024. Cüz

    Nüzul SırasıCüzSayfaSure
    59 24461Zümer(39)

٣٢

فَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنْ كَذَبَ عَلَى اللّهِ وَكَذَّبَ بِالصِّدْقِ اِذْ جَاءَهُ اَلَيْسَ فى جَهَنَّمَ مَثْوًى لِلْكَافِرينَ

(32) fe men azlemü mimmen kezebe alellahi ve kezzebe bis sidki iz caeh e leyse fi cehenneme mesvel lil kafirin
O kimseden daha zalim kim olabilir Allah’ın üzerine yalan atan doğrusu kendine geldiği zaman yalan sayan cehennemde kâfirlere yer mi yoktur?

1. fe : böylece, artık
2. men : kim, kimse
3. azlemu : daha zalim
4. mimmen (min men) : o kimseden, ondan
5. kezzebe : yalan söyledi
6. alâ : üzerine, … a
7. allâhi : Allah
8. ve kezzebe : ve yalanladı
9. bi es sıdkı : doğruyu, gerçeği, hakikati
10. iz : olduğu zaman
11. câe-hu : ona geldi
12. e leyse : değil mi
13. : içinde, de
14. cehenneme : cehennem
15. mesven : kalınacak yer, yer
16. li : için
17. el kâfirîne : kâfirler

٣٣

وَالَّذى جَاءَ بِالصِّدْقِ وَصَدَّقَ بِه اُولءِكَ هُمُ الْمُتَّقُونَ

(33) vellezi cae bis sidki ve saddeka bihi ülaike hümül müttekun
Doğruyu getiren ve onu tasdik eden yok mu? işte onlar takvalıların kendileridir

1. ve ellezî : ve o
2. câe
(cae bi)
: geldi
: (getirdi)
3. bi : ile
4. es sıdkı : doğru, gerçek, hakikat
5. ve saddeka : ve doğruladı, ve tasdik etti
6. bihî : onu
7. ulâike : işte onlar
8. hum(u) : onlar
9. el muttekûne : muttakiler, takva sahipleri

٣٤

لَهُمْ مَا يَشَاؤُنَ عِنْدَ رَبِّهِمْ ذلِكَ جَزؤُا الْمُحْسِنينَ

(34) lehüm ma yeşaune inde rabbihim zalike cezaül muhsinin
Onlar için Rablerinin katında ne dilerse (vardır) işte iyilik yapanların mükafatıdır

1. lehum : onlar için
2. : şey (ler)
3. yeşâûne : dilerler
4. inde : katında, huzurunda
5. rabbi-him : onların Rabbi
6. zâlike : işte bu
7. cezâû : ceza, karşılık, mükâfat
8. el muhsinîne : muhsinler

٣٥

لِيُكَفِّرَ اللّهُ عَنْهُمْ اَسْوَاَ الَّذى عَمِلُوا وَيَجْزِيَهُمْ اَجْرَهُمْ بِاَحْسَنِ الَّذى كَانُوا يَعْمَلُونَ

(35) li yükeffirallahü anhüm esveellezi amilu ve yecziyehüm ecrahüm bi ahsenillezi kanu ya’melun
Allah onların (önceden) işledikleri en kötü günahlarını bile kefaretle örtecektir onların yapmakta oldukları amellerin en güzeli ile mükafatlandıracaktır

1. li yukeffira : örtsün, örter
2. allâhu : Allah
3. an-hum : onlardan
4. esvee : en kötü
5. ellezî : ki o
6. amilû : yaptılar
7. ve yecziye-hum : ve onları mükâfatlandırır
8. ecre-hum : onların ecirleri
9. bi ahseni : en güzeli ile
10. ellezî : ki o
11. kânû : oldular
12. ya’melûne : yapıyorlar

٣٦

اَلَيْسَ اللّهُ بِكَافٍ عَبْدَهُ وَيُخَوِّفُونَكَ بِالَّذينَ مِنْ دُونِه وَمَنْ يُضْلِلِ اللّهُ فَمَالَهُ مِنْ هَادٍ

(36) e leysellahü bi kafin abdeh ve yühavvifuneke billezine min dunih ve mey yudlilillahü fema lehu min had
Allah kullarına kafi değil midir? Seni O’ndan başka şeylerle korkutuyor Allah kimi saptırırsa artık ona hidayet verecek yoktur

1. e leyse : değil mi
2. allâhu : Allah
3. bi kâfin : kâfi
4. abde-hu : onun kulu
5. ve yuhavvifûne-ke : ve seni korkutuyorlar
6. bi ellezîne : onlar ile
7. min : den
8. dûni-hi : ondan başka
9. ve men : ve kim, kimse
10. yudlili : dalâlette bırakır
11. allâhu : Allah
12. fe : böylece, o taktirde, o zaman
13. mâ lehu : onun için yoktur
14. min : den
15. hâdin : hidayete erdiren, mürşid, hidayetçi

٣٧

وَمَنْ يَهْدِ اللّهُ فَمَالَهُ مِنْ مُضِلٍّ اَلَيْسَ اللّهُ بِعَزيزٍ ذِى انْتِقَامٍ

(37) ve mey yehdillahü fema lehu mim mudill e leysellahü bi azizin zintikam
Allah kime de hidayet verirse artık onu saptıracak yoktur Allah güçlü ve intikam sahibi değil midir?

1. ve men : ve kim, kimse
2. yehdi : hidayete erdirir
3. allâhu : Allah
4. fe : böylece, artık, o zaman
5. : yoktur
6. lehu : onun için
7. min : den
8. mudıllin : dalâlete düşüren
9. e leyse : değil mi
10. allâhu : Allah
11. bi : ile, … e
12. azîzin : azîz, yüce ve üstün
13. zîntikâmin (zî intikâmin) : intikam sahibi

٣٨

وَلَءِنْ سَاَلْتَهُمْ مَنْ خَلَقَ السَّموَاتِ وَالْاَرْضَ لَيَقُولُنَّ اللّهُ قُلْ اَفَرَاَيْتُمْ مَا تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّهِ اِنْ اَرَادَنِىَ اللّهُ بِضُرٍّ هَلْ هُنَّ كَاشِفَاتُ ضُرِّه اَوْ اَرَادَنى بِرَحْمَةٍ هَلْ هُنَّ مُمْسِكَاتُ رَحْمَتِه قُلْ حَسْبِىَ اللّهُ عَلَيْهِ يَتَوَكَّلُ الْمُتَوَكِّلُونَ

(38) ve lein seeltehüm men halekas semavati vel erda le yekulünnellah kul eferaeytüm ma ted’une min dunillahi in eradeniyellahü bi durrin hel hünne kaşifatü durrihi ev eradeni bi rahmetin hel hünne mümsikatü rahmetih kul hasbiyellah aleyhi yetevekkelül mütevekkilun
Yemin olsun onlara gökleri ve yeri kim yarattı diye sorsan şüphesiz Allah derler de ki söyleyin bana o sizin Allah’tan başka taptıklarınız, eğer Allah bana bir zarar dilerse onun zararını onlar kaldırabilecek mi? yahut bana bir rahmet dilerse onun rahmetini onlar tutabilecek mi? de ki Allah bana yeter tevekkül edenler ancak ona tevekkül etsinler

1. ve le : ve mutlaka, gerçekten
2. in : eğer
3. seelte-hum : onlara sordun
4. men : kim
5. halaka : yarattı
6. es semâvâti : semalar, gökler
7. ve el arda : ve arz, yeryüzü, yer
8. le : elbette, şühpesiz
9. yekûlunne : derler
10. allâhu : Allah
11. kul : de, söyle
12. e : mi
13. fe : böylece, artık
14. raeytum : siz gördünüz
15. : şeyler
16. ted’ûne : siz tapıyorsunuz
17. min : den
18. dûni : dışında, başka
19. allâhi : Allah
20. in : şâyet, eğer
21. erâde-niye : benim için diledi
22. allâhu : Allah
23. bi durrin : darlığı, zararı
24. hel : mı
25. hunne : onlar
26. kâşifâtu : gideren
27. durri-hi : onun zararı
28. ev : ya da, veya
29. erâde-nî : benim için diledi
30. bi : ile, … i
31. rahmetin : rahmet
32. hel : mı
33. hunne : onlar
34. mumsikâtu : tutanlar
35. rahmeti-hî : onun rahmeti
36. kul : de, söyle
37. hasbiyallâhu (hasbiye allâhu) : Allah bana yeter
38. aleyhi : ona
39. yetevekkelu : tevekkül eder
40. el mutevekkilûne : tevekkül edenler

٣٩

قُلْ يَا قَوْمِ اعْمَلُوا عَلى مَكَانَتِكُمْ اِنّى عَامِلٌ فَسَوْفَ تَعْلَمُونَ

(39) kul ya kavmi’ melu ala mekanetiküm inni amil fe sevfe ta’lemun
De ki ey kavmim! siz bulunduğunuz hâl üzere çalışın ben de çalışıyorum. Artık ilerde bileceksiniz

1. kul : de, söyle
2. : ey
3. kavmi : kavmim
4. i’melû : yapın
5. alâ : üstünde, de
6. mekâneti-kum : bulunduğunuz mekân
7. innî : muhakkak ki ben
8. âmilun : yapan
9. fe : böylece, artık, öyleyse
10. sevfe : yakında
11. ta’lemûne : bileceksiniz

٤٠

مَنْ يَاْتيهِ عَذَابٌ يُخْزيهِ وَيَحِلُّ عَلَيْهِ عَذَابٌ مُقيمٌ

(40) mey ye’tihi azabüy yuhzihi ve yehillü aleyhi azabüm mükiym
Kimisini rezil edecek azap gelecek ve daimi azap inecek (kiminede)

1. men : kim, kişi
2. ye’tî-hi : ona gelir
3. azâbun : azap
4. yuhzî-hi : onu rezil eder, alçaltır
5. ve yahıllu : ve iner, çöker
6. aleyhi : ona, onun üstüne
7. azâbun : azap
8. mukîmun : mukim, daimî, sürekli

Sayfa:462

٤١

اِنَّا اَنْزَلْنَا عَلَيْكَ الْكِتَابَ لِلنَّاسِ بِالْحَقِّ فَمَنِ اهْتَدى فَلِنَفْسِه وَمَنْ ضَلَّ فَاِنَّمَا يَضِلُّ عَلَيْهَا وَمَا اَنْتَ عَلَيْهِمْ بِوَكيلٍ

(41) inna enzelna aleykel kitabe lin nasi bil hakk fe menihteda fe li nefsih ve men dalle fe innema yedillü aleyha ve ma ente aleyhim bi vekil
Gerçekten biz sana kitabı insanlara hak ile hükmedesin diye indirdik artık kim hidayete ererse kendi nefsi için erer ve kim de saparsa ancak kendi aleyhine sapmış olur sen onların üzerine vekil değilsin

1. innâ : muhakkak biz
2. enzelnâ : indirdik
3. aleyke : sana
4. el kitâbe : kitap
5. li : için
6. en nâsi : insanlar
7. bi : ile
8. el hakkı : hak
9. fe : böylece, artık
10. men : kim, kimse
11. ihtedâ : hidayette oldu, hidayete erdi
12. fe : böylece, artık
13. li : için
14. nefsi-hi : (onun) kendi nefsi
15. ve men : ve kim
16. dalle : dalâlete düştü, dalâlette kaldı
17. fe : böylece, artık, o taktirde
18. innemâ : ancak, yalnız, sadece
19. yadıllu : dalâlette olur
20. aleyhâ : kendi aleyhine
21. ve mâ ente : ve sen değilsin
22. aleyhim : onlara, onların üzerine
23. bi vekîlin : vekil

٤٢

اَللّهُ يَتَوَفَّى الْاَنْفُسَ حينَ مَوْتِهَا وَالَّتى لَمْ تَمُتْ فى مَنَامِهَا فَيُمْسِكُ الَّتى قَضى عَلَيْهَا الْمَوْتَ وَيُرْسِلُ الْاُخْرى اِلى اَجَلٍ مُسَمًّى اِنَّ فى ذلِكَ لَايَاتٍ لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ

(42) allahü yeteveffel enfüse hiyne mevtiha velleti lem temüt fi menamiha fe yümsikülleti kada aleyhel mevte ve yürsilül uhra ila ecelim müsemma inne fi zalike le ayatil li kavmiy yetefekkerun
Allah canları ölüm anında alır ölmeyenin de uykusunda alır böylece ölümüne hüküm verdiğinin (ruhunu) tutar ve diğerlerini belli bir zamana kadar salıverir şüphesiz bunlar (Allah’ın) ayetleridir öğüt alan bir kavim için

1. allâhu : Allah
2. yeteveffâ : vefat ettirir, öldürür
3. el enfuse : nefsler veya fizik vücutlar
4. hîne : o vakit, esnasında, anında
5. mevti-hâ : onun ölümü
6. ve elletî : ve o ki
7. lem temut : ölmedi
8. : de, içinde
9. menâmi-hâ : onun uykusu
10. fe : böylece, artık
11. yumsiku : tutar
12. elletî : ki o
13. kadâ : takdir etti
14. aleyhe : onun üzerine
15. el mevte : ölüm
16. ve yursilu : ve gönderir
17. el uhrâ : diğeri
18. ilâ ecelin : ecele kadar
19. musemmen : belirlenmiş, tayin edilmiş
20. inne : muhakkak
21. fî zâlike : bunda
22. le : mutlaka, elbette
23. âyâtin : âyetler, deliller, ibretler
24. li : için
25. kavmin : kavim
26. yetefekkerûne : tefekkür ediyorlar (eden)

٤٣

اَمِ اتَّخَذُوا مِنْ دُونِ اللّهِ شُفَعَاءَ قُلْ اَوَلَوْ كَانُوا لَا يَمْلِكُونَ شَيًْا وَلَا يَعْقِلُونَ

(43) emittehazu min dunillahi şüfea’ kul e ve lev kanu la yemlikune şey’ev ve la ya’kılun
Yoksa Allah’tan başka şefaatçiler mi edindiler de ki hiçbir şeye malik olmayan, ve akılları ermeyene mi?

1. em : veya, yoksa
2. ittehazû : edindiler
3. min : den
4. dûni : başka
5. allâhi : Allah
6. şufeâe : şefaatçiler
7. kul : de, söyle
8. e : mı
9. ve lev : ve eğer, olsa
10. kânû : idiler, oldular
11. lâ yemlikûne : malik olmazlar, güçleri yetmez
12. şey’en : bir şey
13. ve lâ ya’kılûne : ve akıl etmezler

٤٤

قُلْ لِلّهِ الشَّفَاعَةُ جَميعًا لَهُ مُلْكُ السَّموَاتِ وَالْاَرْضِ ثُمَّ اِلَيْهِ تُرْجَعُونَ

(44) kul lillahiş şefaatü cemia lehu mülküs semavati vel ard sümme ileyhi türceun
De ki bütün şefaat Allah’a mahsustur semaların ve arzın mülkü o’nundur sonra ona döndürüleceksiniz

1. kul : de, söyle
2. li allâhi : Allah’a aittir, mahsustur
3. eş şefâatu : şefaat
4. cemîân : tümü, hepsi
5. lehu : onun
6. mulku : mülk, hükümranlık
7. es semâvâti : semalar, gökler
8. ve el ardı : ve yeryüzü, arz, yer
9. summe : sonra
10. ileyhi : ona
11. turceûne : döndürüleceksiniz

٤٥

وَاِذَا ذُكِرَ اللّهُ وَحْدَهُ اشْمَاَزَّتْ قُلُوبُ الَّذينَ لَايُؤْمِنُونَ بِالْاخِرَةِ وَاِذَا ذُكِرَ الَّذينَ مِنْ دُونِه اِذَا هُمْ يَسْتَبْشِرُونَ

(45) ve iza zükirallahü vahdehüşmeezzet kulubüllezine la yü’minune bil ahirah ve iza zükirallezine min dunihi izahüm yestebşirun
Allah’ın bir olduğu zikir edildiği zaman iman etmeyenlerin âhirete kalpleri tiksinir. O’ndan başka şeyler zikir edildiği zaman ise onlar sevinirler

1. ve izâ zukire : ve zikredildiği zaman
2. allâhu : Allah
3. vahde-hu : onun tekliği
4. işmeezzet : tiksindi, nefretle ürperdi
5. kulûbu : kalpler
6. ellezîne : o kimseler, onlar
7. lâ yû’minûne : îmân etmezler
8. bi el âhıreti : ahirete
9. ve izâ : ve olduğu zaman
10. zukire : zikredildi, anıldı
11. ellezîne : o kimseler, onlar
12. min dûni-hi : ondan başka
13. izâ : olduğu zaman
14. hum yestebşirûne : onlar neşelenip sevinirler

٤٦

قُلِ اللّهُمَّ فَاطِرَ السَّموَاتِ وَالْاَرْضِ عَالِمَ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ اَنْتَ تَحْكُمُ بَيْنَ عِبَادِكَ فيمَا كَانُوا فيهِ يَخْتَلِفُونَ

(46) külil lahümme fatiras semavati vel erdi alimel ğaybi veş şehadeti ente tahkümü beyne ibadike fima kanu fihi yahtelifun
De ki ey semaları yeri yaratan Allah’ım gizliyi ve hazırı bilen kullarının arasında ayrılığa düştükleri (zaman) o şeyle ilgili haklarında hükümü sen vereceksin

1. kul : de, söyle
2. allâhumme : Allah’ım
3. fâtıre : yaratan
4. es semâvâti : semalar, gökler
5. ve el ardı : ve yeryüzü, arz, yer
6. âlime : bilen
7. el gaybi : gayb, görünmeyen
8. ve eş şehâdeti : ve görünen
9. ente : sen
10. tahkumu : hükmedersin
11. beyne : arasında
12. ıbâdi-ke : (senin) kulların
13. fîmâ : o şeyde
14. kânû : idiler, oldular
15. fîhi : onda, hakkında
16. yahtelifûne : ihtilâf ederler

٤٧

وَلَوْ اَنَّ لِلَّذينَ ظَلَمُوا مَا فِىالْاَرْضِ جَميعًا وَمِثْلَهُ مَعَهُ لَافْتَدَوْا بِه مِنْ سُوءِ الْعَذَابِ يَوْمَ الْقِيمَةِ وَبَدَالَهُمْ مِنَ اللّهِ مَالَمْ يَكُونُوا يَحْتَسِبُونَ

(47) ve lev enne lillezine zalemu ma fil erdi cemiav ve mislehu meahu leftedev bihi min suil azabi yevmel kıyameh ve beda lehüm minellahi ma lem yekunu yahtesibun
Eğer o zulüm edenler yeryüzündekilerin hepsini toplasalar ve bir mislini de beraber getirseler kıyamet gününün kötü azabından (kurtulmak için) onu fidye olarak verirlerdi Allah tarafından onlar için açığa çıkmıştır onların hesaba katmadıkları şeyler

1. ve lev enne : ve eğer olsaydı
2. li : için
3. ellezîne : onlar
4. zalemû : zulmettiler
5. : o şey
6. fî el ardı : yeryüzünde
7. cemîan : hepsi, tümü
8. ve misle-hu : ve onun misli kadar, onlar kadar
9. mea-hu : onunla birlikte
10. leftedev (le iftedev) : mutlaka fidye verirlerdi
11. bihî : onu
12. min : den
13. sûi el azâbi : kötü azap
14. yevme el kıyâmeti : kıyâmet günü
15. ve bedâ : ve ortaya çıktı, zuhur etti
16. lehum : onlara
17. min allâhi : Allah tarafından
18. : şey
19. lem yekûnû yahtesibûne : hesap etmiyorlar, hesap etmediler hesaba katmıyorlar, hesaba katmadılar

Sayfa:463

٤٨

وَبَدَا لَهُمْ سَيَِّاتُ مَاكَسَبُوا وَحَاقَ بِهِمْ مَاكَانُوا بِه يَسْتَهْزِؤُنَ

(48) ve beda lehüm seyyiatü ma kesebu ve haka bihim ma kanu bihi yestehziun
Onlar için yaptıkları işlerin kötülüğü açığa çıkmış alay etmiş oldukları şey onları kuşatmıştır

1. ve bedâ : ve ortaya çıktı, aşikâr oldu
2. lehum : onlara
3. seyyiâtu : kötülükler, günahlar
4. : şey
5. kesebû : kazandılar
6. ve hâka : ve kuşattı
7. bi-him : onları
8. : şey
9. kânû : idiler, oldular
10. bihî : onu, onunla
11. yestehziûne : alay ediyorlar

٤٩

فَاِذَا مَسَّ الْاِنْسَانَ ضُرٌّ دَعَانَا ثُمَّ اِذَا خَوَّلْنَاهُ نِعْمَةً مِنَّا قَالَ اِنَّمَا اُوتيتُهُ عَلى عِلْمٍ بَلْ هِىَ فِتْنَةٌ وَلكِنَّ اَكْثَرَهُمْ لَايَعْلَمُونَ

(49) fe iza messel insane durrun deana sümme iza havvelnahü ni’metem minna kale innema utitühu ala ilm bel hiye fitnetüv ve lakinne ekserahüm la ya’lemun
insana bir zarar dokunduğu zaman bize yalvarır sonra kendisine tarafımızdan bir nimet verdiğimiz zaman (bu) bana ancak ilmim sayesinde verildi der hayır bu bir imtihandır lakin onların çoğu bilmezler

1. fe : böylece, artık
2. izâ : olduğu zaman
3. messe : dokundu
4. el insâne : insan
5. durrun : zarar, ziyan
6. deâ-nâ : bize dua etti
7. summe : sonra
8. izâ : olduğu zaman
9. havvelnâ-hu : ona verdik, ona lütfettik (gönderdik)
10. ni’meten : ni’met
11. min-nâ : bizden
12. kâle : dedi
13. innemâ : ancak, yalnız, sadece
14. ûtîtu-hu : ona verildi
15. alâ ilmin : ilim üzerine
16. bel : hayır, fakat, bilâkis
17. hiye : o
18. fitnetun : fitne, imtihan
19. ve lâkinne : ve fakat, ancak
20. eksere-hum : onların çoğu
21. lâ ya’lemûne : bilmezler

٥٠

قَدْ قَالَهَا الَّذينَ مِنْ قَبْلِهِمْ فَمَا اَغْنى عَنْهُمْ مَاكَانُوا يَكْسِبُونَ

(50) kad kalehellezine min kablihim fe ma ağna anhüm ma kanu yeksibun
Muhakkak onlardan öncekilerde o sözü söylemişti kazandıkları şeyler kendilerine bir fayda sağlamadı

1. kad : olmuştu
2. kâle-hâ : onu dedi
3. ellezîne : onlar
4. min : den
5. kabli-him : onlardan önce
6. fe : böylece, artık
7. mâ agnâ : fayda vermedi
8. an-hum : onlardan, onlara
9. : şey
10. kânû : idiler, oldular
11. yeksibûne : kazanıyorlar

٥١

فَاَصَابَهُمْ سَيَِّاتُ مَاكَسَبُوا وَالَّذينَ ظَلَمُوا مِنْ هؤُلَاءِ سَيُصيبُهُمْ سَيَِّاتُ مَاكَسَبُوا وَمَا هُمْ بِمُعْجِزينَ

(51) fe esabehüm seyyiatü ma kesebu vellezine zalemu min haülai seyüsiybühüm seyyiatü ma kesebu ve mahüm bi mu’cizin
Sonunda yaptıkları kötülükler kendilerine isabet etti işte şu zalimler ki yaptıkları kötülükler onların başlarına geçecektir onları aciz bırakamazlar

1. fe : böylece, artık
2. esâbe-hum : onlara isabet etti
3. seyyiâtu : kötülükler, günahlar
4. : şey
5. kesebû : kazandılar
6. ve ellezîne : ve onlar
7. zalemû : zulmettiler
8. min : den
9. hâulâi : bunlar
10. se yusîbu-hum : onlara isabet edecek
11. seyyiâtu : kötülükler, günahlar
12. : şey
13. kesebû : kazandılar
14. ve mâ-hum : ve onlar değiller
15. bi mu’cizîne : aciz bırakanlar, aciz bırakacak güce sahip olanlar

٥٢

اَوَ لَمْ يَعْلَمُوا اَنَّ اللّهَ يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَنْ يَشَاءُ وَيَقْدِرُ اِنَّ فى ذلِكَ لَايَاتٍ لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ

(52) e ve lem ya’lemu ennellahe yebsütur rizka li meyyeşaü ve yakdir inne fi zalike le ayatil li kavmiy yü’minun
Hâla bilmediler mi? gerçekten Allah dilediğinin rızkını genişletip dilediğinin rızkını kısar şüphesiz bunlarda ibretler vardır iman eden bir kavim için

