022. Cüz

    Nüzul SırasıCüzSayfaSure
    90 22421Ahzab(33)

٣١

وَمَنْ يَقْنُتْ مِنْكُنَّ لِلّهِ وَرَسُولِه وَتَعْمَلْ صَالِحًا نُؤْتِهَا اَجْرَهَا مَرَّتَيْنِ وَاَعْتَدْنَا لَهَا رِزْقًا كَريمًا

(31) ve mey yaknüt minkünne lillahi ve rasulihi ve ta’mel salihan nü’tiha ecraha merrateyni ve a’tedna leha rizkan kerima
Sizden kim itaat ederse Allah ve o’nun resulüne salih amel işlerse ona mükafatın iki katını veririz ve ona kerim bir rızık hazırlarız

1. ve men : ve kim
2. yaknut : kanitin olur, huşû ile bağlanır
3. min kunne : sizden (siz hanımlardan)
4. lillâhi (li allâhi) : Allah’a
5. ve resûli-hi : ve onun resûlüne
6. ve ta’mel sâlihan : ve salih amel, nefs tezkiyesi yaparız
7. nu’ti-hâ : ona veririz
8. ecre-hâ : onun ecrini
9. merreteyni : iki kere, iki kat
10. ve a’tednâ : ve hazırladık
11. lehâ : onun için
12. rızkan : bir rızık
13. kerîmen : üstün, bol, ikram edilmiş

٣٢

يَا نِسَاءَ النَّبِىِّ لَسْتُنَّ كَاَحَدٍ مِنَ النِّسَاءِ اِنِ اتَّقَيْتُنَّ فَلَا تَخْضَعْنَ بِالْقَوْلِ فَيَطْمَعَ الَّذى فى قَلْبِه مَرَضٌ وَقُلْنَ قَوْلًا مَعْرُوفًا

(32) ya nisaen nebiyyi lestünne ke ehadim minen nisai inittekaytünne fe la tahda’ne bil kavli fe yatmeallezi fi kalbihi meraduv ve kulne kavlem ma’rufa
Ey nebilerin hanımları sizler diğer kadınlardan biri değilsiniz eğer takvalı davranmak istiyorsanız yumuşak ve edalı söz söylemeyin kimse bir ümide kapılmasın kalplerinde maraz olan sözü bilinen üslupla söyleyin

1. : ey
2. nisâ : kadınlar
3. en nebiyyi : nebî, peygamber
4. lestunne : siz değilsiniz
5. ke ehadin : birisi gibi
6. min en nisai : kadınlardan
7. in ittekaytunne : eğer takva sahibi iseniz
8. fe : o zaman, o taktirde
9. lâ tahda’ne : yumuşak, çekici söylemeyin
10. bi el kavli : sözü
11. fe : o zaman, o taktirde
12. yatmaallezî : (yatmaa ellezî )
13. yatmaa : tamah eder, ümit eder
14. ellezî : ki o, o
15. : içinde, var
16. kalbi-hî : onun kalbi
17. maradun : maraz, hastalık
18. ve kulne : ve söyleyin (bayanlara emir şekli)
19. kavlen : söz
20. ma’rûfen : maruf, ciddî

٣٣

وَقَرْنَ فى بُيُوتِكُنَّ وَلَا تَبَرَّجْنَ تَبَرُّجَ الْجَاهِلِيَّةِ الْاُولى وَاَقِمْنَ الصَّلوةَ وَاتينَ الزَّكوةَ وَاَطِعْنَ اللّهَ وَرَسُولَهُ اِنَّمَا يُريدُ اللّهُ لِيُذْهِبَ عَنْكُمُ الرِّجْسَ اَهْلَ الْبَيْتِ وَيُطَهِّرَكُمْ تَطْهيرًا

(33) ve karne fi büyutikünne ve la teberracne teberrucel cahiliyyetil ula ve ekımnes salete ve atinez zekate ve eti’nellahe ve rasuleh innema yüridüllahü li yüzhibe ankümür ricse ehlel beyti ve yütahhiraküm tathira
Ve evlerinizde oturun açılıp saçılmayın evvelki cehalet zamanın da (olduğu gibi) namazı dost doğru kılın zekatı verin Allah’a ve o’nun resülüne itaat edin Allah ehl’i beyt’ten sadece kiri gidermek istiyor sizi tertemiz yapmak istiyor

1. ve karne : ve karar kılın, oturun
2. : içinde
3. buyûti-kunne : sizin (bayanların) evleriniz
4. ve lâ teberrecne : ve (ziynetlerinizi, süslerinizi) açığa vurmayın
5. teberruce : açığa vurma, belli etme
6. el câhiliyyeti : cahiliyye, cahillik
7. el ûlâ : evvelki, önceki
8. ve ekımne es salâte : ve namazı ikame edin
9. ve âtîne ez zekâte : ve zekâtı verin
10. ve atı’nallâhe (atı’ne allâhe) : ve Allah’a itaat edin
11. ve resûle-hu : ve onun resûlü
12. innemâ : sadece, yalnız
13. yurîdullâhu (yurîdu allâhu) : Allah istiyor
14. li yuzhibe : gidermek
15. an-kum : sizden
16. er ricse : günah
17. ehle el beyti : ehli beyt, ev halkı
18. ve yutahhire-kum : ve sizi temizliyor
19. tathîren : temiz, tertemiz olarak

٣٤

وَاذْكُرْنَ مَا يُتْلى فى بُيُوتِكُنَّ مِنْ ايَاتِ اللّهِ وَالْحِكْمَةِ اِنَّ اللّهَ كَانَ لَطيفًا خَبيرًا

(34) vezkürne ma yütla fi büyutikünne min ayatillahi vel hikmeh innellahe kane latiyfen habira
Düşünün evlerinizde okunan Allah’ın ayetlerinin hikmetlerini şüphesiz Allah latiftir, her şeyden haberdardır

1. vezkurne (ve uzkurne) : ve zikredin
2. mâ yutlâ : okunan şey
3. : içinde
4. buyûti-kunne : evlerinizin (hanımların)
5. min âyâtillâhi (âyâti allâhi) : Allah’ın âyetlerinden
6. ve el hikmeti : ve hikmet
7. innallâhe (inne allâhe) : muhakkak ki Allah
8. kâne : oldu
9. latîfen : lâtif, lütuf sahibi
10. habîren : haberdar olan

٣٥

اِنَّ الْمُسْلِمينَ وَالْمُسْلِمَاتِ وَالْمُؤْمِنينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ وَالْقَانِتينَ وَالْقَانِتَاتِ وَالصَّادِقينَ وَالصَّادِقَاتِ وَالصَّابِرينَ وَالصَّابِرَاتِ وَالْخَاشِعينَ وَالْخَاشِعَاتِ وَالْمُتَصَدِّقينَ وَالْمُتَصَدِّقَاتِ وَالصَّاءِمينَ وَالصَّاءِمَاتِ وَالْحَافِظينَ فُرُوجَهُمْ وَالْحَافِظَاتِ وَالذَّاكِرينَ اللّهَ كَثيرًا وَالذَّاكِرَاتِ اَعَدَّ اللّهُ لَهُمْ مَغْفِرَةً وَاَجْرًا عَظيمًا

(35) innel müslimine vel müslimati vel mü’minine vel mü’minati vel kanitine vel kanitati ves sadikiyne ves sadikati ves sabirine ves sabirati vel haşiiyne vel haşiati vel mütesaddikiyne vel mütesaddikati ves saimine ves saimati vel hafiziyne fürucehüm vel hafizate vez zakirinellahe kesirav vez zakirati eaddellahü lehüm mağfiratev ve ecran aziyma
Müslüman erkeklere müslüman kadınlara erkek mü’minlere kadın mü’minlere itaatkar erkeklere ve itaatkar kadınlara da sadık olan erkeklere de ve sadık olan kadınlara da sabreden erkeklere ve sabreden kadınlara da huşu ve tevazu sahibi erkeklere ve huşu ve tevazu sahibi kadınlara da sadaka veren erkeklere ve sadaka veren kadınlara da oruç tutan erkeklere ve oruç tutan kadınlara da namuslarını koruyan erkeklere ve kadınlara Allah’ı çok zikir eden erkeklere ve kadınlara da Allah hazırlamıştır onlar için mağfiret ve çok büyük ecir (vardır)

1. inne : muhakkak ki
2. el muslimîne : İslâm olan, Allah’a teslim olan, müslüman erkekler
3. ve el muslimâti : ve İslâm olan, Allah’a teslim olan, müslüman kadınlar
4. ve el mu’minîne : ve mü’min erkekler
5. ve el mu’minâti : ve mü’min kadınlar
6. ve el kânitîne : ve kanitin olan, huşû ile bağlanan erkekler
7. ve el kânitâti : ve kanitin olan, huşû ile bağlanan kadınlar
8. ve es sâdikîne : ve sadık olan erkekler
9. ve es sâdikâti : ve sadık olan kadınlar
10. ve es sâbirîne : ve sabreden erkekler
11. ve es sâbirâti : ve sabreden kadınlar
12. ve el hâşiîne : ve huşû duyan erkekler
13. ve el hâşiâti : ve huşû duyan kadınlar
14. ve el mutesaddikîne : ve sadaka veren erkekler
15. ve el mutesaddikâti : ve sadaka veren kadınlar
16. ve es sâimîne : ve oruç tutan erkekler
17. ve es sâimâti : ve oruç tutan kadınlar
18. ve el hâfızîne : ve muhafaza eden, koruyan erkekler
19. furûce-hum : onların ırzları, ırzları, namusları
20. ve el hâfızâti : ve muhafaza eden, koruyan kadınlar
21. ve ez zâkirîne allâhe : ve Allah’ı zikreden erkekler
22. kesîren : çok
23. ve ez zâkirâti : ve zikreden kadınlar
24. eadde : hazırladı
25. allâhu : Allah
26. lehum : onlar için, onlara
27. magfireten : mağfiret (günahların sevaba çevrilmesi)
28. ve ecren : ve ecir, mükâfat
29. azîmen : azîm, büyük

Sayfa:422

٣٦

وَمَا كَانَ لِمُؤْمِنٍ وَلَا مُؤْمِنَةٍ اِذَا قَضَى اللّهُ وَرَسُولُهُ اَمْرًا اَنْ يَكُونَ لَهُمُ الْخِيَرَةُ مِنْ اَمْرِهِمْ وَمَنْ يَعْصِ اللّهَ وَرَسُولَهُ فَقَدْ ضَلَّ ضَلَالًا مُبينًا

(36) ve ma kane li mü’miniv ve la mü’minetin iza kadallahü ve rasulühu emran ey yekune lehümül hiyeratü min emrihim ve mey ya’sillahe ve rasulehu fe kad dalle dalalem mübina
olamaz erkek ve kadın mü’minler için Allah hüküm verdiği zaman ve o’nun resulü bir emir onların seçme hakkı yoktur kendi işlerinde kim Allah ve resulüne isyan ederse kesinlikle açık bir dalaletle sapmış olur

1. ve mâ : ve olmadı, olmaz
2. kâne : oldu
3. li mu’minin : mü’min bir erkek için
4. ve lâ : ve yoktur
5. mu’minetin : mü’min bir kadın
6. izâ kada allâhu : Allah hükmettiği zaman
7. ve resûlu-hû : ve onun resûlü
8. emren : emir, durum, hal
9. en yekûne : olması
10. lehum : onlar için
11. el hıyeretu : seçme, tercih
12. min emri-him : onların emrinden, onların işlerinden
13. ve men : ve kim
14. ya’sıllâhe : Allah’a asi olmak, itaat etmemek
15. ve resûle-hu : ve onun resûlü
16. fe : artık, o taktirde
17. kad : oldu, olmuştu
18. dalle : dalâlette, saptı
19. dalâlen : dalâlet, sapıklık
20. mubînen : açıkça, apaçık

٣٧

وَاِذْ تَقُولُ لِلَّذى اَنْعَمَ اللّهُ عَلَيْهِ وَاَنْعَمْتَ عَلَيْهِ اَمْسِكْ عَلَيْكَ زَوْجَكَ وَاتَّقِ اللّهَ وَتُخْفى فى نَفْسِكَ مَا اللّهُ مُبْديهِ وَتَخْشَى النَّاسَ وَاللّهُ اَحَقُّ اَنْ تَخْشيهُ فَلَمَّا قَضى زَيْدٌ مِنْهَا وَطَرًا زَوَّجْنَاكَهَا لِكَىْ لَا يَكُونَ عَلَى الْمُؤْمِنينَ حَرَجٌ فى اَزْوَاجِ اَدْعِيَاءِهِمْ اِذَا قَضَوْا مِنْهُنَّ وَطَرًا وَكَانَ اَمْرُ اللّهِ مَفْعُولًا

(37) ve iz tekulü lillezi en’amellahü aleyhi ve en’amte aleyhi emsik aleyke zevceke vettekillahe ve tuhfi fi nefsike mellahü mübdihi ve tahşen nas vallahü ehakku en tahşah felemma kada zeydüm minha vetaran zevvecnakeha li key la yekune alel mü’minine haracün fi ezvaci ed’iyaihim iza kadav minhünne vetara ve kane emrullahi mef’ula
O zaman diyordun kendisine Allah’ın, hem de senin nimet verdiğin zata zevceni nikahında tut ve Allah’tan sakın nefsinde gizliyordun Allah’ın açığa vuracağı şeyi ve insanlardan korkuyordun halbuki Allah daha layıktır kendisinden korkulmaya vaktaki zeyd neticeye varınca zevcesini boşayıp onu biz sana zevce yaptık taki mü’minlere darlık ve günah olmasın zevceleri (nikahlama) hususunda evlatlıklarının kendisi ile ilişkisini kesip boşadığı. Ve Allah’ın emri yerine getirildi.

1. ve iz : ve olduğu zaman, olmuştu
2. tekûlu : söylüyorsun
3. li : … e
4. ellezî : ki o
5. en’ame : ni’met verdi
6. allâhu : Allah
7. aleyhi : onun üzerine, ona
8. ve en’amte : ve sen ni’metlendirdin
9. aleyhi : onun üzerine, onu
10. emsik : tut
11. aleyke : sana, kendine
12. zevce-ke : senin zevcen
13. ve ittekı : ve takva sahibi ol
14. allâhe : Allah
15. ve tuhfî : ve sen saklıyorsun
16. : içinde
17. nefsi-ke : senin nefsin
18. : şey
19. allâhu : Allah
20. mubdî-hi : onu açığa çıkaran, açıklayan
21. ve tahşe : ve kork, çekin
22. en nâse : insanlar
23. ve allâhu : ve Allah
24. ehakku : daha çok hak sahibi
25. en tahşâ-hu : senin ondan çekinmen
26. fe : sonra
27. lemmâ : olduğu zaman
28. kadâ : oldu, vuku buldu, oldu bitti
29. zeydun : Zeyd
30. min-hâ : ondan
31. vetaren : istek, ilgi, alâka, arzu
32. zevvecnâ-ke-hâ : seni onunla evlendirdik
33. likey : için
34. lâ yekûne : olmaz
35. alâ el mu’minîne : mü’minlerin üzerine, mü’minlere
36. haracun : güçlük, zorluk
37. : içinde, da, konusunda
38. ezvâci : evlenme
39. ed’îyâi-him : onların evlâtlıkları
40. izâ kadav : olduğu zaman
41. min-hunne : onlardan
42. vetaren : istek, ilgi, alâka, arzu
43. ve kâne : ve oldu
44. emrullâhi (emru allâhi) : Allah’ın emri
45. mef’ûlen : yapıldı, yerine geldi

٣٨

مَا كَانَ عَلَى النَّبِىِّ مِنْ حَرَجٍ فيمَا فَرَضَ اللّهُ لَهُ سُنَّةَ اللّهِ فِى الَّذينَ خَلَوْا مِنْ قَبْلُ وَكَانَ اَمْرُ اللّهِ قَدَرًا مَقْدُورًا

(38) ma kane alen nebiyyi min haracin fima feradallahü leh sünnetellahi fillezine halev min kabl ve kane emrullahi kaderam makdura
Nebilerine hiçbir darlık yoktur Allah’ın takdir ettiği bir hüküm de Allah’ın (peygamberi) hakkında emri budur (bundan) öncede gelip geçen ve Allah’ın emri bir kaderdir yerine getirilen

1. mâ kâne : yoktur, olmadı
2. alâ : üzerine
3. en nebiyyi : nebî, peygamber
4. min : den, dan
5. harecin : bir güçlük
6. : içinde
7. : şey
8. faradallâhu (farada allâhu) : Allah farz kıldı
9. lehu : ona
10. sunnetallâhi : Allah’ın sünneti
11. fî ellezîne : o kimseler içinde, arasında
12. halev : gelip geçti
13. min kablu : önceden
14. ve kâne : ve oldu
15. emru allâhi : Allah’ın emri
16. kaderen : kader
17. makdûran : takdir edilmiş

٣٩

اَلَّذينَ يُبَلِّغُونَ رِسَالَاتِ اللّهِ وَيَخْشَوْنَهُ وَلَا يَخْشَوْنَ اَحَدًا اِلَّا اللّهَ وَكَفى بِاللّهِ حَسيبًا

(39) ellezine yübelliğune risalatillahi ve yahşevnehu ve la yahşevne ehaden ilellah ve kefa billahi hasiba
O (peygamberler) ki tebliğ ederler Allah’ın risaletini ve o’ndan korkarlar hiçbir kimseden korkmazlar Allah’tan başka hesaba çekmek için Allah yeter

1. ellezîne : onlar
2. yubelligûne : tebliğ ederler
3. risâlâti allâhi : Allah’ın risaleti
4. ve yahşevne-hu : ve ona huşû duyarlar
5. ve lâ yahşevne : ve korkmazlar
6. ehaden : birisi, bir kimse
7. illâ allâhe : Allah’tan başka
8. ve kefâ : ve kâfidir
9. bi allâhi : Allah’a
10. hasîben : hesap görücü

٤٠

مَا كَانَ مُحَمَّدٌ اَبَا اَحَدٍ مِنْ رِجَالِكُمْ وَلكِنْ رَسُولَ اللّهِ وَخَاتَمَ النَّبِيّنَ وَكَانَ اللّهُ بِكُلِّ شَىْءٍ عَليمًا

(40) ma kane muhammedün eba ehadim mir ricaliküm ve lakir rasulellahi ve hatemen nebiyyin ve kanellahü bi külli şey’in alima
Muhammed değildir sizin erkeklerinizden hiçbirinizin babası lakin (o), Allah’ın resulüdür ve nebilerin sonuncusudur ve Allah her şeyi bilendir

1. mâ kâne : olmadı
2. muhammedun : Muhammed
3. ebâ : baba
4. ehadin : birisi, bir kimse
5. min ricâli-kum : erkeklerinizden
6. ve lâkin : ve lâkin, fakat, ancak
7. resûlu allâhi : Allah’ın resûlü
8. ve hâtemen : ve sonuncu
9. nebiyyîne : nebî, peygamber
10. ve kâne allâhu : ve Allah oldu
11. bi : ile
12. kulli şey’in : hepsi, herşey
13. alîmen : bilen

٤١

يَا اَيُّهَا الَّذينَ امَنُوا اذْكُرُوا اللّهَ ذِكْرًا كَثيرًا

(41) ya eyyühellezine amenüz kürullahe zikran kesira
Ey iman edenler! Allah’ı çok zikir edin

1. yâ eyyuhâ : ey
2. ellezîne : onlar
3. âmenû : âmenû oldular (ölmeden önce Allah’a ulaşmayı dilediler)
4. uzkurû : zikredin
5. allâhe : Allah
6. zikren : zikrederek
7. kesîren : çok

٤٢

وَسَبِّحُوهُ بُكْرَةً وَاَصيلًا

(42) ve sebbihuhu bükratev ve esiyla
Ona sabah ve akşam tesbih eyleyin

1. ve sebbihû-hu : ve onu tesbih edin
2. bukreten : sabah
3. ve asîlen : ve akşam

٤٣

هُوَ الَّذى يُصَلّى عَلَيْكُمْ وَمَلءِكَتُهُ لِيُخْرِجَكُمْ مِنَ الظُّلُمَاتِ اِلَى النُّورِ وَكَانَ بِالْمُؤْمِنينَ رَحيمًا

(43) hüvellezi yüsalli aleyküm ve melaiketühu li yuhriceküm minez zulümati ilen nur ve kane bil mü’minine rahiyma
O’dur size rahmet eden ve o’nun melekleri de sizi zulumattan nura çıkarmak için (O), mü’minlere çok merhametlidir

1. huve : o
2. ellezî : ki o
3. yusallî : salât eder
4. aleykum : sizin üzerinize
5. ve melâiketu-hu : ve onun melekleri
6. li yuhrice-kum : sizi çıkarması için
7. min ez zulumâti : karanlıklardan
8. ilâ en nûri : nura
9. ve kâne : ve oldu
10. bi el mu’minîne : mü’minlere
11. rahîmen : rahîm olan (Rahîm esmasıyla tecelli eden)

Sayfa:423

٤٤

تَحِيَّتُهُمْ يَوْمَ يَلْقَوْنَهُ سَلَامٌ وَاَعَدَّ لَهُمْ اَجْرًا كَريمًا

(44) tehiyyetühüm yevme yelkavnehu selam ve eadde lehüm ecran kerima
Onlara sağlık, afiyet, ona kavuşacakları gün selam (vardır) ve onlar için hazırlanmıştır kerim bir ecir

1. tehiyyetu-hum : onların tehıyyeti (karşılanma mükâfatı)
2. yevme : gün
3. yelkavne-hu : ona mülâki olurlar (ruhları ölmedenönce Allah’a ulaşır)
4. selâmun : selâm
5. ve eadde : ve hazırladı
6. lehum : onlar için, onlara
7. ecren : ecir, mükâfat
8. kerîmen : kerim, çok, üstün

٤٥

يَا اَيُّهَا النَّبِىُّ اِنَّا اَرْسَلْنَاكَ شَاهِدًا وَمُبَشِّرًا وَنَذيرًا

(45) ya eyyühen nebiyyü inna erselnake şahidev ve mübeşşirav ve nezira
Ey nebi! şüphesiz biz seni şahit, gönderdik bir müjdeleyici ve uyarıcı olarak

1. yâ eyyuhâ : ey
2. en nebiyyu : peygamber
3. innâ : muhakkak ki biz
4. erselnâ-ke : seni gönderdik
5. şâhiden : şahit olarak
6. ve mubeşşiren : ve müjdeleyici olarak
7. ve nezîren : ve nezir (uyarıcı) olarak

٤٦

وَدَاعِيًا اِلَى اللّهِ بِاِذْنِه وَسِرَاجًا مُنيرًا

(46) ve daiyen ilellahi bi iznihi ve siracem münira
Hem Allah’ın izni ile bir davetçi ve nur saçan bir kandil

1. ve dâîyen : ve davet eden, davet edici olarak
2. ilâllâhi (ilâ allâhi) : Allah’a
3. bi izni- hî : onun izniyle
4. ve sirâcen : ve sirac, kandil
5. munîren : nurlandıran

٤٧

وَبَشِّرِ الْمُؤْمِنينَ بِاَنَّ لَهُمْ مِنَ اللّهِ فَضْلًا كَبيرًا

(47) ve beşşiril mü’minine bi enne lehüm minellahi fadlen kebira
Mü’minleri müjdele muhakkak onlara Allah’tan çok büyük fazlı kerem (vardır)

1. ve beşşir : ve müjdele
2. el mu’minîne : mü’minler
3. bi enne : olduğunu
4. lehum : onlar için
5. min allâhi : Allah’tan
6. fadlen : fazl (kalbe gelen nur)
7. kebîren : büyük

٤٨

وَلَا تُطِعِ الْكَافِرينَ وَالْمُنَافِقينَ وَدَعْ اَذيهُمْ وَتَوَكَّلْ عَلَى اللّهِ وَكَفى بِاللّهِ وَكيلًا

(48) ve la tütiil kafirine vel münafikiyne ve da’ ezahüm ve tevekkel alellah ve kefa billahi vekila
Tâbi olma kâfirlere ve münafıklara onların ezalarına aldırış etme Allah’a tevekkül et vekil olarak Allah yeter

1. ve lâ tutıı : ve itaat etme
2. el kâfirîne : kâfirler
3. ve el munâfikîne : ve münafıklar
4. veda’ : terket (aldırma)
5. ezâ-hum : onların eziyetleri
6. ve tevekkel : ve tevekkül et
7. alâllâhi (alâ allâhi) : Allah’a
8. ve kefâ : ve kâfidir
9. billâhi (bi allâhi ) : Allah
10. vekîlen : vekil olarak

٤٩

يَا اَيُّهَا الَّذينَ امَنُوا اِذَا نَكَحْتُمُ الْمُؤْمِنَاتِ ثُمَّ طَلَّقْتُمُوهُنَّ مِنْ قَبْلِ اَنْ تَمَسُّوهُنَّ فَمَا لَكُمْ عَلَيْهِنَّ مِنْ عِدَّةٍ تَعْتَدُّونَهَا فَمَتِّعُوهُنَّ وَسَرِّحُوهُنَّ سَرَاحًا جَميلًا

(49) ya eyyühellezine amenu iza nekahtümül mü’minati sümme tallaktümuhünne min kabli en temessuhünne femaleküm aleyhinne min iddetin ta’tedduneha fe mettiuhünne ve serrihuhünne serahan cemila
Ey iman edenler! mü’min kadınları nikah edip sonra onları boşarsanız kendilerine dokunmadan önce sizin için onların üzerinde yoktur sayacağınız bir iddet hemen onların mehirlerini verip onları güzel bir şekilde salıverin

