019. Cüz

    Nüzul SırasıCüzSayfaSure
    42 19361Furkan(25)

٢١

وَقَالَ الَّذينَ لَايَرْجُونَ لِقَاءَنَا لَوْلَا اُنْزِلَ عَلَيْنَا الْمَلءِكَةُ اَوْ نَرى رَبَّناَ لَقَدِ اسْتَكْبَرُوا فى اَنْفُسِهِمْ وَعَتَوْ عُتُوًّا كَبيرًا

(21) ve kalellezine la yercune likaena lev la ünzile aleynel melaiketü ev nera rabbena le kadistekberu fi enfüsihim ve atev utüvven kebira
ummayanlar dedi bize kavuşacaklarını velev indirilse ya! melekler bizim üzerimize yahut biz Rabbimizi görsek ya! yemin olsun büyük gördüler onlar kendilerini büyük bir taşkınlık gösterdiler

1. ve kâle : ve dedi
2. ellezîne lâ yercûne : dilemeyenler
3. likâe-nâ : bize kavuşmayı, ulaşmayı
4. lev lâ : olsaydı olmaz mıydı
5. unzile : indirildi
6. aleynâ : bize
7. el melâiketu : melekler
8. ev : veya
9. nerâ : görürüz
10. rabbe-nâ : bizim Rabbimiz
11. lekad : andolsun
12. istekberû : kibirlendiler
13. : içinde
14. enfusi-him : kendileri, kendi nefsleri
15. ve atev : ve haddi aştılar
16. utuvven : taşkınlık ederek, haddi aşarak
17. kebîren : büyük

٢٢

يَوْمَ يَرَوْنَ الْمَلءِكَةَ لَابُشْرى يَوْمَءِذٍ لِلْمُجْرِمينَ وَيَقُولُونَ حِجْرًا مَحْجُورًا

(22) yevme yeravnel melaikete la büşra yevmeizil lil mücrimine ve yekulune hicram mahcura
Melekleri görecekleri gün müjde yoktur o gün mücrimlere diyecekler “yasak oldu, (müjde size) yasaklandı”

1. yevme : o gün
2. yerevne : görecekler
3. el melâikete : melekler
4. lâ buşrâ : müjde(ler) yoktur
5. yevme izin : izin günü
6. li el mucrimîne : mücrimler için, suçlular için
7. ve yekûlûne : ve diyecekler
8. hicran : yasak, haram
9. mahcûren : yasak edilmiş, haram edilmiş, men edilmiş

٢٣

وَقَدِمْنَا اِلى مَا عَمِلُوا مِنْ عَمَلٍ فَجَعَلْنَاهُ هَبَاءً مَنْثُورًا

(23) ve kadimna ila ma amilu min amelin fe cealnahü hebaem mensura
Önüne geçtik onlar ne yapmışlarsa amel olarak hemen onu getirmişizdir saçılmış zerre haline

1. ve kadimnâ : ve önüne geçtik
2. ilâ mâ amilû : yaptıkları şeylere
3. min amelin : amellerden
4. fe : böylece
5. cealnâ-hu : onu kıldık
6. hebâen : toz zerresi
7. mensûran : savrulmuş, dağınık

٢٤

اَصْحَابُ الْجَنَّةِ يَوْمَءِذٍ خَيْرٌ مُسْتَقَرًّا وَاَحْسَنُ مَقيلًا

(24) ashabül cenneti yemeizin hayrum müstekarrav ve ahsenü mekıla
O gün cennet ehlinin mekanları (hem) hayırlı dinlenme için de en güzel yerdir

1. ashâbu el cenneti : cennet ehli
2. yevme izin : izin günü
3. hayrun : daha hayırlı, en hayırlı
4. mustekarran : karar kılınan yer, kalınacak yer
5. ve ahsenu : ve ahsen, en güzel
6. makîlen
(kâilun)
: öğle uykusu uyunan yer, dinlenme yeri
: (öğle uyku vakti, dinlenme zamanı)

٢٥

وَيَوْمَ تَشَقَّقُ السَّمَاءُ بِالْغَمَامِ وَنُزِّلَ الْمَلءِكَةُ تَنْزيلًا

(25) ve yevme teşekkakus semaü bil ğamami ve nüzzilel melaiketü tenzila
O gün gökyüzü bulutların dağılışı gibi dağılacak ve melekler indirildikçe indirilecekler

1. ve yevme : ve (o) gün
2. teşakkaku : parçalanır, yarılır
3. es semâu : sema, gök
4. bi el gamâmi : bulutlar ile
5. ve nuzzile : ve indirildi
6. el melâiketu : melekler
7. tenzîlen : sıra ile indiriliş

٢٦

اَلْمُلْكُ يَوْمَءِذٍ الْحَقُّ لِلرَّحْمنِ وَكَانَ يَوْمًا عَلَى الْكَافِرينَ عَسيرًا

(26) elmülkü yevmeizi nil hakku lir rahman ve kane yevmen alel kafirine asira
O gün mülk, hak olan rahmanındır o gün kâfirlere ise çok zor, çetin olacaktır

1. el mulku : mülk
2. yevme izin : izin günü
3. el hakku : haktır, gerçektir
4. li er rahmâni : rahman için
5. ve kâne : ve oldu, …dır
6. yevmen : bir gün
7. alâ el kâfirîne : kâfirlere
8. asîran : zor, güç, sıkıntılı

٢٧

وَيَوْمَ يَعَضُّ الظَّالِمُ عَلى يَدَيْهِ يَقُولُ يَالَيْتَنِى اتَّخَذْتُ مَعَ الرَّسُولِ سَبيلًا

(27) ve yevme yeadduz zalimü ala yedeyhi yekulu ya leytenit tehaztü mear rasuli sebila
Ve o gün ısıracak zalimler ellerini der ki ah keşke ben gideydim resullerle doğru yola

1. ve yevme : ve (o) gün
2. yeaddu : öfkeden, pişmanlıktan ısırır
3. ez zâlimu : zalim, zulmeden
4. alâ yedey-hi : ellerini
5. yekûlu : söyler, der
6. yâ leyte-nî : keşke ben
7. ittehaztu : ben edindim
8. mea : beraber
9. er resûli : resûl
10. sebîlen : sebîl, yol

٢٨

يَا وَيْلَتى لَيْتَنى لَمْ اَتَّخِذْ فُلَانًا خَليلًا

(28) ya veyleta leyteni lem ettehiz fülanen halila
Vay başıma gelenler keşke ben edinmeyeydim meçhul dost

1. yâ veyletâ : yazıklar olsun
2. leyte-nî : keşke ben
3. lem ettehız : edinmeseydim
4. fulânen : filân kişi, o kişi
5. halîlen : dost

٢٩

لَقَدْ اَضَلَّنى عَنِ الذِّكْرِ بَعْدَ اِذْ جَاءَنى وَكَانَ الشَّيْطَانُ لِلْاِنْسَانِ خَذُولًا

(29) le kad edalleni aniz zikri ba’de iz caeni ve kaneş şeytanü lil insani hazula
gerçekten beni saptırdı bana kur’an gelmiş (olduk)tan sonra şeytan ise insanı bırakıp kaçandır

1. lekad : andolsun
2. edalle-nî : beni saptırdı
3. an ez zikri : zikirden
4. ba’de : sonra
5. iz câe-nî : bana gelmişti
6. ve kâne : ve oldu, …dır
7. eş şeytânu : şeytan
8. li el insâni : insana
9. hazûlen : yardımsız bırakan, yardımı engelleyen

٣٠

وَقَالَ الرَّسُولُ يَا رَبِّ اِنَّ قَوْمِى اتَّخَذُوا هذَا الْقُرْانَ مَهْجُورًا

(30) ve kaler rasulü ya rabbi inne kavmit tehazu hazel kur’ane mehcura
Resul der: ey Rabbim! gerçekten kavmim bu kur’an’ı terk edilmiş bir şey gibi tuttular

1. ve kâle : ve dedi
2. er resûlu : resûl
3. yâ rabbi : ey Rabbim
4. inne : muhakkak
5. kavmî : benim kavmim
6. ittehazû : edindiler
7. hâzâ : bu
8. el kur’âne : Kur’ân
9. mehcûran : ayrılmış, uzaklaşılmış, terkedilmiş olan

٣١

وَكَذلِكَ جَعَلْنَا لِكُلِّ نَبِيٍّ عَدُوًّا مِنَ الْمُجْرِمينَ وَكَفى بِرَبِّكَ هَادِيًا وَنَصيرًا

(31) ve kezalike cealna li külli nebiyyin adüvvem minel mücrimin ve kefa bi rabbike hadiyev ve nesiyra
Böylece bütün nebilere yaptık mücrimlerden düşmanlar Rabbin kâfidir hidayet edici ve yardımcı olarak

1. ve kezâlike : ve işte böylece
2. cealnâ : kıldık
3. li kulli : hepsi için, hepsine
4. nebiyyin : nebî, peygamber
5. aduvven : düşman
6. min el mucrimîne : mücrimlerden,
7. ve kefâ : ve kâfi oldu, kâfidir
8. bi rabbi-ke : senin Rabbine
9. hâdiyen : hidayete erdiren
10. ve nasîran : ve yardımcı olan

٣٢

وَقَالَ الَّذينَ كَفَرُوا لَوْلَا نُزِّلَ عَلَيْهِ الْقُرْانُ جُمْلَةً وَاحِدَةً كَذلِكَ لِنُثَبِّتَ بِه فُؤَادَكَ وَرَتَّلْنَاهُ تَرْتيلًا

(32) ve kalellezine keferu lev la nüzzile aleyhil kur’anü cümletev vahideh kezalike li nüsebbite bihi füadeke ve rattelnahü tertila
Kâfirler dedi: ona inseydi ya! (bu) kur’an toptan tek olarak biz aklınıza yerleşip tatbik edesiniz diye böyle (indirdik) onu senin kalbine ve onu ağır ağır okuttuk

1. ve kâle : ve dedi
2. ellezîne keferû : kâfir olanlar
3. lev lâ : olsaydı olmaz mıydı, gerekmez miydi
4. nuzzile : indirildi
5. aleyhi : ona
6. el kur’ânu : Kur’ân
7. cumleten : toplu olarak, bütün olarak
8. vâhideten : bir tek, bir defa
9. kezâlike : böylece, işte bu
10. li nusebbite : tesbit etmemiz, sabitlememiz için
11. bi-hî : onu
12. fuâde-ke : senin idrakin
13. ve rettelnâ-hu : ve onu beyan ettik, yavaş okuduk
14. tertîlen : yavaş yavaş, tertip tertip, kısım kısım

Sayfa:362

٣٣

وَلَا يَاْتُونَكَ بِمَثَلٍ اِلَّا جِءْنَاكَ بِالْحَقِّ وَاَحْسَنَ تَفْسيرًا

(33) ve la ye’tuneke bi meselin illa ci’nake bil hakkı ve ahsene tefsira
Onlar sana getirmezler ki hiçbir meselede biz hakkı sana getirmiş olmayalım ve tefsirin daha güzelini

1. ve lâ ye’tûne-ke bi : ve sana gelmedi, getirmediler
2. meselin : mesele
3. illâ : ancak, den başka
4. ci’nâ-ke : sana geldik, getirdik
5. bi el hakkı : hakkı
6. ve ahsene : ve en güzel
7. tefsîren : tefsir, açıklama

٣٤

اَلَّذينَ يُحْشَرُونَ عَلى وُجُوهِهِمْ اِلى جَهَنَّمَ اُولءِكَ شَرٌّ مَكَانًا وَاَضَلُّ سَبيلًا

(34) ellezine yuhşerune ala vücuhihim ila cehenneme ülaike şerrum mekanev ve edallü sebila
O kimseler ki haşr olunacaklar yüzleri üstü cehenneme işte bunlar mevkice en fena yolca en dalalettedirler

1. ellezîne : onlar
2. yuhşerûne : haşrolunurlar, toplanırlar
3. alâ vucûhi-him : yüzleri üzerine
4. ilâ cehenneme : cehenneme
5. ulâike : işte onlar
6. şerrun : şerrli, kötü
7. mekânen : mekân, yer
8. ve edallu : ve daha çok dâlalette
9. sebîlen : sebîl, yol

٣٥

وَلَقَدْ اتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ وَجَعَلْنَا مَعَهُ اَخَاهُ هرُونَ وَزيرًا

(35) ve le kad ateyna musel kitabe ve cealna meahu ehahü harune vezira
Yemin olsun ki, biz verdik Musa’ya kitabı kardeşi harun’u da beraberinde vezir yaptık

1. ve lekad : ve andolsun
2. âteynâ : biz verdik
3. mûsâ : Musa
4. el kitâbe : kitap
5. ve cealnâ : ve kıldık, yaptık
6. mea-hû : onunla beraber
7. ehâ-hu : onun kardeşi
8. hârûne : Harun
9. vezîren : vezir, yardımcı

٣٦

فَقُلْنَا اذْهَبَا اِلَى الْقَوْمِ الَّذينَ كَذَّبُوا بِايَاتِناَ فَدَمَّرْنَاهُمْ تَدْميرًا

(36) fe kulne zheba ilel kavmillezine kezzebu bi ayatina fe demmernahüm tedmira
İkisine de dedik: ayetlerimizi yalanlayan kavme gidin nihayet biz de onları helak ettik

1. fe : o zaman, bundan sonra
2. kulnâ : biz dedik
3. ezhebâ : git
4. ilâ el kavmi : o kavme,
5. ellezîne kezzebû : yalanlayanlar, yalanlayan kimseler
6. bi âyâti-nâ : bizim âyetlerimizi
7. fe : o zaman, böylece, sonra da
8. demmernâ-hum : onları helâk ettik, yok ettik
9. tedmîren : helâk ederek, yok ederek

٣٧

وَقَوْمَ نُوحٍ لَمَّا كَذَّبُوا الرُّسُلَ اَغْرَقْنَاهُمْ وَجَعَلْنَاهُمْ لِلنَّاسِ ايَةً وَاَعْتَدْنَا لِلظَّالِمينَ عَذَابًا اَليمًا

(37) ve kavme nuhil lemma kezzebür rusüle ağraknahüm ve cealnahüm lin nasi ayeh ve a’tedna liz zalimine azaben elima
Nuh kavmini de resullerini yalanladıkları zaman onları boğduk ve onları insanlara bir ibret yaptık biz zalimler için hazırladık elim (bir) azap

1. ve kavme nûhın : ve Nuh (A.S)’ın kavmi
2. lemmâ : olduğu zaman
3. kezzebû : yalanladılar
4. er rusule : resûller
5. agraknâ-hum : onları boğduk
6. ve cealnâ-hum : ve onları kıldık
7. li en nâsi : insanlar için, insanlara
8. âyeten : bir âyet, delil
9. ve a’tednâ : ve hazırladık
10. li ez zâlimîne : zalimlere
11. azâben : azap
12. elîmen : acı

٣٨

وَعَادًا وَثَمُودَا وَاَصْحَابَ الرَّسِّ وَقُرُونًا بَيْنَ ذلِكَ كَثيرًا

(38) ve adev ve semude ve ashaber rassi ve kurunem beyne zalike kesira
Ad kavmi semud kavmi ashab-ı ressi ve bunların arasında bir çok kavimleri (de)

1. ve âden : ve Ad (kavmi)
2. ve semûdâ : ve Semud (kavmi)
3. ve ashâbe er ressi : ve Ress ashabı (Hz. Şuayb’ın kavmi)
4. ve kurûnen : ve nesiller
5. beyne zâlike : bunların arasında
6. kesîren : çok (birçok)

٣٩

وَكُلًّا ضَرَبْنَا لَهُ الْاَمْثَالَ وَكُلًّا تَبَّرْنَا تَتْبيرًا

(39) ve küllen darabna lehül emsale ve küllen tebberna tetbira
Bunların hepsine anlattık ibretli hadiseler hepsini de perim perişan ettik

1. ve kullen : ve hepsi
2. darabnâ : biz (misal) verdik
3. lehu : ona
4. el emsâle : misaller, örnekler
5. ve kullen : ve hepsi
6. tebbernâ : biz mahvettik, helâk ettik
7. tetbîren : mahvederek, helâk ederek

٤٠

وَلَقَدْ اَتَوْا عَلَى الْقَرْيَةِ الَّتى اُمْطِرَتْ مَطَرَ السَّوْءِ اَفَلَمْ يَكُونُوا يَرَوْنَهاَ بَلْ كَانُوا لَايَرْجُونَ نُشُورًا

(40) ve le kad etev alel karyetilleti ümtirat metaras sev’ e fe lem yekunu yeravneha bel kanu la yercune nüşura
Yemin olsun, gerçekten beldede varıp gördüler fenalık yağmuruna yakalanan kavmi artık onu görmüyorlar mı? hayır! inanmıyorlardı (onlar öldükten sonra) dirilmeye

1. ve lekad : ve andolsun
2. atev : geldiler
3. alâ el karyeti : kasabaya, ülkeye
4. elletî : ki o
5. umtırat : yağmur yağdırıldı
6. matara : yağmur
7. es sev’ı : kötü, fena (felâket)
8. e fe lem yekûnû : öyle olmadı mı, hâlâ olmadı mı
9. yerevne-hâ : onu görürler
10. bel : hayır
11. kânû : oldular, idiler
12. lâ yercûne : dilemiyorlar, ümit etmiyorlar
13. nuşûren : yeniden dirilmek

٤١

وَاِذَا رَاَوْكَ اِنْ يَتَّخِذُونَكَ اِلَّا هُزُوًا اَهذَا الَّذى بَعَثَ اللّهُ رَسُولًا

(41) ve iza raevke iy yettehizuneke illa hüzüva e hazellezi beasellahü rasula
seni gördükleri zaman ancak seni alay ve eğlenceye alıyorlar bu mu Allah’ın gönderdiği resul diye

1. ve iza : ve olduğu zaman
2. reav-ke : seni gördükleri
3. in : eğer, olursa, ancak
4. yettehızûne-ke : seni edinirler
5. illâ : ancak, sadece
6. huzuven : alay konusu
7. e : mi
8. hâzâ : bu
9. ellezî : ki o
10. bease : gönderdi
11. allâhu : Allah
12. resûlen : resûl, elçi

٤٢

اِنْ كَادَ لَيُضِلُّنَا عَنْ الِهَتِنَا لَوْلَا اَنْ صَبَرْنَا عَلَيْهَا وَسَوْفَ يَعْلَمُونَ حينَ يَرَوْنَ الْعَذَابَ مَنْ اَضَلُّ سَبيلًا

(42) in kade le yüdillüna an alihetina lev la en saberna aleyha ve sevfe ya’lemune hiyne yeravnel azabe men edallü sebila
Eğer neredeyse bizi ilahlarımızdan saptıracaktı kendilerine sabır ve sebat etmeseydik ilerde bilecekler azabı görecekleri zaman kimin yolunun dalalet içinde olduğunu

1. in : eğer, ise
2. kâde : neredeyse, az kalsın
3. le : mutlaka, elbette, gerçekten
4. yudıllu-nâ : bizi saptıracak, saptırıyor
5. an âliheti-nâ : ilâhlarımızdan
6. lev lâ : olmasaydı
7. en sabernâ : sabretmemiz
8. aleyhâ : ona
9. ve sevfe ya’lemûne : ve bilecekler
10. hîne : (olduğu) zaman
11. yerevne : görürler
12. el azâbe : azap
13. men : kim
14. edallu : daha dâlalette
15. sebîlen : sebîl, yol

٤٣

اَرَاَيْتَ مَنِ اتَّخَذَ اِلهَهُ هَويهُ اَفَاَنْتَ تَكُونُ عَلَيْهِ وَكيلًا

(43) e raeyte menit tehaze ilahehu hevah e fe ente tekunü aleyhi vekila
Gördün mü? hevasını ilah edinen kimseyi artık sen mi olacaksın? ona vekil

1. e raeyte : gördün mü
2. men ittehaze : edinen kimse
3. ilâhe-hu : onun ilâhı
4. hevâ-hu : onun hevası
5. e fe ente : (o zaman, öyleyse), yoksa sen mi
6. tekûnu : olacaksın
7. aleyhi : ona
8. vekîlen : vekil

Sayfa:363

٤٤

اَمْ تَحْسَبُ اَنَّ اَكْثَرَهُمْ يَسْمَعُونَ اَوْ يَعْقِلُونَ اِنْ هُمْ اِلَّا كَالْاَنْعَامِ بَلْ هُمْ اَضَلُّ سَبيلًا

(44) em tahsebü enne ekserahüm yesmeune ev ya’kılun in hüm illa kel en’ami bel hüm edallü sebila
Sanıyorsun? onların çoğunu işitiyor yahut anlıyorlar onlar ancak hayvanlar gibidirler, hayır onlar yolca daha dalalettedirler

1. em : yoksa
2. tahsebu : sen sanıyorsun
3. enne : olduğunu
4. eksere-hum : onların çoğu
5. yesmeûne : işitiyorlar
6. ev : veya
7. ya’kılûne : akıl ediyorlar
8. in : eğer
9. hum : onlar
10. illâ : ancak, sadece
11. ke : gibi
12. el en’âmi : hayvanlar
13. bel : hayır
14. hum : onlar
15. edallu : daha çok sapma
16. sebîlen : sebîl, yol

٤٥

اَلَمْ تَرَ اِلى رَبِّكَ كَيْفَ مَدَّ الظِّلَّ وَلَوْ شَاءَ لَجَعَلَهُ سَاكِنًا ثُمَّ جَعَلْنَا الشَّمْسَ عَلَيْهِ دَليلًا

(45) e lem tera ila rabbike keyfe meddez zill ve lev şae le cealehu sakina sümme cealneş şemse aleyhi delila
Görmez misin? sen Rabbinin (işini) gölgeyi nasılda yaymıştır dileseydi onu elbette sabit yapardı sonra kıldık güneş’i onun üzerine delil

1. e lem tere : görmedin mi
2. ilâ rabbi-ke : Rabbini
3. keyfe : nasıl
4. medde : uzattı
5. ez zılle : gölge
6. ve lev şâe : ve eğer dileseydi
7. le : elbette
8. ceale-hu : onu kıldı
9. sâkinen : sakin, sabit
10. summe : sonra
11. cealnâ : biz kıldık
12. eş şemse : güneş
13. aleyhi : ona
14. delîlen : delil

٤٦

ثُمَّ قَبَضْنَاهُ اِلَيْنَا قَبْضًا يَسيرًا

(46) sümme kabadnahü ileyna kabday yesira
sonra onu biz çeker alırız kolayca kendimize doğru çeker alırız

1. summe : sonra
2. kabadnâ-hu : onu çektik
3. ileynâ : bize, kendimize
4. kabdan : çekerek, kısaltarak
5. yesîren : kolayca, azar azar, yavaş yavaş

٤٧

وَهُوَ الَّذى جَعَلَ لَكُمُ الَّيْلَ لِبَاسًا وَالنَّوْمَ سُبَاتًا وَجَعَلَ النَّهَارَ نُشُورًا

(47) ve hüvellezi ceale lekümül leyle libasev ven nevme sübatev ve cealen nehara nüşura
O size geceyi bir libas yaptı uykuyu bir dinlenme gündüzü de diriliş ve yayılma yaptı

1. ve huve : ve o
2. ellezî : o ki
3. ceale : kıldı, yaptı
4. lekum : sizin için, size
5. el leyle : gece
6. libâsen : elbise, örtü
7. ve en nevme : ve uyku
8. subâten : dinlenme
9. ve ceale : ve kıldı, yaptı
10. en nehâre : gündüz
11. nuşûren : yayılma

٤٨

وَهُوَ الَّذى اَرْسَلَ الرِّيَاحَ بُشْرًا بَيْنَ يَدَىْ رَحْمَتِه وَاَنْزَلْنَا مِنَ السَّمَاءِ مَاءً طَهُورًا

(48) ve hüvellezi erseler riyaha büşram beyne yedey rahmetih ve enzelna mines semai maen tahura
Gönderen O’dur rüzgarı müjdeleyici olarak rahmetin önünden ve semadan temiz su indirdik

1. ve huve : ve o
2. ellezî : o ki
3. ersele : gönderdi
4. er riyâha : rüzgâr(lar)
5. buşren : müjdeleyici olarak
6. beyne yedey : elleri arasında, önünde
7. rahmeti-hi : onun rahmeti
8. ve enzelnâ : ve indirdik
9. mines semâi : semadan, gökten
10. mâen : su
11. tahûran : tertemiz

٤٩

لِنُحْيِىَ بِه بَلْدَةً مَيْتًا وَنُسْقِيَهُ مِمَّا خَلَقْنَا اَنْعَامًا وَاَنَاسِىَّ كَثيرًا

(49) li nuhyiye bihi beldetem meytev ve nüskiyehu mimma halakna en’amev ve enasiyye kesira
Onun ile ölü bir beldeyi diriltelim, sulayalım, yarattığımız hayvanları ve insanları

1. li : için
2. nuhyiye : hayat veririz, canlandırırız
3. bihî : onunla
4. beldeten : belde
5. meyten : ölü
6. ve nuskıye-hu : ve onu sularız
7. mimmâ : şeyden
8. halaknâ : biz yarattık
9. en’âmen : hayvanlar
10. ve enâsiyye : ve insanlar
11. kesîren : çok

٥٠

وَلَقَدْ صَرَّفْنَاهُ بَيْنَهُمْ لِيَذَّكَّرُوا فَاَبى اَكْثَرُ النَّاسِ اِلَّا كُفُورًا

(50) ve le kad sarrafnahü beynehüm li yezzekkeru fe eba ekserun nasi illa küfura
Yemin olsun, biz onu çevirdik durduk ki aralarında düşünsünler (diye) fakat insanların çoğu direndi nankörlük etmekte

1. ve lekad : ve andolsun
2. sarrafnâ-hu : onu paylaştırdık, açıkladık
3. beyne-hum : onların arasında
4. li yezzekkerû : tezekkür etmeleri için
5. fe : artık, böylece
6. ebâ : direndiler
7. ekseru : çok
8. en nâsi : insanlar
9. illâ : ancak, sadece
10. kufûran : inkâr ederek

٥١

وَلَوْ شِءْنَا لَبَعَثْنَا فى كُلِّ قَرْيَةٍ نَذيرًا

(51) ve lev şi’na le beasna fi külli karyetin nezira
Biz dileseydik elbette gönderirdik her beldeye bir uyarıcı

1. ve lev : ve eğer, şâyet
2. şi’nâ : diledik
3. le : elbette
4. beasnâ : gönderirdik
5. : içinde, de, da
6. kulli : hepsi, bütün
7. karyetin : karye, belde, kasaba
8. nezîren : nezir, uyarıcı

