017. Cüz

    Nüzul SırasıCüzSayfaSure
    73 17321Enbiya(21)

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ

١

اِقْتَرَبَ لِلنَّاسِ حِسَابُهُمْ وَهُمْ فى غَفْلَةٍ مُعْرِضُونَ

(1) ikterabe lin nasi hisabühüm ve hüm fi ğafletim mu’ridun
insanların hesapları yaklaştı onlar gaflet içinde dönüp duruyorlar

1. ıkterebe(karibun)
: yaklaştı: yakın
2. li en nâsi : insanlar için
3. hisâbu-hum : onların hesabı, hesap vermesi, hesaba çekilmesi
4. ve hum : ve onlar
5. fî gafletin : gaflet içinde
6. mu’ridûne : yüz çevirenler

٢

مَا يَاْتيهِمْ مِنْ ذِكْرٍ مِنْ رَبِّهِمْ مُحْدَثٍ اِلَّا اسْتَمَعُوهُ وَهُمْ يَلْعَبُونَ

(2) ma ye’tihim min zikrim mir rabbihim muhdesin illestemeu hü ve hüm yel’abun

onlara gelen Rablerinden her uyarıyı kulak arkası dinliyorlar onlar onu alaya alarak

1. mâ ye’tî-him : onlara gelmedi (ki)
2. min zikrin : zikirden, zikir, uyarı, ihtar
3. min rabbi-him : Rab’lerinden
4. muhdesin : yeni
5. illestemeûhu (illâ istemeû-hu) : den başka, ancak, sadece onu dinlediler
6. ve hum : ve onlar
7. yel’abûne : oynuyorlar (alay ediyorlar)

٣

لَاهِيَةً قُلُوبُهُمْ وَاَسَرُّوا النَّجْوى اَلَّذينَ ظَلَمُوا هَلْ هذَا اِلَّا بَشَرٌ مِثْلُكُمْ اَفَتَاْتُونَ السِّحْرَ وَاَنْتُمْ تُبْصِرُونَ

(3) lahiyeten kulubühüm ve eserrun necva ellezine zalemu hel haza illa beşerum mislüküm e fete’tunes sihra ve entüm tübsirun

onların kalpleri ilgisizdir ve gizlice fısıldaşırlar zulmeden o kimseler, bu sizin gibi beşer şimdi sihre mi inanacaksınız sizler görüp dururken

1. lâhiyeten : önem vermeyerek
2. kulûbu-hum : onların kalpleri
3. ve eserrû : ve gizleyerek
4. en necvellezîne (necve ellezîne) : fısıldaşırlar o kimseler
5. zalemû : zulmeden
6. hel hâzâ : bu mu
7. illâ : den başka, sadece
8. beşerun : bir beşer
9. mislu-kum : sizin gibi
10. e : mı
11. fe : öyleyse, yoksa
12. te’tûne es sıhre : sihre kapılıyorsunuz
13. ve entum : ve siz
14. tubsırûne : siz görüyorsunuz

٤

قَالَ رَبّى يَعْلَمُ الْقَوْلَ فِى السَّمَاءِ وَالْاَرْضِ وَهُوَ السَّميعُ الْعَليمُ

(4) kale rabbi ya’lemül kavle fis semai vel erdi ve hüves semiul alim

Rabbim dedi söylenenleri bilir semada ve arzda o, işiten, bilendir

1. kâle : dedi
2. rabbî : Rabbim
3. ya’lemu : bilir
4. el kavle : sözü
5. fî es semâi : semada
6. ve el ardı : ve arzda, yerde
7. ve huve : ve o
8. es semîu : (en iyi) işitendir
9. el alîmu : (en iyi) bilendir

٥

بَلْ قَالُوا اَضْغَاثُ اَحْلَامٍ بَلِ افْتَريهُ بَلْ هُوَ شَاعِرٌ فَلْيَاْتِنَا بِايَةٍ كَمَا اُرْسِلَ الْاَوَّلُونَ

(5) bel kalu adğasü ahlamim belifterahü bel hüve şair felye’tina bi ayetin kema ürsilel evvelun
hayır! dediler (bunlar) karışık rüyadır onu kendisi uyduruyor, hayır o bir şairdir artık bize mucize getirsin evvelkilere gönderilen gibi

1. bel : hayır
2. kâlû : dediler
3. adgâsu : karışık, içinden çıkılmayan
4. ahlâmin (hulmun) : rüyalar (rüya)
5. bel : hayır
6. ifterâ-hu : onu uydurdu
7. bel : hayır
8. huve : o
9. şâırun : şairdir
10. fel ye’tinâ bi (fe li ye’ti-nâ bi) : o zaman, öyleyse bize getirsin
11. âyetin : bir âyet
12. kemâ : gibi
13. ursile : gönderildi
14. el evvelûne : evvelkiler

٦

مَا امَنَتْ قَبْلَهُمْ مِنْ قَرْيَةٍ اَهْلَكْنَاهَا اَفَهُمْ يُؤْمِنُونَ

(6) ma amenet kable hüm min karyetin ehleknaha e fe hüm yü’minun

hiçbir belde iman etmedi onlardan önce helak ettiğimiz onlar mı iman edecekler

1. mâ âmenet : îmân etmedi
2. kable-hum : onlardan önce
3. min karyetin : ülkelerden (biri)
4. ehleknâ-hâ : onu biz helâk ettik
5. e fe hum : o zaman, öyleyse onlar mı
6. yu’minûne : îmân edecekler

٧

وَمَا اَرْسَلْنَا قَبْلَكَ اِلَّا رِجَالًا نُوحى اِلَيْهِمْ فَسَْلُوا اَهْلَ الذِّكْرِ اِنْ كُنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَ

(7) ve ma erselna kableke illa ricalen nuhiy ileyhim fes’elu ehlez zikri in küntüm la ta’lemun

gönderdik biz senden öncede ancak kendilerine vahy ettiğimiz erkeklerden (peygamber) kitap ehline sorun eğer bilmezseniz

1. ve mâ ersel-nâ : ve biz göndermedik
2. kable-ke : senden önce
3. illâ : ancak, den başka, sadece
4. ricâlen : rical, erkekler,
5. nûhî : vahyederiz
6. ileyhim : onlara
7. fes’elû (fe es’elû) : o zaman sorun
8. ehle ez zikri : zikir ehline
9. in kuntum : eğer siz, iseniz
10. lâ ta’lemûne : siz bilmiyorsunuz

٨

وَمَا جَعَلْنَاهُمْ جَسَدًا لَايَاْكُلُونَ الطَّعَامَ وَمَا كَانُوا خَالِدينَ

(8) ve ma cealnahüm cesedel la ye’külunet taame ve ma kanu halidin

biz onları yapmadık taam yemez cesetler (dünyada) ebedi kalıcı değillerdir

1. ve mâ cealnâ-hum : ve biz onları kılmadık
2. ceseden : bir ceset, beden
3. lâ ye’kulûne : yemezler
4. et taâme : yemek
5. ve mâ kânû : ve olmadılar, değildirler
6. hâlidîne : halidin, ebedî

٩

ثُمَّ صَدَقْنَاهُمُ الْوَعْدَ فَاَنْجَيْنَاهُمْ وَمَنْ نَشَاءُ وَاَهْلَكْنَا الْمُسْرِفينَ

(9) sümme sadakna hümül vag’de fe enceynahüm ve men neşaü ve ehleknel müsrifin

sonra sadık kaldık onlara vaadimizde hem kendilerini kurtardık hem de dilediğimiz kimseleri müsrifleri de helak ettik

1. summe : sonra
2. sadaknâ-hum : onlara sadık kaldık
3. el va’de : vaad
4. fe enceynâ-hum : böylece onları kurtardık
5. ve men : ve kimse, kişi
6. neşâu : biz diledik
7. ve ehlek-nâ : ve biz helâk ettik
8. el musrifîne : müsrifler, israf edenler

١٠

لَقَدْ اَنْزَلْنَا اِلَيْكُمْ كِتَابًا فيهِ ذِكْرُكُمْ اَفَلَا تَعْقِلُونَ

(10) le kad enzelna ileyküm kitaben fihi zikruküm e fe la ta’kilun

şüphe yok ki size indirdik bir kitap alacağınız öğüt ondadır halâ akıllanmayacak mısınız?

1. lekad : andolsun ki
2. enzel-nâ : biz indirdik
3. ileykum : size
4. kitâben : bir kitap
5. fî-hi : onun içinde (vardır)
6. zikru-kum : sizin zikriniz, sizi zikreden
7. e fe lâ ta’kılûne : hâlâ akıl etmez misiniz

Sayfa:322

١١

وَكَمْ قَصَمْنَا مِنْ قَرْيَةٍ كَانَتْ ظَالِمَةً وَاَنْشَاْنَا بَعْدَهَا قَوْمًا اخَرينَ

(11) ve kem kasamna min karyetin kanet zalimetev ve enşe’na ba’deha kavmen aharin
nasıl yerle bir etmişsek zulüm eden memleketleri onlardan sonra kurmuşuzdur başka bir kavim

1. ve kem : ve nice, kaç tane
2. kasam-nâ : biz kırdık döktük, yok ettik
3. min karyetin : ülkelerden, şehirlerden
4. kânet : oldu
5. zâlimeten : zalim olan, zulmeden
6. ve enşe’nâ : ve biz inşa ettik, yarattık
7. ba’de-hâ : ondan sonra
8. kavmen : bir kavim
9. âharîne : diğer, başka

١٢

فَلَمَّا اَحَسُّوا بَاْسَنَا اِذَا هُمْ مِنْهَا يَرْكُضُونَ

(12) felemma ehassu be’sena izahüm minha yerküdun
onlar (azabımızın) geleceğini sezdikleri zaman ondan kaçıyorlardı

1. fe lemmâ : olduğu zaman
2. ehassû : hissettiler
3. be’se-nâ : bizim azabımız
4. izâ : o zaman
5. hum : onlar
6. min-hâ : ondan
7. yerkudûne (rakada) : koşarlar, kaçarlar (koştu)

١٣

لَا تَرْكُضُوا وَارْجِعُوا اِلى مَا اُتْرِفْتُمْ فيهِ وَمَسَاكِنِكُمْ لَعَلَّكُمْ تُسَْلُونَ

(13) la terküdu varciu ila ma ütriftüm fihi ve mesakiniküm lealleküm tüs’elun
direnmeyin dönünüz içinde vasıflandırdığımız meskenlerinize, böylece siz sorgulanacaksınız

1. lâ terkudû : koşmayın, kaçmayın
2. verciû (ve irciû) : ve dönün
3. ilâ mâ : şeye
4. utriftum : sizin her isteğiniz yerine getirildi, şımartıldınız
5. fî-hi : orada
6. ve mesâkini-kum : ve meskenlerinize
7. lealle-kum : böylece siz
8. tus’elûne : sorgulanacaksınız

١٤

قَالُوا يَا وَيْلَنَا اِنَّا كُنَّا ظَالِمينَ

(14) kalu ya veylena inna künna zalimin
derler ki eyvahlar olsun bize kesinlikle bizler zalimlerdik

1. kâlû : dediler
2. yâ veylenâ : yazıklar olsun bize
3. innâ : muhakkak biz
4. kunnâ : biz olduk
5. zâlimîne : zalimler

١٥

فَمَا زَالَتْ تِلْكَ دَعْويهُمْ حَتّى جَعَلْنَاهُمْ حَصيدًا خَامِدينَ

(15) fe ma zalet tilke da’vahüm hatta cealnahüm hasiyden hamidin
hala böyle devam etti onların davaları nihayet onları getirdik biçilmiş ve halsiz bir şekilde

1. fe mâ zâlet : böylece bitmedi (devam etti)
2. tilke : o, bu
3. da’vâ-hum : onların davaları, duaları
4. hattâ : oluncaya kadar
5. ceal-nâ : kıldık, yaptık
6. hum : onlar
7. hasîden : hasat edilmiş (biçilmiş) ekinler
8. hâmidîne : sönmüş hale gelmiş olanlar

١٦

وَمَا خَلَقْنَا السَّمَاءَ وَالْاَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا لَاعِبينَ

(16) ve ma halaknes semae vel erda ve ma beynehüma laibin
biz semayı yaratmadık arzı ve aralarındaki şeyleri oyun olsun (diye)

1. ve mâ halakna : ve biz yaratmadık
2. es semâe : sema
3. ve el arda : ve arz, yeryüzü
4. ve mâ : ve şeyler
5. beyne-humâ : onların ikisinin arasında
6. lâıbîne : oyun (eğlence)

١٧

لَوْ اَرَدْنَا اَنْ نَتَّخِذَ لَهْوًا لَاتَّخَذْنَاهُ مِنْ لَدُنَّا اِنْ كُنَّا فَاعِلينَ

(17) lev eradna en nettehize lehvel lettehaznahü mil ledünna in künna failin
eğer bir eğlence yapmak isteseydik onu kendi katımızda edinirdik biz (böyle) yapanlardan değiliz

1. lev : eğer, şâyet
2. ered-nâ : biz istedik, irade ettik
3. en nettehıze : bizim edinmemiz
4. lehven : eğlence
5. lettehaznâhu (le ittehaznâ-hu) : mutlaka onu biz edin(ir)dik
6. min ledun-nâ : bizim katımızdan
7. in kunnâ : eğer olsaydık
8. fâ’ılîne : yapanlar

١٨

بَلْ نَقْذِفُ بِالْحَقِّ عَلَى الْبَاطِلِ فَيَدْمَغُهُ فَاِذَا هُوَ زَاهِقٌ وَلَكُمُ الْوَيْلُ مِمَّا تَصِفُونَ

(18) bel nakzifü bil hakkı alel batili fe yedmeğuhu fe iza hüve zahik ve lekümül veylü mimma tesifun
hayır! biz hakkı batılın üzerine musallat ederiz böylece onu mahveder, artık o batıl zail olur size de yazıklar olsun isnat ettiğiniz vasıflardan dolayı

1. bel : hayır
2. nakzifu : atarız
3. bi el hakkı : hakkı
4. alel bâtıli (alâ el bâtıli) : bâtılın üzerine
5. fe yedmegu-hu : o zaman onu mahveder
6. fe izâ : böylece o zaman
7. huve : o
8. zâhikun : zail olanlar (olmuştur), yok olanlar (olur)
9. ve lekum el veylu : ve size yazıklar olsun
10. mimmâ (min mâ) : şeylerden
11. tasıfûne : sizin vasfettiğiniz (isnat ettiğiniz)

١٩

وَلَهُ مَنْ فِى السَّموَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَنْ عِنْدَهُ لَا يَسْتَكْبِرُونَ عَنْ عِبَادَتِه وَلَا يَسْتَحْسِرُونَ

(19) ve lehu men fis semavati vel ard ve men indehu la yestekbirune an ibadetihi ve la yestahsirun
ne varsa (hepsi) o’nundur göklerde ve yerde o’nun katındakiler kibirlenmezler o’na ibadet etmekten ve bir yorgunlukta duymazlar

1. ve lehu : ve onundur
2. men : kimseler, kişiler
3. fî es semâvâti : semalarda, göklerde
4. ve el ardı : ve arz, dünya
5. ve men : ve kimseler, kişiler
6. inde-hu : onun yanında, katında
7. lâ yestekbirûne : büyüklenmez, kibirlenmez
8. an ıbâdeti-hî : onun ibadetlerinden, ona ibadet etmekten
9. ve lâ yestahsirûne : ve onlar yorulmazlar

٢٠

يُسَبِّحُونَ الَّيْلَ وَالنَّهَارَ لَا يَفْتُرُونَ

(20) yüsebbihunel leyle ven nehara la yeftürun
(Allah’ı) tesbih ederler gece ve gündüz usanmadan

1. yusebbihûne : tesbih ederler
2. el leyle : gece
3. ve en nehâre : ve gündüz
4. lâ yefturûne : ara vermezler

٢١

اَمِ اتَّخَذُوا الِهَةً مِنَ الْاَرْضِ هُمْ يُنْشِرُونَ

(21) emittehazu alihetem minel erdi hüm yünşirun
yoksa edindiler mi yeryüzünde ilahlar kendilerini onlar (mı) canlandıracak

1. emittehazû (em ittehazû) : yoksa edindiler mi
2. âliheten : ilâhlar
3. min el ardı : arzdan (yeryüzünden)
4. hum : onlar
5. yunşirûne : diriltilirler, neşrolurlar

٢٢

لَوْ كَانَ فيهِمَا الِهَةٌ اِلَّا اللّهُ لَفَسَدَتَا فَسُبْحَانَ اللّهِ رَبِّ الْعَرْشِ عَمَّا يَصِفُونَ

(22) lev kane fihima alihetün ilellahü lefesedeta fe sübhanellahi rabbil arşi amma yasifun
eğer dünyada olsaydı Allah’tan başka ilahlar (yer ve gök) fesada ugrardı. Allah münezzehtir arşın Rabbi olan, onların vasıflandırdıklarından

1. lev : eğer, şâyet
2. kâne : oldu
3. fî-himâ : ikisinde
4. âlihetun : ilâhlar
5. illâllâhu (illâ allâhu) : Allah’tan başka
6. le fesedetâ : ikisi fesada uğradı
7. fe : oysa, halbuki
8. subhânallâhi (subhâne allâhi) : Allah
9. rabbi el arşi : arşın Rabbi
10. ammâ (an mâ) : şeylerden
11. yasıfûne : vasıflandırırlar

٢٣

لَا يُسَْلُ عَمَّا يَفْعَلُ وَهُمْ يُسَْلُونَ

(23) la yüs’elü amma yef’alü ve hüm yüs’elun
(ona) yaptığı şeylerden sorulmaz onlar ise sorumludurlar

1. lâ yus’elu : mesul değildir, sorumlu olmaz
2. ammâ (an mâ) : şeylerden
3. yef’alu : yapar
4. ve hum : ve onlar
5. yus’elûne : mesul olurlar, sorumlu olurlar, sorgulanırlar

٢٤

اَمِ اتَّخَذُوا مِنْ دُونِه الِهَةً قُلْ هَاتُوا بُرْهَانَكُمْ هذَا ذِكْرُ مَنْ مَعِىَ وَذِكْرُ مَنْ قَبْلى بَلْ اَكْثَرُهُمْ لَا يَعْلَمُونَ الْحَقَّ فَهُمْ مُعْرِضُونَ

(24) emittehazu min dunihi aliheh kul hatu bürhaneküm haza zikru mem meiye ve zikru men kabli bel ekseruhüm la ya’lemunel hakka fehüm mu’ridun
yoksa edindiniz mi? O’ndan başka ilah, de ki (haydi) delilinizi getirin bu, benimle beraber olanların kitabı ve benden önceki ümmetlerin kitabı hayır onların çoğu hakkı bilmezler onlar yüz çeviriyorlar

1. emittehazû (em ittehazû) : yoksa edindiler mi
2. min dûni-hî : ondan başka
3. âliheten : ilâhlar
4. kul : de, söyle
5. hâtû : haydi getirin
6. burhâne-kum : burhanınız, kesin deliliniz
7. hâzâ : bu
8. zikru : benim zikrim
9. men : kimselerin, kişilerin
10. maiye : benimle beraber
11. ve zikru : ve zikir
12. men : kimselerin, kişilerin
13. kablî : benden önce
14. bel : hayır
15. ekseru-hum : onların çoğu
16. lâ ya’lemûne : bilmiyorlar, bilmezler
17. el hakka : hakkı
18. fe hum : böylece onlar
19. mu’ridûne : yüz çevirenler

Sayfa:323

٢٥

وَمَا اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ مِنْ رَسُولٍ اِلَّا نُوحى اِلَيْهِ اَنَّهُ لَا اِلهَ اِلَّا اَنَا فَاعْبُدُونِ

(25) ve ma erselna min kablike mir rasulin illa nuhiy ileyhi ennehu la ilahe illa ene fa’büdun
göndermedik sen den önce hiçbir resul O’na şöyle vahy etmiş olmayalım hakikat şu ki benden başka ilah yoktur artık bana kulluk edin

1. ve mâ ersel-nâ : ve biz göndermedik
2. min kabli-ke : senden önce
3. min resûlin : (resûllerden) bir resûl
4. illâ : ancak, den başka
5. nûhî : vahyederiz
6. ileyhi : ona
7. enne-hu : onun olduğunu
8. lâ ilâhe : ilâh yoktur
9. illâ : den başka
10. ene : ben
11. fa’budûni (fe a’budû-ni) : öyleyse, o zaman bana kul

٢٦

وَقَالُوا اتَّخَذَ الرَّحْمنُ وَلَدًا سُبْحَانَهُ بَلْ عِبَادٌ مُكْرَمُونَ

(26) ve kalüt tehazer rahmanü veleden sübhaneh bel ibadüm mükramun
dediler Rahman çocuk edindi O (bundan) münezzehtir hayır (melekler) ikram edilmiş kullardır

1. ve kâlûttehaze (kâlû ittehaze) : ve edindi dediler
2. er rahmânu : Rahmân
3. veleden : bir çocuk, bir evlât
4. subhâne-hu : o münezzehtir, sübhandır
5. bel : hayır
6. ıbâdun : kullar
7. mukremûne : ikram edilmiş olanlar

٢٧

لَايَسْبِقُونَهُ بِالْقَوْلِ وَهُمْ بِاَمْرِه يَعْمَلُونَ

(27) la yesbikunehu bil kavli ve hüm bi emrihi ya’melun
onun önüne geçmezler (melekler) sözleri ile ve onlar onun emri ile hareket ederler

1. lâ yesbikûne-hu : onun (önüne) geçmezler
2. bi el kavli : söz ile
3. ve hum : ve onlar
4. bi emri-hî : onun emri ile
5. ya’melûne : yaparlar, amel ederler

٢٨

يَعْلَمُ مَا بَيْنَ اَيْديهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَلَا يَشْفَعُونَ اِلَّا لِمَنِ ارْتَضى وَهُمْ مِنْ خَشْيَتِه مُشْفِقُونَ

(28) ya’lemü ma beyne eydihim ve ma halfehüm ve la yeşfeune illa li menirteda ve hüm min haşyetihi müşfikun
(Allah) onların önlerindekini de bilir ve arkalarındakini de şefaat ederler ancak (Allah’ın) rıza gösterdiği kimseye ve onlar (Allah) korkusundan titrerler

1. ya’lemu : bilir
2. : şey
3. beyne eydî-him : onların elleri arasındaki, önlerindeki
4. ve mâ : ve şey
5. halfe-hum : onların arkası
6. ve lâ yeşfeûne : ve şefaat etmezler
7. illâ : ancak, den başka
8. li men irtedâ : rızaya ermiş kimse(ler)
9. ve hum : ve onlar
10. min haşyeti-hî : onun haşyetinden
11. muşfikûne : korkanlar

٢٩

وَمَنْ يَقُلْ مِنْهُمْ اِنّى اِلهٌ مِنْ دُونِه فَذلِكَ نَجْزيهِ جَهَنَّمَ كَذلِكَ نَجْزِى الظَّالِمينَ

(29) ve mey yekul minhüm inni ilahüm min dunihi fe zalike neczihi cehennem kezalike necziz zalimin
onlardan her kim derse ondan başka ben de ilahım bu gibilerini cehennemle cezalandırırız işte zalimleri böyle cezalandırırız

1. ve men : ve kim
2. yekul : derse
3. min-hum : onlardan
4. in-nî : muhakkak ben
5. ilâhun : ilâh
6. min dûni-hî : ondan başka
7. fe zâlike : işte o zaman
8. neczî-hi : onu cezalandırırız
9. cehenneme : cehennem
10. kezâlike : işte böyle
11. neczî : cezalandırırız
12. ez zâlimîne : zalimler

٣٠

اَوَ لَمْ يَرَ الَّذينَ كَفَرُوا اَنَّ السَّموَاتِ وَالْاَرْضَ كَانَتَا رَتْقًا فَفَتَقْنَاهُمَا وَجَعَلْنَا مِنَ الْمَاءِ كُلَّ شَىْءٍ حَىٍّ اَفَلَا يُؤْمِنُونَ

(30) e ve lem yerallezine keferu ennes semavati vel erda kaneta ratkan fe fetaknahüma ve cealna minel mai külle şey’in hayy e fe la yü’minun
kafirleri görmedin mi? gerçekten gökle yer ikisi bitişik durumdayken sonra biz her ikisini de ayırdık ve sudan var ettik bütün canlıları halâ inanmıyorlar mı?