1. yâ eyyuhâ : ey
2. ellezîne : o kimseler
3. âmenû : âmenû olanlar (Allah’a ulaşmayı dileyenler)
4. izâ nekahtum : siz nikâhladığınız zaman
5. el mu’minâti : mü’min kadınlar
6. summe : sonra
7. tallaktumû-hunne
(hunne)
(hum)
: onları boşarsınız
: onlar (kadınlar için)
: onlar (erkekler için)
8. min kabli : önceden, daha önce
9. en temessû-hunne : sizin dokunmanız, temas etmeniz
10. fe : o zaman, böylece, artık
11. mâ lekum : sizin için yoktur
12. aleyhinne : onlara (kadınlara)
13. min : den, dan
14. iddetin : iddet, müddet
15. ta’teddûne-hâ : sizin ondan sayacağınız (müddet)
16. fe : o zaman, böylece, artık
17. mettiû-hunne : onları metalandırın (mehirlerini verin)
18. ve serrihû-hunne : ve onları serbest bırakın (boşayın)
19. serâhan : bırakarak, bırakış
20. cemîlen : güzel

٥٠

يَا اَيُّهَا النَّبِىُّ اِنَّا اَحْلَلْنَا لَكَ اَزْوَاجَكَ الّتى اتَيْتَ اُجُورَهُنَّ وَمَا مَلَكَتْ يَمينُكَ مِمَّا اَفَاءَ اللّهُ عَلَيْكَ وَبَنَاتِ عَمِّكَ وَبَنَاتِ عَمَّاتِكَ وَبَنَاتِ خَالِكَ وَبَنَاتِ خَالَاتِكَ الّتى هَاجَرْنَ مَعَكَ وَامْرَاَةً مُؤْمِنَةً اِنْ وَهَبَتْ نَفْسَهَا لِلنَّبِىِّ اِنْ اَرَادَ النَّبِىُّ اَنْ يَسْتَنْكِحَهَا خَالِصَةً لَكَ مِنْ دُونِ الْمُؤْمِنينَ قَدْ عَلِمْنَا مَا فَرَضْنَا عَلَيْهِمْ فى اَزْوَاجِهِمْ وَمَا مَلَكَتْ اَيْمَانُهُمْ لِكَيْلَا يَكُونَ عَلَيْكَ حَرَجٌ وَكَانَ اللّهُ غَفُورًا رَحيمًا

(50) ya eyyühen nebiyyü inna ahlelna leke ezvacekellati ateyte ücurahünne ve ma meleket yeminüke mimma efaellahü aleyke ve benati ammike ve benati ammatike ve benati halike ve benati halatikel lati hacerne meake vemraetem mü’mineten iv vehebet nefseha lin nebiyyi in eraden nebiyyü ey yestenkihaha halisatel leke min dunil mü’minin kad alimna ma feradna aleyhim fi ezvacihim ve ma meleket eymanühüm li keyla yekune aleyke harac ve kanellahü ğafurar rahiyma
ey nebi! şüphesiz biz sana helâl kıldık mehirlerini verdiğin zevcelerini mülk olan cariyeleri de Allah’ın sana ganimet (olarak ihsan) buyurduğu amcalarının kızlarından halalarının kızlarından dayılarının kızlarından teyzelerinin kızlarından seninle beraber hicret etmiş onları da (helâl kıldık) bir de mü’min bir kadın kendini nebi’ye hibe ederse eğer nebi de onu nikah etmek isterse onu başka mü’minlere değilde sana mahsus olmak (üzere helâl kıldık) onlara neyi farz kıldığımızı biliyoruz zevceleri ve mülk olan cariyeleri hakkında olmasın diyedir (bundan) sana hiçbir darlık Allah bağışlayan, merhamet sahibidir

1. yâ eyyuhâ : ey
2. en nebiyyu : nebî, peygamber
3. innâ : muhakkak biz
4. ahlelnâ : helâl kıldık
5. leke : senin için, sana
6. ezvâce-ke : senin zevcelerin, hanımların, eşlerin
7. elletî : ki o
8. âteyte : sen verdin
9. ucûre-hunne
(hunne)
(hum)
: onların ücretleri
: onlar (kadınlar için)
: onlar (erkekler için)
10. ve mâ : ve şey
11. meleket : sahip oldu
12. yemînu-ke
(mâ meleket yemînu-ke)
: senin elin
: (elinin altında sahip olduğun)
13. mimmâ (min mâ) : şeyden
14. efâallâhu (efâe allâhu) : Allah ganimet olarak verdi
15. aleyke : sana
16. ve benâti : ve kızları
17. ammi-ke : senin amcan
18. ve benâti : ve kızları
19. ammâti-ke : senin halan
20. ve benâti : ve kızları
21. hâli-ke : dayın
22. ve benâti : ve kızları
23. halâti-ke : senin teyzen
24. ellâtî : ki o (kadın)
25. hâcerne : hicret etti
26. meâ-ke : seninle beraber
27. vemreeten (ve imreeten) : ve kadın, hanım
28. mu’mineten : bir mü’min (kadın)
29. in : eğer
30. vehebet : hibe etti
31. nefse-hâ : nefsini, kendini
32. li en nebiyyi : nebî (peygamber) için
33. in erâde : eğer isterse
34. en nebiyyu : nebî, peygamber
35. en yestenkiha-hâ : onu nikâh etmek ister
36. hâlisaten : … a has olarak, özel olarak
37. leke : sana
38. min dûni : başka (hariç)
39. el mu’minîne : mü’minler
40. kad : oldu
41. alimnâ : biz bildik
42. mâ faradnâ : farz kıldığımız şeyi
43. aleyhim : onların üzerine, onlara
44. : içinde, hakkında, konusunda
45. ezvâci-him : onların zevceleri, hanımları
46. ve mâ meleket eymânu-hum : ve onların elleri altında olan
47. li keylâ yekûne : olmaması için
48. aleyke : sana
49. haracun : zorluk, güçlük
50. ve kânallâhu (ve kâne allâhu) : ve Allah oldu (dır)
51. gafûran : gafur, mağfiret eden
52. rahîmen : rahîm (Rahîm esmasıyla tecelli eden)

Sayfa:424

٥١

تُرْجى مَنْ تَشَاءُ مِنْهُنَّ وَتُْوى اِلَيْكَ مَنْ تَشَاءُ وَمَنِ ابْتَغَيْتَ مِمَّنْ عَزَلْتَ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْكَ ذلِكَ اَدْنى اَنْ تَقَرَّ اَعْيُنُهُنَّ وَلَا يَحْزَنَّ وَيَرْضَيْنَ بِمَا اتَيْتَهُنَّ كُلُّهُنَّ وَاللّهُ يَعْلَمُ مَا فى قُلُوبِكُمْ وَكَانَ اللّهُ عَليمًا حَليمًا

(51) türci men teşaü minhünne ve tü’vi ileyke men teşa’ ve menibteğayte mimmen azelte fe la cünaha aleyk zalike edna en tekarra a’yünühünne ve la yahzenne ve yerdayne bima ateytehünne küllühünn vallahü ya’lemü ma fi kulubiküm ve kanellahü alimen halima
Zevcelerinden dilediğini geri bırakır dilediğini yanına alırsın azlettiğin zevcelerinden birini talep ederek (yanına almanda) sana vebal yoktur en uygun olan budur onların gözlerinin aydın olması onların üzülmemeleri ve hoşnut olmaları (için) kendilerine verdiklerine Allah kalplerinizde olanı bilir Allah bilendir, Hilim sahibidir

1. turcî : sen ertelersin
2. men : kim, kimse
3. teşâu : sen dilersin
4. min-hunne : onlardan
5. ve tu’vî : ve yanına alırsın
6. ileyke : sana
7. men : kim, kimse
8. teşâu : sen dilersin
9. ve men : ve kim, kimse
10. ibtegayte : sen istedin
11. mimmen : (min men)
12. min : dan
13. men : kim, kimse
14. azelte : sen azlettin, bıraktın
15. fe : artık, bundan sonra
16. lâ cunâha : günah yoktur
17. aleyke : senin üzerine
18. zâlike : işte bu
19. ednâ : en yakın, en uygun
20. en tekarre a’yunu-hunne : gözleri aydın olmak (sevinmek)
21. ve lâ yahzenne : ve mahzun olmazlar, hüzünlenmezler
22. ve yerdayne : razı olurlar
23. bimâ : şeyler ile
24. âteyte-hunne : onlara verdin
25. kullu-hunne : onların hepsi
26. vallâhu : ve Allah
27. ya’lemu : o bilir
28. : şey
29. : içinde
30. kulûbi-kum : sizin kalpleriniz
31. ve kânallâhu (ve kâne allâhu) : ve Allah oldu, Allah (dır)
32. alîmen : çok iyi bilen
33. halîmen : halim

٥٢

لَايَحِلُّ لَكَ النِّسَاءُ مِنْ بَعْدُ وَلَا اَنْ تَبَدَّلَ بِهِنَّ مِنْ اَزْوَاجٍ وَلَوْ اَعْجَبَكَ حُسْنُهُنَّ اِلَّا مَا مَلَكَتْ يَمينُكَ وَكَانَ اللّهُ عَلى كُلِّ شَىْءٍ رَقيبًا

(52) la yehillü leken nisaü min ba’dü ve la en tebeddele bihinne min ezvaciv ve lev a’cebeke husnühünne illa ma meleket yeminük ve kanellahü ala külli şey’ir rakiyba
Sana helâl olamaz bundan sonra kadınları değiştirmen bu zevceleri (boşayarak) başka kadınları (nikahlaman). Velev ki güzellikleri hoşuna gitse bile meğer ki cariye ola, Allah her şeyi görendir

1. lâ yahıllu : helâl olmaz
2. leke : sana, senin için
3. en nisâu : kadınlar
4. min ba’du : sonradan, bundan sonra
5. ve lâ : ve yok, olmaz, değildir
6. en tebeddele : (bedel ile) değiştirmek
7. bi-hinne : onlar ile
8. min ezvâcin : zevcelerden, eşlerden
9. ve lev : ve şâyet, eğer, ise, olsa bile
10. a’cebe-ke : senin hoşuna gitti
11. husnu-hunne : onların güzelliği
12. illâ : ancak, hariç
13. mâ meleket : malik olduğu şey
14. yemînu-ke : senin ellerin
15. mâ meleket yemînu-ke : elinin altında olan şey
16. ve kânallâhu (ve kâne allâhu) : ve Allah ….. oldu, Allah (dır)
17. alâ : üzerine, … e
18. kulli şey’in : herşey
19. rakîben : murakebe ederek, denetleyerek

٥٣

يَا اَيُّهَا الَّذينَ امَنُوا لَا تَدْخُلوُا بُيُوتَ النَّبِىِّ اِلَّا اَنْ يُؤْذَنَ لَكُمْ اِلى طَعَامٍ غَيْرَ نَاظِرينَ اِنيهُ وَلكِنْ اِذَا دُعيتُمْ فَادْخُلُوا فَاِذَا طَعِمْتُمْ فَانْتَشِرُوا وَلَا مُسْتَاْنِسينَ لِحَديثٍ اِنَّ ذلِكُمْ كَانَ يُؤْذِى النَّبِىَّ فَيَسْتَحْي مِنْكُمْ وَاللّهُ لَايَسْتَحْي مِنَ الْحَقِّ وَاِذَا سَاَلْتُمُوهُنَّ مَتَاعًا فَسَْلُوهُنَّ مِنْ وَرَاءِ حِجَابٍ ذلِكُمْ اَطْهَرُ لِقُلُوبِكُمْ وَقُلُوبِهِنَّ وَمَا كَانَ لَكُمْ اَنْ تُؤْذُوا رَسُولَ اللّهِ وَلَا اَنْ تَنْكِحُوا اَزْوَاجَهُ مِنْ بَعْدِه اَبَدًا اِنَّ ذلِكُمْ كَانَ عِنْدَ اللّهِ عَظيمًا

(53) ya eyyühellezine amenu la tedhulu büyuten nebiyyi illa ey yü’zene leküm ila taamin ğayra nazirine inahü ve lakin iza düiytüm fedhulu fe iza taimtüm fenteşiru ve la müste’nisine li hadis inne zaliküm kane yü’zin nebiyye fe yestahyi minküm vallahü la yestahyi minel hakk ve iza seeltümu hünne metaan fes’eluhünne miv verai hicab zaliküm atheru li kulubiküm ve kulubihin ve ma kane leküm en tü’zu rasullellahi ve la en tenkihu ezvacehu mim ba’dihi ebeda inne zaliküm kane indellahi aziyma
Ey iman edenler! nebilerin evine girmeyin izin verilmedikçe ziyafet için çağrılmadıkca zamansız olarak lakin çağrıldığınız zaman girin yemeği yediğinizde hemen dağılın sohbet için dahi eylemeyin gerçekten sizin (bu haliniz) nebilere eziyet vermekte o sizden utanmaktadır ama Allah hakkı söylemekten çekinmez istediğiniz zaman (onun) zevcelerinden bir hacet onlardan perde arkasından isteyin böylece daha temizdir sizin kalbiniz hem de onların kalbi için sizin için (doğru) olamaz Allah’ın resulüne eziyet yapmanız nikah edemezsiniz onun zevcelerini de ondan sonra ebedi olarak eğer böyle (yaparsanız) Allah’ın katında çok büyük (günah) olur

1. yâ eyyuhâ : ey
2. ellezîne : onlar, o kimseler
3. âmenû : âmenû oldular (ölmeden önce Allah’a ulaşmayı dilediler)
4. lâ tedhulû : siz girmeyin
5. buyûte : evler
6. en nebiyyi : nebî, peygamber
7. illâ : ancak, başka, hariç, olmadıkça
8. en yu’zene : izin verilmek
9. lekum : sizin için, size
10. ilâ : e, a
11. taâmin : yemek
12. gayre : gayri, başka, dışında
13. nâzırîne : bekleyenler, gözleyenler
14. inâ-hu : onun vakti geldi
15. ve lâkin : ve ancak, lâkin, fakat
16. izâ duîtum : çağrıldığınız zaman, davet edildiğiniz zaman
17. fedhulû (fe udhulû) : o zaman girin
18. fe : artık, o zaman
19. izâ taimtum : yemeği yediğiniz zaman, yemeği yeyince
20. fenteşirû (fe inteşirû) : hemen dağılın
21. ve lâ muste’nisîne : ve sohbet etmek istemeyin
22. li hadîsin : söze
23. inne : muhakkak
24. zâlikum : işte bu
25. kâne : oldu
26. yu’zî : eziyet verir, veriyor
27. en nebiyyi : nebî, peygamber
28. fe : artık, fakat
29. yestahyî : haya duyuyor, çekiniyor, utanıyor
30. min-kum : sizden
31. vallâhu : ve Allah
32. lâ yestahyî : haya duymaz, çekinmez
33. min el hakkı : haktan
34. ve izâ seeltumû-hunne : ve onlardan istediğiniz zaman, sorduğunuz zaman
35. metâan : bir meta, bir şey
36. fes’elûhunne (fe es’elû-hunne) : o zaman, o taktirde onlardan isteyin, onlara sorun
37. min verâi : arkasından
38. hıcâbin : perde, örtü
39. zâlikum : işte bu
40. atharu : en temiz, daha temiz
41. li : için
42. kulûbi-kum : sizin kalpleriniz
43. ve kulûbi-hinne : ve onların kalpleri
44. ve mâ kâne : ve olmaz
45. lekum : sizin için
46. en tu’zû : eziyet vermeniz
47. resûle : resûl, elçi
48. allâhi : Allah
49. ve lâ : ve olmaz
50. en tenkihû : sizin nikâh etmeniz
51. ezvâce-hu : onun eşleri
52. min ba’di-hî : ondan sonra
53. ebeden : ebediyyen
54. inne : muhakkak
55. zâlikum : bu
56. kâne : oldu
57. indallâhi (inde allâhi) : Allah’ın katında
58. azîmen : büyük

٥٤

اِنْ تُبْدُوا شَيْءًا اَوْ تُخْفُوهُ فَاِنَّ اللّهَ كَانَ بِكُلِّ شَىْءٍ عَليمًا

(54) in tübdu şey’en ev tuhfuhü fe innellahe kane bi külli şey’in alima
Eğer bir şeyi açığa çıkarsanız da veya onu gizleseniz de şüphesiz Allah her şeyi bilendir

1. in : eğer, olsa
2. tubdû : açıklarsınız
3. şey’en : bir şey
4. ev : veya
5. tuhfû-hu : onu gizlersiniz
6. fe : artık, oysa
7. innallâhe : muhakkak Allah
8. kâne : oldu, dır
9. bi kulli şey’in : herşeyi
10. alîmen : en iyi bilen

Sayfa:425

٥٥

لَا جُنَاحَ عَلَيْهِنَّ فى ابَاءِهِنَّ وَلَا اَبْنَاءِهِنَّ وَلَا اِخْوَانِهِنَّ وَلَا اَبْنَاءِ اِخْوَانِهِنَّ وَلَا اَبْنَاءِ اَخَوَاتِهِنَّ وَلَا نِسَاءِهِنَّ وَلَا مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُهُنَّ وَاتَّقينَ اللّهَ اِنَّ اللّهَ كَانَ عَلى كُلِّ شَىْءٍ شَهيدًا

(55) la cünaha aleyhinne fi abaihinne ve la ebnaihinne ve la ihvanihinne ve la ebnai ihvanihinne ve la ebnai ehavatihinne ve la nisaihinne ve la ma meleket eymanühünn vettekiynellah innellahe kane ala külli şey’in şehida
O kadınlara günah yoktur babaları oğulları, erkek kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, müslüman kadınlar, çalıştırdıkları kölelerle (görüşmelerinde vebal) yoktur Allah’tan sakının şüphesiz Allah her şeye şahit olandır.

1. lâ cunâha : günah yoktur
2. aleyhinne : onların üzerine
3. : da, konusunda, hususunda
4. âbâi-hinne : onların babaları
5. ve lâ : ve yoktur, değildir
6. ebnâi-hinne : ve onların oğulları
7. ve lâ : ve yoktur, değildir
8. ihvâni-hinne : onların kardeşleri
9. ve lâ : ve yoktur, değildir
10. ebnâi : oğullar
11. ihvâni-hinne : onların erkek kardeşleri
12. ve lâ : ve yoktur, değildir
13. ebnâi : oğullar
14. ehavâti-hinne : onların kız kardeşleri
15. ve lâ : ve yoktur, değildir
16. nisâi-hinne : onların kadınları
17. ve lâ : ve yoktur, değildir
18. mâ meleket : sahip oldukları şey
19. eymânu-hunne : onların elleri
20. ve ittekîne allâhe : ve Allah’tan sakının
21. innallâhe (inne allâhe) : ve muhakkak ki Allah
22. kâne : olandır
23. alâ kulli şey’in : herşeye
24. şehîden : şahit

٥٦

اِنَّ اللّهَ وَمَلءِكَتَهُ يُصَلُّونَ عَلَى النَّبِىِّ يَا اَيُّهَا الَّذينَ امَنُوا صَلُّوا عَلَيْهِ وَسَلِّمُوا تَسْليمًا

(56) innellahe ve melaiketehu yüsallune alen nebiyy ya eyyühellezine amenu sallu aleyhi ve sellimu teslima
Gerçekten Allah ve melekleri nebilere salât ederler (rahmete erişmesi için) ey iman edenler! siz de ona teslimiyetle salât ve selam edin

1. innallâhe (inne allâhe) : muhakkak ki Allah
2. ve melâikete-hu : ve onun melekleri
3. yusallûne : salât ederler
4. alen nebiyyi (alâ en nebiyyi) : peygambere
5. yâ eyyuhâ : ey
6. ellezîne : onlar, o kimseler
7. âmenû : âmenû oldu, Allah’a ulaşmayı diledi
8. sallû : salat edin
9. aleyhi : ona
10. ve sellimû : ve selâm verin, salât edin
11. teslîmen : teslim olarak, selâm ederek

٥٧

اِنَّ الَّذينَ يُؤْذُونَ اللّهَ وَرَسُولَهُ لَعَنَهُمُ اللّهُ فِى الدُّنْيَا وَالْاخِرَةِ وَاَعَدَّ لَهُمْ عَذَابًا مُهينًا

(57) innellezine yü’zunellahe ve rasulehu leanehümüllahü fid dünya vel ahirati ve eadde lehüm azabem mühina
Şüphesiz Allah, eziyet verenleri O’nun resulüne Allah lanet etmiştir dünya ve âhirette onlara hazırlamıştır aşağılayıcı bir azap

1. inne : muhakkak
2. ellezîne : onlar, o kimseler
3. yu’zûne : eziyet eder
4. allâhe : Allah
5. ve resûle-hu : ve onun resûlü
6. leane-hum allâhu : Allah onlara lânet etti
7. fî ed dunyâ : dünyada
8. ve el âhıreti : ve ahiret
9. ve eadde : ve hazırladı
10. lehum : onlar için
11. azâben : bir azap
12. muhînen : küçültücü, alçaltıcı

٥٨

وَالَّذينَ يُؤْذُونَ الْمُؤْمِنينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ بِغَيْرِ مَااكْتَسَبُوا فَقَدِ احْتَمَلُوا بُهْتَانًا وَاِثْمًا مُبينًا

(58) vellezine yü’zunel mü’minine vel mü’minati bi ğayri mektesebu fe kadihtemelu bühtanev ve ismem mübina
O kimseler ki eziyet ederler erkek ve kadın mü’minlere yapmadıkları şeyden dolayı kesinlikle bunlar yüklendiler bir iftira ve açık bir günah

1. ve ellezîne : ve onlar, o kimseler
2. yu’zûne : eziyet eder
3. el mu’minîne : mü’min erkekler
4. ve el mu’minâti : ve mü’min kadınlar
5. bi gayri : olmaksızın, olmadığı halde
6. mektesebû (mâ iktesebû) : kazandıkları şey
7. fe : bu taktirde
8. kad : oldu, olmuştur
9. ihtemelû : yüklendiler
10. buhtânen : buhtan, iftira
11. ve ismen : ve günah
12. mubînen : apaçık

٥٩

يَا اَيُّهَا النَّبِىُّ قُلْ لِاَزْوَاجِكَ وَبَنَاتِكَ وَنِسَاءِ الْمُؤْمِنينَ يُدْنينَ عَلَيْهِنَّ مِنْ جَلَابيبِهِنَّ ذلِكَ اَدْنى اَنْ يُعْرَفْنَ فَلَا يُؤْذَيْنَ وَكَانَ اللّهُ غَفُورًا رَحيمًا

(59) ya eyyühen nebiyyü kul li ezvacike ve benatike ve nisail mü’minine yüdnine aleyhinne min celabibihinn zalike edna ey yu’rafne fe la yü’zeyn ve kanellahü ğafurar rahiyma
Ey nebi! zevcelerine söyle kızlarına ve mü’min kadınlara sımsıkı örtünsünler dış örtülerini üzerlerine (bu) en uygun durumdur onların tanınıp eziyet edilmemeleri için Allah Bağışlayan, Merhamet sahibidir

1. yâ eyyuhâ : ey
2. en nebiyyu : nebî, peygamber
3. kul : de, söyle
4. li ezvâci-ke : (senin) zevcelerine, eşlerine
5. ve benâti-ke : ve (senin) kızların
6. ve nisâi : ve kadınlar
7. el mu’minîne : mü’min
8. yudnîne : sarınsınlar, örtünsünler
9. aleyhinne : onların üzerine
10. min celâbîbi-hinne : cilbablarından, dış giysilerinden
11. zâlike : işte bu
12. ednâ : en yakın, daha uygun
13. en yu’refne : tanınmaları
14. fe : böylece
15. lâ yu’zeyne : eziyet görmezler, eziyet görmemeleri
16. ve kânallâhu (kâne allâhu) : ve Allah ….. oldu, olandır
17. gafûren : mağfiret eden, günahları sevaba çeviren
18. rahîmen : rahmet eden, rahmet nuru gönderen, Rahîm esması ile tecelli eden

٦٠

لَءِنْ لَمْ يَنْتَهِ الْمُنَافِقُونَ وَالَّذينَ فى قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ وَالْمُرْجِفُونَ فِى الْمَدينَةِ لَنُغْرِيَنَّكَ بِهِمْ ثُمَّ لَا يُجَاوِرُونَكَ فيهَا اِلَّا قَليلًا

(60) le il lem yentehil münafikune vellezine fi kulubihim meraduv vel mürcifune fil medineti le nuğriyenneke bihim sümme la yücaviruneke fiha illa kalila
Yemin olsun eğer münafıklar da vazgeçmezlerse kalplerinde bir maraz olanlar medine’de kara haber yaymaktan mutlaka seni onların üzerlerine musallat ederiz sonra seninle komşu kalamazlar medine de (az bir zamandan) hariç.

