021. Cüz

    Nüzul SırasıCüzSayfaSure
    85 21401Ankebut(29)

٤٦

وَلَا تُجَادِلُوا اَهْلَ الْكِتَابِ اِلَّا بِالَّتى هِىَ اَحْسَنُ اِلَّا الَّذينَ ظَلَمُوا مِنْهُمْ وَقُولُوا امَنَّا بِالَّذى اُنْزِلَ اِلَيْنَا وَاُنْزِلَ اِلَيْكُمْ وَاِلهُنَا وَاِلهُكُمْ وَاحِدٌ وَنَحْنُ لَهُ مُسْلِمُونَ

(46) ve la tücadilu ehlel kitabi illa billeti hiye ahsenü illellezine zalemu minhüm ve kulu amenna billezi ünzile ileyna ve ünzile ileyküm ve ilahüna ve ilahüküm vahidüv ve nahnü lehu müslimun
Kitap ehli (ile) mücadelenizi ancak en iyi bir şekilde yapınız ancak onlardan zulüm edenler hariç ve deyin ki biz indirilene iman ettik ve size indirilene de bizim ilahımız da sizin ilahınızda birdir biz ona teslim olanlarız

1. ve lâ tucâdilû : ve mücâdele etmeyin
2. ehle el kitâbi : kitap ehli
3. illâ : hariç, den başka
4. bi : ile
5. elletî : ki o
6. hiye : o
7. ahsenu : en ahsen, en güzel olan
8. illâ : hariç, den başka
9. ellezîne : onlar
10. zalemû : zulmettiler
11. min-hum : onlardan
12. ve kûlû : ve deyin
13. âmennâ : biz îmân ettik
14. bi : ile, ona
15. ellezî : ki o
16. unzile : indirildi
17. ileynâ : bize
18. ve unzile : ve indirildi
19. ileykum : size
20. ve ilâhu-nâ : ve bizim ilâhımız
21. ve ilâhu-kum : ve sizin ilâhınız
22. vâhıdun : tek, bir, aynı
23. ve nahnu : ve biz
24. lehu : ona
25. muslimûne : teslim olanlar

٤٧

وَكَذلِكَ اَنْزَلْنَا اِلَيْكَ الْكِتَابَ فَالَّذينَ اتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ يُؤْمِنُونَ بِه وَمِنْ هؤُلَاءِ مَنْ يُؤْمِنُ بِه وَمَا يَجْحَدُ بِايَاتِنَا اِلَّا الْكَافِرُونَ

(47) ve kezalike enzelna ileykel kitab fellezine ateynahümül kitabe yü’minune bih ve min haülai mey yü’minü bih ve ma yechadü bi ayatina illel kafirun
Böylece indirdik biz sana bu kitabı, kendilerine kitap verdiklerimiz onun için (kur’an’a) iman ederler bundan öncekilerede ona iman edenlerde (vardır) mücadele edenlerde bizim ayetlerimizi ancak kâfirler (inkar eder)

1. ve kezâlike : ve işte böylece
2. enzelnâ : biz indirdik
3. ileyke : sana
4. el kitâbe : kitap
5. fe : böylece
6. ellezîne : onlar
7. âteynâ : biz verdik
8. hum : onlar, onlara
9. el kitâbe : kitap
10. yu’minûne : mü’min olurlar, îmân ederler
11. bihî : ona
12. ve min : ve …den, dan
13. hâulâi : onlar
14. men : kim, kimse, kişi
15. yu’minu : mü’min olur, îmân eder
16. bihî : ona
17. ve : ve
18. mâ yechadu : bile bile inkâr etmez
19. bi âyâti-nâ : âyetlerimizi
20. illâ : den başka, hariç
21. el kâfirûne : kâfirler

٤٨

وَمَا كُنْتَ تَتْلُوا مِنْ قَبْلِه مِنْ كِتَابٍ وَلَا تَخُطُّهُ بِيَمينِكَ اِذًا لَارْتَابَ الْمُبْطِلُونَ

(48) ve ma künte tetlu min kablihi min kitabiv ve la tehuttuhu bi yeminike izellertabel mübtilun
Sen okur değildin bundan önce kitap elin ile yazı da yazamazdın o zaman batılı kabul edenler şüphelenirlerdi

1. ve mâ kunte : ve sen olmadın
2. tetlû : okuyorsun
3. min kabli-hi : ondan önce
4. min kitâbin : kitaptan
5. ve lâ tehuttu-hu : ve onu yazmıyorsun
6. bi yemîni-ke : sağ elinle
7. izen : öyleyse, o zaman, öyle olsa
8. lertâbe (le irtâbe) : mutlaka şüphe ederler
9. el mubtılûne : bâtılda olanlar

٤٩

بَلْ هُوَ ايَاتٌ بَيِّنَاتٌ فى صُدُورِ الَّذينَ اُوتُوا الْعِلْمَ وَمَا يَجْحَدُ بِايَاتِنَا اِلَّا الظَّالِمُونَ

(49) bel hüve ayatüm beyyinatün fi sudurillezine utül ilm ve ma yechadü bi ayatina illaz zalimun
Hayır o kur’an mucizedir kendilerine ilim verilenlerin göğüslerine (yerleşmiş) bizim ayetlerimizle mücadele edenler ancak zalimlerdir

1. bel : hayır
2. huve : o
3. âyâtun : âyetler
4. beyyinâtun : beyan olunan
5. : içinde
6. sudûri : göğüsler, sîneler
7. ellezîne : o kimseler
8. ûtû : verilenler
9. el ilme : ilim
10. ve : ve
11. mâ yechadu : bile bile inkâr etmez
12. bi âyâtinâ : âyetlerimizi
13. illâ : hariç, den başka
14. ez zâlimûne : zalimler, zulmedenler

٥٠

وَقَالُوا لَوْلَا اُنْزِلَ عَلَيْهِ ايَاتٌ مِنْ رَبِّه قُلْ اِنَّمَا الْايَاتُ عِنْدَ اللّهِ وَاِنَّمَا اَنَا نَذيرٌ مُبينٌ

(50) ve kalu lev la ünzile aleyhi ayatüm mir rabbih kul innemel ayatü indellah ve innema ene nezirum mübin
İndirilirse ya dediler o Rabbinden mucize de ki mucizeler ancak Allah’ın katındandır ben ancak apaçık bir uyarıcıyım

1. ve kâlû : ve dediler
2. lev lâ : olmaz mı
3. unzile : indirildi
4. aleyhi : ona
5. âyâtun : âyetler
6. min rabbi-hi : onun Rabbinden
7. kul : de
8. innema : sadece, ancak
9. el âyâtu : âyetler
10. indallâhi (inde allâhi) : Allah’ın katında
11. ve innemâ : ve sadece, ancak
12. ene : ben
13. nezîrun : uyarıcı
14. mubînun : apaçık

٥١

اَوَ لَمْ يَكْفِهِمْ اَنَّا اَنْزَلْنَا عَلَيْكَ الْكِتَابَ يُتْلى عَلَيْهِمْ اِنَّ فى ذلِكَ لَرَحْمَةً وَذِكْرى لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ

(51) e ve lem yekfihim enna enzelna aleykel kitabe yütla aleyhim inne fi zalike le rahmetev ve zikra li kavmiy yü’minun
Onlara yetmedi mi? bizim sana indirdiğimiz bu kitap karşılarında okunup duruyor elbette ki onda iman ve rahmet (vardır) iman edecek bir topluluk için

1. e : mı
2. ve lem yekfi-him : ve onlara kâfi gelmiyor, yetmiyor
3. ennâ : nasıl
4. enzelnâ : biz indirdik
5. aleyke : sana
6. el kitâbe : kitap
7. yutlâ : okunur
8. aleyhim : onlara
9. inne : muhakkak ki
10. fî zâlike : bunda vardır
11. le : muhakkak, mutlaka, elbette
12. rahmeten : bir rahmet
13. ve zikrâ : ve zikir
14. li kavmin : kavim için
15. yu’minûne : mü’min olan

٥٢

قُلْ كَفى بِاللّهِ بَيْنى وَبَيْنَكُمْ شَهيدًا يَعْلَمُ مَافِى السَّموَاتِ وَالْاَرْضِ وَالَّذينَ امَنُوا بِالْبَاطِلِ وَكَفَرُوا بِاللّهِ اُولءِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ

(52) kul kefa billahi beyni ve beyneküm şehida ya’lemü ma fis semavati vel ard vellezine amenu bilbatıli ve keferu billahi ülaike hümül hasirun
De ki Allah yeter benimle sizin aranızda şahit olarak semalarda ve yerde ne varsa bilir batıla iman edip Allah’ı inkar edenler yok mu? işte onlar hüsrana düşenlerdir

1. kul : de
2. kefâ : kâfi, yeterli
3. billâhi (bi allâhi) : Allah’a
4. beynî : benim aramda
5. ve beyne-kum : ve sizin aranızda
6. şehîden : şahit olarak
7. ya’lemu : bilir
8. mâ fî es semâvâti : göklerde olanı
9. ve el ardı : ve arz, yeryüzü
10. ve ellezîne : ve o kimseler
11. âmenû : inandılar
12. bi el bâtılı : bâtıla
13. ve keferû : ve inkâr ettiler
14. billâhi (bi allâhi) : Allah’ı
15. ulâike : işte onlar
16. hum el hâsirûne : hüsrana uğrayanlar

Sayfa:402

٥٣

وَيَسْتَعْجِلُونَكَ بِالْعَذَابِ وَلَوْلَا اَجَلٌ مُسَمًّى لَجَاءَهُمُ الْعَذَابُ وَلَيَاْتِيَنَّهُمْ بَغْتَةً وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ

(53) ve yesta’ciluneke bil azab ve lev la ecelüm müsemmel la caehümül azab ve le ye’tiyennehüm bağtetev ve hüm la yeş’urun
Sen den acele azap istiyorlar velev tayin edilmiş bir müddet olmasaydı azap onlara gelmişti ve onlara ansızın mutlaka gelecektir kendileri şuurunda olmadan

1. ve yesta’cilûne-ke : ve senden acele istiyorlar
2. bi el azâbi : azabı
3. ve lev lâ : ve olmasaydı
4. ecelun : ecel, zaman
5. musemmen : belirlenmiş
6. le : elbette, mutlaka
7. câe-hum : onlara geldi
8. el azâbu : azap
9. ve le ye’tiyenne-hum : ve mutlaka onlara gelecek
10. bagteten : ansızın
11. ve hum : ve onlar
12. lâ yeş’urûne : farkına varmazlar

٥٤

يَسْتَعْجِلُونَكَ بِالْعَذَابِ وَاِنَّ جَهَنَّمَ لَمُحيطَةٌ بِالْكَافِرينَ

(54) yesta’ciluneke bil azab ve inne cehenneme le mühiytatüm bil kafirin
Senden acele azap istiyorlar kesinlikle cehennem kâfirleri kuşatmıştır

1. yesta’cilûne-ke : senden acele istiyorlar
2. bi el azâbi : azabı
3. ve : ve
4. inne : muhakkak
5. cehenneme : cehennem
6. le : elbette, mutlaka
7. muhîtatun : ihata edicidir, kuşatıcıdır
8. bi : ile
9. el kâfirîne : kâfirler, inkâr edenler

٥٥

يَوْمَ يَغْشيهُمُ الْعَذَابُ مِنْ فَوْقِهِمْ وَمِنْ تَحْتِ اَرْجُلِهِمْ وَيَقُولُ ذُوقُوا مَاكُنْتُمْ تَعْمَلُونَ

(55) yevme yağşahümül azabü min fevkihim ve min tahti erculihim ve yekulü zuku ma küntüm ta’melun
O gün azap kaplayacak onların üstlerinden ayaklarının altından tadın bakalım denecek yapmış olduklarınızdan (dolayı)

1. yevme : gün
2. yagşâ-hum : onları örtecek, kaplayacak
3. el azâbu : azap
4. min fevkı-him : onların üstünden
5. ve : ve
6. min : dan
7. tahti : alt
8. erculi-him : onların ayakları
9. ve yekûlu : ve derler
10. zûkû : tadın
11. : şey(ler)
12. kuntum : siz oldunuz
13. ta’melûne : siz yapıyorsunuz

٥٦

يَا عِبَادِىَ الَّذينَ امَنُوا اِنَّ اَرْضى وَاسِعَةٌ فَاِيَّاىَ فَاعْبُدُونِ

(56) ya ibadiyellezine amenu inne erdiy vasiatün fe iyyaye fa’büdun
Ey iman eden kullarım benim arzım geniştir o halde yalnız bana kulluk edin

1. : ey
2. ıbâdıy : benim kullarım
3. ellezîne : onlar
4. âmenû : âmenû oldular, îmân ettiler
5. inne : muhakkak
6. ardî : benim arzım
7. vâsiatun : geniştir
8. fe : artık , öyleyse
9. iyyâye : yalnız bana
10. fe a’budû-ni : kul olun

٥٧

كُلُّ نَفْسٍ ذَاءِقَةُ الْمَوْتِ ثُمَّ اِلَيْنَا تُرْجَعُونَ

(57) küllü nefsin zaikatül mevti sümme ileyna türceun
Her nefis ölümü tadacaktır sonra bize döndürüleceksiniz

1. kullu : bütün, hepsi
2. nefsin : nefs
3. zâikatu : tadıcıdır
4. el mevti : ölüm
5. summe : sonra
6. ileynâ : bize
7. turceûne : döndürüleceksiniz

٥٨

وَالَّذينَ امَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَنُبَوِّءَنَّهُمْ مِنَ الْجَنَّةِ غُرَفًا تَجْرى مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِدينَ فيهَا نِعْمَ اَجْرُ الْعَامِلينَ

(58) vellezine amenu ve amilus salihati le nübevviennehüm minel cenneti ğurafen tecri min tahtihel enharu halidine fiha ni’me ecrul amilin
İman edip salih amel işleyenler onları mutlaka yerleştireceğiz cennetin yüksek yerlerine altlarından nehirler akacak orada ebedi olarak kalacaklar amel işleyenlerin ecri ne güzeldir

1. ve ellezîne : ve onlar
2. âmenû : âmenû oldular, Allah’a ulaşmayı dilediler
3. ve amilû es sâlihâti : ve salih amel işlediler, nefs tezkiyesi yaptılar
4. le nubevvienne-hum : mutlaka onları mutlaka yerleştireceğiz
5. min el cenneti : cennette
6. gurafan : yüksek yerler, köşkler
7. tecrî : akar
8. min tahti-ha : onun altından
9. el enhâru : nehirler
10. hâlidîne : kalıcıdırlar, kalacak olanlar
11. fî-hâ : orada
12. ni’me : ne güzel
13. ecru : ecir, ücret
14. el âmilîne : amel edenler

٥٩

اَلَّذينَ صَبَرُوا وَعَلى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ

(59) ellezine saberu ve ala rabbihim yetevekkelun
O kimseler ki sabretmiş ve Rablerine tevekkül etmektedirler

1. ellezîne : onlar
2. saberû : sabrın sahipleridir
3. ve : ve
4. alâ rabbi-him : Rab’lerine
5. yetevekkelûne : tevekkül edenlerdir

٦٠

وَكَاَيِّنْ مِنْ دَابَّةٍ لَاتَحْمِلُ رِزْقَهَا اَللّهُ يَرْزُقُهَا وَاِيَّاكُمْ وَهُوَ السَّميعُ الْعَليمُ

(60) ve keeyyim min dabbetil la tahmilü rizkaha allahü yerzükuha ve iyyaküm ve hüves semiul alim
Nice hayvanlar var ki rızıklarını taşıyamaz Allah onlara da, size de rızıklarınızı veriyor O, işiten bilendir

1. ve keeyyin : ve nice
2. min : dan
3. dâbbetin : hayvan
4. lâ tahmilu : taşımaz
5. rızka-hâ : onun rızkı
6. allâhu : Allah
7. yerzuku-hâ : o rızıklandırır
8. ve : ve
9. iyyâ-kum : sizi yalnız
10. ve huve : ve o
11. es semîu : en iyi işiten
12. el alîmu : en iyi bilen

٦١

وَلَءِنْ سَاَلْتَهُمْ مَنْ خَلَقَ السَّموَاتِ وَالْاَرْضَ وَسَخَّرَ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَ لَيَقُولُنَّ اللّهُ فَاَنّى يُؤْفَكُونَ

(61) ve lein seeltehüm men halekas semavati vel erda ve sehharaş şemse vel kamera le yekulünnellah fe enna yü’fekun
Yemin olsun ki, onlara sorsan kimdir gökleri ve yeri yaratan, güneş’i ve ay’ı yaratıp kendisine itaatkar kılan, şüphesiz Allah diyecekler o halde nasıl döndürülüyorlar

1. ve : ve
2. le : elbette
3. in : eğer
4. seelte-hum : onlara sordun
5. men : kim, kimse
6. halaka : yarattı
7. es semâvâti : semalar, gökler
8. ve el arda : ve arz, yeryüzü
9. ve sehhare : ve musahhar kıldı, emre amade kıldı
10. eş şemse : güneş
11. ve el kamere : ve ay
12. le : elbette, mutlaka
13. yekûlunne : mutlaka diyecek, der
14. allâhu : Allah
15. fe : artık
16. ennâ : nasıl
17. yu’fekûne : döndürülüyorlar

٦٢

اَللّهُ يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَنْ يَشَاءُ مِنْ عِبَادِه وَيَقْدِرُ لَهُ اِنَّ اللّهَ بِكُلِّ شَىْءٍ عَليمٌ

(62) allahü yebsütur rizka li mey yeşaü min ibadihi ve yakdiru leh innellahe bi külli şey’in alim
Allah genişletir kullarından dilediğinin rızkını ve onu daraltır da şüphesiz Allah her şeyi bilendir

1. allâhu : Allah
2. yebsutu : genişletir
3. er rızka : rızık
4. li : için, …e
5. men yeşâu : dilediği kimse
6. min ibâdi-hi : kullarından
7. ve yakdiru : ve takdir eder, daraltır
8. lehu : onun için
9. innallâhe (inne allâhe) : muhakkak Allah
10. bi kulli şey’in : herşeyi
11. alîmun : en iyi bilen

٦٣

وَلَءِنْ سَاَلْتَهُمْ مَنْ نَزَّلَ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً فَاَحْيَا بِهِ الْاَرْضَ مِنْ بَعْدِ مَوْتِهَا لَيَقُولُنَّ اللّهُ قُلِ الْحَمْدُ لِلّهِ بَلْ اَكْثَرُهُمْ لَايَعْقِلُونَ

(63) ve lein seeltehüm men nezzele mines semai maen fe ahya bihil erda mim ba’di mevtiha le yekulünnellah kulil hamdü lillah bel ekseruhüm la ya’kılun
Yemin olsun ki, onlara sorsan kim gökten su indiren, arza ölümünden sonra onunla hayat veren? elbette ki Allah derler Allah’a hamd olsun de hayır onların çoğu akıl erdiremezler

1. ve : ve
2. le : elbette, mutlaka
3. in : eğer
4. seelte-hum : onlara sordun
5. men : kim
6. nezzele : indirdi
7. min : den
8. es semai (mines semai) : sema, gök (semadan, gökten)
9. mâen : su
10. fe : artık, böylece
11. ahyâ : hayat verdi
12. bihi : onunla
13. el arda : arz, yeryüzü
14. min : dan
15. ba’di : sonra
16. mevti-hâ : onun ölümü
17. le : elbette, mutlaka
18. yekûlunne : mutlaka diyecek, der
19. allahu : Allah
20. kuli : de
21. el hamdu : hamd
22. lillâhi (li allâhi) : Allah’a ait
23. bel : hayır
24. ekseru-hum : onların çoğu
25. lâ ya’kılûne : akıl etmezler

Sayfa:403

٦٤

وَمَا هذِهِ الْحَيوةُ الدُّنْيَا اِلَّا لَهْوٌ وَلَعِبٌ وَاِنَّ الدَّارَ الْاخِرَةَ لَهِىَ الْحَيَوَانُ لَوْكَانُوا يَعْلَمُونَ

(64) ve ma hazihil hayatüd dünya illa lehvüv ve leib ve inned darel ahirate le hiyel hayevan lev kanu ya’lemun
Bu dünya hayatı değildir bir eğlence ve oyundan başka bir şey ahiret yurdu ise hakikaten hayat odur eğer bilmiş olsalardı

1. ve : ve
2. : değil
3. hâzihi : bu
4. el hayâtu ed dunyâ : dünya hayatı
5. illâ : den başka, hariç
6. lehvun : eğlence
7. ve laibun : ve oyun
8. ve inne : ve muhakkak
9. ed dâre el âhırete : ahiret yurdu
10. le : elbette, mutlaka
11. hiye : o
12. el hayevânu : (gerçek) hayat
13. lev : eğer, şâyet
14. kânû : oldular
15. ya’lemûne : bilirler

٦٥

فَاِذَا رَكِبوُا فِى الْفُلْكِ دَعَوُا اللّهَ مُخْلِصينَ لَهُ الدّينَ فَلَمَّا نَجّيهُمْ اِلَى الْبَرِّ اِذَا هُمْ يُشْرِكُونَ

(65) fe iza rakibu fil fülki deavüllahe muhlisiyne lehüd din felemma neccahüm ilel berri izahüm yüşrikun
Gemiye bindikleri zaman Allah’a (ihlas ile) o’nun dini (üzerine) dua ederler velakin onları karaya (çıkarıp) kurtarınca o zaman onlar yine müşrik olurlar

1. fe izâ : o zaman
2. rakibû : bindiler
3. fî el fulki : gemiye
4. deavûllâhe (deavû allâhe) : Allah’a dua ettiler
5. muhlisîne : halis olarak, halis kılarak
6. lehu : ona
7. ed dîne : dîn
8. fe : fakat
9. lemmâ : olduğu zaman
10. neccâ-hum : onları kurtardı
11. ilâ el berri : karaya
12. izâ : o zaman, hemen
13. hum : onlar
14. yuşrikûne : şirk koşarlar

٦٦

لِيَكْفُرُوا بِمَا اتَيْنَاهُمْ وَلِيَتَمَتَّعُوا فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ

(66) li yekfüru bima ateynahüm ve li yetemetteu fe sevfe ya’lemun
Nankörlük etsinler onlar verdiğimiz nimetlere zevke dalsınlar yakında bilecekler

1. li yekfurû : inkâr etsinler, nankörlük etsinler
2. bimâ : şeyleri
3. âteynâ-hum : onlara verdik
4. ve li yetemettaû : ve metalansınlar, faydalansınlar
5. fe : fakat, ama
6. sevfe : yakında
7. ya’lemûne : bilecekler

٦٧

اَوَ لَمْ يَرَوْا اَنَّا جَعَلْنَا حَرَمًا امِنًا وَيُتَخَطَّفُ النَّاسُ مِنْ حَوْلِهِمْ اَفَبِالْبَاطِلِ يُؤْمِنوُنَ وَبِنِعْمَةِ اللّهِ يَكْفُرُونَ

(67) e ve lem yerav enna cealna haramen aminev ve yütehattafün nasü min havlihim e fe bil batili yü’minune ve bi ni’metillahi yekfürun
Görmediler mi? biz emniyet içinde bir harem yapmışız insanları (yakalayıp) kapatıyorlar onların etrafında hala batıla inanıp, Allah’ın nimetlerini inkar mı edecekler?

