014. Cüz

Nüzul SırasıCüzSayfaSure
5414261Hicr(15)

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ

١

الر تِلْكَ ايَاتُ الْكِتَابِ وَقُرْانٍ مُبينٍ

(1) elif lam ratilke ayatül kitabi ve kur’anim mübin
elif – lamra bunlar kitabın ayetleridir ve açıklayan kuran’ın

1. elif lâm râ : elif, lâm, râ
2. tilke : işte bu, bunlar
3. âyâtu el kitâbi : kitabın âyetleridir
4. ve kur’ânin : ve Kur’ân
5. mubînin : apaçık, açıklanmış, beyan edilmiş

٢

رُبَمَا يَوَدُّ الَّذينَ كَفَرُوا لَوْ كَانُوا مُسْلِمينَ

(2) rubema yeveddüllezine keferu lev kanu müslimin
nice zaman sonra kafir olan kimseler: “keşke müslüman olsaydım” diye temenni edecek

1. rubemâ : ihtimal ki
2. yeveddu : isterler, temenni (ederler) edecekler
3. ellezîne keferû : inkâr edenler, kâfirler
4. lev : ise, olsa, keşke
5. kânû : oldular
6. muslimîne : müslüman, teslim olanlar

٣

ذَرْهُمْ يَاْكُلُوا وَيَتَمَتَّعُوا وَيُلْهِهِمُ الْاَمَلُ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ

(3) zerhüm ye’külu ve yetemetteu ve yülhihimül emelü fe sevfe ya’lemun
bırak onları yesinler ve zevk etsinler emelleri onları oyalaya dursun ilerde bilecekler

1. zer-hum : onları bırak, terket
2. ye’kulû : yesinler
3. ve yetemetteû : ve metalansınlar, refah içerisinde yaşasınlar, faydalansınlar
4. ve yulhi-him : ve onları meşgul etsin, oyalasın
5. el emelu : emel, ümit
6. fe : artık, fakat
7. sevfe : yakında olacak
8. ya’lemûne : bilirler, bilecekler

٤

وَمَا اَهْلَكْنَا مِنْ قَرْيَةٍ اِلَّا وَلَهَا كِتَابٌ مَعْلُومٌ

(4) ve ma ehlekna min karyetin illa veleha kitabüm ma’lum
biz helak etmeyiz hiçbir memleketi gelmeden kendilerine takdir edilmiş olan bilinen bir zaman

1. ve mâ ehleknâ : ve biz helâk etmedik
2. min karyetin : bir yeri, bir ülkeyi
3. illâ : ancak, olmaksızın, hariç
4. ve lehâ : ve onun vardır
5. kitâbun : yazı, kitap, yazılı, yazılmış
6. ma’lûmun : bilinen

٥

مَا تَسْبِقُ مِنْ اُمَّةٍ اَجَلَهَا وَمَا يَسْتَاْخِرُونَ

(5) ma tesbiku min ümmetin eceleha ve ma yeste’hirun
ne önüne geçebilir hiçbir ümmet ecelinin ne de geciktirebilir

1. : olmaz
2. tesbiku : öne geçer, öne alır
3. min ummetin : bir ümmet(ten)
4. ecele-hâ : onun eceli, onun için tayin edilen zaman dilimi
5. ve mâ : ve olmaz
6. yeste’hırûne : tehir eder (erteler, geciktirir)

٦

وَقَالُوا يَا اَيُّهَا الَّذى نُزِّلَ عَلَيْهِ الذِّكْرُ اِنَّكَ لَمَجْنُونٌ

(6) ve kalu ya eyyühellezi nüzzile aleyhiz zikru inneke le mecnun
dediler ki ey kendisine öğüt indirilen kimse şüphesiz sen mecnunsun

1. ve kâlû : ve dediler
2. yâ eyyuhâ ellezî : ey o kimse
3. nuzzile : indirildi
4. aleyhi ez zikru : ona zikir
5. inne-ke : muhakkak sen
6. le mecnûnun : mutlaka mecnun (deli)

٧

لَوْ مَا تَاْتينَا بِالْمَلءِكَةِ اِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِقينَ

(7) lev ma te’tina bilmelaiketi in künte mines sadikın
bize melekleri getirsen ya eğer sen doğru söyleyenlerdensen

1. lev mâ : olsa olmaz mı
2. te’tî-nâ bi : sen bize getirirsin
3. el melâiketi : melekler
4. in kunte : eğer sen isen
5. min es sâdıkîne : doğru söyleyenlerden, sadıklardan

٨

مَا نُنَزِّلُ الْمَلءِكَةَ اِلَّا بِالْحَقِّ وَمَا كَانُوا اِذًا مُنْظَرينَ

(8) ma nünezzilül melaikete illa bil hakkı ve ma kanu izem münzarin
melekleri ancak hak ile indiririz o zamanda bekletilmezsiniz

1. mâ nunezzilu : indirmeyiz
2. el melâikete : melekler
3. illâ : ancak, olmadan, olmaksızın
4. bi el hakkı : hak ile
5. ve mâ kânû : ve olmadılar (olmazlar)
6. izen : o taktirde, o zaman
7. munzarîne : bekletilenler (mühlet, zaman verilenler)

٩

اِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا الذِّكْرَ وَاِنَّا لَهُ لَحَافِظُونَ

(9) inna nahnü nezzel nezzikra ve inna lehu le hafizun
hiçbir şüphe yok ki kuran’ı biz indirdik ve muhakkak onu biz koruyacağız

1. innâ : muhakkak biz
2. nahnu : biz
3. nezzelnâ : indirdik
4. ez zikre : zikir
5. ve innâ : ve muhakkak biz
6. lehu : onu
7. le : elbette, mutlaka
8. hâfizûne : koruyanlar, koruyucular