1. le : gerçekten, mutlaka, elbette
2. in : eğer, ise
3. lem yentehi : vazgeçmezler, son vermezler
4. el munâfikûne : münafıklar
5. ve ellezîne : ve onlar, o kimseler
6. fî kulûbi-him : onların kalplerinde
7. maradun : maraz, hastalık
8. ve el murcifûne : ve, yalan ve kötü haber yayanlar
9. fî el medîneti : şehirde
10. le : gerçekten, mutlaka, elbette
11. nugriyenne-ke : mutlaka seni saldırtırız
12. bi-him : onlara
13. summe : sonra
14. lâ yucâvirûne-ke : sana komşu olamazlar
15. fî-hâ : orada
16. illâ : ancak, hariç
17. kalîlen : az

٦١

مَلْعُونينَ اَيْنَ مَاثُقِفُوا اُخِذُوا وَقُتِّلُوا تَقْتيلًا

(61) mel’unine eyne ma sükifu ühizu ve kuttilu taktila
Mel’unlar olarak nerede bulunsalar yakalanır hemen öldürülürler

1. mel’ûnîne : melunlar, lânetlenenler, rahmetten uzaklaştırılanlar
2. eyne mâ : nerede
3. sukıfû : bulundular
4. uhızû : yakalandılar
5. ve kuttılû : ve öldürüldüler
6. taktîlen : şiddetle, kıyasıya, acımasızca

٦٢

سُنَّةَ اللّهِ فِى الَّذينَ خَلَوْا مِنْ قَبْلُ وَلَنْ تَجِدَ لِسُنَّةِ اللّهِ تَبْديلًا

(62) sünnetellahi fillezine halev min kabl ve len tecide li sünnetillahi tebdila
Allah’ın emri (budur) bundan önce gelenler için de asla bulamazsın Allah’ın emirlerinde bir değişme

1. sunnete allâhi : Allah’ın sünneti, kanunu
2. : konusunda, hakkında
3. ellezîne : onlar, o kimseler
4. halev : gelip geçti
5. min kablu : önceden
6. ve len tecide : ve asla bulamazsın
7. li sunneti allâhi : Allah’ın sünnetinde, kanununda
8. tebdîlen : bir değişiklik

Sayfa:426

٦٣

يَسَْلُكَ النَّاسُ عَنِ السَّاعَةِ قُلْ اِنَّمَا عِلْمُهَا عِنْدَ اللّهِ وَمَا يُدْريكَ لَعَلَّ السَّاعَةَ تَكُونُ قَريبًا

(63) yes’elüken nasü anis saah kul innema ilmüha indellah ve ma yüdrike lealles saat tekunü kariba
İnsanlar soruyorlar sana kıyametten de ki onun ilmi ancak Allah’ın yanındadır sen ne bilirsin belkide kıyamet yakında olur

1. yes’elu-ke : sana sorarlar, soruyorlar
2. en nâsu : insanlar
3. anis sâati (an es sâati) : o saatten (kıyâmetten)
4. kul : de, söyle
5. innemâ : sadece, yalnız
6. ilmu-hâ : onun ilmi, bilgisi
7. indallâhi (inde allâhi) : Allah’ın katında
8. ve mâ yudrî-ke : ve sana bildirilmedi, sen bilemezsin
9. lealle : umulur ki, belki
10. es sâ’ate : o saat
11. tekûnu : olur
12. karîben : yakın

٦٤

اِنَّ اللّهَ لَعَنَ الْكَافِرينَ وَاَعَدَّ لَهُمْ سَعيرًا

(64) innellahe leanel kafirine ve eadde lehüm seiyra
Gerçekten Allah kâfirleri lanetlemiş ve onlara çılgın bir ateş hazırlamıştır

1. innallâhe (inne allâhe) : muhakkak Allah
2. leane : lânetledi
3. el kâfirîne : kâfirler
4. ve eadde : hazırladı
5. lehum : onlar için, onlara
6. saîren : alevli ateş, cehennem

٦٥

خَالِدينَ فيهَا اَبَدًا لَايَجِدُونَ وَلِيًّا وَلَا نَصيرًا

(65) halidine fiha ebeda la yecidune veliyyev ve la nesiyra
Onun içinde ebedi olarak kalırlar bulamazlar (ne) bir dost ne de bir yardımcı

1. hâlidîne : halid olanlar, kalıcı olanlar
2. fî-hâ : orada
3. ebeden : ebediyyen
4. lâ yecidûne : bulamazlar
5. veliyyen : bir velî, bir dost
6. ve lâ : ve yoktur
7. nasîren : yardımcı

٦٦

يَوْمَ تُقَلَّبُ وُجُوهُهُمْ فِى النَّارِ يَقُولُونَ يَا لَيْتَنَا اَطَعْنَا اللّهَ وَاَطَعْنَا الرَّسُولَا

(66) yevme tükallebü vücuhühüm fin nari yekulune ya leytena eta’nellahe ve eta’ner rasula
O gün yüzleri ateş için de çevrilirken diyecekler ah keşke Allah’a itaat etseydik ve resulüne itaat etseydik

1. yevme : gün
2. tukallebu : bir taraftan bir tarafa çevrilir, çevrilecek
3. vucûhu-hum : onların yüzleri
4. : içinde
5. en nâri : ateş
6. yekûlûne : derler, diyecekler
7. yâ leyte-nâ : yazıklar olsun bize, keşke biz
8. eta’nâllâhe (eta’nâ allâhe) : Allah’a itaat ettik
9. ve eta’nâ : ve itaat ettik
10. er resûlen : resûl, elçi

٦٧

وَقَالُوا رَبَّنَا اِنَّا اَطَعْنَا سَادَتَنَا وَكُبَرَاءَنَا فَاَضَلُّونَا السَّبيلَا

(67) ve kalu rabbena inna eta’na sadetena ve küberaena fe edallunes sebila
Derler ey Rabbimiz! şüphe yok ki itaat ettik efendilerimize büyüklerimize onlar bizi dalalet yoluna götürdüler

1. ve kâlû : ve dediler
2. rabbe-nâ : Rabbimiz
3. innâ : muhakkak biz
4. eta’nâ : itaat ettik
5. sâdete-nâ : sâdatlarımız, dînde ileri gelenlerimiz
6. ve kuberâe-nâ : ve büyüklerimiz
7. fe : artık, böylece, bu sebeple
8. edallûne : saptırdılar
9. es sebîlen : yol

٦٨

رَبَّنَا اتِهِمْ ضِعْفَيْنِ مِنَ الْعَذَابِ وَالْعَنْهُمْ لَعْنًا كَبيرًا

(68) rabbena atihim di’feyni minel azabi vel’anhüm la’nen kebira
Ey Rabbimiz! onlara azabın iki katını ver ve kendilerini lanete uğrat büyük bir lanetle

1. rabbe-nâ : Rabbimiz
2. âti-him : onlara ver
3. dı’feyni : iki, misli, iki kat
4. min el azâbi : azaptan
5. ve el’an-hum : ve onlara lânet et
6. la’nen : lânet ederek
7. kebîren : büyük

٦٩

يَا اَيُّهَا الَّذينَ امَنُوا لَا تَكُونُوا كَالَّذينَ اذَوْا مُوسى فَبَرَّاَهُ اللّهُ مِمَّا قَالُوا وَكَانَ عِنْدَ اللّهِ وَجيهًا

(69) ya eyyühellezine amenu la tekunu kellezine azev musa fe berraehüllahü mimma kalu ve kane indellahi veciha
Ey iman edenler! siz de olmayın Musa’ya eza edenler gibi sonra Allah onu temizledi söyledikleri şeylerden O Allah katında şerefli itibarlıdır.

1. yâ eyyuhâ : ey
2. ellezîne : o kimseler , onlar
3. âmenû : âmenû oldular
4. lâ tekûnû : siz olmayın
5. ke ellezîne : o kimseler gibi
6. âzev : eziyet ettiler
7. mûsâ : Musa
8. fe : artık
9. berree-hu : onu berî kıldı, temize çıkardı
10. allâhu : Allah
11. mim-mâ (min mâ) : şeylerden
12. kâlû : onlar dediler
13. ve kâne : ve oldu
14. indallâhi (inde allâhi) : Allah’ın katında
15. vecîhen : vech, yüzü ak, şerefli, itibarlı

٧٠

يَا اَيُّهَا الَّذينَ امَنُوا اتَّقُوا اللّهَ وَقُولُوا قَوْلًا سَديدًا

(70) ya eyyühellezine amenüt tekullahe ve kulu kavlen sedida
Ey iman edenler! Allah’tan sakının ve sözü doğru söyleyin

1. yâ eyyuhâ : ey
2. ellezîne : o kimseler, onlar
3. âmenû : âmenû oldular (ölmeden önce, Allah’a ulaşmayı dilediler)
4. ittekû : takva sahibi olun
5. allâhe : Allah
6. ve kûlû : ve söyleyin
7. kavlen : söz
8. sedîden : yalan olmayan, doğru

٧١

يُصْلِحْ لَكُمْ اَعْمَالَكُمْ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَمَنْ يُطِعِ اللّهَ وَرَسُولَهُ فَقَدْ فَازَ فَوْزًا عَظيمًا

(71) yuslih leküm a’maleküm ve yağfir leküm zünubeküm ve mey yütıillahe ve rasulehu fe kad faze fevzen aziyma
Amellerinizi iyileştirsin ve günahlarınızı bağışlasın kim Allah’a ve resulüne itaat ederse o muhakkak büyük bir zafere (ulaşmıştır)

1. yuslıh : ıslâh etsin
2. lekum : sizin için, size
3. a’mâle-kum : sizin amelleriniz
4. ve yagfir : ve mağfiret etsin
5. lekum : sizin için, size
6. zunûbe-kum : sizin günahlarınız
7. ve men : ve kim
8. yutıillâhe (yutıi allâhe) : Allah’a itaat ederse
9. ve resûle-hu : ve onun resûlü
10. fe : artık, bu taktirde
11. kad : oldu, olmuştur
12. fâze : kurtuldu
13. fevzen : fevz, mükâfat
14. azîmen : büyük

٧٢

اِنَّا عَرَضْنَا الْاَمَانَةَ عَلَى السَّموَاتِ وَالْاَرْضِ وَالْجِبَالِ فَاَبَيْنَ اَنْ يَحْمِلْنَهَا وَاَشْفَقْنَ مِنْهَا وَحَمَلَهَا الْاِنْسَانُ اِنَّهُ كَانَ ظَلُومًا جَهُولًا

(72) inna aradnel emanete ales semavati vel erdi vel cibali fe ebeyne ey yahmilneha ve eşfakne minha ve hamelehel insan innehu kane zalumen cehula
Gerçekten biz emaneti arz ettikte, semalara, arza ve dağlara onu yüklenmekten çekindiler ve ondan korkup titrediler insan (ise) onu yüklendi hakikaten o çok zalim, çok cahildir

1. innâ : muhakkak biz
2. aradna : sunduk, teklif ettik
3. el emânete : emanet
4. alâ es semâvâti : göklere
5. ve el ardı : ve yer
6. ve el cibâli : ve dağlar
7. fe : artık
8. ebeyne : çekindiler
9. en yahmilne-hâ : onun yüklenmek
10. ve : ve
11. eşfakne : korktular
12. min-hâ : ondan
13. ve hamele-ha : ve onu yüklendi
14. el insânu : insan
15. inne-hu : çünkü o
16. kâne : oldu, idi
17. zalûmen : çok zalim
18. cehûlen : çok cahil

٧٣

لِيُعَذِّبَ اللّهُ الْمُنَافِقينَ وَالْمُنَافِقَاتِ وَالْمُشْرِكينَ وَالْمُشْرِكَاتِ وَيَتُوبَ اللّهُ عَلَى الْمُؤْمِنينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ وَكَانَ اللّهُ غَفُورًا رَحيمًا

(73) li yüazzibellahül münafikîne vel münafikati vel müşrikine vel müşrikati ve yetubellahü alel mü’minine vel mü’minat ve kanellahü ğafurar rahiyma
Çünkü Allah azap edecek erkek münafıklara ve kadın münafıklara erkek müşriklere ve kadın müşriklere Allah tövbesini de kabul buyuracaktır erkek ve kadın mü’minlerinde Allah bağışlayan, merhamet sahibidir

1. li : için, olsun diye
2. yuazzibe : azap eder
3. allâhu : Allah
4. el munâfikîne : münafık erkekler
5. ve el munâfikâti : ve münafık kadınlar
6. ve el muşrikîne : ve müşrik erkekler
7. ve el muşrikâti : ve müşrik kadınlar
8. ve yetûbe alâ : tövbesini kabul eder
9. allâhu : Allah
10. alâ el mu’minîne : mü’min erkeklere
11. ve el mu’minâti : ve mü’min kadınlar
12. ve kâne allâhu : ve Allah olur, …dır
13. gafûren : mağfiret eden (günahları sevaba çeviren)
14. rahîmen : rahîmdir (Rahîm esması ile tecelli eden)

34-SEBE

Sayfa:427

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ

١

اَلْحَمْدُ لِلّهِ الَّذى لَهُ مَا فِى السَّموَاتِ وَمَا فِى الْاَرْضِ وَلَهُ الْحَمْدُ فِى الْاخِرَةِ وَهُوَ الْحَكيمُ الْخَبيرُ

(1) elhamdü lillahil lezi lehu ma fis semavati ve ma fil erdi ve lehül hamdü fil ahirah ve hüvel hakimül habir

Hamd Allah’a mahsustur ne varsa (hepsi) O’nundur göklerde ve yerde hamd O’nundurâhirette de O, Hikmet sahibi ve her şeyden Haberdardır

1. el hamdu : hamd
2. li allâhi : Allah’ındır, Allah’a aittir
3. ellezî : ki o
4. lehu : onun
5. : şey, şeyler
6. fî es semâvâti : semalarda, göklerde
7. ve mâ : ve şey, şeyler
8. fî el ardı : yeryüzünde, yerde
9. ve lehu : ve onun
10. el hamdu : hamd
11. fî el âhireti : ahirette
12. ve huve : ve o
13. el hakîmu : hakîm olan, hikmet ve hüküm sahibi
14. el habîru : habîr olan, herşeyden haberdar olan

٢

يَعْلَمُ مَا يَلِجُ فِى الْاَرْضِ وَمَا يَخْرُجُ مِنْهَا وَمَا يَنْزِلُ مِنَ السَّمَاءِ وَمَا يَعْرُجُ فيهَا وَهُوَ الرَّحيمُ الْغَفُورُ

(2) ya’lemü ma yelicü fil erdi ve ma yahrucü minha ve ma yenzilü mines semai ve ma ya’rucü fiha ve hüver rahiymül ğafur

Yere gireni bilir ondan çıkanı da semadan ineni de semaya yükseleni de o, merhametli ve bağışlayandır

1. ya’lemu : bilir
2. mâ yelicu : giren şey
3. fî el ardı : yerin içine, yere
4. ve mâ yahrucu : ve çıkan şey
5. min-hâ : ondan
6. ve mâ yenzilu : ve inen şey
7. min es semâi : semadan, gökten
8. ve mâ ya’rucu : ve yükselen şey
9. fî-hâ : oraya
10. ve huve : ve o
11. er rahîmu : rahîm (Rahîm esmâsıyla tecelli eden)
12. el gafûru : gafûr (mağfiret eden, günahları sevaba çeviren)

٣

وَقَالَ الَّذينَ كَفَرُوا لَا تَاْتينَا السَّاعَةُ قُلْ بَلى وَرَبّى لَتَاْتِيَنَّكُمْ عَالِمِ الْغَيْبِ لَايَعْزُبُ عَنْهُ مِثْقَالُ ذَرَّةٍ فِى السَّموَاتِ وَلَا فِى الْاَرْضِ وَلَا اَصْغَرُ مِنْ ذلِكَ وَلَا اَكْبَرُ اِلَّا فى كِتَابٍ مُبينٍ

(3) ve kalellezine keferu la te’tines saah kul bela ve rabbi lete’tiyenneküm alimil ğayb la ya’zübü anhü miskalü zerratin fis semavati ve la fil erdi ve la asğaru min zalike ve la ekberu illa fi kitabim mübin

Küfredenler dedi bize kıyamet gelmez de ki hayır! Rabbin mutlaka (onu) size getirecektir gaybı bilen onun (ilminden) bir şey kaçmaz zerre miktarıda olsa semalarda ve arza bundan daha küçük ve daha büyük (ne varsa) muhakkak açık bir kitaptatır

1. ve kâle : ve dedi
2. ellezîne : o kimseler, onlar
3. keferû : kâfir oldular, inkâr ettiler
4. lâ te’tîne : gelmez
5. es sâatu : o saat (kıyâmet saati)
6. kul : de
7. belâ : hayır
8. ve rabbî : ve Rabbim
9. le : mutlaka
10. te’tiyenne-kum : size gelecek (getirecek)
11. âlimi : bilen
12. el gaybi : gayb, görünmeyen
13. lâ ya’zubu : gizli kalmaz, kalamaz
14. anhu : ondan
15. miskâlu : miskal, ağırlık, miktar
16. zerretin : zerre, en küçük parça
17. fî es semâvâti : semalarda
18. ve lâ : ve yoktur
19. fî el ardı : yeryüzünde
20. ve lâ : ve yoktur
21. asgaru : daha küçük
22. min zâlike : bundan
23. ve lâ : ve yoktur
24. ekberu : daha büyük
25. illâ(lâ illâ) : hariç: (hariç değil)
26. fî kitâbin : kitapta
27. mubînin : apaçık

٤

لِيَجْزِىَ الَّذينَ امَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ اُولءِكَ لَهُمْ مَغْفِرَةٌ وَرِزْقٌ كَريمٌ

(4) li yecziyel lezine amenu ve amilus salihat ülaike lehüm mağfiratüv ve rizkun kerim

Mükafatlandıracaktır iman edip salih amel işleyenleri işte onlar için mağfiret ve kerim rızık (vardır)

1. li : için
2. yecziye : cezalandırır, mükâfat verir
3. ellezîne : o kimseler, onlar
4. âmenû : âmenû oldular, Allah’a ulaşmayı dilediler
5. ve amilûs sâlihâti : ve salih amel işleyen
6. ulâike : işte onlar
7. lehum : onlar için vardır
8. magfiretun : mağfiret
9. ve rızkun : ve rızık
10. kerîmun : kerim, ikram edilen, güzel, bol

٥

وَالَّذينَ سَعَوْ فى ايَاتِنَا مُعَاجِزينَ اُولءِكَ لَهُمْ عَذَابٌ مِنْ رِجْزٍ اَليمٌ

(5) vellezine seav fi ayatina müacizine ülaike lehüm azabüm mir riczin elim

Koşarlar ayetlerimizi aciz bırakmak için işte bunlara elim murdarlık azabı (vardır)

1. ve ellezîne : ve o kimseler, onlar
2. seav : çalıştılar
3. : hakkında, konusunda, da
4. âyâti-nâ : âyetlerimiz
5. muâcizîne : aciz bırakılanlar
6. ulâike : işte onlar
7. lehum : onlar için
8. azâbun : bir azap
9. min : den, dan
10. riczin : ricz, pis, iğrenç, çirkin, azap
11. elîmun : acı, elem veren

٦

وَيَرَى الَّذينَ اُوتُوا الْعِلْمَ الَّذى اُنْزِلَ اِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ هُوَ الْحَقَّ وَيَهْدى اِلى صِرَاطِ الْعَزيزِ الْحَميدِ

(6) ve yerallezine ütül ilmel lezi ünzile ileyke mir rabbike hüvel hakka ve yehdi ila siratil azizil hamid

(Kendilerine) ilim verilenler görürler Rabbinin sana indirdiğinin hak olduğunu hidayet yolunun güçlü ve övülmeye layık olan

1. ve yere : ve görürler, görüyorlar
2. ellezîne : o kimseler, onlar
3. ûtû el ılme : ilim verilenler
4. ellezî : ki o
5. unzile : indirildi
6. ileyke : sana
7. min rabbi-ke : senin Rabbinden
8. huve : o
9. el hakka : hak
10. ve yehdî : ve hidayet eder, ulaştırır
11. ilâ sırâtı : yola
12. el azîzi : azîz olan, yüce olan
13. el hamîdi : hamid olan, hamdedilen

٧

وَقَالَ الَّذينَ كَفَرُوا هَلْ نَدُلُّكُمْ عَلى رَجُلٍ يُنَبِّءُكُمْ اِذَا مُزِّقْتُمْ كُلَّ مُمَزَّقٍ اِنَّكُمْ لَفى خَلْقٍ جَديدٍ

(7) ve kalellezine keferu hel nedüllüküm ala racüliy yünebbiüküm iza müzziktüm külle mümezzekin inneküm lefi halkin cedid

Küfredenler de dedi size gösterelim mi? haber getiren şahsı parçalandığınız zaman hepiniz didik didik gerçekten sizlerin yeniden yaratılacağınızı (söyleyen)

1. ve kâle : ve dedi
2. ellezîne : o kimseler, onlar
3. keferû : inkâr ettiler, kâfir oldular
4. hel : mi
5. nedullu-kum alâ : size delâlet edelim, gösterelim
6. raculin : bir adam
7. yunebbiu-kum : size haber veriyor
8. izâ muzzıktum : siz dağılıp parça parça olduğunuz zaman
9. kulle : tamamen, hepsi
10. mumezzekın : parça parça, darmadağınık
11. inne-kum : muhakkak siz, siz mutlaka
12. le : elbette, gerçekten
13. fî halkın : yaratılışta yaratılacağınızı
14. cedîdin : yeni

Sayfa:428

٨

اَفْتَرى عَلَى اللّهِ كَذِبًا اَمْ بِه جِنَّةٌ بَلِ الَّذينَ لَايُؤْمِنُونَ بِالْاخِرَةِ فِى الْعَذَابِ وَالضَّلَالِ الْبَعيدِ

(8) eftera alellahi keziben em bihi cinneh belillezine la yü’minune bil ahirati fil azabi ved dalalil beiyd
Allah’a yalan söyleyerek iftira mı attı? yoksa onda bir cinnet mi (var) hayır inanmayanlar âhirete azabın içindedirler uzak bir dalalet (içindedirler)

1. efterâ : iftira etti, uyduruyor
2. alâ allâhi : Allah’a
3. keziben : yalan olarak
4. em : veya, yoksa
5. bihî : ona, onda
6. cinnetun : delilik
7. bel : hayır
8. ellezîne : o kimseler
9. lâ yû’minûne : inanmazlar
10. bi el âhireti : ahirete
11. : içinde, de
12. el azâbi : azap
13. ve ed dalâli : ve dalâlet
14. el baîdi : uzak

٩

اَفَلَمْ يَرَوْا اِلى مَا بَيْنَ اَيْديهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ مِنَ السَّمَاءِ وَالْاَرْضِ اِنْ نَشَاْ نَخْسِفْ بِهِمُ الْاَرْضَ اَوْ نُسْقِطْ عَلَيْهِمْ كِسَفًا مِنَ السَّمَاءِ اِنَّ فى ذلِكَ لَايَةً لِكُلِّ عَبْدٍ مُنيبٍ

(9) e fe lem yerev ila ma beyne eydihim ve ma halfehüm mines semai vel ard in neşe’ nahsif bihimül erda ev nüskit aleyhim kisefem mines sema’ inne fi zalike le ayetel li külli abdim münib
Görmediler mi? önlerindeki ve arkalarındakileri (onlar) semalar da ve arz da eğer dilersek geçiririz kendilerini yere yahut düşürürüz gökten üzerlerine parçalar muhakkak bunda ibretler vardır kulluğu kabullenen herkes için

1. e : mı, mi
2. fe : o zaman, artık, hâlâ
3. lem yerev : görmüyorlar, görmediler
4. ilâ : e, a
5. mâ beyne eydî-him : ellerinin arasında, önlerinde olan şey
6. ve mâ halfe-hum : ve arkalarında olan şey
7. min es semâi : göklerden
8. ve el ardı : ve yeryüzü
9. in neşe’ : eğer dilersek
10. nahsif : yerin dibine geçiririz
11. bi-him : onları
12. el arda : yeryüzü
13. ev : veya
14. nuskıt : düşürürüz
15. aleyhim : onların üzerine
16. kisefen : parçalar
17. min es semâi : semadan, göklerden
18. inne : muhakkak
19. : içinde, vardır
20. zâlike : işte bu
21. le : gerçekten
22. âyeten : âyet
23. li : için
24. kulli : bütün, hepsi
25. abdin : kul
26. munîbin : yönelen

١٠

وَلَقَدْ اتَيْنَا دَاوُدَ مِنَّا فَضْلًا يَا جِبَالُ اَوِّبى مَعَهُ وَالطَّيْرَ وَاَلَنَّا لَهُ الْحَديدَ

(10) ve le kad ateyna davude minna fadla ya cibalü evvibi meahu vet tayr ve elenna lehül hadid
Yemin olsun biz verdik Davud’a (tarafımızdan) bir fazilet ey dağlar tespih edin buyurduk ve kuşlarla beraber ona demiri yumuşattık

1. ve lekad : ve andolsun
2. âteynâ : biz verdik
3. dâvûde : Davut
4. min-nâ : bizden
5. fadlen : fazl
6. : ey
7. cibâlu : dağlar
8. evvibî : bana yönelin, bana dönün
9. mea-hu : onunla beraber
10. ve et tayre : ve kuşlar
11. ve elennâ : ve biz yumuşattık
12. lehu : ona
13. el hadîde : demir

١١

اَنِ اعْمَلْ سَابِغَاتٍ وَقَدِّرْ فِى السَّرْدِ وَاعْمَلُوا صَالِحًا اِنّى بِمَا تَعْمَلُونَ بَصيرٌ

(11) eni’mel sabiğativ ve kaddir fis serdi va’melu saliha inni bima ta’melune besiyr
Geniş zırhlar yap, biçim ve ölçüyü gözet iyi ameller işleyiniz elbette ben sizin yaptıklarınızı görürüm

1. eni’mel (en i’mel) : yapman, yap
2. sâbigâtin : bedeni örten uzun, geniş zırh
3. ve kaddir : ve takdir et, dizayn et
4. fî es serdi : örgü şeklinde, iç içe halkalar halinde
5. va’melû sâlihan : ve salih amel (zikirle nefs tezkiyesi) yapın
6. innî : muhakkak ben
7. bimâ : şey(leri)
8. ta’melûne : yapıyorsunuz
9. basîrun : gören

١٢

وَلِسُلَيْمنَ الرّيحَ غُدُوُّهَا شَهْرٌ وَرَوَاحُهَا شَهْرٌ وَاَسَلْنَا لَهُ عَيْنَ الْقِطْرِ وَمِنَ الْجِنِّ مَنْ يَعْمَلُ بَيْنَ يَدَيْهِ بِاِذْنِ رَبِّه وَمَنْ يَزِغْ مِنْهُمْ عَنْ اَمْرِنَا نُذِقْهُ مِنْ عَذَابِ السَّعيرِ

(12) ve li süleymaner riha ğudüvvüha şehruv ve ravahuha şehr ve eselna lehu aynel kitr ve minel cinni mey ya’melü beyne yedeyhi bi izni rabbih ve mey yeziğ minhüm an emrina nüzikhü min azabis seiyr
Süleyman’ın (emrine de) rüzgarı verdik sabah gidişi de bir aylık akşam dönüşü de bir aylık (yoldu) onun için akıttık erimiş bakır kaynağını cinlerden çalışanlarda onun eli altında Rabbinin izni ile onlardan kim çıkarsa emrimizin dışına ona tattırırdık ateş azabını