٥٢

فَلَا تُطِعِ الْكَافِرينَ وَجَاهِدْهُمْ بِه جِهَادًا كَبيرًا

(52) fe la tütiıl kafirine ve cahidhüm bihi cihaden kebira
Kâfirlere itaat etme onlara (karşı) mücadele et kur’an için cihad-ı ekber yap

1. fe : artık
2. lâ tutıı : itaat etme
3. el kâfirîne : kâfirler
4. ve câhid-hum : ve onlarla cihad et, savaş
5. bihî : onunla
6. cihâden : cihad
7. kebîren : büyük

٥٣

وَهُوَ الَّذى مَرَجَ الْبَحْرَيْنِ هذَا عَذْبٌ فُرَاتٌ وَهذَا مِلْحٌ اُجَاجٌ وَجَعَلَ بَيْنَهُمَا بَرْزَخًا وَحِجْرًا مَحْجُورًا

(53) ve hüvellezi meracel bahreyni haza azbün füratüv ve haza milhun ücac ve ceale beynehüma berzehav ve hicram mahcura
O, iki denizi de salıverdi bu tatlıdır susuzluğu giderir ve bu da tuzludur, acıdır her ikisinin arasına da engeller koydu birbirlerine karışmaları engellendi

1. ve huve : ve o
2. ellezî : o ki
3. merace : serbest bıraktı
4. el bahreyni : iki deniz
5. hâzâ : bu
6. azbun : lezzetli
7. furâtun : tatlı
8. ve hâzâ : ve bu
9. milhun : tuzlu
10. ucâcun : acı
11. ve ceale : ve kıldı, yaptı
12. beyne-humâ : ikisinin arası
13. berzehan : berzah, engel
14. ve hıcran : ve engelleyerek, mani olarak
15. mahcûren : engellenen, mani olunan

٥٤

وَهُوَ الَّذى خَلَقَ مِنَ الْمَاءِ بَشَرًا فَجَعَلَهُ نَسَبًا وَصِهْرًا وَكَانَ رَبُّكَ قَديرًا

(54) ve hüvellezi haleka minel mai beşeran fe cealehu nesebev ve sihra ve kane rabbüke kadira
O ki yaratmış insanı sudan sonra da onlara vermiştir soy ve akrabalık Rabbin kadirdir

1. ve huve : ve o
2. ellezî : o ki
3. halaka : yaratan
4. min el mâi : sudan
5. beşeren : beşer, insan
6. fe : böylece
7. ceale-hu : onu kıldı, yaptı
8. neseben : neseb, akrabalık, soy bağı
9. ve sıhran : ve sıhriyyet, (birbirine) karışma, hısımlık
10. ve kâne : ve oldu
11. rabbu-ke : senin Rabbin
12. kadîren : kaadir, herşeye gücü yeten

٥٥

وَيَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّهِ مَالَا يَنْفَعُهُمْ وَلَا يَضُرُّهُمْ وَكَانَ الْكَافِرُ عَلى رَبِّه ظَهيرًا

(55) ve ya’büdune min dunillahi ma la yenfeuhüm ve la yedurruhüm ve kanel kafiru ala rabbihi zahira
Tapıyorlar Allah’tan başka kendilerine faydası ve zararı olmayan şeylere ve kâfir olan(lar), Rabbinin aleyhinde yardımlaşmakta(lar)

1. ve ya’budûne : ve ibadet ediyorlar, tapıyorlar
2. min dûni allâhi : Allah’tan başka
3. : şey
4. lâ yenfeu-hum : onlar fayda vermez
5. ve lâ yadurru-hum : ve zarar vermez
6. ve kâne : ve oldu
7. el kâfiru : kâfir
8. alâ rabbi-hî : kendi Rabbine
9. zahîran : zahir olma, arka çıkma

Sayfa:364

٥٦

وَمَا اَرْسَلْنَاكَ اِلَّا مُبَشِّرًا وَنَذيرًا

(56) ve ma erselnake illa mübeşşirav ve nezira
Biz seni gönderdik ancak bir müjdeleyici ve uyarıcı olarak

1. ve mâ erselnâ-ke : ve biz seni göndermedik
2. illâ : den başka, sadece
3. mubeşşiren : müjdeleyici olarak
4. ve nezîren : ve uyarıcı olarak

٥٧

قُلْ مَا اَسَْلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ اَجْرٍ اِلَّا مَنْ شَاءَ اَنْ يَتَّخِذَ اِلى رَبِّه سَبيلًا

(57) kul ma es’elüküm aleyhi min ecrin illa men şae ey yettehize ila rabbihi sebila
De ki: sizden istemiyorum (tebliğ) karşılığında bir ücret ancak dileyen kimseler (için) Rabbine bir yol

1. kul : de
2. mâ es’elu-kum : sizden istemiyorum
3. aleyhi : ona
4. min ecrin : bir ecir, ücret, karşılık
5. illâ : den başka, ancak, sadece
6. men : kimse
7. şâe : diledi
8. en yettehıze : edinmek
9. ilâ rabbi-hî : Rabbine
10. sebîlen : bir yol

٥٨

وَتَوَكَّلْ عَلَى الْحَىِّ الَّذى لَايَمُوتُ وَسَبِّحْ بِحَمْدِه وَكَفى بِه بِذُنُوبِ عِبَادِه خَبيرًا

(58) ve tevekkel alel hayyillezi la yemutü ve sebbih bi hamdih ve kefa bihi bi zünubi ibadihi habira
Tevekkül et, daima Hayy olup ölümsüz olana, O’nu hamd ile tesbih et, O yeter kullarının günahlarından haberdar olan(dır)

1. ve tevekkel alâ : ve tevekkül et, güven, vekil tayin et
2. el hayyi : hayy olan, hayatta olan
3. ellezî : ki o
4. lâ yemûtu : ölmez (ölümsüz olan)
5. ve sebbih : ve tesbih et
6. bi hamdi-hi : hamd ile onu
7. ve kefâ : ve kâfidir, yeterlidir
8. bihî : ona
9. bi zunûbi : günahları
10. ibâdi-hi : onun kulları
11. habîren : haberdar olan

٥٩

اَلَّذى خَلَقَ السَّموَاتِ وَالْاَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا فى سِتَّةِ اَيَّامٍ ثُمَّ اسْتَوى عَلَى الْعَرْشِ اَلرَّحْمنُ فَسَْلْ بِه خَبيرًا

(59) ellezi halekas semavati vel erda ve ma beynehüma fi sitteti eyyamin sümmesteva alel arşi er rahmanü fes’el bihi habira
Gökleri, yaratan O’dur yeri ve aralarında bulunanları altı günde sonra arşı istiva etti Rahman’dır. Ondan haberdar olana sor

1. ellezî : ki o
2. halaka : yarattı
3. es semâvâti : semalar, gökler
4. vel arda : ve arz, yeryüzü
5. ve mâ beynehumâ : ve ikisi arasındaki şeyler
6. : içinde, de
7. sitteti : altı (6)
8. eyyâmin : günler
9. summe istevâ : sonra istiva etti
10. alâ el arşi : arşa
11. er rahmânu : Rahmân
12. fe : o zaman, öyleyse
13. es’el : sor
14. bi-hî : onu
15. habîren : haberdar olan

٦٠

وَاِذَا قيلَ لَهُمُ اسْجُدُوا لِلرَّحْمنِ قَالُوا وَمَا الرَّحْمنُ اَنَسْجُدُ لِمَا تَاْمُرُنَا وَزَادَهُمْ نُفُورًا

(60) ve iza kıle lehümüs cüdu lir rahmani kalu ve mer rahmanü e nescüdü li ma te’müruna ve zadehüm nüfura
Onlara denildiği zaman rahmana secde ediniz dediler rahman neymiş secde mi edeceğiz? senin bize emrettiğine onların nefretini arttırdı

1. ve izâ : ve olduğu zaman
2. kîle : dendi
3. lehum : onlara
4. uscudû : secde edin
5. li er rahmâni : Rahmân’a
6. kâlû : dediler
7. ve mâ er rahmânu : ve Rahmân nedir
8. e nescudu : secde mi edelim
9. li : …e
10. mâ te’muru-nâ : bize emrettiğin şey
11. ve zâde-hum : ve onlara arttırdı
12. nufûren : nefret

٦١

تَبَارَكَ الَّذى جَعَلَ فِى السَّمَاءِ بُرُوجًا وَجَعَلَ فيهَا سِرَاجًا وَقَمَرًا مُنيرًا

(61) tebarakellezi ceale fis semai bürucev ve ceale fiha siracev ve kameram münira
(Allah) öyle mübarektir ki semalarda burçlar yapmıştır ve burçların içinde ışık veren bir kandil ve nurlu bir kamer

1. tebâreke : mübarek, şanı yüce
2. ellezî : (ki) o
3. ceale : kıldı
4. fî es semâi : semada, gökte
5. burûcen : burçlar
6. ve ceale : ve kıldı
7. fî-hâ : orada
8. sirâcen : kandil
9. ve kameren : ve ay
10. munîren : aydınlatıcı

٦٢

وَهُوَ الَّذى جَعَلَ الَّيْلَ وَالنَّهَارَ خِلْفَةً لِمَنْ اَرَادَ اَنْ يَذَّكَّرَ اَوْ اَرَادَ شُكُورًا

(62) ve hüvellezi cealel leyle ven nehara hilfetel li men erade ey yezzekkera ev erade şükura
o ki getirmiştir gece ve gündüzü birbiri ardınca isteyen kimseler için düşünmek veya şükretmek

1. ve huve : ve o
2. ellezî : ki o
3. ceale : kıldı, yaptı
4. el leyle : gece
5. ve en nehâre : ve gündüz
6. hılfeten : karşılıklı ardarda, birbirini takip eden
7. li men : o kişi için
8. erâde : istedi
9. en yezzekkere : tezekkür etmek
10. ev : veya
11. erâde : istedi
12. şukûren : şükretmek

٦٣

وَعِبَادُ الرَّحْمنِ الَّذينَ يَمْشُونَ عَلَى الْاَرْضِ هَوْنًا وَاِذَا خَاطَبَهُمُ الْجَاهِلُونَ قَالُوا سَلَامًا

(63) ve ibadür rahmanil lezine yemşune alel erdi hevnev ve iza hatabe hümül cahilune kalu selama
rahmanın kulları yeryüzünde tevazu ile yürürler zan besledikleri zaman bilmeyenler bunların (bu hallerini) selametle derler

1. ve ibâdu : ve kullar
2. er rahmâni : Rahmân
3. ellezîne : onlar
4. yemşûne : yürürler
5. alâ el ardı : yeryüzünde
6. hevnen : mütevazi olarak, tevazu ile
7. ve izâ : ve olduğu zaman
8. hâtabe-hum : onlara hitap etti
9. el câhilûne : cahiller
10. kâlû : dediler
11. selâmen : selâm

٦٤

وَالَّذينَ يَبيتُونَ لِرَبِّهِمْ سُجَّدًا وَقِيَامًا

(64) vellezine yebitune li rabbihim süccedev ve kıyama
O kimseler ki gecelerler Rablerine secde ederek ve kıyamda durarak

1. ve ellezîne : ve onlar
2. yebîtûne : geceyi geçirirler
3. li rabbi-him : Rab’leri için, Rab’lerine
4. succeden : secde ederek
5. ve kıyâmen : ve kıyam ederek, ayakta durarak

٦٥

وَالَّذينَ يَقُولُونَ رَبَّنَا اصْرِفْ عَنَّا عَذَابَ جَهَنَّمَ اِنَّ عَذَابَهَا كَانَ غَرَامًا

(65) vellezine yekulune rabbenasrif anna azabe cehenneme inne azabeha kane ğarama
O kimseler derler ey Rabbimiz sav bizden cehennem azabını gerçekten onun azabı süreklidir

1. ve ellezîne : ve onlar
2. yekûlûne : derler
3. rabbe-nâ : Rabbimiz
4. asrif an-nâ : bizden çevir, uzaklaştır
5. azâbe : azap
6. cehenneme : cehennem
7. inne : muhakkak
8. azâbe-hâ : onun azabı
9. kâne : oldu, …dır
10. garâmen : daimî helâk edici

٦٦

اِنَّهَا سَاءَتْ مُسْتَقَرًّا وَمُقَامًا

(66) inneha saet müstekarrav ve mükama
Şüphesiz orası ne kötü bir durak ve ne kötü bir mekandır

1. inne-hâ : muhakkak o
2. sâet : kötü oldu
3. mustekarren : karar kılınan yer, karargâh
4. ve mukâmen : ve ikâmet edilen yer (ikâmet yeri)

٦٧

وَالَّذينَ اِذَا اَنْفَقُوا لَمْ يُسْرِفُوا وَلَمْ يَقْتُرُوا وَكَانَ بَيْنَ ذلِكَ قَوَامًا

(67) vellezine iza enfeku lem yüsrifu ve lem yaktüru ve kane beyne zalike kavama
Onlar harcadıkları zaman israfta etmezler cimrilikte yapmazlar ikisinin arasında orta bir yol tutarlar

1. ve ellezîne : ve onlar
2. izâ : olduğu zaman
3. enfekû : infâk ettiler
4. lem yusrifû : israf etmezler
5. ve lem yakturû : ve kısmazlar, cimrilik etmezler
6. ve kâne : ve oldu, idi
7. beyne : arasında
8. zâlike : bu
9. kavâmen : ikame eden

Sayfa:365

٦٨

وَالَّذينَ لَا يَدْعُونَ مَعَ اللّهِ اِلهًا اخَرَ وَلَايَقْتُلُونَ النَّفْسَ الَّتى حَرَّمَ اللّهُ اِلَّا بِالْحَقِّ وَلَايَزْنُونَ وَمَنْ يَفْعَلْ ذلِكَ يَلْقَ اَثَامًا

(68) vellezine la yed’une meallahi ilahen ahara ve la yaktülunen nefselleti harramellahü illa bil hakkı ve la yeznun ve mey yef’al zalike yelka esama
Ve onlar ibadette etmezler Allah ile beraber başka bir ilaha da o nefsi öldürmezler Allah’ın haram kıldığı ancak hak adına, (öldürürler) zina yapmazlar. kim de bunları yaparsa ağır yükümlülüğe ulaşır

1. ve ellezîne : ve onlar
2. lâ yed’ûne : tapmazlar
3. mea allâhi : Allah ile beraber
4. ilâhen : ilâh
5. âhara : diğerleri, başkaları
6. ve lâ yaktulûne : ve öldürmezler
7. en nefse : nefs, kimse, kişi
8. elletî : ki o
9. harreme : haram kıldı
10. allâhu : Allah
11. illâ : ancak, den başka
12. bi el hakkı : hak ile
13. ve lâ yeznûne : ve zina yapmazlar
14. ve men : ve kim
15. yef’al : yapar
16. zâlike : bu
17. yelka : karşılaşır
18. esâmen : günah, ceza, azap

٦٩

يُضَاعَفْ لَهُ الْعَذَابُ يَوْمَ الْقِيمَةِ وَيَخْلُدْ فيه مُهَانًا

(69) yüdaaf lehül azabü yevmel kıyameti ve yahlüd fihi mühana
Onun azabı katlanır kıyamet günü sürekli orada kalır aşağılanmış olarak

1. yudâaf : kat kat artar
2. lehu : onun
3. el azâbu : azap
4. yevme el kıyâmeti : kıyâmet günü
5. ve yahlud : ve halid olur, daimî kalır, ebediyyen kalır
6. fî-hi : orada
7. muhânen : alçaltılmış olarak

٧٠

اِلَّا مَنْ تَابَ وَامَنَ وَعَمِلَ عَمَلًا صَالِحًا فَاُولءِكَ يُبَدِّلُ اللّهُ سَيَِّاتِهِمْ حَسَنَاتٍ وَكَانَ اللّهُ غَفُورًا رَحيمًا

(70) illa men tabe ve amene ve amile amelen salihan fe ülaike yübeddilüllahü seyyiatihim hasenat ve kanellahü ğafurar rahiyma
Ancak kim tövbe ve iman edip salih amel işlerse böylece Allah çevirir olanların kötülüklerini iyiliğe Allah bağışlayıcı, merhametlidir

1. illâ : ancak
2. men : kim
3. tâbe : tövbe etti
4. ve âmene : ve mü’min oldu
5. ve amile : ve yaptı
6. amelen sâlihan : salih amel, nefs tezkiyesi
7. fe : böylece, o taktirde
8. ulâike : işte onlar
9. yubeddilu : çevirir
10. allâhu : Allah
11. seyyiâti-him : onların günahları
12. hasenâtin : hasenatlar, sevaplar
13. ve kâne : ve oldu
14. allâhu : Allah
15. gafûren : gafur, günahları sevaba çeviren
16. rahîmen : rahîm olan,

٧١

وَمَنْ تَابَ وَعَمِلَ صَالِحًا فَاِنَّهُ يَتُوبُ اِلَى اللّهِ مَتَابًا

(71) ve men tabe ve amile salihan fe innehu yetubü ilellahi metaba
Kim tövbe eder ve salih amel işlerse muhakkak onun tövbesi kabul olur, Allah’a tövbekar döner

1. ve men : ve kim
2. tâbe : tövbe etti
3. ve amile sâlihan : ve salih amel (nefs tezkiyesi) yaptı
4. fe : böylece, o taktirde
5. inne-hu : muhakkak o
6. yetûbu : tövbe eder (ve Allah’a döner)
7. ilâ allâhi : Allah’a
8. metâben : tövbesi kabul edilmiş

٧٢

وَالَّذينَ لَا يَشْهَدُونَ الزُّورَ وَاِذَا مَرُّوا بِاللَّغْوِ مَرُّوا كِرَامًا

(72) vellezine la yeşhedunez zura ve iza merru bil lağvi merru kirama
Onlar yalana şahitlik etmezler rastladıkları zaman boş söz konuşanlara vakarla (yanlarından) geçerler

1. ve ellezîne : ve onlar
2. lâ yeşhedûne : şahitlik etmezler
3. ez zûra : bâtıl, asılsız, yalan
4. ve izâ merrû : ve karşılaştıkları zaman
5. bi el lagvi : boş söz ile
6. merrû : geçip gittiler
7. kirâmen : kerim olarak, vakarla

٧٣

وَالَّذينَ اِذَا ذُكِّرُوا بِايَاتِ رَبِّهِمْ لَمْ يَخِرُّوا عَلَيْهَا صُمًّا وَعُمْيَانًا

(73) vellezine iza zükkiru bi ayati rabbihim lem yehirru aleyha summev ve umyana
Onlara öğüt verildiği zaman Rablerinin ayetleri ile yıkılıp yatmazlar nasihatlere sağır ve körler gibi

1. ve ellezîne : ve onlar
2. izâ zukkirû : hatırlatıldığı zaman
3. bi âyâti : âyetler
4. rabbi-him : onların Rabbi
5. lem yahırrû : kapanmazlar, olmazlar
6. aleyhâ : ona
7. summen : sağır
8. ve umyânen : ve kör (âmâ)

٧٤

وَالَّذينَ يَقُولُونَ رَبَّنَا هَبْ لَنَا مِنْ اَزْوَاجِنَا وَذُرِّيَّاتِنَا قُرَّةَ اَعْيُنٍ وَاجْعَلْنَا لِلْمُتَّقينَ اِمَامًا

(74) vellezine yekulune rabbena heb lena min ezvacina ve zürriyyatina kurrate a’yüniv vec’alna lil müttekıne imama
O kimseler derler ey Rabbimiz! bize ihsan et zevcelerimizden zürriyetlerimizden gözlerimizi aydınlat bizi muttakilerin imamı yap derler

1. ve ellezîne : ve onlar
2. yekûlûne : söylerler, derler
3. rabbenâ : Rabbimiz
4. heb : bağışla
5. lenâ : bize
6. min ezvâci-nâ : eşlerimizden
7. ve zurriyyâti-nâ : ve zürriyyet
8. kurrete a’yunin : göz aydınlığı
9. vec’alnâ (ve ic’alna) : ve bizi kıl, yap
10. li el muttekîne : takva sahiplerine
11. imâmen : imam

٧٥

اُولءِكَ يُجْزَوْنَ الْغُرْفَةَ بِمَا صَبَرُوا وَيُلَقَّوْنَ فيهَا تَحِيَّةً وَسَلَامًا

(75) ülaike yüczevnel ğurfete bi ma saberu ve yülekkavne fiha tehiyyetev ve selama
İşte onlar mükafatlandırılacaklar cennetin yüksek dereceleri ile sabırlarının karşılığı orada verilecek sağlık, afiyet ve selam

1. ulâike : işte onlar
2. yuczevne : mükâfatlandırılır
3. el gurfete : oda, yüksek yer, yüksek makam
4. bi mâ : sebebiyle, dolayısıyla
5. saberû : sabrettiler
6. ve yulekkavne : ve karşılanırlar
7. fî-ha : orada
8. tahiyyeten : hayır dualarla, hürmet ve selâmet dilekleriyle
9. ve selâmen : ve selâm

٧٦

خَالِدينَ فيهَا حَسُنَتْ مُسْتَقَرًّا وَمُقَامًا

(76) halidine fiha hasünet müstekarrav ve mükama
Orada ebedi olarak kalacaklardır ne güzel konaklanma ne güzel bir yer

1. hâlidîne : ebedî kalıcı olanlar
2. fî-ha : orada
3. hasunet : güzel oldu
4. mustekarren : karar kılınan yer, karargâh
5. ve mukâmen : ve ikâmet yeri

٧٧

قُلْ مَا يَعْبَؤُا بِكُمْ رَبّى لَوْلَا دُعَاؤُكُمْ فَقَدْ كَذَّبْتُمْ فَسَوْفَ يَكُونُ لِزَامًا

(77) kul ma ya’beü bi küm rabbi lev la düaüküm fe kad kezzebtüm fe sevfe yekunü lizama
De ki: “ehemmiyet vermezdi” Rabbim size eğer sizin duanız olmasaydı artık siz gerçekten yalanladınız ilerde (size azabın gelmesi) vuku bulacak

1. kul : de, söyle
2. mâ ya’beu : değer vermez
3. bikum : size
4. rabbî : Rabbim
5. lev lâ : eğer olmasa
6. duâu-kum : sizin dualarınız
7. fe : fakat, oysa
8. kad : olmuştu
9. kezzebtum : siz yalanladınız
10. fe : fakat
11. sevfe yekûnu : olacak
12. lizâmen : elzem olan, kaçınılmaz olan

26-ŞUARA

Sayfa:366

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ

١

طسم

(1) ta sin mim
ta – sinmim

٢

تِلْكَ ايَاتُ الْكِتَابِ الْمُبينِ

(2) tilke ayatül kitabil mübin
Bunlar ayetleridir açıklanan kitabın

1. tilke : bu (bunlar)
2. âyâtu : âyetler
3. el kitâbi : kitap
4. el mubîni : apaçık

٣

لَعَلَّكَ بَاخِعٌ نَفْسَكَ اَلَّا يَكُونُوا مُؤْمِنينَ

(3) lealleke bahiun nefseke ella yekunu mü’minin
Neredeyse sen nefsine kıyacaktın iman etmediklerinden dolayı

1. lealle-ke : böylece sen
2. bâhıun : üzüntüden kendini helâk eden kimse
3. nefse-ke : senin nefsin, sen kendin
4. ellâ yekûnû : (onların) olmaması
5. mu’minîne : mü’minler

٤

اِنْ نَشَاْ نُنَزِّلْ عَلَيْهِمْ مِنَ السَّمَاءِ ايَةً فَظَلَّتْ اَعْنَاقُهُمْ لَهَا خَاضِعينَ

(4) in neşe’ nünezzil aleyhim mines semai ayeten fe zallet a’nakuhüm leha hadiiyn
Eğer dilersek onların üzerine indiririz de semadan bir mucize onların boyunları hemen ona eğilmiş kalırdı

1. in : eğer, ise
2. neşe’ : dileriz
3. nunezzil : indiririz
4. aleyhim : onların üzerine, onlara
5. min es semâi : semadan, gökten
6. âyeten : bir âyet (mucize)
7. fe : böylece, artık
8. zallet : gölge yaptı, gölgeledi
9. a’nâku-hum : onların boyunları
10. lehâ : ona
11. hâdıîne : boyun eğenler, itaat edenler

٥

وَمَا يَاْتيهِمْ مِنْ ذِكْرٍ مِنَ الرَّحْمنِ مُحْدَثٍ اِلَّا كَانُوا عَنْهُ مُعْرِضينَ

(5) ve ma ye’tihim min zikrim miner rahmani muhdesin illa kanu anhü mu’ridiyn
Bir öğüt gelmiş olmasın rahmandan onlara, oldular ondan yüz çevirenler

1. ve mâ ye’tî-him : ve onlara gelmez
2. min zikrin : (zikirden) bir zikir
3. min er rahmâni : Rahmân’dan
4. muhdesin : yeni
5. illâ : ancak, sadece
6. kânû : oldular
7. an-hu : ondan
8. mu’ridîne : yüz çevirenler

٦

فَقَدْ كَذَّبُوا فَسَيَاْتيهِمْ اَنْبؤُا مَاكَانُوا بِه يَسْتَهْزِؤُنَ

(6) fe kad kezzebu fe seye’tihim embau ma kanu bihi yestehziun
Gerçekten yalanladılar artık onlara haberi gelecek kendisiyle alay etmekte oldukları şeylerin

1. fe : böylece
2. kad : olmuştu
3. kezzebû : yalanladılar
4. fe : böylece, bundan sonra, fakat
5. seye’tî-him : onlara gelecek
6. enbâu (nebe) : haberler (haber)
7. : şey
8. kânû : oldular
9. bihî : onunla
10. yestehziûne : alay ederler

٧

اَوَلَمْ يَرَوْا اِلَى الْاَرْضِ كَمْ اَنْبَتْنَا فيهَا مِنْ كُلِّ زَوْجٍ كَريمٍ

(7) e ve lem yerav ilel erdi kem embetna fiha min külli zevcin kerim
Bakmıyorlar mı? Yeryüzüne biz orada her çeşit nebattan nice güzel çiftler bitirdik

1. e ve lem yerev ilâ : ve görmüyorlar mı, görmediler mi
2. el ardı : yeryüzü
3. kem : kaç, nice
4. enbetnâ : yetiştirdik
5. fî-ha : orada
6. min kulli : hepsinden
7. zevcin : çift
8. kerîmin : kerim, bol, çok çeşit, çeşit çeşit

٨

اِنَّ فى ذلِكَ لَايَةً وَمَا كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُؤْمِنينَ

(8) inne fi zalike le ayeh ve ma kane ekseruhüm mü’minin
Gerçekten bunda ibret vardır onların çoğu mü’min değillerdir

1. inne : muhakkak
2. fî zâlike : bunda
3. le : elbette, gerçekten
4. âyeten : âyet
5. ve mâ kâne : ve olmadı
6. ekseru-hum : onların çoğu
7. mu’minîne : mü’minler

٩

وَاِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَزيزُ الرَّحيمُ

(9) ve inne rabbeke le hüvel azizür rahiym
Şüphesiz senin Rabbin o, güçlü merhamet sahibidir

1. ve inne : ve muhakkak
2. rabbe-ke : senin Rabbin
3. le : elbette, mutlaka
4. huve : o
5. el azîzu : azîz, yüce
6. er rahîme : rahîm, rahmet nuru gönderen

١٠

وَاِذْ نَادى رَبُّكَ مُوسى اَنِ اءْتِ الْقَوْمَ الظَّالِمينَ

(10) ve iz nada rabbüke musa eni’til kavmez zalimin
O zaman nida etti Rabbin Musa’ya o zalimler topluluğuna git

1. ve iz nâdâ : ve seslenmişti
2. rabbu-ke : senin Rabbin
3. mûsâ : Musa
4. en i’ti : gitmesi
5. el kavme : kavim
6. ez zâlimîne : zalimler

١١

قَوْمَ فِرْعَوْنَ اَلَا يَتَّقُونَ

(11) kavme fir’avn e la yettekun
Firavun kavmi, sakınmayacaklar mı?