1. e ve lem yere : ve görmüyorlar mı (görmediler mi)
2. ellezîne : o kimseler, onlar
3. keferû : inkâr ettiler
4. enne es semâvâti : semaların olduğu
5. ve el arda : ve arz, yeryüzü
6. kânetâ : idi, olmuştu
7. retkan : bitişik
8. fe fetaknâ-huma : sonra biz ikisini ayırdık
9. ve cealnâ : ve kıldık, yarattık
10. min el mâi : sudan
11. kulle şey’in : herşey
12. hayyin : canlı
13. e fe lâ yu’minûne : hâlâ inanmazlar mı

٣١

وَجَعَلْنَا فِى الْاَرْضِ رَوَاسِىَ اَنْ تَميدَ بِهِمْ وَجَعَلْنَا فيهَا فِجَاجًا سُبُلًا لَعَلَّهُمْ يَهْتَدُونَ

(31) ve cealna filerdi ravasi en temide bihim vecealna fiha ficacen sübülel leallehüm yehtedun
yeryüzünde sabit dağlar var ettik oradakiler sarsılmasın diye yeryüzünde oluşturduk geçitler, yollar tâ ki onlar hidayeti bulsunlar

1. ve ceal-nâ : ve biz kıldık
2. fî el ardı : yeryüzünde
3. revâsiye : dağlar
4. en temîde bi : sarsması
5. him : onlar, onları
6. ve ceal-nâ : ve kıldık
7. fîhâ : orada
8. ficâcen : geniş yollar, iki dağ arasındaki geniş geçit yerleri
9. subulen : sebîller, yollar
10. lealle-hum : umulur ki böylece onlar
11. yehtedûne : hidayete ererler

٣٢

وَجَعَلْنَا السَّمَاءَ سَقْفًا مَحْفُوظًا وَهُمْ عَنْ ايَاتِهَا مُعْرِضُونَ

(32) ve cealnes semae sakfem mahfuza ve hüm an ayatiha mu’ridun
semayı yaptık muhafazalı bir tavan onlar ise ayetlerden yüz çeviriyorlar

1. ve ceal-nâ : ve kıldık
2. es semâe : sema
3. sakfen : tavan
4. mahfûzen : korunmuş, muhafaza edilmiş
5. ve hum : ve onlar
6. an âyâti-hâ : âyetlerinden, delillerinden
7. mu’ridûne : yüz çevirenler

٣٣

وَهُوَ الَّذى خَلَقَ الَّيْلَ وَالنَّهَارَ وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَ كُلٌّ فى فَلَكٍ يَسْبَحُونَ

(33) ve hüvellezi halekal leyle ven nehara veş şemse vel kamer küllün fi felekiy yesbehun
o ki geceyi yaratandır gündüzü, güneş’i ve ay’ı hepsi bir felekte yüzerler

1. ve huve ellezî : ve odur
2. halaka : yarattı
3. el leyle : gece
4. ve en nehâre : ve gündüz
5. ve eş şemse : ve güneş
6. ve el kamere : ve ay
7. kullun : hepsi, herbiri
8. : içinde
9. felekin : yörünge, felek
10. yesbehûne : yüzüyorlar, yüzerler (seyir ediyorlar)

٣٤

وَمَا جَعَلْنَا لِبَشَرٍ مِنْ قَبْلِكَ الْخُلْدَ اَفاَءِنْ مِتَّ فَهُمُ الْخَالِدُونَ

(34) ve ma cealna li beşerim min kablikel huld efeim mitte fehümül halidun
hiçbir insana vermedik senden önce ölümsüzlük eğer şimdi sen ölürsen onlar ebedi mi kalacaklar?

1. ve mâ ceal-nâ : ve biz kılmadık, vermedik
2. li beşerin : bir beşer için, bir beşere
3. min kabli-ke : senden önce
4. el hulde : halidin, ebedî, ölümsüz
5. e : mu
6. fe : böylece, öyleyse
7. in mitte : eğer sen ölürsen
8. fe : böylece
9. humul hâlidûne : halidin, ebedî, ölümsüz

٣٥

كُلُّ نَفْسٍ ذَاءِقَةُ الْمَوْتِ وَنَبْلُوكُمْ بِالشَّرِّ وَالْخَيْرِ فِتْنَةً وَاِلَيْنَا تُرْجَعُونَ

(35) küllü nefsin zaikatül mevt ve nebluküm biş şerri vel hayri fitneh ve ileyna türceun
her nefis ölümü tadacaktır sizi imtihan edeceğiz hayır ve şerle sınayacağız sonunda bize döndürüleceksiniz

1. kullu : hepsi, bütün
2. nefsin : nefs
3. zâikatu : tadıcıdır
4. el mevti : ölüm
5. ve neblû-kum : ve sizi imtihan ederiz
6. bi eş şerri : şerr ile
7. ve el hayri : ve hayır ile
8. fitneten : fitne, deneme
9. ve ileynâ : ve bize
10. turceûne (recea) : döndürüleceksiniz (döndü)

Sayfa:324

٣٦

وَاِذَا رَاكَ الَّذينَ كَفَرُوا اِنْ يَتَّخِذُونَكَ اِلَّا هُزُوًا اَهذَا الَّذى يَذْكُرُ الِهَتَكُمْ وَهُمْ بِذِكْرِ الرَّحْمنِ هُمْ كَافِرُونَ

(36) ve iza raakel lezine keferu iy yettehizuneke illa hüzüva e hazellezi yezküru aliheteküm ve hüm bi zikrir rahmani hüm kafirun
seni gördüğü zaman o küfredenler seninle sadece alay ediyorlar bu mu ilahlarınız (hususunda) öğüt verici diye onlar ise Rahman’ın nasihatini inkar ediyorlar

1. ve izâ reâ-ke : ve seni gördükleri zaman
2. ellezîne : onlar
3. keferû : inkâr ettiler
4. in yettehızûne-ke illâ : seni sadece ….. ediniyorlar
5. huzuven : alay konusu
6. e hazâ : bu mu
7. ellezî yezkuru : zikreden, söyleyen
8. âlihete-kum : sizin ilâhlarınız
9. ve hum : ve onlar
10. bi zikri er rahmâni : Rahmân’ın zikrini
11. hum kâfirûne : onlar inkâr edenler, kâfirler

٣٧

خُلِقَ اْلاِنْسَانُ مِنْ عَجَلٍ سَاُريكُمْ ايَاتى فَلَا تَسْتَعْجِلُونِ

(37) hulikal insanü min acel se üriküm ayati fe la testa’cilun
insan aceleci özellikte yaratıldı size ayetlerimi göstereceğim benden acele istemeyin

1. hulika el insânu : insan yaratıldı
2. min acelin : acele olarak, aceleci özellikte
3. se-urî-kum : size göstereceğim
4. âyâtî : âyetlerim
5. fe : böylece, artık
6. lâ testa’cilû-ni : benden acele istemeyin

٣٨

وَيَقُولُونَ مَتى هذَا الْوَعْدُ اِنْ كُنْتُمْ صَادِقينَ

(38) ve yekulune meta hazel va’dü in küntüm sadikın
ne zaman diyorlar bu vaat edilen doğru söylüyorsanız

1. ve yekûlûne : ve söylerler, derler
2. metâ : ne zaman
3. hâzâ : bu
4. el va’du : vaad
5. in kuntum : eğer siz iseniz
6. sâdıkîne : doğru söyleyenler, sadıklar

٣٩

لَوْ يَعْلَمُ الَّذينَ كَفَرُوا حينَ لَا يَكُفُّونَ عَنْ وُجُوهِهِمُ النَّارَ وَلَا عَنْ ظُهُورِهِمْ وَلَا هُمْ يُنْصَرُونَ

(39) lev ya’lemüllezine keferu hiyne la yeküffune av vücuhihimün nara ve la an zuhurihim ve la hüm yünsarun
kâfirler (o günün) zamanını bilselerdi kaldıramayacaklarını o ateşi yüzlerinden ve arkalarından da ve onlar yardım da göremeyeceklerini (bilselerdi)

1. lev : eğer, ise
2. ya’lemu ellezîne : o kimseler bilselerdi
3. keferû : inkâr ettiler
4. hîne : (belli bir) zaman
5. lâ yekuffûne
(keffe)
: gidermez, zararını önlemez, men etmez
: (men etti, önledi, tehlikeyi giderdi)
6. an vucûhi-him : onların yüzlerinden
7. en nâre : ateş
8. ve lâ an zuhûri-him : ve onların sırtlarından olmaz
9. ve lâ hum yunsarûne : ve onlar yardım olunmazlar

٤٠

بَلْ تَاْتيهِمْ بَغْتَةً فَتَبْهَتُهُمْ فَلَا يَسْتَطيعُونَ رَدَّهَا وَلَا هُمْ يُنْظَرُونَ

(40) bel te’tihim bağteten fe tebhetühüm fe la yestetiy’une raddeha ve la hüm yünzarun
doğrusu helak onlara ansızın gelecek kendilerini şaşırtacak artık güçleri de yetmez onu geri çevirmeye ve onlar bekletilmezler de

1. bel : hayır
2. te’tî-him : onlara gelecek, gelir
3. bagteten : aniden, ansızın
4. fe : böylece
5. tebhetu-hum
(behete)
: onları dehşette bırakacak (onlar dehşete kapılacak)
: (dehşete kapıldı)
6. fe : artık, böylece
7. lâ yestetî’ûne : güçleri yetmeyecek
8. redde-hâ : onu reddetti, geri çevirdi
9. ve lâ hum yunzarûne : ve onlara bakılmaz, bakılmayacak

٤١

وَلَقَدِ اسْتُهْزِءَ بِرُسُلٍ مِنْ قَبْلِكَ فَحَاقَ بِالَّذينَ سَخِرُوا مِنْهُمْ مَا كَانُوا بِه يَسْتَهْزِؤُنَ

(41) ve le kadistühzie bi rusülim min kablike fe haka billezine sehiru minhüm ma kanu bihi yestehziun
yemin olsun ki alay edildi senden önceki resullerlede kuşatıverdi onların alay ettiği, kendisi ile alay ettikleri o şey

1. ve lekad istuhzie : ve andolsun alay edildi
2. bi rusulin : resûllerle
3. min kablike : senden önce
4. fe : artık, fakat, böylece
5. hâka bi : kuşattı, sardı
6. ellezîne : onlar, o kimseler
7. sehırû : alay ettiler
8. min-hum : onlardan
9. mâ kânû : oldukları şey
10. bi-hî : onu, onunla
11. yestehziûne : alay ediyorlar

٤٢

قُلْ مَنْ يَكْلَؤُكُمْ بِالَّيْلِ وَالنَّهَارِ مِنَ الرَّحْمنِ بَلْ هُمْ عَنْ ذِكْرِ رَبِّهِمْ مُعْرِضُونَ

(42) kul mey yekleüküm bil leyli vennehari miner rahman bel hüm an zikri rabbihim mu’ridun
de ki sizi kim koruyabilir gece ve gündüz Rahman’dan hayır! onlar Rabbinin öğüdünü almak istemezler

1. kul : de
2. men : kim
3. yekleu-kum
(kelee)
: sizi korur, himayesine alır
: (korudu, himaye etti)
4. bi el leyli : gece ile
5. ve en nehâri : ve gündüz
6. min er rahmâni : Rahmân’dan
7. bel : hayır
8. hum : onlar
9. an zikri : zikirden
10. rabbi-him : onların Rab’leri
11. mu’ridûne : yüz çevirenler

٤٣

اَمْ لَهُمْ الِهَةٌ تَمْنَعُهُمْ مِنْ دُونِنَا لَا يَسْتَطيعُونَ نَصْرَ اَنْفُسِهِمْ وَلَاهُمْ مِنَّا يُصْحَبُونَ

(43) em lehüm alihetün temneuhüm min dunina la yestetiy’une nasra enfüsihim ve la hüm minna yushabun
yoksa onların ilahları mı (var) onları engelleyecek bizim önümüzden yardım etmeye güçleri de yetmez onlar kendi nefislerine onlar bizden dostlukta görmezler

1. em : mı, mu
2. lehum : onların vardır
3. âlihetun : ilâhlar
4. temneu-hum : onları men eden
5. min dûni-nâ : bizden başka
6. lâ yestetîûne : güçleri yetmez, yapamazlar
7. nasre : yardım
8. enfusi-him : onların kendileri
9. ve lâ hum : ve onlar değildir
10. min-nâ : bizden, bizim tarafımızdan
11. yushabûne : sahip olunur

٤٤

بَلْ مَتَّعْنَا هؤُلَاءِ وَابَاءَهُمْ حَتّى طَالَ عَلَيْهِمُ الْعُمُرُ اَفَلَا يَرَوْنَ اَنَّا نَاْتِى الْاَرْضَ نَنْقُصُهَا مِنْ اَطْرَافِهَا اَفَهُمُ الْغَالِبُونَ

(44) bel metta’na haülai ve abaehüm hatta tale aleyhimül umür e fela yeravne enna ne’til erda nenkusuha min atrafiha e fehümül ğalibun
evet biz faydalandırdık onları ve babalarını hatta onlara yaşam süresi uzun geldi şimdi görmüyorlar mı? elbette biz geliyoruz (onlara) yerlerinin çevresini azaltıyoruz galip olanlar onlar mı?

1. bel : hayır
2. metta’nâ : biz onları metalandırdık, faydalandırdık
3. hâulâi : işte onlar
4. ve âbâe-hum : ve onların babaları, ataları
5. hattâ : öyle ki, hatta, oluncaya kadar
6. tâle : uzun geldi
7. aleyhim : onlara
8. el umuru : ömür
9. e fe lâ yerevne : artık, hâlâ görmüyorlar mı
10. ennâ : nasıl
11. ne’ti : geliyoruz
12. el arda : arz, yeryüzü
13. nenkusû-hâ : onu eksiltiyoruz
14. min etrâfi-hâ : onun etrafından, çevresinden
15. e fe hum : öyleyse, hâlâ onlar mı
16. el gâlibûne : gâlip olanlar, üstün gelenler

Sayfa:325

٤٥

قُلْ اِنَّمَا اُنْذِرُكُمْ بِالْوَحْىِ وَلَا يَسْمَعُ الصُّمُّ الدُّعَاءَ اِذَا مَا يُنْذَرُونَ

(45) kul innema ünziruküm bil vahyi ve la yesmeus summüd düae iza ma yünzerun
de ki ancak ben sizi uyarıyorum vahy ile sağırlar daveti işitemez (ne kadar) uyarsan da

1. kul : de
2. innemâ : sadece
3. unziru-kum : sizi uyarıyorum
4. bi el vahyi : vahyile
5. ve lâ yesmeu : ve işitmezler
6. es summu : sağırlar
7. ed duâe : dua, çağrı, davet
8. izâ : olduğu zaman
9. mâ yunzerûne : uyarıldıkları şey

٤٦

وَلَءِنْ مَسَّتْهُمْ نَفْحَةٌ مِنْ عَذَابِ رَبِّكَ لَيَقُولُنَّ يَا وَيْلَنَا اِنَّا كُنَّا ظَالِمينَ

(46) ve leim messethüm nefhatüm min azabi rabbike le yekulünne ya veylena inna künna zalimin
yemin olsun onlara dokunsa Rabbinden bir anlık azap kesinlikle diyecekler eyvahlar olsun bize şüphesiz bizler zalimlermişiz

1. ve le in : ve eğer, olsa
2. messet-hum : onlara dokundu
3. nefhatun : bir esinti
4. min azâbi : azaptan
5. rabbi-ke : senin Rabbin
6. le yekûlunne : mutlaka derler
7. yâ veyle-nâ : bize yazıklar olsun
8. in-nâ : muhakkak biz, gerçekten biz
9. kun-nâ : biz olduk
10. zâlimîne : zalimler

٤٧

وَنَضَعُ الْمَوَازينَ الْقِسْطَ لِيَوْمِ الْقِيمَةِ فَلَا تُظْلَمُ نَفْسٌ شَيًْا وَاِنْ كَانَ مِثْقَالَ حَبَّةٍ مِنْ خَرْدَلٍ اَتَيْنَا بِهَا وَكَفى بِنَا حَاسِبينَ

(47) ve nedaul mevazinel kısta li yevmil kıyameti fe la tuzlemü nefsün şey’a ve in kane miskale habbetim min hardelin eteyna biha ve kefa bina hasibin
biz adalet terazileri koyacağız kıyamet gününde artık zulüm yapılmaz hiçbir nefse eğer hardal tanesi ağırlığında olsa da (yapılan amel) onu getiririz hesaba çekici olarak biz yeteriz

1. ve nedau : ve kurarız, kuracağız
2. el mevâzîne : mizanlar
3. el kısta : adalet
4. li yevmi el kıyâmeti : kıyâmet günü için
5. fe : böylece, artık
6. lâ tuzlemu : zulmedilmez, haksızlığa uğratılmaz
7. nefsun : kişi, kimse
8. şey’en : bir şey
9. ve in kâne : ve eğer, olsa, olsa bile
10. miskâle (sekule) : (en küçük) ağırlık (birimi) (ağır geldi)
11. habbetin : tane
12. min hardelin : hardaldan
13. eteynâ : biz getirdik
14. bi-hâ : onu
15. ve kefâ : ve kâfi oldu (kâfidir), yeterli oldu
16. bi-nâ : bize
17. hâsibîne : hesap görenler, hesap görücüler

٤٨

ولَقَدَ اتَيْنَا مُوسى وَهرُونَ الْفُرْقَانَ وَضِيَاءً وَذِكْرًا لِلْمُتَّقينَ

(48) ve le kad ateyna musa ve harunel fürkane ve diyaev ve zikral lil müttekın
yemin olsun biz verdik musa’ya ve harun’a furkan’ı takva ehli için bir öğüt ve doğruyu yanlıştan ayırmak için

1. ve lekad : ve andolsun
2. âteynâ : verdik
3. mûsâ : Musa
4. ve hârûne : ve Harun
5. el furkâne : furkan (hak ile bâtılı birbirinden ayıran), Tevrat
6. ve dıyâen : ve bir ışık (nur) olarak
7. ve zikren : ve bir zikir olarak
8. li el muttekîne : takva sahipleri için

٤٩

اَلَّذينَ يَخْشَوْنَ رَبَّهُمْ بِالْغَيْبِ وَهُمْ مِنَ السَّاعَةِ مُشْفِقُونَ

(49) ellezine yahşevne rabbehüm bil ğaybi ve hüm mines saati müşfikun
o kimseler korkarlar Rablerini görmedikleri halde ve onlar kıyamet saatinin gelmesinden de titrerler

1. ellezîne : o kimseler ki, onlar
2. yahşevne : huşû duyarlar
3. rabbe-hum : onların Rabbi
4. bi el gaybi : gaybte, görmedikleri halde
5. ve hum : ve onlar
6. min es sâati : o saatten, kıyâmet saatinden
7. muşfikûne : korkanlar(dır)

٥٠

وَهذَا ذِكْرٌ مُبَارَكٌ اَنْزَلْنَاهُ اَفَاَنْتُمْ لَهُ مُنْكِرُونَ

(50) ve haza zikrum mübarakün enzelnah e fe entüm lehu münkirun
ancak öğüttür indirdiğimiz ne mübarektir şimdi sizler onu inkar mı ediyorsunuz?

1. ve hâzâ : ve bu
2. zikrun : bir zikirdir
3. mubârekun : mübarek
4. enzelnâ-hu : onu biz indirdik
5. e fe entum : öyleyse siz misiniz
6. lehu : onu
7. munkirûne : inkâr edenler, inkâr ediciler

٥١

وَلَقَدْ اتَيْنَا اِبْرهيمَ رُشْدَهُ مِنْ قَبْلُ وَكُنَّا بِه عَالِمينَ

(51) ve lekad ateyna ibrahime ruşdehu min kablü ve künna bihi alimin
yemin olsun ki biz eriştirdik ibrahim’i önceden (ilimde) rüşte ve onun (ne olacağını) bilenlerdendik

1. ve lekad : ve andolsun ki
2. âteynâ : verdik
3. ibrâhîme : İbrâhîm
4. ruşde-hu : onun rüşdü (onun irşad yetkisi)
5. min kablu : önceden
6. ve kunnâ : ve biz olduk
7. bi-hî : onu
8. âlimîne : bilenler

٥٢

اِذْ قَالَ لِاَبيهِ وَقَوْمِه مَا هذِهِ التَّمَاثيلُ الَّتى اَنْتُمْ لَهَا عَاكِفُونَ

(52) iz kale li ebihi ve kavmihi ma hazihit temasilülleti entüm leha akifun
o zaman dedi babasına ve kavmine bu heykeller nedir sizin taptığınız

1. iz kâle : demişti
2. li ebî-hi : babasına
3. ve kavmi-hî : ve kavmine
4. mâ hâzihi : bu nedir
5. et temâsîlu : heykeller
6. elletî : ki o
7. entum : siz
8. lehâ : ona
9. âkifûne (akefe) : devamlı ibadet edenler (devamlı ibadet etti)

٥٣

قَالُوا وَجَدْنَا ابَاءَنَا لَهَا عَابِدينَ

(53) kalu vecedna abaena leha abidin
onları biz bulduk derler atalarımız bunlara kulluk ederken

1. kâlû : dediler
2. veced-nâ : biz bulduk
3. âbâe-nâ : bizim babalarımız
4. lehâ : ona
5. âbidîne : kul olanlar, ibadet edenler

٥٤

قَالَ لَقَدْ كُنْتُمْ اَنْتُمْ وَابَاؤُكُمْ فى ضَلَالٍ مُبينٍ

(54) kale le kad küntüm entüm ve abaüküm fi dalalim mübin
muhakkak dedi sizler ve atalarınız açık bir sapkınlıktasınız

1. kâle : dedi
2. lekad : andolsun
3. kuntum : siz oldunuz
4. entum : siz(ler)
5. ve âbâu-kum : ve sizin babalarınız
6. fî dalâlin : dalâlette
7. mubînin : apaçık

٥٥

قَالُوا اَجِءْتَنَا بِالْحَقِّ اَمْ اَنْتَ مِنَ اللَّاعِبينَ

(55) kalu eci’tena bil hakkı em ente minel laibin
dediler sen bize hakkı mı getirdin yoksa sen (bizimle) oyun mu oynuyorsun

1. kâlû : dediler ki
2. e ci’te-nâ : bize mi getirdin
3. bi el hakkı : hakkı
4. em : yoksa, veya
5. ente : sen
6. min el lâıbîne : oyun oynayanlardan

٥٦

قَالَ بَلْ رَبُّكُمْ رَبُّ السَّموَاتِ وَالْاَرْضِ الَّذى فَطَرَهُنَّ وَاَنَا عَلى ذلِكُمْ مِنَ الشَّاهِدينَ

(56) kale ber rabbüküm rabbüs semavati vel erdil lezi fetara hünne ve ene ala zaliküm mineş şahidin
dedi doğrusu sizin Rabbiniz göklerin ve yerin Rabbidir onları hep o yaratmıştır ve bende bu gerçeğin şahitlerindenim

1. kâle : dedi
2. bel : hayır
3. rabbu-kum : sizin Rabbiniz
4. rabbu es semâvâti : semaların Rabbidir
5. ve el ardı : ve arz, yeryüzü
6. ellezî : ki o
7. fatara-hunne : onları yarattı
8. ve ene : ve ben
9. alâ : üzerine, …e
10. zâlikum : işte bu, bu
11. min eş şâhidîne : şahitlerden