1. ve : ve
2. li : için, … e ait
3. suleymâne : Süleyman
4. er rîha : rüzgâr
5. guduvvu-hâ : onun sabah gidişi
6. şehrun : bir ay
7. ve revâhu-hâ : ve onun akşam dönüşü
8. şehrun : bir ay
9. ve eselnâ : ve akıttık
10. lehu : ona
11. ayne : pınar, kaynak
12. el kıtri : erimiş bakır madeni
13. ve min el cinni : ve cinlerden
14. men : kim, kimse
15. ya’melu : yapar
16. beyne yedeyhi : elleri arasında, elinin altında, önünde
17. bi izni : izni ile
18. rabbi-hî : onun Rabbi
19. ve men : ve kim
20. yezıg : çıkar, sapar
21. min-hum : onlardan
22. an emri-nâ : emrimizden
23. nuzık-hu : ona tattırırız
24. min : den
25. azâbi : azap
26. es saîri : alevli ateş, cehennem ateşi

١٣

يَعْمَلُونَ لَهُ مَا يَشَاءُ مِنْ مَحَاريبَ وَتَمَاثيلَ وَجِفَانٍ كَالْجَوَابِ وَقُدُورٍ رَاسِيَاتٍ اِعْمَلُوا الَ دَاوُدَ شُكْرًا وَقَليلٌ مِنْ عِبَادِىَ الشَّكُورُ

(13) ya’melune lehu ma yeşaü mim meharibe ve temasile ve cifanin kel cevabi ve kudurir rasiyat i’melu ale davude şükra ve kalilüm min ibadiyeş şekur
Ona ne dilersek yaparlardı saraylar şekil verilmiş eşyalar çanak ve kaplar havuz şeklinde sabit kazanlar çalışın davud hanedanı şükür (için), ve pek azdır şükür eden kullarım

1. ya’melûne : yaparlar
2. lehu : ona
3. mâ yeşâu : dilediği şeyi
4. min : den
5. mehârîbe : mihraplar, saraylar, yüksek binalar
6. ve temâsîle : ve heykeller
7. ve cifânin : ve büyük çanaklar
8. ke : gibi
9. el cevâbi : su biriktirilen büyük havuzlar
10. ve kudûrin : ve büyük kazanlar
11. râsiyâtin : yerinden oynamayan, sabit
12. i’melû : yapın, yapınız
13. âle dâvûde : Davut ailesi
14. şukren : şükrederek, şükürle
15. ve kalîlun : ve az
16. min : den
17. ibâdiye : kullarım
18. eş şekûru : çok şükredenler

١٤

فَلَمَّا قَضَيْنَا عَلَيْهِ الْمَوْتَ مَا دَلَّهُمْ عَلى مَوْتِه اِلَّا دَابَّةُ الْاَرْضِ تَاْكُلُ مِنْسَاَتَهُ فَلَمَّا خَرَّ تَبَيَّنَتِ الْجِنُّ اَنْ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ الْغَيْبَ مَا لَبِثُوا فِى الْعَذَابِ الْمُهينِ

(14) felemma kadayna aleyhil mevte ma dellehüm ala mevtihi illa dabbetül erdi te’külü minseeteh felemma harra tebeyyenetil cinnü el lev kanu ya’lemunel ğaybe ma lebisu fil azabil mühin
Vaktaki ona ölüm hükmünü yerine getirdik cinlerden sezen olmadı onun öldüğünü ancak bir ağaç kurdu onun (dayandığı) asasını yiyordu nihayet yıkılınca (o yere) cinler anladılar eğer (cinler) gaybı bilmiş olsalardı bekleyip durmazlardı zilletli bir azap içinde

1. fe : o zaman, artık
2. lemmâ : olduğu zaman
3. kadaynâ : karar verdik
4. aleyhi : ona, onun üzerine
5. el mevte : ölüm
6. mâ delle-hum : onlara delâlet (delillik) etmedi, ortaya çıkarmadı
7. alâ : üzerine
8. mevti-hi : ölümü
9. illâ : sadece, ancak, den başka
10. dâbbetu el ardı : dabbetul ard, erda adı verilen bir nevi ağaç kurdu
11. te’kulu : yiyor
12. minseete-hu : onun bastonu, asası
13. fe : o zaman, artık
14. lemmâ : olduğu zaman
15. harre : yere kapandı
16. tebeyyenet : beyan oldu, belli oldu, açığa çıktı
17. el cinnu : cinler
18. en lev kânû : eğer olsaydılar
19. ya’lemûne : bilirler
20. el gaybe : gayb
21. mâ lebisû : kalmazlardı
22. : içinde
23. el azâbi : azap
24. el muhîni : muhîn, alçaltıcı, aşağılayıcı

Sayfa:429

١٥

لَقَدْ كَانَ لِسَبَاٍ فى مَسْكَنِهِمْ ايَةٌ جَنَّتَانِ عَنْ يَمينٍ وَشِمَالٍ كُلُوا مِنْ رِزْقِ رَبِّكُمْ وَاشْكُرُوا لَهُ بَلْدَةٌ طَيِّبَةٌ وَرَبٌّ غَفُورٌ

(15) le kad kane li sebein fi meskenihim ayeh cennetani ay yeminiv ve şimal külu mir rizki rabbiküm veşkuru leh beldetün tayyibetüv ve rabbün ğafur
Muhakkak vardı sebe kavminin bulunduğu yerde ibret sağlı sollu iki bahçe Rabbinizin rızkından yeyin o’na şükür edin ne güzel bir belde ne bağışlayıcı bir Rab! (denildi)

1. lekad : andolsun
2. kâne : oldu
3. li sebein : Sebe (halkı) için
4. : içinde, vardır
5. meskeni-him : onların meskenleri, meskûn oldukları, yerleştikleri yerler
6. âyetun : bir âyet, ibret
7. cennetâni : iki bahçe
8. an yemînin : sağdan
9. ve şimâlin : ve soldan
10. kulû : yeyin
11. min rızkı : rızkından
12. rabbi-kum : Rabbinizin
13. veşkurû : ve şükredin
14. lehu : ona
15. beldetun : bir belde, şehir
16. tayyibetun : temiz, hoş, güzel
17. ve rabbun : ve bir Rab
18. gafûrun : gafur olan, mağfiret eden, günahları sevaba çeviren

١٦

فَاَعْرَضُوا فَاَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ سَيْلَ الْعَرِمِ وَبَدَّلْنَاهُمْ بِجَنَّتَيْهِمْ جَنَّتَيْنِ ذَوَاتَىْ اُكُلٍ خَمْطٍ وَاَثْلٍ وَشَىْءٍ مِنْ سِدْرٍ قَليلٍ

(16) fe a’radu fe erselna aleyhim seylel arimi ve beddelnahüm bi cenneteyhim cenneteyni zevatey ükülin hamtiv ve esliv ve şey’im min sidrin kalil
Fakat onlar yüz çevirdiler bizde gönderdik üzerlerine çılgınca akan seli çevirdik onların bu iki bahçesini de (harap) iki bahçeye, buruk acı ılgın yemişli (içinde) biraz da sedir ağacı

1. fe : sonra, bunun üzerine, fakat
2. a’radû : yüz çevirdiler
3. fe : sonra, bunun üzerine, fakat
4. erselnâ : biz gönderdik
5. aleyhim : onların üzerine
6. seyle : sel
7. el arimi : Arim (bir vadi adı)
8. ve beddelnâ-hum : ve onlara tebdil ettik, dönüştürdük
9. bi cennetey-him : onların iki bahçesini
10. cenneteyni : iki bahçe
11. zevâtey : sahip
12. ukulin : meyve
13. hamtın : acı, buruk
14. ve eslin : ve meyvesiz ağaç
15. ve şey’in : ve bir şey
16. min sidrin : sidr ağacından
17. kalîlin : az

١٧

ذلِكَ جَزَيْنَاهُمْ بِمَا كَفَرُوا وَهَلْ نُجَازى اِلَّا الْكَفُورَ

(17) zalike cezeyna hüm bima keferu ve hel nücazi illel kefur
böyle cezalandırdık onları nankörlüklerinden dolayı biz ceza verir miyiz nankör olmayana

1. zâlike : işte böyle
2. cezeynâ-hum : onları cezalandırdık
3. bimâ : sebebiyle, dolayısıyla
4. keferû : inkâr ettiler
5. ve hel : mı
6. nucâzî : cezalandırırız
7. illâ : sadece, den başka
8. el kefûre : kâfirler, inkârda ileri gidenler

١٨

وَجَعَلْنَا بَيْنَهُمْ وَبَيْنَ الْقُرَى الَّتى بَارَكْنَا فيهَا قُرًى ظَاهِرَةً وَقَدَّرْنَا فيهَا السَّيْرَ سيرُوا فيهَا لَيَالِىَ وَاَيَّامًا امِنينَ

(18) ve cealna beynehüm ve beynel kural leti barakna fiha kuran zahiratev ve kadderna fihes seyr siru fiha leyaliye ve eyyamen aminin
Memleketleri arasında kendilerine getirdik o içine bereket verdiğimiz sırt sırta olmuş şehirleri takdir ettik onların arasında gidişli gelişli (yollar) buralarda yürüyün, gece ve gündüz emniyet içinde

1. ve cealnâ : ve kıldık, yaptık
2. beyne-hum : onların arasında
3. ve beyne : ve arasında
4. el kurelletî : beldeler, ülkeler
5. bâreknâ : bereketlendirdik
6. fî-hâ : orada
7. kuren : belde, şehir
8. zâhireten : yardım eden, sırt sırta, ardarda
9. ve kaddernâ : ve takdir ettik
10. fî-hâ : orada
11. es seyre : seyir, gezme, yürüme, dolaşma
12. sîrû : yürüyün, dolaşın
13. fî-hâ : orada
14. leyâliye : geceler, geceleyin
15. ve eyyâmen : ve günler, gündüzler
16. âminîne : emin olarak, korkusuz olarak

١٩

فَقَالُوا رَبَّنَا بَاعِدْ بَيْنَ اَسْفَارِنَا وَظَلَمُوا اَنْفُسَهُمْ فَجَعَلْنَاهُمْ اَحَاديثَ وَمَزَّقْنَاهُمْ كُلَّ مُمَزَّقٍ اِنَّ فى ذلِكَ لَايَاتٍ لِكُلِّ صَبَّارٍ شَكُورٍ

(19) fe kalu rabbena baid beyne esfarina ve zalemu enfüsehüm fe cealnahüm ehadise ve mezzaknahüm külle mümezzak inne fi zalike le ayatil li külli sabbarin şekur
Ey Rabbimiz! dediler seferlerimizin arasını uzaklaştır kendi nefislerine zulüm ettiler böylece onları yaptık ibret için onların hepsini darmadağın hale getirdik elbette bunda ibret vardır çok sabreden ve şükür eden herkes için

1. fe : o zaman, böylece, buna rağmen, fakat
2. kâlû : dediler
3. rabbe-nâ : Rabbimiz
4. bâid : uzak kıl
5. beyne : arası
6. esfâri-nâ : seferlerimiz
7. ve zalemû : ve zulmettiler
8. enfuse-hum : kendi nefslerine
9. fe : o zaman, böylece, buna rağmen, fakat
10. cealnâ-hum : onları kıldık
11. ehâdîse : hadîs, nesilden nesile anlatılan sözler (efsane)
12. ve mezzaknâ-hum : ve onları parçaladık, dağıttık
13. kulle : hepsi, bütün, tamamı
14. mumezzakın : parçalanmış olarak, parça parça
15. inne : muhakkak
16. fî zâlike : işte bunda vardır
17. le : elbette
18. âyâtin : âyetler
19. li kulli : hepsi için
20. sabbârin : çok sabreden
21. şekûrin : çok şükreden

٢٠

وَلَقَدْ صَدَّقَ عَلَيْهِمْ اِبْليسُ ظَنَّهُ فَاتَّبَعُوهُ اِلَّا فَريقًا مِنَ الْمُؤْمِنينَ

(20) ve le kad saddeka aleyhim iblisü zannehu fettebeuhü illa ferikam minel mü’minin
Yemin olsun gerçekleştirdi iblisin onlar üzerindeki zannını hemen ona uydular mü’minlerden bir fırka hariç

1. ve lekad : ve andolsun
2. saddaka : doğruladı, yerine getirdi
3. aleyhim : onların üzerinde
4. iblîsu : iblis
5. zanne-hu : onun zannı, hedefi
6. fe : o zaman, böylece
7. ittebeû-hu : ona tâbî oldular
8. illâ : ancak, den başka
9. ferîkan : bir fırka, topluluk, zümre
10. min el mû’minîne : mü’min olandan

٢١

وَمَا كَانَ لَهُ عَلَيْهِمْ مِنْ سُلْطَانٍ اِلَّا لِنَعْلَمَ مَنْ يُؤْمِنُ بِالْاخِرَةِ مِمَّنْ هُوَ مِنْهَا فى شَكٍّ وَرَبُّكَ عَلى كُلِّ شَىْءٍ حَفيظٌ

(21) ve ma kane lehu aleyhim min sültanin illa li na’leme mey yü’minü bil ahirati mimmen hüve minha fi şekk ve rabbüke ala külli şey’in hafiyz
Onun insanlar üzerinde yoktur hiçbir kuvvet ve delili ancak biz şunu anlamak için (musallat ederiz) kimin âhirete imanı var kimin bundan şüphesi var Rabbin her şeyi hıfz eder

1. ve mâ kâne : ve yoktu, olmadı
2. lehu : onun
3. aleyhim : onların üzerinde
4. min sultânin : bir sultanlığı, zorlayıcı gücü, nüfuzu, tesiri
5. illâ : sadece, ancak
6. li na’leme : bilmemiz için
7. men yû’minu : inanan, îmân eden, mü’min olan kişi
8. bi el âhireti : ahirete (Allah’a ulaşmaya)
9. mimmen (min men) : o kimseden
10. huve : o
11. min-hâ : ondan
12. fî şekkin : şüphe içinde, şüphede
13. ve rabbu-ke : ve senin Rabbin
14. alâ kulli şey’in : herşeye, herşeyi
15. hafîzun : koruyucu, gözetici

٢٢

قُلِ ادْعُوا الَّذينَ زَعَمْتُمْ مِنْ دُونِ اللّهِ لَايَمْلِكُونَ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ فِى السَّموَاتِ وَلَا فِى الْاَرْضِ وَمَالَهُمْ فيهِمَا مِنْ شِرْكٍ وَمَالَهُ مِنْهُمْ مِنْ ظَهيرٍ

(22) kulid’ul lezine zeamtüm min dunillah la yemlikune miskale zerratin fis semavati ve la fil erdi ve ma lehüm fihima min şirkiv ve ma lehu minhüm min zahir
De ki: dua edin durun Allah’ı bırakıp da (ilah) saydığınız şeylere onlar malik değillerdir zerre miktarı göklerde ve yerde onların yoktur gökte (ve) yerde bir ortakları da o’nunda yoktur onlardan bir yardımcısı

1. kul : de, söyle
2. id’û : çağırın
3. ellezîne : o kimseler, onlar
4. zeamtum : zeam ettiniz, değer verdiniz, ilâh saydınız
5. min dûnillâhi : Allah’tan başka
6. lâ yemlikûne : malik değiller, güçleri yetmez
7. miskâle : ağırlık
8. zerretin : zerre, en küçük miktar
9. fî es semâvâti : semalarda, göklerde
10. ve lâ : ve olmaz, yoktur
11. fî el ardı : yeryüzünde
12. ve mâ : ve yoktur
13. lehum : onların
14. fî-himâ : o ikisinde
15. min şirkin : bir ortaklık
16. ve mâ : ve değildir, yoktur
17. lehu : ona
18. min-hum : onlardan
19. min zahîrin : bir destekçi, yardımcı

Sayfa:430

٢٣

وَلَا تَنْفَعُ الشَّفَاعَةُ عِنْدَهُ اِلَّا لِمَنْ اَذِنَ لَهُ حَتّى اِذَا فُزِّعَ عَنْ قُلُوبِهِمْ قَالُوا مَاذَا قَالَ رَبُّكُمْ قَالُوا الْحَقَّ وَهُوَ الْعَلِىُّ الْكَبيرُ

(23) ve la tenfeuş şefaatü indehu illa limen ezine leh hatta iza füzzia an kulubihim kalu ma za kale rabbüküm kalül hakk ve hüvel aliyyül kebir
Fayda vermez onun katında şefaat ancak o’nun izin verdiği hariç nihayet kalplerdeki dehşet giderildiği zaman Rabbin ne buyurdu derler hakkı söyledi derler ve o, yüce, büyüktür

1. ve lâ tenfeu : ve fayda vermez
2. eş şefâatu : şefaat
3. inde-hû : onun yanında, katında, huzurunda
4. illâ : ancak, den başka
5. li : için
6. men : kim, kimse(ler)
7. ezine : izin verdi
8. lehu : ona
9. hattâ : hatta, olunca
10. izâ : olduğu zaman
11. fuzzia : dehşete kapıldı
12. an kulûbi-him : onların kalplerinden
13. kâlû : dediler
14. mâzâ : ne
15. kâle : dedi
16. rabbu-kum : sizin Rabbiniz
17. kâlû : dediler
18. el hakka : hak
19. ve huve : ve o
20. el aliyyu : âli, çok yüce
21. el kebîru : kebir, çok büyük

٢٤

قُلْ مَنْ يَرْزُقُكُمْ مِنَ السَّموَاتِ وَالْاَرْضِ قُلِ اللّهُ وَاِنَّا اَوْ اِيَّاكُمْ لَعَلى هُدًى اَوْ فى ضَلَالٍ مُبينٍ

(24) kul mey yerzükuküm mines semavati vel ard kulillahü ve inna ev iyyaküm leala hüden ev fi dalalim mübin
De ki size rızık veren kimdir göklerden ve yerden. De ki Allah. Ohalde ya biz veya siz (ikimizden biri) ya hidayet üzerinde(yiz) yahut açık bir delalet içindeyiz

1. kul : de
2. men : kim
3. yerzuku-kum : sizi rızıklandırır
4. min es semâvâti : semalardan, göklerden
5. ve el ardı : ve arz, yer
6. kulillâhu (kul allâhu) : ‘Allah’ de
7. ve innâ : ve muhakkak (ki) biz
8. ev : veya
9. iyyâ-kum : siz, size
10. le : elbette, mutlaka
11. alâ huden : hidayet üzerinde
12. ev : veya
13. : içinde
14. dalâlin : dalâlet
15. mubînin : apaçık

٢٥

قُلْ لَاتُسَْلُونَ عَمَّا اَجْرَمْنَا وَلَا نُسَْلُ عَمَّا تَعْمَلُونَ

(25) kul la tüs’elune amma ecramna ve la nüs’elü amma ta’melun
De ki siz mesul değilsiniz bizim yaptığımız suçlardan bizde sorulmayız sizin yaptıklarınızdan

1. kul : de
2. lâ tus’elûne : siz sorulamazsınız, sorgulanmazsınız
3. ammâ (an mâ) : şeylerden
4. ecremnâ : biz cürüm yaptık, suç işledik
5. ve lâ nus’elu : ve biz sorulmayız, sorgulanmayız
6. ammâ (an mâ) : şeylerden
7. ta’melûne : siz yapıyorsunuz

٢٦

قُلْ يَجْمَعُ بَيْنَنَا رَبُّنَا ثُمَّ يَفْتَحُ بَيْنَنَا بِالْحَقِّ وَهُوَ الْفَتَّاحُ الْعَليمُ

(26) kul yecmeu beynena rabbüna sümme yeftehu beynena bil hakk ve hüvel fettahul alim
De ki bir araya toplayacak Rabbimiz hepimizi sonra ayıracaktır hak ile aramızı o ki, açandır, bilendir

1. kul : de
2. yecmeu : toplar, toplayacak
3. beyne-nâ : bizim aramızda, bizim aramızı
4. rabbu-nâ : bizim Rabbimiz
5. summe : sonra
6. yeftehu : fethedecek, açacak, hüküm verecek
7. beyne-nâ : bizim aramızda, bizim aramızı
8. bi : ile
9. el hakkı : Hak
10. ve huve : ve o
11. el fettâhu : açan, hükmeden, fetheden
12. el alîmu : âlim olan, en iyi bilen

٢٧

قُلْ اَرُونِىَ الَّذينَ اَلْحَقْتُمْ بِه شُرَكَاءَ كَلَّا بَلْ هُوَ اللّهُ الْعَزيزُ الْحَكيمُ

(27) kul eruniyel lezine elhaktüm bihi şürakae kella bel hüvellahül azizül hakim
De ki bana gösterin hak olduğunu kabul ettiğiniz ortaklarınızı hayır bilakis güçlü hikmet sahibi (olan) o Allah’tır

1. kul : de
2. erûniye : bana gösterin
3. ellezîne : onlar
4. elhaktum : siz ilhak ettiniz, dahil ettiniz
5. bi-hi : ona
6. şurekâe : şerikler, ortaklar
7. kellâ : hayır, olamaz
8. bel : hayır, bilâkis
9. huvallahu (huve allahu) : o Allah ki
10. el azîzu : azîz, üstün, yüce
11. el hakîmu : hüküm ve hikmet sahibi

٢٨

وَمَا اَرْسَلْنَاكَ اِلَّا كَافَّةً لِلنَّاسِ بَشيرًا وَنَذيرًا وَلكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَايَعْلَمُونَ

(28) ve ma erselnake illa kaffetel lin nasi beşirav ve nezirav ve lakinne ekseran nasi la ya’lemun
Ancak seni gönderdik bütün insanlara müjdeleyici ve uyarıcı olarak lâkin insanların çoğu bilmezler

1. ve mâ erselnâ-ke : ve seni göndermedik
2. illâ : ancak, den başka
3. kâffeten : bütün, hepsi
4. li en nâsi : insanlar için
5. beşîren : müjdeleyici
6. ve nezîren : ve nezir, uyarıcı
7. ve lâkinne : ve lâkin, fakat
8. eksere : daha çok, çoğu
9. en nâsi : insanlar
10. lâ ya’lemûne : bilmiyorlar

٢٩

وَيَقُولُونَ مَتى هذَا الْوَعْدُ اِنْ كُنْتُمْ صَادِقينَ

(29) ve yekulune meta hazel va’dü in küntüm sadikın
Derler vaad edilen azap ne zaman eğer doğru söylüyorsanız

1. ve yekûlûne : ve diyorlar, derler
2. metâ : ne zaman
3. hâzâ : bu
4. el va’du : vaad
5. in : eğer
6. kuntum : siz oldunuz
7. sâdikîne : sadık olanlar, doğru söyleyenler

٣٠

قُلْ لَكُمْ ميعَادُ يَوْمٍ لَا تَسْتَاْخِرُونَ عَنْهُ سَاعَةً وَلَا تَسْتَقْدِمُونَ

(30) kul leküm miadü yevmel la teste’hirune anhü saatev ve la testakdimun
de ki sizin miadınız öyle bir gün ki ne geri kalabilirsiniz o saatten bir an ne de ileri geçebilirsiniz

1. kul : de
2. lekum : sizin için
3. mîâdu : (belirlenmiş) zaman
4. yevmin : (bir) gün
5. lâ teste’hirûne : tehir edemezsiniz, geciktiremezsiniz, erteleyemezsiniz
6. an-hu : ondan
7. sâaten : bir saat
8. ve lâ testakdimûne : ve takdim edemezsiniz, öne alamazsınız

٣١

وَقَالَ الَّذينَ كَفَرُوا لَنْ نُؤْمِنَ بِهذَا الْقُرْانِ وَلَا بِالَّذى بَيْنَ يَدَيْهِ وَلَوْ تَرى اِذِ الظَّالِمُونَ مَوْقُوفُونَ عِنْدَ رَبِّهِمْ يَرْجِعُ بَعْضُهُمْ اِلى بَعْضٍ الْقَوْلَ يَقُولُ الَّذينَ اسْتُضْعِفُوا لِلَّذينَ اسْتَكْبَرُوا لَوْلَا اَنْتُمْ لَكُنَّا مُؤْمِنينَ

(31) ve kalellezine keferu len nü’mine bi hazel kur’ani ve la billezi beyne yedeyh ve lev tera izizzalimune mevkufune inde rabbihim yarciu ba’duhüm ila ba’dinil kavl yekulüllezinestud’ifu lillezi nestekberu lev la entüm lekünna mü’minin
Küfredenler dedi biz asla iman etmeyiz bu kur’an’a ve bunun önünden gelenlere de bir görmüş olsan o zaman zalimlerin Rablerinin huzurunda yakalayıp durduklarını birbirlerine dönüp laf (attıklarını) zayıf olanlar diyecek büyüklük taslayanlara siz olmasaydınız biz kesinlikle mü’minlerden olurduk

1. ve kâle : ve dedi
2. ellezîne : onlar
3. keferû : inkâr ettiler
4. len nû’mine : asla inanmayız
5. bi hâzâ : buna
6. el kur’âni : Kur’ân
7. ve lâ : ve olmaz
8. bi ellezî : ona
9. beyne yedeyhi : elleri arasında, önlerinde
10. ve lev : ve şâyet, eğer
11. terâ : görürsün
12. iz : olduğu zaman
13. ez zâlimûne : zalimler, zulmedenler
14. mevkûfûne : tevkif edilenler, tutuklananlar
15. inde : yanında, huzurunda
16. rabbi-him : onların Rabbi (Rab’leri)
17. yerciu : dönerler
18. ba’du-hum : onların bir kısmı
19. ilâ ba’dın : bir kısmına, diğerlerine
20. el kavle : söz, lâf
21. yekûlu : der
22. ellezîne : onlar
23. istud’ifû : zaafa uğratılanlar, hakir görülenler
24. li ellezîne : onlara
25. istekberû : büyüklük tasladılar, kibirlendiler
26. lev lâ entum : eğer sizler olmasaydınız
27. le kun-nâ : biz mutlaka olurduk
28. mû’minîne : mü’minler

Sayfa:431

٣٢

قَالَ الَّذينَ اسْتَكْبَرُوا لِلَّذينَ اسْتُضْعِفُوا اَنَحْنُ صَدَدْنَاكُمْ عَنِ الْهُدى بَعْدَ اِذْ جَاءَ كُمْ بَلْ كُنْتُمْ مُجْرِمينَ