1. e : mi
2. ve lem yerev : ve görmediler
3. ennâ : nasıl
4. cealnâ : biz kıldık, biz yaptık
5. haramen : haram, hürmet edilip yasaklanan
6. âminen : emin olan, güvenilir olan
7. ve yutehattafu : ve zorla kapılıp götürülen, esir alınan
8. en nâsu : insanlar
9. min : dan
10. havli-him : onların etraflarında
11. e : mi
12. fe : hâlâ
13. bi el bâtılı : bâtıla
14. yu’minûne : inanıyorlar
15. ve bi ni’metillâhi (ni’meti allâhi) : ve Allah’ın ni’metini
16. yekfurûne : inkâr ediyorlar, nankörlük ediyorlar

٦٨

وَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرى عَلَى اللّهِ كَذِبًا اَوْ كَذَّبَ بِالْحَقِّ لَمَّا جَاءَهُ اَلَيْسَ فىجَهَنَّمَ مَثْوًى لِلْكَافِرينَ

(68) ve men azlemu minmeniftera alellahi keziben ev kezzebe bil hakkı lemma caeh e leyse fi cehenneme mesvel lil kafirin
En zalim kimdir? Allah’a karşı yalan iftira eden, yahut hak gelince “yalan” (diyen) kimseler cehennemde yer mi yok kâfirlere

1. ve men : ve kimdir
2. azlemu : daha zalim
3. min : dan
4. men : kim, kimse, kişi
5. ifterâ : iftira etti
6. alallâhi (alâ allâhi) : Allah’a
7. keziben : yalan olarak, yalanla
8. ev : veya
9. kezzebe : tekzip etti, yalanladı
10. bi el hakkı : hak ile
11. lemmâ : olduğu zaman
12. câe-hu : ona geldi
13. e : mı
14. leyse : değil mi, yok mu
15. : içinde
16. cehenneme : cehennem
17. mesven : barınacak yer
18. li el kâfirîne : kâfirlere, kâfirler için

٦٩

وَالَّذينَ جَاهَدُوا فينَا لَنَهْدِيَنَّهُمْ سُبُلَنَا وَاِنَّ اللّهَ لَمَعَ الْمُحْسِنينَ

(69) vellezine cahedu fina le nehdiyennehüm sübülena ve innellahe le meal muhsinin
Bizim uğrumuzda mücadele edenlere biz yollarını mutlaka gösteririz Allah iyilik yapanlarla beraberdir

1. ve ellezîne : ve o kimseler, onlar
2. câhedû : cihad ettiler
3. fînâ : bizde, bizim uğrumuzda
4. le : elbette, mutlaka
5. nehdiyenne-hum : onları mutlaka ulaştırırız
6. subule-nâ : bizim yollarımız
7. ve innallâhe (inne allâhe) : ve muhakkak ki Allah
8. le : elbette, mutlaka
9. mea : beraber
10. el muhsinîne : muhsinler

30-RUM

Sayfa:404

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ

١

ال م

(1) elif lam mim
elif – lâmmim

٢

غُلِبَتِ الرُّومُ

(2) gulibetir rum
rumlar mağlup edildi

1. gulibeti : gâlip gelindi (mağlup oldu)
2. er rûmu : Rum

٣

فى اَدْنَى الْاَرْضِ وَهُمْ مِنْ بَعْدِ غَلَبِهِمْ سَيَغْلِبُونَ

(3) fi ednel erdi ve hüm mim ba’di ğalebihim se yağlibun
(Savaştıkları) yerin en yakınında mecusilerin galip gelmesinden sonra (rumlar) ilerde galip geleceklerdir

1. fî edne : yakında, daha yakında
2. el ardı : bir yer
3. ve hum : ve onlar
4. min ba’di : sonra
5. galebi-him : onların yenilmesi
6. se yaglibûne : gâlip gelecekler

٤

فى بِضْعِ سِنينَ لِلّهِ الْاَمْرُ مِنْ قَبْلُ وَمِنْ بَعْدُ وَيَوْمَءِذٍ يَفْرَحُ الْمُؤْمِنُونَ

(4) fi bid’i sinin lillahil emru min kablü ve mim ba’d ve yevmeiziy yefrahul mü’minun
Birkaç yıl içinde emir Allah’ındır önünde ve sonunda o gün mü’minler sevineceklerdir

1. : içinde
2. bıd’ı : birkaç (3 ila 9 arası)
3. sinîne : seneler, yıllar
4. lillâhi (li allâhi) : Allah’a aittir
5. emru : emir
6. min kablu : önce
7. ve min ba’du : ve sonra
8. ve yevme izin : ve izin günü
9. yefrahu : ferahlayacak, sevinecek
10. el mu’minûne : mü’minler

٥

بِنَصْرِ اللّهِ يَنْصُرُ مَنْ يَشَاءُ وَهُوَ الْعَزيزُ الرَّحيمُ

(5) bi nasrillah yensuru mey yeşa’ ve hüvel azizür rahiym
Allah’ın yardım etmesi ile (O), dilediğine zafer verir O, Güçlü ve Merhamet sahibidir

1. bi : ile
2. nasrillâhi (nasri allâhi) : Allah’ın yardımı
3. yansuru : yardım eder
4. men yeşâu : dilediği kimseye
5. ve huve : ve o
6. el azîzu : güçlü ve üstün olan
7. er rahîmu : esirgeyen, rahmet nuru gönderen

٦

وَعْدَ اللّهِ لَايُخْلِفُ اللّهُ وَعْدَهُ وَلكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَايَعْلَمُونَ

(6) va’dellah la yuhlifüllahü va’dehu ve lakinne ekseran nasi la ya’lemun
Allah’ın vaadidir Allah vaadinden caymaz lâkin insanların çoğu bilmezler

1. va’dallâhi (va’de allâhi) : Allah’ın vaadi
2. lâ yuhlifu : vaadinden dönmez, sözünde hilâf olmaz
3. allâhu : Allah
4. va’de-hu : onun vaadi
5. ve lâkinne : ve lâkin, ancak
6. eksere : en çok
7. en nâsi : insanlar
8. lâ ya’lemûne : bilmezler

٧

يَعْلَمُونَ ظَاهِرًا مِنَ الْحَيوةِ الدُّنْيَا وَهُمْ عَنِ الْاخِرَةِ هُمْ غَافِلُونَ

(7) ya’lemune zahiram minel hayatid dünya ve hüm anil ahirati hüm ğafilun
Onlar dış yüzünü bilirler dünya hayatının ve onlar âhiretten gafildirler

1. ya’lemûne : biliyorlar, bilirler
2. zâhiren : zahir olan, görünen
3. min : dan
4. el hayâti ed dunyâ : dünya hayatı
5. ve hum : ve onlar
6. anil âhıreti (an el âhireti) : ahiretten
7. hum : onlar
8. gâfilûne : gâfil olanlar

٨

اَوَ لَمْ يَتَفَكَّرُوا فى اَنْفُسِهِمْ مَا خَلَقَ اللّهُ السَّموَاتِ وَالْاَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا اِلَّا بِالْحَقِّ وَاَجَلٍ مُسَمًّى وَاِنَّ كَثيرًا مِنَ النَّاسِ بِلِقَاءِ رَبِّهِمْ لَكَافِرُونَ

(8) e ve lem yetefekkeru fi enfüsihim ma halekallahüs semavati vel erda ve ma beynehüma illa bil hakkı ve ecelim müsemma ve inne kesiram minen nasi bi likai rabbihim le kafirun
Dönüp düşünmediler mi? onlar nefislerinde Allah (boş yere) yaratmadı gökleri, yeri ve ikisinin arasındakileri ancak hak ile ve tayin edilen bir zaman için kesinlikle insanların çoğu Rablerine kavuşmayı inkâr ederler

1. e ve lem yetefekkerû : ve tefekkür etmiyorlar mı, düşünmüyorlar mı
2. fî enfusi-him : kendi nefsleri hakkında
3. mâ halaka : yaratmadı
4. allâhu : Allah
5. es semâvâti : semalar, gökler
6. ve el arda : ve arz, yeryüzü, yer
7. ve mâ : ve şeyler
8. beyne-humâ : ikisinin arasında
9. illâ : den başka
10. bi el hakkı : hak ile
11. ve ecelin : ve ecel, zaman, süre
12. musemmen : isimlendirilmiş, belirlenmiş
13. ve inne : ve muhakkak
14. kesîran : çok
15. min en nâsi : insanlardan
16. bi likâi : mülâki olmayı, Allah’a ulaşmayı
17. rabbi-him : onların Rab’leri
18. le : elbette, mutlaka, kesin olarak
19. kâfirûne : inkâr edenler

٩

اَوَلَمْ يَسيرُوا فِى الْاَرْضِ فَيَنْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذينَ مِنْ قَبْلِهِمْ كَانُوا اَشَدَّ مِنْهُمْ قُوَّةً وَاَثَارُوا الْاَرْضَ وَعَمَرُوهَا اَكْثَرَ مِمَّا عَمَرُوهَا وَجَاءَتْهُمْ رُسُلُهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ فَمَا كَانَ اللّهُ لِيَظْلِمَهُمْ وَلكِنْ كَانُوا اَنْفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ

(9) e ve lem yesiru fil ardi fe yenzuru keyfe kane akibetül lezine min kablihim kanu eşedde minhüm kuvvetev ve esarul erda ve ameruha eksera mimma ameruha ve caethüm rusülühüm bil beyyinat fema kanellahü li yazlimehüm ve lakin kanu enfüsehüm yazlimun
Gezip bir bakmadılar mı? onlar yeryüzüne akıbeti nice olmuş kendilerinden öncekilerin daha şiddetli idiler kuvvetçe kendilerinden ve arzın (üzerinde) eserlerini (aktarmışlar) onu imar etmişlerdi bunların imarından daha çok onlara gelmişti resullerimiz açık delillerle Allah onlara zulüm etmiyordu lâkin onlar kendilerine zulüm ediyorlardı

1. e : mı
2. ve : ve
3. lem yesîrû : dolaşmıyorlar
4. fî el ardı : yeryüzünde
5. fe : artık
6. yenzurû : baksınlar
7. keyfe : nasıl
8. kâne : oldu
9. âkıbetu : akıbet, sonuç
10. ellezîne : onlar
11. min kabli-him : onlardan önce
12. kânû : oldular
13. eşedde : daha kuvvetli, daha güçlü
14. min-hum : onlardan
15. kuvveten : kuvvet bakımından
16. ve esârû : ve alt üst ettiler
17. el arda : arz, yer, toprak
18. ve amerû-hâ : ve onu imar ettiler
19. eksera : daha çok
20. mimmâ (min mâ) : onlardan, şeyden
21. amerû-hâ : onu imar ettiler
22. ve câet-hum : ve onlara geldi
23. rusulu-hum : onların resûlleri
24. bi : ile
25. el beyyinâti : beyyineler, ispat vasıtaları, deliller
26. fe : artık, o taktirde
27. mâ kâne : olmadı
28. allâhu : Allah
29. li : için
30. yazlime-hum : onlara zulmediyor
31. ve lâkin : ve lâkin, fakat
32. kânû : oldular
33. enfuse-hum : kendi nefsleri
34. yazlimûne : zulmediyorlar

١٠

ثُمَّ كَانَ عَاقِبَةَ الَّذينَ اَسَاؤُا السُّواى اَنْ كَذَّبُوا بِايَاتِ اللّهِ وَكَانُوا بِهَا يَسْتَهْزِؤُنَ

(10) sümme kane akibetellezine esaüs sua en kezzebu bi ayatillahi ve kanu biha yestehziun
Sonra oldu! fenalık yapanların akıbeti çok kötü. Yalanladılar Allah’ın ayetlerini ve onunla alay ediyorlardı

1. summe : sonra
2. kâne : oldu
3. âkıbete : akıbet, sonuç
4. ellezîne : onlar
5. esâu : kötülük, fenalık yapanlar
6. es sûâ : en kötü, çok kötü
7. en kezzebû : yalanlamak, tekzip etmek
8. bi âyâtillâhi (âyâti allâhi) : Allah’ın âyetlerini
9. ve : ve
10. kânû : oldular
11. bihâ : onunla
12. yestehziûne : alay ediyorlar

 

١١

اَللّهُ يَبْدَؤُا الْخَلْقَ ثُمَّ يُعيدُهُ ثُمَّ اِلَيْهِ تُرْجَعُونَ

(11) allahü yebdeül halka sümme yüiydühu sümme ileyhi türceun
Allah ilk olarak yarattı sonra onu tekrarlar sonra o’na döndürülürsünüz

1. allâhu : Allah
2. yebdeu : ilk olarak başlar
3. el halka : yaratış, yaratma
4. summe : sonra
5. yuîdu-hu : onu geri çevirir, eski haline iade eder
6. summe : sonra
7. ileyhi : ona
8. turceûne : döndürülürsünüz

١٢

وَيَوْمَ تَقُومُ السَّاعَةُ يُبْلِسُ الْمُجْرِمُونَ

(12) ve yevme tekumüs saatü yüblisül mücrimun
O gün kıyamet kopar mücrimler ümitsizliğe düşüp susar.

1. ve yevme : ve o gün
2. tekûmu : olur, vuku bulur
3. es sâatu : o saat (kıyâmetin kopma vakti)
4. yublisu : ümidi keserler
5. el mucrimûne : suçlular, günahkârlar

١٣

وَلَمْ يَكُنْ لَهُمْ مِنْ شُرَكَاءِهِمْ شُفَعؤُا وَكَانُوا بِشُرَكَاءِهِمْ كَافِرينَ

(13) ve lem yekül lehüm min şürakaihim şüfeaü ve kanu bi şürakaihim kafirin
Kendilerine yoktur şirk koşanlardan şefaatçi ortaklarını da inkâr ederler

1. ve : ve
2. lem yekun : olmaz
3. lehum : onların
4. min : dan
5. şurekâi-him : onların ortakları, şirk koştukları
6. şufeâû : şefaat edenler
7. ve kânû : ve oldular
8. bi : ile
9. şurekâi-him : onların ortakları, şirk koştukları
10. kâfirîne : inkâr edenler

١٤

وَيَوْمَ تَقُومُ السَّاعَةُ يَوْمَءِذٍ يَتَفَرَّقُونَ

(14) ve yevme tekumüs saatü yevmeiziy yeteferrakun
O gün kıyamet kopar, o gün ayrılırlar

1. ve yevme : ve o gün
2. tekûmu : olur, vuku bulur
3. es sâatu : o saat (kıyâmetin kopma vakti)
4. yevme izin : izin günü
5. yeteferrakûne : fırkalara ayrılırlar

١٥

فَاَمَّا الَّذينَ امَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فَهُمْ فى رَوْضَةٍ يُحْبَرُونَ

(15) fe emmellezine amenu ve amilus salihati fe hüm fi ravdatiy yuhberun
İman edip yararlı işler yapanlar ise, onlar bir bahçede neşelenirler

1. fe : artık, böylece
2. emme : ama, fakat
3. ellezîne : onlar
4. âmenû : âmenû olanlar, Allah’a ulaşmayı dileyenler
5. ve amilû es sâlihâti : ve salih amel, nefs tezkiyesi
6. fe : artık, böylece
7. hum : onlar
8. fî ravdatin : bahçede
9. yuhberune : sevindirilirler

Sayfa:405

١٦

وَاَمَّا الَّذينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِايَاتِنَا وَلِقَاءِ الْاخِرَةِ فَاُولءِكَ فِى الْعَذَابِ مُحْضَرُونَ

(16) ve emmellezine keferu ve kezzebu bi ayatina ve likail ahirati fe ülaike fil azabi muhdarun
Küfredip yalanlayanlara gelince ayetlerimize ve âhirete kavuşmayı yalanlayanlara işte onlar azabın içinde hazır olacaklardır

1. ve : ve
2. emmâ : ama, fakat
3. ellezîne : o kimseler, onlar
4. keferû : inkâr etti
5. ve kezzebû : ve tekzip etti, yalanladı
6. bi âyâti-nâ : âyetlerimizi
7. ve likâi : ve ulaşma
8. el âhıreti : ahir, sonraki, ahiret, Allah’a (ulaşma)
9. fe : artık, böylece, işte
10. ulâike : onlar
11. : içinde
12. el azâbi : azap
13. muhdarûne : hazır bulundurulanlar

١٧

فَسُبْحَانَ اللّهِ حينَ تُمْسُونَ وَحينَ تُصْبِحُونَ

(17) fe sübhanellahi hiyne tübsune ve hiyne tusbihun
O halde Allah’ı tesbih edin akşamladığınız zaman ve sabahladığınız zaman

1. fe : artık, öyleyse
2. subhâne : tenzih et, münezzeh kıl (o sübhandır de), tesbih et
3. allâhi : Allah
4. hîne : o vakit, o zaman
5. tumsûne : akşam vaktine girdiniz
6. ve hîne : ve o vakit, o zaman
7. tusbıhûne : sabahladınız, sabah vaktine girdiniz

١٨

وَلَهُ الْحَمْدُ فِى السَّموَاتِ وَالْاَرْضِ وَعَشِيًّا وَحينَ تُظْهِرُونَ

(18) ve lehül hamdü fis semavati vel erdi ve aşiyyev ve hiyne tuzhirun
Hamd O’nadır semalar da ve arzda. (tesbih edin) İkindin ve ögle vaktinde de.

1. ve lehu : ve ona aittir
2. el hamdu : hamd
3. : içinde
4. es semâvâti : semalar, gökler
5. ve el ardı : ve arz, yer
6. ve aşiyyen : ve gündüzün sonu, ikindi vakti
7. ve hîne : ve o vakit, o zaman
8. tuzhırûne : öğle vaktine girdiniz

١٩

يُخْرِجُ الْحَىَّ مِنَ الْمَيِّتِ وَيُخْرِجُ الْمَيِّتَ مِنَ الْحَىِّ وَيُحْيِ الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا وَكَذلِكَ تُخْرَجُونَ

(19) yuhricül hayye minel meyyiti ve yuhricül meyyite minel hayyi ve yuhyil erda ba’de mevtiha ve kezalike tuhracun
Ölüden diriyi çıkarır ve diriden ölüyü çıkarır ve arza hayat verir ölümden sonra siz de böyle çıkarılacaksınız

1. yuhricu : çıkarır
2. el hayye : diri, canlı
3. min el meyyiti : ölüden
4. ve yuhricu : ve çıkarır
5. el meyyite : ölü
6. min el hayyi : diriden, canlıdan
7. ve yuhyi : ve diriltir, hayat verir
8. el arda : arz, yer
9. ba’de : sonra
10. mevti-hâ : onun ölümü
11. ve kezâlike : ve işte bunun gibi, böylece
12. tuhrecûne : çıkarılacaksınız

٢٠

وَمِنْ ايَاتِه اَنْ خَلَقَكُمْ مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ اِذَا اَنْتُمْ بَشَرٌ تَنْتَشِرُونَ

(20) ve min ayatihi en halekaküm min türabin sümme iza entüm beşerun tenteşirun
O’nun mucizelerinden (biri de) sizi topraktan yaratması sonra sizi beşer olarak (var edip), yaymasıdır

1. ve min âyâti-hi : ve onun âyetlerinden
2. en halaka-kum : sizi yaratması
3. min turâbin : topraktan
4. summe : sonra
5. izâ : olduğu zaman, olunca
6. entum : siz
7. beşerun : bir beşer, bir insan
8. tenteşirûne : siz yayılırsınız

٢١

وَمِنْ ايَاتِه اَنْ خَلَقَ لَكُمْ مِنْ اَنْفُسِكُمْ اَزْوَاجًا لِتَسْكُنُوا اِلَيْهَا وَجَعَلَ بَيْنَكُمْ مَوَدَّةً وَرَحْمَةً اِنَّ فى ذلِكَ لَايَاتٍ لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ

(21) ve min ayatihi en haleka leküm min enfüsiküm ezvacel li teskünu ileyha ve ceale beyneküm meveddetev ve rahmeh inne fi zalike le ayatil li kavmiy yetefekkerun
O’nun mucizelerinden (biri de) sizin için yaratmasıdır kendi nefislerinizden zevceler onlarla sükunet bulasınız diye muhabbetiniz için sevgi ve merhametle, şüphesiz bunda ibretler vardır düşünecek bir kavim için

1. ve min âyâti-hi : ve onun âyetlerinden
2. en halaka : yaratması
3. lekum : sizin için
4. min enfusi-kum : sizin nefslerinizden
5. ezvâcen : eşler, zevceler
6. li teskunû : sükûn bulmanız için
7. ileyhâ : ona
8. ve ceale : ve kıldı
9. beyne-kum : sizin aranızda
10. meveddeten : sevgi, muhabbet
11. ve rahmeten : ve rahmet
12. inne : muhakkak ki
13. fî zâlike : işte bunda vardır
14. le : elbette, gerçekten, mutlaka
15. âyâtin : âyetler, mucizeler, deliller
16. li kavmin : bir kavim için
17. yetefekkerûne : tefekkür eden

٢٢

وَمِنْ ايَاتِه خَلْقُ السَّموَاتِ وَالْاَرْضِ وَاخْتِلَافُ اَلْسِنَتِكُمْ وَاَلْوَانِكُمْ اِنَّ فى ذلِكَ لَايَاتٍ لِلْعَالِمينَ

(22) ve min ayatihi halkus semavati vel erdi vahtilafü elsinetiküm ve elvaniküm inne fi zalike le ayatil lil alimin
O’nun mucizelerinden (biri de) göklerin ve yerin yaratılması çeşitli olmasıdır dillerinizin ve renklerinizin şüphesiz bunda alimler için ibretler (vardır)

1. ve min âyâti-hi : ve onun âyetlerindendir
2. halku : yaratma, yaratış
3. es semâvâti : semalar, gökler
4. ve el ardı : ve arz, yeryüzü
5. vahtilâfu (ve ihtilâfu) : ve muhtelif, çeşitli, farklı
6. elsineti-kum : sizin dilleriniz, lisanlarınız
7. ve elvâni-kum : ve sizin renkleriniz
8. inne : muhakkak ki
9. fî zâlike : işte bunda vardır
10. le : elbette, gerçekten, mutlaka
11. âyâtin : âyetler, mucizeler, deliller
12. li el âlimîne : âlimler için

٢٣

وَمِنْ ايَاتِه مَنَامُكُمْ بِالَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَابْتِغَاؤُكُمْ مِنْ فَضْلِه اِنَّ فى ذلِكَ لَايَاتٍ لِقَوْمٍ يَسْمَعُونَ

(23) ve min ayatihi menamüküm bil leyli ven nehari vebtiğaüküm min fadlih inne fi zalike le ayatil li kavmiy yesmeun
O’nun mucizelerinden (biri de) gece ve gündüz uyumanız o’nun fazlından (rızık) aramanızdır şüphesiz bunda ibret (vardır) dinleyen bir kavim için

1. ve min âyâti-hi : ve onun âyetlerinden
2. menâmu-kum : sizin uyumanız
3. bi el leyli : geceleyin
4. ve en nehâri : ve gündüz
5. vebtigâu-kum (ve ibtigâu-kum) : ve sizin istemeniz
6. min fadli-hi : onun fazlından
7. inne : muhakkak
8. fî zâlike : bunda vardır
9. le : elbette, gerçekten, mutlaka
10. âyâtin : âyetler, mucizeler, deliller
11. li kavmin : bir kavim için
12. yesmeûne : işitirler

٢٤

وَمِنْ ايَاتِه يُريكُمُ الْبَرْقَ خَوْفًا وَطَمَعًا وَيُنَزِّلُ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً فَيُحْي بِهِ الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا اِنَّ فى ذلِكَ لَايَاتٍ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ

(24) ve min ayatihi yürikümül berka havfev ve tameav ve yünezzilü mines semai maen fe yuhyi bihil erda ba’de mevtiha inne fi zalike le ayatil li kavmiy ya’kilun
O’nun mucizelerinden (biri de) size şimşeği gösteriyor, hem korku hem de ümit içinde ve semadan su indiriyor onunla hayat veriyor arza ölümünden sonra şüphesiz bunda aklını kullanan bir kavim için ibretler (vardır)

1. ve min âyâti-hi : ve onun âyetlerinden
2. yurî-kum : size göstermesi
3. el berka : şimşek
4. havfen : korku olarak
5. ve tamaan : ve umut olarak
6. ve yunezzilu : ve indirir
7. min es semâi : semadan, gökten
8. mâen : su
9. fe : böylece, bundan sonra
10. yuhyî : diriltir, hayat verir
11. bihi : onunla
12. el arda : arz, yer, toprak
13. ba’de : sonra
14. mevti-hâ : onun ölümü
15. inne : muhakkak ki
16. fî zâlike : işte bunda vardır
17. le : elbette, gerçekten, mutlaka
18. âyâtin : âyetler, mucizeler, deliller
19. li kavmin : bir kavim için
20. ya’kılûne : akıl ederler

Sayfa:406

٢٥

وَمِنْ ايَاتِه اَنْ تَقُومَ السَّمَاءُ وَالْاَرْضُ بِاَمْرِه ثُمَّ اِذَا دَعَاكُمْ دَعْوَةً مِنَ الْاَرْضِ اِذَا اَنْتُمْ تَخْرُجُونَ

(25) ve min ayatihi en tekumes semaü vel erdu bi emrih sümme iza deaküm da’vetem minel erdi iza entüm tahrucun
O’nun mucizelerinden (biri de) durmasıdır göklerin ve yerin o’nun emri ile sonra o zaman öyle bir çağırış sizi çağırır ki o zaman siz arzdan çıkıverirsiniz

1. ve min : ve den
2. âyâti-hi : onun âyetleri
3. en tekûme : vuku bulması, durması
4. es semâu : sema, gökyüzü
5. ve el ardu : ve arz, yeryüzü, yer
6. bi : ile
7. emiri-hi : onun emri
8. summe : sonra
9. izâ : olduğu zaman
10. deâ-kum : sizi çağırdı
11. da’veten : davet, bir tek davet, bir defa çağırma
12. min : dan
13. el ardı : arz, yer
14. izâ : olduğu zaman
15. entum : siz
16. tahrucûne : çıkacaksınız

٢٦

وَلَهُ مَنْ فِى السَّموَاتِ وَالْاَرْضِ كُلٌّ لَهُ قَانِتُونَ

(26) ve lehu men fis semavati vel ard küllül lehu kanitun
Ne varsa hepsi O’nundur göklerde ve yerde hepsi o’na itaat edicidir

1. ve lehu : ve onun
2. men : kimse, kim
3. : içinde
4. es semâvâti : semalar, gökler
5. ve el ardı : ve arz, yer
6. kullun : bütün, hepsi
7. lehu : ona
8. kânitûne : saygı ile duranlar