٥٧

وَتَاللّهِ لَاَكيدَنَّ اَصْنَامَكُمْ بَعْدَ اَنْ تُوَلُّوا مُدْبِرينَ

(57) ve tellahi le ekidenne asnameküm ba’de en tüvellu müdbirin
Allah’a yemin ederim kesinlikle putlarınıza mekir yapacağım siz arkanızı dönüp gittikten sonra

1. ve tallâhi : ve Allah’a andolsun, yemin olsun
2. le ekîdenne : mutlaka hile yapacağım
3. asnâme-kum : sizin putlarınız
4. ba’de : sonra
5. en tuvellû : dönüp gitmeniz
6. mudbirîne : arkalarına dönenler

Sayfa:326

٥٨

فَجَعَلَهُمْ جُذَاذًا اِلَّا كَبيرًا لَهُمْ لَعَلَّهُمْ اِلَيْهِ يَرْجِعُونَ

(58) fe cealehüm cüzazen illa kebiral lehüm leallehüm ileyhi yarciun
sonra onları param parça etti yalnız onların büyüğünü bıraktı belki onlar ona dönerler de (doğruyu bulurlar diye)

1. fe ceale-hum : böylece onları kıldı (yaptı)
2. cuzâzen : cüz cüz, parça parça
3. illâ : hariç, den başka
4. kebîren : büyük olan
5. lehum : onlar, onların
6. lealle-hum : umulur ki böylece onlar
7. ileyhi : ona
8. yerciûne : rücu ederler, dönerler

٥٩

قَالُوا مَنْ فَعَلَ هذَا بِالِهَتِنَا اِنَّهُ لَمِنَ الظَّالِمينَ

(59) kalu men feale haza bi alihetina innehu le minez zalimin
dediler bunu ilahlarımıza kim yapmış muhakkak o zalimlerdendir

1. kâlû : dediler
2. men : kim
3. feale : yaptı
4. hâzâ : bunu
5. bi âliheti-nâ : bizim ilâhlarımıza
6. inne-hu : muhakkak o
7. le min ez zâlimîne : elbette, gerçekten zalimlerden

٦٠

قَالُوا سَمِعْنَا فَتًى يَذْكُرُهُمْ يُقَالُ لَهُ اِبْرهيمُ

(60) kalu semi’na fetey yezküruhüm yükalü lehu ibrahim
dediler bir genç duyduk ilahlarımızla (ilgili öğüt veriyormuş) onun ibrahim olduğunu söylediler

1. kâlû : dediler
2. semi’nâ : biz işittik
3. feten : genç, delikanlı
4. yezkuru-hum : onları zikrediyor
5. yukâlu : deniliyor
6. lehu : ona
7. ibrâhîmu : İbrâhîm

٦١

قَالُوا فَاْتُوا بِه عَلى اَعْيُنِ النَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَشْهَدُونَ

(61) kalu fe’tu bihi ala a’yünin nasi leallehüm yeşhedun
dediler öyle ise onu getirin insanların gözleri önünde olur ki onu görenler şahitlik ederler

1. kâlû : dediler
2. fe’tû (fe a’tû) : öyleyse getirin
3. bi-hî : onu
4. alâ : üzerine, …e
5. a’yuni : göz(ler)
6. en nâsi : insanlar
7. lealle-hum : umulur ki onlar, böylece onlar
8. yeşhedûne : şahit olurlar

٦٢

قَالُوا ءَاَنْتَ فَعَلْتَ هذَا بِالِهَتِنَا يَا اِبْرهيمُ

(62) kalu e ente fealte haza bialihetina ya ibrahim
dediler sen mi yaptın bunu bizim ilahlarımıza ya İbrahim

1. kâlû : dediler
2. e ente : sen mi(sin)
3. fealte : sen yaptın
4. hâzâ : bu
5. bi âliheti-nâ : bizim ilâhlarımıza
6. yâ ibrahîmu : ey İbrâhîm

٦٣

قَالَ بَلْ فَعَلَهُ كَبيرُهُمْ هذَا فَسَْلُوهُمْ اِنْ كَانُوا يَنْطِقُونَ

(63) kale bel fealehu kebiruhüm haza fes’eluhüm in kanu yentikun
(ibrahim) dedi onu belki onların büyükleri yapmıştır onlara soruverseniz eğer konuşurlarsa

1. kâle : dedi
2. bel : hayır
3. feale-hu : onu o yaptı
4. kebîru-hum : onların büyüğü
5. hâzâ : bu
6. fes’elûhum (fe es’elû-hum) : haydi onlara sorun
7. in : eğer, ise
8. kânû : oldular
9. yentıkûne : konuşuyorlar, konuşurlar

٦٤

فَرَجَعُوا اِلى اَنْفُسِهِمْ فَقَالُوا اِنَّكُمْ اَنْتُمُ الظَّالِمُونَ

(64) fe raceu ila enfüsihim fe kalu inneküm entümüz zalimun
kendi nefislerine dönerek dediler sonuçta siz zalimlerin ta kendilerisiniz

1. fe receû : o zaman döndüler
2. ilâ enfusi-him : onlar kendilerine
3. fe kâlû : böylece dediler
4. inne-kum : muhakkak siz
5. entum : siz
6. ez zâlimûne : zalimlersiniz

٦٥

ثُمَّ نُكِسُوا عَلى رُؤُسِهِمْ لَقَدْ عَلِمْتَ مَا هؤُلَاءِ يَنْطِقُونَ

(65) sümme nükisu ala ruusihim lekad alimte ma haülai yentikun
sonra başları eğildi öyle ki sen de bilirsin onların konuşmayacağını

1. summe : sonra
2. nukisû : (başları) eğildi
3. alâ : üzerine, …e
4. ruûsi-him : onların başları
5. lekad : andolsun
6. alimte : sen bildin (biliyordun)
7. : olmadı, olmuyor
8. hâulâi : bunlar
9. yentıkûne : konuşuyorlar

٦٦

قَالَ اَفَتَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّهِ مَا لَا يَنْفَعُكُمْ شَيًْا وَلَا يَضُرُّكُمْ

(66) kale efeta’büdune min dunillahi ma la yenfeuküm şey’ev ve la yedurruküm
dedi o halde Allah’tan başka (şeylere mi) tapıyorsunuz? size fayda ve zarar veremeyen şeylere (mi?)

1. kâle : dedi
2. e fe : hâlâ mı
3. ta’budûne : tapıyorsunuz
4. min dûnillâhi (dûni allâhi) : Allah’tan başka
5. : şeylere
6. lâ yenfeu-kum : size faydası olmaz
7. şey’en : bir şey
8. ve lâ yadurru-kum : ve size zararı olmaz

٦٧

اُفٍّ لَكُمْ وَلِمَا تَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّهِ اَفَلَا تَعْقِلُونَ

(67) üffil leküm ve li ma ta’büdune min dunillah efela ta’kılun
sizlere yazıklar olsun ve Allah’tan başka taptıklarınıza da halâ akıl erdirmeyecek misiniz?

1. uffin : of, yazıklar olsun
2. lekum : size
3. ve li mâ ta’budûne : ve taptığınız şeylere
4. min dûnillâhi (dûni allâhi) : Allah’tan başka
5. e fe lâ ta’kılûne : hâlâ akıl etmiyor musunuz

٦٨

قَالُوا حَرِّقُوهُ وَانْصُرُوا الِهَتَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ فَاعِلينَ

(68) kalu harrikuhü vensuru aliheteküm in küntüm failin

dediler: onu ateşe atın eğer ilahlarımıza yardım edecekseniz

1. kâlû : dediler
2. harrikû-hu : onu yakın
3. vansurû (ve unsurû) : ve yardım edin
4. âlihete-kum : ilâhlarınıza
5. in kuntum : eğer siz iseniz
6. fâılîne : yapanlar

٦٩

قُلْنَا يَا نَارُ كُونى بَرْدًا وَسَلَامًا عَلى اِبْرهيمَ

(69) kulna ya naru kuni berdev ve selamen ala ibrahim
biz ey ateş dedik İbrahim’e serin ve selamet ol

1. kulnâ : biz dedik
2. yâ nâru : ey ateş
3. kûnî : ol
4. berden : soğuk
5. ve selâmen : ve selâmet (zararsız)
6. alâ ibrâhîme : İbrâhîm’e

٧٠

وَاَرَادُوا بِه كَيْدًا فَجَعَلْنَاهُمُ الْاَخْسَرينَ

(70) ve eradu bihi keyden fe cealnahümül ahserin
istediler (İbrahim’e) o’na tuzak kurmak fakat biz onları hüsrana düşenlerden yaptık

1. ve erâdû : ve istediler
2. bi-hi : ona
3. keyden : tuzak, hile
4. fe ceal-nâ : böylece yaptık, fakat kıldık
5. hum : onlar
6. el ahserîne : daha çok hüsranda olanlar

٧١

وَنَجَّيْنَاهُ وَلُوطًا اِلَى الْاَرْضِ الَّتى بَارَكْنَا فيهَا لِلْعَالَمينَ

(71) ve necceynahü ve lutan ilel erdilleti barakna fiha lil alemin
onu ve Lut’u kurtarıp içinde alemlere bereket verdiğimiz yerlere çıkardık

1. ve necceynâ-hu : ve biz onu kurtardık
2. ve lûtan : ve Lut
3. ilâ el ardı : arza, yere
4. elletî : ki o
5. bârak-nâ : bereket kıldık
6. fî-hâ : orada
7. li el âlemîne : âlemler için, âlemlere

٧٢

وَوَهَبْنَا لَهُ اِسْحقَ وَيَعْقُوبَ نَافِلَةً وَكُلًّا جَعَلْنَا صَالِحينَ

(72) ve vehebna lehu ishak ve ya’kube nafileh ve küllen cealna salihiyn
ona İshak’ı hibe ettik Yakub’u da ihsan ettik ve hepsini de salih kişiler yaptık

1. ve veheb-nâ : ve armağan ettik
2. lehu : ona
3. ishâka : İshak
4. ve ya’kûbe : ve Yâkub’u
5. nâfileten : ilâveten
6. ve kullen : ve hepsini
7. ceal-nâ : kıldık
8. sâlihîne : salihler

Sayfa:327

٧٣

وَجَعَلْنَاهُمْ اَءِمَّةً يَهْدُونَ بِاَمْرِنَا وَاَوْحَيْنَا اِلَيْهِمْ فِعْلَ الْخَيْرَاتِ وَاِقَامَ الصَّلوةِ وَايتَاءَ الزَّكوةِ وَكَانُوا لَنَا عَابِدينَ

(73) ve cealna hüm eimmetey yehdune bi emrina ve evhayna ileyhim fi’lel hayrati ve ikames salati ve itaez zekah ve kanu lena abidin
onları imamlar yaptık emrimizde yol gösteren ve onlara vahy ettik hayır işlemeyi namazı dosdoğru kılmayı zekatı vermeyi ve onlar bize kulluk ediyorlardı

1. ve cealnâ-hum : ve onları kıldık
2. eimmeten : imamlar
3. yehdûne : hidayete erdirirler
4. bi emri-nâ : bizim emrimizle
5. ve evhay-nâ : ve biz vahyettik
6. ileyhim : onlara
7. fi’le el hayrâti : hayırlar işleme (yapma)
8. ve ikâme es salâti : ve namazın ikame edilmesi (namaz kılınması)
9. ve îtâe ez zekâti : ve zekâtın verilmesi
10. ve kânû : ve oldular
11. lenâ : bize
12. âbidîne : kullar

٧٤

وَلُوطًا اتَيْنَاهُ حُكْمًا وَعِلْمًا وَنَجَّيْنَاهُ مِنَ الْقَرْيَةِ الَّتى كَانَتْ تَعْمَلُ الْخَبَاءِثَ اِنَّهُمْ كَانُوا قَوْمَ سَوْءٍ فَاسِقينَ

(74) ve lutan ateynahü hukmev ve ilmav ve necceynahü minel karyetilleti kanet ta’melül habais innehüm kanu kavme sev’in fasikın
Lut’a da hikmet ve ilim verdik kendisini kurtardık o beldeden kötülükler işleyen elbette ki onlar kötü fasık bir kavimdiler

1. ve lûtan : ve Lut
2. ateynâ-hu : ona verdik
3. hukmen : hikmet
4. ve ılmen : ve ilim
5. ve necceynâ-hu : ve biz onu kurtardık
6. min el karyeti : ülkeden
7. elletî : ki o (o ülke)
8. kânet ta’melu : yapıyorlardı
9. el habâise : çirkin işler, çirkinlikler
10. inne-hum : muhakkak onlar
11. kânû : oldular
12. kavme : bir kavim
13. sev’in : kötü
14. fâsikîne : fasıklar

٧٥

وَاَدْخَلْنَاهُ فى رَحْمَتِنَا اِنَّهُ مِنَ الصَّالِحينَ

(75) ve edhalnahü fi rahmetina innehu mines salihiyn
biz (lut’u) o’nu aldık rahmetimizin içine çünkü o salihlerdendi

1. ve edhalnâ-hu : ve onu dahil ettik
2. : içine
3. rahmeti-nâ : bizim rahmetimiz
4. inne-hu : muhakkak o
5. min es sâlihîne : salihlerden

٧٦

وَنُوحًا اِذْ نَادى مِنْ قَبْلُ فَاسْتَجَبْنَا لَهُ فَنَجَّيْنَاهُ وَاَهْلَهُ مِنَ الْكَرْبِ الْعَظيمِ

(76) ve nuhan iz nada min kablü festecebna lehu fenecceynahü ve ehlehu minel kerbil aziym
ve Nuh da daha önce nida etmişti biz de onun duasına icabet ettik kendisini kurtardık ve ehlini o büyük beladan

1. ve nûhan : ve Nuh
2. iz : olduğu zaman
3. nâdâ : nida etti, çağırdı, dua etti
4. min kablu : önceden, daha önce
5. festeceb-nâ (fe istecebnâ) : böylece, bunun üzerine icabet ettik
6. lehu : ona
7. fe : o zaman, böylece
8. necceynâ-hu : biz onu kurtardık
9. ve ehle-hu : ve onun ehlini (ailesini)
10. min el kerbi : şiddetli üzüntüden
11. el azîmi : büyük, azîm

٧٧

وَنَصَرْنَاهُ مِنَ الْقَوْمِ الَّذينَ كَذَّبُوا بِايَاتِناَ اِنَّهُمْ كَانُوا قَوْمَ سَوْءٍ فَاَغْرَقْنَاهُمْ اَجْمَعينَ

(77) ve nasarnahü minel kavmil lezine kezzebu bi ayatina innehüm kanu kavme sev’in fe ağraknahüm ecmain
kendisine yardım ettik o kavimden onlar ki ayetlerimizi yalanlıyorlardı gerçekten onlar kötü bir kavimdiler biz onları toptan boğduk

1. ve nasarnâ-hu : ve ona yardım ettik
2. min el kavmi : kavimden (kavme karşı)
3. ellezîne : ki onlar
4. kezzebû : yalanladılar
5. bi âyâti-nâ : âyetlerimizi
6. inne-hum : muhakkak onlar
7. kânû : oldular
8. kavme : kavim
9. sev’in : kötü
10. fe : o zaman, böylece
11. agraknâ-hum : onları boğduk
12. ecmaîne : hepsi

٧٨

وَدَاوُدَ وَسُلَيْمنَ اِذْ يَحْكُمَانِ فِى الْحَرْثِ اِذْ نَفَشَتْ فيهِ غَنَمُ الْقَوْمِ وَكُنَّا لِحُكْمِهِمْ شَاهِدينَ

(78) ve davude ve süleymane iz yahkümani fil harsi iz nefeşet fihi ğanemül kavm ve künna li hukmihim şahidin
Davut ve Süleyman da hani ekin hakkında hüküm veriyorlardı ekin tarlasında yayılmışlardı bir kavmin koyunları biz de onların verdiği hükme şahitler idik

1. ve dâvude : ve Davut
2. ve suleymâne : ve Süleyman
3. iz yahkumâni : ikisi hüküm veriyordu
4. : içinde
5. el harsi : ekin
6. iz nefeşet : hayvanlar geceleyin (çobansız olarak) yayılmıştı
7. fî-hi : hakkında
8. ganemu : koyunlar
9. el kavmi : kavmi
10. ve kun-nâ : ve biz olduk
11. li hukmi-him : onların hükmüne
12. şâhidîne : şahitler, şahit olanlar

٧٩

فَفَهَّمْنَاهَا سُلَيْمنَ وَكُلًّا اتَيْنَا حُكْمًا وَعِلْمًا وَسَخَّرْنَا مَعَ دَاوُدَ الْجِبَالَ يُسَبِّحْنَ وَالطَّيْرَ وَكُنَّا فَاعِلينَ

(79) fe fehhemnaha süleyman ve küllen ateyna hukmev ve ilmav ve sehharna mea davudel cibale yüsebbihne vet tayr ve künna failin
Süleyman’a o (konuda hüküm verme) anlayışı verdik ve hepsine hüküm ve ilim verdik musahhar kıldık Davut’la birlikte tesbih etmek üzere dağları ve kuşları da (bunu) yapanlar biziz

1. fe : böylece, artık
2. fehhemnâ-hâ
(fehime)
: biz bunu, ona anlattık, öğrettik (anlamasını sağladık)
: (anladı)
3. suleymâne : Süleyman
4. ve kullen : ve hepsi
5. âteynâ : biz verdik
6. hukmen : hüküm, hikmet
7. ve ılmen : ve ilim
8. ve sehharnâ : ve boyun eğdirdik, emrine verdik
9. mea : beraber
10. dâvude : Davut
11. el cibâle : dağ(lar)
12. yusebbihne : tesbih ediyorlar
13. ve et tayre : ve kuşlar
14. ve kun-nâ : ve biz olduk
15. fâılîne : yapanlar, failler

٨٠

وَعَلَّمْنَاهُ صَنْعَةَ لَبُوسٍ لَكُمْ لِتُحْصِنَكُمْ مِنْ بَاْسِكُمْ فَهَلْ اَنْتُمْ شَاكِرُونَ

(80) ve allemnahü san’ate lebusil leküm li tuhsineküm mim be’siküm fe hel entüm şakirun
sizin için ona zırh yapma sanatı öğrettik sizi korumak için savaşın şiddetinden şimdi siz şükür ediyor musunuz?

1. ve allemnâ-hu : ve biz ona öğrettik
2. san’ate : sanat, yapmak
3. lebûsin : elbise
4. lekum : sizin için
5. li tuhsıne-kum : sizi koruması için
6. min be’si-kum : sizin şiddetli çarpışmalarınızda
7. fe : artık, öyleyse, buna rağmen
8. hel : mi
9. entum : siz
10. şâkirûne : şükredenler

٨١

وَلِسُلَيْمنَ الرّيحَ عَاصِفَةً تَجْرى بِاَمْرِه اِلَى الْاَرْضِ الَّتى بَارَكْنَا فيهاَ وَكُنَّا بِكُلِّ شَىْءٍ عَالِمينَ

(81) ve li süleymaner riha asifeten tecri bi emrihi ilel erdilleti barakna fiha ve künna bi külli şey’in alimin
Süleyman’ın (emrine de) esen rüzgarı (verdik) onun emri ile esiyor içine o bereket verdiğimiz yere biz her şeyi bilenleriz

1. ve : ve
2. li suleymâne : Süleyman için
3. er rîha : rüzgâr
4. âsıfeten : fırtına
5. tecrî : akar, gider
6. bi emri-hî : onun emriyle
7. ilâ el ardı : o yere
8. elletî : ki o
9. bârek-nâ : bereketli kıldık
10. fî-hâ : orada
11. ve kun-nâ : ve biz olduk
12. bi kulli şey’in : herşeyi
13. âlimîne : bilenler

Sayfa:328

٨٢

وَمِنَ الشَّيَاطينِ مَنْ يَغُوصُونَ لَهُ وَيَعْمَلُونَ عَمَلًا دُونَ ذلِكَ وَكُنَّا لَهُمْ حَافِظينَ

(82) ve mineş şeyatiyni mey yeğusune lehu ve ya’melune amelen dune zalik ve künna lehüm hafiziyn
onun için, şeytanlardan dalgıçlık edenler vardı (değişik) işlerde çalışanlar da bundan başka işte onları muhafaza eden bizdik

1. ve min eş şeyâtîni : ve şeytanlardan
2. men yegûsûne : (denizde) dalgıçlık yapanlar
3. lehu : onun için (vardır)
4. ve ya’melûne : ve yapıyorlar
5. amelen : amel, iş
6. dûne : başka
7. zâlike : bu, şu
8. ve kunnâ : ve biz olduk (biz idik)
9. lehum : onlar için
10. hâfızîne : koruyanlar, muhafaza edenler

٨٣

وَاَيُّوبَ اِذْ نَادى رَبَّهُ اَنّى مَسَّنِىَ الضُّرُّ وَاَنْتَ اَرْحَمُ الرَّاحِمينَ

(83) ve eyyube iz nada rabbehu enni messeniyed durru ve ente erhamür rahimin
Eyüp’te o zaman Rabbine nida etmişti gerçekten bana zarar dokundu ve sen merhametlilerin en merhametlisisin

1. ve eyyûbe : ve Eyüp
2. iz nâdâ : nida etmişti
3. rabbe-hû : onun Rabbi, kendi Rabbi
4. ennî : muhakkak, şüphesiz ben
5. messeniye : bana dokundu, isabet etti
6. ed durru : sıkıntı, zarar
7. ve ente : ve sen
8. erhamu er râhımîne : merhametlilerin en merhametlisi

٨٤

فَاسْتَجَبْنَا لَهُ فَكَشَفْنَا مَا بِه مِنْ ضُرٍّ وَاتَيْنَاهُ اَهْلَهُ وَمِثْلَهُمْ مَعَهُمْ رَحْمَةً مِنْ عِنْدِنَا وَذِكْرى لِلْعَابِدينَ

(84) festecebna lehu fe keşefna ma bihi min durriv ve ateynahü ehlehu ve mislehüm meahüm rahmetem min indina ve zikra lil abidin
biz de (onun) duasına icabet ettik onun üzerinde ki zararı kaldırdık ona verdik ehlini ve birlikte bir katını (daha) tarafımızdan bir rahmetle (bize) ibadet edenlere bir öğüt olarak

1. festeceb-nâ (fe istecebnâ) : bunun üzerine icabet ettik
2. lehu : onun
3. fe : böylece
4. keşef-nâ : giderdik, kaldırdık
5. : şey
6. bi-hî : ona
7. min durrin : zarardan
8. ve âteynâ-hu : ve biz ona verdik
9. ehle-hu : ehlini, ailesini
10. ve misle-hum : ve bir misli (daha)
11. mea-hum : onlarla beraber
12. rahmeten : bir rahmet
13. min ındi-nâ : katımızdan
14. ve zikrâ : ve bir zikir, bir öğüt
15. li el âbidîne : kullar için

٨٥

وَاِسْمعيلَ وَاِدْريسَ وَذَا الْكِفْلِ كُلٌّ مِنَ الصَّابِرينَ

(85) ve ismaiyle ve idrise ve zel kifl küllüm mines sabirin
İsmail, İdris ve Zülkifl’i de (hatırla) bunların hepsi sabredenlerdendi

1. ve ismâîle : ve İsmail
2. ve idrîse : ve İdris
3. ve zel kifli (za el kifli) : ve Zelkifli (Zulkifli)
4. kullun : hepsi
5. min es sâbirîne : sabredenlerden

٨٦

وَاَدْخَلْنَاهُمْ فى رَحْمَتِناَ اِنَّهُمْ مِنَ الصَّالِحينَ

(86) ve edhalnahüm fi rahmetina innehüm mines salihiyn
onları aldık rahmetimizin içine çünkü onlar salihlerdendi

1. ve edhalnâ-hum : ve onları dahil ettik
2. : içine
3. rahmeti-nâ : bizim rahmetimiz
4. inne-hum : muhakkak onlar
5. min es sâlihîne : salihlerdendi

٨٧

وَذَا النُّونِ اِذْ ذَهَبَ مُغَاضِبًا فَظَنَّ اَنْ لَنْ نَقْدِرَ عَلَيْهِ فَنَادى فِى الظُّلُمَاتِ اَنْ لَا اِلهَ اِلَّا اَنْتَ سُبْحَانَكَ اِنّى كُنْتُ مِنَ الظَّالِمينَ