(32) kalellezinestekberu lillezinestud’ifu e nahnü sadednaküm anil hüda ba’de iz caeküm bel küntüm mücrimin
Büyüklük taslayanlarda diyecek ki zayıf gördüklerine sizi biz mi çevirdik? size hidayet geldikten sonra hayır siz mücrimlerdensiniz

1. kâle : dedi
2. ellezîne : onlar
3. istekberû : büyüklük tasladılar, kibirlendiler
4. li ellezîne : onlara
5. istud’ifû : zaafa uğratıldılar, hakir görüldüler
6. e : mi
7. nahnu : biz
8. sadednâ-kum : biz sizi engelledik, mani olduk
9. an el hudâ : hidayetten
10. ba’de : sonra
11. iz câe-kum : size geldiği zaman
12. bel : hayır, bilâkis
13. kuntum : siz oldunuz, idiniz
14. mucrimîne : cürüm işleyenler, suçlular

٣٣

وَقَالَ الَّذينَ اسْتُضْعِفُوا لِلَّذينَ اسْتَكْبَرُوا بَلْ مَكْرُ الَّيْلِ وَالنَّهَارِ اِذْ تَاْمُرُونَنَا اَنْ نَكْفُرَ بِاللّهِ وَنَجْعَلَ لَهُ اَنْدَادًا وَاَسَرُّوا النَّدَامَةَ لَمَّا رَاَوُا الْعَذَابَ وَجَعَلْنَا الْاَغْلَالَ فى اَعْنَاقِ الَّذينَ كَفَرُوا هَلْ يُجْزَوْنَ اِلَّا مَاكَانُوا يَعْمَلُونَ

(33) ve kalellesinestud’ifu lillezinestekberu bel mekrul leyli ven nehari iz te’mürunena en nekfüra billahi ve nec’ale lehu endada ve eserrun nedamete lemma raevül azab ve cealnel ağlale fi a’nakillezine keferu hel yüczevne illa ma kanu ya’melun
Zayıf sayılanlar diyecek büyüklük taslayanlara hayır mekir yaptınız gece gündüz bize o zaman emrediyordunuz Allah’ı inkar etmemizi ona eş ve denkler edinmemizi içlerinden nedamet getirirler azabı gördükleri zaman biz de demir halkalar geçiririz o küfredenlerin boyunlarına onlar ancak yaptıklarının cezasını çekerler

1. ve : ve
2. kâle : dedi
3. ellezîne : onlar
4. istud’ifû : zaafa uğratıldılar, hakir görüldüler
5. lillezîne (li ellezîne) : onlara
6. estekberû : büyüklük tasladılar, kibirlendiler
7. bel : hayır
8. mekru : hile, tuzak
9. el leyli : gece
10. ve en nehâri : ve gündüz
11. iz te’murûne-nâ : bize emrediyordunuz
12. en nekfure : inkâr etmemizi
13. bi allâhi : Allah’ı
14. ve nec’ale : ve kılıyoruz, kılarız
15. lehû : ona, ona
16. endâden : eşler, dengi şeyler (putlar)
17. ve eserrû : ve gizlediler, sakladılar
18. en nedâmete : pişmanlıklar
19. lemmâ : olduğu zaman
20. raevû : gördüler
21. el azâbe : azap
22. ve cealnâ : ve biz kıldık, yaptık
23. aglâle : halkalar, zincirler
24. : içine, … e
25. a’nâkı : boyunlar
26. ellezîne : onlar
27. keferû : inkâr ettiler, kâfir oldular
28. hel : mı
29. yuczevne : cezalandırılırlar
30. illâ : den başka
31. : şey
32. kânû : oldular
33. ya’melûne : yapıyorlar

٣٤

وَمَا اَرْسَلْنَا فى قَرْيَةٍ مِنْ نَذيرٍ اِلَّا قَالَ مُتْرَفُوهَا اِنَّا بِمَا اُرْسِلْتُمْ بِه كَافِرُونَ

(34) ve ma erselna fi karyetim min nezirin illa kale mütrafuha inna bima ürsiltüm bihi kafirun
Biz göndermiş olmayalım ki memleket halkına uyarıcı oranın refah sahibi olanları demiş olmasın muhakkak biz kendisiyle size gönderilen şeyleri inkar edicileriz

1. ve mâ erselnâ : ve biz göndermedik
2. : içine, … e
3. karyetin : karye, belde, ülke
4. min nezîrin : bir nezir, uyarıcı
5. illâ : den başka, ancak, sadece
6. kâle : dedi
7. mutrefû-hâ : onun refah içinde olanları, ileri gelenleri
8. innâ : muhakkak ki biz
9. bimâ : şeyi
10. ursiltum : siz gönderildiniz
11. bi-hi : onu, onunla
12. kâfirûne : inkâr edenler

٣٥

وَقَالُوا نَحْنُ اَكْثَرُ اَمْوَالًا وَاَوْلَادًا وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّبينَ

(35) ve kalu nahnü ekseru emvalev ve evladev ve ma nahnü bi müazzebin
Ve dediler bizler daha çoğuz mal ve evlatça biz azap olunmayız

1. ve kâlû : ve dediler
2. nahnu : biz
3. ekseru : daha çok
4. emvâlen : mallar (mal olarak)
5. ve evlâden : ve çocuklar (evlât olarak)
6. ve mâ nahnu : ve biz değiliz
7. bi muazzebîne : azap edilecek olanlar

٣٦

قُلْ اِنَّ رَبّى يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَنْ يَشَاءُ وَيَقْدِرُ وَلكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَايَعْلَمُونَ

(36) kul inne rabbi yebsütur rizka li mey yeşaü ve yakdiru ve lakinne ekseran nasi la ya’lemun
De ki elbette Rabbim dilediğine rızkı genişletir ve daraltır lâkin insanların çoğu bunu bilmezler

1. kul : de
2. inne : muhakkak
3. rabbî : benim Rabbim
4. yebsutu : genişletir
5. er rızka : rızık
6. li men : o kimseye
7. yeşâu : diler
8. ve yakdiru : ve takdir eder, daraltır
9. ve lâkinne : ve lâkin, fakat
10. eksere : daha çok, çoğu
11. en nâsi : insanlar
12. lâ ya’lemûne : bilmiyorlar, bilmezler

٣٧

وَمَا اَمْوَالُكُمْ وَلَا اَوْلَادُكُمْ بِالَّتى تُقَرِّبُكُمْ عِنْدَنَا زُلْفى اِلَّا مَنْ امَنَ وَعَمِلَ صَالِحًا فَاُولءِكَ لَهُمْ جَزَاءُ الضِّعْفِ بِمَا عَمِلُوا وَهُمْ فِى الْغُرُفَاتِ امِنُونَ

(37) ve ma emvalüküm ve la evladüküm billeti tükarribüküm indena zülfa illa men amene ve amile salihan fe ülaike lehüm cezaüd di’fi bima amilu ve hüm fil ğurufati aminun
Mallarınız ve çocuklarınız değildir sizi huzurumuza yaklaştıracak olan ancak iman edip salih amel işleyenler işte bunlar için (azap olunur) iki kat ceza verilir yaptıklarının karşılığında onlar yüksek makamlarda emniyet içindedirler

1. ve mâ : ve değil
2. emvâlu-kum : sizin mallarınız
3. ve lâ : ve değil
4. evlâdu-kum : sizin evlâtlarınız
5. billetî (bi elletî) : ki o
6. tukarribu-kum : sizi yakınlaştırır, yaklaştırır
7. inde-nâ : bizim katımız, huzurumuz
8. zulfâ : mertebe, yüksek derece, yüksek değer
9. illâ : den başka, hariç
10. men : kimse
11. âmene : âmenû oldu, hayattayken Allah’a ulaşmayı diledi
12. ve amile sâlihan : ve salih amel (nefs tezkiyesi) yaptı
13. fe ulâike : işte onlar
14. lehum : onlar için, onlar için vardır
15. cezâu : ceza, karşılık, mükâfat
16. ed dı’fi : kat kat
17. bimâ : sebebiyle
18. amilû : yaptılar
19. ve hum : ve onlar
20. fî el gurufâti : yüksek yerlerde, yüksek makamlarda
21. âminûne : emin olanlar, emniyette olanlar

٣٨

وَالَّذينَ يَسْعَوْنَ فى ايَاتِنَا مُعَاجِزينَ اُولءِكَ فِى الْعَذَابِ مُحْضَرُونَ

(38) vellezine yes’avne fi ayatina müacizine ülaike fil azabi muhdarun
Koşanlar da bizim ayetlerimizi aciz bırakmak için işte onlarda kendilerini azabın içinde hazır bulurlar

1. ve ellezîne : ve onlar
2. yes’avne : çalışırlar
3. fî âyâti-nâ : âyetlerimiz konusunda, hakkında
4. muâcizîne : aciz bırakanlar
5. ulâike : işte onlar
6. : içinde
7. el azâbi : azap
8. muhdarûne : hazır bulunanlar

٣٩

قُلْ اِنَّ رَبّى يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَنْ يَشَاءُ مِنْ عِبَادِه وَيَقْدِرُ لَهُ وَمَا اَنْفَقْتُمْ مِنْ شَىْءٍ فَهُوَ يُخْلِفُهُ وَهُوَ خَيْرُ الرَّازِقينَ

(39) kul inne rabbi yebsutur rizka li mey yeşaü min ibadihi ve yakdiru leh ve ma enfaktüm min şey’in fe hüve yuhlifüh ve huve hayrur razikın
De ki: Rabbim kullarından dilediğinin rızkını genişletir dilediğinin rızkını da kısar ne infak ederseniz o, karşılığını verir o rızık verenlerin hayırlısıdır

1. kul : de
2. inne : muhakkak
3. rabbî : benim Rabbim
4. yebsutu : genişletir
5. er rızka : rızık
6. li men : o kimseye
7. yeşâu : diler
8. min ibâdi-hî : kullarından
9. ve yakdiru : ve takdir eder, daraltır
10. lehu : ona
11. ve mâ : ve ne
12. enfaktum : infâk ettiniz
13. min şey’in : bir şeyden
14. fe : o zaman
15. huve : o
16. yuhlifu-hu : onun halefini, karşılığını verir
17. ve huve : ve o
18. hayru : hayırlı
19. er râzikîne : rızk verenler

Sayfa:432

٤٠

وَيَوْمَ يَحْشُرُهُمْ جَميعًا ثُمَّ يَقُولُ لِلْمَلءِكَةِ اَهؤُلَاءِ اِيَّاكُمْ كَانُوا يَعْبُدُونَ

(40) ve yevme yahşüruhüm cemian sümme yekulü lil melaiketi e haülai iyyaküm kanu ya’büdun
O gün onları hep bir araya toplayacak sonra meleklere diyecektir bunlar mıydı size tapanlar

1. ve yevme : ve gün
2. yahşuru-hum : onları toplayacak
3. cemîan : hepsini, tümünü
4. summe : sonra
5. yekûlu : diyecek
6. li el melâiketi : meleklere
7. e : mı, mi
8. hâulâi : işte bunlar
9. iyyâ-kum : size
10. kânû : oldular
11. ya’budûne : tapıyorlar

٤١

قَالُوا سُبْحَانَكَ اَنْتَ وَلِيُّنَا مِنْ دُونِهِمْ بَلْ كَانُوا يَعْبُدُونَ الْجِنَّ اَكْثَرُهُمْ بِهِمْ مُؤْمِنُونَ

(41) kalu sübhhaneke ente veliyyüna min dunihim bel kanu ya’büdunel cinn ekseruhüm bihim mü’minun
Derler ki seni tenzih ederiz bizim velimiz sensin onlar değil hayır onlar cinlere tapıyorlardı onların çoğu onlara inanıyorlardı

1. kâlû : dediler
2. subhâne-ke : sen münezzehsin, sen Sübhan’sın
3. ente : sen
4. veliyyu-nâ : bizim dostumuz, velîmiz
5. min dûni-him : onlardan başka
6. bel : hayır
7. kânû : oldular
8. ya’budûne : tapıyorlar
9. el cinne : cin
10. ekseru-hum : onların çoğu
11. bi-him : onlara
12. mû’minûne : îmân eden, mü’min olanlar

٤٢

فَالْيَوْمَ لَايَمْلِكُ بَعْضُكُمْ لِبَعْضٍ نَفْعًا وَلَا ضَرًّا وَنَقُولُ لِلَّذينَ ظَلَمُوا ذُوقُوا عَذَابَ النَّارِ الَّتى كُنْتُمْ بِهَا تُكَذِّبُونَ

(42) fel yevme la yemlikü ba’duküm li ba’din nefav ve la darra ve nekulü lillezine zalemu zuku azaben narilleti küntüm biha tükezzibun
İşte o gün birbirinize fayda ve zarar verme gücüne malik değilsiniz biz de zulüm edenlere diyeceğiz tadın o yalanlamış olduğunuz ateş azabını

1. fe : artık, o zaman
2. el yevme : o gün
3. lâ yemliku : malik olmaz, olamaz, gücü yetmez
4. ba’du-kum : sizin bir kısmınız
5. li ba’dın : bir kısmına, diğerlerine
6. nef’an : fayda
7. ve lâ darren : ve zarar vermez
8. ve nekûlu : ve deriz
9. li ellezîne : onlara
10. zalemû : zalimler, zulmedenler
11. zûkû : tadın
12. azâben : azap
13. nâr : ateş
14. elletî : ki o
15. kuntum : siz oldunuz
16. bihâ : onu
17. tukezzibûne : tekzip ediyorsunuz, inkâr ediyorsunuz, yalanlıyorsunuz

٤٣

وَاِذَا تُتْلى عَلَيْهِمْ ايَاتُنَا بَيِّنَاتٍ قَالُوا مَا هذَا اِلَّا رَجُلٌ يُريدُ اَنْ يَصُدَّكُمْ عَمَّا كَانَ يَعْبُدُ ابَاؤُكُمْ وَقَالُوا مَا هذَا اِلَّا اِفْكٌ مُفْتَرًى وَقَالَ الَّذينَ كَفَرُوا لِلْحَقِّ لَمَّا جَاءَهُمْ اِنْ هذَا اِلَّا سِحْرٌ مُبينٌ

(43) ve iza tütla aleyhim ayatüna beyyinatin kalu ma haza illa racülüy yüridü ey yesuddeküm amma kane ya’büdü abaüküm ve kalu ma haza illa ifküm müftera ve kalellezine keferu lil hakkı lemma caehüm in haza illa sihrum mübin
Karşılarında onlara okunduğu zaman ayetlerimiz açık olarak dediler ki ancak bu adamdan başkası değildir sizi alıkoymak isteyen babalarınızın taptıklarından dediler bu değildir ancak uydurma bir iftiradan başka (bir şey) küfredenlerse dedi hak onlara gelince bu ancak açık bir sihirden başka (bir şey) değil

1. ve izâ tutlâ : ve okunduğu zaman
2. aleyhim : onlara
3. âyâtu-nâ : âyetlerimiz
4. beyyinâtin : apaçık, açıkça
5. kâlû : dediler
6. mâ hâzâ : bu değil
7. illâ : sadece, ancak, den başka
8. raculun : bir adam
9. yurîdu : ister, istiyor
10. en : olması
11. yasudde-kum : sizi engeller, mani olur
12. amma (an-mâ) : şeylerden
13. kâne : oldu, idi
14. ya’budu : tapıyorlar
15. âbâu-kum : sizin babalarınız
16. ve kâlû : ve dediler
17. : değil
18. hâzâ : bu
19. illâ : sadece, ancak, den başka
20. ifkun : yalan, iftira
21. mufteren : iftira, uydurulmuş
22. ve kâle : ve dedi
23. ellezîne : onlar
24. keferû : inkâr ettiler, kâfir oldular
25. li : için
26. el hakkı : hak
27. lemmâ : olduğu zaman
28. câe-hum : onlar geldi
29. in : eğer
30. hâzâ : bu
31. illâ : sadece, ancak, den başka
32. sihrun : sihir, büyü
33. mubînun : apaçık

٤٤

وَمَا اتَيْنَاهُمْ مِنْ كُتُبٍ يَدْرُسُونَهَا وَمَا اَرْسَلْنَا اِلَيْهِمْ قَبْلَكَ مِنْ نَذيرٍ

(44) ve ma ateynahüm min kütübiy yedrusuneha ve ma erselna ileyhim kableke min nezir
Biz onlara vermedik ki kitaplardan (bir şey) onu okusunlar onlara göndermedik senden önce bir uyarıcı da

1. ve : ve
2. mâ âteynâ-hum : biz onlara vermedik
3. min : den, dan
4. kutubin : kitaplar
5. yedrusûne-hâ : onu tedris ederler
6. ve : ve
7. mâ erselnâ : ve biz göndermedik
8. ileyhim : onlara
9. kable-ke : senden önce
10. min nezîrin : bir nezir, uyarıcı

٤٥

وَكَذَّبَ الَّذينَ مِنْ قَبْلِهِمْ وَمَا بَلَغُوا مِعْشَارَ مَا اتَيْنَاهُمْ فَكَذَّبُوا رُسُلى فَكَيْفَ كَانَ نَكيرِ

(45) ve kezzebellezine min kablihim ve ma beleğu mi’şara ma ateynahüm fe kezzebu rusüli fe keyfe kane nekir
Ondan öncekileri de yalanlamışlardı onda birine erişmediler onlara verdiklerimizin resullerimi yalanladılar ama bak inkarcılara cezam nasıl oldu

1. ve kezzebe : ve tekzip etti, yalanladı
2. ellezîne : onlar
3. min kabli-him : onlardan önce
4. ve mâ belegû : ve erişmediler
5. mi’şâre : onda bir
6. mâ âteynâ-hum : onlara verdiklerimiz
7. fe : böylece, buna rağmen, bundan sonra
8. kezzebû : tekzip ettiler, yalanladılar
9. rusulî : resûller
10. fe : böylece, buna rağmen, bundan sonra
11. keyfe : nasıl
12. kâne : oldu
13. nekîri : inkârım, cezam

٤٦

قُلْ اِنَّمَا اَعِظُكُمْ بِوَاحِدَةٍ اَنْ تَقُومُوا لِلّهِ مَثْنى وَفُرَادى ثُمَّ تَتَفَكَّرُوا مَا بِصَاحِبِكُمْ مِنْ جِنَّةٍ اِنْ هُوَ اِلَّا نَذيرٌ لَكُمْ بَيْنَ يَدَىْ عَذَابٍ شَديدٍ

(46) kul innema eizuküm bi vahideh en tekumu lillahi mesna ve fürada sümme tetefekkeru ma bi sahibiküm min cinneh in hüve illa nezirul leküm beyne yedey azabin şedid
De ki size sadece bir tek öğüt vereceğim Allah için kalktığınızda ikişer ve birer olarak sonra düşünün, arkadaşınızda bir cinnet hali yoktur ancak o uyarandır sizi şiddetli bir azaptan önce

1. kul : de, söyle
2. innemâ : ancak, sadece
3. eızu-kum : size vaazediyorum, öğüt veriyorum
4. bi : ile
5. vâhidetin : tek, bir tane
6. en : olmak
7. tekûmû : kalkın
8. li allâhi : Allah için
9. mesnâ : ikişer ikişer
10. ve furâdâ : ve fertler (olarak), teker teker
11. summe : sonra
12. tetefekkerû : tefekkür edin, düşünün
13. : değil, yoktur
14. bi sâhıbi-kum : sizin sahibiniz, arkadaşınız
15. min : dan
16. cinnetin : cinnet, delilik
17. in : eğer
18. huve : o
19. illâ : sadece, ancak, den başka
20. nezîrun : nezir, uyarıcı
21. lekum : sizin için
22. beyne yedey : ellerinin arasında, önünde, gelecek olan
23. azâbin : bir azap
24. şedîdin : şiddetli, kuvvetli

٤٧

قُلْ مَا سَاَلْتُكُمْ مِنْ اَجْرٍ فَهُوَ لَكُمْ اِنْ اَجْرِىَ اِلَّا عَلَى اللّهِ وَهُوَ عَلى كُلِّ شَىْءٍ شَهيدٌ

(47) kul ma seeltüküm min ecrin fe hüve leküm in ecriye illa alellah ve hüve ala külli şey’in şehid
De ki ben sizden istemem bir ücret o ücret sizin olsun benim ecrim ancak Allah’a aittir o her şeye şahittir

1. kul : de, söyle
2. mâ seeltu-kum : sizden istemedim
3. min ecrin : bir ecir, bir ücret
4. fe : öyleyse
5. huve : o
6. lekum : sizin
7. in : eğer (varsa)
8. ecriye : benim ecrim, benim ücretim
9. illâ : sadece, ancak
10. alâ allâhi : Allah’a aittir
11. ve huve : ve o
12. alâ kulli şey’in : herşeye
13. şehîdun : şahittir

٤٨

قُلْ اِنَّ رَبّى يَقْذِفُ بِالْحَقِّ عَلَّامُ الْغُيُوبِ

(48) kul inne rabbi yakzifü bil hakk allamül ğuyub
Deki elbette benim Rabbim hak ile (bâtılı) yok eder bütün gaybları bilir

1. kul : de
2. inne : muhakkak
3. rabbî : Rabbim
4. yakzifu : kazefe eder, atar, tecelli ettirir
5. bi el hakkı : hakkı
6. allâmu : çok iyi bilen
7. el guyûbi : gaybler, bilinmeyen

Sayfa:433

٤٩

قُلْ جَاءَ الْحَقُّ وَمَا يُبْدِىءُ الْبَاطِلُ وَمَا يُعيدُ

(49) kul cael hakku ve ma yübdiül batilü ve ma yüiyd
De ki hak geldi artık bâtıl ortaya çıkamaz ve geriye de dönemez

1. kul : de
2. câe : geldi
3. el hakku : hak
4. ve mâ yubdiû : ve ortaya çıkaramaz, zuhur ettiremez
5. el bâtılu : bâtıl
6. ve mâ yuîdu : ve geri getiremez

٥٠

قُلْ اِنْ ضَلَلْتُ فَاِنَّمَا اَضِلُّ عَلى نَفْسى وَاِنِ اهْتَدَيْتُ فَبِمَا يُوحى اِلَىَّ رَبّى اِنَّهُ سَميعٌ قَريبٌ

(50) kul in daleltü fe innema edillü ala nefsi ve inihtedeytü fe bima yuhiy ileyye rabbi innehu semiun karib
De ki eğer ben saparsam ancak kendi namıma sapmış olurum eğer doğru yolu bulursam Rabbimin bana vahyi sayesindedir çünkü o işiten, yakin olandır

1. kul : de
2. in : eğer
3. dalaltu : dalâlette olursam
4. fe : o zaman, o taktirde
5. innemâ : ancak, sadece
6. edıllu : sapmış olurum
7. alâ : üzerine
8. nefsî : kendi nefsim
9. ve in : ve eğer
10. ihtedeytu : hidayete erdim (erersem)
11. fe : o zaman, o taktirde
12. bimâ : sebebiyle
13. yûhî : vahyedillir
14. ileyye : bana
15. rabbî : benim Rabbim
16. inne-hu : muhakkak o
17. semîun : en iyi işitendir
18. karîbun : en yakın olandır

٥١

وَلَوْ تَرى اِذْ فَزِعُوا فَلَا فَوْتَ وَاُخِذُوا مِنْ مَكَانٍ قَريبٍ

(51) ve lev tera iz feziu fe la fevte ve ühizu mim mekanin karib
Telaşa düştüklerinde bir görsen artık kaçamazlar yakalanmışlardır yakın bir yerde

1. ve lev terâ : ve şâyet görsen
2. iz : olduğu zaman
3. feziû : korkuya, dehşete kapıldılar
4. fe : o zaman
5. lâ fevte : kaçış yoktur
6. ve uhızû : ve yakalandılar
7. min mekânin : mekândan, yerden
8. karîbin : yakın

٥٢

وَقَالُوا امَنَّا بِه وَاَنّى لَهُمُ التَّنَاوُشُ مِنْ مَكَانٍ بَعيدٍ

(52) ve kalu amenna bih ve enna lehümüt tenavüşü mim mekanim beiyd
Ona iman ettik dediler artık kendileri için (onu) nasıl elde edecekler uzaklaşmış bir mekanda iken

1. ve kâlû : ve dediler
2. âmennâ : biz îmân ettik
3. bihî : ona
4. ve ennâ : ve nasıl olur
5. lehum : onlar, onların
6. et tenâvuşu : elde etmek
7. min mekânin : bir mekândan, yerden
8. baîdin : uzak

٥٣

وَقَدْ كَفَرُوا بِه مِنْ قَبْلُ وَيَقْذِفُونَ بِالْغَيْبِ مِنْ مَكَانٍ بَعيدٍ

(53) ve kad keferu bihi min kabl ve yakzifune bil ğaybi mim mekanim beiyd
Kesinlikle inkâr etmişlerdi onu evvelce yürütüyorlardı uzak bir mekandan gayba

1. ve kad : ve olmuştu
2. keferû : inkâr ettiler
3. bihî : onu
4. min kablu : önceden
5. ve yakzifûne : ve atıyorlar
6. bi el gaybi : gayba
7. min mekânin : bir mekândan, yerden
8. baîdin : uzak

٥٤

وَحيلَ بَيْنَهُمْ وَبَيْنَ مَايَشْتَهُونَ كَمَا فُعِلَ بِاَشْيَاعِهِمْ مِنْ قَبْلُ اِنَّهُمْ كَانُوا فى شَكٍّ مُريبٍ

(54) ve hiyle beynehüm ve beyne ma yeştehune kema füile bi eşyaihim min kabl innehüm kanu fi şekkim mürib
Artık set çekilmiş kendileri ile arzuları arasına böyle yapılmıştı önce ki gibi emsallerine çünkü onlar tereddüt (ve) şüphe içindeydiler

1. ve hîle : ve ayrıldı, set çekildi
2. beyne-hum : onların arasına
3. ve beyne : ve arasına
4. mâ yeştehûne : istek duydukları şeyler
5. kemâ : gibi
6. fuile : yapıldı
7. bi eşyâı-him : onların şeyleri
8. min kablu : önceden
9. inne-hum : muhakkak ki onlar
10. kânû : oldular, idiler
11. : içinde
12. şekkin : şüphe
13. murîbin : kuşku veren, endişe veren

