلَّ وَجْهُهُ مُسْوَدًّا وَهُوَ كَظيمٌ

(17) ve iza büşşira ehadühüm bima darabe lir rahmani meselen zalle vechühu müsveddev ve hüve keziym
Onlardan birine rahmana isnat ettiği misal (ile kendisi) müjdelense yüzü simsiyah kesilir o kederinden yutkunup kalır

1. ve izâ : ve olduğu zaman
2. buşşire : müjdelendi
3. ehadu-hum : onlardan birisi
4. bi mâ : şey ile
5. darabe (meselen) : örnek verdi, isnad etti
6. li er rahmâni : Rahmân’a
7. (darabe) meselen : örnek verdi, isnad etti
8. zalle : gölgeledi, oldu
9. vechu-hu : onun yüzü
10. musvedden : siyahlaşmış olan, kararmış olan
11. ve huve : ve o
12. kezîmun : öfke, hiddet

١٨

اَوَمَنْ يُنَشَّؤُا فِى الْحِلْيَةِ وَهُوَ فِى الْخِصَامِ غَيْرُ مُبينٍ

(18) e ve mey yüneşşeü fil hilyeti ve hüve fil hisami ğayru mübin
Ziynet içinde yetiştirilen kimse ve o davada iddiasını ispat edemeyen mi (ona nispet ediliyor?)

1. e : mi
2. ve men : ve kimse
3. yuneşşeu : büyütülür, yetiştirilir
4. fî el hilyeti : ziynet içinde, süs eşyaları arasında
5. ve huve : ve o
6. fî el hisâmi : mücâdele içinde, mücâdelede
7. gayru : olmaksızın, olmayan
8. mubînin : açıkça, apaçık

١٩

وَجَعَلُوا الْمَلءِكَةَ الَّذينَ هُمْ عِبَادُ الرَّحْمنِ اِنَاثًا اَشَهِدُوا خَلْقَهُمْ سَتُكْتَبُ شَهَادَتُهُمْ وَيُسَْلُونَ

(19) ve cealül melaiketellezine hüm ibadür rahmani inasa e şehidu halkahüm setüktebü şehadetühüm ve yüs’elun
Rahmanın kulları olan melekleri de dişi yaptılar yaratılışlarına şahit mi idiler? (onların bu) şahitliği yazılacak ve onlara sorulacak

1. ve cealû : ve kıldılar, yaptılar
2. el melâikete : melekler
3. ellezîne : ki onlar
4. hum : onlar
5. ibâdu : kullar
6. er rahmâni : Rahmân
7. inâsen : dişiler
8. e : mi
9. şehidû : şahit oldular
10. halka-hum : onlari yarattı
11. se-tuktebu : yazılacak
12. şehâdetu-hum : onların şehadetleri, şahitlikleri
13. ve yus’elûne : ve sorulacaklar, sorgulanacaklar

٢٠

وَقَالُوا لَوْ شَاءَ الرَّحْمنُ مَا عَبَدْنَاهُمْ مَالَهُمْ بِذلِكَ مِنْ عِلْمٍ اِنْ هُمْ اِلَّا يَخْرُصُونَ

(20) ve kalu lev şaer rahmanü ma abednahüm ma lehüm bi zalike min ilmin in hüm illa yahrusun
Eğer rahman dileseydi biz meleklere tapmazdık dediler onların bu hususta hiçbir ilmi yoktur ancak onlar tahmin ettiklerini söylüyorlar

1. ve kâlû : ve dediler
2. lev : şâyet, eğer
3. şâe : diledi
4. er rahmânu : Rahmân
5. mâ abednâ-hum : biz onlara tapmazdık
6. mâ lehum : onların yoktur
7. bi zâlike : bunda
8. min ilmin : (ilimden) bir ilim
9. in … (illâ) : eğer olursa, sadece olur
10. hum : onlar
11. (in) … illâ : eğer olursa, sadece olur
12. yahrusûne : yalan söylüyorlar, uyduruyorlar

٢١

اَمْ اتَيْنَاهُمْ كِتَابًا مِنْ قَبْلِه فَهُمْ بِه مُسْتَمْسِكُونَ

(21) em ateynahüm kitabem min kablihi fe hüm bihi müstemsikun
Yoksa biz onlara bundan önce bir kitap vermişiz de onlar şimdi ona (mı) tutunuyorlar?

1. em : yoksa, veya
2. âteynâ-hum : biz onlara verdik
3. kitâben : bir kitap
4. min kabli-hi : ondan önce
5. fe : böylece
6. hum : onlar
7. bihî : ona
8. mustemsikûne : tutunanlar, sarılanlar

٢٢

بَلْ قَالُوا اِنَّا وَجَدْنَا ابَاءَنَا عَلى اُمَّةٍ وَاِنَّا عَلى اثَارِهِمْ مُهْتَدُونَ

(22) bel kalu inna vecedna abaena ala ümmetiv ve inna ala asarihim mühtedun
Böylece (şöyle) dediler biz atalarımızı bir din üzere bulduk biz onların izlerinden (giderek) hidayeti buluruz

1. bel : hayır
2. kâlû : dediler
3. innâ : muhakkak ki biz
4. vecednâ : bulduk
5. âbâe-nâ : bizim babalarımız, atalarımız
6. alâ : üzerinde
7. ummetin : bir ümmet, dîn
8. ve innâ : ve muhakkak ki biz
9. alâ : üzerinde
10. âsâri-him : onların izleri
11. muhtedûne : hidayete erenler

Sayfa:490

٢٣

وَكَذلِكَ مَا اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ فى قَرْيَةٍ مِنْ نَذيرٍ اِلَّا قَالَ مُتْرَفُوهَا اِنَّا وَجَدْنَا ابَاءَنَا عَلى اُمَّةٍ وَاِنَّا عَلى اثَارِهِمْ مُقْتَدُونَ

(23) ve kezalike ma erselna min kablike fi karyetim min nezirin illa kale mütrafuha inna vecedna abaena ala ümmetiv ve inna ala asarihim muktedun
Yine böyle, biz senden önce bir memlekete bir uyarıcı göndermedik ki onların refah sahipleri (şöyle) demiş olmasın gerçekten biz, atalarımızı bir ümmet olarak bulduk biz de mutlaka onların izlerini takip edenlerdeniz

1. ve kezâlike : ve böylece, ve bunun gibi
2. mâ erselnâ : biz göndermedik
3. min kabli-ke : senden önce
4. fî karyetin : bir beldenin içine, beldeye, ülkeye
5. min nezîrin : bir nezir, uyarıcı
6. illâ : ancak, den başka, olmamış olsun
7. kâle : dedi
8. mutrefû-hâ : onun refah içinde olanları
9. innâ : muhakkak biz
10. vecednâ : biz bulduk
11. âbâe-nâ : babalarımız, atalarımız
12. alâ ummetin : bir ümmet (dîn) üzerinde
13. ve innâ : ve muhakkak biz
14. alâ âsâri-him : onların izleri üzerinde
15. muktedûne : tâbî olanlar, yolunda olanlar

٢٤

قَالَ اَوَلَوْ جِءْتُكُمْ بِاَهْدى مِمَّا وَجَدْتُمْ عَلَيْهِ ابَاءَ كُمْ قَالُوا اِنَّا بِمَا اُرْسِلْتُمْ بِه كَافِرُونَ

(24) kale e ve lev ci’tüküm biehda mimma vecedtüm aleyhi abaeküm kalu inna bima ürsiltüm bihi kafirun
(Peygamber) ”eğer ben, atalarınızı üzerinde bulduğunuzdan daha doğrusunu size getirdimse de mi” deyince (kafirler) dediler ki “gerçekten biz kendisiyle gönderilen şeyleri inkar edenleriz”

1. kâle : dedi
2. e ve lev : ve olsa da mı
3. ci’tu-kum : size getirdim
4. bi ehdâ : daha çok hidayete erdireni
5. mimmâ (min mâ) : şeyden
6. vecedtum : siz buldunuz
7. aleyhi : onun üzerinde
8. âbâe-kum : sizin babalarınız, atalarınız
9. kâlû : dediler
10. innâ : muhakkak ki biz
11. bi mâ : şeyi
12. ursiltum : siz gönderildiniz
13. bi-hî : onunla, kendisiyle
14. kâfirûne : inkâr edenler

٢٥

فَانْتَقَمْنَا مِنْهُمْ فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُكَذِّبينَ

(25) fentekamna minhüm fenzur keyfe kane akibetül mükezzibin
Böylece onlardan intikam aldık artık bak (o) yalanlayanların akıbeti nice olmuş

1. fe : böylece, bunun üzerine
2. intekamnâ : intikam aldık
3. min-hum : onlardan
4. fanzur (fe unzur) : işte bak
5. keyfe : nasıl
6. kâne : oldu
7. âkibetu : akıbet, son
8. el mukezzibîne : tekzip edenler, yalanlayanlar

٢٦

وَاِذْ قَالَ اِبْرهيمُ لِاَبيهِ وَقَوْمِه اِنَّنى بَرَاءٌ مِمَّاتَعْبُدُونَ

(26) ve iz kale ibrahimü li ebihi ve kavmihi inneni beraüm mimma ta’büdun
O zaman ibrahim, babasına ve kavmine dedi mutlaka ben sizin taptıklarınızdan beriyim

1. ve iz kâle : ve demişti
2. ibrâhîmu : İbrâhîm
3. li ebî-hi : babasına
4. ve kavmi-hi : ve onun kavmi
5. inne-nî : muhakkak ki ben
6. berâun : uzak, ayrı
7. mimmâ (min mâ) : şeyden
8. ta’budûne : siz taparsınız

٢٧

اِلَّا الَّذى فَطَرَنى فَاِنَّهُ سَيَهْدينِ

(27) illellezi fetarani fe innehu seyehdin
Ancak beni yaratan (hariç) çünkü o, beni hidayete eriştirecektir

1. illâ : hariç
2. ellezî : ki o
3. fatara-nî
(ellezî fatara)
: beni yarattı
: (yaratan)
4. fe : böylece, çünkü
5. inne-hu : muhakkak ki o
6. se-yehdî-ni : beni hidayete erdirecek

٢٨

وَجَعَلَهَا كَلِمَةً بَاقِيَةً فى عَقِبِه لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ

(28) ve cealeha kelimetem bakiyeten fi akibihi leallehüm yerciun
Bu sözü, zürriyeti içinde baki kalan bir kelime yaptı umulur ki dönerler

1. ve ceale-hâ : ve onu kıldı
2. kelimeten : bir kelime
3. bâkiyeten : bâki, kalıcı olarak, kalıcı
4. : içinde
5. akibi-hi : onun akıbeti, ondan sonrakiler, zürriyeti
6. lealle-hum : umulur ki böylece onlar
7. yerciûne : dönerler

٢٩

بَلْ مَتَّعْتُ هؤُلَاءِ وَابَاءَهُمْ حَتّى جَاءَهُمُ الْحَقُّ وَرَسُولٌ مُبينٌ

(29) bel metta’tü haülai ve abaehüm hatta caehümül hakku ve rasulüm mübin
Doğrusu ben bunları ve atalarınızı faydalandırırım hatta onlara hakikati açıklayan bir resül gelinceye kadar

1. bel : hayır
2. metta’tu : ben metalandırdım
3. hâulâi : bunlar (onlar)
4. ve âbâe-hum : ve onların babaları, ataları
5. hattâ : oluncaya kadar
6. câe-hum(u) : onlara geldi
7. el hakku : hak
8. ve resûlun : ve bir resûl
9. mubînun : apaçık, açıklayan

٣٠

وَلَمَّا جَاءَهُمُ الْحَقُّ قَالُوا هذَا سِحْرٌ وَاِنَّا بِه كَافِرُونَ

(30) ve lemma caehümül hakku kalu haza sihruv ve inna bihi kafirun
Vaktaki hak onlara geldiğinde dediler bu bir sihirdir şüphe yok ki biz ona inanmayanlarız

1. ve lemmâ : ve olduğu zaman
2. câe-hum : onlara geldi
3. el hakku : hak
4. kâlû : dediler
5. hâzâ : bu
6. sihrun : bir sihir
7. ve innâ : ve muhakkak ki biz
8. bi-hi : onu
9. kâfirûne : inkâr edenler

٣١

وَقَالُوا لَوْلَا نُزِّلَ هذَا الْقُرْانُ عَلى رَجُلٍ مِنَ الْقَرْيَتَيْنِ عَظيمٍ

(31) ve kalu lev la nüzzile hazel kur’anü ala racülim minel karyeteyni aziym
Bu kur’an (şu) iki şehirden güçlü adama indirilseydi ya dediler

1. ve kâlû : ve dediler
2. lev lâ : olmaz mı, olsaydı, (öyle) değil mi
3. nuzzile : indirilir
4. hâzâ : bu
5. el kur’ânu : Kur’ân
6. alâ raculin : bir adama
7. min : den
8. el karyeteyni : iki belde
9. azîmin : azîm, büyük

٣٢

اَهُمْ يَقْسِمُونَ رَحْمَةَ رَبِّكَ نَحْنُ قَسَمْنَا بَيْنَهُمْ مَعيشَتَهُمْ فِى الْحَيوةِ الدُّنْيَا وَرَفَعْنَا بَعْضَهُمْ فَوْقَ بَعْضٍ دَرَجَاتٍ لِيَتَّخِذَ بَعْضُهُمْ بَعْضًا سُخْرِيًّا وَرَحْمَتُ رَبِّكَ خَيْرٌ مِمَّا يَجْمَعُونَ

(32) e hüm yaksimune rahmete rabbik nahnü kasemna beynahüm meiyşetehüm fil hayatid dünya ve rafa’na ba’dahüm fevka ba’din deracatil li yettehize ba’duhüm ba’dan suhriyya ve rahmetü rabbike hayrum mimma yecmeun
Rabbinin rahmetini onlar mı paylaştırıyorlar onların bu dünya hayatındaki geçimlerini biz taksim ettik bir kısmını da derecelerle diğerlerinin üstüne çıkardık ki onların bazısı bazısını emri altına alsın (diye) Rabbinin rahmeti ise (onların) topladıkları şeylerden daha hayırlıdır

1. e : mi
2. hum : onlar
3. yaksimûne : taksim ediyorlar
4. rahmete : rahmet
5. rabbi-ke : senin Rabbin
6. nahnu : biz
7. kasemnâ : kısımlara ayırdık, paylaştırdık
8. beyne-hum : onların arasında
9. maîşete-hum : onların maişetleri, geçimleri
10. : içinde
11. el hayâti ed dunyâ : dünya hayatı
12. ve refa’nâ : ve biz yükselttik
13. ba’da-hum : onların bir kısmını
14. fevka : üzerine
15. ba’din : bir kısmı
16. derecâtin : dereceler
17. li yettehize : edinmeleri için
18. ba’du-hum : onların bir kısmı
19. ba’dan : bir kısmı
20. suhriyyen : boyun eğdirerek, emir altına alarak
21. ve rahmetu : ve rahmet
22. rabbi-ke : senin Rabbin
23. hayrun : daha hayırlı
24. mimmâ (min mâ) : şeyden
25. yecmeûne : topluyorlar