(87) ve zen nuni iz zehebe müğadiben fe zanne el len nakdira aleyhi fe nada fiz zulümati el la ilahe illa ente sübhaneke inni küntü minez zalimin
zünnûn’u da (hatırla) gazaplanarak gitmişti de kendisinin asla sorgulanmayacağını sanmıştı karanlıktayken nida etti senden başka hiçbir ilah yoktur seni noksanlıktan tenzih ederim şüphesiz ben de zalimlerden oldum

1. ve zennûni (za en nuni) : ve Zennun (Yunus)
2. iz zehebe : gitmişti
3. mugâdıben : gadaplanarak, öfkelenerek
4. fe : böylece
5. zanne : zannetti
6. en len nakdire : muktedir olamayacağız
7. aleyhi : ona
8. fe : o zaman, böylece
9. nâdâ : nida etti
10. fî ez zulumâti : karanlıklar içinde
11. en lâ ilâhe : ilâh olmadığını (ilâh yoktur)
12. illâ : den başka
13. ente : sen
14. subhâne-ke : sen sübhansın, münezzehsin
15. in-nî : muhakkak, gerçekten ben
16. kuntu : ben oldum
17. min ez zâlimîne : zalimlerden

٨٨

فَاسْتَجَبْنَا لَهُ وَنَجَّيْنَاهُ مِنَ الْغَمِّ وَكَذلِكَ نُنْجِى الْمُؤْمِنينَ

(88) festecebna lehu ve necceynahü minel ğamm ve kezalike nüncil mü’minin
biz de ona icabet ettik kendisini de kederden kurtardık böylece mü’minleri de kurtarırız

1. festeceb-nâ (fe istecebnâ) : böylece icabet ettik
2. lehu : onu
3. ve necceynâ-hu : ve onu kurtardık
4. min el gammi : üzüntüden
5. ve kezâlike : ve işte böyle
6. nunci : biz kurtarırız
7. el mu’minîne : mü’minler

٨٩

وَزَكَرِيَّا اِذْ نَادى رَبَّهُ رَبِّ لَاتَذَرْنى فَرْدًا وَاَنْتَ خَيْرُ الْوَارِثينَ

(89) ve zekeriyya iz nada rabbehu rabbi la tezerni fardav ve ente hayrul varisin
Zekeriya’yı da an o zaman Rabbine nida etmişti ey Rabbim beni yalnız bırakma sen varislerin en hayırlısısın

1. ve zekeriyyâ : ve Zekeriya
2. iz nâdâ : nida etti, seslendi
3. rabbe-hu : onun Rabbi, kendi Rabbi
4. rabbi : benim Rabbim
5. lâ tezer-nî : beni bırakma
6. ferden : fert olarak, tek, yalnız
7. ve ente : ve sen
8. hayru : (en) hayırlı
9. el vârisîne : varisler, mirasçılar

٩٠

فَاسْتَجَبْنَا لَهُ وَوَهَبْنَا لَهُ يَحْيى وَاَصْلَحْنَا لَهُ زَوْجَهُ اِنَّهُمْ كَانُوا يُسَارِعُونَ فِى الْخَيْرَاتِ وَيَدْعُونَنَا رَغَبًا وَرَهَبًا وَكَانُوا لَنَا خَاشِعينَ

(90) festecebna lehu ve vehebna lehu yahya ve aslahna lehu zevceh innehüm kanu yüsariune fil hayrati ve yed’unena rağaben ve raheba ve kanu lena haşiın
biz de ona icabet ettik kendisine Yahya’yı da hibe ettik elverişli kıldık zevcesini de ona gerçekten resuller hayırlara koşarlar bize dua ederler ümit ederek ve korkarak bize karşı hürmet ve tazim ederler

1. festeceb-nâ (fe istecebnâ) : ve bunun üzerine icabet ettik
2. lehu ve veheb-nâ : ve ona hibe ettik, bağışladık, armağan ettik
3. lehu : onun için, ona
4. yahyâ : Yahya
5. ve aslah-nâ : ve ıslâh ettik (düzelttik)
6. lehu : onun için, ona
7. zevce-hu : onun zevcesi, eşi
8. inne-hum : muhakkak onlar
9. kânû : onlar oldular
10. yusâriûne : yarışıyorlar, yarışırlar
11. fi el hayrâti : hayırlarda
12. ve yed’ûne-nâ : ve bize dua ederler
13. regaben : rağbet ederek, arzu ederek
14. ve reheben : ve korkarak
15. ve kânû : ve onlar oldular
16. lenâ hâşiîne : bize huşû duyanlar

Sayfa:329

٩١

وَالَّتى اَحْصَنَتْ فَرْجَهَا فَنَفَخْنَا فيهَا مِنْ رُوحِنَا وَجَعَلْنَاهَا وَابْنَهَا ايَةً لِلْعَالَمينَ

(91) velleti ahsanet ferceha fe nefahna fiha mir ruhina ve cealnaha vebneha ayetel lil alemin
o kadını da (meryem’i hatırla ki) ırzını korumuştur biz de ona ruhumuzdan üflemiş hem kendisini hem de oğlunu alemlere bir mucize yapmıştık

1. velletî (ve elletî) : ve ki o
2. ahsanet : korudu
3. ferce-hâ : onun ırzı, ırzını
4. fe nefah-nâ : o zaman biz üfledik
5. fî-hâ : onun içine
6. min rûhi-nâ : ruhumuzdan
7. ve cealnâ-hâ : ve onu kıldık
8. vebne-hâ (ve ibne-hâ) : ve onun oğlu
9. âyeten : bir âyet
10. li el âlemîne : âlemlere, âlemler için

٩٢

اِنَّ هذِه اُمَّتُكُمْ اُمَّةً وَاحِدَةً وَاَنَا رَبُّكُمْ فَاعْبُدُونِ

(92) inne hazihi ümmetüküm ümmetev vahidetev ve ene rabbüküm fa’büdun
muhakkak bu sizin ümmetiniz tek bir ümmettir ve ben sizin Rabbinizim artık bana kulluk edin

1. inne : muhakkak
2. hâzihî : bu
3. ummetu-kum : sizin ümmetiniz, dîniniz
4. ummeten : bir ümmet
5. vâhıdeten : tek
6. ve ene : ve ben
7. rabbu-kum : sizin Rabbinizim
8. fa’budûni (fe a’budû-ni) : öyleyse (o zaman) bana kul olun

٩٣

وَتَقَطَّعُوا اَمْرَهُمْ بَيْنَهُمْ كُلٌّ اِلَيْنَا رَاجِعُونَ

(93) ve tekattau emrahüm beynehüm küllün ileyna raciun
parçaladılar onlar işlerini kendi aralarında onların hepsi bize dönücülerdir

1. ve tekattaû : ve böldüler
2. emre-hum : onların emirleri
3. beyne-hum : onlar aralarında
4. kullun : hepsi
5. ileynâ : bize
6. râciûne : dönenler, dönecek olanlar

٩٤

فَمَنْ يَعْمَلْ مِنَ الصَّالِحَاتِ وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَلَا كُفْرَانَ لِسَعْيِه وَاِنَّا لَهُ كَاتِبُونَ

(94) fe mey ya’mel mines salihati ve hüve mü’minün fe la küfrane li sa’yih ve inna lehu katibun

her kim salih amel işlerse mü’min olarak karşılıksız kalmaz yaptıkları şüphesiz biz onun (amelini) yazanlarız

1. fe men : o halde kim
2. ya’mel : yapar
3. min es sâlihâti : salihat(tan) (nefs tezkiyesi)
4. ve huve : ve o
5. mu’minun : mü’min (kalbinde îmân yazılı olan)
6. fe lâ kufrâne : bundan sonra örtülmez, yok olmaz
7. li sa’yi-hî : onun çalışması, gayretleri
8. ve innâ : ve muhakkak biz
9. lehu : onun için, onun
10. kâtibûne : yazanlarız

٩٥

وَحَرَامٌ عَلى قَرْيَةٍ اَهْلَكْنَاهَا اَنَّهُمْ لَا يَرْجِعُونَ

(95) ve haramün ala karyetin ehleknaha ennahüm la yarciun
haram olmuştur bir memlekete (geri dönmeleri) kendisini helak ettiğimiz katiyen onlar geri dönmezler

1. ve harâmun : ve haramdır, yasaktır, imkânsızdır
2. alâ karyetin : şehre, şehir halkına
3. ehleknâ-hâ : biz onu helâk ettik
4. enne-hum : muhakkak onlar
5. lâ yerciûne : dönmezler, dönemezler

٩٦

حَتّى اِذَا فُتِحَتْ يَاْجُوجُ وَمَاْجُوجُ وَهُمْ مِنْ كُلِّ حَدَبٍ يَنْسِلُونَ

(96) hatta iza fütihat ye’cucü ve me’cucü ve hüm min külli hadebiy yensilun
nihayet açılınca ye’cüc ve me’cüc’ün (seddi) onlar her tepeden (yeryüzüne) akın ederler

1. hattâ izâ : olduğu zaman
2. futihat : açıldı
3. ye’cûcu : yecüc
4. ve me’cûcu : ve mecüc
5. ve hum : ve onlar
6. min kulli : hepsinden
7. hadebin : taraftan, tepeden
8. yensilûne : hızla koşarlar, saldırırlar

٩٧

وَاقْتَرَبَ الْوَعْدُ الْحَقُّ فَاِذَا هِىَ شَاخِصَةٌ اَبْصَارُ الَّذينَ كَفَرُوا ياَ وَيْلَنَا قَدْ كُنَّا فى غَفْلَةٍ مِنْ هذَا بَلْ كُنَّا ظَالِمينَ

(97) vakterabel va’dül hakku fe iza hiye şahisatün ebsarul lezine keferu ya veylena kad künna fi ğafletim min haza bel künna zalimin

hak olan vaat yaklaşmıştır artık onların gözleri hayretten açılmıştır o küfreden kimselere yazıklar olsun şüphesiz bizler bu durumdan gaflet içindeydik gerçek şu ki biz zalimlerden olduk

1. vakterabe (ve ıkterabe) : ve yaklaştı
2. el va’du : vaad
3. el hakku : hak (olan)
4. fe : o zaman
5. izâ : olduğu zaman
6. hiye : o
7. şâhısatun : göz kırpamaz, gözleri açık kalır, gözleri büyür
8. ebsâru : gözler
9. ellezîne keferû : inkâr edenler, kâfir olanlar
10. yâ veyle-nâ : bize yazıklar olsun
11. kad : olmuştu
12. kun-nâ : biz olduk
13. fî gafletin : gaflet içinde
14. min hâzâ : bundan
15. bel : hayır, öyle değil, meğer
16. kun-nâ : biz olduk
17. zâlimîne : zalimler

٩٨

اِنَّكُمْ وَمَا تَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّهِ حَصَبُ جَهَنَّمَ اَنْتُمْ لَهَا وَارِدُونَ

(98) inneküm ve ma ta’büdune min dunillahi hasabü cehennem entüm leha varidun
mutlaka siz ve Allah’tan başka taptığınız şeyler cehennem odunusunuz sizler oraya gireceksiniz

1. inne-kum : muhakkak siz
2. ve mâ ta’budûne : ve taptığınız şeyler
3. min dûni allâhi : Allah’tan başka
4. hasabu : yakacak, yakıt
5. cehenneme : cehennem
6. entum : siz
7. lehâ : ona
8. vâridûne : girecek olanlarsınız

٩٩

لَوْ كَانَ هؤُلَاءِ الِهَةً ماَ وَرَدُوهَا وَكُلٌّ فيهَا خَالِدُونَ

(99) lev kane haülai alihetem ma veraduha ve küllün fiha halidun
eğer onlar ilah olsalardı oraya girmezlerdi ve hepsi orada ebedi olarak kalacaklardır

1. lev : eğer, şâyet
2. kâne : oldu
3. hâulâi : bunlar (onlar)
4. âliheten : ilâhlar
5. mâ veradû-hâ : ona girmediler
6. ve kullun : ve tümü, hepsi
7. fî-hâ : onun içinde, orada
8. hâlidûne : ebediyyen kalacak olanlardır

١٠٠

لَهُمْ فيهَا زَفيرٌ وَهُمْ فيهَا لَايَسْمَعُونَ

(100) lehüm fiha zefiruv ve hüm fiha la yesmeun

onlar için orada inilti vardır onlar orada (başka bir şey) işitmezler

1. lehum : onlar
2. fî-hâ : orada (vardır)
3. zefîrun : ızdıraplı inilti
4. ve hum : ve onlar
5. fî-hâ : orada
6. lâ yesmeûne : işitmezler

١٠١

اِنَّ الَّذينَ سَبَقَتْ لَهُمْ مِنَّا الْحُسْنى اُولءِكَ عَنْهَا مُبْعَدُونَ

(101) innellezine sebekat lehüm minel husna ülaike anha müb’adun
şüphesiz bizde kendileri için hükmü geçmiş kimseler işte onlarda cehennemden uzaklaştırılacaklardır

1. inne : muhakkak
2. ellezîne : o kimseler, onlar
3. sebekat : geçti (ulaştı)
4. lehum : onlar, onlara
5. minnel husnâ (min nâ el husna) : bizden güzellik
6. ulâike : işte onlar
7. an-hâ : ondan
8. mub’adûne (baîd) : uzaklaştırılmış olanlar, uzaklaştırılanlar (uzak)

Sayfa:330

١٠٢

لَا يَسْمَعُونَ حَسيسَهَا وَهُمْ فى مَا اشْتَهَتْ اَنْفُسُهُمْ خَالِدُونَ

(102) la yesmeune hasiseha ve hüm fi meştehet enfüsühüm halidun
işitmeyecekler onlar (cehennemin) hışırtısını (bile) ve onlar nefislerinin arzu ettiği şeylerle orada ebedi kalacaklar

1. lâ yesmeûne : işitmezler
2. hasîse-hâ : onun uğultusu
3. ve hum : ve onlar
4. : içinde
5. meştehet (mâ iştehet) : istenen (arzu edilen) şey
6. enfusu-hum : onların nefsleri
7. hâlidûne : ebedî kalacak olanlar

١٠٣

لَا يَحْزُنُهُمُ الْفَزَعُ الْاَكْبَرُ وَتَتَلَقّيهُمُ الْمَلءِكَةُ هذَا يَوْمُكُمُ الَّذى كُنْتُمْ تُوعَدُونَ

(103) la yahzünühümül fezeul ekberu ve tetelekkahümül melaikeh haza yevmükümül lezi küntüm tuadun
bunları mahzun etmeyecek en büyük korku onları melekler karşılayacaklar işte bu (mutluluk) gününüzdür size o va’d olunan

1. lâ yahzunu-hum : onları mahzun etmez
2. el feze : korku, dehşet
3. el ekberu : en büyük
4. ve tetelakkâ-hum : ve onları karşılarlar
5. el melâiketu : melekler
6. hâzâ : bu
7. yevmu-kum : sizin gününüz
8. ellezî : ki o
9. kuntum : siz oldunuz
10. tûadûne : vaadedildiniz

١٠٤

يَوْمَ نَطْوِى السَّمَاءَ كَطَىِّ السِّجِلِّ لِلْكُتُبِ كَمَا بَدَاْنَا اَوَّلَ خَلْقٍ نُعيدُهُ وَعْدًا عَلَيْناَ اِنَّا كُنَّا فَاعِلينَ

(104) yevme natvis semae ke tayyis sicili lil kütüb kema bede’na evvele halkin nüiydüh va’den aleyna inna künna failin
o gün semayı döndüreceğiz kitabın sayfalarını dürer gibi ilk yarattığımız gibi tekrar eski haline onu döndüreceğiz (bu) üzerimize aldığımız bir vaattir kesinlikle biz (istediğimizi) yapanlarız

1. yevme : o gün
2. natvi es semâe : semayı düreceğiz
3. ke tayyi : dürüldüğü gibi
4. es sicilli : sicil, üzeri yazılı kâğıt
5. li el kutubi : kitapları
6. kemâ : gibi
7. bede’nâ : başladık
8. evvele : evvel, ilk
9. halkın : yaradılış
10. nuîdu-hu : onu iade edeceğiz, döndüreceğiz
11. va’den : vaad
12. aleynâ : bizim üzerimize
13. innâ kunnâ : muhakkak biz olduk
14. fâılîne : yapanlar

١٠٥

وَلَقَدْ كَتَبْنَا فِى الزَّبُورِ مِنْ بَعْدِ الذِّكْرِ اَنَّ الْاَرْضَ يَرِثُهَا عِبَادِىَ الصَّالِحُونَ

(105) ve le kad ketabna fiz zeburi mim ba’diz zikri ennel erda yerisüha ibadiyas salihun
yemin olsun ki biz yazdık tevrattan sonra zeburda da şüphesiz yeryüzüne salih kullarım varis olacaktır

1. ve lekad : ve andolsun
2. keteb-nâ : biz yazdık
3. fî ez zebûri : Zebur’da
4. min ba’di ez zikri : zikirden sonra
5. enne el arda : arzın olduğu
6. yerisu-hâ : ona varis olur
7. ıbâdiye es sâlihûne : salih kullarım

١٠٦

اِنَّ فى هذَا لَبَلَاغًا لِقَوْمٍ عَابِدينَ

(106) inne fi haza le belağal li kavmil abidin
şüphe yok ki bu bir tebliğdir kulluk yapan bir kavim için

1. inne : muhakkak
2. fî hâzâ : bunda vardır
3. le : elbette
4. belâgan : tebliğ, bildiri, açıklama
5. li kavmin : bir kavim için
6. âbidîne : kul olanlar

١٠٧

وَمَا اَرْسَلْنَاكَ اِلَّا رَحْمَةً لِلْعَالَمينَ

(107) ve ma erselnake illa rahmetel lil alemin
biz seni gönderdik ancak alemlere rahmet olarak

1. ve mâ erselnâ-ke : ve seni biz göndermedik
2. illâ rahmeten : rahmetten başka, sadece rahmet olarak
3. li el âlemîne : âlemlere, âlemler için

١٠٨

قُلْ اِنَّمَا يُوحى اِلَىَّ اَنَّمَا اِلهُكُمْ اِلهٌ وَاحِدٌ فَهَلْ اَنْتُمْ مُسْلِمُونَ

(108) kul innema yuha ileyye ennema ilahüküm ilahüv vahid fe hel entüm müslimun
de ki bana vahy oluyor ki sizin ilahınız ancak tek bir ilahtır (diye) sizler müslüman oluyor musunuz?

1. kul : de
2. innemâ : sadece, yalnız, ancak
3. yûhâ : vahyolunuyor
4. ileyye : bana
5. ennemâ : olduğu
6. ilâhu-kum : sizin ilâhınız
7. ilâhun : bir ilâhtır
8. vâhidun : tek, bir tane
9. fe : o zaman, öyleyse
10. hel entum muslimûne : siz müslümanlar mısınız, teslim olanlar mısınız

١٠٩

فَاِنْ تَوَلَّوْا فَقُلْ اذَنْتُكُمْ عَلى سَوَاءٍ وَاِنْ اَدْرى اَقَريبٌ اَمْ بَعيدٌ مَا تُوعَدُونَ

(109) fe in tevellev fe kul azentüküm ala seva’ ve in edri e karibün em beiydün ma tuadun
eğer yine aldırmazlarsa de ki ben size açıkça ilan ettim bilemem yakın mı yoksa uzak mı? size vaad edilen

1. fe in : o zaman, bundan sonra eğer
2. tevellev : dönerler
3. fe kul : o zaman de
4. âzentu-kum : size ilân ettim, bildirdim
5. alâ sevâin : eşitlik üzere, eşit olarak
6. ve in edrî : ve eğer bilseydim (bilmiyorum)
7. e karîbun : yakın mı
8. em : yoksa, veya
9. baîdun : uzak
10. : şey
11. tûadûne : vaadolundunuz

١١٠

اِنَّهُ يَعْلَمُ الْجَهْرَ مِنَ الْقَوْلِ وَيَعْلَمُ مَا تَكْتُمُونَ

(110) innehu ya’lemül cehre minel kavli ve ya’lemü ma tektümun
şüphesiz o bilir açığa vurduğunuz sözü de gizlediğinizi de bilir

1. inne-hu : muhakkak o
2. ya’lemu : bilir
3. el cehre : cehrolan, açıkça söylenen
4. min el kavli : söz(ler)den
5. ve ya’lemu : ve o bilir
6. : şey
7. tektumûne : ketmediyorsunuz, saklıyorsunuz, gizliyorsunuz

١١١

وَاِنْ اَدْرى لَعَلَّهُ فِتْنَةٌ لَكُمْ وَمَتَاعٌ اِلى حينٍ

(111) ve in edri leallehu fitnetül leküm ve metaun ila hiyn
bilmiyorum belki bu sizin için bir imtihan bir zamana kadar faydalanmadır

1. ve in edrî : ve eğer bilsem (bilmiyorum)
2. lealle-hu : umulur ki o, belki o
3. fitnetun : bir fitnedir, bir imtihandır
4. lekum : size, sizin için
5. ve metâun : ve bir metadır, faydalanmadır
6. ilâ hînin : bir zamana kadar

١١٢

قَالَ رَبِّ احْكُمْ بِالْحَقِّ وَرَبُّناَ الرَّحْمنُ الْمُسْتَعَانُ عَلى مَاتَصِفُونَ

(112) kale rabbih küm bil hakk ve rabbüner rahmanül müsteanü ala ma tesifu
de ki Rabbim hak ile hüküm ver bizim Rabbimiz o rahman’dır sığınılacak ve yardım istenilecek olandır anlattıklarınıza karşın

1. kâle : dedi
2. rabbi ıh-kum : Rabbim hükmet
3. bi el hakkı : hak ile
4. ve rabbu-nâ : ve bizim Rabbimiz
5. er rahmânu : Rahmân’dır
6. el musteânu
(istiâne)
: yardım istenen, istenilen
: (yardım istedi)
7. alâ : üzere, rağmen
8. : şeyler
9. tasıfûne : siz vasıflandırıyorsunuz

22-HACC

Sayfa:331

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ

١

يَا اَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمْ اِنَّ زَلْزَلَةَ السَّاعَةِ شَىْءٌ عَظيمٌ

(1) ya eyyühen nasüt teku rabbeküm inne zelzeletes saati şey’ün aziym
ey insanlar Rabbinizden sakının çünkü kıyamet sıkıntısı çok büyük bir şeydir

1. yâ eyyuhâ : ey
2. en nâsu : insanlar
3. ittekû (nâsu ittekû) : takva sahibi olun
4. rabbe-kum : sizin Rabbiniz
5. inne : muhakkak
6. zelzelete : sarsılma, şiddetli sarsıntı
7. es sâati : saat
8. şey’un : bir şey
9. azîmun : büyük

٢

يَوْمَ تَرَوْنَهَا تَذْهَلُ كُلُّ مُرْضِعَةٍ عَمَّا اَرْضَعَتْ وَتَضَعُ كُلُّ ذَاتِ حَمْلٍ حَمْلَهَا وَتَرَى النَّاسَ سُكَارى وَمَا هُمْ بِسُكَارى وَلكِنَّ عَذَابَ اللّهِ شَديدٌ

(2) yevme teravneha tezhelü küllü mürdiatin amma erdaat ve tedau küllü zati hamlin hamleha ve teran nase sükara ve ma hüm bi sükara ve lakinne azabellahi şedid
onu göreceğiniz gün her emzikli kadın vazgeçecek emzirdiği çocuğundan bütün hamile kadınlar düşürecek taşıdıkları çocuğunu ve insanların sarhoş olduğunu göreceksin ama onlar sarhoş değillerdir lâkin Allah’ın azabı şiddetlidir