١٠

وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ فى شِيَعِ الْاَوَّلينَ

(10) ve le kad erselna min kablike fi şiyeil evvelin
gerçekten gönderdik senden önceki kavimlerin içinden de (resüller)

1. ve lekad : ve andolsun ki
2. erselnâ : biz gönderdik
3. min kabli-ke : senden önce
4. fî şiyai : grupların, toplumların içine
5. el evvelîne : evvelkiler, öncekiler

١١

وَمَا يَاْتيهِمْ مِنْ رَسُولٍ اِلَّا كَانُوا بِه يَسْتَهْزِؤُنَ

(11) ve ma ye’tihim mir rasulin illa kanu bihi yestehziun
onlara bir peygamber gelmiyor ki kendisi ile alay eder olmasınlar

1. ve mâ ye’tî-him : ve onlara gelmedi
2. min resûlin : bir resûl(den)
3. illâ : ancak, …den başka, olmaksızın
4. kânû : oldular
5. bi-hi : onunla
6. yestehziûne : alay ederler

١٢

كَذلِكَ نَسْلُكُهُ فى قُلُوبِ الْمُجْرِمينَ

(12) kezalike neslükühu fi kulubil mücrimin
onu böylece sokarız mücrimlerin kalbine

1. kezâlike : işte böyle, böylece, onun gibi
2. nesluku-hu : onu sokarız
3. fî kulûbi : kalplerin içine
4. el mucrimîne : mücrimler, suçlular, günahkârlar

١٣

لَا يُؤْمِنُونَ بِه وَقَدْ خَلَتْ سُنَّةُ الْاَوَّلينَ

(13) la yü’minune bihi ve kad halet sünnetül evvelin

ona iman etmezler gerçekten evvelkilerin sünneti de budur

1. lâ yu’minûne : inanmazlar
2. bi-hi : ona
3. ve kad : ve olmuştur
4. halet : geçti
5. sunnetu : sünnet (âdet)
6. el evvelîne : evvelkiler

١٤

وَلَوْ فَتَحْنَا عَلَيْهِمْ بَابًا مِنَ السَّمَاءِ فَظَلُّوا فيهِ يَعْرُجُونَ

(14) ve lev fetahna aleyhim babem mines semai fe zallu fihi ya’rucun
sonra onların üzerine açsak da semadan bir kapı (manevi) oradan yükselseler

1. ve lev : ve olsa, olsa bile
2. fetahnâ : biz açtık
3. aleyhim : onlara
4. bâben : bir kapı
5. min es semâi : semadan
6. fe : o zaman
7. zallû : devam ettiler
8. fî-hi : onun içine, orada
9. ya’rucûne : yükselirler

١٥

لَقَالُوا اِنَّمَا سُكِّرَتْ اَبْصَارُنَا بَلْ نَحْنُ قَوْمٌ مَسْحُورُونَ

(15) le kalu innema sükkirat ebsaruna bel nahnü kavmüm meshurun
elbette derler ki herhalde gözlerimiz boyandı doğrusu biz büyülenmiş bir kavimiz

1. le : elbette, mutlaka
2. kâlû : dediler
3. innemâ : sadece, ancak, fakat
4. sukkiret : döndürüldü, engellendi, bağlandı
5. ebsâru-nâ : gözlerimiz
6. bel : hayır, aksine
7. nahnu : biz
8. kavmun : kavim
9. meshûrûne : büyülenmiş, sihir yapılmış

Sayfa:262

١٦

وَلَقَدْ جَعَلْنَا فِى السَّمَاءِ بُرُوجًا وَزَيَّنَّاهَا لِلنَّاظِرينَ

(16) ve le kad cealna fis semai bürucev ve zeyyenna halin nazirin
Şanım hakkı için biz semada burçlar yarattık ziynetlendirdik, onu süsledik bakanlar için

1. ve lekad : ve andolsun
2. cealnâ : biz kıldık, yaptık
3. fî es semâi : semada
4. burûcen : burçlar, takım yıldızlar, yıldız kümeleri
5. ve zeyyennâ-hâ : ve onu süsledik
6. li en nâzırîne : bakanlar için

١٧

وَحَفِظْنَاهَا مِنْ كُلِّ شَيْطَانٍ رَجيمٍ

(17) ve hafiznaha min külli şeytanir racim
ve onu koruduk recm edilmiş şeytanlardan

1. ve hafıznâ-hâ : ve onu muhafaza ettik, koruduk
2. min kulli : hepsinden
3. şeytânin : şeytan
4. recîmin : taşlanmış

١٨

اِلَّا مَنِ اسْتَرَقَ السَّمْعَ فَاَتْبَعَهُ شِهَابٌ مُبينٌ

(18) illa menis terekas sem’a fe etbeahu şihabüm mübin
ancak (onlardan) kim dinlerse gizliden, onu takip eder açıkça görünen yanan bir yıldız

1. illâ : ancak
2. men : kim
3. isteraka : hırsızlık yaptı (gaybî bilgileri çalmak istedi)
4. es sem’a : duyma, işitme
5. fe : o zaman
6. etbea-hu : onu takip etti
7. şihâbun : bir şihap, ateş parçası
8. mubînun : açıkça, görünen

١٩

وَالْاَرْضَ مَدَدْنَاهَا وَاَلْقَيْنَا فيهَا رَوَاسِىَ وَاَنْبَتْنَا فيهَا مِنْ كُلِّ شَىْءٍ مَوْزُونٍ

(19) vel erda medednaha ve elkayna fiha ravasiye ve embetna fiha min külli şey’im mevzun
yeri uzatıp döşedik ve oturttuk oraya sabit, ağır dağlar ve orada bitirdik ölçüye göre her türlü şeyden (nebatat)