35-FATIR

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ

١

اَلْحَمْدُ لِلّهِ فَاطِرِ السَّموَاتِ وَالْاَرْضِ جَاعِلِ الْمَلءِكَةِ رُسُلًا اُولى اَجْنِحَةٍ مَثْنى وَثُلثَ وَرُبَاعَ يَزيدُ فِى الْخَلْقِ مَايَشَاءُ اِنَّ اللّهَ عَلى كُلِّ شَىْءٍ قَديرٌ

(1) elhamdü lillahi fatiris semavati vel erdi cailil melaiketi rusülen üli ecnihatim mesna ve sülase ve ruba’ yezidü fil halkı ma yeşa’ innellahe ala külli şey’in kadir
Allah’a hamd olsun gökleri ve arzı yaratan melekleri elçiler yapandır ikişer, üçer ve dörder kanatlı fazlalaştırır-çoğaltır yarattığı şeylerden dilediği(ni) şüphe yok ki Allah her şeye kadirdir

1. el hamdu : hamd
2. lillâhi (li allâhi) : Allah’ındır, Allah’a aittir
3. fâtırı : yaratan
4. es semâvâti : semalar, gökler
5. ve el ardı : ve yer
6. câili : kılan
7. el melâiketi : melekler
8. rusulen : resûller, elçiler
9. ulî : sahip
10. ecnihatin : cenahlar, kanatlar
11. mesnâ : ikişer
12. ve sulâse : ve üçer
13. ve rubâa : ve dörder
14. yezîdu : artırır
15. fî el halkı : yaratışta, yaratmada
16. : şey
17. yeşâu : diler
18. inne allâhe : muhakkak ki Allah
19. alâ : üzerine
20. kulli : her
21. şey’in : şey
22. kadîrun : kaadir olan, gücü yeten

٢

مَا يَفْتَحِ اللّهُ لِلنَّاسِ مِنْ رَحْمَةٍ فَلَا مُمْسِكَ لَهَا وَمَا يُمْسِكْ فَلَا مُرْسِلَ لَهُ مِنْ بَعْدِه وَهُوَ الْعَزيزُ الْحَكيمُ

(2) ma yeftehillahü lin nasi mir rahmetin fe la mümsike leha ve ma yümsik fe la mürsile lehu mim ba’dih ve hüvel azizül hakim
Allah’ın insanlar üzerine açacağı rahmeti tutacak yoktur (o’nun) tuttuğunu da ona gönderecek yoktur ondan sonra o, güçlü (ve) hikmet sahibidir

1. : şey, ne
2. yeftehillâhu (yeftehi allâhu) : Allah’ın açtığı
3. li en nâsi : insanlar için, insanlara
4. min rahmetin : rahmetten
5. fe : o zaman
6. : yoktur
7. mumsike : tutacak olan, tutan kimse
8. lehâ : onu
9. ve mâ : ve şey, ne
10. yumsik : tutar
11. fe : o zaman
12. : yoktur
13. mursile : gönderen, gönderecek olan
14. lehu : onu
15. min ba’di-hi : ondan sonra
16. ve huve el azîzu : ve o azîz, üstün ve güçlü
17. el hakîmu : hüküm ve hikmet sahibi

٣

يَا اَيُّهَا النَّاسُ اذْكُرُوا نِعْمَتَ اللّهِ عَلَيْكُمْ هَلْ مِنْ خَالِقٍ غَيْرُ اللّهِ يَرْزُقُكُمْ مِنَ السَّمَاءِ وَالْاَرْضِ لَا اِلهَ اِلَّا هُوَ فَاَنّى تُؤْفَكُونَ

(3) ya eyyühennasüzküru ni’metellahi aleyküm hel min halikin ğayrullahi yerzükuküm mines semai vel ard la ilahe illa hüve fe enna tü’fekun
ey insanlar! hatırlayın Allah’ın sizdeki nimetlerini Allah’tan başka yaratan mı var? size rızık verecek gökten ve yerden ondan başka ilah yoktur o halde nasıl döndürülüyorsunuz

1. yâ eyyuhâ : ey
2. en nâsu : insanlar
3. uzkurû : zikredin, anın
4. ni’metallâhi (ni’mete allâhi) : Allah’ın ni’meti
5. aleykum : sizin üzerinize
6. hel : (var) mı
7. min hâlikın : bir yaratıcı(dan)
8. gayrullâhi (gayru allâhi) : Allah’tan başka
9. yerzuku-kum : sizi rızıklandırır
10. min es semâi : semadan, gökten
11. ve el ardı : ve yer
12. lâ ilâhe : ilâh yoktur
13. illâ : ancak, dışında
14. huve : o
15. fe : öyleyse
16. ennâ : nasıl
17. tû’fekûne : döndürülüyorsunuz

Sayfa:434

٤

وَاِنْ يُكَذِّبُوكَ فَقَدْ كُذِّبَتْ رُسُلٌ مِنْ قَبْلِكَ وَاِلَى اللّهِ تُرْجَعُ الْاُمُورُ

(4) ve iy yükezzibuke fe kad küzzibet rusülüm min kablik ve ilellahi türceul ümur
Eğer seni yalanlıyorlarsa muhakkak yalanlandı senden önceki resullerde bütün işler Allah’a döndürülür

1. ve in : ve eğer
2. yukezzibû-ke : seni yalanlıyorlar
3. fe : artık, da
4. kad : olmuştu
5. kuzzibet : yalanlandı
6. rusulun : resûller
7. min kabli-ke : senden önce
8. ve ilâllâhi (ilâ allâhi) : ve Allah’a
9. turceu : döndürülür
10. el umûru : emirler, işler

٥

يَا اَيُّهَا النَّاسُ اِنَّ وَعْدَ اللّهِ حَقٌّ فَلَا تَغُرَّنَّكُمُ الْحَيوةُ الدُّنْياَ وَلَا يَغُرَّنَّكُمْ بِاللّهِ الْغَرُورُ

(5) ya eyyühen nasü inne va’dellahi hakkun fe la teğurrannekümül hayatüd dünya ve la yeğurranneküm billahil ğarur
Ey insanlar! elbette Allah’ın vaadi haktır sakın sizi aldatmasın dünya hayatı Allah’ın hakkında sizi yanıltmasın

1. yâ eyyuhâ : ey
2. en nâsu : insanlar
3. inne : muhakkak
4. va’dallâhi (va’de allâhi) : Allah’ın vaadi
5. hakkun : hak
6. fe : artık, öyleyse
7. lâ tegurrenne-kum : sakın sizi aldatmasın
8. el hayâtu ed dunyâ : dünya hayatı
9. ve lâ yegurrenne-kum : ve sakın sizi aldatmasın
10. billâhil (bi allâhi) : Allah ile
11. el garûru : aldatıcılar

٦

اِنَّ الشَّيْطَانَ لَكُمْ عَدُوٌّ فَاتَّخِذُوهُ عَدُوًّا اِنَّمَا يَدْعُوا حِزْبَهُ لِيَكُونُوا مِنْ اَصْحَابِ السَّعيرِ

(6) inneş şeytane leküm adüvvün fettehizuhü adüvva innema yed’u hizbehu li yekunu min ashabis seiyr
Muhakkak şeytan sizin düşmanınızdır siz de onun düşmanı olun çünkü çağırır o kendi grubunu alevli ateşin ashabından olmaları için

1. inne : muhakkak
2. eş şeytâne : şeytan
3. lekum : sizin için
4. aduvvun : düşman
5. fe : artık, öyleyse
6. ittehızû-hu : onu edinin
7. aduvven : düşman
8. innemâ : ancak, sadece
9. yed’û : davet eder, çağırır
10. hızbehu : hizib, grup, taraftar
11. li : için
12. yekûnû : olur
13. min ashâbi : ehlinden, halkından
14. es seîri : alevli ateş, cehennem

٧

اَلَّذينَ كَفَرُوا لَهُمْ عَذَابٌ شَديدٌ وَالَّذينَ امَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَهُمْ مَغْفِرَةٌ وَاَجْرٌ كَبيرٌ

(7) ellezine keferu lehüm azabün şedid vellezine amenu ve amilus salihati lehüm mağfiratüv ve ecrun kebir
O küfreden kimseler için şiddetli bir azap (vardır) iman edip, salih amel işleyenler içinde mağfiret ve büyük ecir (vardır)

1. ellezîne : onlar
2. keferû : inkâr ettiler
3. lehum : onlara, onlar için vardır
4. azâbun : azap
5. şedîdun : şiddetli
6. ve ellezîne : ve onlar
7. âmenû : âmenû oldular (hayattayken Allah’a ulaşmayı dilediler)
8. ve amilû es sâlihâti : ve salih amel (nefs tezkiyesi) yaptılar
9. lehum : onlara, onlar için vardır
10. magfiretun : mağfiret (günahlarının sevaba çevrilmesi)
11. ve ecrun : ve ecir, mükâfat
12. kebîrun : büyük

٨

اَفَمَنْ زُيِّنَ لَهُ سُوءُ عَمَلِه فَرَاهُ حَسَنًا فَاِنَّ اللّهَ يُضِلُّ مَنْ يَشَاءُ وَيَهْدى مَنْ يَشَاءُ فَلَا تَذْهَبْ نَفْسُكَ عَلَيْهِمْ حَسَرَاتٍ اِنَّ اللّهَ عَليمٌ بِمَا يَصْنَعُونَ

(8) efemen züyyine lehu suü amelihi fe raahü hasena fe innellahe yüdillü mey yeşaü ve yehdi mey yeşaü fe la tezheb nefsüke aleyhim haserat innellahe alimüm bima yasneun
Kim de, çirkin ameli kendisine süslenip de onu güzel görürse şüphe yok ki Allah kimi dilerse şaşırtır, kimi de dilerse hidayete erdirir o halde nefsini tüketme onlar için hasretle şüphe yok ki Allah onların yaptıklarını bilendir

1. e : mı
2. fe : artık, işte, böylece, fakat
3. men : kim, kimse, kişi
4. zuyyine : süslendi, güzel gösterildi
5. lehu : ona
6. sûu : kötü
7. ameli-hi : onun ameli
8. fe : artık, böylece, fakat
9. reâ-hu : onu gördü
10. hasenen : güzel
11. fe : artık, işte, böylece, fakat
12. innallâhe (inne allâhe) : muhakkak ki Allah
13. yudıllu : dalâlette bırakır
14. men yeşâu : dilediği kimse, kişi
15. ve yehdî : ve hidayete erdirir
16. men yeşâu : dilediği kişi, dilediği kimse
17. fe : artık, işte, böylece, fakat
18. lâ tezheb : gitmesin, olmasın
19. nefsu-ke : senin nefsin
20. aleyhim : onlara, onlar için
21. haserâtin : hasretler, hüzünler
22. innallâhe (inne allâhe) : muhakkak ki Allah
23. alîmun : en iyi bilen
24. bimâ : şeyleri
25. yesneûne : yapıyorlar

٩

وَاللّهُ الَّذى اَرْسَلَ الرِّيَاحَ فَتُثيرُ سَحَابًا فَسُقْنَاهُ اِلى بَلَدٍ مَيِّتٍ فَاَحْيَيْنَا بِهِ الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا كَذلِكَ النُّشُورُ

(9) vallahüllezi erseler riyaha fetüsiru sehaben fesuknahü ila beledim meyyitin fe ahyeyna bihil erda ba’de mevtiha kezaliken nüşur
Allah rüzgarı gönderip bulutu harekete geçirendir derken onu sevk eder sularız ölü bir beldeyi ve onunla yeryüzünü diriltiriz onun ölümünden sonra dirilme (de) böyledir

1. vallâhu (ve allâhu) : ve Allah
2. ellezî : onlar
3. ersele : gönderdi
4. er rîâha : rüzgâr(lar)
5. fe : artık, böylece
6. tusîru : hareket ettirir
7. sehâben : bulutlar
8. fe : artık, böylece
9. suknâ-hu : onu sevkederiz
10. ilâ beledin : beldeye
11. meyyitin : ölü
12. fe : artık, böylelikle
13. ahyeynâ : diriltiriz
14. bi-hi : onunla
15. el arda : yeryüzü
16. ba’de : sonra
17. mevti-hâ : onun ölümü
18. kezâlike : işte böyle
19. en nuşûru : nüşur, yeniden dirilip yayılma

١٠

مَنْ كَانَ يُريدُ الْعِزَّةَ فَلِلّهِ الْعِزَّةُ جَميعًا اِلَيْهِ يَصْعَدُ الْكَلِمُ الطَّيِّبُ وَالْعَمَلُ الصَّالِحُ يَرْفَعُهُ وَالَّذينَ يَمْكُرُونَ السَّيَِّاتِ لَهُمْ عَذَابٌ شَديدٌ وَمَكْرُ اُولءِكَ هُوَ يَبُورُ

(10) men kane yüridül izzete fe lillahil izzetü cemia ileyhi yas’adül kelimüt tayyibü vel amelüs salihu yerfeuh vellezine yemkürunes seyyiati lehüm azabün şedid ve mekru ülaike hüve yebur
Kim izzet istiyorsa izzetin tamamı Allah’ındır hoş güzel sözler o’na vasıl olur onu da salih ameller yükseltir çirkince hile kuran kimselere onlara şiddetli azap (vardır) onların kurdukları tuzaklar kendilerini mahveder

1. men : kim, kimse
2. kâne : oldu
3. yurîdu : istiyor
4. el izzete : izzet
5. fe : artık
6. li allâhi : Allah’a ait
7. el izzetu : izzet
8. cemîan : hepsi, bütün, tamamen
9. ileyhi : ona
10. yes’adu : yükselir, erişir
11. el kelimu : söz, kelime
12. et tayyibu : temiz, güzel
13. ve el amelu es sâlihu : ve salih amel (nefs tezkiyesi) yaptı
14. yerfeu-hu : onu yükseltir
15. ve ellezîne : ve onlar
16. yemkurûne : hile yaparlar, tuzak kurarlar
17. es seyyiâti : kötülükler, günahlar
18. lehum : onlara, onlar için vardır
19. azâbun : azap
20. şedîdun : şiddetli
21. ve mekru : ve hile, düzen
22. ulâike : işte onlar
23. huve : o
24. yebûru : helâk olur, boşa gider

١١

وَاللّهُ خَلَقَكُمْ مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ مِنْ نُطْفَةٍ ثُمَّ جَعَلَكُمْ اَزْوَاجًا وَمَا تَحْمِلُ مِنْ اُنْثى وَلَا تَضَعُ اِلَّا بِعِلْمِه وَمَا يُعَمَّرُ مِنْ مُعَمَّرٍ وَلَا يُنْقَصُ مِنْ عُمُرِه اِلَّا فى كِتَابٍ اِنَّ ذلِكَ عَلَى اللّهِ يَسيرٌ

(11) vallahü halekaküm min türabin sümme min nutfetin sümme cealeküm ezvaca ve ma tahmilü min ünsa ve la tedau illa biilmih ve ma yüammeru mim müammeriv ve la yünkasu min umurihi illa fi kitab inne zalike alellahi yesir
Allah sizi topraktan yarattı sonra nutfeden sonra sizi çiftler haline getirmiştir ne bir dişi gebe kalabilir nede doğurabilir o’nun ilmi olmaksızın bir yaşlıya ömür vermek de onun ömründen eksiltmek de elbette ki bir kitaptadır şüphesiz bu Allah’a göre kolaydır

1. vallâhu (ve allâhu) : ve Allah
2. halaka-kum : sizi yarattı
3. min turâbin : topraktan
4. summe : sonra
5. min nutfetin : bir nutfeden
6. summe : sonra
7. ceale-kum : sizi kıldı
8. ezvâcen : eşler, zevceler
9. ve mâ tahmilu : ve yüklenmez, gebe kalmaz
10. min unsâ : kadın(dan)
11. ve lâ tedau : ve doğum yapmaz
12. illâ : ancak, den başka, olmaksızın
13. bi : ile
14. ilmi-hi : onun ilmi
15. ve mâ yuammeru : ve ömür verilmez, ömrü uzatılmaz
16. min muammerin : ömür verilen bir kimseden
17. ve lâ yunkasu : ve eksiltilmez, kısaltılmaz
18. min umuri-hi : onun ömründen
19. illâ : ancak, den başka, dışında
20. : içinde, de
21. kitâbin : kitap
22. inne : muhakkak
23. zâlike : işte bu
24. alâllâhi (alâ allâhi) : Allah’a, Allah için
25. yesîrun : kolay

Sayfa:435

١٢

وَمَا يَسْتَوِى الْبَحْرَانِ هذَا عَذْبٌ فُرَاتٌ سَاءِغٌ شَرَابُهُ وَهذَا مِلْحٌ اُجَاجٌ وَمِنْ كُلٍّ تَاْكُلُونَ لَحْمًا طَرِيًّا وَتَسْتَخْرِجُونَ حِلْيَةً تَلْبَسُونَهَا وَتَرَى الْفُلْكَ فيهِ مَوَاخِرَ لِتَبْتَغُوا مِنْ فَضْلِه وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ

(12) ve ma yestevil bahrani haza azbün füratün saiğun şerabühu ve haza milhun ücac ve min küllin te’külune lahmen tariyyev ve testahricune hilyeten telbesuneha ve teral fülke fihi mevahira li tebteğu min fadlihi ve lealleküm teşkürun
İki deniz eşit değildir şu tatlıdır, harareti keser onun içimi kolaydır şu (ise) tuzlu acıdır bununla beraber her ikisinden de taze et (balık) yersiniz ziynet çıkarıp onu giyinirsiniz gemileri görürsün denizleri yara yara gider nasip aramak için o’nun fazlından olur ki siz şükür edersiniz

1. ve mâ yestevî : ve musavi olmaz, eşit olmaz
2. el bahrâni : iki deniz
3. hâzâ : bu
4. azbun : lezzetli, tatlı
5. furâtun : tatlı, susuzluğu gideren
6. sâigun : boğazdan kolay geçen, içimi kolay
7. şerâbu-hu : onun içimi
8. ve hâzâ : ve bu
9. milhun : tuzlu
10. ucâcun : acı
11. ve min kullin : ve hepsinden
12. te’kulûne : yersiniz
13. lahmen : et
14. tariyyen : taze
15. ve testahricûne : ve çıkarırsınız
16. hilyeten : süs eşyaları
17. telbesûne-hâ : onu takarsınız
18. ve terâ : ve görürsün
19. el fulke : gemi(ler)
20. fîhi : onun içinde, orada
21. mevâhire : yarıp giden
22. li tebtegû : aramanız, talep etmeniz için
23. min fadli-hi : onun fazlından
24. ve lealle-kum : ve umulur ki siz
25. teşkurûne : şükredersiniz

١٣

يُولِجُ الَّيْلَ فِى النَّهَارِ وَيُولِجُ النَّهَارَ فِى الَّيْلِ وَسَخَّرَ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَ كُلٌّ يَجْرى لِاَجَلٍ مُسَمًّى ذلِكُمُ اللّهُ رَبُّكُمْ لَهُ الْمُلْكُ وَالَّذينَ تَدْعُونَ مِنْ دُونِه مَا يَمْلِكُونَ مِنْ قِطْميرٍ

(13) yulicül leyle fin nehari ve yulicün nehara fil leyli ve sehhareş şemse vel kamera küllüy yecri li ecelim müsemma zalikümüllahü rabbüküm lehül mülk vellezine ted’une min dunihi ma yemlikune min kitmir
Geceyi gündüze katıyor gündüzü de geceye katıyor güneş ve ay emrindedir her biri akıp gidiyor bilinen bir zamana kadar işte bunları (yapan) Allah’tır sizin Rabbinizdir mülk O’nundur onu bırakıp taptığınız kimselerse malik değillerdir hurma çekirdeğinin zarına bile

1. yûlicu : içine sokar
2. el leyle : gece
3. fî en nehâri : gündüzün içine
4. ve yûlicu : ve içine sokar
5. en nehâre : gündüz
6. fî el leyli : gecenin içine
7. ve sehhare : ve emre amade kıldı, emri altına aldı
8. eş şemse : güneş
9. ve el kamere : ve kamer, ay
10. kullun : hepsi, bütün
11. yecrî : akar, akıp gider
12. li ecelin : bir ecele kadar, bir süre
13. musemmen : belirli, belirlenmiş
14. zâlikum : şte bu
15. allâhu : Allah
16. rabbu-kum : sizin Rabbiniz
17. lehu : onun
18. el mulku : mülk
19. ve ellezîne : ve onlar
20. ted’ûne : tapıyorsunuz
21. min dûni-hi : ondan başka
22. mâ yemlikûne : sahip olamazlar, malik olamazlar
23. min kıtmîrin : hurma çekirdeğinin zarı

١٤

اِنْ تَدْعُوهُمْ لَا يَسْمَعُوا دُعَاءَكُمْ وَلَوْ سَمِعُوا مَااسْتَجَابُوا لَكُمْ وَيَوْمَ الْقِيمَةِ يَكْفُرُونَ بِشِرْكِكُمْ وَلَا يُنَبِّءُكَ مِثْلُ خَبيرٍ

(14) in ted’uhüm la yesmeu düaeküm ve lev semiu mestecabu leküm ve yevmel kıyameti yekfürune bi şirkiküm ve la yünebbiüke mislü habir
Onlara dua etseniz duanızı işitmezler işitseler size icabet edemezler kıyamet gününde inkâr ederler onlar şirklerini sana haber veremez her şeyden haberi olan gibi

1. in : eğer
2. ted’û-hum : onlara dua edersiniz
3. lâ yesmeû : işitmezler
4. duâe-kum : sizin dualarınız
5. ve lev : ve olsa bile, eğer
6. semiû : işittiler
7. mestecâbû (mâ istecâbu) : icabet etmezler
8. lekum : size
9. ve yevme el kıyâmeti : ve kıyâmet günü
10. yekfurûne : inkâr edecekler
11. bi şirki-kum : sizin şirkiniz, şirk koşmanız
12. ve lâ yunebbiu-ke : ve sana haber vermez
13. mislu : gibi, benzer
14. habîrin : haberdar olan, haber veren

١٥

يَا اَيُّهَا النَّاسُ اَنْتُمُ الْفُقَرَاءُ اِلَى اللّهِ وَاللّهُ هُوَ الْغَنِىُّ الْحَميدُ

(15) ya eyyühen nasü entümül fükaraü ilellah vallahü hüvel ğaniyyül hamid
Ey insanlar! siz Allah’a muhtaç olan kimselersiniz o Allah ki zengin, övülmeye layıktır

1. yâ eyyuhâ : ey
2. en nâsu : insanlar
3. entum : sizler
4. el fukarâu : fakirler
5. ilâllâhi (ilâ allâhi) : Allah’a
6. vallâhu (ve allâhu) : ve Allah
7. huve : o
8. el ganiyyu : gani, zengin, ihtiyacı olmayan
9. el hamîdu : hamid, hamdedilen, övülmeye lâyık

١٦

اِنْ يَشَاْ يُذْهِبْكُمْ وَيَاْتِ بِخَلْقٍ جَديدٍ

(16) iy yeşe’ yüzhibküm ve ye’ti bihalkin cedid
Dilerse sizi giderir de yeni bir halk getirir

1. in : eğer
2. yeşe’ : diler
3. yuzhib-kum : sizi giderir
4. ve ye’ti : ve getirir
5. bi halkın : bir halkı
6. cedîdin : yeni

١٧

وَمَا ذلِكَ عَلَى اللّهِ بِعَزيزٍ

(17) ve ma zalike alellahi biaziz
Bu Allah’a göre güç değildir

1. ve mâ : ve değil
2. zâlike : işte bu
3. alâllâhi (alâ allâhi) : Allah’a
4. bi azîzin : azîz, güç

١٨

وَلَا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ اُخْرى وَاِنْ تَدْعُ مُثْقَلَةٌ اِلى حِمْلِهَا لَايُحْمَلْ مِنْهُ شَىْءٌ وَلَوْ كَانَ ذَاقُرْبى اِنَّمَا تُنْذِرُ الَّذينَ يَخْشَوْنَ رَبَّهُمْ بِالْغَيْبِ وَاَقَامُوا الصَّلوةَ وَمَنْ تَزَكّى فَاِنَّمَا يَتَزَكّى لِنَفْسِه وَاِلَى اللّهِ الْمَصيرُ

(18) ve la teziru vaziratüv vizra uhra ve in ted’u müskaletün ila himliha la yuhmel minhü şey’üv ve lev kane zakurba innema tünzirullezine yahşevne rabbehüm bilğaybi ve ekamus salah ve men tezekka feinnema yetezekka li nefsih ve ilellahil mesiyr
Yüklenemez günahkar kimse diğerinin günahını çağırsa da yükü ağır basan (kimse) kendisinden o yük alınmaz velev (o kişi) akrabası olsun sen ancak o kimseleri uyarırsın ki onlar Rablerinden korkarlar gayb hakkında namazı dosdoğru kılarlar her kim temizlenirse kendi nefsi için temizlenir dönüş Allah’adır

1. ve lâ tezirû : ve günahını yüklenemez
2. vâziretun : yük taşıyan, günahkâr
3. vizre : ağırlık, yük, günah
4. uhrâ : başka, diğeri
5. ve in ted’u : ve eğer çağırırsa
6. muskaletun : günahları yüklü olan
7. ilâ himli-hâ : onu taşımaya
8. lâ yuhmel : yükletilmez
9. min-hu : ondan
10. şey’un : bir şey
11. ve lev kâne : ve olsa bile
12. zâ kurbâ : onun akrabası, yakını
13. innemâ : ancak, sadece
14. tunziru : sen uyarırsın
15. ellezîne : onlar
16. yahşevne : huşû duyarlar
17. rabbe-hum : onların Rabbi, Rab’leri
18. bi el gaybi : gayba, gaybte
19. ve ekâmû es salâte : ve namazı ikame ettiler
20. ve men : ve kim
21. tezekkâ : tezkiye oldu
22. fe : o taktirde
23. innemâ : ancak, sadece
24. yetezekkâ : tezkiye olur
25. li nefsi-hi : kendi nefsi için
26. ve ilâllâhi (ilâ allâhi) : ve Allah’adır
27. el masîru : dönüş

