016. Cüz

    Nüzul SırasıCüzSayfaSure
    69 16301Kehf(18)

٧٥

قَالَ اَلَمْ اَقُلْ لَكَ اِنَّكَ لَنْ تَسْتَطيعَ مَعِىَ صَبْرًا

(75) kale elem e kul leke inneke len testetiy’a meiye sabra

dedi ki ben sana dememiş miydim şüphesiz sen tahammül edemezsin benimle sabretmeye

1. kâle : dedi
2. e lem ekul : ben demedim mi
3. leke : sana
4. inne-ke : muhakkak sen
5. len testetîa : güç yetiremezsin
6. maiye : benimle beraber
7. sabren : sabırlı olma

٧٦

قَالَ اِنْ سَاَلْتُكَ عَنْ شَىْءٍ بَعْدَهَا فَلَا تُصَاحِبْنى قَدْ بَلَغْتَ مِنْ لَدُنّى عُذْرًا

(76) kale in seeltüke an şey’im ba’deha fela tüsahibni kad belağte mil ledünni uzra

dedi eğer bundan sonra sana bir şey sorarsam benimle yol arkadaşlığı yapma (çünkü) senin tarafından son özre ulaştım

1. kâle : dedi
2. in seeltu-ke : eğer sana sorarsam
3. an şey’in : bir şey
4. ba’de-hâ : ondan sonra
5. fe : öyleyse, o zaman, artık
6. lâ tusâhıb-nî, : benimle arkadaşlık etme
7. kad : olmuştu
8. belagte : sen ulaştın
9. min ledun-nî : benim yanımdan, benim tarafımdan
10. uzren : özür, kabul edilebilir sebep

٧٧

فَانْطَلَقَا حَتّى اِذَا اَتَيَا اَهْلَ قَرْيَةٍ اسْتَطْعَمَا اَهْلَهَا فَاَبَوْا اَنْ يُضَيِّفُوهُمَا فَوَجَدَا فيهَا جِدَارًا يُريدُ اَنْ يَنْقَضَّ فَاَقَامَهُ قَالَ لَوْ شِءْتَ لَتَّخَذْتَ عَلَيْهِ اَجْرًا

(77) fentaleka hatta iza eteya ehle karyeti nistet’ama ehleha fe ebev ey yüdayyifuhüma fe veceda fiha cidaray yüridü ey yenkadda fe ekameh kale lev şi’te lettehazte aleyhi ecra

sonra kalkıp gittiler nihayet bir memleket halkına geldiler oranın ehlinden yemek istediler ağırlamaktan çekindiler ikisini de misafir olarak ilerlerken orada buldular yıkılmak üzere bulunan duvarı hemen onu doğrulttu dileseydin dedi buna karşı bir ücret alırdın

1. fentalekâ hattâ izâ : böylece ikisi yola çıktılar
2. eteyâ : ikisi geldiler
3. ehle : şehir halkı
4. karyetin : bir karye, bir kasaba, bir ülke
5. istat’amâ : yemek istediler
6. ehle hâ : şehir halkı
7. fe ebev : fakat çekindiler
8. en yudayyifû humâ : ikisini misafir etmek
9. fe : fakat, böylece
10. vecedâ : (ikisi) buldular
11. fî hâ : orada
12. cidâren : bir duvar
13. yurîdu : istiyor
14. en yenkadda : yıkılmak üzere
15. fe ekâme-hu : o zaman onu ikâme etti, düzeltti
16. kâle : dedi
17. lev : eğer
18. şi’te : sen diledin
19. lettehazte (le ittehaze) : elbette buna karşılık
20. aleyhi : ona
21. ecren : ecir, ücret, bedel

٧٨

قَالَ هذَا فِرَاقُ بَيْنى وَبَيْنِكَ سَاُنَبِّءُكَ بِتَاْويلِ مَا لَمْ تَسْتَطِعْ عَلَيْهِ صَبْرًا

(78) kale haza firaku beyni ve beynik seünebbiüke bi te’vili ma lem testeti’ aleyhi sabra

işte bu dedi seninle benim aramızdaki farktır gerçek hikmetini sana haber vereceğim ve sabredemediğin şeylerin iç yüzünü göstereceğim

1. kâle : dedi
2. hâzâ : bu
3. firâku : ayrılık, ayrılma
4. bey-nî ve beyni ke : benimle senin aranda, aramızda
5. se unebbiu ke : sana haber vereceğim
6. bi te’vîli : te’vîl, yorum, izah
7. mâ lem testetı’ : güç yetiremediğin şey
8. aleyhi : ona
9. sabren : sabırlı olarak, sabırlı olma

٧٩

اَمَّا السَّفينَةُ فَكَانَتْ لِمَسَاكينَ يَعْمَلُونَ فِى الْبَحْرِ فَاَرَدْتُ اَنْ اَعيبَهَا وَكَانَ وَرَاءَهُمْ مَلِكٌ يَاْخُذُ كُلَّ سَفينَةٍ غَصْبًا

(79) emmes sefinetü fe kanet li mesakine ya’melune fil bahri fe eradtü en eiybeha ve kane veraehüm meliküy ye’huzü külle sefinetin ğasba

gelelim o gemiye yoksul kişilerindi denizde çalışan ben onu kusurlamak istedim peşlerinde bir hükümdar vardı bütün gemileri gasp yolu ile zorla almakta idi

1. emme : fakat, lâkin, amma
2. es sefînetu : gemi
3. fe kânet : o zaman oldu, idi
4. li mesâkîne : fakirlere ait, fakirlerin
5. ya’melûne : çalışıyorlar
6. fî el bahri : denizde
7. fe : böylece, bu sebeple
8. eradtu : ben istedim
9. en eîbe-hâ : onu kusurlu yapmak
10. ve kâne : ve oldu, idi, vardı
11. verâe-hum : onların arkasında
12. melikun : bir kral
13. ye’huzu : alıyor (ele geçiriyor)
14. kulle sefînetin : bütün gemi(ler)
15. gasben : gasbederek, zorla

٨٠

وَاَمَّا الْغُلَامُ فَكَانَ اَبَوَاهُ مُؤْمِنَيْنِ فَخَشينَا اَنْ يُرْهِقَهُمَا طُغْيَانًا وَكُفْرًا

(80) ve emmel ğulamü fekane ebevahü mü’mineyni fe haşina ey yürhikahüma tuğyanev ve küfra

gelelim erkek çocuğuna onun anası babası mü’min kimselerdi endişe duyduk onları tuğyan ve küfürle sürüklemesinden

1. ve emmâ el gulâmu : ve fakat çocuğa (gelince)
2. fe : o zaman, böylece
3. kâne : oldu, idi
4. ebevâ-hu : onun anne ve babası
5. mu’mineyni : iki mü’min (mü’minler)
6. fe : bundan dolayı, böylece
7. haşî-nâ : biz korktuk
8. en yurhika-humâ : onları (o ikisini küfre ve tuğyana) sürüklemek
9. tugyânen : azgınlık
10. ve kufren : ve küfür (inkâr)

٨١

فَاَرَدْنَا اَنْ يُبْدِلَهُمَا رَبُّهُمَا خَيْرًا مِنْهُ زَكوةً وَاَقْرَبَ رُحْمًا

(81) fe eradna ey yübdilehüma rabbühüma hayram minhü zekatev ve akrabe ruhma

istedik ki onlara bunun yerine Rableri onlara daha hayırlı ve temiz (bir evlat versin) daha merhametli olsun

1. fe erednâ : böylece diledik, istedik
2. en yubdile-humâ : onlara (o ikisi için) değiştirmesi
3. rabbu-humâ : onların (o ikisinin) Rab’leri
4. hayren : (daha) hayırlısı
5. min-hu : ondan
6. zekâten : temiz
7. ve akrebe : ve daha yakın
8. ruhmen : merhamet (açısından)

٨٢

وَاَمَّا الْجِدَارُ فَكَانَ لِغُلَامَيْنِ يَتيمَيْنِ فِى الْمَدينَةِ وَكَانَ تَحْتَهُ كَنْزٌ لَهُمَا وَكَانَ اَبُوهُمَا صَالِحًا فَاَرَادَ رَبُّكَ اَنْ يَبْلُغَا اَشُدَّهُمَا وَيَسْتَخْرِجَا كَنْزَهُمَا رَحْمَةً مِنْ رَبِّكَ وَمَا فَعَلْتُهُ عَنْ اَمْرى ذلِكَ تَاْويلُ مَالَمْ تَسْطِعْ عَلَيْهِ صَبْرًا

(82) ve emmel cidaru fe kane li ğulameyni yetimeyni fil medineti ve kane tahtehu kenzül lehüma ve kane ebuhüma saliha fe erade rabbüke ey yeblüğa eşüddehüma ve yestahrica kenzehüma rahmetem mir rabbik ve ma fealtühu an emri zalike te’vilü ma lem testi’ aleyhi sabra

gelelim duvara iki yetim oğlanındı o şehirde bulunan o duvarın altında onlara ait hazine bulunuyordu onların babaları salih biri idi Rabbim diledi ki oğlanlar rüştlerine ersinler ve kendilerine (ait) hazineyi çıkarsınlar bu Rabbinden bir rahmetdir (bu) işleri kendiliğimden yapmadım işte bu (işlerin) iç yüzü senin sabredemediğin.

1. ve emmâ el cidâru : ve duvar meselesine gelince, duvar ise
2. fe kâne : böylece idi
3. li gulâmeyni : iki (erkek) çocuğa ait, iki (erkek) çocuğun
4. yetîmeyni : iki yetim
5. fî el medîneti : şehirde
6. ve kâne : ve idi, vardı
7. tahte-hu : onun altında
8. kenzun : hazine, define
9. lehumâ : ikisinin, ikisine ait
10. ve kâne : ve idi
11. ebû-humâ : ikisinin babası
12. sâlihan : salih (kimse)
13. fe erâde : bu sebeple diledi, istedi
14. rabbu-ke : senin Rabbin
15. en yeblugâ : ikisinin erişmesini, ulaşmasını
16. eşudde-humâ : onların en kuvvetli çağı, gençlik çağı
17. ve yestahricâ : ve ikisinin çıkarması
18. kenze-humâ : ikisinin definesi
19. rahmeten : bir rahmet olarak
20. min rabbi-ke : senin Rabbinden
21. ve mâ fealtu-hu : ve onu ben yapmadım
22. an emrî : kendi emrimden, kendi isteğimle
23. zâlike : işte bu
24. te’vîlu : te’vîl, yorum, izah
25. : şey
26. lem testı’ : sen güç yetiremedin
27. aleyhi : ona
28. sabren : sabırlı olma

٨٣

وَيَسَْلُونَكَ عَنْ ذِى الْقَرْنَيْنِ قُلْ سَاَتْلُوا عَلَيْكُمْ مِنْهُ ذِكْرًا

(83) ve yes’eluneke an zil karneyn kul seetlu aleyküm minhü zikra

sana zü’l-karneyn’den soruyorlar dedi ki size ilerde okuyacağım onun öğüt ve hatıralarını

1. ve yes’elûne-ke : ve sana sorarlar
2. an zi el karneyni : Zülkarneyn’den (iki karn sahibi)
3. kul : de, söyle
4. se etlû : tilâvet edeceğim, okuyacağım
5. aleykum : size
6. min-hu : ondan
7. zikren : zikir, hatırlatma, kıssa, konu, bahis

Sayfa:302

٨٤

اِنَّا مَكَّنَّا لَهُ فِى الْاَرْضِ وَاتَيْنَاهُ مِنْ كُلِّ شَىْءٍ سَبَبًا

(84) inna mekkenna lehu fil erdi ve ateynahü min külli şey’in sebeba

gerçekten biz onu arzda imkanlarla birlikte egemen kıldık ona verdik her şeyin sebep ve hikmetini

1. innâ : muhakkak biz
2. mekkennâ : sağlam yerleştirdik, kuvvetlendirdik, destekledik
3. lehu : ona, onu
4. fî el ardı : yeryüzünde
5. ve âteynâ-hu : ve ona verdik
6. min kulli şey’in : herşeyden
7. sebeben : sebep, vesile

٨٥

فَاَتْبَعَ سَبَبًا

(85) fe etbea sebeba

(o da) yollardan birine tâbi oldu

1. fe etbea : böylece tâbî oldu
2. sebeben : sebep, vesile

٨٦

حَتّى اِذَا بَلَغَ مَغْرِبَ الشَّمْسِ وَجَدَهَا تَغْرُبُ فى عَيْنٍ حَمِءَةٍ وَوَجَدَ عِنْدَهَا قَوْمًا قُلْنَا يَا ذَا الْقَرْنَيْنِ اِمَّا اَنْ تُعَذِّبَ وَاِمَّا اَنْ تَتَّخِذَ فيهِمْ حُسْنًا

(86) hatta iza belağa mağribeş şemsi vecedeha tağrubü fi aynin hamietiv ve vecede indeha kavma kulna yazel karneyni imma en tüazzibe ve imma en tettehize fihim husna

öyle ki ulaşınca güneşin battığı yere onu batarken buldu balçıklı suya ve onun yanında da bir kavim buldu dedi ki ya zü’l-karneyn (bunları) ya cezalandırırsın ya da onlara güzel davranırsın

1. hattâ izâ : olduğu zaman
2. belega : erişti, ulaştı
3. magribe eş şemsi : güneşin battığı yer
4. vecede-hâ : onu buldu
5. tagrubu : grup ediyor, batıyor
6. fî aynin : pınar içinde, pınarda
7. hamietin : bulanık, çamurlu
8. ve vecede : ve buldu
9. inde-hâ : onun yanında
10. kavmen : bir kavim, topluluk
11. kulnâ : biz dedik
12. yâ ze el karneyni : ey Zülkarneyn
13. immâ : ya, veya
14. en tuazzibe : senin azaba uğratman
15. ve immâ : ve ya, veya
16. en tettehıze : senin edinmen, ittihaz etmen
17. fî-him : onların içinde, onlar hakkında, onlara karşı
18. husnen : güzellikle, iyilikle, güzel davranışla

٨٧

قَالَ اَمَّا مَنْ ظَلَمَ فَسَوْفَ نُعَذِّبُهُ ثُمَّ يُرَدُّ اِلى رَبِّه فَيُعَذِّبُهُ عَذَابًا نُكْرًا

(87) kale emma men zaleme fe sevfe nüazzibühu sümme yüraddü ila rabbihi fe yüazzibühu azaben nükra

dedi ki şimdi kim zulüm ederse onu cezalandıracağız sonra Rabbine döndürülürde, ona dehşetli bir ceza verilir

1. kâle : dedi
2. emmâ : amma, lâkin, fakat
3. men zaleme : kim zulmederse
4. fe sevfe nuazzibu-hu : o taktirde ona azap edeceğiz
5. summe : sonra
6. yureddu : reddedilir, geri gönderilir
7. ilâ rabbi-hî : Rabbine
8. fe yuazzibu-hu : o zaman onu azaplandırır
9. azâben : bir azap (ile)
10. nukren : dehşetli, çok şiddetli

٨٨

وَاَمَّا مَنْ امَنَ وَعَمِلَ صَالِحًا فَلَهُ جَزَاءً الْحُسْنى وَسَنَقُولُ لَهُ مِنْ اَمْرِنَا يُسْرًا

(88) ve emma men amene ve amile salihan fe lehu cezaenil husna ve senekulü lehu min emrina yüsra

ama kim de iman edip salih amel işlerse artık ona güzel bir karşılık vardır ilerde ona söyleyeceğiz emrimizden ona kolay olanını

1. ve emmâ : ve amma, fakat
2. men âmene : kim âmenû olursa (kim ölmeden evvel Allah’a ulaşmayı dilerse)
3. ve amile sâlihan : ve salih amel (nefs tezkiyesi) yaptı, amel etti
4. fe lehu : o zaman onun için, onun
5. cezâen : karşılık, mükâfat
6. el husnâ : güzel
7. ve se nekûlu : ve söyleyeceğiz
8. lehu : ona
9. min emri-nâ : emrimizden
10. yusren : kolay olan

٨٩

ثُمَّ اَتْبَعَ سَبَبًا

(89) sümme etbea sebeba

sonra (yine) bir yola tâbi oldu.

1. summe : sonra
2. etbea : tâbî oldu
3. sebeben : vesile, sebep

٩٠

حَتّى اِذَا بَلَغَ مَطْلِعَ الشَّمْسِ وَجَدَهَا تَطْلُعُ عَلى قَوْمٍ لَمْ نَجْعَلْ لَهُمْ مِنْ دُونِهَا سِتْرًا

(90) hatta iza belağa matliaş şemsi vecedeha tatlüu ala kavmil lem nec’al lehüm min duniha sitra

sonunda güneşin doğduğu yere ulaşınca onu doğuyor buldu bir kavmin üzerine kendilerini güneşten koruyacak siper yapmamıştık

1. hattâ izâ : olduğu zaman
2. belega : ulaştı
3. matlıa eş şemsi
(talaa)
: güneşin (tulû ettiği) doğduğu yer
: (doğdu)
4. vecede-hâ : onu buldu
5. tatluu : doğuyor
6. alâ kavmin : bir kavmin üzerine
7. lem nec’al : kılmadık, yapmadık
8. lehum : onlar için, onlara
9. min dûni-hâ : ondan başka
10. sitren : bir örtü, perde

٩١

كَذلِكَ وَقَدْ اَحَطْنَا بِمَالَدَيْهِ خُبْرًا

(91) kezalik ve kad ehatna bima ledeyhi hubra

böylece şüphesiz onu biliyorduk onun yanında ki gizli bilgilerin ne olduğunu

1. kezâlike : işte böyle
2. ve kad : ve oldu, olmuştu
3. ehatnâ : biz ihata ettik
4. bimâ : şeyleri
5. ledey-hi : onun yanında, huzurunda
6. hubren : olayın sebebinden, gerçek durumdan haberdar olan

٩٢

ثُمَّ اَتْبَعَ سَبَبًا

(92) sümme etbea sebeba

sonrada (başka nedenle) yolu değiştirdi

1. summe : sonra
2. etbea : tuttu
3. sebeben : bir sebep

٩٣

حَتّى اِذَا بَلَغَ بَيْنَ السَّدَّيْنِ وَجَدَ مِنْ دُونِهِمَا قَوْمًا لَا يَكَادُونَ يَفْقَهُونَ قَوْلًا

(93) hatta iza belağa beynes seddeyni vecede min dunihima kavmel la yekadune yefkahune kavla

hatta ulaştığı zaman iki set arasına iki setin yanında bir kavim buldu söz anlamayacak durumdaydılar

1. hattâ izâ : olduğu zaman
2. belega : ulaştı
3. beyne es seddeyni : iki seddin arası
4. vecede : buldu
5. min dûni-himâ : o ikisinden başka
6. kavmen : bir kavim
7. lâ yekâdûne yefkahûne : (neredeyse hiç) anlamayan
8. kavlen : söz

٩٤

قَالُوا يَاذَا الْقَرْنَيْنِ اِنَّ يَاْجُوجَ وَمَاْجُوجَ مُفْسِدُونَ فِى الْاَرْضِ فَهَلْ نَجْعَلُ لَكَ خَرْجًا عَلى اَنْ تَجْعَلَ بَيْنَنَا وَبَيْنَهُمْ سَدًّا

(94) kalu ya zel karneyni inne ye’cuce ve me’cuce müfsidune fil erdi fe hel nec’alü leke harcen ala en tec’ale beynena ve beynehüm sedda

dediler ki ya Zü’l-karneyn gerçekten ye’cüc ve me’cüc bu yerde bozgunculuk yapıyor. Sana ücret versek olmaz mı? yapman şartı ile bizimle onların arasına bir set

1. kâlû : dediler
2. yâ ze el karneyni : ey Zülkarneyn
3. inne : muhakkak
4. ye’cûce : yecüc
5. ve me’cûce : ve mecüc
6. mufsidûne : fesat çıkaranlar
7. fî el ardı : yeryüzünde
8. fe : bu yüzden, bu sebeple
9. hel : mı
10. nec’alu : biz kılalım, biz yapalım
11. leke : sana
12. harcen : harç, ücret
13. alâ : üzerine, e karşı, karşılık
14. en tec’ale : senin yapman
15. beyne-nâ ve beyne-hum : onlarla bizim aramız
16. sedden : bir set

٩٥

قَالَ مَا مَكَّنّى فيهِ رَبّى خَيْرٌ فَاَعينُونى بِقُوَّةٍ اَجْعَلْ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُمْ رَدْمًا

(95) kale ma mekkenni fihi rabbi hayrun fe eiynuni bi kuvvetin ec’al beyneküm ve beynehüm redma

dedi ki bana verdiği imkan Rabbimin daha hayırlıdır haydin bana kuvvetinizle yardım ediniz sizinle onların arasına sağlam set yapalım

1. kâle : dedi
2. mâ mekken-nî : beni kuvvetlendirdiği (desteklediği) şeyler
3. fîhi : onda, hakkında, o konuda
4. rabbî : benim Rabbim
5. hayrun : daha hayırlı
6. fe : öyleyse, şimdi
7. eînû-nî : bana yardım edin
8. bi kuvvetin : güçle, kuvvetle
9. ec’al : yapayım
10. beyne-kum ve beyne-hum : onlarla sizin aranıza
11. redmen : çok sağlam engel

٩٦

اتُونى زُبَرَ الْحَديدِ حَتّى اِذَا سَاوى بَيْنَ الصَّدَفَيْنِ قَالَ انْفُخُوا حَتّى اِذَا جَعَلَهُ نَارًا قَالَ اتُونى اُفْرِغْ عَلَيْهِ قِطْرًا

(96) atuni züberal hadid hatta iza sava beynes sadafeyni kalenfühu hatta iza cealehu naran kale atuni üfriğ aleyhi kidra

bana demir parçaları getirin hatta birleştiği zaman iki ucun arası körükleyin dedi nihayet demir ateş halini aldığı zaman bana getirin dedi onun üzerine erimiş bakır dökeyim

1. atû-nî : bana verin, getirin
2. zubere el hadîdi : demir parçaları
3. hattâ izâ : oluncaya kadar, olunca
4. sâvâ : müsavi, aynı seviye
5. beyne es sadafeyni : iki dağın arası
6. kâle infuhû : körükleyin dedi
7. hattâ : e kadar, oluncaya kadar
8. izâ ceale-hu : onu yaptığı zaman
9. nâren : ateş (hali)
10. kâle : dedi
11. âtû-nî : bana verin, getirin
12. ufrig : boşaltacağım, dökeceğim
13. aleyhi : onun üzerine
14. kıtren : erimiş bakır

٩٧

فَمَا اسْطَاعُوا اَنْ يَظْهَرُوهُ وَمَا اسْتَطَاعُوا لَهُ نَقْبًا

(97) femestau ey yazheruhü ve mestetau lehu nakba

artık güçleri yetmez o engeli aşmaya ve onu delmeye de güçleri yetmez

1. femestâû (fe ma istetaû) : böylece, artık güçleri yetmez
2. en yazherû-hu : ona zahir olmaya (üstün gelmeye), onu aşmaya
3. ve mestetâû (ma istetaû) : ve muktedir olamazlar, güçleri yetmez
4. lehu : onu
5. nakben : delerek

Sayfa:303

٩٨

قَالَ هذَا رَحْمَةٌ مِنْ رَبّى فَاِذَا جَاءَ وَعْدُ رَبّى جَعَلَهُ دَكَّاءَ وَكَانَ وَعْدُ رَبّى حَقًّا

(98) kale haza rahmetüm mir rabbi fe iza cae va’dü rabbi cealehu dekka’ ve kane va’dü rabbi hakka

bu dedi Rabbimden bir rahmettir Rabbimin (yok etme) sözü geldiği zaman onu dümdüz edecektir Rabbimin sözü haktır ve gerçekleşir

1. kâle : dedi
2. hâzâ : bu
3. rahmetun : rahmet
4. min rabbî : Rabbimden
5. fe : öyleyse, o zaman, ama
6. izâ câe : geldiği zaman
7. va’du rabbî : Rabbimin vaadi
8. ceale-hu : onu kılar, yapar
9. dekkâe : kırıp ufaladı, yerle bir etti
10. ve kâne : ve oldu
11. va’du rabbî : Rabbimin vaadi
12. hakkan : hak

٩٩

وَتَرَكْنَا بَعْضَهُمْ يَوْمَءِذٍ يَمُوجُ فى بَعْضٍ وَنُفِخَ فِى الصُّورِ فَجَمَعْنَاهُمْ جَمْعًا

(99) ve terakna ba’dahüm yevmeiziy yemucü fi ba’div ve nüfiha fis suri fe cema’nahüm cem’a

bırakırız o gün birbirlerine karışırlar ve sur’a üfürülmüştür artık onların hepsini toplamışızdır

1. ve teraknâ : ve biz terkettik, bıraktık
2. ba’da-hum
(ba’da-hum fî ba’dın)
: onların bir kısmını
: (birbirlerine)
3. yevmeizin : izin günü
4. yemûcu : (birbirlerine) karışır
5. fî ba’dın : bir kısmı içinde
6. ve nufiha : ve üfürüldü
7. fî es sûri : sur’a
8. fe : artık, o zaman
9. cema’nâ-hum : onları topladık
10. cem’an : hepsini

١٠٠

وَعَرَضْنَا جَهَنَّمَ يَوْمَءِذٍ لِلْكَافِرينَ عَرْضًا

(100) ve aradna cehenneme yevmeizil lil kafirine arda

ve o gün cehennemi de öyle bir şekilde kâfirlere gösteririz

1. ve aradnâ : ve arz ettik, gösterdik
2. cehenneme : cehennemi
3. yevmeizin : izin günü, o gün
4. li el kâfirîne : inkâr edenlere, kâfirlere
5. ardan : arz ederek

١٠١

اَلَّذينَ كَانَتْ اَعْيُنُهُمْ فى غِطَاءٍ عَنْ ذِكْرى وَكَانُوا لَا يَسْتَطيعُونَ سَمْعًا

(101) ellezine kanet a’yünühüm fi ğitain an zikri ve kanu la yestetiy’une sem’a

o kâfirlerin gözleri (kapalı) idi beni hatırlatan öğütlerden bir perdeyle hakkı işitmeye de dayanamıyorlardı

1. ellezîne : onlar
2. kânet : idi, oldu
3. a’yunu-hum : onların gözleri
4. fî gıtâin : perdeli
5. an zikrî : benim zikrimden, beni zikretmekten
6. ve kânû : ve oldular
7. lâ yestetîûne : güçleri yetmez, muktedir olamazlar
8. sem’an : işitmeye

١٠٢

اَفَحَسِبَ الَّذينَ كَفَرُوا اَنْ يَتَّخِذُوا عِبَادى مِنْ دُونى اَوْلِيَاءَ اِنَّا اَعْتَدْنَا جَهَنَّمَ لِلْكَافِرينَ نُزُلًا

(102) e fe hasibellezine keferu ey yettehizu ibadi min duni evliya’ inna a’tedna cehenneme lil kafirinenüzüla

yoksa kâfirler öyle mi sandı beni bırakıp ta kullarımı dostlar edineceklerini (mi?) kesin şu ki cehennemi hazırladık kâfirlere konaklama yeri olarak

1. e : mı
2. fe hasibe : yoksa zannettiler
3. ellezîne keferû : kâfirler, inkâr eden kimseler
4. en yettehızû : edindiklerini
5. ibâdî : kullarım
6. min dûnî : benden başka
7. evliyâe : evliya, dostlar, veliler
8. innâ : muhakkak biz
9. a’tednâ : hazırladık
10. cehenneme : cehennemi
11. li el kâfirîne : kâfirler için, kâfirlere
12. nuzulen : ikram olarak, kalacak yer olarak

١٠٣

قُلْ هَلْ نُنَبِّءُكُمْ بِالْاَخْسَرينَ اَعْمَالًا

(103) kul hel nünebbiüküm bil ahserine a’mala

dedi, hüsrana uğrayanların amellerini size haber verelim mi?