1. ve el arda : ve yeryüzü
2. medednâ-hâ : biz onu uzattık (yaydık)
3. ve elkaynâ : ve biz koyduk, bıraktık
4. fî-hâ : orada
5. revâsiye : büyük dağlar
6. ve enbetnâ : ve biz nebat (bitkiler) yetiştirdik
7. fî-hâ : orada
8. min kulli şey’in : herşeyden
9. mevzûnin : mevzun, birbiriyle orantılı, ölçülü

٢٠

وَجَعَلْنَالَكُمْ فيهَا مَعَايِشَ وَمَنْ لَسْتُمْ لَهُ بِرَازِقينَ

(20) ve cealna leküm fiha meayişe ve mel lestüm lehu bi razikın
sizin için var ettik orada maişetler ve kendilerini rızıklandırdığımız kimseler (için de)

1. ve cealnâ : ve biz kıldık, yaptık
2. lekum : sizin için
3. fî-hâ : orada
4. meâyişe : geçim kaynakları
5. ve men : ve kimse, kimseler
6. lestum : siz değilsiniz
7. lehu : ona, onun için
8. bi râzıkîne : rızık vericiler, rızıklandıranlar

٢١

وَاِنْ مِنْ شَىْءٍ اِلَّا عِنْدَنَا خَزَاءِنُهُ وَمَا نُنَزِّلُهُ اِلَّا بِقَدَرٍ مَعْلُومٍ

(21) ve im min şey’in illa indena hazainühu ve ma nünezzilühu illa bi kaderim ma’lum
hiçbir şey yok ki hazineleri katımızda olmasın ancak biz onu indiririz belli bir kararda

1. ve in : ve yoktur (eğer var ise, ancak …dır)
2. min şey’in : bir şeyden, bir şey
3. illâ : ancak, …den başka, olmaksızın
4. inde-nâ : bizim katımızda, yanımızda
5. hazâinu-hu : onun hazineleri
6. ve mâ nunezzilu-hû : ve onu indirmeyiz
7. illâ : ancak, …den başka, olmaksızın
8. bi kaderin : bir kader ile, takdir edilmiş miktarda
9. ma’lûmin : malûm, bilinen, belli

٢٢

وَاَرْسَلْنَاالرِّيَاحَ لَوَاقِحَ فَاَنْزَلْنَا مِنَ السَّمَاءِ مَاءً فَاَسْقَيْنَاكُمُوهُ وَمَا اَنْتُمْ لَهُ بِخَازِنينَ

(22) ve erselner riyaha levakiha fe enzelna mines semai maen fe eskaynakümuh ve ma entüm lehu bi hazinin
ve aşılayıcı rüzgar gönderdik sonra gökten su indirdik onunla sizi suladık siz değilsiniz, O’nun hazinelerini var eden

1. ve erselna : ve biz gönderdik
2. er riyâha : rüzgârlar
3. levâkıha : (yağmur) yüklü (yağmur bulutları taşıyan)
4. fe enzelnâ : böylece indirdik
5. min es semâi : semadan
6. mâen : su
7. fe eskaynâ-kumû-hu : böylece onunla sizi suladık
8. ve mâ : ve değilsiniz
9. entum : siz
10. lehu : onun
11. bi hâzinîne : hazineler oluşturan

٢٣

وَاِنَّا لَنَحْنُ نُحْي وَنُميتُ وَنَحْنُ الْوَارِثُونَ

(23) ve inna le nahnü nuhyi ve nümitü ve nahnül varisun
gerçekten biziz biz diriltir ve öldürürüz ve gerçek varisleri biziz

1. ve innâ : ve muhakkak biz
2. le nahnu : mutlaka biz, sadece (kesinlikle) biz
3. nuhyî : hayat veririz, yaşatırız
4. ve numîtu : ve öldürürüz
5. ve nahnu : ve biziz
6. el vârisûne : varisler

٢٤

وَلَقَدْ عَلِمْنَاالْمُسْتَقْدِمينَ مِنْكُمْ وَلَقَدْ عَلِمْنَاالْمُسْتَاْخِرينَ

(24) ve le kad alimnel müstakdimine minküm ve le kad alimnel müste’hirin
yemin olsun! biz biliriz sizden kim öne geçmek istiyor ve yine yemin olsun ki, (kimin) geri kalmak istediğini de biliriz

1. ve lekad : ve andolsun
2. alimnâ : biz bildik (biliyorduk, biliyoruz)
3. el mustakdimîne : evvelkiler (kadim olanlar, öncekiler)
4. min-kum : sizden
5. ve lekad : ve andolsun
6. alimnâ : biz bildik (biliyorduk, biliyoruz)
7. el muste’hırîne : sonrakiler (tehir olanlar)

٢٥

وَاِنَّ رَبَّكَ هُوَ يَحْشُرُهُمْ اِنَّهُ حَكيمٌ عَليمٌ

(25) ve inne rabbeke hüve yahşüruhüm innehu hakimün alim
muhakkak Rabbin onları toplayacak şüphesiz o hikmet sahibi bilendir

1. ve inne : ve muhakkak
2. rabbe-ke : senin Rabbin
3. huve : o
4. yahşuru-hum : onları haşreder (huzurunda toplar)
5. inne-hu : muhakkak o
6. hakîmun : hakîmdir, hikmet sahibidir, hüküm sahibidir
7. alîmun : alîmdir, en iyi bilendir

٢٦

وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْاِنْسَانَ مِنْ صَلْصَالٍ مِنْ حَمَاٍ مَسْنُونٍ

(26) ve lekad halaknel insane min salsalim min hameim mesnun
şüphe yok ki insanı biz yarattık kuru bir çamur haline gelmesinden bulanık balçığın (şekillendirilmesinden)