Sayfa:436

١٩

وَمَا يَسْتَوِى الْاَعْمى وَالْبَصيرُ

(19) ve ma yestevil a’ma vel besiyr
Eşit değildir görmeyen ile gören

1. ve mâ : ve değil, olmaz
2. yestevî : müsavi, eşit
3. el a’mâ : âmâ, kör, görmeyen
4. ve el basîru : ve gören, basiret sahibi olan

٢٠

وَلَا الظُّلُمَاتُ وَلَا النُّورُ

(20) ve lez zulümatü ve len nur
Karanlıkla nur bir değildir

1. ve lâ : ve değil, olmaz
2. ez zulumâtu : karanlıklar
3. ve lâ : ve değil, olmaz
4. en nûru : ve nur, aydınlıklar

٢١

وَلَا الظِّلُّ وَلَا الْحَرُورُ

(21) ve lez zillü ve lel harur
Gölgeyle sıcak (bir) olmaz

1. ve lâ : ve değil, olmaz
2. ez zıllu : gölge
3. ve lâ : ve değil, olmaz
4. el harûru : sıcaklıklar

٢٢

وَمَا يَسْتَوِى الْاَحْيَاءُ وَلَاالْاَمْوَاتُ اِنَّ اللّهَ يُسْمِعُ مَنْ يَشَاءُ وَمَا اَنْتَ بِمُسْمِعٍ مَنْ فِى الْقُبُورِ

(22) ve ma yestevil ahyaü ve lel emvat innellahe yüsmiu mey yeşa’ ve ma ente bi müsmiim men fil kubur
Eşit değildir diri olanlar ile ölüler elbette Allah kimi dilerse işittirir sen işittiremezsin kabirdekilere

1. ve mâ yestevî : ve musavî, eşit değil
2. el ahyâu : hayy, diri, canlı
3. ve lâ : ve değil, olmaz
4. el emvâtu : ölüler
5. inne allâhe : muhakkak Allah
6. yusmiu : işittirir
7. men : kim, kimse, kişi
8. yeşâu : diler
9. ve mâ : ve değil, olmaz
10. ente : sen
11. bi : ile
12. musmiin : işittiren (işittirici)
13. men : kim, kimse, kişi
14. fî el kubûri : kabirlerde

٢٣

اِنْ اَنْتَ اِلَّا نَذيرٌ

(23) in ente illa nezir
Sen ancak bir uyarıcısın

1. in : eğer olsa
2. ente : sen
3. illâ : ancak, sadece
4. nezîrun : nezir, uyarıcı

٢٤

اِنَّا اَرْسَلْنَاكَ بِالْحَقِّ بَشيرًا وَنَذيرًا وَاِنْ مِنْ اُمَّةٍ اِلَّا خَلَا فيهَا نَذيرٌ

(24) inna erselnake bil hakkı beşirav ve nezira ve im min ümmetin illa hala fiha nezir
Muhakkak biz seni gönderdik hak için müjdeleyici ve uyarıcı olarak hiçbir ümmet yok ki içlerinden bir uyarıcı gelmesin

1. innâ : muhakkak biz
2. erselnâ-ke : seni gönderdik
3. bi el hakkı : hak ile
4. beşîren : müjdeleyici
5. ve nezîren : ve nezir, uyarıcı
6. ve in : ve eğer
7. min : den
8. ummetin : bir ümmet
9. illâ : sadece, hariç, olmadan
10. halâ : gelip geçmiş olan
11. fîhâ : orada
12. nezîrun : nezir, uyarıcı

٢٥

وَاِنْ يُكَذِّبُوكَ فَقَدْ كَذَّبَ الَّذينَ مِنْ قَبْلِهِمْ جَاءَتْهُمْ رُسُلُهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ وَبِالزُّبُرِ وَبِالْكِتَابِ الْمُنيرِ

(25) ve iy yükezzibuke fe kad kezzebellezine min kablihim caethüm rusülühüm bil beyyinati ve bizzübüri ve bil kitabilmünir
Eğer seni yalanlıyorlarsa muhakkak öncekilerde yalanlamıştı onlara resulleri gelmişlerdi açık ayetlerle sahifelerle ve nurlu kitaplarla

1. ve in : ve eğer
2. yukezzibû-ke : seni yalanlıyorlar
3. fe : artık, oysa
4. kad : olmuştu
5. kezzebe : yalanladı
6. ellezîne : onlar, o kimseler
7. min kabli-him : onlardan önce
8. câet-hum … (bi) : onlara getirdiler
9. rusulu-hum : onların resûlleri
10. bi el beyyinâti : apaçık delilleri, beyyineleri
11. ve bi ez zuburi : ve zeburu, sayfaları
12. ve bi : ve ile, … ı
13. el kitâbi : kitap
14. el munîri : nurlandırıcı

٢٦

ثُمَّ اَخَذْتُ الَّذينَ كَفَرُوا فَكَيْفَ كَانَ نَكيرِ

(26) sümme ehaztüllezine keferu fe keyfe kane nekir
Sonra ben o küfredenleri yakaladım nasılmış inkar etmek

1. summe : sonra
2. ehaztu : aldım, yakaladım
3. ellezîne : onlar
4. keferû : inkâr ettiler
5. fe : artık, bundan sonra, bunun üzerine
6. keyfe : nasıl
7. kâne : oldu
8. nekîri : inkârım (benim inkâr edilmem)

٢٧

اَلَمْ تَرَ اَنَّ اللّهَ اَنْزَلَ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً فَاَخْرَجْنَا بِه ثَمَرَاتٍ مُخْتَلِفًا اَلْوَانُهَا وَمِنَ الْجِبَالِ جُدَدٌ بيضٌ وَحُمْرٌ مُخْتَلِفٌ اَلْوَانُهَا وَغَرَابيبُ سُودٌ

(27) e lem tera ennellahe enzele mines semai maa fe ahracna bihi semeratim muhtelifen elvanüha ve minel cibali cüdedüm biduv ve humrum muhtelifün elvanüha ve ğarabibü sud
Görmedin mi şüphesiz Allah gökten bir su indirdi. ve onunla çıkardık renkli çeşitli meyveleri dağlardan da yollar (yaptık) kırmızı beyaz muhtelif renklerde ve kuzguni siyah

1. e lem tere : görmedin mi
2. enne allâhe : muhakkak Allah
3. enzele : indirdi
4. min es semâi : semadan, gökten
5. mâen : su
6. fe ahrecnâ : artık çıkardık
7. bi-hi : onunla
8. semerâtin : ürünler, meyveler
9. muhtelifen : muhtelif, çeşitli
10. elvânu-hâ : onun renkleri
11. ve min el cibâli : ve dağlardan
12. cudedun : dağlar arasındaki yol, yol
13. bîdun : beyazlık, beyaz
14. ve humrun : ve kırmızılık, kırmızı
15. muhtelifun : muhtelif, çeşitli
16. elvânu-hâ : onun renkleri
17. ve garâbîbu : kapkara, simsiyah, koyu siyah
18. sûdun : siyah, kara

٢٨

وَمِنَ النَّاسِ وَالدَّوَابِّ وَالْاَنْعَامِ مُخْتَلِفٌ اَلْوَانُهُ كَذلِكَ اِنَّمَا يَخْشَى اللّهَ مِنْ عِبَادِهِ الْعُلَمؤُا اِنَّ اللّهَ عَزيزٌ غَفُورٌ

(28) ve minen nasi ved devabbi vel en’ami muhtelifün elvanühu kezalik innema yahşellahe min ibadihil ulema’ innellahe azizün ğafur
İnsanlardan hayvanlardan davarlardan muhtelif renkleri (var) ancak Allah’tan korkar kullarından alim olanlar şüphe yok ki Allah güçlüdür, bağışlayandır

1. ve min en nâsi : ve insanlardan
2. ve ed devâbbi : ve davarlar
3. ve el en’âmi : ve hayvanlar
4. muhtelifun : muhtelif, çeşitli
5. elvânu-hu : onun renkleri
6. kezâlike : işte böyle
7. innemâ : sadece, ancak
8. yahşâllâhe (yahşâ allâhe) : Allah’a (karşı) huşû duyarlar
9. min ibâdi-hi : kullarından
10. el ulemâu : âlimler
11. inne allâhe : muhakkak Allah
12. azîzun : üstün ve güçlü olan
13. gafûrun : gafûr, mağfiret eden, günahları sevaba çeviren

٢٩

اِنَّ الَّذينَ يَتْلُونَ كِتَابَ اللّهِ وَاَقَامُوا الصَّلوةَ وَاَنْفَقُوا مِمَّا رَزَقْنَاهُمْ سِرًّا وَعَلَانِيَةً يَرْجُونَ تِجَارَةً لَنْ تَبُورَ

(29) innellezine yetlune kitabellahi ve ekamus salate ve enfeku mimma razaknahüm sirrav va alaniyetey yercune ticaratel len tebur
Gerçekten Allah’ın kitabını okuyanlar namazı dosdoğru kılanlar kendilerine verdiğimiz rızıktan sarf ederler gizli ve açık olarak öyle bir ticaret umarlar ki asla zarar etmeyecekleri

1. Inne : muhakkak
2. ellezîne : o kimseler, onlar
3. yetlûne : okuyorlar, okurlar
4. kitâbe allâhi : Allah’ın kitabı
5. ve ekâmû es salâte : ve namazı ikame ettiler
6. ve enfekû : ve infâk ettiler
7. mimmâ (min mâ) : şeylerden
8. rezaknâ-hum : onları rızıklandırdık
9. sirren : sır, gizli olarak
10. ve alâniyeten : ve alenî, açık olarak
11. yercûne : ümit ederler, umarlar
12. ticâreten : ticaret, kazanç
13. len tebûre : asla kesilmeyecek olan, devam edecek olan

٣٠

لِيُوَفِّيَهُمْ اُجُورَهُمْ وَيَزيدَهُمْ مِنْ فَضْلِه اِنَّهُ غَفُورٌ شَكُورٌ

(30) li yüveffiyehüm ücurahüm ve yezidehüm min fadlih innehu ğafurun şekur
Onlara ecirleri tamamen ödendikten sonra ve lütfundan ziyadesini de verir şüphe yok ki o, bağışlayan, şekûr’dur

1. li : için, … ı
2. yuveffîye-hum : onlara vefa edilir, ödenir
3. ucûre-hum : onların ecirleri, mükâfatları
4. ve yezîde-hum : ve onlara artırır
5. min fadli-hi : kendi fazlından
6. inne-hu : muhakkak o
7. gafûrun : gafûr, mağfiret eden
8. şekûrun : şükredilen

Sayfa:437

٣١

وَالَّذى اَوْحَيْنَا اِلَيْكَ مِنَ الْكِتَابِ هُوَ الْحَقُّ مُصَدِّقًا لِمَا بَيْنَ يَدَيْهِ اِنَّ اللّهَ بِعِبَادِه لَخَبيرٌ بَصيرٌ

(31) vellezi evhayna ileyke minel kitabi hüvel hakku müsaddikal lima beyne yedeyh innellahe bi ibadihi le habirum besiyr
Vahy ettiklerimiz sana kitapta bunlar hakdır öncekileri tasdik eden kesinlikle Allah kullarının (bütün hallerinden) haberdardır, görendir

1. ve ellezî : ve ki o
2. evhaynâ : vahyettik
3. ileyke : sana
4. min el kitâbi : kitaptan
5. huve : o
6. el hakku : haktır
7. musaddikan : tasdik eden
8. limâ : şeyleri
9. beyne : arasındaki
10. yedeyhi : elleri
11. inne allâhe : muhakkak ki Allah
12. bi ibâdi-hi : onun kulları
13. le : mutlaka, gerçekten
14. habîrun : haberdar olan
15. basîrun : gören

٣٢

ثُمَّ اَوْرَثْنَا الْكِتَابَ الَّذينَ اصْطَفَيْنَا مِنْ عِبَادِنَا فَمِنْهُمْ ظَالِمٌ لِنَفْسِه وَمِنْهُمْ مُقْتَصِدٌ وَمِنْهُمْ سَابِقٌ بِالْخَيْرَاتِ بِاِذْنِ اللّهِ ذلِكَ هُوَ الْفَضْلُ الْكَبيرُ

(32) sümme evrasnel kitabel lezinestafeyna min ibadina fe minhüm zalimül li nefsih ve minhüm muktesid ve minhüm sabikum bil hayrati bi iznillah zalike hüvel fadlül kebir
Sonra biz kitabı miras verdik kullarımızdan seçtiğimiz kimselere kimisi nefsine zulüm eder kimi orta yoldadır kimide öne geçmek ister Allah’ın izni ile hayır da işte o büyük bir lütuftur

1. summe : sonra
2. evresne : varis kıldık
3. el kitâbe : kitap
4. ellezîne : onlar
5. astafeynâ : biz seçtik
6. min ibâdi-nâ : (bizim) kullarımızdan
7. fe min-hum : böylece onlardan
8. zâlimun : zulmeden
9. li nefsi-hi : kendi nefsine
10. ve min-hum : ve onlardan
11. muktesidun : orta yol, orta hal
12. ve min-hum : ve onlardan
13. sâbikun : hayırlarda yarışanlar, öne geçenler
14. bi el hayrâti : hayırlarda
15. bi izni allâhi : Allah’ın izni ile
16. zâlike : işte bu
17. huve : o
18. el fadlu : fazl
19. el kebîru : büyük

٣٣

جَنَّاتُ عَدْنٍ يَدْخُلُونَهَا يُحَلَّوْنَ فيهَا مِنْ اَسَاوِرَ مِنْ ذَهَبٍ وَلُؤْلُؤًا وَلِبَاسُهُمْ فيهَا حَريرٌ

(33) cennatü adniy yedhuluneha yühallevne fiha min esavira min zehebiv ve lü’lüa ve libasühüm fiha harir
Onlar adn cennetlerine gireceklerdir orada süslenecekler altından bileziklerle ve incilerle onların orada elbiseleri de ipek(tir)

1. cennâtu : cennetler
2. adnin : adn
3. yedhulûne-hâ : ona girerler
4. yuhallevne : süslenirler, takarlar
5. fî-hâ : orada
6. min esâvire : bileziklerden
7. min zehebin : altın’dan
8. ve lu’luen : ve inciler
9. ve li bâsu-hum : ve onların elbiseleri
10. fî-hâ : orada
11. harîrun : ipek

٣٤

وَقَالُواالْحَمْدُ لِلّهِ الَّذى اَذْهَبَ عَنَّا الْحَزَنَ اِنَّ رَبَّنَا لَغَفُورٌ شَكُورٌ

(34) ve kalül hamdü lillahillezi ezhebe annel hazen inne rabbena le ğafurun şekur
Allah’a hamd (olsun) derler bizden üzüntüyü giderene muhakkak Rabbimiz çok bağışlayıcı, şükre layıktır

1. ve kâlû : ve dediler
2. el hamdu : hamd
3. li allâhi : Allah’a
4. ellezî : ki o
5. ezhebe : giderdi
6. an-nâ : bizden
7. el hazene : hüzün, gam
8. inne : muhakkak ki
9. rabbe-nâ : bizim Rabbimiz
10. le : mutlaka, gerçekten
11. gafûrun : gafûr, mağfiret eden
12. şekûrun : şekûr, şükrü kabul edendir, şükredilen

٣٥

اَلَّذى اَحَلَّنَا دَارَ الْمُقَامَةِ مِنْ فَضْلِه لَايَمَسُّنَا فيهَا نَصَبٌ وَلَا يَمَسُّنَا فيهَا لُغُوبٌ

(35) ellezi ehallena daral mükameti min fadlih la yemessüna fiha nesabüv ve la yemessüna fiha lüğub
O ki bizi koydu lütufuyla makamı (yüksek) yurda bize burada yorgunluk dokunmayacak burada bize bıkkınlıkta dokunmayacak

1. ellezî : o ki, ki o
2. ehalle-nâ : bizi yerleştirdi
3. dâre : yurt, diyar
4. el mukâmeti : ikâmet edilen yer, kalınacak yer
5. min fadli-hi : onun (kendi) fazlından
6. lâ yemessu-nâ : bize dokunmaz
7. fî-hâ : orada
8. nasabun : yorgunluk
9. ve lâ yemessu-nâ : ve bize dokunmaz
10. fî-hâ : orada
11. lugûbun : (açlık ve meşakkatten dolayı) bir bıkkınlık ve usanç

٣٦

وَالَّذينَ كَفَرُوا لَهُمْ نَارُ جَهَنَّمَ لَايُقْضى عَلَيْهِمْ فَيَمُوتُوا وَلَا يُخَفَّفُ عَنْهُمْ مِنْ عَذَابِهَا كَذلِكَ نَجْزى كُلَّ كَفُورٍ

(36) vellezine keferu lehüm naru cehennem la yukda aleyhim fe yemutu ve la yühaffefü anhüm min azabiha kezalike neczi külle kefur
Küfredenler (için) onlara cehennem azabı (vardır) aleyhlerinde hüküm verilmez ki ölsünler hafifletilmez kendilerinden azabın birazı bile işte biz böyle cezalandırırız her nankörü

1. ve ellezîne : ve o kimseler, onlar
2. keferû : inkâr ettiler
3. lehum : onların, onlar için vardır
4. nâru : ateş
5. cehenneme : cehennem
6. lâ yukdâ : kada edilmez, karar verilmez
7. aleyhim : onlara, onlar için
8. fe : böylece
9. yemûtû : ölsünler
10. ve lâ yuhaffefu : ve hafifletilmez
11. an-hum : onlardan
12. min azâbi-hâ : onun azabından
13. kezâlike : işte böyle
14. neczî : cezalandırırız
15. kulle : hepsi, bütün
16. kefûrin : nankör olanlar

٣٧

وَهُمْ يَصْطَرِخُونَ فيهَا رَبَّنَا اَخْرِجْنَا نَعْمَلْ صَالِحًا غَيْرَ الَّذى كُنَّا نَعْمَلُ اَوَلَمْ نُعَمِّرْكُمْ مَا يَتَذَكَّرُ فيهِ مَنْ تَذَكَّرَ وَجَاءَكُمُ النَّذيرُ فَذُوقُوا فَمَا لِلظَّالِمينَ مِنْ نَصيرٍ

(37) ve hüm yastarihune fiha rabbena ahricna na’mel salihan ğayrallezi künna na’mel e ve lem nüammirküm ma yetezekkeru fihi men tezekkera ve caekümün nezir fe zuku fema lizzalimina min nesir
Onlar orada feryat ederler ey Rabbimiz! bizi çıkar da salih amel işleyelim (eskiden) yapa geldiğimizden başka size ömür vermedik mi? düşünecek bir kimsenin onun hakkında düşüneceği kadar ve size uyarıcı da geldi artık (azabı) tadınız zalimler için hiçbir yardımcı yoktur

1. ve hum : ve onlar
2. yastarihûne : feryat ederler
3. fî-hâ : orada
4. rabbe-nâ : bizim Rabbimiz
5. ahric-nâ : bizi çıkar
6. na’mel el sâlihan : biz salih amel yapalım
7. gayre ellezî : ondan başka
8. kun-nâ na’melu : biz yapmış olduk
9. e : mi
10. ve lem nuammir-kum : ve size ömür vermedik
11. mâ yetezekkeru : tezekkür edebileceğiniz şey
12. fî-hi : orada
13. men tezekkere : tezekkür edecek kimse
14. ve câe-kum : ve size geldi
15. en nezîru : nezir, uyarıcı
16. fe zûkû : o zaman tadın
17. fe mâ : o zaman, artık yoktur
18. li ez zâlimîne : zalimler için
19. min nasîrin : (yardımcılardan) bir yardımcı

٣٨

اِنَّ اللّهَ عَالِمُ غَيْبِ السَّموَاتِ وَالْاَرْضِ اِنَّهُ عَليمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ

(38) innellahe alimü ğaybis semavati vel ard innehu alimüm bi zatüs sudur
Elbette Allah bilendir göklerin ve yerin gaybını muhakkak o bilicidir gönülde olanları

1. inne allâhe : muhakkak ki Allah
2. âlimu : bilen
3. gaybi : gayb
4. es semâvâti : semalar, gökler
5. ve el ardı : ve arz, yeryüzü, yer
6. innehu : muhakkak ki o
7. alîmun : en iyi bilen
8. bi zâti : sahip
9. es sudûri : sine, göğüs

Sayfa:438

٣٩

هُوَ الَّذى جَعَلَكُمْ خَلَاءِفَ فِى الْاَرْضِ فَمَنْ كَفَرَ فَعَلَيْهِ كُفْرُهُ وَلَا يَزيدُ الْكَافِرينَ كُفْرُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْ اِلَّا مَقْتًا وَلَا يَزيدُ الْكَافِرينَ كُفْرُهُمْ اِلَّا خَسَارًا

(39) hüvellezi cealeküm halaife fil ard fe men kefera fe aleyhi küfruh ve la yezidül kafirine küfruhüm inde rabbihim illa makta ve la yezidül kafirine küfru hüm illa hasara
O sizi halifeler yaptı yeryüzünde artık kim küfrederse küfrü kendi aleyhinedir kafirlerin küfrü onlara (bir şey) arttırmaz Rableri katında gazaptan başka arttırmaz kafirlerin küfrü onlara helâktan başka (bir şey)

1. huve : o
2. ellezî : ki o
3. ceale-kum : sizi kıldı
4. halâife : halifeler
5. fî el ardı : yeryüzünde
6. fe : artık, o taktirde, o zaman
7. men : kim
8. kefere : inkâr etti
9. fe : artık, o taktirde, o zaman
10. aleyhi : onun üzerine
11. kufru-hu : onun küfrü
12. ve lâ yezîdu : ve artırmaz
13. el kâfirîne : kâfirler
14. kufru-hum : onların küfrü
15. inde : yanında, huzurunda
16. rabbi-him : onların Rabbi
17. illâ : ancak, den başka
18. makten : gazap, kızgınlık, öfke
19. ve lâ yezîdu : ve artırmaz
20. el kâfirîne : kâfirler
21. kufru-hum : onların küfürleri
22. illâ : ancak, den başka
23. hasâren : hasar, zarar ziyan

٤٠

قُلْ اَرَاَيْتُمْ شُرَكَاءَكُمُ الَّذينَ تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّهِ اَرُونى مَاذَا خَلَقُوا مِنَ الْاَرْضِ اَمْ لَهُمْ شِرْكٌ فِى السَّموَاتِ اَمْ اتَيْنَاهُمْ كِتَابًا فَهُمْ عَلى بَيِّنَتٍ مِنْهُ بَلْ اِنْ يَعِدُ الظَّالِمُونَ بَعْضُهُمْ بَعْضًا اِلَّا غُرُورًا

(40) kul eraeytüm şürakaekümül lezine ted’une min dunillah eruni maza haleku minel erdi em lehüm şirkün fis semavat em ateynahüm kitaben fehüm ala beyyinetim minh bel iy yeidüz zalimune ba’duhüm ba’dan illa ğurura
De ki söyleyin bana ortaklarınızı tapmakta olduğunuz Allah’ı bırakıp da gösterin bana arzda neyi yaratmışlardır yoksa onların göklerde ortağı mı (var) yoksa onlara kitap vermişiz de onlar onda bir delil üzerinde mi (bulunuyorlar?) hayır! o zalimler bir vaatte bulunmuyorlar birbirini aldatmadan başka

1. kul : de, söyle
2. e reeytum : siz gördünüz mü
3. şurekâe-kum : sizin ortaklarınız
4. ellezîne : ki onlar
5. ted’ûne : tapıyorsunuz
6. min dûni allâhi : Allah’tan başka
7. erû-nî : bana gösterin
8. mâzâ : ne, neyi
9. halakû : halkettiler, yarattılar
10. min el ardı : yerden, topraktan
11. em : yoksa, veya (öyle) mi
12. lehum : onların vardır
13. şirkun : şirk, ortaklık
14. fî es semâvâti : semalarda, göklerde
15. em : yoksa, veya
16. âteynâ-hum : onlara verdik
17. kitâben : kitap
18. fe : artık, öyleki
19. hum : onlar
20. alâ beyyinetin : beyyine üzerinde, delil üzerinde
21. min-hu : ondan
22. bel : hayır
23. in : eğer, sadece, ancak
24. yaıdu : vaadediyorlar
25. ez zâlimûne : zalimler, zulmedenler
26. ba’du-hum ba’dan : onların bir kısmı bir kısmına, birbirlerine
27. illâ
(in….. illâ)
: ancak, sadece, den başka
: (sadece, ancak)
28. gurûran : aldatma, aldatıcı şeyler

٤١

اِنَّ اللّهَ يُمْسِكُ السَّموَاتِ وَالْاَرْضَ اَنْ تَزُولَا وَلَءِنْ زَالَتَا اِنْ اَمْسَكَهُمَا مِنْ اَحَدٍ مِنْ بَعْدِه اِنَّهُ كَانَ حَليمًا غَفُورًا

(41) innellahe yümsiküs semavati vel erda en tezula ve lein zaleta in emsekehüma min ehadim mim ba’dih innehu kane halimen ğafura
Şüphe yok ki Allah tutuyor gökyüzünü ve yeryüzünü bozulmaktan yemin olsun bir bozulursa onları kimse tutamaz ondan başka kimse muhakkak o, halimdir, bağışlayandır

1. inne allâhe : muhakkak ki Allah
2. yumsiku : tutar
3. es semâvâti : samalar, gökler
4. ve el arda : ve arz, yeryüzü, yer
5. en tezûlâ : (ikisinin) zail olması, helâk olması, yok olması
6. ve le : ve elbette, mutlaka, gerçekten
7. in zâletâ : eğer (ikisi) zail olursa (yok olursa)
8. in : sadece
9. emseke-humâ : o ikisini tutar
10. min ehadin : birisi
11. min ba’di-hi : ondan sonra
12. inne-hu : muhakkak o
13. kâne : idi, oldu
14. halîmen : halîm
15. gafûran : gafur, mağfiret eden, günahları sevaba çeviren