1. e : mi
2. ve lem ya’lemû : ve bilmiyorlar, bilmediler
3. enne : olduğunu
4. allâhe : Allah
5. yebsutu : genişletir
6. er rızka : rızık
7. li : için
8. men : kimse
9. yeşâu : diler
10. ve yakdiru : ve takdir eder, kısıtlar
11. inne : muhakkak
12. fî zâlike : bunda vardır
13. le : elbette, mutlaka
14. âyâtin : âyetler, ibretler, deliller
15. li : için
16. kavmin : kavim
17. yû’minûne : mü’min olurlar, îmân ederler

٥٣

قُلْ يَا عِبَادِىَ الَّذينَ اَسْرَفُوا عَلى اَنْفُسِهِمْ لَاتَقْنَطُوا مِنْ رَحْمَةِ اللّهِ اِنَّ اللّهَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ جَميعًا اِنَّهُ هُوَ الْغَفُورُ الرَّحيمُ

(53) kul ya ibadiyellezine esrafu ala enfüsihim la taknetu mir rahmetillah innellahe yağfiruz zünube cemia innehu hüvel ğafurur rahiym
De ki ey kendilerine israf eden kullarım Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin! çünkü Allah sizin bütün günahlarınızı bağışlar şüphesiz o, bağışlayan merhamet sahibidir

1. kul : de, söyle
2. : ey
3. ibâdiye : kullarım
4. ellezîne : onlar
5. esrefû : israf ettiler, haddi aştılar
6. alâ : karşı, üzerine
7. enfusi-him : kendi nefsleri
8. lâ taknetû : ümit kesmeyin
9. min : den
10. rahmeti allâhi : Allah’ın rahmeti
11. inne : muhakkak
12. allâhe : Allah
13. yagfiru : mağfiret eder, günahları sevaba çevirir
14. ez zunûbe : günahlar
15. cemîan : hepsi, tümü
16. innehu : muhakkak ki o
17. huve : o
18. el gafûru : mağfiret eden
19. er rahîmu : rahîm esmasıyla tecelli eden, rahmet nuru gönderen

٥٤

وَاَنيبُوا اِلى رَبِّكُمْ وَاَسْلِمُوا لَهُ مِنْ قَبْلِ اَنْ يَاْتِيَكُمُ الْعَذَابُ ثُمَّ لَاتُنْصَرُونَ

(54) ve enibu ila rabbiküm ve eslimu lehu min kabli ey ye’tiyekümül azabü sümme la tünsarun
Rabbinize yönelin ve ona teslim olun sizin (başınıza) azap gelmeden önce sonra yardım olunmazsınız

1. ve enîbû : ve yönelin (ve ulaşmayı dileyin)
2. ilâ rabbi-kum : (sizin) Rabbinize
3. ve eslimû : ve teslim olun
4. lehu : ona
5. min kabli : önceden
6. en ye’tiye-kum : size gelmesi
7. el azâbu : azap
8. summe : sonra
9. lâ tunsarûne : yardım olunmazsınız

٥٥

وَاتَّبِعُوا اَحْسَنَ مَا اُنْزِلَ اِلَيْكُمْ مِنْ رَبِّكُمْ مِنْ قَبْلِ اَنْ يَاْتِيَكُمُ الْعَذَابُ بَغْتَةً وَاَنْتُمْ لَاتَشْعُرُونَ

(55) vettebiu ahsene ma ünzile ileyküm mir rabbiküm min kabli ey ye’tiyekümül azabü bağtetev ve entüm la teş’urun
Ve en güzeline tabi olun Rabbinizden size indirilenin ansızın size azap gelmeden önce sizin haberiniz olmadan

1. vettebiû (ve ittebiû) : ve tâbî olun
2. ahsene : ahsen, en güzel
3. : şey
4. unzile : indirildi
5. ileykum : size
6. min : den
7. rabbi-kum : (sizin) Rabbiniz
8. min : den
9. kabli : önce
10. en ye’tiye-kum : size gelmesi
11. el azâbu : azap
12. bagteten : ansızın
13. ve entum : ve siz
14. lâ teş’urûne : farkında olmazsınız

٥٦

اَنْ تَقُولَ نَفْسٌ يَا حَسْرَتى عَلى مَا فَرَّطْتُ فى جَنْبِ اللّهِ وَاِنْ كُنْتُ لَمِنَ السَّاخِرينَ

(56) en tekule nefsüy ya hasrata ala ma ferrattü fi cembillahi ve in küntü le mines sahirin
Nefsine diyeceksin yazıklar olsun bana Allah’ın katında taşkınlık ettiğimden dolayı ben elbette alay edenlerdendim

1. en tekûle : demesi
2. nefsun : kişi
3. : ey
4. hasretâ : yazıklar olsun
5. alâ mâ : şeye, şeylere
6. ferrattu : taşkınlık etti, aşırı davrandı, ifrata gitti, haddi aştı
7. : da, konusunda, içinde
8. cenbillâhi (cenbi allâhi) : Allah’tan uzaklaşma
9. ve in kuntu : ve ben olmuştum
10. le : gerçekten, mutlaka
11. min es sâhirîne : alay edenlerden

Sayfa:464

٥٧

اَوْ تَقُولَ لَوْ اَنَّ اللّهَ هَدينى لَكُنْتُ مِنَ الْمُتَّقينَ

(57) ev tekule lev ennellahe hedani leküntü minel müttekın
Yahut diyecektir Allah bana hidayet vermiş olsaydı şüphesiz muttakilerden olurdum

1. ev : veya, yoksa
2. tekûle : der, söyler
3. lev : şâyet
4. enne : olduğu, muhakkak ki
5. allâhe : Allah
6. hedâ-ni : beni hidayete erdirdi
7. le kuntu : mutlaka ben olurdum
8. min : den
9. el muttekîne : takva sahipleri

٥٨

اَوْ تَقُولَ حينَ تَرَى الْعَذَابَ لَوْ اَنَّ لى كَرَّةً فَاَكُونَ مِنَ الْمُحْسِنينَ

(58) ev tekule hiyne teral azabe lev enne li kerraten fe ekune minel muhsinin
Yahut azabı gördüğü zaman diyecek benim için tekrar dönmek olsaydı ben güzel işler yapanlardan olsaydım

1. ev : veya, yoksa
2. tekûle : der, söyler
3. hîne : an, zaman
4. terâ : görürsün
5. el azâbe : azap
6. lev enne : keşke olsa
7. : benim
8. kerreten : bir kere daha
9. fe : böylece, artık, o zaman
10. ekûne : olurum
11. min : den
12. el muhsinîne : muhsinler

٥٩

بَلى قَدْ جَاءَتْكَ ايَاتى فَكَذَّبْتَ بِهَا وَاسْتَكْبَرْتَ وَكُنْتَ مِنَ الْكَافِرينَ

(59) bela kad caetke ayati fe kezzebte biha vestekberte ve künte minel kafirin
Hayır benim sana ayetim gelmişti sen onu yalanladın büyüklendin ve kâfirlerden oldun

1. belâ : hayır, bilâkis, fakat
2. kad : olmuştu
3. câet-ke : sana geldi
4. âyâtî : âyetlerim
5. fe : o zaman
6. kezzebte : sen yalanladın
7. bihâ : onu
8. ve : ve
9. istekberte : kibirlendin, büyüklük tasladın
10. ve kunte : ve sen oldun
11. min : den
12. el kâfirîne : kâfirler

٦٠

وَيَوْمَ الْقِيمَةِ تَرَى الَّذينَ كَذَبُوا عَلَى اللّهِ وُجُوهُهُمْ مُسْوَدَّةٌ اَلَيْسَ فى جَهَنَّمَ مَثْوًى لِلْمُتَكَبِّرينَ

(60) ve yevmel kıyameti terallezine kezebu alellahi vücuhühüm müsveddeh e leyse fi cehenneme mesvel lil mütekebbirin
Ve kıyamet günü Allah’a yalan isnat edenlerin yüzlerinin simsiyah kesildiklerini göreceksin büyüklenenlere cehennemde yer mi yok

1. ve yevme el kıyâmeti : ve kıyâmet günü
2. terâ : görürsün
3. ellezîne : onlar
4. kezebû : yalan söylediler
5. alâ allâhi : Allah’a
6. vucûhu-hum : onların yüzleri
7. musveddetun : kararmış olan
8. e : mı
9. leyse : değil
10. : de, içinde
11. cehenneme : cehennem
12. mesven : kalınan yer
13. li : için, … e
14. el mutekebbirîne : kibirlenenler

٦١

وَيُنَجِّى اللّهُ الَّذينَ اتَّقَوْا بِمَفَازَتِهِمْ لَايَمَسُّهُمُ السُّوءُ وَلَاهُمْ يَحْزَنُونَ

(61) ve yüneccillahüllezinettekav bi mefazetihim la yemessühümüs suü ve la hüm yahzenun
Selamete ulaşmak için Allah takva sahiplerini kurtarır onlara bir fenalık dokunmaz ve onlar mahzun da olmazlar

1. ve yuneccî : ve kurtarır
2. allâhu : Allah
3. ellezîne : onlar
4. ittekav : takva sahibi oldular
5. bi mefâzetihim (bi mâ fâzeti-him) : onların feyz sahibi olmaları sebebiyle
6. lâ yemessu-hum : onlara dokunmaz
7. es sûu : kötülük
8. ve lâ hum yahzenûne : ve onlar mahzun olmazlar

٦٢

اَللّهُ خَالِقُ كُلِّ شَىْءٍ وَهُوَ عَلى كُلِّ شَىْءٍ وَكيلٌ

(62) allahü haliku külli şey’iv ve hüve ala külli şey’iv vekil
Allah her şeyi yaratandır ve o her şeyin üzerinde vekildir

1. allâhu : Allah
2. hâliku : yaratan
3. kulli şey’in : herşey
4. ve huve : ve o
5. alâ kulli şey’in : herşeye
6. vekîlun : vekil

٦٣

لَهُ مَقَاليدُ السَّموَاتِ وَالْاَرْضِ وَالَّذينَ كَفَرُوا بِايَاتِ اللّهِ اُولءِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ

(63) lehu mekalidüs semavati vel ard vellezine keferu bi ayatillahi ülaike hümül hasirun
Semaların ve arzın anahtarları O’nundur Allah’ın ayetlerini inkar eden kimseler işte onlar kendilerine yazık edenlerdir

1. lehu : onun
2. mekâlîdu : anahtarlarlar, hazineler
3. es semâvâti : semalar, gökler
4. ve el ardı : ve arz, yeryüzü, yer
5. ve ellezîne : ve onlar
6. keferû : inkâr ettiler
7. bi âyâtillâhi (âyâti allâhi) : Allah’ın âyetleri
8. ulâike : işte onlar
9. hum : onlar
10. el hâsirûne : hüsranda olanlar

٦٤

قُلْ اَفَغَيْرَ اللّهِ تَاْمُرُونّى اَعْبُدُ اَيُّهَا الْجَاهِلُونَ

(64) kul e fe ğayrallahi te’mürunni a’büdü eyyühel cahilun
De ki bana Allah’tan başkasına mı ibadet etmemi emrediyorsunuz ey cahiller

1. kul : de, söyle
2. e : mı
3. fe : artık, bundan sonra
4. gayre : (bundan) başka
5. allâhi : Allah
6. te’murûn-nî : bana emrediyorsunuz
7. a’budu : ben kul olurum
8. eyyuhe : ey
9. el câhilûne : cahiller

٦٥

وَلَقَدْ اُوحِىَ اِلَيْكَ وَاِلَى الَّذينَ مِنْ قَبْلِكَ لَءِنْ اَشْرَكْتَ لَيَحْبَطَنَّ عَمَلُكَ وَلَتَكُونَنَّ مِنَ الْخَاسِرينَ

(65) ve le kad uhiye ileyke ve ilellezine min kablik lein eşrakte le yahbetanne amelüke ve le tekunenne minel hasirin
Yemin olsun sana da ve senden öncekilere de vahy olundu eğer (Allah’a) ortak koşarsan elbette amelin boşa gider şüphesiz hüsrana gidenlerden olursun

1. ve lekad : ve andolsun
2. ûhiye : vahyolundu
3. ileyke : sana
4. ve ilâ ellezîne : ve onlara
5. min kabli-ke : senden önce
6. le : gerçekten
7. in eşrekte : eğer sen şirk koşarsan
8. le : mutlaka
9. yahbetanne : heba olur
10. amelu-ke : senin amel(ler)in
11. ve le : ve mutlaka
12. tekûnenne : sen mutlaka olursun
13. min el hâsirîne : hüsrana düşenlerden

٦٦

بَلِ اللّهَ فَاعْبُدْ وَكُنْ مِنَ الشَّاكِرينَ

(66) belillahe fa’büd ve küm mineş şakirin
Bilakis sen artık Allah’a kulluk et ve şükredenlerden ol

1. bel : bilâkis, öyleyse
2. allâhe : Allah
3. fa’bud (fe u’bud) : artık kul ol
4. ve kun : ve ol
5. min : den
6. eş şâkirîne : şükredenler

٦٧

وَمَا قَدَرُوا اللّهَ حَقَّ قَدْرِه وَالْاَرْضُ جَميعًا قَبْضَتُهُ يَوْمَ الْقِيمَةِ وَالسَّموَاتُ مَطْوِيَّاتٌ بِيَمينِه سُبْحَانَهُ وَتَعَالى عَمَّا يُشْرِكُونَ

(67) ve ma kaderullahe hakka kadrihi vel erdu cemian kabdatühu yevmel kıyameti ves semavatü matviyyatüm bi yeminih subhanehu ve teala amma yüşrikun
Allah’ı gereği gibi hakkı ile takdir edemediler kıyamet günü yer tamamen onun emrindedir gökler de O’nun kudret eli ile dürülmüştür (Allah) onların koştukları şirkten Münezzehtir, Yücedir

1. ve mâ kaderû : ve takdir edemediler
2. allâhe : Allah
3. hakka : hak oldu, hakkıyla
4. kadri-hi : onun kadri
5. ve el ardu : ve arz, yeryüzü, yer
6. cemîan : hepsi, bütün, tamamı
7. kabdatu-hu : onun kabzında, avucunda
8. yevme el kıyâmeti : kıyâmet günü
9. ve es semâvâtu : ve semalar
10. matviyyâtun : dürülmüş olarak
11. bi yemîni-hi : onun eliyle, kudretiyle
12. subhâne-hu : o sübhandır (herşeyden münezzehtir)
13. ve teâlâ : ve yücedir
14. ammâ (an mâ) : şeylerden
15. yuşrikûne : şirk koşuyolar

Sayfa:465

٦٨

وَنُفِخَ فِى الصُّورِ فَصَعِقَ مَنْ فِى السَّموَاتِ وَمَنْ فِى الْاَرْضِ اِلَّا مَنْ شَاءَ اللّهُ ثُمَّ نُفِخَ فيهِ اُخْرى فَاِذَا هُمْ قِيَامٌ يَنْظُرُونَ

(68) ve nüfiha fis suri fe saika men fis semavati ve men fil ardı illa men şaellah sümme nüfiha fihi uhra fe izahüm kıyamüy yenzurun
Ve sur’a üfürülecek o sesin şiddetinden semada ve arzın içinde kim varsa hepsi (ölecektir) ancak Allah’ın dilediği kimse hariç sonra tekrar sur’a üfürülecek artık onlar o zaman kalkıp bakınmaya başlayacaklar

1. ve nufiha : ve üfürüldü
2. : de, içinde
3. es sûri : sûr
4. fe : böylece, artık
5. saıka : bayıldı, öldü
6. men : kimse, kişi
7. : de, içinde
8. es semâvâti : semalar, gökler
9. ve men : ve kimse
10. : de, içinde
11. el ardı : arz, yer
12. illâ : hariç
13. men : kimse, kişi
14. şâe : diledi
15. allâhu : Allah
16. summe : sonra
17. nufiha : üfürüldü
18. fîhi : ona, onun içine
19. uhrâ : diğer
20. fe : böylece, artık, sonra
21. izâ : olduğu zaman
22. hum : onlar
23. kıyâmun : ayağa kalkarak
24. yanzurûne : bakarlar, bakınırlar

٦٩

وَاَشْرَقَتِ الْاَرْضُ بِنُورِ رَبِّهَا وَوُضِعَ الْكِتَابُ وَجىءَ بِالنَّبِيّنَ وَالشُّهَدَاءِ وَقُضِىَ بَيْنَهُمْ بِالْحَقِّ وَهُمْ لَايُظْلَمُونَ

(69) ve eşrakatil erdu bi nuri rabbiha ve vüdial kitabü ve cie bin nebiyyine veş şühedai ve kudiye beynehüm bil hakkı ve hüm la yuzlemun
Yer Rabbinin nuru ile aydınlanmıştır ve kitap konmuş ve peygamberlerle şahitler getirilmiş olacak ve onlar arasında hak ile hüküm verilecektir ve onlara zulüm edilmeyecek

1. ve eşrekati : ve parladı
2. el ardu : arz, yer
3. bi nûri rabbi-hâ : Rabbinin nuru ile
4. ve vudıa : ve konuldu
5. el kitâbu : kitap
6. ve cîe bi : ve getirildi
7. en nebiyyîne : nebîler, peygamberler
8. ve eş şuhedâi : ve şahitler
9. ve kudıye : ve hüküm verildi
10. beyne-hum : onların arasında
11. bi el hakkı : hak ile
12. ve hum : ve onlar
13. lâ yuzlemûne : zulmedilmez

٧٠

وَوُفِّيَتْ كُلُّ نَفْسٍ مَا عَمِلَتْ وَهُوَ اَعْلَمُ بِمَا يَفْعَلُونَ

(70) ve vüffiyet küllü nefsim ma amilet ve hüve a’lemü bima yef’alun
Ve herkese yaptığının karşılığı tamamen ödenecek o onların yapmış olduklarını en iyi bilendir

1. ve vuffiyet : ve vefa edildi, ödendi
2. kullu : her, hepsi
3. nefsin : nefs, kişi
4. : şey
5. amilet : yaptı
6. ve huve : ve o
7. a’lemu : çok iyi bilir, en iyi bilir
8. bi mâ : o şeyi
9. yef’alûne : yapıyorlar

٧١

وَسيقَ الَّذينَ كَفَرُوا اِلى جَهَنَّمَ زُمَرًا حَتّى اِذَا جَاؤُهَا فُتِحَتْ اَبْوَابُهَا وَقَالَ لَهُمْ خَزَنَتُهَا اَلَمْ يَاْتِكُمْ رُسُلٌ مِنْكُمْ يَتْلُونَ عَلَيْكُمْ ايَاتِ رَبِّكُمْ وَيُنْذِرُونَكُمْ لِقَاءَ يَوْمِكُمْ هذَا قَالُوا بَلى وَلكِنْ حَقَّتْ كَلِمَةُ الْعَذَابِ عَلَى الْكَافِرينَ

(71) vesikallezine keferu ila cehenneme zümera hatta iza cauha fütihat ebvabüha ve kale lehüm hazenetüha e lem ye’tiküm rusülüm minküm yetlune aleyküm ayati rabbiküm ve yünziruneküm likae yemiküm haza kalu bela velakin hakkat kelimetül azabi alel kafirin
Ve kâfirler cehenneme bölük bölük sevk edilirler hatta oraya varınca cehennemin kapıları aralanacak ve oranın bekçileri onlara diyecek gelmedi mi? sizin içinizden resuller Rabbinizin ayetlerini size okumadılar mı? ve sizi kavuşacağınız bu günden uyarmadılar mı? (onlar) evet derler lakin kâfirlerin üzerine azap kelimesi hak oldu

1. vesîka : sürüldü
2. ellezîne : onlar
3. keferû : inkâr ettiler
4. ilâ cehenneme : cehenneme
5. zumeran : zümre zümre
6. hattâ : hatta, olunca
7. izâ : olduğu zaman
8. câu-hâ : ona geldiler
9. futihat : açıldı
10. ebvâbu-hâ : onun kapıları
11. ve kâle : ve dedi
12. lehum : onlara
13. hazenetu-hâ : onun bekçileri
14. e : mi
15. lem ye’ti-kum : gelmedi
16. rusulun : resûller
17. min-kum : sizden, sizin içinizden
18. yetlûne : tilâvet ediyor, okuyor
19. aleykum : size
20. âyâti : âyetler
21. rabbi-kum : sizin Rabbiniz
22. ve yunzirûne-kum : ve sizi uyarırlar
23. likâe : karşılaşma, ulaşma
24. yevmi-kum : sizin gününüz
25. hâzâ : bu
26. kâlû : dediler
27. belâ : evet
28. ve lâkin : ve fakat
29. hakkat : hak oldu
30. kelimetu el azâbi : azap sözü
31. alâ : üzerine
32. el kâfirîne : kâfirler

٧٢

قيلَ ادْخُلُوا اَبْوَابَ جَهَنَّمَ خَالِدينَ فيهَا فَبِءْسَ مَثْوَى الْمُتَكَبِّرينَ

(72) kıle dhulu ebvabe cehenneme halidine fiha fe bi’se mesvel mütekebbirin
Denilecek cehenneme kapılarından giriniz içinde ebedi kalmak üzere büyüklenenlerin yeri ne fenadır

1. kîle : denildi
2. udhulû : dahil olun, girin
3. ebvâbe : kapılar
4. cehenneme : cehennem
5. hâlidîne : ebedî olarak, ebediyyen
6. fî-hâ : orada
7. fe : böylece, artık
8. bi’se : ne kötü
9. mesvâ : mesva, kalınacak yer
10. el mutekebbirîne : kibirlenenler, büyüklenenler

٧٣

وَسيقَ الَّذينَ اتَّقَوْا رَبَّهُمْ اِلَى الْجَنَّةِ زُمَرًا حَتّى اِذَا جَاؤُهَا وَفُتِحَتْ اَبْوَابُهَا وَقَالَ لَهُمْ خَزَنَتُهَا سَلَامٌ عَلَيْكُمْ طِبْتُمْ فَادْخُلُوهَا خَالِدينَ

(73) vesikallezinet tekav rabbehüm ilel cenneti zümera hatta iza cauha ve fütihat ebvabüha ve kale lehüm hazenetüha selamün aleyküm tibtüm fedhuluha halidin
Ve Rablerinden korkup sakınanlar cennete zümre olarak sevk edilir hatta oraya vardıkları zaman cennetin kapıları aralanır ve oranın bekçileri onlara derler selam sizin üzerinize olsun siz temize çıktınız, aklandınız artık ebedi kalmak üzere oraya girin

1. vesîka : sevkedildi
2. ellezîne : onlar
3. ittekav : takva sahibi oldular
4. rabbe-hum : onların Rabbi
5. ilâ el cenneti : cennete
6. zumeran : zümre, zümre
7. hattâ : hatta, olunca
8. izâ câû-hâ : ona geldikleri zaman
9. ve futihat : ve açıldı
10. ebvâbu-hâ : onun kapıları
11. ve kâle : ve dedi
12. lehum : onlara
13. hazenetu-hâ : onun bekçileri
14. selâmun : selâm
15. aleykum : sizin üzerinize, size
16. tıbtum : siz temize çıktınız, aklandınız
17. fedhulû-hâ (fe udhulû-hâ) : öyleyse ona girin
18. hâlidîne : ebedî olarak, ebediyyen

٧٤

وَقَالُوا الْحَمْدُ لِلّهِ الَّذى صَدَقَنَا وَعْدَهُ وَاَوْرَثَنَا الْاَرْضَ نَتَبَوَّاُ مِنَ الْجَنَّةِ حَيْثُ نَشَاءُ فَنِعْمَ اَجْرُ الْعَامِلينَ

(74) ve kalül hamdü lillahil lezi sadekana va’dehu ve evrasenel erda netebevveü minel cenneti haysü neşa’u fe ni’me ecrul amilin
(Onlar) derler ki hamd Allah’a mahsustur bize vaadinde doğru çıkan o’dur bizi bu yere mirasçı yaptı cennette istediğimiz yere yerleşiriz amel işleyenlerin ecri ne güzeldir

1. ve kâlû : ve dediler
2. el hamdu : hamd
3. lillâhi (li allâhi) : Allah için
4. ellezî : o ki
5. sadaka-nâ : bize sadık oldu, bizim için yerine getirdi
6. va’de-hu : onun vaadi, onun sözü
7. ve evrese-nâ : ve bizi varis kıldı
8. el arda : arz, yer
9. netebevveu : kalırız
10. min : den
11. el cenneti : cennet
12. haysu : yer, yerden
13. neşâu : dileriz, diliyoruz
14. fe : böylece, artık
15. ni’me : ne güzel
16. ecru : ecir, ücret, mükâfat, karşılık
17. el âmilîne : amel edenler, amel yapanlar

Sayfa:466

٧٥

وَتَرَى الْمَلءِكَةَ حَافّينَ مِنْ حَوْلِ الْعَرْشِ يُسَبِّحُونَ بِحَمْدِ رَبِّهِمْ وَقُضِىَ بَيْنَهُمْ بِالْحَقِّ وَقيلَ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمينَ

(75) ve teral melaikete haffine min havlil arşi yüsebbihune bi hamdi rabbihim ve kudiye beynehüm bil hakkı ve kılel hamdü lillahi rabbil alemin

Melekleri görürsün arşın etrafını kuşatırlar Rablerine hamd ile tespih ederler ve aralarında da hak ile hüküm verilmiştir alemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun denilir

1. ve terâ : ve görürsün
2. el melâikete : melekler
3. hâffîne : kuşatanlar, çevreleyenler
4. min : den
5. havli : etraf
6. el arşi : arş
7. yusebbihûne : tesbih ederler
8. bi hamdi : hamd ile
9. rabbi-him : onların Rabbi
10. ve kudıye : ve hüküm verildi, hükmedildi
11. beyne-hum : onların aralarında
12. bi el hakkı : hak ile
13. ve kîle : ve denildi
14. el hamdu : hamd
15. lillâhi (li allâhi) : Allah için, Allah’a mahsus
16. rabbi el âlemîne : âlemlerin Rabbi

40-MÜMİN

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ

١

حم

(1) ha mim
ha – mim

٢

تَنْزيلُ الْكِتَابِ مِنَ اللّهِ الْعَزيزِ الْعَليمِ

(2) tenzilül kitabi minellahil azizil alim
Bu kitabın indirilişi güçlü, bilen Allah’tandır

1. tenzîlu el kitâbi : kitabın indirilmesi
2. min allâhi : Allah’tan
3. el azîzi : azîz, yüce, üstün ve güçlü
4. el alîmi : en iyi bilen

٣

غَافِرِ الذَّنْبِ وَقَابِلِ التَّوْبِ شَديدِ الْعِقَابِ ذِى الطَّوْلِ لَا اِلهَ اِلَّا هُوَ اِلَيْهِ الْمَصيرُ

(3) ğafiriz zembi ve kabilit tevbi şedidil ikabi zit tavl la ilahe illa hu ileyhil mesiyr
Günahları bağışlayandır tövbeleri kabul edendir şiddetli azap sahibidir kudret sahibidir ondan başka ilah yoktur dönüşte o’na dır

1. gâfiri : mağfiret eden
2. ez zenbi : günah
3. ve kâbili et tevbi : ve tövbeyi kabul eden
4. şedîdi el ikâbi : cezası şiddetli
5. zî et tavli : ihsan, fazl ve kerem sahibi
6. lâ ilâhe : ilâh yoktur
7. illâ : den başka
8. hûve : o
9. ileyhi : ona
10. el masîru : dönüş

٤

مَا يُجَادِلُ فى ايَاتِ اللّهِ اِلَّا الَّذينَ كَفَرُوا فَلَا يَغْرُرْكَ تَقَلُّبُهُمْ فِى الْبِلَادِ

(4) ma yücadilü fi ayatillahi illellezine keferu fe la yağrurke tekallübühüm fil bilad
Mücadele ederler Allah’ın ayetlerinde ancak kafirler artık seni aldatmasın onların beldelerde dönüp dolaşmaları

1. mâ yucâdilu : mücâdele etmez
2. : içinde, hakkında
3. âyâti allâhi : Allah’ın âyetleri
4. illâ : den başka
5. ellezîne : onlar
6. keferû : inkâr ettiler
7. fe : artık, öyleyse
8. lâ yagrur-ke : seni aldatmasın
9. tekallubu-hum : onların dönüp dolaşması
10. fî el bilâdi : şehirler arasında, şehirlerde, beldelerde

٥

كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ وَالْاَحْزَابُ مِنْ بَعْدِهِمْ وَهَمَّتْ كُلُّ اُمَّةٍ بِرَسُولِهِمْ لِيَاْخُذُوهُ وَجَادَلُوا بِالْبَاطِلِ لِيُدْحِضُوا بِهِ الْحَقَّ فَاَخَذْتُهُمْ فَكَيْفَ كَانَ عِقَابِ

(5) kezzebet kablehüm kavmü nuhiv vel ahzabü mim ba’dihim ve hemmet küllü ümmetim bi rasulihim li ye’huzuhü ve cadelu bil batili li yüdhidu bihil hakka fe ehaztühüm fe keyfe kane ikab
Bunlardan önce yalanlamıştı nuh kavmi de onların arkasından bazıları da her ümmet öldürmek istedi kendi resulünü yakalayıp hakkı, batıl ile yok etmek için boşuna mücadele ettiler nihayet onları yakaladım (bak) akıbetleri nasıl oldu!

1. kezzebet : yalanladı
2. kable-hum : onlardan önce
3. kavmu nûhın : Nuh kavmi
4. ve el ahzâbu : ve hizipler, fırkalar, taifeler
5. min ba’dı-hım : onlardan sonra
6. ve hemmet : ve hamle yaptı, hücum etti
7. kullu : hepsi, bütün
8. ummetin : ümmet
9. bi resûli-him : onların resûllerine
10. li ye’huzû-hu : onu yakalamak için
11. ve câdelû : ve mücâdele ettiler
12. bi el bâtılı : bâtıl ile
13. li yudhıdû : gidermek için
14. bi-hi : onunla
15. el hakka : hak
16. fe : böylece, artık
17. ehaztu-hum : ve onları yakaladım
18. fe : böylece, artık, o zaman
19. keyfe : nasıl
20. kâne : oldu
21. ıkâbi : ikabım, cezam

٦

وَكَذلِكَ حَقَّتْ كَلِمَتُ رَبِّكَ عَلَى الَّذينَ كَفَرُوا اَنَّهُمْ اَصْحَابُ النَّارِ

(6) ve kezalike hakkat kelimetü rabbike alellezine keferu ennehüm ashabün nar
Böylece üzerine hak oldu Rabbinin (azap) kelimesi kâfirlere elbette onlar cehennem ashabıdırlar

1. ve kezâlike : ve işte böylece, böyle
2. hakkat : hak oldu
3. kelimetu rabbi-ke : senin Rabbinin sözü
4. alâ ellezîne : onların üzerine, onlara
5. keferû : inkâr ettiler
6. enne-hum : onların olduğu
7. ashâbu en nâri : ateşin ehli (ateş ehli), ateş halkı

٧

اَلَّذينَ يَحْمِلُونَ الْعَرْشَ وَمَنْ حَوْلَهُ يُسَبِّحُونَ بِحَمْدِ رَبِّهِمْ وَيُؤْمِنُونَ بِه وَيَسْتَغْفِرُونَ لِلَّذينَ امَنُوا رَبَّنَا وَسِعْتَ كُلَّ شَىْءٍ رَحْمَةً وَعِلْمًا فَاغْفِرْ لِلَّذينَ تَابُوا وَاتَّبَعُوا سَبيلَكَ وَقِهِمْ عَذَابَ الْجَحيمِ

(7) ellezine yahmilunel arşe ve men havlehu yüsebbihune bi hamdi rabbihim ve yü’minune bihi ve yestağfirune lillezine amenu rabbena vesi’te külle şey’ir rahmetev ve ilmen fağfir lillezine tabu vettebeu sebileke vekihim azabel cehiym
Arşı taşıyan melekler onun etrafında Rablerini hamd ile tespih ederler O’na iman ederler, ve iman edenlere mağfiret dileyerek ey Rabbimiz! senin rahmetin ve ilmin her şeyi çevrelemiştir tâbi olanları bağışla tövbe edip senin yolunda onları cehennem azabından koru

1. ellezîne : onlar
2. yahmilûne el arşa : arşı taşıyorlar, tutuyorlar
3. ve men havle-hu : ve onun etrafındaki kişi
4. yusebbihûne : tesbih ederler
5. bi hamdi : hamd ile
6. rabbi-him : onların Rabbi, Rab’leri
7. ve yû’minûne : ve îmân ederler
8. bi-hi : ona
9. ve yestagfirûne : ve mağfiret dilerler, günahları sevaba çevirmesini dilerler
10. li ellezîne : onlar için
11. âmenû : âmenû olanlar (Allah’a ulaşmayı dileyenler)
12. rabbe-nâ : Rabbimiz
13. vesi’te : sen kuşattın
14. kulle şey’in : herşey
15. rahmeten : rahmet
16. ve ilmen : ve ilim
17. fagfir (fe ıgfir) : ve mağfiret et
18. li ellezîne : onlar için, onları
19. tâbû : tövbe ettiler
20. vettebeû (ve ittebeû) : ve tâbî oldular
21. sebîle-ke : senin yolun (Sıratı Mustakîm, sana ulaştıran yol)
22. vekı-him : onları koru
23. azâbe el cahîmi : cehennemin azabı

Sayfa:467

٨

رَبَّنَا وَاَدْخِلْهُمْ جَنَّاتِ عَدْنٍ الَّتى وَعَدْتَهُمْ وَمَنْ صَلَحَ مِنْ ابَاءِهِمْ وَاَزْوَاجِهِمْ وَذُرِّيَّاتِهِمْ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَزيزُ الْحَكيمُ

(8) rabbena ve edhilhüm cennati adni nilleti veadtehüm ve men salehü min abaihim ve ezvacihim ve zürriyyatihim inneke entel azizül hakim
Ey Rabbimiz! onları adn cennetine koy vaat buyurduğun (nefsini) ıslah edenleri de atalarından, zevcelerinden, zürriyetlerinden şüphesiz sen güçlü, hikmet sahibisin

1. rabbe-nâ : Rabbimiz
2. ve edhil-hum : ve onları dahil et
3. cennâti adnin : adn cennetleri
4. elletî : ki o
5. vaadte-hum : sen onlara vaadettin
6. ve men salaha : ve o kimse salâh makamına ulaştı
7. min âbâi-him : onların babalarından
8. ve ezvâci-him : ve onların zevceleri, eşleri
9. ve zurriyyâti-him : ve onların zürriyetleri, nesilleri
10. inne-ke : muhakkak ki sen
11. ente : sen
12. el azîzu : azîz, yüce, üstün ve güçlü
13. el hakîmu : hakim, hüküm ve hikmet sahibi

٩

وَقِهِمُ السَّيَِّاتِ وَمَنْ تَقِ السَّيَِّاتِ يَوْمَءِذٍ فَقَدْ رَحِمْتَهُ وَذلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظيمُ

(9) vekihimüs seyyiat ve men tekis seyyiati yevmeizin fe kad rahimteh ve zalike hüvel fevzül aziym
Onları kötülüklerden koru o gün sen kimi kötülükten korursan şüphesiz onu rahmetine kavuşturmuşsundur işte bu en büyük kurtuluştur

1. vekı-him : onları koru
2. es seyyiâti : kötülükler, kaybedilen dereceler
3. ve men : ve kim
4. tekı : sen korudun
5. es seyyiâti : kötülükler, günahlar, kaybedilen dereceler
6. yevme izin : izin günü
7. fe : öyleyse, artık, o zaman
8. kad : olmuştu
9. rahimte-hu : sen ona rahmet ettin
10. ve zâlike : ve işte bu
11. huve : o
12. el fevzu el azîmu : fevzül azîm, büyük kurtuluş

١٠

اِنَّ الَّذينَ كَفَرُوا يُنَادَوْنَ لَمَقْتُ اللّهِ اَكْبَرُ مِنْ مَقْتِكُمْ اَنْفُسَكُمْ اِذْ تُدْعَوْنَ اِلَى الْايمَانِ فَتَكْفُرُونَ

(10) innellezine keferu yünadevne le maktüllahi ekberu mim maktiküm enfüseküm iz tüd’avne ilel imani fe tekfürun
Şüphesiz kâfirlere nida olunur Allah’ın gadabı elbette daha büyüktür sizin nefsinize olan gadabınızdan çünkü siz imana davet olunuyordunuz da yine de küfrediyordunuz

1. inne : muhakkak, mutlaka
2. ellezîne : onlar
3. keferû : inkâr ettiler
4. yunâdevne : nida edilir, seslenilir
5. le : muhakkak, mutlaka
6. maktu allâhi : Allah’ın gadabı, öfkesi
7. ekberu : daha büyük
8. min makti-kum : sizin gadabınızdan
9. enfuse-kum : sizin nefsleriniz, birbiriniz
10. iz tud’avne : davet edildiğiniz zaman
11. ilâ el îmâni : îmâna
12. fe : böylece, artık, o zaman
13. tekfurûne : inkâr ediyorsunuz

١١

قَالُوا رَبَّنَا اَمَتَّنَا اثْنَتَيْنِ وَاَحْيَيْتَنَا اثْنَتَيْنِ فَاعْتَرَفْنَا بِذُنُوبِنَا فَهَلْ اِلى خُرُوجٍ مِنْ سَبيلٍ

(11) kalu rabbena emettenesneteyni ve ahyeytenesneteyni fa’terafna bi zünubina fe hel ila hurucim min sebil
Ey Rabbimiz! derler bizi iki defa öldürdün, iki defa da dirilttin günahlarımızı itiraf ettik, acaba çıkmaya bir yol var mı?

1. kâlû : dediler
2. rabbe-nâ : Rabbimiz
3. emette-nâ : bizi öldürdün
4. isneteyni : iki kere
5. ve : ve
6. ahyeyte-nâ : bizi dirilttin
7. isneteyni : iki kere
8. fa’terefnâ (fe ı’terefnâ) : böylece itiraf ettik
9. bi zunûbi-nâ : günahlarımızı
10. fe : böylece, artık
11. hel : var mı
12. ilâ hurûcin : çıkışa, çıkış için, çıkmaya
13. min : den
14. sebîlin : bir yol

١٢

ذلِكُمْ بِاَنَّهُ اِذَا دُعِىَ اللّهُ وَحْدَهُ كَفَرْتُمْ وَاِنْ يُشْرَكْ بِه تُؤْمِنُوا فَالْحُكْمُ لِلّهِ الْعَلِىِّ الْكَبيرِ

(12) zaliküm bi ennehu iza düiyellahü vahdehu kefartüm ve iy yüşrek bihi tü’minu fel hukmü lillahil aliyyil kebir
İşte bu size şu yüzdendir ki, tek olan Allah’a davet edinildiği zaman küfür ettiniz, o’na şirk koşunca inanırsınız işte hüküm Allah’ındır yüce, büyük olan

1. zâlikum : işte bu, bu
2. bi ennehu : onun olması sebebiyle
3. izâ duiye allâhu : Allah’a davet edildiği, çağrıldığı zaman
4. vahde-hu : onun tek oluşu
5. kefertum : siz inkâr ettiniz
6. ve in : ve eğer
7. yuşrek : şirk koşulur
8. bihî tu’minû : ona inanıyorsunuz
9. fe : artık, böylece
10. el hukmu : hüküm
11. li allâhi : Allah’a aittir
12. el aliyyi : çok yüce
13. el kebîri : çok büyük

١٣

هُوَ الَّذى يُريكُمْ ايَاتِه وَيُنَزِّلُ لَكُمْ مِنَ السَّمَاءِ رِزْقًا وَمَا يَتَذَكَّرُ اِلَّا مَنْ يُنيبُ

(13) hüvellezi yüriküm ayatihi ve yünezzilü leküm mines semai rizka ve ma yetezekkeru illa mey yünib
Size ayetlerini gösteren o’dur semadan size rızık indirir yönelenlerden başkası düşünmez

1. huve : o
2. ellezî : ki o
3. yurî-kum : size gösteriyor
4. âyâti-hi : onun âyetleri
5. ve yunezzilu : ve indirir
6. lekum : sizin için
7. min es semâi : semadan, gökten
8. rızkan : rızık
9. ve mâ yetezekkeru : ve tezekkür etmez
10. illâ : ancak, den başka
11. men : kimse, kişi
12. yunîbu : yönelir, münib olur

١٤

فَادْعُوا اللّهَ مُخْلِصينَ لَهُ الدّينَ وَلَوْ كَرِهَ الْكَافِرُونَ

(14) fed’ullahe muhlisiyne lehüd dine ve lev kerihel kafirun
Allah’a ihlaslı olarak, dua ediniz o’nun dinine (uygun) isterse kâfirler hoşlanmasın

1. fe : böylece, artık
2. ud’û allâhe : Allah’a dua edin
3. muhlisîne : has kılarak, özel olarak
4. lehu : ona
5. ed dîne : dîn
6. ve lev : ve şâyet, eğer
7. kerihe : kerih oldu, istenmedi
8. el kâfirûne : kâfirler, inkâr edenler

١٥

رَفيعُ الدَّرَجَاتِ ذُو الْعَرْشِ يُلْقِى الرُّوحَ مِنْ اَمْرِه عَلى مَنْ يَشَاءُ مِنْ عِبَادِه لِيُنْذِرَ يَوْمَ التَّلَاقِ

(15) rafiud deracati zül arş yülkir ruha min emrihi ala mey yeşaü min ibadihi li yünzira yevmet telak
(O) dereceleri yükselten, arşın sahibidir ruhla teyit eder o’nun emrini (yerine getirmesi için) kullarından dilediğini toplanılacak günden uyarmak için

1. refîu ed derecâti : dereceleri yükselten
2. zû el arşi : arşın sahibi
3. yulkî : ilka eder, ulaştırır
4. er rûha : ruh
5. min : den
6. emri-hi : onun emri
7. alâ men : kimseye
8. yeşâu : diler, diliyor, dilediği
9. min : den
10. ibâdi-hi : onun kulları
11. li yunzire : uyarması için, haber vermesi için
12. yevme et telâkı : Allah’a mülâki olma (ulaşma) günü

١٦

يَوْمَ هُمْ بَارِزُونَ لَايَخْفى عَلَى اللّهِ مِنْهُمْ شَىْءٌ لِمَنِ الْمُلْكُ الْيَوْمَ لِلّهِ الْوَاحِدِ الْقَهَّارِ

(16) yevme hüm barizun la yahfa alellahi minhüm şey’ li menil mülkül yevm lillahil vahidil kahhar
O gün onlar meydana çıkarlar Allah’a gizli kalmaz onlardan hiçbir şey bugün mülk kimin? bir olan kâhhar Allah’ındır

1. yevme : gün
2. hum : onlar
3. bârizûne : bariz olurlar, ortaya çıkanlar
4. lâ yahfâ : gizli kalmaz
5. alâ allâhi : Allah’a
6. min : den
7. hum : onlar
8. şey’un : bir şey
9. li men : kim için, kimin
10. el mulku : mülk
11. el yevme : bugün, o gün
12. li allâhi : Allah için, Allah’a ait, Allah’ın
13. el vâhidi : vahid, tek olan
14. el kahhâri : kahhar olan

Sayfa:468

١٧

اَلْيَوْمَ تُجْزى كُلُّ نَفْسٍ بِمَا كَسَبَتْ لَاظُلْمَ الْيَوْمَ اِنَّ اللّهَ سَريعُ الْحِسَابِ

(17) elyevme tücza küllü mefsim bima kesebet la zulmel yevm innellahe seriul hisab
Bugün cezalanacaktır herkes nefsinin kazandığı ile bugün zulüm yoktur şüphesiz Allah hesabı çabuk görendir

1. el yevme : bugün
2. tuczâ : cezalandırılır, karşılığı verilir
3. kullu nefsin : bütün nefsler
4. bimâ : dolayısıyla, sebebiyle
5. kesebet : iktisap etti, kazandı
6. lâ zulme : zulüm yoktur
7. el yevme : bugün
8. inne allâhe : muhakkak ki Allah
9. serîu : seri yapan, çabuk yapan
10. el hisâbi : hesap

١٨

وَاَنْذِرْهُمْ يَوْمَ الْازِفَةِ اِذِ الْقُلُوبُ لَدَى الْحَنَاجِرِ كَاظِمينَ مَا لِلظَّالِمينَ مِنْ حَميمٍ وَلَا شَفيعٍ يُطَاعُ

(18) ve enzirhüm yevmel azifeti izil kulubü ledel hanaciri kazimin ma liz zalimine min hamimiv ve la şefiiy yüta’
Onları uyar, (korkut) yaklaşan (kıyamet) gününden o zaman yürekler dayanmıştır çok tasalı olarak gırtlaklara zalimlere ne bir dost (vardır) ne de itaat edecek şefaatçi

1. ve enzir-hum : ve onları uyar
2. yevme el âzifeti : yakın olan gün, yaklaşan gün
3. iz(i) : o zaman, olduğu zaman
4. el kulûbu : kalpler
5. ledâ : yanında
6. el hanâciri : hançereler (boğaz, gırtlak)
7. kâzımîne : korkmuş olarak, korkuyla
8. : yoktur
9. li ez zâlimîne : zalimlere, zalimler için
10. min : den
11. hamîmin : samimi dost, yakın dost
12. ve lâ : ve yoktur
13. şefîin : şefaatçi
14. yutâu : tâbî olunur, hatırı geçer, sözü kabul edilir

١٩

يَعْلَمُ خَاءِنَةَ الْاَعْيُنِ وَمَا تُخْفِى الصُّدُورُ

(19) ya’lemü hainetel a’yüni ve ma tuhfis sudur
O gözlerin hain bakışını bilir göğüslerinde gizlediklerini de

1. ya’lemu : bilir
2. hâinete el a’yuni : gözlerin hainlikleri
3. ve : ve
4. mâ tuhfî : gizledikleri şeyler
5. es sudûru : sineler, göğüsler

٢٠

وَاللّهُ يَقْضى بِالْحَقِّ وَالَّذينَ يَدْعُونَ مِنْ دُونِه لَايَقْضُونَ بِشَىْءٍ اِنَّ اللّهَ هُوَ السَّميعُ الْبَصيرُ

(20) vallahü yakdiy bil hakk vellezine yed’une min dunihi la yakdune bi şey’ innellahe hüves semiul besiyr
Allah hak ile hükmeder (Allah’tan) on’dan başka taptıkları da hiçbir şeye hükmedemezler şüphe yok ki o, Allah işitir, görür

1. vallâhu (ve allâhu) : ve Allah
2. yakdî : kada eder, hükmeder
3. bi el hakkı : hak ile
4. ve ellezîne : ve onlar
5. yed’ûne : taparlar, tapıyorlar
6. min : den
7. dûni-hi : ondan başka
8. lâ yakdûne : hükmedemezler, hüküm veremezler
9. bi şey’in : bir şeye
10. inne allâhe : muhakkak Allah
11. huve : O
12. es semîu : (en iyi) işiten
13. el basîru : (en iyi) gören

٢١

اَوَ لَمْ يَسيرُوا فِى الْاَرْضِ فَيَنْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذينَ كَانُوا مِنْ قَبْلِهِمْ كَانُواهُمْ اَشَدَّ مِنْهُمْ قُوَّةً وَاثَارًا فِى الْاَرْضِ فَاَخَذَهُمُ اللّهُ بِذُنُوبِهِمْ وَمَا كَانَ لَهُمْ مِنَ اللّهِ مِنْ وَاقٍ

(21) e ve lem yesiru fil erdi fe yenzuru keyfe kane akibetül lezine kanu min kablihim kanu hüm eşedde minhüm kuvvetev ve asaran fil erdi fe ehazehümüllahü bi zünubihim ve ma kane lehüm minellahi miv vak
Onlar dolaşmadılar mı? yeryüzünü baksınlar akıbeti nasıl olmuş onlardan öncekilerin onlar daha üstün idiler bunlardan kuvvet ve yeryüzündeki eserleri (itibarı ile) Allah onları yakalayıverdi günahları yüzünden onlar bulamadı, Allah’tan bir koruyan da

1. e : mı
2. ve lem yesîrû : ve dolaşmıyorlar, dolaşmadılar
3. : de, içinde
4. el ardı : arz, yeryüzü
5. fe : öyleyse, artık
6. yenzurû : baksınlar
7. keyfe : nasıl
8. kâne : oldu
9. âkibetu : akıbet, son
10. ellezîne : onlar
11. kânû : oldular
12. min : den
13. kabli-him : onlardan önce
14. kânû-hum : onlar idiler
15. eşedde : daha şiddetli, daha kuvvetli, daha üstün
16. min-hum : onlardan
17. kuvveten : kuvvet bakımından
18. ve âsâran : ve eserler
19. : de, içinde
20. el ardı : arz, yeryüzü
21. fe : böylece, artık
22. ehaze-hum allâhu : Allah onları aldı, yakaladı
23. bi zunûbi-him : günahları sebebiyle
24. ve mâ kâne lehum : ve onlar için olmadı
25. min : den
26. allâhi : Allah
27. min : den
28. vâkın : bir koruyucu

٢٢

ذلِكَ بِاَنَّهُمْ كَانَتْ تَاْتيهِمْ رُسُلُهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ فَكَفَرُوا فَاَخَذَهُمُ اللّهُ اِنَّهُ قَوِىٌّ شَديدُ الْعِقَابِ