1. kul : de, söyle
2. hel : mi
3. nunebbiu-kum : size haber vereyim
4. bi el ahserîne : en çok hüsrana uğrayanları
5. a’mâlen : ameller açısından

١٠٤

اَلَّذينَ ضَلَّ سَعْيُهُمْ فِى الْحَيوةِ الدُّنْيَا وَهُمْ يَحْسَبُونَ اَنَّهُمْ يُحْسِنُونَ صُنْعًا

(104) ellezine dalle sa’yühüm fil hayatid dünya ve hüm yahsebune ennehüm yuhsinune sun’a

o kimselerin çalışmaları boşa gitmiştir dünya hayatında halbuki onlar zannederler iyi işler yaptıklarını

1. ellezîne : onlar
2. dalle : saptı (kaybettikleri dereceler, kazandıkları derecelerden daha fazla oldu)
3. sa’yu-hum : onların çalışmaları, amelleri
4. fî el hayâti ed dunyâ : dünya hayatında
5. ve hum : ve onlar
6. yahsebûne : zannediyorlar
7. enne-hum : olduğunu
8. yuhsinûne : güzel davranıyorlar, güzel ameller yapıyorlar
9. sun’an : işleyerek, yaparak

١٠٥

اُولءِكَ الَّذينَ كَفَرُوا بِايَاتِ رَبِّهِمْ وَلِقَاءِه فَحَبِطَتْ اَعْمَالُهُمْ فَلَا نُقيمُ لَهُمْ يَوْمَ الْقِيمَةِ وَزْنًا

(105) ülaikellezine keferu bi ayati rabbihim ve likaihi fe habitat a’malühüm fe la nükiymü lehüm yevmel kıyameti vezna

işte onlar inkar ederlerdi Rablerinin ayetlerini ve ona kavuşacaklarını da onların amelleri boşa gitmiştir artık tutmayız kıyamet günü onlara terazi

1. ulâike ellezîne : işte o kimseler, onlar
2. keferû : inkâr ettiler, örttüler
3. bi âyâti : âyetleri
4. rabbi-him : Rab’lerinin
5. ve likâi-hî : ve ona ulaşmak, ona mülâki olmak (ölmeden önce ruhun Allah’a ulaşması)
6. fe habitat : o zaman, böylece boşa gitti, heba oldu
7. a’mâlu-hum : onların amelleri
8. fe lâ nukîmu : bu sebeple ikame etmeyeceğiz, yapmayacağız
9. lehum : onlar için, onlara
10. yevme el kıyameti : kıyâmet günü
11. veznen : vezin, ölçü, mizan

١٠٦

ذلِكَ جَزَاؤُهُمْ جَهَنَّمُ بِمَا كَفَرُوا وَاتَّخَذُوا ايَاتى وَرُسُلى هُزُوًا

(106) zalike cezaühüm cehennemü bima keferu vettehazu ayati ve rusüli hüzüve

böylece onların cezası cehennemdir küfrettikleri alay ettiklerinden dolayı benim ayetlerimle ve resullerimle

1. zâlike : işte bu
2. cezâu-hum : onların cezası
3. cehennemu : cehennem
4. bimâ : sebebiyle, dolayısıyla
5. keferû : inkâr ettiler, örttüler
6. ve ittehazû : ve edindiler
7. âyâtî : âyetlerim
8. ve rusulî : ve resûllerim
9. huzuven : alay konusu

١٠٧

اِنَّ الَّذينَ امَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ كَانَتْ لَهُمْ جَنَّاتُ الْفِرْدَوْسِ نُزُلًا

(107) innellezine amenu ve amilus salihati kanet lehüm cennatül firdevsi nüzüla

şüphesiz iman edip salih amel işleyenler onlara firdevs cennetleri konaklama olmuştur

1. innellezîne (inne ellezîne) : muhakkak o kimseler, onlar
2. âmenû : Allah’a ulaşmayı dileyenler
3. ve amilû es sâlihâti : ve salih amel (nefs tezkiyesi) yapanlar, işleyenler
4. kânet : idi, oldu
5. lehum : onlar için, onlara
6. cennâtu el firdevsi : firdevs cennetleri
7. nuzulen : ikram olarak, kalacak yer olarak

١٠٨

خَالِدينَ فيهَا لَا يَبْغُونَ عَنْهَا حِوَلًا

(108) halidine fiha la yebğune anha hivela

orada ebedi kalırlar oradan da gitmek istemezler

1. hâlidîne : ebediyyen, kalıcı olanlar
2. fîhâ : orada
3. lâ yebgûne : ibtiga etmezler, istemezler
4. an-hâ : ondan
5. hıvelen : ayrılmak

١٠٩

قُلْ لَوْ كَانَ الْبَحْرُ مِدَادًا لِكَلِمَاتِ رَبّى لَنَفِدَ الْبَحْرُ قَبْلَ اَنْ تَنْفَدَ كَلِمَاتُ رَبّى وَلَوْ جِءْنَا بِمِثْلِه مَدَدًا

(109) kul lev kanel bahru midadel li kelimati rabbi le nefidel bahru kable en tenfede kelimatü rabbi ve lev ci’na bi mislihi mededa

de ki denizler mürekkep olsa idi Rabbimin kelimeleri için kesin şu ki önce deniz tükenirdi Rabbimin kelimeleri bitmeden velev denizin mislini de getirip katmış olsak

1. kul : de, söyle
2. lev : eğer, ise, olsa
3. kâne el bahru : deniz(ler) oldu
4. midâden : mürekkep
5. li kelimâti : kelimeler, sözler için
6. rabbî : benim Rabbim
7. le nefide el bahru : deniz(ler) biter, tükenir
8. kable en tenfede : bitmesinden (tükenmesinden) önce, bitmeden
9. kelimâtu : sözler, kelimeler
10. rabbî : Rabbim
11. ve lev : ve eğer, ise, olsa
12. ci’nâ bi : getirdik
13. misli-hî : onun bir misli daha
14. mededen : imdat (yardım) olarak

١١٠

قُلْ اِنَّمَا اَنَا بَشَرٌ مِثْلُكُمْ يُوحى اِلَىَّ اَنَّمَا اِلهُكُمْ اِلهٌ وَاحِدٌ فَمَنْ كَانَ يَرْجُوا لِقَاءَ رَبِّه فَلْيَعْمَلْ عَمَلًا صَالِحًا وَلَا يُشْرِكْ بِعِبَادَةِ رَبِّه اَحَدًا

(110) kul innema ene beşerum mislüküm yuha ileyye ennema ilahüküm ilahüv vahid fe men kane yercu likae rabbihi felya’mel amelen salihav ve la yüşrik bi ibadeti rabbihi ehada

dedi ki ben de ancak sizin gibi bir beşerim bana vahy olunuyor ancak ilahınız tek ilahtır (diye) kim arzu ederse Rabbine kavuşmayı, salih amel işlesin lakin şirk koşmasın başka birini Rabbine ibadetinde

1. kul : de, söyle
2. innemâ : ancak, sadece, yalnız
3. ene : ben
4. beşerun : bir beşer
5. mislu-kum : sizin gibi
6. yûhâ : vahyediliyor
7. ileyye : bana
8. ennemâ : olduğu
9. ilâhu-kum : sizin ilâhınız
10. ilâhun : bir ilâh
11. vâhidun : tek, bir tane
12. fe men : artık kim
13. kâne yercû : dilerse
14. likâe : ulaşmayı, mülâki olmayı
15. rabbi-hî : Rabbine
16. fe li ya’mel : o zaman amel etsin, yapsın
17. amelen sâlihan : salih amel (nefs tezkiyesi)
18. ve lâ yuşrik : ve şirk koşmasın
19. bi ıbâdeti : ibadetine
20. rabbi-hî : onun (kendi) Rabbi
21. ehaden : (başka) birisi (başka birşeyi)

19-MERYEM

Sayfa:304

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ

١

ك ه ي عص

(1) kaf ha ya ayınsad

kaf – ha ya –ayın-sad

٢

ذِكْرُ رَحْمَتِ رَبِّكَ عَبْدَهُ زَكَرِيَّا

(2) zikru rahmeti rabbike abdehu zekeriyya

Rabbinin rahmetinin anılmasıdır. Kulu Zekeriya (için)

1. zikru rahmeti : rahmetin zikri
2. rabbi-ke : senin Rabbin
3. abde-hu : onun kulu
4. zekeriyyâ : Zekeriya

٣

اِذْ نَادى رَبَّهُ نِدَاءً خَفِيًّا

(3) iz nada rabbehu nidaen hafiyya

o zaman Rabbine nida etti gizli bir yakarışla

1. iz : olduğu zaman, olmuştu
2. nâdâ : seslendi, çağırdı, nida etti
3. rabbe-hu : onun Rabbi, kendi Rabbi
4. nidâen : seslenerek
5. hafiyyen : gizlice, sessizce

٤

قَالَ رَبِّ اِنّى وَهَنَ الْعَظْمُ مِنّى وَاشْتَعَلَ الرَّاْسُ شَيْبًا وَلَمْ اَكُنْ بِدُعَاءِكَ رَبِّ شَقِيًّا

(4) kale rabbi inni vehenel azmü minni veştealer ra’sü şeybev ve lem eküm bi düaike rabbi şekiyya

dedi ki ey Rabbim! öyle ki benim kemiklerim gevşedi yaşlandım, başım bembeyaz oldu ey Rabbim! sana dua etmekten (hiçbir zaman) yorulmadım.

1. kâle : dedi
2. rabbî : Rabbim
3. in-nî : muhakkak ben
4. vehene : zayıfladı, güçsüzleşti
5. el azmu : kemik
6. min-nî : benden (benim)
7. ve işteale : ve tutuştu, yayıldı
8. er re’su : baş
9. şeyben : ağararak (saçın ağarması)
10. ve lem ekun : ve ben olmadım
11. bi duâi-ke : sana dua etmek ile
12. rabbî : Rabbim
13. şakıyyen : şâkî

٥

وَاِنّى خِفْتُ الْمَوَالِىَ مِنْ وَرَاءى وَكَانَتِ امْرَاَتى عَاقِرًا فَهَبْ لى مِنْ لَدُنْكَ وَلِيًّا

(5) ve inni hiftül mevaliye miv verai ve kanetimraeti akiran feheb li mil ledünke veliyya

şüphesiz ben endişeliyim benden sonra yerime geçecek yakınlarımdan hanımın ise kısırdır bana katından bir veli ihsan eyle

1. ve in-nî : ve muhakkak ki ben
2. hıftu : korktum
3. el mevâliye : yakınlar (velâyet sahibi olanlar, benim soyumdan gelenler)
4. min verâî : benim arkamdan, benden sonra
5. ve kânet : ve oldu
6. imreetî : benim kadınım
7. âkıran
(akere)
: akir oldu, yaşlandı (yaşlılık sebebiyle çocuğu olma özelliği kesildi)
: (kesti, sonuna geldi)
8. fe : artık, bundan sonra, bu sebeple
9. heb lî : bana bağışla
10. min ledun-ke : senin katından
11. veliyyen : bir dost, yardımcı

٦

يَرِثُنى وَيَرِثُ مِنْ الِ يَعْقُوبَ وَاجْعَلْهُ رَبِّ رَضِيًّا

(6) yerisüni ve yerisü min ali ya’kube vec’alhü rabbi radiyya

bana da mirasçı olsun yakup soyunada Rabbim sen onu razı olarak kabul et

1. yerisu-nî : bana varis olsun
2. ve yerisu : ve varis olsun
3. min âli ya’kûbe : Yâkub’un ailesinden (ailesine)
4. vec’al-hu : ve onu kıl
5. rabbî : Rabbim
6. radıyyen : razı olarak, razı olan

٧

يَا زَكَرِيَّا اِنَّا نُبَشِّرُكَ بِغُلَامٍ اسْمُهُ يَحْيى لَمْ نَجْعَلْ لَهُ مِنْ قَبْلُ سَمِيًّا

(7) ya zekeriyya inna nübeşşiruke bi ğulami nismühu yahya lem nec’al lehu min kablü semiyya

ey zekeriya! öyle ki biz sana bir erkek evlat müjdeliyoruz onun ismi yahya’dır hiç kimseye vermedik bundan önce (bu) ismi

1. yâ zekeriyyâ : ey Zekeriya
2. in-nâ : muhakkak biz
3. nubeşşiru-ke : biz seni müjdeliyoruz
4. bi gulâmin : bir oğlan çocuk ile
5. ismu-hu : onun ismi
6. yahyâ : Yahya
7. lem nec’al : kılmadık, yapmadık
8. lehu : onu
9. min kablu : daha önce
10. semiyyen : isimlendirerek (isimlendirme)

٨

قَالَ رَبِّ اَنّى يَكُونُ لى غُلَامٌ وَكَانَتِ امْرَاَتى عَاقِرًا وَقَدْ بَلَغْتُ مِنَ الْكِبَرِ عِتِيًّا

(8) kale rabbi enna yekunü li ğulamüv ve kanetimraeti akirav ve kad belağtü minel kiberi itiyya

dedi ki ey Rabbim benim nasıl oğlum olur ki? hanımım kısır bulunuyor kesinlikle ben de yaşlılıkta son haddime vardım

1. kâle : dedi
2. rabbî : Rabbim
3. ennâ : nasıl
4. yekûnu lî : benim olur (olabilir)
5. gulâmun : oğlan çocuğu
6. ve kânet : ve oldu
7. imreetî : benim kadınım
8. âkıran : yaşlılık sebebiyle çocuğu olmayan (çocuğu olma özelliğinden kesilen)
9. ve kad : ve olmuştu, oldu
10. belagtu : ulaştım
11. min el kiberi
(el kebîru)
: ihtiyarlıktan, ihtiyarlığa
: (büyük, yaşlı, ihtiyar)
12. ıtiyyen
(atâ)
: yaşlanarak
: (haddi aştı, hududu geçti)

٩

قَالَ كَذلِكَ قَالَ رَبُّكَ هُوَ عَلَىَّ هَيِّنٌ وَقَدْ خَلَقْتُكَ مِنْ قَبْلُ وَلَمْ تَكُ شَيًْا

(9) kale kezalik kale rabbüke hüve aleyye heyyinüv ve kad halaktüke min kablü ve lem tekü şey’a

böyle olacak Rabbin buyurdu, o bana göre kolaydır daha önceden seni ben nasıl yarattımsa sen hiçbir şey değilken

1. kâle : dedi
2. kezâlike : işte böyle
3. kâle : dedi
4. rabbu-ke : senin Rabbin
5. huve : o
6. aleyye : bana
7. heyyinun : kolaydır
8. ve kad : ve olmuştu
9. halaktu-ke : seni yarattım
10. min kablu : önceden, daha önce
11. ve lem teku : ve sen değildin
12. şey’en : bir şey

١٠

قَالَ رَبِّ اجْعَلْ لى ايَةً قَالَ ايَتُكَ اَلَّا تُكَلِّمَ النَّاسَ ثَلثَ لَيَالٍ سَوِيًّا

(10) kale rabbic’ al li ayeh kale ayetüke ella tükellimen nase selase leyalin seviyya

ey Rabbim! dedi (çocuğum olmasına dair) bana bir işaret ver senin işaretin insanlarla konuşmamandır buyurdu sapasağlam olduğun halde üç gece

1. kâle : dedi
2. rabbic’al (rabbi ic’al) : Rabbim beni kıl, bana ver
3. lî âyeten : bir âyet, bir delil, bir işaret
4. kâle : dedi
5. âyetu-ke : senin âyetin, senin delilin, senin işaretin
6. ellâ tukellime : konuşmaman, konuşamaman
7. en nâse : insanlar
8. selâse : üç
9. leyâlin (leyl) : geceler (gece)
10. seviyyen : seviyeli, düzgün, normal, sağlıklı

١١

فَخَرَجَ عَلى قَوْمِه مِنَ الْمِحْرَابِ فَاَوْحى اِلَيْهِمْ اَنْ سَبِّحُوا بُكْرَةً وَعَشِيًّا

(11) fe harace ala kavmihi minel mihrabi fe evha ileyhim en sebbihu bükratev ve aşiyya

böylece karşısına çıktı mihrapta kavminin onlara ilham yolu ile sabah ve akşam tespih ediniz diye (işaret etti)

1. fe : böylece, bundan sonra
2. harece : çıktı
3. alâ : a
4. kavmi-hî : onun kavmi, kavmine
5. min el mihrâbi : mihraptan
6. fe : böylece
7. evhâ : vahyetti (konuşmadan, iç sesiyle duyurdu)
8. ileyhim : onlara
9. en sebbihû : tesbih etmeleri
10. bukreten : (erken) sabahleyin
11. ve aşiyyen : ve (günün sonu) akşamleyin

Sayfa:305

١٢

يَا يَحْيى خُذِ الْكِتَابَ بِقُوَّةٍ وَاتَيْنَاهُ الْحُكْمَ صَبِيًّا

(12) ya yahya huzil kitabe bi kuvveh ve ateynahül hukme sabiyya

ey Yahya! kitabı al kuvvetle; ona çocukken ilim verdik

1. yâ yahyâ : ey Yahya
2. huzil kitâbe (huz el kitabe) : kitabı al
3. bi kuvvetin : kuvvetle (dikkatle)
4. ve âteynâ-hu : ve ona verdik
5. el hukme : hüküm, hikmet
6. sabiyyen : sabi (sübyan) iken, çocuk iken (küçük yaşta)

١٣

وَحَنَانًا مِنْ لَدُنَّا وَزَكوةً وَكَانَ تَقِيًّا

(13) ve hananem mil ledünna ve zekah ve kane tekıyya

ve katımızdan merhamet ve ahlak temizliği (verdik) (Allah’tan) çok sakınandı

1. ve hanânen : ve sevgi
2. min ledun-nâ : katımızdan
3. ve zekâten : ve zekât, temizlik, nefs tezkiyesi
4. ve kâne : ve oldu, idi
5. takıyyen : takva sahibi

١٤

وَبَرًّا بِوَالِدَيْهِ وَلَمْ يَكُنْ جَبَّارًا عَصِيًّا

(14) ve berram bi valideyhi ve lem yekün cebbaran asiyya

ana babasına iyilik edendi, (onlara) zorba (ve) asi olmadı

1. ve berren : ve itaatkâr, iyi ve güzel davranış
2. bi vâlideyhi : ana babasına
3. ve lem yekun : ve olmadı, değildi
4. cebbâren : cebbar, zorba
5. asıyyen : asi olan, isyan eden

١٥

وَسَلَامٌ عَلَيْهِ يَوْمَ وُلِدَ وَيَوْمَ يَمُوتُ وَيَوْمَ يُبْعَثُ حَيًّا

(15) ve selamün aleyhi yevme vülide ve yevme yemutü ve yevme yüb’asü hayya

ona selam olsun doğduğu gün öldüğü gün diri olarak kaldırılacağı gün

1. ve selâmun : ve selâm olsun
2. aleyhi : onun üzerine, ona
3. yevme vulide : doğduğu gün
4. ve yevme yemûtu : ve öleceği gün
5. ve yevme yub’asu : ve beas edileceği (yeniden diriltileceği) gün
6. hayyen : diri, canlı olarak

١٦

وَاذْكُرْ فِى الْكِتَابِ مَرْيَمَ اِذِ انْتَبَذَتْ مِنْ اَهْلِهَا مَكَانًا شَرْقِيًّا

(16) vezkür fil kitabi meryem izintebezet min ehliha mekanen şerkıyya

kitapta meryem’i de an ehlinden uzaklaşıp çekilmişti doğu tarafında bir mekana

1. vezkur (ve uzkur) : ve zikret
2. fîl kitâbı (fî el kitabı) : kitapta
3. meryeme : Meryem’i
4. izintebezet (iz intebezet) : çekilmişti, uzaklaşmıştı
5. min ehli-hâ : ailesinden
6. mekânen : bir yer, bir mekân
7. şarkıyyen : şark (doğu) tarafı

١٧

فَاتَّخَذَتْ مِنْ دُونِهِمْ حِجَابًا فَاَرْسَلْنَا اِلَيْهَا رُوحَنَا فَتَمَثَّلَ لَهَا بَشَرًا سَوِيًّا

(17) fettehazet min dunihim hicaben fe erselna ileyha ruhana fe temessele leha beşaren seviyya

onlarla arasına bir perde çekti, derken gönderdik kendisine ruhumuzu ona normal bir insan suretinde göründü

1. fettehazet (fe ittehazet) : sonra da edindi, yaptı
2. min dûni-him : onlardan başka, onlardan ayıran
3. hicâben : bir perde
4. fe : o zaman
5. erselnâ : gönderdik
6. ileyhâ : ona
7. rûha-nâ : ruhumuz
8. fe : böylece, artık
9. temessele : temessül etti, suretinde göründü
10. lehâ : ona
11. beşeren : beşer, insan
12. seviyyen : düzgün, normal

١٨

قَالَتْ اِنّى اَعُوذُ بِالرَّحْمنِ مِنْكَ اِنْ كُنْتَ تَقِيًّا

(18) kalet inni euzü bir rahmani minke in künte tekıyya

(meryem) dedi şüphesiz ben senden rahman’a sığınırım eğer (Allah’tan) sakınansan

1. kâlet : dedi
2. in-nî : muhakkak ben
3. eûzu : ben sığınırım
4. bir rahmâni (bi er rahmâni) : Rahmân’a
5. min-ke : senden
6. in kunte : eğer sen isen
7. tekıyyen : takva sahibi

١٩

قَالَ اِنَّمَا اَنَا رَسُولُ رَبِّكِ لِاَهَبَ لَكِ غُلَامًا زَكِيًّا

(19) kale innema ene rasulü rabbiki li ehebe leki ğulamen zekiyya

dedi ki yalnızca ben Rabbinin (sana gönderdiği) bir elçiyim sana temiz bir oğlan çocuğu hibe etmek için (geldim)

1. kâle : dedi
2. innemâ : sadece, yalnız
3. ene : ben
4. resûlu : resûl (elçi)
5. rabbi-ki : senin Rabbin
6. li ehebe leki : sana armağan etmem, bağışlamam için
7. gulâmen : bir erkek çocuk
8. zekiyyen : temiz, temiz olan

٢٠

قَالَتْ اَنّى يَكُونُ لى غُلَامٌ وَلَمْ يَمْسَسْنى بَشَرٌ وَلَمْ اَكُ بَغِيًّا

(20) kalet enna yekunü li ğulamüv ve lem yemsesni beşeruv ve lem ekü beğiyya

(meryem) dedi ki benim nasıl bir oğlum olur? bana bir beşer dokunmadı ki ben edepsiz biri de değilim

1. kâlet : dedi
2. ennâ : nasıl
3. yekûnu : olur
4. lî gulâmun : benim bir erkek çocuğum, oğlum
5. ve lem yemses-nî : ve bana dokunmadı
6. beşerun : bir beşer, bir insan
7. ve lem eku : ve ben olmadım
8. bagıyyen : azgınlık, iffetsizlik

٢١

قَالَ كَذلِكِ قَالَ رَبُّكِ هُوَ عَلَىَّ هَيِّنٌ وَلِنَجْعَلَهُ ايَةً لِلنَّاسِ وَرَحْمَةً مِنَّا وَكَانَ اَمْرًا مَقْضِيًّا

(21) kale kezalik kale rabbüki hüve aleyye heyyin ve li nec’alehu ayetel linnasi ve rahmetem minna ve kane emram makdiyya

(evet) öyledir dedi Rabbim buyurdu ki: “o bana göre kolaydır” bunu tarafımızdan insanlara bir ayet ve rahmet olarak yapacağız ve yapılmasına karar verilmiştir

1. kâle : dedi
2. kezâliki : işte böyle
3. kâle : dedi
4. rabbu-ki : senin Rabbin
5. huve : o
6. aleyye : benim için, bana
7. heyyinun : kolay
8. ve li nec’ale-hû : ve onu kılmamız için
9. âyeten : bir âyet
10. li en nâsi : insanlara
11. ve rahmeten : ve bir rahmet
12. min-nâ : bizden
13. ve kâne : ve oldu
14. emren : emir
15. makdıyyen : kaza edilmiş, yerine getirilmiş

٢٢

فَحَمَلَتْهُ فَانْتَبَذَتْ بِه مَكَانًا قَصِيًّا

(22) fe hamelethü fentebezet bihi mekanen kasiyya

bunda sonra ona gebe kaldı sonra onunla uzak ıssız yere çekildi

1. fe : böylece
2. hamelet-hu : ona hamile kaldı
3. fentebezet (fe intebezet) : sonra çekildi
4. bi-hî : onunla
5. mekânen : mekân, yer
6. kasıyyen : uzak

٢٣

فَاَجَاءَ هَا الْمَخَاضُ اِلى جِذْعِ النَّخْلَةِ قَالَتْ يَالَيْتَنى مِتُّ قَبْلَ هذَا وَكُنْتُ نَسْيًا مَنْسِيًّا

(23) fe ecaehel mehadu ila ciz’in nahleh kalet ya leyteni mittü kable haza ve küntü nesyem mensiyya

doğum sancısı onu götürdü bir hurma kütüğüne (meryem) dedi ki ah çekerek; bundan evvel ölseydim ve unutulmuş gitmiş olsaydım

1. fe : böylece, sonra
2. ecâe-ha : onu mecbur etti
3. el mehâdû : doğum sancısı
4. ilâ ciz’ın nahleti : hurma ağacının gövdesine
5. kâlet : dedi
6. yâ leyte-nî : keşke ben olsaydım
7. mittu : öldüm
8. kable : önce
9. hâzâ : bu
10. ve kuntu : ve ben oldum
11. nesyen : unutularak
12. mensiyyen : unutulan

٢٤

فَنَاديهَا مِنْ تَحْتِهَا اَلَّا تَحْزَنى قَدْ جَعَلَ رَبُّكِ تَحْتَكِ سَرِيًّا

(24) fe nadaha min tahtiha ella tahzeni kad ceale rabbüki tahteki seriyya

(melek) ona alt taraftan nida etti üzülme elbette Rabbin çıkardı senin altından bir su kaynağı

1. fe : böylece, o zaman
2. nâdâ-hâ : ona seslendi
3. min tahti-hâ : onun altından, alt yanından
4. ellâ : olma
5. tahzenî : üzülme, mahzun
6. kad ceale : kılmıştı
7. rabbu-ki : senin Rabbin
8. tahte-ki : senin altından (alt yanından)
9. seriyyen : bir ark, su yolu

٢٥

وَهُزّى اِلَيْكِ بِجِذْعِ النَّخْلَةِ تُسَاقِطْ عَلَيْكِ رُطَبًا جَنِيًّا

(25) ve hüzzi ileyki bi ciz’in nahleti tüsakıt aleyki rutaben ceniyya

kendine doğru silkele hurman ağacının dalını üzerine dökülsün yeni olgunlaşmış taze hurmalar