1. ve lekad : ve andolsun
2. halaknâ : biz yarattık
3. el insâne : insan
4. min : …den
5. salsâlin : toprak (inorganik maddeler) ve su karışımından meydana gelmiş, zamanla sıcakta suyu uçup kurumuş ve içinde havanın dolaşabileceği, sese dönüşebileceği boşluk olan cisim (Al-i İmran-59, Rahmân-14)
6. min : …den
7. hamein : (organik) dönüşüme uğramış
8. mesnûnin : standart (belli) bir şekil verilmiş

٢٧

وَالْجَانَّ خَلَقْنَاهُ مِنْ قَبْلُ مِنْ نَارِالسَّمُومِ

(27) vel canne halaknahü min kablü min naris semum
cinlerin ilk atasını da biz yarattık (ve insandan) önce ateşin kavurucu sıcak (rüzgarından)

1. ve el cânne : cânn (cinlerin babası)
2. halaknâ-hu : onu yarattık
3. min kablu : daha önce, önceden
4. min nâri es semûmi
(semûm)
: semûmun ateşinden
: (çölde esen, hücrelerin içine nüfuz eden yakıcı kavuran (sıcak) rüzgâr)

٢٨

وَاِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلءِكَةِ اِنّى خَالِقٌ بَشَرًا مِنْ صَلْصَالٍ مِنْ حَمَاٍمَسْنُونٍ

(28) ve iz kale rabbüke lil melaiketi inni haliküm beşeram min salsalim min hameim mesnun
o zaman Rabbin meleklere dedi ki şüphesiz ben bir beşer yaratacağım kuru bir çamur halinde bulanık balçıktan

1. ve iz kâle : ve demişti
2. rabbu-ke : senin Rabbin
3. li el melâiketi : meleklere
4. in-nî : muhakkak ben
5. hâlikun : yaratan, yaratıcı
6. beşeren : bir beşer (insan)
7. min : …den
8. salsâlin : toprak (inorganik maddeler) ve su karışımından meydana gelmiş, zamanla sıcakta suyu uçup kurumuş ve içinde havanın dolaşabileceği, sese dönüşebileceği boşluk olan cisim (Al-i İmran-59, Rahmân-14)
9. min : …den
10. hamein : (organik) dönüşüme uğramış
11. mesnûnin : standart (belli) bir şekil verilmiş

٢٩

فَاِذَا سَوَّيْتُهُ وَنَفَخْتُ فيهِ مِنْ رُوحى فَقَعُوا لَهُ سَاجِدينَ

(29) fe iza sevveytühu ve nefahtü fihi mir ruhiy fekau lehu sacidin
onu elverişli duruma (getirdiğim) zaman ve ona üfürdüğüm de kendi ruhumdan hemen ona secde edenlerden olun

1. fe : artık
2. izâ : olduğu zaman
3. sevveytu-hu : onu sevva ettim, dizayn ettim
4. ve nefah-tu : ve üfledim
5. fî-hi : onun içine
6. min rûhî : ruhumdan
7. fe : hemen
8. kaû : yere kapanın (düşün)
9. lehu : ona, onun için
10. sâcidîne : secde edenler

٣٠

فَسَجَدَ الْمَلءِكَةُ كُلُّهُمْ اَجْمَعُونَ

(30) fe secedel melaiketü küllühüm ecmeun
meleklerin hepsi toplu halde secde ettiler

1. fe secede : böylece secde ettiler
2. el melâiketu : melekler
3. kullu-hum : onların hepsi
4. ecmaûne : toplu olarak

٣١

اِلَّا اِبْليسَ اَبى اَنْ يَكُونَ مَعَ السَّاجِدينَ

(31) illa iblis eba ey yekune meas sacidin
ancak iblis hariç direndi secde edenlerle beraber olmaktan

1. illâ : ancak, yalnız, hariç
2. iblîse : iblis (şeytan)
3. ebâ : kaçındı (direnerek)
4. en yekûne : olmak
5. mea : beraber
6. es sâcidîne : secde edenler

Sayfa:263

٣٢

قَالَ يَااِبْليسُ مَالَكَ اَلَّا تَكُونَ مَعَ السَّاجِدينَ

(32) kale ya iblisü ma leke ella tekune meas sacidin
(Allah) buyurdu ya iblis! sana ne oldu? secde edenlerle beraber olmadın

1. kâle : dedi
2. yâ iblîsu : ey iblis
3. : niçin, niye
4. leke : sen (sana)
5. ellâ tekûne (en lâ tekûne) : senin olmaman
6. mea : beraber
7. es sâcidîne : secde edenler

٣٣

قَالَ لَمْ اَكُنْ لِاَسْجُدَ لِبَشَرٍ خَلَقْتَهُ مِنْ صَلْصَالٍ مِنْ حَمَاٍمَسْنُونٍ

(33) kale lem ekül li escüde li beşerin halaktehu min salsalim min hameim mesnun

dedi ki bir beşere secde edenlerden olmam kuru bir çamurdan yarattığına (senin), bulanık balçıktan (şekillendirdiğine)

1. kâle : dedi
2. lem ekun : ben olmam
3. li escude : secde eden
4. li beşerin : bir beşere
5. halakte-hu

:sen onu halkettin, yarattın
6. min salsâlin (salsâlin) : salsalinden: (toprağın su ile reaksiyona girmesiyle meydana gelmiş, zamanla sıcakta suyu uçup kurumuş ve içinde havanın dolaşabileceği, sese dönüşebileceği boşluk olan cisim)
7. min hamein : hameinden (organik dönüşüme uğramış olan)
8. mesnûnin : standart (belli) bir şekil verilmiş

٣٤

قَالَ فَاخْرُجْ مِنْهَا فَاِنَّكَ رَجيمٌ

(34) kale fahruc minha fe inneke racim
buyurdu hemen oradan çık çünkü artık sen kovuldun

1. kâle : dedi
2. fahruc (fe uhruc) : öyleyse hemen çık
3. min-hâ : oradan
4. fe : artık, böylece, bu sebeple
5. inne-ke : muhakkak sen
6. recîmun : kovulmuş (lânetlenmiş)