٢٧

وَهُوَ الَّذى يَبْدَؤُا الْخَلْقَ ثُمَّ يُعيدُهُ وَهُوَ اَهْوَنُ عَلَيْهِ وَلَهُ الْمَثَلُ الْاَعْلى فِى السَّموَاتِ وَالْاَرْضِ وَهُوَ الْعَزيزُ الْحَكيمُ

(27) ve hüvellezi yebdeül halka sümme yüiydühu ve hüve ehvenü aleyh ve lehül meselül a’la fis semavati vel ard ve hüvel azizül hakim
O’dur (mahlukatı) ilk yaratan sonra bunu tekrarlar bu o’na daha kolaydır en yüce sıfat o’nundur göklerde ve yerde o, güçlü ve hikmet sahibidir

1. ve huve : ve o
2. ellezî : o , ki o
3. yebdeu : (ilk defa) başlatır
4. el halka : yaratma
5. summe : sonra
6. yuîdu-hu : onu iade eder
7. ve huve : ve o
8. ehvenu : daha kolay, çok kolay
9. aleyhi : onun üzerine, ona
10. ve lehu : ve onun, ona ait
11. el meselu : misal, durum, özellik
12. el a’lâ : yüce
13. : içinde, de
14. es semâvâti : semalar, gökler
15. ve el ardı : ve arz, yeryüzü
16. ve huve : ve o
17. el azîzu : çok yüce, üstün
18. el hakîmu : hüküm ve hikmet sahibi

٢٨

ضَرَبَ لَكُمْ مَثَلًا مِنْ اَنْفُسِكُمْ هَلْ لَكُمْ مِنْ مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُكُمْ مِنْ شُرَكَاءَ فى مَا رَزَقْنَاكُمْ فَاَنْتُمْ فيهِ سَوَاءٌ تَخَافُونَهُمْ كَخيفَتِكُمْ اَنْفُسَكُمْ كَذلِكَ نُفَصِّلُ الْايَاتِ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ

(28) darabe leküm meselem min enfüsiküm hel leküm mim ma meleket eymanüküm min şürakae fi ma razaknaküm fe entüm fihi sevaün tehafunehüm ke hiyfetiküm enfüseküm kezalike nüfassilül ayati li kavmiy ya’kılun
Size örnek verdi kendi nefislerinizden sizin için var mı? sahip olduğunuz kölelerinizden ortaklar size rızık olarak verdiğimiz şeylerde bu konuda sizler (onlara) denk olur musunuz? onlardan korkar mısınız? birbirinizden korktuğunuz gibi böylece açıklıyor ayetlerini akıl edecek bir kavime

1. darabe : örnek verdi
2. lekum : size
3. meselen : misal
4. min : den
5. enfusi-kum : sizin nefsleriniz, kendi nefsleriniz
6. hel : var mı, mı
7. lekum : sizin
8. min : dan
9. : şey
10. meleket : malik oldu, sahip oldu
11. eymânu-kum : sağ el, elleriniz
12. min : dan
13. şurekâe : ortaklar
14. : içinde
15. : şeyler
16. rezaknâ-kum : size rızık verdik, rızıklandırdık
17. fe : artık, böylece
18. entum : siz
19. fî-hi : orada, onda
20. sevâun : eşit
21. tehâfûne-hum : onlardan korkarsınız, çekinirsiniz
22. ke : gibi
23. hîfeti-kum : sizin korkmanız, çekinmeniz
24. enfuse-kum : sizin kendiniz, birbiriniz
25. kezâlike : işte böyle, bunun gibi
26. nufassılu : açıklıyoruz
27. el âyâti : âyetler
28. li kavmin : kavim için
29. ya’kılûne : akıl ediyorlar, akıl ederler

٢٩

بَلِ اتَّبَعَ الَّذينَ ظَلَمُوا اَهْوَاءَهُمْ بِغَيْرِ عِلْمٍ فَمَنْ يَهْدى مَنْ اَضَلَّ اللّهُ وَمَا لَهُمْ مِنْ نَاصِرينَ

(29) belit tebeallezine zalemu ehvaehüm bi ğayri ilm fe mey yehdi men edallellah ve ma lehüm min nasirin
Fakat zulüm edenler uydu bilgi sahibi olmaksızın hevalarına artık kim hidayete erdirebilir? Allah’ın şaşırtığını ve onlar için yoktur bir yardım edici de

1. bel : hayır
2. ittebea : tâbî oldu
3. ellezîne : onlar
4. zalemû : zulmettiler
5. ehvâe-hum : onların hevaları, hevesleri
6. bi gayri : başka, olmadan, olmaksızın
7. ilmin : ilim
8. fe : artık, bundan sonra
9. men : kim, kimse
10. yehdî : hidayete erdirir
11. men : kim
12. edalle allâhu : Allah dalâlette bıraktı
13. ve : ve
14. : yoktur
15. lehum : onlar için, onların
16. min : dan
17. nâsırîne : yardımcılar

٣٠

فَاَقِمْ وَجْهَكَ لِلدّينِ حَنيفًا فِطْرَةَ اللّهِ الَّتى فَطَرَ النَّاسَ عَلَيْهَا لَاتَبْديلَ لِخَلْقِ اللّهِ ذلِكَ الدّينُ الْقَيِّمُ وَلكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَايَعْلَمُونَ

(30) fe ekım vecheke lid dini hanifa fitratellahil leti fetaran nase aleyha la tebdile li halkillah zaliked dinül kayyimü ve lakinne ekseran nasi la ya’lemun
O halde yüzünü döndür (o’nun) hanif olan dinine Allah’ın fıtratına (çevir) insanları onun üzerine yaratmıştır değiştiremezler Allah’ın yaratıklarını işte en doğru din budur lâkin insanların çoğu bilmezler

1. fe : artık, öyleyse
2. ekim : ikame et (kıyamda tut)
3. veche-ke : (senin) vechini
4. li ed dîni : dîn için
5. hanîfen : hanif olarak
6. fıtrata allâhi : Allah’ın fıtratı
7. elletî : ki o
8. fatara : yarattı
9. en nâse : insanlar
10. aleyhâ : onun üzerine
11. lâ tebdîle : değişiklik olmaz
12. li halkıllâhi (halkı allâhi) : Allah’ın yaratmasında
13. zâlike : işte bu
14. ed dîn : dîn
15. el kayyimu : kayyum olan, ezelden ebede devam edecek olan
16. ve lâkinne : ve lâkin, fakat
17. eksere : daha çok, çoğu
18. en nâsi : insanlar
19. lâ ya’lemûne : bilmezler

٣١

مُنيبينَ اِلَيْهِ وَاتَّقُوهُ وَاَقيمُوا الصَّلوةَ وَلَا تَكُونُوا مِنَ الْمُشْرِكينَ

(31) münibine ileyhi vettekuhu ve ekıymus salate ve la tekunu minel müşrikin
O’na yönelip itaat edin ve O’ndan sakının ve namazı dosdoğru kılın ve müşriklerden olmayın

1. munîbîne : yönelenler, (yönelin)
2. ileyhi : ona
3. vettekûhu (ve ittekû-hu) : ve ona Allah’a karşı takva sahibi olun
4. ve ekîmû : ve ikame et (kıyamda tut)
5. es salâte : namaz
6. ve lâ tekûnû : ve olmayın
7. min el muşrikîne : müşriklerden

٣٢

مِنَ الَّذينَ فَرَّقُوا دينَهُمْ وَكَانُوا شِيَعًا كُلُّ حِزْبٍ بِمَا لَدَيْهِمْ فَرِحُونَ

(32) minellezine ferraku dinehüm ve kanu şiyea küllü hizbim bima ledeyhim ferihun
O kimseler ki dinlerini parçalayıp fırka fırka olmuşlardır her hizip kendi yanlarında olan ile sevinmektedir

1. min ellezîne : o kimselerden, onlardan
2. ferrakû : fırkalara ayrıldılar
3. dîne-hum : onların dîni
4. ve kânû : ve oldular
5. şiyean : grup, fırka
6. kullu : bütün, hepsi
7. hızbin : hizip, grup
8. bimâ : şeyi
9. ledeyhim : onların yanında
10. ferihûne : sevinirler

Sayfa:407

٣٣

وَاِذَا مَسَّ النَّاسَ ضُرٌّ دَعَوْا رَبَّهُمْ مُنيبينَ اِلَيْهِ ثُمَّ اِذَا اَذَاقَهُمْ مِنْهُ رَحْمَةً اِذَا فَريقٌ مِنْهُمْ بِرَبِّهِمْ يُشْرِكُونَ

(33) ve iza messen nase durrun deav rabbehüm münibine ileyhi sümme iza ezakahüm minhü rahmeten iza ferikum minhüm bi rabbihim yüşrikun
Dokunduğu zaman insanlara bir zarar Rablerine yönelerek yalvarırlar sonra onlara tarafından bir rahmet tattırsa bakarsın onlardan bir kısmı Rablerine ortak koşuyorlar

1. ve izâ messe : ve dokunduğu zaman
2. en nâse : insan
3. durrun : zarar
4. deav : dua ettiler
5. rabbe-hum : Rab’lerine
6. munîbîne : yönelenler
7. ileyhi : ona
8. summe : sonra
9. izâ ezâka-hum : onlara tattırdığı zaman
10. min-hu : ondan
11. rahmeten : rahmet
12. izâ : olduğu zaman, olunca
13. ferîkun : bir grup, bir fırka
14. min-hum : onlardan
15. bi rabbi-him : Rab’lerine
16. yuşrikûne : şirk koşarlar

٣٤

لِيَكْفُرُوا بِمَا اتَيْنَاهُمْ فَتَمَتَّعُوا فَسَوْفَ تَعْلَمُونَ

(34) li yekfüru bima ateynahüm fe temetteu fe sevfe ta’lemun
Nankörlük etsinler verdiklerime zevk edin, yaşayın ilerde bileceksiniz!

1. li yekfurû : inkâr etsinler
2. bimâ : şeyler
3. âteynâ-hum : onlara verdik
4. fe : böylece
5. temetteû : metalansınlar
6. fe : bundan sonra
7. sevfe : yakında
8. ta’lemûne : bileceksiniz

٣٥

اَمْ اَنْزَلْنَا عَلَيْهِمْ سُلْطَانًا فَهُوَ يَتَكَلَّمُ بِمَا كَانُوا بِه يُشْرِكُونَ

(35) em enzelna aleyhim sültanen fe hüve yetekellemü bima kanu bihi yüşrikun
Yoksa onlara bir hüccet indirdik de (Allah’a) şirk koşanları o mu söylüyor?

1. em : yoksa
2. enzelnâ : biz indirdik
3. aleyhim : onlara
4. sultânen : sultan, delil, kitap
5. fe : o zaman, böylece
6. huve : o
7. yetekellemu : söylüyor, söyler
8. bimâ : şey
9. kânû : oldular
10. bihî : ona
11. yuşrikûne : şirk koşuyorlar

٣٦

وَاِذَا اَذَقْنَا النَّاسَ رَحْمَةً فَرِحُوا بِهَا وَاِنْ تُصِبْهُمْ سَيِّءَةٌ بِمَا قَدَّمَتْ اَيْديهِمْ اِذَا هُمْ يَقْنَطُونَ

(36) ve iza ezaknen nase rahmeten ferihu biha ve in tüsibhüm seyyietüm bima kaddemet eydihim izahüm yaknetun
Biz insanlara tattırdığımız zaman bir rahmet, ona seviniyorlar eğer bir musibet isabet ederse kendilerinin daha önce yaptıkları kötülükten dolayı hemen onlar ümitlerini keserler

1. ve izâ ezaknâ : ve tattırdığımız zaman
2. en nâse : insan
3. rahmeten : bir rahmet
4. ferihû : sevinirler, ferahlanırlar
5. bihâ : ona, onunla
6. ve in : ve eğer
7. tusıb-hum : onlara isabet eder
8. seyyietun : kötülük
9. bimâ : şey sebebiyle
10. kaddemet : takdim etti
11. eydî-him : onların elleri
12. izâ : o zaman
13. hum : onlar
14. yaknetûne : ümitsizliğe düşerler

٣٧

اَوَلَمْ يَرَوْا اَنَّ اللّهَ يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَنْ يَشَاءُ وَيَقْدِرُ اِنَّ فى ذلِكَ لَايَاتٍ لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ

(37) e ve lem yerev ennellahe yebsütur rizka li mey yeşaü ve yakdir inne fi zalike le ayatil li kavmiy yü’minun
Görmediler mi? Allah dilediğine rızkı genişletir hem de daraltır gerçekten bunda ibretler (vardır) inanan bir kavim için

1. e ve lem yerev : ve görmüyorlar mı
2. enne : olduğunu
3. allah : Allah
4. yebsutu : genişletir
5. er rızka : rızık
6. li men : kimse için
7. yeşâu : diler
8. ve yakdiru : ve takdir eder
9. inne : muhakkak
10. fî zâlike : bunda vardır
11. le : elbette, gerçekten, mutlaka
12. âyâtin : âyetler
13. li kavmin : bir kavim için
14. yu’minûne : mü’min olan, îmân eden

٣٨

فَاتِ ذَاالْقُرْبى حَقَّهُ وَالْمِسْكينَ وَابْنَ السَّبيلِ ذلِكَ خَيْرٌ لِلَّذينَ يُريدُونَ وَجْهَ اللّهِ وَاُولءِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ

(38) feati zelkurba hakkahu vel miskine vebnes sebil zalike hayrul lillezine yüridune vechellahi ve ülaike hümül müflihun
Akrabaya hakkını verin miskinlere de yolda kalmışa da bu daha hayırlıdır isteyenler için Allah’ın zatını işte onlar felaha erenlerdir

1. fe : öyleyse
2. âti : ver
3. : sahip
4. el kurbâ : yakınlık, yakın olan, akraba
5. hakka-hu : onun hakkı
6. ve el miskîne : ve miskinler, yoksul ihtiyarlar
7. vebnes sebîli (ve ibne es sebîli) : ve yolcular
8. zâlike : işte bunlar
9. hayrun : daha hayırlıdır
10. li : çin
11. ellezîne : o kimseler, onlar
12. yurîdûne : isterler
13. vechallâhi (veche allâhi) : Allah’ın
14. ve ulâike : ve işte onlar
15. hum : onlar
16. el muflihûne : felâha erenler

٣٩

وَمَااتَيْتُمْ مِنْ رِبًا لِيَرْبُوَا فى اَمْوَالِ النَّاسِ فَلَا يَرْبُوا عِنْدَ اللّهِ وَمَا اتَيْتُمْ مِنْ زَكوةٍ تُريدُونَ وَجْهَ اللّهِ فَاُولءِكَ هُمُ الْمُضْعِفُونَ

(39) ve ma ateytüm mir ribel li yerbüve fi emvalin nasi fe la yerbu indellah ve ma ateytüm min zekatin türidune vechellahi fe ülaike hümül mud’ifun
Artış olsun diye verdiğiniz faiz, insanların mallarını arttırmaz Allah katında. Verdiğiniz zekat ise, Allah’ın rızasını isteyerek işte (ecirlerini) kat kat artıranlar bunlardır

1. ve mâ âteytum : ve size verdiğiniz şey
2. min riben : ribadan, faizden
3. li yerbuve : artsın diye
4. : içinde
5. emvâli : mallar
6. en nâsi : insanlar
7. fe : o zaman
8. lâ yerbû : artmaz
9. indallâhi (inde allâhi) : Allah’ın katında
10. ve mâ âteytum : ve sizin verdiğiniz şey
11. min zekâtin : zekâttan
12. turîdûne : istersiniz
13. vechallâhi (veche allâhi) : Allah’ın vechi, yüzü
14. fe : böylece
15. ulâike : işte bunlar
16. hum : onlar
17. el mudıfûne : kat kat arttıranlar

٤٠

اَللّهُ الَّذى خَلَقَكُمْ ثُمَّ رَزَقَكُمْ ثُمَّ يُميتُكُمْ ثُمَّ يُحْييكُمْ هَلْ مِنْ شُرَكَاءِكُمْ مَنْ يَفْعَلُ مِنْ ذلِكُمْ مِنْ شَىْءٍ سُبْحَانَهُ وَتَعَالى عَمَّا يُشْرِكُونَ

(40) allahüllezi halekaküm sümme razekaküm sümme yümitüküm sümme yuhyiküm hel min şürakaiküm mey yefalü min zaliküm min şey’ sübhanehu ve teala amma yüşrikun
Allah o ki, sizi yaratan, sonra rızkınızı veren sonra sizi öldürüp sonra sizi diriltecek var mı? sizin ortak koştuklarınızda bunlardan birini yapacak o subhan’dır çok yücedir onların ortak koştuklarından da

1. allâhullezî (allâhu ellezî) : Allah O ki
2. halaka-kum : sizi yarattı
3. summe : sonra
4. rezeka-kum : size rızık verdi
5. summe : sonra
6. yumîtu-kum : sizi öldürür
7. summe : sonra
8. yuhyî-kum : sizi diriltir
9. hel : mı, var mı
10. min şurekâi-kum : sizin ortaklarınızdan
11. men : kim
12. yef’alu : yapar
13. min zâlikum : bundan
14. min şey’in : bir şeyden
15. subhâne-hu : o sübhandır, münezzehtir
16. ve teâlâ : ve yücedir
17. ammâ : şeylerden
18. yuşrikûne : ortak koşuyorlar

٤١

ظَهَرَ الْفَسَادُ فِى الْبَرِّ وَالْبَحْرِ بِمَا كَسَبَتْ اَيْدِى النَّاسِ لِيُذيقَهُمْ بَعْضَ الَّذى عَمِلُوا لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ

(41) zaheral fesadü fil berri vel bahri bima kesebet eydin nasi li yüzikahüm ba’dallezi amilu leallehüm yarciun
Fesat meydana çıktı karada ve denizde insanların ellerinin işledikleri (günahlar sebebi) ile kendilerine tattırsın yaptıklarının bir kısmını umulur ki onlar dönerler

1. zahare : zahir oldu, ortaya çıktı
2. el fesâdu : fesat
3. fî el berri : karada
4. ve el bahri : ve deniz
5. bimâ : şey sebebiyle
6. kesebet : kazandı
7. eydi : eller
8. en nâsi : insanlar
9. li yuzîka-hum : onlara tattırmak için
10. ba’dallezî (ba’de ellezi) : bir kısmı ki o
11. amilû : yaptılar
12. lealle-hum : umulur ki böylece onlar
13. yerciûne : dönerler

Sayfa:408

٤٢

قُلْ سيرُوا فِى الْاَرْضِ فَانْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذينَ مِنْ قَبْلُ كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُشْرِكينَ

(42) kul siru fil erdi fenzuru keyfe kane akibetül lezine min kabl kane ekseruhüm müşrikin
De ki yeryüzünde gezin, bir bakın akıbeti nice olmuş! (sizden) öncekilerin onların çoğu müşrik idiler

1. kul : de
2. sîrû : dolaşın
3. fî el ardı : yeryüzünde
4. fenzurû (fe unzurû) : öyleyse bakın, görün
5. keyfe : nasıl
6. kâne : oldu
7. âkıbetu : akıbet, son
8. ellezîne : o kimseler, onlar
9. min : dan
10. kablu : önce
11. kâne : oldu
12. ekseru-hum : onların çoğu
13. muşrikîne : müşrikler, şirk koşanlar

٤٣

فَاَقِمْ وَجْهَكَ لِلدّينِ الْقَيِّمِ مِنْ قَبْلِ اَنْ يَاْتِىَ يَوْمٌ لَا مَرَدَّ لَهُ مِنَ اللّهِ يَوْمَءِذٍ يَصَّدَّعُونَ

(43) fe ekım vecheke lid dinil kayyimi min kabli ey ye’tiye yevmül la meradde lehu minellahi yevmeiziy yessaddeun
Yüzünü çevir doğru olan dine gelmezden önce geri çevrilmesi mümkün olmayan gün Allah tarafından o gün bölünüp ayrılırlar

1. fe : öyleyse, artık
2. ekim : ikame et, kıyamda tut
3. veche-ke : senin vechin
4. li ed dîni : dîn için
5. el kayyimi : kayyum, ezelden ebede kadar devam edecek
6. min kabli : önceden
7. en ye’tiye : gelmesi
8. yevmun : gün
9. lâ meredde : reddedilmez, geri çevrilmez, döndürülmez
10. lehu : onun için
11. min allâhi : Allah’tan
12. yevme izin : izin günü
13. yassaddeûne : bölük bölük ayrılırlar

٤٤

مَنْ كَفَرَ فَعَلَيْهِ كُفْرُهُ وَمَنْ عَمِلَ صَالِحًا فَلِاَنْفُسِهِمْ يَمْهَدُونَ

(44) men kefera fealeyhi küfruh ve men amile salihan fe li enfüsihim yemhedun
Kim küfür ederse küfrü kendi aleyhinedir kim de salih amel işlerse kendileri için hazırlamış olurlar

1. men : kim
2. kefere : inkâr etti
3. fe : öyleyse, artık, böylece
4. aleyhi : onun üzerine
5. kufru-hu : onun küfrü, inkârı
6. ve men : ve kim
7. amile sâlihan : salih amel (nefs tezkiyesi) yaptı
8. fe : öyleyse, artık, böylece
9. li : için
10. enfusi-him : kendi nefsleri
11. yemhedûne : hazırlık yaparlar, hazırlık yapıyorlar

٤٥

لِيَجْزِىَ الَّذينَ امَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ مِنْ فَضْلِه اِنَّهُ لَايُحِبُّ الْكَافِرينَ

(45) li yecziyel lezine amenu ve amilus salihati min fadlih innehu la yühibbül kafirin
Mükafatlandıracaktır iman edip salih amel işleyenleri kendi fazlından şüphesiz O, kâfirleri sevmez

1. li : için
2. yecziye : mükâfatlandırır
3. ellezîne : o kimseler, onlar
4. âmenû : âmenû olanlar, Allah’a ulaşmayı dileyenler
5. ve amilû es sâlihâti : ve salih amel, nefsi islâh edici amel yani nefs tezkiyesi yaparlar
6. min : dan
7. fadli-hi : onun fazlı
8. inne-hu : muhakkak o
9. lâ yuhıbbu : sevmez
10. el kâfirîne : kâfirler

٤٦

وَمِنْ ايَاتِه اَنْ يُرْسِلَ الرِّيَاحَ مُبَشِّرَاتٍ وَلِيُذيقَكُمْ مِنْ رَحْمَتِه وَلِتَجْرِىَ الْفُلْكُ بِاَمْرِه وَلِتَبْتَغُوا مِنْ فَضْلِه وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُروُنَ

(46) ve min ayatihi ey yürsiler riyaha mübeşşirativ ve liyüzikaküm mir rahmetihi ve litecriyel fülkü bi emrihi ve li tebteğu min fadlihi ve lealleküm teşkürun
O’nun mucizelerinden (biri de) göndermesidir rüzgarları müjdeleyici olarak rahmetinden size tattırmak için gemileri o’nun emri ile yüzdürmesi arayasınız diye o’nun fazlından umulur ki siz şükür edersiniz

1. ve min âyâti-hi : ve onun âyetlerinden
2. en yursile : göndermesi
3. er riyâha : rüzgârlar
4. mubeşşirâtin : müjdeleyiciler olarak
5. ve li yuzîka-kum : ve size tattırması için
6. min rahmeti-hi : onun rahmetinden
7. ve li tecriye : ve akması, yürümesi için
8. el fulku : gemiler
9. bi emri-hi : onun emri ile
10. ve li tebtegû : ve aramanız için
11. min fadli-hi : onun fazlından
12. ve lealle-kum : ve böylece siz, umulur ki siz
13. teşkurûne : şükredersiniz

٤٧

وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ رُسُلًا اِلى قَوْمِهِمْ فَجَاؤُهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ فَانْتَقَمْنَا مِنَ الَّذينَ اَجْرَمُوا وَكَانَ حَقًّا عَلَيْنَا نَصْرُ الْمُؤْمِنينَ

(47) ve le kad erselna min kablike rusülen ila kavmihim fe cauhüm bil beyyinati fentekamna minellezine ecramu ve kane hakkan aleyna nasrul mü’minin
Yemin olsun gönderdik biz senden önce bir çok resulleri kavimlerine nihayet onlara açık delillerle geldiler bunun üzerine intikam aldık günah işleyenlerden bizim üzerimize bir hak oldu mü’minlere yardım etmek

1. ve lekad : ve andolsun
2. erselnâ : biz gönderdik
3. min kabli-ke : senden önce
4. rusulen : resûller
5. ilâ : için, …e
6. kavmi-him : onların kavmi
7. fe : böylece, artık
8. câû-hum bi : onlara getirdiler
9. el beyyinâti : beyyineler, kesin deliller
10. fentekamnâ (fe intekamnâ) : böylece, bunun üzerine intikam aldık
11. min : dan
12. ellezîne : o kimseler, onlar
13. ecramû : suçlular, günahkârlar
14. ve kâne : ve oldu
15. hakkan : hak
16. aleynâ : bizim üzerimize
17. nasru : yardım
18. el mu’minîne : mü’minler