1. ve huzzî : ve hızlıca salla, silkele
2. ileyki : senin üzerine, sana
3. bi ciz’ın nahleti : hurma ağacının gövdesini
4. tusâkıt : düşsün
5. aleyki : senin üzerine
6. rutaben : taze
7. ceniyyen : toplanarak, devşirilerek

Sayfa:306

٢٦

فَكُلى وَاشْرَبى وَقَرّى عَيْنًا فَاِمَّا تَرَيِنَّ مِنَ الْبَشَرِ اَحَدًا فَقُولى اِنّى نَذَرْتُ لِلرَّحْمنِ صَوْمًا فَلَنْ اُكَلِّمَ الْيَوْمَ اِنْسِيًّا

(26) fe küli veşrabi ve karri ayna fe imma terayinne minel beşeri ehaden fe kuli inni nezertü lir rahmani savmen fe len ükellimel yevme insiyya

artık ye iç gözün aydın olsun eğer insanlardan birisini görürsen ben deyiver rahman’a oruç adadım bugün hiçbir kimseyle konuşamam

1. fe : böylece, artık
2. kulî : ye
3. veşrebî
(şeribe)
: ve iç
: (içti)
4. ve karrî aynen : ve gözün aydın olsun
5. fe immâ : fakat, eğer, ama
6. terayinne : görürsün
7. min el beşeri : beşerden
8. ehaden : bir kimse
9. fe : o zaman
10. kûlî : (sen) söyle
11. in-nî : muhakkak ben
12. nezertu : adadım, nezrettim
13. li er rahmâni : Rahmân’a
14. savmen : oruç (konuşmama orucu)
15. fe len ukellime : bu sebeple asla konuşmayacağım
16. el yevme : bugün
17. insiyyen : ins, insan

٢٧

فَاَتَتْ بِه قَوْمَهَا تَحْمِلُهُ قَالُوا يَا مَرْيَمُ لَقَدْ جِءْتِ شَيًْا فَرِيًّا

(27) fe etet bihi kavmeha tahmilüh kalu ya meryemü le kad ci’ti şey’en feriyya

sonra çocuğu taşıyarak onu kavmine getirdi dediler ki ya meryem! gerçekten geldin alışılmadık bir şeyle

1. fe : böylece
2. etet bi
(etet)
: getirdi
: (geldi)
3. hi : onu
4. kavme-hâ : kendi kavmine (onun kavmine)
5. tahmilu-hu : onu taşıyor
6. kâlû : dediler
7. yâ meryemu : ey Meryem
8. lekad : andolsun ki
9. ci’ti : sen geldin, sen yaptın
10. şey’en : bir şey
11. feriyyen : acayip, çirkin, kötü

٢٨

يَا اُخْتَ هرُونَ مَا كَانَ اَبُوكِ امْرَاَ سَوْءٍ وَمَا كَانَتْ اُمُّكِ بَغِيًّا

(28) ya uhte harune ma kane ebukimrae sev’iv ve ma kanet ümmüki beğiyya

ey harun’un kız kardeşi senin baban imran kötü (bir adam) değildi annen de edepsiz (biri) değildi

1. : ey
2. uhte hârûne : Harun’un kızkardeşi
3. mâ kâne : olmadı, değildi
4. ebû-ki : senin baban
5. imrae : bir adam
6. sev’in : kötü
7. ve mâ kânet : ve değildi
8. ummu-ki : senin annen
9. begıyyen : azgın, iffetsiz

٢٩

فَاَشَارَتْ اِلَيْهِ قَالُوا كَيْفَ نُكَلِّمُ مَنْ كَانَ فِى الْمَهْدِ صَبِيًّا

(29) fe eşarat ileyhi kalu keyfe nükellimü men kane fil mehdi sabiyya

(meryem) çocuğa işaret etti dediler ki biz nasıl konuşuruz beşikte bulunan bir bebekle

1. fe : böylece, bunun üzerine
2. eşâret : işaret etti
3. ileyhi : ona, onu
4. kâlû : dediler
5. keyfe : nasıl
6. nukellimu : biz konuşuruz
7. men kâne : olan kimse
8. fî el mehdi : beşikte
9. sabiyyen : sabi, bebek

٣٠

قَالَ اِنّى عَبْدُ اللّهِ اتَانِىَ الْكِتَابَ وَجَعَلَنى نَبِيًّا

(30) kale inni abdüllahi ataniyel kitabe ve cealeni nebiyya

(isa) konuştu kesin şudur ki ben Allah’ın kuluyum bana kitap verdi beni nebi yaptı

1. kâle : dedi
2. in-nî : muhakkak ben
3. abdullâhi (abdu allâhi) : Allah’ın kulu
4. âtâniye : bana verdi
5. el kitâbe : kitap
6. ve ceale-nî : ve beni kıldı
7. nebiyyen : nebî, peygamber

٣١

وَجَعَلَنى مُبَارَكًا اَيْنَ مَا كُنْتُ وَاَوْصَانى بِالصَّلوةِ وَالزَّكوةِ مَا دُمْتُ حَيًّا

(31) ve cealeni mübaraken eyne ma küntü ve evsani bis salati vez zekati ma dümtü hayya

beni mübarek kıldı her nerede olursam namazı ve zekatı bana farz kıldı hayatta olduğum müddetçe

1. ve ceale-nî : ve beni kıldı
2. mubâreken : mübarek
3. eyne mâ kuntu : ben nerede bulunsam, bulunduğum heryerde
4. ve evsâ-nî : bana vasiyet etti, emretti
5. bi es salâti : namazı
6. ve ez zekâti : ve zekât
7. mâ dumtu hayyen : hayatta kaldığım sürece

٣٢

وَبَرًّا بِوَالِدَتى وَلَمْ يَجْعَلْنى جَبَّارًا شَقِيًّا

(32) ve berram bi valideti ve lem yec’alni cebbaran şekiyya

beni anneme saygılı yaptı zorba ve asi kılmadı

1. ve berren : ve birr sahibi
2. bi vâlidetî : anneme (karşı)
3. ve lem yec’al-nî : ve beni kılmadı
4. cebbâren : bir cebbar (zorba)
5. şakıyyen : şâkî

٣٣

وَالسَّلَامُ عَلَىَّ يَوْمَ وُلِدْتُ وَيَوْمَ اَمُوتُ وَيَوْمَ اُبْعَثُ حَيًّا

(33) vesselamü aleyye yevme vülidtü ve yevme emutü ve yevme üb’asü hayya

selam benim üzerimedir doğduğum gün öldüğüm gün diri olarak kaldırılacağım gün

1. ve es selâmu : ve selâm, selâmet
2. aleyye : benim üzerimedir, banadır
3. yevme vulidtu : benim doğduğum gün
4. ve yevme emûtu : ve benim öleceğim gün
5. ve yevme ub’asu : ve beas edileceğim (diriltileceğim) gün
6. hayyen : diri, canlı

٣٤

ذلِكَ عيسَى ابْنُ مَرْيَمَ قَوْلَ الْحَقِّ الَّذى فيهِ يَمْتَرُونَ

(34) zalike iysebnü meryem kavlel hakkıl lezi fihi yemterun

işte meryem oğlu isa’nın (durumu) hak katındaki söz de (budur) o, hakkında şüphe edip durduğunuz

1. zâlike : işte bu
2. isebnu meryeme : Meryemoğlu İsa
3. kavle el hakkı : Hakk’ın
4. ellezî : ki o
5. fî-hi : onun hakkında
6. yemterûne : şüphe ediyorlar

٣٥

مَاكَانَ لِلّهِ اَنْ يَتَّخِذَ مِنْ وَلَدٍ سُبْحَانَهُ اِذَا قَضى اَمْرًا فَاِنَّمَا يَقُولُ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ

(35) ma kane lillahi ey yettehize miv veledin sübhaneh iza kada emran fe innema yekulü lehu kün fe yekun

Allah’ın çocuk edinmesi (katiyen) olamaz o münezzehtir o, bir işe karar verirse ancak ona “ol” der hemen oluverir

1. mâ kâne : olmadı, olmazn
2. lillâhi (li allâhi) : Allah için
3. en yettehıze : (onun) edinmesi
4. min veledin : veled, bir erkek çocuk
5. subhâne-hu : o sübhandır, herşeyden münezzehtir
6. izâ : olduğu zaman
7. kadâ : olmasına hükmetti, karar verdi
8. emren : bir emir, bir iş
9. fe innemâ : o taktirde sadece
10. yekûlu : der, söyler
11. lehu : ona
12. kun : ol
13. fe : böylece, o zaman, hemen
14. yekûnu : o olur

٣٦

وَاِنَّ اللّهَ رَبّى وَرَبُّكُمْ فَاعْبُدُوهُ هذَا صِرَاطٌ مُسْتَقيمٌ

(36) ve innellahe rabbi ve rabbüküm fa’büduh haza siratum müstekım

şüphesiz Allah benim de Rabbim, sizinde Rabbinizdir o halde o’na kulluk edin işte en doğru yolda budur

1. ve innallâhe : ve muhakkak ki Allah
2. rabbî : benim Rabbim
3. ve rabbu-kum : ve sizin Rabbiniz
4. fa’budûhu (fe u’budû-hu) : ona kul olun
5. hâzâ : bu
6. sırâtun mustekîmun : Sıratı Mustakîm

٣٧

فَاخْتَلَفَ الْاَحْزَابُ مِنْ بَيْنِهِمْ فَوَيْلٌ لِلَّذينَ كَفَرُوا مِنْ مَشْهَدِ يَوْمٍ عَظيمٍ

(37) fahtelefel ahzabü mim beynihim fe veylül lillezine keferu mim meşhedi yevmin aziym

sonra ihtilafa düştüler gruplar kendi aralarında kafirlerin vay haline büyük gün geldiğinde.

1. fahtelefe (fe ihtelefe) : ayrılığa düştüler, ihtilâf ettiler
2. el ahzâbu : gruplar, hizipler
3. min beyni-him : onların arasından, kendi aralarında
4. fe : o zaman
5. veylun : vay haline
6. li ellezîne keferû : inkâr edenlere, kâfir olanlara
7. min meşhedi : müşahede edilmesinden dolayı, müşahede edildiği (şahit olunduğu) zaman
8. yevmin azîmin : büyük gün

٣٨

اَسْمِعْ بِهِمْ وَاَبْصِرْ يَوْمَ يَاْتُونَنَا لكِنِ الظَّالِمُونَ الْيَومَ فى ضَلَالٍ مُبينٍ

(38) esmi’bihim ve ebsir yevme ye’tunena lakiniz zalimunel yevme fi dalalim mübin

onlar işitecek ve görecek bize gelecekleri gün lakin zalimler o gün açık dalalet içindedirler

1. esmi’ bi-him : onlara işittir (neler neler, hayret edilecek şeyler işittirilir)
2. ve ebsır : ve göster (neler neler, hayret edilecek şeyler gösterilir)
3. yevme ye’tûne-nâ : bize gelecekleri gün
4. lâkin : lâkin, fakat
5. ez zâlimûne : zalimler
6. el yevme : bugün
7. : içinde
8. dalâlin : dalâlet
9. mubînin : apaçık

Sayfa:307

٣٩

وَاَنْذِرْهُمْ يَوْمَ الْحَسْرَةِ اِذْ قُضِىَ الْاَمْرُ وَهُمْ فى غَفْلَةٍ وَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ

(39) ve enzirhüm yevmel hasrati iz kudiyel emr ve hüm fi ğafletiv ve hüm la yü’minun

pişmanlık gününden onları uyar, o zaman hüküm verilmiştir onlar gafildirler onlar inanmazlar

1. ve enzir-hum : ve onları uyar
2. yevme el hasreti : hasret günü
3. iz kudıye el emru : emir yerine getirildiği zaman
4. ve hum : ve onlar
5. : içinde
6. gafletin : gaflet
7. ve hum : ve onlar
8. lâ yu’minûne : mü’min olmuyorlar, mü’min değiller

٤٠

اِنَّا نَحْنُ نَرِثُ الْاَرْضَ وَمَنْ عَلَيْهَا وَاِلَيْنَا يُرْجَعُونَ

(40) inna nahnü nerisül erda ve men aleyha ve ileyna yürceun

kesinlikle varisi biziz arzın ve üzerinde bulunanların ve bize döndürüleceksiniz.

1. innâ : muhakkak biz
2. nahnu : biz
3. nerisu : biz varisiz, biz varis olacağız
4. el arda : yeryüzü
5. ve men aleyhâ : ve onun üzerinde olan kimseler (kişiler)
6. ve ileynâ : ve bize
7. yurceûne : döndürülecekler

٤١

وَاذْكُرْ فِى الْكِتَابِ اِبْرهيمَ اِنَّهُ كَانَ صِدّيقًا نَبِيًّا

(41) vezkür fil kitabi ibrahim innehu kane sıddikan nebiyya

kitapta ibrahim’i de an şüphesiz o doğru bir nebi idi

1. vezkur (ve uzkur) : ve zikret
2. fî el kitâbi : kitapta
3. ibrâhîme : İbrâhîm
4. inne-hu : muhakkak o, çünkü o
5. kâne : oldu, idi
6. sıddîkan : sadık, çok doğru, çok sadaka veren, doğruyu söyleyen
7. nebiyyen : nebî, peygamber

٤٢

اِذْ قَالَ لِاَبيهِ يَا اَبَتِ لِمَ تَعْبُدُ مَا لَا يَسْمَعُ وَلَا يُبْصِرُ وَلَا يُغْنى عَنْكَ شَيًْا

(42) iz kale li ebihi ya ebeti lime ta’büdü ma la yesmeu ve la yübsiru ve la yuğni anke şey’a

o zaman babasına dedi ki ey babacığım niçin kulluk ediyorsun işitmeyen görmeyen sana hiçbir faydası olmayan şeylere

1. iz kâle : demişti
2. li ebî-hi : babasına
3. : ey
4. ebeti : babacığım
5. lime : niçin
6. ta’budu : kul oluyorsun
7. mâ lâ yesmau : işitmeyen şey
8. ve lâ yubsıru : ve görmeyen
9. ve lâ yugnî an-ke : ve sana faydası olmayan
10. şey’en : şey, bir şey

٤٣

يَا اَبَتِ اِنّى قَدْ جَاءَنى مِنَ الْعِلْمِ مَالَمْ يَاْتِكَ فَاتَّبِعْنى اَهْدِكَ صِرَاطًا سَوِيًّا

(43) ya ebeti inni kad caeni minel ılmi ma lem ye’tike fettebi’ni ehdike siratan seviyya

ey babacığım gerçekten bana, sana gelmeyen bir ilim gelmiştir bana tabi ol ki seni hidayete erdireyim düzgün yola (çıkarayım)

1. yâ ebeti : ey babacığım
2. in-nî : muhakkak ki ben
3. kad : oldu
4. câe-nî : bana geldi
5. min el ilmi : (ilimden) bir ilim
6. mâ lem ye’ti-ke : sana gelmeyen
7. fettebi’nî (fe ittebi’-nî) : bundan sonra, öyleyse bana tâbî ol
8. ehdi-ke : seni hidayet edeyim (ulaştırayım)
9. sırâtan : sırat, yol
10. seviyyen : seviyeli, düzgün, doğru (Allah’a ulaştıran)

٤٤

يَا اَبَتِ لَا تَعْبُدِ الشَّيْطَانَ اِنَّ الشَّيْطَانَ كَانَ لِلرَّحْمنِ عَصِيًّا

(44) ya ebeti la ta’büdiş şeytan inneş şeytane kane lir rahmani asiyya

ey babacığım şeytana tapma elbette ki şeytan rahman’a asi olmuştur

1. yâ ebeti : ey babacığım
2. lâ ta’budi eş şeytâne : şeytana kul olma
3. inne eş şeytâne : muhakkak şeytan
4. kâne : oldu
5. li er rahmâni : Rahmân’a
6. asıyyen : asi, isyankâr

٤٥

يَا اَبَتِ اِنّى اَخَافُ اَنْ يَمَسَّكَ عَذَابٌ مِنَ الرَّحْمنِ فَتَكُونَ لِلشَّيْطَانِ وَلِيًّا

(45) ya ebeti inni ehafü ey yemesseke azabüm miner rahmani fe tekune liş şeytani veliyya

ey babacığım korkuyorum sana rahman’dan bir azabın dokunacağından sonra şeytana dost olursun

1. yâ ebeti : ey babacığım
2. in-nî : muhakkak ki ben
3. ehâfu : korkuyorum
4. en yemesse-ke : sana dokunması
5. azâbun : bir azap
6. min er rahmâni : Rahmân’dan
7. fe : böylece, o zaman, o durumda
8. tekûne : sen olursun
9. li eş şeytâni : şeytan için
10. veliyyen : velî, dost

٤٦

قَالَ اَرَاغِبٌ اَنْتَ عَنْ الِهَتى يَا اِبْرهيمُ لَءِنْ لَمْ تَنْتَهِ لَاَرْجُمَنَّكَ وَاهْجُرْنى مَلِيًّا

(46) kale erağıbün ente an aliheti ya ibrahim leil lem tentehi le ercümenneke vehcürni meliyya

vazgeçirmek mi istiyorsun? dedi ya ibrahim! sen ilahlarımdan eğer vazgeçmezsen seni recm ederim artık uzun süre uzak dur

1. kâle : dedi
2. e râgıbun … (… an) : rağbet etmiyor musun (kıymet vermiyor musun)
3. ente : sen
4. an âlihetî : ilâhlarımdan
5. yâ ibrâhîmu : ey İbrâhîm
6. lein : eğer
7. lem tentehi : sen vazgeçmezsin
8. le ercumenne-ke : mutlaka seni taşlarım
9. ve uhcur-nî : ve benden uzaklaş, benden ayrıl
10. meliyyen : uzun müddet

٤٧

قَالَ سَلَامٌ عَلَيْكَ سَاَسْتَغْفِرُ لَكَ رَبّى اِنَّهُ كَانَ بى حَفِيًّا

(47) kale selamün aleyk se estağfiru leke rabbi innehu kane bi hafiyya

selam senin üzerine olsun dedi Rabbimden senin bağışlanmanı isteyeceğim muhakkak o bana lütufkardır

1. kâle : dedi
2. selâmun : selâm olsun
3. aleyke : sana, senin üzerine
4. se estagfiru : mağfiret dileyeceğim
5. leke : senin için
6. rabbî : Rabbim
7. inne-hu : muhakkak o, çünkü o
8. kâne : oldu, dır
9. : bana
10. hafiyyen : (çok) lütufkâr

٤٨

وَاَعْتَزِلُكُمْ وَمَا تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّهِ وَاَدْعُوا رَبّى عَسى اَلَّا اَكُونَ بِدُعَاءِ رَبّى شَقِيًّا

(48) ve a’tezilüküm ve ma ted’une min dunillahi ve ed’u rabbi asa ella ekune bi düai rabbi şekıyya

hem sizden ayrılıp giderim hem de Allah’tan başka taptığınız şeylerden Rabbime dua ederim Rabbime dua etmekten yılmam

1. ve a’tezilu-kum : ve sizden ayrılıyorum
2. ve mâ ted’ûne : ve sizin dua ettiğiniz şeyler
3. min dûnillâhi (dûni allâhi) : Allah’tan başka
4. ve ed’û : ve dua ediyorum
5. rabbî : Rabbim
6. asâ : umulur ki
7. ellâ ekûne : ben olmam
8. bi duâi : dualar ile
9. rabbî : Rabbim
10. şakıyyen : şâkî

٤٩

فَلَمَّا اعْتَزَلَهُمْ وَمَا يَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّهِ وَهَبْنَا لَهُ اِسْحقَ وَيَعْقُوبَ وَكُلًّا جَعَلْنَا نَبِيًّا

(49) felemma’tezelehüm ve ma ya’büdune min dunillahi vehebna lehu ishaka ve ya’kub ve küllen cealna nebiyya

artık onlardan ayrıldı ve Allah’ı bırakıp taptıkları putlardan bizde ona ihsan ettik İshak ile Yakup’u ve hepsini de nebi yaptık

1. fe : böylece
2. lemmâ’tezelehum : onlardan ayrıldığı zaman
3. ve mâ ya’budûne : ve onların kul olduğu şeyler
4. min dûnillâhi (dûni allâhi) : Allah’tan başka
5. vehebnâ : ve hibe ettik (o istemeden) bahşettik
6. lehû : ona
7. ishâka : İshak’ı
8. ve ya’kûbe : ve Yâkub’u
9. ve kullen : ve hepsini
10. cealnâ : kıldık
11. nebiyyen : nebî, peygamber

٥٠

وَوَهَبْنَا لَهُمْ مِنْ رَحْمَتِنَا وَجَعَلْنَا لَهُمْ لِسَانَ صِدْقٍ عَلِيًّا

(50) ve vehebna lehüm mir rahmetina ve cealna lehüm lisane sıdkin aliyya

onlara rahmetimizle ihsanda bulunduk kendilerine çok yüksek şöhretler verdik

1. ve vehebnâ : ve hibe ettik, karşılıksız verdik, bahşettik
2. lehum : onlara
3. min rahmeti-nâ : rahmetimizden
4. ve cealnâ : ve kıldık
5. lehum : onlara
6. lisâne : lisan, dil
7. sıdkın : sadık
8. aliyyen : âlî, yüce, üstün

٥١

وَاذْكُرْ فِى الْكِتَابِ مُوسى اِنَّهُ كَانَ مُخْلَصًا وَكَانَ رَسُولًا نَبِيًّا

(51) vezkür fil kitabi musa innehu kane muhlesav ve kane rasulen nebiyya

kitapta Musa’yı da an şüphesiz o ihlasa ermiş resül bir nebidir

1. vezkur (ve uzkur) : ve zikret
2. fî el kitâbi : kitapta
3. mûsâ : Musa
4. inne-hu : muhakkak o, çünkü o
5. kâne : oldu, idi
6. muhlesan : muhlis (nefsini Allah’a teslim etmiş)
7. ve kâne : ve oldu
8. resûlen : resûl
9. nebiyyen : nebî, peygamber

Sayfa:308

٥٢

وَنَادَيْنَاهُ مِنْ جَانِبِ الطُّورِ الْاَيْمَنِ وَقَرَّبْنَاهُ نَجِيًّا

(52) ve nadeynahü min canibit turil eymani ve karrabnahü neciyya

biz ona nida ettik tur’un sağ tarafından ona sırlarımızı (anlayacak) yakınlığı verdik

1. ve nâdeynâ-hu : ve ona seslendik
2. min cânibi et tûri : Tur’un yanından
3. el eymeni : sağ taraf
4. ve karrebnâ-hu : ve onu yaklaştırdık
5. neciyyen : fısıltıyla konuşmak, söyleşmek

٥٣

وَوَهَبْنَالَهُ مِنْ رَحْمَتِنَا اَخَاهُ هرُونَ نَبِيًّا

(53) ve vehebna lehu mir rahmetina ehahü harune nebiyya
rahmetimizden dolayı ona ihsan ettik kardeşi Harun’u da nebi olarak

1. ve vehebnâ : ve bahşettik
2. lehu : ona
3. min rahmeti-nâ : rahmetimizden
4. ehâ-hu : onun kardeşi
5. hârûne : Harun
6. nebiyyen : nebî (peygamber) olarak

٥٤

وَاذْكُرْ فِى الْكِتَابِ اِسْمعيلَ اِنَّهُ كَانَ صَادِقَ الْوَعْدِ وَكَانَ رَسُولًا نَبِيًّا

(54) vezkür fil kitabi ismaiyle innehu kane sadikal va’di ve kane rasulen nebiyya

kitapta İsmail’i de an kesinlikle o sözünde sadık resül bir nebidir

1. vezkur (ve uzkur) : ve zikret
2. fî el kitâbi : kitapta
3. ismâîle : İsmail
4. inne-hu : muhakkak o, çünkü o
5. kâne : oldu, idi
6. sâdıka : doğru olan, sadık olan
7. el va’di : vaad, söz
8. ve kâne : ve oldu, idi
9. resûlen : bir resûl
10. nebiyyen : nebî (peygamber)

٥٥

وَكَانَ يَاْمُرُ اَهْلَهُ بِالصَّلوةِ وَالزَّكوةِ وَكَانَ عِنْدَ رَبِّه مَرْضِيًّا

(55) ve kane ye’müru ehlehu bis salati vez zekati ve kane inde rabbihi merdiyya

ailesine emrediyordu, namaz kılmak, zekat vermek Rabbimin katında razı olunandır (diye)

1. ve kâne : ve oldu, idi
2. ye’muru : emrediyor
3. ehle-hu : onun ailesi, onun halkı
4. bi es salâti : namazı
5. ve ez zekâti : ve zekât
6. ve kâne : ve oldu, idi
7. inde rabbi-hî : Rabbinin katında
8. mardıyyen : kendisinden razı olunan

٥٦

وَاذْكُرْ فِى الْكِتَابِ اِدْريسَ اِنَّهُ كَانَ صِدّيقًا نَبِيًّا

(56) vezkür fil kitabi idrise innehu kane sıddikan nebiyya

kitapta İdris’i de an çünkü o sadık (bir) peygamberdi.