(22) zalike bi ennehüm kanet te’tihim rusülühüm bil beyyinati fe keferu fe ehazehümüllah innehu kaviyyün şedidül ikab
Onların bunu (hak ediş) sebebi onlara resulleri beyinatla geldi de yine küfrettiler Allah da onları yakalayıverdi şüphesiz o, kuvvet sahibi şiddetli azabın sahibidir

1. zâlike : işte bu
2. bi enne-hum : onların ….. olması sebebiyle
3. kânet : oldu
4. te’tî-him : onlara geldi
5. rusulu-hum : onların resûlleri
6. bi el beyyinâti : beyyineler ile, apaçık belgeler ile, delillerle
7. fe : böylece, artık
8. keferû : inkâr ettiler, küfrettiler
9. fe : böylece, bu sebeple
10. ehaze-hum allâhu : Allah onları aldı, yakaladı
11. inne-hu : muhakkak o
12. kaviyyun : kuvvetli, güçlü
13. şedîdu : şiddetli
14. el ikâbi : ikab, ceza

٢٣

وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا مُوسى بِايَاتِنَا وَسُلْطَانٍ مُبينٍ

(23) ve le kad erselna musa bi ayatina ve sültanim mübin
Yemin olsun gönderdik biz Musa’yı ayetlerimizle ve açık mucizeler (verdik)

1. ve lekad : ve andolsun
2. erselnâ : biz gönderdik
3. mûsâ : Musa
4. bi âyâti-nâ : âyetlerimizle
5. ve : ve
6. sultânin : sultan, delil, mucize
7. mubînin : açıkça, apaçık

٢٤

اِلى فِرْعَوْنَ وَهَامَانَ وَقَارُونَ فَقَالُوا سَاحِرٌ كَذَّابٌ

(24) ila fir’avne ve hamane ve karune fe kalu sahirun kezzab
Firavun’a, hâmân’a karun’a (gönderdik) yalancı ve sihirbaz, dediler

1. ilâ fir’avne : firavuna
2. ve hâmâne : ve Haman
3. ve kârûne : ve Karun
4. fe : böylece, fakat
5. kâlû : dediler
6. sâhirun : sihirbaz, büyücü
7. kezzâbun : çok yalancı, yalanlayan

٢٥

فَلَمَّا جَاءَهُمْ بِالْحَقِّ مِنْ عِنْدِنَا قَالُوا اقْتُلُوا اَبْنَاءَ الَّذينَ امَنُوا مَعَهُ وَاسْتَحْيُوا نِسَاءَهُمْ وَمَا كَيْدُ الْكَافِرينَ اِلَّا فى ضَلَالٍ

(25) fe lemma caehüm bil hakkı min indina kaluk tülu ebnaellezine amenu meahu vestahyu nisaehüm ve ma keydül kafirine illa fi dalal
Vaktaki (Musa) onlara getirince katımızdan hakkı, dediler onlarla beraber iman edenlerin oğullarını öldürün ve kadınlarını da hayatta bırakın ama kâfirlerin hilesi ancak yok olmaya (mahkumdur)

1. fe : böylece, artık
2. lemmâ : olduğu zaman
3. câe-hum : onlara geldi
4. bi el hakkı : hak ile
5. min indi-nâ : bizim katımızdan, bizim yanımızdan
6. kâlû : dediler
7. uktulû : öldürün
8. ebnâe : erkek çocuklar
9. ellezîne : onlar
10. âmenû : âmenû oldular, Allah’a ulaşmayı dilediler
11. mea-hu : onunla beraber
12. vestahyû (ve istahyû) : ve (hayy) canlı, sağ bırakın
13. nisâe-hum : onların kadınları
14. ve mâ : ve değil, olmadı
15. keydu : hile, tuzak
16. el kâfirîne : kâfirler
17. illâ : ancak, den başka
18. fî dalâlin : dalâlette, sapıklık içinde

Sayfa:469

٢٦

وَقَالَ فِرْعَوْنُ ذَرُونى اَقْتُلْ مُوسى وَلْيَدْعُ رَبَّهُ اِنّى اَخَافُ اَنْ يُبَدِّلَ دينَكُمْ اَوْ اَنْ يُظْهِرَ فِى الْاَرْضِ الْفَسَادَ

(26) ve kale fir’avnü zeruni aktül musa vel yed’u rabbeh inni ehafü ey yübeddile dineküm ev ey yuzhira fil erdil fesad
Firavun dedi bırakın beni Musa’yı öldüreyim o Rabbine dua etsin elbette ben korkuyorum dininizi değiştirmesinden yahut yeryüzünde fesat çıkarmasından

1. ve kâle : ve dedi
2. fir’avnu : firavun
3. zerû-nî : beni bırakın
4. aktul : öldüreceğim, öldüreyim
5. mûsâ : Musa
6. ve el yed’u : ve dua etsin, yalvarsın
7. rabbe-hu : onun Rabbi
8. innî : muhakkak ben
9. ehâfu : korkuyorum
10. en yubeddile : değiştirmesi
11. dîne-kum : sizin dîniniz
12. ev : ya da, veya
13. en yuzhire : zahir olması, gözükmesi, ortaya çıkması
14. : de
15. el ardı : arz, yeryüzü
16. el fesâde : fesat

٢٧

وَقَالَ مُوسى اِنّى عُذْتُ بِرَبّى وَرَبِّكُمْ مِنْ كُلِّ مُتَكَبِّرٍ لَا يُؤْمِنُ بِيَوْمِ الْحِسَابِ

(27) ve kale musa inni uztü bi rabbi ve rabbiküm min külli mütekebbiril la yü’minü bi yevmil hisab
Musa da dedi ki muhakkak ben, benim ve sizin Rabbinize sığınırım, büyüklenen (âhiret) gününün hesabına inanmayanların hepsinden

1. ve kâle : ve dedi
2. mûsâ : Musa
3. innî : muhakkak ben
4. uztu : sığındım
5. bi rabbî : Rabbime
6. ve rabbi-kum : ve sizin Rabbiniz
7. min : den
8. kulli : hepsi
9. mutekebbirin : kibirlenen, büyüklük taslayan
10. lâ yû’minu : mü’min olmazlar, îmân etmezler, inanmazlar
11. bi yevmi el hisâbi : hesap gününe

٢٨

وَقَالَ رَجُلٌ مُؤْمِنٌ مِنْ الِ فِرْعَوْنَ يَكْتُمُ ايمَانَهُ اَتَقْتُلُونَ رَجُلًا اَنْ يَقُولَ رَبِّىَ اللّهُ وَقَدْ جَاءَ كُمْ بِالْبَيِّنَاتِ مِنْ رَبِّكُمْ وَاِنْ يَكُ كَاذِبًا فَعَلَيْهِ كَذِبُهُ وَاِنْ يَكُ صَادِقًا يُصِبْكُمْ بَعْضُ الَّذى يَعِدُكُمْ اِنَّ اللّهَ لَايَهْدى مَنْ هُوَ مُسْرِفٌ كَذَّابٌ

(28) ve kale racülüm mü’minüm min ali fir’avne yektümü imanehu etaktülune racülen ey yekule rabbiyellahü ve kad caeküm bil beyyinati mir rabbiküm ve in yekü keziban fealeyhi kezibüh ve iy yekü sadikay yüsibküm ba’dullezi yeidüküm innellahe la yehdi men hüve müsrifün kezzab
Mü’min olan bir zat dedi firavun hanedanından (olup) imanını gizleyen siz bir adamı mı öldüreceksiniz? Rabbim Allah’tır dediği için şüphe yok ki size gelmiş Rabbinizden mucizelerle eğer yalancı ise yalanı kendi aleyhine eğer doğru söyleyenlerdensen uyardığı azabın bir kısmı başınıza gelir şüphesiz Allah hidayete erdirmez aşırı giden, yalancı olan kişileri

1. ve kâle : ve dedi
2. raculun : bir adam
3. mû’minun : mü’min, âmenû olan
4. min : den
5. âli fir’avne : firavunun ailesi
6. yektumu : gizliyor, gizler
7. îmâne-hu : onun îmânı
8. e : mı
9. taktulûne : öldürüyorsunuz
10. raculen : bir adam
11. en yekûle : demesi
12. rabbî allâhu : Rabbim Allah
13. ve : ve
14. kad : olmuştu
15. câe-kum : size geldi
16. bi : ile
17. el beyyinâti : beyyineler, belgeler
18. min : den
19. rabbi-kum : sizin Rabbiniz
20. ve in yeku : ve eğer, olursa, ise
21. kâziben : yalancı
22. fe : böylece, artık
23. aleyhi : ona, onun üzerine, kendi aleyhine
24. kezibu-hu : onun yalanı
25. ve in yeku : ve eğer, olursa, ise
26. sâdikan : sadık, doğru söyleyen
27. yusib-kum : size isabet eder
28. ba’du : bazı, bir kısmı
29. ellezî : ki o
30. yeidu-kum : size vaadeder
31. inne allâhe : muhakkak Allah
32. lâ yehdî : hidayete erdirmez
33. men : kimse
34. huve : o
35. musrifun : müsrif olan, haddi aşan, ölçüyü taşıran
36. kezzâbun : çok yalan söyleyen

٢٩

يَا قَوْمِ لَكُمُ الْمُلْكُ الْيَوْمَ ظَاهِرينَ فِى الْاَرْضِ فَمَنْ يَنْصُرُنَا مِنْ بَاْسِ اللّهِ اِنْ جَاءَنَا قَالَ فِرْعَوْنُ مَا اُريكُمْ اِلَّا مَا اَرى وَمَا اَهْديكُمْ اِلَّا سَبيلَ الرَّشَادِ

(29) ya kavmi lekümül mülkül yevme zahirine fil erdi fe mey yensuruna mim be’sillahi in caena kale fir’avnü ma üriküm illa ma era ve ma ehdiküm illa sebiler raşad
Ey kavmim bu gün mülk sizin yeryüzünde kuvvetli olanlardan bize kim yardım eder? eğer Allah’ın azabı gelirse firavun dedi ben ancak size düşüncemi söylerim ben ancak sizlere erişilecek hidayet yollarını gösteririm

1. : ey
2. kavmi : kavmim
3. lekum(u) : sizindir
4. el mulku : mülk, saltanat
5. el yevme : bugün
6. zâhirîne : birbirine arka çıkanlar, kuvvetli olanlar
7. : de
8. el ardı : arz, yeryüzü
9. fe : böylece, artık
10. men : kim
11. yensuru-nâ : bize yardım eder, yardım edecek
12. min : den
13. be’si allâhi : Allah’ın şiddetli azabı
14. in câe-nâ : eğer bize gelirse
15. kâle : dedi
16. fir’avnu : firavun
17. : şey
18. urî-kum : size gösteriyorum
19. illâ : ancak, yalnızca
20. mâ erâ : benim gördüğüm şey, benim görüşüm
21. ve mâ ehdî-kum : ve sizi hidayet etmem, ulaştırmam
22. illâ : ancak, sadece, den başka
23. sebîle er reşâdi : irşad yolu

٣٠

وَقَالَ الَّذى امَنَ يَا قَوْمِ اِنّى اَخَافُ عَلَيْكُمْ مِثْلَ يَوْمِ الْاَحْزَابِ

(30) ve kalellezi amene ya kavmi inni ehafü aleyküm misle yevmil ahzab
İman eden dedi ey kavmim! şüphesiz ben korkarım geçmiştekilerin günü gibi size azap (gelmesinden)

1. ve kâle : ve dedi
2. ellezî : o kimse, o
3. âmene : âmenû oldu, îmân etti
4. : ey
5. kavmi : kavmim
6. innî : gerçekten ben
7. ehâfu : korkuyorum
8. aleykum : size, sizin üzerinize
9. misle : benzer, gibi
10. yevmi el ahzâbi : ahzab günü, fırkalara ayrılmış olanların günü

٣١

مِثْلَ دَاْبِ قَوْمِ نُوحٍ وَعَادٍ وَثَمُودَ وَالَّذينَ مِنْ بَعْدِهِمْ وَمَا اللّهُ يُريدُ ظُلْمًا لِلْعِبَادِ

(31) misle de’bi kavmi nuhiv ve adiv ve semude vellezine mim ba’dihim ve mellahü yüridü zulmel lil ibad
Nuh kavminin, başına gelenler gibi ad, semud’un ve onlardan sonrakilerin Allah kullarına zulüm edecek değildir

1. misle : benzer, gibi
2. de’bi : durum
3. kavmi nûhın : Nuh’un kavmi
4. ve âdin : ve Ad kavmi
5. ve semûde : ve Semud kavmi
6. ve ellezîne : ve onlar
7. min : den
8. ba’di-him : onlardan sonra
9. ve mâ allâhu yurîdu : ve Allah dilemez
10. zulmen : zulüm
11. li el ibâdi : kullar için

٣٢

وَيَا قَوْمِ اِنّى اَخَافُ عَلَيْكُمْ يَوْمَ التَّنَادِ

(32) ve ya kavmi inni ehafü aleyküm yevmet tenad
Ey kavmim elbette ben korkuyorum sizin başınıza çağrışma gününün (gelmesinden)

1. ve : ve
2. : ey
3. kavmi : kavmim
4. innî : gerçekten ben
5. ehâfu : korkuyorum
6. aleykum : size, sizin üzerinize, sizin için
7. yevme et tenâdi : feryat günü (cehennem ehlinin birbirlerine seslenecekleri gün)

٣٣

يَوْمَ تُوَلُّونَ مُدْبِرينَ مَالَكُمْ مِنَ اللّهِ مِنْ عَاصِمٍ وَمَنْ يُضْلِلِ اللّهُ فَمَالَهُ مِنْ هَادٍ

(33) yevme tüvellune müdbirin ma leküm minellahi min asim ve mey yudlilillahü fe ma lehu min had
Geride bırakıp (hakka) döndürüldüğünüz gün sizi kim Allah’tan kurtaracak Allah kimi saptırırsa artık onu hidayete erdirecek yoktur

1. yevme : gün
2. tuvellûne : dönüp kaçarsınız
3. mudbirîne : arkalarına dönüp gidenler
4. : yoktur
5. lekum : sizin için
6. min allâhi : Allah’tan
7. min âsımin : bir koruyucu
8. ve men : ve kim, kimi
9. yudlilillâhu (yudlili allâhu) : Allah dalâlette bırakır
10. fe : böylece, artık
11. mâ lehu : onun için yoktur, bulunmaz
12. min hâdin : bir hidayetçi, hidayete erdiren

Sayfa:470

٣٤

وَلَقَدْ جَاءَكُمْ يُوسُفُ مِنْ قَبْلُ بِالْبَيِّنَاتِ فَمَا زِلْتُمْ فى شَكٍّ مِمَّا جَاءَكُمْ بِه حَتّى اِذَا هَلَكَ قُلْتُمْ لَنْ يَبْعَثَ اللّهُ مِنْ بَعْدِه رَسُولًا كَذلِكَ يُضِلُّ اللّهُ مَنْ هُوَ مُسْرِفٌ مُرْتَابٌ

(34) ve le kad caeküm yusüfü min kablü bil beyyinati fe ma ziltüm fi şekkim mimma caeküm bih hatta iza heleke kultüm ley yeb’asellahü mim ba’dihi rasula kezalike yüdillüllahü men hüve müsrifüm mürtab
Yemin olsun, yusuf size gelmiştir önceden mucizelerle onun size getirdiği şeyler hakkında şüphe ediyordunuz hatta o vefat ettiğinde dediniz “bundan sonra Allah asla resul göndermez” işte Allah böyle saptırır haddi aşan şüpheci o kimseleri

1. ve lekad : ve andolsun
2. câe-kum : size geldi
3. yûsufu : Yusuf
4. min : den
5. kablu : önce
6. bi el beyyinâti : beyyinelerle, belgelerle, delillerle
7. fe : böylece, artık, fakat
8. mâ ziltum : zail olmadı, devam etti
9. : içinde
10. şekkin : şüphe
11. mim-mâ (min mâ) : şeyden
12. câe-kum bi-hi : onu size getirdi
13. hattâ : sonunda, hatta, olunca
14. izâ heleke : helâk olduğu zaman, öldüğü zaman
15. kultum : siz dediniz
16. len yeb’ase allâhu : Allah asla beas etmez, göndermez
17. min : den
18. ba’di-hi : ondan sonra
19. resûlen : bir resûl
20. kezâlike : işte böyle
21. yudıllullâhu : (yudıllu allâhu)
22. yudıllu : dalâlette bırakır, saptırır
23. allâhu : Allah
24. men : kimse, kişi
25. huve : o
26. musrifun : israf eden, haddi aşan
27. murtâbun : şüphe eden, şüpheci

٣٥

اَلَّذينَ يُجَادِلُونَ فى ايَاتِ اللّهِ بِغَيْرِ سُلْطَانٍ اَتيهُمْ كَبُرَ مَقْتًا عِنْدَ اللّهِ وَعِنْدَ الَّذينَ امَنُوا كَذلِكَ يَطْبَعُ اللّهُ عَلى كُلِّ قَلْبِ مُتَكَبِّرٍ جَبَّارٍ

(35) ellezine yücadilune fi ayatillahi bi ğayri sültanin etahüm kebüra makten indellahi ve indellezine amenu kezalike yatbeullahü ala külli kalbi mütekebbirin cebbar
O kimseler ki mücadele ederler Allah’ın ayetleri hakkında kendilerine gelmiş bir hüccet olmaksızın büyük nefretle(karşılanır) Allah’ın katında hem de iman edenler katında işte Allah böyle mühürler her büyüklenen zorbanın kalbini

1. ellezîne : onlar
2. yucâdilûne : mücâdele ediyorlar, çekişiyorlar
3. fî âyâti allâhi : Allah’ın âyetleri hakkında
4. bi gayri : olmaksızın, olmadığı halde
5. sultânin : sultan, güç, delil
6. etâ-hum : onlara geldi
7. kebure : büyük oldu
8. makten : şiddetli kızgınlık, öfke, gadap
9. indallâhi (inde allâhi) : Allah’ın indinde, katında
10. ve : ve
11. inde : indinde, katında
12. ellezîne : onlar
13. âmenû : âmenû oldular, îmân ettiler
14. kezâlike : işte böyle
15. yatbau : tabeder, mühürler
16. allâhu : Allah
17. alâ kulli : hepsinin üzerine
18. kalbi : kalp
19. mutekebbirin : mütekebbir, büyüklenen, kibirlenen
20. cebbârin : zorba, zorlayıcı

٣٦

وَقَالَ فِرْعَوْنُ يَا هَامَانُ ابْنِ لى صَرْحًا لَعَلّى اَبْلُغُ الْاَسْبَابَ

(36) ve kale fir’avnü ya hamanüb ni li sarhal le alli eblüğul esbab
Firavun dedi ey haman bana bir kule yap belki istenen yola ulaşırım

1. ve kâle : ve dedi
2. fir’avnu : firavun
3. : ey
4. hâmânubni (hâmânu ibni) : Haman inşa et, bina yap
5. : bana, benim için
6. sarhan : kule, yüksek kule
7. leallî : umulur ki böylece ben
8. eblugu : ulaşırım, erişirim
9. el esbâbe : sebepler, vesileler, yollar

٣٧

اَسْبَابَ السَّموَاتِ فَاَطَّلِعَ اِلى اِلهِ مُوسى وَاِنّى لَاَظُنُّهُ كَاذِبًا وَكَذلِكَ زُيِّنَ لِفِرْعَوْنَ سُوءُ عَمَلِه وَصُدَّ عَنِ السَّبيلِ وَمَاكَيْدُ فِرْعَوْنَ اِلَّا فى تَبَابٍ

(37) esbabes semavati fe attalia ila ilahi müsa ve inni le ezunnühu kaziba ve kezalike züyyine li fir’avne suü amelihi ve sudde anis sebil ve ma keydü fir’avne illa fi tebab
Göklere çıkan yollara musa’nın ilahına muttali olurum şüphesiz ben onu yalancı sanıyorum böylece gösterildi firavun’a kötü ameli süslü ve yoldan saptırıldı firavun’un hilesi ancak helâk olmaya (mahkumdur)

1. esbâbe : sebepler, vesileler, yollar
2. es semâvâti : semalar, gökyüzü
3. fe : böylece, artık
4. attalia : ben muttali olurum, karşılaşırım, ulaşırım
5. ilâ ilâhi : ilâha
6. mûsâ : Musa
7. ve innî : ve muhakkak ki ben
8. le : elbette, mutlaka, gerçekten
9. ezunnu-hu : ben onu ….. zannediyorum
10. kâziben : yalancı
11. ve kezâlike : ve işte böylece
12. zuyyine : süslendi
13. li fir’avne : firavuna
14. sûu : kötü
15. ameli-hi : onun ameli
16. ve sudde : ve mani olundu, engellendi, saptırıldı
17. an es sebîli : yoldan
18. ve mâ : ve olmadı
19. keydu : hile, tuzak
20. fir’avne : firavun
21. illâ : ancak, sadece, den başka
22. fî tebâbin : kayıp içinde, hüsranda

٣٨

وَقَالَ الَّذى امَنَ يَا قَوْمِ اتَّبِعُونِ اَهْدِكُمْ سَبيلَ الرَّشَادِ

(38) ve kalellezi amene ya kavmit tebiuni ehdiküm sebiler raşad
İman eden dedi ey kavmim bana tâbi olun ki rüşte erişilecek yolu size göstereyim

1. ve kâle : ve dedi
2. ellezî âmene : âmenû olan, îmân eden kimse
3. : ey
4. kavmittebiûni : (kavmi ittebiû-ni)
5. kavmi : kavmim
6. ittebiû-ni : bana tâbî olun
7. ehdi-kum : sizi hidayet edeyim, ulaştırayım
8. sebîle er reşâdi : irşad yolu

٣٩

يَا قَوْمِ اِنَّمَا هذِهِ الْحَيوةُ الدُّنْيَا مَتَاعٌ وَاِنَّ الْاخِرَةَ هِىَ دَارُ الْقَرَارِ

(39) ya kavmi innema hazihil hayatüd dünya meta’uv ve innel ahirate hiye darul karar
Ey kavmim ancak bu dünya hayatı bir geçim yeridir âhiret yeri ise, şüphesiz karar yurdudur

1. : ey
2. kavmi : kavmim
3. innemâ : ama, fakat, sadece, ancak
4. hâzihi : bu
5. el hayâtu ed dunyâ : dünya hayatı
6. metâun : meta, faydalanma
7. ve inne : ve muhakkak
8. el âhirete : ahiret
9. hiye : o
10. dâru el karâri : devamlı kalınacak yer, yurt

٤٠

مَنْ عَمِلَ سَيِّءَةً فَلَا يُجْزى اِلَّا مِثْلَهَا وَمَنْ عَمِلَ صَالِحًا مِنْ ذَكَرٍ اَوْ اُنْثى وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَاُولءِكَ يَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ يُرْزَقُونَ فيهَا بِغَيْرِ حِسَابٍ

(40) men amile seyyieten fe la yücza illa misleha ve men amile salihm min zekerin ev ünsa ve hüve mü’minün fe ülaike yedhulunel cennete yürzekune fiha bi ğayri hisab
Kim kötü amel işlerse ancak onun misli ile cezalanır her kim salih amel işlerse erkek veya kadın mü’min olarak işte onlar cennete giderler rızıklanırlar orada hesapsız olarak

1. men : kim
2. amile : yaptı, işledi
3. seyyieten : seyyie, günah, kötülük
4. fe : böylece, artık
5. lâ yuczâ : cezalandırılmaz
6. illâ : ancak, den başka, sadece
7. misle-hâ : onun misli, onun kadar
8. ve : ve
9. men amile : kim yapar, kim işler
10. sâlihan : nefsi ıslâh edici ameller, nefs tezkiyesi
11. min : den
12. zekerin : erkek
13. ev : ya da
14. unsâ : kadın
15. ve huve : ve o
16. mû’minun : mü’minler
17. fe ulâike : ve işte onlar
18. yedhulûne : girerler, konulurlar
19. el cennete : cennet
20. yurzekûne : rızıklandırılırlar
21. fîhâ : orada
22. bi gayri : olmaksızın
23. hisâbin : hesap

Sayfa:471

٤١

وَيَا قَوْمِ مَا لى اَدْعُوكُمْ اِلَى النَّجوةِ وَتَدْعُونَنى اِلَى النَّارِ

(41) ve ya kavmi mali ed’uküm ilen necati ve ted’uneni ilen nar
Ey kavmim nedir bu (haliniz)? Ben sizi kurtuluşa davet ediyorum sizde beni ateşe çağırıyorsunuz

1. ve : ve
2. : ey
3. kavmi : kavmim
4. mâ lî : benim için nasıl (bir hal ki)
5. ed’û-kum : sizi çağırıyorum, davet ediyorum
6. ilâ en necâti : kurtuluşa
7. ve ted’ûne-nî : ve siz beni çağırıyorsunuz, davet ediyorsunuz
8. ilâ en nâri : ateşe