1. yevme : gün
2. teravne-hâ : onu görürsünüz
3. tezhelu : unutup bırakır, ilgilenemez
4. kullu : bütün, hepsi
5. murdıatin : emziren kadın
6. ammâ (an mâ) : şeylerden
7. erdaat : emzirdi
8. ve tedau : ve bırakır, doğurur
9. kullu : bütün, hepsi
10. zâti : sahip oldu
11. hamlin : yük
12. hamle-hâ : onu taşıdı (taşıdığı)
13. ve terâ : ve görürsün
14. en nâse : insanlar
15. sukârâ : sarhoş
16. ve mâ hum bi : ve onlar değiller
17. sukârâ : sarhoş
18. ve lâkinne : ve lâkin, fakat
19. azâballâhi (azâbe allâhi) : Allah’ın azabı
20. şedîdun : (çok) şiddetli

٣

وَمِنَ النَّاِس مَنْ يُجَادِلُ فِى اللّهِ بِغَيْرِ عِلْمٍ وَيَتَّبِعُ كُلَّ شَيْطَانٍ مَريدٍ

(3) ve minen nasi mey yücadilü fillahi bi ğayri ilmiv ve yettebiu külle şeytanim merid
İnsanlardan (öyle) kimseler mücadele ederler ilimleri olmadığı halde Allah ile tâbi olurlar her inatçı şeytana

1. ve min en nâsi : ve insanlardan (bir kısmı)
2. men : kim, kimse(ler) (vardır)
3. yucâdilu : mücâdele eder
4. fîllâhi (fî allâhi) : Allah hakkında
5. bi gayri : olmaksızın
6. ilmin : ilim
7. ve yettebiu : ve tâbî olur
8. kulle : her, hepsi, bütün
9. şeytânin : şeytan
10. merîdin : çok azgın

٤

كُتِبَ عَلَيْهِ اَنَّهُ مَنْ تَوَلَّاهُ فَاَنَّهُ يُضِلُّهُ وَيَهْديهِ اِلى عَذَابِ السَّعيرِ

(4) kütibe aleyhi ennehu men tevellahü fe ennehu yüdillühu ve yehdihi ila azabis seiyr
onun hakkında yazılmış muhakkak onu kim dost edinirse şüphesiz o, onu saptırır ve onu eriştirir cehennem azabına

1. kutibe : yazıldı
2. aleyhi : ona, onun üzerine
3. enne-hu : onun olduğu
4. men : kim
5. tevellâ-hu : ona döndü
6. fe : böylece, o zaman
7. enne-hu : muhakkak onu
8. yudıllu-hu : onu dalâlete düşürür
9. ve yehdî-hi : ve onu ulaştırır, götürür
10. ilâ : …e, …a
11. azâbi es saîri : cehennem azabı

٥

يَا اَيُّهَا النَّاسُ اِنْ كُنْتُمْ فى رَيْبٍ مِنَ الْبَعْثِ فَاِنَّا خَلَقْنَاكُمْ مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ مِنْ نُطْفَةٍ ثُمَّ مِنْ عَلَقَةٍ ثُمَّ مِنْ مُضْغَةٍ مُخَلَّقَةٍ وَغَيْرِ مُخَلَّقَةٍ لِنُبَيِّنَ لَكُمْ وَنُقِرُّ فِى الْاَرْحَامِ مَا نَشَاءُ اِلى اَجَلٍ مُسَمًّى ثُمَّ نُخْرِجُكُمْ طِفْلًا ثُمَّ لِتَبْلُغُوا اَشُدَّكُمْ وَمِنْكُمْ مَنْ يُتَوَفّى وَمِنْكُمْ مَنْ يُرَدُّ اِلى اَرْذَلِ الْعُمُرِ لِكَيْلَا يَعْلَمَ مِنْ بَعْدِ عِلْمٍ شَيًْا وَتَرَى الْاَرْضَ هَامِدَةً فَاِذَا اَنْزَلْنَا عَلَيْهَا الْمَاءَ اهْتَزَّتْ وَرَبَتْ وَاَنْبَتَتْ مِنْ كُلِّ زَوْجٍ بَهيجٍ

(5) ya eyyühen nasü in küntüm fi raybim minel ba’si fe inna halaknaküm min türabin sümme min nutfetin sümme min alekatin sümme mim mudğatim muhallekativ ve ğayri muhallekatil li nübeyyine leküm ve nükırru fil erhami ma neşaü ila ecelim müsemmen sümme nuhricü küm tiflen sümme li teblüğu eşüddeküm ve minküm mey yüteveffa ve minküm mey yüraddü ila erzelil umüri li keyla ya’leme mim ba’di ilmin şey’a ve teral erda hamideten fe iza enzelna aleyhel maeh tezzet ve rabet ve embetet min külli zevcim behic
Ey insanlar! eğer şüphe içindeyseniz (tekrar) dirilmekten şüphe yok ki biz sizi topraktan yarattık sonra bir meniden sonra bir kan pıhtısından sonra bir et parçasından şekli belli onun eşi olan belirsiz (bir et parçasından) sizin için açıklıyoruz rahimler de bulunduruyoruz da dilediğimizi belirlenmiş bir süreye kadar sonra çıkarıyoruz sizi bir bebek olarak sonra eriştiriliyorsunuz siz buluğ çağına ve sizden bazılarının ruhlarını alıp öldürüyoruz sizden bazıları da ulaştırılıyor ömrün ihtiyarlık dönemine bilmemesi için ilimden sonra bir şey arzı kupkuru bir halde görürsün ama biz indirdiğimiz zaman onun üzerine su harekete geçer toprak kapanır nebatlar bitirir her dilber çiftten

1. yâ eyyuhâ en nâsu : ey insanlar
2. in kuntum : eğer siz iseniz
3. : içinde
4. raybin : şüphe
5. min el ba’si : beas edilmekten, tekrar diriltilmekten
6. fe : o zaman, oysa
7. innâ : şüphesiz biz
8. halaknâ-kum : sizi biz yarattık
9. min turâbin : topraktan
10. summe : sonra
11. min nutfetin : nutfeden, bir damla sudan
12. summe : sonra
13. min alakatin : alakadan (bir noktadan asılı duran şeyden), (rahim cidarına bir noktadan asılı duran embriyo)
14. summe : sonra
15. min mudgatin : bir çiğnemlik et görüntüsündeki ceninden
16. muhallekatin : halkedilmiş, yaradılışı şekillendirilmiş
17. ve gayri muhallekatin : ve yaradılışı tamamlanmamış, şekillendirilmemiş
18. li nubeyyine : beyan etmemiz için, beyan edelim diye
19. lekum : size
20.
ve nukırru(karre)

(ekarri)

: ve durdururuz, tutarız: (yerleşti, karar kıldı, durdu): (ikrar ettirdi, durdurdu)
21. fî el erhâmi : rahîmlerde
22. mâ neşâu : dilediğimiz şeyi
23. ilâ ecelin : bir süreye kadar
24. musemmen : belirlenmiş (isimlendirilmiş)
25. summe : sonra
26. nuhricu-kum : sizi çıkarırız
27. tıflen : çocuk (bebek) olarak
28. summe : sonra
29. li teblugû : erişmeniz (ulaşmanız) için
30. eşudde-kum : sizin en kuvvetli (erginlik) çağınız
31. ve min-kum men : ve sizden bir kısmınız
32. yuteveffâ : vefat ettirilir
33. ve min-kum men : ve sizden bir kısmınız
34. yuraddu : geri döndürülür
35. ilâ erzeli el umuri : ömrünün en rezil çağına, ihtiyarlık çağına
36. li keylâ ya’leme : bilmemesi için
37. min ba’di ilmin : ilimden sonra
38. şey’an : bir şey
39. ve terâ el arda : ve arzı (yeryüzünü) görürsün
40. hâmideten : kurumuş olarak
41. fe : böylece, fakat
42. izâ : olduğu zaman
43. enzelnâ : indirdik
44. aleyhâ : onun üzerine, ona
45. el mâe : su
46. ihtezzet : hareketlendi
47. ve rabet : ve kabardı (hacmi arttı)
48. ve enbetet : ve (bitki) yetiştirdi
49. min kulli : hepsinden (bütün çeşitlerden)
50. zevcin : çift
51. behîcin : güzel

Sayfa:332

٦

ذلِكَ بِاَنَّ اللّهَ هُوَ الْحَقُّ وَاَنَّهُ يُحْيِ الْمَوْتى وَاَنَّهُ عَلى كُلِّ شَىْءٍ قَديرٌ

(6) zalike bi ennellahe hüvel hakku ve ennehu yuhyil mevta ve ennehu ala külli şey’in kadir
işte bunlar Allah için şüphesiz haktır muhakkak ölüleri o diriltir gerçekten o her şeye kadirdir

1. zâlike : o, işte o, işte bu
2. bi enne allâhe : muhakkak ki Allah
3. huve : o
4. el hakku : hak, gerçek
5. ve enne-hu : ve muhakkak ki o
6. yuhyi : diriltir
7. el mevtâ : ölüler
8. ve enne-hu : ve muhakkak o
9. alâ : üzerine, …e
10. kulli şey’in : herşey
11. kadîrun : kaadir, gücü yeter

٧

وَاَنَّ السَّاعَةَ اتِيَةٌ لَارَيْبَ فيهَا وَاَنَّ اللّهَ يَبْعَثُ مَنْ فِى الْقُبُورِ

(7) ve ennes saate atiyetül la raybe fiha ve ennellahe yeb’asü men fil kubur
mutlaka kıyamet gelecektir onda hiçbir şüphe yoktur Allah mutlaka kabirde onları diriltecektir

1. ve enne : ve muhakkak
2. es sâate : o saat
3. âtiyetun : gelecektir
4. lâ raybe : şüphe yok
5. fî-hâ : onun içinde, onda
6. ve enne allâhe : ve muhakkak Allah
7. yeb’asu : beas edecek, diriltecek
8. men : kim, kimse(ler)
9. : içinde
10. el kubûri : kabirler

٨

وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يُجاَدِلُ فِى اللّهِ بِغَيْرِ عِلْمٍ وَلَا هُدًى وَلَا كِتَابٍ مُنيرٍ

(8) ve minen nasi mey yücadilü fillahi bi ğayri ilmiv ve la hüdev ve la kitabim münir
insanlardan (öyle) kimseler var (ki) mücadele ederler Allah hakkında bilgileri olmadığı halde hidayete dayanmaksızın açıklayıcı kitaba dayanmaksızın

1. ve min en nâsi : ve insanlardan
2. men : kim, kimse(ler)
3. yucâdilu : mücâdele eder
4. fîllâhi (fî allâhi) : Allah hakkında
5. bi gayri : olmaksızın
6. ilmin : bir ilim
7. ve lâ huden : ve hidayet eden, hidayetçi
8. ve lâ kitâbin : ve bir kitap olmadan
9. munîrin : aydınlatıcı, nurlandırıcı

٩

ثَانِىَ عِطْفِه لِيُضِلَّ عَنْ سَبيلِ اللّهِ لَهُ فِى الدُّنْيَا خِزْىٌ وَنُذيقُهُ يَوْمَ الْقِيمَةِ عَذَابَ الْحَريقِ

(9) saniye itfihi li yüdille an sebilillah lehu fid dünya hizyüv ve nüzikuhu yevmel kıyameti azabel hariyk
yanını büker çevirir Allah yolundan saptırmak için onun için dünyada bir rezillik (vardır) kıyamet günü de ona tattıracağız yangın azabını

1. sâniye ıtfi-hî : ona yan çizer, kibirlenip onu eğip büker
2. li yudılle : saptırmak için
3. an sebîli allâhi : Allah’ın yolundan
4. lehu : ona, onun için (vardır)
5. fî ed dunyâ : dünyada
6. hızyun : rezillik
7. ve nuzîku-hu : ve ona tattıracağız
8. yevme el kıyâmeti : kıyâmet günü
9. azâbe : azap
10. el harîkı : yakıcı

١٠

ذلِكَ بِمَا قَدَّمَتْ يَدَاكَ وَاَنَّ اللّهَ لَيْسَ بِظَلَّامٍ لِلْعَبيدِ

(10) zalike bima kaddemet yedake ve ennellahe leyse bi zallamil lil abid
işte bunlar kazandıklarından dolayıdır senin kendi elinle muhakkak Allah kullarına zulüm edici değildir

1. zâlike : o, işte o, işte bu
2. bimâ : sebebiyle
3. kaddemet : takdim etti
4. yedâke : senin iki elin
5. ve enne allâhe : ve muhakkak Allah
6. leyse : değil
7. bi zallâmin : zulmedici, zulmeden
8. li el abîdi : abidler için, Allah’a kul olanlar için

١١

وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَعْبُدُ اللّهَ عَلى حَرْفٍ فَاِنْ اَصَابَهُ خَيْرٌ اطْمَاَنَّ بِه وَاِنْ اَصَابَتْهُ فِتْنَةٌ انْقَلَبَ عَلى وَجْهِه خَسِرَ الدُّنْيَا وَالْاخِرَةَ ذلِكَ هُوَ الْخُسْرَانُ الْمُبينُ

(11) ve minen nasi mey ya’büdüllahe ala harf fe in esabehu hayru nitmeenne bih ve in esabethü fitnetü ninkalebe ala vechihi hasirad dünya vel ahirah zalike hüvel husranül mübin
insanlardan bazısı da Allah’a ibadeti laf olsun diye yapar eğer ona bir hayır gelse onunla gönlü yatışır eğer ona bir bela isabet ederse yüzü üstü dönüverir dünyası da âhireti de hüsran olmuştur işte apaçık hüsran budur

1. ve min en nâsi : ve insanlardan
2. men : kim, kimse(ler)
3. ya’budu allâhe : Allah’a ibadet eder
4. alâ harfın : bir ucundan, az, gönülsüz
5. fe : o zaman, böylece
6. in asâbe-hu : eğer ona isabet ederse
7. hayrun : bir hayır
8. ıtmeenne : tatmin olur
9. bi-hî : onunla
10. ve in asâbet-hu : ve eğer ona isabet ederse
11. fitnetun : bir fitne
12. inkalebe : döner
13. alâ vechi-hî : yüzü üzerine, yüz geri
14. hasire ed dunyâ : dünya hüsrandadır
15. ve el âhırete : ve ahiret
16. zâlike : o, bu, işte bu
17. huve : o
18. el husrânu : hüsran
19. el mubînu : apaçık

١٢

يَدْعُوا مِنْ دُونِ اللّهِ مَالَا يَضُرُّهُ وَمَا لَايَنْفَعُهُ ذلِكَ هُوَ الضَّلَالُ الْبَعيدُ

(12) yed’u min dunillahi ma la yedurruhu ve ma la yenfeuh zalike hüved dalalül beiyd
Allah’tan başkasına ibadet edenler kendilerine zarar ve fayda veremeyen şeylere işte budur (hidayetten) uzak dalalet

1. yed’û : dua ederler
2. min dûni allâhi : Allah’tan başka
3. : şey(ler)
4. lâ yedurru-hû : ona zarar vermez
5. ve mâ : ve şey(ler)
6. lâ yenfeu-hu : ona yarar, fayda vermez
7. zâlike : o, bu, işte bu
8. huve : o
9. ed dalâlu : dalâlet
10. el baîdu : uzak

١٣

يَدْعُوا لَمَنْ ضَرُّهُ اَقْرَبُ مِنْ نَفْعِه لَبِءْسَ الْمَوْلى وَلَبِءْسَ الْعَشيرُ

(13) yed’u le men darruhu akrabü min nef’ih lebi’sel mevla ve lebi’sel aşir
dua ederler gerçekten o kimseler onun zararı daha fazladır faydasından ne kötü bir dost ne kötü bir arkadaş

1. yed’û : dua ederler
2. le men : gerçekten (o) kimse(ler)
3. darru-hû : onun zararı
4. akrabu : daha yakın (daha fazla)
5. min nef’ı-hî : onun faydasından
6. le bi’se : ne kötü
7. el mevlâ : mevlâ, dost, yardımcı
8. ve le bi’se : ve ne kötü
9. el aşîru : arkadaş

١٤

اِنَّ اللّهَ يُدْخِلُ الَّذينَ امَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ جَنَّاتٍ تَجْرى مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ اِنَّ اللّهَ يَفْعَلُ مَا يُريدُ

(14) innellahe yüdhilüllezine amenu ve amilus salihati cennatin tecri min tahtihel enhar innellahe yef’alü ma yürid
gerçekten Allah kabul eder iman edip salih ameller işleyenleri altından nehirler akan cennetlere şüphesiz Allah dilediğini koyar

1. inne allâhe : muhakkak Allah
2. yudhılu : dahil eder
3. ellezîne âmenû : âmenû olanlar (Allah’a ulaşmayı dileyenler)
4. ve amilû es sâlihâti : ve amilüssalihat yapanlar, salih ameller (nefs tezkiyesi) yapanlar
5. cennâtin : cennetler
6. tecrî : akar
7. min tahti-hâ : onun altından
8. el enhâru : nehirler
9. inne allâhe : muhakkak Allah
10. yef’alu : yapar
11. mâ yurîdu : dilediği şey

١٥

مَنْ كَانَ يَظُنُّ اَنْ لَنْ يَنْصُرَهُ اللّهُ فِى الدُّنْيَا وَالْاخِرَةِ فَلْيَمْدُدْ بِسَبَبٍ اِلَى السَّمَاءِ ثُمَّ لْيَقْطَعْ فَلْيَنْظُرْ هَلْ يُذْهِبَنَّ كَيْدُهُ مَا يَغيظُ

(15) men kane yezunnü el ley yensurahü llahü fid dünya vel ahirati felyemdüd bi sebebin iles semai sümmelyakta’ felyenzur hel yüzhibenne keydühu ma yeğiyz
her kim zannediyorsa ona asla yardım etmeyeceğini, Allah! dünyada ve âhirette hemen uzatsın gökyüzüne ulaşacak sebepleri sonra koparsın hemen baksın gidermeye yetecek mi onun öfkesini (kurdugu) tuzağı

1. men : kim
2. kâne : oldu
3. yezunnu : zanneder
4. en len yensure-hu : ona asla yardım etmez
5. allâhu : Allah
6. fî ed dunyâ : dünyada
7. ve el âhıreti : ve ahiret
8. felyemdud (fe li yemdud) : böylece, o zaman uzatsın
9. bi sebebin : sebebi, vesileyi, aracı (bir irtibat vesilesini)
10. ilâ es semâi : semaya
11. summe : sonra
12. li yakta’ : kessin
13. felyenzur (fe li yenzur) : o zaman baksın
14. hel : mı
15. yuzhibenne : giderir
16. keydu-hu : onun tuzağı, hilesi
17. mâ yagîzu : öfkelendiği şey

Sayfa:333

١٦

وَكَذلِكَ اَنْزَلْنَاهُ ايَاتٍ بَيِّنَاتٍ وَاَنَّ اللّهَ يَهْدى مَنْ يُريدُ

(16) ve kezalike enzelnahü ayatim beyyinativ ve ennellahe yehdi mey yürid
işte biz (kur’an’ı) böyle indirdik açık ayetler (halinde) gerçekten Allah dilediğini hidayete erdirir

1. ve kezâlike : ve işte böylece
2. enzelnâ-hu : onu indirdik
3. âyâtin : âyetler
4. beyyinâtin : beyyineler, açıkça, apaçık
5. ve ennallâhe (enne allâhe) : ve muhakkak Allah
6. yehdî : hidayete erdirir
7. men yurîdu : dilediği kimseyi, dilediğini

١٧

اِنَّ الَّذينَ امَنُوا وَالَّذينَ هَادُوا وَالصَّابِنَ وَالنَّصَارى وَالْمَجُوسَ وَالَّذينَ اَشْرَكُوا اِنَّ اللّهَ يَفْصِلُ بَيْنَهُمْ يَوْمَ الْقِيمَةِ اِنَّ اللّهَ عَلى كُلِّ شَىْءٍ شَهيدٌ

(17) innellezine amenu vellezine hadu ves sabiine ve nesara vel mecuse vellezine eşraku innellahe yefsılü beynehüm yevmel kıyameh innellahe ala külli şey’in şehid
şüphesiz o iman eden kimselerle o yahudi olanlar o sabiiler o hristiyanlar o ateşe tapanlar ortak koşanlar kıyamet günü Allah onlarla aralarını ayıracak şüphe yok ki Allah her şeye şahittir

1. inne ellezîne : gerçekten, muhakkak o kimseler, onlar
2. âmenû : âmenû olanlar, Allah’a ulaşmayı dileyenler
3. ve ellezîne : ve o kimseler, onlar
4. hâdû : yahudiler
5. ve es sâbiîne : ve yıldızlara tapanlar
6. ve en nasârâ : ve hrıstiyanlar
7. ve el mecûse : ve ateşe tapanlar
8. ve ellezîne : ve o kimseler, onlar
9. eşrekû : şirk koşarlar
10. inne allâhe : muhakkak Allah
11. yafsılu : (fasıl fasıl) ayırır
12. beyne-hum : onların araları
13. yevme el kıyâmeti : kıyâmet günü
14. inne allâhe : muhakkak Allah
15. alâ : üzerine, …e
16. kulli şey’in : herşey
17. şehîdun : şahittir

١٨

اَلَمْ تَرَ اَنَّ اللّهَ يَسْجُدُ لَهُ مَنْ فِى السَّموَاتِ وَمَنْ فِى الْاَرْضِ وَالشَّمْسُ وَالْقَمَرُ وَالنُّجُومُ وَالْجِبَالُ وَالشَّجَرُ وَالدَّوَابُّ وَكَثيرٌ مِنَ النَّاسِ وَكَثيرٌ حَقَّ عَلَيْهِ الْعَذَابُ وَمَنْ يُهِنِ اللّهُ فَمَا لَهُ مِنْ مُكْرِمٍ اِنَّ اللّهَ يَفْعَلُ مَا يَشَاءُ

(18) e lem tera ennellahe yescüdü lehu men fis semavati ve men fil erdi veş şemsü vel kameru ven nücumü vel cibalü veş şeceru ved devabbü ve kesirum minen nas ve kesirun hakka aleyhil azab ve mey yühinillahü fe ma lehu min mükrim innellahe yef’alü ma yeşa’
görmedin mi? hepsi Allah’a secde ediyorlar gökyüzünde ne varsa yeryüzünde ne varsa güneş de ay da yıldızlar da dağlar da ağaçlar da hayvanlar da ve insanların çoğu da bir çoğunun üzerine azap hak oldu Allah kimi (aciz) bırakırsa artık ona ikram edici yoktur şüphe yok ki Allah dilediğini yapar

1. e lem tera : görmedin mi (görmüyor musun)
2. enne allâhe : muhakkak Allah
3. yescudu : secde ederler, ediyorlar
4. lehu : onun için
5. men : kim, kimse
6. fî es semâvâti : semalarda
7. ve men fî el ardı : ve yeryüzünde
8. ve eş şemsu : ve güneş
9. ve el kameru : ve ay
10. ve en nucûmu : ve yıldızlar
11. ve el cibâlu : ve dağlar
12. ve eş şeceru : ve ağaçlar
13. ve ed devabbu : ve (yürüyen) hayvanlar
14. ve kesîrun : ve çoğu
15. min en nâsi : insanlardan
16. ve kesîrun : ve çoğu
17. hakka : haketti, hak oldu
18. aleyhi : onların üzerine
19. el azâbu : azap
20. ve men : ve kim, kimse
21. yuhinillâhu (vehene) : Allah zayıf düşürür (alçaltır) (zayıf düşürdü)
22. fe : böylece
23. : yoktur
24. lehu : onun için
25. min mukrimin : (ikram edenlerden) bir ikram eden
26. inne allâhe : muhakkak Allah
27. yef’alu : yapar
28. mâ yeşâu : dilediği şeyi

١٩

هذَانِ خَصْمَانِ اخْتَصَمُوا فى رَبِّهِمْ فَالَّذينَ كَفَرُوا قُطِّعَتْ لَهُمْ ثِيَابٌ مِنْ نَارٍ يُصَبُّ مِنْ فَوْقِ رُؤُسِهِمُ الْحَميمُ