1. vezkur (ve uzkur) : ve zikret
2. fî el kitâbi : kitapta
3. idrîse : İdris
4. inne-hu : çünkü o, muhakkak ki o
5. kâne : oldu, idi
6. sıddîkan : sıddık, çok sadık, çok dürüst, doğru
7. nebiyyen : nebî (peygamber)

٥٧

وَرَفَعْنَاهُ مَكَانًا عَلِيًّا

(57) ve rafa’nahü mekanen aliyya

ve onu yüce bir mekana yükselttik

1. ve refa’nâ-hu : ve biz onu yükselttik
2. mekânen : mekân, makam
3. aliyyen : (çok) yüce

٥٨

اُولءِكَ الَّذينَ اَنْعَمَ اللّهُ عَلَيْهِمْ مِنَ النَّبِيّنَ مِنْ ذُرِّيَّةِ ادَمَ وَمِمَّنْ حَمَلْنَا مَعَ نُوحٍ وَمِنْ ذُرِّيَّةِ اِبْرهيمَ وَاِسْرَاءلَ وَمِمَّنْ هَدَيْنَا وَاجْتَبَيْناَ اِذَا تُتْلى عَلَيْهِمْ ايَاتُ الرَّحْمنِ خَرُّوا سُجَّدًا وَبُكِيًّا

(58) ülaikellezine en’amellahü aleyhim minen nebiyyine min zürriyyeti ademe ve mimmen hamelna mea nuhiv ve min zürriyyeti ibrahime ve israile ve mimmen hedeyna vectebeyna iza tütla aleyhim ayatür rahmani harru süccedev ve bükiyya

işte bunlar Allah’ın kendilerine nimet verdiği kimselerdendir nebilerden adem soyundan Nuh’la beraber (gemiye) binenlerden İbrahim ve İsrail’in zürriyetinden hidayete erdirip seçtiğimiz kimselerden onlara okunduğu zaman Rahman’ın ayetleri ağlayarak secdeye kapanırlardı

1. ulâike : İşte onlar
2. ellezîne : onlar ki
3. en’ame allâhu : Allah ni’metlendirdi
4. aleyhim : onları
5. min en nebiyyîne : nebî (peygamber)lerden
6. min zurriyyeti : zürriyyetinden, neslinden
7. âdeme : Âdem
8. ve mimmen (min men) : ve kimselerden, kişilerden
9. hamelnâ : taşıdık
10. mea : beraber
11. nûhin : Nuh
12. ve min zurriyyeti : ve zürriyyetinden, neslinden
13. ibrâhîme : İbrâhîm
14. ve isrâîle : ve İsrail
15. ve mimmen : ve kimselerden, kişilerden
16. hedeynâ : hidayete erdirdik
17. vectebeynâ : ve seçtik
18. izâ tutlâ : okunduğu zaman
19. aleyhim : onlara
20. âyâtu er rahmâni : Rahmân’ın âyetleri
21. harrû : yere kapandılar
22. succeden : secde ederek
23. ve bukiyyen : ve ağlayarak

٥٩

فَخَلَفَ مِنْ بَعْدِهِمْ خَلْفٌ اَضَاعُوا الصَّلوةَ وَاتَّبَعُوا الشَّهَوَاتِ فَسَوْفَ يَلْقَوْنَ غَيًّا

(59) fe halefe mim ba’dihim halfün edaus salate vettebeuş şehevati fe sevfe yelkavne ğayya

sonra bunların ardından gelenler namazlarını zayi ettiler ve şehvetlerine uydular ilerde gayya kuyusunda bulunacaklardır

1. fe : böylece, bundan sonra
2. halefe : arkasından geldi
3. min ba’di-him : onlardan sonra
4. halfun : sonraki nesil
5. edâu es salâte : namazı ihmal (zayi) ettiler
6. vettebeû (ve ittebeû) : ve tâbî oldular
7. eş şehevâti : şehvetler, nefsin arzuları
8. fe sevfe : artık yakında
9. yelkavne : karşılaşacaklar
10. gayyen : gayy (cehennemde bir bölüm)

٦٠

اِلَّا مَنْ تَابَ وَامَنَ وَعَمِلَ صَالِحًا فَاُولءِكَ يَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ وَلَا يُظْلَمُونَ شَيًْا

(60) illa men tabe ve amene ve amile salihan fe ülaike yedhulunel cennete ve la yuzlemune şey’a

ancak tövbe edip imana gelen ve salih amel işleyen kimseler işte bunlar cennete gireceklerdir hiçbir şekilde zulme uğramayacaklar

1. illâ : hariç, sadece
2. men tâbe : tövbe eden kimse
3. ve âmene : ve âmenû oldu
4. ve amile sâlihan : ve salih amel (nefs tezkiyesi) yaptı
5. fe : o zaman, böylece
6. ulâike : işte onlar
7. yedhulûne : girecekler
8. el cennete : cennet
9. ve lâ yuzlemûne : ve zulmedilmezler
10. şey’en : bir şey

٦١

جَنَّاتِ عَدْنٍ الَّتى وَعَدَ الرَّحْمنُ عِبَادَهُ بِالْغَيْبِ اِنَّهُ كَانَ وَعْدُهُ مَاْتِيًّا

(61) cennati adni nilleti veader rahmanü ibadehu bil ğayb innehu kane va’dühu me’tiyya

and cennetleridir o ki rahman’ın vaat ettiği kullarına gıyabi olarak şüphesiz o’nun vaadi yerine gelecektir

1. cennâti : cennetler
2. adninilletî (adnin elletî) : adn (cenneti) ki onu
3. vaade : vaadetti
4. er rahmânu : Rahmân
5. ibâde-hu : onun kulları, kullarına
6. bi el gaybi : gaybta, gıyaben
7. inne-hu : muhakkak ki o, çünkü o
8. kâne : oldu, idi
9. va’du-hu : onun vaadi
10. me’tiyyen : yerine gelecektir

٦٢

لَا يَسْمَعُونَ فيهَا لَغْوًا اِلَّا سَلَامًا وَلَهُمْ رِزْقُهُمْ فيهَا بُكْرَةً وَعَشِيًّا

(62) la yesmeune fiha lagven illa selama velehüm rizkuhüm fiha bükratev ve aşiyya

orada işitmezler boş söz, yalnız selam (vardır) onlara rızıkları sabah akşam orada (kendilerine verilir)

1. lâ yesmeûne : işitmezler
2. fî-hâ : orada
3. lagven : boş söz
4. illâ : ancak, sadece
5. selâmen : selâm
6. ve lehum : ve onlar için, onlara, onların vardır
7. rızku-hum : onların rızıkları
8. fîhâ : orada
9. bukreten : sabah, sabahleyin
10. ve aşiyyen : ve akşam, akşamleyin

٦٣

تِلْكَ الْجَنَّةُ الَّتى نُورِثُ مِنْ عِبَادِنَا مَنْ كَانَ تَقِيًّا

(63) tilkel cennetülleti nurisü min ibadina men kane tekıyya

işte bu (öyle) bir cennettir ki biz kullarımızdan varis yapacağız muttaki olan kimseleri

1. tilke : işte bu
2. el cennetu elletî : cennet ki o
3. nûrisu : varis kılacağız
4. min ibâdi-nâ : kullarımızdan
5. men kâne : olan kimse
6. takıyyen : takva sahibi

٦٤

وَمَا نَتَنَزَّلُ اِلَّا بِاَمْرِ رَبِّكَ لَهُ مَابَيْنَ اَيْدينَا وَمَا خَلْفَنَا وَمَا بَيْنَ ذلِكَ وَمَاكَانَ رَبُّكَ نَسِيًّا

(64) ve ma netenezzelü illa bi emri rabbik lehu ma beyne eydina ve ma halfena ve ma beyne zalik ve ma kane rabbüke nesiyya

biz ancak Rabbinin emri ile ineriz önümüzde olan arkamızda olan bunların arasında olanlar (o’nundur) Rabbim unutkan değildir

1. ve mâ netenezzelu : ve biz inmeyiz
2. illâ : sadece, den başka, olmaksızın
3. bi emri : emriyle
4. rabbi-ke : senin Rabbin
5. lehu : onun için, ona, onun
6. mâ beyne eydî-nâ : önümüzdekiler (ellerimizin arasındakiler)
7. ve mâ halfe-nâ : ve arkamızdakiler
8. ve mâ beyne zâlike : ve bunların arasındakiler
9. ve mâ kâne : ve olmadı, değildir
10. rabbu-ke : senin Rabbin
11. nesiyyen : unutan

Sayfa:309

٦٥

رَبُّ السَّموَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا فَاعْبُدْهُ وَاصْطَبِرْ لِعِبَادَتِه هَلْ تَعْلَمُ لَهُ سَمِيًّا

(65) rabbüs semavati vel erdi ve ma beynehüma fa’büdhü vastabir li ibadetih hel ta’lemü lehu semiyya

semaların Rabbidir ve arzın ve ikisi arasındakilerin artık o’na kulluk et ve kulluğunda sabırlı ol o’nun (ismi gibi) bir isim bilir misin?

1. rabbu : Rab
2. es semâvâti : semalar
3. ve el ardı : ve yeryüzü
4. ve mâ beyne-humâ : ve ikisinin arasındakiler
5. fa’bud-hu : öyleyse ona kul ol
6. vastabir : ve çok sabırlı ol
7. li ibâdeti-hi : onun kulluğunda, onun ibadetlerinde
8. hel ta’lemu : sen biliyor musun
9. lehu : ona, onun
10. semiyyen : bir isimle isimlendirme

٦٦

وَيَقُولُ الْاِنْسَانُ ءَاِذَا مَا مِتُّ لَسَوْفَ اُخْرَجُ حَيًّا

(66) ve yekulül insanü e iza ma mittü le sevfe uhracü hayya

insan diyor ki ben öldüğüm zaman ilerde diri olarak çıkarılacak mıyım?

1. ve yekûlu : ve söyler
2. el insânu : insan
3. e izâ mâ mittu : öldüğüm zaman mı
4. le sevfe : mutlaka olacak
5. uhracu : çıkarılacağım
6. hayyen : diri, canlı olarak

٦٧

اَوَلَا يَذْكُرُ الْاِنْسَانُ اَنَّا خَلَقْنَاهُ مِنْ قَبْلُ وَلَمْ يَكُ شَيًْا

(67) e ve la yezkürul insanü enna halaknahü min kablü ve lem yekü şey’a

insan düşünmüyor mu? şüphe yok ki onu biz yarattık önceden de (kendisi) hiçbir şey değilken

1. e ve lâ yezkuru : ve düşünmüyor mu
2. el insânu : insan
3. ennâ : nasıl
4. halaknâ-hu : onu yarattık
5. min kablu : daha önce
6. ve lem yeku : ve değildi, değil
7. şey’en : bir şey

٦٨

فَوَرَبِّكَ لَنَحْشُرَنَّهُمْ وَالشَّيَاطينَ ثُمَّ لَنُحْضِرَنَّهُمْ حَوْلَ جَهَنَّمَ جِثِيًّا

(68) fe ve rabbike le nahşürannehüm veş şeyatiyne sümme le nuhdiranne hüm havle cehenneme cisiyya

Rabbime yemin olsun ki biz onları ve şeytanları toplayacağız sonra hazır bulunduracağız cehennemde diz çökmüş olarak

1. fe : böylece, o zaman
2. ve rabbi-ke : ve senin Rabbin
3. le nahşurenne-hum : biz onları mutlaka haşredeceğiz
4. ve eş şeyâtîne : ve şeytanları
5. summe : sonra
6. le nuhdıranne-hum : onları hazır bulunduracağız, hazır kılacağız
7. havle : etrafı
8. cehenneme : cehennem
9. cisiyyen : diz üstü çökmüş olarak

٦٩

ثُمَّ لَنَنْزِعَنَّ مِنْ كُلِّ شيعَةٍ اَيُّهُمْ اَشَدُّ عَلَى الرَّحْمنِ عِتِيًّا

(69) sümme lenenzianne min külli şiatin eyyühüm eşeddü aler rahmani itiyya

sonra çekip çıkaracağız her milletin içinden onların en isyankarları hangileridir? rahman’a karşı haddi aşmada

1. summe : sonra
2. le nenzianne : elbette, mutlaka alacağız, ayıracağız
3. min kulli : hepsinden, herbirinden
4. şîatin : fırka, millet, grup
5. eyyu-hum : onların hangisi
6. eşeddu : daha şiddetli, daha çok
7. alâ er rahmâni : Rahmân’a karşı
8. ıtiyyen : azgınlık eden, isyan eden, asi olan

٧٠

ثُمَّ لَنَحْنُ اَعْلَمُ بِالَّذينَ هُمْ اَوْلى بِهَا صِلِيًّا

(70) sümme le nahnü a’lemü billezine hüm evla biha sıliyya

sonra (en iyi) biz biliriz onlardan oraya atılmaya en layık olan o kimseleri

1. summe : sonra
2. le : mutlaka, elbette
3. nahnu : biz
4. a’lemu : en iyi bilir
5. bi ellezîne : ki onları
6. hum : onlar
7. evlâ : daha yakın, en çok hakeden
8. bi-hâ : ona, onu
9. sıliyyen : ateşe göğüs germek, maruz kalmak

٧١

وَاِنْ مِنْكُمْ اِلَّا وَارِدُهَا كَانَ عَلى رَبِّكَ حَتْمًا مَقْضِيًّا

(71) ve im minküm illa varidüha kane ala rabbike hatmem makdiyya

sizden (hiçbir kimse) yok ki oraya uğramasın bu Rabbinin kesin kıldığı hükmüdür

1. ve in : ve eğer
2. min-kum : sizden
3. illâ : mutlaka, illâ, muhakkak
4. vâridu-hâ
(verede)
: ona varanlar
: (vardı)
5. kâne : oldu
6. alâ : üzerine
7. rabbi-ke : senin Rabbin
8. hatmen : hüküm, yapılmasına karar verme
9. makdıyyen : olmasına karar verilmiş, kesinleşmiş olan

٧٢

ثُمَّ نُنَجِّى الَّذينَ اتَّقَوْا وَنَذَرُ الظَّالِمينَ فيهَا جِثِيًّا

(72) sümme nüneccillezinet tekav ve nezeruz zalimine fiha cisiyya

sonra muttakileri kurtaracağız ve zalimleri bırakacağız orada diz üstü vaziyette

1. summe : sonra
2. nuneccîllezînettekav : takva sahiplerini kurtaracağız
3. ve nezeru : ve bırakacağız
4. ez zâlimîne : zulmedenler, zalimler
5. fîhâ : orada
6. cisiyyen : diz üstü çökmüş olarak

٧٣

وَاِذَا تُتْلى عَلَيْهِمْ ايَاتُنَا بَيِّنَاتٍ قَالَ الَّذينَ كَفَرُوا لِلَّذينَ امَنُوا اَىُّ الْفَريقَيْنِ خَيْرٌ مَقَامًا وَاَحْسَنُ نَدِيًّا

(73) ve iza tütla aleyhim ayatüna beyyinatin kalellezine keferu lillezine amenu eyyül ferikayni hayrum mekamev ve ahsenü nediyya

ayetlerimiz onlara açık açık okunduğu zaman kafirler iman edenlere dedi iki zümreden hangisinin bulunduğu yer daha hayırlı meclisi daha güzeldir

1. ve izâ tutlâ : ve okunduğu zaman
2. aleyhim : onlara
3. âyâtu-nâ : âyetlerimiz
4. beyyinâtin : beyan edilerek, ispat vasıtaları olarak
5. kâle : dedi
6. ellezîne : onlar, olan kimseler
7. keferû : inkâr edenler, kâfir olanlar
8. li ellezîne âmenû : âmenû olanlara
9. eyyu : hangisi
10. el ferîkayni : iki fırka, iki grup
11. hayrun : daha hayırlı
12. makâmen : makam
13. ve ahsenu : ve daha güzel
14. nediyyen : meclis, toplantı yeri

٧٤

وَكَمْ اَهْلَكْنَا قَبْلَهُمْ مِنْ قَرْنٍ هُمْ اَحْسَنُ اَثَاثًا وَرِءْيًا

(74) ve kem ehlekna kablehüm min karnin hüm ahsenü esasev ve ri’ya

onlardan önce nice karyeleri helak ettik malları ve görünüşleri ile daha güzel olanları.

1. ve kem : ve nice, ne kadar, ne çok
2. ehleknâ : helâk ettik
3. kable-hum : onlardan önce
4. min karnin : asırlar, nesiller
5. hum : onlar
6. ahsenu : en güzel, daha güzel
7. esâsen : çok mal
8. ve ri’yen : ve gösteriş, görünüş

٧٥

قُلْ مَنْ كَانَ فِى الضَّلَالَةِ فَلْيَمْدُدْ لَهُ الرَّحْمنُ مَدًّا حَتّى اِذَا رَاَوْا مَا يُوعَدُونَ اِمَّا الْعَذَابَ وَاِمَّا السَّاعَةَ فَسَيَعْلَمُونَ مَنْ هُوَ شَرٌّ مَكَانًا وَاَضْعَفُ جُنْدًا

(75) kul men kane fid dalaleti felyemdüd lehür rahmanü medda hatta iza raev ma yuadune immel azabe ve immes saah fe seya’lemune men hüve şerrum mekanev ve ad’afü cünda

de ki kim delalette ise rahman ona istediği kadar mühlet verip dursun sonunda gördükleri zaman vaad edilen azabı veya kıyamet saatini (eninde) sonunda bilecekler o mevkinin kötü olanının kimin olduğunu ve (kimin) ordusunun zayıf olduğunu

1. kul : de, söyle
2. men : kim
3. kâne : oldu
4. fî ed dalâleti : dalâlette
5. fe el yemdud : böylece mühlet verir, (zamanı) uzatır
6. lehu : ona
7. er rahmânu : Rahmân
8. medden : (zamanı) uzatarak
9. hattâ : oluncaya kadar, hatta
10. izâ raev : gördükleri zaman
11. mâ yûadûne : vaadedilen şeyi, vaadolundukları şey
12. immâ el azâbe : ya azabı
13. ve immâ es sâate : veya (kıyâmet) saati
14. fe : böylece
15. se ya’lemûne : yakında bilecekler
16. men : kim
17. huve : o
18. şerrun : (daha) şerrli
19. mekânen : mekân olarak
20. ve ad’afu : ve daha zayıf
21. cunden : ordu, yardımcılar

٧٦

وَيَزيدُ اللّهُ الَّذينَ اهْتَدَوْا هُدًى وَالْبَاقِيَاتُ الصَّالِحَاتُ خَيْرٌ عِنْدَ رَبِّكَ ثَوَابًا وَخَيْرٌ مَرَدًّا

(76) ve yezidüllahül lezinehtedev hüda vel bakiyatüs salihatü hayrun inde rabbike sevabev ve hayrum meradda

Allah daha da arttırır kabul edenlerin hidayetini baki kalan salih işlerdir Rabbinin yanında hayırlıdır sevap bakımından ve sonuç olarak da hayırlıdır

1. ve : ve
2. yezîdu allâhu : Allah artırır
3. ellezîne : onlar
4. ihtedev : hidayete erdi, hidayet üzere oldu, hidayette oldu
5. huden : hidayet
6. ve el bâkıyâtu es sâlihâtu : ve bâki olan salih ameller
7. hayrun : daha hayırlı
8. inde rabbi-ke : Rabbinin katında, indinde
9. sevâben : sevap olarak
10. ve hayrun : ve daha hayırlı
11. meredden : dönen, karşılığı olan

Sayfa:310

٧٧

اَفَرَاَيْتَ الَّذى كَفَرَ بِايَاتِنَا وَقَالَ لَاُوتَيَنَّ مَالًا وَوَلَدًا

(77) e fe raeytel lezi kefera bi ayatina ve kale leuteyenne malev ve veleda

gördün mü? ayetlerimizi inkar edip kesinlikle bana mal ve evlat verilecek diyen (adamı)

1. e fe raeyte : sen gördün mü
2. ellezî kefere : inkâr eden kimseleri
3. bi âyâti-nâ : âyetlerimizi
4. ve kâle : ve dedi
5. le ûteyenne : elbette verilecektir
6. mâlen : mal
7. ve veleden : ve çocuk

٧٨

اَطَّلَعَ الْغَيْبَ اَمِ اتَّخَذَ عِنْدَ الرَّحْمنِ عَهْدًا

(78) ettaleal ğaybe emittehaze inder rahmani ahda

bilinmeyene vakıf olmuş mu? almış mı yoksa rahman’ın katında bir ahit

1. ettalaa (e ıttalaa) : muttali mi oldu, görüp bildi mi
2. el gaybe : gayba, bilinmeyene
3. emittehaze (em ittehaze) : veya, yoksa ….. mı edindi (yaptı)
4. inde er rahmâni : Rahmân’ın katında
5. ahden : ahd

٧٩

كَلَّا سَنَكْتُبُ مَا يَقُولُ وَنَمُدُّ لَهُ مِنَ الْعَذَابِ مَدًّا

(79) kella senektübü ma yekulü ve nemüddü lehu minel azabi medda

hayır! biz dediklerini yazacağız ve onun azabını da uzattıkça uzatacağız

1. kellâ : hayır, asla, öyle değil
2. se nektubu : biz yazacağız (yazıyoruz)
3. mâ yekûlu : söylediği şeyleri
4. ve nemuddu : ve biz uzatacağız
5. lehu : onun için, ona
6. min el azâbi : (azaptan) azabı
7. medden : uzatarak

٨٠

وَنَرِثُهُ مَا يَقُولُ وَيَاْتينَا فَرْدًا

(80) ve nerisühu ma yekulü ve ye’tina ferda

o söylediği şeyleri de elinden alacağız o bize tek başına gelecek

1. ve nerisu-hu : ve ona varis olacağız
2. mâ yekûlu : söyledikleri şey(ler)
3. ve ye’tî-nâ : ve bize gelir
4. ferden : fert olarak (tek başına, hiçbir şeysiz)

٨١

وَاتَّخَذُوا مِنْ دُونِ اللّهِ الِهَةً لِيَكُونُوا لَهُمْ عِزًّا

(81) vettehazu min dunillahi alihetel li yekunu lehüm izza

tuttular Allah’tan başka ilah kendileri için bir izzet olsun diye

1. vettehazû (ve ittehazû) : ve edindiler
2. min dûnillâhi (dûni allâhi) : Allah’tan başka
3. âliheten : ilâhlar
4. li yekûnû : olması için, olsun diye
5. lehum : onlar için, onlara
6. ızzen : üstünlük, şeref, izzet

٨٢

كَلَّا سَيَكْفُرُونَ بِعِبَادَتِهِمْ وَيَكُونُونَ عَلَيْهِمْ ضِدًّا

(82) kella seyekfürune bi ibadetihim ve yekunune aleyhim didda

hayır! (yarın o putlar) inkar edecekler onların ibadetlerini onlara karşı düşman olacaklar

1. kellâ : hayır, asla, öyle değil
2. se yekfurûne : inkâr edecekler
3. bi ibâdeti-him : onların ibadetlerini
4. ve yekûnûne : ve olacaklar
5. aleyhim : onların üzerine, onlara
6. dıdden : mukabil (onların karşısında) olan, hasım

٨٣

اَلَمْ تَرَ اَنَّا اَرْسَلْنَا الشَّيَاطينَ عَلَى الْكَافِرينَ تَؤُزُّهُمْ اَزًّا

(83) e lem tera enna erselneş şeyatiyne alel kafirine teüzzühüm ezza

görmedin mi? biz göndeririz şeytanları kafirlerin üzerine onları kışkırttıkça kışkırtırlar

1. e lem tere : görmedin mi
2. ennâ : nasıl
3. erselna : biz gönderdik
4. eş şeyâtîne : şeytanlar
5. alâ el kâfirîne : kâfirlerin üzerine
6. teuzzu-hum : onları kışkırtıyorlar
7. ezzen : tahrik ederek

٨٤

فَلَا تَعْجَلْ عَلَيْهِمْ اِنَّمَا نَعُدُّ لَهُمْ عَدًّا

(84) fe la ta’cel aleyhim innema neuddülehüm adda

artık acele etme onların aleyhinde lakin biz onlar için (gelecek hükmü) saydıkça sayıyoruz

1. fe : böylece, o zaman, artık
2. lâ ta’cel : acele etme
3. aleyhim : onlara, onlar için
4. innemâ : ancak, yalnız, sadece
5. neuddu : sayıyoruz
6. lehum : onlar için
7. adden : sayarak

٨٥

يَوْمَ نَحْشُرُ الْمُتَّقينَ اِلَى الرَّحْمنِ وَفْدًا

(85) yevme nahşürul müttekıne iler rahmani vefda

biz de o gün muttakileri toplayacağız rahman’ın huzuruna grup halinde

1. yevme : gün, o gün
2. nahşuru : toplayacağız
3. el muttekîne : muttakiler, takva sahipleri
4. ilâ er rahmâni : Rahmân’a
5. vefden : saygı gösterilerek, izzet ve ikramla

٨٦

وَنَسُوقُ الْمُجْرِمينَ اِلى جَهَنَّمَ وِرْدًا

(86) ve nesukul mücrimine ila cehenneme virda

mücrimleri göndereceğiz cehenneme susamış olarak

1. ve nesûku : ve sevkedeceğiz
2. el mucrimîne : suçlular, günahkârlar
3. ilâ cehenneme : cehenneme
4. virden : susamış olarak

٨٧

لَا يَمْلِكُونَ الشَّفَاعَةَ اِلَّا مَنِ اتَّخَذَ عِنْدَ الرَّحْمنِ عَهْدًا

(87) la yemlikuneş şefaate illa menittehaze inder rahmani ahda

(kimse) şefaat etmeye malik değildir ancak rahman’ın katından ahit alanlar hariç

1. lâ yemlikûne : malik olmayacaklar, güçleri yetmeyecek
2. eş şefâate : şefaat
3. illâ men : ancak kim, kişi, kimse
4. ittehaze : edindi, yaptı
5. inde er rahmâni : Rahmân’ın indinde (katında)
6. ahden : ahd yaptı, ahd aldı

٨٨

وَقَالُوا اتَّخَذَ الرَّحْمنُ وَلَدًا

(88) ve kalit tehazer rahmanü veleda

dediler: rahman çocuk edindi

1. ve : ve
2. kâlu ittehaze : “edindi” dediler
3. er rahmânu : Rahmân
4. veleden : çocuk

٨٩

لَقَدْ جِءْتُمْ شَيًْا اِدًّا

(89) le kad ci’tüm şey’en idda

şüphe yok ki ortaya attıkları, korkunç bir şeydir.

1. lekad : andolsun
2. ci’tum : geldiniz, yaptınız
3. şey’en : bir şey
4. idden : çok kötü, korkunç

٩٠

تَكَادُ السَّموَاتُ يَتَفَطَّرْنَ مِنْهُ وَتَنْشَقُّ الْاَرْضُ وَتَخِرُّ الْجِبَالُ هَدًّا

(90) tekadüs semavatü yetefettarne minhü ve tenşekkul erdu ve tehirrul cibalü hedda

neredeyse bu sözden dolayı semalar çatlayacak arz da yarılacak ve dağlarda yıkılıp gidecekti

1. tekâdu : neredeyse, az kalsın oluyordu
2. es semâvâtu : semalar
3. yetefattarne : paramparça olacak, parçalanacak
4. min-hu : ondan
5. ve tenşakku : ve yarılacak
6. el ardu : yeryüzü
7. ve tehırru : ve yıkılacak
8. el cibâlu : dağlar
9. hedden : çökerek

٩١

اَنْ دَعَوْا لِلرَّحْمنِ وَلَدًا

(91) en deav lirrahmani veleda

Rahman’a çocuk isnat etmek.

1. en deav : isnat etmek, istemek
2. li er rahmâni : Rahmân’a
3. veleden : bir çocuk

٩٢

وَمَا يَنْبَغى لِلرَّحْمنِ اَنْ يَتَّخِذَ وَلَدًا

(92) ve ma yembeğiy lir rahmani ey yettehıze veleda

rahman’a yaraşmaz çocuk edinmek

1. ve mâ yenbagî : ve caiz olmaz, yakışmaz, olamaz
2. li er rahmâni : Rahmân’a
3. en yettehıze : edinmek, yapmak
4. veleden : çocuk

٩٣

اِنْ كُلُّ مَنْ فِى السَّموَاتِ وَالْاَرْضِ اِلَّا اتِى الرَّحْمنِ عَبْدًا

(93) in küllü men fis semavati vel erdi illa atir rahmani abda

kim varsa hepsi semalarda ve arz da Rahman’a kul olarak gelecektir.