٣٥

وَاِنَّ عَلَيْكَ اللَّعْنَةَ اِلى يَوْمِ الدّينِ

(35) ve inne aleykel la’nete ila yevmid din
lanet senin üzerindedir ve gerçekten kıyamet gününe kadar

1. ve inne : ve muhakkak
2. aleyke el lâ’nete : lânet senin üzerinedir
3. ilâ yevmi ed dîni : dîn gününe (karşılıkların, ceza veya mükâfatın verildiği güne) kadar

٣٦

قَالَ رَبِّ فَاَنْظِرْنى اِلى يَوْمِ يُبْعَثُونَ

(36) kale rabbi fe enzirni ila yevmi yüb’asun
dedi: Rabbim öyleyse beni beklet tekrar dirilmenin (olacağı) güne kadar

1. kâle : dedi
2. rabbi : Rabbim
3. fe enzır-nî : öyleyse beni beklet, bana mühlet (zaman, süre) ver
4. ilâ yevmi : güne kadar
5. yub’asûne : beas olunurlar (yeniden diriltilirler)

٣٧

قَالَ فَاِنَّكَ مِنَ الْمُنْظَرينَ

(37) kale fe inneke minel münzarin
buyurdu “peki sen mühlet verilenlerdensin”

1. kâle : dedi
2. fe inne-ke : öyleyse gerçekten sen
3. min el munzarîne : bekletilenlerden, mühlet (süre, zaman) verilenlerdensin

٣٨

اِلى يَوْمِ الْوَقْتِ الْمَعْلُومِ

(38) ila yevmil vaktil ma’lum
vakti tarafımızdan bilinen güne kadar

1. ilâ yevmi : güne kadar
2. el vakti el ma’lûmi : malûm olan (bilinen) vakit

٣٩

قَالَ رَبِّ بِمَا اَغْوَيْتَنى لَاُزَيِّنَنَّ لَهُمْ فِى الْاَرْضِ وَلَاُغْوِيَنَّهُمْ اَجْمَعينَ

(39) kale rabbi bima ağveyteni le üzeyyinenne lehüm fil erdi ve le uğviyennehüm ecmeiyn
dedi ki ey Rabbim! benim azmama hüküm vermene karşılık muhakkak ziynetlendireceğim ve süslü gösterip onlara yeryüzünü muhakkak onların hepsini azdıracağım

1. kâle : dedi
2. rabbi : Rabbim
3. bi mâ : sebebiyle, dolayısıyla
4. agveyte-nî : beni sen azdırdın
5. le uzeyyinenne : mutlaka güzelleştireceğim, süsleyeceğim (ziynetlendireceğim)
6. lehum : onlara
7. fî el ardı : yeryüzünde
8. ve le ugviyenne-hum : ve mutlaka onları azdıracağım
9. ecmeîne : tümünü, hepsini

٤٠

اِلَّا عِبَادَكَ مِنْهُمُ الْمُخْلَصينَ

(40) illa ibadeke minhümül muhlesiyn
ancak onlardan ihlaslı kulların (hariç) dedi

1. illâ : ancak, hariç
2. ıbâde-ke : senin kulların
3. min-hum : onlardan
4. el muhlasîne : muhlis olanlar, ihlâs makamının sahibi olanlar

٤١

قَالَ هذَا صِرَاطٌ عَلَىَّ مُسْتَقيمٌ

(41) kale haza siratun aleyye müstekım
(Allah da) buyurdu: “işte bu üzerime hak olan dosdoğru yoldur”

1. kâle : dedi
2. hâzâ : bu
3. sırâtun : yoldur
4. aleyye : bana
5. mustekîmun : istikamet verilmiş, yönlendirilmiş

٤٢

اِنَّ عِبَادى لَيْسَ لَكَ عَلَيْهِمْ سُلْطَانٌ اِلَّا مَنِ اتَّبَعَكَ مِنَ الْغَاوينَ

(42) inne ibadi leyse leke aleyhim sültanün illa menittebeake minel ğavin
şüphesiz senin, kullarım üzerinde bir hakimiyetin yoktur ancak azgınlardan sana tabi olanlar (hariç)

1. inne : muhakkak, gerçekten
2. ıbâdî : benim kullarım (azgınlığı)
3. leyse : değildir, yoktur
4. leke aleyhim : senin onların üzerinde
5. sultânun : bir güç, bir sultan
6. illâ : ancak, …dan başka, hariç
7. men ittebea-ke : sana uyan, sana tâbî olan kimse
8. min el gâvîne : azgın olanlardan (iğvaya düşenlerden)

٤٣

وَاِنَّ جَهَنَّمَ لَمَوْعِدُهُمْ اَجْمَعينَ

(43) ve inne cehenneme le mev’idühüm ecmeiyn
şüphesiz cehennem onların hepsine vaat olunan yerdir

1. ve inne : ve muhakkak
2. cehenneme : cehennem
3. le : mutlaka, elbette
4. mev’ıdu-hum : onlara vaadedilen yer
5. ecmaîne : hepsi

٤٤

لَهَا سَبْعَةُ اَبْوَابٍ لِكُلِّ بَابٍ مِنْهُمْ جُزْءٌ مَقْسُومٌ

(44) leha seb’atü ebvab likülli babim minhüm cüz’üm maksum
onun yedi kapısı vardır. Her kapıda onlardan bir gurup vardır

1. lehâ : ona ait, onun vardır
2. seb’atu : yedi (7) adet
3. ebvâbin : kapılar
4. li kulli bâbin : herbir kapı için
5. min-hum : onlardan
6. cuz’un : bir kısım, bir bölüm, bir grup
7. maksûmun : ayrılmış, kısımlandırılmış, taksim edilmiş