٤٨

اَللّهُ الَّذى يُرْسِلُ الرِّيَاحَ فَتُثيرُ سَحَابًا فَيَبْسُطُهُ فِى السَّمَاءِ كَيْفَ يَشَاءُ وَيَجْعَلُهُ كِسَفًا فَتَرَى الْوَدْقَ يَخْرُجُ مِنْ خِلَالِه فَاِذَا اَصَابَ بِه مَنْ يَشَاءُ مِنْ عِبَادِه اِذَا هُمْ يَسْتَبْشِرُونَ

(48) allahüllezi yürsilür riyaha fe tüsiru sehaben fe yebsütuhu fis semai keyfe yeşaü ve yec’alühu kisefen feteral vedka yahrucü min hilalih fe iza esabe bihi mey yeşaü min ibadihi izahüm yestebşirun
Allah o’dur ki rüzgarı gönderir de bulutu sürükler nihayet onu yayar gökyüzünde dilediği gibi ve onu parça parça yapar derken yağmuru görürsün (bulutların) arkasından çıkar nihayet onu isabet ettirdiğin zaman kullarından istediğine o zaman onlar sevinirler

1. allâhu : Allah
2. ellezî : o kimseler, onlar, o
3. yursilu : gönderir
4. er riyâha : rüzgârlar
5. fe : böylece, sonra
6. tusîru : sürükler, hareket ettirir
7. sehâben : bulutlar
8. fe : böylece, sonra
9. yebsutu-hu : onu yayar, dağıtır
10. fî es semâi : semada, gökte
11. keyfe : nasıl
12. yeşâu : diler
13. ve yec’alu-hu : ve onu kılar, yapar
14. kisefen : kısım kısım, kısımlar
15. fe : böylece, sonra
16. terâ : görürsün
17. el vedka : yağmur
18. yahrucu : çıkar
19. min hılâli-hî : onun arasından
20. fe : böylece, sonra
21. izâ esâbe : isabet ettirdiği zaman
22. bi-hi : ona
23. men yeşâu : dilediği kimse
24. min ibâdi-hî : onun kullarından
25. izâ : olduğu zaman
26. hum : onlar
27. yestebşirûne : sevinirler

٤٩

وَاِنْ كَانُوا مِنْ قَبْلِ اَنْ يُنَزَّلَ عَلَيْهِمْ مِنْ قَبْلِه لَمُبْلِسينَ

(49) ve in kanu min kabli ey yünezzele aleyhim min kablihi le müblisin
Halbuki onlar üzerlerine yağmur indirilmezden önce ümitlerini kesmişlerdi

1. ve in : ve eğer
2. kânû : oldular
3. min kabli : önceden, önce
4. en yunezzele : indirilmesi
5. aleyhim : onlara
6. min kabli-hi : ondan önce
7. le : elbette, gerçekten
8. mublisîne : ümitlerini kesenler

٥٠

فَانْظُرْ اِلى اثَارِ رَحْمَتِ اللّهِ كَيْفَ يُحْيِ الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا اِنَّ ذلِكَ لَمُحْيِ الْمَوْتى وَهُوَ عَلى كُلِّ شَىْءٍ قَديرٌ

(50) fenzur ila asari rahmetillahi keyfe yuhyil erda ba’da mevtiha inne zalike le muhyil mevta ve hüve ala külli şey’in kadir
Bir baksana Allah’ın rahmet eserlerine nasıl diriltiyor! yeryüzünü ölümden sonra şüphesiz (o) ölüleri böylece diriltir o, her şeye kadirdir

1. fenzur (fe unzur) : bak
2. ilâ âsâri : eserlere
3. rahmetillâhi (rahmeti allâhi) : Allah’ın rahmeti
4. keyfe : nasıl
5. yuhyi : diriltir
6. el arda : arz, yeryüzü
7. ba’de : sonra
8. mevti-hâ : onun ölümü
9. inne : muhakkak
10. zâlike : işte bu
11. le : elbette, gerçekten
12. muhyî : dirilten
13. el mevtâ : ölüler
14. ve huve : ve o
15. alâ : üzerine, …a, …e
16. kulli şey’in : herşey
17. kadîrun : kaadir, gücü yeten

Sayfa:409

٥١

وَلَءِنْ اَرْسَلْنَا ريحًا فَرَاَوْهُ مُصْفَرًّا لَظَلُّوا مِنْ بَعْدِه يَكْفُرُونَ

(51) ve lein erselna rihan fe raevhü musferral lezallu mim ba’dihi yekfürun
Yemin olsun, biz bir rüzgar göndersek o nebatın sararmış olduğunu görseler onun arkasından küfranı nimet ederler

1. ve : ve
2. le : mutlaka
3. in : eğer
4. erselnâ : biz gönderdik
5. rîhan : rüzgâr
6. fe : böylece
7. raev-hu : onu gördü
8. musfarren : sararmış olan
9. le : mutlaka
10. zallû : olurlar, devam ederler
11. min : dan
12. ba’di-hi : ondan sonra
13. yekfurûne : inkâr ederler

٥٢

فَاِنَّكَ لَا تُسْمِعُ الْمَوْتى وَلَا تُسْمِعُ الصُّمَّ الدُّعَاءَ اِذَا وَلَّوْا مُدْبِرينَ

(52) fe inneke la tüsmiul mevta ve la tüsmius summed düae iza vellev müdbirin
Artık sen ölülere işittiremezsin duyuramazsın davetini sağırlara da arkalarını dönmüş giderlerken

1. fe : o zaman
2. inne-ke : muhakkak ki sen
3. lâ tusmiu : duyuramazsın, işittiremezsin
4. el mevtâ : ölüler
5. ve lâ tusmiu : ve duyuramazsın, işittiremezsin
6. es summe : sağırlar
7. ed duâe : çağrı, davet
8. izâ vellev : döndükleri zaman
9. mudbirîne : arkalarına dönenler

٥٣

وَمَا اَنْتَ بِهَادِ الْعُمْىِ عَنْ ضَلَالَتِهِمْ اِنْ تُسْمِعُ اِلَّا مَنْ يُؤْمِنُ بِايَاتِنَا فَهُمْ مُسْلِمُونَ

(53) ve ma ente bihadil umyi an dalaletihim in tüsmiu illa mey yü’minü bi ayatina fehüm müslimun
Sen yol gösterecek değilsin körlere de sapkınlıklarından (ayırıp) ancak duyurabilirsin bizim ayetlerimize iman edip müslüman olanlara

1. ve mâ : ve değil
2. ente : sen
3. bi hâdi : hidayete ulaştırıcı
4. el umyi : kör
5. an dalâleti-him : onların dalâletlerinden
6. in : eğer, ancak
7. tusmiu : işittirebilirsin, duyurabilirsin
8. illâ : ancak, sadece
9. men : kimse
10. yu’minu : mü’min olan, îmân eden
11. bi âyâti-nâ : âyetlerimize
12. fe hum : böylece onlar, işte onlar
13. muslimûne : teslim olanlar, müslümanlar

٥٤

اَللّهُ الَّذى خَلَقَكُمْ مِنْ ضَعْفٍ ثُمَّ جَعَلَ مِنْ بَعْدِ ضَعْفٍ قُوَّةً ثُمَّ جَعَلَ مِنْ بَعْدِ قُوَّةٍ ضَعْفًا وَشَيْبَةً يَخْلُقُ مَا يَشَاءُ وَهُوَ الْعَليمُ الْقَديرُ

(54) allahüllezi halekaküm min da’fin sümme ceale mim ba’di da’fin kuvveten sümme ceale mim ba’di kuvvetin da’fev ve şeybeh yahlüku ma yeşau ve hüvel alimül kadir
Allah O ki sizi zayıf olarak yaratmış sonra vermiş bu zayıflığın arkasında bir kuvvet sonra bu kuvvetin arkasından getirmiştir zayıflık ve ihtiyarlık hali o, dilediğini yaratır o, bilen, kudret sahibidir

1. allâhu : Allah
2. ellezî : ki o
3. halaka-kum : sizi yarattı
4. min da’fin : güçsüz, zayıf (bir şeyden)
5. summe : sonra
6. ceale : yarattı, kıldı
7. min ba’di : sonradan, sonra
8. da’fin : güçsüz, zayıf
9. kuvveten : kuvvet, güç
10. summe : sonra
11. ceale : kıldı, verdi
12. min ba’di : sonradan, sonra
13. kuvvetin : kuvvet, güç
14. da’fen : zayıflık, kuvvetsizlik
15. ve şeybeten : ve yaşlılık
16. yahluku : yaratır
17. mâ yeşâu : dilediğini
18. ve huve : ve o
19. el alîmu : en iyi bilen
20. el kadîru : kaadir olan, gücü yeten

٥٥

وَيَوْمَ تَقُومُ السَّاعَةُ يُقْسِمُ الْمُجْرِمُونَ مَالَبِثُوا غَيْرَ سَاعَةٍ كَذلِكَ كَانُوا يُؤْفَكُونَ

(55) ve yevme teumüs saatü yuksimül mücrimune ma lebisu ğayra saah kezalike kanu yü’fekun
O gün kıyamet kopar, mücrimler yemin eder bir saatten başka kalmadıklarına böyleyken çevrilip duruyorlar

1. ve yevme : ve o gün
2. tekûmu : olur, gerçekleşir
3. es sâatu : saat (kıyâmet saati, kıyâmetin vakti)
4. yuksimu : yemin eder
5. el mucrimûne : mücrimler, suçlular
6. mâ lebisû : kalmadılar
7. gayra : başka (fazla), dışında
8. sâatin : bir saat
9. kezâlike : böylece
10. kânû : oldular
11. yu’fekûne : döndürülüyorlar

٥٦

وَقَالَ الَّذينَ اُوتُوا الْعِلْمَ وَالْايمَانَ لَقَدْ لَبِثْتُمْ فى كِتَابِ اللّهِ اِلى يَوْمِ الْبَعْثِ فَهذَا يَوْمُ الْبَعْثِ وَلكِنَّكُمْ كُنْتُمْ لَاتَعْلَمُونَ

(56) ve kalellezine utül ilme vel imane le kad lebistüm fi kitabillahi ila yevmil ba’si fe haza yevmül ba’si ve lakinneküm küntüm la ta’lemun
Kendilerine diyecek, ilim verilenler ve iman (edenler) yemin olsun ki siz Allah’ın kitabında durdunuz diriliş gününe kadar işte diriliş günü budur lâkin siz (bunu) bilmiyordunuz

1. ve kâle : ve dedi
2. ellezîne : o kimseler, onlar
3. ûtû : verilenler
4. el ilme : ilim
5. ve el îmâne : ve îmân
6. lekad : andolsun ki
7. lebistum : siz kaldınız
8. : içinde, de
9. kitâbi allâhi : Allah’ın Kitab’ı
10. ilâ yevmi : güne kadar
11. el ba’si : beas edilme, yeniden dirilme
12. fe hâzâ : işte bu
13. yevmu : gün
14. el ba’si : dirilme
15. ve lâkinne-kum : ve lâkin siz, fakat siz
16. kuntum : siz oldunuz
17. lâ ta’lemûne : siz bilmiyorsunuz

٥٧

فَيَوْمَءِذٍ لَا يَنْفَعُ الَّذينَ ظَلَمُوا مَعْذِرَتُهُمْ وَلَاهُمْ يُسْتَعْتَبُونَ

(57) fe yevmeizil la yenfeul lezine zalemu ma’ziratühüm ve la hüm yüsta’tebun
O gün fayda vermez zulüm edenlere mazeretleri ve onlara ayrıcalık gösterilmez

1. fe : o zaman
2. yevme : gün
3. izin : izin
4. lâ yenfeu : fayda vermeyecek
5. ellezîne : onlar
6. zalemû : zulmedenler
7. ma’ziratu-hum : onların mazeretleri
8. ve lâ : ve yoktur, olmaz
9. hum : onlar
10. yusta’tebûne : onlardan razı etmeleri istenir

٥٨

وَلَقَدْ ضَرَبْنَا لِلنَّاسِ فى هذَا الْقُرْانِ مِنْ كُلِّ مَثَلٍ وَلَءِنْ جِءْتَهُمْ بِايَةٍ لَيَقُولَنَّ الَّذينَ كَفَرُوا اِنْ اَنْتُمْ اِلَّا مُبْطِلُونَ

(58) ve le kad darabna lin nasi fi hazel kur’ani min külli mesel ve lein ci’tehüm bi ayatil leyekulennellezine keferu in entüm illa mübtilun
Yemin olsun biz insanlara misal getirdik bu kur’an da her türlü meselelerden yine yemin olsun ki, sen onlara (başka) bir ayet getirsen küfredenler mutlaka diyecekler ”siz boş şeylerle uğraşıyorsunuz”

1. ve lekad : ve andolsun
2. darebnâ : biz örnekler, misaller verdik
3. li en nâsi : insanlar için, insanlara
4. : içinde
5. hâzâ : bu
6. el kur’âni : Kur’ân
7. min kulli meselin : bütün meselelerden
8. ve le : ve mutlaka
9. in : eğer
10. ci’te-hum bi : onlara getirdin
11. âyetin : bir âyet
12. le : mutlaka
13. yekûle : derler
14. enne ellezîne : muhakkak o kimseler, onlar
15. keferû : inkâr ettiler
16. in : eğer, ancak
17. entum : siz
18. illâ : ancak, sadece
19. mubtılûne : bâtılla uğraşan kimseler

٥٩

كَذلِكَ يَطْبَعُ اللّهُ عَلى قُلُوبِ الَّذينَ لَايَعْلَمُونَ

(59) kezalike yatbeullahü ala kulubil lezine la ya’lemun
Böylece Allah mühürledi kalplerini gerçeği bilmeyenlerin

1. kezâlike : böylece, işte böyle
2. yatbaullâhu (yatbau allâhu) : Allah tabeder, mühürler
3. alâ : üzerini
4. kulûbi : kalpler
5. ellezîne : o kimseler, onlar
6. lâ ya’lemûne : bilmezler

٦٠

فَاصْبِرْ اِنَّ وَعْدَ اللّهِ حَقٌّ وَلَا يَسْتَخِفَّنَّكَ الَّذينَ لَايُوقِنُونَ

(60) fasbir inne va’dellahi hakkuv ve la yestehiffennekel lezine la yukinun
Sabret şüphesiz Allah’ın vaadi haktır. seni gevşekliğe sürmesinler! kesin iman etmeyenler

1. fâsbir (fe isbir) : o zaman, artık, öyleyse sabret
2. inne : muhakkak ki
3. va’dallâhi (va’de allâhi) : Allah’ın vaadi
4. hakkun : haktır
5. ve lâ yestehıffenneke : ve sakın seni hafifliğe sürüklemesin
6. ellezîne : o kimseler, onlar
7. lâ yûkınûne : yakîn hasıl etmeyenler, kesin olarak inanmayanlar

31-LOKMAN

Sayfa:410

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ

١

ال م

(1) elif lam min
elif- lâmmim

٢

تِلْكَ ايَاتُ الْكِتَابِ الْحَكيمِ

(2) tilke ayatül kitâbil hakim
Bunlar ayetleridir hikmetli kitabın

1. tilke : bu
2. âyâtu : âyetler
3. el kitâbi : kitap
4. el hakîmi : hakîm, hikmet ve hüküm sahibi

٣

هُدًى وَرَحْمَةً لِلْمُحْسِنينَ

(3) hüdev ve rahmetel lil muhsinin
Bir hidayet ve rahmettir güzel iş yapanlar için

1. huden : bir hidayet
2. ve rahmeten : ve rahmet
3. li el muhsinîne : muhsinler için

٤

اَلَّذينَ يُقيمُونَ الصَّلوةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكوةَ وَهُمْ بِالْاخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ

(4) ellezine yükiymunes salate ve yü’tunez zekate ve hüm bil ahirati hüm yukinun
Onlar ki namazı dosdoğru kılarlar zekatı verirler onlar âhirete yakın bir imanla inanırlar

1. ellezîne : o kimseler, onlar
2. yukîmûne : ikame ederler
3. es salâte : namaz
4. ve yu’tûne : ve verirler
5. ez zekâte : zekât
6. ve hum : ve onlar
7. bi el âhıreti : ahirete
8. hum : onlar
9. yûkinûne : kesin olarak inanırlar

٥

اُولءِكَ عَلى هُدًى مِنْ رَبِّهِمْ وَاُولءِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ

(5) ülaike ala hüdem mir rabbihim ve ülaike hümül müflihun
İşte bunlar Rablerinden gelen bir hidayet üzerindedirler işte bunlar felaha erenlerdir

1. ulâike : işte onlar
2. alâ huden : hidayet üzerinde
3. min rabbi-him : Rab’lerinden
4. ve ulâike : ve işte onlar
5. hum : onlar
6. el muflihûne : felâha erenler

٦

وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَشْتَرى لَهْوَ الْحَديثِ لِيُضِلَّ عَنْ سَبيلِ اللّهِ بِغَيْرِ عِلْمٍ وَيَتَّخِذَهَا هُزُوًا اُولءِكَ لَهُمْ عَذَابٌ مُهينٌ

(6) ve minen nasi mey yeşteri lehvel hadisi li yüdille an sebilillahi bi ğayri ilmiv ve yettehizeha hüzüva ülaike lehüm azabüm mühin
İnsanlardan öylesi var ki, laf eğlencesi satın alır Allah yolundan saptırmak için ilmi olmadığı halde ve onu eğlence yerine tutmak (için) işte onlar için küçük düşürücü bir azap (vardır)

1. ve min : ve dan
2. en nâsi : insanlar
3. men : kimse
4. yeşterî : satın alırlar
5. lehve : boş, lüzumsuz şeyler
6. el hadîsi : söz
7. li yudılle : saptırmak için
8. an sebîli allâhi : Allah’ın yolundan
9. bi gayri : olmaksızın
10. ilmin : ilim
11. ve yettehıze-hâ : ve onu edinirler
12. huzuven : eğlence, alay konusu
13. ulâike : işte onlar
14. lehum : onlar için
15. azâbun : azap
16. muhînun : muhin, aşağılayıcı

٧

وَاِذَا تُتْلى عَلَيْهِ ايَاتُنَا وَلّى مُسْتَكْبِرًا كَاَنْ لَمْ يَسْمَعْهَا كَاَنَّ فى اُذُنَيْهِ وَقْرًا فَبَشِّرْهُ بِعَذَابٍ اَليمٍ

(7) ve iza tütla aleyhi ayatüna vella müstekbiran ke el lem yesma’ha keenne fi üzüneyhi vakra fe beşşirhü bi azabin elim
Okunduğu zaman ona ayetlerimiz sanki onu işitmemiş gibi kibirlenerek döner sanki kulaklarında ağırlık varmış gibi sen onları müjdele acıklı bir azap ile

1. ve izâ tutlâ : ve okunduğu zaman
2. aleyhi : onlara
3. âyâtu-nâ : âyetlerimiz
4. vellâ : döndü (dönüp gitti)
5. mustekbiren : kibirlenerek
6. ke : gibi
7. en : olmak
8. lem yesma’-hâ : onu işitmedi (işitmiyor)
9. ke enne : sanki, gibi
10. : içinde
11. uzuney-hi : onun iki kulağı
12. vakran : vakra, işitme engel
13. fe : artık, böylece, öyleyse
14. beşşir-hu : onu müjdele
15. bi : ile
16. azâbin : azap
17. elîmin : elîm

٨

اِنَّ الَّذينَ امَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَهُمْ جَنَّاتُ النَّعيمِ

(8) innellezine amenu ve amilus salihati lehüm cennatün neiym
Gerçekten iman edip salih amel işleyenlere naim cennetleri vardır

1. inne : muhakkak
2. ellezîne : o kimseler, onlar
3. âmenû : âmenû oldular, Allah’a ulaşmayı dilediler
4. ve amilû es sâlihâti : ve salih amel (nefs tezkiyesi) yaptılar
5. lehum : onlar için
6. cennâtun : cennetler
7. na’îmi : naîm (ni’metleri bol olan)

٩

خَالِدينَ فيهَا وَعْدَ اللّهِ حَقًّا وَهُوَ الْعَزيزُ الْحَكيمُ

(9) halidine fiha va’dellahi hakka ve hüvel azizül hakim
Orada ebedi kalacaklardır Allah’ın vaadi haktır o, güçlü ve hikmet sahibidir

1. hâlidîne : kalıcı olanlar
2. fî-hâ : orada
3. va’de allâhi : Allah’ın vaadi
4. hakkan : hak
5. ve huve : ve o
6. el azîzu : azîz, yüce, güçlü ve üstün olan
7. el hakîmu : hakîm, hüküm ve hikmet sahibi

١٠

خَلَقَ السَّموَاتِ بِغَيْرِ عَمَدٍ تَرَوْنَهَا وَاَلْقى فِى الْاَرْضِ رَوَاسِىَ اَنْ تَميدَ بِكُمْ وَبَثَّ فيهَا مِنْ كُلِّ دَابَّةٍ وَاَنْزَلْنَا مِنَ السَّمَاءِ مَاءً فَاَنْبَتْنَا فيهَا مِنْ كُلِّ زَوْجٍ كَريمٍ

(10) halekas semavati bi ğayri amedin teravneha ve elka fil erdi ravasiye en temide biküm ve besse fiha min külli dabbeh ve enzelna mines semai maen fe embetna fiha min külli zevcin kerim
Semaları yaratmıştır direksiz onu görüyorsunuz yeryüzüne sabit dağlar koymuş sizi sallamasın diye orada yaymıştır her türlü canlıyı ve semadan su indirdik sonra orada nebatlar bitirdik her güzel çeşitten

1. halaka : yarattı, halketti
2. es semâvâti : semalar, gökler
3. bi gayri : olmadan, olmaksızın
4. amedin : direkler
5. terevne-hâ : onu görüyorsunuz
6. ve elkâ : ve attı, yerleştirdi, oluşturdu
7. fî el ardı : arzda, yeryüzünde
8. revâsiye : sabit ve yüksek dağlar
9. en temîde : sarsar diye (sarsmasın diye)
10. bi-kum : sizin için
11. ve besse : ve yaydı
12. fî-hâ : orada
13. min : den, dan
14. kulli : her, hepsi
15. dâbbetin : yürüyen hayvan
16. ve enzelnâ : ve biz indirdik
17. min es semâi : semadan, göklerden
18. mâen : su
19. fe : böylece
20. enbetnâ : nebat (bitki) yetiştirdik
21. fî-hâ : orada
22. min : den, dan
23. kulli : her, hepsi
24. zevcin : eş, çift
25. kerîmin : kerim, güzel, çok, ikram edilen

١١

هذَا خَلْقُ اللّهِ فَاَرُونى مَاذَا خَلَقَ الَّذينَ مِنْ دُونِه بَلِ الظَّالِمُونَ فى ضَلَالٍ مُبينٍ

(11) haza halkullahi fe eruni maza halekallezine min dunih beliz zalimune fi dalalim mübin
İşte Allah’ın yarattığı budur gösterin bana ondan başkaları ne yaratmış? hayır! o zalimler açık bir sapıklık içindeler

1. hâzâ : bu
2. halku allâhi : Allah’ın yaratması
3. fe : artık
4. erû-nî : bana gösterin
5. mâzâ : ne
6. halaka : yarattı
7. ellezîne : onlar
8. min dûni-hi : ondan başka, onun dışında
9. bel : hayır
10. iz : o zaman
11. zâlimûne : zulmedenler, zalimler
12. : içinde
13. dalâlin : dalâlet, sapıklık
14. mubînin : apaçık

Sayfa:411

١٢

وَلَقَدْ اتَيْنَا لُقْمنَ الْحِكْمَةَ اَنِ اشْكُرْ لِلّهِ وَمَنْ يَشْكُرْ فَاِنَّمَا يَشْكُرُ لِنَفْسِه وَمَنْ كَفَرَ فَاِنَّ اللّهَ غَنِىٌّ حَميدٌ

(12) ve le kad ateyna lukmanel hikmete enişkür lillah ve mey yeşkür fe innema yeşküru li nefsih ve men kefera fe innellahe ğaniyyün hamid
Yemin olsun biz verdik Lokman’a hikmet “Allah’a şükür et!” diye kim şükür ederse ancak kendi nefsi için şükür eder kim de nankörlük ederse Allah gani’dir, övülmeye layıktır

1. ve lekad : ve andolsun
2. âteynâ : biz verdik
3. lukmân : Lokman
4. el hikmete : hikmet
5. en uşkur : şükretsin
6. li allâhi : Allah’a
7. ve men : ve kim
8. yeşkur : şükreder
9. fe : artık
10. innemâ : sadece
11. yeşkuru : şükreder
12. li nefsi-hi : kendi nefsi için
13. ve men : ve kim
14. kefere : inkâr eder, nankörlük eder
15. fe : o zaman, o taktirde
16. inne allâhe : muhakkak ki Allah
17. ganiyyun : gani, muhtaç olmayan
18. hamîdun : hamdedilen