1. in ….. illâ : ise, ancak, mutlaka olur
2. kullu : hepsi
3. men : kim, kimse
4. fî es semâvâti : semalarda
5. ve el ardı : ve arzda, yeryüzünde
6. illâ : ancak, illâ, mutlaka
7. âti er rahmâni : Rahmân’a gelecek
8. abden : kul olarak

٩٤

لَقَدْ اَحْصيهُمْ وَعَدَّهُمْ عَدًّا

(94) le kad ahsahüm ve addehüm adda

muhakkak (Allah) hepsini kavramış ve onları tek tek saymıştır

1. lekad : andolsun
2. ahsâ-hum : onları hesap etti, tespit etti
3. ve adde-hum : ve onları saydı
4. adden : adet adet, tek tek adetlendirerek (sayarak)

٩٥

وَكُلُّهُمْ اتيهِ يَوْمَ الْقِيمَةِ فَرْدًا

(95) ve küllühüm atihi yevmel kıyameti ferda

onların hepsi gelecek kıyamet günü tek başlarına

1. ve kullu-hum : ve onların hepsi, tümü
2. âtî-hi : ona gelecek
3. yevme el kıyâmeti : kıyâmet günü
4. ferden : fert fert, tek başına, ferdî olarak

Sayfa:311

٩٦

اِنَّ الَّذينَ امَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ سَيَجْعَلُ لَهُمُ الرَّحْمنُ وُدًّا

(96) innellezine amenu ve amilus salihati se yec’alü lehümür rahmanu vüdda

gerçekten iman edip salih iş yapan kimseler rahman bunlara bir sevgi verecektir

1. inne ellezîne : muhakkak ki onlar
2. âmenû : îmân edenler, âmenû olanlar
3. ve amilu es sâlihâti : ve salih ameller (nefs tezkiyesi) yapanlar
4. se yec’alu : kılacak, yapacak
5. lehum er rahmânu : Rahmân onlar için
6. vudden : muhabbet, sevgi

٩٧

فَاِنَّمَا يَسَّرْنَاهُ بِلِسَانِكَ لِتُبَشِّرَ بِهِ الْمُتَّقينَ وَتُنْذِرَ بِه قَوْمًالُدًّا

(97) fe innema yesserna hü bi lisanike li tübeşşira bihil müttekıne ve tünzira bihi kavmel lüdda

gerçek şu ki kolaylaştırdık o Kur’an’ı senin dilinde kendisiyle takva sahiplerini müjdeleyesin inatçı topluluğu da uyarasın

1. fe : öyleyse, o zaman
2. innemâ : ancak, sadece,
3. yessernâ-hu : onu kolaylaştırdık
4. bi lisâni-ke : senin lisanınla
5. li tubeşşire : senin müjdelemen için
6. bihi : onunla
7. el muttekîne : takva sahipleri
8. ve tunzire : ve sen uyarırsın
9. bi-hî kavmen : onunla bir kavmi
10. ludden : çok inatçı, direnen

٩٨

وَكَمْ اَهْلَكْنَا قَبْلَهُمْ مِنْ قَرْنٍ هَلْ تُحِسُّ مِنْهُمْ مِنْ اَحَدٍ اَوْ تَسْمَعُ لَهُمْ رِكْزًا

(98) ve kem ehlekna kablehüm min karn hel tühussü minhüm min ehadin ev tesmeu lehüm rikza

biz onlardan önce nice kavimler helak ettik hissediyor musun? onlardan hiçbirini yahut hafif bir sesini duyuyor musun?

1. ve kem : ve kaç, nice
2. ehleknâ : helâk ettik
3. kable-hum : onlardan önce
4. min karnin : aynı zamanın insanlarından, nesillerden
5. hel : mı, var mı
6. tuhıssu : sen hissediyorsun, farkına varıyorsun, görüyorsun
7. min-hum : onlardan
8. min ehadin : birisini
9. ev : veya
10. tesmeu : sen duyuyorsun
11. lehum : onları, onların
12. rikzen : gizli ses, fısıltı, ufacık ses

20-TAHA

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ

١

طه

(1) ta-ha
ta – ha

٢

مَا اَنْزَلْنَا عَلَيْكَ الْقُرْانَ لِتَشْقى

(2) ma enzelna aleykel kur’ane li teşka
biz sana bu kur’an’ı indirmedik zorluk olsun diye

1. mâ enzel-nâ : biz indirmedik
2. aleyke : sana
3. el kur’âne : Kur’ân
4. li : için, olsun diye
5. teşkâ : sen meşakkat, güçlük çekersin

٣

اِلَّا تَذْكِرَةً لِمَنْ يَخْشى

(3) illa tezkiratel limey yahşa
ancak (Allah’tan) korkan kimse için bir nasihattir.

1. illâ : ancak, sadece
2. tezkireten : zikir olarak, öğüt olarak
3. li men : kimseye
4. yahşâ : huşû duyar

٤

تَنْزيلًا مِمَّنْ خَلَقَ الْاَرْضَ وَالسَّموَاتِ الْعُلى

(4) tenziylem mimmen halekal erda ves semavatil ula
bölüm bölüm indirilmiş (bir) kitaptır. Arzı ve yüksek semayı yaratan tarafından

1. tenzîlen : indirilen
2. mimmen (min men) : kimse tarafından
3. halaka : yarattı
4. el arda : arz, yeryüzü
5. ve es semâvâti : ve semalar
6. el ulâ : yüksek

٥

اَلرَّحْمنُ عَلَى الْعَرْشِ اسْتَوى

(5) errahmanü alel arşisteva
rahman arşı istiva etmiştir

1. er rahmânu : Rahmân
2. alâ : üzerine, üzerinde
3. el arşı : arşa, arşın
4. istevâ : istiva etti, karar kıldı, hükmetti

٦

لَهُ مَافِى السَّموَاتِ وَمَا فِى الْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَمَا تَحْتَ الثَّرى

(6) lehu ma fis semavati ve ma fil erdi ve ma beynehüma ve ma tahtes sera
O’nundur gökyüzünde ne varsa ve yeryüzünde ne varsa ve ikisinin arasında ne varsa toprağın altında ne varsa

1. lehu : ona, onun için
2. mâ fî es semâvâti : semalar da olan şeyler
3. ve mâ fî el ardı : ve arzda (yeryüzünde) olan şeyler
4. ve mâ beyne-humâ : ve ikisinin arasında olan şeyler
5. ve mâ tahte es serâ : ve nemli toprağın altında olan şeyler

٧

وَاِنْ تَجْهَرْ بِالْقَوْلِ فَاِنَّهُ يَعْلَمُ السِّرَّ وَاَخْفى

(7) ve in techer bil kavli fe innehu ya’lemüs sirra ve ahfa
eğer sesini yükseltirsen kesinlikle o bilir gizliyi ve daha gizliyi de

1. ve in : ve eğer
2. techer : sen açıklarsın (açıkça söylersin)
3. bi el kavli : sözü
4. fe : o taktirde, o zaman da
5. inne-hu : muhakkak o
6. ya’lemu : bilir
7. es sirre : sır olan
8. ve ahfâ : ve daha gizli, en gizli

٨

اَللّهُ لَا اِلهَ اِلَّا هُوَ لَهُ الْاَسْمَاءُ الْحُسْنى

(8) allahü la ilahe illa hu lehül esmaül husna
Allah’tan başka ilah yoktur en güzel isimler O’nundur

1. allâhu : Allah
2. lâ ilâhe : ilâh yoktur
3. illâ : den başka
4. huve : o
5. lehu : onun
6. el esmâu el husnâ : en güzel isimler

٩

وَهَلْ اَتيكَ حَديثُ مُوسى

(9) ve hel etake hadiysü musa
sana Musa’nın hadisesi geldi mi?

1. ve : ve
2. hel etâke : geldi mi
3. hadîsu : söz, haber
4. mûsâ : Musa

١٠

اِذْ رَا نَارًا فَقَالَ لِاَهْلِهِ امْكُثُوا اِنّى انَسْتُ نَارًا لَعَلّى اتيكُمْ مِنْهَا بِقَبَسٍ اَوْ اَجِدُ عَلَى النَّارِ هُدًى

(10) iz raa naran fe kale li ehlihim küsu inni anestü naral lealli atiküm minha bi kabesin ev ecidü alen nari hüda
o zaman ateşi görmüş ve ailesine demişti ki siz (burada) durun ilerde ben bir ateş fark ettim belki ondan size bir kor getiririm yahut bulurum ateşin yanında bir yol gösterici

1. iz reâ : gördüğü zaman
2. nâren : bir ateş
3. fe : böylece, o zaman
4. kâle : dedi
5. li ehlihimkusû (ehli-hi umkusû) : ailesine
6. innî : muhakkak ki ben
7. ânestu : gördüm, farkettim
8. nâren : bir ateş
9. leallî : umulur ki ben, böylece ben
10. âtî-kum : size getiririm
11. min-hâ : ondan
12. bi kabesin : bir kor
13. ev : veya
14. ecidu : bulurum, rastlarım
15. alen nâri (alâ en nâri) : ateşin yanında
16. huden : hidayet

١١

فَلَمَّا اَتيهَا نُودِىَ يَا مُوسى

(11) felemma etaha nudiye ya musa
ateşin yanına vardığında ya Musa (diye) nida edildi

1. fe lemmâ : böylece, olduğu zaman
2. etâ-hâ : oraya geldi
3. nûdiye : nida olundu
4. yâ mûsâ : ey Musa

١٢

اِنّى اَنَا رَبُّكَ فَاخْلَعْ نَعْلَيْكَ اِنَّكَ بِالْوَادِ الْمُقَدَّسِ طُوًى

(12) inni ene rabbüke fahla’ na’leyk inneke bil vadil mukaddesi tuva
şüphesiz benim; senin Rabbin ben ayakkabılarını çıkar çünkü sen mukaddes Tuva vadisindesin

1. innî : muhakkak ki ben, gerçekten ben
2. ene : ben
3. rabbu-ke : senin Rabbin
4. fehla’ : artık, şimdi çıkar
5. na’ley-ke : pabuçlarını, ayakkabılarını
6. inne-ke : çünkü sen, şüphesiz sen
7. bi : de
8. el vâdi : vadi
9. el mukaddesi : mukaddes, kutsal
10. tuven : Tuva

Sayfa:312

١٣

وَاَنَا اخْتَرْتُكَ فَاسْتَمِعْ لِمَا يُوحى

(13) ve enahtertüke festemi’ lima yuha
ben seni seçtim şimdi dinle vahy olunacak şeyleri

1. ve enahtertu-ke
(ene ahtertu-ke)
: ve seni seçtim,
2. festemi’ (fe istemi’) : öyleyse dinle
3. li mâ yûhâ : vahyolunan şeyi

١٤

اِنَّنى اَنَا اللّهُ لَا اِلهَ اِلَّا اَنَا فَاعْبُدْنى وَاَقِمِ الصَّلوةَ لِذِكْرى

(14) inneni enallahü la ilahe illa ene fa’büdni ve ekimis salate li zikri
şüphesiz, Allah benim benden başka ilah yok artık bana kulluk et beni anmak için namaz kıl

1. inne-nî : gerçekten ben, muhakkak ben
2. enallâhu (ene allâhu) : ben Allah’ım
3. lâ ilâhe : ilâh yoktur
4. illâ : den başka
5. ene : ben
6. fa’budnî (fe a’bud-nî) : öyleyse bana kul ol
7. ve akımı es salâte : ve namazı ikame et
8. li zikrî : benim zikrim için, beni zikretmek için

١٥

اِنَّ السَّاعَةَ اتِيَةٌ اَكَادُ اُخْفيهَا لِتُجْزى كُلُّ نَفْسٍ بِمَا تَسْعى

(15) innes saate atiyetün ekadü uhfiha li tücza küllü nefsin bi ma tes’a
gerçek şu ki kıyamet gelecektir neredeyse o’nun (geliş alametlerini) gizleyeceğiz her nefis yaptığı şeyle cezalansın

1. inne : muhakkak
2. es sâate : o saat, kıyâmet saati
3. âtiyetun : gelecektir
4. ekâdu : neredeyse (az kalsın) ben (kendim) olacağım
5. uhfî-hâ : onu gizleyeceğim
6. li tuczâ : karşılığının (ceza veya mükâfatın) verilmesi için
7. kullu nefsin : bütün nefsler, herkes
8. bimâ : dolayısıyla, sebebiyle
9. tes’â : çalışması, çabalaması, gayreti

١٦

فَلَا يَصُدَّنَّكَ عَنْهَا مَنْ لَا يُؤْمِنُ بِهَا وَاتَّبَعَ هَويهُ فَتَرْدى

(16) fe la yesuddenneke anha mel la yü’minü biha vettebea hevahü fe terda
o halde seni alıkoymasın kıyamet saatine inanmayan kimse, arzusuna uyan (için) sonra helak (vardır)

1. fe : öyleyse
2. lâ yesuddenne-ke : seni alıkoymasın, seni men etmesin
3. an-hâ : ondan
4. men lâ yu’minu : inanmayan kimse
5. bi-hâ : ona
6. ve ittebea : ve tâbî oldu
7. hevâ-hu : hevasına, nefsinin afetlerine
8. fe : sonra, böylece, o taktirde
9. terdâ : helâk olursun

١٧

وَمَا تِلْكَ بِيَمينِكَ يَا مُوسى

(17) ve ma tilke bi yeminike ya musa
nedir bu sağ elindeki ya Musa

1. ve mâ tilke : ve o nedir
2. bi yemîni-ke : sağ elindeki
3. yâ mûsâ : ey Musa

١٨

قَالَ هِىَ عَصَاىَ اَتَوَكَّؤُا عَلَيْهَا وَاَهُشُّ بِهَا عَلى غَنَمى وَلِىَ فيهَا مَارِبُ اُخْرى

(18) kale hiye asay etevekkeü aleyha ve ehüşşü biha ala ğanemi ve liye fiha mearibü uhra

o benim asam dedi, ben ona dayanırım onunla davarlarıma yaprak silkerim ve ondan başka (şekilde de) faydalanırım.

1. kâle : dedi
2. hiye : o
3. asâye : benim asamdır
4. etevekkeu : ben dayanırım, yaslanırım
5. aleyhâ : onun üzerine, ona
6. ve ehuşşu : ve yaprak silkelerim
7. bi-hâ : onunla
8. alâ ganemî : koyunlarım üzerine
9. ve liye : ve benim için
10. fî-hâ : onda vardır
11. meâribu : faydalar, menfaatler
12. uhrâ : diğer, daha başka

١٩

قَالَ اَلْقِهَا يَا مُوسى

(19) kale elkiha ya musa
buyurdu onu bırak ya Musa

1. kâle : dedi
2. elkı-hâ : onu at
3. yâ mûsâ : ey Musa

٢٠

فَاَلْقيهَا فَاِذَا هِىَ حَيَّةٌ تَسْعى

(20) fe elkaha fe iza hiye hayyetün tes’a
(musa) onu bıraktı hemen asası yılan olmuş hareket ediyor (gördü)

1. fe : böylece
2. elkâ-hâ : onu attı
3. fe : o zaman
4. izâ hiye : o olmuştu
5. hayyetun : bir yılan
6. tes’â : koşan, hızla hareket eden

٢١

قَالَ خُذْهَا وَلَا تَخَفْ سَنُعيدُهَا سيرَتَهَا الْاُولى

(21) kale huzha ve la tehaf se nüiydüha siratehel ula
buyurdu onu al ve korkma biz onu eski haline çevireceğiz

1. kâle : dedi
2. huz-hâ : onu al
3. ve lâ tehaf : ve korkma
4. se nuîdu-hâ : onu döndüreceğiz
5. sîrete-hâ : onun sureti, durumu
6. el ûlâ : ilk, önceki

٢٢

وَاضْمُمْ يَدَكَ اِلى جَنَاحِكَ تَخْرُجْ بَيْضَاءَ مِنْ غَيْرِ سُوءٍ ايَةً اُخْرى

(22) vadmün yedeke ila cenahike tahrüc beydae min ğayri suin ayeten uhra
elini koynuna sok kusursuz bembeyaz çıksın başka bir mucize olarak

1. vadmum : ve koy
2. yede-ke : elini
3. ilâ cenâhı-ke : yan tarafına
4. tahruc : çıkar
5. beydâe : beyaz olarak (nurlu olarak)
6. min gayri : olmaksızın
7. sûin : sui, kusurlu
8. âyeten : bir âyet, mucize
9. uhrâ : başka

٢٣

لِنُرِيَكَ مِنْ ايَاتِنَا الْكُبْرى

(23) li nüriyeke min ayatinel kübra
sana gösterelim diye (yaptık) en büyük mucizelerimizden bazılarını

1. li nuriye-ke : sana göstermemiz için
2. min âyâti-nâ : âyetlerimizden, mucizelerimizden
3. el kubrâ : büyük

٢٤

اِذْهَبْ اِلى فِرْعَوْنَ اِنَّهُ طَغى

(24) izheb ila fir’avne innehu tağa
firavun’a git o gerçekten haddini aştı

1. izheb : git
2. ilâ fir’avne : firavuna
3. inne-hu : çünkü o, muhakkak o
4. tagâ : azdı, haddi aştı

٢٥

قَالَ رَبِّ اشْرَحْ لى صَدْرى

(25) kale rabbişrah li sadri
dedi Rabbim benim göğsümü genişlet

1. kâle : dedi
2. rabbi işrah : Rabbim aç
3. lî sadrî : göğsümü

٢٦

وَيَسِّرْ لى اَمْرى

(26) ve yessir li emri
benim işimi kolaylaştır

1. ve yessir : ve kolaylaştır
2. lî emrî : işimi

٢٧

وَاحْلُلْ عُقْدَةً مِنْ لِسَانى

(27) vahlül ukdetem mil lisani
dilimin düğümünü çöz

1. vahlu : ve çöz, düzelt
2. el ukdeten : düğüm, tutukluk
3. min lisânî : dilimden

٢٨

يَفْقَهُوا قَوْلى

(28) yefkahu kavli
sözümü iyi anlasınlar

1. yefkahû : anlasınlar, idrak etsinler
2. kavlî : sözlerimi

٢٩

وَاجْعَلْ لى وَزيرًا مِنْ اَهْلى

(29) vec’al li veziram min ehli
benim ehlimden vezir yap

1. vec’al : ve ….. kıl, yap
2. : benim için
3. vezîren : vezir, yardımcı
4. min ehlî : ehlimden, ailemden

٣٠

هرُونَ اَخى

(30) harune ehiy
kardeşim harun’u

1. hârûne : Harun
2. ahî : kardeşim

٣١

اُشْدُدْ بِه اَزْرى

(31) üşdüd bihi ezri
onunla sırtımı güçlendir

1. uşdud : kuvvetlendir (artır, şiddetlendir)
2. bi-hi : onunla
3. ezrî : kuvvetimi, gücümü

٣٢

وَاَشْرِكْهُ فى اَمْرى

(32) ve eşrikhü fi emri
işime onu ortak yap

1. ve eşrik-hu : ve onu ortak kıl
2. fî emrî : işimde

٣٣

كَىْ نُسَبِّحَكَ كَثيرًا

(33) key nüsebbihake kesira
ta ki seni çok analım

1. key : için, diye
2. nusebbiha-ke : seni tesbih edelim
3. kesîren : çok

٣٤

وَنَذْكُرَكَ كَثيرًا

(34) ve nezkürake kesira
seni çok zikir edelim

1. ve : ve
2. nezkure-ke : seni zikredelim
3. kesîren : çok

٣٥

اِنَّكَ كُنْتَ بِنَا بَصيرًا

(35) inneke künte bina besiyra
elbette sen bizi görüp duruyorsun

1. inne-ke : muhakkak ki sen
2. kunte : sen oldun
3. bi-nâ : bizi
4. basîren : gören

٣٦

قَالَ قَدْ اُوتيتَ سُؤْلَكَ يَا مُوسى

(36) kale kad ütiyte sü’leke ya musa
buyurdu sana istediğin verildi ya Musa

1. kâle : dedi
2. kad ûtîte : verilmiştir
3. su’le-ke : sana, istediğin
4. yâ mûsâ : ey Musa

٣٧

وَلَقَدْ مَنَنَّا عَلَيْكَ مَرَّةً اُخْرى

(37) ve lekad menenna aleyke merraten uhra
yemin olsun ikram ve ihsanda bulunmuştuk biz sana bir defa daha

1. ve lekad : ve andolsun
2. menennâ : lütufta bulunduk (ni’met verdik)
3. aleyke : sana
4. merreten : bir defa daha
5. uhrâ : diğer, başka

Sayfa:313

٣٨

اِذْ اَوْحَيْنَا اِلى اُمِّكَ مَا يُوحى

(38) iz evhayna ila ümmike ma yuha
o zaman ilham etmiştik annene vahy yolu ile

1. iz evhaynâ : vahyetmiştik
2. ilâ ummi-ke : senin annene
3. mâ yûhâ : vahyolunan şeyi

٣٩

اَنِ اقْذِفيهِ فِى التَّابُوتِ فَاقْذِفيهِ فِى الْيَمِّ فَلْيُلْقِهِ الْيَمُّ بِالسَّاحِلِ يَاْخُذْهُ عَدُوٌّ لى وَعَدُوٌّ لَهُ وَاَلْقَيْتُ عَلَيْكَ مَحَبَّةً مِنّى وَلِتُصْنَعَ عَلى عَيْنى

(39) enıkzi fihi fit tabuti fakzi fihi fil yemmi fel yülkıhil yemmü bis sahili ye’huzhü adüvvül li ve adüvvül leh ve elkaytü aleyke mehabbetem minni ve li tusnea ala ayni
onu tabutun içine koy onu nehre bırak nehirde onu sahile atsın onu benim düşmanım alsın ve onun da düşmanı olan senin üzerine koydum kendi tarafımdan sevgi muhabbet benim gözetimim altında yetiştirilmesi için

1. enıkzifî-hi (en ikzıfî-hi)
(kazefe)
: onu koymasını
: (bıraktı, koydu)
2. fî et tâbûti : sandık içine, sandığa
3. fakzifî-hi (fe ikzıfî-hi) : sonra onu bırak
4. fî el yemmi : denize
5. felyulkı-hi (fe li yulki-hi) : böylece onu çıkarsın, atsın
6. el yemmu : deniz
7. bi es sâhıli : sahile
8. ye’huz-hu : onu alır, alacak
9. aduvvun lî : benim düşmanım
10. ve aduvvun lehu : ve onun düşmanı
11. ve elkaytu : ve (attım) verdim
12. aleyke : sana
13. mehabbeten : sevgi, muhabbet
14. min-nî : benden, kendimden
15. ve li tusnea : ve senin yetiştirilmen için
16. alâ aynî : gözümün önünde

٤٠

اِذْ تَمْشى اُخْتُكَ فَتَقُولُ هَلْ اَدُلُّكُمْ عَلى مَنْ يَكْفُلُهُ فَرَجَعْنَاكَ اِلى اُمِّكَ كَىْ تَقَرَّ عَيْنُهَا وَلَا تَحْزَنَ وَقَتَلْتَ نَفْسًا فَنَجَّيْنَاكَ مِنَ الْغَمِّ وَفَتَنَّاكَ فُتُونًا فَلَبِثْتَ سِنينَ فى اَهْلِ مَدْيَنَ ثُمَّ جِءْتَ عَلى قَدَرٍ يَا مُوسى

(40) iz temşi uhtüke fe tekulü heledüllüküm ala menyekfülüh fe raca’nake ila ümmike key tekarra aynüha ve la tahzen ve katelte nefsen fe necceynake minel ğammi ve fetennake fütunen fe lebiste sinine fi ehli medyene sümme ci’te ala kaderiy ya musa
o zaman kız kardeşin (peşinden) yürüyordu ilerde (o birinin eline geçince) size tavsiye edeyim mi dedi ona (bakmaya) kefil olacak birini böylece seni annene iade ettik taki onun gözü aydın olsun ve üzülmesin hem sen bir adam öldürdün sonra seni o gamdan kurtardık seni çeşitli belalarla imtihan ettik uzun yıllar kaldın medyen halkı içinde sonra geldin ya Musa kaderin taktir ettiği üzere (buraya)

1. iz temşî : yürümüştü
2. uhtu-ke : senin kızkardeşin
3. fe : böylece, o zaman
4. tekûlu : söylüyor
5. hel edullu-kum alâ : size delil olayım mı, size yardım edeyim mi
6. men yekfulu-hu : ona kefil olacak kimse
7. fe : böylece
8. reca’nâ-ke : seni geri döndürdük
9. ilâ ummi-ke : annene
10. key : için, diye
11. takarre aynu-hâ : onun gözü aydın olsun, sevinsin
12. ve lâ tahzene : ve kederlenmesin, mahzun olmasın
13. ve katelte : ve sen öldürdün
14. nefsen : bir nefsi, bir kimseyi
15. fe : böylece, bundan sonra
16. necceynâ-ke : seni kurtardık
17. min el gammi : gamdan, kederden, üzüntüden
18. ve fetennâ-ke : ve seni imtihan ettik
19. futûnen : sınavlar
20. fe lebiste : böylece kaldın
21. sinîne : senelerce, yıllarca
22. fî ehli medyene : Medyen halkı içinde
23. summe : sonra
24. ci’te : sen geldin
25. alâ kaderin : bir kader üzerine, takdir edilen zamanda
26. yâ mûsâ : ey Musa

٤١

وَاصْطَنَعْتُكَ لِنَفْسى

(41) vastana’tüke li nefsi
ben seni kendim için yetiştirdim

1. vastana’tu-ke (ve astana’tu-ke)
(sanaa)
(astanaa)
: ve ben seni (seçip) yetiştirdim
: (yetiştirdi)
: (seçip ayırıp yetiştirdi)
2. li nefsî : kendim için

٤٢

اِذْهَبْ اَنْتَ وَاَخُوكَ بِايَاتى وَلَا تَنِيَا فى ذِكْرى

(42) izheb ente ve ehuke bi ayati ve la teniya fi zikri
sen ve kardeşin mucizelerimizle gidin ve beni anmakta gevşeklik göstermeyin

1. izheb : gidin
2. ente : sen
3. ve ehû-ke : ve (erkek) kardeşin
4. bi âyâtî : âyetlerimle, mucizelerimle
5. ve lâ teniyâ : ve gevşek davranmayın, ihmal etmeyin
6. fî zikrî : beni zikretmekte, benim zikrimde

٤٣

اِذْهَبَا اِلى فِرْعَوْنَ اِنَّهُ طَغى

(43) izheba ila fir’avne innehu tağa
ikiniz firavun’a gidin çünkü o haddini aştı

1. izhebâ : ikiniz gidin
2. ilâ fir’avne : firavuna
3. inne-hu : çünkü o, muhakkak ki o
4. tagâ : azdı

٤٤

فَقُولَا لَهُ قَوْلًا لَيِّنًا لَعَلَّهُ يَتَذَكَّرُ اَوْ يَخْشى

(44) fe kula lehu kavlel leyyinel leallehu yetezekkeru ev yahşa
ona yumuşak söz söyleyin olur ki o düşünür yahut korkar

1. fe : o zaman
2. kûlâ : ikiniz söyleyin
3. lehu : ona
4. kavlen : söz
5. leyyinen : yumuşak
6. lealle-hu : umulur ki o, böylece o
7. yetezekkeru : tezekkür eder (anlar)
8. ev : veya
9. yahşâ : korkar, huşû duyar

٤٥

قَالَا رَبَّنَا اِنَّنَا نَخَافُ اَنْ يَفْرُطَ عَلَيْنَا اَوْ اَنْ يَطْغى

(45) kala rabbena innena nehafü ey yefruta aleyna ev ey yatğa
dediler ey Rabbimiz! kesinlikle biz korkuyoruz aleyhimizde taşkınlık yapmasından yahut haddini aşmasından

1. kâlâ : (ikisi) dediler
2. rabbe-nâ : Rabbimiz
3. inne-nâ : gerçekten biz
4. nehâfu : korkuyoruz
5. en yefruta : ifrata kaçması, aşırı davranması
6. aleynâ : bize (karşı)
7. ev : veya, ya da
8. en yatgâ : azgın davranması

٤٦

قَالَ لَا تَخَافَا اِنَّنى مَعَكُمَا اَسْمَعُ وَاَرى

(46) kale la tehafa inneni meaküma esmeu ve era
buyurdu korkmayın şüphesiz ben sizinle beraberim işitirim ve görürüm

1. kâle : dedi
2. lâ tehâfâ : korkmayın
3. inne-nî : muhakkak ki ben
4. mea-kumâ : sizinle (ikinizle) beraberim
5. esmau : işitirim
6. ve erâ : ve görürüm

٤٧

فَاْتِيَاهُ فَقُولَا اِنَّا رَسُولَا رَبِّكَ فَاَرْسِلْ مَعَنَا بَنى اِسْرَاءلَ وَلَا تُعَذِّبْهُمْ قَدْ جِءْنَاكَ بِايَةٍ مِنْ رَبِّكَ وَالسَّلَامُ عَلى مَنِ اتَّبَعَ الْهُدى

(47) fe’tiyahü fe kula inna rasula rabbike fe ersil meana beni israile ve la tüazzibhüm kad ci’na ke bi ayetim mir rabbik vesselamü ala menittebeal hüda
hemen ona gidin sonra deyiniz gerçekten biz Rabbimin resulleriyiz artık bizimle beraber gönder israil oğullarını ve onlara azap etme bundan böyle biz geldik Rabbinden sana mucizelerle ve selam olsun hidayete tabi olanlara

1. fe’tiyâ-hu : o halde (ikiniz) ona gidin
2. fe : o zaman, öyleyse, böylece
3. kûlâ : ikiniz söyleyin
4. in-nâ : muhakkak biz
5. resûlâ : iki resûl, iki elçi
6. rabbi-ke : senin Rabbin
7. fe : artık
8. ersil : gönder
9. mea-nâ : bizimle beraber
10. benî isrâîle : İsrailoğulları
11. ve lâ tuazzib-hum : ve onlara azap etme
12. kad : olmuştu, oldu
13. ci’nâ-ke bi : sana getirdik
14. âyetin : âyet, mucize
15. min rabbi-ke : senin Rabbinden
16. ve es selâmu : ve selâm
17. alâ men ittebea : tâbî olanlara
18. el hudâ : hidayet

٤٨

اِنَّا قَدْ اُوحِىَ اِلَيْنَا اَنَّ الْعَذَابَ عَلى مَنْ كَذَّبَ وَتَوَلّى

(48) inna kad uhiye ileyna ennel azabe ala men kezzebe ve tevella
gerçekten bize vahy olundu şüphesiz azap üzerindedir yalanlayan ve yüz çevirenlerin

1. innâ : muhakkak
2. kad : olmuştu
3. ûhıye : vahyolundu
4. ileynâ : bize
5. enne el azâbe : azabın olduğu
6. alâ : üzerine
7. men kezzebe
(kezzebe)
: yalanlayan kimse, inkâr eden
: (yalanladı)
8. ve tevellâ : ve yüz çevirirler

٤٩

قَالَ فَمَنْ رَبُّكُمَا يَا مُوسى

(49) kale fe mer rabbüküma ya musa
(firavun) dedi ikinizin Rabbi kim ya Musa

1. kâle : dedi
2. fe : o zaman, böylece
3. men : kim
4. rabbi-kumâ : (siz) ikinizin Rabbi
5. yâ mûsâ : ey Musa

٥٠

قَالَ رَبُّنَا الَّذى اَعْطى كُلَّ شَىْءٍ خَلْقَهُ ثُمَّ هَدى

(50) kale rabbünellezi a’ta külle şey’in halkahu sümme heda
dedi ki bizim Rabbimiz o ki her şeye yaratılışını veren sonra doğru yolu gösterendir

1. kâle : dedi
2. rabbu-na ellezî : bizim Rabbimiz ki o
3. a’tâ : verdi, lütfetti, ihsan etti
4. kulle : her, bütün, hepsi
5. şey’in : şey
6. halka-hu : onun yaratılışı
7. summe : sonra
8. hedâ : hidayete erdirdi

٥١

قَالَ فَمَا بَالُ الْقُرُونِ الْاُولى

(51) kale fema balül kurunil ula
dedi peki önce ki memleketlerin hali nedir?