1. kavme : kavim
2. fir’avne : firavun
3. e : mi
4. lâ yettekûne : takva sahibi olmuyorlar

١٢

قَالَ رَبِّ اِنّى اَخَافُ اَنْ يُكَذِّبُونِ

(12) kale rabbi inni ehafü ey yükezzibun
(Musa) ey Rabbim! dedi gerçekten ben korkuyorum yalanlamaların dan

1. kâle : dedi
2. rabbi : Rabbim
3. innî : muhakkak ki ben
4. ehâfu : korkuyorum
5. en yukezzibû-ni : beni yalanlamaları

١٣

وَيَضيقُ صَدْرى وَلَا يَنْطَلِقُ لِسَانى فَاَرْسِلْ اِلى هرُونَ

(13) ve yediyku sadri ve la yentaliku lisani fe ersil ila harun
Benin göğsüm daralır dilim konuşamaz olur onun için Harun’u da gönder

1. ve yadîku : ve daralıyor
2. sadr-î : benim göğsüm
3. ve lâ yentaliku : ve dönmüyor
4. lisân-î : benim dilim
5. fe : böylece, bu nedenle
6. ersil : gönder
7. ilâ hârûne : Harun’a

١٤

وَلَهُمْ عَلَىَّ ذَنْبٌ فَاَخَافُ اَنْ يَقْتُلُونِ

(14) ve le hüm aleyye zembün fe ehafü ey yaktülun
Onların benim üzerimde suçlaması (var) bundan dolayı korkarım beni öldürürler

1. ve lehum : ve onlar için, onlar
2. aleyye : bana, benim üzerime
3. zenbun : suç, günah
4. fe : artık, böylece
5. ehâfu : korkuyorum
6. en yaktulû-ni : beni öldürmelerinden

١٥

قَالَ كَلَّا فَاذْهَبَا بِايَاتِنَا اِنَّا مَعَكُمْ مُسْتَمِعُونَ

(15) kale kella fezheba bi ayatina inna meaküm müstemiun
Dedi hayır! ikinizde hemen gidiniz mucizelerimle muhakkak biz sizinle beraber dinliyoruz

1. kâle : dedi
2. kellâ : hayır
3. fe ezhebâ : haydi ikiniz gidin
4. bi : ile
5. âyâti-nâ : âyetlerimiz
6. innâ : muhakkakki biz
7. mea-kum : sizinle beraber
8. mustemiûne : işitenler

١٦

فَاْتِيَا فِرْعَوْنَ فَقُولَا اِنَّا رَسُولُ رَبِّ الْعَالَمينَ

(16) fe’tiya fir’avne fe kula inna rasulü rabbil alemin
Haydi firavun’a gidiniz ve deyiniz ki gerçekten biz resul(leriyiz) alemlerin Rabbinin

1. fe’tiyâ (fe i’tiyâ) : artık (ikiniz) gidin
2. fir’avne : firavun
3. fe : böylece, ve de
4. kûlâ : deyin
5. innâ : muhakkak ki biz
6. resûlu : resûl, elçi
7. rabbi el âlemîne : âlemlerin Rabbi

١٧

اَنْ اَرْسِلْ مَعَنَا بَنى اِسْرَاءلَ

(17) en ersil meana beni israiyl
Bizimle beraber gönder israil oğullarını

1. en ersil : göndermesi
2. mea-nâ : bizimle beraber
3. benî isrâîle : İsrailoğulları

١٨

قَالَ اَلَمْ نُرَبِّكَ فينَا وَليدًا وَلَبِثْتَ فينَا مِنْ عُمُرِكَ سِنينَ

(18) kale e lem nürabbike fina velidev ve lebiste fina min umürike sinin
(Firavun) dedi seni büyütmedik mi? içimizde sen yeni doğmuşken içimizde kalmadın (mı?) ömründen yıllarca

1. kâle : dedi
2. e : mi
3. lem nurabbi-ke : senin Rabbin (himaye edip yetiştiren) olmadık
4. fî-nâ : içimizde, aramızda
5. velîden : çocuk olarak, çocukken
6. ve lebiste : ve sen kaldın
7. fî-nâ : içimizde, aramızda
8. min umuri-ke : senin ömründen
9. sinîne : seneler, yıllar

١٩

وَفَعَلْتَ فَعْلَتَكَ الَّتى فَعَلْتَ وَاَنْتَ مِنَ الْكَافِرينَ

(19) ve fealte fa’letekelleti fealte ve ente minel kafirin
ve sen o yapacağın işi de yaptın ve sen nankörlerdensin! (dedi)

1. ve fealte : ve sen yaptın
2. fa’lete-ke : senin işin
3. elletî : ki o
4. fealte : sen yaptın
5. ve ente : ve sen
6. min el kâfirîne : kâfirlerden, inkâr edenlerden

Sayfa:367

٢٠

قَالَ فَعَلْتُهَا اِذًا وَاَنَا مِنَ الضَّالّينَ

(20) kale fealtüha izev ve ene mined dallin
(Musa) dedi o işi yaptığım zaman ben dalalette olanlardandım

1. kâle : dedi
2. fealtu-hâ : onu yaptım
3. izen : o zaman
4. ve ene : ve ben
5. min ed dâllîne : dalâlette olanlardan

٢١

فَفَرَرْتُ مِنْكُمْ لَمَّا خِفْتُكُمْ فَوَهَبَ لى رَبّى حُكْمًا وَجَعَلنَى مِنَ الْمُرْسَلينَ

(21) fe ferartü minküm lemma hiftüküm fe vehebe li rabbi hukmev ve cealeni minel murselin
Hemen aranızdan kaçtım sizden korktuğumdan nihayet ihsan buyurdu Rabbim bana hükümle beni peygamberlerden yaptı

1. fe ferartu : o zaman kaçtım
2. min-kum : sizden
3. lemmâ : olduğu zaman, olduğundan dolayı
4. hıftu-kum : sizden korktum
5. fe : sonra, fakat
6. vehebe lî : bana bağışladı
7. rabbî : Rabbim
8. hukmen : hüküm, hikmet
9. ve ceale-nî : ve beni kıldı
10. min el murselîne : gönderilenlerden, resûllerden

٢٢

وَتِلْكَ نِعْمَةٌ تَمُنُّهَا عَلَىَّ اَنْ عَبَّدْتَ بَنى اِسْرَاءلَ

(22) ve tilke ni’metün temünnüha aleyye en abbedte beni israil
Başıma kalkmış olduğun o nimette israil oğullarını kendine kul edindiğin içindir

1. ve tilke : ve bu
2. ni’metun : ni’met
3. temunnu-hâ : onu lütfettin, onunla lütufta bulundun
4. aleyye : bana
5. en abbedte : senin köle yapman
6. benî isrâîle : İsrailoğulları

٢٣

قَالَ فِرْعَوْنُ وَمَا رَبُّ الْعَالَمينَ

(23) kale fir’avnü ve ma rabbül alemin
Firavun dedi alemlerin Rabbi nedir?

1. kâle : dedi
2. fir’avnu : firavun
3. ve mâ : ve nedir
4. rabbu : Rab
5. el âlemîne : âlemler

٢٤

قَالَ رَبُّ السَّموَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا اِنْ كُنْتُمْ مُوقِنينَ

(24) kale rabbüs semavati vel erdi ve ma beynehüma in küntüm mukınin
Dedi ki: (o), göklerin Rabbidir yerin ve ikisinin arasındakilerin eğer yakinen anlarsanız

1. kâle : dedi
2. rabbu : Rab
3. es semâvâti : semalar, gökler
4. ve el ardı : ve yeryüzü, yer
5. ve mâ : ve şeyler
6. beyne-humâ : ikisi arasında
7. in : eğer
8. kuntum : siz oldunuz
9. mûkınîne : yakîn (kesin) olarak inananlar, yakîn hasıl ederek inananlar

٢٥

قَالَ لِمَنْ حَوْلَهُ اَلَا تَسْتَمِعُونَ

(25) kale li men havlehu ela testemiun
(Firavun) etrafındaki kimselere dedi işitmiyor musunuz?

1. kâle : dedi
2. li men : kimselere
3. havle-hu : onun etrafında
4. e : mı
5. lâ testemiûne : işitmiyorsunuz

٢٦

قَالَ رَبُّكُمْ وَرَبُّ ابَاءِكُمُ الْاَوَّلينَ

(26) kale rabbüküm ve rabbü abaikümül evvelin
(Musa) dedi (o) sizin de Rabbinizdir atalarınızında Rabbidir evvelki

1. kâle : dedi
2. rabbu-kum : sizin Rabbiniz
3. ve rabbu : ve Rab
4. âbâi-kum : sizin babalarınız, atalarınız
5. el evvelîne : evvelkiler, öncekiler

٢٧

قَالَ اِنَّ رَسُولَكُمُ الَّذى اُرْسِلَ اِلَيْكُمْ لَمَجْنُونٌ

(27) kale inne rasulekümül lezi ürsile ileyküm le mecnun
(Firavun) dedi gerçekten sizin resulleriniz size deli bir kimse olarak gönderilmiş

1. kâle : dedi
2. inne : muhakkak
3. resûle-kum : sizin resûlünüz
4. ellezî : ki o
5. ursile : gönderildi
6. ileykum : size
7. le : elbette, gerçekten, mutlaka
8. mecnûnun : mecnun, deli

٢٨

قَالَ رَبُّ الْمَشْرِقِ وَالْمَغْرِبِ وَمَا بَيْنَهُمَا اِنْ كُنْتُمْ تَعْقِلُونَ

(28) kale rabbül meşrıkı vel mağribi ve ma beynehüma in küntüm ta’kılun
(Musa) dedi (o), doğunun Rabbidir batının ve ikisinin arasındaki her şeyin eğer aklınız varsa anlarsınız

1. kâle : dedi
2. rabbu : Rab
3. el meşrıkı : şark, doğu
4. ve el magribi : ve batı
5. ve mâ : ve şeyler
6. beyne-humâ : ikisi arasında
7. in : eğer
8. kuntum : siz oldunuz
9. ta’kılûne : akıl ediyorsunuz

٢٩

قَالَ لَءِنِ اتَّخَذْتَ اِلهًا غَيْرى لَاَجْعَلَنَّكَ مِنَ الْمَسْجُونينَ

(29) kale leinit tehazte ilahen ğayri le ec’alenneke minel mescunin
(Firavun) dedi yemin olsun ki benden başka bir ilah edinirsen seni mutlaka zindanlıklardan ederim

1. kâle : dedi
2. le : elbette, mutlaka, gerçekten
3. in ittehazte : eğer sen edinirsen
4. ilâhen : bir ilâh
5. gayrî : benden başka
6. le : gerçekten, elbette, mutlaka
7. ec’alenne-ke : seni mutlaka kılacağım
8. min el mescûnîne : hapsedilenlerden, zindana atılanlardan

٣٠

قَالَ اَوَلَوْ جِءْتُكَ بِشَىْءٍ مُبينٍ

(30) kale e ve lev ci’tü ke bi şey’im mübin
(Musa) dedi getirirsem de mi? sana açık bir delil

1. kâle : dedi
2. e ve lev : olsa da mı
3. ci’tu-ke : sana getirdim
4. bi şey’in : bir şey
5. mubînin : apaçık

٣١

قَالَ فَاْتِ بِه اِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِقينَ

(31) kale fe’ti bihi in künte mines sadikın
(Firavun) dedi hemen onu getir eğer doğru söyleyenlerdensen

1. kâle : dedi
2. fe’ti : öyleyse getir
3. bi-hi : onu
4. in : eğer, ise
5. kunte : sen oldun
6. min es sâdikîne : sadıklardan, doğru söyleyenlerden

٣٢

فَاَلْقى عَصَاهُ فَاِذَا هِىَ ثُعْبَانٌ مُبينٌ

(32) fe elka asahü fe iza hiye sü’banüm mübin
Bunun üzerine asasını bıraktı o zaman o asa açıkça (görünen) bir ejderha (oluverdi)

1. fe : o zaman, bunun üzerine
2. elkâ : attı
3. asâ-hu : onun asası
4. fe izâ : o zaman, böylece
5. hiye : o
6. su’bânun : yılan, ejderha
7. mubînun : apaçık

٣٣

وَنَزَعَ يَدَهُ فَاِذَا هِىَ بَيْضَاءُ لِلنَّاظِرينَ

(33) ve nezea yedehu fe iza hiye beydaü lin nazirin
Bir de elini çekip çıkardı o zaman o bakanlara bembeyaz göründü

1. ve nezea : ve çıkardı
2. yede-hu : elini
3. fe izâ : o zaman, böylece
4. hiye : o
5. beydâu : beyaz (nurlu)
6. li en nâzırîne : bakanlar için, seyredenler için

٣٤

قَالَ لِلْمَلَاِ حَوْلَهُ اِنَّ هذَا لَسَاحِرٌ عَليمٌ

(34) kale lil melei havlehu inne haza lesahirun alim
(Firavun) etrafında bulunan cemaatine dedi gerçekten bu çok alim bir sihirbaz

1. kâle : dedi
2. li el melei : ileri gelenlere
3. havle-hu : onun etrafında
4. inne : muhakkak
5. hâzâ : bu
6. le : gerçekten, mutlaka
7. sâhırun : sihir yapan, sihirbaz
8. alîmun : alîm, bilgin, bilen

٣٥

يُريدُ اَنْ يُخْرِجَكُمْ مِنْ اَرْضِكُمْ بِسِحْرِه فَمَاذَا تَاْمُرُونَ

(35) yüridü ey yuhriceküm min erdiküm bi sihrihi fe maza te’mürun
Sizi çıkarmak istiyor büyüsü ile yerinizden artık ne yapmamızı emredersiniz

1. yurîdu : istiyor
2. en yuhrice-kum : sizi çıkarmak
3. min ardı-kum : sizin yurdunuzdan
4. bi sıhri-hî : (onun) sihri ile
5. fe : bu taktirde
6. mâzâ : ne
7. te’murûne : emredersiniz

٣٦

قَالُوا اَرْجِهْ وَاَخَاهُ وَابْعَثْ فِى الْمَدَاءِنِ حَاشِرينَ

(36) kalu ercih ve ehahü veb’as fil medaini haşirin
Dediler onu ve kardeşini alıkoy şehirlere toplayıcılar gönder

1. kâlû : dediler
2. ercih (erci-hu) : onu tehir et, beklet
3. ve ehâ-hu : ve onun kardeşi
4. veb’as : ve gönder
5. fî el medâini (medine) : şehirlerde, şehirlere (şehir)
6. hâşirîne : haşredenler, toplayanlar, toplayıcılar

٣٧

يَاْتُوكَ بِكُلِّ سَحَّارٍ عَليمٍ

(37) ye’tuke bi külli sehharin alim
Sana getirsinler bütün alim olan sihirbazları

1. ye’tû-ke bi : sana getirsinler
2. kulli : bütün, hepsi
3. sehhârin : sihir yapanlar, sihirbazlar
4. alîmin : alîm, bilgin, bilen

٣٨

فَجُمِعَ السَّحَرَةُ لِميقَاتِ يَوْمٍ مَعْلُومٍ

(38) fe cümias seharatü li mikati yevmim ma’lun
Böylece sihirbazlar toplandı tayin edilen zamanda belli bir gün

1. fe : işte o zaman, böylece
2. cumia : toplandılar, biraraya getirildiler
3. es seharatu : sihirbazlar
4. li mîkâti : belli vakitte
5. yevmin : bir gün
6. ma’lûmin : bilinen

٣٩

وَقيلَ لِلنَّاسِ هَلْ اَنْتُمْ مُجْتَمِعُونَ

(39) ve kıle lin nasi hel entüm müctemiun
İnsanlara denildi sizde toplanacak mısınız?

1. ve kîle : ve denildi
2. li en nâsi : insanlara
3. hel : mı
4. entum : siz
5. muctemiûne : toplananlar

Sayfa:368

٤٠

لَعَلَّنَا نَتَّبِعُ السَّحَرَةَ اِنْ كَانُوا هُمُ الْغَالِبينَ

(40) leallena nettebius seharate in kanuhümül ğalibin
Öyle ki biz de sihirbazlara tabi oluruz eğer galip gelenler onlar olurlarsa

1. lealle-nâ : böylece biz, o zaman biz
2. nettebiu : tâbî oluruz
3. es seharate : sihirbazlar
4. in : eğer
5. kânû : oldular
6. hum : onlar
7. el gâlibîne : gâlip gelenler

٤١

فَلَمَّا جَاءَ السَّحَرَةُ قَالُوا لِفِرْعَوْنَ اَءِنَّ لَنَا لَاَجْرًا اِنْ كُنَّا نَحْنُ الْغَالِبينَ

(41) felemma caes seharatü kalu li fir’avne einne lena le ecran in künna nahnül ğalibin
Velakin sihirbazlar gelince firavun’a dediler bize mutlaka ödül var değil mi? eğer biz galip gelenlerden olursak

1. fe : artık, böylece
2. lemmâ : olduğu zaman
3. câe : geldi
4. es seharatu : sihirbazlar
5. kâlû : dediler
6. li : …e
7. fir’avne : firavun
8. e : mi
9. inne : muhakkak, gerçekten
10. lenâ : bize
11. le : elbette, mutlaka
12. ecran : ecir, mükâfat
13. in : eğer
14. kunnâ : biz olduk
15. nahnu : biz
16. el gâlibîne : gâlip olanlar

٤٢

قَالَ نَعَمْ وَاِنَّكُمْ اِذًا لَمِنَ الْمُقَرَّبينَ

(42) kale neam ve inneküm izel le minel mükarrabin
Evet dedi gerçekten siz o zaman yakınlarımdan olacaksınız

1. kâle : dedi
2. neam : evet
3. ve inne-kum : ve muhakkak siz
4. izen : öyleyse, o zaman
5. le : elbette, mutlaka
6. min el mukarrabîne : yakın olanlardan, yakınlardan

٤٣

قَالَ لَهُمْ مُوسى اَلْقُوا مَا اَنْتُمْ مُلْقُونَ

(43) kale lehüm musa elku ma entüm mülkun
Musa onlara dedi atınız sizler ne atacaksanız

1. kâle : dedi
2. lehum : onlara
3. mûsâ : Musa
4. elkû : atın
5. : şey
6. entum : siz
7. mulkûne : atanlar, atılacak olan

٤٤

فَاَلْقَوْا حِبَالَهُمْ وَعِصِيَّهُمْ وَقَالُوا بِعِزَّةِ فِرْعَوْنَ اِنَّا لَنَحْنُ الْغَالِبُونَ

(44) fe elkav hibalehüm ve isiyyehüm ve kalu bi izzeti fir’avne inna le nahnül ğalibun
Onlarda (hemen) iplerini attılar ve asalarını dediler: firavun’un izzeti hakkı için şüphesiz bizler galip olanlarız

1. fe : artık, böylece
2. elkav : atın
3. hıbâle-hum : onların ipleri
4. ve ısıyye-hum : ve onların asaları
5. ve kâlû : ve dediler
6. bi : ile, için
7. izzeti : izzet, üstünlük
8. fir’avne : firavun
9. innâ : muhakkak biz
10. le : elbette
11. nahnu : biz
12. el gâlibûne : gâlip olanlar, üstün olanlar

٤٥

فَاَلْقى مُوسى عَصَاهُ فَاِذَا هِىَ تَلْقَفُ مَايَاْفِكُونَ

(45) fe elka musa asahü fe iza hiye telkafü ma ye’fikun
Nihayet bırakıverdi Musa da asasını o zaman o onların uydurduklarını yutuyordu

1. fe : böylece, sonra
2. elkâ : attı
3. mûsâ : Musa
4. asâ-hu : onun asası, asası
5. fe : böylece, o zaman
6. izâ : olduğu zaman
7. hiye : o
8. telkafu : yutuyor
9. : şey
10. ye’fikûne : uyduruyorlar

٤٦

فَاُلْقِىَ السَّحَرَةُ سَاجِدينَ

(46) fe ülkiyes seharatü sacidin
Bunun üzerine sihirbazlar secdeye kapandılar

1. fe : o zaman, hemen
2. ulkıye : atıldılar, (yere) kapandılar
3. es seharatu : sihirbazlar
4. sâcidîne : secde edenler, secde ederek

٤٧

قَالُوا امَنَّا بِرَبِّ الْعَالَمينَ

(47) kalu amenna bi rabbil alemin
Dediler biz alemlerin Rabbine iman ettik

1. kâlû : dediler
2. âmennâ : biz îmân ettik
3. bi : ile, …e
4. rabbi : Rabbi
5. el âlemîne : âlemler

٤٨

رَبِّ مُوسى وَهرُونَ

(48) rabbi musa ve harun
Musa’nın ve Harun’un Rabbine

1. rabbi : Rabbi
2. mûsâ : Musa
3. ve hârûne : ve Harun

٤٩

قَالَ امَنْتُمْ لَهُ قَبْلَ اَنْ اذَنَ لَكُمْ اِنَّهُ لَكَبيرُكُمُ الَّذى عَلَّمَكُمُ السِّحْرَ فَلَسَوْفَ تَعْلَمُونَ لَاُقَطِّعَنَّ اَيْدِيَكُمْ وَاَرْجُلَكُمْ مِنْ خِلَافٍ وَلَاُصَلِّبَنَّكُمْ اَجْمَعينَ

(49) kale amentüm lehu kable en azene leküm innehu le kebirukümül lezi allemekümüs sihr fe le sevfe ta’lemun le ükattianne eydiyeküm ve ercüleküm min hilafiv ve la üsallibenneküm ecmeiyn
(Firavun) dedi ona iman ettiniz size izin vermemi beklemeden şüphesiz o sizin büyüğünüzmüş sihri size öğreten o imiş artık ilerde bileceksiniz muhakkak keseceğim ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama ve hepinizi mutlaka asacağım

1. kâle : dedi
2. âmentum : siz îmân ettiniz
3. lehu : ona
4. kable : önce, evvel
5. en âzene : benim izin vermem
6. lekum : size
7. inne-hu : muhakkak o
8. le : elbette, mutlaka
9. kebîru-kum : sizin büyüğünüz
10. ellezî : ki o
11. alleme-kum : size öğretti (öğreten)
12. es sıhra : sihir, büyü
13. fe : artık, öyleyse
14. le : mutlaka, elbette
15. sevfe : yakında
16. ta’lemûne : bileceksiniz
17. le : elbette, mutlaka
18. ukattıanne : kestireceğim
19. eydiye-kum : sizin elleriniz
20. ve ercule-kum : ve sizin ayaklarınız
21. min hılâfin : karşılıklı, çaprazlama
22. ve le : ve mutlaka
23. usallibenne-kum : sizi astıracağım
24. ecmaîne : topluca, hepsi

٥٠

قَالُوا لَا ضَيْرَ اِنَّا اِلى رَبِّنَا مُنْقَلِبُونَ

(50) kalu la dayra inna ila rabbina münkalibun
(Sihirbazlar) dediler zararı yok çünkü biz Rabbimize döneceğiz

1. kâlû : dediler
2. lâ dayra : zararı yok, önemli değil
3. innâ : muhakkak ki biz
4. ilâ rabbi-nâ : Rabbimize
5. munkalibûne : dönenleriz

٥١

اِنَّا نَطْمَعُ اَنْ يَغْفِرَ لَنَا رَبُّنَا خَطَايَانَا اَنْ كُنَّا اَوَّلَ الْمُؤْمِنينَ

(51) inna natmeu ey yağfira lena rabbüna hatayana en künna evvelel mü’minin
Gerçekten bağışlayacağını umuyoruz Rabbimizin bizim günahlarımızı müminlerin ilki olduğumuzdan

1. innâ : muhakkak biz
2. natmeu : umuyoruz, istiyoruz
3. en yagfira : mağfiret etmesi
4. lenâ : bizi, bize
5. rabbu-nâ : Rabbimiz
6. hatâyâ-nâ : bizim hatalarımız
7. en kunnâ : olmuş olmamız
8. evvele : ilk, evvel
9. el mu’minîne : mü’minler

٥٢

وَاَوْحَيْنَا اِلى مُوسى اَنْ اَسْرِ بِعِبَادى اِنَّكُمْ مُتَّبَعُونَ

(52) ve evhayna ila musa en esri bi ibadi inneküm müttebeun
Biz Musa’ya vahy ettik kullarımla geceleyin yürü siz mutlaka takip edileceksiniz

1. ve evhay-nâ : ve biz vahyettik
2. ilâ mûsâ : Musa’ya
3. en esri : gece yürümesi, gece yola çıkması
4. bi : ile
5. ıbâdî : kullarım
6. inne-kum : muhakkak siz
7. muttebeûne : takip edilecek olanlar

٥٣

فَاَرْسَلَ فِرْعَوْنُ فِى الْمَدَاءِنِ حَاشِرينَ

(53) fe ersele fir’avnü fil medaini haşirin
Firavun’da hemen gönderdi şehirlere toplayıcılar

1. fe : artık, böylece, bunun üzerine
2. ersele : gönderdi
3. fir’avnu : firavun
4. fî el medâini : şehirlere
5. hâşirîne : toplayıcılar

٥٤

اِنَّ هؤُلَاءِ لَشِرْذِمَةٌ قَليلُونَ

(54) inne haülai le şirzimetün kalilun
Şüphesiz onlar az bir topluluk (dedi)

1. inne : muhakkak
2. hâulâi : bunlar
3. le : elbette, gerçekten
4. şirzimetun : küçük topluluk, küçük grup
5. kalîlûne : az (sayıları az)

