020. Cüz

    Nüzul SırasıCüzSayfaSure
    48 20381Neml(27)

٥٦

فَمَا كَانَ جَوَابَ قَوْمِه اِلَّا اَنْ قَالُوا اَخْرِجُوا الَ لُوطٍ مِنْ قَرْيَتِكُمْ اِنَّهُمْ اُنَاسٌ يَتَطَهَّرُونَ

(56) fe ma kane cevabe kavmihi illa en kalu ahricu ale lutim min karyetiküm innehüm ünasüy yetetahherun
Buna oldu kavminin cevabı sadece şu sözler lut’un ailesini çıkarın memleketinizden çünkü onlar temiz kalmak istiyorlar

1. fe : o zaman, fakat
2. mâ kâne : olmadı
3. cevâbe : cevap
4. kavmi-hi : onun kavmi
5. illâ : hariç, den başka
6. en kâlû : onların demeleri
7. ahricû : çıkarın
8. âle : aile
9. lûtın : Lut
10. min karyeti-kum : ülkenizden
11. inne-hum : muhakkak ki onlar, çünkü onlar
12. unâsun : insanlar
13. yetetahherûne : temiz kalmak istiyorlar

٥٧

فَاَنْجَيْنَاهُ وَاَهْلَهُ اِلَّا امْرَاَتَهُ قَدَّرْنَاهَا مِنَ الْغَابِرينَ

(57) fe enceyna hü ve ehlehü illemraetehu kaddernaha minel ğabirin
Bunun üzerine biz de kurtardık onu ve ailesini ancak karısı hariç o’nu takdir ettik geride kalanlardan

1. fe : böylece
2. enceynâ-hu : biz onu kurtardık
3. ve ehle-hû : ve onun ailesi
4. illemreetehu (illâ emreete-hu) : onun hanımı hariç
5. kaddernâ-hâ : onu takdir ettik
6. min el gâbirîne : geride kalanlardan

٥٨

وَاَمْطَرْنَا عَلَيْهِمْ مَطَرًا فَسَاءَ مَطَرُالْمُنْذَرينَ

(58) ve emtarna aleyhim metara fe sae metarul münzerin
Onların üzerine taş yağmuru yağdırdık uyarılanların yağmuru ne kötüdür

1. ve emtarnâ : ve yağmur yağdırdık
2. aleyhim : onların üzerine
3. mataran : yağmur
4. fe : böylece, öyle ki
5. sâe : kötü oldu
6. mataru : yağmur
7. el munzerîne : uyarılanlar

٥٩

قُلِ الْحَمْدُ لِلّهِ وَسَلَامٌ عَلى عِبَادِهِ الَّذينَ اصْطَفى اللّهُ خَيْرٌ اَمَّا يُشْرِكُونَ

(59) kulil hamdü lillahi ve selamün ala ibadihillezinastafa allahü hayrun emma yüşrikun
Dedi ki hamd olsun Allah’a selam (Allah’ın) seçtiği kullarına Allah mı hayırlı yoksa ortak koştukları mı?

1. kul : de
2. el hamdu : hamd
3. lillâhi (li allâhi) : Allah’a aittir, Allah içindir
4. ve selâmun : ve selâm
5. alâ : üzerine
6. ibâdi-hi : onun kulları
7. ellezîne : onlar ki
8. astafâ : seçti
9. allâhu : Allah
10. hayrun : daha hayırlı
11. em : yoksa, veya
12. : şey
13. yuşrikûne : şirk koşuyorlar, ortak koşuyorlar

٦٠

اَمَّنْ خَلَقَ السَّموَاتِ وَالْاَرْضَ وَاَنْزَلَ لَكُمْ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً فَاَنْبَتْنَا بِه حَدَاءِقَ ذَاتَ بَهْجَةٍ مَاكَانَ لَكُمْ اَنْ تُنْبِتُوا شَجَرَهَا ءَاِلهٌ مَعَ اللّهِ بَلْ هُمْ قَوْمٌ يَعْدِلُونَ

(60) emmen halekas semavati vel erda ve enzele leküm mines semai maa fe embetna bihi hadaika zate behce ma kane leküm en tümbitu şeceraha a ilahüm meallah bel hüm kavmüy ya’dilun
semalar ile yeri kim yarattı? ve sizin için indirdi, semadan bir su böylece bitirdik onunla bahçeler güzel manzaralı sizin bitiremeyeceğiz yerlerde orada bir ağaç dahi yokken Allah ile beraber bir ilah mı (var?) hayır! onlar (Allah’a) denk koşan kavimdirler

1. em : yoksa, veya
2. men : kim, kimse
3. halaka : yarattı
4. es semâvâti : semalar, gökler
5. ve el arda : ve arz, yeryüzü
6. ve enzele : ve indirdi
7. lekum : sizin için, size
8. min es semâi : semadan, gökten
9. mâen : su
10. fe : böylece, öyle ki
11. enbetnâ : bitirdik, yetiştirdik
12. bihî : onunla
13. hadâika : bahçeler
14. zâte : sahip
15. behcetin : güzel olan, güzel
16. mâ kâne : olmadı
17. lekum : sizin için
18. en tunbitû : sizin yetiştirmeniz
19. şecere-hâ : onun ağacı
20. e : mı
21. ilâhun : bir ilâh
22. meallâhi (mea allâhi) : Allah’la beraber
23. bel hum : hayır onlar
24. kavmun : bir kavimdir
25. ya’dilûne : denk, eşit tutarlar

٦١

اَمَّنْ جَعَلَ الْاَرْضَ قَرَارًا وَجَعَلَ خِلَالَهَا اَنْهَارًا وَجَعَلَ لَهَا رَوَاسِىَ وَجَعَلَ بَيْنَ الْبَحْرَيْنِ حَاجِزًا ءَاِلهٌ مَعَ اللّهِ بَلْ اَكْثَرُهُمْ لَايَعْلَمُونَ

(61) emmen cealel arda kararav ve ceale hilaleha enharav ve ceale leha ravasiye ve ceale beynel bahrayni haciza e ilahüm meallah bel ekseruhüm la ya’lemun
Yahut yeryüzünü karargah yapan (Allah mı?) ve akıtan onlara aralarından nehirler üzerinde sabit dağlar var eden ve iki denizin arasına engel koyan (mı?) bir ilah mı (var?) Allah ile beraber hayır! onların çoğu bilmezler

1. em : yoksa, veya
2. men : kim, kimse
3. ceale : kıldı, yaptı, yarattı
4. el arda : arz, yeryüzü
5. karâren : karar yeri, yerleşmeye uygun mekân
6. ve ceale : ve kıldı, yaptı, yarattı
7. hılâle-hâ : onun ara(lar)ında
8. enhâren : nehirler
9. ve ceale : ve kıldı, yaptı, yarattı
10. lehâ : onun, onun için
11. revâsiye : (sabit) dağlar
12. ve ceale : ve kıldı, yaptı, yarattı
13. beyne : arasında
14. el bahreyni : iki deniz
15. hâcizen : perde, engel
16. e : mı
17. ilâhun : bir ilâh
18. meallâhi (mea allâhi) : Allah ile beraber
19. bel : hayır
20. ekseru-hum : onların çoğu
21. lâ ya’lemûne : bilmiyorlar

٦٢

اَمَّنْ يُجيبُ الْمُضْطَرَّ اِذَا دَعَاهُ وَيَكْشِفُ السُّوءَ وَيَجْعَلُكُمْ خُلَفَاءَ الْاَرْضِ ءَاِلهٌ مَعَ اللّهِ قَليلًا مَا تَذَكَّرُونَ

(62) emmey yücibül mudtarra iza deahü ve yekşifüs sue ve yec’alüküm hulefael ard e ilahüm meallah kalilem ma tezekkerun
Yahut icabet edip başı sıkılan kendine dua ettiği zaman o kötülüğü kaldırır mı? sizleri yapar (mı?) yeryüzünün halifeleri bir ilah mı (var?) Allah ile beraber siz pek az düşünüyorsunuz

1. em : yoksa, veya
2. men : kim, kimse
3. yucîbu : icabet eder, cevap verir
4. el mudtarra : sıkıntı ve ihtiyaç içinde olan
5. izâ : olduğu zaman
6. deâ-hu : ona dua etti
7. ve yekşifu : ve açar, giderir
8. es sûe : kötülük
9. ve yec’alu-kum : ve sizi kılar, yapar
10. hulefâe : halifeler
11. el ardı : arz, yeryüzü
12. e : mı
13. ilâhun : bir ilâh
14. mea allâhi : Allah ile beraber
15. kalîlen mâ : ne kadar az
16. tezekkerûne : tezekkür ediyorsunuz

٦٣

اَمَّنْ يَهْديكُمْ فى ظُلُمَاتِ الْبَرِّ وَالْبَحْرِ وَمَنْ يُرْسِلُ الرِّيَاحَ بُشْرًا بَيْنَ يَدَىْ رَحْمَتِه ءَاِلهٌ مَعَ اللّهِ تَعَالَى اللّهُ عَمَّا يُشْرِكُونَ

(63) emmey yehdi küm fi zulümatil berri vel bahri ve mey yursilür riyaha büşram beyne yedey rahmetih e ilahüm meallah tealellahü amma yüşrikun
Yahut yol gösteren, karanlıklar içinde size karadan ve denizden gönderen kim? Rüzgarları müjdeci olarak yağmurun önüne bir ilah mı (var?) Allah ile beraber Allah yücedir onların ortak koştukları şeylerden

1. em : yoksa, veya
2. men : kim, kimse
3. yehdî-kum : sizi hidayet eder
4. : içinde
5. zulumâti : karanlıklar
6. el berri : kara
7. ve el bahri : ve deniz
8. ve men : ve kimse
9. yursilu : gönderir
10. er riyâha : rüzgârlar
11. buşren : müjdeleyici olarak
12. beyne yedey : (elleri arasında) önünde
13. rahmeti-hi : onun rahmeti
14. e : mı
15. ilâhun : bir ilâh
16. mea allâhi : Allah ile beraber
17. teâlallâhu (teâlâ allâhu) : Allah yücedir
18. ammâ : şeylerden
19. yuşrikûne : şirk koşuyorlar

Sayfa:382

٦٤

اَمَّنْ يَبْدَؤُا الْخَلْقَ ثُمَّ يُعيدُهُ وَمَنْ يَرْزُقُكُمْ مِنَ السَّمَاءِ وَالْاَرْضِ ءَاِلهٌ مَعَ اللّهِ قُلْ هَاتُوا بُرْهَانَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ صَادِقينَ

(64) emmey yebdeül halka sümme yüiydühu ve mey yerzükuküm mines semai vel ard e ilahüm meallah kul hatu bürhaneküm in küntüm sadikın
Yahut ilk olarak yaratan mı? sonra onu tekrar diriltecek olan mı? size rızık veren mi hayırlıdır? semadan ve yerden bir ilah mı (var?) Allah ile beraber dedi ki getirin dilediğinizi delillerinizle eğer doğru söyleyenlerdenseniz

1. em : yoksa, veya
2. men : kim, kimse
3. yebdeu : ilk defa yapıyor, başlıyor
4. el halka : yaratış
5. summe : sonra
6. yuîdu-hu : onu döndürür, onu iade eder
7. ve men : ve kim
8. yerzuku-kum : sizi rızıklandırır
9. min es semâi : semadan, göklerden
10. ve el ardı : ve yeryüzü
11. e : mı
12. ilâhun : bir ilâh
13. mea allâhi : Allah ile beraber
14. kul : de, söyle
15. hâtû : getirin
16. burhâne-kum : burhanınızı, delillerinizi
17. in kuntum : eğer siz iseniz
18. sâdikîne : doğru söyleyenler

٦٥

قُلْ لَايَعْلَمُ مَنْ فِى السَّموَاتِ وَالْاَرْضِ الْغَيْبَ اِلَّا اللّهُ وَمَا يَشْعُرُونَ اَيَّانَ يُبْعَثُونَ

(65) kul la ya’lemü men fis semavati vel erdil ğaybe illellah ve ma yeş’urune eyyane yüb’asun
Kimse bilemez semanın ve arzın gaybını Allah’tan başka onlar şuurunda da değildirler ne zaman dirileceklerinin

1. kul : de, söyle
2. lâ ya’lemu : bilmez (bilemez)
3. men : kim, kimse
4. fî es semâvâti : semalarda, göklerde
5. ve el ardı : ve yeryüzü
6. el gaybe : gayb, bilinmeyen
7. illâ allâhu : ancak Allah, Allah’tan başkası
8. ve mâ yeş’urûne : ve şuurunda olmazlar, farkına varmazlar, bilincinde
9. eyyâne : ne zaman
10. yub’asûne : beas edilecekler, yeniden diriltilecekler

٦٦

بَلِ ادَّارَكَ عِلْمُهُمْ فِى الْاخِرَةِ بَلْ هُمْ فى شَكٍّ مِنْهَا بَلْ هُمْ مِنْهَا عَمُونَ

(66) belid darake ilmühüm fil ahirati bel hüm fi şekkim minha bel hüm minha amun
Hayır erişmemiştir onların ilimi âhiret hususunda bilakis onlar bunda şüphe içindedirler hayır onlar bundan kördürler

1. bel : hayır
2. eddâreke : yetişti, erişti, tamamlandı
3. ilmu-hum : onların ilmi
4. fî el âhıreti : ahirette
5. bel : hayır
6. hum : onlar
7. fî şekkin : şüphe içinde
8. min-hâ : ondan
9. bel : hayır
10. hum min-hâ : onlar ondan
11. amûne : kör

٦٧

وَقَالَ الَّذينَ كَفَرُوا ءَاِذَا كُنَّا تُرَابًا وَابَاؤُنَا اَءِنَّا لَمُخْرَجُونَ

(67) ve kalellezine keferu e iza künna türabev ve abaüna einna le muhracun
Kâfirler dedi biz toprak olduğumuz zaman mı? babalarımız ve gerçekten biz mi? çıkartılacağız

1. ve : ve
2. kâle : dedi
3. ellezîne keferû : inkâr edenler, kâfirler
4. e : mı
5. izâ : olduğu zaman
6. kun-nâ : biz olduk
7. turâben : toprak
8. ve : ve
9. âbâu-nâ : anne babalarımız
10. e : mı
11. innâ : muhakkak biz
12. le : elbette, mutlaka
13. muhracûne : çıkartılanlar

٦٨

لَقَدْ وُعِدْنَا هذَا نَحْنُ وابَاؤُنَا مِنْ قَبْلُ اِنْ هذَا اِلَّا اَسَاطيرُ الْاَوَّلينَ

(68) le kad vüidna haza nahnü ve abaüna min kablü in haza illa esatiyrul evvelin
Şüphesiz vaat olundu bu bize ve (biz)den önce ki babalarımıza da bu değildir evvelkilerden nakledilenlerden başka bir şey

1. lekad : andolsun
2. vuıd-nâ : bize vaadolundu
3. hâzâ : bu
4. nahnu : biz
5. ve âbâu-nâ : ve anne babalarımız
6. min kablu : daha önceden
7. in hâzâ : eğer bu
8. illâ : ancak
9. esâtîru : yazılan şeyler, efsaneler
10. el evvelîne : evvelkiler

٦٩

قُلْ سيرُوا فِى الْاَرْضِ فَانْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُجْرِمينَ

(69) kul siru fil erdi fenzuru keyfe kane akibetül mücrimin
Dedi ki yeryüzünü geziniz bakınız nasıl olmuş mücrimlerin akıbeti

1. kul : de
2. sîrû : yürüyün, dolaşın
3. fî el ardı : yeryüzünde
4. fenzurû (fe unzurû) : böylece bakın
5. keyfe : nasıl
6. kâne : oldu
7. âkibetu : akıbet, son
8. el mucrimîne : suçlular, günahkârlar

٧٠

وَلَا تَحْزَنْ عَلَيْهِمْ وَلَا تَكُنْ فى ضَيْقٍ مِمَّا يَمْكُرُونَ

(70) ve la tahzen aleyhim ve la tekün fi daykim mimma yemkürun
Onlara karşı üzülme sıkıntılı da olma onların yaptıkları hilelerden dolayı

1. ve lâ tahzen : ve mahzun olma, üzülme
2. aleyhim : onlara, onlar için
3. ve lâ tekun : ve sen olma
4. : içinde
5. daykın : darlık, sıkıntı
6. mimmâ (min mâ) : şeyden
7. yemkurûne : hile yapıyorlar, tuzak kuruyorlar

٧١

وَيَقُولُونَ مَتى هذَا الْوَعْدُ اِنْ كُنْتُمْ صَادِقينَ

(71) ve yekulune meta hazel va’dü in küntüm sadikın
Ne zaman diyorlar bu vaat edilen doğru söylüyorsanız

1. ve yekûlûne : ve derler, söylerler
2. metâ : ne zaman
3. hâzâ : bu
4. el va’du : vaad, söz
5. in kuntum : eğer siz iseniz
6. sâdıkîne : sadıklar, doğru söyleyenler

٧٢

قُلْ عَسى اَنْ يَكُونَ رَدِفَ لَكُمْ بَعْضُ الَّذى تَسْتَعْجِلُونَ

(72) kul asa ey yekune radife leküm ba’dullezi testa’cilun
Dedi, belki sizin ensenize binmiş olur acele istediğiniz şeyin bir kısmı

1. kul : de
2. asâ : belki
3. en yekûne : olur, oluyor
4. radife : tâbî oldu, peşine takıldı, arkasından geldi
5. lekum : size
6. ba’du : bir kısmı
7. ellezî : ki o
8. testa’cilûne : acele istiyorsunuz

٧٣

وَاِنَّ رَبَّكَ لَذُو فَضْلٍ عَلَى النَّاسِ وَلكِنَّ اَكْثَرَهُمْ لَايَشْكُرُونَ

(73) ve inne rabbeke le zu fadlin alen nasi ve lakinne ekserahüm la yeşkürun
Elbette ki senin Rabbin insanlara fazlı ihsan sahibidir lâkin onların çoğu şükretmezler

1. ve : ve
2. inne : muhakkak
3. rabbe-ke : senin Rabbin
4. le : elbette
5. zû fadlın : fazl, lütuf sahibidir
6. alâ : üzerine
7. en nâsi : insanlar
8. ve lâkinne : ve ama, lâkin, fakat
9. eksere-hum : onların çoğu
10. lâ yeşkurûne : şükretmiyorlar

٧٤

وَاِنَّ رَبَّكَ لَيَعْلَمُ مَاتُكِنُّ صُدُورُهُمْ وَمَا يُعْلِنُونَ

(74) ve inne rabbeke le ya’lemü ma tükinnü suduruhüm ve ma yu’linun
Muhakkak senin Rabbin elbette bilir göğüslerinde ki gizledikleri şeyi açığa çıkardıklarınıda

1. ve : ve
2. inne : muhakkak
3. rabbe-ke : senin Rabbin
4. le : elbette, şüphesiz
5. ya’lemu : bilir
6. mâ tukinnu : gizli tutulan şeyler
7. sudûru-hum : onların südurları, göğüsleri
8. ve mâ yu’linûne : ve açıkladıkları şeyler

٧٥

وَمَا مِنْ غَاءِبَةٍ فِى السَّمَاءِ وَالْاَرْضِ اِلَّا فى كِتَابٍ مُبينٍ

(75) ve ma min ğaibetin fis semai vel erdi illa fi kitabim mübin
Gizli bir sır yok ki semalarda ve yeryüzünde açık bir kitapta olmasın

1. ve : ve
2. : şey, ne
3. min gâibetin : gaybten, gizli olandan
4. fî es semâi : semada, gökte
5. ve el ardı : ve yeryüzünde
6. illâ : ancak, den başka
7. : içinde
8. kitâbin : kitap
9. mubînin : apaçık, beyan edilmiş, açıklanmış

٧٦

اِنَّ هذَا الْقُرْانَ يَقُصُّ عَلى بَنى اِسْرَاءلَ اَكْثَرَ الَّذى هُمْ فيهِ يَخْتَلِفُونَ

(76) inne hazel kur’ane yekussu ala beni israile ekserallezi hüm fihi yahtelifun
Şüphe yok ki bu kur’an anlatmaktadır israil oğullarına kendisinde ihtilaf, ettiklerinin çoğunun kıssasını

1. inne : muhakkak
2. hâze : bu
3. el kur’âne : Kur’ân
4. yakussu : anlatıyor
5. alâ : üzerine, …e
6. benî isrâîle : İsrailoğulları
7. ekseri : çoğu
8. ellezî : ki o
9. hum : onlar
10. fî-hi : hakkında
11. yahtelifûne : ihtilâfa düşüyorlar

Sayfa:383

٧٧

وَاِنَّهُ لَهُدًى وَرَحْمَةٌ لِلْمُؤْمِنينَ

(77) ve innehu lehüdev ve rahmetül lil mü’minin
Muhakkak o kesinlikle bir hidayet ve rahmettir mü’minler için

1. ve inne-hu : ve muhakkak ki o
2. le : elbette, mutlaka
3. huden : hidayet
4. ve rahmetun : ve rahmet
5. li : için
6. el mu’minîne : mü’minler, îmân edenler

٧٨

اِنَّ رَبَّكَ يَقْضى بَيْنَهُمْ بِحُكْمِه وَهُوَ الْعَزيزُ الْعَليمُ

(78) inne rabbeke yakdiy beynehüm bi hukmih ve hüvel azizül alim
Şüphesiz Rabbin onlar arasında hükmünü verecektir güçlü, bilen o’dur

1. inne : muhakkak ki
2. rabbe-ke : senin Rabbin
3. yakdî : hükmeder, hüküm verecek
4. beyne-hum : onların arasında
5. bi : ile
6. hukmi-hi : onun hükmü
7. ve huve : ve o
8. el azîzu : azîz, yüce
9. el alîmu : en iyi bilen

٧٩

فَتَوَكَّلْ عَلَى اللّهِ اِنَّكَ عَلَى الْحَقِّ الْمُبينِ

(79) fe tevekkel alellah inneke alel hakkil mübin
O halde tevekkül et Allah’a şüphesiz sen apaçık bir hak üzerindesin

1. fe : artık, böylece
2. tevekkel : tevekkül et
3. alâllâhi (alâ allâhi) : Allah’a
4. inne-ke : muhakkak ki sen
5. alâ : üzerindesin, üzeresin
6. el hakkı : hak, gerçek
7. el mubîni : apaçık

٨٠

اِنَّكَ لَاتُسْمِعُ الْمَوْتى وَلَا تُسْمِعُ الصُّمَّ الدُّعَاءَ اِذَا وَلَّوْا مُدْبِرينَ

(80) inneke la tüsmiul mevta ve la tüsmius summed düae iza vellev müdbirin
Muhakkak sen ölülere işittiremezsin ve işittiremezsin yaptığın daveti sağırlara arkalarını dönüp kaçtıkları zaman

1. inne-ke : muhakkak ki sen
2. lâ tusmiu : işittiremezsin
3. el mevtâ : ölüler
4. ve lâ tusmiu : ve işittiremezsin
5. es summe : sağırlar
6. ed duâe : dua, davet
7. iza : olduğu zaman
8. vellev : döndüler
9. mudbirîne : arkalarına dönenler

٨١

وَمَا اَنْتَ بِهَادِى الْعُمْىِ عَنْ ضَلَالَتِهِمْ اِنْ تُسْمِعُ اِلَّا مَنْ يُؤْمِنُ بِايَاتِنَا فَهُمْ مُسْلِمُونَ

(81) ve ma ente bi hadil umyi an dalaletihim in tüsmiu illa mey yü’minü bi ayatina fe hüm müslimun
Sen âmâları hidayete erdirecek değilsin delalet içinde olanları sen ancak işittirirsin ayetlerimize inananlara işte onlar müslümanlardır

1. ve mâ : ve değil
2. ente : sen
3. bi hâdî : hidayete erdiren
4. el umyi : kör
5. an dalâleti-him : onları dalâletlerinden
6. in tusmiu : eğer işittirebilirsen
7. illâ : ancak, sadece
8. men : kimse
9. yu’minu : mü’min olur, inanır
10. bi âyâti-nâ : âyetlerimizi
11. fe : o zaman, işte
12. hum : onlar
13. muslimûne : teslim olanlardır

٨٢

وَاِذَا وَقَعَ الْقَوْلُ عَلَيْهِمْ اَخْرَجْنَا لَهُمْ دَابَّةً مِنَ الْاَرْضِ تُكَلِّمُهُمْ اَنَّ النَّاسَ كَانُوا بِايَاتِنَا لَايُوقِنُونَ

(82) ve iza vekaal kavlü aleyhim ahracna lehüm dabbetem minel erdi tükellimühüm ennen nase kanu bi ayatina la yukinun
Geldiği zaman söylenilen başlarına onlar için çıkarırız da arzdan bir dabbe onlarla konuşur insanların kesinlikle ayetlerimize yakinen inanmadıklarını (söyler)

1. ve izâ : ve olduğu zaman
2. vakaa : vuku buldu
3. el kavlu : söz
4. aleyhim : onların üzerine
5. ahracnâ : çıkardık
6. lehum : onlar için, onlara
7. dâbbeten : dabbe
8. min el ardı : arzdan
9. tukellimu-hum : onlara söyleyecek (konuşacak)
10. enne : olduğunu
11. en nâse : insanlar
12. kânû : oldular
13. bi âyâti-nâ : âyetlerimize
14. lâ yûkınûne : yakîn hasıl etmezler

٨٣

وَيَوْمَ نَحْشُرُ مِنْ كُلِّ اُمَّةٍ فَوْجًا مِمَّنْ يُكَذِّبُ بِايَاتِنَا فَهُمْ يُوزَعُونَ

(83) ve yevme nahşüru min külli ümmetin fevcem mimmey yükezzibü bi ayatina fehüm yuzeun
Topladığımız gün her ümmetten ayetlerimizi yalanlayan kimseleri bölük bölük artık onlar sevk olunurlar

1. ve yevme : ve o gün
2. nahşuru : haşredeceğiz, toplayacağız
3. min kulli ummetin : bütün ümmetlerden
4. fevcen : fevc fevc, grup grup
5. mimmen (min men) : kimselerden
6. yukezzıbu : yalanlıyor
7. bi âyâti-nâ : âyetlerimizi
8. fe : böylece, ardından
9. hum : onlar
10. yûzeûne : toplanır, düzene konur (öncekiler ve sonrakiler) biraraya getirilir

٨٤

حَتّى اِذَا جَاؤُ قَالَ اَكَذَّبْتُمْ بِايَاتى وَلَمْ تُحيطُوا بِهَا عِلْمًا اَمَّاذَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ

(84) hatta iza cau kale e kezzebtüm bi ayati ve lem tühiytu biha ilmen emmaza küntüm ta’melun
Nihayet huzuru ilahiye geldikleri zaman (Allah) buyurur sizler yalanladınız mı? Benim ayetlerimi kavramadığınız halde onları ilmen yoksa sizler ne yapmak istiyordunuz?