1. kâle : dedi
2. fe : o zaman, böylece, öyleyse
3. mâ bâlu : durumu nedir (ne haldedirler)
4. el kurûni : aynı zamanın insanları, nesiller
5. el ûlâ : evvelkiler, öncekiler

Sayfa:314

٥٢

قَالَ عِلْمُهَا عِنْدَ رَبّى فى كِتَابٍ لَا يَضِلُّ رَبّى وَلَا يَنْسى

(52) kale ilmüha inde rabbi fi kitab la yedillü rabbi ve la yensa
(musa) dedi onun ilmi Rabbinin katındaki bir kitaptadır Rabbim yanlış iş yapmaz ve unutmaz

1. kâle : dedi
2. ilmu-hâ : onun ilmi
3. inde : katında, yanında
4. rabbî : Rabbim
5. fî kitâbin : bir kitapta
6. lâ yadıllu : gaflette olmaz, yanlış yapmaz
7. rabbî : Rabbim
8. ve lâ yensâ : ve unutmaz

٥٣

اَلَّذى جَعَلَ لَكُمُ الْاَرْضَ مَهْدًا وَسَلَكَ لَكُمْ فيهَا سُبُلًا وَاَنْزَلَ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً فَاَخْرَجْنَا بِه اَزْوَاجًا مِنْ نَبَاتٍ شَتّى

(53) ellezi ceale lekümül erda mehdev ve seleke leküm fiha sübülev ve enzele mines semai maa fe ahracna bihi ezvacem min nebatin şetta
o ki yeryüzünü sizin için beşik yapan yeryüzünde sizin için yollar açan ve semadan su indirendir sonra onunla çıkartır çiftler halinde muhtelif nebatlar

1. ellezî : ki o, odur
2. ceale : kıldı, yaptı
3. lekum : sizin için, size
4. el arda : yeryüzü
5. mehden : beşik, döşek
6. ve seleke : ve açtı
7. lekum : sizin için, size
8. fî-hâ : orada
9. subulen : yollar
10. ve enzele : ve indirdi
11. min es semâi : semadan
12. mâen : su
13. fe : böylece, bundan sonra
14. ahrec-nâ : çıkardık
15. bi-hi : onunla
16. ezvâcen : çiftler
17. min nebâtin : bitkiden, nebattan
18. şettâ : ayrı ayrı, farklı farklı

٥٤

كُلُوا وَارْعَوْا اَنْعَامَكُمْ اِنَّ فى ذلِكَ لَايَاتٍ لِاُولِى النُّهى

(54) külu ver’av en’ameküm inne fi zalike le ayatil li ülin nüha
yiyin ve hayvanlarınızı otlatın anlayan için bunda ibretler (vardır) doğruluğu kesin olan

1. kulû : yeyin
2. ver’av (ve er’av) : ve otlatın, güdün
3. en’âme-kum : sizin hayvanlarınız
4. inne : muhakkak
5. fî zâlike : bunda vardır
6. le âyâtin : elbette âyetler
7. li ulîn : sahipleri için
8. nuhâ : akıl

٥٥

مِنْهَا خَلَقْنَاكُمْ وَفيهَا نُعيدُكُمْ وَمِنْهاَ نُخْرِجُكُمْ تَارَةً اُخْرى

(55) minha halaknaküm ve fiha nüiydüküm ve minha nuhricüküm taraten uhra
biz sizi (topraktan) yarattık ve sizi oraya döndüreceğiz ve oradan çıkartacağız tekrar başka bir şekilde

1. min-hâ : ondan
2. halaknâ-kum : sizi yarattık
3. ve fîhâ : ve oraya
4. nuîdu-kum : sizi geri döndüreceğiz
5. ve min-hâ : ve ondan
6. nuhricu-kum : sizi çıkaracağız
7. târeten : kere, defa
8. uhrâ : diğer

٥٦

وَلَقَدْ اَرَيْنَاهُايَاتِنَا كُلَّهَا فَكَذَّبَ وَاَبى

(56) ve lekad eraynahü ayatina külleha fe kezzebe ve eba
gerçekten ona (firavun’a) gösterdik bütün mucizelerimizi yine de yalanladı ve (inanmamakta) direndi

1. ve lekad : ve andolsun
2. ereynâ-hu : ona gösterdik
3. âyâti-nâ : âyetlerimiz
4. kulle-hâ : onun hepsini
5. fe : böylece, buna rağmen
6. kezzebe : yalanladı
7. ve ebâ : ve diretti

٥٧

قَالَ اَجِءْتَنَا لِتُخْرِجَنَا مِنْ اَرْضِنَا بِسِحْرِكَ يَا مُوسى

(57) kale e ci’tena li tuhricena min erdina bi sihrike ya musa
çıkarmak için mi geldin dedi ya Musa, sen bizi (bu) sihirle yerimizden

1. kâle : dedi
2. e ci’te-nâ : bize mi geldin
3. li tuhrice-nâ : bizi çıkarman (çıkarmak) için
4. min ardı-nâ : ülkemizden, yurdumuzdan
5. bi sihri-ke : sihrin ile
6. yâ mûsâ : ey Musa

٥٨

فَلَنَاْتِيَنَّكَ بِسِحْرٍ مِثْلِه فَاجْعَلْ بَيْنَنَا وَبَيْنَكَ مَوْعِدًا لَانُخْلِفُهُ نَحْنُ وَلَا اَنْتَ مَكَانًا سُوًى

(58) fe le ne’tiyenneke bi sihrim mislihi fec’al beynena ve belneke mev’idel la nuhlifühu nahnü ve la ente mekanen süva
artık bizde mutlaka senin sihrin gibi bir sihir getireceğiz şimdi belirle bizimle senin aranda bir yer ve zaman bizim ve sizin için uygun orta bir yer olsun

1. fe : artık, böylece, öyleyse
2. le ne’tiyenne-ke bi : mutlaka sana getireceğiz
3. sıhrin : bir sihir
4. misli-hî : onun gibi
5. fec’al (fe ic’al) : bundan sonra yap, tayin et
6. beyne-nâ ve beyne-ke : bizimle senin aranda (seninle bizim aramızda)
7. mev’ıden : buluşma zamanı
8. lâ nuhlifu-hu : onda ihtilâf etmeyelim
9. nahnu : biz
10. ve lâ ente : ve sen yapma
11. mekânen : mekân, yer
12. suven : şartların eşit olduğu bir yer, uygun bir yer

٥٩

قَالَ مَوْعِدُكُمْ يَوْمُ الزّينَةِ وَاَنْ يُحْشَرَ النَّاسُ ضُحًى

(59) kale mev’idüküm yevmüz zineti ve ey yuhşeran nasü duha
(Musa) dedi sizinle buluşma zamanı ziynet günü (olsun) ve insanların toplanacağı kuşluk zamanı

1. kâle : dedi
2. mev’ıdu-kum : sizin buluşma zamanınız
3. yevmu ez zîneti : ziynet (bayram) günü
4. ve en yuhşere : ve toplanması
5. en nâsu : insanlar
6. duhan : duhan, kuşluk vakti

٦٠

فَتَوَلّى فِرْعَوْنُ فَجَمَعَ كَيْدَهُ ثُمَّ اَتى

(60) fe tevella fir’avnü fe cemea keydehu sümme eta
bunun üzerine firavun dönüp gitti hemen yapacağı hileyi topladı sonra geldi

1. fe : böylece, öyleyse
2. tevellâ : yüz çevirdi, dönüp gitti, vazgeçti
3. fir’avnu : firavun
4. fe : artık, böylece
5. cemea : biraraya getirdi, topladı
6. keyde-hu : hilesini
7. summe : sonra
8. etâ : geldi

٦١

قَالَ لَهُمْ مُوسى وَيْلَكُمْ لَا تَفْتَرُوا عَلَى اللّهِ كَذِبًا فَيُسْحِتَكُمْ بِعَذَابٍ وَقَدْ خَابَ مَنِ افْتَرى

(61) kale lehüm musa veyleküm la tefteru alellahi keziben fe yüshiteküm bi azab ve kad habe meniftera
Musa onlara dedi ki yazıklar olsun size iftira etmeyin Allah’a yalan yere sonra o bir azap ile sizin kökünüzü kazır elbette iftira eden kimse ziyana uğrar

1. kâle : dedi
2. lehum : onlara, onlar için
3. mûsâ : Musa
4. veyle-kum : size yazıklar olsun
5. lâ tefterû : iftira etmeyin
6. alallâhi (alâ allâhi) : Allah’a
7. keziben : yalan olarak, yalanla
8. fe : o zaman, yoksa, bu sebeple
9. yushıte-kum : sizi yok eder
10. bi azâbin : azap ile
11. ve kad : ve oldu, olmuştur
12. hâbe : heba oldu, hüsrana uğradı
13. men ifterâ : iftira eden

٦٢

فَتَنَازَعُوا اَمْرَهُمْ بَيْنَهُمْ وَاَسَرُّوا النَّجْوى

(62) fe tenazeu emrahüm beynehüm ve eserrun necva
(sihirbazlar) tartıştılar aralarında işlerini ve gizlice fısıldaştılar

1. fe : böylece, artık
2. tenâzeû : tartıştılar, istişare yaptılar, görüştüler
3. emre-hum : işlerini
4. beyne-hum : aralarında
5. ve eserrû : ve gizlediler, sır olarak sakladılar
6. en necvâ : fısıltı, gizli konuşma

٦٣

قَالُوا اِنْ هذَانِ لَسَاحِرَانِ يُريدَانِ اَنْ يُخْرِجَاكُمْ مِنْ اَرْضِكُمْ بِسِحْرِهِمَا وَيَذْهَبَا بِطَريقَتِكُمُ الْمُثْلى

(63) kalu in hazani le sahirani yüridani ey yuhricaküm min erdiküm bi sihrihima ve yezheba bi tarikatikümül müsla
(sihirbazlar) dediler eğer bu ikisi sihirbazsa ikisi de sizi yerinizden çıkarmak istiyor ve ikisi de sihirleri ile yok etmek (istiyorlar) üstün olan yolunuzu

1. kâlû : dediler
2. in hâzâni : bu ikisi (… ise)
3. le sâhirâni : elbette iki sihirbaz
4. yurîdâni : ikisi istiyor
5. en yuhricâ-kum : sizi çıkarmak
6. min ardı-kum : yurdunuzdan
7. bi sihri-himâ : sihirleri ile (ikisinin sihri)
8. ve yezhebâ bi : ve gideriyor, yok ediyor
9. tarîkati-kum : sizin tarikatınız (dîniniz)
10. el muslâ : üstün olan, en alâ olan

٦٤

فَاَجْمِعُوا كَيْدَكُمْ ثُمَّ اءْتُوا صَفًّا وَقَدْ اَفْلَحَ الْيَوْمَ مَنِ اسْتَعْلى

(64) fe ecmiu keydeküm sümme’tu saffa ve kad eflehal yevme menista’la
hemen hilelerinizi toplayın sonra saf haline gelin kesinlikle felah bulur bugün üstün gelen

1. fe : böylece, artık
2. ecmiû : toplayın
3. keyde-kum : hilelerinizi
4. summe a’tû : sonra gelin
5. saffen : saf saf, sırayla
6. ve kad : ve olmuştur
7. efleha : felâha, zafere ulaştı
8. el yevme : o gün
9. men ista’lâ : üstünlük sağlayan (alâ olan)

Sayfa:315

٦٥

قَالُوا يَا مُوسى اِمَّا اَنْ تُلْقِىَ وَاِمَّا اَنْ نَكُونَ اَوَّلَ مَنْ اَلْقى

(65) kalu ya musa imma en tülkiye ve imma en nekune evvele men elka
(sihirbazlar) dediler ki ya Musa ya sen at ya ilk atan biz olalım

1. kâlû : dediler
2. yâ mûsâ : ey Musa
3. immâ (ve immâ) : öyle mi veya böyle mi olsun
4. en tulkıye : senin atman
5. (immâ) ve immâ : öyle mi veya böyle mi olsun
6. en nekûne : bizim olmamız
7. evvele : ilk, birinci
8. men elkâ : atan kimse

٦٦

قَالَ بَلْ اَلْقُوا فَاِذَا حِبَالُهُمْ وَعِصِيُّهُمْ يُخَيَّلُ اِلَيْهِ مِنْ سِحْرِهِمْ اَنَّهَا تَسْعى

(66) kale bel elku fe iza hibalühüm ve ısıyyühüm yühayyelü ileyhi min sihrihim enneha tes’a
(musa) tamam siz atın dedi birde baktı ki onlar iplerini asalarını (atınca) sihirlerinden, gerçekten onların kendisine doğru koştuğu hayali görülmekte

1. kâle : dedi
2. bel : hayır
3. elkû : atın, bırakın
4. fe : öyleyse, artık
5. izâ : olduğu zaman
6. hıbâlu-hum : onların ipleri
7. ve ısıyyu-hum : ve onların asaları
8. yuhayyelu : öyle görünüyor (hayal olarak görünüyor)
9. ileyhi : ona
10. min sıhri-him : onların sihirlerinden (dolayı)
11. enne-hâ : onun olduğu
12. tes’â : koşuyor, hızla hareket ediyor

٦٧

فَاَوْجَسَ فى نَفْسِه خيفَةً مُوسى

(67) fe evcese fi nefsihi hiyfetem musa
nefsinde duydu Musa gizliden korku ve endişe

1. fe : öyleyse, artık, bu yüzden
2. evcese : hissetti
3. fî nefsi-hi : nefsinde, kendinde
4. hîfeten : bir korku
5. mûsâ : Musa

٦٨

قُلْنَا لَا تَخَفْ اِنَّكَ اَنْتَ الْاَعْلى

(68) kulna la tehaf inneke entel a’la
dedik korkma mutlaka sen üstün geleceksin

1. kulnâ : söyledik, dedik
2. lâ tehaf : korkma
3. inne-ke : muhakkak ki sen
4. ente : sen
5. el a’lâ : üstün olan

٦٩

وَاَلْقِ مَا فى يَمينِكَ تَلْقَفْ مَا صَنَعُوا اِنَّمَا صَنَعُوا كَيْدُ سَاحِرٍ وَلَا يُفْلِحُ السَّاحِرُ حَيْثُ اَتى

(69) ve elkı ma fi yeminike telkaf ma saneu innema saneu keydü sahir ve la yüflihus sahirü haysü eta
sağ elindekini bırakıver onların yaptıklarını yutar lakin onların yaptıkları sihirbaz hilesidir onlar felah bulamaz nerede olursa olsun

1. ve elkı : ve at, bırak
2. mâ fî yemîni-ke : sağ elindeki şeyi
3. telkaf : yutar, yutacak
4. mâ sanaû : onların yaptıkları şeyler
5. innemâ : sadece
6. sanaû : onların yaptığı
7. keydu : hiledir
8. sâhırin : sihirbaz
9. ve lâ yufli-hu : ve felâha eremez, kurtuluşa eremez, iflâh olmaz
10. es sâhiru : sihirbaz, sihir yapan
11. haysu : nerede, nereden
12. etâ : geldi

٧٠

فَاُلْقِىَ السَّحَرَةُ سُجَّدًا قَالُوا امَنَّا بِرَبِّ هرُونَ وَمُوسى

(70) fe ülkıyes seharatü sücceden kalu amenna bi rabbi harune ve musa
sihirbazlar hemen secdeye kapandı biz iman ettik dediler Harun’un ve Musa’nın Rabbine

1. fe : böylece, bunun üzerine
2. ulkıye : atıldılar, yere kapandılar
3. es seharatu : sihirbazlar
4. succeden : secde ederek
5. kâlû : dediler
6. âmennâ : biz îmân ettik
7. bi rabbi : Rabbine
8. hârûne : Harun
9. ve mûsâ : ve Musa

٧١

قَالَ امَنْتُمْ لَهُ قَبْلَ اَنْ اذَنَ لَكُمْ اِنَّهُ لَكَبيرُكُمُ الَّذى عَلَّمَكُمُ السِّحْرَ فَلَاُقَطِّعَنَّ اَيْدِيَكُمْ وَاَرْجُلَكُمْ مِنْ خِلَافٍ وَلَاُصَلِّبَنَّكُمْ فى جُذُوعِ النَّخْلِ وَلَتَعْلَمُنَّ اَيُّنَا اَشَدُّ عَذَابًا وَاَبْقى

(71) kale amentüm lehu kable en azene leküm innehu le kebirukümül lezi allemekümüs sihr fe le ükattianne eydiyeküm ve ercüleküm min hilafiv ve le üsallibenneküm fi cüzuin nahli ve le ta’lemünne eyyüna eşeddü azabev ve ebka
(firavun) iman mı ettiniz dedi ben size izin vermeden önce o muhakkak sizin büyüğünüz sizlere sihri o öğretmiş o halde mutlaka keseceğiz sizlerin ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama sizi mutlaka asacağım hurma direklerine ilerde bileceksiniz hangimizin azabı daha şedit ve baki olduğunu

1. kâle : dedi
2. âmentum : inandınız mı, îmân mı ettiniz
3. lehu : ona
4. kable : önce
5. en âzene : (benim) izin vermem
6. lekum : size
7. inne-hu : muhakkak o
8. le : elbette, mutlaka
9. kebîru-kum : sizin büyüğünüz
10. ellezî : ki o
11. alleme-kum : size öğretti
12. es sihra : sihir, büyü
13. fe : artık, öyleyse
14. le ukattıanne : mutlaka keseceğim
15. eydiye-kum : sizin ellerinizi
16. ve ercule-kum : ve sizin ayaklarınızı
17. min hilâfin : çapraz olarak
18. ve le usallibenne-kum : ve mutlaka sizi asacağım
19. : içinde, de
20. cuzûı en nahli : hurma ağacının gövdesi
21. ve le ta’lemunne : ve mutlaka öğreneceksiniz
22. eyyu-nâ : hangimiz
23. eşeddu : daha şiddetli, daha kuvvetli
24. azâben : azap
25. ve ebkâ : ve daha uzun süreli, daha kalıcı olan, bâki olan

٧٢

قَالُوا لَنْ نُؤْثِرَكَ عَلى مَا جَاءَنَا مِنَ الْبَيِّنَاتِ وَالَّذى فَطَرَنَا فَاقْضِ مَا اَنْتَ قَاضٍ اِنَّمَا تَقْضى هذِهِ الْحَيوةَ الدُّنْيَا

(72) kalu len nü’sirake ala ma caena minel beyyinati vellezi feterana fakdi ma ente kad innema takdiy hazihil hayated dünya
dediler ki biz asla seni tercih etmeyiz bize gelen mucizelerden sonra o ki bizi yarattı artık sen neye hükmediyorsan hükmet sen sadece hükmedersin bu dünya hayatında

1. kâlû : dediler
2. len nu’sire-ke : asla seni tercih etmeyiz, üstün tutmayız
3. alâ mâ câe-nâ : bize gelenlere karşı
4. min el beyyinâti : beyyinelerden, mucizelerden
5. vellezî (ve ellezî) : ve o
6. fatara-nâ : bizi yarattı
7. fakdi (fe ikdi) : artık yap
8. : şey
9. ente : sen
10. kâdın : yapan kişi
11. innemâ : ancak, sadece
12. takdî : sen yaparsın
13. hâzihi : bu
14. el hayâte ed dunyâ : dünya hayatı

٧٣

اِنَّا امَنَّا بِرَبِّنَا لِيَغْفِرَ لَنَا خَطَايَانَا وَمَا اَكْرَهْتَنَا عَلَيْهِ مِنَ السِّحْرِ وَاللّهُ خَيْرٌ وَاَبْقى

(73) inna amenna bi rabbina li yağfira lena hatayana ve ma ekrahtena aleyhi mines sihr vallahü hayruv ve ebka
şüphesiz biz Rabbimize iman ettik bizim hatalarımızı bağışlaması için ve sen zorladın, bizi musa’ya karşı sihir yapmaya Allah’ın (katındakiler) daha hayırlı ve bakidir

1. innâ- inne nâ : muhakkak ki biz
2. âmennâ : (biz) îmân ettik
3. bi rabbi-nâ : Rabbimize
4. li yagfire : mağfiret etmesi
5. lenâ : bizi
6. hatâyâ-nâ : bizim hatalarımız
7. ve mâ ekrehte-nâ : ve bize yaptırdığın kerih (çirkin) şeyler
8. aleyhi : ona, ona karşı
9. min es sihri : sihirden
10. vallâhu (ve allâhu) : ve Allah
11. hayrun : daha hayırlı
12. ve ebkâ : ve daha uzun süreli, daha kalıcı olan, bâki olan

٧٤

اِنَّهُ مَنْ يَاْتِ رَبَّهُ مُجْرِمًا فَاِنَّ لَهُ جَهَنَّمَ لَايَمُوتُ فيهَا وَلَا يَحْيى

(74) innehu mey ye’ti rabbehu mücrimen fe inne lehu cehennem la yemutü fiha ve la yahya
şüphe yok ki kim Rabbine suçlu olarak gelirse muhakkak onun yeri cehennemdir orada ne ölür ne de dirilir

1. inne-hu : muhakkak o
2. men ye’ti : kim gelirse
3. rabbe-hu : onun Rabbi
4. mucrimen : suçlu olarak
5. fe : öyleyse, artık, bundan sonra
6. inne : muhakkak
7. lehu : onun için, onun
8. cehenneme : cehennem
9. lâ yemûtu : ölmez
10. fî-hâ : orada
11. ve lâ yahyâ : ve canlanmaz, yaşamaz, hayy olmaz (olamaz)

٧٥

وَمَنْ يَاْتِه مُؤْمِنًا قَدْ عَمِلَ الصَّالِحَاتِ فَاُولءِكَ لَهُمُ الدَّرَجَاتُ الْعُلى

(75) ve mey ye’tihi mü’minen kad amiles salihati fe ülaike lehümüd deracatül ula
ona mü’min olarak kim gelirse ve salih amel işleyerek işte onlara en yüksek dereceler (vardır)

1. ve men : ve kim
2. ye’ti-hî : ona gelir
3. mu’minen : mü’min olarak
4. kad : olmuştu
5. amile es sâlihâti : salih ameller (nefs tezkiyesi)
6. fe : böylece, artık
7. ulâike : işte onlar
8. lehum : onlar için vardır
9. ed derecâtu : dereceler
10. el ulâ : yüksek

٧٦

جَنَّاتُ عَدْنٍ تَجْرى مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِدينَ فيهَا وَذلِكَ جَزؤُا مَنْ تَزَكّى

(76) cennatü adnin tecri min tahtihel enharu halidine fiha ve zalike cezaü men tezekka
adn cennetlerinin, altından nehirler akar orada ebedi olarak kalacaklardır işte temizlenenlerin mükafatı budur

1. cennâtu : cennetler
2. adnin : adn
3. tecrî : akar
4. min tahti-hâ : onun altından
5. el enhâru : nehirler
6. hâlidîne : ebedî kalıcı olanlar (kalacaklar)
7. fî-hâ : orada
8. ve zâlike : ve işte bu
9. cezâu : karşılık (ceza veya mükâfat)
10. men tezekkâ : nefs tezkiyesi yapan kimse

Sayfa:316

٧٧

وَلَقَدْ اَوْحَيْنَا اِلى مُوسى اَنْ اَسْرِ بِعِبَادى فَاضْرِبْ لَهُمْ طَريقًا فِى الْبَحْرِ يَبَسًا لَاتَخَافُ دَرَكًا وَلَا تَخْشى

(77) ve lekad evhayna ila musa en esri bi ibadi fadrib lehüm tarikan fil bahri yebesa la tehafü derakev ve la tahşa
yemin olsun biz Musa’ya vahy ettik kullarımla gece yürü (asanla) vur onlara denizde kuru bir yol (aç) yetişilmekten korkulmasın ve endişe duymasın (diye)