٥٥

وَاِنَّهُمْ لَنَا لَغَاءِظُونَ

(55) ve innehüm lena le ğaizun
gerçekten onlar bizi kızdırıyorlar

1. ve inne-hum : ve muhakkak onlar
2. lenâ : bize
3. le : gerçekten
4. gâizûne : kızdıranlar, öfkelendirenler (öfke duyanlar)

٥٦

وَاِنَّا لَجَميعٌ حَاذِرُونَ

(56) ve inna le cemiun hazirun
şüphesiz bizler hepsini toplayacağız koruyucular olarak

1. ve innâ : ve muhakkak biz
2. le : elbette, gerçekten
3. cemîun : toplum, topluluk
4. hâzirûne : sakınılan, korkulan, tedbir alan

٥٧

فَاَخْرَجْنَاهُمْ مِنْ جَنَّاتٍ وَعُيُونٍ

(57) fe ahracnahüm min cennativ ve uyun
Böylece onları çıkardık bahçelerden ve pınarlardan

1. fe : artık, böylece
2. ahracnâ-hum : biz onları çıkardık
3. min cennâtin : bahçelerden
4. ve uyûnin : ve pınarlar

٥٨

وَكُنُوزٍ وَمَقَامٍ كَريمٍ

(58) ve künuziv ve mekamin kerim
Hazineden ve şerefli makam(larından)

1. ve kunûzin : ve hazineler
2. ve makâmin : ve makamlar
3. kerîmin : kerim, ikram edilmiş, yüksek

٥٩

كَذلِكَ وَاَوْرَثْنَاهَا بَنى اِسْرَاءلَ

(59) kezalik ve evrasnaha beni israil
Böylece onlara israil oğullarını mirasçı yaptık

1. kezâlike : işte böylece
2. ve evresnâ-hâ : ve ona varis kıldık
3. benî isrâîle : İsrailoğulları

٦٠

فَاَتْبَعُوهُمْ مُشْرِقينَ

(60) fe etbeuhüm müşrikiyn
Nihayet onların peşine düştüler güneş doğarken

1. fe : artık, böylece
2. etbeû-hum : onlara tâbî oldular, onların peşine düştüler
3. muşrikîne : şark tarafı, doğu tarafı, güneşin doğuş vakti

Sayfa:369

٦١

فَلَمَّا تَرَاءَ الْجَمْعَانِ قَالَ اَصْحَابُ مُوسى اِنَّا لَمُدْرَكُونَ

(61) felemma terael cem’ani kale ashabü musa inna le müdrakun
Böylelikle iki taraf birbirlerini gördü Musa’nın arkadaşları dedi bize yetişecekler

1. fe lemmâ : olduğu zaman
2. terâe : görüyorlar
3. el cem’âni : iki topluluk
4. kâle : dedi
5. ashâbu : ashab, adamları
6. musâ : Musa
7. innâ : muhakkak, gerçekten biz
8. le : gerçekten, muhakkak
9. mudrakûne : yetişilenler

٦٢

قَالَ كَلَّا اِنَّ مَعِىَ رَبّى سَيَهْدينِ

(62) kale kella inne meiye rabbi seyehdin
(Musa da) dedi hayır! muhakkak Rabbim benimledir yol göstericidir

1. kâle : dedi
2. kellâ : hayır
3. inne : muhakkak
4. maiye : benimle beraber
5. rabbî : Rabbim
6. se-yehdî-ni : beni hidayete erdirecek, kurtuluşa ulaştıracak

٦٣

فَاَوْحَيْنَا اِلى مُوسى اَنِ اضْرِبْ بِعَصَاكَ الْبَحْرَ فَانْفَلَقَ فَكَانَ كُلُّ فِرْقٍ كَالطَّوْدِ الْعَظيمِ

(63) fe evhayna ila musa enidrib bi asakel bahr fenfeleka fe kane küllü firkin ket tavdil aziym
Bunun üzerine bizde vahy ettik Musa’ya asanı denize vur böylece (deniz) yarıldı sonra her parçası oluverdi kocaman dağ gibi

1. fe : o zaman
2. evhaynâ : vahyettik
3. ilâ mûsâ : Musa’ya
4. en ıdrib : vurması
5. bi asâke : (senin) asan ile
6. el bahra : deniz
7. fenfeleka (fe infeleka) : hemen (infilâk etti) yarıldı, ayrıldı
8. fe : o zaman, böylece, bundan sonra
9. kâne : oldu
10. kullu : hepsi
11. firkın : fırka, parça
12. ke : gibi
13. et tavdi : yüksek dağ
14. el azîmi : büyük

٦٤

وَاَزْلَفْنَا ثَمَّ الْاخَرينَ

(64) ve ezlefna semmel aharin
Oraya diğerlerini de yaklaştırdık

1. ve ezlefnâ : ve yaklaştırdık, yakınlaştırdık
2. semme : oraya
3. el âharîne : diğerleri

٦٥

وَاَنْجَيْنَا مُوسى وَمَنْ مَعَهُ اَجْمَعينَ

(65) ve enceyna musa ve mem meahu ecmeiyn
Kurtardık Musa’yı ve beraberindekilerin hepsini

1. ve enceynâ : ve kurtardık
2. mûsâ : Musa
3. ve men : ve kimseler
4. mea-hû : onunla beraber
5. ecmaîne : topluca, hepsi

٦٦

ثُمَّ اَغْرَقْنَا الْاخَرينَ

(66) sümme ağraknel aharin
Sonra diğerlerini boğduk

1. summe : sonra
2. agrakne : boğduk
3. el âharîne : diğerleri

٦٧

اِنَّ فى ذلِكَ لَايَةً وَمَاكَانَ اَكْثَرُهُمْ مُؤْمِنينَ

(67) inne fi zalike le ayeh ve ma kane ekseruhüm mü’minin
Şüphesiz bunda bir ibret (vardır) onların çoğu iman etmediler

1. inne : muhakkak
2. fî zâlike : bunda
3. le : gerçekten
4. âyeten : âyet (vardır)
5. ve mâ kâne : ve olmadı, değiller
6. ekseru-hum : onların çoğu
7. mu’minîne : mü’minler

٦٨

وَاِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَزيزُ الرَّحيمُ

(68) ve inne rabbeke le hüvel azizür rahiym
Şüphesiz senin Rabbin o, güçlü, merhamet sahibidir

1. ve inne : ve muhakkak
2. rabbe-ke : senin Rabbin
3. le huve : elbette O
4. el azîzu : azîzdir, yücedir
5. er rahîmu : rahîmdir, rahmet nuru gönderendir,

٦٩

وَاتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَاَ اِبْرهيمَ

(69) vetlü aleyhim nebee ibrahim
Onlara İbrahim’in haberini oku

1. vetlu : ve oku, aktar
2. aleyhim : onlara
3. nebee : haberini
4. ibrâhîme : İbrâhîm

٧٠

اِذْ قَالَ لِاَبيهِ وَقَوْمِه مَا تَعْبُدُونَ

(70) iz kale li ebihi ve kavmihi ma ta’büdun
O zaman dedi babasına ve kavmine siz neye tapıyorsunuz

1. iz kâle : demişti
2. li ebî-hi : onun babasına
3. ve kavmi-hi : ve onun kavmine
4. : şey nedir
5. ta’budûne : tapıyorsunuz

٧١

قَالُوا نَعْبُدُ اَصْنَامًا فَنَظَلُّ لَهَا عَاكِفينَ

(71) kalu na’büdü asnamen fe nezallü leha akifin
Dediler biz putlara taparız onlara ibadet edenleriz sürekli

1. kâlû : dediler
2. na’budu : biz tapıyoruz
3. asnâmen : putlar
4. fe : böylece
5. nezallu lehâ : ona devam ediyoruz
6. âkifîne : ibadet edenler, kulluk edenler

٧٢

قَالَ هَلْ يَسْمَعُونَكُمْ اِذْ تَدْعُونَ

(72) kale hel yesmeuneküm iz ted’un
(İbrahim) dedi sizi işitirler mi? siz dua ettiğiniz zaman

1. kâle : dedi
2. hel : mı
3. yesmeûne-kum : sizi işitiyorlar
4. iz ted’ûne : dua ettiğiniz zaman

٧٣

اَوْ يَنْفَعُونَكُمْ اَوْ يَضُرُّونَ

(73) ev yenfeuneküm ev yedurrun
Yahut sizlere faydaları (var mı?) (yahut size) zararları olur (mu?)

1. ev : yoksa, veya, öyle mi
2. yenfeûne-kum : size fayda veriyorlar
3. ev : veya
4. yedurrûne : zarar veriyorlar

٧٤

قَالُوا بَلْ وَجَدْنَا ابَاءَنَا كَذلِكَ يَفْعَلُونَ

(74) kalu bel vecedna abaena kezalike yef’alun
Hayır! dediler biz babalarımızı böyle yaparken bulduk

1. kâlû : dediler
2. bel : hayır
3. vecednâ : biz bulduk
4. âbâe-nâ : (bizim) babalarımız
5. kezâlike : böyle
6. yef’alûne : yapıyorlar

٧٥

قَالَ اَفَرَاَيْتُمْ مَاكُنْتُمْ تَعْبُدُونَ

(75) kale e feraeytüm ma küntüm ta’büdun
(İbrahim) dedi gördünüz mü? nelere taptıklarınızı

1. kâle : dedi
2. e fe raeytum : öyleyse siz gördünüz mü
3. : ne, şey
4. kuntum : siz oldunuz
5. ta’budûne : siz tapıyorsunuz

٧٦

اَنْتُمْ وَابَاؤُكُمُ الْاَقْدَمُونَ

(76) entüm ve abaükümül akdemun
Sizler babalarınızın ve daha öncekilerin

1. entum : siz
2. ve âbâu-kum : ve sizin babalarınız, atalarınız
3. el akdemûne : kadim, eski, geçmiş

٧٧

فَاِنَّهُمْ عَدُوٌّ لى اِلَّا رَبَّ الْعَالَمينَ

(77) fe innehüm adüvvül li illa rabbel alemin
İşte onların hepsi benim düşmanım yalnız alemlerin Rabbi hariç

1. fe : o zaman
2. inne-hum : muhakkak onlar
3. aduvvun : düşman
4. : benim için
5. illâ : ancak, hariç
6. rabbe : Rab
7. el âlemîne : âlemler

٧٨

اَلَّذى خَلَقَنى فَهُوَ يَهْدينِ

(78) ellezi halekani fe hüve yehdin
O ki beni yarattı o bana doğru yolu gösterdi

1. ellezî : ki o
2. halaka-nî : beni yarattı
3. fe huve : ve o
4. yehdî-ni : beni hidayete erdirir

٧٩

وَالَّذى هُوَ يُطْعِمُنى وَيَسْقينِ

(79) vellezi hüve yut’imüni ve yeskın
O ki beni doyurur ve sular

1. vellezî (ve ellezî) : ve ki o
2. huve : o
3. yut’ımu-nî : beni doyuran, yediren
4. ve yeskî-ni : ve beni sulayan, içiren

٨٠

وَاِذَا مَرِضْتُ فَهُوَ يَشْفينِ

(80) ve iza meridtü fe hüve yeşfin
Hastalandığım zaman o bana şifa verir

1. ve izâ : ve olduğu zaman
2. maridtu : ben hasta oldum
3. fe : o zaman
4. huve : o
5. yeşfî-ni : bana şifa verir

٨١

وَالَّذى يُميتُنى ثُمَّ يُحْيينِ

(81) vellezi yümitüni sümme yuhyin
O ki beni öldürecek sonra diriltecek

1. vellezî (ve ellezî) : ve ki o
2. yumîtu-nî : beni öldürecek
3. summe : sonra
4. yuhyî-ni : beni diriltecek

٨٢

وَالَّذى اَطْمَعُ اَنْ يَغْفِرَ لى خَطيَتى يَوْمَ الدّينِ

(82) vellezi at’meu ey yağfira li hatiy’eti yevmeddin
Onun bağışlayacağını umuyorum benim hatalarımı kıyamet günü

1. vellezî (ve ellezî) : ve, ki o
2. atmeu : umuyorum, istiyorum
3. en yagfira : mağfiret etmesi
4. : bana, beni
5. hatîetî : benim hatalarım
6. yevme : günü
7. ed dîni : dîn

٨٣

رَبِّ هَبْ لى حُكْمًا وَاَلْحِقْنى بِالصَّالِحينَ

(83) rabbi heb li hukmev ve elhıkni bis salihiyn
Ey Rabbim! bana bir hüküm ver beni salih kullarına kat

1. rabbi : Rabbim
2. heb lî : bana bağışla, ver
3. hukmen : hüküm, hikmet
4. ve elhık-nî : ve beni ilhak et, dahil et
5. bi es sâlihîne : salihlere

Sayfa:370

٨٤

وَاجْعَلْ لى لِسَانَ صِدْقٍ فِى الْاخِرينَ

(84) vec’al li lisane sıdkın fil ahirin
Beni doğruluk lisanıyla anılanlardan kıl sonra gelecekler arasına

1. vec’al (ve ic’al) : ve kıl, yap
2. : beni
3. lisâne : konuşulan, lisan
4. sıdkın : doğru, sadık
5. : içinde, arasında
6. el âhırîne : sonrakiler

٨٥

وَاجْعَلْنى مِنْ وَرَثَةِ جَنَّةِ النَّعيمِ

(85) vec’alni miv veraseti cennetin neiym
Beni mirasçılarından kıl naim cennetinin

1. vec’al-nî (ve ic’al-nî) : ve beni kıl
2. min veraseti : varislerden
3. cenneti : cennet
4. en naîmi : naim (ni’metlendirilmiş)

٨٦

وَاغْفِرْ لِاَبى اِنَّهُ كَانَ مِنَ الضَّالّينَ

(86) vağfir li ebi innehu kane mined dallin
Babamı da bağışla şüphesiz o sapıtmış olanlardandı

1. vagfir : ve mağfiret et
2. li : beni, benim için
3. ebî : benim babam
4. inne-hu : muhakkak ki o
5. kâne : oldu
6. min ed dâllîne : dalâlette olanlardan

٨٧

وَلَاتُخْزِنى يَوْمَ يُبْعَثُونَ

(87) ve la tuhzini yevme yüb’asun
Beni rezil etme dirileceğimiz gün

1. ve lâ tuhzi-nî : ve beni utandırma, alçaltma, perişan etme, mahzun etme
2. yevme : gün
3. yûb’asûne : beas edilirler, diriltilirler

٨٨

يَوْمَ لَايَنْفَعُ مَالٌ وَلَا بَنُونَ

(88) yevme la yenfeu malüv ve la benun
O gün ne mal fayda verir ne de oğullar

1. yevme : gün
2. lâ yenfau : fayda vermez
3. mâlun : mal
4. ve lâ : ve olmaz, ve yoktur
5. benûne : oğullar, çocuklar

٨٩

اِلَّا مَنْ اَتَى اللّهَ بِقَلْبٍ سَليمٍ

(89) illa men etellahe bi kalbin selim
Ancak o gün Allah’a gelen başka kalbi selim ile

1. illâ : hariç
2. men : kim, kimse, kişi
3. etâllâhe (etâ allâhe) : Allah’a geldiler
4. bi : ile
5. kalbin : kalp
6. selîmin : selîm, selâmete ermiş

٩٠

وَاُزْلِفَتِ الْجَنَّةُ لِلْمُتَّقينَ

(90) ve üzlifetil cennetü lil müttekın
Cennet yaklaştırılır muttakilere

1. ve uzlifeti : ve yaklaştırıldı
2. el cennetu : cennet
3. li el muttekîne : takva sahiplerine

٩١

وَبُرِّزَتِ الْجَحيمُ لِلْغَاوينَ

(91) ve bürrizetil cehiymü lil ğavin
Gösterilmiştir cehennemde azgınlara açık seçik

1. ve burrizeti : ve bariz olarak gösterildi
2. el cahîmu : cehennem
3. li el gâvîne : azgınlar için, azgınlara

٩٢

وَقيلَ لَهُمْ اَيْنَ مَاكُنْتُمْ تَعْبُدُونَ

(92) ve kıle lehüm eyne ma küntüm ta’büdun
Onlara denilecek hani nerede taptıklarınız

1. ve kîle : ve denildi
2. lehum : onlara
3. eyne : nerede
4. : şey
5. kuntum : oldunuz
6. ta’budûne : tapıyorsunuz

٩٣

مِنْ دُونِ اللّهِ هَلْ يَنْصُرُونَكُمْ اَوْ يَنْتَصِرُونَ

(93) min dunillah hel yensuruneküm ev yentesirun
Allah’tan başka size yardım ediyorlar mı? yahut kendilerine yardımları oluyor mu?

1. min dûni : den başka
2. allâhi : Allah
3. hel : mi
4. yensurûne-kum : size yardım ediyorlar
5. ev : veya
6. yentesırûne : kendilerine yardım edebiliyorlar

٩٤

فَكُبْكِبُوا فيهَا هُمْ وَالْغَاوُنَ

(94) fe kübkibu fiha hüm vel ğavun
Artık yüz üstü oraya atılırlar onlar azgınlar(dır)

1. fe : artık, böylece
2. kubkıbû : yüzleri üstü (burunları yere sürtünerek) atılırlar
3. fî-hâ : orada, onun içinde
4. hum : onlar
5. ve el gâvune : ve azgınlar

٩٥

وَجُنُودُ اِبْليسَ اَجْمَعُونَ

(95) ve cünudü iblise ecmeun
iblis’in bütün askeri de

1. ve cunûdu : ve ordular
2. iblîse : iblis
3. ecmeûne : hepsi, topluca

٩٦

قَالوُا وَهُمْ فيهَا يَخْتَصِمُونَ

(96) kalu ve hüm fiha yahtesimun
Ve onlar derler orada çekişirlerken

1. kâlû : dediler
2. ve hum : ve onlar
3. fî-hâ : orada
4. yahtesımûne : hasım olarak (düşmanca) çekişirler

٩٧

تَاللّهِ اِنْ كُنَّا لَفى ضَلَالٍ مُبينٍ

(97) tellahi in künna le fi dalalim mübin
Allah’a yemin olsun ki gerçekten biz dalalet içindeydik

1. tallâhi : Allah’a yemin olsun
2. in kunnâ : biz sadece olduk
3. le : elbette, mutlaka
4. : içinde
5. dalâlin : dalâlet
6. mubînin : apaçık

٩٨

اِذْ نُسَوّيكُمْ بِرَبِّ الْعَالَمينَ

(98) iz nüsevviküm bi rabbil alemin
O zaman sizi bir tutuyorduk alemlerin Rabbi ile

1. iz : olmuştu
2. nusevvî-kum : sizi eşit tutuyoruz
3. bi : ile
4. rabbi : Rabbi
5. el âlemîne : âlemler

٩٩

وَمَا اَضَلَّنَا اِلَّا الْمُجْرِمُونَ

(99) ve ma edallena illel mücrimun
Bizi ancak mücrimler çıkarttı(lar)

1. ve mâ : ve olmadı
2. edalle-nâ : bizi dalâlette bıraktı
3. illâ : den başka
4. el mucrimûne : suçlular

١٠٠

فَمَا لَنَا مِنْ شَافِعينَ

(100) fe ma lena min şafiiyn
Artık bizim için şefaatçilerden kimse yoktur

1. fe : artık, öyleyse
2. : yok
3. lenâ : bize, bizim için
4. min şâfiîne : şefaatçi

١٠١

وَلَا صَديقٍ حَميمٍ

(101) ve la sadikın hamim
Samimi bir dostta yoktur

1. ve : ve
2. : yok
3. sadîkın : dost, arkadaş, sadık
4. hamîmin : samimi

١٠٢

فَلَوْ اَنَّ لَنَا كَرَّةً فَنَكُونَ مِنَ الْمُؤْمِنينَ

(102) fe lev enne lena kerraten fe nekune minel mü’minin
Gerçekten bizim için geriye bir dönüş olsa da iman edenlerden olsak

1. fe lev enne : keşke olsaydı
2. lenâ : bize, bizim için
3. kerraten : bir kere daha
4. fe : o zaman
5. nekûne : biz oluruz
6. min : den
7. el mu’minîne : mü’minler

١٠٣

اِنَّ فى ذلِكَ لَايَةً وَمَا كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُؤْمِنينَ

(103) inne fi zalike le ayeh ve ma kane ekseru hüm mü’minin
Muhakkak bunda ibretler (vardır) fakat çoğu olmadı onlardan iman edenler

1. inne : muhakkak
2. : içinde
3. zâlike : işte böylece
4. le : elbette
5. âyeten : bir âyet, ibret
6. ve mâ kâne : ve olmadı, değil
7. ekseru-hum : onların çoğu
8. mu’minîne : mü’minler

١٠٤

وَاِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَزيزُ الرَّحيمُ

(104) ve inne rabbeke le hüvel azizür rahiym
Kesinlikle senin Rabbin O, güçlü merhamet sahibidir

1. ve inne : ve muhakkak
2. rabbe-ke : senin Rabbin
3. le : elbette
4. huve : o
5. el azîzu : azîz, güçlü, üstün olan
6. er rahîmu : rahîm,

١٠٥

كَذَّبَتْ قَوْمُ نوُحٍ الْمُرْسَلينَ

(105) kezzebet kavmü nuhi nil murselin
Nuh’un kavmi de yalanladı peygamberlerini

1. kezzebet : tekzip etti, yalanladı
2. kavmu : kavim
3. nûhın : Nuh
4. el murselîne : gönderilenler, resûller

١٠٦

اِذْ قَالَ لَهُمْ اَخُوهُمْ نُوحٌ اَلَا تَتَّقُونَ

(106) iz kale lehüm ehuhüm nuhun ela tettekun
O zaman dedi kardeşleri Nuh onlara siz sakınmaz mısınız?

1. iz : o zaman, olduğu zaman
2. kâle : dedi
3. lehum : onlara
4. ehû-hum : onların kardeşi
5. nûhun : Nuh
6. e : mi
7. lâ tettekûne : takva sahibi olmuyorsunuz

١٠٧

اِنّى لَكُمْ رَسُولٌ اَمينٌ

(107) inni leküm rasulün emin
Gerçekten ben size gönderilmiş emin bir resulüm

1. innî : muhakkak ben
2. lekum : sizin için, size
3. resûlun : bir resûl
4. emînun : emin, güvenilir

١٠٨

فَاتَّقُوا اللّهَ وَاَطيعُونِ

(108) fettekullahe ve etiy’un
Artık Allah’tan sakının ve bana itaat edin

1. fe : artık, öyleyse
2. ittekû : takva sahibi olun
3. allâhe : Allah
4. ve etîû-ni : ve itaat edin

١٠٩

وَمَا اَسَْلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ اَجْرٍ اِنْ اَجْرِىَ اِلَّا عَلى رَبِّ الْعَالَمينَ

(109) ve ma es’elüküm aleyhi min ecr in ecriye illa ala rabbil alemin
Sizden istemiyorum buna karşılık ücret benim ücretim ancak alemlerin Rabbine aittir

1. ve mâ es’elu-kum : ve sizden istemiyorum
2. aleyhi : ona
3. min : den
4. ecrin : ecir, ücret
5. in : eğer
6. ecriye : benim ecrim, benim ücretim
7. illâ : ancak, sadece
8. alâ : üzerinde, …’ya ait
9. rabbi : Rab
10. el âlemîne : âlemler

١١٠

فَاتَّقُوا اللّهَ وَاَطيعوُنِ

(110) fettekullahe ve etiy’un
Allah’tan sakının ve bana itaat edin

1. fe : artık, öyleyse
2. ittekû : takva sahibi olun
3. allâhe : Allah
4. ve etîû-ni : ve bana itaat edin

١١١

قَالُوا اَنُؤْمِنُ لَكَ وَاتَّبَعَكَ الْاَرْذَلوُنَ

(111) kalu enü’minü leke vettebeakel erzelun
Dediler inanırmıyız sana, ve sana tâbî oldular en basit insanlar, rezil insanlar

1. kâlû : dediler
2. e : mı
3. nu’minu : inanırız
4. leke : sana
5. ve ittebea-ke : ve sana tâbî oldular
6. el erzelûne : en basit insanlar, rezil insanlar

Sayfa:371

١١٢

قَالَ وَمَا عِلْمى بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ

(112) kale vema ilmi bima kanu ya’melun
Dedi benim bilgim yoktur onların ne yaptıkları hakkında

1. kâle : dedi
2. ve mâ : ve olmadı, yok
3. ilmî : benim ilmim
4. bimâ : şey hakkında
5. kânû ya’melûne : yapmış oldukları

١١٣

اِنْ حِسَابُهُمْ اِلَّا عَلى رَبّى لَوْ تَشْعُرُونَ

(113) in hisabühüm illa ala rabbi lev teş’urun
Onların hesabının ancak Rabbime ait olduğunu anlamış olsaydınız

1. in hısâbu-hum : muhakkak onların hesabı
2. illâ : ancak, sadece
3. alâ : üzerine
4. rabbî : benim Rabbim
5. lev : eğer, şâyet, ise
6. teş’urûne : şuurundasınız, farkındasınız, farkında olursunuz

١١٤

وَمَا اَنَا بِطَارِدِ الْمُؤْمِنينَ

(114) ve ma ene bi taridil mü’minin
Ben değilim iman edenleri kovacak

1. ve mâ : ve değil
2. ene : ben
3. bi târidi : tardeden, kovan, uzaklaştıran
4. el mu’minîne : mü’minler

١١٥

اِنْ اَنَا اِلَّا نَذيرٌ مُبينٌ

(115) in ene illa nezirum mübin
Ben ancak açık bir uyarıcıyım

1. in ene : ben sadece
2. illâ : sadece, ancak
3. nezîrun : bir nezir, uyarıcı
4. mubînun : apaçık

١١٦

قَالوُا لَءِنْ لَمْ تَنْتَهِ يَا نُوحُ لَتَكُونَنَّ مِنَ الْمَرْجُومينَ

(116) kalu le il lem tentehi ya nuhu le tekunenne minel mercumin
Dediler ya Nuh eğer gerçekten vazgeçmezsen mutlaka sen olacaksın recm edilenlerden

1. kâlû : dediler
2. le : elbette, mutlaka, gerçekten
3. in : eğer
4. lem tentehi : vazgeçmezsen
5. yâ nûhu : ey Nuh
6. le tekûnenne : sen muhakkak ….. olacaksın
7. min el mercûmîne : taşlananlardan

١١٧

قَالَ رَبِّ اِنَّ قَوْمى كَذَّبُونِ

(117) kale rabbi inne kavmi kezzebun
(Nuh) dedi ey Rabbim! muhakkak kavmim onlar beni yalanladılar

1. kâle : dedi
2. rabbi : benim Rabbim
3. inne : muhakkak
4. kavmî : benim kavmim
5. kezzebû-ni : beni yalanladı

١١٨

فَافْتَحْ بَيْنى وَبَيْنَهُمْ فَتْحًا وَنَجِّنى وَمَنْ مَعِىَ مِنَ الْمُؤْمِنينَ

(118) feftah beyni ve beynehüm fethav ve neccini ve mem meiye minel mü’minin
Artık sen aç benimle onlar arasında hükmü beni kurtar ve beraberimdeki mü’minleri

1. feftah (fe iftah) : artık, bu durumda aç
2. beynî : benim aram
3. ve beyne-hum : ve onların arası
4. fethan : fethederek, açarak
5. ve necci-nî : ve beni kurtar
6. ve men : ve kimseler, kişiler
7. maiye : benimle beraber
8. min el mu’minîne : mü’minlerden

١١٩

فَاَنْجَيْنَاهُ وَمَنْ مَعَهُ فِى الْفُلْكِ الْمَشْحُونِ

(119) fe enceynahü ve mem meahu fil fülkil meşhun
Bunun üzerine onu kurtardık ve beraberindekileri yüklü geminin içinde

1. fe : böylece
2. enceynâ-hu : onu kurtardık
3. ve men : ve kimseleri
4. mea-hu : onunla beraber
5. fîl fulki (fî el fulki) : gemi içinde, gemide
6. el meşhûni : dolu

١٢٠

ثُمَّ اَغْرَقْنَا بَعْدُ الْبَاقينَ

(120) sümme ağrakna ba’dül bakiyn
Sonra da boğduk ardından geri kalanları

1. summe : sonra
2. agraknâ : boğduk
3. ba’du : sonra
4. el bâkîne : geride kalanlar, kalanlar

١٢١

اِنَّ فى ذلِكَ لَايَةً وَمَاكَانَ اَكْثَرُهُمْ مُؤْمِنينَ

(121) inne fi zalik le ayeh ve ma kane ekseruhüm mü’minin
Şüphesiz bunda bir ibret (vardır) ve onların çoğu iman edenlerden olmadı

1. inne : muhakkak
2. fî zâlike : bunda var
3. le : elbette, mutlaka
4. âyeten : bir âyet, bir ibret
5. ve mâ kâne : ve olmadı
6. ekseru-hum : onların çoğu
7. mu’minîne : îmân edenler, mü’min olanlar, Allah’a ulaşmayı dileyenler

١٢٢

وَاِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَزيزُ الرَّحيمُ

(122) ve inne rabbeke le hüvel azizür rahiym
Şüphesiz senin Rabbin o, güçlü merhamet sahibidir

1. ve inne : ve muhakkak
2. rabbe-ke : senin Rabbin
3. le huve : elbette O
4. el azîzu : azîz, yüce
5. er rahîmu : rahmet nuru gönderen,

١٢٣

كَذَّبَتْ عَادٌ الْمُرْسَلينَ

(123) kezzebet adü nil murselin
Ad kavmide yalanladı peygamberlerini

1. kezzebet : tekzip etti, yalanladı
2. âdun : Ad kavmi
3. el murselîne : gönderilen resûller

١٢٤

اِذْ قَالَ لَهُمْ اَخُوهُمْ هُودٌ اَلَا تَتَّقُونَ

(124) iz kale lehüm ehuhüm hudün ela tettekun
O zaman onlara dedi kardeşleri hud siz sakınmaz mısınız?