٣٣

وَلَوْلَا اَنْ يَكُونَ النَّاسُ اُمَّةً وَاحِدَةً لَجَعَلْنَا لِمَنْ يَكْفُرُ بِالرَّحْمنِ لِبُيُوتِهِمْ سُقُفًا مِنْ فِضَّةٍ وَمَعَارِجَ عَلَيْهَا يَظْهَرُونَ

(33) ve lev la ey yekunen nasü ümmetev vahidetel le cealna limey yekfüru birrahmani libüyutihim sükufem min fiddativ ve mearice aleyha yazherun
Eğer insanlar (küfürde) bir ümmet haline gelecek olmasaydı rahmanı inkar eden kimselerin evlerini gümüşten tavan yapardık ve üzerine çıkıp yükselttiklerini de

1. ve lev lâ : ve olmasaydı
2. en yekûne : olması
3. en nâsu : insanlar
4. ummeten : bir ümmet
5. vâhideten : tek
6. le : mutlaka
7. cealnâ : kıldık, yaptık
8. li men : o kimse için, o kimseye
9. yekfuru : inkâr ediyor
10. bi er rahmâni : Rahmân’ı
11. li buyûti-him : onların evlerine, evleri için
12. sukufen : tavanlar, çardaklar
13. min fiddatin : gümüşten
14. ve meârice : ve katlar, merdivenler
15. aleyhâ : üzerinde
16. yazherûne : yükselirler

Sayfa:491

٣٤

وَلِبُيُوتِهِمْ اَبْوَابًا وَسُرُرًا عَلَيْهَا يَتَّكِؤُنَ

(34) ve li büyutihim ebvabev ve süruran aleyha yettekiun
Onların evlerinin kapılarını ve üzerinde dayandıkları koltuklarını da

1. ve li buyûti-him : ve onların evlerine
2. ebvâben : kapılar
3. ve sururen : ve koltuklar, sedirler
4. aleyhâ : onun üzerine
5. yettekiûne : yaslanırlar

٣٥

وَزُخْرُفًا وَاِنْ كُلُّ ذلِكَ لَمَّا مَتَاعُ الْحَيوةِ الدُّنْيَا وَالْاخِرَةُ عِنْدَ رَبِّكَ لِلْمُتَّقينَ

(35) ve zuhrufa ve in küllü zalike lemma metaul hayatid dünya vel ahiratü inde rabbike lil müttekın
Yaldızlardan (işlerdik) ve bunlar dünya hayatının geçici menfaatinden başka bir şey değildir oysa ahiret, Rabbin katında muttakiler içindir

1. ve zuhrufen : ve süsler, mücevherler
2. ve in : ve eğer, sadece
3. kullu : bütün, hepsi
4. zâlike : bu, bunlar
5. lemmâ : yalnız, sadece
6. metâu : meta
7. el hayâti ed dunyâ : dünya hayatı
8. ve el âhiretu : ve ahiret
9. inde : katında
10. rabbi-ke : senin Rabbin
11. li el muttekîne : muttekiler, takva sahiplerinin (için)

٣٦

وَمَنْ يَعْشُ عَنْ ذِكْرِ الرَّحْمنِ نُقَيِّضْ لَهُ شَيْطَانًا فَهُوَ لَهُ قَرينٌ

(36) ve mey ya’şü an zikrir rahmani nükayyid lehu şeytanen fe hüve lehu karin
Kim Rahmanın zikrinden göz yumarsa biz onu şeytanla bırakırız da artık o onun arkadaşı olur

1. ve men : ve kim
2. ya’şu : görmezlikten gelirse, umursamaz, yüz çevirir
3. an zikri : zikirden
4. er rahmâni : Rahmân
5. nukayyid : musallat ederiz
6. lehu : ona
7. şeytânen : şeytan
8. fe : o zaman, artık
9. huve : o
10. lehu : onun
11. karînun : yakınlık (dostluk, arkadaşlık, arkadaş )

٣٧

وَاِنَّهُمْ لَيَصُدُّونَهُمْ عَنِ السَّبيلِ وَيَحْسَبُونَ اَنَّهُمْ مُهْتَدُونَ

(37) ve innehüm le yesuddunehüm anis sebili ve yahsebune ennehüm mühtedun
Gerçekten (şeytanlar) onlar, onları yoldan çıkarırlar ve onlar da kendilerinin hidayete erdiklerini zannederler

1. ve inne-hum : ve muhakkak ki onlar
2. le : gerçekten, mutlaka
3. yasuddûne-hum : onları alıkoyarlar
4. ani es sebîli : yoldan
5. ve yahsebûne : ve zannederler
6. enne-hum : onların olduğu
7. muhtedûne : hidayette olanlar

٣٨

حَتّى اِذَا جَاءَنَا قَالَ يَالَيْتَ بَيْنى وَبَيْنَكَ بُعْدَ الْمَشْرِقَيْنِ فَبِءْسَ الْقَرينُ

(38) hatta iza caena kale ya leyte beyni ve beyneke bu’del meşrikayni fe bi’sel karin
Hatta bize geldiği zaman diyecek benimle senin aranda iki doğu arası kadar uzaklık keşke (olsaydı) (sen) ne kötü arkadaşmışsın

1. hattâ : sonunda, olunca, o zaman
2. izâ : olduğu zaman
3. câe-nâ : bize geldi
4. kâle : dedi
5. yâ leyte : keşke (olsaydı)
6. beynî : benimle arası
7. ve beyne-ke : ve seninle arası
8. beynî ve beyne-ke : benimle senin aran
9. bu’de : uzaklık
10. el meşrikayni : iki doğu
11. fe : işte bu
12. bi’se : kötü
13. el karînu : yakınlık (dostluk, arkadaşlık)

٣٩

وَلَنْ يَنْفَعَكُمُ الْيَوْمَ اِذْ ظَلَمْتُمْ اَنَّكُمْ فِى الْعَذَابِ مُشْتَرِكُونَ

(39) ve ley yenfeakümül yevme iz zalemtüm enneküm fil azabi müşterikun
Bugün size asla fayda vermez o zaman zulüm ettiniz elbette siz azapta ortaklarsınız

1. ve len yenfea-kum : ve size yarar sağlamaz
2. el yevme : o gün
3. iz : o zaman
4. zalemtum : zulmettiniz
5. enne-kum : muhakkak ki siz
6. fî el azâbi : azapta
7. musterikûne : ortaksınız, müştereksiniz

٤٠

اَفَاَنْتَ تُسْمِعُ الصُّمَّ اَوْ تَهْدِى الْعُمْىَ وَمَنْ كَانَ فى ضَلَالٍ مُبينٍ

(40) e fe ente tüsmius summe ev tehdil umye ve men kane fi dalalim mübin
O halde sağırlara sen mi işittireceksin? yoksa körlere ve açık bir sapkınlık da olanlara sen (mi) yol göstereceksin?

1. e : mi
2. fe : böylece, yoksa
3. ente : sen
4. tusmiu : işittirirsin, işittireceksin
5. es summe : sağır(lar)
6. ev : veya
7. tehdî : hidayete erdirirsin, erdireceksin
8. el umye : âmâ, kör
9. ve men : ve o kimse
10. kâne : oldu
11. fî dalâlin : dalâlette
12. mubînin : apaçık

٤١

فَاِمَّا نَذْهَبَنَّ بِكَ فَاِنَّا مِنْهُمْ مُنْتَقِمُونَ

(41) fe imma nezhebenne bike fe inna minhüm müntekımun
Şayet seni alır götürürsek mutlaka biz, onlardan intikam alırız

1. fe immâ : fakat, amma
2. nezhebenne : seni mutlaka gideririz, gidereceğiz
3. bi-ke : seni
4. fe : o zaman
5. innâ : muhakkak ki biz
6. min-hum : onlardan
7. muntekimûne : intikam alacak olanlar

٤٢

اَوْ نُرِيَنَّكَ الَّذى وَعَدْنَاهُمْ فَاِنَّا عَلَيْهِمْ مُقْتَدِرُونَ

(42) ev nüriyenne kellezi veadnahüm fe inna aleyhim muktedirun
Yahut onlara vaat ettiğimizi elbette sana göstereceğiz şüphesiz biz, onlara azap etmeye kadiriz

1. ev : veya, ya da
2. nuriyenne-ke : sana mutlaka göstereceğiz
3. ellezî : ki onu
4. vaadnâ-hum : onlara vaadettik
5. fe : çünkü
6. innâ : mutlaka biz, muhakkak ki biz
7. aleyhim : onların üstünde, üzerinde
8. muktedirûne : muktedir olanlar, gücü yetenler

٤٣

فَاسْتَمْسِكْ بِالَّذى اُوحِىَ اِلَيْكَ اِنَّكَ عَلى صِرَاطٍ مُسْتَقيمٍ

(43) festemsık billezi uhiye ileyk inneke ala siratim müstekım
Onun için sana vahy edileni bırakma çünkü sen sıratı müstakim üzerindesin

1. fe : artık, o zaman
2. istemsike : sarıl, tut
3. bi ellezî : ona, onu
4. ûhiye : vahyedildi
5. ileyke : sana
6. inne-ke : muhakkak ki sen
7. alâ : üzerinde
8. sırâtin mustekîmin : sıratı mustakîm, Allah’a yönlendirilmiş yol

٤٤

وَاِنَّهُ لَذِكْرٌ لَكَ وَلِقَوْمِكَ وَسَوْفَ تُسَْلُونَ

(44) ve innehu lezikrul leke ve li kavmik ve sevfe tüs’elun
Muhakkak kur’an (hem) senin için hem de kavmin için elbette bir şereftir ve ilerde sorulacaksınız

1. ve inne-hu : ve muhakkak ki o
2. le : elbette, mutlaka
3. zikrun : bir zikir
4. leke : senin için
5. ve li kavmi-ke : ve kavmin için
6. ve sevfe : ve olacak
7. tus’elûne : sorulacaksınız, sorumlu olacaksınız

٤٥

وَسَْلْ مَنْ اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ مِنْ رُسُلِنَا اَجَعَلْنَا مِنْ دُونِ الرَّحْمنِ الِهَةً يُعْبَدُونَ

(45) ves’el men erselna min kablike mir rusülina e cealna min dunir rahmani alihetey yu’bedun
Senden önce gönderdiğimiz resüllerimize sor biz rahmandan başka ibadet edilecek ilahlar yapmış mıyız?

1. ves’el (ve es’el) : ve sor
2. men : kim, kimse
3. erselnâ : biz gönderdik
4. min kabli-ke : senden önce
5. min rusuli-nâ : resûllerimizden
6. e cealnâ : biz kıldık mı
7. min dûni : den başka
8. er rahmâni : Rahmân
9. âliheten : ilâhlar
10. yu’bedûne : ibadet edilir, tapılır

٤٦

وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا مُوسى بِايَاتِنَا اِلى فِرْعَوْنَ وَمَلَاءِه فَقَالَ اِنّى رَسُولُ رَبِّ الْعَالَمينَ

(46) ve le kad erselna musa bi ayatina ila fir’avne ve melaihi fe kale inni rasulü rabbil alemin
Yemin olsun Musa’yı mucizelerimizle firavun ve ileri gelenlerine de gönderdik ve mutlaka ben alemlerin Rabbinin resülüyüm dedi

1. ve lekad : ve andolsun
2. erselnâ : biz gönderdik
3. mûsâ : Musa
4. bi âyâti-nâ : âyetlerimizle
5. ilâ fir’avne : firavuna
6. ve melâi-hi : ve onun (kavminin) ileri gelenleri
7. fe : o zaman
8. kâle : dedi
9. innî : muhakkak ki ben
10. resûlu : resûl
11. rabbi : Rabbi
12. el âlemîne : âlemler

٤٧

فَلَمَّا جَاءَهُمْ بِايَاتِنَا اِذَاهُمْ مِنْهَا يَضْحَكُونَ

(47) felemma caehüm bi ayatina iza hüm minha yadhakun
Vaktaki onlara ayetlerimizle gelince o zaman onlar, onlarla alay ediyorlardı

1. fe : fakat
2. lemmâ : olduğu zaman
3. câe-hum : onlara geldi
4. bi âyâtinâ : âyetlerimizle
5. izâ-hum : o zaman onlar
6. min-hâ : ondan
7. yadhakûne : gülüyorlar, alay ediyorlar

Sayfa:492

٤٨

وَمَا نُريهِمْ مِنْ ايَةٍ اِلَّا هِىَ اَكْبَرُ مِنْ اُخْتِهَا وَاَخَذْنَاهُمْ بِالْعَذَابِ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ

(48) ve ma nürihim min ayetin illa hiye ekberu min uhtiha ve ehaznahüm bil azabi leallehüm yerciun
Onlara gösterdiğimiz mucize mutlaka o diğerlerinden daha büyüktür onları azap ile tuttuk olur ki (inkardan) dönerler

1. ve mâ nurî-him : ve onlara göstermedik
2. min âyetin : âyetlerden
3. illâ : ancak, den başka, olmadıkça
4. hiye : o
5. ekberu : daha büyük
6. min uhti-hâ : onun kardeşinden, benzerinden, diğerinden
7. ve ehaznâ-hum : ve biz onları aldık, yakaladık
8. bi el azâbi : azap ile
9. lealle-hum : umulur ki, böylece belki onlar
10. yerciûne : rücu ederler, dönerler

٤٩

وَقَالُوا يَا اَيُّهَ السَّاحِرُ ادْعُ لَنَا رَبَّكَ بِمَا عَهِدَ عِنْدَكَ اِنَّنَا لَمُهْتَدُونَ

(49) ve kalu ya eyyühes sahiru d’u lena rabbeke bima ahide indeke innena le mühtedun

Dediler ey sihirbaz Rabbine bizim için dua et sana olan vaadi hürmetine gerçekten biz hidayete erişenlerden olacağız

1. ve kâlû : ve dediler
2. yâ eyyuhe : ey
3. es sâhıru : sihirbaz
4. ud’u : dua et
5. lenâ : bize, bizim için
6. rabbe-ke : senin Rabbin
7. bi mâ : sebebiyle
8. ahide : ahd
9. ınde-ke : senin indinde, senin yanında, sende
10. inne-nâ : muhakkak ki biz, gerçekten biz
11. le : mutlaka, elbette
12. muhtedûne : hidayete erenler

٥٠

فَلَمَّا كَشَفْنَا عَنْهُمُ الْعَذَابَ اِذَا هُمْ يَنْكُثُونَ

(50) felemma keşefna anhümül azabe izahüm yenküsun

Vaktaki onlardan azabı kaldırınca o zaman onlar vazgeçtiler

1. fe : fakat
2. lemmâ : olduğu zaman
3. keşefnâ : giderdik, kaldırdık
4. an hum(u) : onlardan
5. el azâbe : azap
6. izâ hum : o zaman onlar
7. yenkusûne : naksediyorlar, bozuyorlar

٥١

وَنَادى فِرْعَوْنُ فى قَوْمِه قَالَ يَا قَوْمِ اَلَيْسَ لى مُلْكُ مِصْرَ وَهذِهِ الْاَنْهَارُ تَجْرى مِنْ تَحْتى اَفَلَا تُبْصِرُونَ

(51) ve nada fir’avnü fi kavmihi kale ya kavmi e leyse li mülkü misra ve hazihil enharu tecri min tahtiy e fe la tübsirün

Firavun kavmine seslendi dedi ki ey kavmim mısır’ın mülkü benim değil midir? şu nehirler benim altımdan akmıyor mu? hala görmüyor musunuz?