١٣

وَاِذْ قَالَ لُقْمنُ لِابْنِه وَهُوَ يَعِظُهُ يَا بُنَىَّ لَاتُشْرِكْ بِاللّهِ اِنَّ الشِّرْكَ لَظُلْمٌ عَظيمٌ

(13) ve iz kale lukmanü libnihi ve hüve yeizuhu ya büneyye la tüşrik billah inneş şirke le zulmün aziym
O zaman Lokman dedi ki: oğluna nasihat ederek ey oğulcuğum! Allah’a şirk koşma çünkü şirk en büyük günahtır

1. ve iz kâle : ve demişti
2. lukmânu : Lokman
3. libni-hî : oğluna
4. ve huve : ve o
5. yaızu-hu : ona vaazeder, öğüt verir
6. yâ buneyye : ey oğlum, oğulcuğum, yavrum
7. lâ tuşrik : şirk koşma
8. bi allâhi : Allah’a
9. inne : muhakkak ki
10. eş şirke : şirk
11. le : elbette
12. zulmun : zulümdür
13. azîmun : çok büyük

١٤

وَوَصَّيْنَا الْاِنْسَانَ بِوَالِدَيْهِ حَمَلَتْهُ اُمُّهُ وَهْنًا عَلى وَهْنٍ وَفِصَالُهُ فى عَامَيْنِ اَنِ اشْكُرْ لى وَلِوَالِدَيْكَ اِلَىَّ الْمَصيرُ

(14) ve vessaynel insane bi valideyh hamelethü ümmühu vehnen ala vehniv ve fisalühu fi ameyni enişkür li ve li valideyk ileyyel mesiyr
Biz insana vasiyet ettik anasına ve babasına onun annesi zaaf üstüne zaaf ile taşıdı sütten kesilmesi de iki senedir bana ve ana-babana şükür et dönüşünüz banadır

1. ve vassaynâ : ve tavsiye ettik, farz kıldık
2. el insâne : insan
3. bi vâlidey-hi : onun anne ve babasını
4. hamelet-hu : onu yüklendi, taşıdı
5. ummu-hu : onun annesi
6. vehnen : zorluk
7. alâ : üzerine
8. vehnin : zorluk
9. ve fisâlu-hu : ve onun sütten ayrılması
10. : içinde
11. âmeyni : iki sene (yıl)
12. enişkurlî (en uşkur lî ) : bana şükretmen
13. ve li vâlidey-ke : ve senin anne babana
14. ileyye : banadır
15. el masîru : dönüş

١٥

وَاِنْ جَاهَدَاكَ عَلى اَنْ تُشْرِكَ بى مَالَيْسَ لَكَ بِه عِلْمٌ فَلَا تُطِعْهُمَا وَصَاحِبْهُمَا فِى الدُّنْيَا مَعْرُوفًا وَاتَّبِعْ سَبيلَ مَنْ اَنَابَ اِلَىَّ ثُمَّ اِلَىَّ مَرْجِعُكُمْ فَاُنَبِّءُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ

(15) ve in cahedake ala en tüşrike bi ma leyse leke bihi ilmün fe la tüti’hüma ve sahibhüma fid dünya ma’rufev vettebi’ sebile men enabe ileyy sümme ileyye merciuküm fe ünebbiüküm bima küntüm ta’melun
Eğer onlar seninle mücadele ederse bana ortak koşman için hakkında bilmediğin bir şeyi onlara itaat etme dünyada o ikisine de sahip çık iyi geçin yolunu tut bana yönelin sonra dönüşünüz banadır ben size haber veririm yaptıklarınızı

1. ve in : ve eğer
2. câhedâ-ke : o ikisi seninle mücâdele ederlerse
3. alâ : üzerine
4. en tuşrike : senin şirk koşman
5. bî mâ : şey ile
6. leyse : değil, yok, olmadı
7. leke : senin
8. bi-hî : ona ait, onunla
9. ilmun : bilgi, ilim
10. fe : o zaman, o taktirde
11. lâ tutı’-humâ : onlara (o ikisine) itaat etme
12. ve sâhib-humâ : ve ikisini sahip ol
13. fî ed dunyâ : dünyada
14. magrûfen : iyilikle, ma’rufla, güzellikle
15. vettebi’ (ve ittebi’) : ve tâbî ol
16. sebîle : yol
17. men : kim
18. enâbe : yöneldi
19. ileyye : bana
20. summe : sonra
21. ileyye : bana
22. merciu-kum : sizin rücunuz, dönüşünüz
23. fe : o zaman
24. unebbiu-kum : size haber vereceğim
25. bi mâ : şeyleri
26. kuntum : oldunuz
27. ta’melûne : yapıyorsunuz

١٦

يَا بُنَىَّ اِنَّهَا اِنْ تَكُ مِثْقَالَ حَبَّةٍ مِنْ خَرْدَلٍ فَتَكُنْ فى صَخْرَةٍ اَوْ فِى السَّموَاتِ اَوْ فِى الْاَرْضِ يَاْتِ بِهَا اللّهُ اِنَّ اللّهَ لَطيفٌ خَبيرٌ

(16) ya büneyye inneha in tekü miskale habbetim min hardelin fe tekün fi sahratin ev fis semavati ev fil erdi ye’ti bihellah innellahe latiyfün habir
Ey oğulcuğum! yaptığın bir hardal tanesi ağırlığında olsa da bir kaya içinde olsun veya göklerde veya yerin dibinde Allah onu (yine) getirir şüphesiz Allah latif’tir, habir’dir

1. : ey
2. buneyye : oğlum, oğulcuğum, yavrum
3. inne-hâ : muhakkak ki o
4. in : eğer, olsa bile, dahi
5. teku : olur
6. miskâle : miktar
7. habbetin : tane
8. min hardalin : hardaldan, hardal
9. fe : böylece, o taktirde
10. tekun : olur
11. : içinde
12. sahretin : kaya
13. ev : veya
14. fî es semâvâti : semalarda, göklerde
15. ev : veya
16. fî el ardı : arzda, yerde
17. ye’ti : getirir
18. bi-hi : onu
19. allâhu : Allah
20. inne allâhe : muhakkak ki Allah
21. latîfun : lâtif, lütuf sahibi
22. habîrun : haberdar

١٧

يَا بُنَىَّ اَقِمِ الصَّلوةَ وَاْمُرْ بِالْمَعْرُوفِ وَانْهَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَاصْبِرْ عَلى مَا اَصَابَكَ اِنَّ ذلِكَ مِنْ عَزْمِ الْاُمُورِ

(17) ya büneyye ekımis salate ve’mur bil ma’rufi venhe anil münkeri vasbir ala ma esabek inne zalike min azmil ümur
Ey oğulcuğum! namazı dosdoğru kıl iyiliği emir et kötülüğü yasakla başına gelen belaya sabret şüphesiz bunlar azim gereken işlerdir

1. : ey
2. buneyye : oğlum, oğulcuğum, yavrum
3. ekımı : ikame et
4. es salâte : namazı
5. ve’mur : ve emret
6. bi : ile
7. el ma’rûfi : ma’rûf
8. venhe : nehyet, yasakla, mani ol
9. an el munkeri : münkerden, kötülükten
10. vasbir (ve ısbır) : ve sabret
11. alâ : üzerine, …e
12. mâ esâbe-ke : sana isabet eden şey
13. inne : muhakkak ki
14. zâlike : işte bu
15. min azmi : azmedilecek (mutlaka yapılması gereken şeylerden)
16. el umûri : işler

١٨

وَلَا تُصَعِّرْ خَدَّكَ لِلنَّاسِ وَلَا تَمْشِ فِى الْاَرْضِ مَرَحًا اِنَّ اللّهَ لَا يُحِبُّ كُلَّ مُخْتَالٍ فَخُورٍ

(18) ve la tüsa’ir haddeke lin nasi ve la temşi fil erdi meraha innellahe la yühibbü külle muhtalin fehur
İnsanlardan (kibirlenerek) yanağını çevirme, yeryüzünde çalım satarak yürüme şüphesiz Allah sevmez her kendini beğenmiş ve çok övüleni

1. ve lâ tusa’ir : ve çevirme
2. hadde-ke : yanağını
3. li en nâsi : insanlara
4. ve lâ temşi : ve yürüme
5. fî el ardı : arzda, yeryüzünde
6. merahan : böbürlenerek
7. inne allâhe : muhakkak ki Allah
8. lâ yuhıbbu : sevmez
9. kulle : hepsini, her
10. muhtâlin : çalımla yürüyen
11. fehûrin : övünen, kendini metheden

١٩

وَاقْصِدْ فى مَشْيِكَ وَاغْضُضْ مِنْ صَوْتِكَ اِنَّ اَنْكَرَ الْاَصْوَاتِ لَصَوْتُ الْحَميرِ

(19) vaksid fi meşyike vağdud min savtik inne enkeral asvati le savtül hamir
Yürüyüşünde ölçülü yürü, orta yol tut, sesini alçalt gerçekten en kötü ses elbette ki merkebin sesidir

1. vaksid : ve orta bir yol tut, mütevazi ol
2. : de
3. meşyi-ke : yürüyüşün
4. vagdud : ve kıs, eksilt
5. min savti-ke : sesinden
6. inne : muhakkak ki
7. enkere : en çirkin, en nekir olan
8. el asvâti : sesler
9. le : elbette, muhakkak, mutlaka
10. savtu : ses
11. el hamîri : merkep

Sayfa:412

٢٠

اَلَمْ تَرَوْا اَنَّ اللّهَ سَخَّرَ لَكُمْ مَا فِى السَّموَاتِ وَمَا فِى الْاَرْضِ وَاَسْبَغَ عَلَيْكُمْ نِعَمَهُ ظَاهِرَةً وَبَاطِنَةً وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يُجَادِلُ فِى اللّهِ بِغَيْرِ عِلْمٍ وَلَا هُدًى وَلَا كِتَابٍ مُنيرٍ

(20) e lem terav ennellahe sehhara leküm ma fis semavati ve ma fil erdi ve esbeğa aleyküm niamehu zahiratev ve batineh ve minen nasi mey yücadilü fillahi bi ğayri ilmiv ve la hüdev ve la kitâbim münir
görmediniz mi? Allah size itaatkar kılmıştır göklerde ve yerde ne varsa size bollaştırıp tamamlamıştır zahiri, bâtıni nimetlerini bir takım insanlar Allah ile mücadele ederler ilme dayanmaksızın hidayete dayanmaksızın aydınlatıcı bir kitaba dayanmaksızın

1. e : mı
2. lem terev : görmediniz
3. ennallâhe (enne allâhe) : muhakkak ki Allah
4. sehhare : musahhar kıldı, emrine amade kıldı
5. lekum : sizin için, size
6. : şey
7. fî es semâvâti : semalarda, göklerde
8. ve mâ : ve şey
9. fî el ardı : arzda, yeryüzünde
10. ve esbega : ve tamamladı
11. aleykum : sizin üzerinize, size
12. niame-hu : ni’metlerini
13. zâhireten : zahir olan, açık, görünen
14. ve bâtıneten : ve bâtın olan, gizli, görünmeyen
15. ve min en nâsi : ve insanlardan
16. men : kim
17. yucâdilu : mücâdele eder
18. fîllâhi (fî allâhi) : Allah hakkında
19. bi gayri : olmadan, olmaksızın
20. ilmin : ilim, bilgi
21. ve lâ huden : ve hidayete erdirici olmadan
22. ve lâ kitâbin : ve bir kitap olmadan
23. munîrin : aydınlatıcı

٢١

وَاِذَا قيلَ لَهُمُ اتَّبِعُوا مَا اَنْزَلَ اللّهُ قَالُوا بَلْ نَتَّبِعُ مَا وَجَدْنَا عَلَيْهِ ابَاءَنَا اَوَلَوْ كَانَ الشَّيْطَانُ يَدْعُوهُمْ اِلى عَذَابِ السَّعيرِ

(21) ve iza kıle lehümüt tebiu ma enzellellahü kalu bel nettebiu ma vecedna aleyhi abaena e ve lev kaneş şeytanü yed’uhüm ila azabis seiyr
Onlara denildiği zaman Allah’ın indirdiğine tâbi olun hayır! derler neyin üzerinde bulduksa ona tâbi oluruz, biz atalarımızı, velev şeytan onları çağırıyorsa da mı? cehennem ateşine

1. ve izâ : ve olduğu zaman
2. kîle : denildi
3. lehum : onlara
4. ittebiû : tâbî olun
5. : şey
6. enzele : indirdi
7. allâhu : Allah
8. kâlû : dediler
9. bel : hayır
10. nettebiu : tâbî oluruz
11. : şey
12. vecednâ : biz bulduk
13. aleyhi : onun üzerinde
14. âbâe-nâ : babalarımız
15. e : mı
16. ve lev kâne : ve olsa bile, olsa da
17. eş şeytânu : şeytan
18. yed’û-hum : onları çağırıyor
19. ilâ azâbi : azaba
20. es saîri : alevli ateş (cehennem)

٢٢

وَمَنْ يُسْلِمْ وَجْهَهُ اِلَى اللّهِ وَهُوَ مُحْسِنٌ فَقَدِ اسْتَمْسَكَ بِالْعُرْوَةِ الْوُثْقى وَاِلَى اللّهِ عَاقِبَةُ الْاُمُورِ

(22) ve mey yüslim vechehu ilellahi ve hüve muhsinün fe kadistemseke bil urvetil vüska ve ilellahi akibetül ümur
Her kim vechini Allah’a teslim ederse iyilik edici olarak şüphesiz tutunmuştur en sağlam yere bütün işlerin sonu Allah’a ulaşır

1. ve men : ve kim
2. yuslim : teslim eder
3. veche-hu : vechini
4. ilâllâhi (ilâ allâhi) : Allah’a
5. ve huve : ve o
6. muhsinun : muhsin olarak
7. fe : o zaman, o taktirde
8. kad : olmuştu
9. istemseke : tutundu
10. bi : … e
11. el urveti el vuskâ : sağlam kulp
12. ve ilâllâhi (ilâ allâhi) : ve Allah’a
13. âkibetu : akıbet, son, sonuç
14. el umûri : emirler, işler

٢٣

وَمَنْ كَفَرَ فَلَا يَحْزُنْكَ كُفْرُهُ اِلَيْنَا مَرْجِعُهُمْ فَنُنَبِّءُهُمْ بِمَا عَمِلُوا اِنَّ اللّهَ عَليمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ

(23) ve men kefera fe la yahzünke küfruh ileyna merciuhüm fe nünebbiühüm bima amilu innellahe alimüm bizatis sudur
Her kim de küfrederse onun küfrü seni üzmesin onların dönüşü bizedir biz onların haberini vereceğiz yaptıkları şeylerin şüphe yok ki Allah bilir gönüllerde olanı

1. ve men : ve kim
2. kefere : inkâr etti
3. fe : o zaman
4. lâ yahzun-ke : seni mahzun etmesin
5. kufru-hu : onun küfrü
6. ileynâ : bize
7. merciu-hum : onların dönüşü
8. fe : böylece
9. nunebbiu-hum : onlara haber vereceğiz
10. bi mâ : şey(ler)i
11. amilû : yaptılar
12. innallâhe (inne allâhe) : muhakkak Allah
13. alîmun : en iyi bilen
14. bi zâti es sudûri : sinelerde olanı

٢٤

نُمَتِّعُهُمْ قَليلًا ثُمَّ نَضْطَرُّهُمْ اِلى عَذَابٍ غَليظٍ

(24) nümettiuhüm kalilen sümme nadtarruhüm ila azabin ğaliyz
Biz onlara biraz zevk veririz sonra onları müptela kılarız ağır bir azapla

1. numettiu-hum : onları metalandırırız
2. kalîlen : az
3. summe : sonra
4. nadtarru-hum : onları maruz bırakırız
5. ilâ azâbin : azaba
6. galîzin : çok şiddetli, ağır

٢٥

وَلَءِنْ سَاَلْتَهُمْ مَنْ خَلَقَ السَّموَاتِ وَالْاَرْضَ لَيَقُولُنَّ اللّهُ قُلِ الْحَمْدُ لِلّهِ بَلْ اَكْثَرُهُمْ لَا يَعْلَمُونَ

(25) ve lein seeltehüm men halekas semavati vel erda le yekulünnellah kulil hamdü lillah bel ekseruhüm la ya’lemun
Yemin olsun onlara sorsan: “gökleri ve yeri kim yarattı?” diye mutlaka “Allah” diyeceklerdir “Allah’a hamd olsun” de hayır! onların çoğu bilmezler

1. ve le in : ve eğer gerçekten
2. seelte-hum : onlara sordun
3. men : kim
4. halaka : yarattı
5. es semâvâti : semalar, gökler
6. ve el arda : ve arz, yeryüzü, yer
7. le : elbette, mutlaka
8. yekûlunnellâhu : “Allah” derler
9. kuli : de, söyle
10. el hamdu : hamd
11. lillâhi (li allâhi) : Allah’a ait
12. bel : hayır
13. ekseru-hum : onların çoğu
14. lâ ya’lemûne : bilmiyorlar, bilmezler

٢٦

لِلّهِ مَا فِى السَّموَاتِ وَالْاَرْضِ اِنَّ اللّهَ هُوَ الْغَنِىُّ الْحَميدُ

(26) lillahi ma fis semavati vel ard innellahe hüvel ğaniyyül hamid
Göklerde ve yerde ne varsa Allah’ındır kesinlikle Allah o gani’dir, övülmeye layıktır

1. lillâhi (li allâhi) : Allah’a ait, Allah’ın
2. : şey(ler)
3. fî es semâvâti : semalarda, göklerde
4. ve el ardı : ve arz, yeryüzü, yer
5. innallâhe (inne allâhe) : muhakkak Allah
6. huve : o
7. el ganiyyu : gani (hiçbir şeye ihtiyacı olmayan)
8. el hamîdu : hamîd (hamdedilen)

٢٧

وَلَوْ اَنَّ مَا فِى الْاَرْضِ مِنْ شَجَرَةٍ اَقْلَامٌ وَالْبَحْرُ يَمُدُّهُ مِنْ بَعْدِه سَبْعَةُ اَبْحُرٍ مَا نَفِدَتْ كَلِمَاتُ اللّهِ اِنَّ اللّهَ عَزيزٌ حَكيمٌ

(27) ve lev enne ma fil erdi min şeceratin aklamüv vel bahru yemüddühu min ba’dihi seb’atü ebhurim ma nefidet kelimatüllah innellahe azizün hakim
Velev yeryüzündeki ağaçlar kalem olsaydı deniz de ona katılsa arkasından ona yedi deniz (katılsa) (yine) Allah’ın kelimeleri bitmez elbette ki Allah güçlü, hikmet sahibidir

1. ve lev enne : ve eğer olsa
2. : şey
3. fî el ardı : arzda, yerde, yeryüzünde
4. min şeceretin : ağaçlardan
5. aklâmun : kalemler
6. ve el bahru : ve deniz
7. yemuddu-hu : ona ekler
8. min ba’dihî : ondan başka
9. seb’atu : 7 (yedi)
10. ebhurin : denizler
11. mâ nefidet : bitmez, tükenmez
12. kelimâtullâhi (kelimâtu allâhi) : Allah’ın kelimeleri
13. innallâhe (inne allâhe) : muhakkak Allah
14. azîzun : çok yüce
15. hakîmun : hakîm, hüküm ve hikmet sahibi

٢٨

مَا خَلْقُكُمْ وَلَا بَعْثُكُمْ اِلَّا كَنَفْسٍ وَاحِدَةٍ اِنَّ اللّهَ سَميعٌ بَصيرٌ

(28) ma halkuküm ve la ba’süküm illa ke nefsiv vahideh innellahe semium basiyr
Sizi yaratmamız ve tekrar diriltmemiz ancak bir kişi gibidir şüphe yok ki Allah işitir, görür

1. mâ halku-kum : sizin yaratılmanız değil
2. ve lâ ba’su-kum : ve sizin diriltilmeniz değil
3. illâ : ancak, den başka
4. ke : gibi
5. nefsin : nefs
6. vâhıdetin : tek, bir tane
7. innellâhe (inne allâhe) : muhakkak Allah
8. semîun : en iyi işiten
9. basîrun : en iyi gören

Sayfa:413

٢٩

اَلَمْ تَرَ اَنَّ اللّهَ يُولِجُ الَّيْلَ فِى النَّهَارِ وَيُولِجُ النَّهَارَ فِى الَّيْلِ وَسَخَّرَ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَ كُلٌّ يَجْرى اِلى اَجَلٍ مُسَمًّى وَاَنَّ اللّهَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبيرٌ

(29) e lem tera ennellahe yulicül leyle fin nehari ve yulicün nehara fil leyli ve sehhareş şemse vel kamera küllüy yecri ila ecelim müsemmev ve ennellahe bi ma ta’melune habir
Görmedin mi? Allah geceyi gündüze katar gündüzü de geceye katar güneş’i ve ay’ı itaatkar kılmıştır her biri akıp gider belirli vakte kadar gerçekten Allah yaptıklarınızdan haberdardır

1. e : mı
2. lem tere : görmedin
3. ennallâhe (enne allâhe) : muhakkak ki Allah
4. yûlicu : sokar
5. el leyle : gece
6. fî en nehâri : gündüzün içine
7. ve yûlicu : ve sokar
8. en nehâre : gündüz
9. fî el leyli : gecenin içine
10. ve sehhare : ve musahhar kıldı, emrine amade kıldı
11. eş şemse : güneş
12. ve el kamere : ve ay
13. kullun : hepsi
14. yecrî : akar gider, hareket eder, seyreder
15. ilâ ecelin : bir ecele kadar
16. musemmen : belirli
17. ve ennallâhe (enne allâhe) : ve muhakkak ki Allah
18. bi mâ : şeyleri
19. ta’melûne : yapıyorsunuz
20. habîrun : haberi olan, haberdar

٣٠

ذلِكَ بِاَنَّ اللّهَ هُوَ الْحَقُّ وَاَنَّ مَا يَدْعُونَ مِنْ دُونِهِ الْبَاطِلُ وَاَنَّ اللّهَ هُوَ الْعَلِىُّ الْكَبيرُ

(30) zalike bi ennellahe hüvel hakku ve enne ma yed’une min dunihil batilü ve ennellahe hüvel aliyyül kebir
Bu şundandır: çünkü Allah hakkın kendisidir o’ndan başka taptıklarınız hep batıldır elbette ki o, Allah Yüce, Büyüktür

1. zâlike : işte bu
2. bi enne : olması sebebiyle
3. allâhe : Allah
4. huve : o
5. el hakku : hak
6. ve enne : ve muhakkak ki, mutlaka
7. : şey(ler)
8. yed’ûne : dua ediyorlar, tapıyorlar
9. min dûni-hi : ondan başka
10. el bâtılu : bâtıl, boş
11. ve ennellâhe (enne allâhe) : ve muhakkak ki Allah
12. huve : o
13. el aliyyu : âli, çok yüce
14. el kebîru : kebir, büyük

٣١

اَلَمْ تَرَ اَنَّ الْفُلْكَ تَجْرى فِى الْبَحْرِ بِنِعْمَتِ اللّهِ لِيُرِيَكُمْ مِنْ ايَاتِه اِنَّ فى ذلِكَ لَايَاتٍ لِكُلِّ صَبَّارٍ شَكُورٍ

(31) e lem tera ennel fülke tecri fil bahri bi ni’metillahi li yüriyeküm min ayatih inne fi zalike le ayatil li külli sabbarin şekur
Görmedin mi? Gerçekten gemiler akıp gidiyor Allah’ın nimeti sayesinde denizde size ayetlerini göstermek için şüphesiz bunda bir çok ibretler vardır çok sabreden, şükür edenler için

1. e lem tere : görmedin mi
2. enne : olduğunu
3. el fulke : gemiler
4. tecrî : akar gider, seyreder
5. fî el bahri : denizde
6. bi : ile
7. ni’metillâhi (ni’meti allâhi) : Allah’ın ni’meti
8. li : için
9. yuriye-kum : size gösterir
10. min âyâti-hi : (onun) âyetlerinden
11. inne : muhakkak
12. fî zâlike : bunda vardır
13. le : elbette, mutlaka
14. âyâtin : âyetler
15. li kulli : hepsi için
16. sabbârin : çok sabreden
17. şekûrin : çok şükreden

٣٢

وَاِذَا غَشِيَهُمْ مَوْجٌ كَالظُّلَلِ دَعَوُا اللّهَ مُخْلِصينَ لَهُ الدّينَ فَلَمَّا نَجّيهُمْ اِلَى الْبَرِّ فَمِنْهُمْ مُقْتَصِدٌ وَمَا يَجْحَدُ بِايَاتِنَا اِلَّا كُلُّ خَتَّارٍ كَفُورٍ