1. iz kâle : demişti
2. lehum : onlara
3. ehû-hum : onların kardeşi
4. hûdun : Hud
5. e lâ tettekûne : siz takva sahibi olmayacak mısınız

١٢٥

اِنّى لَكُمْ رَسُولٌ اَمينٌ

(125) inni leküm rasulün emin
Gerçekten ben sizin için emin bir resulüm

1. innî : muhakkak ben
2. lekum : sizin için
3. resûlun : bir resûl
4. emînun : emin, güvenilir

١٢٦

فَاتَّقُوا اللّهَ وَاَطيعُونِ

(126) fettekullahe ve etiy’un
Artık Allah’tan sakının ve bana itaat edin

1. fe : artık, öyleyse
2. ittekû allâhe : Allah’a karşı takva sahibi olun, Allah’a ulaşmayı dileyin
3. ve etîû-ni : ve bana itaat edin

١٢٧

وَمَا اَسَْلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ اَجْرٍ اِنْ اَجْرِىَ اِلَّا عَلى رَبِّ الْعَالَمينَ

(127) ve ma es’elüküm aleyhi min ecr in ecriye illa ala rabbil alemin
Ben sizden istemiyorum buna karşılık ücret benim ücretim ancak alemlerin Rabbine aittir

1. ve mâ es’elu-kum : ve ben sizden istemiyorum
2. aleyhi : ona
3. min ecrin : bir ücret
4. in : sadece, ancak
5. ecriye : benim ücretim
6. illâ : ancak, sadece
7. alâ : üzerine
8. rabbi el âlemîne : âlemlerin Rabbi

١٢٨

اَتَبْنُونَ بِكُلِّ ريعٍ ايَةً تَعْبَثُونَ

(128) e tebnune bi külli riy’in ayeten ta’besun
Siz her tepeye bir bina inşa eder boş şeylerle mi uğraşırsınız?

1. e : mı
2. tebnûne : bina ediyorsunuz, inşa ediyorsunuz
3. bi kulli : bütün hepsi
4. rîın : tepe
5. âyeten : âyet, delil
6. ta’besûne : abesle iştigal ediyorsunuz, boşuna uğraşıyorsunuz

١٢٩

وَتَتَّخِذُونَ مَصَانِعَ لَعَلَّكُمْ تَخْلُدُونَ

(129) ve tettehizune mesania lealleküm tahlüdun
Muhkem binalar mı ediniyorsunuz? siz ebedi kalacağınız ümidiyle

1. ve tettehızûne : ve ediniyorsunuz
2. mesânia : sanat eserleri, yapıtlar
3. leallekum : umulur ki siz
4. tahludûne : siz ebedî kalırsınız

١٣٠

وَاِذَا بَطَشْتُمْ بَطَشْتُمْ جَبَّارينَ

(130) ve iza betaştüm betaştüm cebbarin
Hem yakaladığınız zaman zorbalar (gibi) yakalıyorsunuz?

1. ve izâ : ve olduğu zaman
2. betaştum : yakaladınız
3. betaştum : yakaladınız
4. cebbârîne : cebirle, zorbalıkla

١٣١

فَاتَّقُوا اللّهَ وَاَطيعُونِ

(131) fettekullahe ve etiy’un
Artık Allah’tan sakının ve bana itaat edin

1. fe : artık, öyleyse
2. ittekû allâhe : Allah’a karşı takva sahibi olun, Allah’a ulaşmayı dileyin
3. ve etîû-ni : ve bana itaat edin

١٣٢

وَاتَّقُوا الَّذى اَمَدَّكُمْ بِمَا تَعْلَمُونَ

(132) vettekullezi emeddeküm bima ta’lemun
Sakının o (Allah’tan) o yardım eden bildiğiniz şeylerle

1. vettekû (ve ittekû) : ve takva sahibi olun
2. ellezî : ki o
3. emedde-kum : size yardım etti
4. bimâ : şeylerle
5. ta’lemûne : siz biliyorsunuz

١٣٣

اَمَدَّكُمْ بِاَنْعَامٍ وَبَنينَ

(133) emeddeküm bi en’amiv ve benin
Size hayvanlarla ve oğullarla yardım eden

1. emedde-kum : size yardım etti
2. bi en’âmin : hayvanlarla
3. ve benîne : ve oğullar, çocuklar

١٣٤

وَجَنَّاتٍ وَعُيُونٍ

(134) ve cennativ ve uyun
bahçelerde ve pınarlarda

1. ve cennâtin : ve bahçeler
2. ve uyûnin : ve pınarlar

١٣٥

اِنّى اَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ عَظيمٍ

(135) inni ehafü aleyküm azabe yevmin aziym
Doğrusu ben korkuyorum üstünüze (gelecek) büyük bir günün azabından

1. innî : muhakkak ki ben
2. ehâfu : korkuyorum
3. aleykum : sizin üzerinize, size
4. azâbe : azap
5. yevmin : gün
6. azîmin : azîm, büyük

١٣٦

قَالوُا سَوَاءٌ عَلَيْنَا اَوَعَظْتَ اَمْ لَمْ تَكُنْ مِنَ الْوَاعِظينَ

(136) kalu sevaün aleyna eveazte em lem teküm minel vaiziyn
Dediler bizim için farksızdır sen öğüt versen de yahut öğüt vermesen de

1. kâlû : dediler
2. sevâun : birdir, eşittir
3. aleynâ : bize
4. e : mi
5. vaazte : sen vaaz verdin
6. em : veya
7. lem tekun : sen olmazsın
8. min el vâızîne : vaaz verenlerden

Sayfa:372

١٣٧

اِنْ هذَا اِلَّا خُلُقُ الْاَوَّلينَ

(137) in haza illa hulükul evvelin
Bu başka (bir şey) değildir eskilerin adetlerinden

1. in : eğer, ancak
2. hâzâ : bu
3. illâ : dan başka değil
4. huluku : yaratıldı
5. el evvelîne : öncekiler, evvelkiler

١٣٨

وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّبينَ

(138) ve ma nahnü bi müazzebin
Biz azap olacaklardan da değiliz

1. ve mâ : ve değil
2. nahnu : biz
3. bi : ile
4. muazzebîne : azaplandırılanlar

١٣٩

فَكَذَّبُوهُ فَاَهْلَكْنَاهُمْ اِنَّ فى ذلِكَ لَايَةً وَمَا كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُؤْمِنينَ

(139) fe kezzebuhü fe ehleknahüm inne fi zalike le ayeh ve ma kane ekseruhüm mü’minin
Böylece onu yalanladılar, biz de onları helak ettik şüphesiz bunda bir ibret (vardır) onların çoğu olmadı iman edenlerden

1. fe : artık, böylece
2. kezzebû-hu : onu tekzip ettiler, yalanladılar
3. fe : artık, böylece, bu sebeple
4. ehleknâ-hum : onları helak ettik
5. inne : muhakkak
6. fî zâlike : bunda var
7. le : elbette, mutlaka
8. âyeten : bir âyet
9. ve mâ kâne : ve olmadı
10. ekseru-hum : onların çoğu
11. mu’minîne : îmân edenler, mü’min olanlar, Allah’a ulaşmayı dileyenler

١٤٠

وَاِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَزيزُ الرَّحيمُ

(140) ve inne rabbeke le hüvel azizür rahiym
Şüphesiz senin Rabbin o, güçlü merhamet sahibidir

1. ve inne : ve muhakkak
2. rabbe-ke : senin Rabbin
3. le huve : elbette o
4. el azîzu : azîz, yüce
5. er rahîmu : rahmet nuru gönderen, rahîm esması ile tecelli eden

١٤١

كَذَّبَتْ ثَمُودُ الْمُرْسَلينَ

(141) kezzebet semudül murselin
Yalanladı semud’ta peygamberlerini

1. kezzebet : tekzip etti, yalanladı
2. semûdu : Semud kavmi
3. el murselîne : gönderilen resûller

١٤٢

اِذْ قَالَ لَهُمْ اَخُوهُمْ صَالِحٌ اَلَا تَتَّقُونَ

(142) iz kale lehüm ehuhüm salihun ela tettekun
O zaman onlara dedi kardeşleri salih siz sakınmaz mısınız?

1. iz : olduğu zaman, olmuştu
2. kâle : dedi
3. lehum : onlar için, onlara
4. ehû-hum : onların kardeşi
5. sâlihun : Salih
6. e : mı
7. lâ tettekûne : takva sahibi olmazsınız, olmayacaksınız

١٤٣

اِنّى لَكُمْ رَسُولٌ اَمينٌ

(143) inni leküm rasulün emin
Ben sizin için emin bir resulüm

1. innî : muhakkak ben
2. lekum : sizin için
3. resûlun : bir resûl
4. emînun : emin, güvenilir

١٤٤

فَاتَّقُوا اللّهَ وَاَطيعُونِ

(144) fettekullahe ve etiy’un
Artık Allah’tan sakının ve bana itaat edin

1. fe : artık, öyleyse
2. ittekû allâhe : Allah’a karşı takva sahibi olun, Allah’a ulaşmayı dileyin
3. ve etîû-ni : ve bana itaat edin

١٤٥

وَمَا اَسَْلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ اَجْرٍ اِنْ اَجْرِىَ اِلَّا عَلى رَبِّ الْعَالَمينَ

(145) ve ma es’elüküm aleyhi men ecr in ecriye illa ala rabbil alemin
Ben sizden istemiyorum buna karşılık bir ücret benim ücretim ancak alemlerin Rabbine aittir

1. ve mâ es’elu-kum : ve ben sizden istemiyorum
2. aleyhi : ona
3. min ecrin : bir ücret
4. in : sadece, ancak
5. ecriye : benim ücretim
6. illâ : ancak, sadece
7. alâ : üzerine
8. rabbi el âlemîne : âlemlerin Rabbi

١٤٦

اَتُتْرَكُونَ فى مَا ههُنَا امِنينَ

(146) e tütrakune fi ma hahüna aminin
Siz burada emin olarak bırakılır mısınız?

1. e : mı
2. tutrakûne : bırakılacaksınız
3. : içinde
4. : şey
5. hâhunâ : orada, işte burada
6. âminîne : emin

١٤٧

فى جَنَّاتٍ وَعُيُونٍ

(147) fi cennativ ve uyun
Bahçeler ve pınarlar içinde

1. : içinde
2. cennâtin : bahçeler
3. ve uyûnin : ve pınarlar

١٤٨

وَزُرُوعٍ وَنَخْلٍ طَلْعُهَا هَضيمٌ

(148) ve züruiv ve nahlin tal’uha hediym
Ekinler, hurmalar içinde hazmı kolay hoş kokulu

1. ve zurûın : ve ekinler
2. ve nahlin : ve hurma ağaçları, hurmalıklar
3. tal’u-hâ : onun çiçeği, tohumu
4. hedîmun : sarkmış, açılmış

١٤٩

وَتَنْحِتُونَ مِنَ الْجِبَالِ بُيُوتًا فَارِهينَ

(149) ve tenhitune minel cibali büyuten farihin
Dağlardan yontuyorsunuz rahat (keyifli) evler

1. ve tenhıtûne : ve oyuyorsunuz, yontuyorsunuz
2. min el cibâli : dağlardan
3. buyûten : evler
4. fârihîne : maharetle, ustaca yapanlar

١٥٠

فَاتَّقُوا اللّهَ وَاَطيعُونِ

(150) fettekullahe ve etiy’un
Artık Allah’tan sakının ve bana itaat edin

1. fe : artık, öyleyse
2. ittekû allâhe : Allah’a karşı takva sahibi olun, Allah’a ulaşmayı dileyin
3. ve etîû-ni : ve bana itaat edin

١٥١

وَلَا تُطيعُوا اَمْرَ الْمُسْرِفينَ

(151) ve la tütiy’u emral müsrifin
Tabi olmayın müsrif olanların emrine

1. ve lâ tutîû : ve itaat etmeyin
2. emra : emre
3. el musrifîne : müsrifler

١٥٢

اَلَّذينَ يُفْسِدُونَ فِى الْاَرْضِ وَلَا يُصْلِحُونَ

(152) ellezine yüfsidune fil erdi ve la yuslihun
Onlar fesat çıkarırlar yeryüzün de ve ıslah etmezler

1. ellezîne : o kimseler, onlar
2. yufsidûne : fesat çıkarıyorlar, fesat çıkarırlar
3. fî el ardı : yeryüzünde
4. ve lâ yuslihûne : ve ıslâh etmiyorlar, ıslâh etmezler

١٥٣

قَالُوا اِنَّمَا اَنْتَ مِنَ الْمُسَحَّرينَ

(153) kalu innema ente minel müsahharin
Dediler: sen ancak büyülenmişlerdensin

1. kâlû : dediler
2. innemâ : ancak, sadece
3. ente : sen
4. min : den, dan
5. el musahharîne : büyülenmiş kimseler, büyülenenler

١٥٤

مَا اَنْتَ اِلَّا بَشَرٌ مِثْلُنَا فَاْتِ بِايَةٍ اِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِقينَ

(154) ma ente illa beşerum mislüna fe’ti bi ayetin in künte mines sadikın
Sen ancak bizim gibi bir beşersin hemen bir mucize getir doğru söyleyenlerdensen

1. : değil
2. ente : sen
3. illâ : ancak, başka
4. beşerun : beşer, insan
5. mislu-nâ : bizim gibi
6. fe’ti : öyleyse getir
7. bi : ile
8. âyetin : bir âyet
9. in : eğer
10. kunte : isen
11. min : den, dan
12. es sâdikîne : sadıklardan, doğru sözlülerden

١٥٥

قَالَ هذِه نَاقَةٌ لَهَا شِرْبٌ وَلَكُمْ شِرْبُ يَوْمٍ مَعْلُومٍ

(155) kale hazihi nakatül leha şirbüv ve leküm şirbü yevmim ma’lum
(Salih) dedi işte bir dişi deve ona (bir gün) içme hakkı ve size de diğer günler içme hakkı

1. kâle : dedi
2. hâzihî : bu
3. nâkatun : dişi deve
4. lehâ : onun için, onun
5. şirbun
(şeribe)
: su içme hakkı
: (içti)
6. ve lekum : ve sizin için, sizin
7. şirbu : su içme hakkı
8. yevmin : bir gün
9. ma’lûmin : belirlenen, bilinen

١٥٦

وَلَا تَمَسُّوهَا بِسُوءٍ فَيَاْخُذَكُمْ عَذَابُ يَوْمٍ عَظيمٍ

(156) ve la temessu ha bi suin fe ye’huzeküm azabü yevmin aziym

Dokunmayın ona bir fenalıkla sonra sizi azap yakalar o büyük günde

1. ve lâ temessû-hâ : ve ona dokunmayın
2. bi : ile
3. sûin : kötülük
4. fe : o zaman, öyleyse
5. ye’huze-kum : sizi alır (yakalar)
6. azâbu : bir azap
7. yevmin : gün
8. azîmin : büyük

١٥٧

فَعَقَرُوهَا فَاَصْبَحُوا نَادِمينَ

(157) fe akaruha fe asbehu nadimin
Birden onu boğazladılar, ama sonra pişman oldular

1. fe : artık, öyleyse, buna rağmen
2. akarû-hâ : onu kestiler
3. fe : böylece, sonra
4. asbahû : oldular
5. nâdimîne : pişman olanlar

١٥٨

فَاَخَذَهُمُ الْعَذَابُ اِنَّ فى ذلِكَ لَايَةً وَمَا كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُؤْمِنينَ

(158) fe ehazehümül azab inne fi zalike le ayeh ve ma kane ekseru hüm mü’minin
Onları hemen bir azap yakalayıverdi gerçekten bunda bir ibret (vardır) çoğu olmadı onların iman edenlerden

1. fe : artık, böylece
2. ehaze-hum : onları aldı (yakaladı)
3. el azâbu : azap
4. inne : muhakkak
5. fî zâlike : bunda var
6. le : elbette, mutlaka
7. âyeten : bir âyet
8. ve mâ kâne : ve olmadı
9. ekseru-hum : onların çoğu
10. mu’minîne : îmân edenler, mü’min olanlar, Allah’a ulaşmayı dileyenler

١٥٩

وَاِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَزيزُ الرَّحيمُ

(159) ve inne rabbeke le hüvel azizür rahiym
Şüphesiz senin Rabbin elbette o güçlü, merhamet sahibidir

1. ve inne : ve muhakkak
2. rabbe-ke : senin Rabbin
3. le huve : elbette O
4. el azîzu : azîz, yüce
5. er rahîmu : rahîm olan, rahmet nuru gönderen,

Sayfa:373

١٦٠

كَذَّبَتْ قَوْمُ لُوطٍ الْمُرْسَلينَ

(160) kezzebet kavmü lutinil murselun
Kavmi de yalanladı Lut peygamberini

1. kezzebet : yalanladı
2. kavmu : kavim
3. lût (ın) : Lut
4. el murselîne : gönderilenler, resûller

١٦١

اِذْ قَالَ لَهُمْ اَخُوهُمْ لُوطٌ اَلَا تَتَّقُونَ

(161) iz kale lehüm ehuhüm lutun ela tettekun
Zamanında onlara demişti kardeşleri Lut siz sakınmaz mısınız?

1. iz : olduğu zaman, olmuştu
2. kâle : dedi
3. lehum : onlar için, onlara
4. ehû-hum : onların kardeşi
5. lût (un) : Lut
6. e : mı
7. lâ tettekûne : takva sahibi olmayacaksınız

١٦٢

اِنّى لَكُمْ رَسُولٌ اَمينٌ

(162) inni leküm rasulün emin
Ben sizin için emin bir resulüm

1. innî : muhakkak ben
2. lekum : sizin için
3. resûlun : bir resûl
4. emînun : emin, güvenilir

١٦٣

فَاتَّقُوا اللّهَ وَاَطيعُونِ

(163) fettekullahe ve etiy’un
Artık Allah’tan sakının ve bana itaat edin

1. fe : artık, öyleyse
2. ittekû allâhe : Allah’a karşı takva sahibi olun, Allah’a ulaşmayı dileyin
3. ve etîû-ni : ve bana itaat edin

١٦٤

وَمَا اَسَْلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ اَجْرٍ اِنْ اَجْرِىَ اِلَّا عَلى رَبِّ الْعَالَمينَ

(164) ve ma es’elüküm aleyhi min ecr in ecriye illa ala rabbil alemin
Ben sizden istemiyorum buna karşılık ücret benim ücretim ancak alemlerin Rabbindendir

1. ve mâ es’elu-kum : ve ben sizden istemiyorum
2. aleyhi : ona
3. min ecrin : bir ücret
4. in : sadece, ancak
5. ecriye : benim ücretim
6. illâ : ancak, sadece
7. alâ : üzerine
8. rabbi el âlemîne : âlemlerin Rabbi

١٦٥

اَتَاْتُونَ الذُّكْرَانَ مِنَ الْعَالَمينَ

(165) e te’tunez zükrane minel alemin
Siz şehvetle erkeklere mi gidiyorsunuz? Daha önce görülmemiş

1. e te’tûne : gidiyor musunuz
2. ez zukrâne : erkekler
3. min el âlemîne : âlemlerden (insanlardan)

١٦٦

وَتَذَرُونَ مَا خَلَقَ لَكُمْ رَبُّكُمْ مِنْ اَزْوَاجِكُمْ بَلْ اَنْتُمْ قَوْمٌ عَادُونَ

(166) ve tezerune ma haleka leküm rabbüküm min ezvaciküm bel entüm kavmün adun
Ve bırakıyorsunuz Rabbinizin sizin için yarattığı zevcelerinizi hayır siz haddi aşan bir kavimsiniz

1. ve tezerûne : ve bırakıyorsunuz
2. : şeyi
3. halaka : yarattı
4. lekum : sizin için
5. rabbu-kum : sizin Rabbiniz
6. min ezvâci-kum : sizin eşlerinizden (kadınlarınızdan)
7. bel : hayır
8. entum : siz
9. kavmun : bir kavim
10. âdûne : azgın olanlar, haddi aşanlar

١٦٧

قَالُوا لَءِنْ لَمْ تَنْتَهِ يَالُوطُ لَتَكُونَنَّ مِنَ الْمُخْرَجينَ

(167) kalu leil lem tentehi ya lutu le tekunenne minel muhracin
Dediler eğer bundan vazgeçmezsen ya Lut oradan çıkarılanlardan olacaksın

1. kâlû : dediler
2. le : gerçekten
3. in : eğer
4. lem tentehi : sen vazgeçmezsen
5. yâ lûtu : ey Lut
6. le tekûnenne : sen mutlaka olacaksın
7. min el muhracîne : ihraç edilenlerden, çıkarılanlardan

١٦٨

قَالَ اِنّى لِعَمَلِكُمْ مِنَ الْقَالينَ

(168) kale inni li ameliküm minel kalin
(Lut) dedi kesinlikle ben sizin işlerinize buğz edenlerdenim

1. kâle : dedi
2. innî : muhakkak ben
3. li ameli-kum : sizin amellerinizi, yaptıklarınızı
4. min el kâlîne : şiddetle buğzedenlerden, tiksinenlerden

١٦٩

رَبِّ نَجِّنى وَاَهْلى مِمَّا يَعْمَلُونَ

(169) rabbi neccini ve ehli mimma ya’melun
Ey Rabbim! beni ve ailemi kurtar bunların yaptıklarından

1. rabbi : Rabbim
2. necci-nî : beni kurtar
3. ve ehlî : ve ehlim (ailem ve bana tâbî olanlar)
4. mimmâ (min mâ) : şeyden
5. ya’melûne : yapıyorlar

١٧٠

فَنَجَّيْنَاهُ وَاَهْلَهُ اَجْمَعينَ

(170) fe necceyna hü ve ehlehu ecmeiyn
(Sonuçta) biz kurtardık onu ve ehlini toptan

1. fe : böylece, bunun üzerine
2. necceynâ-hu : onu kurtardık
3. ve ehlehû : ve onun ehli (ailesi ve ona tâbî olanlar)
4. ecmaîne : hepsi

١٧١

اِلَّا عَجُوزًا فِى الْغَابِرينَ

(171) illa acuzen fil ğabirin
Ancak kocakarı geride kalanlar içindeydi

1. illâ : hariç
2. acûzen : ihtiyar kadın
3. fî el gâbirîne : geriye kalanların içinde

١٧٢

ثُمَّ دَمَّرْنَا الْاخَرينَ

(172) sümme demmernel aharin
Sonra diğerlerini helak ettik

1. summe : sonra
2. demmernâ : dumura uğrattık, nesillerini sona erdirdik
3. el âharîne : diğerleri

١٧٣

وَاَمْطَرْنَا عَلَيْهِمْ مَطَرًا فَسَاءَ مَطَرُ الْمُنْذَرينَ

(173) ve emtarna aleyhim metara fe sae metarul münzerin
Yağdırdık üzerlerine taş yağmuru yağan ne kötü idi uyarılanların (başına)

1. ve emtarnâ : ve (yağmur) yağdırdık
2. aleyhim : onların üzerine
3. mataran : yağmur
4. fe sâe : ne kötüdür
5. mataru : yağmuru
6. el munzerîne : uyarılanların

١٧٤

اِنَّ فى ذلِكَ لَايَةً وَمَا كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُؤْمِنينَ

(174) inne fi zalike le ayeh ve ma kane ekseruhüm mü’minin
Şüphesiz bunda bir ibret (vardır) onların çoğu olmadı iman edenlerden