1. hattâ izâ : o zaman
2. câû : geldiler
3. kâle : dedi
4. e : mı
5. kezzebtum : siz yalanladınız
6. bi âyâtî : âyetlerimi
7. ve lem tuhîtû : ve siz ihata edemediniz
8. bi-hâ : onu
9. ilmen : ilim olarak, ilmen
10. em : yoksa, veya
11. mâzâ : ne
12. kuntum : siz oldunuz
13. ta’melûne : yapıyorsunuz

٨٥

وَوَقَعَ الْقَوْلُ عَلَيْهِمْ بِمَا ظَلَمُوا فَهُمْ لَايَنْطِقُونَ

(85) ve vekaal kavlü aleyhim bima zalemu fe hüm la yentikun
Söylenen başlarına gelmiştir yaptıkları zulüm yüzünden lakin onlar konuşamazlar

1. ve vakaa : ve vuku buldu, vaki oldu, yerine geldi
2. el kavlu : söz
3. aleyhim : onların üzerine
4. bimâ : sebebiyle
5. zalemû : zulmettiler
6. fe : bundan sonra, artık
7. hum : onlar
8. lâ yentıkûne : konuşmazlar, konuşamazlar

٨٦

اَلَمْ يَرَوْا اَنَّا جَعَلْنَا الَّيْلَ لِيَسْكُنُوا فيهِ وَالنَّهَارَ مُبْصِرًا اِنَّ فى ذلِكَ لَايَاتٍ لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ

(86) e lem yerev enna cealnel leyle li yeskünu fihi ven nehara mübsira inne fi zalike le ayatil li kavmiy yü’minun
Görmediler mi? geceyi yarattık içinde sükunet bulasınız diye gündüzü de aydınlık yaptık gerçekten bunda ibretler vardır iman eden bir kavim için

1. e : mi
2. lem yerev : görmediler
3. ennâ : nasıl
4. cealnâ : kıldık
5. el leyle : gece
6. li yeskunû : sükûn bulsunlar, dinlensinler diye
7. fî-hi : orada, onun için
8. ve en nehâra : ve gündüz
9. mubsıren : görünen, aydınlık (olan)
10. inne : muhakkak ki
11. fî zâlike : işte bunda vardır
12. le : muhakkak, mutlaka
13. âyâtin : âyetler, mucizeler, deliller
14. li kavmin : bir kavim için
15. yu’minûne : mü’min olanlar, inananlar

٨٧

وَيَوْمَ يُنْفَخُ فِى الصُّورِ فَفَزِعَ مَنْ فِى السَّموَاتِ وَمَنْ فِى الْاَرْضِ اِلَّا مَنْ شَاءَ اللّهُ وَكُلٌّ اَتَوْهُ دَاخِرينَ

(87) ve yevme yünfehu fis suri fe fezia men fis semavati ve men fil erdi illa men şaellah ve küllün etevhü dahirin
O gün sur’a üfürülür artık müthiş bir korkuya kapılmıştır göklerde ve yeryüzünde kim (varsa) ancak Allah’ın dilediği hariç hepsi boyunlarını bükmüş olarak ona gelirler

1. ve yevme : ve o gün
2. yunfehu : üfürülür
3. fî es sûri : sur’un içine, sur’a
4. fe : o zaman, böylece
5. fezia : dehşete kapıldı, korkuya kapıldı
6. men : kim, kimse
7. fî es semâvâti : semalarda, göklerde
8. ve men : ve kimse
9. fî el ardı : yeryüzünde
10. illâ : hariç
11. men : kimse
12. şâe allâhu : Allah diledi
13. ve kullun : ve herkes
14. etev-hu : ona geldiler
15. dâhırîne : zelil olarak, boyun eğerek

٨٨

وَتَرَى الْجِبَالَ تَحْسَبُهَا جَامِدَةً وَهِىَ تَمُرُّ مَرَّالسَّحَابِ صُنْعَ اللّهِ الَّذى اَتْقَنَ كُلَّ شَىْءٍ اِنَّهُ خَبيرٌ بِمَا تَفْعَلُونَ

(88) ve teral cibale tahsebüha camidetev ve hiye temürru merras sehab sun’allahillezi etkane külle şey’ innehu habirum bima tefalun
Sen dağları görüp onları sabit sanırsın halbuki onlar geçer(ler) bulutların geçtiği gibi Allah’ın işidir her şeyi muhkem yaratan şüphesiz o sizin yaptığınızdan haberdardır

1. ve terâ : ve görürsün
2. el cibâle : dağı
3. tahsebu-hâ : onu sanırsın
4. câmideten : cansız, hareketsiz
5. ve : ve
6. hiye : o
7. temurru : hareket eder
8. merre : hareket etti
9. es sehâbi : bulut
10. sun’allâhi (sun’a allâhi) : Allah’ın sanatıdır
11. ellezî : ki o
12. etkane : sağlam yaptı
13. kulle şey’in : herşey
14. inne-hu : muhakkak ki o
15. habîrun : haberdar
16. bimâ : şeylerden
17. tef’alûne : siz yapıyorsunuz

Sayfa:384

٨٩

مَنْ جَاءَ بِالْحَسَنَةِ فَلَهُ خَيْرٌ مِنْهَا وَهُمْ مِنْ فَزَعٍ يَوْمَءِذٍ امِنُونَ

(89) men cae bil haseneti fe lehu hayrum minha ve hüm min fezeiy yevmeizin aminun
Kim iyilik ile gelirse ona bunda bir hayır vardır onlar o günün korkusundan emin olurlar

1. men : kim, kimse
2. câe : geldi
3. bi el haseneti : hasenat, kazanılan dereceler
4. fe : işte, o zaman
5. lehu : onun için vardır, ona vardır
6. hayrun : daha hayırlı, hayırlı
7. min-hâ : ondan
8. ve hum : ve onlar
9. min fezeın : dehşetten (dehşete kapılmaktan)
10. yevme izin : izin günü, o gün
11. âminûne : emin olanlar

٩٠

وَمَنْ جَاءَ بِالسَّيِّءَةِ فَكُبَّتْ وُجُوهُهُمْ فِى النَّارِ هَلْ تُجْزَوْنَ اِلَّا مَاكُنْتُمْ تَعْمَلُونَ

(90) ve men cae bis seyyieti fe kübbet vücuhühüm fin nar hel tüczevne ila ma küntüm ta’melun
Kim de günahla gelirse hemen yüz (üstü) ateşe atılırlar cezalandırılırsınız sizler ancak yaptığınız amellerle

1. ve men : ve kim
2. câe : geldi
3. bi es seyyieti : seyyiat, kaybedilen dereceler
4. fe : artık
5. kubbet : atıldı
6. vucûhu-hum : onların yüzleri
7. fî en nâri : ateş içine, ateşe
8. hel : mı
9. tuczevne : karşılığı verilir, cezalandırılır
10. illâ : ancak, den başka
11. : şey
12. kuntum : siz oldunuz
13. ta’melûne : yapıyorsunuz

٩١

اِنَّمَا اُمِرْتُ اَنْ اَعْبُدَ رَبَّ هذِهِ الْبَلْدَةِ الَّذى حَرَّمَهَا وَلَهُ كُلُّ شَىْءٍ وَاُمِرْتُ اَنْ اَكُونَ مِنَ الْمُسْلِمينَ

(91) innema ümirtü en a’büde rabbe hazihil beldetil lezi harrameha ve lehu küllü şey’iv ve ümirtü en ekune minel müslimin
Ancak emrolundum Rabbime ibadet etmekle, bu beldenin burası haram kılınmıştır her şey o’nundur emir olundum müslümanlardan olmakla

1. innemâ : ancak, sadece
2. umirtu : ben emrolundum
3. en a’bude : benim ibadet etmem
4. rabbe : Rab
5. hâzihi : bu
6. el beldeti : belde, ülke
7. ellezî : ki o
8. harreme-hâ : onu hürmete lâyık kıldı
9. ve lehu : ve onun
10. kullu şey’in : herşey
11. ve umırtu : ve ben emrolundum
12. en ekûne : benim olmam
13. min el muslimîne : müslümanlardan, teslim olanlardan

٩٢

وَاَنْ اَتْلُوَا الْقُرْانَ فَمَنِ اهْتَدى فَاِنَّمَا يَهْتَدى لِنَفْسِه وَمَنْ ضَلَّ فَقُلْ اِنَّمَا اَنَا مِنَ الْمُنْذِرينَ

(92) ve en etlüvel kur’an fe menihteda fe innema yehtedi li nefsih ve men dalle fe kul innema ene minel munzirin
Kur’an okuyayım diye de (emr olundum) artık kim hidayeti kabul ederse ancak kendi nefsine hidayeti kabul etmiştir kim de saparsa deyi ver ben ancak uyarıcılardanım

1. ve en etluve : ve benim okumam
2. el kur’âne : Kur’ân
3. fe : o zaman, bundan sonra, böylece
4. men ihtedâ : kim hidayete ererse
5. fe : artık, böylece
6. innemâ : ancak, sadece
7. yehtedî : hidayete erer
8. li nefsi-hi : kendi nefsi için
9. ve men : ve kim
10. dalle : dalâlette kaldı
11. fe : artık, o zaman
12. kul : de, söyle
13. innemâ : sadece
14. ene : ben
15. min el munzirîne : nezirlerden, uyaranlardan

٩٣

وَقُلِ الْحَمْدُ لِلّهِ سَيُريكُمْ ايَاتِه فَتَعْرِفُونَهَا وَمَا رَبُّكَ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ

(93) ve kulil hamdü lillahi seyüriküm ayatihi fe ta’rifuneha ve ma rabbüke bi ğafilin amma ta’melun
De ki hamd Allah’a mahsustur o size ilerde ayetlerini gösterecek sizde onları tanıyacaksınız senin Rabbin gafil değildir yaptıklarından

1. ve kuli : ve de, söyle
2. el hamdu : hamd
3. li allâhi : Allah’a mahsus, Allah’a
4. seyurî-kum : size gösterecek
5. âyâti-hi : onun âyetleri
6. fe : artık, böylece
7. ta’rifûne-hâ : onu tanıyacaksınız
8. ve mâ : ve değil
9. rabbu-ke : senin Rabbin
10. bi gâfilin : gâfil olan
11. ammâ : şeylerden
12. ta’melûne : yapıyorsunuz

28-KASAS

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ

١

طسم

(1) ta sin mim
ta sinmim

٢

تِلْكَ ايَاتُ الْكِتَابِ الْمُبينِ

(2) tilke ayatül kitabil mübin
Bunlar apaçık kitabın ayetleridir

1. tilke : bu, bunlar
2. âyâtu : âyetler
3. el kitâbi : kitap
4. el mubîni : apaçık

٣

نَتْلُوا عَلَيْكَ مِنْ نَبَاِ مُوسى وَفِرْعَوْنَ بِالْحَقِّ لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ

(3) netlu aleyke min nebei musa ve fir’avne bil hakkı li kavmiy yü’minun
Biz sana okuyacağız Musa ve firavun’un haberinden inanmış bir kavim için hak olarak

1. netlû : okuyacağız
2. aleyke : sana
3. min nebei : haberinden
4. mûsâ : Musa
5. ve fir’avne : ve firavun
6. bi : ile
7. el hakkı : hak
8. li : için
9. kavmin : kavim
10. yu’minûne : mü’min olan

٤

اِنَّ فِرْعَوْنَ عَلَا فِى الْاَرْضِ وَجَعَلَ اَهْلَهَا شِيَعًا يَسْتَضْعِفُ طَاءِفَةً مِنْهُمْ يُذَبِّحُ اَبْنَاءَهُمْ وَيَسْتَحْي نِسَاءَهُمْ اِنَّهُ كَانَ مِنَ الْمُفْسِدينَ

(4) inne fir’avne ala fil erdi ve ceale ehleha şiyeay yestad’ifü taifetem minhüm yüzebbihu ebnaehüm ve yestahyi nisaehüm innehu kane minel müfsidin
firavun o yerde kendini yüce göstermiş oranın ehlini fırkalara ayırmıştı zayıflatarak ezmek için onlardan bir taifenin oğullarını boğazlıyor onların kadınlarını da sağ bırakıyordu şüphesiz o fesatçılardandı

1. inne : muhakkak, gerçekten
2. fir’avne : firavun
3. alâ : âli, ailesi (sülâlesi)
4. fîl ardı (fî el ardı) : yeryüzünde
5. ve ceale : ve kıldı
6. ehle-hâ : onun ehli, onun halkı
7. şiyean : grup, sınıf
8. yestad’ıfu : güçsüz, zayıf bırakıyor
9. tâifeten : taife, bölük, grup, kısım
10. min-hum : onlardan
11. yuzebbihu : boğazlatıyor
12. ebnâe-hum : onların çocukları, oğulları
13. ve : ve
14. yestahyî : sağ bırakıyor
15. nisâe-hum : onların kadınları, kızları
16. innehu : muhakkak o
17. kâne : oldu
18. min el mufsidîne : müfsidlerden, fesat çıkaranlardan

٥

وَنُريدُ اَنْ نَمُنَّ عَلَى الَّذينَ اسْتُضْعِفُوا فِى الْاَرْضِ وَنَجْعَلَهُمْ اَءِمَّةً وَنَجْعَلَهُمُ الْوَارِثينَ

(5) ve nüridü en nemünne alellezinestud’ifu fil erdi ve nec’alehüm eimmetev ve nec’alehümül varisin
Biz de lütuf edelim istiyorduk o yerde ezilenlere onları imamlar yapalım kendilerini mirasçılar yapalım

1. ve nurîdu : ve istiyoruz
2. en nemunne : ni’metlendirmek
3. alâ ellezîne : onlara
4. testud’ıfû : zayıf güçsüz bırakılanlar
5. fî el ardı : yeryüzünde
6. ve nec’ale-hum : ve onları kılarız
7. eimmeten : imamlar, önderler
8. ve nec’ale-hum : ve onları kılarız
9. el vârisîne : varisler, mirasçılar

Sayfa:385

٦

وَنُمَكِّنَ لَهُمْ فِى الْاَرْضِ وَنُرِىَ فِرْعَوْنَ وَهَامَانَ وَجُنُودَهُمَا مِنْهُمْ مَاكَانُوا يَحْذَرُونَ

(6) ve nümekkine lehüm fil erdi ve nüriye fir’avne ve hamane ve cünudehüma minhüm ma kanu yahzerun
İmkanlar verelim yeryüzünde onlara firavun’a ve hâmân’a ve ordularına gösterelim onların çekinmekte oldukları şeyi

1. ve numekkine : ve biz yerleştirelim, kuvvetli kılalım
2. lehum : onları
3. fî el ardı : yeryüzünde
4. ve nuriye : ve gösterelim
5. fir’avne : firavun
6. ve hâmâne : ve Haman (firavunun veziri)
7. ve cunûde-humâ : ve ikisinin ordusu
8. min-hum : onlardan
9. mâ kânû : oldukları şeyi
10. yahzerûne : hazar ediyorlar, çekiniyorlar

٧

وَاَوْحَيْنَا اِلى اُمِّ مُوسى اَنْ اَرْضِعيهِ فَاِذَا خِفْتِ عَلَيْهِ فَاَلْقيهِ فِى الْيَمِّ وَلَا تَخَافى وَلَا تَحْزَنى اِنَّا رَادُّوهُ اِلَيْكِ وَجَاعِلُوهُ مِنَ الْمُرْسَلينَ

(7) ve evhayna ila ümmi musa en erdiiyh fe iza hifti aleyhi fe elkiyhi fil yemmi ve la tehafi ve la tahzeni inna radduhü ileyki ve cailuhü minel murselin
Musa’nın annesine vahy ettik çocuğu emzir onun (öldürülmesinden) korktuğun zaman onu deryaya bırak hem korkma ve üzülme çünkü biz onu sana tekrar vereceğiz kendisini resullerden yapacağız

1. ve evhaynâ : ve vahyettik
2. ilâ ummi : annesine
3. mûsâ : Musa
4. en erdıî-hi : onu emzirmesi
5. fe : artık, böylece
6. izâ hıfti : korktuğun zaman
7. aleyhi : onun üzerine, onun için
8. fe : artık, böylece
9. elkî-hi : onu bırak, at
10. fî el yemmi : denize, nehire
11. ve lâ tehâfî : ve korkma
12. ve lâ tahzenî : ve üzülme
13. innâ : muhakkak biz
14. râddû-hu : onu geri vereceğiz, döndüreceğiz
15. ileyki : sana
16. ve câılû-hu : ve onu kılacağız
17. min el murselîne : mürselinden, resûllerden

٨

فَالْتَقَطَهُ الُ فِرْعَوْنَ لِيَكُونَ لَهُمْ عَدُوًّا وَحَزَنًا اِنَّ فِرْعَوْنَ وَهَامَانَ وَجُنُودَهُمَا كَانُوا خَاطِينَ

(8) feltekatahu alü fir’avne li yekune lehüm adüvvev ve hazena inne fir’avne ve hamane ve cünudehüma kanu hatiin
Derken onu bulup aldı firavun’un adamları (ilerde) kendilerine düşman ve bir üzüntü olacaktı şüphesiz firavun hâmân orduları hep hata edicidirler

1. feltekata-hû (fe iltekata-hu)
(lekata)
: böylece onu bulup aldılar
: (bulup aldı)
2. âlu : ailesi
3. fir’avne : firavun
4. li : için, diye
5. yekûne : olsun
6. lehum : onlar için, onlara
7. aduvven : düşman olarak
8. ve hazenen : ve hüzün olarak, dert olarak
9. inne : muhakkak ki
10. fir’avne : firavun
11. ve hâmâne : ve Haman (firavunun veziri)
12. ve cunûde-humâ : ve ikisinin ordusu
13. kânû : oldular
14. hâtıîne : kasten günah işleyenler, suç işleyenler

٩

وَقَالَتِ امْرَاَتُ فِرْعَوْنَ قُرَّتُ عَيْنٍ لى وَلَكَ لَاتَقْتُلُوهُ عَسى اَنْ يَنْفَعَنَا اَوْ نَتَّخِذَهُ وَلَدًا وَهُمْ لَايَشْعُرُونَ

(9) ve kaletimraetü fir’avne kurratü aynil li ve lek la taktüluhü asa ey yenfeana ev nettehizehu veledev ve hüm la yeş’urun
Firavun’un karısı dedi göz aydınlığı olur (bu çocuk) benim ve senin için onu öldürmeyin belki bize faydası olur yahut onu evlat ediniriz onlar (bunun) şuurunda değillerdi

1. ve kâletimraetu (kâlet imraetu) : ve hanımı dedi
2. fir’avne : firavun
3. kurretu aynın : (sevinç) göz aydınlığı
4. : bana
5. ve leke : ve sana
6. lâ taktulû-hu : onu öldürmeyin
7. asâ : umulur ki, belki
8. en yenfea-nâ : bize faydası olur
9. ev : veya
10. nettehıze-hu : onu ediniriz
11. veleden : evlât
12. ve hum : ve onlar
13. lâ yeş’urûne : farkında değiller

١٠

وَاَصْبَحَ فُؤَادُ اُمِّ مُوسى فَارِغًا اِنْ كَادَتْ لَتُبْدى بِه لَوْلَا اَنْ رَبَطْنَا عَلى قَلْبِهَا لِتَكُونَ مِنَ الْمُؤْمِنينَ

(10) ve asbeha füadü ümmi musa fariğa in kadet le tübdi bihi levla er rabatna ala kalbiha li tekune minel mü’minin
Musa’nın annesinin kalbi bomboş olarak sabahladı neredeyse onu gerçekten açığa vuracaktı velev sebat vermeseydik onun kalbine müminlerden olsun diye

1. ve asbaha : ve sabahladı
2. fuâdu : kalbi, gönlü
3. ummi : annesi
4. mûsâ : Musa
5. fârigan : boş
6. in kâdet : az kalsın, neredeyse
7. le : elbette, mutlaka
8. tubdî : açıklayacak
9. bi-hi : onu
10. lev lâ : olmasa
11. en rabatnâ : rabıta kurmamız, bizim bağlamamız
12. alâ kalbi-hâ : onun kalbine
13. li tekûne : olması için
14. min el mu’minîne : mü’minlerden

١١

وَقَالَتْ لِاُخْتِه قُصّيهِ فَبَصُرَتْ بِه عَنْ جُنُبٍ وَهُمْ لَايَشْعُرُونَ

(11) ve kalet li uhtihi kussihi fe besurat bihi an cünübiv ve hüm la yeş’urun
(Annesi) Musa’nın kız kardeşine demişti “onun izini takip et” (o da) onu uzaktan gözetledi ötekiler farkında değillerdi

1. ve kâlet : ve dedi
2. li uhti-hi : onun kız kardeşine (ablasına)
3. kussî-hi : onu takip et
4. fe : o zaman, böylece
5. besurat : gözetledi
6. bi-hi : onu
7. an cunubin : uzaktan
8. ve hum : ve onlar
9. lâ yeş’urûne : farkında değiller

١٢

وَحَرَّمْنَا عَلَيْهِ الْمَرَاضِعَ مِنْ قَبْلُ فَقَالَتْ هَلْ اَدُلُّكُمْ عَلى اَهْلِ بَيْتٍ يَكْفُلُونَهُ لَكُمْ وَهُمْ لَهُ نَاصِحُونَ

(12) ve harramna aleyhil meradia min kablü fe kalet hel edüllüküm ala ehli beytiy yekfülunehu leküm ve hüm lehu nasihun
Haram etmiştik daha önce ona süt analarını size göstereyim mi? dedi (uygun) ev halkını sizin için onun bakımını yapacak ve ona samimi bakacak olanları

1. ve harremnâ : ve haram ettik, yasakladık
2. aleyhi : ona
3. el merâdıa : süt anneler
4. min kablu : önceden, daha önce
5. fe : o zaman, artık, böylece
6. kâlet : dedi
7. hel : mı
8. edullu-kum : size delâlet edeyim, yardım edeyim
9. alâ ehli beytin : bir aileye
10. yekfulûne-hu : ona kefil olacak, onun bakımını üstlenecek
11. lekum : sizin için, size
12. ve hum : ve onlar
13. lehu : onu, ona
14. nâsıhûne : (öğüt verir) iyi yetiştirir

١٣

فَرَدَدْنَاهُ اِلى اُمِّه كَىْ تَقَرَّ عَيْنُهَا وَلَا تَحْزَنَ وَلِتَعْلَمَ اَنَّ وَعْدَ اللّهِ حَقٌّ وَلكِنَّ اَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ

(13) fe radednahü ila ümmihi key tekarra aynüha ve la tahzene ve li ta’leme enne va’dellahi hakkuv ve lakinne ekserahüm la ya’lemun
Onu iade ettik bu suretle annesine ta ki gözü aydın olsun ve üzülmesin ve bilsin ki Allah’ın vaadi kesinlikle haktır lakin onların çoğu (bunu) bilmezler

1. fe : artık
2. redednâ-hu : onu geri verdik, iade ettik
3. ilâ ummi-hi : onun annesine
4. key : için
5. tekarra aynu-hâ : onun gözü aydın olsun
6. ve lâ tahzene : ve üzülmesin, mahzun olmasın
7. ve li ta’leme : ve bilmesi için
8. enne : olduğunu
9. va’dallâhi (va’de allâhi) : Allah’ın vaadi
10. hakkun : haktır
11. ve lâkinne : ve lâkin, fakat
12. eksere-hum : onların çoğu
13. lâ ya’lemûne : bilmezler

Sayfa:386

١٤

وَلَمَّا بَلَغَ اَشُدَّهُ وَاسْتَوى اتَيْنَاهُ حُكْمًا وَعِلْمًا وَكَذلِكَ نَجْزِى الْمُحْسِنينَ

(14) ve lemma beleğa eşüddehu vesteva ateynahü hukmev ve ilma ve kezalike neczil muhsinin
Vaktaki musa, buluğa ulaşınca biz ona verdik hüküm ve ilim işte biz böyle mükafatlandırırız iyilik edenleri

1. ve lemmâ : ve olduğu zaman
2. belega : erişti, ulaştı
3. eşudde-hu : onun erginlik çağı, bulûğ çağı
4. vestevâ : ve kemâle erdi
5. âteynâ-hu : ona verdik
6. hukmen : hüküm
7. ve ilmen : ve ilim
8. ve kezâlike : ve işte böyle
9. neczî : mükâfatlandırırız
10. el muhsinîne : muhsinler

١٥

وَدَخَلَ الْمَدينَةَ عَلى حينِ غَفْلَةٍ مِنْ اَهْلِهَا فَوَجَدَ فيهَا رَجُلَيْنِ يَقْتَتِلَانِ هذَا مِنْ شيعَتِه وَهذَا مِنْ عَدُوِّه فَاسْتَغَاثَهُ الَّذى مِنْ شيعَتِه عَلَى الَّذى مِنْ عَدُوِّه فَوَكَزَهُ مُوسى فَقَضى عَلَيْهِ قَالَ هذَا مِنْ عَمَلِ الشَّيْطَانِ اِنَّهُ عَدُوٌّ مُضِلٌّ مُبينٌ

(15) ve dehalel medinete ala hiyni ğafletim min ehliha fe vecede fiha racüleyni yaktetilani haza min şiatihi ve haza min adüvvih festeğasehüllezi min şiatihi alellezi min adüvvihi fe vekezehu musa fe kada aleyhi kale haza min ameliş şeytan innehu adüvvüm müdillüm mübin
Bir vakit şehre girdi halkının uykuda olduğu (sırada) orada buldu birbirini öldürmek isteyen iki adam bunlardan biri kendi kavminden diğeri ise düşman tarafındandı kendi kavminden olan ondan yardım istedi düşmanına karşı Musa ona bir yumruk vurdu böylece onun ölümü ile neticelendi bu dedi şeytanın işlerindendir şüphesiz o düşman ve apaçık bir saptırıcıdır

1. ve dehale : ve girdi
2. el medînete : şehir
3. alâ hîni : zamanda, o vakitte
4. gafletin : gaflet
5. min ehli-hâ : şehir halkından
6. fe : o zaman
7. vecede : buldu
8. fî-hâ : orada
9. raculeyni : iki adam
10. yaktetilâni : kavga eden iki kişi
11. hâzâ : bu
12. min şîati-hî : gruptan, taraftarlardan
13. ve hâzâ : ve bu
14. min aduvvi-hi : onun düşmanlarından
15. fe : o zaman, böylece
16. istegâse-hu : ondan yardım istedi
17. ellezî : ki o
18. min şîati-hi : onun taraftarlarından
19. alellezî (alâ ellezî) : ona
20. min aduvvi-hi : onun düşmanlarından
21. fe : o zaman, bunun üzerine
22. vekeze-hu : ona yumruk attı, onu yumrukladı
23. mûsâ : Musa
24. fe : böylece
25. kadâ : vuku buldu, oldu, kaza edildi, hüküm yerine geldi
26. aleyhi : onun üzerine
27. kâle : dedi
28. hâzâ : bu
29. min ameli eş şeytâni : şeytanın amelinden, şeytanın işinden
30. inne-hu : muhakkak o
31. aduvvun : düşman
32. mudillun : dalâlette bırakan
33. mubînun : açıkça, apaçık

١٦

قَالَ رَبِّ اِنّى ظَلَمْتُ نَفْسى فَاغْفِرْ لى فَغَفَرَ لَهُ اِنَّهُ هُوَ الْغَفُورُ الرَّحيمُ

(16) kale rabbi inni zalemtü nefsi fağfirli fe ğafera leh innehu hüvel ğafurur rahiym
Ey Rabbim dedi ben nefsime zulüm ettim artık beni bağışla (Allah’ta) onu bağışladı elbette ki o, bağışlayan ve merhamet sahibidir

1. kâle : dedi
2. rabbi : Rabbim
3. innî : muhakkak ben
4. zalemtu : zulmettim
5. nefsî : nefsim
6. fagfirlî (fe ıgfirlî) : artık beni mağfiret et
7. fe : o zaman, böylece
8. gafera lehu : onu bağışladı
9. inne-hu : muhakkak o
10. huve : o
11. el gafûru : mağfiret eden
12. er rahîmu : rahîm esmasıyla tecelli eden

١٧

قَالَ رَبِّ بِمَا اَنْعَمْتَ عَلَىَّ فَلَنْ اَكُونَ ظَهيرًا لِلْمُجْرِمينَ

(17) kale rabbi bima en’amte aleyye fe len ekune zahiral lil mücrimin
Dedi ey Rabbim benim üzerimde ki nimetinin hakkı için artık, asla yardımcı olmayacağım mücrimlere

1. kâle : dedi
2. rabbi : Rabbim
3. bimâ : sebebiyle
4. en’amte : sen ni’met verdin, ni’metlendirdin
5. aleyye : bana, beni
6. fe : artık, bundan sonra
7. len ekûne : ben olmayacağım
8. zahîren : arka çıkan, yardımcı olan
9. li el mucrimîne : mücrimlere, suç işleyenlere, günahkârlara

١٨

فَاَصْبَحَ فِى الْمَدينَةِ خَاءِفًا يَتَرَقَّبُ فَاِذَا الَّذِى اسْتَنْصَرَهُ بِالْاَمْسِ يَسْتَصْرِخُهُ قَالَ لَهُ مُوسى اِنَّكَ لَغَوِىٌّ مُبينٌ

(18) fe asbeha fil medineti haifey yeterakkabü fe izellezistensarahu bil emsi yestasrihuh kale lehu musa inneke le ğaviyyüm mübin
Böylece şehirde sabahladı korkarak, gözetleyerek o zaman, yine dün kendisinden yardım talep eden kimse ona feryat ediyordu Musa ona dedi kesinlikle sen apaçık bir azgınsın

1. fe : böylece
2. asbaha : sabahladı
3. fî el medîneti : şehirde
4. hâifen : korkarak
5. yeterakkabu : gözetleyerek, gözleyerek
6. fe : o zaman, böylece, fakat
7. izâ : olduğu zaman
8. ellezî : ki o
9. istensara-hu : ondan yardım istedi
10. bi el emsi : dün
11. yestasrihu-hu : ondan yardım istiyor
12. kâle : dedi
13. lehu : ona
14. mûsâ : Musa
15. inne-ke : muhakkak sen
16. le : elbette, mutlaka
17. gaviyyun : azgın
18. mubînun : apaçık

١٩

فَلَمَّا اَنْ اَرَادَ اَنْ يَبْطِشَ بِالَّذى هُوَ عَدُوٌّ لَهُمَا قَالَ يَا مُوسى اَتُريدُ اَنْ تَقْتُلَنى كَمَا قَتَلْتَ نَفْسًا بِالْاَمْسِ اِنْ تُريدُ اِلَّا اَنْ تَكُونَ جَبَّارًا فِى الْاَرْضِ وَمَا تُريدُ اَنْ تَكُونَ مِنَ الْمُصْلِحينَ

(19) fe lemma en erade ey yebtişe billezi hüve adüvvül lehüma kale ya musa e türidü en taktüleni kema katelte nefsem bil emsi in türidü illa en tekune cebbara fil erdi ve ma türidü en tekune minel muslihiyn
(Musa) O kimseyi yakalamak istediği zaman o iki kişiye düşman olan (o şahıs) dedi ya musa beni de mi öldürmek istiyorsun dün bir adam öldürdüğün gibi sen ancak zorba olmak istiyorsun yeryüzünde (neden) ıslah edicilerden olmak istemiyorsun

1. fe : artık, böylece
2. lemmâ : olduğu zaman
3. en : muhakkak
4. erâde : istedi
5. en yabtışe : yakalamak
6. billezî (bi ellezî) : o kimseyi
7. huve : o
8. aduvvun : düşman
9. lehumâ : ikisi
10. kâle : dedi
11. yâ mûsâ : ey Musa
12. e : mı
13. turîdu : istiyorsun
14. en taktule-nî : beni öldürmek
15. kemâ : gibi
16. katelte : sen öldürdün
17. nefsen : kişi
18. bi el emsi : dün
19. in turîdu : eğer istiyorsan
20. illâ : ancak, sadece
21. en tekûne : senin olman
22. cebbâren : cebbar, zorba
23. fî el ardı : yeryüzünde
24. ve mâ turîdu : ve sen istemiyorsun
25. en tekûne : senin olmak
26. min el muslihîne : ıslâh edicilerden, barıştıranlardan

٢٠

وَجَاءَ رَجُلٌ مِنْ اَقْصَا الْمَدينَةِ يَسْعى قَالَ يَامُوسى اِنَّ الْمَلَاَ يَاْتَمِرُونَ بِكَ لِيَقْتُلُوكَ فَاخْرُجْ اِنّى لَكَ مِنَ النَّاصِحينَ

(20) ve cae racülüm min aksal medineti yes’a kale ya musa innel melee ye’temirune bike li yaktüluke fahruc inni leke minen nasihiyn
Derken bir adam geldi şehrin öbür ucundan koşarak dedi ey musa muhakkak (şehrin) ileri gelenleri karar veriyorlar senin öldürülmen için hemen çık şüphesiz ben senin iyiliğini isteyenlerdenim

1. ve câe : ve geldi
2. raculun : bir adam
3. min : den
4. aksa : en uzak yer
5. el medîneti : şehir
6. yes’â : koşarak
7. kâle : dedi
8. yâ mûsâ : ey Musa
9. inne : muhakkak
10. el melee : (kavmin) ileri gelenleri
11. ye’temirûne : emir vermek için görüşüyorlar
12. bike : sana, senin için, senin hakkında
13. li : için
14. yaktulû-ke : seni öldürmek
15. fahruc (fe uhruc) : öyleyse hemen çık
16. innî : muhakkak ben
17. leke : sana
18. min en nâsıhîne : nasihat edenlerden, öğüt verenlerden

٢١

فَخَرَجَ مِنْهَا خَاءِفًا يَتَرَقَّبُ قَالَ رَبِّ نَجِّنى مِنَ الْقَوْمِ الظَّالِمينَ

(21) fe harace minha halifey yeterakkabü kale rabbi neccini minel kavmiz zalimin
Hemen oradan çıktı korkarak ve gözetleyerek dedi ey Rabbim! beni kurtar zalim kavimlerden

1. fe : artık, böylece
2. harece : çıktı
3. min-hâ : oradan
4. hâifen : korkarak
5. yeterakkabu : gözetleyerek, gözleyerek
6. kâle : dedi
7. rabbi : Rabbim
8. necci-nî : beni kurtar
9. min el kavmi : kavminden
10. ez zâlimîne : zalimler

Sayfa:387

٢٢

وَلَمَّا تَوَجَّهَ تِلْقَاءَ مَدْيَنَ قَالَ عَسى رَبّى اَنْ يَهْدِيَنى سَوَاءَ السَّبيلِ

(22) ve lemma teveccehe tilkae medyene kale asa rabbi ey yehdiyeni sevaes sebil
Bunun üzerine yönelince medyen’e doğru, dedi olur ki Rabbim beni düzgün bir yola çıkarır

1. ve lemmâ : ve olduğu zaman
2. teveccehe : yöneldi, döndü
3. tilkâe : taraf
4. medyene : Medyen (şehri)
5. kâle : dedi
6. asâ : umulur ki, belki
7. rabbî : benim Rabbim
8. en yehdiye-nî : beni hidayete erdirir, ulaştırır
9. sevâe : sevva edilmiş, dizayn edilmiş
10. es sebîli : yol

٢٣

وَلَمَّا وَرَدَ مَاءَ مَدْيَنَ وَجَدَ عَلَيْهِ اُمَّةً مِنَ النَّاسِ يَسْقُونَ وَوَجَدَ مِنْ دُونِهِمُ امْرَاَتَيْنِ تَذُودَانِ قَالَ مَا خَطْبُكُمَا قَالَتَا لَانَسْقى حَتّى يُصْدِرَ الرِّعَاءُ وَاَبُونَا شَيْخٌ كَبيرٌ

(23) ve lemma verede mae medyene vecede aleyhi ümmetem minen nasi yeskune ve veced min dunihimüm raeteyni tezudan kale ma hatbüküma kaleta la neskıy hatta yusdirar riaü ve ebuna şeyhun kebir
Medyen suyuna varınca o suyun başında buldu (hayvanları) sulayan bir insan topluluğu onların ötesinde gördü (hayvanlarını) tutan iki kadın sizin haliniz nedir dedi dediler çobanlar çekip gidince sularız ve babamızda çok yaşlı bir zattır

1. ve lemmâ : ve olduğu zaman
2. verede : vardı, ulaştı
3. mâe : su
4. medyene : Medyen
5. vecede : buldu
6. aleyhi : onun üzerinde, onda (orada)
7. ummeten : bir ümmet
8. min en nâsi : insanlardan
9. yeskûne : suluyor, su alıyor
10. ve vecede : ve buldu
11. min dûni-him : onlardan başka
12. emreeteyni : iki kadın
13. tezûdâni : (ikisi) engelliyor
14. kâle : dedi
15. : nedir
16. hatbu-kumâ : sizin (ikinizin) durumu
17. kâletâ : ikisi söyledi, dedi
18. lâ neskî : biz sulamayız, sulayamayız
19. hattâ : oluncaya kadar
20. yusdira : döner, çekilir
21. er riâu : çoban
22. ve ebû-nâ : ve bizim babamız
23. şeyhun : ihtiyardır
24. kebîrun : büyük (çok)

٢٤

فَسَقى لَهُمَا ثُمَّ تَوَلّى اِلَى الظِّلِّ فَقَالَ رَبِّ اِنّى لِمَا اَنْزَلْتَ اِلَىَّ مِنْ خَيْرٍ فَقيرٌ

(24) fe seka lehüma sümme tevella ilez zilli fe kale rabbi inni lima enzelte ileyye min hayrin fekiyr
Bunun üzerine onların (hayvanlarını) suladı sonra da gölgeye çekilerek dedi ey Rabbim gerçekten ben bana indirecegin her hayıra muhtacım

1. fe : o zaman, böylece
2. sekâ : suladı, içirdi
3. lehumâ : onların ikisi
4. summe : sonra
5. tevellâ : döndü
6. ilez zılli (ilâ ez zılli) : gölgeye
7. fe : sonra
8. kâle : dedi
9. rabbi : Rabbim
10. innî : muhakkak ki ben
11. li mâ : şeye
12. enzelte : sen indirdin
13. ileyye : bana
14. min hayrin : (hayırlardan bir) hayır
15. fakîrun : fakir, muhtaç

٢٥

فَجَاءَتْهُ اِحْديهُمَا تَمْشى عَلَى اسْتِحْيَاءٍ قَالَتْ اِنَّ اَبى يَدْعُوكَ لِيَجْزِيَكَ اَجْرَ مَاسَقَيْتَ لَنَا فَلَمَّا جَاءَهُ وَقَصَّ عَلَيْهِ الْقَصَصَ قَالَ لَاتَخَفْ نَجَوْتَ مِنَ الْقَوْمِ الظَّالِمينَ

(25) fe caethü ihdahüma temşi alestihyain kalet inne ebi yed’uke li yecziyeke ecra ma sekayte lena felemma caehu ve kassa aleyhil kasasa kale la tehaf necevte minel kavmiz zalimin
Derken o kadınlardan biri yanına geldi utana utana yürüyerek dedi ki babam seni çağırıyor bize çektiğin suyun ücretini vermek için bunun üzerine varınca ona (başından geçen) kıssayı anlattı korkma dedi o zalim kavimden kurtuldun

1. fe câet-hu : ona geldiği zaman
2. ıhdâ-humâ : (kızların) ikisinden biri
3. temşî : yürüyor
4. alestihyâin (alâ istihyâin) : haya ederek, utanarak
5. kâlet : dedi
6. inne : muhakkak
7. ebî : benim babam
8. yed’û-ke : seni çağırıyor
9. li : için
10. yecziye-ke : seni mükâfatlandıracak
11. ecr : bir ecir, ücret
12. : şey
13. sekayte : sen suladın
14. lenâ : bize, bizi, bizimiçin
15. fe lemmâ : olduğu zaman
16. câe-hu : o geldi
17. ve kassa : ve anlattı
18. aleyhi : ona
19. el kasasa : hikâye
20. kâle : dedi
21. lâ tehaf : korkma
22. necevte : sen kurtuldun
23. min el kavmi : kavimden
24. ez zâlimîne : zalimler

٢٦

قَالَتْ اِحْديهُمَا يَا اَبَتِ اسْتَاْجِرْهُ اِنَّ خَيْرَ مَنِ اسْتَاْجَرْتَ الْقَوِىُّ الْاَمينُ

(26) kalet ihdahüma ya ebetis te’cirhü inne hayra meniste’certel kaviyyül emin
O iki kadından birisi dedi ki ey babacığım! onu ücretle tut gerçekten en hayırlısı tuttuğun ücretliler (içinde) kuvvetli, emin bir kişi

1. kâlet : dedi
2. ıhdâ-humâ : (kızların) ikisinden biri
3. yâ ebeti : ey babacığım
4. iste’cir-hu : onu ücretle (ecirle) tut
5. inne : muhakkak
6. hayra : daha hayırlıdır
7. men iste’certe : senin ücretle çalıştırdığın kimse(ler)
8. el kaviyyu : kuvvetli, sağlam
9. el emînu : emin, güvenilir

٢٧

قَالَ اِنّى اُريدُ اَنْ اُنْكِحَكَ اِحْدَى ابْنَتَىَّ هَاتَيْنِ عَلى اَنْ تَاْجُرَنى ثَمَانِىَ حِجَجٍ فَاِنْ اَتْمَمْتَ عَشْرًا فَمِنْ عِنْدِكَ وَمَا اُريدُ اَنْ اَشُقَّ عَلَيْكَ سَتَجِدُنى اِنْ شَاءَ اللّهُ مِنَ الصَّالِحينَ

(27) kale inni üridü en ünkihake ihdebneteyye hateyni ala en te’cürani semaniye hicec fe in etmemte aşran fe min indik ve ma üridü en eşükka aleyk setecidüni in şaellahü minas salihiyn
(Şuayb) dedi gerçekten sana nikah etmek istiyorum şu iki kızımdan birisini bana ücretle çalışman şartı ile sekiz sene eğer on (yılı) tamamlarsan (o da) senden buna karşı seni zorlamak istemem Allah’ın dilemesiyle beni iyilerden bulacaksın

1. kâle : dedi
2. innî : muhakkak ki ben
3. urîdu : ben istiyorum
4. en unkiha-ke : sana nikâhlamak
5. ihdebneteyye (ihdâ ibneteyye) : iki kızımdan biri
6. hâteyni : işte bu ikisi
7. alâ : üzerine, karşılık
8. en te’cure-nî : bana ücretli çalışman, hizmet etmen
9. semâniye : sekiz (8)
10. hıcecin : seneler
11. fe : böylece
12. in etmemte : eğer tamamlarsan
13. aşran : on (10)
14. fe : artık
15. min indi-ke : senin indinden, senden
16. ve mâ urîdu : ve ben istemiyorum
17. en eşukka : zorluk çıkarmak, mecbur etmek
18. aleyke : sana, seni
19. setecidu-nî : beni bulacaksın
20. in şâallâhu (şâe allâhu) : inşaallah, eğer Allah dilerse
21. min es sâlihîne : salihlerden

٢٨

قَالَ ذلِكَ بَيْنى وَبَيْنَكَ اَيَّمَا الْاَجَلَيْنِ قَضَيْتُ فَلَا عُدْوَانَ عَلَىَّ وَاللّهُ عَلى مَانَقُولُ وَكيلٌ

(28) kale zalike beyni ve beynek eyyemel eceleyni kadaytü fe la udvane aleyy vallahü ala ma nekulü vekil
(Musa) dedi bu benim ile senin aranda (anlaşma) bu iki müddetin hangisini yerine getirsem artık aramızda bir haksızlık olamaz Allah’ta söylediğimiz şeye vekildir

1. kâle : dedi
2. zâlike : işte bu
3. beynî : benim
4. ve beyne-ke : ve senin arandadır
5. eyyemâ : hangisi
6. el eceleyni : iki ecel, iki zaman, iki süre
7. kadaytu : kada ettim, tamamladım
8. fe : artık, bundan sonra
9. : yoktur, olmasın
10. udvâne : düşmanlık
11. aleyye : bana
12. vallâhu (ve allâhu ) : ve Allah
13. alâ : üzerine
14. : şey(ler)
15. nekûlu : konuşuyoruz
16. vekîlun : vekildir

Sayfa:388

٢٩

فَلَمَّا قَضى مُوسَى الْاَجَلَ وَسَارَ بِاَهْلِه انَسَ مِنْ جَانِبِ الطُّورِ نَارًا قَالَ لِاَهْلِهِ امْكُثُوا اِنّى انَسْتُ نَارًا لَعَلّى اتيكُمْ مِنْهَا بِخَبَرٍ اَوْ جَذْوَةٍ مِنَ النَّارِ لَعَلَّكُمْ تَصْطَلُونَ

(29) felemma kada musel ecele ve sara bi ehlihi anese min canibit türi naran kale li ehlihim küsu inni anestü naral lealli atiküm minha bi haberin ev cezvetim minen nari lealleküm tastalun
Nihayet Musa hizmet müddetini bitirince ailesi ile yola çıktı hissetti tur tarafından bir ateşin (varlığını) (musa) ailesine dedi bekleyin ben bir ateş gördüm umulur ki size getiririm ondan bir haber yahut ateşten bir parça olur ki sizler ısınırsınız

1. fe : artık, böylece
2. lemmâ : olduğu zaman
3. kadâ : tamamladı
4. mûse : Musa
5. el ecele : ecel, süre
6. ve sâre : ve yürüdü gitti
7. bi : ile
8. ehli-hi : ailesiyle
9. ânese : gözüne çarptı, farketti, farkına vardı
10. min : den
11. cânibi : yan, taraf
12. et tûri : Tur
13. nâren : ateş
14. kâle : dedi
15. li : için, …e
16. ehli-hi : onun ailesi
17. imkusû : durup bekledi
18. innî : muhakkak ben
19. ânestu : gözüne çarptı, farketti
20. nâren : bir ateş
21. leallî : umarım, belki ben
22. âtî-kum : size getireyim
23. min-hâ : ondan, oradan
24. bi : ile
25. haberin : bir haber
26. ev : veya
27. cezvetin : alevli kor
28. min : den
29. en nâri : ateş
30. lealle-kum : umulur ki siz, böylece siz
31. testalûne : ısınasınız

٣٠

فَلَمَّا اَتيهَا نُودِىَ مِنْ شَاطِءِ الْوَادِ الْاَيْمَنِ فِى الْبُقْعَةِ الْمُبَارَكَةِ مِنَ الشَّجَرَةِ اَنْ يَا مُوسى اِنّى اَنَا اللّهُ رَبُّ الْعَالَمينَ

(30) felemma etaha nudiye min şatiil vadil eymeni fil buk’atil mübaraketi mineş şecerati ey ya musa inni enellahü rabbül alemin
Nihayet oraya varınca nida edildi vadinin sağ kıyısından o mübarek yerdeki ağaçtan ya Musa kesinlikle benim ben Allah’ım alemlerin Rabbi