٤٢

تَدْعُونَنى لِاَكْفُرَ بِاللّهِ وَاُشْرِكَ بِه مَا لَيْسَ لى بِه عِلْمٌ وَاَنَا اَدْعُوكُمْ اِلَى الْعَزيزِ الْغَفَّارِ

(42) ted’uneni li ekfüra billahi ve üşrike bihi ma leyse li bihi ilmüv ve ene ed’uküm ilel azizil ğaffar
Siz beni çağırıyorsunuz Allah’ı inkar etmeye o’na ortak koşmaya hakkında hiçbir ilmim olmayan şeye ben de sizi davet ediyorum güçlü ve bağışlayıcı olana

1. ted’ûne-nî : siz beni çağırıyorsunuz, davet ediyorsunuz
2. li ekfure : inkâr etmeye, inkâra
3. bi allâhi : Allah’ı
4. ve uşrike : ve şirk koşmaya
5. bihî : ona
6. : şey
7. leyse : değil, yok
8. : benim
9. bi-hi : onunla
10. ilmun : ilim, bilgi
11. ve ene : ve ben
12. ed’û-kum : sizi çağırıyorum
13. ilâ el azîzi : azîz, üstün ve güçlü olana
14. el gaffâri : gaffar olan, mağrifet eden, günahları sevaba çeviren

٤٣

لَا جَرَمَ اَنَّمَا تَدْعُونَنى اِلَيْهِ لَيْسَ لَهُ دَعْوَةٌ فِى الدُّنْيَا وَلَا فِى الْاخِرَةِ وَاَنَّ مَرَدَّنَا اِلَى اللّهِ وَاَنَّ الْمُسْرِفينَ هُمْ اَصْحَابُ النَّارِ

(43) la cerame ennema ted’uneni ileyhi leyse lehu da’vetün fid dünya ve la fil ahirati ve enne meraddena ilellahi ve ennel müsrifine hüm ashabün nar
Hiç hükmü yok ki sizin beni kendisine davet etiğiniz (şeyin) onun davete bir hakkı yoktur dünya ve âhirette elbette bizim dönüşümüz Allah’adır muhakkak aşırı gidenler onlar ateş ehlidir

1. lâ cereme : hükmü yok, yetkisi yok
2. ennemâ : fakat, olan şey
3. ted’ûnenî : siz beni çağırıyorsunuz, davet ediyorsunuz
4. ileyhi : ona
5. leyse : değil, yok
6. lehu : onun
7. da’vetun : davet, çağrı
8. fî ed dunyâ : dünyada
9. ve lâ : ve yoktur
10. fî el âhireti : ahirette
11. ve enne : ve muhakkak
12. meredde-nâ : bizim reddimiz, dönüşümüz
13. ilâ allâhi : Allah’a
14. ve enne : ve muhakkak
15. el musrifîne : müsrifler, haddi aşanlar
16. hum : onlar
17. ashâbu en nâri : ateşin sahibi, ateş ehli

٤٤

فَسَتَذْكُرُونَ مَا اَقُولُ لَكُمْ وَاُفَوِّضُ اَمْرى اِلَى اللّهِ اِنَّ اللّهَ بَصيرٌ بِالْعِبَادِ

(44) fe setezkürune ma ekulü leküm ve üfevvidu emri ilellah innellahe basiyrum bil ibad
İlerde bileceksiniz siz benim söylediklerimi ben işimi Allah’a havale ediyorum muhakkak Allah kullarını görendir

1. fe : böylece, bundan sonra
2. se tezkurûne : yakında zikredeceksiniz, hatırlayacaksınız
3. : şey
4. ekûlu : ben söylüyorum
5. lekum : size
6. ve ufevvidu : ve havale ediyorum
7. emrî : işimi
8. ilâ allâhi : Allah’a
9. inne allâhe : muhakkak ki Allah
10. basîrun : gören
11. bi el ibâdi : kullarını

٤٥

فَوَقيهُ اللّهُ سَيَِّاتِ مَا مَكَرُوا وَحَاقَ بِالِ فِرْعَوْنَ سُوءُ الْعَذَابِ

(45) fe vekahüllahü seyyiati ma mekeru ve haka bi ali fir’avne suül azab
Nihayet Allah onu korudu onların mekirlerinden, kötülüklerinden firavun’un kavmini de kuşatıverdi o kötü azapla

1. fe : böylece
2. vekâ-hu : onu korudu
3. allâhu : Allah
4. seyyiâti : kötülükler
5. mâ mekerû : yaptıkları hileler
6. ve hâka : ve kuşattı
7. bi âli fir’avne : firavunun ailesini
8. sûu el azâbi : azabın kötüsü

٤٦

اَلنَّارُ يُعْرَضُونَ عَلَيْهَا غُدُوًّا وَعَشِيًّا وَيَوْمَ تَقُومُ السَّاعَةُ اَدْخِلُوا الَ فِرْعَوْنَ اَشَدَّ الْعَذَابِ

(46) ennaru yu’radune aleyha ğudüvvev ve aşiyya ve yevme tekumüs saatü edhilu ale fir’avne eşeddel azab
Onlar ateşe arz olunurlar sabah ve akşam ve kıyamet koptuğu gün firavun ve hanedanını atınız azabın en şiddetlisine (denir)

1. en nâru : ateş
2. yu’radûne : arz olunurlar
3. aleyhâ : ona, onun üzerine
4. guduvven : sabah
5. ve aşiyyen : ve akşam
6. ve yevme : ve gün
7. tekûmu : ikame olur, vuku bulur
8. es sâatu : saat, vakit
9. edhılû : dahil edin, sokun
10. âle firavne : firavunun ailesi
11. eşedde el azâbi : azabın (en) şiddetlisi

٤٧

وَاِذْ يَتَحَاجُّونَ فِى النَّارِ فَيَقُولُ الضُّعَفؤُا لِلَّذينَ اسْتَكْبَرُوا اِنَّا كُنَّا لَكُمْ تَبَعًا فَهَلْ اَنْتُمْ مُغْنُونَ عَنَّا نَصيبًا مِنَ النَّارِ

(47) ve iz yetehaccune fin nari fe yekulud duafaü lillezinestekberu inna künna leküm tebean fe hel entüm muğnune anna nasiybem minen nar
O zaman onlar cehennemde birbirleri ile çekişirken zayıf olanlar büyüklük taslayanlara diyecekler gerçekten biz size tâbi idik şimdi siz bizden savabiliyor musunuz? üzerimize gelen ateşi

1. ve iz : ve olduğu zaman
2. yetehâccûne : tartışırlar
3. fî en nâri : ateşte
4. fe : böylece, artık, o zaman
5. yekûlu : derler, söylerler
6. ed duafâu : zayıf olanlar
7. li ellezîne istekberû : kibirlenenlere
8. innâ : muhakkak ki biz
9. kunnâ : biz olduk
10. lekum : size
11. tebean : tâbî
12. fe : artık, şimdi
13. hel : mı
14. entum : siz
15. mugnûne : uzaklaştıranlar, giderenler
16. an-nâ : bizden
17. nasîben : nasip, pay
18. min : den
19. en nâri : ateş

٤٨

قَالَ الَّذينَ اسْتَكْبَرُوا اِنَّا كُلٌّ فيهَا اِنَّ اللّهَ قَدْ حَكَمَ بَيْنَ الْعِبَادِ

(48) kalel lezi nestekberu inna küllün fiha innellahe kad hakeme beynel ibad
Diyecek büyüklük taslayanlar artık hepimiz onun içindeyiz elbette Allah kulları arasında hükmünü verdi

1. kâle : dedi
2. ellezîne : onlar
3. istekberû : kibirlendiler
4. innâ : muhakkak biz
5. kullun : hepsi
6. fî-hâ : orada
7. innallâhe (inne allâhe) : muhakakk ki Allah
8. kad : olmuştur
9. hakeme : hüküm verdi
10. beyne : arasında
11. el ibâdi : kullar

٤٩

وَقَالَ الَّذينَ فِى النَّارِ لِخَزَنَةِ جَهَنَّمَ ادْعُوا رَبَّكُمْ يُخَفِّفْ عَنَّا يَوْمًا مِنَ الْعَذَابِ

(49) ve kalellezine fin nari li hazeneti cehennemed’ u rabbeküm yühaffif anna yevmem minel azab
Cehennemde olanlar diyecek cehennemin bekçilerine Rabbinize yalvarın bizden bir gün olsun azabı hafifletsin

1. ve kâle : ve dedi
2. ellezîne : onlar
3. : de, içinde
4. en nâri : ateş
5. li hazeneti : bekçilere
6. cehenneme : cehennem
7. ud’û : dua edin, yalvarın
8. rabbe-kum : sizin Rabbiniz
9. yuhaffif : hafifletsin
10. an-nâ : bizden
11. yevmen : bir gün
12. min : den
13. el azâbi : azap

Sayfa:472

٥٠

قَالُوا اَوَلَمْ تَكُ تَاْتيكُمْ رُسُلُكُمْ بِالْبَيِّنَاتِ قَالُوا بَلى قَالُوا فَادْعُوا وَمَا دُعؤُا الْكَافِرينَ اِلَّا فى ضَلَالٍ

(50) kalu eve lem tekü te’tiküm rusülüküm bil beyyinat kalu bela kalu fed’u ve ma düaül kafirine illa fi dalal
Derler size gelmedi mi? resullerimiz açık delillerle evet derler o halde dua edin (ancak) kâfirlerin duaları boş ve asılsızdır

1. kâlû : dediler
2. e ve lem teku : ve olmadı mı
3. te’tî-kum : size geldi
4. rusulu-kum : sizin resûlleriniz
5. bi el beyyinâti : beyyinelerle, belgelerle, delillerle
6. kâlû : dediler
7. belâ : evet
8. kâlû : dediler
9. fe : artık, öyleyse
10. ud’û : dua edin, yalvarın
11. ve mâ : ve değil
12. duâu el kâfirîne : kâfirlerin duası
13. illâ : sadece, den başka
14. : içinde
15. dalâlin : dalâlet

٥١

اِنَّا لَنَنْصُرُ رُسُلَنَا وَالَّذينَ امَنُوا فِى الْحَيوةِ الدُّنْيَا وَيَوْمَ يَقُومُ الْاَشْهَادُ

(51) inna lenensuru rusülena vellezine amenu fil hayatid dünya ve yevme yekumul eşhad
Şüphe yok ki biz resullerimize yardım edeceğiz ve iman edenlere de, dünya hayatında hem de şahitlerin şahitlik edeceği günde

1. innâ : muhakkak ki biz
2. le : mutlaka
3. nensuru : yardım edeceğiz
4. rusule-nâ : (bizim) resûllerimiz
5. ve : ve
6. ellezîne âmenû : âmenû olanlar
7. : de, içinde
8. el hayâti ed dunyâ : dünya hayatı
9. ve : ve
10. yevme : gün
11. yekûmu : kaim olur
12. el eşhâdu : şahitler

٥٢

يَوْمَ لَايَنْفَعُ الظَّالِمينَ مَعْذِرَتُهُمْ وَلَهُمُ اللَّعْنَةُ وَلَهُمْ سُوءُ الدَّارِ

(52) yevme la yenfeuz zalimine ma’ziratühüm ve lehümül la’netü ve lehüm suüd dar
O gün fayda vermeyecektir özür dilemesi zalimlerin ve onlara lanet, ve onlara yurdun kötüsü (vardır)

1. yevme : gün
2. lâ yenfeu : fayda vermez
3. ez zâlimîne : zalimler
4. ma’ziretu-hum : onların mazeretleri, özürleri
5. ve lehumullâ’netu (lehum el lâ’netu) : ve lânet onlar içindir
6. ve lehum : ve onlara, onların
7. sûu ed dâri : yurdun kötüsü (kötü yurt)

٥٣

وَلَقَدْ اتَيْنَا مُوسَى الْهُدى وَاَوْرَثْنَا بَنى اِسْرَاءلَ الْكِتَابَ

(53) ve le kad ateyna musel hüda ve evrasna beni israilel kitab
Yemin olsun biz verdik Musa’ya hidayet miras bıraktık israil oğullarına da kitabı

1. ve : ve
2. lekad : andolsun
3. âteynâ : biz verdik
4. mûsâ : Musa
5. el hudâ : hidayet
6. ve : ve
7. evresnâ : varis kıldık
8. benî isrâîle : İsrailoğulları
9. el kitâbe : kitap

٥٤

هُدًى وَذِكْرى لِاُولِى الْاَلْبَابِ

(54) hüdev ve zikra li ülil elbab
Bir hidayet ve öğüt (diye yaptık) akıl sahiplerine

1. huden : hidayet
2. ve : ve
3. zikrâ : zikir
4. li : için
5. ulî el elbâbi : ulûl’elbab, daimî zikir sahipleri

٥٥

فَاصْبِرْ اِنَّ وَعْدَ اللّهِ حَقٌّ وَاسْتَغْفِرْ لِذَنْبِكَ وَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ بِالْعَشِىِّ وَالْاِبْكَارِ

(55) fasbir inne va’dellahi hakkuv vestağfir li zembike ve sebbih bi hamdi rabbike bil aşiyyi vel ibkar
O halde sen sabret Allah’ın vaadi elbette haktır günahlarına mağfiret dile Rabbini hamd ile tesbih et sabah ve akşam

1. fasbir (fe ısbir) : öyleyse sabret
2. inne : muhakkak ki
3. va’de allâhi : Allah’ın vaadi
4. hakkun : haktır
5. vestagfir (ve istagfir) : ve mağfiret dile
6. li : için
7. zenbi-ke : senin günahın
8. ve : ve
9. sebbih : tesbih et
10. bi hamdi : hamd ile
11. rabbi-ke : senin Rabbin
12. bi el aşiyyi : akşamleyin
13. ve el ibkâri : ve bâkir zaman, sabah

٥٦

اِنَّ الَّذينَ يُجَادِلُونَ فى ايَاتِ اللّهِ بِغَيْرِ سُلْطَانٍ اَتيهُمْ اِنْ فى صُدُورِهِمْ اِلَّا كِبْرٌ مَا هُمْ بِبَالِغيهِ فَاسْتَعِذْ بِاللّهِ اِنَّهُ هُوَ السَّميعُ الْبَصيرُ

(56) innellezine yücadilune fi ayatillahi bi ğayri sültanin etahüm in fi sudurihim illa kibrum ma hüm bi baligiyh festeiz billah innehu hüves semiul besiyr
O şahıslar mücadele ederler Allah’ın ayetleri ile kendilerine bir hüccet gelmiş değilken onların göğüslerinde yoktur ona ulaşamayacakları bir kibirden başka (bir şey) hemen ondan Allah’a sığının muhakkak o, işiten, görendir

1. inne : muhakkak
2. ellezîne : onlar
3. yucâdilûne : mücâdele ediyorlar
4. : hakkında, de
5. âyâti allâhi : Allah’ın âyetleri
6. bi gayri : olmaksızın
7. sultânin : bir sultan
8. etâ-hum : onlara geldi
9. in : ancak, sadece
10. : içinde, de
11. sudûri-him : onların sadırları, sineleri
12. illâ (in … illâ) : ancak, sadece
13. kibrun : kibir, büyüklenme
14. mâ hum : onlar değil
15. bi bâligî-hi : ona ulaşacak olan
16. festeiz : (fe isteiz)
17. fe : öyleyse, artık
18. isteiz : sığın
19. bi allâhi : Allah’a
20. inne-hu : muhakkak ki o
21. huve : o
22. es semîu : en iyi işiten
23. el basîru : gören

٥٧

لَخَلْقُ السَّموَاتِ وَالْاَرْضِ اَكْبَرُ مِنْ خَلْقِ النَّاسِ وَلكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَايَعْلَمُونَ

(57) le halkus semavati vel erdi ekberu min halkın nasi ve lakinne ekseran nasi la ya’lemun
Elbette semaları ve arzı yaratmak insanları yaratmaktan daha büyüktür lâkin insanların çoğu bunu bilmezler

1. le : mutlaka, muhakkak ki
2. halku : yaratılış
3. es semâvâti : semalar, gökler
4. ve el ardı : ve arz, yeryüzü, yer
5. ekberu : daha büyük
6. min : den
7. halkı : yaratılış
8. en nâsi : insanlar
9. ve : ve
10. lâkinne : lâkin, fakat
11. eksere en nâsi : insanların çoğu
12. lâ ya’lemûne : bilmezler

٥٨

وَمَا يَسْتَوِى الْاَعْمى وَالْبَصيرُ وَالَّذينَ امَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَلَا الْمُسىءُ قَليلًا مَاتَتَذَكَّرُونَ

(58) ve ma yestevil a’ma vel besiyru vellezine amenu ve amilus salihati ve lel müsi’ kalilem ma tetezekkerun
Görmeyen ile gören bir olur mu? iman edip salih amel işleyenler ile kötülük yapan (bir olur mu?) siz çok az düşünüyorsunuz

1. ve : ve
2. : değil
3. yestevî : müsavi, eşit, bir
4. el a’mâ : âmâ, kör
5. ve : ve
6. el basîru : gören
7. ve ellezîne âmenû : ve âmenû olanlar
8. ve : ve
9. amilû : yaptılar, işlediler
10. es sâlihâti : salih ameller, nefs tezkiyesi
11. ve lâ : ve değil
12. el musîu : kötülük yapan
13. kalîlen mâ : ne kadar az
14. tetezekkerûne : tezekkür ediyorsunuz

Sayfa:473

٥٩

اِنَّ السَّاعَةَ لَاتِيَةٌ لَارَيْبَ فيهَا وَلكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَايُؤْمِنُونَ

(59) innes saate le atiyetül la raybe fiha ve lakinne ekseran nasi la yü’minun
Kıyamet mutlaka gelecektir ondan hiçbir şüphe yoktur lâkin insanların çoğu inanmazlar

1. inne : muhakkak
2. es sâate : o saat (bilinen zaman)
3. le : mutlaka
4. âtiyetun : gelecek
5. lâ reybe : kuşku, şüphe yoktur
6. fîhâ : onda
7. ve lâkinne : ve lâkin, fakat
8. eksere : çok, ekseriyet
9. en nâsi : insanlar
10. lâ yû’minûne : îmân etmezler, inanmazlar

٦٠

وَقَالَ رَبُّكُمُ ادْعُونى اَسْتَجِبْ لَكُمْ اِنَّ الَّذينَ يَسْتَكْبِرُونَ عَنْ عِبَادَتى سَيَدْخُلُونَ جَهَنَّمَ دَاخِرينَ

(60) ve kale rabbükümüd’ uni estecib leküm innellezine yestekbirune an ibadeti seyedhulune cehenneme dahirin
Rabbiniz dedi (bana dua edin ki) sizin (duanızı) kabul edeyim çünkü büyüklenirler ibadet etmekten cehenneme gireceklerdir hakir, zelil olarak

1. ve : ve
2. kâle : dedi
3. rabbu-kum : sizin Rabbiniz
4. ud’û-nî : bana dua edin
5. estecib : (ben) icabet edeyim
6. lekum : size, sizin için
7. inne : muhakkak
8. ellezîne : onlar
9. yestekbirûne : kibirlenirler
10. an ibâdetî : bana kul olmaktan
11. se yedhulûne : dahil olacaklar, girecekler
12. cehenneme : cehennem
13. dâhırîne : alçalmışlar olarak, hakir ve zelil olarak

٦١

اَللّهُ الَّذى جَعَلَ لَكُمُ الَّيْلَ لِتَسْكُنُوا فيهِ وَالنَّهَارَ مُبْصِرًا اِنَّ اللّهَ لَذُو فَضْلٍ عَلَى النَّاسِ وَلكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَايَشْكُرُونَ

(61) allahüllezi ceale lekümül leyle li teskünu fihi ven nehara mübsira innellahe le zu fadlin alen nasi ve lakinne ekseran nasi la yeşkürun
Allah o’dur ki sizin için geceyi yaratmış içinde dinlenesiniz diye gündüzü de aydınlık yapmış muhakkak Allah insanlara karşı ihsan sahibidir lâkin insanların çoğu şükür etmezler

1. allâhu : Allah
2. ellezî : ki o
3. ceale : kıldı, yaptı, yarattı
4. lekum(u) : sizin için
5. el leyle : gece
6. li teskunû : sükûn bulmanız için
7. fîhi : onda, içinde, de
8. ve : ve
9. en nehâre : gündüz
10. mubsıren : gösterici, aydınlatıcı
11. inne : muhakkak
12. allâhe : Allah
13. le : mutlaka, elbette
14. zû fadlin : fazlın sahibi
15. alâ en nâsi : insanlara, insanlar üzerinde
16. ve lâkinne : ve lâkin, fakat
17. eksere : çok, ekseriyet
18. en nâsi : insanlar
19. lâ yeşkurûne : şükretmezler

٦٢

ذلِكُمُ اللّهُ رَبُّكُمْ خَالِقُ كُلِّ شَىْءٍ لَا اِلهَ اِلَّا هُوَ فَاَنّى تُؤْفَكُونَ

(62) zalikümüllahü rabbüküm haliku külli şey’ la ilahe illa hüve fe enna tü’fekun
İşte sizin Rabbiniz Allah ki, her şeyi yaratandır ondan başka ilah yoktur o halde nasıl oluyor da döndürülüyorsunuz

1. zâlikum(u) : işte bu
2. allâhu : Allah
3. rabbu-kum : sizin Rabbiniz
4. hâliku : yaratan, yaratıcı
5. kulli şey’in : herşey
6. lâ ilâhe : ilâh yoktur
7. illâ : ancak, den başka
8. huve : o
9. fe : öyleyse
10. ennâ : nasıl
11. tu’fekûne : döndürülüyorsunuz

٦٣

كَذلِكَ يُؤْفَكُ الَّذينَ كَانُوا بِايَاتِ اللّهِ يَجْحَدُونَ

(63) kezalike yü’fekül lezine kanu bi ayatillahi yechadun
İşte böyle döndürülürler. Onlar oldular Allah’ın âyetlerini bilerek inatla inkâr edenler

1. kezâlike : işte böyle
2. yu’feku : döndürülürler
3. ellezîne : onlar
4. kânû : oldular
5. bi âyâti allâhi : Allah’ın âyetlerini
6. yechadûne : bilerek inatla inkâr ederler

٦٤

اَللّهُ الَّذى جَعَلَ لَكُمُ الْاَرْضَ قَرَارًا وَالسَّمَاءَ بِنَاءً وَصَوَّرَكُمْ فَاَحْسَنَ صُوَرَكُمْ وَرَزَقَكُمْ مِنَ الطَّيِّبَاتِ ذلِكُمُ اللّهُ رَبُّكُمْ فَتَبَارَكَ اللّهُ رَبُّ الْعَالَمينَ

(64) allahüllezi ceale lekümül erda kararav ves semae binaev ve savveraküm fe ahsene suveraküm ve razekaküm minet tayyibat zalikümüllahü rabbüküm fe tebarakellahü rabbül alemin
Allah ki sizin için yeri karargah yaptı ve semayı da bina size suret vermiş sonra suretlerinizi güzelleştirmiş ve size rızıkta vermiştir pak nimetlerden işte sizin Rabbiniz bu Allah’tır Allah ne mübarektir (o) alemlerin Rabbi olan

1. allâhu : Allah
2. ellezî : ki o
3. ceale : kıldı, yaptı, yarattı
4. lekum(u) : sizin için, size
5. el arda : arz, yeryüzü
6. karâren : karar yeri, yerleşme yeri
7. ve es semâe : ve sema, gökyüzü
8. binâen : bina olarak (oluşturdu)
9. ve savvere-kum : ve sizi tasvir etti, suret verdi (şekil verdi)
10. fe : sonra
11. ahsene : ahsen kıldı, en güzel şekli verdi
12. suvere-kum : sizin suretleriniz
13. ve razaka-kum : ve sizi rızıklandırdı
14. min : den
15. et tayyibâti : temiz, helâl
16. zâlikum(u) : işte bu
17. allâhu : Allah
18. rabbu-kum : sizin Rabbiniz
19. fe : işte
20. tebâreke : mübarek, yüce
21. allâhu : Allah
22. rabbu el âlemîne : âlemlerin rabbi

٦٥

هُوَ الْحَىُّ لَا اِلهَ اِلَّا هُوَ فَادْعُوهُ مُخْلِصينَ لَهُ الدّينَ اَلْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمينَ

(65) hüvel hayyü la ilahe illa hüve fed’uhü muhlisiyne lehüd din elhamdü lillahi rabbil alemin
Hayat sahibi o’dur ondan başka ilah yoktur o halde o’na ihlaslılar olarak, dinine uygun dua edin hamd Allah’a mahsustur alemlerin Rabbi olan