1. inne : muhakkak
2. fî zâlike : bunda var
3. le : elbette, mutlaka
4. âyeten : bir âyet
5. ve mâ kâne : ve olmadı
6. ekseru-hum : onların çoğu
7. mu’minîne : îmân edenler, mü’min olanlar, Allah’a ulaşmayı dileyenler

١٧٥

وَاِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَزيزُ الرَّحيمُ

(175) ve inne rabbeke le hüvel azizür rahiym
Şüphesiz senin Rabbin O, güçlü merhamet sahibidir

1. ve inne : ve muhakkak
2. rabbe-ke : senin Rabbin
3. le huve : elbette o
4. el azîzu : azîz, yüce
5. er rahîmu : rahîm olan, rahmet nuru gönderen, Rahîm esması ile tecelli eden

١٧٦

كَذَّبَ اَصْحَابُ لَْيْكَةِ الْمُرْسَلينَ

(176) kezzebe ashabül eyketil murselin
Yalanladı eyke ashab-ı peygamberlerini

1. kezzebe : yalanladı
2. ashâbu : halk
3. el eyketi : Eyke
4. el murselîne : gönderilenler, resûller

١٧٧

اِذْ قَالَ لَهُمْ شُعَيْبٌ اَلَاتَتَّقُونَ

(177) iz kale lehüm şüaybün ela tettekun
O zaman şuayb onlara dedi siz sakınmaz mısınız

1. iz : olduğu zaman, olmuştu
2. kâle : dedi
3. lehum : onlar için, onlara
4. şuaybun : Şuayb
5. e : mı
6. lâ tettekûne : takva sahibi olmayacaksınız

١٧٨

اِنّى لَكُمْ رَسُولٌ اَمينٌ

(178) inni leküm rasulün emin
Gerçekten ben sizin için emin bir resulüm

1. innî : muhakkak ben
2. lekum : sizin için
3. resûlun : bir resûl
4. emînun : emin, güvenilir

١٧٩

فَاتَّقُوا اللّهَ وَاَطيعُونِ

(179) fettekullahe ve etiy’un
Artık Allah’tan sakının ve bana itaat edin

1. fe : artık, öyleyse
2. ittekû allâhe : Allah’a karşı takva sahibi olun, Allah’a ulaşmayı dileyin
3. ve etîû-ni : ve bana itaat edin

١٨٠

وَمَا اَسَْلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ اَجْرٍ اِنْ اَجْرِىَ اِلَّا عَلى رَبِّ الْعَالَمينَ

(180) ve ma es’elüküm aleyhi min ecr in ecriye illa ala rabbil alemin
Fakat sizden beklemiyorum bunun için ücret benim ücretim elbette ki alemlerin Rabbine aittir

1. ve mâ es’elu-kum : ve ben sizden istemiyorum
2. aleyhi : ona
3. min ecrin : bir ücret
4. in : sadece, ancak
5. ecriye : benim ücretim
6. illâ : ancak, sadece
7. alâ : üzerine
8. rabbi el âlemîne : âlemlerin Rabbi

١٨١

اَوْفُوا الْكَيْلَ وَلَا تَكُونُوا مِنَ الْمُخْسِرينَ

(181) evfül keyle ve la tekunu minel muhsirin
Ölçeği tam tutun eksiltenlerden olmayın

1. evfû : ifa edin
2. el keyle : ölçü
3. ve lâ tekûnû : ve olmayın
4. min el muhsirîne : muhsirinden, eksiltenlerden, nefsini hüsrana düşürenlerden

١٨٢

وَزِنُوا بِالْقِسْطَاسِ الْمُسْتَقيمِ

(182) vezinu bil kıstasil müstekım
ve teraziyi de doğru eşit tartın

1. vezinû : tartın
2. bi el kıstâsi : ölçü ile
3. el mustekîmi : istikamet üzere olanlar

١٨٣

وَلَا تَبْخَسُوا النَّاسَ اَشْيَاءَهُمْ وَلَا تَعْثَوْا فِى الْاَرْضِ مُفْسِدينَ

(183) ve la tebhasün nase eşyaehüm ve la ta’sev fil erdi mufsidin
Düşürmeyin insanların eşyalarının (değerlerini) taşkınlık yapmayın yeryüzünde fesat çıkararak

1. ve lâ tebhasu : ve eksiltmeyin, kısmayın
2. en nâse : insanlar
3. eşyâe-hum : onların şeyleri
4. ve : ve
5. lâ ta’sev : azgınlık, bozgunculuk yapmayın
6. fî el ardı : yeryüzünde
7. mufsidîne : fesat çıkaranlar

Sayfa:374

١٨٤

وَاتَّقوُا الَّذى خَلَقَكُمْ وَالْجِبِلَّةَ الْاَوَّلينَ

(184) vettekullezi halekaküm vel cibilletel evvelin
Siz yaratandan korkun ve evvelki halk topluluklarını (yaratandan da)

1. vettekû (ve ittekû) : ve takva sahibi olun
2. ellezî : ki o
3. halaka-kum : sizi yarattı
4. ve el cibillete : ve insan topluluğu
5. el evvelîne : evvelkiler

١٨٥

قَالُوا اِنَّمَا اَنْتَ مِنَ الْمُسَحَّرينَ

(185) kalu innema ente minel müsahharin
Dediler sen ancak büyülenmişlerdensin

1. kâlû : dediler
2. innemâ : ancak, sadece
3. ente : sen
4. min : den, dan
5. el musahharîne : sihir yapılmış olanlar, büyülenmişler

١٨٦

وَمَا اَنْتَ اِلَّا بَشَرٌ مِثْلُنَا وَاِنْ نَظُنُّكَ لَمِنَ الْكَاذِبينَ

(186) ve ma ente illa beşerum mislüna ve in nezunnüke le minel kazibin
Sen öyle ki bizler gibi beşersin biz seni zannediyoruz mutlaka yalancılardan

1. ve mâ : ve değil
2. ente : sen
3. illâ beşerun : bir beşerden başka, bir insandan başka
4. mislu-nâ : bizim gibi
5. ve in : ve eğer, olsa
6. nazunnu-ke : biz seni zannediyoruz, sanıyoruz
7. le : gerçekten, elbette, mutlaka
8. min el kâzibîne : yalancılardan

١٨٧

فَاَسْقِطْ عَلَيْنَا كِسَفًا مِنَ السَّمَاءِ اِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِقينَ

(187) fe eskit aleyna kisefem mines semai in künte mines sadikın
Hemen üzerimize düşür semadan bir parça eğer doğru söyleyenlerdensen

1. fe : öyleyse
2. eskıt : düşür
3. aleynâ : bizim üzerimize
4. kisefen : bir parça
5. min es semâi : gökyüzünden
6. in kunte : eğer sen isen
7. min es sâdıkîne : doğru söyleyenlerden

١٨٨

قَالَ رَبّى اَعْلَمُ بِمَا تَعْمَلُونَ

(188) kale rabbi a’lemü bi ma ta’melun
(Şuayb) dedi Rabbim daha iyi bilir sizin yaptığınızı

1. kâle : dedi
2. rabbî : Rabbim
3. a’lemu : daha iyi bilir, çok iyi bilir
4. bi mâ : şeyi
5. ta’melûne : siz yapıyorsunuz

١٨٩

فَكَذَّبُوهُ فَاَخَذَهُمْ عَذَابُ يَوْمِ الظُّلَّةِ اِنَّهُ كَانَ عَذَابَ يَوْمٍ عَظيمٍ

(189) fe kezzebuhü fe ehazehüm azabü yevmiz zulleh innehu kane azabe yevmin aziym
Böylece onu yalanladılar hemen onları yakalayıverdi gölge gününün azabı elbette ki o büyük bir günün azabı idi

1. fe : böylece
2. kezzebû-hu : onu yalanladılar
3. fe : böylece, bunun üzerine
4. ehaze-hum : onları aldı, yakaladı
5. azâbu : azap
6. yevmi : gün
7. ez zulleti : gölge
8. inne-hu : muhakkak ki o
9. kâne : oldu
10. azâbe : azap
11. yevmin : gün
12. azîmin : azîm, büyük

١٩٠

اِنَّ فى ذلِكَ لَايَةً وَمَا كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُؤْمِنينَ

(190) inne fi zalike le ayeh ve ma kane ekseruhüm mü’minin
Gerçekten bunda bir ibret vardır onların ekserisi olmadı iman edenlerden

1. inne : muhakkak
2. fî zâlike : bunda var
3. le : elbette, mutlaka
4. âyeten : bir âyet, delil, ibret
5. ve mâ kâne : ve olmadı
6. ekseru-hum : onların çoğu
7. mu’minîne : îmân edenler, mü’min olanlar (Allah’a ulaşmayı dileyenler)

١٩١

وَاِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَزيزُ الرَّحيمُ

(191) ve inne rabbeke le hüvel azizür rahiym
Şüphesiz senin Rabbin o, güçlü merhamet sahibidir

1. ve inne : ve muhakkak
2. rabbe-ke : senin Rabbin
3. le huve : elbette o
4. el azîzu : azîz, yüce
5. er rahîmu : rahîm olan, rahmet nuru gönderen,

١٩٢

وَاِنَّهُ لَتَنْزيلُ رَبِّ الْعَالَمينَ

(192) ve innehu le tenzilü rabbil alemin
Şüphesiz bu (kur’an) alemlerin Rabbiden indirilmedir

1. ve inne-hu : ve muhakkak ki o
2. le : elbette, gerçekten
3. tenzîlu : indirmesi
4. rabbi : Rabbi
5. el âlemîne : âlemler

١٩٣

نَزَلَ بِهِ الرُّوحُ الْاَمينُ

(193) nezele bihir ruhul emin
Onu ruhul emin vasıtası ile indirdi

1. nezele : indirdi
2. bi-hi : onu
3. er rûhu el emînu : Ruh’ûl Emin, Cebrail (A.S)

١٩٤

عَلى قَلْبِكَ لِتَكُونَ مِنَ الْمُنْذِرينَ

(194) ala kalbike li tekune minel münzirin
Senin kalbine uyarıcılardan olasın diye

1. alâ kalbi-ke : senin kalbine
2. li : için
3. tekûne : senin olman
4. min el munzirîne : nezirlerden, uyaranlardan

١٩٥

بِلِسَانٍ عَرَبِىٍّ مُبينٍ

(195) bi lisanin arabiyyim mübin
Açık bir arapça dil ile

1. bi : ile
2. lisânin : dil, lisan
3. arabiyyin : Arapça
4. mubînin : apaçık

١٩٦

وَاِنَّهُ لَفى زُبُرِ الْاَوَّلينَ

(196) ve innehu lefi zübüril evvelin
Muhakkak o evvelkilerin kitabında da (vardır)

1. ve inne-hu : ve muhakkak ki o
2. le : elbette, mutlaka
3. : … da vardır
4. zuburi : Zeburlar, kitaplar, sayfalar
5. el evvelîne : evvelkiler

١٩٧

اَوَ لَمْ يَكُنْ لَهُمْ ايَةً اَنْ يَعْلَمَهُ عُلَمؤُا بَنى اِسْرَاءلَ

(197) e ve lem yekül lehüm ayeten ey ya’lemehu ulemaü beni israil
Oluyor mu? onlara bir delil onu bilmiş olup söylemeleri israil oğullarından alimlerin

1. e : mı
2. ve lem yekun : ve olmadı
3. lehum : onlara, onlar için
4. âyeten : bir âyet, delil
5. en ya’leme-hu : onu bilmesi
6. ulemâu : ulemalar, âlimler
7. benî isrâîle : İsrailoğulları

١٩٨

وَلَوْ نَزَّلْنَاهُ عَلى بَعْضِ الْاَعْجَمينَ

(198) ve lev nezzelnahü ala ba’dil a’cemin
Eğer onu indirseydik arap olmayanlardan birine

1. ve lev : ve olsa, eğer
2. nezzelnâ-hu : ona indirdik
3. alâ : üzerine
4. ba’dı : bir kısım
5. el a’cemîne : Arap olmayanlar

١٩٩

فَقَرَاَهُ عَلَيْهِمْ مَا كَانوُا بِه مُؤْمِنينَ

(199) fe karaehu aleyhim ma kanu bihi mü’minin
Ve onu kendilerine okusaydı (yine) ona iman etmezlerdi

1. fe : böylece
2. karae-hu : onu okudu
3. aleyhim : onlara
4. mâ kânû : olmadılar
5. bi-hî : ona
6. mu’minîne : îmân edenler, mü’min olanlar

٢٠٠

كَذلِكَ سَلَكْنَاهُ فى قُلُوبِ الْمُجْرِمينَ

(200) kezalike seleknahü fi kulubil mücrimin
Böylece onu biz soktuk mücrimlerin kalplerine

1. kezâlike : işte böyle
2. seleknâ-hu : biz onu soktuk
3. : içine
4. kulûbi : kalpler
5. el mucrimîne : mücrimler, suçlular, günahkârlar

٢٠١

لَايُؤْمِنُونَ بِه حَتّى يَرَوُا الْعَذَابَ الْاَليمَ

(201) la yü’minune bihi hatta yeravül azabel elim
Ona inanmayacaklar öyle ki elim azabı görünceye kadar,

1. lâ yu’minûne : inanmazlar, mü’min olmazlar
2. bi-hî : ona
3. hattâ : oluncaya kadar, olmadıkça
4. yeravu : görürler
5. el azâbe : azap
6. el elîme : elîm, acı

٢٠٢

فَيَاْتِيَهُمْ بَغْتَةً وَهُمْ لَايَشْعُرُونَ

(202) fe ye’tiyehüm bağtetev ve hüm la yeş’urun
Ama o (azap ansızın) geldiğinde inanacaklar onların farkında olmadıkları (zamanda)

1. fe : böylece
2. ye’tîye-hum : onlara gelecek, gelir
3. bagteten : ansızın
4. ve hum : ve onlar
5. lâ yeş’urûne : farkında olmazlar, olamazlar

٢٠٣

فَيَقُولُوا هَلْ نَحْنُ مُنْظَرُونَ

(203) fe yekulu hel nahnü münzarun
Ve diyecekler ki biz mühlet verilenlerden (olur) muyuz?

1. fe : o zaman
2. yekûlû : söylerler, derler
3. hel : mı
4. nahnu : biz
5. munzarûne : bekletilenler, mühlet verilenler

٢٠٤

اَفَبِعَذَابِنَا يَسْتَعْجِلُونَ

(204) e fe bi azabina yesta’cilun
Bizim azabımızı acele mi istiyorlardı

1. e : mı
2. fe : öyleyse, yoksa
3. bi azâbi-nâ : bizim azabımızı
4. yesta’cilûne : acele istiyorlar

٢٠٥

اَفَرَاَيْتَ اِنْ مَتَّعْنَاهُمْ سِنينَ

(205) e feraeyte im metta’nahüm sinin
Söyleyin bana, onları senelerce faydalandırmış olsak da mı

1. e : mı
2. fe : öyleyse, böylece, işte
3. raeyte : sen gördün
4. in : eğer, olsa bile
5. metta’nâ-hum : onları metalandırdık, yararlandırdık
6. sinîne : seneler, yıllar

٢٠٦

ثُمَّ جَاءَهُمْ مَا كَانُوا يُوعَدُونَ

(206) sümme caehüm ma kanu yuadun
Sonra onlara geldi söylenen azap

1. summe : sonra
2. câe-hum : onlar geldi
3. : şey
4. kânû : oldular
5. yûadûne : vaadolundular

Sayfa:375

٢٠٧

مَا اَغْنى عَنْهُمْ مَا كَانُوا يُمَتَّعُونَ

(207) ma ağna anhüm ma kanu yümetteun
fayda vermez onlara metalandırıldıkları şeyler

1. mâ agnâ an-hum : onlara fayda vermez
2. : şey
3. kânû : oldular
4. yumetteûne : metalandırılırlar

٢٠٨

وَمَا اَهْلَكْنَا مِنْ قَرْيَةٍ اِلَّا لَهَا مُنْذِرُونَ

(208) ve ma ehlekna min karyetin illa leha münzirun
Biz hiçbir memleketi helak etmemişizdir kendisi için uyarıcılar gelmeden önce

1. ve mâ ehleknâ : ve biz helâk etmedik
2. min karyetin : (kasabalardan) bir kasabayı
3. illâ : den başka, olmaksızın, olmadıkça
4. lehâ : onun, ona
5. munzirûne : nezirler, uyarıcılar

٢٠٩

ذِكْرى وَمَا كُنَّا ظَالِمينَ

(209) zikra ve ma künna zalimin
(Onlara) öğüt verilmiş bizler, zalimler değiliz

1. zikrâ : hatırla, zikret
2. ve mâ kunnâ : ve biz olmadık
3. zâlimîne : zalimler, zulmedenler

٢١٠

وَمَا تَنَزَّلَتْ بِهِ الشَّيَاطينُ

(210) ve ma tenezzelet bihiş şeyatiyn
İndirmedi o’nu (kur’an’ı) şeytanlar

1. ve mâ tenezzelet : ve indirmedi
2. bi-hi : onu
3. eş şeyâtînu : şeytanlar

٢١١

وَمَا يَنْبَغى لَهُمْ وَمَا يَسْتَطيعُونَ

(211) ve ma yembeğiy lehüm ve ma yestetiy’un
Onların haddi değildir ve güçleri de yetmez

1. ve mâ yenbagî : ve yakışmaz
2. lehum : onlara
3. ve mâ yestetîûne : ve muktedir olamazlar, güçleri yetmez

٢١٢

اِنَّهُمْ عَنِ السَّمْعِ لَمَعْزُولُونَ

(212) innehüm anis sem’i le ma’zulun
Kesinlikle onlar işitmekten uzaklaştırılmışlardır

1. inne-hum : muhakkak ki onlar
2. anis sem’i (an es sem’i) : işitmekten
3. le : gerçekten, kesinlikle, kesin olarak
4. ma’zûlûne : azledilmiş olanlar, uzak tutulmuş, men edilmiş olanlar

٢١٣

فَلَا تَدْعُ مَعَ اللّهِ اِلهًا اخَرَ فَتَكُونَ مِنَ الْمُعَذَّبينَ

(213) fe la ted’u meallahi ilahen ahara fe tekune minel müazzebin
O halde kulluk etme Allah ile beraber başka bir ilaha, yoksa olursunuz azap edilenlerden

1. fe : artık, öyleyse
2. lâ ted’u : dua etme
3. meallâhi (mea allâhi) : Allah ile beraber
4. ilâhen : ilâh
5. âhara : diğer
6. fe : öyleyse, o taktirde
7. tekûne : sen olursun
8. min el muazzebîne : azap edilenlerden

٢١٤

وَاَنْذِرْ عَشيرَتَكَ الْاَقْرَبينَ

(214) ve enzir aşiratekel akrabin
Uyar aşiretinden akrabalarından (olanları)

1. ve enzir : ve uyar
2. aşîrete-ke : senin aşiretin, akrabalar topluluğun
3. el akrebîne
(karib)
: en yakın
: (yakın)

٢١٥

وَاخْفِضْ جَنَاحَكَ لِمَنِ اتَّبَعَكَ مِنَ الْمُؤْمِنينَ

(215) vahfid cenahake li menit tebeake minel mü’minin
Şefkat kanadını ger mü’minlerden sana tabi olanlara

1. vahfıd cenâha-ke : kanatlarını indir, kanatlarını ger
2. li men : kimselere
3. ittebea-ke : sana tâbî oldular
4. min el mu’minîne : mü’minlerden

٢١٦

فَاِنْ عَصَوْكَ فَقُلْ اِنّى بَرىءٌ مِمَّا تَعْمَلُونَ

(216) fe in asavke fe kul inni beriüm mimma ta’melun
Sana isyan ederlerse söyleyiver gerçekten ben sizin yaptıklarınızdan beriyim

1. fe : fakat, o taktirde
2. in : şâyet, eğer
3. asav-ke : sana asi oldular, isyan ettiler
4. fe : o taktirde, o zaman
5. kul : de, söyle
6. innî : muhakkak ki ben
7. berîun : uzak
8. mimmâ (min mâ) : şeyden
9. ta’melûne : yapıyorsunuz

٢١٧

وَتَوَكَّلْ عَلَى الْعَزيزِ الرَّحيمِ

(217) ve tevekkel alel azizir rahiym
Tevekkül et güçlü, merhamet sahibi olana

1. ve tevekkel : ve tevekkül et, güven
2. alel azîzi (alâ el azîzi) : azîz olana, yüce olana
3. er rahîmi : rahmet nuru gönderen, rahîm esmasıyla tecelli eden

٢١٨

اَلَّذى يَريكَ حينَ تَقُومُ

(218) ellezi yerake hiyne tekum
O ki seni görüyor kıyama kalktığın zaman

1. ellezî : ki o
2. yerâ-ke : seni görür
3. hîne : o zaman, olduğu zaman
4. tekûmu : sen kıyam ediyorsun

٢١٩

وَتَقَلُّبَكَ فِى السَّاجِدينَ

(219) ve tekallübeke fis sacidin
Senin yürümeni de secde edenler içinde

1. ve tekallube-ke : ve senin dönmen
2. : içinde, arasında
3. es sâcidîne : secde edenler

٢٢٠

اِنَّهُ هُوَ السَّميعُ الْعَليمُ

(220) innehu hüves semiul alim
Şüphesiz O! O işiten ve bilendir

1. inne-hu : muhakkak ki o
2. huve : o
3. es semîu : sem’îdir, en iyi işitendir
4. el alîmu : alîmdir, en iyi bilendir

٢٢١

هَلْ اُنَبِّءُكُمْ عَلى مَنْ تَنَزَّلُ الشَّيَاطينُ

(221) hel ünebbiüküm ala men tenezzelüş şeyatiyn
Size haber vereyim mi? şeytanların kimin üzerine indiğini

1. hel : mı
2. unebbiu-kum : size haber vereyim
3. alâ men : kimse(ler)e, kişilere
4. tenezzelu : iner
5. eş şeyâtînu : şeytanlar

٢٢٢

تَنَزَّلُ عَلى كُلِّ اَفَّاكٍ اَثيمٍ

(222) tenezzelü ala külli effakin esim
Üzerine iner her iftiracı, yalanlayıcının

1. tenezzelu : iner
2. alâ kulli : hepsine
3. effâkin : (ağır) iftira edenler, yalan söyleyenler
4. esîmin : günah işleyenler, günahkârlar

٢٢٣

يُلْقُونَ السَّمْعَ وَاَكْثَرُهُمْ كَاذِبُونَ

(223) yülkunes sem’a ve ekseruhüm kazibun
Kulak verip dinlerler onların çoğu yalancıdırlar

1. yulkûnes sem’a : kulak verirler, dinlerler
2. ve ekseru-hum : ve onların çoğu
3. kâzibûne : yalancılar

٢٢٤

وَالشُّعَرَاءُ يَتَّبِعُهُمُ الْغَاوُنَ

(224) veş şüaraü yettebiuhümül ğavun
Şairler ise o dalalet yoluna tâbi olurlar

1. ve eş şuarâu : ve şairler
2. yettebiu-hum : onlara tâbî olurlar
3. el gâvune : azgınlar

٢٢٥

اَلَمْ تَرَ اَنَّهُمْ فى كُلِّ وَادٍ يَهيمُونَ

(225) e lem tera ennehüm fi külli vadiy yehimun
Görmez misiniz? gerçekten onlar her vadide avare dolaşırlar

1. e lem tera : görmüyor musun, görmedin mi
2. enne-hum : onların ….. olduğunu
3. fî kulli vâdin : bütün vadilerde
4. yehîmûne : şaşkın şaşkın dolaşıyorlar, hayal peşinde koşuyorlar

٢٢٦

وَاَنَّهُمْ يَقُولُونَ مَالَا يَفْعَلُونَ

(226) ve ennehüm yekulune ma la yef’alun
Ve onlar söylerler yapmadıklarını

1. ve enne-hum : ve onların ….. olduğunu, muhakkak ki onlar
2. yekûlûne : diyorlar, söylüyorlar, söylerler
3. : şeyler
4. lâ yef’alûne : yapmıyorlar

٢٢٧

اِلَّا الَّذينَ امَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَذَكَرُوا اللّهَ كَثيرًا وَانْتَصَرُوا مِنْ بَعْدِ مَا ظُلِمُوا وَسَيَعْلَمُ الَّذينَ ظَلَمُوا اَىَّ مُنْقَلَبٍ يَنْقَلِبُونَ

(227) illellezine amenu ve amilus salihati ve zekerullahe kesirav ventesaru mim ba’di ma zulimu ve seya’lemüllezine zalemu eyye münkalebiy yenkalibun
Ancak iman edip salih amel işleyenler Allah’ı çok ananlar yardım edilenler (hariç). Zulme uğramalarından sonra zulmedenler ilerde bilecekler hangi akıbet ile döndürüleceklerini

1. illellezîne (illâ ellezîne) : onlar, o kimseler hariç
2. âmenû : âmenû olanlar, Allah’a ulaşmayı dileyenler
3. ve amilu es sâlihâti : ve salih amel işleyenler, nefs tezkiyesi yapanlar
4. ve zekerû : ve zikrettiler
5. allâhe : Allah
6. kesîran : çok
7. ventesarû (ve intesarû) : ve yardım alanlar, yardım edilenler
8. min ba’di : ondan sonra
9. mâ zulimû : (kendilerine) zulüm yapıldılar
10. ve se ya’lemu : ve bilecekler
11. ellezîne : o kimseler
12. zalemû : zulmettiler
13. eyye : hangi
14. munkalebin : döndürülen yer, dönüş yeri
15. yenkalibûne : dönecekler

27-NEML

Sayfa:376

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ

١

طس تِلْكَ ايَاتُ الْقُرْانِ وَكِتَابٍ مُبينٍ

(1) ta sin tilke ayatül kur’ani ve kitabim mübin
Ta – sin bunlar ayetleridir kur’an’ı açıklayan kitabın

1. tâ sîn : tâ sîn
2. tilke : bu, bunlar
3. âyâtu : âyetler
4. el kur’âni : Kur’ân-ı Kerim
5. ve kitâbin : ve kitap
6. mubînin : apaçık

٢

هُدًى وَبُشْرى لِلْمُؤْمِنينَ

(2) hüdev ve büşra lil mü’minin
Bir müjde ve hidayettir mü’minlere

1. huden : hidayete erdirici
2. ve buşrâ : ve müjdeleyici
3. li el mu’minîne : mü’minler için, mü’minleri

٣

اَلَّذينَ يُقيمُونَ الصَّلوةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكوةَ وَهُمْ بِالْاخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ

(3) ellezine yükiymunes salate ve yü’tunez zekate ve hüm bil ahirati hüm yukinun
O kimseler ki namazı doğru kılarlar zekatını verirler ve onlar âhirete de yakinen inanırlar