1. fe : böylece, artık
2. lemmâ : olduğu zaman
3. etâ-hâ : oraya geldi
4. nûdiye : nida edildi, seslenildi
5. min : den
6. şâtıı el vâdi : vadi tarafı
7. el eymeni : sağ taraf
8. : de
9. el buk’ati : yer
10. el mubâreketi : mübarek
11. min eş şecerati : ağaçtan
12. en yâ mûsâ : ey Musa
13. innî : muhakkak ben
14. ene allâhu : Ben Allah’ım
15. rabbu : Rab
16. el âlemîne : âlemler

٣١

وَاَنْ اَلْقِ عَصَاكَ فَلَمَّا رَاهَا تَهْتَزُّ كَاَنَّهَا جَانٌّ وَلّى مُدْبِرًا وَلَمْ يُعَقِّبْ يَا مُوسى اَقْبِلْ وَلَا تَخَفْ اِنَّكَ مِنَ الْامِنينَ

(31) ve en elki asak felemma raaha tehtezzü keenneha cannüv vella müdbirav ve lem yüakkib ya musa akbil ve la tehaf inneke minel aminin
Sen asanı bırak hemen onun kıvrıldığını görünce yılan gibi dönüp kaçtı arkasına bile dönmedi ya Musa geri dön ve korkma çünkü sen emin olanlardansın

1. ve en elkı : ve at, bırak
2. asâ-ke : asanı
3. fe : o zaman, böylece, bunun üzerine
4. lemmâ : olduğu zaman
5. reâ-hâ : onu gördü
6. tehtezzu : hareket etti
7. keenne-hâ : gibi
8. cânnun : cinler
9. vellâ : döndü, dönüp kaçtı
10. mudbiren : arkasını dönerek
11. ve lem yuakkıb : ve (geri) dönmedi, arkasına bakmadı
12. yâ mûsâ : ey Musa
13. akbil : (geri) dön
14. ve lâ tehaf : ve korkma
15. inne-ke : muhakkak sen
16. min el âminîne : emniyette olanlardan

٣٢

اُسْلُكْ يَدَكَ فى جَيْبِكَ تَخْرُجْ بَيْضَاءَ مِنْ غَيْرِ سُوءٍ وَاضْمُمْ اِلَيْكَ جَنَاحَكَ مِنَ الرَّهْبِ فَذَانِكَ بُرْهَانَانِ مِنْ رَبِّكَ اِلى فِرْعَوْنَ وَمَلَاءِه اِنَّهُمْ كَانُوا قَوْمًا فَاسِقينَ

(32) üslük yedeke fi ceybike tahruc beydae min ğayri su’iv vadmün ileyke cenahake miner rahbi fe zanike bürhanani mir rabbike ila fir’avne ve meleih innehüm kanu kavmen fasikın
Elini koynuna sok bembeyaz çıkacaktır kusursuz korkudan (titreyen) ellerini koltuklarının altına soktu işte bunlar iki mucizedir Rabbinden firavun ve onun kavmine karşı çünkü onlar fasıklar kavmi idiler

1. usluk : sok
2. yede-ke : senin elin
3. : içinde
4. ceybi-ke : senin koynun
5. tahruc : çıkar
6. beydâe : beyaz
7. min gayri sûin : kusursuz olarak
8. vadmum : çek
9. ileyke : sana, senin üzerine
10. cenâha-ke : senin kanatların (kolların)
11. min er rehbi : korkudan, korkmadan
12. fe zânike : işte bu ikisi
13. burhânâni : iki burhan, iki mucize, iki delil
14. min rabbi-ke : senin Rabbinden
15. ilâ fir’avne : firavuna
16. ve melâi-hi : ve onun halkının ileri gelenleri
17. inne-hum : muhakkak onlar
18. kânû : oldular
19. kavmen : kavim
20. fâsikîne : fasıklar

٣٣

قَالَ رَبِّ اِنّى قَتَلْتُ مِنْهُمْ نَفْسًا فَاَخَافُ اَنْ يَقْتُلُونِ

(33) kale rabbi inni kateltü minhüm nefsen fe ehafü ey yaktülun
(Musa) dedi ey Rabbim! gerçekten ben onlardan birini öldürdüm onun için korkarım beni öldürürler

1. kâle : dedi
2. rabbi : Rabbim
3. innî : muhakkak ben
4. kateltu : öldürdüm
5. min-hum : onlardan
6. nefsen : kimse
7. fe : artık, bu sebeple
8. ehâfu : korkuyorum
9. en yaktulû-ni : beni öldürmelerinden

٣٤

وَاَخى هرُونُ هُوَ اَفْصَحُ مِنّى لِسَانًا فَاَرْسِلْهُ مَعِىَ رِدْءًا يُصَدِّقُنى اِنّى اَخَافُ اَنْ يُكَذِّبُونِ

(34) ve ehiy harunü hüve efsahu minni lisaen fe ersilhü meiye rid’ey yüsaddikuni inni ehafü ey yükezzibun
Kardeşim Harun’un lisanı daha anlaşılır onu benimle beraber gönder beni tasdik edici ve destekleyici olarak gerçekten yalanlayacaklarından korkuyorum

1. ve ahî : ve benim kardeşim
2. hârûnu : Harun
3. huve : o
4. efsahu : (dili) daha fasih, daha düzgün
5. minnî : benden
6. lisânen : dil, lisan bakımından
7. fe : artık, böylece
8. ersil-hu : onu gönder
9. maiye : benimle beraber
10. rid’en : yardım, destek
11. yusaddıku-nî : beni tasdik eder
12. innî : muhakkak ben
13. ehâfu : korkuyorum
14. en : eğer
15. yukezzibû-ni : beni tekzip ederler, yalanlarlar

٣٥

قَالَ سَنَشُدُّ عَضُدَكَ بِاَخيكَ وَنَجْعَلُ لَكُمَا سُلْطَانًا فَلَا يَصِلُونَ اِلَيْكُمَا بِايَاتِنَا اَنْتُمَا وَمَنِ اتَّبَعَكُمَا الْغَالِبُونَ

(35) kale seneşüddü adudeke bi ehiyke ve nec’alü leküma sültanen fe la yesilune ileyküma bi ayatina entüma ve menit tebeakümel ğalibun
(Allah) buyurdu kuvvetlendireceğiz seni kardeşinle ve ikiniz için bir saltanat kuracağız onlar erişemeyecekler size (ve) bizim ayetlerimize siz ve size tabi olanlar galiplersiniz

1. kâle : dedi
2. se neşuddu : kuvvetlendireceğiz, arttıracağız
3. adude-ke : seni destekleyeceğiz
4. bi : ile
5. ahî-ke : senin kardeşin
6. ve : ve
7. nec’alu : kılacağız
8. lekumâ : ikinize
9. sultânen : sultan, güç, hakimiyet
10. fe : bundan sonra, böylece
11. lâ yasılûne : ulaşmaz, ulaşamaz
12. ileykumâ : ikinize
13. bi : ile
14. âyâti-nâ : bizim âyetlerimiz, mucizelerimiz
15. entumâ : ikiniz
16. ve men : ve kim
17. ittebea-kum : size tâbî oldu
18. el gâlibûne : gâlip olanlar

Sayfa:389

٣٦

فَلَمَّا جَاءَهُمْ مُوسى بِايَاتِنَا بَيِّنَاتٍ قَالُوا مَا هذَا اِلَّا سِحْرٌ مُفْتَرًى وَمَا سَمِعْنَا بِهذَا فى ابَاءِنَا الْاَوَّلينَ

(36) felemma caehüm musa bi ayatina beyyinatin kalu ma haza illa sihrum müfterav ve ma semi’na bihaza fi abainel evvelin
Vaktaki Musa onlara gelince açık mucizelerimizle, dediler bu ancak uydurulmuş bir sihirdir bunu işitmedik biz evvelki atalarımızdan da

1. fe : böylece
2. lemmâ : olduğu zaman
3. câe-hum : onlara geldi
4. mûsâ : Musa
5. bi : ile
6. ayâti-nâ : âyetlerimiz
7. beyyinâtin : beyyineler
8. kâlû : dediler ki
9. : değildir
10. hâzâ : bu
11. illâ : den başka
12. sihrun : sihir, büyü
13. mufteren : uydurulmuş
14. ve mâ semi’nâ : ve biz işitmedik
15. bi hâzâ fî : bunun hakkında, bunu
16. âbâina : babalarımız, atalarımız
17. el evvelîne : evvelki

٣٧

وَقَالَ مُوسى رَبّى اَعْلَمُ بِمَنْ جَاءَ بِالْهُدى مِنْ عِنْدِه وَمَنْ تَكُونُ لَهُ عَاقِبَةُ الدَّارِ اِنَّهُ لَا يُفْلِحُ الظَّالِمُونَ

(37) ve kale musa rabbi a’lemü bi men cae bil hüda min indihi ve men tekunü lehu akibetüd dar innehu la yüflihuz zalimun
Musa dedi Rabbim bilir hidayete erdirdiğini kendi tarafından kimin olacağını akıbet yurdunun şüphesiz o zalimler iflah olmazlar

1. ve kâle : ve dedi
2. mûsâ : Musa
3. rabbî : Rabbim
4. a’lemu : daha iyi bilir
5. bi men : kimin
6. câe : geldi
7. bi : ile
8. el hudâ : hidayet
9. min indi-hi : onun katından
10. ve men : ve kim
11. tekûnu : olur
12. lehu : ona ait, onun
13. âkıbetu : akıbet, son, sonuç
14. ed dârı : diyar, yurt
15. inne-hu : muhakkak ki o
16. lâ yuflihu : felâha ermezler
17. ez zâlimûne : zalimler

٣٨

وَقَالَ فِرْعَوْنُ يَا اَيُّهَا الْمَلَاُ مَاعَلِمْتُ لَكُمْ مِنْ اِلهٍ غَيْرى فَاَوْقِدْ لى يَا هَامَانُ عَلَى الطّينِ فَاجْعَلْ لى صَرْحًا لَعَلّى اَطَّلِعُ اِلى اِلهِ مُوسى وَاِنّى لَاَظُنُّهُ مِنَ الْكَاذِبينَ

(38) ve kale fir’avnü ya eyyühel meleü ma alimtü leküm min ilahin ğayri fe evkıd li ya hamanü alet tiyni fec’al li sarhal lealli ettaliu ila ilahi musa ve inni le ezunnühu minel kazibin
Firavun dedi ey ileri gelenler sizin için bilmiyorum benden başka bir ilah benim için ateş yak ey haman çamur üzerine bana (pişmiş çamurdan) kule yap ola ki muttali olurum Musa’nın ilahına kesin olarak ben onu elbette yalancılardan sanıyorum

1. ve kâle : ve dedi
2. fir’avnu : firavun
3. yâ eyyuhâ : ey
4. el meleu : önde gelenler
5. mâ alimtu : ben bilmiyorum
6. lekum : sizin için
7. min ilâhin : (ilâhlardan) bir ilâh
8. gayrî : başka
9. fe : böylece, o zaman
10. evkıd : ateş yak
11. : bana, benim için
12. yâ hâmânu : ey Haman (firavunun veziri)
13. alâ : üzerine
14. et tîni : nemli, ıslak toprak
15. fec’al (fe ic’al) : öyleyse, böylece yap
16. : bana, benim için
17. sarhan : bir kule
18. leallî : umarım, belki ben
19. attaliu : muttali olurum, karşılaşırım
20. ilâ ilâhi : ilâhına
21. mûsâ : Musa
22. ve innî : ve muhakkak ki ben
23. le : elbette, gerçekten, mutlaka
24. ezunnu-hu : onu zannediyorum
25. min el kâzibîne : yalancılardan

٣٩

وَاسْتَكْبَرَ هُوَ وَجُنُودُهُ فِى الْاَرْضِ بِغَيْرِ الْحَقِّ وَظَنُّوا اَنَّهُمْ اِلَيْنَا لَايُرْجَعُونَ

(39) vestekbera hüve ve cünudühu fil erdi bi ğayril hakkı ve zannu ennehüm ileyna la yurceun
Böylece firavun ve orduları büyüklendi o yerde haksız yere onlar gerçekten zannettiler ki bize döndürülmeyecekler

1. vestekbere : ve büyüklendiler
2. huve : o
3. ve cunûdu-hu : ve onun askerleri, onun orduları
4. fî el ardı : yeryüzünde
5. bi gayri : olmaksızın, dışında
6. el hakkı : hak
7. ve zannû : ve zannettiler
8. enne-hum : onlar olduğunu
9. ileynâ : bize
10. lâ yurceûne : rücu ettirilmeyecekler, döndürülmeyecekler

٤٠

فَاَخَذْنَاهُ وَجُنُودَهُ فَنَبَذْنَاهُمْ فِى الْيَمِّ فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الظَّالِمينَ

(40) fe ahaznahü ve cünudehu fenebeznahüm fil yemm fenzur keyfe kane akibetüz zalimin
Nihayet biz onu ve ordularını yakalayarak onları deryaya atıverdik bak zalimlerin akıbeti nasıl olurmuş

1. fe : ardından
2. ehaznâ-hu : onu aldık, yakaladık
3. ve cunûde-hu : ve onun askerleri, onun orduları
4. fe nebeznâ-hum : böylece onları attık
5. : içine
6. el yemmi : deniz
7. fanzur (fe unzur) : o zaman, bunun üzerine, sonra da bak
8. keyfe : nasıl
9. kâne : oldu
10. âkıbetu : akıbet, son, sonuç
11. ez zâlimîne : zalimler

٤١

وَجَعَلْنَاهُمْ اَءِمَّةً يَدْعُونَ اِلَى النَّارِ وَيَوْمَ الْقِيمَةِ لَايُنْصَرُونَ

(41) ve cealnahüm eimmetey yed’une ilen nar ve yevmel kıyameti la yünsarun
Biz onları öncüler yaptık ateşe çağırılan ve kıyamet gününde yardım olunmayacaklardır

1. ve cealnâ-hum : ve biz onları kıldık
2. eimmeten : imamlar, önderler, liderler
3. yed’ûne : çağırıyorlar, davet ediyorlar
4. ilâ en nârı : ateşe
5. ve yevme el kıyâmeti : ve kıyâmet günü
6. lâ yunsarûne : yardım olunmazlar

٤٢

وَاَتْبَعْنَاهُمْ فى هذِهِ الدُّنْيَا لَعْنَةً وَيَوْمَ الْقِيمَةِ هُمْ مِنَ الْمَقْبُوحينَ

(42) ve etba’nahüm fi hazihid dünya la’neh ve yevmel kıyameti hüm minel makbuhiyn
Biz onlara takmışızdır bu dünyayı (arkalarına) lanet olarak kıyamet gününde de onlar çok iğrençtirler

1. ve etba’nâ-hum : ve biz onlara tâbî kıldık, arkalarından ulaştırdık
2. : içinde
3. hâzihi ed dunyâ : bu dünya
4. la’neten : lânet
5. ve yevme el kıyâmeti : ve kıyâmet günü
6. hum : onlar
7. min el makbûhîne : çirkinleştirilmiş, uzaklaştırılmış olanlardan

٤٣

وَلَقَدْ اتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ مِنْ بَعْدِ مَا اَهْلَكْنَا الْقُرُونَ الْاُولى بَصَاءِرَ لِلنَّاسِ وَهُدًى وَرَحْمَةً لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ

(43) ve le kad ateyna musel kitabe mim ba’di ma ehleknel kurunel ula besaira lin nasi ve hüdev ve rahmetel leallehüm yetezekkerun
Yemin olsun ki biz verdik Musa’ya kitap biz helak ettikten sonra evvelki nesilleri insanlar (bunları) basiret gözleri (ile görsün) diye hidayete ve rahmete (erişirler) olur ki onlar düşünürler

1. ve lekad : ve andolsun ki
2. âteynâ : biz verdik
3. mûsâ : Musa
4. el kitâbe : kitap
5. min ba’di mâ : sonra
6. ehleknâ : helâk ettik
7. el kurûne : nesiller
8. el ûlâ : evvelkiler
9. besâire : basiretler, kalp gözlerinin görme hassası
10. li en nâsi : insanlar için
11. ve huden : ve hidayet olarak
12. ve rahmeten : ve rahmet olarak
13. lealle-hum : umulur ki onlar, böylece onlar
14. yetezekkerûne : tezekkür ederler

Sayfa:390

٤٤

وَمَا كُنْتَ بِجَانِبِ الْغَرْبِيِّ اِذْ قَضَيْنَا اِلى مُوسَى الْاَمْرَ وَمَا كُنْتَ مِنَ الشَّاهِدينَ

(44) ve ma künte bi canibil ğarbiyyi iz kadayna ila musel emra ve ma künte mineş şahidin
Sen (tur dağının) batı tarafında değildin biz vahy ettiğimiz zaman Musa’ya o emri sen şahitlerden de değildin

1. ve mâ kunte : ve sen olmadın, sen değildin
2. bi cânibi : tarafta, tarafında
3. el garbiyyi : batıda
4. iz : olduğu zaman
5. kadaynâ : kada ettik, yerine getirdik
6. ilâ mûsâ : Musa’ya
7. el emre : emir
8. ve mâ kunte : ve sen olmadın, sen değildin
9. min eş şâhidîne : şahitlerden

٤٥

وَلكِنَّا اَنْشَاْنَا قُرُونًا فَتَطَاوَلَ عَلَيْهِمُ الْعُمُرُ وَمَا كُنْتَ ثَاوِيًا فى اَهْلِ مَدْيَنَ تَتْلُوا عَلَيْهِمْ ايَاتِنَا وَلكِنَّا كُنَّا مُرْسِلينَ

(45) ve lakinna enşe’na kurunen fe tetavele aleyhimül umür ve ma künte saviyen fi ehli medyene tetlu aleyhim ayatina ve lakinna künna mursilin
lakin biz bir çok nesiller var ettik onların üzerinden ömürler geçti sen değildin medyen halkı içinde kalan onlara ayetlerimizi okuyan lakin senin gibi (resulleri) gönderen bizdik

1. ve lâkin-nâ : ve lâkin biz
2. enşe’nâ : inşa ettik, oluşturduk
3. kurûnen : nesiller
4. fe : o zaman, böylece
5. tetâvele : uzun oldu
6. aleyhim : onların
7. el umuru : ömürler
8. ve mâ kunte : ve sen olmadın, sen değilsin
9. sâviyen : yerleşen, ikâmet eden, uzun süre kalan
10. : içinde, arasında
11. ehli : halk, şehir ehli
12. medyene : Medyen
13. tetlû : okuyorsun
14. aleyhim : onlara
15. âyâti-nâ : âyetlerimiz
16. ve lâkin-nâ : ve lâkin biz
17. kunnâ : biz olduk
18. mursilîne : gönderenler

٤٦

وَمَا كُنْتَ بِجَانِبِ الطُّورِ اِذْ نَادَيْنَا وَلكِنْ رَحْمَةً مِنْ رَبِّكَ لِتُنْذِرَ قَوْمًا مَا اَتيهُمْ مِنْ نَذيرٍ مِنْ قَبْلِكَ لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ

(46) ve ma künte bi canibit turi iz nadeyna ve lakir rahmetem mir rabbike li tünzira kavmem ma etahüm min nezirim min kablike leallehüm yetezekkerun
Tur dağı tarafında değildin (musa’ya) nida ettiğimiz zamanda lakin Rabbinden rahmet olarak uyarasın diye gelmemiş olan kavme (gönderildin) senden önce bir uyarıcı olur ki onlar düşünürler

1. ve mâ kunte : ve sen olmadın, sen değildin
2. bi cânibi : yanı, tarafı
3. et tûri : Tur (dağı)
4. iz : o zaman
5. nâdey-nâ : seslendik
6. ve lâkin : ve ancak
7. rahmeten : bir rahmet
8. min : den
9. rabbi-ke : senin Rabbin
10. li tunzire : uyarman için
11. kavmen : bir kavim
12. mâ etâ-hum : onlara gelmedi
13. min nezîrin : (nezirlerden) bir nezir
14. min kablike : senden önceden
15. lealle-hum : umulur ki onlar
16. yetezekkerûne : tezekkür ederler

٤٧

وَلَوْلَا اَنْ تُصيبَهُمْ مُصيبَةٌ بِمَا قَدَّمَتْ اَيْديهِمْ فَيَقُولُوا رَبَّنَا لَوْلَا اَرْسَلْتَ اِلَيْنَا رَسُولًا فَنَتَّبِعَ ايَاتِكَ وَنَكُونَ مِنَ الْمُؤْمِنينَ

(47) ve lev la en tusiybehüm müsiybetüm bima kaddemet eydihim fe yekulu rabbena lev la erselte ileyna rasulen fe nettebia ayatike ve nekune minel mü’minin
Velev onlara bir musibet isabet etse elleri ile daha önce yaptıkları için derler ki ey bizim Rabbimiz eğer göndermiş olsaydın bize bir resul hemen ayetlerine uyup mü’minlerden olurduk

1. ve lev lâ : ve olmasa
2. en tusîbe-hum : onlara isabet ettiğinde
3. musîbetun : musîbet
4. bimâ kaddemet : takdim ettikleri şey, yaptıkları şey
5. eydî-him : onların elleri
6. fe : artık
7. yekûlû : söylerler, derler
8. rabbe-nâ : bizim Rabbimiz
9. lev lâ : olmasa
10. erselte : sen gönderdin
11. ileynâ : bize
12. resûlen : resûl, elçi
13. fe : artık, böylece
14. nettebia : biz uyarız, tâbî oluruz
15. âyâti-ke : senin âyetlerin
16. ve nekûne : ve biz oluruz
17. min el mu’minîne : mü’minlerden

٤٨

فَلَمَّا جَاءَهُمُ الْحَقُّ مِنْ عِنْدِنَا قَالُوا لَوْلَا اُوتِىَ مِثْلَ مَا اُوتِىَ مُوسى اَوَلَمْ يَكْفُرُوا بِمَا اُوتِىَ مُوسى مِنْ قَبْلُ قَالُوا سِحْرَانِ تَظَاهَرَا وَقَالُوا اِنَّا بِكُلٍّ كَافِرُونَ

(48) felemma caehümül hakku min indina kalu levla utiye misle ma utiye musa evelem yekfüru bima utiye musa min kabl kalu sihrani tezahera ve kalu inna bi küllin kafirun
Fakat onlara gelince tarafımızdan hak dediler (ona) verilse ya Musa’ya verilenin mislinden inkar etmediler mi Musa’ya verilene de (bun)dan önce iki sihir yardımlaşıyor dediler ve biz hepsini de inkar ederiz dediler

1. fe : artık, böylece
2. lemmâ : olduğu zaman
3. câe-hum : onlara geldi
4. el hakku : hak
5. min indi-nâ : katımızdan
6. kâlû : dediler
7. lev lâ : olmasaydı
8. ûtiye : verilen
9. misle : gibi
10. mâ ûtıye : verilen şey
11. mûsâ, : Musa
12. e : mı, mi
13. ve lem : ve değil, olmadı
14. yekfurû : inkâr ediyorlar
15. bi mâ : şeyi
16. ûtiye : verilen
17. mûsâ : Musa
18. min kablu : önceden
19. kâlû : dediler
20. sihrâni : iki büyü, iki sihir
21. tezâhera : yardımlaştı, arka çıktı, destekledi
22. ve kâlû : ve dediler
23. innâ : muhakkak biz
24. bi kullin : hepsini
25. kâfirûne : kâfirler, inkâr edenler

٤٩

قُلْ فَاْتُوا بِكِتَابٍ مِنْ عِنْدِ اللّهِ هُوَ اَهْدى مِنْهُمَا اَتَّبِعْهُ اِنْ كُنْتُمْ صَادِقينَ

(49) kul fe’tu bi kitabim min indillahi hüve ehda minhüma etebi’hü in küntüm sadikın
Dedi ki getirin Allah tarafından gelen bu iki kitaptan (başka) hidayete erdirecek (olanı) ben de ona uyayım eğer siz sözünüzde doğru kimselerseniz

1. kul : de
2. fe’tû bi : getirin
3. kitâbin : kitap
4. min : den
5. indillâhi (indi allâhi) : Allah’ın katı
6. huve : o
7. ehdâ : daha çok hidayete erdiren
8. min humâ : ikisinden
9. ettebi’ hu : ona tâbî olayım
10. in kuntum : eğer siz iseniz
11. sâdikîne : sadıklar, doğru söyleyenler

٥٠

فَاِنْ لَمْ يَسْتَجيبُوا لَكَ فَاعْلَمْ اَنَّمَا يَتَّبِعُونَ اَهْوَاءَهُمْ وَمَنْ اَضَلُّ مِمَّنِ اتَّبَعَ هَويهُ بِغَيْرِ هُدًى مِنَ اللّهِ اِنَّ اللّهَ لَا يَهْدِى الْقَوْمَ الظَّالِمينَ