1. huve : o
2. el hayyu : hayy, diri, hayatta
3. lâ ilâhe : ilâh yoktur
4. illâ huve : ondan başka
5. fe : öyleyse
6. ud’û-hu : ona dua edin
7. muhlisîne : muhlis olarak, halis kılarak
8. lehu : ona
9. ed dîne : dîn
10. el hamdu : hamd
11. li allâhi : Allah için, Allah’a mahsus
12. rabbi : Rabb
13. el âlemîne : âlemler

٦٦

قُلْ اِنّى نُهيتُ اَنْ اَعْبُدَ الَّذينَ تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّهِ لَمَّا جَاءَنِىَ الْبَيِّنَاتُ مِنْ رَبّى وَاُمِرْتُ اَنْ اُسْلِمَ لِرَبِّ الْعَالَمينَ

(66) kul inni nühitü en a’büdellezine ted’une min dunillahi lemma cae niyel beyyinatü mir rabbi ve ümirtü en üslime li rabbil alemin
De ki ben kesinlikle men edildim yalvardıklarınıza tapmaktan Allah’tan başka vaktaki geldi Rabbimden bana açık açık deliller bana teslim olmam emredildi alemlerin Rabbine

1. kul : de, söyle
2. innî : muhakkak ki ben
3. nuhîtu : nehyedildim, men edildim
4. en a’budu : kul olmak
5. ellezîne : onlar
6. ted’ûne : siz tapıyorsunuz
7. min dûni allâhi : Allah’tan başka
8. lemmâ : olduğu zaman
9. câeniye : bana geldi
10. el beyyinâtu : beyyineler, deliller
11. min rabbî : benim Rabbimden
12. ve umirtu : ve ben emrolundum
13. en uslime : teslim olmak
14. li rabbi el âlemîne : âlemlerin Rabbine

Sayfa:474

٦٧

هُوَ الَّذى خَلَقَكُمْ مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ مِنْ نُطْفَةٍ ثُمَّ مِنْ عَلَقَةٍ ثُمَّ يُخْرِجُكُمْ طِفْلًا ثُمَّ لِتَبْلُغُوا اَشُدَّكُمْ ثُمَّ لِتَكُونُوا شُيُوخًا وَمِنْكُمْ مَنْ يُتَوَفّى مِنْ قَبْلُ وَلِتَبْلُغُوا اَجَلًا مُسَمًّى وَلَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ

(67) hüvellezi halekaküm min türabin sümme min nutfetin sümme min alekatin sümme yuhricüküm tiflen sümme li teblüğu eşüddeküm sümme li tekunu şüyuha ve minküm mey yüteveffa min kablü ve li teblüğu ecelem müsemmev ve lealleküm ta’kılun
O, sizi ilk önce topraktan yarattı sonra nutfeden sonra oluşan et parçasından sonra sizi çıkardı bebek olarak sonra bir çağa erişiyorsunuz siz güçlü kuvvetli sonra ihtiyarlık haline getiriliyorsunuz sizden kiminin ruhunu daha önceden almaktadır buna eresiniz diye tayin edilmiş bir ecele kadar umulur ki siz akıl edersiniz

1. huve : o
2. ellezî : ki o
3. halaka-kum : sizi yarattı
4. min : den
5. turâbin : toprak
6. summe : sonra
7. min : den
8. nutfetin : nutfe, bir damla su
9. summe : sonra
10. min : den
11. alakatin : alaka, bir noktaya asılı damla, embriyo
12. summe : sonra
13. yuhricu-kum : sizi çıkarır
14. tıflen : çocuk
15. summe : sonra
16. li : için
17. teblugû : ulaşırsınız, erişirsiniz
18. eşudde-kum : sizin en kuvvetli çağınız
19. summe : sonra
20. li : için
21. tekûnû : siz olursunuz
22. şuyûhan : şeyhler, yaşlılar, ihtiyarlar
23. ve min-kum : ve sizden
24. men : kim, kimse
25. yuteveffâ : vefat ettirilir, öldürülür
26. min kablu : önceden
27. ve : ve
28. li : için
29. teblugû : ulaşırsınız, erişirsiniz
30. ecelen : ecel, süre
31. musemmen : isimlendirilmiş, belirlenmiş
32. ve : ve
33. lealle-kum : umulur ki siz böylece
34. ta’kılûne : akıl edersiniz

٦٨

هُوَ الَّذى يُحْي وَيُميتُ فَاِذَا قَضى اَمْرًا فَاِنَّمَا يَقُولُ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ

(68) hüvellezi yuhyi ve yümit fe iza kada emran fe innema yekulü lehu kün fe yekun
O, diriltir hem öldürür bir işe hüküm verdiği zaman ona sadece “ol” der hemen oluverir

1. huve : o
2. ellezî : ki o
3. yuhyî : hayat verir, yaşatır
4. ve yumîtu : ve öldürür
5. fe : o taktirde, o zaman
6. izâ kadâ : hükmettiği zaman
7. emren : bir iş
8. fe innemâ : o zaman sadece
9. yekûlu : söyler, der
10. lehu : ona
11. kun : ol
12. fe yekûnu : o zaman, hemen olur

٦٩

اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذينَ يُجَادِلُونَ فى ايَاتِ اللّهِ اَنّى يُصْرَفُونَ

(69) e lem tera ilellezine yücadilune fi ayatillah enna yusrafun
Görmez misiniz? mücadele edenler Allah’ın ayetleri ile nasılda, döndürülüyorlar

1. e : mi
2. lem tere : görmedin
3. ilellezîne (ilâ ellezîne) : onları
4. yucâdilûne : mücâdele ediyorlar, tartışıyorlar
5. : hakkında
6. âyâti allâhi : Allah’ın âyetleri
7. ennâ : nasıl
8. yusrafûne : döndürülüyorlar

٧٠

اَلَّذينَ كَذَّبُوا بِالْكِتَابِ وَبِمَا اَرْسَلْنَا بِه رُسُلَنَا فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ

(70) ellezine kezzebu bil kitabi ve bima erselna bihi rusülena fe sevfe ya’lemun
O kimseler ki, bu kitabı yalanlayanlar ve resullerimizle gönderdiklerimizi artık ilerde bilecekler

1. ellezîne : onlar
2. kezzebû : yalanladılar
3. bi el kitâbi : kitabı
4. ve : ve
5. bimâ : şeyleri
6. erselnâ : biz gönderdik
7. bi-hi : onunla, onu
8. rusule-nâ : bizim resûllerimiz
9. fe : fakat
10. sevfe : yakında
11. ya’lemûne : bilecekler

٧١

اِذِ الْاَغْلَالُ فى اَعْنَاقِهِمْ وَالسَّلَاسِلُ يُسْحَبُونَ

(71) izil ağlalü fi a’nakihim ves selasil yüshabun
O zaman boyunlarında halkalar ve zincirlerle sürükleneceklerdir

1. iz(i) : olduğu zaman
2. el aglâlu : halkalar
3. fî a’nâkı-him : onların boyunlarında
4. ve : ve
5. es selâsilu : zincirler
6. yushabûne : sürüklenecekler

٧٢

فِى الْحَميمِ ثُمَّ فِى النَّارِ يُسْجَرُونَ

(72) fil hamimi sümme fin nari yüscerun
Kaynar suyun içinde sonra ateşin içinde kavrulacaklar

1. : içinde, de
2. el hamîmi : kaynar su
3. summe : sonra
4. : içinde, de
5. en nâri : ateş
6. yuscerûne : tutuşturulacaklar, yakılacaklar

٧٣

ثُمَّ قيلَ لَهُمْ اَيْنَ مَاكُنْتُمْ تُشْرِكُونَ

(73) sümme kıle lehüm eyne ma küntüm tüşrikun
Sonra onlara denilecek ortak koştuklarınız nerede

1. summe : sonra
2. kîle : denildi
3. lehum : onlara
4. eyne : nerede
5. : şey(ler)
6. kuntum : siz oldunuz
7. tuşrikûne : siz şirk koşuyorsunuz

٧٤

مِنْ دُونِ اللّهِ قَالُوا ضَلُّوا عَنَّا بَلْ لَمْ نَكُنْ نَدْعُوا مِنْ قَبْلُ شَيًْا كَذلِكَ يُضِلُّ اللّهُ الْكَافِرينَ

(74) min dunillah kalu dallu anna bel lem nekün ned’u min kablü şey’a kezalike yüdillüllahül kafirin
Allah’tan başka derler bizden kayboldu doğrusu biz tapar değildik bundan önce hiçbir şeye işte Allah kâfirleri böyle şaşırtır

1. min : den
2. dûni allâhi : Allah’tan başka
3. kâlû : dediler
4. dallû : saptılar, uzaklaştılar
5. annâ : bizden
6. bel : hayır, bilâkis
7. lem nekun : biz olmadık, biz değildik
8. ned’û : tapıyoruz
9. min kablu : daha önceden
10. şey’en : bir şey
11. kezâlike : işte böyle
12. yudıllu : dalâlette bırakır
13. allâhu : Allah
14. el kâfirîne : kâfirler

٧٥

ذلِكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَفْرَحُونَ فِى الْاَرْضِ بِغَيْرِ الْحَقِّ وَبِمَا كُنْتُمْ تَمْرَحُونَ

(75) zaliküm bima küntüm tefrahune fil erdi bi ğayril hakkı ve bima küntüm temrahun
Çünkü siz seviniyordunuz yeryüzünde ki haksızlıklara siz taşkınlık yapanlardandınız

1. zâlikum : işte bu
2. bimâ : sebebiyle, nedeniyle
3. kuntum : siz oldunuz
4. tefrehûne : (ferahlanıyorsunuz) şımarıyorsunuz
5. fî el ardı : yeryüzünde
6. bi gayri : olmaksızın
7. el hakkı : hak
8. ve : ve
9. bimâ : sebebiyle, nedeniyle
10. kuntum : siz oldunuz
11. temrehûne : böbürleniyorsunuz, azıyorsunuz

٧٦

اُدْخُلُوا اَبْوَابَ جَهَنَّمَ خَالِدينَ فيهَا فَبِءْسَ مَثْوَى الْمُتَكَبِّرينَ

(76) üdhulu ebvabe cehenneme halidine fiha fe bi’se mesvel mütekebbirin
Cehennemin kapılarından girin içinde ebedi kalmak üzere büyüklenenlerin yeri ne kötüdür

1. udhulû : dahil olun, girin
2. ebvâbe : kapılar
3. cehenneme : cehennem
4. hâlidîne : ebediyyen kalacak olanlar
5. fîhâ : orada
6. fe : bundan sonra, artık
7. bi’se : ne kötü
8. mesvâ : kalınan yer
9. el mutekebbirîne : mütekebbirler, kibirlenenler

٧٧

فَاصْبِرْ اِنَّ وَعْدَ اللّهِ حَقٌّ فَاِمَّا نُرِيَنَّكَ بَعْضَ الَّذى نَعِدُهُمْ اَوْ نَتَوَفَّيَنَّكَ فَاِلَيْنَا يُرْجَعُونَ

(77) fasbir inne va’dellahi hakk fe imma nüriyenneke ba’dallezi neidühüm ev neteveffeyenneke fe ileyna yürceun
Onun için sabret elbette Allah’ın vaadi haktır artık sana göstereceğiz onlara vaad ettiğimiz azabın bir kısmını yahut senin ruhunu kendimize alacağız onlar ancak bize döndürülecekler

1. fasbir (fe ısbir) : öyleyse sabret
2. inne : muhakkak ki
3. va’dallâhi (va’de allâhi) : Allah’ın vaadi
4. hakkun : hak
5. fe : böylece, artık
6. immâ : amma, ya, veya
7. nuriyenne-ke : sana gösteririz
8. ba’da : bazı, bir kısım
9. ellezî : ki o
10. neıdu-hum : onlara vaadediyoruz
11. ev : veya
12. neteveffeyenne-ke : seni vefat ettiririz
13. fe : sonra, sonunda
14. ileynâ : bize
15. yurceûne : (onlar) döndürülecekler

Sayfa:475

٧٨

وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا رُسُلًا مِنْ قَبْلِكَ مِنْهُمْ مَنْ قَصَصْنَا عَلَيْكَ وَمِنْهُمْ مَنْ لَمْ نَقْصُصْ عَلَيْكَ وَمَا كَانَ لِرَسُولٍ اَنْ يَاْتِىَ بِايَةٍ اِلَّا بِاِذْنِ اللّهِ فَاِذَا جَاءَ اَمْرُ اللّهِ قُضِىَ بِالْحَقِّ وَخَسِرَ هُنَالِكَ الْمُبْطِلُونَ

(78) ve le kad erselna rusülem min kablike minhüm men kasasna aleyke ve minhüm mel lem naksus aleyk ve ma kane li rasulin ey ye’tiye bi ayetin illa bi iznillah fe iza cae emrallahi kudiye bil hakkı ve hasira hünalikel mübtilun
Yemin olsun gönderdik senden önce de resuller onlardan bir kısmının kıssasını sana haber verdik onlardan kimini de sana anlatmadık hiçbir resul ayet getiremez Allah’ın izni olmadıkça Allah’ın emri geldiği zaman hak yerine getirilir işte burada hüsrana uğrar bozguncular

1. ve lekad : ve andolsun
2. erselnâ : biz gönderdik
3. rusulen : resûller
4. min kabli-ke : senden önce
5. min-hum : onlardan
6. men : kim, kimse
7. kasasnâ : (kıssa ettik) anlattık
8. aleyke : sana
9. ve min-hum : ve onlardan
10. men : kim, kimse
11. lem naksus : (kıssa etmedik) anlatmadık
12. aleyke : sana
13. ve mâ kâne : ve değildir
14. li : için
15. resûlin : bir resûl
16. en ye’tiye : getirmesi
17. bi âyetin : bir âyeti
18. illâ : olmadan
19. bi izni allâhi : Allah’ın izni ile
20. fe izâ : olduğunda, o zaman
21. câe : geldi
22. emru allâhi : Allah’ın emri
23. kudıye : hükmedilir
24. bi el hakkı : hak ile
25. ve hasire : ve hüsrana uğradı
26. hunâli-ke : orada
27. el mubtılûne : bâtılı isteyenler

٧٩

اَللّهُ الَّذى جَعَلَ لَكُمُ الْاَنْعَامَ لِتَرْكَبُوا مِنْهَا وَمِنْهَا تَاْكُلُونَ

(79) allahüllezi ceale lekümül en’ame li terkebu minha ve minha te’külun
(O) Allah ki sizin için hayvanları yarattı onlardan bir kısmına binersiniz onlardan bir kısmını da yersiniz

1. allâhu : Allah
2. ellezî : ki o
3. ceale : kıldı, yaptı, yarattı
4. lekum(u) : sizin için
5. el en’âme : (dört ayaklı) hayvan
6. li : için
7. terkebû : binersiniz
8. min-hâ : ondan, ona
9. ve : ve
10. min-hâ : ondan
11. te’kulûne : yersiniz

٨٠

وَلَكُمْ فيهَا مَنَافِعُ وَلِتَبْلُغُوا عَلَيْهَا حَاجَةً فى صُدُورِكُمْ وَعَلَيْهَا وَعَلَى الْفُلْكِ تُحْمَلُونَ

(80) ve leküm fiha menafiu ve li teblüğu aleyha haceten fi suduriküm ve aleyha ve alel fülki tuhmelun
Sizin için onlarda faydalar var ulaşım için onlara (binersiniz) gönüllerinizde ki bir amaca (ulaşmak için) onların üzerinde ve gemilerin üzerinde taşınırsınız

1. ve lekum : ve sizin için
2. fî-hâ : onda vardır
3. menâfiu : faydalar, yararlar
4. ve li : ve için
5. teblugû : ulaşırsınız
6. aleyhâ : onun üstünde
7. hâceten : hacet, ihtiyaç, arzu, istek
8. : içinde, de
9. sudûri-kum : sineleriniz, göğüsleriniz
10. ve aleyhâ : ve onların üstünde
11. ve alâ : ve üzerinde
12. el fulki : gemiler
13. tuhmelûne : taşınırsınız

٨١

وَيُريكُمْ ايَاتِه فَاَىَّ ايَاتِ اللّهِ تُنْكِرُونَ

(81) ve yüriküm ayatihi fe eyye ayatillahi tünkirun
Size o ayetlerini gösteriyor artık Allah’ın hangi ayetini inkar edersiniz

1. ve : ve
2. yurî-kum : size gösteriyor
3. âyâti-hi : onun âyetleri
4. fe : artık, hâlâ
5. eyye : hangi, hangisi
6. âyâti allâhi : Allah’ın âyetleri
7. tunkirûne : siz inkâr ediyorsunuz

٨٢

اَفَلَمْ يَسيرُوا فِى الْاَرْضِ فَيَنْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذينَ مِنْ قَبْلِهِمْ كَانُوا اَكْثَرَ مِنْهُمْ وَاَشَدَّ قُوَّةً وَاثَارًا فِى الْاَرْضِ فَمَا اَغْنى عَنْهُمْ مَا كَانُوا يَكْسِبُونَ

(82) e fe lem yesiru fil erdi fe yenzuru keyfe kane akibetül lezine min kablihim kanu eksera minhüm ve eşedde kuvvetev ve asaran fil erdi fe ma ağna anhüm ma kanu yeksibun
Yeryüzünü gezip bir bakmadılar mı? nasıl olmuş akıbeti onlardan öncekilerin kendilerinden öncekiler sayıca daha çok(lardı), kuvvetçe daha şedittiler yeryüzünde ki eserlerce de daha üstün idiler kendilerini kurtaramadı öyle iken kazandıkları şeyler

1. e : mi
2. fe : öyleyse
3. lem yesîrû : dolaşmadılar
4. : de
5. el ardı : yeryüzü
6. fe : böylece, artık
7. yenzurû : baksınlar
8. keyfe : nasıl
9. kâne : idi, oldu
10. âkıbetu : akıbet, son
11. ellezîne : onlar
12. min : den
13. kabli-him : onlardan önce
14. kânû : idiler, oldular
15. eksere : daha çok
16. min-hum : onlardan
17. ve eşedde : ve daha kuvvetli
18. kuvveten : kuvvet
19. ve âsâren : ve eserler
20. fî el ardı : yeryüzünde
21. fe : bundan sonra
22. mâ agnâ : müstağni kılmadı, fayda vermedi
23. an-hum : onlardan
24. : şey
25. kânû : idiler, oldular
26. yeksibûne : kesbediyorlar, kazanıyorlar

٨٣

فَلَمَّا جَاءَتْهُمْ رُسُلُهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ فَرِحُوا بِمَا عِنْدَهُمْ مِنَ الْعِلْمِ وَحَاقَ بِهِمْ مَا كَانُوا بِه يَسْتَهْزِؤُنَ

(83) felemma caethüm rusülühüm bil beyyinati ferihu bima indehüm minel ilmi ve haka bihim ma kanu bihi yestehziun
Vaktaki onlara gelince resullerimiz mucizelerle yanlarında ki ilimle sevindiler kendilerini sarıverdi alay ettikleri şey

1. fe : böylece
2. lemmâ : olduğu zaman
3. câet-hum : onlara geldi
4. rusulu-hum : onların resûlleri
5. bi el beyyinâti : apaçık beyyinelerle, belgelerle
6. ferihû : sevinirler, şımarırlar, ferahlarlar
7. bimâ : o şeyle
8. inde-hum : yanlarında
9. min : den
10. el ilmi : ilim
11. ve : ve
12. hâka : kuşattı, sardı
13. bi-him : onları
14. : şey
15. kânû : idiler, oldular
16. bi-hi : onunla
17. yestehziûne : alay, istihza ederler

٨٤

فَلَمَّا رَاَوْا بَاْسَنَا قَالُوا امَنَّا بِاللّهِ وَحْدَهُ وَكَفَرْنَا بِمَا كُنَّا بِه مُشْرِكينَ

(84) felemma raev be’sena kalu amenna billahi vahdehu ve kefarna bima künna bihi müşrikin
Vaktaki azabımızı görünce dediler Allah’ın birliğine iman ettik ve o’na ortak koştuğumuz şeyleri inkar ettik

1. fe : sonra
2. lemmâ : olduğu zaman
3. reev : gördüler
4. be’se-nâ : şiddetli azabımız
5. kâlû : dediler
6. âmennâ : îmân ettik
7. bi allâhi : Allah’a
8. vahde-hu : onun tek oluşu
9. ve kefernâ : ve inkâr ettik
10. bimâ : o şeyi
11. kunnâ : biz idik, olduk
12. bihî : ona
13. muşrikîne : müşrikler, şirk koşanlar, ortak koşanlar

٨٥

فَلَمْ يَكُ يَنْفَعُهُمْ ايمَانُهُمْ لَمَّا رَاَوْا بَاْسَنَا سُنَّتَ اللّهِ الَّتى قَدْ خَلَتْ فى عِبَادِه وَخَسِرَ هُنَالِكَ الْكَافِرُونَ

(85) fe lem yekü yenfeuhüm imanühüm lemma raev be’sena sünnetellahileti kad halet fi ibadih ve hasira hünalikel kafirun
Kendilerine fayda verecek değildir onların imanları azabımızı gördükleri zaman Allah’ın emri (budur) kulları hakkında kâfirler böylece hüsrana uğrar

1. fe : böylece, artık
2. lem yeku : olmadı
3. yenfeu-hum : onlara fayda, yarar sağlar
4. îmânu-hum : onların îmânı
5. lemmâ : olduğu zaman
6. reev : gördüler
7. be’se-nâ : şiddetli azabımız
8. sunnete allâhi : Allah’ın sünneti
9. elletî : ki o
10. kad halet : gelip geçti
11. : hakkında
12. ibâdi-hi : onun kulları
13. ve hasire : ve hüsrana uğradı
14. hunâlike : orada
15. el kâfirûne : kâfirler

41-FUSSİLET

Sayfa:476

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ

١

حم

(1) ha mim
ha – mim

٢

تَنْزيلٌ مِنَ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ

(2) tenzilüm miner rahmanir rahiym
Rahman, rahim olan tarafından indirilmedir

1. tenzîlun : indirilendir
2. min : den
3. er rahmân : Rahmân
4. er rahîmi : Rahîm, rahîm esmasıyla tecelli eden, rahmet nuru gönderen

٣

كِتَابٌ فُصِّلَتْ ايَاتُهُ قُرْانًا عَرَبِيًّا لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ

(3) kitabün fussilet ayatühu kur’anen arabiyyel li kavmiy ya’lemun
Açıklanmış bir kitaptır ayetleri arapça kıraat edilerek anlayacak bir kavim için

1. kitâbun : kitap
2. fussilet : tafsil edildi, açıklandı
3. âyâtu-hu : onun âyetleri
4. kur’ânen : Kur’ân
5. arabiyyen : Arapça
6. li : için
7. kavmin : bir kavim
8. ya’lemûne : bilirler, bilen

٤

بَشيرًا وَنَذيرًا فَاَعْرَضَ اَكْثَرُهُمْ فَهُمْ لَايَسْمَعُونَ

(4) beşirav ve nezira fe a’rada ekseruhüm fe hüm la yesmeun
Müjdeleyici hem de uyarıcı fakat onların çoğu ters dönerler artık onlar dinlemezler

1. beşîren : müjdeleyici
2. ve nezîren : ve uyarıcı
3. fe : böylece, artık, fakat
4. a’rada : yüz çevirdi
5. ekseru-hum : onların çoğu
6. fe : böylece, artık
7. hum : onlar
8. lâ yesmeûne : işitmezler

٥

وَقَالُوا قُلُوبُنَا فى اَكِنَّةٍ مِمَّا تَدْعُونَا اِلَيْهِ وَفى اذَانِنَا وَقْرٌ وَمِنْ بَيْنِنَا وَبَيْنِكَ حِجَابٌ فَاعْمَلْ اِنَّنَا عَامِلُونَ

(5) ve kalu kulubüna fi ekinnetim mimma ted’una ileyhi ve fi azanina vakruv ve mim beynina ve beynike hicabün fa’mel innena amilun
Dediler kalplerimiz senin davet ettiğin o şeye kapalıdır kulaklarımızda da ağırlık var bizimle senin aranda bir perde (var) o halde sen yap çünkü biz de yapıyoruz

1. ve kâlû : ve dediler
2. kulûbu-nâ : bizim kalplerimiz
3. : de var
4. ekinnetin : ekinnet, idrak etmeyi önleyen sistem
5. mimmâ (min mâ) : o şeyden
6. ted’û-nâ : bizi davet ediyorsun
7. ileyhi : ona
8. ve : ve
9. : da var
10. âzâni-nâ : bizim kulaklarımız
11. vakrun : vakra, işitmeyi önleyen sistem
12. ve min : ve den
13. beyni-nâ ve beyni-ke : seninle bizim aramızda
14. hicâbun : bir perde
15. fa’mel (fe ı’mel) : artık yap
16. inne-nâ : muhakkak ki biz
17. âmilûne : yapanlarız, yapacak olanlarız