1. ellezîne : ki onlar
2. yukîmûne : ikame ederler
3. es salâte : namaz
4. ve yu’tûne : ve verirler
5. ez zekâte : zekât
6. ve hum : ve onlar
7. bi el âhıreti : ahirete
8. hum yûkınûne : onlar yakîn (sahibi) olarak inanırlar

٤

اِنَّ الَّذينَ لَايُؤْمِنُونَ بِالْاخِرَةِ زَيَّنَّا لَهُمْ اَعْمَالَهُمْ فَهُمْ يَعْمَهُونَ

(4) innellezine la yü’minune bil ahirati zeyyenna lehüm a’malehüm fe hüm ya’mehun
Gerçekten âhirete inanmayanların süsledik amellerini kendilerine artık onlar bocalar kalırlar

1. inne ellezîne : muhakkak ki onlar
2. lâ yu’minûne : mü’min olmazlar, inanmazlar
3. bi el âhireti : ahirete (Allah’a ruhun ulaşmasına)
4. zeyyennâ : süsledik
5. lehum : onlar için, onlara
6. a’mâle-hum : onların amelleri, amelleri
7. fe : böylece
8. hum : onlar
9. ya’mehûne : (şaşkın bir halde) bocalarlar

٥

اُولءِكَ الَّذينَ لَهُمْ سُوءُ الْعَذَابِ وَهُمْ فِى الْاخِرَةِ هُمُ الْاَخْسَرُونَ

(5) ulaikellezine lehüm suül azabi ve hüm fil ahirati hümül ahserun
İşte bunlar o kimselerdir ki azabın kötüsü onlarındır ve âhirette de onlar hüsran içindedirler

1. ulâike : işte onlar
2. ellezîne : onlar
3. lehum : onlar için vardır
4. sûu el azâbi : azabın kötüsü
5. ve hum : ve onlar
6. fî el âhıreti : ahirette
7. hum : onlar
8. el ahserûne : en çok hüsrana uğrayanlar

٦

وَاِنَّكَ لَتُلَقَّى الْقُرْانَ مِنْ لَدُنْ حَكيمٍ عَليمٍ

(6) ve inneke le tülekkal kur’ane mil ledün hakimin alim
Gerçekten senin kalbine bırakılıyor kur’an’ı bilen hikmet sahibi tarafından

1. ve inne-ke : ve muhakkak ki sen, ve muhakkak ki sana
2. le : mutlaka
3. tulekka : ilka ediliyor, ulaştırılıyor
4. el kur’âne : Kur’ân
5. min ledun : katından, gizli ilminden
6. hakîmin : hakîm olan, hüküm ve hikmet sahibi olan
7. alîmin : alîm olan, en iyi bilen

٧

اِذْ قَالَ مُوسى لِاَهْلِه اِنّى انَسْتُ نَارًا سَاتيكُمْ مِنْهَا بِخَبَرٍ اَوْ اتيكُمْ بِشِهَابٍ قَبَسٍ لَعَلَّكُمْ تَصْطَلُونَ

(7) iz kale musa li ehlihi inni anestü nara seatiküm minha bi haberin ev atiküm bi şihabin kabesil lealleküm tastalun
O zaman musa ailesine dedi gerçekten ben bir ateş hissettim size getireceğim ondan bir haber yahut size getireceğim yanan ateşten bir parça olur ki siz ısınırsınız

1. iz : olduğu zaman
2. kâle : dedi
3. mûsâ : Musa
4. li ehlihî : ehline, ailesine
5. innî : muhakkak ben, gerçekten ben
6. ânestu : farkettim (gördüm)
7. nâren : bir ateş
8. se âtî-kum : size getireceğim
9. min-hâ : ondan
10. bi haberin : bir haberi
11. ev : veya
12. âtî-kum : size getireceğim
13. bi şihâbin : kor halinde
14. kabesin : ateş
15. lealle-kum : böylece siz
16. tastalûne : ısınırsınız

٨

فَلَمَّا جَاءَهَا نُودِىَ اَنْ بُورِكَ مَنْ فِى النَّارِ وَمَنْ حَوْلَهَا وَسُبْحَانَ اللّهِ رَبِّ الْعَالَمينَ

(8) felemma cae ha nudiye em burike men fin nari ve men havleha ve sübhanellahi rabbil alemin
Böylece varınca yanına nida olundu mübarek kılındı ateşin (bulunduğu) yer ve etrafındakiler Allah noksanlıktan münezzehtir alemlerin Rabbi olan

1. fe : artık, böylece
2. lemmâ : olduğu zaman
3. câe-hâ : oraya geldi
4. nûdiye : nida edildi, seslenildi
5. en bûrike : mübarek kılındı
6. men : kimse(ler)
7. fî en nâri : ateşin içinde, yanında
8. ve : ve
9. men : kimse(ler)
10. havle-hâ : onun etrafında
11. ve subhâne allâhi : ve Allah
12. rabbi el âlemîne : âlemlerin Rabbi

٩

يَا مُوسى اِنَّهُ اَنَا اللّهُ الْعَزيزُ الْحَكيمُ

(9) ya musa innehu enellahül azizül hakim
Ya Musa gerçek şu ki güç, hüküm sahibi Allah benim

1. : ey
2. mûsâ : Musa
3. inne-hû : muhakkak ki o
4. enallâhu (ene allâhu) : ben Allah’ım
5. el azîzu : azîz, yüce
6. el hakîmu : hakîm, hüküm ve hikmet sahibi olan

١٠

وَاَلْقِ عَصَاكَ فَلَمَّا رَاهَا تَهْتَزُّ كَاَنَّهَا جَانٌّ وَلّى مُدْبِرًا وَلَمْ يُعَقِّبْ يَا مُوسى لَاتَخَفْ اِنّى لَايَخَافُ لَدَىَّ الْمُرْسَلُونَ

(10) ve elki asake felemma raaha tehtezzü ke enneha cannüv vella müdbirav ve lem yüakkib ya musa la tehaf inni la yehafü ledeyyel murselun
Asanı bırak bırakınca onu gördü kımıldayan ejderha gibi dönüp kaçtı ardına bakmadan ya Musa korkma şüphe yok ki benim yanımda peygamberler korkmaz

1. ve elkı : ve at
2. asâ-ke : senin asan
3. fe : böylece, bunun üzerine, o zaman
4. lemmâ : olduğu zaman, olunca
5. reâ-hâ : onu gördü
6. tehtezzu : hareket ediyor
7. ke : gibi
8. enne-hâ : onun olduğunu
9. cânnun : yılan
10. vellâ : geri döndü, kaçtı
11. mudbiren : arkasına dönen
12. ve lem yuakkıb : ve arkasına bakmadı
13. yâ mûsâ : ey Musa
14. lâ tehaf : korkma
15. innî : muhakkak ben
16. lâ yehâfu : korkmaz
17. ledeyye : benim yanımda, benim katımda, huzurumda

١١

اِلَّا مَنْ ظَلَمَ ثُمَّ بَدَّلَ حُسْنًا بَعْدَ سُوءٍ فَاِنّى غَفُورٌ رَحيمٌ

(11) illa men zaleme sümme beddele husnem ba’de suin fe inni ğafurur rahiym
Ancak kim zulmedip sonra arkasından kötülüğü iyiliğe çevirmişse velakin ben Bağışlayıcı Merhamet sahibiyim

1. illâ : hariç
2. men : kim
3. zaleme : zulmetti
4. summe : sonra
5. beddele : çevirdi, değiştirdi
6. husnen : iyilik
7. ba’de : sonra
8. sûin : kötülük
9. fe innî : o zaman muhakkak ben
10. gafûrun : gafûr, mağfiret eden
11. rahîmun : rahîm olan, rahîm esmasıyla tecelli eden

١٢

وَاَدْخِلْ يَدَكَ فى جَيْبِكَ تَخْرُجْ بَيْضَاءَ مِنْ غَيْرِ سُوءٍ فى تِسْعِ ايَاتٍ اِلى فِرْعَوْنَ وَقَوْمِه اِنَّهُمْ كَانُوا قَوْمًا فَاسِقينَ

(12) ve edhil yedeke fi ceybike tahruc beydae min ğayri suin fi tis’i ayatin ila fir’avne ve kavmi innehüm kanu kavmen fasikın
Ve elini koynuna sok bembeyaz çıksın hiç kusursuz dokuz mucize ile firavun ve kavmine (git) çünkü onlar yoldan çıkan bir kavimdiler

1. ve edhıl : ve dahil et, sok
2. yede-ke : elini
3. fî ceybi-ke : koynuna
4. tahruc : çıkar
5. beydâe : beyaz (nurlu)
6. min gayri : olmaksızın
7. sûin : kötülük
8. : içinde
9. tis’ı : dokuz (9)
10. âyâtin : âyet, mucize
11. ilâ fir’avne : firavuna
12. ve kavmi-hi : ve onun kavmi
13. inne-hum : muhakkak onlar
14. kânû : oldular
15. kavmen : bir kavim
16. fâsikîne : fasıklar

١٣

فَلَمَّا جَاءَتْهُمْ ايَاتُنَا مُبْصِرَةً قَالُوا هذَا سِحْرٌ مُبينٌ

(13) felemma caethüm ayatüna mübsiraten kalu haza sihrum mübin
Bir süre sonra onlara geldi apaçık mucizelerimiz bu açık bir sihirdir dediler

1. fe : böylece
2. lemmâ : olduğu zaman
3. câet-hum : onlara geldi
4. âyâtu-nâ : âyetlerimiz
5. mubsıraten : görünür halde
6. kâlû : dediler
7. hâzâ : bu
8. sihrun : sihir, büyü
9. mubînun : apaçık

Sayfa:377

١٤

وَجَحَدُوا بِهَا وَاسْتَيْقَنَتْهَا اَنْفُسُهُمْ ظُلْمًا وَعُلُوًّا فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُفْسِدينَ

(14) ve cehadu biha vesteykanetha enfüsühüm zulmev ve ulüvva fenzur keyfe kane akibetül müfsidin
Onunla mücadele ettiler ona yakinen inanıldığı halde kendileri nefislerinde ki zulüm ve kibirlerinden ama bak nasıl oldu fesatçıların akıbeti

1. ve cehadû : ve bile bile, bilerek inkâr ettiler
2. bihâ : onu
3. vesteykanethâ : ve onu yakîn olarak bildiler (inandılar)
4. enfusu-hum : kendileri, nefsleri
5. zulmen : zulmederek
6. ve uluvven : ve büyüklenerek
7. fenzur (fe unzur) : o zaman, öyleyse bak
8. keyfe : nasıl
9. kâne : oldu
10. âkıbetu : akıbetler, sonlar
11. el mufsidîne : müfsitler, fesat çıkaranlar

١٥

وَلَقَدْ اتَيْنَا دَاوُدَ وَسُلَيْمنَ عِلْمًا وَقَالَا الْحَمْدُ لِلّهِ الَّذى فَضَّلَنَا عَلى كَثيرٍ مِنْ عِبَادِهِ الْمُؤْمِنينَ

(15) ve le kad ateyna davede ve süleymane ilma ve kalel hamdü lillahil lezi faddalena ala kesirim min ibadihil mü’minin
Yemin olsun biz verdik Davut’a Süleyman’a ilim Allah’a hamd olsun dediler o ki bizi üstün kıldı bir çoğundan mü’min kullarını

1. ve lekad : ve andolsun
2. âteynâ : biz verdik
3. dâvûde : Davut
4. ve suleymâne : ve Süleyman
5. ilmen : ilim
6. ve kâlâ : ve (ikisi) dediler
7. el hamdu : hamd
8. li allâhi : Allah’a
9. ellezî : ki o
10. faddale-nâ : bizi üstün kıldı
11. alâ kesîrin : çoğuna
12. min ibâdi-hi : kullarından
13. el mu’minîne : mü’minler, mü’min olanlar

١٦

وَوَرِثَ سُلَيْمنُ دَاوُدَ وَقَالَ يَا اَيُّهَا النَّاسُ عُلِّمْنَا مَنْطِقَ الطَّيْرِ وَاُوتينَا مِنْ كُلِّ شَىْءٍ اِنَّ هذَا لَهُوَ الْفَضْلُ الْمُبينُ

(16) ve verise süleymanü davuda ve kale ya eyyühen nasü ullimna mentikat tayri ve utina min külli şey inne haza le hüvel fadlül mübin
mirasçı olup Süleyman Davud’a dedi ki ey insanlar! bize kuş dili öğretildi ve bize her şeyden verildi şüphesiz ki bu fazlı-u ihsanın ta kendisidir

1. ve varise : ve varis oldu, mirasçı oldu
2. suleymânu : Süleyman
3. dâvûde : Davut
4. ve kâle : ve dedi
5. yâ eyyuhâ : ey
6. en nâsu : insanlar
7. ullim-nâ : bize öğretildi
8. mentıka : nutuk, dil, lisan
9. et tayrı : kuşlar
10. ve ûtî-nâ : ve bize verildi
11. min kulli şey’in : herşeyden
12. inne : muhakkak
13. hâzâ : bu
14. le huve : muhakkak ki o
15. el fadlu : fazl, üstünlük
16. el mubînu : apaçık

١٧

وَحُشِرَ لِسُلَيْمنَ جُنُودُهُ مِنَ الْجِنِّ وَالْاِنْسِ وَالطَّيْرِ فَهُمْ يُوزَعُونَ

(17) ve huşira li süleymane cünudühu minel cinni vel insi vet tayri fe hüm yuzeun
Toplandı Süleyman’ın orduları cinlerden kuşlardan ve insanlardan bunlar toplanıp düzene konuluyordu

1. ve huşire : ve toplandı
2. li suleymâne : Süleyman için
3. cunûdu-hu : onun orduları
4. min : dan
5. el cinni : cinler
6. ve el insi : ve insanlar
7. ve et tayrı : ve kuş(lar)
8. fe : böylece, bundan sonra
9. hum : onlar
10. yûzeûne : düzenlendi

١٨

حَتّى اِذَا اَتَوْا عَلى وَادِ النَّمْلِ قَالَتْ نَمْلَةٌ يَا اَيُّهَا النَّمْلُ ادْخُلُوا مَسَاكِنَكُمْ لَايَحْطِمَنَّكُمْ سُلَيْمنُ وَجُنُودُهُ وَهُمْ لَايَشْعُرُونَ

(18) hatta iza etev ala vadin nemli kalet nemletün ya eyyühen nemlü dhulu mesakineküm la yahtimenneküm süleymanü ve cünudühü ve hüm la yeş’urun
Hatta varılınca karınca vadisine dişi bir karınca dedi ey karıncalar! yuvalarınıza giriniz sizi sakın ezip çiğnemesin Süleyman ve orduları kendileri (sizi) fark etmeyerek

1. hattâ : sonunda, olunca
2. izâ : olduğu zaman
3. etev : geldiler
4. alâ vâdin nemli : karınca vadisine
5. kâlet : dedi
6. nemletun : bir karınca
7. yâ eyyuhâ : ey
8. en nemlu : karıncalar (topluluğu)
9. udhulû : girin
10. mesâkine-kum : meskenleriniz, yuvalarınız
11. lâ yahtımenne-kum : sakın sizi ezmesin
12. suleymânu : Süleyman
13. ve cunûdu-hu : ve onun orduları
14. ve hum : ve onlar
15. lâ yeş’urûne : farkında olmazlar

١٩

فَتَبَسَّمَ ضَاحِكًا مِنْ قَوْلِهَا وَقَالَ رَبِّ اَوْزِعْنى اَنْ اَشْكُرَ نِعْمَتَكَ الَّتى اَنْعَمْتَ عَلَىَّ وَعَلى وَالِدَىَّ وَاَنْ اَعْمَلَ صَالِحًا تَرْضيهُ وَاَدْخِلْنى بِرَحْمَتِكَ فى عِبَادِكَ الصَّالِحينَ

(19) fe tebesseme dahikem min kavliha ve kale rabbi evzi’ni en eşküra ni’meteke lleti en’amte aleyye ve ala valideyye ve en a’mele salihan terdahu ve edhilni bi rahmetike fi ibadikes salihiyn
Tebessüm edip güldü (süleyman) karınca’nın sözünden ve dedi ki ey Rabbim! beni muvaffak kıl senin nimetine şükür ederim ki o ihsan buyurduğun nimet(lere) gerek bana gerekse babama salih bir iş yapayım senin razı olacağın beni kat rahmetine salih kullarının arasına

1. fe : o zaman, bunun üzerine
2. tebesseme : tebessüm etti
3. dâhıken : gülerek
4. min kavli-hâ : onun sözüne
5. ve kâle : ve dedi
6. rabbi : Rabbim
7. evzı’nî : beni başarılı kıl
8. en eşkure : benim şükretmem
9. ni’mete-ke : senin ni’metin
10. elletî : ki o
11. en’amte : ni’metlendirdin, en’am buyurdun
12. aleyye : bana
13. ve alâ : ve …a
14. vâlideyye : anne ve babam
15. ve en a’mele salihan : ve benim salih amel (nefs tezkiyesi) yapmam
16. terdâ-hu : sen ondan razı oldun
17. ve edhıl-nî : ve beni dahil et
18. bi rahmeti-ke : senin rahmetinle
19. : içine
20. ibâdi-ke : senin kulların
21. es sâlihîne : salihler

٢٠

وَتَفَقَّدَ الطَّيْرَ فَقَالَ مَالِىَ لَااَرَى الْهُدْهُدَ اَمْ كَانَ مِنَ الْغَاءِبينَ

(20) ve tefekkadet tayra fe kale maliye le eral hüdhüde em kane minel ğaibin
Bir de kuşları teftiş ettiğinde sonra dedi aranızda hüdhüd’ü göremiyorum yoksa gayiblerden mi oldu?

1. ve tefekkada : ve yoklama yaptı
2. et tayra : kuş(lar)
3. fe : sonra
4. kâle : dedi
5. mâ-liye : niçin ben
6. lâ erâ : görmüyorum
7. el hudhude : Hüdhüd (kuşu)
8. em : veya, yoksa … mı
9. kâne : oldu
10. min el gâibîne : gaîb olanlardan, kaybolanlardan

٢١

لَاُعَذِّبَنَّهُ عَذَابًا شَديدًا اَوْ لَااَذْبَحَنَّهُ اَوْ لَيَاْتِيَنّى بِسُلْطَانٍ مُبينٍ

(21) le üazzibennehu azaben şedide ev le ezbehannehu ev le ye’tiyenni bi sultanim mübin
Ona şüphesiz şiddetli azap hazırladım yahut onu elbette boğazlarım veya ben kesinlikle getiririm açık bir delil

1. le : elbette, muhakkak
2. uazzibenne-hu : ona azap edeceğim
3. azâben şedîden : şiddetli azap
4. ev : veya
5. le : mutlaka
6. ezbehanne-hu : onu boğazlayacağım, keseceğim
7. ev : veya
8. le ye’tiyennî bi : bana kesin olarak getirmeli
9. sultânin : delil
10. mubînin : apaçık

٢٢

فَمَكَثَ غَيْرَ بَعيدٍ فَقَالَ اَحَطْتُ بِمَا لَمْ تُحِطْ بِه وَجِءْتُكَ مِنْ سَبَاٍ بِنَبَاٍ يَقينٍ

(22) fe mekese ğayra beiydin fe kale ehattü bi ma lem tühit bihi ve ci’tüke min sebeim bi nebiy yekîn
Biraz bekledi çok geçmeden gelip dedi ki gizli bir bilgiyi ihata ettim senin kendisini ihata edemediğin sana getirdim sebe’den yakın bir haber

1. fe : artık, böylece
2. mekese : bekledi
3. gayre baîdin : uzak olmadan, çok geçmeden
4. fe : o zaman, böylece, ve
5. kâle : dedi
6. ehattu : ihata ettim (öğrendim)
7. bi mâ : şeyi
8. lem tuhıt : sen ihata etmedin
9. bihî : onu
10. ve ci’tu-ke : ve sana getirdim
11. min sebein : Seba’dan (Yemen’de bir bölge)
12. bi nebein : bir haber
13. yakînin : yakîn olan, kesin olan

Sayfa:378

٢٣

اِنّى وَجَدْتُ امْرَاَةً تَمْلِكُهُمْ وَاُوتِيَتْ مِنْ كُلِّ شَىْءٍ وَلَهَا عَرْشٌ عَظيمٌ

(23) inni vecedtümraeten temlikühüm ve utiyet min külli şey’iv ve leha arşün aziym
Lakin ben bir kadın buldum sebe halkına meliklik yapıyor (kendisine) her şeyden verilmiş onun büyük bir tahtı da (var)

1. innî : muhakkak ki ben, gerçekten ben
2. vecedtu : buldum
3. umreeten : bir kadın, bir hanım
4. temliku-hum : onlara melik olan, hükümdarlık yapan
5. ve ûtiyet : ve verildi
6. min kulli şey’in : herşeyden
7. ve lehâ : ve ona, onun var
8. arşun : arş, taht
9. azîmun : büyük

٢٤

وَجَدْتُهَا وَقَوْمَهَا يَسْجُدُونَ لِلشَّمْسِ مِنْ دُونِ اللّهِ وَزَيَّنَ لَهُمُ الشَّيْطَانُ اَعْمَالَهُمْ فَصَدَّهُمْ عَنِ السَّبيلِ فَهُمْ لَايَهْتَدُونَ

(24) vecedtüha ve kavmeha yescüdune liş şemsi min dunillahi ve zeyyene lehümüş şeytanü a’malehüm fe saddehüm anis sebili fehüm la yehtedun
onu ve kavmini buldum secde ediyorlarken Allah’ı bırakıp güneş’e onlara süslü göstermiş şeytan amellerini ve kendilerini yoldan çıkartmış artık onlar hidayete de erişemiyorlar

1. vecedtu-hâ : onu buldum
2. ve kavme-hâ : ve onun kavmi
3. yescudûne : secde ediyorlar
4. li eş şemsi : güneşe
5. min dûnillâhi : Allah’tan başka, Allah’ın yerine
6. ve zeyyene : ve süsledi
7. lehum : onlara
8. eş şeytânu : şeytan
9. a’mâle-hum : onların amelleri, yaptıkları
10. fe : böylece, bu sebeple
11. sadde-hum : onları men etti, alıkoydu
12. an es sebîli : yoldan
13. fe : böylece, bu sebeple
14. hum : onlar
15. lâ yehtedûne : hidayete ermiyorlar, eremiyorlar, hidayette değiller

٢٥

اَلَّا يَسْجُدُوا لِلّهِ الَّذى يُخْرِجُ الْخَبْءَ فِى السَّموَاتِ وَالْاَرْضِ وَيَعْلَمُ مَا تُخْفُونَ وَمَا تُعْلِنُونَ

(25) ella yescüdu lillahil lezi yuhricül hab’e fis semavati vel erdi ve ya’lemü ma tuhfune ve ma tu’linun
Neden Allah’a secde etmesinler o ki gizli olan şeyleri çıkarır göklerde ve yerde (olanı) her şeyi bilir gizlediklerinizi ve açığa çıkardıklarınızı

1. ellâ yescudû : nasıl secde etmezler
2. li : için
3. allâhi : Allah
4. ellezî (lillâhillezî) (li allâhi ellezî) : ki o
5. yuhricu : çıkarır
6. el hab’e : gizli olan, saklı olan
7. fî es semâvâti : semalarda, göklerde
8. ve el ardı : ve yeryüzünde, yerde
9. ve ya’lemu : ve bilir
10. mâ tuhfûne : sizin sakladığınız şeyi
11. ve mâ tu’linûne : ve açıkladığınız şeyi

٢٦

اَللّهُ لَا اِلهَ اِلَّا هُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظيمِ

(26) allahü la ilahe illa hüve rabbül arşil aziym
(O) Allah ki ondan başka ilah yoktur büyük arşın Rabbidir

1. allâhu : Allah
2. lâ ilâhe : ilâh yoktur
3. illâ : ancak, den başka
4. huve : o
5. rabbu : Rab
6. el arşi : arş
7. el azîmi : büyük

٢٧

قَالَ سَنَنْظُرُ اَصَدَقْتَ اَمْ كُنْتَ مِنَ الْكَاذِبينَ

(27) kale senenzuru e sadakte em künte minel kazibin
(Süleyman) dedi bakacağız doğru mu söylüyorsun? Yoksa yalancılardan mısın?