(50) fe il lem yestecibu leke fa’lem ennema yettebiune ehvaehüm ve men edallü mimmenittebea hevahü bi ğayri hüdem minellah innellahe la yehdil kavmez zalimin
Eğer sana icabet etmezlerse iyi bilin ki ancak peşinden gidiyorlar onlar kendi hevalarının en sapık kimse o ki hevasıyla nefsinin peşinden gidendir Allah’tan hidayet gelmediği halde şüphe yok ki Allah zalim bir kavmi hidayete eriştirmez

1. fe : bundan sonra
2. in : eğer
3. lem yestecîbû : icabet etmezler
4. leke : sana
5. fa’lem (fe ı’lem) : bil ki
6. ennemâ : sadece, yalnız
7. yettebiûne : tâbî olurlar
8. ehvâe-hum, : onların hevesleri, hevaları
9. ve men : ve kim
10. edallu : daha dalâlette
11. mimmenittebea : tâbî olan kimseden
12. hevâ-hu : onun hevası, hevesleri
13. bi gayri : olmaksızın
14. huden : hidayet
15. min allâhi : Allah’tan
16. innallâhe (inne allâhe) : muhakkak Allah
17. lâ yehdi : hidayete erdirmez
18. el kavme : kavim
19. ez zâlimîne : zalimler, zulmedenler

Sayfa:391

٥١

وَلَقَدْ وَصَّلْنَا لَهُمُ الْقَوْلَ لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ

(51) ve le kad vessalna lehümül kavle leallehüm yetezekkerun
yemin olsun (vaat olunan) sözü onlara ulaştırdık olur ki onlar düşünürler

1. ve lekad : ve andolsun
2. vassalnâ : ardarda ulaştırdık
3. lehum : onlara
4. el kavle : sözü
5. lealle-hum : umulur ki onlar
6. yetezekkerûne : tezekkür ederler

٥٢

اَلَّذينَ اتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ مِنْ قَبْلِه هُمْ بِه يُؤْمِنُونَ

(52) ellezine ateynahümül kitabe min kablihi hüm bihi yü’minun
Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler gibi bundan önce ona iman edenler (var)

1. ellezîne : o kimseler, onlar
2. âteynâ-hum : onlara verdik
3. el kitâbe : kitap
4. min kabli-hi : ondan önce
5. hum : onlar
6. bi-hî : ona
7. yu’minûne : îmân ederler

٥٣

وَاِذَا يُتْلى عَلَيْهِمْ قَالُوا امَنَّا بِه اِنَّهُ الْحَقُّ مِنْ رَبِّنَا اِنَّا كُنَّا مِنْ قَبْلِه مُسْلِمينَ

(53) ve iza yütla aleyhim kalu amenna bihi innehül hakku mir rabbina inna künna min kablihi müslimin
Okunduğu zaman onlar dediler ki biz buna iman ettik şüphesiz bu Rabbimiz tarafından gelen haktır gerçekten biz ondan öncede müslümandık

1. ve izâ yutlâ : ve okunduğu zaman
2. aleyhim : onlara
3. kâlû : dediler
4. âmennâ : biz îmân ettik
5. bihî : ona
6. inne-hu : muhakkak ki o
7. el hakku : hak
8. min rabbi-nâ : Rabbimizden
9. in-nâ : muhakkak ki, gerçekten biz
10. kunnâ : biz olduk
11. min kabli-hî : ondan önce
12. muslimîne : müslümanlar, teslim olanlar

٥٤

اُولءِكَ يُؤْتَوْنَ اَجْرَهُمْ مَرَّتَيْنِ بِمَا صَبَرُوا وَيَدْرَؤُنَ بِالْحَسَنَةِ السَّيِّءَةَ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ

(54) ülaike yü’tevne ecrahüm merrateyni bima saberu ve yedraune bil hasenetis seyyiete ve mimma razaknahüm yünfikun
İşte bunlara verilecektir sabırlarından dolayı ecirlerinin iki katı onlar kötülüğü iyilik ile savarlar kendilerine verdiğimiz rızıktan da infak ederler

1. ulâike : işte onlar
2. yu’tevne : verilir
3. ecre-hum : onların ecirleri, ücretleri
4. merreteyni : iki kez, iki defa, iki kat
5. bimâ : sebebiyle
6. saberû : sabrettiler
7. ve yedraûne : ve uzaklaştırırlar, savarlar
8. bi el haseneti : hasenat ile, iyilikle
9. es seyyiete : seyyiat, kötülük
10. ve mimmâ (min mâ) : ve şeyden
11. razaknâ-hum : onları rızıklandırdık
12. yunfikûne : infâk ederler, verirler

٥٥

وَاِذَا سَمِعُوا اللَّغْوَ اَعْرَضُوا عَنْهُ وَقَالُوا لَنَا اَعْمَالُنَا وَلَكُمْ اَعْمَالُكُمْ سَلَامٌ عَلَيْكُمْ لَانَبْتَغِى الْجَاهِلينَ

(55) ve iza semiul lağve a’radu anhü ve kalu lena a’malüna ve leküm a’malüküm selamün aleyküm la nebteğil cahilin
işittikleri zaman gereksiz sözden yüz çevirirler ve derler bizim amelimiz bize sizin ameliniz sizedir (Allah’ın) selamı üzerinize olsun biz cahillerden talep etmeyiz

1. ve izâ semiû : ve işittikleri zaman
2. el lagve : boş söz
3. a’radû : yüz çevirdiler
4. an-hu : ondan
5. ve kâlû : ve dediler
6. lenâ : bize
7. a’mâlu-nâ : bizim amellerimiz
8. ve lekum : ve size
9. a’mâlu-kum : sizin amelleriniz, sizin yaptıklarınız
10. selâmun : selâm olsun
11. aleykum : sizin üzerinize
12. lâ nebtegî : istemeyiz
13. el câhilîne : cahilleri

٥٦

اِنَّكَ لَاتَهْدى مَنْ اَحْبَبْتَ وَلكِنَّ اللّهَ يَهْدى مَنْ يَشَاءُ وَهُوَ اَعْلَمُ بِالْمُهْتَدينَ

(56) inneke la tehdi men ahbebte ve lakinnellahe yehdi mey yeşa’ ve hüve a’lemü bil mühtedin
Şüphesiz sen hidayete erdiremezsin sevdiğini lakin Allah dilediğine hidayet verir o bilir hidayete erdireceklerini

1. inne-ke : muhakkak ki sen
2. lâ tehdî : hidayete erdiremezsin
3. men ahbebte : sevdiğin kişi
4. ve lâkinne allâhe : ve ancak Allah
5. yehdî : hidayete erdirir
6. men : kişi
7. yeşâu : dilediği
8. ve huve : ve o
9. a’lemu : en iyi bilendir
10. bi el muhtedîne : hidayete erenler

٥٧

وَقَالُوا اِنْ نَتَّبِعِ الْهُدى مَعَكَ نُتَخَطَّفْ مِنْ اَرْضِنَا اَوَلَمْ نُمَكِّنْ لَهُمْ حَرَمًا امِنًا يُجْبى اِلَيْهِ ثَمَرَاتُ كُلِّ شَىْءٍ رِزْقًا مِنْ لَدُنَّا وَلكِنَّ اَكْثَرَهُمْ لَايَعْلَمُونَ

(57) ve kalu in nettebil hüda meake nütehattaf min erdina e ve lem nümekkil lehüm haramen aminey yücba ileyhi semeratü külli şey’ir rizkam mil ledünna ve lakinne ekserahüm la ya’lemun
Dediler tabi olursak, seninle beraber memleketimizden kovuluruz. Ya! biz yerleştirmedik mi? onları emin bir mevkiye ona mahsullerin meyvelerinden toplanıp veriliyor tarafımızdan rızık olarak her çeşit lakin onların çoğu bilmezler

1. ve kâlû : ve dediler
2. in : eğer
3. nettebiı : tâbî olursak, uyarsak
4. el hudâ : hidayet
5. mea-ke : seninle beraber
6. nutehattaf : atılırız
7. min ardı-nâ : ülkemizden, memleketimizden
8. e : mı, mi
9. ve lem numekkin : ve yerleşik kılmadık, sabit kılmadık
10. lehum : onları
11. haremen : harem olan, hürmet edilen
12. âminen : emin olan
13. yucbâ : toplanır
14. ileyhi : onlara
15. semerâtu : ürünler
16. kulli şey’in : herşey
17. rızkan : rızık olarak
18. min ledun-nâ : katımızdan
19. ve lâkinne : ve ancak
20. eksere-hum : onların çoğu
21. lâ ya’lemûne : bilmiyorlar, bilmezler

٥٨

وَكَمْ اَهْلَكْنَا مِنْ قَرْيَةٍ بَطِرَتْ مَعيشَتَهَا فَتِلْكَ مَسَاكِنُهُمْ لَمْ تُسْكَنْ مِنْ بَعْدِهِمْ اِلَّا قَليلًا وَكُنَّا نَحْنُ الْوَارِثينَ

(58) ve kem ehlekna min karyetim betirat meiyşeteha fe tilke mesakinühüm lem tüskem mim ba’dihim illa kalila ve künna nahnül varisin
nice memleket halkını helak ettik geçimi ile şımarmış, işte onların meskenlerine kendilerinden sonra pek az kimse yerleşip kalmıştır gerçek mirasçılar biziz

1. ve kem : ve kaç adet, nice
2. ehleknâ : helâk ettik
3. min karyetin : ülkeden
4. batırat : azıp şükretmedi
5. maîşete-hâ : onun geçimi
6. fe : o zaman, işte
7. tilke : bu
8. mesâkinu-hum : onların meskenleri
9. lem tusken : iskân edilmedi (oturulmadı)
10. min ba’di-him : onlardan sonra
11. illâ : ancak, den başka
12. kalîlen : az
13. ve kunnâ : ve biz olduk
14. nahnu : biz
15. el vârisîne : varis olanlar

٥٩

وَمَا كَانَ رَبُّكَ مُهْلِكَ الْقُرى حَتّى يَبْعَثَ فى اُمِّهَا رَسُولًا يَتْلُوا عَلَيْهِمْ ايَاتِنَا وَمَا كُنَّا مُهْلِكِى الْقُرى اِلَّا وَاَهْلُهَا ظَالِمُونَ

(59) ve ma kane rabbüke mühlikel kura hatta yeb’ase fi ümmiha rasuley yetlu aleyhim ayatina ve ma künna mühlikil kura illa ve ehlüha zalimun
Rabbin memleketlerinizi (hemen) helak etmemiştir, hatta onların memleketlerine resul göndermedikçe kendilerine ayetlerimizi okuyan biz helak etmeyiz ahalisi zalim olan memleketlerden başkasını

1. ve mâ kâne : ve olmadı
2. rabbu-ke : senin Rabbin
3. muhlike : helâk edici, helâk eden
4. el kurâ : ülkeler, beldeler
5. hattâ yeb’ase : gönderinceye kadar, göndermedikçe
6. : içine, de
7. ummi-hâ : ana şehir, yerleşim merkezi
8. resûlen : bir resûl
9. yetlû : okur
10. aleyhim : onlara
11. âyâti-nâ : âyetlerimiz
12. ve mâ kunnâ : ve biz olmadık, ve biz değiliz
13. muhlikî : helâk ediciler, helâk edenler
14. el kurâ : ülkeler, beldeler
15. illâ : ancak, hariç, olmadıkça
16. ve ehlu-hâ : ve onun halkı
17. zâlimûne : zalimler, zulmedenler

Sayfa:392

٦٠

وَمَا اُوتيتُمْ مِنْ شَىْءٍ فَمَتَاعُ الْحَيوةِ الدُّنْيَا وَزينَتُهَا وَمَا عِنْدَ اللّهِ خَيْرٌ وَاَبْقى اَفَلَا تَعْقِلُونَ

(60) ve ma utitüm min şey’in fe metaul hayatid dünya ve zinetüha ve ma indellahi hayruv ve ebka e fe la ta’kılun
size bir şey verilmişse dünya hayatının (geçici) menfaati ve süsüdür Allah’ın katındakiler ise daha hayırlı ve devamlıdır akıl etmeyecek misiniz?

1. ve mâ : ve şey
2. ûtîtum : size verilen
3. min : dan
4. şey’in : şey
5. fe : artık, oysa (aslında)
6. metâu : meta, dünya malı
7. el hayâti ed dunyâ : dünya hayatı
8. ve zînetu-hâ : ve onun süsü
9. ve mâ : ve şey
10. inde allâhi : Allah’ın katında
11. hayrun : daha hayırlı
12. ve ebkâ : ve daha kalıcı, daha bakî
13. e : mı
14. fe : artık, hâlâ
15. lâ ta’kılûne : akıl etmiyorsunuz

٦١

اَفَمَنْ وَعَدْنَاهُ وَعْدًا حَسَنًا فَهُوَ لَاقيهِ كَمَنْ مَتَّعْنَاهُ مَتَاعَ الْحَيوةِ الدُّنْيَا ثُمَّ هُوَ يَوْمَ الْقِيمَةِ مِنَ الْمُحْضَرينَ

(61) e fe mev veadnahü va’den hasenen fe hüve lakiyhi ke mem metta’nahü metaal hayatid dünya sümme hüve yevmel kıyameti minel muhdarin
kendisine güzel vaatte bulunduğumuz ve ona kavuşan o kimse gibi olur mu? kendisine geçici zevkini yaşattığımız, dünya hayatının sonra kıyamet günü hazır bulundurulanlardan

1. e : mı
2. fe : artık
3. men : kimse
4. vaadnâ-hu : ona vaadettik
5. va’den : vaad
6. hasenen : güzel
7. fe : böylece
8. huve : o
9. lâkî-hi : ona kavuştu
10. ke : gibi
11. men : kimse
12. metta’nâ-hu : onu metalandırdık
13. metâa : meta, dünya malı
14. el hayâti ed dunyâ : dünya hayatı
15. summe : sonra
16. huve : o
17. yevme el kıyâmeti : kıyâmet günü
18. min el muhdarîne : hazır bulundurulanlardan

٦٢

وَيَوْمَ يُنَاديهِمْ فَيَقُولُ اَيْنَ شُرَكَاءِىَ الَّذينَ كُنْتُمْ تَزْعُمُونَ

(62) ve yevme yünadihim fe yekulü eyne şürakaiyellezine küntüm tez’umun
O gün onlara nida edilecek nerede diyecektir bana ortak koştuklarınız batıl bir zanla

1. ve yevme : ve o gün
2. yunâdî-him : onlara seslenir
3. fe : artık
4. yekûlu : der
5. eyne : nerede
6. şurekâîye : benim ortaklarım
7. ellezîne : ki onlar
8. kuntum : siz iseniz
9. tez’umûne : zanda bulunuyorsunuz

٦٣

قَالَ الَّذينَ حَقَّ عَلَيْهِمُ الْقَوْلُ رَبَّنَا هؤُلَاءِ الَّذينَ اَغْوَيْنَا اَغْوَيْنَاهُمْ كَمَا غَوَيْنَا تَبَرَّاْنَا اِلَيْكَ مَاكَانُوا اِيَّانَا يَعْبُدُونَ

(63) kalellezine hakka aleyhimül kavlü rabbena haülaillezine ağveyna ağveynahüm kema ğaveyna teberra’na ileyke ma kanu iyyana ya’büdun
Hak olanlar diyecek ki üzerlerinde (azap) sözü olanlar ey Rabbimiz! işte bizim yoldan çıkardıklarımız bunlardır onları da çıkardık kendimizin çıktığı gibi biz sana iltica ettik onlar bize tapıyorlardı

1. kale : dedi
2. ellezîne : ki onlar
3. hakka : hak
4. aleyhim : onlara
5. el kavlu : söz
6. rabbe-nâ : Rabbimiz
7. hâulâi : bunlar
8. ellezîne : ki onlar
9. agvey-nâ : biz azdırdık
10. agveynâ-hum : onları azdırdık
11. kemâ : gibi
12. gavey-nâ : biz azdık
13. teberre’nâ : berî olduğumuzu (uzak olduğumuzu) arz ederiz
14. ileyke : sana
15. mâ kânû : değillerdi, olmadılar
16. iyyâ-nâ : bize
17. ya’budûne : tapıyorlar

٦٤

وَقيلَ ادْعُوا شُرَكَاءَكُمْ فَدَعَوْهُمْ فَلَمْ يَسْتَجيبُوا لَهُمْ وَرَاَوُا الْعَذَابَ لَوْ اَنَّهُمْ كَانُوا يَهْتَدُونَ

(64) ve kıled’u şürakaeküm fe deavhüm fe lem yestecibu lehüm ve raevül azab lev ennehüm kanu yehtedun
yalvarın bakalım denilecek ortaklarınıza onlar da yalvaracaklar ve kendilerine icabet etmeyecekler ve azabı görecekler onlar keşke olsalardı hidayete ermiş

1. ve kîled’û (kîle ud’û) : ve “çağırın” denildi
2. şurekâe-kum : sizin ortaklarınız
3. fe : artık, bunun üzerine
4. deav-hum : onları çağırdılar
5. fe : artık, fakat
6. lem yestecîbû : icabet etmezler
7. lehum : onlara
8. ve reavu : ve gördüler
9. el azâbe : azap
10. lev : eğer, keşke
11. enne-hum : onların olduğu
12. kânû : oldular
13. yehtedûne : hidayete erenler

٦٥

وَيَوْمَ يُنَاديهِمْ فَيَقُولُ مَاذَا اَجَبْتُمُ الْمُرْسَلينَ

(65) ve yevme yünadihim fe yekulü maza ecebtümül murselin
O gün onlara nida edecek resullere ne cevap verdiniz diye sorulacak

1. ve yevme : ve o gün
2. yunâdî-him : onlara seslenecek, nida edecek
3. fe : artık, sonra
4. yekûlu : diyecek
5. mâzâ : ne
6. ecebtum : siz cevap verdiniz
7. el murselîne : mürseller, resûller

٦٦

فَعَمِيَتْ عَلَيْهِمُ الْاَنْبَاءُ يَوْمَءِذٍ فَهُمْ لَا يَتَسَاءَلُونَ

(66) fe amiyet aleyhimül embaü yevmeizin fe hüm la yetesaelun
Artık onlara kapanmıştır o gün haber yolu onlar artık soramazlar

1. fe : artık
2. amiyet : kapandı
3. aleyhim : onlara
4. el enbâu : haberler
5. yevme izin : izin günü
6. fe : artık, bundan sonra
7. hum : onlar
8. lâ yetesâelûne : sorulmazlar, sorgulanmazlar

٦٧

فَاَمَّا مَنْ تَابَ وَامَنَ وَعَمِلَ صَالِحًا فَعَسى اَنْ يَكُونَ مِنَ الْمُفْلِحينَ

(67) fe emma men tabe ve amene ve amile salihan fe asa ey yekune minel müflihiyn
Fakat tövbe edip imana gelen ve salih amel yapanlar umulur ki onlar felahı bulanlardan olurlar

1. fe : artık
2. emmâ : fakat
3. men : kim
4. tâbe : tövbe etti
5. ve âmene : ve îmân etti, âmenû oldu, Allah’a ulaşmayı diledi
6. ve amile sâlihân : ve salih amel (nefs tezkiyesi) yaptı
7. fe : artık, böylece
8. asâ : umulur ki
9. en yekûne : olması
10. min el muflihîne : felâha erenlerden

٦٨

وَرَبُّكَ يَخْلُقُ مَايَشَاءُ وَيَخْتَارُ مَاكَانَ لَهُمُ الْخِيَرَةُ سُبْحَانَ اللّهِ وَتَعَالى عَمَّا يُشْرِكُونَ

(68) ve rabbüke yahlüku ma yeşaü ve yahtar ma kane lehümül hiyerah sübhanellahi ve teala amma yüşrikun
Ve Rabbin yaratır dilediğini seçer onlar için seçim hakkı yoktur Allah münezzehtir yücedir onların ortak koştukları ortaklarından

1. ve rabbu-ke : ve senin Rabbin
2. yahluku : yaratır
3. : şey
4. yeşâu : diler
5. ve yahtâru : ve seçer
6. mâ kâne : olmadı, değildir
7. lehum : onlar, onlar için
8. el hıyaratu : tercih, seçim
9. subhâne : sübhan, münezzeh
10. allâhi : Allah
11. ve teâlâ : ve yüce
12. ammâ (an mâ) : şeylerden
13. yuşrikûne : şirk (ortak) koşarlar

٦٩

وَرَبُّكَ يَعْلَمُ مَا تُكِنُّ صُدُورُهُمْ وَمَا يُعْلِنُونَ

(69) ve rabbüke ya’lemü ma tükinnü suduruhüm ve ma yu’linun
Rabbin bilir onların göğüslerinde neyi sakladık(larını) ve neyi açıkladıklarını

1. ve rabbu-ke : ve senin Rabbin
2. ya’lemu : bilir
3. : şey
4. tukinnu : gizli olan, gizlenen
5. sudûru-hum : onların sineleri
6. ve mâ : ve şeyler
7. yu’linûne : aleni olan, gizlenmeyen

٧٠

وَهُوَ اللّهُ لَا اِلهَ اِلَّا هُوَ لَهُ الْحَمْدُ فِى الْاُولى وَالْاخِرَةِ وَلَهُ الْحُكْمُ وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ

(70) ve hüvellahü la ilahe illa hu lehül hamdü fil ula vel ahirati ve lehül hukmü ve ileyhi türceun
O Allah ki o’ndan başka ilah yoktur hamd o’nadır önünde de, sonunda da ve hükümde o’nundur nihayet o’na döndürülürsünüz

1. ve huve allâhu : ve o Allah
2. lâ ilâhe : ilâh yoktur
3. illâ huve : ancak, başka o
4. lehu el hamdu : hamd ona ait
5. fî el ûlâ : evvelde
6. ve el âhırati : ve ahir, sonraki
7. ve lehu : ve onun
8. el hukmu : hüküm
9. ve ileyhi : ve ona
10. turceûne : döndürüleceksiniz

Sayfa:393

٧١

قُلْ اَرَاَيْتُمْ اِنْ جَعَلَ اللّهُ عَلَيْكُمُ الَّيْلَ سَرْمَدًا اِلى يَوْمِ الْقِيمَةِ مَنْ اِلهٌ غَيْرُ اللّهِ يَاْتيكُمْ بِضِيَاءٍ اَفَلَا تَسْمَعُونَ

(71) kul eraeytüm in cealellahü aleykümül leyle sermeden ila yevmil kıyameti men ilahün ğayrullahi ye’tiküm bi diya’ e fe la tesmeun
De ki söyleyin bana eğer Allah geceyi üzerinize devam ettirirse kıyamet gününe kadar Allah’tan gayri hangi ilah size aydınlık getirir hala dinlemeyecek misiniz?

1. kul : de
2. e reeytum : gördünüz mü
3. in : eğer
4. cealallâhu (ceale allâhu) : Allah kıldı (yaptı)
5. aleykum : sizin üzerinize
6. el leyle : gece
7. sermeden : sürekli, uzun süre, sonsuz
8. ilâ yevmi el kıyâmeti : kıyâmet gününe kadar
9. men : kim
10. ilâhun : ilâh
11. gayrullâhi (gayru allâhi) : Allah’tan başka
12. ye’tî-kum bi : size getirir, getirecek
13. dıyâin : ışık, aydınlık
14. e : mi
15. fe lâ tesme’ûne : hâlâ işitmiyorsunuz, işitmeyeceksiniz

٧٢

قُلْ اَرَاَيْتُمْ اِنْ جَعَلَ اللّهُ عَلَيْكُمُ النَّهَارَ سَرْمَدًا اِلى يَوْمِ الْقِيمَةِ مَنْ اِلهٌ غَيْرُ اللّهِ يَاْتيكُمْ بِلَيْلٍ تَسْكُنُونَ فيهِ اَفَلَا تُبْصِرُونَ

(72) kul eraeytüm incealellahü aleykümün nehara sermeden ila yevmil kıyameti men ilahün ğayrullahi ye’tiküm bi leylin teskünune fih e fe la tübsirun
de ki söyleyin bana eğer Allah devam ettirirse gündüzü üzerinize kıyamet gününe kadar Allah’tan başka hangi ilah size geceyi getirebilir içinde istirahat edeceğiniz hala görmeyecek misiniz?