٦

قُلْ اِنَّمَا اَنَا بَشَرٌ مِثْلُكُمْ يُوحى اِلَىَّ اَنَّمَا اِلهُكُمْ اِلهٌ وَاحِدٌ فَاسْتَقيمُوا اِلَيْهِ وَاسْتَغْفِرُوهُ وَوَيْلٌ لِلْمُشْرِكينَ

(6) kul innema ene beşerum mislüküm yuha ileyye ennema ilahüküm ilahüv vahidün festekiymu ileyhi vestağfiruh ve veylül lil müşrikin
De ki ancak ben sizin gibi bir insanım (yalnız) bana vahy ediliyor sizin ilahınız ancak bir tek ilahtır (diye) artık ona yönelin ve mağfiret dileyin vay müşriklerin haline

1. kul : de, söyle
2. innemâ : ancak, sadece
3. ene : ben
4. beşerun : bir insan
5. mislu-kum : sizin gibi
6. yûhâ : vahyediliyor
7. ileyye : bana
8. ennemâ : olduğu
9. ilâhu-kum : sizin ilâhınız
10. ilâhun : ilâh
11. vâhidun : tek, bir tane
12. fe : öyleyse, artık
13. istekîmû : yönelin
14. ileyhi : ona
15. ve : ve
16. istagfirû-hu : ona istiğfar edin, ondan mağfiret dileyin
17. ve veylun : ve vay haline
18. li : için, … e, … in
19. el muşrikîne : müşrikler, ortak koşanlar

٧

اَلَّذينَ لَايُؤْتُونَ الزَّكوةَ وَهُمْ بِالْاخِرَةِ هُمْ كَافِرُونَ

(7) ellezine la yü’tunez zekate ve hüm bil ahirati hüm kafirun
o kimseler zekatı vermezler onlar âhireti de inkâr ederler

1. ellezîne : onlar
2. lâ yû’tûne : vermezler
3. ez zekâte : zekât
4. ve hum : ve onlar
5. bi el âhireti : ahireti (ruhun hayattayken Allah’a ulaştırılmasını)
6. hum : onlar
7. kâfirûne : kâfirler, inkâr edenler

٨

اِنَّ الَّذينَ امَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَهُمْ اَجْرٌ غَيْرُ مَمْنُونٍ

(8) innellezine amenu ve amilus salihati lehüm ecrun ğayru memnun
şüphesiz iman edip salih amel işleyenler için tükenmeyen ecir (vardır)

1. inne : muhakkak
2. ellezîne : onlar
3. âmenû : âmenû oldular (hayattayken Allah’a ulaşmayı dilediler)
4. ve : ve
5. amilû es sâlihâti : salih amel işlediler, nefs tezkiyesi yaptılar
6. lehum : onlar için
7. ecrun : ecir, mükâfat
8. gayru memnûnin : kesintisiz (kesinti olmaksızın)

٩

قُلْ اَءِنَّكُمْ لَتَكْفُرُونَ بِالَّذى خَلَقَ الْاَرْضَ فى يَوْمَيْنِ وَتَجْعَلُونَ لَهُ اَنْدَادًا ذلِكَ رَبُّ الْعَالَمينَ

(9) kul e inneküm le tekfürune billezi halekal erda fi yevmeyni ve tec’alune lehu endada zalike rabbül alemin
De ki gerçekten siz mi inkâr ediyorsunuz? arzı iki günde yaratanı ve O’na eş ve denkler mi koşuyorsunuz? O bütün alemlerin Rabbidir

1. kul : de, söyle
2. e : mi
3. inne-kum : muhakkak ki siz, gerçekten siz
4. le : elbette, mutlaka, gerçekten
5. tekfurûne : inkâr ediyorsunuz
6. bi ellezî : onu
7. halaka : yarattı
8. el arda : arz, yeryüzü
9. : de, içinde
10. yevmeyni : iki gün
11. ve tec’alûne : ve kılıyorsunuz
12. lehu : onun için, ona
13. endâden : eşler, denk olanlar
14. zâlike : işte o
15. rabbu : Rab
16. el âlemîne : âlemler

١٠

وَجَعَلَ فيهَا رَوَاسِىَ مِنْ فَوْقِهَا وَبَارَكَ فيهَا وَقَدَّرَ فيهَا اَقْوَاتَهَا فى اَرْبَعَةِ اَيَّامٍ سَوَاءً لِلسَّاءِلينَ

(10) ve ceale fiha ravasiye min fevkiha ve barake fiha ve kaddera fiha akvateha fi erbeati eyyam sevael lis sailin
Yeryüzüne sabit dağlar yerleştirdi orayı bereketli kıldı ve orada gıdalar takdir etti dört günde ihtiyaçlarına göre eşit olarak

1. ve ceale : ve kıldı, oluşturdu
2. fî-hâ : orada
3. revâsiye : sabit dağlar
4. min : den
5. fevkı-hâ : onun üzerinde
6. ve bâreke : ve bereketli kıldı
7. fî-hâ : orada
8. ve kaddere : ve takdir etti
9. fî-hâ : orada
10. akvâte-hâ : onun rızıkları
11. : de, içinde
12. erbeati : dört
13. eyyâmin : günler
14. sevâen : musavi olarak, eşit olarak
15. li es sâilîne : isteyenler için, dileyenler için

١١

ثُمَّ اسْتَوى اِلَى السَّمَاءِ وَهِىَ دُخَانٌ فَقَالَ لَهَا وَلِلْاَرْضِ اءْتِيَا طَوْعًا اَوْكَرْهًا قَالَتَا اَتَيْنَا طَاءِعينَ

(11) sümmesteva iles semai ve hiye dühanün fe kale leha ve lil erdi’ tiya tav’an ev kerha kaleta eteyna taiiyn
Sonra istiva eyledi o buhar halinde olan semaya ona ve yere dedi ikinizde isteyerek ve istemeyerek gelin ikisi de dediler bizler isteyerek geldik

1. summe : sonra
2. istevâ : istiva etti, yöneldi
3. iles semâi (ilâ es semâi) : semaya
4. ve hiye : ve o
5. duhânun : duman, buhar halinde
6. fe : sonra
7. kâle : dedi
8. lehâ : ona
9. ve li el ardı : ve arza, yeryüzüne
10. i’tiyâ : ikiniz gelin
11. tav’an : isteyerek
12. ev : veya
13. kerhen : kerih olarak, istemeyerek
14. kâletâ : ikisi de
15. eteynâ : biz geldik
16. tâiîne : isteyenler olarak (isteyerek)

Sayfa:477

١٢

فَقَضيهُنَّ سَبْعَ سَموَاتٍ فى يَوْمَيْنِ وَاَوْحى فى كُلِّ سَمَاءٍ اَمْرَهَا وَزَيَّنَّا السَّمَاءَ الدُّنْيَا بِمَصَابِيحَ وَحِفْظًا ذلِكَ تَقْديرُ الْعَزيزِ الْعَليمِ

(12) fe kadahünne seb’a semavatin fi yevmeyni ve evha fi külli semain emraha ve zeyyennes semaed dünya bi mesabiha ve hifza zalike takdirul azizil alim
Bu surette onları yarattı yedi gök olmak üzere iki günde ve vahy etti her semaya görevlerini. donattık dünya semasını da yıldızlarla ve (onu) koruduk işte bu takdiridir güçlü olan ve bilenin

1. fe : böylece, artık
2. kadâ-hunne : onları kada etti, yarattı, tamamladı
3. seb’a : yedi
4. semâvâtin : semalar, gök katları
5. fî yevmeyni : iki günde
6. ve evhâ : ve vahyetti
7. : de
8. kulli : her, hepsi
9. semâin : sema, gök
10. emre-hâ : onun emri
11. ve zeyyennâ : ve süsledik
12. es semâe : sema, gök
13. ed dunyâ : dünya
14. bi mesâbîha : lâmbalarla, kandillerle
15. ve hıfzen : ve muhafaza ederek, koruyarak
16. zâlike : işte bu
17. takdîru : takdiridir
18. el azîzi : azîz, üstün ve güçlü olan
19. el alîmi : en iyi bilen

١٣

فَاِنْ اَعْرَضُوا فَقُلْ اَنْذَرْتُكُمْ صَاعِقَةً مِثْلَ صَاعِقَةِ عَادٍ وَثَمُودَ

(13) fe in a’radu fe kul enzertüküm saikatem misle saikati adiv ve semud
Eğer yüz çevirirlerse ben sizi uyardım deyiver ad ve semud’un (başına gelen) yıldırım gibi bir azapla

1. fe : böylece, artık, hâlâ
2. in : eğer, şâyet
3. a’radû : yüz çevirdiler
4. fe : o zaman, o taktirde
5. kul : de, söyle
6. enzertu-kum : sizi uyardım
7. sâıkaten : şimşek, yıldırım
8. misle : gibi
9. sâıkati : şimşek, yıldırım
10. âdin : Ad (kavmi)
11. ve semûde : ve Semud (kavmi)

١٤

اِذْ جَاءَتْهُمُ الرُّسُلُ مِنْ بَيْنِ اَيْديهِمْ وَمِنْ خَلْفِهِمْ اَلَّا تَعْبُدُوا اِلَّا اللّهَ قَالُوا لَوْ شَاءَ رَبُّنَا لَاَنْزَلَ مَلءِكَةً فَاِنَّا بِمَا اُرْسِلْتُمْ بِه كَافِرُونَ

(14) iz caethümür rusülü mim beyni eydihim ve min halfihim ella ta’büdu illellah kalu lev şae rabbüna le enzele melaiketen fe inna bima ürsiltüm bihi kafirun
Onlara resuller geldiği zaman önlerinden ve arkalarından “Allah’tan başkasına ibadet etmeyin” diye dediler eğer Rabbimiz dileseydi melekler indirirdi artık biz size gönderilen şeylere inkâr edenleriz

1. iz : olduğu zaman
2. câet-hum : onlara geldi
3. er rusulu : resûller
4. min : den
5. beyni eydî-him : ellerinin arasında, önlerinde
6. ve min : ve den
7. halfi-him : onların arkalarında
8. ellâ ta’budû : kulluk etmemeniz için
9. illâ : den başka
10. allâhe : Allah
11. kâlû : dediler
12. lev : şâyet, eğer
13. şâe : diledi
14. rabbu-nâ : Rabbimiz
15. le : mutlaka
16. enzele : indirdi
17. melâiketen : melekler
18. fe : böylece, bu sebeple
19. innâ : muhakkak ki biz
20. bimâ : şeyi
21. ursiltum : slz gönderildiniz
22. bihî : onunla
23. kâfirûne : kâfirler, inkâr edenler

١٥

فَاَمَّا عَادٌ فَاسْتَكْبَرُوا فِىالْاَرْضِ بِغَيْرِ الْحَقِّ وَقَالُوا مَنْ اَشَدُّ مِنَّا قُوَّةً اَوَلَمْ يَرَوْا اَنَّ اللّهَ الَّذى خَلَقَهُمْ هُوَ اَشَدُّ مِنْهُمْ قُوَّةً وَكَانُوا بِايَاتِنَا يَجْحَدُونَ

(15) fe emma adün festekberu fil erdi bi ğayril hakkı ve kalu men eşeddü minna kuvveh e ve lem yerev ennellahellezi halekahüm hüve eşeddü minhüm kuvve ve kanu bi ayatina yechadun
Daha sonra ad kavmi büyüklendi yeryüzünde haksız yere dediler bizden kuvvetçe daha çetin kimdir? görmediler mi? şüphesiz kendilerini yaratan Allah onlardan daha kuvvetlidir yine de bizim ayetlerimizle mücadele ediyorlar

1. fe : böylece, artık, fakat
2. emmâ : fakat, ise
3. âdun : Ad (kavmi)
4. fe : böylece, daha sonra
5. istekberû : büyüklendiler, kibirlendiler
6. fî el ardı : yeryüzünde
7. bi gayri : olmaksızın
8. el hakkı : hak
9. ve kâlû : ve dediler
10. men : kim
11. eşeddu : daha kuvvetli, daha güçlü
12. min-nâ : bizden
13. kuvveten : kuvvet bakımından
14. e : mi
15. ve lem yerev : ve görmediler
16. enne : olduğunu
17. allâhe : Allah
18. ellezî : ki o
19. halaka-hum : onları yarattı
20. huve : o
21. eşeddu : daha kuvvetli, daha güçlü
22. min-hum : onlardan
23. kuvveten : kuvvet bakımından
24. ve kânû : ve oldular, idiler
25. bi âyâti-nâ : âyetlerimizi
26. yechadûne : bilerek inkâr ediyorlar

١٦

فَاَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ ريحًا صَرْصَرًا فى اَيَّامٍ نَحِسَاتٍ لِنُذيقَهُمْ عَذَابَ الْخِزْىِ فِى الْحَيوةِ الدُّنْيَا وَلَعَذَابُ الْاخِرَةِ اَخْزى وَهُمْ لَايُنْصَرُونَ

(16) fe erselna aleyhim rihan sarsaran fi eyyamin nehisatil li nüzikahüm azabel hizyi fil hayatid dünya ve leazabül ahirati ahza ve hüm la yünsarun
Üzerlerine gönderiverdik kavurucu rüzgarı uğursuz günlerde onlara tattıralım diye rezillik azabını dünya hayatında âhiret azabı ise daha rezil edicidir onlara yardımda olunmayacaktır

1. fe : böylece, bunun üzerine
2. erselnâ : gönderdik
3. aleyhim : onların üzerine
4. rîhan : rüzgâr
5. sarsaran : şiddetli sesle gelen soğuk fırtına
6. fî eyyâmin : günlerde
7. nahisâtin : uğursuzlar
8. li : için
9. nuzîka-hum : onlara tattırırız
10. azâbe : azap
11. el hizyi : alçaklık, zillet
12. fî el hayâti ed dunyâ : dünya hayatında
13. ve le : ve mutlaka
14. azâbu el âhireti : ahiret azabı
15. ahzâ : daha çok rüsva edici, rezil edici
16. ve hum : ve onlar
17. lâ yunsarûne : yardım olunmazlar

١٧

وَاَمَّا ثَمُودُ فَهَدَيْنَاهُمْ فَاسْتَحَبُّوا الْعَمى عَلَى الْهُدى فَاَخَذَتْهُمْ صَاعِقَةُ الْعَذَابِ الْهُونِ بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَ

(17) ve emma semudü fe hedeynahüm festehabbül ama alel hüda fee hazethümsaıkatül azabil huni bima kanu yeksibun
Semud’a gelince biz onlara doğru yolu gösterdik böylece tercih ettiler körlüğü hidayete kendilerini o aşağılayıcı azap yıldırımı yakalayıverdi kazandıkları günahlar yüzünden

1. ve emmâ : ve fakat, ise
2. semûdu : Semud (kavmi)
3. fe : böylece, ondan sonra
4. hedeynâ-hum : onları hidayete erdirdik
5. fe : böylece, buna rağmen
6. istehabbû : sevdiler, tercih ettiler
7. el amâ : âmâ, kör
8. alâ : karşı
9. el hudâ : hidayet
10. fe : böylece, bu sebeple
11. ehazet-hum : onları yakaladı
12. sâıkatu : şimşek, yıldırım
13. el azâbi el hûni : alçaltıcı azap
14. bimâ : dolayısıyla, sebebiyle
15. kânû : oldular
16. yeksibûne : kazanıyorlar

١٨

وَنَجَّيْنَا الَّذينَ امَنُوا وَكَانُوا يَتَّقُونَ

(18) ve necceynellezine amenu ve kanu yettekun
İman edenleri ise kurtardık onlar (Allah’tan) korkup sakınırlar

1. ve necceynâ : ve kurtardık
2. ellezîne : onları
3. âmenû : âmenû oldular, Allah’a ulaşmayı dilediler
4. ve kânû : ve oldular, idiler
5. yettekûne : takva sahibi

١٩

وَيَوْمَ يُحْشَرُ اَعْدَاءُ اللّهِ اِلَى النَّارِ فَهُمْ يُوزَعُونَ

(19) ve yevme yuhşeru a’daüllahi ilen nari fe hüm yuzeun
O gün Allah’ın düşmanları toplanıp hepsi bir arada ateşe götürülürler

1. ve yevme : ve gün
2. yuhşeru : haşrolunur, toplanır
3. a’dâu allâhi : Allah’ın düşmanları
4. ilâ en nâri : ateşe
5. fe : böylece, artık
6. hum : onlar
7. yûzeûne : (öncekiler ve sonrakiler) biraraya getirilirler

٢٠

حَتّى اِذَا مَاجَاؤُهَا شَهِدَ عَلَيْهِمْ سَمْعُهُمْ وَاَبْصَارُهُمْ وَجُلُودُهُمْ بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ

(20) hatta iza ma cauha şehide aleyhim sem’uhüm ve ebsaruhüm ve cüludühüm bima kanu ya’melun
Hatta ona vardıkları zaman aleyhlerinde şahitlik edecek kulakları gözleri ve derileri (dünyada) yapageldikleri şeyler hakkında

1. hattâ : hatta, nihayet
2. izâ mâ : olduğu zaman
3. câû-hâ : ona geldiler
4. şehide : şahitlik etti
5. aleyhim : onlara
6. sem’u-hum : onların işitmeleri, kulakları
7. ve ebsâru-hum : ve onların gözleri
8. ve culûdu-hum : ve onların derileri
9. bimâ : o şeye
10. kânû : oldular
11. ya’melûne : yapıyorlar

Sayfa:478

٢١

وَقَالُوا لِجُلُودِهِمْ لِمَ شَهِدْتُمْ عَلَيْنَا قَالُوا اَنْطَقَنَا اللّهُ الَّذى اَنْطَقَ كُلَّ شَىْءٍ وَهُوَ خَلَقَكُمْ اَوَّلَ مَرَّةٍ وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ

(21) ve kalu li cühudihim lime şehidtüm aleyna kalu ente kanellahüllezi entaka külle şey’iv ve hüve halekaküm evvele merrativ ve ileyhi türceun
Onlar derilerine derler niçin aleyhimizde şahitlik ettiniz? Allah bize söyletiyor derler her şeyi söyleten sizi ilk defa o yarattı ve o’na döndürüleceksiniz

1. ve kâlû : ve dediler
2. li culûdi-him : onların ciltleri, derileri
3. lime : niçin, neden
4. şehidtum : şahitlik ettiniz
5. aleynâ : bize
6. kâlû : dediler
7. entaka-nâ : bizi konuşturdu
8. allâhu : Allah
9. ellezî : ki o
10. entaka : konuşturdu
11. kulle şey’in : herşey
12. ve huve halaka-kum : ve o sizi yarattı
13. evvele : evvel, ilk
14. meretin : kere, defa
15. ve ileyhi : ve ona
16. turceûne : döndürüleceksiniz

٢٢

وَمَا كُنْتُمْ تَسْتَتِرُونَ اَنْ يَشْهَدَ عَلَيْكُمْ سَمْعُكُمْ وَلَا اَبْصَارُكُمْ وَلَا جُلُودُكُمْ وَلكِنْ ظَنَنْتُمْ اَنَّ اللّهَ لَا يَعْلَمُ كَثيرًا مِمَّا تَعْمَلُونَ

(22) ve ma küntüm testetirune ey yeşhede aleyküm sem’uküm ve la ebsaruküm ve la cüludüküm ve lakin zanentüm ennellahe la ya’lemü kesiram mimma ta’melun
Sizler sakınmıyordunuz sizin aleyhinize şahitlik eder diye kulaklarınız, gözleriniz ve derileriniz. Lâkin siz zannettiniz ki, Allah bilmiyor yaptıklarınızın bir çoğunu

1. ve : ve
2. mâ kuntum : siz olmadınız
3. testetirûne : setrediyorsunuz, gizliyorsunuz, saklıyorsunuz, sakınıyorsunuz
4. en yeşhede : şahitlik etmesi
5. aleykum : size, size karşı (aleyhinize)
6. sem’u-kum : kulaklarınız
7. ve lâ : ve olmaz
8. ebsâru-kum : gözleriniz
9. ve lâ : ve olmaz
10. culûdu-kum : ciltleriniz, derileriniz
11. ve lâkin : lâkin, fakat
12. zanentum : siz zannettiniz, sandınız
13. enne : olduğunu
14. allâhe : Allah
15. lâ ya’lemu : bilmez, bilmiyor
16. kesîren : çok
17. mimmâ (min mâ) : şeyden
18. ta’melûne : yapıyorsunuz

٢٣

وَذلِكُمْ ظَنُّكُمُ الَّذى ظَنَنْتُمْ بِرَبِّكُمْ اَرْديكُمْ فَاَصْبَحْتُمْ مِنَ الْخَاسِرينَ

(23) ve zaliküm zannükümül lezi zanentüm bi rabbiküm erdaküm fe asbahtüm minel hasirin
Ve bu zannınız Rabbinize beslediğiniz böylece sizi helâke sürükledi ziyana uğrayanlardan oldunuz

1. ve zâli-kum : ve işte bu
2. zannu-kum : sizin zannınız
3. ellezî : ki o
4. zanentum : zannettiniz
5. bi rabbi-kum : Rabbinizi (Rabbiniz hakkında)
6. erdâ-kum : sizi helâka sürükledi
7. fe : böylece
8. asbahtum : siz oldunuz, sabahladınız
9. min : den
10. el hâsirîne : hüsrana düşenler

٢٤

فَاِنْ يَصْبِرُوا فَالنَّارُ مَثْوًى لَهُمْ وَاِنْ يَسْتَعْتِبُوا فَمَا هُمْ مِنَ الْمُعْتَبينَ

(24) fe iy yasbiru fen naru mesvel lehüm ve iy yesta’tibu femahüm minel mu’tebin
Şimdi eğer sabredebilirlerse ateş onların meskenidir af dileseler de artık onlardan razı olunmaz

1. fe : artık, bu durumda
2. in : eğer, ise
3. yasbirû : sabrederler
4. fe : işte, artık
5. en nâru : ateş
6. mesven : kalınan yer
7. lehum : onlar için
8. ve in : ve eğer
9. yesta’tibû : hoşnut etmek isterler, affedilmek isterler
10. fe : artık, bundan sonra
11. mâ-hum : onlar değillerdir
12. min : den
13. el mu’tebîne : hoşnut olunanlar, affedilenler

٢٥

وَقَيَّضْنَا لَهُمْ قُرَنَاءَ فَزَيَّنُوا لَهُمْ مَا بَيْنَ اَيْديهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَحَقَّ عَلَيْهِمُ الْقَوْلُ فى اُمَمٍ قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِهِمْ مِنَ الْجِنِّ وَالْاِنْسِ اِنَّهُمْ كَانُوا خَاسِرينَ

(25) ve kayyadna lehüm kuranae fezeyyenu lehüm ma beyne eydihim ve ma halfehüm ve hakka aleyhimül kavlü fi ümemin kad halet min kablihim minel cinni vel ins innehüm kanu hasirin
Ve musallat ederiz onlara bir takım arkadaşlar onlara süslü gösterildi öndekilerin ve arkadakilerin işleri onlara (azap) sözü hak oldu gelip geçen ümmetler içinde (hak oldu) kendilerinden önce cinler ve insanlar üzerine şüphesiz onlar hüsrana düşenlerdir

1. ve kayyadnâ : ve hazırladık, musallat ettik
2. lehum : onlara, onlar için
3. kurenâe : karinler, yakın arkadaşlar
4. fe : böylece, artık
5. zeyyenû : süslediler
6. lehum : onlara, onlar için
7. : şey
8. beyne eydî-him : elleri arasında, önlerinde
9. ve mâ : ve şey
10. halfe-hum : arkalarında
11. ve hakka : ve hak oldu, hakettiler
12. aleyhim : onlara, onların üzerine
13. el kavlu : söz
14. fî umemin : ümmetlerde
15. kad : olmuştu
16. halet : gelmiş geçmiş
17. min : den
18. kabli-him : onlardan önce
19. min : den
20. el cinni : cinler
21. ve el insi : ve insanlar
22. inne-hum : muhakkak onlar
23. kânû : oldular
24. hâsirîne : hüsrana düşmüş olanlar

٢٦

وَقَالَ الَّذينَ كَفَرُوا لَاتَسْمَعُوا لِهذَا الْقُرْانِ وَالْغَوْا فيهِ لَعَلَّكُمْ تَغْلِبُونَ

(26) ve kalellezine keferu la tesmeu li hazel kur’ani velğav fihi lealleküm tağlibun
Küfredenler dedi bu Kur’an’ı dinlemeyin okunurken gürültü yapın umulur ki siz galip gelirsiniz