1. ve nâdâ : ve seslendi, bağırdı
2. fir’avnu : firavun
3. fî kavmi-hi : kavmi içinde
4. kâle : dedi
5. yâ kavmi : ey kavmim
6. e leyse lî : benim değil mi
7. mulku : mülk
8. mısra : Mısır
9. ve hâzihi : ve bu
10. el enhâru : nehirler
11. tecrî : akıyor
12. min tahtî : benim altımdan
13. e fe : hâlâ mı
14. lâ tubsirûne : görmüyorsunuz

٥٢

اَمْ اَنَا خَيْرٌ مِنْ هذَا الَّذى هُوَ مَهينٌ وَلَا يَكَادُ يُبينُ

(52) em ene hayrum min hazellezi hüve mehinüv ve la yekadü yübin

Yoksa ben hayırlı (değil miyim?) şu hakir olan kişiden o neredeyse konuşmaktan aciz

1. em : yoksa
2. ene : ben
3. hayrun : (daha) hayırlı
4. min hâzâ : bundan
5. ellezî : o, ki o
6. huve : o
7. mehînun : aciz
8. ve lâ yekâdu : ve neredeyse olmuyor
9. yubînu : beyan ediyor, açıklıyor

٥٣

فَلَوْلَا اُلْقِىَ عَلَيْهِ اَسْوِرَةٌ مِنْ ذَهَبٍ اَوْ جَاءَ مَعَهُ الْمَلءِكَةُ مُقْتَرِنينَ

(53) fe lev la ülkiye aleyhi esviratüm min zehebin ev cae meahül melaiketü mukterinin
(Bir gücü varsa) üzerine altından bilezikler atılsa ya yahut onunla beraber melek orduları dizilse(ler) ya!

1. fe : öyleyse
2. lev lâ : olsaydı olmaz mıydı, olmalı değil miydi
3. ulkıye : atıldı, verildi (takıldı)
4. aleyhi : ona
5. esviretun : bilezikler
6. min zehebin : altından
7. ev : veya
8. câe : geldi
9. mea-hu : onunla beraber
10. el melâiketu : melekler
11. mukterinîne : karîn olanlar, yakın olanlar

٥٤

فَاسْتَخَفَّ قَوْمَهُ فَاَطَاعُوهُ اِنَّهُمْ كَانُوا قَوْمًا فَاسِقينَ

(54) festehaffe kavmehu fe etauh innehüm kanu kavmen fasikın
O kavmini böylece hafif gördü (kavmi de) ona itaat ettiler çünkü onlar fasık bir kavim idiler

1. fe : böylece
2. istehaffe : hafife aldı, küçümsedi
3. kavme-hu : onun kavmi
4. fe : o zaman, bunun üzerine
5. atâû-hu : ona itaat ettiler
6. inne-hum : muhakkak ki onlar
7. kânû : oldular
8. kavmen : bir kavim
9. fâsikîne : fasık olanlar

٥٥

فَلَمَّا اسَفُونَا انْتَقَمْنَا مِنْهُمْ فَاَغْرَقْنَاهُمْ اَجْمَعينَ

(55) felemma asefuna ntekamna minhüm fe ağraknahüm ecmeın
Vaktaki bizi gazaplandırdılar biz de onlardan intikam aldık ve onların hepsini (su da) boğduk

1. fe : bunun üzerine
2. lemmâ : olduğu zaman
3. âsefû-nâ : bizi eseflendirdiler, üzdüler
4. intekamnâ : intikam aldık
5. min-hum : onlardan
6. fe : böylece, bu sebeple
7. agraknâ-hum : onları boğduk
8. ecmaîne : topluca, hepsi

٥٦

فَجَعَلْنَاهُمْ سَلَفًا وَمَثَلًا لِلْاخِرينَ

(56) fe cealnahüm selefev ve meselel lil ahirin
Bu suretle onları sonrakiler için geçmiş, (ibretli) bir misal yaptık

1. fe : böylece
2. cealnâ-hum : onları kıldık
3. selefen : selef, gelip geçmiş olan
4. ve meselen : ve mesel, örnek
5. li el âhırîne : sonrakiler için

٥٧

وَلَمَّا ضُرِبَ ابْنُ مَرْيَمَ مَثَلًا اِذَا قَوْمُكَ مِنْهُ يَصِدُّونَ

(57) ve lemma duribebnü meryeme meselen iza kavmüke minhü yesiddun
Vaktaki meryem oğlundan misal verilince o zaman senin kavmin ondan (keyiflenip) yoldan çıkıyorlardı

1. ve lemmâ : ve olduğu zaman
2. duribe … (meselen) : örnek verildi
3. ibnu meryeme : Meryem’in oğlu
4. (duribe) … meselen : örnek verildi
5. izâ : o zaman
6. kavmu-ke : senin kavmin
7. min-hu : ondan
8. yasıddûne : bağırıyorlar

٥٨

وَقَالُوا ءَالِهَتُنَا خَيْرٌ اَمْ هُوَ مَا ضَرَبُوهُ لَكَ اِلَّا جَدَلًا بَلْ هُمْ قَوْمٌ خَصِمُونَ

(58) ve kalu e alihetüna hayrun em hu ma darabuhü leke illa cedela bel hüm kavmün hasimun
Bizim ilahlarımız mı hayırlı yoksa o mu? dediler bunu sırf seninle cebelleşmek için yaptılar hayır! onlar husumetçi bir kavimdirler

1. ve kâlû : ve dediler
2. e : mi
3. alihetu-nâ : bizim ilâhlarımız
4. hayrun : (daha) hayırlı
5. em : yoksa
6. huve : o
7. mâ darebû-hu : onu örnek vermediler
8. leke : sana
9. illâ : den başka
10. cedelen : mücâdele, tartışma
11. bel hum : hayır onlar
12. kavmun : bir kavim
13. hasımûne : düşmanlar, düşman olanlar

٥٩

اِنْ هُوَ اِلَّا عَبْدٌ اَنْعَمْنَا عَلَيْهِ وَجَعَلْنَاهُ مَثَلًا لِبَنى اِسْرَاءيلَ

(59) in hüve illa abdün en’amna aleyhi ve cealnahü meselel libeni israil
Hayır! o ancak bir kuldur biz ona (peygamberlik) nimetini verdik onun (babasız dünyaya gelişini de) israil oğullarına bir ibret yaptık

1. in … (illâ) : sadece
2. huve : o
3. (in) … illâ : sadece
4. abdun : kul
5. en’amnâ : ni’metlendirdik
6. aleyhi : ona, onu
7. ve cealnâ-hu : ve onu kıldık
8. meselen : mesel, örnek
9. li : için
10. benî isrâîle : İsrailoğulları

٦٠

وَلَوْ نَشَاءُ لَجَعَلْنَا مِنْكُمْ مَلءِكَةً فِى الْاَرْضِ يَخْلُفُونَ

(60) ve lev neşaü le cealna minküm melaiketen fil erdi yahlüfun
Eğer dileseydik size (benzer) melekler var ederdik, arzda halifelik yaparlardı

1. ve lev : ve eğer, şâyet
2. neşâu : dileriz
3. le : elbette, mutlaka
4. cealnâ : biz kıldık
5. min-kum : sizden
6. melâiketen : melekler
7. fî el ardı : yeryüzünde
8. yahlufûne : halef olurlar, yerine geçerler

Sayfa:493

٦١

وَاِنَّهُ لَعِلْمٌ لِلسَّاعَةِ فَلَا تَمْتَرُنَّ بِهَا وَاتَّبِعُونِ هذَا صِرَاطٌ مُسْتَقيمٌ

(61) ve innehu leilmül lissaati fe la temterunne biha vettebiun haza siratum müstekım
Muhakkak o kıyamet saatinin (gelişinin) ilimlerindendir sakın bunda şüpheye düşmeyin ve bana tabi olun işte bu en doğru yoldur

1. ve inne-hu : ve muhakkak ki o
2. le : elbette, mutlaka
3. ilmun : ilim
4. li es sâati : o saat için
5. fe : o zaman, öyleyse
6. lâ temterunne (lâ temteru-enne) : sakın şüphe etmeyin
7. bihâ : onda (onun hakkında)
8. ve ittebiû-ni : ve bana tâbî olun
9. hâzâ : bu
10. sirâtun : yol
11. mustekîmun : istikamet verilmiş, yönlendirilmiş

٦٢

وَلَا يَصُدَّنَّكُمُ الشَّيْطَانُ اِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُبينٌ

(62) ve la yesuddennekümüş şeytan innehu leküm adüvvün mübin
Sakın şeytan sizi çevirmesin gerçekten o sizin için apaçık bir düşmandır

1. ve lâ yasudde- enne-kum : ve sakın sizi engellemesin, men etmesin
2. eş şeytânu : şeytan
3. inne-hu : muhakkak ki o
4. lekum : size, sizin için
5. aduvvun : düşman
6. mubînun : apaçık

٦٣

وَلَمَّا جَاءَ عيسى بِالْبَيِّنَاتِ قَالَ قَدْ جِءْتُكُمْ بِالْحِكْمَةِ وَلِاُبَيِّنَ لَكُمْ بَعْضَ الَّذى تَخْتَلِفُونَ فيهِ فَاتَّقُوا اللّهَ وَاَطيعُونِ

(63) ve lemma cae iysa bil beyyinati kale kad ci’tüküm bil hikmeti ve li übeyyine leküm ba’dallezi tahtelifune fih fettekullahe ve etiy’un
Vaktaki isa (onlara) mucizelerle gelince dedi kesinlikle ben size hikmetle geldim hakkından şüpheye düştüğünüz şeylerin bir kısmını size açıklayayım diye Allah’tan korkup sakının ve bana itaat edin

1. ve lemmâ câe : ve geldiği zaman
2. îsâ : İsa
3. bi el beyyinâti : beyyineler ile, mucizeler, deliller ile
4. kâle : dedi
5. kad : olmuştu
6. ci’tu-kum : size geldim
7. bi el hikmeti : hikmet ile
8. ve li ubeyyine : ve size beyan etmem, açıklamam için
9. lekum : size, sizin için
10. ba’de : bazı, bir kısım
11. ellezî : onlar
12. tahtelifûne : siz ihtilâf ediyorsunuz
13. fî-hi : hakkında
14. fe : öyleyse
15. ittekû allâhe : Allah’a karşı takva sahibi olun
16. ve etîû-ni : ve bana tâbî olun

٦٤

اِنَّ اللّهَ هُوَ رَبّى وَرَبُّكُمْ فَاعْبُدُوهُ هذَا صِرَاطٌ مُسْتَقيمٌ

(64) innellahe hüve rabbi ve rabbüküm fa’büduh haza siratum müstekım
Şüphesiz o Allah, benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir o’na itaat edin işte bu doğru yolun (kendisidir)

1. inne allâhe : muhakkak ki Allah
2. huve : o
3. rabbî : benim Rabbim
4. ve rabbu-kum : ve sizin Rabbiniz
5. fe : o zaman, öyleyse
6. u’budû-hu : ona kul olun
7. hâzâ : bu
8. sirâtun : yol
9. mustekîmun : istikamet verilmiş, yönlendirilmiş

٦٥

فَاخْتَلَفَ الْاَحْزَابُ مِنْ بَيْنِهِمْ فَوَيْلٌ لِلَّذينَ ظَلَمُوا مِنْ عَذَابِ يَوْمٍ اَليمٍ

(65) fahtelefel ahzabü min beynihim fe veylül lillezine zalemu min azabi yevmin elim
Sonra hizipler kendi aralarında ihtilaf etti(ler) vay o acıklı günün azabından dolayı zulüm edenlerin haline

1. fe : sonra
2. ihtelefe : ihtilâf ettiler
3. el ahzâbu : hizipler, gruplar, fırkalar
4. min beyni-him : kendi aralarında
5. fe : artık
6. veylun : yazıklar olsun, vay haline
7. li ellezîne : o kimselere, onlara
8. zalemû : zulmettiler
9. min azâbi : azaptan
10. yevmin : gün
11. elîmin : elîm, acı

٦٦

هَلْ يَنْظُرُونَ اِلَّاالسَّاعَةَ اَنْ تَاْتِيَهُمْ بَغْتَةً وَهُمْ لَايَشْعُرُونَ

(66) hel yenzurune illes saate en te’tiyehüm bağtetev ve hüm la yeş’urun
Onlar kıyametin ansızın kopmasını mı bekliyorlar? onlar farkında değillerken

1. hel : mi
2. yenzurûne : bekliyorlar
3. illâ : den başka, ancak
4. es sâate : o saat
5. en te’tiye-hum : onlara gelmesi
6. bagteten : ansızın
7. ve hum : ve onlar
8. lâ yes’urûne : onlar farkında değiller

٦٧

اَلْاَخِلَّاءُ يَوْمَءِذٍ بَعْضُهُمْ لِبَعْضٍ عَدُوٌّ اِلَّا الْمُتَّقينَ

(67) el ehillaü yevmeizim ba’duhüm li ba’din adüvvün illel müttekın
Dostlar o gün birbirlerinin düşmanlarıdır ancak takva sahipleri (hariç)

1. el ehillâu : halil olanlar, samimi dostlar
2. yevmeizin : izin günü
3. ba’du-hum : onların bir kısmı
4. li ba’dîn : bir kısmına
5. aduvvun : düşman
6. illâ : ancak, den başka, hariç
7. el muttekîne : takva sahipleri

٦٨

يَا عِبَادِ لَا خَوْفٌ عَلَيْكُمُ الْيَوْمَ وَلَا اَنْتُمْ تَحْزَنُونَ

(68) ya ibadi la havfün aleykümül yevme ve la entüm tanzenun
Ey kullarım! bugün size hiçbir korku yoktur ve siz mahzun da olmayacaksınız

1. yâ ibâdi : ey kullarım
2. : yoktur, olmaz
3. havfun : korku
4. aleykum : sizin üzerinize, size
5. el yevme : o gün
6. ve lâ : ve yoktur, olmaz
7. entum : siz
8. tahzenûn : mahzun olursunuz

٦٩

اَلَّذينَ امَنُوا بِايَاتِنَا وَكَانُوا مُسْلِمينَ

(69) ellezine amenu bi ayatina ve kanu müslimin
O kimseler ayetlerimize iman edip de müslüman olanlardır

1. ellezîne : o kimseler, onlar
2. âmenû : âmenû oldular, hayattayken Allah’a ulaşmayı dilediler
3. bi âyâti-nâ : âyetlerimize
4. ve kânû : ve oldular
5. muslimîne : teslim olanlar, müslümanlar