٤٢

وَاَقْسَمُوا بِاللّهِ جَهْدَ اَيْمَانِهِمْ لَءِنْ جَاءَ هُمْ نَذيرٌ لَيَكُونُنَّ اَهْدى مِنْ اِحْدَى الْاُمَمِ فَلَمَّا جَاءَ هُمْ نَذيرٌ مَازَادَهُمْ اِلَّا نُفُورًا

(42) ve aksemu billahi cehde eymanihim lein cae hüm nezirul le yekununne ehda min ihdel ümem felemma caehüm nezirum mazadehüm illa nüfura
Var kuvvetleri ile Allah’a yemin ettiler eğer gelirse kendilerine bir uyarıcı hidayete sıkıca sarılacaklarına dair hangi ümmetten olursa olsun onlara uyarıcı gelince nefretten başka (bir şeyleri) artmadı

1. ve aksemû : ve kasem ettiler
2. billâhi (bi allâhi) : Allah’a
3. cehde : cehd ederek, kuvvetli olarak
4. eymâni-him : oların yeminleri
5. le : elbette, mutlaka, gerçekten
6. in : eğer
7. câe-hum : onlara geldi
8. nezîrun : nezir, uyarıcı
9. le yekûnunne : mutlaka olurlar
10. ehdâ : en çok hidayete eren
11. min : den
12. ihdâ : ahed, bir
13. el umemi : ümmetler
14. fe : fakat
15. lemmâ : olduğu zaman
16. câe-hum : onlara geldi
17. nezîrun : nezir, uyarıcı
18. mâ zâde-hum : onlara artırmadı
19. illâ : den başka
20. nufûran : nefret

٤٣

اِسْتِكْبَارًا فِى الْاَرْضِ وَمَكْرَ السَّيِّءِ وَلَا يَحيقُ الْمَكْرُ السَّيِّءُ اِلَّا بِاَهْلِه فَهَلْ يَنْظُرُونَ اِلَّا سُنَّتَ الْاَوَّلينَ فَلَنْ تَجِدَ لِسُنَّتِ اللّهِ تَبْديلًا وَلَنْ تَجِدَ لِسُنَّتِ اللّهِ تَحْويلًا

(43) istikbaran fil erdi ve mekras seyyi’ ve la yehiykul mekrus seyyiü illa bi ehlih fe hel yenzurune illa sünnetel evvelin fe len tecide li sünnetillahi tebdila ve len tecide li sünnetillahi tahvila
Yeryüzünde büyüklenmeleri kötü hileleri (yüzündendir) halbuki kötü hile dolanır ancak sahibinin başına öncekilerin kanunlarından farklı mı bekliyorlar sen asla bulamazsın Allah’ın emrinde bir değişme sen asla bulamazsın Allah’ın emrinde bir değişiklik

1. istikbâren : büyüklenerek, kibirlenerek kötülük düzenlediler
2. fî el ardı : arzda, yeryüzünde
3. ve mekre es seyyii : ve kötülük düzeni, kötü hile
4. ve lâ yahîku : ve isabet etmez, ulaşmaz
5. ve mekru es seyyii : ve kötülük düzeni, kötü hile
6. illâ : ancak, oysa
7. bi : … e
8. ehli-hi : onun sahibi
9. fe : artık, öyleyse
10. hel : mı, mi
11. yenzurûne : gözlüyorlar (bekliyorlar)
12. illâ : den başka
13. sunnete : sünnet, kanun
14. el evvelîne : evvelkiler
15. fe : artık, bundan sonra
16. len tecide : asla bulamazsın
17. li sunnetillâhi : Allah’ın sünnetinde
18. tebdîlen : bedel, değişiklik
19. ve len tecide : ve asla bulamazsın
20. li sunnetillâhi : Allah’ın sünnetinde
21. tahvîlen : tahvil, dönüşüm, değişme

٤٤

اَوَلَمْ يَسيرُوا فِى الْاَرْضِ فَيَنْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذينَ مِنْ قَبْلِهِمْ وَكَانُوا اَشَدَّ مِنْهُمْ قُوَّةً وَمَا كَانَ اللّهُ لِيُعْجِزَهُ مِنْ شَىْءٍ فِى السَّموَاتِ وَلَافِى الْاَرْضِ اِنَّهُ كَانَ عَليمًا قَديرًا

(44) e ve lem yesiru fil erdi fe yenzuru keyfe kane akibetül lezine min kablihim ve kanu eşedde minhüm kuvveh ve ma kanellahü li yu’cizehu min şey’in fis semavati ve la fil ard innehu kane alimen kadiran
Yeryüzünü gezip bir bakmadılar mı? akıbetleri nice olmuş kendilerinden öncekilerin halbuki onlar daha şiddetli idiler bunlardan daha kuvvetli kimse Allah’ı aciz bırakamaz hiçbir şey ne gökyüzünde ne de yeryüzünde şüphesiz o, bilir, kâdir (olan) o’dur

1. e : mı
2. ve lem yesîrû
(e lem yenzurû)
: ve gezmediler
: (bakmadılar mı)
3. fî el ardı : yeryüzünde
4. fe : artık, böylece
5. yenzurû : bakarlar
6. keyfe : nasıl
7. kâne : oldu
8. âkıbetu : akıbet, son, sonuç
9. ellezîne : onlar
10. min kabli-him : onlardan önce
11. ve kânû : ve oldular, idiler
12. eşedde : daha çok, şiddetli
13. min-hum : onlardan
14. kuvveten : kuvvet, güç
15. ve mâ kâne : ve olmadı
16. allâhu : Allah
17. lî yu’cize-hu : onu aciz bırakacak
18. min şey’in : bir şey(den)
19. fî es semâvâti : semalarda, göklerde
20. ve lâ fî el ardı : ve arzda, yeryüzünde yoktur
21. inne-hu : muhakkak o
22. kâne : oldu
23. alîmen : en iyi bilen
24. kadîren : kaadir olan, gücü yeten

Sayfa:439

٤٥

وَلَوْ يُؤاخِذُ اللّهُ النَّاسَ بِمَا كَسَبُوا مَا تَرَكَ عَلى ظَهْرِهَا مِنْ دَابَّةٍ وَلكِنْ يُؤَخِّرُهُمْ اِلى اَجَلٍ مُسَمًّى فَاِذَا جَاءَ اَجَلُهُمْ فَاِنَّ اللّهَ كَانَ بِعِبَادِه بَصيرًا

(45) ve lev yüahizüllahün nase bima kesebu ma terake ala zahriha min dabbetiv ve lakiy yüahhiruhüm ila ecelim müsemma fe iza cae ecelühüm fe innellahe kane bi ibadihi besiyra
Eğer Allah azap etseydi insanları yaptıkları günahlarından (dolayı) anında bırakmazdı yeryüzünde hiçbir canlı lakin onlar geciktirilir belli bir müddete kadar nihayet ecellerinin gelme zamanını (bekler) elbette Allah kullarını görmektedir

1. ve lev : ve eğer, şâyet
2. yûâhızu : muaheze eder, sorgular
3. allâhu : Allah
4. en nâse : insanlar
5. bi-mâ : sebebiyle
6. kesebû : kazandılar
7. mâ tereke : terketmedi, bırakmadı
8. alâ zahri-hâ : onun sırtında, onun üstünde
9. min dâbbetin : bir dabbe, yürüyen bir canlı
10. ve lâkin : ve lâkin
11. yûahhıru-hum : onları tehir eder, erteler
12. ilâ ecelin : bir zamana kadar
13. musemmen : isimlendirilmiş, belirlenmiş
14. fe : artık, fakat
15. izâ : o zaman
16. câe : geldi
17. ecelu-hum : onların eceli, onların zamanının sonu
18. fe : o zaman
19. innallâhe (inne allâhe) : muhakkak ki Allah
20. kâne : odu, idi
21. bi ibâdi-hi : onun kullarını, kullarını
22. basîren : gören

36-YASİN

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ

١

يس

(1) ya sin
sin

1. : y harfi mukattaa harfi olup Allah’ın özel şifre harfidir.
2. sîn : s harfi mukattaa harfi olup Allah’ın özel şifre harfidir.

٢

وَالْقُرْانِ الْحَكيمِ

(2) vel kur’anil hakiym
Hikmetli kur’an hakkı için

1. ve : andolsun
2. el kur’âni : Kur’ân’a
3. el hakîmi : hakîm, hüküm ve hikmet sahibi

٣

اِنَّكَ لَمِنَ الْمُرْسَلينَ

(3) inneke le minel murseliyn
Muhakkak ki sen peygamber olarak gönderilenlerdensin

1. inne-ke : muhakkak ki sen
2. le : gerçekten
3. min el murselîne : gönderilen resûllerden

٤

عَلى صِرَاطٍ مُسْتَقيمٍ

(4) ala siratim müstekım
Sıratı müstakim üzerindesin

1. alâ : üzerinde
2. sırâtın : yol
3. mustekîmin : istikamet verilmiş, yönlendirilmiş

٥

تَنْزيلَ الْعَزيزِ الرَّحيمِ

(5) tenziylel aziyzir rahiym
İndirilmedir azim ve rahim olandan

1. tenzîle : indirildi
2. el azîzi : azîz, güçlü, üstün olan
3. er rahîmi : rahmet nuru gönderen, Rahîm esmasıyla tecelli eden

٦

لِتُنْذِرَ قَوْمًا مَا اُنْذِرَ ابَاؤُهُمْ فَهُمْ غَافِلُونَ

(6) litünzira kavmem ma ünzira abaühüm fehüm ğafilun
Korkutman için babaları uyarılmamış olan kavmi sonra onlar gafillerdir

1. li tunzire : senin uyarman için
2. kavmen : kavim
3. mâ unzire : uyarılmadı
4. âbâu-hum : onların babaları
5. fe : böylece
6. hum : onlar
7. gâfilûne : gâfil olanlar

٧

لَقَدْ حَقَّ الْقَوْلُ عَلى اَكْثَرِهِمْ فَهُمْ لَايُؤْمِنُونَ

(7) lekad hakkal kavlü ala ekserihim fehüm la yü’minun
Kesinlikle o söz hak oldu onların çoğunun üzerine onlar iman etmezler

1. lekad : andolsun
2. hakka : hak oldu
3. el kavlu : söz
4. alâ : üzerine
5. ekseri-him : onların çoğu
6. fe : artık
7. hum : onlar
8. lâ yu’minûne : onlar âmenû olmazlar, (yaşarken) Allah’a ulaşmayı dilemezler

٨

اِنَّا جَعَلْنَا فى اَعْنَاقِهِمْ اَغْلَالًا فَهِىَ اِلَىالْاَذْقَانِ فَهُمْ مُقْمَحُونَ

(8) inna cealna fi a’nakıhim ağlalen fe hiye ilel ezkani fehüm mukmehun
Çünkü biz geçirmişiz onların boyunlarına halkalar bunlar çenelerine kadar (dayanmıştır) artık onların başları kalkık durumdadır

1. innâ : muhakkak ki biz
2. cealnâ : kıldık, yaptık
3. fî a’nâkı-him : onların boyunlarında
4. aglâlen : halkalar, zincirler
5. fe hiye : böylece o
6. ilel ezkâni (ilâ el ezkâni) : çenelere kadar
7. fe hum : böylece onlar
8. mukmehûne : başları yukarı kalkık olanlar, başları yukarı kaldırılmış kimseler

٩

وَجَعَلْنَا مِنْ بَيْنِ اَيْديهِمْ سَدًّا وَمِنْ خَلْفِهِمْ سَدًّا فَاَغْشَيْنَاهُمْ فَهُمْ لَايُبْصِرُونَ

(9) ve cealna mim beyni eydihim seddev ve min halfihim sedden fe ağşeynahüm fehüm la yübsirun
Biz çekmişiz onların önlerine bir set ve arkalarından da bir set sonra onları sarmışızdır artık onlar görmezler

1. ve cealnâ : kıldık, yaptık
2. min beyni eydî-him : onların elleri arasından, önlerinden
3. sedden : bir sed
4. ve min halfi-him : ve onların arkalarından
5. sedden : bir sed
6. fe agşeynâ-hum : böylece, artık onları perdeledik, örttük, kuşattık
7. fe hum lâ yubsırûne : böylece, artık onlar görmezler

١٠

وَسَوَاءٌ عَلَيْهِمْ ءَاَنْذَرْتَهُمْ اَمْ لَمْ تُنْذِرْهُمْ لَايُؤْمِنُونَ

(10) ve sevaün aleyhim e enzertehüm em lem tünzirhüm la yü’minun
Onlar için fark etmez kendilerini uyarsan da yahut onları uyarmasan da iman etmezler

1. ve sevâun : ve musavidir, eşittir, birdir
2. aleyhim : onlara
3. e : mi
4. enzerte-hum : onları uyardın
5. em : veya, mı
6. lem tunzir-hum : onları uyarmadın
7. lâ yu’minûne : onlar âmenû olmazlar, (yaşarken) Allah’a ulaşmayı

١١

اِنَّمَا تُنْذِرُ مَنِ اتَّبَعَ الذِّكْرَ وَخَشِىَ الرَّحْمنَ بِالْغَيْبِ فَبَشِّرْهُ بِمَغْفِرَةٍ وَاَجْرٍ كَريمٍ

(11) innema tünziru menittebeaz zikra ve haşiyer rahmane bil ğayb fe beşşirhü bi mağfirativ ve ecrin kerim
Sen ancak uyarırsın kur’an’a tâbi olan kimseyi rahmana (inanıp) korkan (kimseyi) gaybi olarak işte onu müjdele bir mağfiret ve kerim bir ecir ile

1. innemâ : fakat, ancak, sadece
2. tunziru : uyarırsın
3. men : kim, kimse, kişi
4. ittebea : tâbî oldu
5. ez zikre : zikre
6. ve haşiye : ve huşû duydu
7. er rahmâne : Rahmân
8. bi el gaybi : gaybte
9. fe : böylece, o zaman
10. beşşir-hu : onu müjdele
11. bi magfiretin : bir mağfiret ile
12. ve ecrin : ve bir ecir
13. kerîmin : üstün

١٢

اِنَّا نَحْنُ نُحْيِ الْمَوْتى وَنَكْتُبُ مَا قَدَّمُوا وَاثَارَهُمْ وَكُلَّ شَىْءٍ اَحْصَيْنَاهُ فى اِمَامٍ مُبينٍ

(12) inna nahnü nuhyil mevta ve nektübü ma kaddemu ve asarahüm ve külle şey’in ahsaynahü fi imamim mübiyn
Muhakkak biz ölüleri diriltiriz yazarız gönderdikleri eserleri (amelleri) her şeyi tespit etmişizdir imam-ı mübin’de (levh-i mahfuz’da)

1. innâ : muhakkak ki biz
2. nahnu : biz
3. nuhyi : diriltiriz
4. el mevtâ : ölüler
5. ve nektubu : ve yazarız
6. mâ kaddemû : takdim ettikleri şeyleri
7. ve âsâre-hum : ve onların eserleri
8. ve kulle şey’in : ve herşey, hepsi
9. ahsaynâ-hu : onu saydık
10. : içinde
11. imâmin : önder, rehber, imam
12. mubînin : açıkça, apaçık

Sayfa:440

١٣

وَاضْرِبْ لَهُمْ مَثَلًا اَصْحَابَ الْقَرْيَةِ اِذْ جَاءَهَا الْمُرْسَلُونَ

(13) vadrib lehüm meselen ashabel karyeh iz caehel murselun
Onlara misali anlat karye ashabının (başına gelen) onlara elçiler gelmişti

1. vadrıb (ve ıdrıb) meselen : ve örnek, misal ver
2. lehum : onlara
3. meselen : misal, örnek
4. ashâbe : halk
5. el karyeti : karye, şehir, kasaba
6. iz câe-hâ : ona gelmişti
7. el murselûne : (gönderilmiş) resûller

١٤

اِذْ اَرْسَلْنَا اِلَيْهِمُ اثْنَيْنِ فَكَذَّبُوهُمَا فَعَزَّزْنَا بِثَالِثٍ فَقَالُوا اِنَّا اِلَيْكُمْ مُرْسَلُونَ

(14) iz erselna ileyhimüsneyni fe kezzebuhüma fe azzezna bisalisin fe kalu inna ileyküm murselun
Onlara (isa (a.s)’ın havarilerinden olan) iki elçi göndermiştik her ikisini de yalanlamışlardı bunun üzerine bir üçüncü ile güçlendirdik demişlerdi gerçekten bizler sizlere gönderilmiş elçileriz

1. iz erselnâ : biz göndermiştik
2. ileyhim : onlara
3. isneyni : iki
4. fe : o zaman, fakat, bunun üzerine
5. kezzebû-humâ : ikisini tekzip ettiler, yalanladılar
6. fe : o zaman, fakat, bunun üzerine
7. azzeznâ : azîz kıldık, güçlendirdik, destekledik
8. bi : ile
9. sâlisin : üçüncü
10. fe : o zaman, fakat, bunun üzerine
11. kâlû : dediler
12. innâ : muhakkak biz
13. ileykum : size
14. murselûne : (gönderilmiş) resûller

١٥

قَالُوا مَا اَنْتُمْ اِلَّا بَشَرٌ مِثْلُنَا وَمَا اَنْزَلَ الرَّحْمنُ مِنْ شَىْءٍ اِنْ اَنْتُمْ اِلَّا تَكْذِبُونَ

(15) kalu ma entüm illa beşerum mislüna ve ma enzeler rahmanü min şey’in in entüm illa tekzibun
Dediler sizler ancak bizim gibi beşersiniz indirmemiştir rahman da hiçbir şey siz ancak yalan söylüyorsunuz

1. kâlû : dediler
2. mâ entum : siz değilsiniz
3. illâ : den başka
4. beşerun : beşer
5. mislu-nâ : bizim gibi
6. ve mâ enzele : ve indirmedi
7. er rahmânu : Rahmân
8. min şey’in : bir şey(den)
9. in … illâ : ancak, sadece
10. entum : siz
11. tekzibûne : tekzip ediyorsunuz, yalan söylüyorsunuz

١٦

قَالُوا رَبُّنَا يَعْلَمُ اِنَّا اِلَيْكُمْ لَمُرْسَلُونَ

(16) kalu rabbüna ya’lemü inna ileyküm lemurselun
(Elçiler) dediler Rabbimiz biliyor ki, gerçekten biz size gönderilmiş elçileriz

1. kalû : dediler
2. rabbu-nâ : bizim Rabbimiz
3. ya’lemu : bilir
4. innâ : muhakkak biz
5. ileykum : size
6. le : gerçekten
7. murselûne : (gönderilmiş) resûller

١٧

وَمَا عَلَيْنَا اِلَّاالْبَلَاغُ الْمُبينُ

(17) ve ma aleyna illel belağul mübin
Bize düşen ancak açık bir tebliğdir

1. ve mâ aleynâ : ve bizim üzerimizde (sorumluluk) yok
2. illâ : den başka
3. el belâgu : tebliğ, bildirme
4. el mubînu : apaçık

١٨

قَالُوا اِنَّا تَطَيَّرْنَا بِكُمْ لَءِنْ لَمْ تَنْتَهُوا لَنَرْجُمَنَّكُمْ وَلَيَمَسَّنَّكُمْ مِنَّا عَذَابٌ اَليمٌ

(18) kalu inna tetayyarna biküm leil lem tentehu le nercümenneküm ve le yemessenneküm minna azabün eliym
Dediler gerçekten biz sizinle uğursuzlandık yemin olsun eğer vazgeçmezseniz sizi mutlaka taşlarız ve bizden size mutlaka dokunur elim bir azap

1. kâlû : dediler
2. innâ : muhakkak biz
3. tetayyernâ : uğursuzluğa uğradık
4. bi kum : sizinle
5. le : mutlaka, elbette, gerçekten
6. in lem tentehû : eğer vazgeçmezseniz
7. le : mutlaka, elbette, gerçekten
8. nercume- enne-kum
(receme)
: biz sizi mutlaka taşlarız
: (taşladı)
9. ve le : ve mutlaka, elbette, gerçekten
10. yemesse- enne-kum
(messe)
: size mutlaka dokunacak
: (dokundu)
11. min-nâ : bizden
12. azâbun : azap
13. elîmun : elîm, acı

١٩

قَالُوا طَاءِرُكُمْ مَعَكُمْ اَءِنْ ذُكِّرْتُمْ بَلْ اَنْتُمْ قَوْمٌ مُسْرِفُونَ

(19) kalu tairuküm meaküm ein zükkirtüm bel entüm kavmüm müsrifun
(Elçiler) dediler uğursuzluğunuz sizinle beraberdir sizlere nasihat edilse de mi? hayır! siz haddi aşmış bir kavimsiniz

1. kâlû : dediler
2. tâiri-kum : sizin uğursuzluğunuz
3. mea-kum : sizinle beraber
4. e : mı
5. in : eğer, olursa
6. zukkirtum : size hatırlatıldı
7. bel : hayır
8. entum : siz
9. kavmun : bir kavim
10. musrifûne : müsrif, haddi aşan

٢٠

وَجَاءَ مِنْ اَقْصَا الْمَدينَةِ رَجُلٌ يَسْعى قَالَ يَا قَوْمِ اتَّبِعُوا الْمُرْسَلينَ

(20) ve cae min aksal medineti racülüy yes’a kale ya kavmit tebiul murseliyn
Şehrin ucundan geldi bir adam koşarak dedi ki ey kavmim! uyun bu gönderilmiş olan elçilere

1. ve câe : ve geldi
2. min aksa : en uzak
3. el medîneti : şehir
4. raculun : bir adam
5. yes’â : koşuyor
6. kâle : dedi
7. : ey
8. kavmi (kavmî) : benim kavmim
9. ittebiû : tâbî olun
10. el murselîne : (gönderilmiş) resûllere

٢١

اِتَّبِعُوا مَنْ لَا يَسَْلُكُمْ اَجْرًا وَهُمْ مُهْتَدُونَ

(21) ittebiu mel la yes’elüküm ecrav vehüm mühtedun
Uyun bu zatlara sizden hiçbir ücret istemeyen onlar hidayete ermiş kimselerdir

1. ittebiû : tâbî olun
2. men : kim, kişi(ler)
3. lâ yes’elu-kum : sizden istemiyor
4. ecren : (bir) ecir, ücret
5. ve hum : ve onlar
6. muhtedûne : hidayete ermiş olanlar

٢٢

وَمَا لِىَ لَا اَعْبُدُ الَّذى فَطَرَنى وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ

(22) ve ma liye la a’büdüllezi fetarani ve ileyhi türceun
Bana ne oluyor ki beni yaratana kulluk etmeyeyim ve o’na döndürüleceksiniz

1. ve mâ : ve şey, ne, niçin
2. liye : bana, ben
3. lâ a’budu : ben kul olmam
4. ellezî : ki o
5. fatara-nî : beni yarattı
6. ve ileyhi : ve ona
7. turceûne : döndürüleceksiniz

٢٣

ءَاَتَّخِذُ مِنْ دُونِه الِهَةً اِنْ يُرِدْنِ الرَّحْمنُ بِضُرٍّ لَا تُغْنِ عَنّى شَفَاعَتُهُمْ شَيًْا وَلَا يُنْقِذُونِ

(23) e ettehizü min dunihi aliheten iy yüridnir rahmanü bidurril la tuğni anni şefaatühüm şey’ev ve la yünkızun
Ben edinir miyim? ondan başka bir ilah eğer rahman bana bir zarar (vermek) isterse fayda vermez onların şefaati bana hiçbir şekilde onlar beni kurtaramazlar

1. e ettehızu : ben edinir miyim
2. min dûni-hi : ondan başka
3. âliheten : ilâhlar
4. in yurid-ni : eğer bana (benim için) diler
5. er rahmânu : Rahmân
6. bi durrin : bir zararı
7. lâ tugni
(lâ tugni … şey’en)
: gidermez, yarar sağlamaz, fayda vermez
: (bir şey gidermez)
8. an-nî : benden (bana)
9. şefâatu-hum : onların şefaati
10. şey’en : bir şey
11. ve lâ yunkızû-ni : ve beni kurtaramazlar

٢٤

اِنّى اِذًا لَفى ضَلَالٍ مُبينٍ

(24) inni izel lefi dalalim mübin
Elbette ben o zaman açık bir dalalet içinde olurum

1. innî : muhakkak ben
2. izen : öyle olursa, bu taktirde, o zaman
3. le : mutlaka, elbette
4. : içinde
5. dalâlin : dalâlet
6. mubînin : apaçık

٢٥

اِنّى امَنْتُ بِرَبِّكُمْ فَاسْمَعُونِ

(25) inni amentü bi rabbiküm fesmeun
Gerçekten ben iman ettim Rabbinize beni dinleyin

1. innî : muhakkak ben
2. âmentu : ben âmenû oldum, îmân ettim
3. bi rabbi-kum : sizin Rabbinize
4. fe : öyleyse
5. ismeû-ni : beni işitin

٢٦

قيلَ ادْخُلِ الْجَنَّةَ قَالَ يَالَيْتَ قَوْمى يَعْلَمُونَ

(26) kıledhulil cenneh kale ya leyte kavmi ya’lemun
Denildi: gir cennete dedi: keşke kavmim gerçeği bilseydi

1. kîle : denildi
2. udhuli : girin
3. el cennete : cennet
4. kâle : dedi
5. yâ leyte : keşke
6. kavmî : benim kavmim
7. ya’lemûne : bilirler

٢٧

بِمَا غَفَرَلى رَبّى وَجَعَلَنى مِنَ الْمُكْرَمينَ

(27) bima ğafera li rabbi ve cealeni minel mükramiyn
Rabbimin beni bağışladığını ve beni ikram edilenlerden kıldığını

1. bimâ : sebebiyle, nedeniyle
2. gafere : mağfiret etti, günahları sevaba çevirdi
3. : bana, beni
4. rabbî : benim Rabbim
5. ve ceale-nî : ve beni kıldı
6. min el mukremîne : ikram edilenlerden
Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s