1. kâle : dedi
2. se nenzuru : bakacağız
3. e : mi
4. sadakte : doğru söyledin
5. em : yoksa
6. kunte : sen oldun
7. min el kâzibîne : yalancılardan

٢٨

اِذْهَبْ بِكِتَابى هذَا فَاَلْقِهْ اِلَيْهِمْ ثُمَّ تَوَلَّ عَنْهُمْ فَانْظُرْ مَاذَا يَرْجِعُونَ

(28) izheb bi kitabi haza fe elkih ileyhim sümme tevelle anhüm fenzur maza yarciun
Bu mektubumu götür onlara ver sonra yanlarından ayrıl neye karar vereceklerine bak

1. izheb bi
(izheb)
: götür
: (git)
2. kitâbî : benim kitabım, benim yazım, benim mektubum
3. hâzâ : bu
4. fe : o zaman, böylece
5. elkıh : at, bırak
6. ileyhim : onlara
7. summe : sonra
8. tevelle : geri dön
9. an-hum : onlardan
10. fenzur (fe unzur) : sonra bak
11. mâzâ : ne, neye
12. yerciûne : döner, dönecekler

٢٩

قَالَتْ يَا اَيُّهَا الْمَلَؤُا اِنّى اُلْقِىَ اِلَىَّ كِتَابٌ كَريمٌ

(29) kalet ya eyyühel meleü inni ülkiye ileyye kitabün kerim
(Belkıs) dedi ey ileri gelenler gerçekten bana bırakıldı kıymetli bir mektup

1. kâlet : dedi
2. yâ eyyuhâ : ey
3. el meleu : ileri gelenler
4. innî : muhakkak ben
5. ulkıye : bırakıldı
6. ileyye : bana
7. kitâbun : bir yazı, mektup
8. kerîmun : kerim, kıymetli

٣٠

اِنَّهُ مِنْ سُلَيْمنَ وَاِنَّهُ بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ

(30) innehu min süleymane ve innehu bismillahirrahmanirrahiym
O mektup Süleyman’dan dır gerçekten o mektup Rahman ve Rahim olan Allah’ın ismi ile (başlamaktadır)

1. inne-hu : muhakkak o
2. min suleymâne : Süleyman’dan
3. ve inne-hu : ve muhakkak o
4. bismillâhi (bi ismi allâhi) : Allah’ın adıyla
5. er rahmâni : rahman olan
6. er rahîmi :

٣١

اَلَّا تَعْلُوا عَلَىَّ وَاْتُونى مُسْلِمينَ

(31) ella ta’lu aleyye ve’tuni müslimin
Bana baş kaldırmayın ve bana gelin müslümanlar olarak

1. ellâ ta’lû : nasıl büyüklük taslarsınız, büyüklük taslamayın
2. aleyye : bana
3. ve’tûnî (ve etû-nî) : ve bana gelin
4. muslimîne : teslim olanlar

٣٢

قَالَتْ يَا اَيُّهَا الْمَلَؤُا اَفْتُونى فى اَمْرى مَاكُنْتُ قَاطِعَةً اَمْرًا حَتّى تَشْهَدُونِ

(32) kalet ya eyyühel meleü eftuni fi emri ma küntü katiaten emrah hatta teşhedun
(Belkıs) dedi ey ileri gelenler bana işim hakkında fetva verin kati karar vermiş değilim sizin şahitliğiniz oluncaya kadar bu işe

1. kâlet : dedi
2. yâ eyyuhâ : ey
3. el meleu : ileri gelenler
4. eftû-nî
(eftâ)
: bana fetva verin, reyinizi bildirin
: (açıkladı, fetva verdi)
5. fî emrî : işimde
6. mâ kuntu : ben olmadım
7. kâtıaten : kat’i olarak, kesinlikle
8. emren : emir, iş
9. hattâ : oluncaya kadar, olmadıkça
10. teşhedû-ni : bana şahit olun, benim yanımda bulunun

٣٣

قَالُوا نَحْنُ اُولُوا قُوَّةٍ وَاُولُوا بَاْسٍ شَديدٍ وَالْاَمْرُ اِلَيْكِ فَانْظُرى مَاذَا تَاْمُرينَ

(33) kalu nahnü ülu kuvvetiv ve ülu be’sin şedidiv vel emru ileyki fenzuri maza te’mürin
Dediler bizler kuvvet sahipleriyiz savaşçılarız zorlu (savaş) erbabıyız buyruk ise senindir emir buyuracağını sen düşün

1. kâlû : dediler
2. nahnu : biz
3. ûlû : sahibi
4. kuvvetin : kuvvet
5. ve ûlû : ve sahibi
6. be’sin : güç, kuvvet
7. şedîdin : şiddetli (büyük)
8. ve el emru : ve emir, iş
9. ileyki : sana
10. fe : bundan sonra, öyleyse
11. unzurî : bak (karar ver)
12. mâzâ : ne, neyi
13. te’murîne : sen emrediyorsun, emir vereceksin

٣٤

قَالَتْ اِنَّ الْمُلُوكَ اِذَا دَخَلُوا قَرْيَةً اَفْسَدُوهَا وَجَعَلُوا اَعِزَّةَ اَهْلِهَا اَذِلَّةً وَكَذلِكَ يَفْعَلوُنَ

(34) kalet innel müluke iza dehalu karyeten efseduha ve cealu eizzete ehliha ezilleh ve kezalike yefalun
(Belkıs) dedi gerçekten melikler savaşla bir memlekete girdikleri zaman orayı yerle bir ederler oranın izzet şerefli olan ehlini zilette bırakırlar onların yapacağı da budur

1. kâlet : dedi
2. inne : muhakkak ki
3. el mulûke : melikler, sultanlar, hükümdarlar
4. izâ : olduğu zaman
5. dehalû : girdiler
6. karyeten : bir belde, bir ülke
7. efsedû-hâ : onu ifsad ettiler, bozguna uğrattılar
8. ve cealû : ve kıldılar, yaptılar
9. eizzete : izzetli olanlar, izzet sahibi olanlar
10. ehlihâ : onun halkı
11. ezilleten : zillete düşürerek
12. ve kezâlike : ve işte böyle, bunun gibi
13. yef’alûne : yapıyorlar, yaparlar

٣٥

وَاِنّى مُرْسِلَةٌ اِلَيْهِمْ بِهَدِيَّةٍ فَنَاظِرَةٌ بِمَ يَرْجِعُ الْمُرْسَلُونَ

(35) ve inni mürsiletün ileyhim bi hediyyetin fe naziratüm bime yarciul mürselun
Ben onlara göndereyim hediye ile (bir heyet) bir bakalım elçiler ne ile dönecek

1. ve innî : ve muhakkak ki ben
2. mursiletun : resûl gönderen
3. ileyhim : onlara
4. bi : ile
5. hediyyetin : hediye
6. fe : o zaman, artık, böylece
7. nâzıratun : nazar edenler, bakanlar
8. bime : ne ile
9. yerciu : dönerler
10. el murselûne : resûller

Sayfa:379

٣٦

فَلَمَّا جَاءَ سُلَيْمنَ قَالَ اَتُمِدُّونَنِ بِمَالٍ فَمَا اتينِ ىَ اللّهُ خَيْرٌ مِمَّا اتيكُمْ بَلْ اَنْتُمْ بِهَدِيَّتِكُمْ تَفْرَحُونَ

(36) felemma cae süleymane kale etümidduneni bi malin fema ataniyellahü hayrum mimma ataküm bel entüm bi hediyyetiküm tefrahun
Velakin (elçiler) gelince Süleyman’a dedi siz bana mal ile yardım mı ediyorsunuz? Allah’ın bana verdiği sizin verdiğinizden daha hayırlıdır doğrusu siz hediyelerinizle övünüyorsunuz

1. fe : o zaman, bunun üzerine
2. lemmâ : olduğu zaman
3. câe : geldi
4. suleymâne : Süleyman
5. kâle : dedi
6. e : mı
7. tumiddûne-ni : bana yardım ediyorsunuz
8. bi : ile
9. mâlin : mal
10. fe : böylece, artık
11. : şey
12. âtâniyallâhu : Allah bana verdi
13. hayrun : daha hayırlı
14. mimmâ (min mâ) : şeyden
15. âtâ-kum : size verdi
16. bel : hayır
17. entum : sizler
18. bi : ile
19. hediyyeti-kum : hediyeleriniz
20. tefrahûne : seviniyorsunuz, övünüyorsunuz

٣٧

اِرْجِعْ اِلَيْهِمْ فَلَنَاْتِيَنَّهُمْ بِجُنُودٍ لَا قِبَلَ لَهُمْ بِهَا وَلَنُخْرِجَنَّهُمْ مِنْهَا اَذِلَّةً وَهُمْ صَاغِرُونَ

(37) irci’ileyhim fe lene’tiyennehüm bi cünudil la kibele lehüm biha ve le nuhricennehüm minha ezilletev ve hüm sağirun
Onlara geri dönün bir ordu ile kendilerine varırız onların karşı koyamayacakları (şekilde) mutlak surette onları çıkarırız oradan hor ve hakir olarak ve kendilerini alçaltılmışlar (gibi)

1. ircı’ : dön
2. ileyhim : onlara
3. fe : bundan sonra
4. le : elbette, mutlaka
5. ne’tiyenne-hum : onlara geleceğiz, geliriz
6. bi : ile
7. cunûdin : ordular
8. lâ kıbele : mukabele edemezler, karşı koyamazlar
9. lehum : onlar
10. bi-hâ : ona
11. ve le : ve elbette, mutlaka
12. nuhricenne-hum : onları sürüp çıkaracağız
13. min-hâ : oradan
14. ezilleten : zilletle
15. ve hum : ve onlar
16. sâgırûne : küçük düşenler, hor görülenler

٣٨

قَالَ يَا اَيُّهَا الْمَلَؤُا اَيُّكُمْ يَاْتينى بِعَرْشِهَا قَبْلَ اَنْ يَاْتُونى مُسْلِمينَ

(38) kale ya eyyühel meleü eyyüküm ye’tini bi arşiha kable ey ye’tuni müslimin
(Süleyman) ey ileri gelenler dedi sizden hanginiz o kadının tahtını bana getirir müslümanlar olarak bana gelmezden önce

1. kâle : dedi
2. yâ eyyuhâ : ey
3. el meleu : ileri gelenler
4. eyyu-kum : sizin hanginiz
5. ye’tî-nî : bana getirir
6. bi arşi-hâ : onun tahtını
7. kable : önce
8. en ye’tû-nî : bana gelmeleri
9. muslimîne : teslim olanlar

٣٩

قَالَ عِفْريتٌ مِنَ الْجِنِّ اَنَا اتيكَ بِه قَبْلَ اَنْ تَقُومَ مِنْ مَقَامِكَ وَاِنّى عَلَيْهِ لَقَوِىٌّ اَمينٌ

(39) kale ifritüm minel cinni ene atike bihi kable en tekume mim mekamik ve inni aleyhi le kaviyyün emin
Bir ifrit dedi cinlerden ben onu sana getiririm yerinden kalkmadan gerçekten benim buna gücüm yeter, güvenilirim

1. kâle : dedi
2. ıfrîtun : ifrit
3. min el cinni : cinlerden
4. ene : ben
5. âtî-ke : sana getiririm
6. bi-hi : onu
7. kable : önce
8. en tekûme : (yerinden) kalkman
9. min makâmi-ke : makamından
10. ve innî : ve muhakkak ben
11. aleyhi : ona
12. le : muhakkak, mutlaka, elbette
13. kaviyyun : kuvvetli, güçlü
14. emînun : emin

٤٠

قَالَ الَّذى عِنْدَهُ عِلْمٌ مِنَ الْكِتَابِ اَنَا اتيكَ بِه قَبْلَ اَنْ يَرْتَدَّ اِلَيْكَ طَرْفُكَ فَلَمَّا رَاهُ مُسْتَقِرًّا عِنْدَهُ قَالَ هذَا مِنْ فَضْلِ رَبّى لِيَبْلُوَنى ءَاَشْكُرُ اَمْ اَكْفُرُ وَمَنْ شَكَرَ فَاِنَّمَا يَشْكُرُ لِنَفْسِه وَمَنْ كَفَرَ فَاِنَّ رَبّى غَنِىٌّ كَريمٌ

(40) kalel lezi indehu ilmüm minel kitabi ene atike bihi kable ey yertedde ileyke tarfük felemma raahü müstekirran indehu kale haza min fadli rabbi li yeblüveni e eşküru em ekfür ve men şekera fe innema yeşküru li nefsih ve men kefera fe inne rabbi ğaniyyün kerim
Dedi ki kendisinde kitaptan ilim (bulunan kimse ise) ben onu sana getiririm gözlerini kırpmadan önce derken onu karar kılmış görünce yanında dedi bu Rabbimin fazlındandır beni imtihan için şükür mü edeceğim yoksa nankörlük mü edeceğim kim şükür ederse ancak kendi nefsi için şükür eder kim de nankörlük ederse artık Rabbim (onun halinden) Müstağnidir, Kerimdir

1. kâle : dedi
2. ellezî : ki o
3. inde-hu : onun yanında
4. ilmun : ilim
5. min el kitâbi : kitaptan
6. ene : ben
7. âtî-ke : sana getiririm
8. bi-hi : onu
9. kable : önce
10. en yertedde : eski haline dönmek
11. ileyke : sana
12. tarfu-ke
(en yertedde ileyke tarfu-ke)
: senin gözün, bakışın
: (bakışının sana dönmesi, gözünü kırpman, gözünü açıp kapaman)
13. fe : bundan sonra, böylece
14. lemmâ : olduğu zaman
15. reâ-hu : onu gördü
16. mustekırran : durur vaziyette, dururken
17. inde-hu : onun önünde
18. kâle : dedi
19. hâzâ : bu
20. min fadlı : fazlından, lutfundan
21. rabbî : benim Rabbim
22. li yebluve-nî : beni denemesi için
23. e : mı
24. eşkur : şükredeceğim
25. em : yoksa
26. ekfuru : küfür edeceğim, nankörlük edeceğim
27. ve men : ve kim
28. şekere : şükretti
29. fe : o zaman, böylece
30. innemâ : sadece, yalnız
31. yeşkuru : şükreder
32. li : için
33. nefsi-hi : onun nefsi, kendi nefsi
34. ve men : ve kim
35. kefere : küfretti, nankörlük etti
36. fe : o zaman, o taktirde
37. inne : muhakkak ki
38. rabbî : benim Rabbim
39. ganiyyun : ganidir
40. kerîmun : kerimdir

٤١

قَالَ نَكِّرُوا لَهَا عَرْشَهَا نَنْظُرْ اَتَهْتَدى اَمْ تَكُونُ مِنَ الَّذينَ لَايَهْتَدُونَ

(41) kale nekkiru leha arşeha nenzur e tehtedi em tekunü minellezine la yehtedun
Dedi: bilemeyeceği bir hale getirin tahtı kendisine bakalım hidayeti mi bulacak? yoksa hidayeti bulamayacaklardan mı olacak

1. kâle : dedi
2. nekkirû : şeklini değiştirin
3. lehâ : onun, onu
4. arşe-hâ : onun tahtı
5. nenzur : bakalım
6. e : mı
7. tehtedî : hidayete erer, hidayete erecek
8. em : veya, yoksa
9. tekûnu : olur, olacak
10. min : den, dan
11. ellezîne : ki onlar
12. lâ yehtedûne : hidayete ermeyenler

٤٢

فَلَمَّا جَاءَتْ قيلَ اَهكَذَا عَرْشُكِ قَالَتْ كَاَنَّهُ هُوَ وَاُوتينَا الْعِلْمَ مِنْ قَبْلِهَا وَكُنَّا مُسْلِمينَ

(42) felemma caet kıle e hakeza arşük kalet keennehu hu ve utinel ilme min kabliha ve künna müslimin
(Belkıs) geldiğinde denildi senin tahtın şöyle midir? dedi: “sanki kendisi” bundan önce bize ilim verildi ve bizler müslümanlardan olduk

1. fe : böylece
2. lemmâ : olduğu zaman
3. câet : geldi
4. kîle : denildi
5. e : mı
6. hâkezâ : böyle, bunun gibi
7. arşu-ki : senin tahtın
8. kâlet : dedi
9. ke ennehu : sanki o, onun gibi
10. huve : o
11. ve ûtî-nâ : ve bize verildi
12. el ilme : ilim
13. min kabli-hâ : ondan önce
14. ve kunnâ : ve biz olduk
15. muslimîne : müslümanlar, teslim olanlar

٤٣

وَصَدَّهَا مَاكَانَتْ تَعْبُدُ مِنْ دُونِ اللّهِ اِنَّهَا كَانَتْ مِنْ قَوْمٍ كَافِرينَ

(43) ve saddeha ma kanet ta’büdü min dunillah inneha kanet min kavmin kafirin
Taptığı şeyler (belkıs’ın) müslüman olmasını engellemişti Allah’tan başka çünkü o kâfir bir kavimdendi

1. ve sadde-hâ : ve onu engelledi, mani oldu
2. : şeyler
3. kânet : oldu
4. ta’budu : o tapıyor
5. min dûni allâhi : Allah’tan başka
6. inne-hâ : muhakkak ki o
7. kânet : oldu, idi
8. min kavmin : kavimden
9. kâfirîne : kâfirler

٤٤

قيلَ لَهَا ادْخُلِى الصَّرْحَ فَلَمَّا رَاَتْهُ حَسِبَتْهُ لُجَّةً وَكَشَفَتْ عَنْ سَاقَيْهَا قَالَ اِنَّهُ صَرْحٌ مُمَرَّدٌ مِنْ قَوَاريرَ قَالَتْ رَبِّ اِنّى ظَلَمْتُ نَفْسى وَاَسْلَمْتُ مَعَ سُلَيْمنَ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمينَ

(44) kıyle lehedhulis sarh felemma raethü hasibethü lüccetev ve keşefet an sakayha kale innehu sarhum mümerradüm min kavarir kalet rabbi inni zalemtü nefsi ve eslemtü mea süleymane lillahi rabbil alemin
ona buyur köşke gir denildi bunun üzerine köşkün zeminini görünce derin bir su zannedip elbisesinin paçalarını kıvırıp toparladı (süleyman) dedi elbette o köşk cilalanmış parlatılmış şeffaf kristaldendir (Belkıs) dedi ey Rabbim ben kesinlikle nefsime zulüm etmişim Süleyman’ın vasıtasıyla teslim oldum alemlerin Rabbi olan Allah’a

1. kîle : denildi
2. lehadhulî (lehâ udhulî) : ona gir
3. es sarha : köşk, saray
4. fe : o zaman
5. lemmâ : olduğu zaman
6. raet-hu : onu gördü
7. hasibet-hu : onu zannetti
8. lucceten : derin su
9. ve keşefet an : ve açtı
10. sâkay-hâ : bacakları, ayakları
11. kâle : dedi
12. inne-hu : muhakkak ki o
13. sarhun : bir köşk
14. mumerradun : parlaklaştırılmış, parlak
15. min kavârîra : billur camdan
16. kâlet : dedi
17. rabbi : benim Rabbim
18. innî : muhakkak ki ben
19. zalemtu : zulmettim
20. nefsî : nefsime
21. ve eslemtu : ve teslim oldum
22. mea : beraber
23. suleymâne : Süleyman
24. lillâhi (li allâhi) : Allah’a
25. rabbi : Rab
26. el âlemîne : âlemler

Sayfa:380

٤٥

وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا اِلى ثَمُودَ اَخَاهُمْ صَالِحًا اَنِ اعْبُدُوا اللّهَ فَاِذَا هُمْ فَريقَانِ يَخْتَصِمُونَ

(45) ve le kad erselna ila semude ehahüm salihan eni’büdüllahe fe izahüm ferikani yahtesimun
Yemin olsun gönderdik semud kavmine kardeşleri Salih’i Allah’a ibadet edin (diye) o zaman onlar iki fırka olup çekişiyorlardı

1. ve lekad : ve andolsun
2. erselnâ : biz gönderdik
3. ilâ : …e
4. semûde : Semud kavmi
5. ehâ-hum : onların kardeşi
6. sâlihan : Salih
7. eni’budûllâhe : Allah’a kul olun
8. fe : o zaman, fakat
9. izâ : olduğu zaman
10. hum : onlar
11. ferîkâni : iki fırka, iki grup
12. yahtesımûne : hasım oluyorlar, çekişiyorlar

٤٦

قَالَ يَا قَوْمِ لِمَ تَسْتَعْجِلُونَ بِالسَّيِّءَةِ قَبْلَ الْحَسَنَةِ لَوْلَا تَسْتَغْفِرُونَ اللّهَ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ

(46) kale ya kavmi lime testa’cilune bis seyyieti kablel haseneh lev la testağfirunellahe lealleküm türhamun
(Salih) dedi ey kavmim neden acele istiyorsunuz iyilikten önce kötülüğü velakin Allah’tan bağışlanmanızı istemiş olsaydınız olur ki siz merhamet olurdunuz

1. kâle : dedi
2. yâ kavmi : ey kavmim
3. lime : neden, niçin
4. testa’cilûne : acele istiyorsunuz, acele ediyorsunuz
5. bî es seyyieti : seyyiati, kötülüğü
6. kable : önce
7. el haseneti : hasenat, iyilik
8. lev lâ : olsa olmaz mıydı
9. testagfirûnallâhe : Allah’tan mağfiret isteyin, dileyin
10. lealle-kum : böylece siz
11. turhamûne : rahmet olunursunuz, olunasınız

٤٧

قَالُوا اطَّيَّرْنَا بِكَ وَبِمَنْ مَعَكَ قَالَ طَاءِرُكُمْ عِنْدَ اللّهِ بَلْ اَنْتُمْ قَوْمٌ تُفْتَنُونَ

(47) kalüt tayyerna bike ve bi mem meak kale tairuküm indellahi bel entüm kavmün tüftenun
Dediler: biz uğursuzlandık sen ve beraberindekilerle (salih) dedi Allah katında sizin (uğursuzluğunuz) belirlidir doğrusu siz imtihan olunan bir kavimsiniz

1. kâlû : dediler
2. et tayyer-nâ : bize uğursuzluk getirdiniz
3. bi-ke : seninle
4. ve : ve
5. bi : ile
6. men : kim, kimse
7. mea-ke : seninle beraber
8. kâle : dedi
9. tâiru-kum : sizin uğursuzluğunuz
10. indallâhi (inde allâhi) : Allah’ın katında
11. bel : hayır
12. entum : siz
13. kavmun : bir kavim
14. tuftenûne : fitneye düşüyorsunuz, fitneye düşmüş

٤٨

وَكَانَ فِى الْمَدينَةِ تِسْعَةُ رَهْطٍ يُفْسِدُونَ فِى الْاَرْضِ وَلَا يُصْلِحُونَ

(48) ve kane fil medineti tis’atü rahtiy yüfsidune fil erdi ve la yuslihun
Şehirde vardı dokuz grup (adamları) yeryüzünde bozgunculuk yapıyorlar iyilik yapmaya yanaşmıyorlardı

1. ve : ve
2. kâne : oldu
3. : içinde
4. el medîneti : şehir
5. tis’atu : dokuz (9)
6. rahtın : grup (on kişiden az)
7. yufsidûne : fesat çıkarıyorlar
8. fî el ardı : yeryüzünde
9. ve : ve
10. lâ yuslihûne : ıslâh etmiyorlar

٤٩

قَالُوا تَقَاسَمُوا بِاللّهِ لَنُبَيِّتَنَّهُ وَاَهْلَهُ ثُمَّ لَنَقُولَنَّ لِوَلِيِّه مَا شَهِدْنَا مَهْلِكَ اَهْلِه وَاِنَّا لَصَادِقُونَ

(49) kalu tekasemu billahi le nübeyyitenne hu ve ehlehu sümme le nekulenne li veliyyihi ma şehidna mehlike ehlihi ve inna le sadikun
Dediler: Allah’a yemin ederek gece baskını yapalım ona ve ailesine sonra kesinlikle deriz velisine biz onun ve ehlinin helakine şahit olmadık gerçekten biz doğru söyleyenlerdeniz

1. kâlû : dediler
2. tekâsemû : (karşılıklı) kasem ediyorlar, yemin ediyorlar
3. billâhi (bi allâhi) : Allah’a
4. le : mutlaka
5. nubeyyitenne-hu : gece baskını (geceleyin baskın) düzenleyelim
6. ve ehle-hu : ve onun ehli, ailesi
7. summe : sonra
8. le : mutlaka
9. nekûlenne : söyleyelim
10. li veliyyi-hi : ve onun velîsine, dostlarına
11. mâ şehidnâ : biz şahit olmadık
12. mehlike : helâk edilme
13. ehli-hi : onun ehli, ailesi
14. ve innâ : ve muhakkak ki biz
15. le : elbette, gerçekten
16. sâdikûne : sadıklar, doğru söyleyenler

٥٠

وَمَكَرُوا مَكْرًا وَمَكَرْنَا مَكْرًا وَهُمْ لَايَشْعُرُونَ

(50) ve mekeru mekrav ve mekerna mekrav ve hüm la yeş’urun
Onlar bir hile kurdular biz de mekir kurduk onlar fark etmeden mekirlerine karşı

1. ve mekerû : ve hile düzenlediler, tuzak kurdular
2. mekran : hile, tuzak
3. ve meker-nâ : ve biz hile düzenledik
4. mekran : hile, tuzak
5. ve hum : ve onlar
6. lâ yeş’urûne : farkına varmazlar

٥١

فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ مَكْرِهِمْ اَنَّا دَمَّرْنَاهُمْ وَقَوْمَهُمْ اَجْمَعينَ

(51) fenzur keyfe kane akibetü mekrihim enna demmerna hüm ve kavmehüm ecmeiyn
Şimdi bak nasıl olmuş yaptıkları mekirin sonucu sonun da darmadağın ettik onları ve kavimlerinin hepsini toptan

1. fenzur (fe unzur) : bundan sonra bak
2. keyfe : nasıl
3. kâne : oldu
4. âkıbetu : akıbet, son
5. mekri-him : onların hilesi
6. ennâ : nasıl
7. demmernâ-hum : onları yok ettik
8. ve kavme-hum : ve onların kavmi
9. ecmeîn : hepsi, tamamı

٥٢

فَتِلْكَ بُيُوتُهُمْ خَاوِيَةً بِمَا ظَلَمُوا اِنَّ فى ذلِكَ لَايَةً لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ

(52) fe tilke büyutühüm haviyetem bima zalemu inne fi zalike le ayetel li kavmiy ya’lemun
İşte evleri zulümleri yüzünden çökmüş bomboş kalan şüphesiz bunda ibret (vardır) bilen bir kavim için

1. fe tilke : işte bu
2. buyûtu-hum : onların evleri
3. hâviyeten : harabe, boş, çökmüş
4. bimâ : sebebiyle
5. zalemû : zulmettiler
6. inne : muhakkak
7. fî zâlike : bunda vardır
8. le : elbette, mutlaka
9. âyeten : bir âyet, bir delil, bir ibret
10. li kavmin : kavim için
11. ya’lemûne : biliyorlar

٥٣

وَاَنْجَيْنَا الَّذينَ امَنُوا وَكَانُوا يَتَّقُونَ

(53) ve enceynellezine amenu ve kanu yettekun
Biz iman edenleri kurtardık ve takva sahibi olanları da

1. ve enceynâ : ve kurtardık
2. ellezîne âmenû : âmenû olanlar (Allah’a ulaşmayı dileyenler)
3. ve kânû : ve oldular
4. yettekûne : takva sahibi

٥٤

وَلُوطًا اِذْ قَالَ لِقَوْمِه اَتَاْتُونَ الْفَاحِشَةَ وَاَنْتُمْ تُبْصِرُونَ

(54) ve lutan iz kale li kavmihi ete’tunel fahişete ve entüm tübsirun
Lut’ta o zaman kavmine dedi o hayasızlığı yapacak mısınız? siz gözünüz göre göre (halâ)

1. ve lûtan : ve Lut
2. iz kâle : demişti
3. li kavmi-hi : kavmine
4. e : mi
5. te’tûne : geliyorsunuz
6. el fâhışete : fahişelik, kötülük
7. ve entum : ve siz
8. tubsırûne : görüyorsunuz

٥٥

اَءِنَّكُمْ لَتَاْتُونَ الرِّجَالَ شَهْوَةً مِنْ دُونِ النِّسَاءِ بَلْ اَنْتُمْ قَوْمٌ تَجْهَلُونَ

(55) e inneküm le te’tuner ricale şehvetem min dunin nisa’ bel entüm kavmün techelun
Siz gerçekten erkeklere gidecek misiniz? kadınları bırakıp şehvetle hayır! siz çok cahil bir kavimsiniz

1. e : mı
2. inne-kum : muhakkak siz
3. le te’tûne : elbette, gerçekten geliyorsunuz
4. er ricâle : erkek
5. şehveten : şehvetle
6. min dûni en nisâi : kadınlardan başka, kadınlar yerine
7. bel entum : hayır siz
8. kavmun : bir kavim
9. techelûne : cahil

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s