٧٠

اُدْخُلُوا الْجَنَّةَ اَنْتُمْ وَاَزْوَاجُكُمْ تُحْبَرُونَ

(70) üdhulül cennete entüm ve ezvacüküm tuhberun
Sevinçli olarak sizler ve zevceleriniz cennete giriniz

1. udhulû : dahil olun, girin
2. el cennete : cennet
3. entum : siz
4. ve ezvâcu-kum : ve sizin eşleriniz
5. tuhberûne : siz sevindirileceksiniz, ferahlatılacaksınız

٧١

يُطَافُ عَلَيْهِمْ بِصِحَافٍ مِنْ ذَهَبٍ وَاَكْوَابٍ وَفيهَا مَاتَشْتَهيهِ الْاَنْفُسُ وَتَلَذُّ الْاَعْيُنُ وَاَنْتُمْ فيهَا خَالِدُونَ

(71) yütafü aleyhim bi sihafim min zehebiv ve ekvab ve fiha ma teştehihil enfüsü ve telezzül a’yün ve entüm fiha halidün
Altından tabaklar ve kadehlerle etraflarında dönülür cennette nefislerin iştah çektiği şeylerden ve gözlerin lezzet aldığı şeylerden ve siz orada ebedi olarak kalacaksınız

1. yutâfu
(yutâfu … bi )
: tavaf edilir, dolaştırılır
: (ile etrafında dolaşılır)
2. aleyhim : onların
3. bi sihâfin : tepsiler ile
4. min zehebin : altından
5. ve ekvâbin : ve kulpsuz kadehler, bardaklar
6. ve fîhâ : ve orada
7. mâ teştehî-hi : iştahlandığı (canının çektiği) şeyler
8. el enfusu : nefs
9. ve telezzu : ve lezzet alır
10. el a’yunu : göz
11. ve entum : ve siz
12. fîhâ : orada
13. hâlidûne : halid olanlar, ebedî olanlar

٧٢

وَتِلْكَ الْجَنَّةُ الَّتى اُورِثْتُمُوهَا بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ

(72) ve tilkel cennetülleti uristümuha bima küntüm ta’melun
İşte mirasçı kılındığınız cennet budur yaptığınız ameller sebebi ile

1. ve tilke : ve işte bu
2. el cennetu : cennet
3. elletî : ki o, o ki
4. ûristumû-hâ : ona varis olundunuz
5. bi mâ : sebebiyle, dolayı
6. kuntum : siz oldunuz
7. ta’melûne : yapıyorsunuz

٧٣

لَكُمْ فيهَا فَاكِهَةٌ كَثيرَةٌ مِنْهَا تَاْكُلُونَ

(73) leküm fiha fakihetün kesiratüm minha te’külun
Sizin için orada birçok nimetler (vardır) onlardan yiyeceksiniz

1. lekum : size, sizin için
2. fî-hâ : orada var
3. fâkihetun : meyve
4. kesîretun : çok
5. min-hâ : ondan
6. te’kulûne : siz yersiniz

Sayfa:494

٧٤

اِنَّ الْمُجْرِمينَ فى عَذَابِ جَهَنَّمَ خَالِدُونَ

(74) innel mücrimine fi azabi cehenneme halidun
Muhakkak ki mücrimler cehennem azabında ebedi kalacaklardır

1. inne : muhakkak ki
2. el mucrimîne : mücrimler, suçlular
3. fî azâbi : azap içinde
4. cehenneme : cehennem
5. hâlidûne : halid olanlar, ebedî olanlar

٧٥

لَا يُفَتَّرُ عَنْهُمْ وَهُمْ فيهِ مُبْلِسُونَ

(75) la yüfetteru anhüm ve hüm fihi müblisun
Onlardan hafifletilmeyecektir ve onlar orada ümidi kesmişlerdir

1. lâ yufetteru
(fetere)
(fettere)
: hafifletilmez
: (gevşetti)
: (gevşetildi, hafifletildi)
2. an-hum : onlardan
3. ve hum : ve onlar
4. fî-hi : orada
5. mublisûne : (Allah’ın rahmetinden) ümit kesmiş olanlar

٧٦

وَمَا ظَلَمْنَاهُمْ وَلكِنْ كَانُوا هُمُ الظَّالِمينَ

(76) ve ma zalemnahüm ve lakin kanu hümüz zalimin
Ve onlara zulüm etmedik lakin onların kendileri zulümkardır

1. ve mâ zalemnâ-hum : ve biz onlara zulmetmedik
2. ve lâkin : ve fakat, lâkin
3. kânû : oldular
4. hum : onlar
5. ez zâlimîne : zalimler

٧٧

وَنَادَوْا يَا مَالِكُ لِيَقْضِ عَلَيْنَا رَبُّكَ قَالَ اِنَّكُمْ مَاكِثُونَ

(77) ve nadev ya malikü li yakdi aleyna rabbük kale inneküm makisun
(Kafirler) nida ederler ya malik! Rabbin bizim hakkımızda hükmünü versin muhakkak siz sonsuza dek kalacaksınız der

1. ve nâdev : ve nida ettiler, seslendiler, haykırdılar
2. yâ mâliku : ey malik
3. li yakdi : hükmetsin, hüküm versin
4. aleynâ : bizim üzerimize, bizim hakkımızda
5. rabbu-ke : senin Rabbin
6. kâle : dedi
7. inne-kum : muhakkak ki siz
8. mâkisûne : duranlar, kalanlar

٧٨

لَقَدْ جِءْنَاكُمْ بِالْحَقِّ وَلكِنَّ اَكْثَرَكُمْ لِلْحَقِّ كَارِهُونَ

(78) lekad ci’naküm bil hakkı ve lakinne ekseraküm lil hakkı karihun
Elbette size hakkı getirdik lakin sizin çoğunuz haktan hoşlanmayanlarsınız

1. lekad : andolsun
2. ci’nâ-kum bi : size getirdik
3. el hakkı : hak
4. ve lâkinne : ve lâkin, fakat
5. eksere-kum : sizin çoğunuz
6. li el hakki : hakkı
7. kârihûne : kerih görenler

٧٩

اَمْ اَبْرَمُوا اَمْرًا فَاِنَّا مُبْرِمُونَ

(79) em ebramu emran fe inna mübrimun
Yoksa (onlar) işlerini sağlam mı tuttular şimdi biz de sıkı tutanlarız

1. em : yoksa mı
2. ebremû : sağlam tuttular
3. emren : iş
4. fe : fakat, oysa, asıl
5. innâ : muhakkak ki biz
6. mubrimûne : sağlam tutanlar

٨٠

اَمْ يَحْسَبُونَ اَنَّا لَا نَسْمَعُ سِرَّهُمْ وَنَجْويهُمْ بَلى وَرُسُلُنَا لَدَيْهِمْ يَكْتُبُونَ

(80) em yahsebune enna la nesmeu sirrahüm ve necvahüm bela ve rusülüna ledeyhim yektübün
Yoksa biz onların sırlarını ve fısıldaşmalarını işitmez miyiz sanıyorlar? hayır! elçilerimiz onların yanında yazıyorlardı

1. em : yoksa mı
2. yahsebûne : zannediyorlar
3. ennâ : olduğumuzu
4. lâ nesmeu : biz işitmeyiz
5. sırre-hum : onların sırları
6. ve necvâ-hum : ve onların fısıltıları, gizli konuşmaları
7. belâ : hayır
8. ve rusulu-nâ : ve bizim resûllerimiz, elçilerimiz
9. ledey-him : onların yanında
10. yektubûne : yazıyorlar, yazarlar

٨١

قُلْ اِنْ كَانَ لِلرَّحْمنِ وَلَدٌ فَاَنَا اَوَّلُ الْعَابِدينَ

(81) kul in kane lirrahmani veledün fe ene evvelül abidin
De ki eğer rahmanın bir çocuğu olsaydı ben (ona) ibadet edenlerin ilki (olurdum)

1. kul : de
2. in : eğer
3. kâne : oldu
4. li er rahmâni : Rahmân için, Rahmân’ın
5. veledun : veled, çocuk
6. fe ene : o zaman ben
7. evvelu : evvel, ilk
8. el âbidîne : kullar

٨٢

سُبْحَانَ رَبِّ السَّموَاتِ وَالْاَرْضِ رَبِّ الْعَرْشِ عَمَّا يَصِفُونَ

(82) sübhane rabbis semavati vel erdi rabbil arşi amma yesifun
Semaların, arzın ve arşın Rabbi bu söylenen vasıflardan münezzehtir

1. subhâne : sübhan, münezzeh, yüce
2. rabbi : Rab
3. es semâvâti : semalar, gökler
4. ve el ardi : ve arz, yeryüzü, yer
5. rabbi : Rab
6. el arşi : arş
7. ammâ : şeyden
8. yasifûne : vasıflandırıyorlar

٨٣

فَذَرْهُمْ يَخُوضُوا وَيَلْعَبُوا حَتّى يُلَاقُوا يَوْمَهُمُ الَّذى يُوعَدُونَ

(83) fezerhüm yahudu ve yel’abu hatta yülaku yevmehümüllezi yuadun
Artık bırak onları oyuna dalsın dursunlar hatta onlar vaat edildikleri güne kavuşuncaya kadar

1. fe : artık
2. zer-hum : onları bırak
3. yahûdû : (boş şeylere) dalsınlar
4. ve yel’abû : ve oynasınlar, oyalansınlar
5. hattâ : oluncaya kadar
6. yulâkû : mülâki olurlar, karşılaşırlar, kavuşurlar
7. yevme : gün
8. hum : onlar
9. ellezî : ki o
10. yûadûne : vaadolunurlar

٨٤

وَهُوَ الَّذى فِى السَّمَاءِ اِلهٌ وَفِى الْاَرْضِ اِلهٌ وَهُوَ الْحَكيمُ الْعَليمُ

(84) ve hüvellezi fis semai ilahüv ve fil erdi ilah ve hüvel hakimül alim
O göklerde de ilahtır arzda da ilahtır o, hikmet sahibi bilendir

1. ve huve : ve o
2. ellezî : ki o
3. fî es semâi : semada, gökte
4. ilâhun : ilâh
5. ve fî el ardı : ve arzda, yerde
6. ilâhun : ilâh
7. ve huve : ve o
8. el hakîmu : hakîm, hüküm ve hikmet sahibi
9. el alîmu : alîm, en iyi bilen

٨٥

وَتَبَارَكَ الَّذى لَهُ مُلْكُ السَّموَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَعِنْدَهُ عِلْمُ السَّاعَةِ وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ

(85) ve tebarekellezi lehu mülküs semavati vel erdi ve ma beynehüma ve indehu ilmüs saah ve ileyhi türceun
Semaların, yerin ve aralarındakilerin mülkü kendine ait olan o zat ne mübarek ve yücedir kıyametin ilmi o’nun katındadır o’na döndürüleceksiniz

1. ve tebâreke : ve mübarek, yüce
2. ellezî : ki o
3. lehu : onun
4. mulku : mülk
5. es semâvâti : semalar, gökler
6. ve el ardı : ve arz, yer
7. ve mâ : ve şey(ler)
8. beyne-humâ : ikisi arasında
9. ve inde-hu : ve onun indinde, katında
10. ilmu es sâati : saatin ilmi
11. ve ileyhi : ve ona
12. turceûne : döndürüleceksiniz

٨٦

وَلَا يَمْلِكُ الَّذينَ يَدْعُونَ مِنْ دُونِهِ الشَّفَاعَةَ اِلَّا مَنْ شَهِدَ بِالْحَقِّ وَهُمْ يَعْلَمُونَ

(86) ve la yemlikü llezineyed’une min dunihiş şefaate illa men şehide bil hakkı ve hüm ya’lemun
O’ndan başka yalvardıkları şeyler şefaat etmeye malik değil(lerdir) ancak bilerek hakkın varlığına şahadet getirenler (hariç)

1. ve lâ yemliku : ve malik değildir, gücü yetmez
2. ellezîne : onlar
3. yed’ûne : dua ederler, taparlar
4. min dûni-hi : ondan başka
5. eş şefâate : şefaat
6. illâ : den başka, hariç
7. men : kimse
8. şehide : şahit oldu
9. bi el hakki : hakka
10. ve hum : ve onlar
11. ya’lemune : bilirler

٨٧

وَلَءِنْ سَاَلْتَهُمْ مَنْ خَلَقَهُمْ لَيَقُولُنَّ اللّهُ فَاَنّى يُؤْفَكُونَ

(87) ve lein seeltehüm men halekahüm le yekulünnellahü fe enna yü’fekun
Yemin olsun onlara kendilerinin kimin yarattığını sorsan mutlaka Allah’tır diyecek(ler) nasıl olur da döndürülürler?

1. ve le : ve gerçekten, mutlaka
2. in : eğer
3. seelte-hum : onlara sordum
4. men : kim
5. halaka-hum : onları yarattı
6. le : gerçekten, mutlaka
7. yekûlunne : mutlaka derler, diyecekler
8. allâhu : Allah
9. fe : artık, buna rağmen
10. ennâ : nasıl
11. yûfekûne : döndürülüyorlar

وَقيلِه يَا رَبِّ اِنَّ هؤُلَاءِ قَوْمٌ لَايُؤْمِنُونَ

(88) ve kılihi ya rabbi inne haülai kavmül la yü’minun
Onun ya Rabbi demesi (hakkı için) şüphe yok ki onlar iman etmez bir kavimdirler

1. ve : andolsun
2. kîli-hi
(kâle)
(kîle)
: onun demesi
: (dedi)
: (tarafından ….. denildi)
3. yâ rabbi : ey Rabbim
4. inne : muhakkak
5. hâulâi : bunlar
6. kavmun : bir kavim
7. lâ yû’minûne : mü’min olmazlar

٨٩

فَاصْفَحْ عَنْهُمْ وَقُلْ سَلَامٌ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ

(89) fasfah anhüm ve kul selam fe sevfe ya’lemun
Sende onlardan vazgeç ve selam de artık ilerde bileceklerdir!