(32) ve iza ğaşiyehüm mevcün kez zuleli deavüllahe muhlisiyne lehüd din felemma neccahüm ilel berri fe minhüm muktesid ve ma yechadü bi ayatina illa küllü hattarin kefur
Onları sardığı zaman kara bulutlar gibi dalgalar Allah’a dua ederler o’nun dinine uygun ihlas ile vaktaki onları kurtarıp karaya çıkardığımızda onların bir kısmı orta bir yol tutar bizim ayetlerimizle mücadele eder ancak her hain ve nankör olanlar

1. ve izâ : ve olduğu zaman
2. gaşiye-hum : onları sardı
3. mevcun : dalgalar
4. ke : gibi, sanki
5. ez zuleli : (karanlık) gölgeler
6. deavûllâhe (deavû allâhe) : Allah’a dua ederler, Allah’a yalvarırlar
7. muhlisine : muhlisler, halis kılanlar
8. lehu : ona
9. ed dîne : dîn
10. fe : böylece, bundan sonra
11. lemmâ : olduğu zaman
12. neccâ-hum : onları kurtardık
13. ilel berri (ilâ el berri) : karaya
14. fe : böylece, bundan sonra
15. min-hum : onlardan
16. muktesidun : mutedil davrananlar (aşırı gitmeyenler)
17. ve mâ yechadu : ve bilerek inkâr etmez
18. bi âyâti-nâ : âyetlerimizi
19. illâ : ancak, hariç, den başka
20. kullu : her, hepsi
21. hattârin : çok gaddar
22. kefûrin : çok nankör

٣٣

يَا اَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمْ وَاخْشَوْا يَوْمًا لَايَجْزى وَالِدٌ عَنْ وَلَدِه وَلَا مَوْلُودٌ هُوَ جَازٍ عَنْ وَالِدِه شَيًْا اِنَّ وَعْدَ اللّهِ حَقٌّ فَلَا تَغُرَّنَّكُمُ الْحَيوةُ الدُّنْياَ وَلَا يَغُرَّنَّكُمْ بِاللّهِ الْغَرُورُ

(33) ya eyyühen nasüt teku rabbeküm vahşev yevmel la yeczi validün av veledihi ve la meludün hüve cazin av validihi şey’a inne va’dellahi hakkun fe la teğurranekümül hayatüd dünya ve la yeğurraneküm billahül ğarur
Ey insanlar! Rabbinizden sakının o günden haşye duyun baba çocuğu namına ödeyemez çocuk da karşılığını veremez babasına hiçbir şeyin gerçekten Allah’ın vaadi haktır dünya hayatı sizi aldatmasın sizi aldatmasın Allah’ın (hükmünü hafife alıp) aldatan

1. yâ eyyuhâ : ey
2. en nâsu : insanlar
3. ittekû : sakının, takva sahibi olun
4. rabbe-kum : sizin Rabbiniz
5. vahşev : ve korkun
6. yevmen : gün
7. lâ yeczî : karşılık vermez
8. vâlidun : baba
9. an veledi-hi : onun çocuğundan
10. ve lâ mevlûdun : ve çocuk değildir
11. huve : o
12. câzin : karşılığını veren
13. an vâlidi-hi : onun babasından
14. şey’en : bir şey
15. inne : muhakkak ki
16. va’dallâhi (va’de allâhi) : Allah’ın vaadi
17. hakkun : hak
18. fe : öyleyse
19. lâ tegurrenne-kum : sakın sizi aldatmasın
20. el hayâtu ed dunyâ : dünya hayatı
21. ve lâ yagurrenne-kum : ve sakın sizi aldatmasın
22. billâhi (bi allâhi) : Allah’a karşı
23. el garûru : gurur, tagut

٣٤

اِنَّ اللّهَ عِنْدَهُ عِلْمُ السَّاعَةِ وَيُنَزِّلُ الْغَيْثَ وَيَعْلَمُ مَا فِى الْاَرْحَامِ وَمَا تَدْرى نَفْسٌ مَاذَا تَكْسِبُ غَدًا وَمَا تَدْرى نَفْسٌ بِاَىِّ اَرْضٍ تَمُوتُ اِنَّ اللّهَ عَليمٌ خَبيرٌ

(34) innellahe indehu ilmüs saah ve yünezzilül ğays ve ya’lemü ma fil erham ve ma tedri nefsüm maza teksibü ğada ve ma tedri nefsüm bi eyyi erdin temut innellahe alimün habir
Şüphesiz Allah katındadır kıyametin ilmi yağmur (bulutunu nasıl, ne şekilde) indireceğini de rahimden var olanın (ne maksatla yarattığını da) bilir hiçbir nefis bilemez yarın kazancının ne olduğunu ve hiçbir nefis yeryüzünün neresinde ve nasıl öleceğini bilemez gerçekten Allah bilen, haberi olandır

1. innallâhe (inne allâhe) : muhakkak ki Allah
2. inde-hu : onun yanında, katında
3. ilmu es sâati : saatin ilmi, bilgisi
4. ve yunezzilu : ve indirir
5. el gayse : yağmur
6. ve ya’lemu : ve bilir
7. : şey
8. fî el erhâmi : rahimlerde
9. ve mâ tedrî : ve idrak etmez, idrak edemez, bilmez, bilemez
10. nefsun : nefs, kişi, kimse
11. mâzâ : ne(ler)
12. teksibu : kazanır
13. gaden : yarın
14. ve mâ tedrî : ve idrak etmez, idrak edemez, bilmez, bilemez
15. nefsun : nefs, kişi, kimse
16. bi eyyi : hangi, nerede
17. ardın : arz, yeryüzü
18. temûtu : ölür
19. innallâhe (inne allâhe) : muhakkak ki Allah
20. alîmun : en iyi bilen
21. habîrun : haberi olan, haberdar

32-SECDE

Sayfa:414

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ

١

ال م

(1) elif lam min
elif – lâm mim

٢

تَنْزيلُ الْكِتَابِ لَارَيْبَ فيهِ مِنْ رَبِّ الْعَالَمينَ

(2) tenziylül kitabi la raybe fiyhi mir rabbil alemiyn
Bu kitabın indirilişi içindeki (ayetlerde) şüphe olmayan alemlerin Rabbindendir

1. tenzîlu : indirilişi
2. el kitâbi : kitap
3. lâ reybe : şüphe yok
4. fî-hi : onda, onun hakkında
5. min rabbi : Rabbinden
6. el âlemîne : âlemler

٣

اَمْ يَقُولُونَ افْتَريهُ بَلْ هُوَ الْحَقُّ مِنْ رَبِّكَ لِتُنْذِرَ قَوْمًا مَا اَتيهُمْ مِنْ نَذيرٍ مِنْ قَبْلِكَ لَعَلَّهُمْ يَهْتَدُونَ

(3) em yekulunefterah bel hüvel hakku mir rabbike li tünriza kavmem ma etahüm min neziyrim min kablike leallehüm yehtedun
Yoksa ona “uydurma” mı diyorlar? Hayır! o Rabbinden haktır bir kavmi uyarmak için kendilerine bir uyarıcı gelmemiş senden önce umulur ki onlar hidayeti kabul ederler

1. em : yoksa, veya
2. yekûlû : derler, diyorlar
3. ifterâ-hu : onu uydurdu
4. bel : hayır
5. huve : o
6. el hakku : haktır
7. min rabbi-ke : senin Rabbinden
8. li tunzire : uyarman için
9. kavmen : bir kavim
10. mâ etâ-hum : onlara gelmedi
11. min nezîrin : uyarıcı, nezir
12. min kablike : senden önce
13. lealle-hum : umulur ki, böylece onlar
14. yehtedûne : hidayete ererler

٤

اَللّهُ الَّذى خَلَقَ السَّموَاتِ وَالْاَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا فى سِتَّةِ اَيَّامٍ ثُمَّ اسْتَوى عَلَى الْعَرْشِ مَالَكُمْ مِنْ دُونِه مِنْ وَلِىٍّ وَلَا شَفيعٍ اَفَلَا تَتَذَكَّرُونَ

(4) allahüllezi halekas semavati vel erda ve ma beynehüma fi sitteti eyyamin sümmesteva alel arş ma leküm min dunihi miv veliyyiv ve la şefiy’ efela tetezekkerun
O Allah ki yaratandır gökleri, yeri ve aralarındakileri altı günde sonra arşı istiva etmiştir sizin için yoktur o’ndan başka bir veli ve şefaatçi artık düşünmeyecek misiniz?

1. allâhu : Allah
2. ellezî : onlar
3. halaka : yarattı
4. es semâvâti : semalar, gökler
5. ve el arda : ve arz, yer
6. ve mâ beyne-humâ : ve ikisi arasındaki şeyler
7. : içinde, de
8. sitteti : 6 (altı)
9. eyyâmin : günler
10. summestevâ (summe istevâ) : sonra istiva etti
11. alel arşi (alâ el arşi) : arşa
12. mâ lekum : sizin için yok
13. min dûni-hî : ondan başka
14. min veliyyin : velîlerden bir velî (dost)
15. ve lâ şefîin : ve şefaatçi yoktur
16. e : mı
17. fe : artık, hâlâ
18. lâ tetezekkerûne : tezekkür etmezsiniz

٥

يُدَبِّرُ الْاَمْرَ مِنَ السَّمَاءِ اِلَى الْاَرْضِ ثُمَّ يَعْرُجُ اِلَيْهِ فى يَوْمٍ كَانَ مِقْدَارُهُ اَلْفَ سَنَةٍ مِمَّا تَعُدُّونَ

(5) yüdebbirul emra mines semai ilel erdi sümme ya’rucü ileyhi fi yevmin kane mikdaruhu elfe senetim mimma teuddun
Bütün işleri o, idare eder göklerde ve yerde sonra o’na yükselir (o işler) bir günde sizin saydığınız bin yıllık bir zamanda

1. yudebbiru : tedbir eder, düzenler
2. el emre : emir, Allah’tan gelen ve Allah’a dönen herşey
3. min es semâi : göklerden
4. ilâ el ardı : arza, yere
5. summe : sonra
6. ya’rucu : yükselir, çıkar
7. ileyhi : ona
8. : içinde, de
9. yevmin : gün
10. kâne : oldu
11. mıkdâru-hu : onun miktarı
12. elfe : bin (1000)
13. senetin : sene
14. mimmâ : şeyden
15. teuddûne : siz sayıyorsunuz

٦

ذلِكَ عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ الْعَزيزُ الرَّحيمُ

(6) zalike alimül ğaybi veş şehadetil aziyzür rahiym
Her şeyi bilenin kendisidir gizli olan ve açıkta görülen güçlü, merhamet sahibidir

1. zâlike : işte
2. âlimu : bilen
3. el gaybi : gayb, görünmeyen
4. ve eş şehâdeti : ve müşahade edilen, görünen
5. el azîzu : azîz, yüce
6. er rahîmu : rahîm, Rahîm esmasıyla tecelli eden

٧

الَّذى اَحْسَنَ كُلَّ شَىْءٍ خَلَقَهُ وَبَدَاَ خَلْقَ الْاِنْسَانِ مِنْ طينٍ

(7) ellezi ahsene külle şey’in halekahu ve bedee halkal insani min tiyn
O ki yarattığı her şeyi güzel yapan yaratandır insanı da çamurdan

1. ellezî : ki o
2. ahsene : en güzel
3. kule şey’in : herşey
4. halaka-hu : onu yarattı
5. ve bedee : ve ilk defa başladı
6. halka : yaratma
7. el insâni : insan
8. min tînin : tînden, nemli topraktan

٨

ثُمَّ جَعَلَ نَسْلَهُ مِنْ سُلَالَةٍ مِنْ مَاءٍ مَهينٍ

(8) sümme ceale neslehu min sülaletim min maim mehiyn
Yaratmıştır, sonra insanın neslini devamı ve teşekkülü için hakir bir sudan

1. summe : sonra
2. ceale : kıldı
3. nesle-hu : onun nesli, soyu
4. min sulâletin : özünden
5. min mâin : sudan
6. mehînin : basit, kıymetsiz

٩

ثُمَّ سَوّيهُ وَنَفَخَ فيهِ مِنْ رُوحِه وَجَعَلَ لَكُمُ السَّمْعَ وَالْاَبْصَارَ وَالْاَفْءِدَةَ قَليلًا مَا تَشْكُرُونَ

(9) sümme sevvahü ve nefeha fiyhi mir ruhihi ve ceale lekümüs sem’a vel ebsara vel efideh kaliylem ma teşkürun
Sonra onu düzgün bir hale getirmiş ve ona kendi ruhundan üfürmüştür sizin için yaratmıştır kulaklar, gözler, gönüller siz pek az şükrediyorsunuz

1. summe : sonra
2. sevvâ-hu : sevva etti, düzenledi
3. ve nefeha : ve üfledi, üfürdü
4. fî-hi : onun içine
5. min rûhi-hÎ : ruhundan
6. ve ceale : ve kıldı
7. lekum : sizin için
8. es sem’a : işitme hassası
9. ve el ebsâre : ve görme hassası
10. ve el efidete : ve fuad (idrak etme) hassası
11. kalîlen : az
12. mâ teşkurûne : şükrediyorsunuz

 

١٠

وَقَالُوا ءَاِذَا ضَلَلْنَا فِى الْاَرْضِ ءَ اِنَّا لَفى خَلْقٍ جَديدٍ بَلْ هُمْ بِلِقَاءِ رَبِّهِمْ كَافِرُونَ

(10) ve kalu e iza dalelna fil erdi e inna le fi halkın cediyd bel hüm bi likai rabbihim kafirun
Dediler biz (ölüp) toprağın içinde yok olduğumuz zaman gerçekten biz mi yeniden yaratılacağız? hayır! onlar Rabbine kavuşacaklarını inkar ederler

1. ve kâlû : ve dediler
2. e : mı
3. izâ dalelnâ : dalıp karıştığımız zaman
4. fî el ardı : arzda, yerde (toprağın içinde)
5. e : mı
6. innâ : muhakkak biz
7. le : elbette, mutlaka
8. : içinde
9. halkın : yaratılış
10. cedîdin : yeni
11. bel : hayır
12. hum : onlar
13. bi likâi : (Allah’a) ulaşmayı
14. rabbi-him : Rab’leri
15. kâfirûne : inkâr edenler

 

 

 

 

 

 

١١

قُلْ يَتَوَفّيكُمْ مَلَكُ الْمَوْتِ الَّذى وُكِّلَ بِكُمْ ثُمَّ اِلى رَبِّكُمْ تُرْجَعُونَ

(11) kul yeteveffaküm melekül mevtil lezi vükkile biküm sümme ila rabbiküm türceun
De ki canınızı almaya ölüm meleği vekil edilen geldiğinde sizin (ruhunuzu alır) sonra Rabbinize döndürülürsünüz

1. kul : de
2. yeteveffâ-kum : sizi vefat ettirecek
3. meleku : melek
4. el mevti : ölüm
5. ellezî : ki o
6. vukkile : vekil kılındı (vekil edildi)
7. bi-kum : size, sizin için
8. summe : sonra
9. ilâ rabbikum : Rabbinize
10. turceûne : döndürüleceksiniz

Sayfa:415

١٢

وَلَوْ تَرى اِذِ الْمُجْرِمُونَ نَاكِسُوا رُؤُسِهِمْ عِنْدَ رَبِّهِمْ رَبَّنَا اَبْصَرْنَا وَسَمِعْنَا فَارْجِعْنَا نَعْمَلْ صَالِحًا اِنَّا مُوقِنُونَ

(12) ve lev tera izil mücrimune nakisu ruusihim inde rabbihim rabbena ebsarna ve semi’na ferci’na na’mel salihan inna mukinun
O zaman mücrimleri görmüş olsan başlarını eğerek Rablerinin huzurunda ey Rabbimiz gördük ve işittik şimdi bizi geri çevir de salih amel işleyelim gerçekten biz inanacağız

1. ve lev : ve eğer, keşke
2. terâ : görürsün
3. iz el mucrimûne : o zaman mücrimler, suçlular, günahkârlar
4. nâkısû : (başlarını) eğenler
5. ruûsi-him : onların başları, başlarını
6. inde : yanında, katında
7. rabbi-him : onların Rabbi
8. rabbe-nâ : Rabbimiz
9. ebsarnâ : biz gördük
10. ve semi’nâ : ve biz işittik
11. ferci’nâ (fe irci’na) : artık, bundan sonra bizi döndür
12. na’mel : biz yapalım
13. sâlihan : salih amel
14. innâ : muhakkak ki biz
15. mûkinûne : yakîn hasıl edenler

١٣

وَلَوْ شِءْنَا لَاتَيْنَا كُلَّ نَفْسٍ هُديهَا وَلكِنْ حَقَّ الْقَوْلُ مِنّى لَاَمْلََنَّ جَهَنَّمَ مِنَ الْجِنَّةِ وَالنَّاسِ اَجْمَعينَ

(13) ve lev şi’na le ateyna külle nefsin hüdaha ve lakin hakkal kavlü minni le emleenne cehenneme minel cinneti ven nasi ecmeın
Eğer dileseydik biz her nefse hidayet verirdik lakin benim hak olan sözüm (yerine gelmiştir) mutlaka cehennemi dolduracağım hepsini cinlerle ve insanlarla

1. ve lev : ve eğer
2. şi’nâ : biz diledik
3. le : elbette, mutlaka
4. âteynâ : biz verdik
5. kulle : hepsi, her
6. nefsin : nefs, kişi
7. hudâ-hâ : onun hidayeti
8. ve lâkin : ve lâkin, fakat
9. hakka : hak oldu
10. el kavlu : söz
11. min-nî : benden
12. le : elbette, mutlaka
13. emleenne : mutlaka dolduracağım
14. cehenneme : cehennem
15. min el cinneti : cinlerden
16. ve en nâsi : ve insanlar
17. ecmaîne : bütün, hepsi

١٤

فَذُوقُوا بِمَا نَسيتُمْ لِقَاءَ يَوْمِكُمْ هذَا اِنَّا نَسينَاكُمْ وَذُوقُوا عَذَابَ الْخُلْدِ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ

(14) fe zuku bi ma nesiytüm likae yevmiküm haza inna nesiynaküm ve zuku azabel huldi bi ma küntüm ta’melun
O halde tadın azabı unuttuğunuz için siz bu kavuşma gününü gerçekten biz de sizi unuttuk tadın ebedilik azabını! yaptıklarınızdan dolayı

1. fe : o zaman, öyleyse
2. zûkû : tadın
3. bi mâ : sebebiyle, dolayısıyla
4. nesîtum : siz unuttunuz
5. likâe : kavuşma, ulaşma
6. yevmi-kum : sizin gününüz
7. hâzâ : bu
8. innâ : muhakkak ki biz
9. nesînâ-kum : sizi unuttuk
10. ve zûkû : ve tadın
11. azâbe : azabı
12. el huldi : halid olan, ebedî olan
13. bi mâ : sebebiyle
14. kuntum : oldunuz
15. ta’melûne : yapıyorsunuz

١٥

اِنَّمَا يُؤْمِنُ بِايَاتِنَا الَّذينَ اِذَا ذُكِّرُوا بِهَا خَرُّوا سُجَّدًا وَسَبَّحُوا بِحَمْدِ رَبِّهِمْ وَهُمْ لَايَسْتَكْبِرُونَ

(15) innema yü’minü bi ayatinel lezine iza zükkiru biha harru süccedev ve sebbehu bi hamdi rabbihim ve hüm la yestekbirun
ancak bizim ayetlerimize iman eden o kimseler (ayetler) onlara anlatıldığı zaman secdeye kapanırlar tesbih ederler ve Rablerine hamd ile ve onlar büyüklenmezler

1. innemâ : fakat, sadece, ancak
2. yu’minu : mü’min olurlar, inanırlar, îmân ederler
3. bi âyâti-na : âyetlerimize
4. ellezîne : o kimseler, onlar
5. izâ : o zaman
6. zukkirû : zikredildiler
7. bihâ : ona
8. harrû : yere kapandılar
9. succeden : secde ederek
10. ve sebbe-hû : ve onu tesbih ettiler
11. bi hamdi : hamd ile
12. rabbi-him : onların Rabbi, Rab’leri
13. ve hum : ve onlar
14. lâ yestekbirûne : büyüklük taslamazlar, kibirlenmezler

١٦

تَتَجَافى جُنُوبُهُمْ عَنِ الْمَضَاجِعِ يَدْعُونَ رَبَّهُمْ خَوْفًا وَطَمَعًا وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ

(16) tetecafa cünubühüm anil medacii yed’une rabbehüm havfev ve tameav ve mimma razaknahüm yünfikun
(Rahatlarını bozarak) vücutları yataklarından uzaklaşır Rablerine dua ederler korku ve ümit ile ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden de infak ederler

1. tetecâfâ : uzaklaşırlar
2. cunûbu-hum : (onların) yanları
3. ani el medâcıi : yataklarından
4. yed’ûne : dua ederler
5. rabbe-hum : Rab’lerine
6. havfen : korku
7. ve tamaan : ve umut ederek, ümitle
8. ve mimmâ (min mâ) : ve şeylerden
9. razaknâ-hum : onları rızıklandırdığımız
10. yunfikûne : infâk ederler

١٧

فَلَا تَعْلَمُ نَفْسٌ مَا اُخْفِىَ لَهُمْ مِنْ قُرَّةِ اَعْيُنٍ جَزَاءً بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ

(17) fe la ta’lemü nefsüm ma uhfiye lehüm min kurrati a’yün cezaem bi ma kanu ya’melun
Hiçbir nefis bilemez onlar için, saklı şeyleri gözlerin aydın olacağı mükafat olarak yaptıkları amellerini

1. fe lâ ta’lemu : bilmez
2. nefsun : nefs, kişi
3. mâ uhfiye : gizli olanı, saklı olanı, neler saklı
4. lehum : onlar için
5. min kurreti a’yunin : göz aydınlığından (sevindirici şeylerden)
6. cezâen : (ceza) karşılık olarak
7. bi mâ : şeyler sebebiyle
8. kânû : oldular
9. ya’melûne : yapıyorlar

١٨

اَفَمَنْ كَانَ مُؤْمِنًا كَمَنْ كَانَ فَاسِقًا لَايَسْتَوُنَ

(18) e femen kane mü’minen ke men kane fasika la yestevun
Mü’min olan bir kimse, fasık bir kimse gibi olabilir mi? (bunlar) bir olamaz

1. e : mi
2. fe : o zaman, öyleyse
3. men : kimse
4. kâne : oldu
5. mu’minen : îmân eden, mü’min olan
6. ke men : kimse gibi
7. kâne : oldu
8. fâsikan : fasık olan,
9. lâ yestevune : eşit olmaz, bir olmaz

١٩

اَمَّا الَّذينَ امَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فَلَهُمْ جَنَّاتُ الْمَاْوى نُزُلًا بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ

(19) emmelleziyne amenu ve amilus salihati fe lehüm cennatül me’va nüzülem bi ma kanu ya’melun
Amma iman edip salih amel işleyenlere artık onlar için me’va cennetleri (var) yerleşecekleri yer yaptıklarına karşılık olarak

1. emmâ : ama, fakat
2. ellezîne : o kimseler, onlar
3. âmenû : âmenû oldular, Allah’a ulaşmayı dilediler
4. ve amilû es sâlihâti : ve salih amel, nefs tezkiyesi yaptılar
5. fe : artık, işte
6. lehum : onlar için (vardır)
7. cennâtu : cennetler
8. el me’vâ : meva, barınma
9. nuzulen : ikram olarak
10. bi mâ : sebebiyle, dolayısıyla
11. kânû : oldular
12. ya’melûne : yapıyorlar

٢٠

وَاَمَّا الَّذينَ فَسَقُوا فَمَاْويهُمُ النَّارُ كُلَّمَا اَرَادُوا اَنْ يَخْرُجُوا مِنْهَا اُعيدُوا فيهَا وَقيلَ لَهُمْ ذُوقُوا عَذَابَ النَّارِ الَّذى كُنْتُمْ بِه تُكَذِّبُونَ

(20) ve emmellezine feseku fe me’vahümün nar küllema eradü ey yahrucu minha üiydu fiyha ve kıle lehüm zuku azaben naril lezi küntüm bihi tükezzibun
Amma fasıklık yapanların varacağı yer ateştir ne zaman isteseler oradan çıkmak oraya geri döndürülecekler kendilerine: denilecek “tadın ateşin azabını!” siz ki onu yalanladınız

1. emmellezîne (emmâ ellezîne) : fakat onlar
2. fesekû : fasıklık yaptılar
3. fe me’vâ-hum : onların barınma yeri, varacağı yer
4. en nâru : ateş
5. kulle mâ : her defa
6. erâdû : istediler
7. en yahrucû : çıkmak
8. min-hâ : oradan
9. uîdû : iade edildiler, geri çevrildiler
10. fî-hâ : oraya
11. ve kîle : ve denir
12. lehum : onlara
13. zûkû : tadın
14. azâbe : azabı
15. en nâri ellezî : o ateş ki
16. kuntum : siz oldunuz
17. bihî : onu
18. tukezzibûne : tekzip ediyorsunuz, yalanlıyorsunuz