1. ve lekad : ve andolsun
2. evhaynâ : vahyettik
3. ilâ mûsâ : Musa’ya
4. en esri : yürümek, yürümesi
5. bi ibâdî : kullarım ile
6. fadrib (fe ıdrib) : sonra vur
7. lehum : onlar için, onlara
8. tarîkan : tarîk, bir yol
9. fî el bahri : denizde
10. yebesen : kuru
11. lâ tehâfu : korkma
12. dereken : arkadan yetişerek
13. ve lâ tahşâ : ve endişelenme

٧٨

فَاَتْبَعَهُمْ فِرْعَوْنُ بِجُنُودِه فَغَشِيَهُمْ مِنَ الْيَمِّ مَا غَشِيَهُمْ

(78) fe etbeahüm fir’avnü bi cünudihi fe ğaşiyehüm minel yemmi ma ğaşiyehüm
velakin onları izledi firavun ordusuyla derya da onları nasıl kapladıysa (öyle) kapladı

1. fe : öyleyse, böylece
2. etbea-hum : onlara tâbî oldu, onları takip etti
3. fir’avnu : firavun
4. bi cunûdi-hi : ordusuyla
5. fe : böylece
6. gaşiye-hum : onları kapladı
7. min el yemmi : denizden, deniz
8. mâ gaşiye-hum : onları (nasıl) kapladı, (öyle bir) kapladı ki

٧٩

وَاَضَلَّ فِرْعَوْنُ قَوْمَهُ وَمَا هَدى

(79) ve edalle fir’avnü kavmehu ve ma heda
ve firavun kavmini sapkınlığa sürükledi hidayete erdiremedi

1. ve edalle : ve dalâlette bıraktı
2. fir’avnu : firavun
3. kavme-hu : kendi kavmini
4. ve mâ hedâ : ve hidayete mani oldu, hidayetten men etti

٨٠

يَا بَنى اِسْرَاءلَ قَدْ اَنْجَيْنَاكُمْ مِنْ عَدُوِّكُمْ وَوعَدْنَاكُمْ جَانِبَ الطُّورِ الْاَيْمَنَ وَنَزَّلْنَا عَلَيْكُمُ الْمَنَّ وَالسَّلْوى

(80) ya beni israile kad enceynaküm min adüvviküm ve vaadnaküm canibet turil eymene ve nezzelna aleykümül menne ves selva
ey israil oğulları sizi gerçekten kurtardık düşmanlarınızdan sizden vaad aldık tur’un sağ tarafında ve üzerinize indirdik kudret helvası ve bıldırcın

1. yâ benî isrâîle : ey İsrailoğulları
2. kad : olmuştu
3. enceynâ-kum : sizi kurtardık
4. min aduvvi-kum : düşmanlarınızdan
5. ve vâadnâ-kum : ve sizinle vaadleştik
6. cânibe : yan tarafında
7. et tûri : Tur
8. el eymene : sağ taraf
9. ve nezzelnâ : ve biz indirdik
10. aleykum : üzerinize, size
11. el menne : kudret helvası
12. ve es selvâ : ve bıldırcın

٨١

كُلُوا مِنْ طَيِّبَاتِ مَا رَزَقْنَاكُمْ وَلَا تَطْغَوْا فيهِ فَيَحِلَّ عَلَيْكُمْ غَضَبى وَمَنْ يَحْلِلْ عَلَيْهِ غَضَبى فَقَدْ هَوى

(81) külu min tayyibati ma razaknaküm ve la tatğav fihi fe yehılle aleyküm ğadabi ve mey yahlil aleyhi ğadabi fe kad heva
temizlerinden yeyiniz size rızık olarak verdiklerimin rızık konusunda taşkınlık yapmayın üzerinize benim gazabım iner kiminde üzerine gazabım inerse o muhakkak uçuruma düştü demektir

1. kulû : yeyin
2. min tayyibâti : temiz ve helâl olanlardan
3. mâ rezaknâ-kum : sizi rızıklandırdığımız şeyler
4. ve lâ tatgav : ve azgınlık (nankörlük) yapmayın
5. fî-hi : onda, bu konuda
6. fe : artık, bundan sonra, aksi halde
7. yahılle : iner
8. aleykum : sizin üzerinize
9. gadabî : benim gazabım
10. ve men yahlil : ve kime inerse
11. aleyhi : üzerine, ona
12. gadabî : benim gazabım
13. fe : artık, bundan sonra
14. kad : olmuştur
15. hevâ : heva oldu (dalâlete düştü)

٨٢

وَاِنّى لَغَفَّارٌ لِمَنْ تَابَ وَامَنَ وَعَمِلَ صَالِحًا ثُمَّ اهْتَدى

(82) ve inni le ğaffarul limen tabe ve amene ve amile salihan sümmehteda
şüphesiz ben çok bağışlayanım tövbe eden ve salih amel işleyenler hidayete erdirildi

1. ve in-nî : ve muhakkak ki ben
2. le gaffârun : elbette, mutlaka gafur olan, mağfiret eden (günahları
3. li men : kimse için
4. tâbe : tövbe etti (mürşidin önünde)
5. ve âmene : ve âmenû oldu (ölmeden evvel Allah’a ulaşmayı diledi) ve kalbine îmân yazılıp mü’min oldu
6. ve amile sâlihan : ve salih ameller (nefsi ıslâh edici ameller) yaptı
7. summe : sonra
8. ihtedâ : hidayete erdirildi

٨٣

وَمَا اَعْجَلَكَ عَنْ قَوْمِكَ يَا مُوسى

(83) ve ma a’celeke an kavmike ya musa
acele ettiren nedir? ya Musa! seni kavmine karşı

1. ve mâ a’cele-ke : ve sana acele ettiren nedir
2. an kavmi-ke : seni kavminden
3. yâ mûsâ : ey Musa

٨٤

قَالَ هُمْ اُولَاءِ عَلى اَثَرى وَعَجِلْتُ اِلَيْكَ رَبِّ لِتَرْضى

(84) kale hüm ülai ala eseri ve aciltü ileyke rabbi li terda
(Musa) dedi işte onlar benim izim üzerindedirler ve ben de acele ettim ki Rabbim sen razı olasın diye

1. kâle : dedi
2. hum : onlar
3. ulâi : onlar
4. alâ eserî : benim izim üzerinde
5. ve aciltu : ve acele ettim
6. ileyke : sana
7. rabbi : Rabbim
8. li terdâ : senin rızan için, senin razı olman (için)

٨٥

قَالَ فَاِنَّا قَدْ فَتَنَّا قَوْمَكَ مِنْ بَعْدِكَ وَاَضَلَّهُمُ السَّامِرِىُّ

(85) kale fe inna kad fetenna kavmeke mim ba’dike ve edallehümüs samiriyy
buyurdu şüphesiz biz imtihan ettik senin ardından halkını ve samiri onları saptırdı

1. kâle : dedi
2. fe : böylece, artık
3. in-nâ : muhakkak biz
4. kad : olmuştu
5. fetennâ : imtihan ettik
6. kavme-ke : senin kavmin
7. min ba’di-ke : senden sonra
8. ve edalle-hum : ve onları dalâlete düşürdü
9. es sâmiriyyu : Samiri

٨٦

فَرَجَعَ مُوسى اِلى قَوْمِه غَضْبَانَ اَسِفًا قَالَ يَا قَوْمِ اَلَمْ يَعِدْكُمْ رَبُّكُمْ وَعْدًا حَسَنًا اَفَطَالَ عَلَيْكُمُ الْعَهْدُ اَمْ اَرَدْتُمْ اَنْ يَحِلَّ عَلَيْكُمْ غَضَبٌ مِنْ رَبِّكُمْ فَاَخْلَفْتُمْ مَوْعِدى

(86) fe racea musa ila kavmihi ğadbane esifa kale ya kavmi elem yeidküm rabbüküm va’den hasena e fe tale aleykümül ahdü em eradtüm ey yehılle aleyküm ğadabüm mir rabbiküm fe ahleftüm mev’idi
sonra Musa döndü öfkeli (ve) üzüntülü olarak kavmine dedi ki ey kavmim size Rabbiniz güzel bir vaatte bulunmamış mıydı üzerine ahdinizin zamanı mı uzadı? yoksa inmesini mi istiyorsunuz? üzerinize Rabbinizden bir gazabın bana verdiğiniz ahdinizden caydınız mı?

1. fe : o zaman, böylece
2. recea : geri döndü
3. mûsâ : Musa
4. ilâ kavmi-hi : kendi kavmine
5. gadbâne : öfkeli olarak, öfkeyle
6. esifen : üzüntülü olarak, üzülerek
7. kâle : dedi
8. yâ kavmi : ey kavmim
9. e lem : olmadı mı
10. yaıd-kum : size vaadetti
11. rabbu-kum : sizin Rabbiniz
12. va’den : vaad
13. hasenen : güzel
14. e fe tâle : buna rağmen (süre) uzun mu
15. aleykum : size
16. el ahdu : ahd
17. em eredtum : yoksa siz istediniz mi
18. en yahılle : inmesi
19. aleykum : sizin üzerinize, size
20. gadabun : gazap
21. min rabbi-kum : Rabbinizden
22. fe : artık, bu sebeple
23. ahleftum : yerine getirmediniz, döndünüz, ihtilâfa düştünüz
24. mev’ıdî : bana verilen vaad, benim vaadim

٨٧

قَالُوا مَا اَخْلَفْنَا مَوْعِدَكَ بِمَلْكِنَا وَلكِنَّا حُمِّلْنَا اَوْزَارًا مِنْ زينَةِ الْقَوْمِ فَقَذَفْنَاهَا فَكَذلِكَ اَلْقَى السَّامِرِىُّ

(87) kalu ma ahlefna mev’ideke bi melkina velakinna hummilna evzaram min zinetil kavmi fe kazefnaha fe kezalike elkas samiriyy
dediler ki biz vazgeçmedik sana verdiğimiz ahdimizden kendiliğimizden lakin biz getirmiştik bir takım ziynet eşyalarını (mısır) kavminden hemen onları ateşe attık böylece samir’i de (kendinde) olanları attı

1. kâlû : dediler
2. mâ ahlefnâ : biz dönmedik, hilâf etmedik
3. mev’ıde-ke : sana vaadimizden
4. bi melki-nâ
(mülk)
: kendi isteğimizle (irademizle)
: (güç, kuvvet, idare)
5. ve lâkin-nâ : ve lâkin biz, ancak biz
6. hummil-nâ : bize yüklendi
7. evzâren : ağırlıklar
8. min zîneti : süs eşyalarından
9. el kavmi : kavim
10. fe : böylece, bu yüzden
11. kazefnâ-hâ : biz onu (onları) attık
12. fe : o zaman, sonra
13. kezâlike : işte böyle, böylece, bunun gibi
14. elkâ : attı
15. es sâmiriyyu : Samiri

Sayfa:317

٨٨

فَاَخْرَجَ لَهُمْ عِجْلًا جَسَدًا لَهُ خُوَارٌ فَقَالُوا هذَا اِلهُكُمْ وَاِلهُ مُوسى فَنَسِىَ

(88) fe ahrace lehüm iclen cesedel lehu huvarun fe kalu haza ilahüküm ve ilahü musa fe nesiy
sonra çıkardı onlara bir buzağı heykeli onun böğürmesi de (vardı) dediler ki artık sizin ilahınız budur ve Musa’nın unuttuğu ilahta (budur)

1. fe : böylece
2. ahrece : çıkardı
3. lehum : onlar için, onlara
4. ıclen : bir buzağı
5. ceseden : ceset, heykel
6. lehu : onun için, ona, o
7. huvârun : böğüren
8. fe : o zaman, böylece
9. kâlû : dediler
10. hâzâ : bu
11. ilâhu-kum : sizin ilâhınız
12. ve ilâhu : ve ilâh
13. mûsâ : Musa
14. fe : artık, fakat
15. nesiye : unuttu

٨٩

اَفَلَا يَرَوْنَ اَلَّا يَرْجِعُ اِلَيْهِمْ قَوْلًا وَلَا يَمْلِكُ لَهُمْ ضَرًّا وَلَا نَفْعًا

(89) e fe la yeravne ella yarciu ileyhim kavlev ve la yemlikü lehüm darrav ve la nef’a
görmüyorlar mı ki o kendilerine hiçbir sözle karşılık veremediğini malik olamıyordu onlara (ne) zarar ne de fayda vermeye

1. e fe lâ yerevne : hâlâ görmüyorlar mı
2. ellâ yerciu : geri dönmüyor, cevap vermiyor
3. ileyhim : onlara
4. kavlen : söz, söz olarak
5. ve lâ yemliku : ve gücü yetmez, malik değil
6. lehum : onların, onlara
7. darren : bir zarar, ziyan
8. ve lâ nef’an : ve faydası yoktur

٩٠

وَلَقَدْ قَالَ لَهُمْ هرُونُ مِنْ قَبْلُ يَا قَوْمِ اِنَّمَا فُتِنْتُمْ بِه وَاِنَّ رَبَّكُمُ الرَّحْمنُ فَاتَّبِعُونى وَاَطيعُوا اَمْرى

(90) ve le kad kale lehüm harunü min kablü ya kavmi innema fütintüm bih ve inne rabbekümür rahmanü fettebiuni ve etiy’u emri
yemin olsun ki Harun onlara daha önceden söyledi ey kavmim siz bununla ancak bir imtihan olundunuz şüphe yok ki Rabbiniz rahman’dır hemen bana tabi olun ve benim emrime itaat edin

1. ve lekad : ve andolsun
2. kâle : dedi
3. lehum : onlara
4. hârûnu : Harun
5. min kablu : daha önce
6. yâ kavmi : ey kavmim
7. innemâ : sadece, yalnız
8. futintum : imtihan olundunuz
9. bi-hi : onunla
10. ve inne : ve muhakkak
11. rabbe-kum : sizin Rabbiniz
12. er rahmânu : Rahmân
13. fettebiûnî (fe ittebiû-nî) : artık bana tâbî olun
14. ve etîû : ve itaat edin
15. emrî : emrime

٩١

قَالُوا لَنْ نَبْرَحَ عَلَيْهِ عَاكِفينَ حَتّى يَرْجِعَ اِلَيْنَا مُوسى

(91) kalu len nebraha aleyhi akifine hatta yarcia ileyna musa
dediler hayır! biz buna tapmaya devam edeceğiz hatta Musa bize dönünceye kadar

1. kâlû : dediler
2. len nebreha
(beriha)
: asla biz ayrılmayacağız, vazgeçmeyeceğiz
: (bırakıp gitti, ayrıldı)
3. aleyhi : ona
4. âkifîne
(akefe)
: kendini vakfeden, tüm vaktini veren, bağlanan
: (kendini vakfetti, tüm vaktini verdi, bağlandı)
5. hattâ : oluncaya kadar
6. yercia : döner, dönecek
7. ileynâ : bize
8. mûsâ : Musa

٩٢

قَالَ يَا هرُونُ مَا مَنَعَكَ اِذْ رَاَيْتَهُمْ ضَلُّوا

(92) kale ya harunü ma meneake iz raeytehüm dallu
(Musa) dedi ya Harun sana ne mani oldu bunların saptıklarını gördüğün zaman

1. kâle : dedi
2. yâ hârûnu : ey Harun
3. mâ menea-ke : seni ne men etti, sana mani olan nedir
4. iz reeyte-hum : onları gördüğün zaman
5. dallû : dalâlete düştüler

٩٣

اَلَّا تَتَّبِعَنِ اَفَعَصَيْتَ اَمْرى

(93) ella tettebian e fe asayte emri
bana tabi olmayıp emrime isyan mı ettin?

1. ellâ tettebia-ni : niçin bana tâbî olmadın
2. e fe asayte : yoksa asi mi oldun
3. emrî : emrime

٩٤

قَالَ يَبْنَؤُمَّ لَاتَاْخُذْ بِلِحْيَتى وَلَا بِرَاْسى اِنّى خَشيتُ اَنْ تَقُولَ فَرَّقْتَ بَيْنَ بَنى اِسْرَاءلَ وَلَمْ تَرْقُبْ قَوْلى

(94) kale yebneümme la te’huz bi lihyeti ve la bi ra’si inni haşitü en tekule ferrakte beyne beni israile ve lem terkub kavli
(harun) dedi ey anamın oğlu benim sakalımı ve başımı tutma kesinlikle ben korktum senin demenden israil oğulları arasında ayrılık çıkardın benim sözümü gözetmedin

1. kâle : dedi
2. yebneumme (ya ibne umme) : ey annemin oğlu
3. lâ te’huz : tutma
4. bi lıhyetî : sakalımı
5. ve lâ bi re’sî : ve başımı yapma
6. in-nî haşîtu : gerçekten ben korktum, endişe ettim
7. en tekûle : senin söylemen (demen)
8. ferrak-te : sen ayrılık çıkardın
9. beyne benî isrâîle : İsrailoğulları arasında
10. ve lem terkub : ve murakabe etmedin, gözetmedin
11. kavlî : benim sözüm

٩٥

قَالَ فَمَا خَطْبُكَ يَا سَامِرِىُّ

(95) kale fe ma hatbüke ya samiriyy
(Musa) dedi ya samiri senin derdin ne idi

1. kâle : dedi
2. fe : o zaman
3. mâ hatbu-ke : senin hitabın nedir, ne söyledin
4. yâ sâmiriyyu : ey Samiri

٩٦

قَالَ بَصُرْتُ بِمَا لَمْ يَبْصُرُوا بِه فَقَبَضْتُ قَبْضَةً مِنْ اَثَرِ الرَّسُولِ فَنَبَذْتُهَا وَكَذلِكَ سَوَّلَتْ لى نَفْسى

(96) kale besurtü bi ma lem yebsuru bihi fe kabadtü kabdatem min eserir rasuli fe nebeztüha ve kezalike sevvelet li nefsi
(samir’i) dedi ki ben onların görmediklerini gördüm hemen avuçladım resülün izinden bir avuç toprak sonra onu ateşe attım böylece nefsim beni (bu işe) sürükledi

1. kâle : dedi
2. basurtu : ben gördüm
3. bi mâ : şeyleri
4. lem yabsurû : göremediler
5. bi-hî : ona, onu
6. fe : o zaman, böylece
7. kabadtu : avuçladım, aldım
8. kabdaten : bir avuç
9. min eseri : izinden
10. er resûli : resûl, elçi
11. fe : sonra
12. nebeztu-hâ : onu attım
13. ve kezâlike : ve işte böyle, böylece
14. sevvelet : güzel gösterdi
15. lî nefsî : nefs için

٩٧

قَالَ فَاذْهَبْ فَاِنَّ لَكَ فِى الْحَيوةِ اَنْ تَقُولَ لَا مِسَاسَ وَاِنَّ لَكَ مَوْعِدًا لَنْ تُخْلَفَهُ وَانْظُرْ اِلى اِلهِكَ الَّذى ظَلْتَ عَلَيْهِ عَاكِفًا لَنُحَرِّقَنَّهُ ثُمَّ لَنَنْسِفَنَّهُ فِى الْيَمِّ نَسْفًا

(97) kale fezheb fe inne leke fil hayati en tekule la misase ve inne leke mev’idel len tuhlefeh venzur ila ilahikellezi zalte aleyhi akifa lenüharrikannehu sümme le nensifennehu fil yemmi nesfa
(Musa) (defol) git dedi kesinlikle sen hayat boyunca bana dokunmayın diyeceksin şüphesiz sana vazgeçilmesi asla mümkün olmayan bir azap zamanı (var) ilahına bir bak ve başında ibadet için beklediğin onu kesinlikle yakacağız sonra onun yanmış tozunu deryaya bırakacağız

1. kâle : dedi
2. fezheb (fe izheb) : artık git
3. fe : o zaman, artık
4. inne : muhakkak
5. leke : senin için, sana, sen
6. fî el hayâti : hayatta
7. en tekûle : senin söylemen, demen
8. lâ misâse : dokunmayın
9. ve inne : ve muhakkak
10. leke : senin için, sana
11. mev’ıden : vaadedilen
12. len tuhlefe-hu : asla hilâf olunmayacak
13. vanzur (ve unzur) : ve bak
14. ilâ ilâhi-ke : senin ilâhına
15. ellezî : ki o
16. zalte : sen ısrar ettin
17. aleyhi : ona
18. âkifen : kendini vakfeden, bağlı olan, düşkün (tutkun) olan
19. le nuharrikanne-hu
(nuharrike enne-hu)
: onu biz mutlaka, elbette yakacağız
20. summe : sonra
21. le nensifenne-hu
(nensife enne-hu)
: onu mutlaka, elbette savuracağız, toz haline getirip atacağız
22. fî el yemmi : denizde, denize
23. nesfen : toz haline getirerek, savurarak

٩٨

اِنَّمَا اِلهُكُمُ اللّهُ الَّذى لَا اِلهَ اِلَّا هُوَ وَسِعَ كُلَّ شَىْءٍ عِلْمًا

(98) innema ilahükümüllahül lezi la ilahe illa hu vesia külle şey’in ilma
sizin ilahınız ancak Allah’tır ondan başka ilah yoktur ilmi her şeyi kuşatmıştır

1. innemâ : sadece, yalnız
2. ilâhu-kum : sizin ilâhınız
3. allâhu ellezî : Allah ki o
4. lâ ilâhe : ilâh yoktur
5. illâ : den başka
6. huve : o
7. vesia : geniştir, içine alır, kaplamıştır
8. kulle şey’in : herşey
9. ilmen : ilim olarak

Sayfa:318

٩٩

كَذلِكَ نَقُصُّ عَلَيْكَ مِنْ اَنْبَاءِ مَا قَدْ سَبَقَ وَقَدْ اتَيْنَاكَ مِنْ لَدُنَّا ذِكْرًا

(99) kezalike nekussu aleyke min enbai ma kad sebak ve kad ateynake mil ledünna zikra
böylece sana anlatıyoruz geçmişin haberlerinden bir kısmını muhakkak sana verdik tarafımızdan hatırlatma

1. kezâlike : işte böylece
2. nakussu : anlatıyoruz
3. aleyke : sana
4. min enbâi : haberlerden, haberleri
5. : şey
6. kad : olmuştu
7. sebaka : geçti
8. ve kad : ve olmuştu
9. âteynâ-ke : sana verdik
10. min ledun-nâ : katımızdan
11. zikren : zikir

١٠٠

مَنْ اَعْرَضَ عَنْهُ فَاِنَّهُ يَحْمِلُ يَوْمَ الْقِيمَةِ وِزْرًا

(100) men a’rada anhü fe innehu yahmilü yevmel kıyameti vizra
kim ki ondan yüz çevirirse şüphesiz o kıyamet günü ağır bir vebal yüklenecektir

1. men : kim
2. a’rada : yüz çevirdi
3. an-hu : ondan
4. fe : o zaman, artık
5. inne-hu : muhakkak o
6. yahmilu : taşır, yüklenir
7. yevme el kıyâmeti : kıyâmet günü
8. vizren : (ağır) yük, günah

١٠١

خَالِدينَ فيهِ وَسَاءَ لَهُمْ يَوْمَ الْقِيمَةِ حِمْلًا

(101) halidine fih ve sae lehüm yevmel kıyameti himla
orada ebedi olarak kalacaklardır onlar için ne kötü kıyamet günü yüklendikleri şey.

1. hâlidîne : kalacak olanlardır
2. fî-hi : onda, içinde
3. ve sâe : ve ne kötü
4. lehum : onlar için
5. yevme el kıyâmeti : kıyâmet günü
6. hımlen : yük olarak, yüklenilen şey

١٠٢

يَوْمَ يُنْفَخُ فِى الصُّورِ وَنَحْشُرُ الْمُجْرِمينَ يَوْمَءِذٍ زُرْقًا

(102) yevme yünfehu fis suri ve nahşürul mücrimine yevmeizin zürka
o gün sur’a üfürülecek ve mücrimleri toplayacağız o gün gözleri morarmış olarak

1. yevme : o gün
2. yunfehu : üfürülür
3. fî es sûri : sur’a
4. ve nahşuru : ve haşredeceğiz, toplayacağız
5. el mucrimîne : mücrimler, günahkârlar
6. yevme izin : izin günü
7. zurkan : morarmış olarak

١٠٣

يَتَخَافَتُونَ بَيْنَهُمْ اِنْ لَبِثْتُمْ اِلَّا عَشْرًا

(103) yetehafetune beynehüm il lebistüm illa aşra
kendi aralarında gizli olarak konuşacaklar (orada) on (gün) kaldınız

1. yetehâfetûne : gizlice konuşacaklar
2. beyne-hum : kendi aralarında
3. in lebistum : siz kaldınız
4. illâ
(in ….. illâ)
: ancak, sadece
: (sadece)
5. aşren : on (gün)

١٠٤

نَحْنُ اَعْلَمُ بِمَا يَقُولُونَ اِذْ يَقُولُ اَمْثَلُهُمْ طَريقَةً اِنْ لَبِثْتُمْ اِلَّا يَوْمًا

(104) nahnü a’lemü bima yekulune iz yekulü emselühüm tarikaten illebistüm illa yevma
neler konuştuklarını en iyi biz biliriz o zaman derler ki onlara yol gösteren emsalleri siz ancak bir gün kaldınız

1. nahnu a’lemu : biz daha iyi biliriz, biliyoruz
2. bimâ : şeyi
3. yekûlûne : söylüyorlar
4. iz yekûlu : söylediği zaman
5. emselu-hum : onlara emsal olan (en iyi örnek olan, üstün olan)
6. tarîkaten : yol bakımından
7. in lebistum illâ : ancak kaldınız
8. yevmen : bir gün

١٠٥

وَيَسَْلُونَكَ عَنِ الْجِبَالِ فَقُلْ يَنْسِفُهَا رَبّى نَسْفًا

(105) ve yes’eluneke anil cibali fe kul yensifüha rabbi nesfa
sana dağlardan soruyorlar de ki Rabbim onları toz toprak yapıp savuracaktır

1. ve yes’elûne-ke : ve sana soruyorlar
2. an el cibâli : dağlar hakkında, dağ(lar)dan
3. fe kul : o zaman, de
4. yensifu-hâ : onu savurup atacak
5. rabbî : Rabbim
6. nesfen : savurarak

١٠٦

فَيَذَرُهَا قَاعًا صَفْصَفًا

(106) fe yezeruha kaan safsafa
o dağların bırakacak yerlerini tümseği olmayan düz ova şeklinde

1. fe : o zaman, böylece
2. yezeru-hâ : onu bırakacak
3. kâan : düz arazi
4. safsafen : boş, dümdüz

١٠٧

لَا تَرى فيهَا عِوَجًا وَلَا اَمْتًا

(107) la tera fiha ivecev ve la emta
orada görmeyeceksin bir eğrilik ve tepe

1. lâ terâ : göremezsin, görmezsin
2. fî-hâ : onda, orada
3. ivecen : eğrilik
4. ve lâ emten : yükseklik, alçaklık, iniş-çıkış

١٠٨

يَوْمَءِذٍ يَتَّبِعُونَ الدَّاعِىَ لَاعِوَجَ لَهُ وَخَشَعَتِ الْاَصْوَاتُ لِلرَّحْمنِ فَلَا تَسْمَعُ اِلَّا هَمْسًا

(108) yevmeiziy yettebiuned daiye la ivece leh ve haşeatil asvatü lir rahmani fe la tesmeu illa hemsa
o gün tabi olurlar eğri, yanlış iş yapmayan davetçiye sesleri konuşamaz olur rahman’ın (heybetinden) bir şey işitilmez fısıltıdan başka