(19) hazani hasmanih tesamü fi rabbihim fellezine keferu kuttiat lehüm siyabüm min nar yüsabbü min fevkı ruûsihimül hamim
bu iki sınıf Rableri hakkında hasımlaştılar küfredenler için düzenlenmiştir ateşten elbiseler başlarının üzerinden kaynar su dökülür

1. hâzâni : bu ikisi
2. hasmâni : iki hasımdır
3. ıhtesamû : mücâdele ettiler
4. : hakkında
5. rabbi-him : onların Rab’leri
6. fe ellezîne : o kimseler ki
7. keferû : inkâr ettiler
8. kuttıat : kesildi, biçildi
9. lehum : onlara, onlar için
10. siyâbun : elbiseler
11. min nârin : ateşten
12. yusabbu : dökülür, dökülecek
13. min fevkı : üstünden
14. ruûsi-hum : onların başları
15. el hamîmu : kaynar su

٢٠

يُصْهَرُ بِه مَا فى بُطُونِهِمْ وَالْجُلُودُ

(20) yusheru bihi ma fi bütunihim vel cülud
kaynar su ile eritilir onların karınlarının içindeki (organları) ve derileri

1. yusheru : eritilecek
2. bihî : onunla
3. : şey
4. : içinde
5. butûni-him : onların karınları
6. ve el culûdu : ve derileri, ciltleri

٢١

وَلَهُمْ مَقَامِعُ مِنْ حَديدٍ

(21) ve lehüm mekamiu min hadid
onlara demirden kamçılarla (vurulur)

1. ve lehum : ve onlar için (vardır)
2. makâmıu : kamçılar
3. min hadîdin : demirden

٢٢

كُلَّمَا اَرَادُوا اَنْ يَخْرُجُوا مِنْهَا مِنْ غَمٍّ اُعيدُوا فيهَا وَذُوقُوا عَذَابَ الْحَريقِ

(22) küllema eradu ey yahrucu minha min ğammin üiydu fiha ve zuku azabel hariyk
her ne zaman çıkmak isteseler ızdırap duyduklarından dolayı oradan tekrar içine döndürülür tadın yangın azabını (denir)

1. kullemâ : her sefer
2. erâdû : istediler
3. en yahrucû : çıkmak
4. min-hâ : oradan
5. min gammin : üzüntüden
6. uîdû : iade edildiler, döndürüldüler
7. fî-hâ : orada, oraya
8. ve zûkû : ve tadın
9. azâb el harîkı : yakıcı azap

٢٣

اِنَّ اللّهَ يُدْخِلُ الَّذينَ امَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ جَنَّاتٍ تَجْرى مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ يُحَلَّوْنَ فيهَا مِنْ اَسَاوِرَ مِنْ ذَهَبٍ وَلُؤْلُؤًا وَلِبَاسُهُمْ فيهَا حَريرٌ

(23) innellahe yüdhilül lezine amenu ve amilus salihati cennatin tecri min tahtihel enharu yühallevne fiha min esavira min zehebiv ve lü’lüa ve libasühüm fiha harir
gerçekten Allah koyar iman edip salih amel işleyenleri altlarından nehirler akan cennetlere orada süsleneceklerdir altından bilezikler ve incilerle orada libasları ipek olacaktır

1. inne allâhe : muhakkak Allah
2. yudhılu ellezîne : o kimseleri dahil eder
3. âmenû : âmenû olanlar (Allah’a ulaşmayı dileyenler)
4. ve amilu es sâlihâti : ve salih ameller işleyenler, nefs tezkiyesi yapanlar
5. cennâtin : cennetler
6. tecrî min tahti-hâ : onun altından akar
7. el enhâru : nehirler
8. yuhallevne : süslenirler
9. fîhâ min esâvira : orada bileziklerden
10. min zehebin : altından
11. ve lu’luen : ve inciler
12. ve libâsu-hum : ve onların elbiseleri
13. fî-hâ harîrun : orada ipektir

Sayfa:334

٢٤

وَهُدُوا اِلَى الطَّيِّبِ مِنَ الْقَوْلِ وَهُدُوا اِلى صِرَاطِ الْحَميدِ

(24) ve hüdu ilet tayyibi minel kavli ve hüdu ila siratil hamid
onlar hidayet edilmişlerdir sözün en güzeline ve onlar hidayet edilmişlerdir hamd övgü yoluna

1. ve hudû : ve hidayet edildiler (yöneltildiler, ulaştırıldılar)
2. ilâ et tayyibî : temize, iyiye, güzele
3. min el kavli : sözden (sözün)
4. ve hudû : ve hidayet edildiler (yöneltildiler, ulaştırıldılar)
5. ilâ sırât el hamîdi : hamid olan yola

٢٥

اِنَّ الَّذينَ كَفَرُوا وَيَصُدُّونَ عَنْ سَبيلِ اللّهِ والْمَسْجِدِ الْحَرَامِ الَّذى جَعَلْنَاهُ لِلنَّاسِ سَوَاءً الْعَاكِفُ فيهِ وَالْبَادِ وَمَنْ يُرِدْ فيهِ بِاِلْحَادٍ بِظُلْمٍ نُذِقْهُ مِنْ عَذَابٍ اَليمٍ

(25) innellezine keferu ve yesuddune an sebilillahi vel mescidil haramil lezi cealnahü lin nasi sevaen il akifü fihi vel bad ve mey yürid fihi bi ilhadim bi zulmin nüzikhü min azabin elim
gerçekten kâfirler Allah yolundan men ederler mescid-i haram’dan da biz onu yapmışızdır insanlar için uygun (ibadet yeri) orada ibadet eden (yerli) ve yabancılar için kim orada isterse zıtta gidip sapıp zulüm yapmak biz ona tattırırız acıklı azaptan

1. inne ellezîne : muhakkak o kimseler, onlar
2. keferû : inkâr ettiler, kâfir oldular
3. ve yasuddûne : ve alıkoyarlar, men ederler
4. an sebîli allâhi : Allah’ın yolundan
5. ve el mescidi el harâmi : ve Mescid-i Haram, Kâbe
6. ellezî : ki o, ki onu
7. cealnâ-hu : onu kıldık
8. li en nâsi : insanlar için, insanlara
9. sevâen : müsavi, eşit, eşit olarak
10. el âkıfu : devamlı kalanlar, devamlı ikamet edenler
11. fî-hi (el âkıfu fîhi) : orada (yerliler)
12. ve el bâdı : ve çölden gelenler, dışardan gelenler
13. ve men yurid : ve kim ister(se), isteyen kimse(ler)
14. fî-hi : orada
15. bi ilhâdin : (Hakk yolundan) saptırarak
16. bi zulmin : zulüm ile
17. nuzık-hu : ona tattırırız, tattıracağız
18. min âzâbin : azaptan
19. elîmin : elîm, acı

٢٦

وَاِذْ بَوَّاْنَا لِاِبْرهيمَ مَكَانَ الْبَيْتِ اَنْ لَاتُشْرِكْ بى شَيًْا وَطَهِّرْ بَيْتِىَ لِلطَّاءِفينَ وَالْقَاءِمينَ وَالرُّكَّعِ السُّجُودِ

(26) ve iz bevve’na li ibrahime mekanel beyti enla tüşrik bi şey’ev ve tahhir beytiye littaifine vel kaimine ver rukkeis sücud
o zaman hazırladık ibrahim’e kabe’nin yerini bana hiçbir şeyi ortak koşma beytimi temiz tut tavaf edenler için oturanlar, rukü edenler, secde edenler (için)

1. ve iz bevve’nâ : ve indirdiğimiz (gösterdiğimiz) zaman
2. li ibrâhîme : İbrâhîm’e
3. mekâne el beyti : evin mekânı, Kâbe’nin yeri
4. en lâ tuşrik : senin şirk koşmaman
5. : bana
6. şey’en : bir şey
7. ve tahhir : ve temizle, temiz tut
8. beytiye : benim evimi
9. li et tâifîne : tavaf edenler için
10. ve el kâimîne : ve kaim olanlar, ayakta duranlar
11. ve er rukkai : ve rükû edenler
12. es sucûdi : secde edenler

٢٧

وَاَذِّنْ فِى النَّاسِ بِالْحَجِّ يَاْتُوكَ رِجَالًا وَعَلى كُلِّ ضَامِرٍ يَاْتينَ مِنْ كُلِّ فَجٍّ عَميقٍ

(27) ve ezzin fin nasi bil hacci ye’tuke ricalev ve ala külli damiriy ye’tine min külli feccin amiyk
insanlara haccı ilan et ister yaya olarak sana gelsinler isterlerse her türlü bineklerle bütün geniş yollardan uzak derin vadilerden gelsinler

1. ve ezzin : ve ilân et
2. fî en nâsi : insanların arasında
3. bi el hacci : haccı
4. ye’tû-ke : sana gelsinler
5. ricâlen : yaya olarak
6. ve alâ : ve üzerinde
7. kulli : hepsi, bütün
8. dâmirin : develer
9. ye’tîne : gelirler
10. min kulli : hepsinden
11. feccin : dağ yolu
12. amîkın : uzak

٢٨

لِيَشْهَدُوا مَنَافِعَ لَهُمْ وَيَذْكُرُوا اسْمَ اللّهِ فى اَيَّامٍ مَعْلُومَاتٍ عَلى مَا رَزَقَهُمْ مِنْ بَهيمَةِ الْاَنْعَامِ فَكُلُوا مِنْهَا وَاَطْعِمُوا الْبَاءِسَ الْفَقيرَ

(28) li yeşhedu menafia lehüm ve yezkürüsmellahi fi eyyamim ma’lumatin ala ma razekahüm mim behimetil en’am fe külu minha ve at’imül baisel fekiyr
gelsinler kendilerine ait menfaatlere şahit olsunlar Allah’ın ismini anarak belli günlerde kendilerine rızık olarak verdiğimiz dört ayaklı hayvanlardan (kurbanlık kessinler) ondan sizde yeyiniz hem de yoksulu fakiri doyurunuz

1. li yeşhedû : şahit olsunlar
2. menâfia : menfaat, fayda, yarar
3. lehum : onlar için (vardır)
4. ve yezkur ismi allâhi : ve Allah’ın ismini ansınlar
5. fî eyyâmin : günlerde
6. ma’lûmâtin : malûm olan, bilinen, belli
7. alâ mâ : şey(ler)e
8. rezaka-hum : onlara rızık verdi
9. min behîmeti el en’âmi : yürüyen (dört ayaklı) hayvanlardan
10. fe : artık, böylece
11. kulû : yeyiniz
12. min-hâ : ondan
13. ve at’ımû : ve doyurunuz
14. el bâise el fakîre : muhtaç fakir

٢٩

ثُمَّ لْيَقْضُوا تَفَثَهُمْ وَلْيُوفُوا نُذُورَهُمْ وَلْيَطَّوَّفُوا بِالْبَيْتِ الْعَتيقِ

(29) sümmelyakdu tefesehüm velyufu nüzurahüm velyettavvefu bil beytil atik
sonra (manevi temizliklerini yapıp) kirlerini atsınlar adaklarını yerine getirsinler ve tavaf etsinler beyt-i atik’i

1. summe : sonra
2. el yakdû : kada etsinler, yerine getirsinler (gidersinler)
3. tefese-hum : kirlerini
4. ve li yûfû : ve ifa etsinler, yerine getirsinler
5. nuzûra-hum : nezirlerini, adaklarını
6. ve li yettavvefû : ve tavaf etsinler
7. bi el beyti el atîkı : Beyt-i Atik’i, eski (ilk) ev, Kâbe

٣٠

ذلِكَ وَمَنْ يُعَظِّمْ حُرُمَاتِ اللّهِ فَهُوَ خَيْرٌ لَهُ عِنْدَ رَبِّه وَاُحِلَّتْ لَكُمُ الْاَنْعَامُ اِلَّا مَا يُتْلى عَلَيْكُمْ فَاجْتَنِبُوا الرِّجْسَ مِنَ الْاَوْثَانِ وَاجْتَنِبُوا قَوْلَ الزُّورِ

(30) zalike ve mey yüazzim hurumatillahi fe hüve hayrul lehu inda rabbih ve ühillet lekümül en’amü illa ma yütla aleyküm fectenibür ricse minel evsani vectenibu kavlez zur
bundan böyle kim Allah’ın hürmetine tazim ederse o daha hayırlıdır Rabbi katında kendisi için size helal kılındı (haram olduğu) söylenenler hariç bütün davarlar o halde kaçının pis çirkef putlardan ve yalan sözden kaçının

1. zâlike : işte böyle
2. ve men yuazzım : ve kim hürmet ederse, yüceltirse
3. hurumâti allâhi : Allah’ın haramları
4. fe : böylece, artık
5. huve : o
6. hayrun : hayırlıdır
7. lehu : onun için
8. inde rabbi-hi : Rabbinin katında
9. ve uhıllet : ve helâl kılındı
10. lekum : sizin için, size
11. el en’âmu : büyükbaş hayvanlar
12. illâ : ancak, den başka, hariç
13. mâ yutlâ : okunan şeyler
14. aleykum : size
15. fe ictenibû : artık, bundan sonra içtinap edin, kaçının
16. er ricse : pis (olan)
17. min el evsâni : putlardan
18. ve ictenibû : ve içtinap edin, kaçının
19. kavle : söz
20. ez zûri : yalan

Sayfa:335

٣١

حُنَفَاءَ لِلّهِ غَيْرَ مُشْرِكينَ بِه وَمَنْ يُشْرِكْ بِاللّهِ فَكَاَنَّمَا خَرَّ مِنَ السَّمَاءِ فَتَخْطَفُهُ الطَّيْرُ اَوْ تَهْوى بِهِ الرّيحُ فى مَكَانٍ سَحيقٍ

(31) hunefae lillahi ğayra müşrikine bih ve mey yüşrik billahi fe keennema harra mines semai fe tahtafühüt tayru ev tehvi bihir rihu fi mekanin sehiyk
Allah’a halis yol tutanlar o’na şirk koşmayanlardır kim Allah’a şirk koşarsa sanki o semadan düşmüşte kendisini kuşlar kapıyor yahut rüzgar onu sürüklüyor çok uzak bir mekana

1. hunefâe : hanifler
2. li allâhi : Allah için, Allah’a
3. gayre : başka, değil, olmayan
4. muşrikîne : şirk koşanlar
5. bi-hî : onunla
6. ve men yuşrik : ve kim şirk koşarsa
7. bi allâhi : Allah’a
8. fe : o zaman
9. ke ennemâ : sanki, gibi
10. harre : (yüksekten) düştü
11. min es semâi : semadan
12. fe : böylece
13. tahtafu-hu : onu kapar
14. et tayru : kuş
15. ev : veya
16. tehvî bi-hi : onu indirir
17. er rîhu : rüzgâr
18. : içinde, …e
19. mekânin : mekân, yer
20. sahîkın : uzak

٣٢

ذلِكَ وَمَنْ يُعَظِّمْ شَعَاءِرَ اللّهِ فَاِنَّهَا مِنْ تَقْوَى الْقُلُوبِ

(32) zalike ve mey yüazzim şeairallahi fe inneha min takvel kulub
böylece kim saygılı olursa Allah’ın farzlarına bu ancak kalplerin takvasındandır

1. zâlike : işte, böylece
2. ve men yuazzım : ve kim yüceltir, hürmet eder
3. şeâire allâhi : Allah’ın şiarları, emirleri, farzları
4. fe : böylece, o zaman
5. inne-hâ : muhakkak o
6. min takvâ : takvadan
7. el kulûbi : kalpler

٣٣

لَكُمْ فيهَا مَنَافِعُ اِلى اَجَلٍ مُسَمًّى ثُمَّ مَحِلُّهَا اِلَى الْبَيْتِ الْعَتيقِ

(33) leküm fiha menafiu ila ecelim müsemmen sümme mehillüha ilel beytil atik
size orada menfaatler (vardır) belli bir zamana kadar sonra varacağınız yer beyt-i atik’tir

1. lekum : sizin için
2. fî-hâ : orada
3. menâfiu : menfaatler, yararlar, faydalar
4. ilâ ecelin : bir süreye kadar
5. musemmen : belirlenmiş, belirli
6. summe : sonra
7. mahıllu-hâ : onun yeri
8. ilâ el beyti el atîki : Beyt-i Atik (eski ev)’e, Kâbe’ye

٣٤

وَلِكُلِّ اُمَّةٍ جَعَلْنَا مَنْسَكًا لِيَذْكُرُوا اسْمَ اللّهِ عَلى مَا رَزَقَهُمْ مِنْ بَهيمَةِ الْاَنْعَامِ فَاِلهُكُمْ اِلهٌ وَاحِدٌ فَلَهُ اَسْلِمُوا وَبَشِّرِ الْمُخْبِتينَ

(34) ve li külli ümmetin cealna mensekel li yezkürüsmellahi ala ma razekahüm mim behimetil en’am fe ilahüküm ilahüv vahidün fe lehu eslimu ve beşşiril muhbitin
Her ümmet için bir kurban yeri yapmışız üzerine Allah’ın isimini zikir edin onlara rızık olarak verdiğimiz kurban edecekleri davarları sizin ilahınız tek ilahtır artık ona teslim olun alçak gönüllü olanları müjdele

1. ve li kulli : ve bütün, hepsi için
2. ummetin : ümmet, toplum
3. cealnâ : biz kıldık
4. menseken : mensek, usul
5. li yezkurû isme allâhi : Allah’ın ismini zikretsinler
6. alâ : üzerine
7. mâ razaka-hum : onları rızıklandırdığı şey(ler)
8. min behîmeti : yürüyen (dört ayaklı) hayvanlardan (deve, koyun, sığır cinsinden)
9. el en’âmi : hayvanlar
10. fe : böylece, artık
11. ilâhu-kum : sizin ilâhınız
12. ilâhun : ilâhtır
13. vâhıdun : tek
14. fe : artık, böylece
15. lehu : ona
16. eslimû : teslim olun
17. ve beşşir : ve müjdele
18. el muhbitîne : muhbitler, kalplerine ihbat konmuş olanlar

٣٥

اَلَّذينَ اِذَا ذُكِرَ اللّهُ وَجِلَتْ قُلُوبُهُمْ وَالصَّابِرينَ عَلى مَا اَصَابَهُمْ وَالْمُقيمِى الصَّلوةِ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ

(35) ellezine iza zükirallahü vecilet kulubühüm ves sabirine ala ma esabehüm vel mükiymis salati ve mimma razaknahüm yünfikun
o kimseler ki Allah zikredildiği zaman kalpleri titrer kendilerine gelen musibetlere karşı sabırlıdırlar ve namazı dosdoğru kılarlar kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler

1. ellezîne : onlar, o kimseler
2. izâ zukire allâhu : Allah zikredildiği zaman
3. vecilet : titrer
4. kulûbu-hum : onların kalpleri
5. ve es sâbirîne : ve sabredenler
6. alâ : …e, …a
7. mâ esâbe-hum : onlara isabet eden şeyler, musîbetler
8. ve el mukîmi es salâti : ve namazı ikame edenler
9. ve mimmâ (min mâ) : ve şeylerden
10. razaknâ-hum : onları rızıklandırdık
11. yunfikûne : infâk ederler

٣٦

وَالْبُدْنَ جَعَلْنَاهَا لَكُمْ مِنْ شَعَاءِرِ اللّهِ لَكُمْ فيهَا خَيْرٌ فَاذْكُرُوا اسْمَ اللّهِ عَلَيْهَا صَوَافَّ فَاِذَا وَجَبَتْ جُنُوبُهَا فَكُلُوا مِنْهَا وَاَطْعِمُوا الْقَانِعَ وَالْمُعْتَرَّ كَذلِكَ سَخَّرْنَاهَا لَكُمْ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ

(36) vel büdne cealnaha leküm min şeairillahi leküm fiha hayrun fezkürüsmellahi aleyha savaf fe iza vecebet cünubüha fe külu minha ve at’imül kania vel mu’terr kezalike sehharnaha leküm lealleküm teşkürun
Biz o hediyelik kurbanları sizler için Allah’ın farzlarından yaptık sizin için onlarda hayırlar (vardır) artık Allah’ın ismini anın onlar ayakta boğazlanırken yıkıldıkları zaman yanları üzerlerine onlardan yeyin kanaatkâra ve isteyene yedirin böylece onları sizlerin emrine sunduk umulur ki siz şükredersiniz

1. ve el budne : deve ve sığır cinsi hayvanlar
2. cealnâ-hâ : onu kıldık
3. lekum : sizin için (vardır)
4. min şeâiri allâhi : Allah’ın şiarından (emirlerinden, farzlarından)
5. lekum : sizin için (vardır)
6. fî-hâ : onda
7. hayrun : hayırlıdır
8. fezkurûsmallâhi : öyleyse Allah’ın adını zikredin
9. aleyhâ : onun üzerine
10. savâffe : saf halinde duranlar
11. fe : artık, o zaman, öyleyse
12. izâ vecebet : düştüğü zaman
13. cunûbu-hâ : yanları üzerine
14. fe : artık, o zaman, öyleyse
15. kulû : yeyiniz
16. min-hâ : ondan
17. ve at’ımû : ve doyurun, yedirin
18. el kânia : kanaatkâr olan, istemeyen
19. ve el mu’terra : ve isteyen
20. kezâlike : işte böyle, böylece
21. sahharnâ-hâ : onu musahhar kıldık, ona boyun eğdirdik
22. lekum : sizin için, size
23. lealle-kum : umulur ki böylece siz
24. teşkurûne : şükredersiniz

٣٧

لَنْ يَنَالَ اللّهَ لُحُومُهَا وَلَا دِمَاؤُهَا وَلكِنْ يَنَالُهُ التَّقْوى مِنْكُمْ كَذلِكَ سَخَّرَهَا لَكُمْ لِتُكَبِّرُوا اللّهَ عَلى مَا هَديكُمْ وَبَشِّرِ الْمُحْسِنينَ

(37) ley yenalellahe lühumüha ve la dimaüha ve lakiy yenalühüt takva minküm kezalike sehharaha leküm li tükebbirullahe ala ma hedaküm ve beşşiril muhsinin
Allah’a ulaşacak değildir onların eti ve onun kanı da lâkin ona ulaşacaktır sizin takvanız böylece onları (Allah) sizin emrinize verdi Allah’ı tekbir ile yüceltesiniz sizi hidayete erdirdiğini iyilik yapanlara müjdele

1. len yenâle allâhe : asla Allah’a ulaşmaz
2. luhûmu-hâ (lahm) : onların etleri (et)
3. ve lâ dimâu-hâ (dem) : ve kanları olmaz (kan)
4. ve lâkin : ve ancak, fakat
5. yenâlu-hu : ona ulaşır
6. et takvâ : takva
7. min-kum : sizden
8. kezâlike : işte böyle
9. sahhara-hâ : onu musahhar kıldı, ona boyun eğdirdi
10. lekum : sizin için
11. li tukebbirû allâhe : Allah’ı tekbir etmeniz için
12. alâ : üzerine
13. mâ hedâ-kum : sizi hidayete erdirdiği şey
14. ve beşşir : ve müjdele
15. el muhsinîne : muhsinler (Allah’a teslim olanlar)

٣٨

اِنَّ اللّهَ يُدَافِعُ عَنِ الَّذينَ امَنُوا اِنَّ اللّهَ لَا يُحِبُّ كُلَّ خَوَّانٍ كَفُورٍ

(38) innellahe yüdafiu anillezine amenu innellahe la yühibbü külle havvanin kefur
gerçekten Allah iman edenleri müdafaa edecektir şüphe yok ki Allah sevmez hiçbir haini, nankörü

1. inne allâhe : muhakkak Allah
2. yudâfiu : defeder (uzaklaştırır)
3. an ellezîne : kimselerden, onlardan
4. âmenû : âmenû olanlar (Allah’a ulaşmayı dileyenler)
5. inne allâhe : muhakkak Allah
6. lâ yuhıbbu : sevmez
7. kulle : hepsi, bütün
8. havvânin : hain olanlar
9. kefûrin : kâfirler