Sayfa:416

٢١

وَلَنُذيقَنَّهُمْ مِنَ الْعَذَابِ الْاَدْنى دُونَ الْعَذَابِ الْاَكْبَرِ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ

(21) ve le nüziykannehüm minel azabil edna dunel azabil ekberi leallehüm yarciun
Yemin olsun biz onlara tattıracağız önce en yakın azaptan umulur ki onlar dönerler

1. ve le : ve elbette, mutlaka
2. nuzîkanne-hum : onlara tattıracağız
3. min el azâbi : azaptan
4. el ednâ : daha yakın
5. dûne : önce
6. el azâbi : azap
7. el ekberi : büyük
8. lealle-hum : umulur ki onlar
9. yerciûne : dönerler

٢٢

وَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنْ ذُكِّرَ بِايَاتِ رَبِّه ثُمَّ اَعْرَضَ عَنْهَا اِنَّا مِنَ الْمُجْرِمينَ مُنْتَقِمُونَ

(22) ve men azlemü mimmem zükkira bi ayati rabbihi sümme a’rada anha inna minel mücrimiyne müntekimun
En büyük zalim o kimseye öğüt verilir de ona Rabbinin ayetleri ile sonra ondan yüz çevirir şüphesiz biz mücrimlerden intikam alıcıyız

1. ve men : ve kim
2. azlemu : daha zalim
3. mimmen (min men) : kimseden
4. zukkire : hatırlatıldı, zikredildi
5. bi âyâti : âyetler
6. rabbi-hi : onun Rabbi
7. summe : sonra
8. a’rada : yüz çevirdi
9. an-hâ : ondan
10. innâ : muhakkak biz
11. min el mucrimîne : mücrimlerden
12. muntekimûne : intikam alıcılarız

٢٣

وَلَقَدْ اتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ فَلَا تَكُنْ فى مِرْيَةٍ مِنْ لِقَاءِه وَجَعَلْنَاهُ هُدًى لِبَنى اِسْرَاءيلَ

(23) ve le kad ateyna musal kitabe fe la tekün fi miryetim mil likaihi ve cealnahü hüdel li beni israiyl
Yemin olsun, biz musa’ya kitap verdik sen ona kavuşacağından şüphe içinde olma biz onu hidayet rehberi yaptık israil oğullarına

1. ve lekad : ve andolsun
2. âteynâ : biz verdik
3. mûsâ : Musa
4. el kitâbe : kitap
5. fe : artık
6. lâ tekun : sen olma
7. : içinde, de
8. miryetin : şüphe, kuşku
9. min likâi-hi : ona ulaşmaktan
10. ve cealnâ-hu : ve onu kıldık
11. huden : hidayete erdiren
12. li : için
13. benî isrâîle : İsrailoğulları

٢٤

وَجَعَلْنَا مِنْهُمْ اَءِمَّةً يَهْدُونَ بِاَمْرِنَا لَمَّا صَبَرُوا وَكَانُوا بِايَاتِنَا يُوقِنُونَ

(24) ve cealna minhüm eimmetey yehdune bi emrina lemma saberu ve kanu bi ayatina yukinun
Onlardan imamlar yaptık emrimizle doğru yolu gösteren sabrettiklerinden dolayı ve ayetlerimize kesin olarak inanıyorlardı

1. ve cealnâ : ve kıldık
2. min-hum : onlardan
3. eimmeten : imamlar
4. yehdûne : hidayete erdirir
5. bi emrinâ : bizim emrimizle
6. lemmâ : ancak, olunca, oldukları için
7. saberû : sabrettiler
8. ve kânû : ve oldular
9. bi âyâti-nâ : âyetlerimize
10. yûkınûne : Hakk’ul yakîn seviyesinde yakîn hasıl ediyorlar

٢٥

اِنَّ رَبَّكَ هُوَ يَفْصِلُ بَيْنَهُمْ يَوْمَ الْقِيمَةِ فيمَا كَانُوا فيهِ يَخْتَلِفُونَ

(25) inne rabbeke hüve yafsilü beynehüm yevmel kıyameti fima kanu fihi yahtelifun
Şüphesiz Rabbin onların aralarını ayıracaktır kıyamet günü ihtilaf ettikleri şeyler hususunda

1. inne : muhakkak
2. rabbe-ke : senin Rabbin
3. huve : o
4. yafsilu : fasıl yapar, ayırır, hüküm verir
5. beyne-hum : onların aralarında
6. yevme el kıyâmeti : kıyâmet günü
7. fî-mâ : şeylerde
8. kânû : oldular
9. fî-hi : hakkında, konusunda
10. yahtelifûne : ihtilâf ediyorlar

٢٦

اَوَ لَمْ يَهْدِ لَهُمْ كَمْ اَهْلَكْنَا مِنْ قَبْلِهِمْ مِنَ الْقُرُونِ يَمْشُونَ فى مَسَاكِنِهِمْ اِنَّ فى ذلِكَ لَايَاتٍ اَفَلَا يَسْمَعُونَ

(26) e ve lem yehdi lehüm kem ehlekna min kablihim minel kuruni yemşune fi mesakinihim inne fi zalike le ayat e fe la yesmeun
Onları hidayete erdirmedi mi? biz onlardan önce nice memleketleri helak ettik gezip dolaşırlarken onlar yurtlarında gerçekten bunda bir çok ibretler (vardır) halâ dinlemeyecekler mi?

1. e : mı
2. ve lem yehdi : ve hidayete erdirmedi
3. lehum : onları
4. kem : kaç, nice
5. ehleknâ : helâk ettik
6. min kabli-him : onlardan önce
7. min el kurûni : nesillerden
8. yemşûne : yürürler, dolaşırlar
9. : içinde
10. mesâkini-him : onların meskenleri, meskûn oldukları yerler, yurtlar
11. inne : muhakkak
12. : içinde
13. zâlike : işte bu, bu
14. le : elbette
15. âyâtin : âyetler
16. e : mı
17. fe : artık, bundan sonra, hâlâ
18. lâ yesmeûne : işitmiyorlar, işitmeyecekler

٢٧

اَوَ لَمْ يَرَوْا اَنَّا نَسُوقُ الْمَاءَ اِلَى الْاَرْضِ الْجُرُزِ فَنُخْرِجُ بِه زَرْعًا تَاْكُلُ مِنْهُ اَنْعَامُهُمْ وَاَنْفُسُهُمْ اَفَلَا يُبْصِرُونَ

(27) e ve lem yerev enna nesukul mae ilel erdil cüruzi fe nuhricü bihi zer’an te’kulu minhü en’amühüm ve enfüsühüm e fe la yübsirun
Görmediniz mi? biz gönderiyoruz da suyu kurak bir yere (orada) onunla ekinler çıkarıyoruz ondan yiyor (hem) hayvanlar hem de kendileri halâ görmeyecekler mi?

1. e ve lem yerev : ve görmüyorlar mı, görmediler mi
2. ennâ : nasıl
3. nesûku : sevkediyoruz
4. el mâe : su
5. ilel ardı (ilâ el ardı) : arzı, yeryüzünü
6. el curuzi : kurak arazi, kurak yer
7. fe : böylece
8. nuhricu : çıkarırız, çıkarıyoruz
9. bihî : onunla
10. zar’an : ekin
11. te’kulu : siz yersiniz
12. min-hu : ondan
13. en’âmu-hum : onların hayvanları
14. ve enfusu-hum : ve kendileri
15. e : mı
16. fe : artık, bundan sonra, hâlâ
17. lâ yubsirûne : görmüyorlar

٢٨

وَيَقُولُونَ مَتى هذَا الْفَتْحُ اِنْ كُنْتُمْ صَادِقينَ

(28) ve yekulune meta hazal fethu in küntüm sadikın
Diyorlar ki: bu fetih ne zaman? eğer siz doğru söyleyenlerdenseniz

1. ve yekûlûne : ve derler
2. metâ : ne zaman
3. hâzâ : bu
4. el fethu : fetih
5. in kuntum : eğer siz iseniz
6. sâdikîne : sadıklar

٢٩

قُلْ يَوْمَ الْفَتْحِ لَايَنْفَعُ الَّذينَ كَفَرُوا ايمَانُهُمْ وَلَا هُمْ يُنْظَرُونَ

(29) kul yevmel fethi la yenfeul lezine keferu iymanühüm ve la hüm yünzarun
De ki fetih günü fayda vermeyecektir o küfredenlere imanları onlara mühlette verilmeyecek

1. kul : de
2. yevme : gün
3. el fethi : fetih
4. lâ yenfeu : fayda vermez
5. ellezîne : onlar
6. keferû : inkâr ettiler, kâfir oldular
7. îmânu-hum : onların îmânları
8. ve lâ hum yunzarûne : ve onlara bakılmaz, süre tanınmaz

٣٠

فَاَعْرِضْ عَنْهُمْ وَانْتَظِرْ اِنَّهُمْ مُنْتَظِرُونَ

(30) fe a’rid anhüm ventezir innehüm müntezirun
Artık onlardan yüz çevir ve bekle çünkü onlarda bekliyorlar

1. fe : artık, öyleyse
2. a’rıd : yüz çevir
3. anhum : onlardan
4. ventezır (ve intezır) : ve bekle
5. inne-hum : muhakkak onlar
6. muntezırûne : bekleyenler

33-AHZAB

Sayfa:417

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ

١

يَا اَيُّهَا النَّبِىُّ اتَّقِ اللّهَ وَلَا تُطِعِ الْكَافِرينَ وَالْمُنَافِقينَ اِنَّ اللّهَ كَانَ عَليمًا حَكيمًا

(1) ya eyyühen nebiy yüttekıllahe ve la tütiil kafirine vel münafikın innellahe kane alimen hakima
Ey nebi Allah’tan sakın tâbi olma kâfirlere ve münafıklara şüphesiz Allah bilendir, hikmet sahibidir

1. yâ eyyuhâ : ey
2. en nebiyyu : nebî, peygamber
3. ittekillâhe (itteki allâhe) : Allah’a karşı takva sahibi ol
4. ve lâ tutıi : ve itaat etme
5. el kâfirîne : kâfirler
6. ve el munâfikîne : ve münafıklar
7. inne allâhe : muhakkak ki Allah
8. kâne : oldu, dır
9. alîmen : en iyi bilen
10. hakîmen : hakîm olan, hüküm ve hikmet sahibi

٢

وَاتَّبِعْ مَا يُوحى اِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ اِنَّ اللّهَ كَانَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبيرًا

(2) vettebi’ ma yuha ileyke mir rabbik innellahe kane bima ta’melune habira
Tâbi ol Rabbinden sana ne vahy olunuyorsa gerçekten Allah (bütün) yaptıklarınızdan haberdardır

1. vettebi’ : ve tâbî ol
2. : şeye
3. yûhâ : vahyedilir
4. ileyke : sana
5. min rabbi-ke : senin Rabbinden
6. inne allâhe : muhakkak ki Allah
7. kâne : oldu, dır
8. bi mâ : şeyleri
9. ta’melûne : siz yapıyorsunuz
10. habîren : haberdar

٣

وَتَوَكَّلْ عَلَى اللّهِ وَكَفى بِاللّهِ وَكيلًا

(3) ve tevekkel alellah ve kefa billahi vekila
Allah’a tevekkül et Allah vekil olarak yeter

1. ve tevekkel : ve tevekkül et
2. alâllâhi (alâ allahi) : Allah’a
3. ve kefâ bi : ve kâfidir
4. allâhi : Allah
5. vekîlen : vekil olarak

٤

مَا جَعَلَ اللّهُ لِرَجُلٍ مِنْ قَلْبَيْنِ فى جَوْفِه وَمَا جَعَلَ اَزْوَاجَكُمُ الّء تُظَاهِرُونَ مِنْهُنَّ اُمَّهَاتِكُمْ وَمَا جَعَلَ اَدْعِيَاءَكُمْ اَبْنَاءَكُمْ ذلِكُمْ قَوْلُكُمْ بِاَفْوَاهِكُمْ وَاللّهُ يَقُولُ الْحَقَّ وَهُوَ يَهْدِى السَّبيلَ

(4) ma cealellahü li racülim min kalbeyni fi cevfih ve ma ceale ezvacekümü llaitüzahirune minhünne ümmehatiküm ve ma ceale ed’iyaeküm ebnaeküm zaliküm kavlüküm bi efvahiküm vallahü yekulül hakka ve hüve yehdis sebil
Allah yapmamıştır bir kişinin iç bâtınında iki kalp yapmamıştır kendilerini zıhâr yaptığınız kadınlarınızı da analarınız tutmamıştır ve evlatlarınızı da oğullarınız (yerine) bu sizin ağızlarınızdan çıkan bir sözdür Allah ise hakkı söyler ve o, (doğru) yola hidayet eder

1. mâ ceale allâhu : Allah kılmadı
2. li raculin : bir adamda
3. min kalbeyni : iki kalp (kalpten iki tane)
4. : içinde, da
5. cevfi-hî : onun (göğüs) boşluğu
6. ve mâ ceale : ve kılmadı, yapmadı
7. ezvâce-kum : sizin zevceleriniz, eşleriniz
8. ellâî : ki onlar
9. tuzâhırûne : zıhar yaptığınız (zıhar yapmak: sen bana benim annemin sırtı gibisin diyerek eşini boşamak istemek)
10. min hunne : onlardan
11. ummehâti-kum : sizin anneleriniz
12. ve mâ ceale : ve kılmadı, yapmadı
13. ed’ıyâe-kum : sizin evlâtlıklarınız
14. ebnâe-kum : sizin oğullarınız
15. zâlikum : işte bu, bu
16. kavlu-kum : sizin sözünüz
17. bi efvâhi-kum : sizin ağızlarınızda
18. vallâhu (ve allâhu) : ve Allah
19. yekûlu : söyler
20. el hakka : Hakk
21. ve huve : ve o
22. yehdî : ulaştırır
23. es sebîle : yol

٥

اُدْعُوهُمْ لِابَاءِهِمْ هُوَ اَقْسَطُ عِنْدَ اللّهِ فَاِنْ لَمْ تَعْلَمُوا ابَاءَ هُمْ فَاِخْوَانُكُمْ فِى الدّينِ وَمَوَاليكُمْ وَلَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ فيمَااَخْطَاْتُمْ بِه وَلكِنْ مَا تَعَمَّدَتْ قُلُوبُكُمْ وَكَانَ اللّهُ غَفُورًا رَحيمًا

(5) üd’uhüm li abaihim hüve aksetu indellah fe il lem ta’lemu abaehüm fe ihvanüküm fid dini ve mevaliküm ve leyse aleyküm cünahun fima ahta’tüm bihi ve lakim ma teammedet kulubüküm ve kanellahü ğafurar rahiyma
Onları babalarının adı ile çağırın o daha doğrudur Allah’ın katında eğer babalarını bilmiyorsanız artık sizin din de kardeşleriniz ve dostlarınızdır üzerinize bir günah yoktur bununla beraber hata ettiklerinizde lakin kalplerinizin kasıtlı olanı (hariç) Allah Bağışlayan, Merhamet sahibidir

1. ud’û-hum : onları çağırın
2. li âbâi-him : babalarına göre (namı ile)
3. huve : o
4. aksatu : daha adil, adaletli
5. indallâhi (inde allâhi) : Allah’ın katında
6. fe : o taktirde
7. in : eğer
8. lem ta’lemû : bilmiyorsunuz
9. âbâe-hum : onların babalarını
10. fe : o zaman
11. ıhvânu-kum : sizin kardeşlerinizdir
12. fî ed dîni : dînde
13. ve mevâlî-kum : ve sizin dostlarınız
14. ve leyse : ve değil, yok
15. aleykum : sizin üzerinize
16. cunâhun : günah
17. fîmâ : o şey hakkında
18. ahta’tum : siz hata ettiniz
19. bihî : onunla
20. ve lâkin : ve ancak, fakat
21. : şey
22. taammedet : taammüden, kasten
23. kulûbu-kum : sizin kalpleriniz
24. ve kânallâhu (kâne allâhu) : ve Allah … oldu, Allah …dır
25. gafûren : gafûrdur (günahları sevaba çevirendir)
26. rahîmen : rahîmdir (rahîm esmasıyla tecelli edendir)

٦

اَلنَّبِىُّ اَوْلى بِالْمُؤْمِنينَ مِنْ اَنْفُسِهِمْ وَاَزْوَاجُهُ اُمَّهَاتُهُمْ وَاُولُوا الْاَرْحَامِ بَعْضُهُمْ اَوْلى بِبَعْضٍ فى كِتَابِ اللّهِ مِنَ الْمُؤْمِنينَ وَالْمُهَاجِرينَ اِلَّا اَنْ تَفْعَلُوا اِلى اَوْلِيَاءِكُمْ مَعْرُوفًا كَانَ ذلِكَ فِى الْكِتَابِ مَسْطُورًا

(6) ennebiyyü evla bil mü’minine min enfüsihim ve ezvacühu ümmehatühüm ve ülül erhami ba’duhüm evla bi ba’din fi kitabillahi minel mü’minine vel mühacirine illa en tefalu ila evliyaiküm ma’rufa kane zalike fil kitabi mestura
Nebiler daha evladır mü’minlere kendi nefislerinden zevceleri de onların anneleridir nesep yakınlığı onlarda birbirlerine daha evladır Allah’ın kitabında (diğer) mü’minlerden ve muhacirlerden ancak dostlarınıza bir iyilik yapabilirsiniz bu (hüküm) bu kitap (da) yazılıdır

1. en nebiyyu : nebî, peygamber
2. evlâ : evlâdır, daha yakındır
3. bi el mu’minîne : mü’minlere, müminler için
4. min enfusi-him : kendi nefslerinden
5. ve ezvâcu-hu : ve onun eşleri
6. ummehâtu-hum : onların anneleri
7. ve ûlûl erhâmi : ve rahim sahipleri, akrabalar
8. ba’du-hum : onların bir kısmı
9. evlâ : evlâ, daha yakındır
10. bi-ba’dın : bir kısmına
11. ba’du-hum bi ba’dın : birbirlerine
12. : içinde
13. kitâbillâhi (kitâbi allâhi) : Allah’ın Kitabı
14. min el mu’minîne : mü’minlerden
15. ve el muhâcirîne : ve muhacirler
16. illâ : ancak, başka, hariç
17. en tef’alû : sizin yapmanız
18. ilâ evliyâi-kum : sizin dostlarınıza
19. ma’rûfen : maruf, iyilik olarak
20. kâne : oldu, idi
21. zâlike : işte bu
22. fî el kitâbi : kitapta
23. mesturen : satır satır yazılı

Sayfa:418

٧

وَاِذْ اَخَذْنَا مِنَ النَّبِيّنَ مِيثَاقَهُمْ وَمِنْكَ وَمِنْ نُوحٍ وَاِبْرهيمَ وَمُوسى وَعيسَى ابْنِ مَرْيَمَ وَاَخَذْنَا مِنْهُمْ ميثَاقًا غَليظًا

(7) ve iz ehazna minen nebiyyine misakahüm ve minke ve min nuhiv ve ibrahime ve musa ve iysebni meryeme ve ehazna minhüm misakan ğaliza
O zaman almıştır nebilerden misaklarını sen den Nuh’tan İbrahim’den Musa’dan ve Meryem oğlu İsa’dan onlardan sağlam bir söz almıştık

1. ve iz : ve o zaman olmuştu
2. ehaznâ : aldık, ahzettik
3. min : den
4. en nebiyyîne : nebîler
5. mîsâka-hum : onların misakleri
6. ve min-ke : ve senden
7. ve min nûhın : ve Nuh (A.S)’dan
8. ve ibrâhîme : ve İbrâhîm
9. ve mûsâ : ve Musa
10. ve îsebni meryeme : ve Meryemoğlu İsa
11. ve ehaznâ : ve aldık
12. min-hum : onlardan
13. mîsâkan : misak
14. galîzen : sağlam, ağır, çok kuvvetli

٨

لِيَسَْلَ الصَّادِقينَ عَنْ صِدْقِهِمْ وَاَعَدَّ لِلْكَافِرينَ عَذَابًا اَليمًا

(8) li yes’eles sadikiyne an sıdkıhim ve eadde lil kafirine azaben elima
Doğruluklarından sual sormak için yapmıştır o doğrulara kâfirler için hazırlanmıştır acıklı bir azap

1. li yes’ele : sorması için
2. es sâdikîne : doğru olanlar, sadıklar
3. an : den
4. sıdkı-him : onların doğrulukları, sadakatleri
5. ve eadde : ve hazırladı
6. li el kâfirîne : kâfirler için, kâfirlere
7. azâben : azap
8. elîmen : acı, elîm

٩

يَا اَيُّهَا الَّذينَ امَنُوا اذْكُرُوا نِعْمَةَ اللّهِ عَلَيْكُمْ اِذْ جَاءَتْكُمْ جُنُودٌ فَاَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ ريحًا وَجُنُودًا لَمْ تَرَوْهَا وَكَانَ اللّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصيرًا

(9) ya eyyühellezine amenü zküru ni’metellahi aleyküm iz caetküm cünudün fe erselna aleyhim rihav ve cünudel lem teravha ve kanellahü bima ta’melune besiyra
ey iman edenler! Allah’ın üzerinizde ki nimetlerini hatırlayın size ordular gelmişti biz de onların üzerine göndermiştik bir rüzgar ve görmediğiniz ordular Allah sizin ne yaptığınızı görendir

1. yâ eyyu-hâ : ey
2. ellezîne : o kimseler, onlar
3. âmenû : îmân edenler (Allah’a ulaşmayı dileyenler)
4. uzkurû : hatırlayın
5. ni’metallâhi (ni’mete allâhi) : Allah’ın ni’meti
6. aleykum : sizin üzerinize
7. iz câet-kum : size gelmişti
8. cunûdun : ordular, askerler
9. fe : o zaman
10. erselnâ : gönderdik
11. aleyhim : onlara, onların üzerine
12. rîhan : rüzgâr
13. ve cunûden : ve ordular, askerler
14. lem terev-hâ : siz onu görmediniz (göremediniz)
15. ve kânallâhu (kâne allâhu) : ve Allah oldu
16. bimâ : şeyi, şeyleri
17. ta’melûne : yapıyorsunuz
18. basîren : gören

١٠

اِذْ جَاؤُكُمْ مِنْ فَوْقِكُمْ وَمِنْ اَسْفَلَ مِنْكُمْ وَاِذْ زَاغَتِ الْاَبْصَارُ وَبَلَغَتِ الْقُلُوبُ الْحَنَاجِرَ وَتَظُنُّونَ بِاللّهِ الظُّنُونَا

(10) iz cauküm min fevkiküm ve min esfele minküm ve iz zağatil ebsaru ve beleğatil kulubül hanacira ve tezunnune billahiz zununa
O zaman onlar gelmişlerdi hem üstünüzden hem de alt tarafınızdan size o zaman gözler kaymış yürekler gırtlağa dayanmıştı Allah’a türlü türlü zanlarda bulunuyordunuz

1. iz câû-kum : size gelmişlerdi
2. min fevkı-kum : sizin üzerinizden, yukarıdan
3. ve min esfele : ve aşağıdan
4. min-kum : sizden
5. ve iz zâgati : ve yıldığı zaman
6. el ebsâru : gözler
7. ve belegati : ve ulaştı
8. el kulûbu : kalpler
9. el hanâcire : hançereler, boğazlar, gırtlaklar
10. ve tezunnûne : ve zanda bulunuyorsunuz
11. bi allâhi : Allah’a
12. ez zunûnen : zanlar

١١

هُنَالِكَ ابْتُلِىَ الْمُؤْمِنُونَ وَزُلْزِلُوا زِلْزَالًا شَديدًا

(11) hünalikeb tüliyel mü’minune ve zülzilu zilzalen şedida
İşte burada mü’minler imtihan olmuş sarsılmışlardı çok şiddetli bir sarsıntı (ile)

1. hunâlike : orada
2. ebtulîe : sınandı, imtihan edildi
3. el mu’minûne : mü’minler, îmân edenler
4. ve zulzilû : ve sarsıldılar
5. zilzâlen : sarsıntıyla
6. şedîden : şiddetli, kuvvetli

١٢

وَاِذْ يَقُولُ الْمُنَافِقُونَ وَالَّذينَ فى قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ مَا وَعَدَنَا اللّهُ وَرَسُولُهُ اِلَّا غُرُورًا

(12) ve iz yekulül münafikune vellezine fi kulubihim meradum ma veadenellahü ve rasulühu illa ğurura
O zaman diyorlardı münafıklar ve kalplerinde maraz olanlar Allah ve o’nun resulü bize vaat etmiş ancak aldatmayı

1. ve iz yekûlu : ve söylüyorlardı, diyorlardı.
2. el munâfikûne : münafıklar
3. ve ellezîne : ve o kimseler, onlar
4. : içinde, vardır
5. kulûbi-him : onların kalpleri
6. maradun : hastalık, maraz, şüphe
7. mâ vaadenallâhu : Allah’ın vaadettiği şey
8. ve resûlu-hû : ve onun resûlü
9. illâ : ancak, başka
10. gurûren : gurur, aldatma