1. yevme izin : o gün, izin günü
2. yettebiûne : tâbî olurlar
3. ed dâıye : çağıran, davet eden
4. lâ ivece : eğrilik, sapma yoktur
5. lehu : onun için, onda, onun
6. ve haşeati : ve kısılır
7. el asvâtu : sesler
8. li er rahmâni : Rahmân için, Rahmân’a karşı
9. fe : o zaman, artık
10. lâ tesmeu : işitemezsin, işitmezsin
11. illâ : ancak, den başka
12. hemsen : bir fısıltı (çok hafif ses)

١٠٩

يَوْمَءِذٍ لَا تَنْفَعُ الشَّفَاعَةُ اِلَّا مَنْ اَذِنَ لَهُ الرَّحْمنُ وَرَضِىَ لَهُ قَوْلًا

(109) yevmeizil la tenfeuş şefaatü illa men ezine lehür rahmanü ve radiye lehu kavla
o gün (kimsenin) şefaati fayda vermez ancak Rahman’ın izin verdiği kimse ve sözünden razı olduğu (hariç)

1. yevme izin : o gün, izin günü
2. lâ tenfau : fayda vermez
3. eş şefâatu : şefaat
4. illâ : ancak, den başka
5. men ezine : izin verdiği kimse
6. lehu : ona
7. er rahmânu : Rahmân (Allah)
8. ve radıye : ve razı oldu
9. lehu : o, ona, ondan
10. kavlen : söz

١١٠

يَعْلَمُ مَا بَيْنَ اَيْديهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَلَا يُحيطُونَ بِه عِلْمًا

(110) ya’lemü ma beyne eydihim ve ma halfehüm ve la yühiytune bihi ilma
(Allah) onların önlerindekini ve arkalarındakini bilir onlar kavrayamazlar o’nun ilmini

1. ya’lemu : o bilir
2. mâ beyne eydî-him : onların elleri arasındakini, onların önlerindekini
3. ve mâ halfe-hum : ve onların arkasındakileri
4. ve lâ yuhîtûne : ve ihata edemez
5. bihî : onu
6. ılmen : ilim olarak, ilimle

١١١

وَعَنَتِ الْوُجُوهُ لِلْحَىِّ الْقَيُّومِ وَقَدْ خَابَ مَنْ حَمَلَ ظُلْمًا

(111) ve anetil vücuhü lil hayyil kayyum ve kad habe men hamele zulma
ve bütün yüzler boyun eğmiştir hayy (ve) kayyüm olan (Allah’a) ve gerçekten hüsrana uğramıştır zulüm yüklenen kimse

1. ve aneti : ve boyun eğdi
2. el vucûhu : vechler, yüzler, kişiler
3. li el hayyi : hayy olana (diri, canlı olana)
4. el kayyûmi : zatı ile kaim olan, kayyum olan
5. ve kad : ve olmuştu
6. hâbe : heba oldu, yuvarlanıp (cehenneme) düştü
7. men hamele : yüklenen kimse
8. zulmen : zulüm

١١٢

وَمَنْ يَعْمَلْ مِنَ الصَّالِحَاتِ وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَلَا يَخَافُ ظُلْمًا وَلَا هَضْمًا

(112) ve mey ya’mel minessalihati ve hüve mü’minün fe la yehafü zulmev ve la hadma
her kim mü’min olarak salih amel işlerse artık o, zulüm olunmaktan korkmaz hakkının çiğnenmesinden de

1. ve men : ve kim
2. ya’mel : amel eder
3. min es sâlihâti : salih (nefsi ıslâh edici) amellerden
4. ve huve : ve o
5. mu’minun : mümin olan
6. fe : artık
7. lâ yehâfu : korkmasın
8. zulmen : zulüm, haksızlık edilmek
9. ve lâ : ve olmaz
10. hadmen : haksızlık yapılması, hakedilenin azaltılması, eksiltilmesi hadım edilmesi

١١٣

وَكَذلِكَ اَنْزَلْنَاهُ قُرْانًا عَرَبِيًّا وَصَرَّفْنَا فيهِ مِنَ الْوَعيدِ لَعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ اَوْ يُحْدِثُ لَهُمْ ذِكْرًا

(113) ve kezalike enzelnahü kur’anen arabiyyev ve sarrafna fihi minel veıdi leallehüm yettekune ev yuhdisü lehüm zikra
böylece indirdik Kur’an’ı arapça olarak içinde açıkladık tehditlerimizi (tekrar tekrar) olur ki onlar sakınırlar yahut onlar öğüt alırlar

1. ve kezâlike : ve böylece
2. enzelnâ-hu : biz onu indirdik
3. kur’ânen : Kur’ân
4. arabîyyen : Arapça olarak
5. ve sarraf-nâ : ve açıkladık
6. fî-hi : onda, onun içinde
7. min el vaîdi : vaadlerden,
8. lealle-hum : umulur ki, böylece onlar
9. yettekûne : takva sahibi olurlar
10. ev : veya
11. yuhdisu : meydana getirir, oluşur
12. lehum zikren : onlar için zikir, hatırlatma, öğüt, ibret

Sayfa:319

١١٤

فَتَعَالَى اللّهُ الْمَلِكُ الْحَقُّ وَلَا تَعْجَلْ بِالْقُرْانِ مِنْ قَبْلِ اَنْ يُقْضى اِلَيْكَ وَحْيُهُ وَقُلْ رَبِّ زِدْنى عِلْمًا

(114) fe teallellahül melikül hakk ve la ta’cel bil kur’ani min kabli ey yukda ileyke vahyühu ve kur rabbi zidni ilma
Allah yüce alemlerin hak olan tek Melikidir. Ve kur’an’ı (okurken) acele etme önce sana vahy tamamlanmadan de ki ey Rabbim benim ilmimi artır

1. fe : işte
2. teâlallâhu (teâlâ allâhu) : Allah yücedir
3. el meliku : hükümdar, düzenleyen ve idare eden, melik olan
4. el hakku : hak (olan)
5. ve lâ ta’cel : ve acele etme
6. bi el kur’âni : Kur’ân’a, Kur’ân için
7. min kabli : daha önce
8. en yukdâ : tamamlanması, kada edilmesi
9. ileyke : sana
10. vahyu-hu : onun vahyi
11. ve kul : ve de, söyle
12. rabbi : Rabbim
13. zid-nî : bana arttır
14. ılmen : ilim

١١٥

وَلَقَدْ عَهِدْنَا اِلى ادَمَ مِنْ قَبْلُ فَنَسِىَ وَلَمْ نَجِدْ لَهُ عَزْمًا

(115) ve lekad ahidna ila ademe min kablü fe nesiye ve lem necid lehu azma
yemin olsun, söz almıştık daha önce Adem’den de fakat (onu unuttu) ve onda (sözünü tutmasın da) azim bulamadık

1. ve lekad : ve andolsun
2. ahidnâ : biz ahd verdik
3. ilâ âdeme : Âdem’e
4. min kablu : daha önce
5. fe : fakat, ancak
6. nesîye : unuttu
7. ve lem necid : ve bulmadık
8. lehu : onu
9. azmen : azîmli

١١٦

وَاِذْ قُلْنَا لِلْمَلءِكَةِ اسْجُدُوا لِادَمَ فَسَجَدُوا اِلَّا اِبْليسَ اَبى

(116) ve iz kulna lil melaiketiscüdu li ademe fe secedu illa iblis eba
o zaman biz demiştik meleklere Adem’e secde edin hepsi hemen secde ettiler iblis hariç inat etti

1. ve iz kulnâ : ve demiştik
2. li el melâiketi : meleklere
3. uscudû : secde edin
4. li âdeme : Âdem’e
5. fe : o zaman, hemen
6. secedû : secde ettiler
7. illâ : hariç, den başka
8. iblîse : iblis
9. ebâ : direndi, yapmadı

١١٧

فَقُلْنَا يَا ادَمُ اِنَّ هذَا عَدُوٌّ لَكَ وَلِزَوْجِكَ فَلَا يُخْرِجَنَّكُمَا مِنَ الْجَنَّةِ فَتَشْقى

(117) fe kulna ya ademü inne haza adüvvül leke ve li zevcike fe la yuhricenneküma minel cenneti fe teşka
bunun üzerine ya Adem dedik kesin şu ki bu sana ve zevcene düşmandır sakın sizi çıkarmasın cennetten sonra pişman olursun

1. fe : artık, bunun üzerine
2. kulnâ : biz dedik
3. yâ âdemu : ey Âdem
4. inne : muhakkak
5. hâzâ : bu
6. aduvvun : düşmandır
7. leke : sana, senin için
8. ve li zevci-ke : ve zevcine, zevcin (eşin) için
9. fe : artık, sonra
10. lâ yuhricenne-kumâ : sakın sizin ikinizi çıkarmasın
11. min el cenneti : cennetten
12. fe : artık, o zaman
13. teşkâ : şâkî olursunuz

١١٨

اِنَّ لَكَ اَلَّا تَجُوعَ فيهَا وَلَا تَعْرى

(118) inne leke ella tecua fiha ve la ta’ra
çünkü orada senin acıkmaman ve çıplak kalmaman (var)

1. inne : muhakkak
2. leke : senin için
3. ellâ : olmaz, yoktur
4. tecûa
(cûa)
: senin acıkman
: (acıktı)
5. fî-hâ : orada
6. ve lâ ta’râ
(arida)
: ve sen çıplak kalmazsın
: (çıplak oldu)

١١٩

وَاَنَّكَ لَا تَظْمَؤُا فيهَا وَلَا تَضْحى

(119) ve enneke la tazmeü fiha ve la tadha
sen cennette susamazsın ve güneşten yanmazsın

1. ve enne-ke : ve muhakkak sen
2. lâ tazmeu
(zamiye)
: susamazsın
: (susadı)
3. fî-hâ : orada
4. ve lâ tadhâ
(dahiye)
: ve (sıcaktan) yanmazsın
: (sıcakladı, yandı)

١٢٠

فَوَسْوَسَ اِلَيْهِ الشَّيْطَانُ قَالَ يَا ادَمُ هَلْ اَدُلُّكَ عَلى شَجَرَةِ الْخُلْدِ وَمُلْكٍ لَايَبْلى

(120) fe vesvese ileyhiş şeytanü kale ya ademü hel edüllüke ala şeceratil huldi ve mülkil la yebla
derken şeytan onlara vesvese verdi dedi ki ya Adem sana ebedilik ağacını (göstereyim mi?) yok olmayan birsaltanatı.

1. fe : artık, öyleyse
2. vesvese : vesvese verdi
3. ileyhi : ona
4. eş şeytânu : şeytan
5. kâle : dedi
6. yâ âdemu : ey Âdem
7. hel edullu-ke alâ : sana delâlet (önderlik) edeyim mi
8. şecereti : ağaç
9. el huldi : ebedî olan, sonsuz olan
10. ve mulkin : ve bir saltanat
11. lâ yeblâ : sona ermeyecek

١٢١

فَاَكَلَا مِنْهَا فَبَدَتْ لَهُمَا سَوْاتُهُمَا وَطَفِقَا يَخْصِفَانِ عَلَيْهِمَا مِنْ وَرَقِ الْجَنَّةِ وَعَصى ادَمُ رَبَّهُ فَغَوى

(121) fe ekela minha fe bedet lehüma sev’atühüma ve tafika yahsıfani aleyhima miv verakil cenneti ve asa ademü rabbehu fe ğava
bunun üzerine ikisi de ondan yedi hemen ikisinin açılıverdi avret yerleri yapıştırmaya başladılar ikisi üzerlerine cennet yapraklarından ve Adem Rabbine asi oldu şaşırıp kaldı

1. fe : artık, böylece, bunun üzerine
2. ekelâ : ikisi yedi
3. min-hâ : ondan
4. fe : böylece, artık, o zaman
5. bedet : ortaya çıktı, açıldı
6. lehumâ : ikisinin
7. sev’âtu-humâ : ikisinin avret yerleri, ayıp yerleri
8. ve tafıkâ : ve ikisi başladı
9. yahsıfâni : ikisi örtüyor
10. aleyhimâ : kendi üzerlerini
11. min varakı : yapraklardan
12. el cenneti : cennet
13. ve asâ : ve isyan etti, asi oldu
14. ademu : Âdem
15. rabbe-hu : onun (kendi) Rabbi
16. fe : artık, böylece
17. gavâ : azdı

١٢٢

ثُمَّ اجْتَبيهُ رَبُّهُ فَتَابَ عَلَيْهِ وَهَدى

(122) sümmectebahü rabbühu fe tabe aleyhi ve heda
sonra Rabbi onu seçti onun tövbesini kabul buyurdu ve hidayete erdirdi

1. summe : sonra
2. ictebâ-hu : onu seçti
3. rabbu-hu : onun Rabbi
4. fe : artık, böylece, bundan sonra
5. tâbe aleyhi : onun tövbesini kabul etti
6. ve hedâ : ve hidayete erdirdi

١٢٣

قَالَ اهْبِطَا مِنْهَا جَميعًا بَعْضُكُمْ لِبَعْضٍ عَدُوٌّ فَاِمَّا يَاْتِيَنَّكُمْ مِنّى هُدًى فَمَنِ اتَّبَعَ هُدَاىَ فَلَا يَضِلُّ وَلَا يَشْقى

(123) kale hbita minha cemiam ba’duküm li ba’din adüvvün fe imma ye’tiyenne küm minni hüden fe menittebea hüdaye fe la yedillü ve la yeşka
oradan inin buyurdu hep birlikte düşman olarak şayet gelir de benden size bir hidayetçi her kim hidayetçime uyarsa artık o sapmaz ve hüsrana uğramaz

1. kâlehbitâ (kale ihbitâ) : “ikiniz inin” dedi
2. min-hâ : oradan
3. cemîan : hepiniz
4. ba’du-kum : sizin bir kısmınız
5. li ba’dın : bir kısmına
6. aduvvun : düşman olarak
7. fe : artık, bundan sonra
8. immâ : fakat, olduğu zaman
9. ye’tiyenne-kum : size mutlaka gelecek
10. min-nî : benden
11. huden : hidayet
12. fe : o zaman, artık
13. men ittebea : kim tâbî olursa
14. hudâye : hidayetim, hidayetçim
15. fe : artık
16. lâ yadıllu : dalâlette kalmaz
17. ve lâ yeşkâ : ve şâkî olmaz

١٢٤

وَمَنْ اَعْرَضَ عَنْ ذِكْرى فَاِنَّ لَهُ مَعيشَةً ضَنْكًا وَنَحْشُرُهُ يَوْمَ الْقِيمَةِ اَعْمى

(124) ve men a’rada an zikri fe innel lehu meiyşeten dankev ve nahşüruhu yevmel kıyameti a’ma
her kim de benim öğüdümden yüz çevirirse gerçekten ona sıkıntılı bir geçim (vardır) onu diriltiriz kıyamet günü kör olarak

1. ve men : ve kim
2. a’rada : yüz çevirdi
3. an zikrî : benim zikrimden
4. fe : artık, o zaman, o taktirde
5. inne : muhakkak
6. lehu : onun için (vardır)
7. maîşeten : maişet temini, geçim
8. danken : dar, sıkıntılı
9. ve nahşuru-hu : ve onu haşrederiz
10. yevme el kıyâmeti : kıyâmet günü
11. a’mâ : kör olarak

١٢٥

قَالَ رَبِّ لِمَ حَشَرْتَنى اَعْمى وَقَدْ كُنْتُ بَصيرًا

(125) kale rabbi lime haşerteni a’ma ve kad küntü besiyra
der ki ey Rabbim beni niçin kör dirilttin halbuki ben gören biriydim

1. kâle : dedi
2. rabbi : Rabbim
3. lime : neden, niçin
4. haşerte-nî : beni haşrettin
5. a’mâ : kör olarak
6. ve kad : ve olmuştu
7. kuntu : ben oldum
8. basîran : gören

Sayfa:320

١٢٦

قَالَ كَذلِكَ اَتَتْكَ ايَاتُنَا فَنَسيتَهَا وَكَذلِكَ الْيَوْمَ تُنْسى

(126) kale kezalike etetke ayatüna fe nesiteha ve kezalikel yevme tünsa
dedi böylece sana ayetlerimiz geldi de o ayetleri unuttun bu günde böylece unutulacaksın

1. kâle : dedi
2. kezâlike : işte böyle
3. etet-ke : sana geldi
4. âyâtu-nâ : âyetlerimiz
5. fe : fakat
6. nesîte-hâ : sen onu unuttun
7. ve kezâlike : ve işte böyle, böylece, aynı şekilde
8. el yevme : o gün
9. tunsâ : sen unutulacaksın, unutulursun

١٢٧

وَكَذلِكَ نَجْزى مَنْ اَسْرَفَ وَلَمْ يُؤْمِنْ بِايَاتِ رَبِّه وَلَعَذَابُ الْاخِرَةِ اَشَدُّ وَاَبْقى

(127) ve kezalike neczi men esrafe ve lem yü’mim bi ayati rabbih ve le azabül ahirati eşeddü ve ebka
işte biz böyle cezalandırırız kim iman etmeyip aşırı giderse Rabbinin ayetlerin de şüphesiz ahiret azabı daha şedit ve bakidir

1. ve kezâlike : ve işte böyle
2. neczî : cezalandırırız, karşılığını veririz
3. men esrefe : kim israf ederse, israf eden kimse
4. ve lem yu’min : ve inanmaz
5. bi âyâti : âyetlere
6. rabbi-hî : Rabbinin
7. ve le : ve elbette
8. azâbu el âhıreti : ahiret azabı
9. eşeddu : en şiddetli, daha şiddetli
10. ve ebkâ : ve devamlı

١٢٨

اَفَلَمْ يَهْدِ لَهُمْ كَمْ اَهْلَكْنَا قَبْلَهُمْ مِنَ الْقُرُونِ يَمْشُونَ فى مَسَاكِنِهِمْ اِنَّ فى ذلِكَ لَايَاتٍ لِاُولِى النُّهى

(128) e fe lem yehdi lehüm kem ehlekna kablehüm minel kuruni yemşune fi mesakinihim inne fi zalike le ayatil li ülin nüha
onları hidayete erdirmedi mi? onlardan önce nice memleketleri helak etmemiz onlar yaşadıkları yerlerde yürüyorlar şüphesiz bunda ibretler (vardır) aklı başında olanlar için

1. e fe lem yehdi : hâlâ hidayete ermedi mi
2. lehum : onlar
3. kem : kaç, nice
4. ehlek-nâ : helâk ettik
5. kable-hum : onlardan önce
6. min el kurûni : nesillerden
7. yemşûne : yürürler, yürüyorlar, dolaşıyorlar
8. : orada, de
9. mesâkini-him : onların meskenleri
10. inne : muhakkak
11. : içinde, de, vardır
12. zâlike : işte bunda
13. le âyâtin : elbette âyetler
14. li : için
15. ulî en nuhâ : nehy sahipleri, Allah’ın yasaklarına riayet edenler

١٢٩

وَلَوْلَا كَلِمَةٌ سَبَقَتْ مِنْ رَبِّكَ لَكَانَ لِزَامًا وَاَجَلٌ مُسَمًّى

(129) velev la kelimetün sebekat mir rabbike le kane lizamev ve ecelüm müsemma
ancak sözü olmasaydı Rabbinin önceden azap hemen gerçekleşirdi (fakat) mühlet verilmişti.

1. ve lev : ve eğer, ise
2. : yok, değil
3. kelimetun : bir kelime, bir söz
4. sebekat : geçti (daha önce oldu)
5. min rabbi-ke : senin Rabbinden
6. le : elbette, mutlaka
7. kâne : oldu
8. lizâmen : elzem, lüzumlu
9. ve ecelun : ve bir ecel, vade, müddet
10. musemmen : isimlendirilmiş, belirlenmiş

١٣٠

فَاصْبِرْ عَلى مَا يَقُولُونَ وَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ قَبْلَ طُلُوعِ الشَّمْسِ وَقَبْلَ غُرُوبِهَا وَمِنْ انَاءِ الَّيْلِ فَسَبِّحْ وَاَطْرَافَ النَّهَارِ لَعَلَّكَ تَرْضى

(130) fasbir ala ma yekulune ve sebbih bi hamdi rabbike kable tuluiş şemsi ve kable ğurubiha ve min anail leyli fe sebbih ve atrafen nehari lealleke terda
artık sabret onların sözlerine Rabbini hamd ile an güneş doğmadan önce ve batmadan önce gecenin bazı zamanlarında belli saatlerinde ve gündüzün iki tarafında an umulur ki sen rızaya ulaşırsın

1. fasbir (fe ısbir) : artık sabret
2. alâ : üzerine, …e
3. mâ yekûlûne : onların söyledikleri şey(ler)
4. ve sebbih : ve tesbih et
5. bi hamdi : hamd ile
6. rabbi-ke : senin Rabbin
7. kable : önce
8. tulûı eş şemsi : güneşin tulû edişi, doğuşu
9. ve kable : ve önce
10. gurûbi-hâ : onun gurub edişi, batışı
11. ve min ânâi : ve vakitlerden, saatlerden
12. el leyli : gece
13. fe : artık, böylece
14. sebbih : tesbih et
15. ve etrâfen nehâri : ve gündüz zamanı, gün boyunca, günün etrafında
16. lealleke : umulur ki, böylece
17. terdâ : rızaya ulaşırsın

١٣١

وَلَا تَمُدَّنَّ عَيْنَيْكَ اِلى مَا مَتَّعْنَا بِه اَزْوَاجًا مِنْهُمْ زَهْرَةَ الْحَيوةِ الدُّنْيَا لِنَفْتِنَهُمْ فيهِ وَرِزْقُ رَبِّكَ خَيْرٌ وَاَبْقى

(131) ve la temüddenne ayneyke ila ma metta’na bihi ezvacem minhüm zehratel hayatid dünya li neftinehüm fih ve rızku rabbike hayruv ve ebka
sakın kendisiyle faydalandırdığım şeylere gözlerini dikme gruplar(ına)onlardan bazılarına dünya hayatının ziyneti olarak onları imtihan edelim diye (verilen) Rabbinin rızkı daha hayırlı ve daha devamlıdır

1. ve lâ temuddenne : ve sakın uzatma
2. ayney-ke : senin iki gözün, gözlerin
3. ilâ mâ mettâ’nâ : metalandırdığımız, faydalandırdığımız şey(ler)
4. bi-hî : ona, onunla
5. ezvâcen : zevcler, eşler, sınıflar, gruplar
6. min-hum : onlardan
7. zehrete : süs, ziynet
8. el hayâti ed dunyâ : dünya hayatı
9. li neftine-hum : onları fitne (imtihan) etmek için, denemek için
10. fî-hi : onda, o konuda
11. ve rızku : ve rızık
12. rabbi-ke : senin Rabbin
13. hayrun : daha hayırlı
14. ve ebkâ : ve bâki, devamlı

١٣٢

وَاْمُرْ اَهْلَكَ بِالصَّلوةِ وَاصْطَبِرْ عَلَيْهَا لَانَسَْلُكَ رِزْقًا نَحْنُ نَرْزُقُكَ وَالْعَاقِبَةُ لِلتَّقْوى

(132) ve’mur ehleke bis salati vastabir aleyha la nes’elüke rizka nahnü nerzükuk vel akibetü lit takva
ailene de namazı emret sende ona sabrederek devam et biz senden rızık istemiyoruz biz senin rızkını veririz takva sahiplerine

1. ve’mur (ve u’mur) : ve emret
2. ehle-ke : senin ehlin, ailen, etrafındakiler
3. bi es salâti : namazı, namaz ile
4. vastabir (ve istabir) : ve sabırlı ol, sabret
5. aleyhâ : onun üzerine, ona
6. lâ nes’elu-ke : biz senden istemiyoruz
7. rızkan : bir rızık
8. nahnu : biz
9. nerzuku-ke : seni rızıklandırırız
10. ve el âkıbetu : ve sonuç, akıbet
11. li et takvâ : takva sahipleri için

١٣٣

وَقَالُوا لَوْلَا يَاْتينَا بِايَةٍ مِنْ رَبِّه اَوَلَمْ تَاْتِهِمْ بَيِّنَةُ مَا فِى الصُّحُفِ الْاُولى

(133) ve kalu lev la ye’tiy na bi ayetim mir rabbih e ve lem te’tihim beyyinetü ma fis suhufil ula
velev getirseydi ya dediler Rabbinden bize bir mucize beyyine onlara gelmedi mi? önceki kitaplarda olan

1. ve kâlû : ve dediler
2. lev lâ : olsa olmaz mı
3. ye’tî-nâ bi : bize getirir
4. âyetin : âyet
5. min rabbi-hî : Rabbinden
6. e ve lem te’ti-him : onlara gelmedi mi
7. beyyinetu : beyyine (ispat vasıtaları, deliller)
8. mâ fî es suhufi : sahifeler (için)de olan şey(ler)
9. el ûlâ : evvelkiler

١٣٤

وَلَوْ اَنَّا اَهْلَكْنَاهُمْ بِعَذَابٍ مِنْ قَبْلِه لَقَالُوا رَبَّنَا لَوْلَا اَرْسَلْتَ اِلَيْنَا رَسُولًا فَنَتَّبِعَ ايَاتِكَ مِنْ قَبْلِ اَنْ نَذِلَّ وَنَخْزى

(134) ve lev enna ehleknahüm bi azabim min kablihi le kalu rabbena lev la erselte ileyna rasulen fe nettebia ayatike min kabli en nezille ve nahza
eğer biz onları helak etmiş olsaydık bundan önce azap ile şöyle diyeceklerdi ey Rabbimiz ne olurdu gönderseydin de bize bir resul senin ayetlerine uysaydık rezil rüsva olmadan önce

1. ve lev : ve eğer, olsa, ise
2. ennâ (enne-nâ) : gerçekten biz
3. ehleknâ-hum : onları helâk ettik
4. bi azâbin : azap ile
5. min kabli-hî : ondan önce
6. le : elbette, mutlaka
7. kâlû : dediler
8. rabbe-nâ : Rabbimiz
9. lev lâ : olmaz mı
10. erselte : sen gönderdin
11. ileynâ : bize
12. resûlen : bir resûl
13. fe : böylece, artık
14. nettebia : tâbî oluruz
15. âyâti-ke : senin âyetlerin
16. min kabli : önce, daha önce
17. en nezille : bizim zelil olmamız
18. ve nahzâ : ve biz rezil, rüsva oluruz

١٣٥

قُلْ كُلٌّ مُتَرَبِّصٌ فَتَرَبَّصُوا فَسَتَعْلَمُونَ مَنْ اَصْحَابُ الصِّرَاطِ السَّوِىِّ وَمَنِ اهْتَدى

(135) kul küllüm müterabbisun fe terabbesu fe se ta’lemune men ashabüs siratis seviyyi ve menihteda
de ki herkes beklemekte sizde bekleyin yakında bileceksiniz doğru yolun sahiplerini hidayete kimin gittiğini

1. kul : de
2. kullun : hepsi, herkes
3. muterebbisun : bekleyenler
4. fe : böylece, öyleyse
5. terabbesû : bekleyin
6. fe : o zaman, artık
7. se ta’lemûne : yakında bileceksiniz, öğreneceksiniz
8. men : kim, kimse
9. ashâbu : ashab, sahip, ehil olan
10. es sırâtı es seviyyi : Sıratı Mustakîm
11. ve men : ve kim
12. ihtedâ : hidayete erdi

Reklamlar