1. fe : o zaman
2. isfah : vazgeç
3. an-hum : onlardan
4. ve kul : ve de, söyle
5. selâmun : selâm
6. fe : artık
7. sevfe : yakında
8. ya’lemûne : bilecekler

44-DUHAN

Sayfa:495

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ

١

حم

(1) ha mim
ha – mim

٢

وَالْكِتَابِ الْمُبينِ

(2) vel kitabil mübiyn
Bilgilendiren şu kitaba yemin olsun

1. ve el kitâbi : ve kitaba andolsun
2. el mubîni : açıklanmış olan, apaçık

٣

اِنَّا اَنْزَلْنَاهُ فى لَيْلَةٍ مُبَارَكَةٍ اِنَّا كُنَّا مُنْذِرينَ

(3) inna enzelnahü fi leyletim mübaraketin inna künna münzirin
Şüphesiz biz onu mübarek bir gecede indirdik çünkü biz uyarıcılarız

1. innâ : muhakkak ki biz, şüphesiz biz
2. enzelnâ-hu : onu biz indirdik
3. fî leyletin : gecede
4. mubâreketin : mübarek
5. innâ : muhakkak ki biz, şüphesiz biz
6. kunnâ : biz olduk
7. munzirîne : uyaranlar

٤

فيهَا يُفْرَقُ كُلُّ اَمْرٍ حَكيمٍ

(4) fiha yüfraku küllü emrin hakiym
Her hikmetli iş o gecede ayırt edilir

1. fihâ : onda
2. yufreku : ayırt edilir, belirtilir, belirlenir
3. kullu : hepsi, bütün
4. emrin : iş, emir
5. hakîmin : hükmedilmiş olan, hikmetli

٥

اَمْرًا مِنْ عِنْدِنَا اِنَّا كُنَّا مُرْسِلينَ

(5) emram min indina inna künna mürsiliyn
Tarafımızdan bir emir olmak üzere çünkü biz göndericileriz

1. emren : emir
2. min indi-nâ : katımızdan
3. innâ : muhakkak ki biz
4. kunnâ : biz olduk
5. mursilîne : gönderenler

٦

رَحْمَةً مِنْ رَبِّكَ اِنَّهُ هُوَالسَّميعُ الْعَليمُ

(6) rahmeten mir rabbik innehu hüves semiy’ul aliym
Rabbinden bir rahmet olarak muhakkak o, işitendir, bilendir

1. rahmeten : bir rahmet olarak
2. min rabbi-ke : senin Rabbinden
3. inne-hu : muhakkak ki o
4. huve : o
5. es semîu : en iyi işiten
6. el alîmu : en iyi bilen

٧

رَبِّ السَّموَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا اِنْ كُنْتُمْ مُوقِنينَ

(7) rabbis semavati vel erdi ve ma beynehüma in küntüm mukiniyn
Göklerin, yerin ve ikisinin arasındakilerin Rabbidir eğer yakinen inanıyorsanız

1. rabbi : Rab
2. es semâvâti : semalar, gökler
3. ve el ardi : ve arz, yeryüzü, yer
4. ve mâ : ve şey(ler)
5. beyne-humâ : ikisi arasında
6. in : eğer
7. kuntum : siz oldunuz
8. mûkinîne : yakîn sahibi olanlar

٨

لَا اِلهَ اِلَّا هُوَ يُحْي وَيُميتُ رَبُّكُمْ وَرَبُّ ابَاءِكُمُ الْاَوَّلينَ

(8) la ilahe illa hüve yuhyi ve yümiyt rabbüküm ve rabbü abaikümül evveliyn
Ondan başka ilah yoktur diriltir hem de öldürür sizin ve evvelki atalarınızın Rabbidir

1. lâ ilâhe : ilâh yoktur
2. illâ : den başka
3. huve : o
4. yuhyî : diriltir
5. ve yumîtu : ve öldürür
6. rabbu-kum : sizin Rabbiniz
7. ve rabbu : ve Rab
8. âbâi-kum : sizin babalarınız
9. el evvelîne : evvelkiler

٩

بَلْ هُمْ فى شَكٍّ يَلْعَبُونَ

(9) bel hüm fi şekkiy yel’abun
hayır! onlar şüphe içinde oyalanıyorlar

1. bel : hayır
2. hum : onlar
3. fî şekkin : şüphe içinde
4. yel’abûne : oynuyorlar, oyalanıyorlar

١٠

فَارْتَقِبْ يَوْمَ تَاْتِى السَّمَاءُ بِدُخَانٍ مُبينٍ

(10) fertekib yevme te’tis semaü bi dühanim mübiyn
Semadan geleceği gün açıkça görünen duhan’ı (dumanı) gözle

1. fe : artık, öyleyse, o halde
2. irtekib : gözle, bekle
3. yevme : gün
4. te’tî : getirir
5. es semâu : sema, gök
6. bi duhânin : duhanı, dumanı
7. mubînin : apaçık

١١

يَغْشَى النَّاسَ هذَا عَذَابٌ اَليمٌ

(11) yağşen nas haza azabün eliym
O insanları kaplayacaktır bu açık bir azaptır

1. yagşâ : kaplar, sarar
2. en nâse : insanlar
3. hâzâ : bu
4. azâbun : azap
5. elîmun : elîm, acı

١٢

رَبَّنَا اكْشِفْ عَنَّا الْعَذَابَ اِنَّا مُؤْمِنُونَ

(12) rabbenekşif annel azabe inna mü’minun
Ey Rabbimiz bizden bu azabı kaldır elbette biz mü’minlerdeniz

1. rabbe-nâ : Rabbimiz
2. ikşif : kaldır
3. an-nâ : bizden
4. el azâbe : azap
5. innâ : muhakkak ki biz
6. mû’minûne : mü’minler

١٣

اَنّى لَهُمُ الذِّكْرى وَقَدْ جَاءَهُمْ رَسُولٌ مُبينٌ

(13) enna lehümüz zikra ve kad caehüm rasulüm mübiyn
Onlar için öğüt almak nerede? muhakkak kendilerine açıkça söyleyen bir resül geldi de

1. ennâ : nasıl
2. lehum : onlar, onlar için
3. ez zikrâ : zikir, öğüt, ibret
4. ve kad : ve olmuştu
5. câe-hum : onlara geldi
6. resûlun : bir resûl
7. mubînun : apaçık, açıklayan

١٤

ثُمَّ تَوَلَّوْا عَنْهُ وَقَالُوا مُعَلَّمٌ مَجْنُونٌ

(14) sümme tevellev anhü ve kalu muallemüm mecnun
Sonra ondan yüz çevirdiler ve bu öğretilmiş bir mecnun dediler

1. summe : sonra
2. tevellev : yüz çevirdiler
3. an-hu : ondan
4. ve kâlû : ve dediler
5. muallemun : ögretilmiş
6. mecnûnun : mecnun, deli

١٥

اِنَّا كَاشِفُوا الْعَذَابِ قَليلًا اِنَّكُمْ عَاءِدُونَ

(15) inna kaşifül azabi kaliylen inneküm aidun
Biz o azabın birazını kaldıracağız şüphe yok ki siz (yine) küfre döneceksiniz

1. innâ : muhakkak ki biz
2. kâşifû : giderenler, kaldıranlar
3. el azâbi : azap
4. kalîlen : az, biraz
5. inne-kum : muhakkak ki siz
6. âidûne : dönecek olanlar

١٦

يَوْمَ نَبْطِشُ الْبَطْشَةَ الْكُبْرى اِنَّا مُنْتَقِمُونَ

(16) yevme nebtişül batşetel kübra inna müntekimun
O gün büyük bir yakalayışla yakalayacağız muhakkak biz intikam alıcıyız

1. yevme : gün
2. nebtişu : yakalayacağız
3. el batşete : şiddetle yakalama
4. el kubrâ : büyük
5. innâ : muhakkak ki biz
6. muntekimûne : intikam alacak olanlar

١٧

وَلَقَدْ فَتَنَّا قَبْلَهُمْ قَوْمَ فِرْعَوْنَ وَجَاءَهُمْ رَسُولٌ كَريمٌ

(17) ve le kad fetenna kablehüm kavme fir’avne ve caehüm rasulün keriym
Yemin olsun biz onlardan önce firavun kavmini sınadık onlara çok kıymetli resülümüz gelmişti

1. ve lekad : ve andolsun
2. fetennâ : imtihan ettik
3. kable-hum : onlardan önce
4. kavme : kavim
5. fir’avne : firavun
6. ve câe-hum : ve onlara geldi
7. resûlun : resûl
8. kerîmun : kerim

١٨

اَنْ اَدُّوا اِلَىَّ عِبَادَ اللّهِ اِنّى لَكُمْ رَسُولٌ اَمينٌ

(18) en eddu ileyye ibadellah inni leküm rasulün emiyn
Allah’ın kullarını bana iade edin çünkü ben size (gönderilmiş) emin bir resülüm

1. en eddû : eda edin, verin, gönderin
2. ileyye : bana
3. ibâde allâhi : Allah’ın kulları
4. innî : muhakkak ki ben
5. lekum : size, sizin için
6. resûlun : resûl
7. emînun : emin, güvenilir

Sayfa:496

١٩

وَاَنْ لَا تَعْلُوا عَلَى اللّهِ اِنّى اتيكُمْ بِسُلْطَانٍ مُبينٍ

(19) ve el la ta’lu alellah inni atiküm bi sültanim mübiyn
Allah’a karşı yücelik taslamayın çünkü ben size açık bir delil gönderiyorum

1. ve en lâ ta’lû : ve ululuk, büyüklük taslamayın
2. alâ allâhi : Allah’a karşı
3. innî : muhakkak ki ben
4. âtî-kum : size geliyorum
5. bi sultânin : bir sultan ile, delil ile
6. mubînin : apaçık

٢٠

وَاِنّى عُذْتُ بِرَبّى وَرَبِّكُمْ اَنْ تَرْجُمُونِ

(20) ve inni uztü bi rabbi ve rabbiküm en tercumun
Beni recm etmenizden, benim de Rabbim sizin de Rabbiniz olana sığınırım

1. ve innî : ve muhakkak ki ben
2. uztu : sığındım
3. bi rabbî : Rabbime
4. ve rabbi-kum : ve sizin Rabbiniz
5. en tercumû-ni : sizin beni taşlamanız

٢١

وَاِنْ لَمْ تُؤْمِنُوا لى فَاعْتَزِلُونِ

(21) ve il lem tü’minu li fa’tezilun
Eğer bana inanmıyorsanız artık yanımdan ayrılın

1. ve in : ve eğer
2. lem tû’minû : siz inanmıyorsunuz
3. : bana
4. fe : o zaman, o halde, artık
5. i’tezilû-ni : benden uzaklaşın, ayrılın


٢٢

فَدَعَا رَبَّهُ اَنَّ هؤُلَاءِ قَوْمٌ مُجْرِمُونَ

(22) fe dea rabbehu enne haülai kavmüm mücrimun
O da Rabbine dua etti muhakkak bunlar mücrim bir kavim

1. fe : bunun üzerine
2. deâ : dua etti
3. rabbe-hu : onun Rabbi, kendi Rabbi
4. enne : olduğu, diye
5. hâulâi : bunlar
6. kavmun : kavim
7. mucrimûne : mücrimler, suçlular, günahkârlar

٢٣

فَاَسْرِ بِعِبَادى لَيْلًا اِنَّكُمْ مُتَّبَعُونَ

(23) fe esri bi ibadi leylen inneküm müttebeun
Hemen kullarımı geceleyin götür çünkü siz takip edileceksiniz

1. fe : öyleyse, hemen
2. esri : gece yürüyüşü yap
3. bi ibâdî : kullarım ile
4. leylen : gece
5. inne-kum : muhakkak ki siz
6. muttebeûne : tâbî olunanlar, takip edilecek olanlar

٢٤

وَاتْرُكِ الْبَحْرَ رَهْوًا اِنَّهُمْ جُنْدٌ مُغْرَقُونَ

(24) vetrukil bahra rahva innehüm cündüm muğrakun
Denizi kendi haline bırak çünkü onlar boğulacak bir ordudur

1. ve etruki : ve bırak
2. el bahre : deniz
3. rehven : durgun, açık
4. inne-hum : muhakkak ki onlar
5. cundun : ordu
6. mugrekûne : boğulacak olanlar

٢٥

كَمْ تَرَكُوا مِنْ جَنَّاتٍ وَعُيُونٍ

(25) kem teraku min cennativ ve uyun
(Geride) nice bahçeler ve pınarlar bırakmışlardır

1. kem : kaç tane, pekçok, nice
2. terekû : terkettiler, bıraktılar
3. min cennâtin : bahçelerden
4. ve uyûnin : ve pınarlar

٢٦

وَزُرُوعٍ وَمَقَامٍ كَريمٍ

(26) ve züruiv ve mekamin keriym
Çiftler ve güzel konaklar

1. ve zurûin : ve ekinler
2. ve makâmin : ve mekânlar
3. kerîmin : kerim, güzel

٢٧

وَنَعْمَةٍ كَانُوا فيهَا فَاكِهينَ

(27) ve na’metin kanu fiha fakihiyn
İçinde zevk sefa sürdükleri nimetler

1. ve na’metin : ve ni’metler
2. kânû : oldular
3. fîhâ : orada
4. fâkihîne : zevk içinde yaşayanlar

٢٨

كَذلِكَ وَاَوْرَثْنَاهَا قَوْمًا اخَرينَ

(28) kezalike ve evrasnaha kavmen ahariyn
Böylece onları başka bir kavme miras bıraktık

1. kezâlike : işte böyle, böylece
2. ve evresnâ-hâ : ve ona miras kıldık
3. kavmen : kavim
4. âharîne : ahir olanlar, sonrakiler

٢٩

فَمَا بَكَتْ عَلَيْهِمُ السَّمَاءُ وَالْاَرْضُ وَمَاكَانُوا مُنْظَرينَ

(29) fema beket aleyhimüs semaü vel erdu vema kanu münzariyn
Onların üzerine ne sema ağladı ne de yer ve onlar mühlet verilenlerden de olmadılar

1. fe : artık, bundan sonra
2. mâ beket : ağlamadı
3. aleyhim : onlara
4. es semâu : sema, gök
5. ve el ardu : ve arz, yer
6. ve mâ kânû : ve olmadılar
7. munzarîne : mühlet verilenler

٣٠

وَلَقَدْ نَجَّيْنَا بَنى اِسْرَاءلَ مِنَ الْعَذَابِ الْمُهينِ

(30) ve le kad necceyna beni israiyle minel azabil mühiyn
Yemin olsun, israil oğullarını zelil edici azaptan kurtardık

1. ve lekad : ve andolsun
2. necceynâ : biz kurtardık
3. benî isrâîle : İsrailoğulları
4. min el azâbi : azaptan
5. el muhîni : alçaltıcı olan, zelil olan

٣١

مِنْ فِرْعَوْنَ اِنَّهُ كَانَ عَالِيًا مِنَ الْمُسْرِفينَ

(31) min fir’avn innehu kane aliyem minel müsrifiyn
Firavundan da (kurtardık) çünkü o aşırı gidenlerden, (kendini) yüce görenlerdendi

1. min fir’avne : firavundan
2. inne-hu : muhakkak ki o
3. kâne : oldu, idi
4. âliyen : ululuk, büyüklük taslayan
5. min el musrifîne : müsriflerden, haddi aşanlardan

٣٢

وَلَقَدِ اخْتَرْنَاهُمْ عَلى عِلْمٍ عَلَى الْعَالَمينَ

(32) ve lekadihternahüm ala ilmin alel alemiyn
Yemin olsun, onları ilim üzerine alemler içinden seçtik

1. ve lekad : ve andolsun
2. ihternâ-hum : onları seçtik, üstün kıldık
3. alâ ilmin : ilim üzere
4. alâ el âlemîne : âlemlerin üzerine, âlemlere

٣٣

وَاتَيْنَاهُمْ مِنَ الْايَاتِ مَافيهِ بَلؤٌا مُبينٌ

(33) ve ateynahüm minel ayati mafihi belaüm mübiyn
Onlara öyle ayetler verdik ki bunların içinde apaçık imtihanlar (vardır)

1. ve âteynâ-hum : ve onlara verdik
2. min el âyâti : âyetlerden
3. : şey
4. fîhi : içinde
5. belâun : imtihan
6. mubînun : apaçık