١٣

وَاِذْ قَالَتْ طَاءِفَةٌ مِنْهُمْ يَا اَهْلَ يَثْرِبَ لَامُقَامَ لَكُمْ فَارْجِعُوا وَيَسْتَاْذِنُ فَريقٌ مِنْهُمُ النَّبِىَّ يَقُولُونَ اِنَّ بُيُوتَنَا عَوْرَةٌ وَمَا هِىَ بِعَوْرَةٍ اِنْ يُريدُونَ اِلَّا فِرَارًا

(13) ve iz kalet taifetüm minhüm ya ehle yesribe la mükame leküm farciu ve yeste’zinü ferikum minhümün nebiyye yekulune inne büyutena avratüv ve ma hiye bi avrah iy yüridune illa firara
Ve yine o zaman diyordu onlardan taife ey medine halkı (burada) sizin için duracak yer yok hemen dönün izin istiyor onlardan bir fırka nebilerden. Diyorlardı gerçekten evlerimiz açık kalmış halbuki evleri açık değildi onlar ancak kaçmak istiyorlardı

1. ve iz kâlet : ve demişti
2. tâifetun : bir bölük, bir grup
3. min-hum : onlardan
4. : ey
5. ehle : halk
6. yesribe : Yesrib (Medine)
7. lâ mukâme : yer yok
8. lekum : sizin için
9. ferciû (fe ırciû) : artık dönün
10. ve yeste’zinu : ve izin istiyor
11. ferîkun : bir grup, bir topluluk
12. min-hum : onlardan
13. en nebiyye : nebî, peygamber
14. yekûlûne : derler, diyorlar
15. inne : muhakkak, gerçekten
16. buyûte-nâ : evlerimiz
17. avretun : açık, muhafazasız, korumasız
18. ve mâ : ve değil
19. hiye : o
20. bi avretin : açık
21. in : ise, eğer, ancak
22. yurîdûne : istiyorlar
23. illâ : sadece
24. firâren : firar, kaçış

١٤

وَلَوْ دُخِلَتْ عَلَيْهِمْ مِنْ اَقْطَارِهَا ثُمَّ سُءِلُوا الْفِتْنَةَ لَاتَوْهَا وَمَا تَلَبَّثُوا بِهَا اِلَّا يَسيرًا

(14) ve lev dühilet aleyhim min aktariha sümme süilül fitnete le atevha ve ma telebbesu biha illa yesira
Velev üzerlerine girmiş olsaydı şehrin her tarafından sonra kendilerinden fitne yapmaları istenseydi onu yapacaklardı ve burada pek az duracaklardı

1. ve lev : ve şâyet, eğer
2. duhılet : girildi
3. aleyhim : onların üzerine
4. min aktâri-hâ : onun kenarlarından, yan taraflarından
5. summe : sonra
6. suilû : istendi
7. el fitnete : fitne
8. le : elbette, mutlaka
9. âtev-hâ : ona geldiler
10. ve mâ telebbesû : ve kalmazlar
11. bihâ : orada
12. illâ : dışında, hariç
13. yesîren : az

١٥

وَلَقَدْ كَانُوا عَاهَدُوا اللّهَ مِنْ قَبْلُ لَايُوَلُّونَ الْاَدْبَارَ وَكَانَ عَهْدُ اللّهِ مَسْؤُلًا

(15) ve le kad kanu ahedüllahe min kablü la yüvellunel edbar ve kane ahdüllahi mes’ula
Yemin olsun Allah’a söz vermişlerdi arkalarına dönmeyeceklerine dair Allah’a verilen sözden mutlaka sorumludurlar

1. ve lekad : ve andolsun
2. kânû : oldular
3. âhedû allâhe : Allah’a ahd verdiler
4. min kablu : daha önce, önceden
5. lâ yuvellûne : dönüp kaçmayacaklar
6. el edbâre : arkaları
7. ve kâne : ve oldu
8. ahdu allâhi : Allah’ın ahdi
9. mes’ûlen : mesuliyet, sorumluluk

Sayfa:419

١٦

قُلْ لَنْ يَنْفَعَكُمُ الْفِرَارُ اِنْ فَرَرْتُمْ مِنَ الْمَوْتِ اَوِ الْقَتْلِ وَاِذًا لَا تُمَتَّعُونَ اِلَّا قَليلًا

(16) kul ley yenfeakümül firaru in ferartüm minel mevti evil katli ve izel la tümetteune illa kalila
De ki firar size asla fayda sağlamaz eğer kaçıyorsanız ölmek ve öldürmekten o zaman az bir istifade daha edersiniz

1. kul : de
2. len yenfea-kum : size asla fayda vermez
3. el firâru : kaçış
4. in : eğer
5. ferertum : siz kaçtınız
6. min el mevti : ölümden
7. ev : veya
8. el katli : katil, öldürülme
9. ve izen : ve o zaman, o taktirde
10. lâ tumetteûne : metalandırılmazsınız
11. illâ : den başka, hariç
12. kalîlen : az

١٧

قُلْ مَنْ ذَا الَّذى يَعْصِمُكُمْ مِنَ اللّهِ اِنْ اَرَادَ بِكُمْ سُوءًا اَوْ اَرَادَ بِكُمْ رَحْمَةً وَلَا يَجِدُونَ لَهُمْ مِنْ دُونِ اللّهِ وَلِيًّا وَلَا نَصيرًا

(17) kul men zellezi ya’simüküm minellahi in erade biküm suen ev erade biküm rahmeh ve la yecidune lehüm min dunillahi veliyyev ve la nesiyra
De ki siz kime sarılıp korunacaksınız Allah dilerse size bir fenalık ve rahmet bulamazsınız Allah’tan başka onlara hiçbir dost ve yardımcı

1. kul : de
2. men : kim
3. ze : sahip
4. ellezî : ki o
5. ya’sımu-kum : sizi koruyacak
6. min allâhi : Allah’tan
7. in : eğer
8. erâde : istedi, diledi
9. bikum : sizin için
10. sûen : bir kötülük
11. ev : veya
12. erâde : istedi, diledi
13. bikum : sizin için, size
14. rahmeten : bir rahmet
15. ve lâ yecidûne : ve bulamazlar
16. lehum : onlar için
17. min dûnillâhi (min dûni allâhi) : Allah’tan başka
18. veliyyen : velî, dost
19. ve lâ : ve yoktur
20. nasîren : bir yardımcı

١٨

قَدْ يَعْلَمُ اللّهُ الْمُعَوِّقينَ مِنْكُمْ وَالْقَاءِلينَ لِاِخْوَانِهِمْ هَلُمَّ اِلَيْنَا وَلَا يَاْتُونَ الْبَاْسَ اِلَّا قَليلًا

(18) kad ya’lemüllahül müavvikiyne minküm ve elkailine li ihvanihim helümme ileyna ve la ye’tunel be’se illa kalila
Allah pek ala biliyor sizden alıkoyucuları kardeşlerine diyenleri bize gelin ancak onların pek azı savaşa geliyorlardı

1. kad : olmuştu
2. ya’lemu allâhu : Allah bilir
3. el muavvikîne : yardıma mani olanlar
4. min-kum : sizden
5. ve el kâilîne : ve söyleyenler, diyenler
6. li : için, … e
7. ıhvâni-him : onların kardeşi, onların kardeşleri
8. helumme : gelin, buyurun
9. ileynâ : bize
10. ve lâ ye’tûne : ve gelmezler
11. el be’se : savaş, şiddet
12. illâ : hariç
13. kalîlen : az

١٩

اَشِحَّةً عَلَيْكُمْ فَاِذَا جَاءَ الْخَوْفُ رَاَيْتَهُمْ يَنْظُرُونَ اِلَيْكَ تَدُورُ اَعْيُنُهُمْ كَالَّذى يُغْشى عَلَيْهِ مِنَ الْمَوْتِ فَاِذَا ذَهَبَ الْخَوْفُ سَلَقُوكُمْ بِاَلْسِنَةٍ حِدَادٍ اَشِحَّةً عَلَى الْخَيْرِ اُولءِكَ لَمْ يُؤْمِنُوا فَاَحْبَطَ اللّهُ اَعْمَالَهُمْ وَكَانَ ذلِكَ عَلَى اللّهِ يَسيرًا

(19) e şihhaten aleyküm fe iza cael havfü raeytehüm yenzurune ileyke teduru a’yünühüm kellezi yuğşa aleyhi minel mevt fe iza zehebel havfü selekuküm bi elsinetin hidadin eşihhaten alel hayr ülaike lem yü’minu fe ahbetallahü a’malehüm ve kane zalike alellahi yesira
Size karşı çok cimri ve haristirler o zaman korku hali geldiğinde onların sana baktıklarını gördün gözleri dönüyordu ölüm baygınlığı geçiren kimse gibi nihayet korku gidince keskin dilleri ile size sözler söyleyecekler hayra düşkün kimselermiş gibi işte bunlar iman etmediler Allah’ta boşa çıkardı (böylece) amellerini bu Allah’a göre kolaydır

1. eşıhhaten
(şehha)
: daha cimri, çok cimri
: (cimri)
2. aleykum : size, sizin üzerinize
3. fe izâ : o zaman
4. câe : geldi
5. el havfu : korku
6. raeyte-hum : onları gördün
7. yenzurûne : bakıyorlar, bakarlar
8. ileyke : sana
9. tedûru : döner
10. a’yunu-hum : onların gözleri
11. kellezî (ke ellezî) : onun gibi
12. yugşâ : baygınlık çöker
13. aleyhi : onun üzerine
14. min el mevti : ölümden
15. fe : o zaman, sonra
16. izâ zehebe : gittiği zaman
17. el havfu : korku
18. selekû-kum : sizi incittiler
19. bi elsinetin : dilleri ile
20. hıdâdin : kırıcı, keskin
21. eşıhhaten : daha cimri, çok cimri
22. alâ el hayrı : hayra karşı
23. ulâike : işte onlar
24. lem yu’minû : mü’min değiller, inanmazlar
25. fe : o zaman, bu sebeple
26. ahbetallâhu (ahbete allâhu) : Allah heba etti, yok etti
27. a’mâle-hum : onların amellerini
28. ve kâne : ve oldu
29. zâlike : işte bu
30. alallâhi (alâ allâhi) : Allah’a
31. yesîren : kolay

٢٠

يَحْسَبُونَ الْاَحْزَابَ لَمْ يَذْهَبُوا وَاِنْ يَاْتِ الْاَحْزَابُ يَوَدُّوا لَوْ اَنَّهُمْ بَادُونَ فِى الْاَعْرَابِ يَسَْلُونَ عَنْ اَنْبَاءِكُمْ وَلَوْ كَانُوا فيكُمْ مَا قَاتَلُوا اِلَّا قَليلًا

(20) yahsebunel ahzabe lem yezhebu ve iy ye’til ahzabü yeveddu lev ennehüm badune fil a’rabi yes’elune an embaiküm ve lev kanu fiküm ma katelu illa kalila
(Düşman) birliklerinin gitmediklerini sanıyorlardı eğer birlikler gelecek olsa arzu ederler ki bedeviler arasında bulunsunlar da sizin haberlerinizi onlara sorsunlar velev onlar sizin içinizde kalsalardı ancak pek azı savaşa girerlerdi

1. yahsebûne : zannediyorlar, sanıyorlar
2. el ahzâbe : birlikler
3. lem yezhebû : gitmedi
4. ve in : ve eğer
5. ye’ti : gelir
6. el ahzâbu : hizipler, gruplar, birlikler
7. yeveddû : isterler, arzu ederler, temenni ederler
8. lev : eğer, keşke, olsa
9. enne-hum : onların olduğu
10. bâdûne : bedeviler (çölde yaşayan Araplar)
11. fî el a’râbi : Araplar’ın arasında
12. yes’elûne : sorarlar
13. an enbâi-kum : sizin haberlerinizden (sizin haberlerinizi)
14. ve lev kânû : ve eğer, şâyet olsalardı
15. fî-kum : sizin içinizde
16. mâ kâtelû : savaşmazdı
17. illâ : hariç
18. kalîlen : az

٢١

لَقَدْ كَانَ لَكُمْ فى رَسُولِ اللّهِ اُسْوَةٌ حَسَنَةٌ لِمَنْ كَانَ يَرْجُوا اللّهَ وَالْيَوْمَ الْاخِرَ وَذَكَرَ اللّهَ كَثيرًا

(21) le kad kane leküm fi rasulillahi üsvetün hasenetül li men kane yercüllahe vel yevmel ahira ve zekerallahe kesira
mutlaka olmuş Allah’ın resulünde sizin için, çok güzel örnekler Allah’ı ve âhiret gününü ümit eden kimseler için Allah’ı çok zikir eden (kimseler için)

1. lekad : andolsun
2. kâne : oldu (vardır)
3. lekum : sizin için
4. fî resûli allâhi : Allah’ın Resûl’ünde
5. usvetun : örnek
6. hasenetun : güzel
7. li men : kimseler için
8. kâne : oldu
9. yercûllâhe (yercû allâhe) : Allah’a ulaşmayı dileyenler
10. ve el yevme el âhıre : ve ahir gün (Allah’a ulaşma günü)
11. ve zekerallâhe (zekere allâhe) : ve Allah’ı zikretti
12. kesîren : çok

٢٢

وَلَمَّا رَاَ الْمُؤْمِنُونَ الْاَحْزَابَ قَالُوا هذَا مَا وَعَدَنَا اللّهُ وَرَسُولُهُ وَصَدَقَ اللّهُ وَرَسُولُهُ وَمَا زَادَهُمْ اِلَّا ايمَانًا وَتَسْليمًا

(22) ve lemma rael mü’minunel ahzabe kalu haza ma veadenellahü ve rasulühu ve sadekallahü ve rasulühu ve ma zadehüm illa imanev ve teslima
Mü’minler gördüğü zaman (düşman) birliklerinden işte budur derler Allah ve o’nun resulünün vaad ettiği Allah ve o’nun resulü doğru söyledi (bu) ancak arttırır imanlarını ve teslimiyetlerini

1. ve lemmâ : ve olduğu zaman
2. ree : gördü
3. el mu’minûne : mü’minler
4. el ahzâbe : birlikler
5. kâlû : dediler
6. hâzâ : bu
7. mâ vaadenallâhu : Allah’ın vaadettiği şey
8. ve resûlu-hu : ve onun resûlü
9. ve sadakallâhu (sadaka allâhu) : ve Allah doğru söyledi
10. ve resûlu-hu : ve onun resûlü
11. ve mâ zâde-hum : ve onlara artırmadı
12. illâ : yalnızca, sadece
13. îmânen : îmânları
14. ve teslîmen : ve teslimiyetleri

Sayfa:420

٢٣

مِنَ الْمُؤْمِنينَ رِجَالٌ صَدَقُوا مَا عَاهَدُوا اللّهَ عَلَيْهِ فَمِنْهُمْ مَنْ قَضى نَحْبَهُ وَمِنْهُمْ مَنْ يَنْتَظِرُ وَمَا بَدَّلُوا تَبْديلًا

(23) minel mü’minine ricalün sadeku ma ahedüllahe aleyh fe minhüm men kada nahbehu ve minhüm mey yenteziru ve ma beddelu tebdila
Mü’minlerden öyle kimseler (var ki), doğru çıktılar Allah’a verdikleri sözde onlardan kimi adağını yerine getirmiş, kimi de bekliyor onlar (sözü) değiştirmezler

1. min el mu’minîne : mü’minlerden
2. ricâlun : adam, erkek
3. sadakû : sadık kaldılar
4. mâ âhedûllâhe : Allah ile olan ahdleri
5. aleyhi : onun üzerine, ona
6. fe : böylece
7. min-hum : onlardan
8. men : kim, kimse
9. kadâ : oldu, vuku buldu
10. nahbe-hu : onun adağı, neziri, sözü
11. ve min-hum : ve onlardan
12. men : kim, kimse
13. yentezırû : bekliyorlar
14. ve mâ beddelû : ve değiştirmediler
15. tebdîlen : değiştirme

٢٤

لِيَجْزِىَ اللّهُ الصَّادِقينَ بِصِدْقِهِمْ وَيُعَذِّبَ الْمُنَافِقينَ اِنْ شَاءَ اَوْ يَتُوبَ عَلَيْهِمْ اِنَّ اللّهَ كَانَ غَفُورًا رَحيمًا

(24) li yecziyellahüs sadikiyne bi sidkihim ve yüazzibel münafikiyne in şae ev yetube aleyhim innellahe kane ğafurar rahiyma
Allah doğruları mükafatlandıracaktır doğrulukları sebebi ile münafıklara da dilerse azap edecek veya onların tövbesini kabul buyuracaktır şüphe yok ki Allah bağışlayan, merhamet sahibidir

1. li : için
2. yeczî allâhu : Allah ceza (karşılığını) verecek, mükâfatlandıracak
3. es sâdıkîne : sadıklar
4. bi sıdkı-hım : onların sadakatleri ile
5. ve yuazzibe : ve azaplandıracak
6. el munâfıkîne : münafıklar
7. in : eğer, ise
8. şâe : diler
9. ev : veya
10. yetûbe aleyhim : onların tövbelerini kabul edecek
11. innallâhe (inne allâhe) : muhakkak Allah
12. kâne : oldu
13. gafûren : mağfiret eden (günahları sevaba çeviren)
14. rahîmen : rahmet eden (Rahîm esmasıyla tecelli eden)

٢٥

وَرَدَّ اللّهُ الَّذينَ كَفَرُوا بِغَيْظِهِمْ لَمْ يَنَالُوا خَيْرًا وَكَفَى اللّهُ الْمُؤْمِنينَ الْقِتَالَ وَكَانَ اللّهُ قَوِيًّا عَزيزًا

(25) ve raddellahül lezine keferu bi ğayzihim lem yenalu hayra ve kefallahül mü’mininel kıtal ve kanellahü kaviyyen aziza
Allah def etti kâfirlerin öfkelerini onları hayra eriştirmeden Allah yeterlidir harpte mü’minlere Allah kuvvetli ve güç sahibidir

1. ve redde : ve geri çevirdi
2. allâhu : Allah
3. ellezîne : o kimseler, onlar
4. keferû : inkâr ettiler
5. bi gayzı-him : öfkeleri ile
6. lem yenâlû : nail olmadılar, isteklerine ulaşamadılar
7. hayren : bir hayır
8. ve kefallâhu (kefâ allâhu) : ve Allah kâfi geldi
9. el mu’minîne : mü’minler
10. el kıtâle : savaş
11. ve kânallâhu (kâne allâhu) : ve Allah ….. oldu
12. kavîyen : kavî olan, güçlü olan
13. azîzen : azîz olan, yüce ve gâlip olan

٢٦

وَاَنْزَلَ الَّذينَ ظَاهَرُوهُمْ مِنْ اَهْلِ الْكِتَابِ مِنْ صَيَاصيهِمْ وَقَذَفَ فى قُلُوبِهِمُ الرُّعْبَ فَريقًا تَقْتُلُونَ وَتَاْسِرُونَ فَريقًا

(26) ve enzelellezine zaheruhüm min ehlil kitabi min sayasiyhim ve kazefe fi kulubihimür ru’be ferikan taktülune ve te’sirune ferika
Kitap ehlinden onlara yardım edenleri indirdi kalelerinden onların kalplerine korku düşürdü bir kısmını öldürüyor ve bir kısmını da esir alıyorsunuz

1. ve enzele : ve indirdi
2. ellezîne : o kimseler, onlar
3. zâherû-hum : onlara arka çıktılar, yardım ettiler
4. min ehli el kitab : kitap ehlinden
5. min sayâsî-hım : kalelerinden
6. ve kazefe : ve düşürdü
7. : içine
8. kulûbi-hum : onların kalpleri
9. er ru’be : korku
10. ferîkan : topluluk, bir kısım
11. taktulûne : öldürüyorsunuz
12. ve te’sirûne : ve esir alıyorsunuz
13. ferîken : topluluk, bir kısım

٢٧

وَاَوْرَثَكُمْ اَرْضَهُمْ وَدِيَارَهُمْ وَاَمْوَالَهُمْ وَاَرْضًا لَمْ تَطَؤُهَا وَكَانَ اللّهُ عَلى كُلِّ شَىْءٍ قَديرًا

(27) ve evraseküm erdahüm ve diyarahüm ve emvalehüm ve erdal lem tetauha ve kanellahü ala külli şey’in kadira
Size onların yerlerini, yurtlarını, miras verdi mallarını ve ayak basmadığınız yerleri ve Allah her şeye kadirdir

1. ve evrese-kum : ve sizi varis (mirasçı) kıldı
2. arda-hum : onların toprakları
3. ve diyâre-hum : ve onların yurtları (ülkeleri)
4. ve emvâle-hum : ve onların malları
5. ve ardan : ve arz, arazi
6. lem tetau-hâ : ve ona ayak basmadınız
7. kâne : oldu
8. allâhu : Allah
9. alâ kulli şey’in : herşeye
10. kadîren : kaadir, gücü yeten

٢٨

يَا اَيُّهَا النَّبِىُّ قُلْ لِاَزْوَاجِكَ اِنْ كُنْتُنَّ تُرِدْنَ الْحَيوةَ الدُّنْيَا وَزينَتَهَا فَتَعَالَيْنَ اُمَتِّعْكُنَّ وَاُسَرِّحْكُنَّ سَرَاحًا جَميلًا

(28) ya eyyühen nebiyyü kul li ezvacike in küntünne türidnel hayated dünya ve zineteha fe tealeyne ümetti’künne ve üserrihkünne serahan cemila
Ey nebi, zevcelerine de ki siz eğer arzu ediyorsanız dünya hayatının ziynet ve süsünü haydi gelin size mût’a vereyim ve sizi güzellikle salıvereyim

1. yâ eyyuhâ : ey
2. en nebîyu : nebî, peygamber
3. kul : de, söyle
4. li : için, … e
5. ezvâci-ke : senin zevcelerin, eşlerin
6. in kuntunne : eğer siz iseniz
7. turidne : istiyorsunuz
8. el hayâte ed dunyâ : dünya hayatı
9. ve zînete-hâ : ve onun ziyneti, süsü
10. fe : o zaman
11. tealeyne : gelin
12. umetti’kunne : sizi metalandırayım (mehirlerinizi vereyim)
13. ve userrihkunne : ve sizi bırakayım (boşayayım)
14. serâhan : bırakma
15. cemîlen : güzel

٢٩

وَاِنْ كُنْتُنَّ تُرِدْنَ اللّهَ وَرَسُولَهُ وَالدَّارَ الْاخِرَةَ فَاِنَّ اللّهَ اَعَدَّ لِلْمُحْسِنَاتِ مِنْكُنَّ اَجْرًا عَظيمًا

(29) ve in küntünne türidnellahe ve rasulehu ved daral ahirate fe innellahe eadde lil muhsinati minkünne ecran aziyma
Eğer Allah’ı istiyorsanız ve o’nun resulünü ve âhiret yurdunu mutlaka Allah içinizde iyilik yapanlara hazırlamıştır pek büyük ecir

1. ve in : ve eğer, ise
2. kuntunne : siz
3. turidne : siz istiyorsunuz
4. allâhe : Allah
5. ve resûle-hu : ve onun resûlü
6. ve ed dâre : ve mesken, yurt
7. el âhırete : ahiret
8. fe : o taktirde
9. innallâhe (inne allâhe) : muhakkak Allah
10. eadde : hazırladı
11. li el muhsinâti : muhsin kadınlar için
12. min kunne : sizden, sizin içinizden
13. ecren : ecir, mükâfat
14. azîmen : azîm, büyük

٣٠

يَا نِسَاءَ النَّبِىِّ مَنْ يَاْتِ مِنْكُنَّ بِفَاحِشَةٍ مُبَيِّنَةٍ يُضَاعَفْ لَهَا الْعَذَابُ ضِعْفَيْنِ وَكَانَ ذلِكَ عَلَى اللّهِ يَسيرًا

(30) ya nisaen nebiyyi mey ye’ti minkünne bi fahişetim mübeyyinetiy yudaaf lehel azabü dı’feyn ve kane zalike alellahi yesira
Ey nebilerin hanımları sizden kim ederse açıkça bir edepsizlik onun azabı iki kat attırılır bu Allah’a göre kolaydır

1. : ey
2. nisâe : kadınlar
3. en nebiyyi : nebî, peygamber
4. men : kim
5. ye’ti : gelir
6. min kunne : sizden, sizin içinizden
7. bi fâhışetin : fuhuş ile, kötülük ile
8. mubeyyinetin : açık, açıkça
9. yudâaf : artırılır
10. lehâ : ona
11. el azâbu : azap
12. dı’feyni : iki misli
13. ve kâne : ve oldu
14. zâlike : işte bu
15. alâllâhi (alâ allâhi) : Allah’a
16. yesîren : kolay
Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s