٤٥

اِنَّ الْمُتَّقينَ فى جَنَّاتٍ وَعُيُونٍ

(45) innel müttekıne fi cennativ ve uyun
mutlaka muttakiler cennette ve pınar başında olacaklar

1. inne : muhakkak
2. el muttekîne : takva sahipleri
3. fî cennâtin : cennetler içinde
4. ve uyûnin : ve pınarlar

٤٦

اُدْخُلُوهَا بِسَلَامٍ امِنينَ

(46) üdhuluha bi selamin aminin
oraya girin selamet ile (ve) emniyet içinde

1. udhulû-hâ : oraya girin
2. bi selâmin : selâm ile, selâmetle
3. âminîne : emin (korkusuz) olarak

٤٧

وَنَزَعْنَا مَا فى صُدُورِهِمْ مِنْ غِلٍّ اِخْوَانًا عَلى سُرُرٍ مُتَقَابِلينَ

(47) ve neza’na ma fi sudurihim min gıllin ihvanen ala sürurim mütekabilin
biz söküp alırız onların göğüslerindeki kini (hepsi) kardeş olarak tahtlar üzerinde karşı karşıya (otururlar)

1. ve neza’nâ : ve biz çekip çıkarttık
2. : şey
3. fî sudûri-him : onların göğüslerinin içinde
4. min gıllin : kinden
5. ıhvânen : kardeşler olarak
6. alâ sururin : tahtların üzerinde
7. mutekâbilîne : karşılıklı, karşı karşıya

٤٨

لَا يَمَسُّهُمْ فيهَا نَصَبٌ وَمَا هُمْ مِنْهَا بِمُخْرَجينَ

(48) la yemessühüm fiha nesabüv ve ma hüm minha bi muhracin
orada kendilerine bir yorgunluk dokunmaz ve onlar oradan çıkarılmaz

1. lâ yemessu-hum : onlara dokunmaz
2. fî-hâ : orada
3. nasabun : yorgunluk, bitkinlik
4. ve mâ : ve değildir
5. hum : onlar
6. min-hâ : oradan
7. bi muhrecîne : çıkarılacak

٤٩

نَبِّءْ عِبَادى اَنّى اَنَا الْغَفُورُ الرَّحيمُ

(49) nebbi’ ibadi enni enel ğafurur rahiym
kullarıma benden haber ver ben bağışlayan, merhamet sahibiyim

1. nebbî : haber ver
2. ibâdî : benim kullarım
3. ennî : muhakkak ben
4. ene : ben
5. el gafûru : mağfiret eden
6. er rahîmu : rahmet eden, rahmet nuru gönderen

٥٠

وَاَنَّ عَذَابى هُوَ الْعَذَابُ الْاَليمُ

(50) ve enne azabi hüvel azabül elim
gerçekten azabım, elim azabın ta kendisidir

1. ve enne : ve muhakkak
2. azâbî : benim azabım
3. huve : o
4. el azâbu el elîmu : elîm (acı) azap

٥١

وَنَبِّءْهُمْ عَنْ ضَيْفِ اِبْرهيمَ

(51) ve nebbi’hüm an dayfi ibrahim
hem onlara bahset ibrahim’in misafirlerinden

1. ve nebbi’hum : ve onlara haber ver
2. an dayfi : misafirlerden
3. ibrâhîme : İbrâhîm

Sayfa:264

٥٢

اِذْ دَخَلُوا عَلَيْهِ فَقَالُوا سَلَامًا قَالَ اِنَّا مِنْكُمْ وَجِلُونَ

(52) iz dehalu aleyhi fe kalu selama kale inna minküm vecilun
o zaman onun yanına girmişlerdi demişlerdi “selam sana olsun” dedi “gerçekten biz sizden ürperdik”

1. iz dehalû : girdikleri zaman
2. aleyhi : onun yanına
3. fe kâlû : o zaman dediler
4. selâmen : selâm (olsun)
5. kâle : dedi
6. innâ : muhakkak biz
7. min-kum : sizden
8. vecilûne : korkanlar, ürperenler

٥٣

قَالُوا لَا تَوْجَلْ اِنَّا نُبَشِّرُكَ بِغُلَامٍ عَليمٍ

(53) kalu la tevcel inna nübeşşiru ke bi ğulamin alim
dediler ki (bizden) ürperme şüphesiz biz müjdeliyoruz sana alim bir oğul

1. kâlû : dediler
2. lâ tevcel : siz korkmayın
3. innâ : muhakkak biz
4. nubeşşiru-ke : sana müjdeliyoruz
5. bi gulâmin : bir erkek çocuk
6. alîmin : âlim, bilgin

٥٤

قَالَ اَبَشَّرْتُمُونى عَلى اَنْ مَسَّنِىَ الْكِبَرُ فَبِمَ تُبَشِّرُونَ

(54) kale e beşşertümuni ala em messeniyel kiberu fe bime tübeşşirun
(ibrahim) dedi ki beni mi müjdelediniz? bana ihtiyarlık gelip çatmışken ne diye beni müjdelersiniz!

1. kâle : dedi
2. e beşşertumû-nî : beni mi müjdeliyorsunuz
3. alâ : üzerine
4. en messeniye : bana dokunması (gelmesi)
5. el kiberu : ihtiyarlık
6. fe : artık, böyleyken, o halde
7. bime : ne ile, nasıl
8. tubeşşirûne : müjdeliyorsunuz

٥٥

قَالُوا بَشَّرْنَاكَ بِالْحَقِّ فَلَا تَكُنْ مِنَ الْقَانِطينَ

(55) kalu beşşernake bil hakkı fe la teküm minel kanitın
dediler biz seni hak ile müjdeledik ümit kesenlerden olma

1. kâlû : dediler
2. beşşernâ-ke : biz seni müjdeledik
3. bi el hakkı : hak ile
4. fe lâ tekun : artık sen olma
5. min el kânıtîne : ümidi kesenlerden

٥٦

قَالَ وَمَنْ يَقْنَطُ مِنْ رَحْمَةِ رَبِّه اِلَّا الضَّالُّونَ

(56) kale ve mey yaknetu mir rahmeti rabbihi illed dallun
dedi ümitlerini kesen(ler) Rabbinin rahmetinden ancak sapıtanlardır.