1. kul : de
2. e reeytum : gördünüz mü
3. in : eğer
4. cealallâhu (ceale allâhu) : Allah kıldı, yaptı
5. aleykum : sizin üzerinize
6. en nehâre : gündüz
7. sermeden : sürekli, uzun süre, sonsuz
8. ilâ yevmi el kıyâmeti : kıyâmet gününe kadar
9. men : kim
10. ilâhun : ilâh
11. gayrullâhi (gayru allâhi) : Allah’tan başka
12. ye’tî-kum bi : size getirir, getirecek
13. leylin : gece
14. teskunûne : sükûn bulursunuz, dinlenirsiniz
15. fî-hi : onun içinde, onda
16. e : mi
17. fe lâ tubsırûne : hâlâ görmüyorsunuz, görmeyeceksiniz

٧٣

وَمِنْ رَحْمَتِه جَعَلَ لَكُمُ الَّيْلَ وَالنَّهَارَ لِتَسْكُنُوا فيهِ وَلِتَبْتَغُوا مِنْ فَضْلِه وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ

(73) ve mir rahmetihi ceale lekümül leyle ven nehara li teskünu fihi ve li tebteğu min fadlihi ve lealleküm teşkürun
Onun rahmetindendir sizin için var eden geceyi ve gündüzü içinde dinlenin hem de o’nun fazlından isteyin olur ki siz şükür edersiniz

1. ve min rahmeti-hi : ve onun rahmetinden
2. ceale : kıldı, yaptı, yarattı
3. lekum : size, sizin için
4. el leyle : gece
5. ve en nehâre : ve gündüz
6. li teskunû : sükûn bulmanız için, dinlenmeniz için
7. fî-hi : onun içinde, onda
8. ve li tebtegû : ve ibtiga etmeniz için, istemeniz için
9. min fadli-hi : onun fazlından
10. ve lealle-kum : ve umulur ki böylece siz
11. teşkurûne : şükredersiniz

٧٤

وَيَوْمَ يُنَاديهِمْ فَيَقُولُ اَيْنَ شُرَكَاءِىَ الَّذينَ كُنْتُمْ تَزْعُمُونَ

(74) ve yevme yünadihim fe yekulü eyne şürakaiyel lezine küntüm tez’umun
O gün onlara nida edilecek ve nerede? diyecek ortaklarım zannettikleriniz

1. ve yevme : ve gün
2. yunâdî-him : onlara seslenir, seslenecek
3. fe yekûlu : sonra diyecek
4. eyne : nerede
5. şurekâiye : benim ortaklarım
6. ellezîne : onlar
7. kuntum : siz oldunuz
8. tez’umûne : zanda bulunuyorsunuz

٧٥

وَنَزَعْنَا مِنْ كُلِّ اُمَّةٍ شَهيدًا فَقُلْنَا هَاتُوا بُرْهَانَكُمْ فَعَلِمُوا اَنَّ الْحَقَّ لِلّهِ وَضَلَّ عَنْهُمْ مَا كَانُوا يَفْتَرُونَ

(75) ve neza’na minkülli ümmetin şehiden fe kulna hatu bürhaneküm fe alimu ennel hakka lillahi ve dalle anhüm ma kanu yefterun
her ümmetten bir şahit çıkaracağız “delilinizi getirin!” diyeceğiz artık bilecekler hakkın Allah olduğunu onlardan kaybolacaktır uydurduğu şeyler de

1. ve neza’nâ : ve çekip çıkarttık
2. min kulli ummetin : bütün ümmetlerden
3. şehîden : bir şahit
4. fe : sonra, böylece
5. kulnâ : biz dedik
6. hâtû : getirin
7. burhâne-kum : sizin burhanlarınız, sizin delilleriniz
8. fe : sonra, böylece
9. alimû : bildiler
10. enne : olduğu
11. el hakka : hak
12. lillâhi (li allâhi) : Allah’a aittir
13. ve dalle : ve sapıp uzaklaştı
14. an-hum : onlardan
15. : şey
16. kânû : oldular
17. yefterûne : uyduruyorlar

٧٦

اِنَّ قَارُونَ كَانَ مِنْ قَوْمِ مُوسى فَبَغى عَلَيْهِمْ وَاتَيْنَاهُ مِنَ الْكُنُوزِ مَا اِنَّ مَفَاتِحَهُ لَتَنُواُ بِالْعُصْبَةِ اُولِى الْقُوَّةِ اِذْ قَالَ لَهُ قَوْمُهُ لَا تَفْرَحْ اِنَّ اللّهَ لَا يُحِبُّ الْفَرِحينَ

(76) inne karune kane min kavmi musa fe beğa aleyhim ve ateynahü minel künuzi ma inne mefatihahu le tenuü bil usbeti ülil kuvveti iz kale lehu kavmühu la tefrah innellahe la yühibbül ferihiyn
Gerçekten Karun Musa’nın kavmindendi onlara karşı taşkınlık yaptı ona vermiştik ki hazinelerden anahtarını zor taşırdı kuvvet sahibi bir cemaat o zaman kavmi ona demişti böbürlenme! çünkü Allah böbürlenenleri sevmez

1. inne : muhakkak
2. kârûne : Karun
3. kâne : oldu, idi
4. min kavmi : kavimden
5. mûsâ : Musa
6. fe begâ : böylece, sonra azdı
7. aleyhim : onlara karşı
8. ve âteynâ-hu : ve biz ona verdik
9. min el kunûzi : hazinelerden
10. : şeyler
11. inne : muhakkak ki, gerçekten
12. mefâtiha-hu : onun anahtarları
13. le tenûu bi : mutlaka ağır gelir, zor taşır
14. el usbeti : bir topluluk
15. uli el kuvveti : kuvvet sahibi, kuvvetli
16. iz kâle : demişti
17. lehu : ona
18. kavmu-hu : onun kavmi
19. lâ tefrah : ferahlanma, sevinme, gururlanma
20. inne allâhe : muhakkak ki Allah
21. lâ yuhıbbu : sevmez
22. el ferihîne : sevinenler, şımaranlar, gururlananlar

٧٧

وَابْتَغِ فيمَا اتيكَ اللّهُ الدَّارَ الْاخِرَةَ وَلَا تَنْسَ نَصيبَكَ مِنَ الدُّنْيَا وَاَحْسِنْ كَمَا اَحْسَنَ اللّهُ اِلَيْكَ وَلَا تَبْغِ الْفَسَادَ فِى الْاَرْضِ اِنَّ اللّهَ لَا يُحِبُّ الْمُفْسِدينَ

(77) vebteği fima atakellahüd daral ahirate ve la tense nesiybeke mined dünya ve ahsin kema ahsenellahü ileyke ve la tebğil fesade fil ard innellahe la yühibbül müfsidin
Allah’ın sana verdiği mal ile, iste ahiret yurdunu nasibini de unutma dünyadaki ihsanda bulun Allah’ın sana ihsan buyurduğu gibi fesat çıkarmayı talep etme arz da kesinlikle Allah fesatçıları sevmez

1. vebtegı (ve ibtegı) : ve iste
2. : de (onda)
3. : şey
4. âtâkellâhu (âtâ-ke allâhu) : Allah sana verdi
5. ed dâre : dar, diyar
6. el âhırete : ahiret
7. ve lâ tense : ve unutma
8. nasîbe-ke : senin nasibin
9. min ed dunyâ : dünyadan
10. ve ahsin : ve ihsan et, karşılıksız ver
11. kemâ : gibi
12. ahsenallâhu (ahsene allâhu) : Allah ihsan etti
13. ileyke : sana
14. ve lâ tebgı : ve isteme
15. el fesâde : bozgunculuk, fesat
16. fî el ardı : yeryüzünde
17. innallâhe (inne allâhe) : muhakkak ki Allah
18. lâ yuhıbbu : sevmez
19. el mufsidîne : müfsidler, fesat çıkaranlar

Sayfa:394

٧٨

قَالَ اِنَّمَا اُوتيتُهُ عَلى عِلْمٍ عِنْدى اَوَ لَمْ يَعْلَمْ اَنَّ اللّهَ قَدْ اَهْلَكَ مِنْ قَبْلِه مِنَ الْقُرُونِ مَنْ هُوَ اَشَدُّ مِنْهُ قُوَّةً وَاَكْثَرُ جَمْعًا وَلَا يُسَْلُ عَنْ ذُنُوبِهِمُ الْمُجْرِمُونَ

(78) kale innema utitühu ala ilmin indi e ve lem ya’lem ennellahe kad ehleke min kablihi minel kuruni men hüve eşeddü minhü kuvvetev ve ekseru cem’a ve la yüs’elü an zünubihimül mücrimun
Ancak dedi bana verilen bu mala bendeki ilimle nail oldum bilmiyor muydun ki şüphe yok ki Allah helak etmiştir ondan önceki devirlerde nice memleketleri ondan daha güçlü kuvvetli ve daha çok o (mal) toplayanları zulümlarından sorulmaz mücrimlere (hemen azaba atılırlar)

1. kâle : dedi
2. innemâ : sadece, ancak
3. ûtîtu-hu : o verildi
4. alâ ilmin : ilme karşılık, ilim sebebiyle
5. indî : benim yanımda, bende
6. e : mi
7. ve lem ya’lem : ve bilmez
8. enne : olduğu
9. allâhe : Allah
10. kad : olmuştu
11. ehleke : helâk etti
12. min : den
13. kabli-hi : ondan önce
14. min el kurûni : nesillerden
15. men : kim
16. huve : o
17. eşeddu : daha kuvvetli
18. min-hu : ondan
19. kuvveten : kuvvet
20. ve ekseru : ve daha çok
21. cem’an : toplayarak
22. ve lâ yus’elu : ve sorulmaz
23. an : dan
24. zunûbi-him : onların günahları
25. el mucrimûne : mücrimler, suçlular, günahkârlar

٧٩

فَخَرَجَ عَلى قَوْمِه فى زينَتِه قَالَ الَّذينَ يُريدُونَ الْحَيوةَ الدُّنْيَا يَالَيْتَ لَنَا مِثْلَ مَا اُوتِىَ قَارُونُ اِنَّهُ لَذُو حَظٍّ عَظيمٍ

(79) fe harace ala kavmihi fi zinetih kalellezine yüridunel hayeted dünya ya leyte lena misle ma utiye karunü innehu lezu hazzin aziym
Derken kavminin karşısına çıktı (zenginliğini gösteren) ziynet ile arzu edenler dedi dünya hayatını aynı misli bizimde olsa keşke (şu) karun’a verilenlerin gerçekten o, büyük hazinelerin sahibi

1. fe : artık, böylece
2. harece : çıktı
3. alâ kavmi-hi : onun kavmine (kendi kavmine)
4. : içinde
5. zîneti-hi : onun ihtişamı, süsü
6. kale : dedi
7. ellezîne : onlar
8. yurîdûne : isterler
9. el hayâte ed dunyâ : dünya hayatı
10. : ey
11. leyte : keşke
12. lenâ : bize, bizim
13. misle : kadar, gibi
14. : şey
15. ûtiye : verildi
16. kârûnu : Karun
17. inne-hu : muhakkak o
18. le : gerçekten
19. : sahip
20. hazzin azîmin : en büyük haz

٨٠

وَقَالَ الَّذينَ اُوتُوا الْعِلْمَ وَيْلَكُمْ ثَوَابُ اللّهِ خَيْرٌ لِمَنْ امَنَ وَعَمِلَ صَالِحًا وَلَا يُلَقّيهَا اِلَّا الصَّابِرُونَ

(80) ve kalellezine utül ilme veyleküm sevabüllahi hayrul li men amene ve amile saliha ve la yülekkaha illes sabirun
Kendilerine ilim verilen kimseler de dedi yazıklar olsun size Allah’ın sevabı daha hayırlıdır iman edip salih amel işleyenler için ona ise ancak sabredenler kavuşur

1. ve kale : ve dedi
2. ellezîne : onlar
3. ûtû : verildi
4. el ilme : ilim
5. veyle-kum : size yazıklar olsun
6. sevâbullâhi : Allah’ın sevabı
7. hayrun : daha hayırlı
8. li : için
9. men : kim, kimse, kişi
10. âmene : îmân etti
11. ve amile sâlihan : ve salih amel (nefs tezkiyesi) yaptı
12. ve lâ yulekkâ-hâ : ve ona mülâki olmaz, kavuşmaz
13. illâ : hariç, ancak
14. es sâbirûne : sabredenler

٨١

فَخَسَفْنَا بِه وَبِدَارِهِ الْاَرْضَ فَمَا كَانَ لَهُ مِنْ فِءَةٍ يَنْصُرُونَهُ مِنْ دُونِ اللّهِ وَمَاكَانَ مِنَ الْمُنْتَصِرينَ

(81) fe hasefna bihi ve bidarihil erda fe ma kane lehu min fietiy yensurunehü min dunillahi ve ma kane minel müntesirin
Nihayet geçirdik biz onu ve sarayını yerin (dibine) artık taraftarları da yoktu Allah’a karşı ona yardım edecek hasılı o kendisine de yardım edenlerden olamadı

1. fe : artık, böylece, sonra
2. hasefnâ : yere geçirdik
3. bi-hi : onu
4. ve bi dâri-hi : ve onun evi
5. el arda : yer
6. fe : artık, böylece
7. mâ kâne : olmadı
8. lehu : ona, onu
9. min : den
10. fietin : bir topluluk
11. yensurûne-hu : ona yardım ederler
12. min dûni allâhi : Allah’tan başka
13. ve mâ kâne : ve olmadı, değildi
14. min : den
15. el muntasirîne : yardım edilenler, korunanlar

٨٢

وَاَصْبَحَ الَّذينَ تَمَنَّوْا مَكَانَهُ بِالْاَمْسِ يَقُولُونَ وَيْكَاَنَّ اللّهَ يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَنْ يَشَاءُ مِنْ عِبَادِه وَيَقْدِرُ لَوْلَا اَنْ مَنَّ اللّهُ عَلَيْنَا لَخَسَفَ بِنَا وَيْكَاَنَّهُ لَايُفْلِحُ الْكَافِرُونَ

(82) ve asbehallezine temennev mekanehu bil emsi yekulune veyke ennellahe yebsütur rizka li mey yeşaü min ibadihi ve yakdir lev la em mennellahü aleyna le hasefe bina veykeennehu la yüflihul kafirun
Temenni edenler dün onun yerinde olmayı dediler demek ki Allah rızkı bol verir dilediği kullarına (dilediği) kullarına da kısar şayet Allah bize lütuf etmeseydi mutlak bizde batmıştık demek ki kafirler felah bulamayacaklardır

1. ve asbeha : ve sabahladı, oldu
2. ellezîne : onlar
3. temennev : temenni ettiler, dilediler
4. mekâne-hu : onun yeri
5. bi el emsi : dün
6. yekûlûne : derler
7. vey : vay, hayret
8. keennehu : onun gibi (bunun gibi), demek ki, öyle ki, öyleyse
9. allâhe : Allah
10. yebsutu : genişletir
11. er rizka : rızık
12. li : için, …e
13. men : kim, kimse
14. yesâu : diler
15. min : dan
16. ibâdi-hi : (onun) kulları
17. ve yakdiru : ve takdir eder, daraltır
18. lev lâ : olmasaydı
19. en menne allâhu : Allah’ın ni’metlendirmesi
20. aleynâ : bize
21. le : elbette, mutlaka
22. hasefe : yere geçirdi
23. binâ : bizi
24. vey : vay, hayret
25. keennehu : onun gibi (bunun gibi), demek ki, öyle ki, öyleyse
26. lâ yuflihu : felâha ermez
27. el kâfirûne : kâfirler

 

٨٣

تِلْكَ الدَّارُ الْاخِرَةُ نَجْعَلُهَا لِلَّذينَ لَا يُريدُونَ عُلُوًّا فِىالْاَرْضِ وَلَا فَسَادًا وَالْعَاقِبَةُ لِلْمُتَّقينَ

(83) tilked darul ahiratü nec’alüha lillezine la yüridune ulüvven fil erdi ve la fesada vel akibetü lil müttekın
İşte ahiret yurdu biz onu o kimseler için yaptık istemezler yeryüzünde kibir ve fesat çıkarmak akıbet muttakilerindir

1. tilke : bu, işte bu
2. ed dâru el âhiretu : ahiret diyarı, ahiret yurdu
3. nec’alu-hâ : onu kılarız
4. li ellezîne : onlara
5. lâ yurîdûne : istemezler
6. uluvven : üstünlük
7. fî el ardi : yeryüzünde
8. ve lâ : ve olmaz, değil
9. fesâden : fesat
10. ve el âkibetu : ve akıbet, sonuç
11. li el muttekîne : takva sahiplerinin

 

٨٤

مَنْ جَاءَ بِالْحَسَنَةِ فَلَهُ خَيْرٌ مِنْهَا وَمَنْ جَاءَ بِالسَّيِّءَةِ فَلَا يُجْزَى الَّذينَ عَمِلُوا السَّيَِّاتِ اِلَّا مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ

(84) men cae bil haseneti fe lehu hayrum minha ve men cae bis seyyieti fe la yüczel lezine amilüs seyyiati illa ma kanu ya’melun
Her kim bir iyilik ile gelirse ona bundan daha hayırlısı (vardır) kim de bir kötülükle gelirse cezalanırlar kötülükleri işleyenler sadece yaptıkları ile

1. men : kim
2. câe : geldi
3. bi : ile
4. el haseneti : hasene, iyilik, sevap
5. fe : artık, o zaman
6. lehu : onun için
7. hayrun : daha hayırlı
8. min-hâ : ondan
9. ve men : ve kim
10. câe : geldi
11. bi es seyyieti : seyyiat, kötülük ile
12. fe lâ yuczâ : cezalandırılmazlar
13. ellezîne : onlar
14. amilû : yaptılar
15. es seyyiâti : kötülük
16. illâ : ancak, den başka
17. mâ kânû : olmadılar
18. ya’melûne : yaparlar, yapıyorlar

Sayfa:395

٨٥

اِنَّ الَّذى فَرَضَ عَلَيْكَ الْقُرْانَ لَرَادُّكَ اِلى مَعَادٍ قُلْ رَبّى اَعْلَمُ مَنْ جَاءَ بِالْهُدى وَمَنْ هُوَ فى ضَلَالٍ مُبينٍ

(85) innellezi ferad aleykel kur’ane le raddüke illa mead kul rabbi a’lemü men cae bil hüda ve men hüve fi dalalim mübin
Şüphesiz o kur’an’ı senin üzerine farz kılan seni elbette döndürecektir döndürülecek yere de ki Rabbim bilir kimin hidayete geldiğini ve kimin de o açık bir dalalet içinde olduğunu

1. inne : muhakkak
2. ellezî : o ki
3. farada : farz kildi
4. aleyke : senin üzerine, sana
5. el kur’âne : Kur’ân’ı
6. le : elbette
7. râddu-ke : seni döndüren
8. ilâ meâdin : dönülecek yere
9. kul : de
10. rabbî : Rabbim
11. a’lemu : en iyi bilir
12. men câe : gelen kimseyi
13. bi el hudâ : hidayet ile
14. ve men : ve kimseyi
15. huve : o
16. : içinde
17. dalâlin : dalâlet
18. mubînin : apaçık

٨٦

وَمَا كُنْتَ تَرْجُوا اَنْ يُلْقى اِلَيْكَ الْكِتَابُ اِلَّا رَحْمَةً مِنْ رَبِّكَ فَلَا تَكُونَنَّ ظَهيرًا لِلْكَافِرينَ

(86) ve ma künte tercu ey yülka ileykel kitabü illa rahmetem mir rabbike fe la tekunenne zahiral lil kafirin
Sen bu kitabın sana verileceğini ummuyordun bu ancak Rabbinden bir rahmettir o halde sakın olma kafirlere arka çıkan

1. ve mâ kunte tercû : ve sen ümit etmezdin
2. en yulkâ : ilka edilmesi, ulaştırılması
3. ileyke : sana
4. el kitâbu : kitap
5. illâ : ancak
6. rahmeten : rahmet olarak
7. min rabbi-ke : Rabbinden
8. fe : artık, öyleyse
9. lâ tekûnenne : sakın sen olma
10. zahîren : yardımcı
11. li el kâfirîne : kâfirlere

٨٧

وَلَا يَصُدُّنَّكَ عَنْ ايَاتِ اللّهِ بَعْدَ اِذْ اُنْزِلَتْ اِلَيْكَ وَادْعُ اِلى رَبِّكَ وَلَا تَكُونَنَّ مِنَ الْمُشْرِكينَ

(87) ve la yesuddünneke an ayatillahi ba’de iz ünzilet ileyke ved’u ila rabbike ve la tekunenne minel müşrikin
Sakın seni çevirmesinler Allah’ın ayetlerinden sana indirildikten sonra sen Rabbine davet et sakın müşriklerden olma

1. ve lâ yasuddunne-ke : ve sakın seni alıkoymasınlar
2. an âyâtillâhi (âyâti allâhi) : Allah’ın âyetlerinden
3. ba’de : sonra
4. iz : olduğu zaman
5. unzilet : indirildi
6. ileyke : sana
7. ved’u (ve ud’u) : ve çağır, davet et
8. ilâ rabbi-ke : Rabbine
9. ve lâ tekûnenne : ve sen sakın olma
10. min el musrikîne : müşriklerden, şirk koşanlardan

٨٨

وَلَا تَدْعُ مَعَ اللّهِ اِلهًا اخَرَ لَا اِلهَ اِلَّا هُوَ كُلُّ شَىْءٍ هَالِكٌ اِلَّا وَجْهَهُ لَهُ الْحُكْمُ وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ

(88) ve la ted’u meallahi ilahen ahar la ilahe illa hüve küllü şey’in halikün illa vecheh lehül hukmü ve ileyhi türceun
Yalvarma Allah ile beraber başka bir ilaha ondan başka ilah yoktur her şey helak olacak ancak o’nun zatı kalacak hüküm o’nundur o’na döndürüleceksiniz

1. ve lâ ted’u : ve tapma, ibadet etme
2. meallâhi (mea allahi) : Allah’la beraber
3. ilâhen : ilâh
4. âhara : öteki, diğer
5. lâ ilâhe : ilâh yoktur
6. illâ : den başka
7. hûve : onun
8. kullu : her
9. sey’in : şey
10. hâlikun : helâk olucu
11. illâ : ancak
12. veche-hu : onun vechi, zatı
13. lehu : onun
14. el hukmu : hüküm
15. ve ileyhi : ve ona
16. turceûne : döndürüleceksiniz

29-ANKEBUT

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ

١

ال م

(1) elif lam mim
elif – lammim

٢

اَحَسِبَ النَّاسُ اَنْ يُتْرَكُوا اَنْ يَقُولُوا امَنَّا وَهُمْ لَا يُفْتَنُونَ

(2) ehasiben nasü ey yütraku ey yekulu amenna ve hüm la yüftenun
İnsanlar öyle mi sandı? Bırakılacaklarını “Biz iman ettik” demeleri ile kendilerinin imtihan olunmayacaklarını

1. e : mı
2. hasibe : sandı
3. en nâsu : insan(lar)
4. en yutrekû : terkedilecek, bırakılacaklar
5. en yekûlû : onların demeleri
6. âmennâ : biz îmân ettik
7. ve hum : ve onlar
8. lâ yuftenûne : imtihan edilmez

٣

وَلَقَدْ فَتَنَّا الَّذينَ مِنْ قَبْلِهِمْ فَلَيَعْلَمَنَّ اللّهُ الَّذينَ صَدَقُوا وَلَيَعْلَمَنَّ الْكَاذِبينَ

(3) velekad fetennel lezine min kablihim fe le ya’lemennellahül lezine sadeku ve le ya’lemennel kazibin
Yemin olsun imtihan ettik biz onlardan öncekileri de Allah mutlaka bilir doğru söyleyenleri yalancıları da mutlaka bilir

1. ve lekad : ve andolsun
2. fetennâ : biz imtihan ettik
3. ellezîne : o kimseler, onlar
4. min kabli-him : onlardan önce
5. fe : böylece
6. le : elbette
7. ya’leme : bilir
8. enne : olduğunu
9. allâhu : Allah
10. ellezîne : o kimseler, onlar
11. sadakû : sadık oldular, doğru söylediler
12. ve le : ve mutlaka
13. ya’lemene : ve muhakkak ki bilmektedir
14. el kâzibîne : yalancıları

٤

اَمْ حَسِبَ الَّذينَ يَعْمَلُونَ السَّيَِّاتِ اَنْ يَسْبِقُونَا سَاءَ مَا يَحْكُمُونَ

(4) em hasibel lezine ya’melunes seyyiati ey yesbikuna sae ma yahkümun
Yoksa kaçacaklarını mı o kötülükleri işleyenler bizden kurtulacaklarını mı (zannettiler) ne fena hüküm veriyorlar

1. em : yoksa, veya
2. hasibe : hesap etti, zannetti
3. ellezîne : o kimseler, onlar
4. ya’melûne : yaparlar, yapıyorlar
5. es seyyiâti : kötülükler
6. en yesbikû-nâ : bizi geçmeleri
7. sâe : (ne) kötü
8. : şey
9. yahkumûne : hüküm veriyorlar