٣٤

اِنَّ هؤُلَاءِ لَيَقُولُونَ

(34) inne haülai le yekülün
Şüphe yok ki işte bunlar diyorlar ki

1. inne : muhakkak, gerçekten
2. hâulâi : bunlar
3. le : mutlaka, elbette
4. yekûlûne : derler, diyecekler

٣٥

اِنْ هِىَ اِلَّا مَوْتَتُنَا الْاُولى وَمَا نَحْنُ بِمُنْشَرينَ

(35) in hiye illa mevtetünel ula ve ma nahnü bi münşeriyn
İlk ölümümüzden başka bir şey yoktur ve biz yeniden dirilecek değiliz

1. in … (illâ) : sadece
2. hiye : o
3. (in) … illâ : sadece
4. mevtetu-nâ : bizim ölümümüz
5. el ûlâ : evvelki, ilk
6. ve mâ nahnu : ve biz değiliz
7. bi munşerîne : neşrolunacak olanlar, tekrar diriltilecek olanlar

٣٦

فَاْتُوا بِابَاءِنَا اِنْ كُنْتُمْ صَادِقينَ

(36) fe’tu bi abaina in küntüm sadikın
Doğru söylüyorsanız haydi babalarımızı getirin

1. fe’tû bi : o halde getirin
2. âbâi-nâ : babalarımız
3. in : eğer
4. kuntum : siz oldunuz
5. sâdikîne : sadıklar, doğru söyleyenler

٣٧

اَهُمْ خَيْرٌ اَمْ قَوْمُ تُبَّعٍ وَالَّذينَ مِنْ قَبْلِهِمْ اَهْلَكْنَاهُمْ اِنَّهُمْ كَانُوا مُجْرِمينَ

(37) e hüm hayrun em kavmü tübbeiv vellezine min kablihim ehleknahüm innehüm kanu mücrimiyn
Onlar mı hayırlı yoksa tubba kavmi mi? yoksa onlardan öncekiler mi? biz onları helak ettik elbette onlar mücrimlerdendiler

1. e : mi
2. hum : onlar
3. hayrun : hayırlı, daha hayırlı
4. em : yoksa, veya
5. kavmu tubbein : Tubba kavmi (Yemen’de bir kavim)
6. ve ellezîne : ve onlar
7. min kabli-him : onlardan önce
8. ehleknâ-hum : biz onları helâk ettik
9. inne-hum : muhakkak ki onlar
10. kânû : oldular
11. mucrimîne : mücrimler, suçlular, günahkârlar

٣٨

وَمَا خَلَقْنَا السَّموَاتِ وَالْاَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا لَاعِبينَ

(38) ve ma halaknes semavati vel erda ve ma beynehüma laibiyn
Biz semaları, arzı ve ikisinin arasındakileri oyun olsun diye yaratmadık

1. ve mâ halaknâ : ve yaratmadık
2. es semâvâti : semalar, gökler
3. ve el arda : ve arz, yer
4. ve mâ : ve şey(ler)
5. beyne-humâ : onların arasındakiler
6. lâibîne : oyun

٣٩

مَا خَلَقْنَاهُمَا اِلَّا بِالْحَقِّ وَلكِنَّ اَكْثَرَهُمْ لَايَعْلَمُونَ

(39) ma halaknahüma illa bil hakkı ve lakinne ekserahüm la ya’lemun
Biz, her ikisini de ancak hak olarak yarattık lakin onların çoğu bilmezler

1. mâ halaknâ-humâ : biz o ikisini yaratmadık
2. illâ : den başka, sadece
3. bi el hakkı : hak ile
4. ve lâkinne : ve lâkin, fakat
5. eksere-hum : onların çoğu
6. lâ ya’lemûne : bilmezler

Sayfa:497

٤٠

اِنَّ يَوْمَ الْفَصْلِ ميقَاتُهُمْ اَجْمَعينَ

(40) inne yevmel fasli mikatühüm ecmeın
Şüphe yok ki ayırt etme günü, onların hepsinin toplanacağı zamandır

1. inne : muhakkak ki
2. yevme : gün
3. el faslı : fasıl, ayırma
4. mîkâtu-hum : onların belirlenmiş vakti
5. ecmaîne : hepsi

٤١

يَوْمَ لَا يُغْنى مَوْلًى عَنْ مَوْلًى شَيًْا وَلَا هُمْ يُنْصَرُونَ

(41) yevme la yuğni mevlen am mevlen şey’ev ve la hüm yünsarun
O gün dostun dosta hiçbir şeyde faydası olmaz ve onlar yardımda görmezler

1. yevme : o gün
2. lâ yugnî : fayda vermez
3. mevlen : dost
4. an mevlen : dosttan
5. şey’en : bir şey
6. ve lâ : ve olmaz
7. hum : onlar
8. yunsarûne : yardım olunurlar

٤٢

اِلَّا مَنْ رَحِمَ اللّهُ اِنَّهُ هُوَ الْعَزيزُ الرَّحيمُ

(42) illa mer rahimellah innehu hüvel aziyzür rahiym
Ancak Allah’ın rahmet ettiği (hariç) şüphesiz o, güçlü merhamet sahibidir

1. illâ : ancak, hariç
2. men : kimse
3. rahime : rahmet etti,
4. allâhu : Allah
5. inne-hu : muhakkak ki o
6. huve : o
7. el azîz : azîz
8. er rahîmu : rahîm esmasıyla tecelli eden

٤٣

اِنَّ شَجَرَةَ الزَّقُّومِ

(43) inne şeceratez zekkum
Muhakkak zakkum ağacı

1. inne : muhakkak ki
2. şecerete : agaç
3. ez zakkûmi : zakkum

٤٤

طَعَامُ الْاَثيمِ

(44) taamül esiym
mücrimlerin yiyeceğidir

1. taâmu : taam, yenilen yemek
2. el esîmi : günahkâr

٤٥

كَالْمُهْلِ يَغْلى فِى الْبُطُونِ

(45) kel mühl yağli fil bütun
Maden tortusu gibi karında kaynar

1. ke : gibi
2. el muhli : erimiş maden
3. yaglî : kaynar
4. : içinde
5. el butûni : karınlar

٤٦

كَغَلْىِ الْحَميمِ

(46) ke ğalyil hamiym
Sıcak suyun kaynaması gibi

1. ke : gibi
2. galyi : kaynama
3. el hamîmi : kaynar su

٤٧

خُذُوهُ فَاعْتِلُوهُ اِلى سَوَاءِ الْجَحيمِ

(47) huzuhü fa’tiluhü ila sevail cehiym
Onu tutun ve sürükleyin cehennemin ta ortasına

1. huzû-hu : onu tutun
2. fe : öylece, hemen
3. i’tilû-hu : onu sürükleyin
4. ilâ sevâi : ortaya, ortasına
5. el cahîmi : cahîm, cehennem

٤٨

ثُمَّ صُبُّوا فَوْقَ رَاْسِه مِنْ عَذَابِ الْحَميمِ

(48) sümme subbu fevka ra’sihi min azabil hamiym
Sonra başının üstünden dökülür kaynar su azabından

1. summe : sonra
2. subbû : dökün, boşaltın
3. fevka : üst, üstüne
4. re’si-hi : onun başı
5. min azâbi : azaptan
6. el hamîmi : kaynar su

٤٩

ذُقْ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَزيزُ الْكَريمُ

(49) zuk inneke entel aziyzül keriym
Tat çünkü sen aziz kerim sahibi idin

1. zuk : tat
2. inne-ke : muhakkak ki sen
3. ente : sen
4. el azîzu : azîz
5. el kerîmu : kerim, şerefli

٥٠

اِنَّ هذَا مَاكُنْتُمْ بِه تَمْتَرُونَ

(50) inne haza ma küntüm bihi temterun
İşte sizin onun hakkında şüphe edip durduğunuz şey budur

1. inne : muhakkak ki
2. hâzâ : bu
3. : şey
4. kuntum : siz oldunuz
5. bi-hi : onu, onun hakkında
6. temterûne : siz şüphe ediyorsunuz

٥١

اِنَّ الْمُتَّقينَ فى مَقَامٍ اَمينٍ

(51) innel müttekıne fi mekamin emiyn
Şüphe yok ki takva sahipleri emin bir mevkidedirler

1. inne : muhakkak ki
2. el muttekîne : muttekiler, takva sahipleri
3. : içinde, da
4. makâmin : makam, oturulan yer
5. emînin : emin, güvenli

٥٢

فى جَنَّاتٍ وَعُيُونٍ

(52) fi cennativ ve uyun
Bahçelerde ve pınar başlarında

1. : içinde, de
2. cennâtin : cennetler
3. uyûnin : pınarlar

٥٣

يَلْبَسُونَ مِنْ سُنْدُسٍ وَاِسْتَبْرَقٍ مُتَقَابِلينَ

(53) yelbesune min sündüsiv ve istebrakim mütekabiliyn
Karşılıklı olarak ince ve kalın ipekten elbiseler giyerler

1. yelbesûne : giyinirler, giyerler
2. min sundusin : ipekten
3. ve istebrakin : ve atlas (kumaş)
4. mutekâbilîne : karşılıklı olarak

٥٤

كَذلِكَ وَزَوَّجْنَاهُمْ بِحُورٍ عينٍ

(54) kezalike ve zevvecnahüm bi hurin iyn
Böylece iri gözlü hurileri onlara zevce yaptık

1. kezâlike : işte böyle
2. ve zevvecnâ-hum : ve onları evlendirdik
3. bi hûrin : huriler ile
4. înin : iri gözlü

٥٥

يَدْعُونَ فيهَا بِكُلِّ فَاكِهَةٍ امِنينَ

(55) yed’une fiha bi külli fakihetin aminiyn
Orada emniyet içinde her türlü meyveden isterler

1. yed’ûne : isterler
2. fîhâ : orada
3. bi kulli : hepsinden
4. fâkihetin : meyve
5. âminîne : emniyet içinde

٥٦

لَايَذُوقُونَ فيهَا الْمَوْتَ اِلَّا الْمَوْتَةَ الْاُولى وَوَقيهُمْ عَذَابَ الْجَحيمِ

(56) la yezukune fihal mevte illel mevtetel ula ve vekahüm azabel cehiym
Orada ilk ölümden başka ölüm tatmazlar onlar cehennem azabından korunmuştur

1. lâ yezûkûne : tatmazlar
2. fî-hâ : orada
3. el mevte : ölüm
4. illâ : den başka
5. el mevtete : ölmek, ölüm
6. el ûlâ : evvelki, ilk
7. ve vekâ-hum : ve onları korudu
8. azâbe : azap
9. el cahîmi : cahîm, cehennem

٥٧

فَضْلًا مِنْ رَبِّكَ ذلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظيمُ

(57) fadlem mir rabbik zalike hüvel fevzül aziym
Rabbinizden fazlı ihsan olarak işte bu en büyük saadettir

1. fadlen : fazıl, lütuf
2. min rabbi-ke : senin Rabbinden
3. zâlike : işte bu
4. huve : o
5. el fevzu : fevz, kurtuluş
6. el azîmu : azîm, büyük

٥٨

فَاِنَّمَا يَسَّرْنَاهُ بِلِسَانِكَ لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ

(58) fe innema yessernahü bi lisanike leallehüm yetezekkerun
Biz kur’an’ı ancak senin lisanınla kolaylaştırdık olur ki düşünürler

1. fe innemâ : ancak, işte böylece
2. yessernâ-hu : onu kolaylaştırdık
3. bi lisâni-ke : senin lisanın ile
4. lealle-hum : umulur ki onlar
5. yetezekkerûne : tezekkür ederler

٥٩

فَارْتَقِبْ اِنَّهُمْ مُرْتَقِبُونَ

(59) fertekib innehüm mürtekıbün
Artık gözetle çünkü onlarda gözetliyorlar

1. fe : artık, o zaman
2. irtekib : gözle, bekle
3. inne-hum : muhakkak ki onlar
4. murtekibûne : gözleyenler, bekleyenler

45-CASİYE

Sayfa:498

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ

١

حم

(1) ha mim
ha – mim

٢

تَنْزيلُ الْكِتَابِ مِنَ اللّهِ الْعَزيزِ الْحَكيمِ

(2) tenzilül kitabi minellahil azizil hakim
Bu kitabın indirilişi, güçlü ve hikmet sahibi Allah’tandır

1. tenzîlu : indirildi
2. el kitâbi : kitap
3. min allâhi : Allah’tan, Allah tarafından
4. el azîzi : azîz
5. el hakîmi : hakim, hüküm ve hikmet sahibi

٣

اِنَّ فِى السَّموَاتِ وَالْاَرْضِ لَايَاتٍ لِلْمُؤْمِنينَ

(3) inne fis semavati vel erdi le ayatil lil mü’minin
Muhakkak semalarda ve arzda mü’minler için ayetler vardır

1. inne : muhakkak ki
2. fî es semâvâti : semalarda, göklerde
3. ve el ardı : ve arz, yer
4. le : elbette, mutlaka
5. âyâtin : âyetler
6. li el mû’minîne : mü’minler için

٤

وَفى خَلْقِكُمْ وَمَا يَبُثُّ مِنْ دَابَّةٍ ايَاتٌ لِقَوْمٍ يُوقِنُونَ

(4) ve fi halkıküm ve ma yebüssü min dabbetin ayatül li kavmiy yukinun
Sizi yaratmasında mahluku üretip yaymasında kesin inanan bir kavim için ayetler (vardır)

1. ve fî halkı-kum : ve sizin yaratılışınızda
2. ve mâ : ve şey
3. yebussu : üretip, yayar
4. min dâbbetin : hayvanlardan
5. âyâtun : âyetler
6. li kavmin : kavim için
7. yûkinûne : yakîn sahibi olurlar

٥

وَاخْتِلَافِ الَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَمَا اَنْزَلَ اللّهُ مِنَ السَّمَاءِ مِنْ رِزْقٍ فَاَحْيَا بِهِ الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا وَتَصْريفِ الرِّيَاحِ ايَاتٌ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ

(5) vahtilafil leyli ven nehari ve ma enzelellahü mines semai mir rizkın fe ahya bihil erda ba’de mevtiha ve tasrifir riyahi ayatül li kavmiy ya’kilun
Gece gündüzün değişmesinde Allah’ın gökten rızık indirerek onunla ölümden sonra arzı diriltmesinde rüzgar estirmesinde aklı eren kavim için (bir çok) ibretler (vardır)

1. vahtilâfi (ve ihtilâfı) : ve ihtilâflı, karşılıklı olması, birbirini takip etmesi
2. el leyli : gece
3. ve en nehâri : ve gündüz
4. ve mâ enzele : ve indirmedi
5. allâhu : Allah
6. min es semâi : semadan, gökten
7. min rızkın : rızıktan
8. fe : böylece
9. ahyâ : diriltti
10. bi-hi : onunla
11. el arda : arz, yeryüzü
12. ba’de : sonra
13. mevti-hâ : onun ölümü
14. ve tasrîfi : ve çevirir
15. er rîyâhı : rüzgârlar
16. âyâtun : âyetler
17. li kavmin : kavim için
18. ya’kılûne : akıl edenler

٦

تِلْكَ ايَاتُ اللّهِ نَتْلُوهَا عَلَيْكَ بِالْحَقِّ فَبِاَىِّ حَديثٍ بَعْدَ اللّهِ وَايَاتِه يُؤْمِنُونَ

(6) tilke ayatüllahi netluha aleyke bil hakk fe bi eyyi hadisim ba’dellahi ve ayatihi yü’minun
İşte bunlar Allah’ın ayetleridir sana onları hak olarak okuyoruz artık Allah’tan ve o’nun ayetlerinden sonra hangi söze inanırlar

1. tilke : işte bu
2. âyâtu allâhi : Allah’ın âyetleri
3. netlû-hâ : onu okuyoruz
4. aleyke : sana
5. bi el hakkı : hak ile, hakkı
6. fe : artık, öyleyse, o halde
7. bi eyyi : hangisi
8. hadîsin : söz
9. ba’de allâhi : Allah’tan sonra
10. ve âyâti-hi : ve onun âyetleri
11. yû’minûne : inanırlar, inanacaklar

٧

وَيْلٌ لِكُلِّ اَفَّاكٍ اَثيمٍ

(7) veylül li külli effakin esim
Yazıklar olsun bütün yalancı günahkar zorbalara!