Sayfa:336

٣٩

اُذِنَ لِلَّذينَ يُقَاتَلُونَ بِاَنَّهُمْ ظُلِمُوا وَاِنَّ اللّهَ عَلى نَصْرِهِمْ لَقَديرٌ

(39) üzine lillezine yükatelune bi ennehüm zulimu ve innellahe ala nasrihim le kadir
o kimselerin savaşmalarına izin verildi onlar zulme uğradıkları için muhakkak Allah onlara yardım etmeye kadirdir

1. uzine : izin verildi
2. li ellezîne : o kimselere, onlara
3. yukâtelûne : savaşıyorlar
4. bi enne-hum : onların olması sebebiyle
5. zulimû : zulme uğradılar, zulmedildiler
6. ve inne allâhe : ve muhakkak Allah
7. alâ nasri-him : onlara yardım
8. le : mutlaka, elbette
9. kadîrun : kaadirdir, gücü yetendir

٤٠

اَلَّذينَ اُخْرِجُوا مِنْ دِيَارِهِمْ بِغَيْرِ حَقٍّ اِلَّا اَنْ يَقُولُوا رَبُّنَا اللّهُ وَلَوْلَا دَفْعُ اللّهِ النَّاسَ بَعْضَهُمْ بِبَعْضٍ لَهُدِّمَتْ صَوَامِعُ وَبِيَعٌ وَصَلَوَاتٌ وَمَسَاجِدُ يُذْكَرُ فيهَا اسْمُ اللّهِ كَثيرًا وَلَيَنْصُرَنَّ اللّهُ مَنْ يَنْصُرُهُ اِنَّ اللّهَ لَقَوِىٌّ عَزيزٌ

(40) ellezine uhricu min diyarihim bi ğayri hakkın illa ey yekulu rabbünellah ve lev la def’ullahin nase ba’dahüm bi ba’dil lehüddimet savamiu ve biyeuv ve salevatüv ve mesacidü yüzkeru fihesmüllahi kesira ve le yensurannellahü mey yensuruh innellahe le kaviyyün aziz
onlar ki çıkarıldılar haksızca memleketlerinden ancak Rabbimiz Allah demelerinden dolayı eğer Allah def etmiş olmasaydı insanların bazısını bazısı ile harabeye çevirirlerdi manastırları kiliseleri havraları ve mescitleri Allah’ın isminin çok zikredildiği bu yerleri kesinlikle Allah zafer verecektir ona yardım eden kimseye şüphesiz Allah çok kuvvetli, güçlüdür

1. ellezîne : o kimseler, onlar
2. uhricû : çıkarıldılar
3. min diyâri-him : diyarlarından, yurtlarından
4. bi gayri : olmaksızın
5. hakkın : hak
6. illâ : yalnız, sadece
7. en yekûlû : demeleri
8. rabbunallâhu (rabunâ allahu) : bizim Rabbimiz Allah
9. ve lev lâ : ve eğer olmasaydı
10. def’ullâhi en nâse : Allah’ın insanları defetmesi
11. ba’da-hum bi ba’dın : onları birbirleriyle
12. le : elbette, mutlaka
13. huddimet : yıkıldı, harap oldu
14. savâmıu : (rahiplerin) mabetleri, manastırlar
15. ve biyaun : ve (hristiyanların) kiliseleri
16. ve salavâtun : ve (yahudilerin) havraları
17. ve mesâcidu : ve (müslümanların) mescidleri
18. yuzkeru : zikredilir
19. fîhesmullâhi (fîhâ ismullâhi) : içinde Allah’ın ismi
20. kesîran : çok
21. ve le : ve mutlaka
22. yansurennallâhu : Allah yardım eder
23. men : kişi, kimse
24. yansuru-hu : ona yardım etti
25. innallâhe (inne allâhe) : muhakkak Allah
26. le : elbette
27. kaviyyun : kuvvetlidir, güçlüdür
28. azîzun : azîzdir, yücedir

٤١

اَلَّذينَ اِنْ مَكَّنَّاهُمْ فِى الْاَرْضِ اَقَامُوا الصَّلوةَ وَاتَوُا الزَّكوةَ وَاَمَرُوا بِالْمَعْرُوفِ وَنَهَوْا عَنِ الْمُنْكَرِ وَلِلّهِ عَاقِبَةُ الْاُمُورِ

(41) ellezine im mekkennahüm fil erdi ekamus salate ve atevüz zekate ve emeru bil ma’rufi ve nehev anil münker ve lillahi akibetül ümur
o kimseleri eğer yönetici yaparsak yeryüzünde namazlarını dosdoğru kılarlar zekatlarını verirler iyiliği emrederler ve kötülüğü de yasaklarlar ve akıbeti de Allah bilir

1. ellezîne : o kimseler, onlar
2. in : eğer, ise
3. mekkennâ-hum : onlara imkân verdik
4. fî el ardı : yeryüzünde
5. ekâmû es salâte : namazı ikame ettiler (ederler, kılarlar)
6. ve âtevu ez zekâte : ve zekâtı verdiler (verirler)
7. ve emerû : ve emrettiler (emrederler)
8. bi el ma’rûfi : irfan ile
9. ve nehev : ve nehyettiler (nehyederler, yasaklarlar)
10. an el munkeri : münkerden, inkârdan, kötülükten
11. ve li allâhi : ve Allah’a aittir
12. âkıbetu : sonu
13. el umûri : işler

٤٢

وَاِنْ يُكَذِّبُوكَ فَقَدْ كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ وَعَادٌ وَثَمُودُ

(42) ve iy yükezzibuke fe kad kezzebet kablehüm kavmü nuhiv ve adüv ve semud
eğer seni yalanlıyorlarsa muhakkak onlar önceden de yalanlamıştı nuh, âd ve semud kavimleri

1. ve in : ve eğer, ise
2. yukezzibû-ke : seni yalanlıyorlar
3. fe : o zaman
4. kad : olmuştu
5. kezzebet : yalanladı
6. kable-hum : onlardan önce
7. kavmu nûhın : Nuh kavmi
8. ve âdun : ve Adn (kavmi)
9. ve semûdun : ve Semud (kavmi)

٤٣

وَقَوْمُ اِبْرهيمَ وَقَوْمُ لُوطٍ

(43) ve kavmü ibrahime ve kavmü lut
İbrahim’in kavmi ve Lut’un kavmi de (yalanlamıştı)

1. ve kavmu ibrâhîme : ve İbrâhîm kavmi
2. ve kavmu lûtın : ve Lut kavmi

٤٤

وَاَصْحَابُ مَدْيَنَ وَكُذِّبَ مُوسى فَاَمْلَيْتُ لِلْكَافِرينَ ثُمَّ اَخَذْتُهُمْ فَكَيْفَ كَانَ نَكيرِ

(44) ve ashabü medyen ve küzzibe musa fe emleytü lil kafirine sümme ehaztühüm fe keyfe kane nekir
ve medyen ashabı da ve Musa’da yalanlandı artık kâfirlere mühlet verdim sonrada onları yakaladım artık inkar etmek nasıl olurmuş (anlasınlar)

1. ve ashâbu medyene : ve Medyen halkı
2. ve kuzzibe : ve yalanlandı
3. mûsâ : Musa
4. fe emleytu : o zaman mühlet verdim
5. li el kâfirîne : inkâr edenlere, kâfirlere
6. summe : sonra
7. ehaztu-hum : onları aldım, yakaladım
8. fe : o zaman, o taktirde
9. keyfe kane : nasıl oldu
10. nekîri : cezalandırmam

٤٥

فَكَاَيِّنْ مِنْ قَرْيَةٍ اَهْلَكْنَاهَا وَهِىَ ظَالِمَةٌ فَهِىَ خَاوِيَةٌ عَلى عُرُوشِهَا وَبِءْرٍ مُعَطَّلَةٍ وَقَصْرٍ مَشيدٍ

(45) fe keeyyim min karyetin ehleknaha ve hiye zalimetün fe hiye haviyetün ala uruşiha ve bi’rim müattaletiv ve kasrim meşid
nice memleket halkını helak ettik orada zulüm yaparken şimdi o çardakları çöküp yerle bir olmuş akan kuyuları terk edilmiş muhteşem saraylar (ıssız kalmış)

1. fe ke eyyin : böylece niceleri gibi
2. min karyetin : ülkelerden
3. ehleknâ-hâ : onu helâk ettik
4. ve hiye : ve o
5. zâlimetun : zalimler
6. fe hiye : artık o
7. hâviyetun alâ : üzerine çökmüş, yıkılmış
8. urûşi-hâ : onun çatısı, tavanı
9. ve bi’rin : ve kuyu
10. muattalatin : terkedilmiş, boş
11. ve kasrın : ve köşkler, saraylar
12. meşîdin : yüksek bina

٤٦

اَفَلَمْ يَسيرُوا فِى الْاَرْضِ فَتَكُونَ لَهُمْ قُلُوبٌ يَعْقِلُونَ بِهَا اَوْ اذَانٌ يَسْمَعُونَ بِهَا فَاِنَّهَا لَا تَعْمَى الْاَبْصَارُ وَلكِنْ تَعْمَى الْقُلُوبُ الَّتى فِى الصُّدُورِ

(46) e fe lem yesiru fil erdi fe tekune lehüm kulubüy ya’kilune biha ev azanüy yesmeune biha fe inneha la ta’mel ebsaru ve lakin ta’mel kulubül leti fis sudur
düşünerek gezmediler mi? yeryüzünü onlar anlamadı mı? bundan kalpleriyle akıllarının (ikazını) yahut kulakları bununla işitmedi mi? gerçek şu ki gözler kör olmaz fakat kalpler kördür göğüslerde bulunan

1. e fe lem yesîrû : dolaşmadılar mı (dolaşmıyorlar mı, gezmiyorlar mı)
2. fî el ardı : yeryüzünde
3. fe tekûne : o zaman olur
4. lehum : onların
5. kulûbun : kalpler
6. ya’kılûne : akıl ederler
7. bi-hâ : onunla
8. ev : veya
9. âzânun : kulaklar
10. yesmeûne : işitirler
11. bi-hâ : onunla
12. fe inne-hâ : fakat o
13. lâ ta’mâ : âmâ (kör) değildir
14. el ebsâru : gözler
15. ve lâkin : ve lâkin, fakat
16. ta’mâ : âmâdır (kördür)
17. el kulûbu : kalpler
18. elletî : o ki
19. fî es sudûri (es sadru) : sinelerde, göğüslerde (göğüs)

Sayfa:337

٤٧

وَيَسْتَعْجِلُونَكَ بِالْعَذَابِ وَلَنْ يُخْلِفَ اللّهُ وَعْدَهُ وَاِنَّ يَوْمًا عِنْدَ رَبِّكَ كَاَلْفِ سَنَةٍ مِمَّا تَعُدُّونَ

(47) ve yesta’ciluneke bil azabi ve ley yuhlifellahü va’deh ve inne yevmen inde rabbike ke elfi senetim mimma teuddun
senden azabı acele istiyorlar Allah asla vaadinden dönmez şüphesiz Rabbinin katında gün bin sene gibidir saydıklarınız gibi

1. ve yesta’cilûne-ke : ve senden acele (olarak) istiyorlar
2. bi el azâbi : azabı
3. ve len yuhlife allâhu : ve Allah asla dönmez (mutlaka yerine getirir)
4. va’de-hu : onun vaadi
5. ve inne : ve muhakkak
6. yevmen : bir gün
7. inde : yanında, katında
8. rabbi-ke : senin Rabbin
9. ke : gibi
10. elfi : 1000 (bin)
11. senetin : sene
12. mimmâ (min mâ) : şeylerden
13. teuddûne : saydığınız, sayıyorsunuz (adetlendiriyorsunuz)

٤٨

وَكَاَيِّنْ مِنْ قَرْيَةٍ اَمْلَيْتُ لَهَا وَهِىَ ظَالِمَةٌ ثُمَّ اَخَذْتُهَا وَاِلَىَّ الْمَصيرُ

(48) ve keeyyim min karyetin emleytü leha ve hiye zalimetün sümme ehaztüha ve ileyyel mesiyr
nice halka kendileri için mühlet verdim o zulümlerine devam ederken sonra da onları azapla yakaladım dönüş banadır

1. ve ke eyyin : ve niceleri gibi
2. min karyetin : ülkelerden
3. emleytu : mühlet verdim
4. lehâ : ona
5. ve hiye : ve o
6. zâlimetun : zalimler
7. summe : sonra
8. ehaztu-hâ : onu aldım (yakaladım)
9. ve ileyye : ve bana
10. el masîru : dönüş

٤٩

قُلْ يَا اَيُّهَا النَّاسُ اِنَّمَا اَنَا لَكُمْ نَذيرٌ مُبينٌ

(49) kul ya eyyühen nasü innema ene leküm nezirum mübin
de ki ey insanlar ancak ben size açık bir uyarıcıyım

1. kul : de, söyle
2. yâ eyyuhâ en nâsu : ey insanlar
3. innemâ : ancak, yalnız, sadece
4. ene : ben
5. lekum : size, sizin için
6. nezîrun : nezir, uyarıcı
7. mubînun : apaçık

٥٠

فَالَّذينَ امَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَهُمْ مَغْفِرَةٌ وَرِزْقٌ كَريمٌ

(50) fellezine amenu ve amilus salihati lehüm mağfiratüv ve rizkun kerim
ancak o kimseler iman edip salih amel işlerlerse onlar için bağışlanma ve bir kerim rızık (vardır)

1. fe : o zaman,
2. ellezîne : o kimseler, onlar
3. âmenû : âmenû olan, Allah’a ulaşmayı dileyen
4. ve amilû es sâlihâti : ve salih amel (nefs tezkiyesi)
5. lehum magfiretun : onlar için mağfiret
6. ve rızkun : ve rızık
7. kerîmun : kerim, bol, temiz, helâl

٥١

وَالَّذينَ سَعَوْا فى ايَاتِنَا مُعَاجِزينَ اُولءِكَ اَصْحَابُ الْجَحيمِ

(51) vellezine seav fi ayatina müacizine ülaike ashabül cehiym
o kimseler ki koşarlar bizim ayetlerimize aciz bırakmak için bunlar cehennem ashabıdır

1. ve ellezîne : ve o kimseler, onlar
2. seav : çalıştı, çaba harcadı
3. fî âyâti-nâ : âyetlerimiz hakkında
4. muâcizîne : aciz bırakanlar
5. ulâike : işte onlar
6. ashâbu el cehîmi : cehennem ehlidir (halkıdır)

٥٢

وَمَا اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ مِنْ رَسُولٍ وَلَا نَبِىٍّ اِلَّا اِذَا تَمَنّى اَلْقَى الشَّيْطَانُ فى اُمْنِيَّتِه فَيَنْسَخُ اللّهُ مَا يُلْقِى الشَّيْطَانُ ثُمَّ يُحْكِمُ اللّهُ ايَاتِه وَاللّهُ عَليمٌ حَكيمٌ

(52) ve ma erselnamin kablike mir rasuliv ve la nebiyyin illa iza temenna elkaş şeytanü fi ümniyyetih fe yensehullahü ma yulkiş şeytanü sümme yuhkimüllahü ayatih vallahü alimün hakim
senden önce göndermedik ki bir resul ve ne de nebi o (bir şey) temenni ettiği zaman onun temenni ettiğine şeytan (bir şey) katmak istemesin hemen Allah giderir şeytanın kattığı şeyi sonra Allah ayetlerini muhkem kılar Allah bilir ve hikmet sahibidir

1. ve mâ erselnâ : ve göndermedik
2. min kabli-ke : senden önce
3. min resûlin : resûlden
4. ve lâ nebiyyin : ve bir nebî, bir peygamber yoktur
5. illâ : ancak, olmayan, hariç
6. izâ temennâ : temenni ettiği zaman, dilediği zaman
7. elka eş şeytânu : şeytan ilka eder, ulaştırır
8. fî umniyyeti-hî : onun dileğinin, temennisinin içine
9. fe yensehu allâhu : o zaman Allah kaldırır, iptal eder, nesheder
10. : şey
11. yulkı : ilka eder, ulaştırır
12. eş şeytânu : şeytan
13. summe : sonra
14. yuhkimu allâhu : Allah muhkem kılar, sağlamlaştırır
15. âyâti-hî : onun âyetleri
16. vallâhu (ve allahu) : ve Allah
17. alîmun : (en iyi) bilendir
18. hakîmun : hikmet sahibidir

٥٣

لِيَجْعَلَ مَا يُلْقِى الشَّيْطَانُ فِتْنَةً لِلَّذينَ فى قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ وَالْقَاسِيَةِ قُلُوبُهُمْ وَاِنَّ الظَّالِمينَ لَفى شِقَاقٍ بَعيدٍ

(53) li yec’ale ma yülkiş şeytanü fitnetel lillezine fi kulubihim meraduv vel kasiyeti kulubühüm ve innez zalimine le fi şikakim beiyd
şeytanın ortaya attığı fitne kalplerinde hastalık olan ve kalpleri taşlaşmış olanlara (etki) yapar şüphesiz zalimler uzak bir ayrılık üzeredirler

1. li yec’ale : kılmak içindir
2. mâ yulkı : şey(ler) ilka eder, ulaştırır
3. eş şeytânu : şeytan
4. fitneten : fitne, imtihan
5. li ellezîne : o kimseler için
6. fî kulûbi-him : onların kalplerinde
7. maradun : maraz, hastalık
8. ve el kâsiyeti : ve kasiyet, kararma
9. kulûbu-hum : onların kalpleri
10. ve inne : ve muhakkak
11. ez zâlimîne : zalimler
12. le : mutlaka, gerçekten, elbette
13. fî şikâkın : ayrılık içinde
14. baîdin : uzak

٥٤

وَلِيَعْلَمَ الَّذينَ اُوتُوا الْعِلْمَ اَنَّهُ الْحَقُّ مِنْ رَبِّكَ فَيُؤْمِنُوا بِه فَتُخْبِتَ لَهُ قُلُوبُهُمْ وَاِنَّ اللّهَ لَهَادِ الَّذينَ امَنُوا اِلى صِرَاطٍ مُسْتَقيمٍ

(54) ve li ya’lemellezine utül ilme ennehül hakku mir rabbike fe yü’minu bihi fe tuhbite lehu kulubühüm ve innellahe le hadil lezine amenu ila siratim müstekım
kendilerine ilim verilenler bilsinler onun Rablerinden gelen bir hak (olduğunu) hemen ona iman etsinler sonra saygı duysun kalpleri ona şüphe yok ki Allah hidayete erdirir iman edenleri sıratı müstakimde

1. ve li ya’leme : ve bilmeleri için
2. ellezîne : o kimseler, onlar
3. ûtu el ılme : ilim verildi
4. ennehu : onun olduğu
5. el hakku : hak
6. min rabbi-ke : senin Rabbinden
7. fe yu’minû : böylece îmân ederler
8. bihî : ona
9. fe tuhbite
(ahbete)
: böylece ihbat eder, mutmain olur
: (huşû duydu, mutmain oldu)
10. lehu : ona
11. kulûbu-hum : onların kalpleri
12. ve innallâhe (inne allâhe) : ve muhakkak Allah
13. le : elbette, mutlaka
14. hâdi : hidayete erdiren
15. ellezîne âmenû : âmenû olanlar, Allah’a ulaşmayı dileyenler
16. ilâ sırâtın mustakîmin : Sıratı Mustakîm’e (Allah’a ulaştıran yola)

٥٥

وَلَا يَزَالُ الَّذينَ كَفَرُوا فى مِرْيَةٍ مِنْهُ حَتّى تَاْتِيَهُمُ السَّاعَةُ بَغْتَةً اَوْ يَاْتِيَهُمْ عَذَابُ يَوْمٍ عَقيمٍ

(55) ve la yezalüllezine keferu fi miryetim minhü hatta te’tiyehümüs saatü bağteten ev ye’tiyehüm azabü yevmin akiym
kâfir olan kimseler kalırlar kıyamet hakkında (devamlı) şüphe içinde hatta kıyamet saati onlara ansızın gelinceye kadar yahut sıkıntılı günün azabı gelinceye (kadar)

1. ve lâ yezâlu : ve zail olmaz (devam eder)
2. ellezîne keferû : inkâr eden kimseler
3. fî miryetin : şüphe içinde, şüphede
4. min-hu : ondan
5. hattâ : oluncaya kadar
6. te’tiye-hum : onlara gelir
7. es sâatu : o saat (kıyâmet saati)
8. bagteten : ansızın
9. ev : veya
10. ye’tiye-hum : onlara gelir
11. azâbu : azap
12. yevmin : bir günün
13. akîmin : kısır, verimsiz, hedefine ulaşamamış, sona eren

Sayfa:338

٥٦

اَلْمُلْكُ يَوْمَءِذٍ لِلّهِ يَحْكُمُ بَيْنَهُمْ فَالَّذينَ امَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فى جَنَّاتِ النَّعيمِ

(56) elmülkü yevmeizil lillah yahkümü beynehüm fellezine amenu ve amilus salihati fi cennatin neiym
o gün mülk Allah’ındır onların arasında hüküm verir artık iman edip salih amel işleyenler naim cennetlerine yerleştirilir

1. el mulku : mülk, saltanat, idare
2. yevme izin : izin günü
3. li allâhi : Allah’a aittir, Allah’ındır
4. yahkumu : hükmeder, hükmedecektir
5. beyne-hum : onların arasında
6. fe : o zaman
7. ellezîne âmenû : âmenû olan (Allah’a ulaşmayı dileyen) kimseler
8. ve amilû es sâlihâti : ve salih (nefsi tezkiye edici) ameller yapanlar
9. fî cennâtin naîmi : naim cennetlerinde

٥٧

وَالَّذينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِايَاتِنَا فَاُولءِكَ لَهُمْ عَذَابٌ مُهينٌ

(57) vellezine keferu ve kezzebu bi ayatina fe ülaike lehüm azabüm mühin
o kafir kimseler ki ayetlerimizi yalanladılar işte onlar için alçaltıcı azap (vardır)

1. ve ellezîne : ve o kimseler, onlar
2. keferû : inkâr ettiler
3. ve kezzebû : ve yalanladılar
4. bi âyâti-nâ : âyetlerimizi
5. fe : böylece
6. ulâike : işte onlar
7. lehum : onlar için, onlara (vardır)
8. azâbun : azap
9. muhînun : alçaltıcı

٥٨

وَالَّذينَ هَاجَرُوا فى سَبيلِ اللّهِ ثُمَّ قُتِلُوا اَوْ مَاتُوا لَيَرْزُقَنَّهُمُ اللّهُ رِزْقًا حَسَناً وَاِنَّ اللّهَ لَهُوَ خَيْرُ الرَّازِقينَ

(58) vellezine haceru fi sebilillahi sümme kutilu ev matu le yerzükanne hümüllahü rizkan hasena ve innellahe lehüve hayrur razikiyn
o hicret eden kimseler ki Allah yolunda sonra öldürmüşler veya ölmüşler muhakkak Allah onları rızıklandıracaktır güzel bir rızıkla şüphe yok ki Allah evet o, rızık verenlerin en hayırlısıdır

1. ve ellezîne : ve o kimseler, onlar
2. hâcerû : hicret ettiler
3. fî sebîli allâhi : Allah’ın yolunda
4. summe : sonra
5. kutilû : öldürüldüler
6. ev : veya
7. mâtû : öldüler
8. le yerzukanne-hum : mutlaka onları rızıklandıracaktır
9. allâhu : Allah
10. rızkan hasenen : güzel bir rızık
11. ve inne allâhe : ve muhakkak Allah
12. le huve : mutlaka odur
13. hayru : (en) hayırlı
14. er râzikîne : rızık verenler

٥٩

لَيُدْخِلَنَّهُمْ مُدْخَلًا يَرْضَوْنَهُ وَاِنَّ اللّهَ لَعَليمٌ حَليمٌ

(59) le yüdhilennehüm müdhaley yerdavneh ve innellahe le alimün halim
muhakkak onları koyacaktır razı olacakları bir yere muhakkak ki Allah bilen, hilim sahibidir