1. kâle : dedi
2. ve men : ve kim
3. yaknetu : ümidi keser, ümitsiz olur
4. min rahmeti : rahmetten
5. rabbi-hi : onun Rabbi
6. illa : …den başka
7. ed dâllûne : dalâlette olanlar

٥٧

قَالَ فَمَا خَطْبُكُمْ اَيُّهَا الْمُرْسَلُونَ

(57) kale fe ma hatbuküm eyyühel murselun
dedi sizin esas göreviniz nedir? ey gönderilenler!

1. kâle : dedi
2. fe mâ : bundan sonra nedir
3. hatbu-kum : sizin konunuz, meseleniz, konuşacağınız konu
4. eyyuhâ : ey
5. el murselûne : gönderilmiş olan resûller, mürseller, elçiler

٥٨

قَالُوا اِنَّا اُرْسِلْنَا اِلى قَوْمٍ مُجْرِمينَ

(58) kalu inna ürsilna ila kavmim mücrimin
dediler gerçekten biz gönderildik mücrim bir kavme

1. kâlû : dediler
2. innâ : muhakkak biz
3. ursilnâ : gönderildik
4. ilâ kavmin : bir kavme
5. mucrimîne : mücrimler, günahkârlar, suçlular

٥٩

اِلَّا الَ لُوطٍ اِنَّا لَمُنَجُّوهُمْ اَجْمَعينَ

(59) illa ale lut inna le müneccuhüm ecmeın
Lut ailesini, kesinlikle onların hepsini biz kurtaracağız

1. illâ : ancak, dışında, hariç
2. âle lûtın : Lut’un ailesi
3. innâ : muhakkak biz
4. le muneccû-hum : mutlaka onları kurtaracağız
5. ecma’îne : hepsini

٦٠

اِلَّا امْرَاَتَهُ قَدَّرْنَا اِنَّهَا لَمِنَ الْغَابِرينَ

(60) illemraetehu kadderna inneha le minel ğabirin
ancak onun karısı (hariç) takdir ettik gerçekten o kadını azaba uğrayacaklardan

1. illemre’ete-hu : onun hanımı (kadını) hariç
2. kaddernâ : hükmettik (kaderini tayin ettik), takdir ettik
3. inne-hâ : muhakkak o
4. le min el gâbirîne : mutlaka geride kalanlardan, helâk olanlardan

٦١

فَلَمَّا جَاءَ الَ لُوطٍ الْمُرْسَلُونَ

(61) felemma cae ale lutınil murselun
vaktaki elçiler lut ailesine geldi

1. fe : o zaman, böylece
2. lemmâ : olduğu zaman
3. câe : geldi
4. âle lûtın : Lut’un ailesi
5. el murselûne : elçiler, gönderilmiş olan resûller

٦٢

قَالَ اِنَّكُمْ قَوْمٌ مُنْكَرُونَ

(62) kale inneküm kavmün münkerun
(Lut) dedi, gerçekten siz bilinmeyen bir kavimsiniz

1. kâle : dedi
2. inne-kum : muhakkak siz
3. kavmun : bir kavimsiniz
4. munkerûne : tanınmayan (yabancı)

٦٣

قَالُوا بَلْ جِءْنَاكَ بِمَا كَانُوا فيهِ يَمْتَرُونَ

(63) kalu bel ci’nake bima kanu fihi yemterun
dediler ki hayır! bizim sana getirdiğimiz (onların) kendisinden şüphe edip durdukları azaptır

1. kâlû : dediler
2. bel : hayır, bilâkis
3. ci’nâ-ke : sana getirdik, geldik
4. bi mâ : şey ile
5. kânû : oldular
6. fî-hi : onun hakkında
7. yemterûne : şüphe ediyorlar

٦٤

وَاَتَيْنَاكَ بِالْحَقِّ وَاِنَّا لَصَادِقُونَ

(64) ve eteynake bil hakkı ve inna le sadikun
biz sana hak ile geldik mutlaka biz doğru söylüyoruz

1. ve eteynâ-ke : ve biz sana getirdik
2. bi el hakkı : hak ile, hakkı
3. ve innâ : ve muhakkak biz
4. le : elbette, gerçekten
5. sâdikûne : sadıklar, doğruyu söyleyenler

٦٥

فَاَسْرِ بِاَهْلِكَ بِقِطْعٍ مِنَ الَّيْلِ وَاتَّبِعْ اَدْبَارَهُمْ وَلَا يَلْتَفِتْ مِنْكُمْ اَحَدٌ وَامْضُوا حَيْثُ تُؤْمَرُونَ

(65) fe esri bi ehlike bi kıt’im minel leyli vettebi’ edbarahüm ve la yeltefit minküm ehadüv vemdu haysü tü’merun
hemen ailen ile (beraber) yürü gecenin bir kısmında ve (sen de) onların arkasından takip et dönüp arkalarına bakmasın onlardan hiçbiri ve emir olunduğunuz yere geçip gidiniz

1. fe esri : hemen gece yürüyüşe çık
2. bi ehli-ke : ailen ile
3. bi kıt’ın : bir bölümünde, bir kıt’asında, bir parçasında
4. min el leyli : geceden, gecenin
5. vettebı’ (ve ittebi’) : ve tâbî ol, takip et
6. edbâre-hum : onların arkasından
7. ve lâ yeltefit : ve yüzünü (arkaya) çevirmesin, arkasına dönüp bakmasın
8. min-kum : sizden
9. ehadun : biri, birisi
10. vamdû : ve geçip gidin
11. haysu : yere
12. tu’merûne : emrolunacaksınız, emrolunuyorsunuz