1. veylun : vay haline
2. li kulli : hepsi için, hepsi, bütün
3. effâkin
(ifk)
: (çok) yalancı
: (yalan)
4. esîmin : günahkâr

٨

يَسْمَعُ ايَاتِ اللّهِ تُتْلى عَلَيْهِ ثُمَّ يُصِرُّ مُسْتَكْبِرًا كَاَنْ لَمْ يَسْمَعْهَا فَبَشِّرْهُ بِعَذَابٍ اَليمٍ

(8) yesmeu ayatillahi tütla aleyhi sümme yüsirru müstekbiran keel lem yesma’ha fe beşşirhü bi azabin elim
Onlara Allah’ın ayetleri okunurken dinler(ler) sonra büyüklenmekte ısrar eder(ler) sanki onu işitmemiş gibi onları açıklı bir azap ile müjdele

1. yesmeu : işitir
2. âyâti allâhi : Allah’ın âyetleri
3. tutlâ : okunur
4. aleyhi : ona
5. summe : sonra
6. yusırru : israr eder
7. mustekbiren : kibirlenerek
8. ke : gibi
9. en lem yesma’-hâ : onu işitmedi
10. fe : öyleyse, artık
11. beşşir-hu : onu müjdele
12. bi azâbin : azapla
13. elîmin : elîm, acı

٩

وَاِذَا عَلِمَ مِنْ ايَاتِنَا شَيْءًا اتَّخَذَهَا هُزُوًا اُولءِكَ لَهُمْ عَذَابٌ مُهينٌ

(9) ve iza alime min ayatina şey’enittehazeha hüzüva ülaike lehüm azabüm mühin
Ayetlerimizden bir şey öğrendiği zaman onu alaya alır işte onlara alçaltıcı azap (vardır)

1. ve izâ : ve olduğu zaman
2. alime : bildi, öğrendi
3. min âyâti-nâ : âyetlerimizden
4. şey’en : bir şey
5. ittehaze-hâ : onu edindi
6. huzuven : eğlence, alay konusu
7. ulâike : işte onlar
8. lehum : onlar için
9. azâbun : azap
10. muhînun : alçaltıcı

١٠

مِنْ وَرَاءِهِمْ جَهَنَّمُ وَلَا يُغْنى عَنْهُمْ مَا كَسَبُوا شَيًْا وَلَا مَااتَّخَذُوا مِنْ دُونِ اللّهِ اَوْلِيَاءَ وَلَهُمْ عَذَابٌ عَظيمٌ

(10) miv veraihim cehennem ve la yuğni anhüm ma kesebu şey’ev ve la mettehazu min dunillahi evliya’ ve lehüm azabün aziym
Onların peşlerinden cehennem (vardır) kazandıkları kendilerine hiçbir fayda vermez Allah’tan başka dost edindikleri de ve onlar için büyük bir azap (vardır)

1. min verâi-him : onların arkalarından
2. cehennemu : cehennem
3. ve lâ yugnî : ve fayda vermez
4. an-hum : onlardan, onlara
5. : şey
6. kesebû : kazandılar
7. şey’en : bir şey
8. ve lâ : ve olmaz
9. mattehazû (mâ ittehazû) : edindikleri şey
10. min dûni allâhi : Allah’tan başka
11. evliyâe : velîler, dostlar
12. ve lehum : ve onlar için vardır
13. azâbun : azap
14. azîmun : azîm, büyük

١١

هذَا هُدًى وَالَّذينَ كَفَرُوا بِايَاتِ رَبِّهِمْ لَهُمْ عَذَابٌ مِنْ رِجْزٍ اَليمٍ

(11) haza hüda vellezine keferu bi ayati rabbihim lehüm azabüm mir riczin elim
Bu bir hidayettir Rabbinin ayetlerini inkar edenler için murdarlık azabı (vardır)

1. hâzâ : bu
2. huden : hidayet
3. ve ellezîne : ve onlar
4. keferû : inkâr ettiler
5. bi âyâti : âyetleri
6. rabbi-him : onların Rabbi
7. lehum : onlar için vardır
8. azâbun : azap
9. min riczin : azaptan
10. elîmun : elîm, acı

١٢

اَللّهُ الَّذى سَخَّرَ لَكُمُ الْبَحْرَ لِتَجْرِىَ الْفُلْكُ فيهِ بِاَمْرِه وَلِتَبْتَغُوا مِنْ فَضْلِه وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ

(12) allahüllezi sehhara lekümül bahra li tecriyel fülkü fihi bi emrihi ve li tebteğu min fadlihi ve lealleküm teşkürun
Allah o dur ki denizi size musahhar kılmış o’nun emri ile denizde gemilerin akıp gitmesi ve o’nun lütfundan rızık aramamız için umulur ki şükür edersiniz

1. allâhu : Allah
2. ellezî : o ki
3. sahhare : musahhar kıldı, emre amade kıldı
4. lekum : sizin için, size
5. el bahre : deniz
6. li tecriye : akması için, yüzmesi için
7. el fulku : gemiler
8. fî-hi : onun içinde
9. bi emri-hi : onun emri ile
10. ve li tebtegû : ve istemeniz için
11. min fadli-hi : onun fazlından
12. ve lealle-kum : ve umulur ki siz
13. teşkurûne : şükredersiniz

١٣

وَسَخَّرَ لَكُمْ مَا فِىالسَّموَاتِ وَمَا فِى الْاَرْضِ جَميعًا مِنْهُ اِنَّ فى ذلِكَ لَايَاتٍ لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ

(13) ve sehhara leküm ma fis semavati ve ma fil erdi cemiam minh inne fi zalike le ayatil li kavmiy yetefekkerun
Semalarda ve yerde ne varsa hepsini kendi tarafından musahhar kılmıştır muhakkak bunda düşünen bir kavim için ibretler vardır

1. ve sahhare : ve musahhar kıldı, emre amade kıldı
2. lekum : sizin için, size
3. : şey(ler)
4. fî es semâvâti : semalarda, göklerde
5. ve mâ : ve şey(ler)
6. fî el ardi : arzda, yerde
7. cemîan : hepsi
8. min-hu : ondan
9. inne : muhakkak
10. fî zâlike : bunda vardır
11. le : elbette, mutlaka
12. âyâtin : âyetler
13. li kavmin : bir kavim için
14. yetefekkerûne : tefekkür ederler

Sayfa:499

١٤

قُلْ لِلَّذينَ امَنُوا يَغْفِرُوا لِلَّذينَ لَايَرْجُونَ اَيَّامَ اللّهِ لِيَجْزِىَ قَوْمًا بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَ

(14) kul lillezine amenu yağfiru lillezine la yercune eyyamellahi li yecziye kavmem bima kanu yeksibun
İman edenlere söyle Allah’ın (rahmet) günlerini ümit etmeyenleri bağışlasınlar (o her) kavmi yaptıkları ile cezalandıracaktır

1. kul : de, söyle
2. li ellezîne : onlara
3. âmenû : âmenû oldular, Allah’a ulaşmayı dilediler
4. yagfirû : bağışlasınlar
5. li ellezîne : onlara
6. lâ yercûne : ümit etmeyen, ummayan
7. eyyâme allahi : Allah’ın günleri
8. li yecziye : cezalandırması için
9. kavmen : bir kavim
10. bi mâ : sebebiyle, dolayısıyla
11. kânû : oldular
12. yeksibûne : kazanıyorlar

١٥

مَنْ عَمِلَ صَالِحًا فَلِنَفْسِه وَمَنْ اَسَاءَ فَعَلَيْهَا ثُمَّ اِلى رَبِّكُمْ تُرْجَعُونَ

(15) men amile salihan fe linefsih ve men esae fe aleyha sümme ila rabbiküm türceun
Kim yararlı iş yaparsa kendi nefsi için (yapar) kim de kötü iş yaparsa kendi aleyhinedir sonra Rabbinize döndürüleceksiniz

1. men : kim
2. amile sâlihan : salih ameller (nefs tezkiyesi) yaptı
3. fe : o taktirde, o zaman
4. li nefsi-hi : kendi nefsi içindir
5. ve men : ve kim
6. esâe : kötülük yaptı
7. fe : o taktirde, o zaman
8. aleyhâ : onun üzerine, kendi aleyhine
9. summe : sonra
10. ilâ rabbi-kum : Rabbinize
11. turceûne : döndürüleceksiniz

١٦

وَلَقَدْ اتَيْنَا بَنى اِسْرَاءلَ الْكِتَابَ وَالْحُكْمَ وَالنُّبُوَّةَ وَرَزَقْنَاهُمْ مِنَ الطَّيِّبَاتِ وَفَضَّلْنَاهُمْ عَلَى الْعَالَمينَ

(16) ve le kad ateyna beni israilel kitabe vel hukme ven nübüvvete ve razaknahüm minet tayyibati ve faddalnahüm alel alemin
Yemin olsun, biz israil oğullarına kitabı, hikmeti ve peygamberliği verdik ve kendilerine pak güzel rızıktan da verdik ve onları alemlere üstün kıldık

1. ve lekad : ve andolsun
2. âteynâ : biz verdik
3. benî isrâîle : İsrailoğulları
4. el kitâbe : kitap
5. ve el hukme : ve hüküm
6. ve en nubuvvete : ve peygamberlik
7. ve rezaknâ-hum : ve onları rızıklandırdık
8. min et tayyibâti : tayyib, temiz şeylerden
9. ve faddalnâ-hum : ve onları üstün kıldık
10. alâ el âlemîne : âlemlere

١٧

وَاتَيْنَاهُمْ بَيِّنَاتٍ مِنَ الْاَمْرِ فَمَا اخْتَلَفُوا اِلَّا مِنْ بَعْدِ مَا جَاءَهُمُ الْعِلْمُ بَغْيًا بَيْنَهُمْ اِنَّ رَبَّكَ يَقْضى بَيْنَهُمْ يَوْمَ الْقِيمَةِ فيمَا كَانُوا فيهِ يَخْتَلِفُونَ

(17) ve ateynahüm beyyinatim minel emr femahtelefu illa mim ba’di ma caehümül ilmü bağyen beynehüm inne rabbeke yakdiy beynehüm yevmel kıyameti fima kanu fihi yahtelifun
Ve onlara işlerinden açık deliller vermiştik onların ayrılığa düşmeleri ancak kendilerine ilim geldikten sonra aralarında ihtirastan dolayı olmuştur mutlaka Rabbin onların arasında, ihtilaf ettikleri şeyde kıyamet günü hükmünü verecektir

1. ve âteynâ-hum : ve onlara verdik
2. beyyinâtin : beyyineler, deliller
3. min el emri : emirden
4. fe : o zaman, fakat
5. ma ihtelefû illâ : den başka ihtilâfa düşmediler
6. min ba’di : sonra
7. mâ câe-hum : onlara gelen şey
8. el ilmu : ilim
9. bagyen : azarak, azgınlık ederek
10. beyne-hum : onların aralarında
11. inne : muhakkak
12. rabbe-ke : senin Rabbin
13. yakdî : hüküm verecek
14. beyne-hum : onların aralarında
15. yevme el kıyâmeti : kıyâmet günü
16. : içinde, de, hakkında
17. : şey(ler)
18. kânû : oldular
19. fî-hi : onun için, onda
20. yahtelifûne : ihtilâf ediyorlar

١٨

ثُمَّ جَعَلْنَاكَ عَلى شَريعَةٍ مِنَ الْاَمْرِ فَاتَّبِعْهَا وَلَا تَتَّبِعْ اَهْوَاءَ الَّذينَ لَايَعْلَمُونَ

(18) sümme cealnake ala şeriatim minel emri fettebi’ha ve la tettebi’ ehvaellezine la ya’lemun
Sonra seni bir şeriat üzere (memur) kıldık sen işlerinde şeriata tabi ol ve (onların), o bilmeyen kimselerin hevalarına tabi olma

1. summe : sonra
2. cealnâ-ke : seni kıldık
3. alâ şerîatin : şeriat üzere
4. min el emri : emirden
5. fe : öyleyse
6. ittebi’-hâ : ona tâbî ol
7. ve lâ tettebi’ : ve uyma, tâbî olma
8. ehvâ : hevalar, hevesler
9. ellezîne : onlar
10. lâ ya’lemûne : bilmezler

١٩

اِنَّهُمْ لَنْ يُغْنُوا عَنْكَ مِنَ اللّهِ شَيًْا وَاِنَّ الظَّالِمينَ بَعْضُهُمْ اَوْلِيَاءُ بَعْضٍ وَاللّهُ وَلِىُّ الْمُتَّقينَ

(19) innehüm ley yuğnu anke minellahi şey’a ve innez zalimine ba’duhüm evliyaü ba’d vallahü veliyyül müttekın
Çünkü onlar Allah’tan (gelecek) hiçbir şeyi senden def edemezler şüphesiz zalimler birbirlerinin velileridirler Allah ise takva ehlinin velisidir

1. inne-hum : muhakkak ki onlar
2. len yugnû an-ke : asla sana fayda vermez
3. min allâhi : Allah’tan
4. şey’en : bir şey
5. ve inne : ve muhakkak
6. ez zâlimîne : zalimler
7. ba’du-hum : onların bir kısmı
8. evliyâu : velîler, dostlar
9. ba’din
(ba’du-hum ba’din)
: bir kısmı
: (onların bir kısmı – bir kısmına, birbirlerine)
10. ve allâhu : ve Allah
11. veliyyu : velî, dost
12. el muttekîne : takva sahibi olanlar

٢٠

هذَا بَصَاءِرُ لِلنَّاسِ وَهُدًى وَرَحْمَةٌ لِقَوْمٍ يُوقِنُونَ

(20) haza besairu lin nasi ve hüdev ve rahmetül li kavmiy yukinun
Bu, kalp basireti açılmış insanlar için bir hidayet ve rahmettir yakınlıkla inanmış bir kavim için de