1. le yudhılenne-hum : muhakkak onları dahil edecektir, girdirecektir
2. mudhalen : dahil edilen yer, mekân
3. yerdavne-hu : ondan razı olurlar
4. ve inne allâhe : ve muhakkak Allah
5. le : mutlaka, elbette
6. alîmun : en iyi bilendir
7. halîmun : halimdir

٦٠

ذلِكَ وَمَنْ عَاقَبَ بِمِثْلِ مَا عُوقِبَ بِه ثُمَّ بُغِىَ عَلَيْهِ لَيَنْصُرَنَّهُ اللّهُ اِنَّ اللّهَ لَعَفُوٌّ غَفُورٌ

(60) zalike ve men akaba bi misli ma ukibe bihi sümme büğiye aleyhi le yensurannehüllah innellahe le afüvvün ğafur
böylece her kim (kendine yapılan cezaya) denk bir (hareketle) karşılık verir sonra yine haksızlığa uğrarsa Allah ona mutlaka yardım eder şüphe yok ki Allah çok affedici, bağışlayıcıdır

1. zâlike : işte bu, işte böyle
2. ve men : ve kim
3. âkabe : ikab etti, karşılık verdi, ceza verdi
4. bi misli : misli ile
5. : şey
6. ûkıbe : ikab edildi, cezalandırıldı, haksızlık yapıldı
7. bihî : onunla, ona
8. summe : sonra
9. bugıye : azgınlık yapıldı, haksızlık yapıldı (haklarına tecavüz edildi)
10. aleyhi : ona
11. le yansuru enne-hu allâhu : mutlaka Allah ona yardım eder
12. innallâhe (inne allâhe) : muhakkak Allah
13. le : mutlaka, elbette
14. afuvvun : affeden(dir)
15. gafûrun : mağfiret eden(dir)

٦١

ذلِكَ بِاَنَّ اللّهَ يُولِجُ الَّيْلَ فِى النَّهَارِ وَيُولِجُ النَّهَارَ فِى الَّيْلِ وَاَنَّ اللّهَ سَميعٌ بَصيرٌ

(61) zalike bi ennellahe yulicül leyle fin nehari ve yulicün nehar fil leyli ve ennellahe semium besiyr
böylece kesinlikle, Allah geceyi gündüzün içine saklar ve gündüzü de gecenin içine saklar şüphesiz Allah işiten, görendir

1. zâlike : bu, işte böyle
2. bi enne : sebebiyle, çünkü
3. allâhe : Allah
4. yûlicu : girdirir, sokar
5. el leyle : gece
6. fî en nehâri : gündüzün içine
7. ve yûlicu : ve girdirir, sokar
8. en nehâre : gündüz
9. fî el leyli : gecenin içine
10. ve enne allâhe : ve muhakkak Allah
11. semîun : en iyi işitendir
12. basîrun : en iyi görendir

٦٢

ذلِكَ بِاَنَّ اللّهَ هُوَ الْحَقُّ وَاَنَّ مَا يَدْعُونَ مِنْ دُونِه هُوَ الْبَاطِلُ وَاَنَّ اللّهَ هُوَ الْعَلِىُّ الْكَبيرُ

(62) zalike bi ennellahe hüvel hakku ve enne ma yed’une min dunihi hüvel batilü ve ennellahe hüvel aliyyül kebir
gerçek olan şudur ki: hak ancak Allah’tır şüphesiz o’ndan başka taptıkları şeyler (ise) onlar batıldır şüphe yok ki Allah o yüce (ve) büyüktür

1. zâlike : bu, işte böyle
2. bi enne : sebebiyle, çünkü
3. allâhe : Allah
4. huve : o
5. el hakku : hakk
6. ve enne : ve muhakkak
7. : şey(ler)
8. yed’ûne : dua ediyorlar, tapıyorlar
9. min dûni-hî : ondan başka
10. huve : o
11. el bâtılu : bâtıl
12. ve enne allâhe : ve muhakkak Allah
13. huve : o
14. el aliyyu : âli, yüce
15. el kebîru : kebir, büyük

٦٣

اَلَمْ تَرَ اَنَّ اللّهَ اَنْزَلَ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً فَتُصْبِحُ الْاَرْضُ مُخْضَرَّةً اِنَّ اللّهَ لَطيفٌ خَبيرٌ

(63) e lem tera ennellahe enzele mines semai maen fe tüsbihul erdu muhdarrah innellahe latiyfün habir
görmedin mi? gerçekten Allah semadan su indirdi sonra yeryüzü yemyeşil oluverir şüphesiz Allah latiftir (her şeyden) haberi olandır

1. e lem tere : görmedin mi
2. enne allâhe : muhakkak Allah
3. enzele : indirdi
4. min es semâi : semadan
5. mâen : su
6. fe tusbihu : böylece olur
7. el ardu : yeryüzü
8. muhdarreten : yeşermiş, yeşillenmiş
9. inne allâhe : muhakkak Allah
10. latîfun : lâtif, lütûf sahibi
11. habîrun : haberdar olan

٦٤

لَهُ مَا فِى السَّموَاتِ وَمَا فِى الْاَرْضِ وَاِنَّ اللّهَ لَهُوَ الْغَنِىُّ الْحَميدُ

(64) lehu ma fis semavati ve ma fil ard ve innellahe lehüvel ğaniyyül hamid
semalarda ne varsa o’nundur arzda ne varsa (hepsi) şüphesiz Allah kesin şudur ki o gani olan, övülüp sena edilendir

1. lehu : onun, ona ait
2. : şey(ler)
3. fî es semâvâti : semalarda
4. ve mâ : ve şey(ler)
5. fî el ardı : yeryüzünde
6. ve inne allâhe : ve muhakkak Allah
7. le huve : mutlaka o
8. el ganiyyu : gani, mustağni, hiçbir şeye ihtiyacı olmayan
9. el hamîdu : hamdedilen

Sayfa:339

٦٥

اَلَمْ تَرَ اَنَّ اللّهَ سَخَّرَ لَكُمْ مَا فِى الْاَرْضِ وَالْفُلْكَ تَجْرى فِى الْبَحْرِ بِاَمْرِه وَيُمْسِكُ السَّمَاءَ اَنْ تَقَعَ عَلَى الْاَرْضِ اِلَّا بِاِذْنِه اِنَّ اللّهَ بِالنَّاسِ لَرَؤُفٌ رَحيمٌ

(65) e lem tera ennellahe sehhara leküm ma fil erdi vel fülke tecri fil bahri bi emrih ve yümsiküs semae en tekaa alel erdi illa bi iznih innellahe bin nasi le raufür rahiym
görmedin mi? gerçekten Allah sizin emrinize vermiştir yeryüzündekileri akıp giden gemileri o’nun emri ile denizde semaların yere düşmemesi için tutuyor ancak o izin verirse başka kesin şudur ki Allah insanlara çok şefkatli, çok merhametlidir

1. e lem tere : görmedin mi
2. enne allâhe : muhakkak Allah
3. sahhara : musahhar (emre amade) kıldı
4. lekum : sizin için, size
5. : şeyleri
6. fî el ardı : arzda, yeryüzünde
7. ve el fulke : ve gemiler
8. tecrî : akar, akıp gider
9. fî el bahri : denizde
10. bi emri-hi : onun emriyle
11. ve yumsiku
(emseke)
: ve tutar
: (tuttu)
12. es semâe : sema
13. en tekaa : düşmek
14. alel ardı (alâ el ardı) : arz üzerine, yeryüzü üzerine
15. illâ : ancak, hariç, den başka
16. bi izni-hi : onun izni ile
17. innallâhe (inne allâhe) : muhakkak Allah
18. bi en nâsi : insanlara
19. le raûfun : çok şefkatli
20. rahîmun : rahmet nuru gönderen, merhametli

٦٦

وَهُوَ الَّذى اَحْيَاكُمْ ثُمَّ يُميتُكُمْ ثُمَّ يُحْييكُمْ اِنَّ الْاِنْسَانَ لَكَفُورٌ

(66) ve hüvellezi ahyaküm sümme yümitüküm sümme yuhyiküm innel insane le kefur
size hayat veren o’dur sonra sizi öldürecek de sonra sizi (yine) diriltecek de şüphesiz insan çok nankördür

1. ve huve ellezî : ve o ki
2. ahyâ-kum : size hayat verdi
3. summe : sonra
4. yumîtu-kum : sizi öldürecek
5. summe : sonra
6. yuhyî-kum : sizi diriltecek
7. inne : muhakkak
8. el insâne : insan
9. le : gerçekten
10. kefûrun : çok nankördür

٦٧

لِكُلِّ اُمَّةٍ جَعَلْنَا مَنْسَكًا هُمْ نَاسِكُوهُ فَلَا يُنَازِعُنَّكَ فِى الْاَمْرِ وَادْعُ اِلى رَبِّكَ اِنَّكَ لَعَلى هُدًى مُسْتَقيمٍ

(67) li külli ümmetin cealna menseken hüm nasikuhü fe la yünaziunneke fil emri ved’u ila rabbik inneke le ala hüdem mustekım
biz her ümmet için bir yol çizmiştik onlar onunla amel edenler artık emirler konusunda seninle tartışmasınlar sen Rabbine davet et elbette sen içindesin hidayet (ve) doğru bir yolda

1. li kulli ummetin : bütün ümmetler için
2. cealnâ : kıldık
3. menseken : mensek, şeriat
4. hum : onlar
5. nâsikû-hu : onu mensek yapanlar (yaparlar, yapsınlar)
6. fe lâ yunâziunne-ke : öyleyse seninle niza etmesinler, çekişmesinler
7. fî el emri : emirde (emrimde)
8. ved’u : davet et
9. ilâ rabbi-ke : Rabbine
10. inne-ke : muhakkak sen
11. le : mutlaka, elbette
12. alâ huden : hidayet üzerinde
13. mustekîmin : Allah’a doğru istikamet verilmiş olan

٦٨

وَاِنْ جَادَلُوكَ فَقُلِ اللّهُ اَعْلَمُ بِمَا تَعْمَلُونَ

(68) ve in cadeluke fe kulillahü a’lemü bima ta’melun
eğer seninle mücadele ederlerse Allah deyiver (O) sizin yaptıklarınızı bilendir

1. ve in : ve eğer
2. câdelû-ke : seninle mücâdele ettiler
3. fe kulillâhu (kul allâhu) : o taktirde de ki Allah
4. a’lemu : en iyi bilir
5. bimâ : şeyleri
6. ta’melûne : siz yapıyorsunuz

٦٩

اَللّهُ يَحْكُمُ بَيْنَكُمْ يَوْمَ الْقِيمَةِ فيمَا كُنْتُمْ فيهِ تَخْتَلِفُونَ

(69) allahü yahkümü beyneküm yevmel kıyameti fima küntüm fihi tahtelifun
Allah aranızda hüküm verecektir kıyamet günü kendisinden muhalefet ettiğiniz şeyler hakkında

1. allâhu : Allah
2. yahkumu : hükmedecek
3. beyne-kum : sizin aranızda
4. yevme el kıyâmeti : kıyâmet günü
5. fîmâ : şey hakkında
6. kuntum : siz olduğunuz
7. fîhi tahtelifûne : onun hakkında ihtilâf ettiğiniz

٧٠

اَلَمْ تَعْلَمْ اَنَّ اللّهَ يَعْلَمُ مَافِى السَّمَاءِ وَالْاَرْضِ اِنَّ ذلِكَ فى كِتَابٍ اِنَّ ذلِكَ عَلَى اللّهِ يَسيرٌ

(70) e lem ta’lem ennellahe ya’lemü ma fis semai vel ard inne zalike fi kitab inne zalike alellahi yesir
bilmez misiniz şüphesiz Allah göklerde ve yerde (ne yapılırsa) bilir bunlar muhakkak bir kitaptadır şüphesiz bu, Allah’a göre çok kolaydır

1. e lem ta’lem : bilmiyor musun
2. enne allâhe : Allah’ın olduğunu
3. ya’lemu : bilir
4. : şeyleri
5. fî es semâi : semalarda
6. ve el ardı : ve arz, yeryüzü
7. inne : muhakkak
8. zâlike : o, bu
9. fî kitâbin : kitaptadır, kitabın içinde (vardır)
10. inne : muhakkak
11. zâlike : o, bu
12. alâ allâhi : Allah’a
13. yesîrun : kolay(dır)

٧١

وَيَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّهِ مَالَمْ يُنَزِّلْ بِه سُلْطَانًا وَمَا لَيْسَ لَهُمْ بِه عِلْمٌ وَمَا لِلظَّالِمينَ مِنْ نَصيرٍ

(71) ve ya’büdune min dunillahi ma lem yünezzil bihi sültanev ve ma leyse lehüm bihi ilm ve ma liz zalimine min nesiyr
Allah’tan başka (şeylere) kulluk ediyorlar indirmediği şeylere onun hakkında bir delil kendilerinin de onunla ilgili bilgilerinin olmadığı şeylere zalimler için yoktur hiçbir yardımcı

1. ve ya’budûne : ve tapıyorlar
2. min dûni allâhi : Allah’tan başka
3. : şeylere
4. lem yunezzil : indirmedi (indirilmedi)
5. bihî sultânen : ona bir sultan, bir delil
6. ve mâ : ve şeylere
7. leyse : değil, yoktur
8. lehum : onların
9. bihî : ona, ona ait
10. ılmun : bir ilim
11. ve mâ : ve yoktur
12. li ez zâlimîne : zalimler için
13. min nasîrin : bir yardımcı

٧٢

وَاِذَا تُتْلى عَلَيْهِمْ ايَاتُنَا بَيِّنَاتٍ تَعْرِفُ فى وُجُوهِ الَّذينَ كَفَرُوا الْمُنْكَرَ يَكَادُونَ يَسْطُونَ بِالَّذينَ يَتْلُونَ عَلَيْهِمْ ايَاتِنَا قُلْ اَفَاُنَبِّءُكُمْ بِشَرٍّ مِنْ ذلِكُمْ اَلنَّارُ وَعَدَهَا اللّهُ الَّذينَ كَفَرُوا وَبِءْسَ الْمَصيرُ

(72) ve iza tütla aleyhim ayatüna beyyinatin ta’rifü fi vücuhil lezine keferul münker yekadune yestune billezine yetlune aleyhim ayatina kul efe ünebbiüküm bişerrim min zaliküm ennar veadehellahüllezine keferu ve bi’sel mesiyr
okunduğu zaman kendilerine karşı ayetlerimiz açıkça yüzlerinden anlarsın kâfirlerin hoşnutsuzluklarını saldıracak (durum) ararlar neredeyse kendilerine ayetlerimizi okuyanlara de ki: ben size haber vereyim mi? bundan daha kötüsünü bilinen ateş! Allah onu küfredenlere vaat buyurdu ne kötü bir dönüş yeridir

1. ve izâ tutlâ : ve okunduğu zaman
2. aleyhim : onlara
3. âyâtu-nâ : âyetlerimiz
4. beyyinâtin : açıklanmış, apaçık
5. ta’rifu : tanırsın
6. fî vucûhi : yüzlerinde
7. ellezîne keferû : inkâr edenler
8. el munkere : münker, sıkıntı
9. yekâdûne : neredeyse, az kalsın
10. yestûne : saldırırlar
11. billezîne : o kimseleri
12. yetlûne : okuyorlar
13. aleyhim : onlara
14. âyâti-nâ : âyetlerimiz
15. kul : de
16. e fe unebbiu-kum : o zaman size haber vereyim mi
17. bi şerrin : daha kötüsünü, şerr olanı
18. min zâlikum : bundan
19. en nâru : ateş
20. vaadehallâhu (vaade-hâ allâhu) : Allah onu vaadetti
21. ellezîne keferû : inkâr edenler
22. ve bi’se : ve ne kötü
23. el masîru : dönüş, dönüş yeri

Sayfa:340

٧٣

يَا اَيُّهَا النَّاسُ ضُرِبَ مَثَلٌ فَاسْتَمِعُوالَهُ اِنَّ الَّذينَ تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّهِ لَنْ يَخْلُقُوا ذُبَابًا وَلَوِ اجْتَمَعُوالَهُ وَاِنْ يَسْلُبْهُمُ الذُّبَابُ شَيًْا لَايَسْتَنْقِذُوهُ مِنْهُ ضَعُفَ الطَّالِبُ وَالْمَطْلُوبُ

(73) ya eyyühen nasü duribe meselün festemiu leh innellezine ted’une min dunillahi ley yahlüku zübabev ve le victemeu leh ve iy yeslübhümüz zübabü şey’el la yestenkizuhü minh daufet talibü vel matlub
ey insanlar bir misal verilmektedir hemen onu dinleyin kesinlikle Allah’tan başka taptıklarınız bir sinek bile yaratamazlar velev (hepsi) bunun için toplanmış olsalar eğer sinek putlardan bir şey koparsa (putlar) onu sinekten kurtaramazlar talipte zayıf aciz, matlup da

1. yâ eyyuhâ en nâsu : ey insanlar
2. duribe meselun : bir misal, bir örnek verildi
3. festemiû (fe istemiû) : haydi, öyleyse dinleyin (işitin)
4. lehu : onu
5. inne : muhakkak
6. ellezîne ted’ûne : dua ettikleriniz, taptıklarınız
7. min dûni allâhi : Allah’tan başka
8. len yahlukû : asla yaratamazlar
9. zubâben : bir sinek
10. ve lev ictemeû : ve biraraya gelseler, toplansalar bile
11. lehu : onun için
12. ve in : ve eğer
13. yeslub-hum
(selebe)
: onlardan (bir şey) kapıp kaçar
: (kapıp kaçtı)
14. ez zubâbu : sinek
15. şey’en : bir şey
16. lâ yestenkızû-hu : onu kurtaramazlar
17. min-hu : ondan
18. daufa : zayıf, aciz
19. et tâlibu : talep eden, isteyen
20. ve el matlûbu : ve (kendisinden) talep edilen, istenen

٧٤

مَا قَدَرُوا اللّهَ حَقَّ قَدْرِه اِنَّ اللّهَ لَقَوِىٌّ عَزيزٌ

(74) ma kaderullahe hakka kadrih innellahe le kavviyyün aziz
onlar Allah’ı takdir edemediler kadrini gereği gibi şüphesiz Allah çok kuvvetli, çok güçlüdür

1. mâ kaderû allâhe : Allah’ı takdir edemediler
2. hakka : hakkıyla
3. kadri-hi : onun kadri, kudreti
4. inne allâhe : muhakkak Allah
5. le : elbette
6. kaviyyun : kuvvetli, güçlü
7. azîzun : çok yücedir, azîzdir

٧٥

اَللّهُ يَصْطَفى مِنَ الْمَلءِكَةِ رُسُلًا وَمِنَ النَّاسِ اِنَّ اللّهَ سَميعٌ بَصيرٌ

(75) allahü yastafi minel melaiketi rusülev ve minen nas innellahe semium besiyr
Allah seçer meleklerden de insanlardan da resuller şüphesiz Allah işiten, görendir

1. allâhu : Allah
2. yastafî : seçer
3. min el melâiketi : meleklerden
4. rusulen : resûller
5. ve min en nâsi : ve insanlardan
6. inne allâhe : muhakkak Allah
7. semîun : (en iyi) işitendir
8. basîrun : (en iyi) görendir

٧٦

يَعْلَمُ مَا بَيْنَ اَيْديهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَاِلَى اللّهِ تُرْجَعُ الْاُمُورُ

(76) ya’lemü ma beyne eydihim ve ma halfehüm ve ilellahi türceul ümur
onların önlerindekini de bilir arkalarındakini de işler Allah’a döndürülür

1. ya’lemu : bilir
2. mâ beyne eydî-him : onların önlerindeki şeyi (elleri arasındakini)
3. ve mâ halfe-hum : ve onların arkalarındaki şeyi
4. ve ilâllâhi (ilâ allâhi) : ve Allah’a
5. turceu : döndürülür
6. el umûru : emirler

٧٧

يَا اَيُّهَا الَّذينَ امَنُوا ارْكَعُوا وَاسْجُدُوا وَاعْبُدُوا رَبَّكُمْ وَافْعَلُوا الْخَيْرَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ

(77) ya eyyühellezine amenü rkeu vescüdu va’büdu rabbeküm vef’alül hayra lealleküm tüflihun
ey iman edenler ruku edin secde edin Rabbinize kulluk edin ve hayır işleyin umulur ki felaha erersiniz

1. yâ eyyuhâ ellezîne : ey o kimseler
2. âmenûrkeû (âmenû irkeû) : âmenû olanlar, rükû edin
3. vescudû (ve uscudû) : ve secde edin
4. va’budû (ve u’budû) : ve kulluk edin
5. rabbe-kum : sizin Rabbiniz
6. vef’alûl hayre(ve if’alû el hayre) : ve hayır işleyin
7. leallekum : umulur ki böylece siz
8. tuflihûne : felâha eresiniz

٧٨

وَجَاهِدُوا فِى اللّهِ حَقَّ جِهَادِه هُوَاجْتَبيكُمْ وَمَا جَعَلَ عَلَيْكُمْ فِى الدّينِ مِنْ حَرَجٍ مِلَّةَ اَبيكُمْ اِبْرهيمَ هُوَ سَمّيكُمُ الْمُسْلِمينَ مِنْ قَبْلُ وَفى هذَا لِيَكُونَ الرَّسُولُ شَهيدًا عَلَيْكُمْ وَتَكُونُوا شُهَدَاءَ عَلَى النَّاسِ فَاَقيمُوا الصَّلوةَ وَاتُوا الزَّكوةَ وَاعْتَصِمُوا بِاللّهِ هُوَ مَوْليكُمْ فَنِعْمَ الْمَوْلى وَنِعْمَ النَّصيرُ

(78) ve cahidu fillahi hakka cihadih hüvectebaküm ve ma ceale aleyküm fid dini min harac millete ebiküm ibrahim hüve semmakümül müslimine min kablü ve fi haza li yekuner rasulü şehiden aleyküm ve tekunu şühedae alen nas fe ekiymüs salate ve atüz zekate va’tesimu billah hüve mevlaküm fe ni’mel mevla ve ni’men nesiyr
Allah için, cihat edin o’nun uğrunda hakkıyla sizi o seçti ve üzerinize yüklemedi dinde (güçlük) zorlama babanız ibrahim’in dini (gibi) size o, müslümanlar ismini taktı bundan öncede bu konuda resuller size şahit olsun siz de insanlara şahitler olasınız artık namazı dosdoğru kılın zekatı verin ve Allah’a sarılın ki o sizin mevlanız’dır ne güzel sahip! ne güzel yardım edici!

1. ve câhidû : ve cihad edin
2. fî allâhi : Allah hakkında, Allah için
3. hakka : hakkıyla, gereğince
4. cihâdi-hi : onun cihadı
5. huve ictebâ-kum : o sizi seçti
6. ve mâ ceale : ve kılmadı, yapmadı
7. aleykum : sizin üzerinize, size
8. fî ed dîni : dîn hakkında, dîn konusunda
9. min haracin : (zorluktan) bir zorluk
10. millete : millet, dîn
11. ebî-kum : sizin babanız
12. ibrâhîme : İbrâhîm
13. huve : o
14. semma-kum : sizi isimlendirdi
15. el muslimîne : müslümanlar (Allah’a teslim olanlar)
16. min kablu : önceden, daha önce
17. ve fî hâzâ : ve bunda
18. li yekûne er resûlu : resûl olsun diye
19. şehîden : şahit (olarak)
20. aleykum : sizin üzerinize, size
21. ve tekûnû : ve siz olun
22. şuhedâe : şahitler
23. alâ en nâsi : insanlar üzerine
24. fe ekîmû es salâte : o halde namazı ikame edin
25. ve âtu ez zekâte : ve zekâtı verin
26. va’tesımû (ve ı’tesımû) : ve tutunun, sarılın
27. bi allâhi : Allah’a
28. huve : o
29. mevlâ-kum : sizin mevlânız, dostunuz
30. fe ni’me el mevlâ : öyleyse ne güzel dost
31. ve ni’me en nasîru : ve ne güzel yardımcı

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s