٥

مَنْ كَانَ يَرْجُوا لِقَاءَ اللّهِ فَاِنَّ اَجَلَ اللّهِ لَاتٍ وَهُوَ السَّميعُ الْعَليمُ

(5) men kane yercu likaellahi fe inne ecelellahi leat ve hüves semiul alim
Kim arzu ederse Allah’a kavuşmayı şüphesiz Allah’ın tayin ettiği ecel gelecektir işiten ve bilen o’dur

1. men : kim
2. kâne : oldu
3. yercû : diler
4. likâe allâhi : Allah’a mülâki olmak, Allah’a ulaşmak
5. fe : o zaman, o taktirde
6. inne : muhakkak ki
7. ecelallâhi (ecele allahi) : Allah’ın tayin ettiği zaman, gün
8. le : mutlaka
9. âtin : gelecek
10. ve huve : ve o
11. es semîu : en iyi işiten
12. el alîmu : en iyi bilen

٦

وَمَنْ جَاهَدَ فَاِنَّمَا يُجَاهِدُ لِنَفْسِه اِنَّ اللّهَ لَغَنِىٌّ عَنِ الْعَالَمينَ

(6) ve men cahede fe innema yücahidü li nefsih innellahe le ğaniyyün anil alemin
Kim cihat ederse ancak kendi nefsi için cihat eder şüphesiz Allah bütün alemlerden müstağnidir

1. ve men : ve kim
2. câhede : cihad etti
3. fe : o zaman, o taktirde
4. innemâ : sadece
5. yucâhidu : cihad eder
6. li nefsi-hi : onun (kendi) nefsi için
7. inne allâhe : muhakkak ki Allah
8. le : mutlaka, muhakkak
9. ganiyyun : ganîdir, hiçbir şeye ihtiyacı yoktur
10. anil âlemîne (an el âlemîne) : âlemlerden

Sayfa:396

٧

وَالَّذينَ امَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَنُكَفِّرَنَّ عَنْهُمْ سَيَِّاتِهِمْ وَلَنَجْزِيَنَّهُمْ اَحْسَنَ الَّذى كَانُوا يَعْمَلُونَ

(7) vellezine amenu ve amilus salihati le nükeffiranne anhüm seyyiatihim ve le necziyennehüm ahsenellezi kanu ya’melun
İman edip salih amel işleyenlerin örteriz onların günahlarını onları mutlaka mükafatlandırırız yaptıkları işlerin daha güzeli ile

1. ve : ve
2. ellezîne : onlar
3. âmenû : âmenû oldular (hayattayken Allah’a ulaşmayı dilediler)
4. ve amilû es sâlihâti : ve salih amel (nefs tezkiyesi) yaptılar
5. le : mutlaka, elbette
6. nukeffiranne : mutlaka örteceğiz
7. an-hum : onlardan
8. seyyiâti-him : onların seyyiatleri, günahları
9. ve le : ve mutlaka, elbette
10. necziyenne-hum : onları mutlaka mükâfatlandıracağız
11. ahsene : daha ahsen, daha güzel
12. ellezî : onlar
13. kânû : oldular
14. ya’melûne : yapıyorlar

٨

وَوَصَّيْنَا الْاِنْسَانَ بِوَالِدَيْهِ حُسْنًا وَاِنْ جَاهَدَاكَ لِتُشْرِكَ بى مَا لَيْسَ لَكَ بِه عِلْمٌ فَلَا تُطِعْهُمَا اِلَىَّ مَرْجِعُكُمْ فَاُنَبِّءُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ

(8) ve vassaynel insane bi valideyhi husna ve in cahedake li tüşrike bi ma leyse leke bihi ilmün fe la tüti’hüma ileyye merciuküm fe ünebbiüküm bima küntüm ta’melun
Biz insana tavsiye ettik anasına babasına iyilik etmesini eğer seninle mücadele ederlerse bana şirk koşman için bilmediğin bir şey hakkında artık onlara itaat etme dönüşünüz banadır ben size haber vereceğim neler yaptığınızı

1. ve vassaynâ : ve vasiyet ettik, emrettik
2. el insâne : insan
3. bi vâlidey-hi : onun anne ve babasıyla
4. husnen : güzellikle, güzel
5. ve in : ve eğer
6. câhedâ-ke : ikisi seninle cihad etti, mücâdele etti
7. li tuşrike : senin şirk koşman için
8. bî mâ : şey ile
9. leyse : değil
10. leke : sana, senin
11. bi-hi : onunla (onun hakkında)
12. ilmun : ilim, bilgi
13. fe : o zaman, o taktirde
14. lâ tutı’humâ : o ikisine itaat etme
15. ileyye merciu-kum : bana sizin dönüşünüz
16. fe : o zaman, o taktirde
17. unebbiu-kum : size haber vereceğim
18. bimâ : şeyle, şeyi
19. kuntum : siz oldunuz
20. ta’melûne : siz yapıyorsunuz

٩

وَالَّذينَ امَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَنُدْخِلَنَّهُمْ فِى الصَّالِحينَ

(9) vellezine amenu ve amilus salihati le nüdhilenne hüm fis salihiyn
İman edip salih amel işleyenleri de mutlaka katacağız onları iyilerin içine

1. ve : ve
2. ellezîne : o kimseler, onlar
3. âmenû : âmenû oldular (hayattayken Allah’a ulaşmayı dilediler)
4. ve amilû es sâlihâti : ve salih amel (nefs tasfiyesi) yaptılar
5. le : elbette, mutlaka
6. nudhılenne-hum : onları mutlaka dahil edeceğiz
7. : arasına
8. es sâlihîne : salihler

١٠

وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَقُولُ امَنَّا بِاللّهِ فَاِذَا اُوذِىَ فِى اللّهِ جَعَلَ فِتْنَةَ النَّاسِ كَعَذَابِ اللّهِ وَلَءِنْ جَاءَ نَصْرٌ مِنْ رَبِّكَ لَيَقُولُنَّ اِنَّا كُنَّا مَعَكُمْ اَوَ لَيْسَ اللّهُ بِاَعْلَمَ بِمَا فى صُدُورِ الْعَالَمينَ

(10) ve minen nasi mey yekulü amenna billahi fe iza uziye fillahi ceale fitneten nasi keazabillah ve lein cae nasrum mir rabbike leyekulünne inna künna meaküm e ve leysellahü bia’leme bima fi suduril alemin
İnsanlardan kimisi (var ki) Allah’a iman ettik der ama cefa çektiğinde Allah (yolun) da insanların (yaptığı) fitneyle bir tutar Allah’ın azabı gibi. muhakkak gelirse Rabbinden bir zafer muhakkak diyecekler bizler seninle beraberdik Allah en iyi bilen değil midir? Alemlerin göğsünde olanları

1. ve : ve
2. min : dan
3. en nâsi : insanlar
4. men : kim, kimse
5. yekûlu : der, diyor
6. âmennâ : biz îmân ettik (biz âmenû olduk)
7. bi allâhi : Allah’a
8. fe : artık, o zaman
9. izâ ûziye : eziyet edildiği zaman
10. fîllâhi (fî allâhi) : Allah hakkında, Allah yolunda
11. ceale : yaptı, kıldı
12. fitnete : fitne
13. en nâsi : insan
14. ke : gibi
15. azâbi allâhi : Allah’ın azabı
16. ve le : ve elbette, mutlaka
17. in câe : gelirse
18. nasrun : bir yardım
19. min : dan
20. rabbi-ke : senin Rabbin
21. le : elbette, mutlaka
22. yekûlunne : derler
23. innâ : muhakkak ki biz
24. kunnâ : biz olduk
25. mea-kum : sizinle birlikte, beraber
26. e : mı
27. ve : ve
28. leyse : değil
29. allâhu : Allah
30. bi a’leme : çok iyi bilen
31. bi mâ : şey ile, şeyi
32. : içinde
33. sudûri : göğüsler, sineler
34. el âlemîne : âlemler

١١

وَلَيَعْلَمَنَّ اللّهُ الَّذينَ امَنُوا وَلَيَعْلَمَنَّ الْمُنَافِقينَ

(11) ve le ya’lemennellahül lezine amenu ve le ya’lemennel münafikın
Elbette Allah bilecek iman edenleri ve elbette bilecek münafıkları da

1. ve : ve
2. le : elbette, mutlaka
3. ya’lemenne : muhakkak bilir
4. allâhu : Allah
5. ellezîne : o kimseler, onlar
6. âmenû : âmenû oldular, Allah’a ulaşmayı dilediler
7. ve : ve
8. le : elbette, mutlaka
9. ya’lemenne : muhakkak bilir
10. el munâfikîne : münafıklar

١٢

وَقَالَ الَّذينَ كَفَرُوا لِلَّذينَ امَنُوا اتَّبِعوُا سَبيلَنَا وَلْنَحْمِلْ خَطَايَاكُمْ وَمَاهُمْ بِحَامِلينَ مِنْ خَطَايَاهُمْ مِنْ شَىْءٍ اِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ

(12) ve kalellezine keferu lillezine amenüt tebiu sebilena vel nahmil hatayaküm ve ma hüm bi hamiline min hatayahüm min şey’ innehüm lekazibun
Küfredenler dedi iman edenlere bizim yolumuza tabi olun biz yüklenelim sizin günahlarınızı halbuki onlar yüklenecekler değillerdi bunların günahlarından hiçbir şeyi onlar yalancılardır

1. ve : ve
2. kale : dedi
3. ellezî : ki o
4. keferû : inkâr ederler
5. li ellezîne : o kimselere
6. âmenû : âmenû oldular, Allah’a ulaşmayı dilediler
7. ittebiû : tâbî olun
8. sebîle-nâ : bizim yolumuz
9. velnahmil (ve li nahmil) : ve biz taşıyalım, biz yüklenelim
10. hatâyâ-kum : sizin hatalarınız
11. ve mâ hum : ve onlar değil
12. bi hâmilîne : yüklenenler
13. min hatâyâ-hum : onların hatalarından
14. min şey’in : bir şeyden
15. inne-hum : muhakkak ki onlar
16. le : elbette, gerçekten
17. kâzibûne : yalancılardır

١٣

وَلَيَحْمِلُنَّ اَثْقَالَهُمْ وَاَثْقَالًا مَعَ اَثْقَالِهِمْ وَلَيُسَْلُنَّ يَوْمَ الْقِيمَةِ عَمَّا كَانُوا يَفْتَرُونَ

(13) ve le yahmilünne eskalehüm ve eskalem mea eskalihim ve leyüs’elünne yevmel kıyameti amma kanu yefterun
Onlar mutlaka kendi yüklerini yüklenecekler kendi yükleri ile birlikte bir çok yükleride kıyamet günü mutlaka sorulacaklar yaptıkları iftiralardan dolayı

1. ve : ve
2. le : elbette, mutlaka
3. yahmilunne : mutlaka taşıyacaklar, yüklenecekler
4. eskâle-hum : onların yükleri, günahları
5. ve : ve
6. eskâlen : yükler, günahlar
7. mea : beraber, ile
8. eskâli-him : onların yükleri, günahları
9. ve : ve
10. le : elbette, mutlaka
11. yus’elunne : mutlaka sorulacaklar, sorgulanacaklar
12. yevme el kıyâmeti : kıyâmet günü
13. ammâ : şeylerden
14. kânû : oldular
15. yefterûne : uyduruyorlar

١٤

وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا نُوحًا اِلى قَوْمِه فَلَبِثَ فيهِمْ اَلْفَ سَنَةٍ اِلَّا خَمْسينَ عَامًا فَاَخَذَهُمُ الطُّوفَانُ وَهُمْ ظَالِمُونَ

(14) ve le kad erselna nuhan ila kavmihi fe lebise fihim elfe senetin illa hamsine ama fe ehazehümüt tufanü ve hüm zalimun
Yemin olsun, gönderdik nuh’u kavmine onların içinde bin yıl kaldı elli yılı hariç derken onları tufan yakalayıverdi zulüm ederlerken

1. ve lekad : ve andolsun
2. erselnâ : biz gönderdik
3. nûhan : Nuh
4. ilâ kavmi-hi : onun kavmine
5. fe : artık, böylece, sonra
6. lebise : kaldı
7. fî-him : onların arasında
8. elfe : bin (1000)
9. senetin : sene, yıl
10. illâ : hariç
11. hamsîne : elli (50)
12. âmen : yıllar
13. fe : artık, böylece, sonra
14. ehaze-hum : onları aldı, onları helâk etti
15. et tûfânu : tufan
16. ve hum : ve onlar
17. zâlimûne : zulmedenler, zalimler

Sayfa:397

١٥

فَاَنْجَيْنَاهُ وَاَصْحَابَ السَّفينَةِ وَجَعَلْنَاهَا ايَةً لِلْعَالَمينَ

(15) fe enceynahü ve ashabes sefineti ve cealnaha ayetel lil alemin
Bizde onu kurtardık ve gemi ashabını ve bunu alemlere ibret yaptık

1. fe : o zaman, böylece, sonra
2. enceynâ-hu : biz onu kurtardık
3. ve : ve
4. ashâbe : sahip, halk
5. es sefîneti : gemi
6. ve cealnâ-hâ : ve onu kıldık
7. âyeten : âyet, ibret
8. li el âlemîne : âlemler için, âlemlere

١٦

وَاِبْرهيمَ اِذْ قَالَ لِقَوْمِهِ اعْبُدُوا اللّهَ وَاتَّقُوهُ ذلِكُمْ خَيْرٌ لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ

(16) ve ibrahime iz kale li kavmihi’ büdüllahe vettekuh zaliküm hayrul leküm in küntüm ta’lemun
İbrahim de o zaman kavmine dedi Allah’a kulluk edin ve ondan sakının bu sizin için daha hayırlıdır eğer bilirseniz

1. ve ibrâhîme : ve İbrâhîm
2. iz kâle : demişti
3. li kavmi-hi : kavmine
4. a’budûllâhe (a’budû allâhe) : Allah’a kul olun
5. vettekûhu (ve ittekû-hu) : ve ona karşı takva sahibi olun
6. zâlikum : işte bu
7. hayrun : daha hayırlı
8. lekum : sizin için
9. in : eğer
10. kuntum : siz oldunuz
11. ta’lemûne : biliyorsunuz

١٧

اِنَّمَا تَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّهِ اَوْثَانًا وَتَخْلُقُونَ اِفْكًا اِنَّ الَّذينَ تَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّهِ لَايَمْلِكُونَ لَكُمْ رِزْقًا فَابْتَغُوا عِنْدَ اللّهِ الرِّزْقَ وَاعْبُدُوهُ وَاشْكُرُوا لَهُ اِلَيْهِ تُرْجَعُونَ

(17) innema ta’büdune min dunillahi evsanev ve tahlükune ifka innellezine ta’büdune min dunillahi la yemlikune leküm rizkan febteğu indellahir rizka va’büduhü veşküru leh ileyhi türceun
Siz ancak tapıyorsunuz Allah’ı bırakıp bir takım putlara yalan uyduruyorsunuz gerçekten taptıklarınız Allah’tan başka size rızık vermeye malik değillerdir o halde arayın rızkı Allah katında o’na ibadet edin o’na şükür edin o’na döndürüleceksiniz

1. innemâ : sadece, fakat
2. ta’budûne : tapıyorsunuz
3. min dûnillâhi (min duni allâhi) : Allah’tan başka
4. evsânen : putlar
5. ve tahlukûne : ve halkediyorsunuz, yapıyorsunuz
6. ifken : yalan, iftira
7. inne : muhakkak
8. ellezîne : onlar
9. ta’budûne : tapıyorsunuz
10. min dûnillâhi (min duni allâhi) : Allah’tan başka
11. lâ yemlikûne : malik değiller
12. lekum : sizin için
13. rızkân : rızık
14. fe : o zaman, böylece, artık, öyleyse
15. ibtegû : isteyin
16. indallâhi (inde allâhi) : Allah’ın katında
17. er rızka : rızık
18. va’budûhu (ve u’budû-hu) : ve ona kul olun
19. veşkurû : ve şükredin
20. lehu : ona
21. ileyhi : ona
22. turceûne : döndürüleceksiniz

١٨

وَاِنْ تُكَذِّبُوا فَقَدْ كَذَّبَ اُمَمٌ مِنْ قَبْلِكُمْ وَمَا عَلَى الرَّسُولِ اِلَّا الْبَلَاغُ الْمُبينُ

(18) ve in tükezzibu fe kad kezzebe ümemüm min kabliküm ve ma aler rasuli illel belağul mübin
Eğer siz yalanlarsanız kesinlikle yalanladı sizden önce bir takım ümmetlerde resullerin üzerine düşen görev ancak açık bir tebliğdir

1. ve in : ve eğer
2. tukezzibû : yalanlıyorsunuz, yalanlarsınız
3. fe : o zaman, böylece, bundan sonra
4. kad : olmuştu
5. kezzebe : tekzip etti, yalanladı
6. umemun : ümmetler
7. min kabli-kum : sizden önce
8. ve : ve
9. mâ aler resûli (alâ er resûli) : resûlün üzerine değil
10. illel belâgu (illâ el belâgu) : tebliğden başka
11. el mubînu : apaçık

١٩

اَوَ لَمْ يَرَوْا كَيْفَ يُبْدِءُ اللّهُ الْخَلْقَ ثُمَّ يُعيدُهُ اِنَّ ذلِكَ عَلَى اللّهِ يَسيرٌ

(19) e ve lem yerev keyfe yübdiüllahül halka sümme yüiydüh inne zalike alellahi yesir
Onlar görmüyorlar mı? Allah yaratmaya nasıl başlıyor sonra onu iade edecek gerçekten bu Allah’a göre kolaydır

1. e : mı
2. ve : ve
3. lem yerev : görmediler
4. keyfe : nasıl
5. yubdiullâhu (yubdiu allâhu) : Allah ilk defa yaratıyor
6. el halka : yaratılış
7. summe : sonra
8. yuîdu-hu : onu geri iade edecek, döndürecek
9. inne : muhakkak ki
10. zâlike : işte bu
11. alallâhi (alâ allâhi) : Allah’a
12. yesîrun : kolay

٢٠

قُلْ سيرُوا فِى الْاَرْضِ فَانْظُرُوا كَيْفَ بَدَاَ الْخَلْقَ ثُمَّ اللّهُ يُنْشِىءُ النَّشْاَةَ الْاخِرَةَ اِنَّ اللّهَ عَلى كُلِّ شَىْءٍ قَديرٌ

(20) kul siru fil erdi fenzuru keyfe bedeel halka sümmellahü yünşiün neş’etel ahirah innellahe ala külli şey’in kadir
De ki yeryüzünde gezin ve bir bakın ilk önce nasıl yaratmıştır sonra Allah (tekrar) yaratacaktır ahiret hayatını da muhakkak Allah her şeye kadirdir

1. kul : de, söyle
2. sîrû : yürüyün, dolaşın
3. fî el ardı : yeryüzünde
4. fanzurû (fe unzurû) : o zaman, böylece bakın
5. keyfe : nasıl
6. bedee : ilk defa başladı
7. el halka : yaratma, yaratış
8. summallâhu (summe allâhu) : sonra Allah
9. yunşîu : inşa edecek, yaratacak
10. en neş’ete el âhırete : ahiretin inşası, ahiretin yaratılması
11. innallâhe : muhakkak ki Allah
12. alâ kulli şey’in : herşeye
13. kadîrun : kaadir, muktedir, kudreti yeter

٢١

يُعَذِّبُ مَنْ يَشَاءُ وَيَرْحَمُ مَنْ يَشَاءُ وَاِلَيْهِ تُقْلَبُونَ

(21) yüazzibü mey yeşaü ve yerhamü mey yeşa’ ve ileyhi tuklebun
Dilediğine azap eder dilediğine merhamet buyurur siz o’na döndürüleceksiniz

1. yuazzibu : azap eder
2. men : kim, kimse
3. yeşâu : diler
4. ve yerhamu : ve rahmet eder (rahîm esmasıyla tecelli eder)
5. men : kim, kimse
6. yeşâu : diler
7. ve : ve
8. ileyhi : ona
9. tuklebûne : (halden hale çevrilip) döndürüleceksiniz

٢٢

وَمَا اَنْتُمْ بِمُعْجِزينَ فِى الْاَرْضِ وَلَا فِى السَّمَاءِ وَمَالَكُمْ مِنْ دُونِ اللّهِ مِنْ وَلِىٍّ وَلَا نَصيرٍ

(22) ve ma entüm bi mu’cizine fil erdi ve la fis semai ve ma leküm min dunillahi miv veliyyiv ve la nasiyr
Siz aciz bırakıcılar değilsiniz ne yeryüzünde, ne de gökyüzünde sizin için yoktur Allah’tan başka bir veli ve yardımcı

1. ve : ve
2. mâ entum : siz değilsiniz
3. bi mu’cizîne : aciz bırakan
4. fî el ardı : yeryüzünde
5. ve : ve
6. : ve yoktur, olmaz
7. fî es semâi : semada, gökte
8. ve : ve
9. mâ lekum : sizin yoktur
10. min dûnillâhi (dûni allâhi) : Allah’tan başka
11. min veliyyin : velîniz, dostunuz
12. ve : ve
13. : yoktur, olmaz
14. nasîrin : yardımcı

٢٣

وَالَّذينَ كَفَرُوا بِايَاتِ اللّهِ وَلِقَاءِه اُولءِكَ يَءِسُوا مِنْ رَحْمَتى وَاُولءِكَ لَهُمْ عَذَابٌ اَليمٌ

(23) vellezine keferu bi ayatillahi ve likaihi ülaike yeisu mir rahmeti ve ülaike lehüm azabün elim
İnkar edenler Allah’ın ayetlerini o’na kavuşmayı istemeyenler işte onlar ümitlerini kesmiş olanlardır benim rahmetimden işte onlar için acıklı bir azap (vardır)

1. ve ellezîne : ve onlar
2. keferû : inkâr ettiler, örttüler
3. bi âyâtillâhi (âyâti allâhi) : Allah’ın âyetlerini
4. ve likâi-hî : ve ona mülâki olmayı, ulaşmayı
5. ulâike : işte onlar
6. yeisû : ümidi kestiler
7. min rahmetî : rahmetimden
8. ve ulâike : ve işte onlar
9. lehum : onlar için vardır
10. azâbun elîmun : elîm azap

Sayfa:398

٢٤

فَمَا كَانَ جَوَابَ قَوْمِه اِلَّا اَنْ قَالُوا اقْتُلُوهُ اَوْ حَرِّقُوهُ فَاَنْجيهُ اللّهُ مِنَ النَّارِ اِنَّ فى ذلِكَ لَايَاتٍ لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ

(24) fema kane cevabe kavmihi illa en kalu ktüluhü ev harrikuhü fe encahüllahü minen nar inne fi zalike le ayatil li kavmiy yü’minun
(İbrahim’e) kavminin cevabı ancak şöyle demeleri oldu onu öldürün yahut yakın Allah’ta onu ateşten kurtardı şüphesiz bunda ibretler (vardır) inanan bir kavim için

1. fe : bunun üzerine, buna rağmen
2. mâ kâne : olmadı
3. cevâbe : cevap
4. kavmi-hi : onun kavmi
5. illâ : den başka
6. en kâlûktulû-hu : “onu öldürün” demek
7. ev : veya
8. harrıkû-hu : onu yakın
9. fe : böylece, bunun üzerine
10. encâhullâhu (encâhu allâhu) : Allah onu kurtardı
11. min en nâri : ateşten
12. inne : muhakkak
13. : içinde, de vardır
14. zâlike : bu, işte bu
15. le âyâtin : elbette âyetler
16. li kavmin : bir kavim için
17. yu’minûne : mü’min olurlar

٢٥

وَقَالَ اِنَّمَا اتَّخَذْتُمْ مِنْ دُونِ اللّهِ اَوْثَانًا مَوَدَّةَ بَيْنِكُمْ فِى الْحَيوةِ الدُّنْيَا ثُمَّ يَوْمَ الْقِيمَةِ يَكْفُرُ بَعْضُكُمْ بِبَعْضٍ وَيَلْعَنُ بَعْضُكُمْ بَعْضًا وَمَاْويكُمُ النَّارُ وَمَالَكُمْ مِنْ نَاصِرينَ

(25) ve kale innemet tehaztüm min dunillahi evsanem meveddete beyniküm fil hayatid dünya sümme yevmel kıyameti yekfüru ba’duküm bi ba’div ve yel’anü ba’duküm ba’dav ve me’vakümün naru ve ma leküm min nasirin
(İbrahim) dedi sizler Allah’ı bırakıp bir takım putlar edinmişsiniz aranızda bir sevgi (olsun diye) dünya hayatında sonra kıyamet günü birbirinizi inkar edecek ve birbirinize lanet edecek(siniz) varacağınız yer ateş (olacak) sizin için olmayacaktır yardımcılarda