1. ve kâle : ve dedi
2. ellezîne : onlar
3. keferû : inkâr ettiler
4. lâ tesmeû : dinlemeyin
5. li hâzâ : bunu
6. el kur’âni : Kur’ân
7. ve ilgav : ve boş konuşun, gürültü yapın
8. fî-hi : onun hakkında, o sırada, onun içinde
9. lealle-kum : umulur ki böylece siz
10. taglibûne : gâlip olursunuz

٢٧

فَلَنُذيقَنَّ الَّذينَ كَفَرُوا عَذَابًا شَديدًا وَلَنَجْزِيَنَّهُمْ اَسْوَاَ الَّذى كَانُوا يَعْمَلُونَ

(27) fe lenüzikannellezine keferu azaben şedidev ve lenecziyennehüm esveellezi kanu ya’melun
İşte biz küfredenlere mutlaka tattıracağız şiddetli bir azap, onları elbette cezalandıracağız işlediklerinin en kötüsü (ile)

1. fe : böylece, bundan sonra
2. le : mutlaka, elbette
3. nuzîkanne : tattıracağız
4. ellezîne : onlar
5. keferû : inkâr ettiler
6. azâben şedîden : şiddetli azap
7. ve le : ve mutlaka, elbette
8. necziyenne-hum : onları mutlaka cezalandıracağız
9. esvee : en kötü, daha kötü
10. ellezî : ki o
11. kânû : oldular
12. ya’melûne : yapıyorlar

٢٨

ذلِكَ جَزَاءُ اَعْدَاءِ اللّهِ النَّارُ لَهُمْ فيهَا دَارُ الْخُلْدِ جَزَاءً بِمَا كَانُوا بِايَاتِنَا يَجْحَدُونَ

(28) zalike cezaü a’daillahin nar lehüm fiha darul huld cezaem bima kanu bi ayatina yechadun
İşte bu cezasıdır Allah’ın düşmanlarına (o da) ateştir onlar için orada ebedilik yurdu (vardır) cezası olarak bizim ayetlerimizle mücadele etmelerinin

1. zâlike : işte bu
2. cezâu : ceza
3. a’dâillâhi (a’dâi allâhi) : Allah’ın düşmanları
4. en nârun : ateş
5. lehum : onlara, onlar için
6. fîhâ : orada vardır
7. dâru el huldi : ebedîlik yurdu
8. cezâen : ceza olarak
9. bimâ : sebebiyle şeyle
10. kânû : oldular
11. bi âyâti-nâ : âyetlerimizi
12. yechadûne : bilerek inkâr ediyorlar

٢٩

وَقَالَ الَّذينَ كَفَرُوا رَبَّنَا اَرِنَا الَّذَيْنِ اَضَلَّانَا مِنَ الْجِنِّ وَالْاِنْسِ نَجْعَلْهُمَا تَحْتَ اَقْدَامِنَا لِيَكُونَا مِنَ الْاَسْفَلينَ

(29) ve kalellezine keferu rabbena erinel lezeyni edallana minel cinni vel insi nec’alhüma tahte akdamina li yekuna minel esfelin
Küfredenler diyecek ey Rabbimiz! bize göster bizi dalalete götüren cin ve insanları onları alalım ayaklarımızın altına en aşağılıklardan olsunlar

1. ve kâle : ve dedi
2. ellezîne : onlar
3. keferû : inkâr ettiler
4. rabbe-nâ : bizim Rabbimiz
5. eri-nâ : bize göster
6. ellezeyni : onlar (ikisi)
7. edallâ-nâ : bizi saptırdı
8. min : den
9. el cinni : cinler
10. ve el insi : ve insanlar
11. nec’al-humâ : onları yaparız
12. tahte : altında
13. akdâmi-nâ : ayaklarımız
14. li yekûnâ : olması için
15. min : den
16. el esfelîne : en aşağı, en sefil olanlar

Sayfa:479

٣٠

اِنَّ الَّذِينَ قَالُوا رَبُّنَا اللّهُ ثُمَّ اسْتَقَامُوا تَتَنَزَّلُ عَلَيْهِمُ الْمَلءِكَةُ اَلَّا تَخَافُوا وَلَا تَحْزَنُوا وَاَبْشِرُوا بِالْجَنَّةِ الَّتى كُنْتُمْ تُوعَدُونَ

(30) innellezine kalu rabbünellahü sümmestekamu tetenezzelü aleyhimül melaiketü ella tehafu ve la tehzenu ve ebşiru bil cennetil leti küntüm tuadun
Gerçekten “Rabbimiz Allah’tır” deyip sonra doğru olanlar onların üzerine melekler inecek korkmayın ve üzülmeyin cennet ile sevinin sizlere o vaat olunan

1. inne : muhakkak
2. ellezîne : onlar
3. kâlû : dediler
4. rabbu-nâ : Rabbimiz
5. allâhu : Allah
6. summe : sonra
7. istekâmû : istikamet üzere oldular
8. tetenezzelu : iner
9. aleyhim : onların üzerine, onlara
10. el melâiketu : melekler
11. ellâ tehâfû : korkmayın
12. ve lâ tahzenû : ve mahzun olmayın
13. ve ebşirû : ve sevinin
14. bi el cenneti : cennet ile
15. elletî : ki o
16. kuntum : siz oldunuz
17. tûadûne : vaadolunuyorsunuz

٣١

نَحْنُ اَوْلِيَاؤُكُمْ فِى الْحَيوةِ الدُّنْيَا وَفِى الْاخِرَةِ وَلَكُمْ فيهَا مَا تَشْتَهى اَنْفُسُكُمْ وَلَكُمْ فيهَا مَاتَدَّعُونَ

(31) nahnü evliyaüküm fil hayatid dünya ve fil ahirah ve leküm fiha ma teştehi enfüsüküm ve leküm fiha ma teddeun
Biz sizin dostlarınız dünya hayatında ve âhirette size burada canınızın çektiği her şey (var) burada sizin için ne isterseniz

1. nahnu : biz
2. evliyâu-kum : sizin velîleriniz, dostlarınız
3. : de, içinde
4. el hayâti ed dunyâ : dünya hayatı
5. ve fî : ve … de, içinde
6. el âhireti : ahiret
7. ve lekum : ve sizin için
8. fî-hâ : orada
9. : şey(ler)
10. teştehî : (iştahlanırsınız) canınız çeker, arzu edersiniz
11. enfusu-kum : nefsleriniz, canınız
12. ve lekum : ve sizin için
13. fî-hâ : orada
14. : şey(ler)
15. teddeûne : istersiniz, talep edersiniz

٣٢

نُزُلًا مِنْ غَفُورٍ رَحيمٍ

(32) nüzülem min ğafurir rahiym
Bağışlayan merhamet sahibinden ikram olarak (derler)

1. nuzulen : ziyafet, ikram olarak
2. min : den
3. gafûr : gafur, mağfiret eden
4. er rahîmin : rahîm olan,

٣٣

وَمَنْ اَحْسَنُ قَوْلًا مِمَّنْ دَعَا اِلَى اللّهِ وَعَمِلَ صَالِحًا وَقَالَ اِنَّنى مِنَ الْمُسْلِمينَ

(33) ve men ahsenü kavlem mimmen dea ilellahi ve amile salihav ve kale inneni minel müslimin
Daha güzel sözlü kim olabilir Allah’a davet eden kimseden ve salih amel işleyen ve ben gerçekten müslümanlardanım, diyenden

1. ve men : ve kim, kimse, kişi
2. ahsenu : daha güzel, en güzel
3. kavlen : söz
4. mimmen (min men) : kimseden, kişiden
5. deâ : çağırdı, davet etti
6. ilâllâhi (ilâ allâhi) : Allah’a
7. ve amile : ve amel etti, yaptı
8. sâlihan : salih amel, nefsi ıslâh edici amel
9. ve kâle : ve dedi
10. inne-nî : muhakkak ben
11. min el muslimîne : teslim olanlardan, müslümanlardan

٣٤

وَلَا تَسْتَوِى الْحَسَنَةُ وَلَا السَّيِّءَةُ اِدْفَعْ بِالَّتى هِىَ اَحْسَنُ فَاِذَا الَّذى بَيْنَكَ وَبَيْنَهُ عَدَاوَةٌ كَاَنَّهُ وَلِىٌّ حَميمٌ

(34) ve la testevil hasenetü ve les seyyieh idfa’ billeti hiye ahsenü fe izellezi beyneke ve beynehu adavetün keennehu veliyyün hamim
Bir olmaz iyilik ile kötülük sen (kötülüğü) o en güzeli ile def eyle o zaman seninle arasında düşmanlık (bulunan) kimse sanki o yakın samimi bir dost (gibi olur)

1. ve lâ testevî : ve eşit, müsavi değil
2. el hasenetu : hasenat, sevap, iyilik
3. ve : ve
4. : değil
5. es seyyietu : günah, kötülük
6. idfa’ : söndür, bertaraf et, karşıla
7. bi : ile
8. elletî : ki o
9. hiye : o
10. ahsenu : daha güzel, en güzel
11. fe : böylece, o zaman
12. izâ : olduğu zaman
13. ellezî : ki o
14. beyne-ke ve beyne-hu : onunla senin aranda
15. adâvetun : düşmanlık
16. ke enne-hu : o sanki, o gibi
17. veliyyun : velî, dost
18. hamîmun : yakın, samimi dost

٣٥

وَمَا يُلَقّيهَا اِلَّا الَّذينَ صَبَرُوا وَمَا يُلَقّيهَا اِلَّا ذُو حَظٍّ عَظيمٍ

(35) ve ma yülekkaha illellezine saberu ve ma yülekkaha illa zu hazzin aziym
Ona kavuşturulur ancak sabredenler ona kavuşturulur ancak büyük nasip sahipleri

1. ve mâ yulakkâ-hâ : ve kavuşturulmaz, ulaştırılmaz
2. illâ : hariç, den başka
3. ellezîne : onlar
4. saberû : sabrettiler, sabrın sahibi oldular
5. ve mâ yulakkâ-hâ : ve kavuşturulmaz, ulaştırılmaz
6. illâ : hariç, den başka
7. : sahip
8. hazzın azîmin : hazzül azîm, en büyük haz

٣٦

وَاِمَّا يَنْزَغَنَّكَ مِنَ الشَّيْطَانِ نَزْغٌ فَاسْتَعِذْ بِاللّهِ اِنَّهُ هُوَ السَّميعُ الْعَليمُ

(36) ve imma yenzeğanneke mineş şeytani nezğun festeiz billah innehu hüves semiul alim
Eğer sana şeytandan gelen kötü düşünce dürtecek olursa hemen Allah’a sığın şüphesiz o, o, işiten, bilendir

1. ve immâ : ve eğer, fakat, amma
2. yenzeganne-ke : sana mutlaka vesvese verecek
3. min : den
4. eş şeytâni : şeytan
5. nezgun : vesvese ve teşvik
6. fe : hemen, artık, o zaman
7. isteız : sığın
8. bi allâhi : Allah’a
9. inne-hu : muhakkak ki o
10. huve : o
11. es semîu : en iyi işiten
12. el alîmu : en iyi bilen

٣٧

وَمِنْ ايَاتِهِ الَّيْلُ وَالنَّهَارُ وَالشَّمْسُ وَالْقَمَرُ لَاتَسْجُدُوا لِلشَّمْسِ وَلَا لِلْقَمَرِ وَاسْجُدُوا لِلّهِ الَّذى خَلَقَهُنَّ اِنْ كُنْتُمْ اِيَّاهُ تَعْبُدُونَ

(37) ve min ayatihil leylü ven neharu veş şemsü vel kamer la tescüdu liş şemsi ve la lil kameri vescüdu lillahil lezi halekahünne in küntüm iyyahü ta’büdun
O’nun ayetlerindendir gece ve gündüz, güneş ve ay secde etmeyin güneş’e ve ay’a Allah’a secde edin ki onların hepsini yarattı eğer yalnız o’na ibadet edecekseniz

1. ve min : ve den
2. âyâti-hi : onun âyetleri
3. el leylu : gece
4. ve en nehâru : ve gündüz
5. ve eş şemsu : ve güneş
6. ve el kameru : ve ay
7. lâ tescudû : secde etmeyin
8. li eş şemsi : güneşe
9. ve lâ : ve değil
10. li el kameri : aya
11. vescudû : ve secde edin
12. li allâhi : Allah’a
13. ellezî : ki o
14. halaka-hunne : onları (ikisini) yarattı
15. in : eğer
16. kuntum : siz oldunuz
17. iyyâ-hu : yalnız, sadece ona
18. ta’budûne : kul olursunuz

٣٨

فَاِنِ اسْتَكْبَرُوا فَالَّذينَ عِنْدَ رَبِّكَ يُسَبِّحُونَ لَهُ بِالَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَهُمْ لَايَسَْمُونَ

(38) fe inistekberu fellezine inde rabbike yüsebbihune lehu bil leyli ven nehari ve hüm la yes’emun
Eğer kibirlenirlerse Rabbinin katındakiler anarlar o’nu gece ve gündüz ve onlar hiç usanmazlar

1. fe : o taktirde, hâlâ
2. in : eğer
3. istekberû : büyüklendiler, kibirlendiler
4. fe : o zaman, oysa
5. ellezîne : onlar
6. inde : yanında, katında
7. rabbi-ke : senin Rabbin
8. yusebbihûne : tesbih ediyorlar
9. lehu : onu
10. bi el leyli : geceleyin
11. ve en nehâri : ve gündüz
12. ve hum : ve onlar
13. lâ yes’emûne : bıkmazlar, usanmazlar

Sayfa:480

٣٩

وَمِنْ ايَاتِه اَنَّكَ تَرَى الْاَرْضَ خَاشِعَةً فَاِذَا اَنْزَلْنَا عَلَيْهَا الْمَاءَ اهْتَزَّتْ وَرَبَتْ اِنَّ الَّذى اَحْيَاهَا لَمُحْيِ الْمَوْتى اِنَّهُ عَلى كُلِّ شَىْءٍ قَديرٌ

(39) ve min ayatihi enneke teral erda haşiaten fe iza enzelna aleyhel maeh tezzet ve rabet innellezi ahyaha le muhyil mevta innehu ala külli şey’in kadir
O’nun ayetlerinden biri de arzı kup kuru görmendir nihayet indirdiğimiz zaman onun üzerine suyu harekete geçer ve kabarır şüphesiz ona hayat veren ölülere de hayat verir gerçekten o, her şeye kadirdir

1. ve min : ve den
2. âyâti-hi : onun âyetleri
3. enne-ke : gerçekten sen
4. terâ : görürsün
5. el arda : arz, yeryüzü
6. hâsiaten : kurumuş halde
7. fe : böylece, o zaman
8. izâ : olduğu zaman
9. enzelnâ : indirdik
10. aleyhâ : onun üzerine
11. el mâe : su
12. ihtezzet : hareketlendi
13. ve rebet : ve kabardı
14. inne : muhakkak
15. ellezî : ki o
16. ahyâ-hâ : onu diriltti, ona hayat verdi
17. le : elbette
18. muhyî : muhyi, hayat veren
19. el mevtâ : ölüler
20. inne-hu : muhakkak ki o
21. alâ : üzerine
22. kulli : her
23. sey’in : şey
24. kadîrun : kaadir, gücü yeten

٤٠

اِنَّ الَّذينَ يُلْحِدُونَ فى ايَاتِنَا لَايَخْفَوْنَ عَلَيْنَا اَفَمَنْ يُلْقى فِى النَّارِ خَيْرٌ اَمْ مَنْ يَاْتى امِنًا يَوْمَ الْقِيمَةِ اِعْمَلُوا مَاشِءْتُمْ اِنَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصيرٌ

(40) innellezine yülhidune fi ayatina la yahfevne aleyna e fe mey yülka fin nari hayrun em mey ye’ti aminey yevmel kıyameh i’melu ma şi’tüm innehu bima ta’melune basiyr
Gerçekten ayetlerimizi saptırmak isteyenler bize gizli kalmaz o halde ateşe atılan mı hayırlıdır yoksa emniyet içinde gelen kimse mi? kıyamet günü istediğiniz şeyi yapın şüphesiz o, yaptıklarınızı görendir

1. inne : muhakkak
2. ellezîne : onlar
3. yulhidûne : dil uzatırlar, saptırırlar
4. : de, hakkında
5. âyâti-nâ : âyetlerimiz
6. lâ yahfevne : gizli kalmazlar
7. aleynâ : bize
8. e : mi
9. fe : böylece
10. men : kim, kimse
11. yulkâ : ilka edilir, bırakılır, konur
12. : de, içinde, içine
13. en nâri : ateş
14. hayrun : hayırlı, daha hayırlı
15. em : veya, yoksa
16. men : kim, kimse
17. ye’tî : gelir
18. âminen : emin olarak, güvenle
19. yevme el kıyâmeti : kıyâmet günü
20. i’melû : yapın
21. : şey
22. şi’tum : dilediniz
23. inne-hu : muhakkak ki o
24. bi-mâ : şeyle
25. ta’melûne : yapıyorsunuz
26. basîrun : (en iyi) görendir

٤١

اِنَّ الَّذينَ كَفَرُوا بِالذِّكْرِ لَمَّا جَاءَهُمْ وَاِنَّهُ لَكِتَابٌ عَزيزٌ

(41) innellezine keferu biz zikri lemma caehüm ve innehu le kitabün aziz
Gerçekten o kimseler inkâr ettiler kur’an kendilerine geldiği zaman (onu) şüphe yok ki o, güçlü bir kitaptır

1. inne : muhakkak, gerçekten
2. ellezîne : onlar
3. keferû : inkâr ettiler
4. bi ez zikri : zikri
5. lemmâ : olduğu zaman
6. câe-hum : onlara geldi
7. ve inne-hu : ve şüphesiz ki o
8. le : elbette, gerçekten, mutlaka
9. kitâbun : kitap
10. azîzun : üstün, yüce, şerefli

٤٢

لَايَاْتيهِ الْبَاطِلُ مِنْ بَيْنِ يَدَيْهِ وَلَا مِنْ خَلْفِه تَنْزيلٌ مِنْ حَكيمٍ حَميدٍ

(42) la ye’tihil batilü mim beyni yedeyhi ve la min halfih tenzilüm min hakimin hamid
Bâtıl gelemez onun önünden ve arkasından (o’nun) tarafından indirilmedir övülen ve hikmet sahibi

1. lâ ye’tî-hi : ona gelmez
2. el bâtilu : bâtıl
3. min : den
4. beyni yedey-hi : onun elleri arasında, önünde
5. ve lâ : ve değil, olmaz
6. min halfi-hî : onun arkasından
7. tenzîlun : inmiştir
8. min : den
9. hakîmin : hikmet sahibi
10. hamîdin : hamîd, hamdedilen, lâyık-ı veçhile övülen, çok sena edilen

٤٣

مَا يُقَالُ لَكَ اِلَّا مَا قَدْ قيلَ لِلرُّسُلِ مِنْ قَبْلِكَ اِنَّ رَبَّكَ لَذُو مَغْفِرَةٍ وَذُو عِقَابٍ اَليمٍ

(43) ma yükalü leke illa ma kad kıle lir rusüli min kablik inne rabbeke lezu mağfirativ ve zu ikabin elim
Sana, başka bir şey söylenmiyor senden önceki resullere söylenenden gerçekten senin Rabbin mağfiret sahibi hem de acıklı azap sahibidir

1. mâ yukâlu : söylenen şey
2. leke : sana
3. illâ : den baska
4. : şey
5. kad kîle : söylenmiş
6. li er rusuli : resûllere
7. min kabli-ke : senden önce
8. inne : muhakkak ki
9. rabbe-ke : senin Rabbin
10. le : elbette, mutlaka
11. : sahip
12. magfiretin : mağfiret (günahların sevaba çevrilmesi)
13. ve zû : ve sahip
14. ikâbin : ikab, şiddetli ceza, azap
15. elîmin : acı, elem

٤٤

وَلَوْ جَعَلْنَاهُ قُرْانًا اَعْجَمِيًّا لَقَالُوا لَوْلَا فُصِّلَتْ ايَاتُهُ ءَاَعْجَمِىٌّ وَعَرَبِىٌّ قُلْ هُوَ لِلَّذينَ امَنُوا هُدًى وَشِفَاءٌ وَالَّذينَ لَايُؤْمِنُونَ فى اذَانِهِمْ وَقْرٌ وَهُوَ عَلَيْهِمْ عَمًى اُولءِكَ يُنَادَوْنَ مِنْ مَكَانٍ بَعيدٍ

(44) ve lev cealnahü kur’anen a’cemiyyel lekalu levla füssilet ayatüh a’cemiyyüv ve arabiyy kul hüve lillezine amenu hüdev ve şifa’ vellezine la yü’minune fi azanihim vakruv ve hüve aleyhim ama ülaike yünadevne mim mekanim beiyd
Eğer biz onu, yapsaydık yabancı (dille yazılmış) bir kur’an diyeceklerdi ki onun ayetlerini açıklasaydın ya! arapça da mı yabancı? de ki o, iman edenlere bir hidayet ve şifadır iman etmeyenlerin kulaklarına da bir ağırlık (verdik) o onlara karşı bir körlüktür işte onlar çağrılmaktadırlar çok (uzak) bir yerden

1. ve lev : ve eğer, şâyet
2. cealnâ-hu : onu kıldık, yaptık
3. kur’ânen : Kur’ân
4. a’cemiyyen : yabancı dil, Arapça olmayan
5. le : elbette, mutlaka
6. kâlû : dediler
7. lev : olsa
8. : değil
9. fussilet : açıklandı
10. âyâtu-hu : onun âyetleri
11. e : mi
12. a’cemiyyun : yabancı dil, Arapça olmayan
13. ve arabîyyun : ve Arap
14. kul : de, söyle
15. huve : o
16. li ellezîne : onlar için
17. âmenû : âmenû oldular, îmân ettiler (Allah’a ulaşmayı dilediler)
18. huden : hidayet
19. ve sifâun : ve şifa
20. vellezîne : ve onlar
21. lâ yû’minûne : mü’min olmazlar, îmân etmezler
22. : de, içinde, içinde vardır
23. âzâni-him : onların kulakları
24. vakrun : vakra, işitmeyi engelleyen sistem
25. ve huve : ve o
26. aleyhim : onlara
27. amen : körlüktür
28. ulâike : işte onlar
29. yunâdevne : seslenilir
30. min : den
31. mekânin : yer, mekân
32. baîdin : uzak

٤٥

وَلَقَدْ اتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ فَاخْتُلِفَ فيهِ وَلَوْلَا كَلِمَةٌ سَبَقَتْ مِنْ رَبِّكَ لَقُضِىَ بَيْنَهُمْ وَاِنَّهُمْ لَفى شَكٍّ مِنْهُ مُريبٍ

(45) ve le kad ateyna musel kitabe fahtülife fih ve lev la kelimetün sebekat mir rabbike le kudiye beynehüm ve innehüm lefi şekkim minhü mürib
Yemin olsun biz verdik musa’ya kitabı ondan ihtilaf edildi eğer bir hüküm geçmiş olmasaydı Rabbinden aralarında hüküm verilmiş ve bitmişti elbette ki onlar ondan şüphe içindedirler

1. ve lekad : ve andolsun
2. âteynâ : biz verdik
3. mûsâ : Musa
4. el kitâbe : kitap
5. fe : fakat
6. ihtulife : ihtilâf ettiler, anlaşmazlığa düştüler
7. fî-hi : onda, onun hakkında
8. ve lev lâ : ve olmasaydı
9. kelimetun : söz
10. sebekat : geçti
11. min : den
12. rabbi-ke : senin Rabbin
13. le : elbette, mutlaka
14. kudiye : yerine getirildi, bitirildi
15. beyne-hum : onların arasında
16. ve inne-hum : ve muhakkak ki onlar
17. le : elbette, mutlaka
18. : içinde
19. şekkin : şek, şüphe
20. min-hu : ondan
21. murîbin : şüphe içinde olan

٤٦

مَنْ عَمِلَ صَالِحًا فَلِنَفْسِه وَمَنْ اَسَاءَ فَعَلَيْهَا وَمَا رَبُّكَ بِظَلَّامٍ لِلْعَبيدِ

(46) men amile salihan fe li nefsihi ve men esae fe aleyha ve ma rabbüke bi zallamil lil abid
Kim salih amel işlerse kendi nefsi içindir kim de kötülük yaparsa yine kendinedir Rabbin asla değildir kullarına zulüm edici

1. men : kim
2. amile : yaptı, işledi
3. sâlihan : salih amel, nefs tezkiyesi
4. fe : böylece, artık
5. li : için
6. nefsi-hi : kendi nefsi
7. ve men : ve kim
8. esâe : kötülük yaptı, kötülük işledi
9. fe : böylece, artık
10. aleyhâ : kendi aleyhine
11. ve mâ : ve değil
12. rabbu-ke : senin Rabbın
13. bi zallâmin : çok zalim, çok haksızlık yapan
14. li : için
15. el abîdi : kullar
Reklamlar