1. hâzâ : bu
2. basâiru : basiretler
3. li en nâsi : insanlar için
4. ve huden : ve hidayet
5. ve rahmetun : ve rahmet
6. li kavmin : kavim için
7. yûkinûne : yakîn hasıl edenler

٢١

اَمْ حَسِبَ الَّذينَ اجْتَرَحُوا السَّيَِّاتِ اَنْ نَجْعَلَهُمْ كَالَّذينَ امَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ سَوَاءً مَحْيَاهُمْ وَمَمَاتُهُمْ سَاءَ مَايَحْكُمُونَ

(21) em hasibel lezinecterahus seyyiati en nec’alehüm kellezine amenu ve amilus salihati sevaem mahyahüm ve mematühüm sae ma yahkümun
Kötülük işleyip duran kimseler öyle mi sandılar? onları, iman edip salih amel işleyenlerle bir tutacağımızı mı? onların hayatlarını ve ölümlerini bir tutacağımızı mı? ne kötü hüküm veriyorlar

1. em : veya, yoksa
2. hasibe : hesap etti, zannetti
3. ellezîne : onlar
4. icterahû : yaptılar, işlediler
5. es seyyiâti : kötülükler
6. en nec’ale-hum : onları kılarız
7. ke : gibi
8. ellezîne : onlar
9. âmenû : âmenû oldular, Allah’a ulaşmayı dilediler
10. ve amilû es sâlihâti : ve salih ameller (nefs tezkiyesi) yaptılar
11. sevâen : musavi, eşit
12. mahyâ-hum : onların hayatları
13. ve memâtu-hum, : ve onların ölümleri
14. sâe : kötü
15. : ne
16. yahkumûne : hüküm veriyorlar

٢٢

وَخَلَقَ اللّهُ السَّموَاتِ وَالْاَرْضَ بِالْحَقِّ وَلِتُجْزى كُلُّ نَفْسٍ بِمَا كَسَبَتْ وَهُمْ لَايُظْلَمُونَ

(22) ve halekallahüs semavati vel erda bil hakkı ve li tücza küllü nefsim bima kesebet ve hüm la yuzlemun
Allah semaları ve arzı hak üzere yaratmıştır her nefis kendi kazandığının karşılığını görecektir onlara zulüm edilmez

1. ve halaka : ve halketti, yarattı
2. allâhu : Allah
3. es semâvâti : semalar, gökler
4. ve el arda : ve arz, yeryüzü, yer
5. bi el hakkı : hak ile
6. ve li tuczâ : ve karşılığı (ceza veya mükâfat) verilsin diye
7. kullu : her, bütün, hepsi
8. nefsin : nefs
9. bi-mâ : sebebiyle
10. kesebet : kazandı
11. ve hum : ve onlar
12. lâ yuzlemûne : zulmedilmezler

Sayfa:500

٢٣

اَفَرَاَيْتَ مَنِ اتَّخَذَ اِلهَهُ هَويهُ وَاَضَلَّهُ اللّهُ عَلى عِلْمٍ وَخَتَمَ عَلى سَمْعِه وَقَلْبِه وَجَعَلَ عَلى بَصَرِه غِشَاوَةً فَمَنْ يَهْديهِ مِنْ بَعْدِ اللّهِ اَفَلَا تَذَكَّرُونَ

(23) efereeyte menittehaze ilahehu hevahü ve edallehüllahü ala ilmiv ve hateme ala sem’ihi ve kalbihi ve ceale ala besarihi ğişaveh fe mey yehdihi mim ba’dillah efela tezekkerun
Söyleyin o kimse hevasını ilah edinmişse Allah da bir ilim üzere kendini şaşırtmışsa kulağını ve kalbini mühürlemişse ve gözlerine perde çekmişse o kimseyi Allah’tan başka kim hidayete eriştirir? hiç düşünmüyor musunuz?

1. e : mi
2. fe : öyleyse, bu durumda, hâlâ
3. reeyte : sen gördün
4. men : kim, kimse, kişi
5. ittehaze : edindi
6. ilâhe-hu : onun ilâhı, kendi ilâhı
7. hevâ-hu : onun hevası, kendi hevası
8. ve edalle-hu : ve dalâlette bıraktı
9. allâhu : Allah
10. alâ ilmin : ilim üzere
11. ve hateme : ve mühürledi
12. alâ : üzerine, … a
13. sem’i-hi : onun işitme hassası
14. ve kalbi-hi : ve onun kalbi
15. ve ceale : ve kıldı
16. alâ : üzerine, … a
17. basari-hi : onun görme hassası
18. gışâveten : gışavet, perde
19. fe : öyleyse, bu durumda, hâlâ
20. men : kim, kimse, kişi
21. yehdî-hi : onu hidayete erdirir
22. min ba’di allâhi : Allah’tan sonra
23. e : mi
24. fe : öyleyse, bu durumda, hâlâ
25. lâ tezekkerûne : tezekkür etmiyorsunuz

٢٤

وَقَالُوا مَا هِىَ اِلَّا حَيَاتُنَا الدُّنْيَا نَمُوتُ وَنَحْيَا وَمَا يُهْلِكُنَا اِلَّا الدَّهْرُ وَمَا لَهُمْ بِذلِكَ مِنْ عِلْمٍ اِنْ هُمْ اِلَّا يَظُنُّونَ

(24) ve kalu ma hiye illa hayatüned dünya nemutü ve nahya ve ma yühliküna illed dehr ve ma lehüm bi zalike min ilm in hüm illa yezunnun
Dediler ancak dünya hayatı (bizim) yaşayacağımız yerdir (burada) ölür ve yaşarız, bizi ancak zaman helak eder onların buna ait delilleri yoktur onlar ancak var sayarlar

1. ve kâlû : ve dediler
2. : değil
3. hiye : o
4. illâ : ancak, den başka
5. hayâtu-nâ : bizim hayatımız
6. ed dunyâ : dünya
7. nemûtu : ölürüz
8. ve nahyâ : ve diriliriz
9. ve mâ yuhliku-nâ : ve bizi helâk etmez
10. illâ ed dehru : zamandan başka birşey
11. ve mâ lehum : ve onların yoktur
12. bi zâlike : bununla, bu konuda
13. min ilmin : ilimden
14. in … (illâ) : yalnız, sadece
15. hum : onlar
16. (in) … illâ : yalnız, sadece
17. yezunnûne : zanda bulunuyorlar

٢٥

وَاِذَا تُتْلى عَلَيْهِمْ ايَاتُنَا بَيِّنَاتٍ مَاكَانَ حُجَّتَهُمْ اِلَّا اَنْ قَالُوا اءْتُوا بِابَاءِنَا اِنْ كُنْتُمْ صَادِقينَ

(25) ve iza tütla aleyhim ayatüna beyyinatim ma kane huccetehüm illa en kalü’tu bi abaina in küntüm sadikın
Kendilerine açık açık ayetlerimiz okunduğu zaman onlara delilleriniz de doğru söylüyorsanız babalarımızı getirin demek olmuştur

1. ve izâ : ve olduğu zaman
2. tutlâ : okunur
3. aleyhim : onlara
4. âyâtu-nâ : bizim âyetlerimiz
5. beyyinâtin : beyan edilerek, açıklanarak
6. mâ kâne : olmadı
7. huccete-hum : onların hüccetleri, delilleri, iddiaları
8. illâ : den başka
9. en kâlû : demeleri
10. i’tû bi : getirin
11. abâi-nâ : babalarımız
12. in : eğer
13. kuntum : siz oldunuz
14. sâdikîne : sadıklar, doğru söyleyenler

٢٦

قُلِ اللّهُ يُحْييكُمْ ثُمَّ يُميتُكُمْ ثُمَّ يَجْمَعُكُمْ اِلى يَوْمِ الْقِيمَةِ لَارَيْبَ فيهِ وَلكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَايَعْلَمُونَ

(26) kulli llahü yuhyiküm sümme yümitüküm sümme yecmeuküm ila yevmil kıyameti la raybe fihi ve lakinne ekseran nasi la ya’lemun
De ki sizi Allah diriltiyor sonra sizi öldürecek sonra kıyamet günü sizi toplayacak şüphesi olmayan günde lakin insanların çoğu (bunu) bilmezler

1. kul : de, söyle
2. allâhu : Allah
3. yuhyî-kum : sizi yaşatır
4. summe : sonra
5. yumîtu-kum : sizi öldürür
6. summe : sonra
7. yecmeu-kum : sizi toplar
8. ilâ : … e, … a
9. yevmi el kıyâmeti : kıyâmet günü
10. lâ reybe : şüphe yok
11. fî-hi : onun hakkında
12. ve lâkinne : ve lâkin, fakat
13. ekseren : çoğu
14. en nâsi : insanlar
15. lâ ya’lemûne : bilmiyorlar

٢٧

وَلِلّهِ مُلْكُ السَّموَاتِ وَالْاَرْضِ وَيَوْمَ تَقُومُ السَّاعَةُ يَوْمَءِذٍ يَخْسَرُ الْمُبْطِلُونَ

(27) ve lillahi mülküs semavati vel ard ve yevme tekumüs saatü yevmeiziy yahserul mübtilun
Semaların ve arzın mülkü Allah’ındır kıyametin kopacağı o gün bozguncular o gün hüsrana uğrayacaklardır

1. ve li allâhi : ve Allah’a aittir
2. mulku : mülk
3. es semâvâti : semalar, gökler
4. ve el ardi : ve arz, yer
5. ve yevme : ve gün
6. tekûmu : vuku bulur
7. es sâatu : saat
8. yevmeizin : izin günü
9. yahseru : hüsranda olacaklar
10. mubtilûne : bâtılda olanlar

٢٨

وَتَرى كُلَّ اُمَّةٍ جَاثِيَةً كُلُّ اُمَّةٍ تُدْعى اِلى كِتَابِهَا اَلْيَوْمَ تُجْزَوْنَ مَاكُنْتُمْ تَعْمَلُونَ

(28) ve tera külle ümmetin casiyeten küllü ümmetin tüd’a ila kitabiha elyevme tüczevne ma küntüm ta’melun
Bütün ümmetleri diz üstü çökmüş göreceksin her ümmet kitabına çağrılacak o gün yaptığınız amellerin cezası size verilecektir

1. ve terâ : ve görürsün
2. kulle : bütün, hepsi
3. ummetin : ümmet
4. câsiyeten : diz çökmüş olarak
5. kullu : bütün, hepsi
6. ummetin : ümmet
7. tud’â : davet edilir, çağrılır
8. ilâ kitâbihâ : onun kitabına, kendi kitabına
9. el yevme : gün
10. tuczevne : karşılığı (ceza veya mükâfat) verilir
11. : şey(ler)
12. kuntum : siz oldunuz
13. ta’melûne : siz yapıyorsunuz

٢٩

هذَا كِتَابُنَا يَنْطِقُ عَلَيْكُمْ بِالْحَقِّ اِنَّا كُنَّا نَسْتَنْسِخُ مَاكُنْتُمْ تَعْمَلُونَ

(29) haza kitabuna yentiku aleyküm bil hakk inna künna nestensihu ma küntüm ta’melun
İşte kitabımız size karşı hakkı söylüyor şüphesiz biz yaptıklarınızı hep yazıyorduk

1. hâzâ : bu
2. kitâbu-nâ : kitabımız
3. yentiku : nutuk verir, söyler
4. aleykum : size
5. bi el hakkı : hak ile
6. innâ : muhakkak ki biz
7. kunnâ nestensihu : tensih ediyorduk, yazdırıyorduk
8. : şey(ler)
9. kuntum : siz oldunuz
10. ta’melûne : yapıyorsunuz

٣٠

فَاَمَّا الَّذينَ امَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فَيُدْخِلُهُمْ رَبُّهُمْ فى رَحْمَتِه ذلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْمُبينُ

(30) fe emmellezine amenu ve amilus salihati fe yüdhilühüm rabbühüm fi rahmetih zalike hüvel fevzül mübin
Fakat iman edip salih amel işleyen kimseler, Rableri onları rahmetine koyacaktır işte açık zafer budur

1. fe emmâ : fakat
2. ellezîne : onlar
3. âmenû : âmenû oldular (Allah’a ulaşmayı dilediler)
4. ve amilû es sâlihâti : ve salih amel (nefs tezkiyesi) yaptılar
5. fe : o zaman, ise
6. yudhılu-hum : onları dahil eder, koyar
7. rabbu-hum : onların Rab’leri
8. fî rahmeti-hi : rahmetinin içine
9. zâlike : işte bu
10. huve : o
11. el fevzu : kurtuluş
12. el mubînu : apaçık

٣١

وَاَمَّا الَّذينَ كَفَرُوا اَفَلَمْ تَكُنْ ايَاتى تُتْلى عَلَيْكُمْ فَاسْتَكْبَرْتُمْ وَكُنْتُمْ قَوْمًا مُجْرِمينَ

(31) ve emmellezine keferu e fe lem tekün ayati tütla aleyküm festekbertüm ve küntüm kavmen mücrimin
Küfredenlere gelince benim ayetlerim size okunmuyordu ki, kibirlenmiş olmayasınız mücrim bir kavim oldunuz

1. ve emmâ : ve fakat
2. ellezîne : onlar
3. keferû : inkâr ettiler
4. e : mi
5. fe : o zaman
6. lem tekun : siz değildiniz
7. âyâtî : âyetlerim
8. tutlâ : okunur
9. aleykum : size
10. fe : o zaman
11. istekbertum : siz kibirlendiniz
12. ve kuntum : ve siz oldunuz
13. kavmen : bir kavim, topluluk
14. mucrimîne : mücrimler, suçlular

٣٢

وَاِذَا قيلَ اِنَّ وَعْدَ اللّهِ حَقٌّ وَالسَّاعَةُ لَارَيْبَ فيهَا قُلْتُمْ مَا نَدْرى مَا السَّاعَةُ اِنْ نَظُنُّ اِلَّا ظَنًّا وَمَا نَحْنُ بِمُسْتَيْقِنينَ

(32) ve iza kıle inne va’dellahi hakkuv ves saatü la raybe fiha kultüm ma nedri mes saatü in nezunnü illa zannev ve ma nahnü bi müsteykınin
Şüphesiz Allah’ın vaadi haktır, kıyamet (kopacağından) şüphe yoktur denildiği zaman dediniz kıyamet nedir bilmiyoruz zannımız ancak (kabul edeceğimiz) bir zandır biz kesin olarak inanmış değiliz

1. ve izâ : ve olduğu zaman
2. kîle : denildi
3. inne : muhakkak ki
4. va’de allâhi : Allah’ın vaadi
5. hakkun : hak
6. ve es sâatu : ve saat
7. lâ reybe : şüphe yoktur
8. fî-ha : onun hakkında
9. kultum : siz dediniz
10. mâ nedrî : biz bilmiyoruz, bilmeyiz
11. mâ es sâatu : o saat nedir
12. in … (illâ) : sadece
13. nezunnu : biz zannediyoruz, sanıyoruz
14. (in) … illâ : sadece
15. zannen : bir zan
16. ve mâ nahnu : ve biz değiliz
17. bi musteykinîne : yakîn sahibi olanlar

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s