1. ve : ve
2. kâle : dedi
3. inne : muhakkak ki
4. : olmadı, değil
5. ittehaztum : siz edindiniz
6. min dûni : dan başka
7. allâhi : Allah
8. evsânen : putlar
9. meveddete : sevgi, muhabbet
10. beyni-kum : siz aranızda
11. : içinde
12. el hayâti ed dunyâ : dünya hayatı
13. summe : sonra
14. yevme el kıyâmeti : kıyâmet günü
15. yekfuru : inkâr edecek
16. ba’du-kum : sizin bir kısmınız, bazınız
17. bi ba’dın : bir kısmını, bazısını
18. ve : ve
19. yel’anu : lânet edecek
20. ba’du-kum : sizin bir kısmınız, bazınız
21. ba’dan : bir kısmı, bazısı
22. ve me’vâ-kum : ve sizin dönüş yeriniz
23. en nâru : ateş
24. ve mâ lekum : ve sizin için yoktur
25. min : dan
26. nâsırîne : yardımcı

٢٦

فَامَنَ لَهُ لُوطٌ وَقَالَ اِنّى مُهَاجِرٌ اِلى رَبّى اِنَّهُ هُوَ الْعَزيزُ الْحَكيمُ

(26) fe amene lehu lut ve kale inni mühacirun ila rabbi innehu hüvel azizül hakim
Bunun üzerine Lut ona iman etti ve dedi ben Rabbime hicret ediyorum muhakkak O’dur güçlü ve hikmet sahibi

1. fe : böylece, bunun üzerine, bundan sonra
2. âmene : îmân etti
3. lehu : ona
4. lûtun : Lut
5. ve kâle : ve dedi
6. innî : muhakkak ben
7. muhâcirun : hicret edenim, hicret edecek olanım
8. ilâ rabbî : Rabbime
9. innehu : çünkü o, muhakkak o
10. huve : o
11. el azîzu : azîz, güçlü ve üstün
12. el hakîmu : hüküm ve hikmet sahibi

٢٧

وَوَهَبْنَا لَهُ اِسْحقَ وَيَعْقُوبَ وَجَعَلْنَا فى ذُرِّيَّتِهِ النُّبُوَّةَ وَالْكِتَابَ وَاتَيْنَاهُ اَجْرَهُ فِى الدُّنْيَا وَاِنَّهُ فِى الْاخِرَةِ لَمِنَ الصَّالِحينَ

(27) ve vehebna lehu ishaka ve ya’kube ve cealna fi zürriyyetihin nübüvvete vel kitabe ve ateynahü ecrahu fid dünya ve innehu fil ahirati le mines salihiyn
Biz ona ihsan ettik İshak’ı ve Yakub’u onun zürriyetine peygamberlik ve kitap verdik kendisine de verdik dünyada mükafatını kesinlikle o ahirette de mutlaka salihlerdendir

1. ve : ve
2. vehebnâ : biz hibe ettik, armağan ettik, hediye ettik
3. lehu : ona
4. ishâka : İshak
5. ve ya’kûbe : ve Yâkub
6. ve : ve
7. cealnâ : biz kıldık, yaptık
8. : içinde
9. zurriyyeti-hi : onun zürriyeti
10. en nubuvvete : nebîlik, peygamberlik
11. ve el kitâbe, : ve kitap
12. ve âteynâ-hu : ve biz ona verdik
13. ecre-hu : onun ecrini
14. fî ed dunyâ, : dünyada
15. ve inne-hu : ve muhakkak ki o
16. fî el âhıreti : ahirette
17. le : mutlaka
18. min : den
19. es sâlihîne : salihler

٢٨

وَلُوطًا اِذْ قَالَ لِقَوْمِه اِنَّكُمْ لَتَاْتُونَ الْفَاحِشَةَ مَاسَبَقَكُمْ بِهَا مِنْ اَحَدٍ مِنَ الْعَالَمينَ

(28) ve lutan iz kale li kavmihi inneküm le te’tunel fahişete ma sebekaküm biha min ehadim minel alemin
O zaman Lût kavmine dedi gerçekten siz öyle bir kötülük yapıyorsunuz ki bu edepsizlik geçmişte yapılmamıştır alemler için de

1. ve : ve
2. lûtan : Lut
3. iz kâle : demişti
4. li kavmi-hi : onun kavmine, kendi kavmine
5. inne-kum : muhakkak siz
6. le : gerçekten
7. te’tûne : geliyorsunuz
8. el fâhışete : kötülüğe, fahişeliğe
9. : olmadı, yapmadı
10. sebeka-kum : sizden önce geçmiş olanlar
11. bi-hâ : onu
12. min : den
13. ehadin : biri, birisi
14. min : den
15. el âlemîne : âlemler

٢٩

اَءِنَّكُمْ لَتَاْتُونَ الرِّجَالَ وَتَقْطَعُونَ السَّبيلَ وَتَاْتُونَ فى نَاديكُمُ الْمُنْكَرَ فَمَا كَانَ جَوَابَ قَوْمِه اِلَّا اَنْ قَالُوا اءْتِنَا بِعَذَابِ اللّهِ اِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِقينَ

(29) e inneküm le ta’tuner ricale ve taktaunes sebile ve te’tune fi nadikümül münker fema kane cevabe kavmihi illa en kalu’ tina bi azabillahi in künte mines sadikın
Siz gerçekten gidecek misiniz? erkeklere (şehvetle) (evlenme) yolunu kesecek misiniz? yapıp duracak mısınız? sizler meclislerinizde edepsizlik buna karşılık oldu kavminin cevabı ancak şöyle demeleri (haydi) Allah’ın azabını bize getir eğer doğru söyleyenlerdensen

1. e : mı
2. inne-kum : muhakkak siz
3. le te’tûne : mutlaka geliyorsunuz, geleceksiniz
4. er ricâle : erkekler
5. ve taktaûne : ve kesiyorsunuz, keseceksiniz
6. es sebîle : yol
7. ve te’tûne : ve geliyorsunuz
8. fî nâdî-kum : toplantılarınızda
9. el munkere : kötülük, hayasızlık
10. fe : artık
11. mâ kâne : olmadı
12. cevâbe : cevap
13. kavmi-hi : onun kavmi
14. illâ : den başka
15. en kâlû’ti-nâ : “bize getir” demek
16. bi azâbi allâhi : Allah’ın azabı
17. in kunte : eğer sen isen
18. min es sâdikîne : sadıklardan, doğru sözlülerden

٣٠

قَالَ رَبِّ انْصُرْنى عَلَى الْقَوْمِ الْمُفْسِدينَ

(30) kale rabbin surni alel kavmil müfsidin
(Lut) ey Rabbim dedi bana yardım et bu fesatçı kavme karşı

1. kâle : dedi
2. rabbî : Rabbim
3. unsur-nî : bana yardım et
4. alâ : üzerine, ‘e
5. el kavmi : kavim
6. el mufsidîne : müfsidler, fesat çıkaranlar

Sayfa:399

٣١

وَلَمَّا جَاءَتْ رُسُلُنَا اِبْرهيمَ بِالْبُشْرى قَالُوا اِنَّا مُهْلِكُوا اَهْلِ هذِهِ الْقَرْيَةِ اِنَّ اَهْلَهَا كَانُوا ظَالِمينَ

(31) ve lemma caet rusülüna ibrahime bil büşra kalu inna mühliku elhi hazihil karyeh inne ehleha kanu zalimin
Vaktaki getirdik(lerin) de elçilerimiz İbrahim’e müjdeyi dediler biz helak edeceğiz bu memleketin halkını gerçekten oranın halkı zalim oldular

1. ve lemmâ : ve olduğu zaman
2. câet : geldi
3. rusûlu-nâ : bizim resûllerimiz
4. ibrâhîme : İbrâhîm’e
5. bi el buşrâ : müjde ile
6. kâlû : dediler
7. innâ : muhakkak ki biz
8. muhlikû : helâk edecek olanlarız
9. ehli : halk
10. hâzihi : bu
11. el karyeti : ülke, karye, belde
12. inne : muhakkak ki
13. ehle-hâ : onun halkı
14. kânû : oldular
15. zâlimîne : zalimler, zulmedenler

٣٢

قَالَ اِنَّ فيهَا لُوطًا قَالُوا نَحْنُ اَعْلَمُ بِمَنْ فيهَا لَنُنَجِّيَنَّهُ وَاَهْلَهُ اِلَّا امْرَاَتَهُ كَانَتْ مِنَ الْغَابِرينَ

(32) kale inne fiha luta kalu nahnü a’lemü bi men fiha le nünecciyennehu ve ehlehu illemraetehu kanet minel ğabirin
(İbrahim) doğrusu orada Lut’ta (var) dedi (melekler) dediler biz çok iyi biliyoruz orada kimin olduğunu onu ve bütün ailesini kurtaracağız onun karısı hariç o geride kalanlardan olacak

1. kâle : dedi
2. inne : muhakkak ki
3. fîhâ : orada vardır
4. lûten : Lut
5. kâlû : dediler
6. nahnu : biz
7. a’lemu : daha iyi biliriz
8. bi men : kimseyi
9. fîhâ : orada
10. le nunecciyenne-hu : onu muhakkak kurtaracağız
11. ve ehle-hû : ve onun ailesi
12. illemreetehu (illâ emreete-hu) : onun hanımı hariç
13. kânet : oldu
14. min el gâbirîne : geride kalanlardan

٣٣

وَلَمَّا اَنْ جَاءَتْ رُسُلُنَا لُوطًا سىءَ بِهِمْ وَضَاقَ بِهِمْ ذَرْعًا وَقَالوُا لَا تَخَفْ وَلَا تَحْزَنْ اِنَّا مُنَجُّوكَ وَاَهْلَكَ اِلَّا امْرَاَتَكَ كَانَتْ مِنَ الْغَابِرينَ

(33) ve lemma en caet rusülüna lutan sie bihim ve daka bihim zer’av ve kalu la tehaf ve la tahzen inna müneccuke ve ehleke illemraeteke kanet minel ğabirin
Bu sebeple gelince elçilerimiz Lut’a onların yüzünden fenalaştı onlar (gelince) göğsü daraldı dediler korkma ve üzülme mutlaka kurtaracağız seni ve aileni karın hariç o geride kalanlardan olacak

1. ve lemmâ : ve olduğu zaman
2. en câet : gelmesi
3. rusulu-nâ : bizim resûllerimiz
4. lûtan : Lut
5. sîe : üzüldü
6. bi-him : onlara
7. ve dâka : ve içi daraldı
8. bi-him : onlarla
9. zer’ân : telâşlandı
10. ve kâlû : ve dediler
11. lâ tehaf : korkma
12. ve lâ tahzen : ve mahzun olma
13. innâ : muhakkak ki biz
14. muneccû-ke : seni kurtaracak olanlarız
15. ve ehle-ke : ve senin aileni
16. illemreeteke (illâ emreete-ke) : senin hanımın hariç
17. kânet : oldu
18. min el gâbirîne : geride kalanlardan

٣٤

اِنَّا مُنْزِلُونَ عَلى اَهْلِ هذِهِ الْقَرْيَةِ رِجْزًا مِنَ السَّمَاءِ بِمَا كَانُوا يَفْسُقُونَ

(34) inna münzilune ala ehli hazihil karyeti riczem mines semai bima kanu yefsükun
Gerçekten indireceğiz bu belde halkına semadan murdarlık azabı yaptıkları fasıklıktan dolayı

1. innâ : muhakkak ki biz
2. munzilûne : indirecek olanlar
3. alâ ehli : halk üzerine
4. hâzihi : bu
5. el karyeti : belde
6. riczen : azap
7. min es semâi : semadan
8. bimâ : şey sebebiyle
9. kânû : oldular
10. yefsukûne : fısk yapıyorlar

٣٥

وَلَقَدْ تَرَكْنَا مِنْهَا ايَةً بَيِّنَةً لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ

(35) ve le kad terakna minha ayetem beyyinetel li kavmiy ya’kilun
Yemin olsun, (onları) orada bıraktık bir beyyine, ibret olarak aklını kullanan bir kavm için

1. ve lekad : ve andolsun ki
2. tereknâ : biz bıraktık
3. min-hâ : ondan
4. âyeten : âyet, delil
5. beyyineten : açıkça
6. li kavmin : kavim için
7. ya’kılûne : akıl eder, akıl edecek

٣٦

وَاِلى مَدْيَنَ اَخَاهُمْ شُعَيْبًا فَقَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللّهَ وَارْجُوا الْيَوْمَ الْاخِرَ وَلَا تَعْثَوْا فِى الْاَرْضِ مُفْسِدينَ

(36) ve ila medyene ehahüm şüayben fe kale ya kavmi’ büdüllahe vercül yevmel ahira ve la ta’sev fil erdi müfsidin
Ve medyen’e kardeşleri şuayb’ı (gönderdik) dedi ey kavmim! Allah’a kulluk edin ve ahiret gününe ümit besleyin mahvetmeyin yeryüzünde fesatçılık yaparak

1. ve ilâ medyene : ve Medyen’e
2. ehâ-hum : onların kardeşi
3. şuayben : Şuayb
4. fe : o zaman
5. kâle : dedi
6. : ey
7. kavmi : kavmim
8. a’budûllâhe (a’budû allâhe) : Allah’a kul olun
9. vercû (ve ircû) : ve dileyin
10. el yevme el âhıre : ahiret günü (Allah’a ulaşma günü)
11. ve lâ ta’sev : ve azgınlık etmeyin
12. fî el ardı : yeryüzünde
13. mufsidîne : fesat çıkaranlar

٣٧

فَكَذَّبُوهُ فَاَخَذَتْهُمُ الرَّجْفَةُ فَاَصْبَحُوا فى دَارِهِمْ جَاثِمينَ

(37) fe kezzebuhü fe ehazethümür racfetü fe asbehu fi darihim casimin
Fakat onu yalanladılar derken onları yakalayıverdi o şiddetli sarsıntı yurtlarında kaldılar dizleri üstüne çöküp

1. fe : böylece, fakat
2. kezzebû-hu : onu yalanladılar
3. fe : o zaman
4. ehazet-hum : onları aldı, yakaladı
5. er recfetu : şiddetli sarsıntı
6. fe : ardından
7. asbehû : sabahladılar
8. : içinde
9. dâri-him : onların yurtları
10. câsimîne : diz üstü çökmüş olanlar

٣٨

وَعَادًا وَثَمُودَا وَقَدْ تَبَيَّنَ لَكُمْ مِنْ مَسَاكِنِهِمْ وَزَيَّنَ لَهُمُ الشَّيْطَانُ اَعْمَالَهُمْ فَصَدَّهُمْ عَنِ السَّبيلِ وَكَانُوا مُسْتَبْصِرينَ

(38) ve adev ve semude ve kad tebeyyene leküm mim mesakinihim ve zeyyene lehümüş şeytanü a’malehüm fe saddehüm anis sebili ve kanu müstebsirin
Ad ve Semud kavminin de kesinlikle size belli edildi onların meskenleri, şeytan amellerini onlara süslemiş böylece onları yoldan çıkarmıştı (halbuki) onlar açık göz adamlardı

1. ve âden : ve Ad (kavmi)
2. ve semûde : ve Semud (kavmi)
3. ve kad : ve olmuştu
4. tebeyyene : beyan edildi
5. lekum : size
6. min mesâkini-him : onların meskenlerinden
7. ve zeyyene : ve süsledi
8. lehum : onlara
9. eş şeytânu : şeytan
10. a’mâle-hum : onların amelleri, yaptıkları
11. fe : ardından
12. sadde-hum : onları alıkoydu
13. anis sebîli (an es sebîli) : yoldan
14. ve kânû : ve oldular, idiler
15. mustebsırîne : görebilenler, görenler

Sayfa:400

٣٩

وَقَارُونَ وَفِرْعَوْنَ وَهَامَانَ وَلَقَدْ جَاءَهُمْ مُوسى بِالْبَيِّنَاتِ فَاسْتَكْبَرُوا فِى الْاَرْضِ وَمَا كَانُوا سَابِقينَ

(39) ve karune ve fir’avne ve hamane ve le kad caehüm musa bil beyyinati festekberu fil erdi ve ma kanu sabikın
Karun’u ve firavun’u ve haman’ı da (helak ettik) yemin olsun onlara gelmişti de Musa açık delillerle yeryüzünde büyüklendiler (hükmümüzün) önüne geçecek değillerdir

1. ve kârûne : ve Karun
2. ve fir’avne : ve firavun
3. ve hâmâne : ve Haman
4. ve lekad : ve andolsun
5. câe-hum : onlara geldi
6. mûsâ : Musa
7. bi : ile
8. el beyyinâti : apaçık deliller
9. festekberû (fe istekberû) : böylece büyüklendiler
10. : içinde
11. el ardı : yeryüzü
12. ve mâ kânû : ve olmadılar
13. sâbikîne : geçenler (kurtulanlar)

٤٠

فَكُلًّا اَخَذْنَا بِذَنْبِه فَمِنْهُمْ مَنْ اَرْسَلْنَا عَلَيْهِ حَاصِبًا وَمِنْهُمْ مَنْ اَخَذَتْهُ الصَّيْحَةُ وَمِنْهُمْ مَنْ خَسَفْنَا بِهِ الْاَرْضَ وَمِنْهُمْ مَنْ اَغْرَقْنَا وَمَاكَانَ اللّهُ لِيَظْلِمَهُمْ وَلكِنْ كَانُوا اَنْفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ

(40) fe küllen ehazna bi zembih fe minhüm men erselna aleyhi hasiba ve minhüm men ehazethüs sayhah ve minhüm men hasefna bihil ard ve minhüm men ağrakna ve ma kanellahü li yazlimehüm ve lakin kanu enfüsehüm yazlimun
Biz de her birini yakaladık günahları sebebi ile onlardan kiminin üzerine kasırgalar gönderdik onlardan kimini bir nara ses yakaladı onlardan kimini yerin dibine geçirdik onlardan kimini boğduk Allah değildi onlara zulüm edecek lakin onlar kendi nefislerine zulüm ediyorlardı

1. fe : bunun üzerine, böylece
2. kullen : hepsi
3. ehaznâ : biz aldık, yakaladık
4. bi : ile
5. zenbi-hi : onun günahı
6. fe : bunun üzerine, böylece
7. min-hum : onlardan
8. men : kim, kimse
9. erselnâ : biz gönderdik
10. aleyhi : ona, onun üzerine
11. hâsıben : kasırga
12. ve : ve
13. min-hum : onlardan
14. men : kim, kimse
15. ehazet-hu : onu aldı, yakaladı
16. es sayhatu : sayha (şiddetli ses dalgası)
17. ve : ve
18. min-hum : onlardan
19. men : kim, kimse
20. hasefnâ : yere geçirdik, yerin dibine batırdık
21. bi-hi : onu, onunla
22. el arda : arz, yeryüzü
23. ve : ve
24. min-hum : onlardan
25. men : kim, kimse
26. agraknâ : biz boğduk
27. ve : ve
28. mâ kânâllâhu : Allah değildi, olmadı
29. li yazlime-hum : onlara zulmeden
30. ve lâkin : ve lâkin, fakat
31. kânû : oldular
32. enfuse-hum : onların nefsleri, kendi nefsleri
33. yazlimûne : zulmediyorlar

٤١

مَثَلُ الَّذينَ اتَّخَذُوا مِنْ دُونِ اللّهِ اَوْلِيَاءَ كَمَثَلِ الْعَنْكَبُوتِ اِتَّخَذَتْ بَيْتًا وَاِنَّ اَوْهَنَ الْبُيُوتِ لَبَيْتُ الْعَنْكَبُوتِ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ

(41) meselüllezinet tehazu min dunillahi evliyae ke meselil ankebut ittehazet beyta ve inne evhenel büyuti le beytül ankebut lev kanu ya’lemun
Edinenlerin hali Allah’tan başka dostlar örümceğin hali gibidir bir ev yapmıştı gerçekten evlerin en çürüğü elbette örümceğin (yaptığı) evdir eğer bilmiş olsalardı

1. meselu : misal, hal, durum
2. ellezîne : onlar
3. ittehazû : edindiler
4. min dûni : den başka
5. allâhi : Allah
6. evliyâe : velîler, dostlar
7. ke : gibi
8. meseli : misal, hal, durum
9. el ankebûti : örümcek
10. ittehazet : edindi
11. beyten : ev
12. ve inne : ve muhakkak
13. evhene : en dayanıksız
14. el buyûti : evler
15. le : gerçekten
16. beytu : ev
17. el ankebûti : örümcek
18. lev : keşke
19. kânû : oldular
20. ya’lemûne : biliyorlar

٤٢

اِنَّ اللّهَ يَعْلَمُ مَا يَدْعُونَ مِنْ دُونِه مِنْ شَىْءٍ وَهُوَ الْعَزيزُ الْحَكيمُ

(42) innallahe ya’lemü ma yed’une min dunihi min şey’ ve hüvel azizül hakim
Şüphe yok ki Allah bilir onların kendini bırakıp da neye taptıklarını O, Güçlü, Hikmet sahibidir

1. inne : muhakkak
2. allâhe : Allah
3. ya’lemu : bilir
4. mâ yed’ûne : taptıkları şey(ler)
5. min dûni-hi : ondan başka
6. min şey’in : şeyden, bir şey
7. ve : ve
8. huve : o
9. el azîz : azîz, çok yüce
10. el hakîmu : hakîm, hikmet ve hüküm sahibi

٤٣

وَتِلْكَ الْاَمْثَالُ نَضْرِبُهَا لِلنَّاسِ وَمَا يَعْقِلُهَا اِلَّاالْعَالِمُونَ

(43) ve tilkel emsalü nadribüha lin nas ve ma ya’kilüha illel alimun
İşte bu misalleri, biz onları insanlar için açıklıyoruz ama onların alimleri akıl edemezler

1. ve : ve
2. tilke : işte bu
3. el emsâlu : misaller, örnekler
4. nadribu-hâ : onu (örnek) veriyoruz
5. li en nâsi : insanlar için, insanlara
6. ve : ve
7. mâ ya’kılu-hâ : onu akıl edemez
8. illâ : hariç, den başka
9. el âlimûne : alimler

٤٤

خَلَقَ اللّهُ السَّموَاتِ وَالْاَرْضَ بِالْحَقِّ اِنَّ فى ذلِكَ لَايَةً لِلْمُؤْمِنينَ

(44) halekallahüs semavati vel erda bil hakk inne fi zalike le ayetel lil mü’minin
Allah yaratmıştır yeryüzünü ve gökyüzünü hak olarak muhakkak bu (ayetlerde) mü’minler için ibretler vardır

1. halaka : yarattı
2. allâhu : Allah
3. es semâvâti : semalar, gökler
4. ve : ve
5. el arda : arz, yeryüzü
6. bi el hakkı : hak ile
7. inne : muhakkak
8. : içinde, vardır
9. zâlike : işte bu
10. le : elbette, mutlaka
11. âyeten : âyetler
12. li el mu’minîne : mü’minler için, mü’minlere

٤٥

اُتْلُ مَا اُوحِىَ اِلَيْكَ مِنَ الْكِتَابِ وَاَقِمِ الصَّلوةَ اِنَّ الصَّلوةَ تَنْهى عَنِ الْفَحْشَاءِ وَالْمُنْكَرِ وَلَذِكْرُ اللّهِ اَكْبَرُ وَاللّهُ يَعْلَمُ مَاتَصْنَعُونَ

(45) ütlü ma uhiye ileyke minel kitabi ve ekimis salah innes salate tenha anil fahşai vel münker ve lezikrullahi ekber vallahü ya’lemü ma tasneun
Sana vahy olunan kitabı oku ve namazı dosdoğru kıl şüphesiz namaz edepsizlikten ve uygunsuzluktan men eder Allah’ı anmaktada çok büyüktür ve Allah ne yapacağınızı bilir

1. utlu : oku
2. : şey
3. ûhıye : vahyedilen
4. ileyke : sana
5. min : dan
6. el kitâbi : kitap
7. ve ekımı : ve ikame et (kıl)
8. es salâte : namaz
9. inne : muhakkak
10. es salâte : namaz
11. tenhâ : nehyeder, yasaklar, mani olur
12. anil fahşâi (an el fahşâi) : fuhuştan, kötülükten
13. ve el munkeri : ve münker, nekir, kötülük
14. ve le : ve elbette, mutlaka
15. zikrullâhi (zikru allâhi) : Allah’ın zikri
16. ekberu : en büyük
17. vallâhu (ve allâhu) : ve Allah
18. ya’lemu : bilir
19. : şey(ler), ne
20. tasneûne : yapıyorsunuz
Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s