٦٦

وَقَضَيْنَا اِلَيْهِ ذلِكَ الْاَمْرَ اَنَّ دَابِرَ هؤُلَاءِ مَقْطُوعٌ مُصْبِحينَ

(66) ve kadayna ileyhi zalikel emra enne dabira haülai maktuum musbihiyn
ona bu emrin kesin hükmünün (verildiğini bildirdik) şüphesiz! işte bu (kafirlerin) arkası, sabah vakti kesilmiş olacaktır

1. ve kadaynâ : ve biz hükmettik
2. ileyhi : ona
3. zâlike el emre : işte bu emir
4. enne : muhakkak, olduğuna
5. dâbire : arkası
6. hâulâi : onlar
7. maktûun : helâk olmuş, kesilmiş
8. musbihîne : sabahlayanlar

٦٧

وَجَاءَ اَهْلُ الْمَدينَةِ يَسْتَبْشِرُونَ

(67) ve cae ehlül medineti yestebşirun
şehir halkı sevinerek geldi

1. ve câe : ve geldi
2. ehlu el medîneti : şehir halkı
3. yestebşirûne : birbirini müjdeliyorlar

٦٨

قَالَ اِنَّ هؤُلَاءِ ضَيْفى فَلَا تَفْضَحُونِ

(68) kale inne haülai dayfi fe la tefdahun
dedi (lut) “gerçekten işte bunlar benim misafirlerim ” beni mahcup etmeyin

1. kâle : dedi
2. inne : muhakkak
3. hâulâi : bunlar
4. dayfî : benim misafirlerim
5. fe lâ tefdahû-ni : artık beni mahçup etmeyin

٦٩

وَاتَّقُوا اللّهَ وَلَا تُخْزُونِ

(69) vettekullahe ve la tuhzun
Allah’ın (azabından) sakının beni utandırmayın

1. vettekullâhe : ve Allah’a karşı takva sahibi olun, (ve ittekû allâhe) sakının
2. ve lâ tuhzû-ni : ve beni alçaltmayın (rezil etmeyin)

٧٠

قَالُوا اَوَلَمْ نَنْهَكَ عَنِ الْعَالَمينَ

(70) kalu e ve lem nenheke anil alemin
dediler “biz seni elalemin işine karışmaktan men etmedik mi?”

1. kâlû : dediler
2. e : mı
3. ve lem : ve olmadı
4. nenhe-ke : seni men ediyoruz, seni nehyediyoruz, seni yasaklıyoruz
5. an el âlemîne : el âlemden, başkalarından

Sayfa:265

٧١

قَالَ هؤُلَاءِ بَنَاتى اِنْ كُنْتُمْ فَاعِلينَ

(71) kale haülai benati in küntüm failin
(lut) dedi ki işte bunlar kızlarım eğer (meşru bir) iş yapacaksanız

1. kâle : dedi
2. hâulâi : işte bunlar
3. benâtî : benim kızlarım
4. in kuntum : eğer siz, iseniz
5. fâilîne : yapacak olanlar, yapanlar

٧٢

لَعَمْرُكَ اِنَّهُمْ لَفى سَكْرَتِهِمْ يَعْمَهُونَ

(72) le amruke innehüm le fi sekratihim ya’mehun
senin ömrüne yemin ederim ki, onlar şehvet sarhoşluğu içinde bocalayıp duruyorlardı

1. le amru-ke : senin ömrüne andolsun (yemin olsun)
2. inne-hum : muhakkak ki onlar
3. le fî sekreti-him : elbette sarhoşlukları içinde
4. ya’mehûne : bocalıyorlar

٧٣

فَاَخَذَتْهُمُ الصَّيْحَةُ مُشْرِقينَ

(73) fe ehazethümüs sayhatü müşrikın
nihayet onları yakalayıverdi şafak vakti bir sayha

1. fe : böylece
2. ehazethum : onları aldı, yakaladı
3. es sayhatu : bir sayha (korkunç ses dalgası)
4. muşrikîne : güneş doğduğu vakit orada bulunanları (şark zamanı orada olanlar)

٧٤

فَجَعَلْنَا عَالِيَهَا سَافِلَهَا وَاَمْطَرْنَا عَلَيْهِمْ حِجَارَةً مِنْ سِجّيلٍ

(74) fe cealna aliyeha safileha ve emtarna aleyhim hicaratem min siccil
böylece geçirdik onların üstlerini altına ve yağdırdık üzerine siccilden pişirilmiş taşlar

1. fe cealnâ : böylece kıldık, yaptık
2. âliye-hâ : onu, en yüksek (yaptık)
3. sâfile-hâ : onu en alçak (yaptı)
4. âliye-hâ sâfile-hâ : onun üstünün altına gelmesi, onun yükselip alçalması
5. ve emternâ : ve yağmur yağdırdık
6. aleyhim : onların üzerine
7. hıcâreten min siccîlin : siccîlden (öldürücü) taşlar

٧٥

اِنَّ فى ذلِكَ لَايَاتٍ لِلْمُتَوَسِّمينَ

(75) inne fi zalike le ayatil lil mütevessimin
gerçekten bunda hükmü ilahiyi dikkatle izleyenler için ayetler vardı

1. inne : muhakkak ki
2. : içinde, da, var
3. zâlike : işte bu
4. le : elbette, mutlaka
5. âyâtin : âyetler, deliller, ibretler
6. li el mutevessimîne : ibretle izleyenler için

٧٦

وَاِنَّهَا لَبِسَبيلٍ مُقيمٍ

(76) ve inneha le bisebilim mükım
gerçekten onların helak oldukları yer yol üstünde durmakta

1. ve inne-hâ : ve çünkü o, muhakkak ki o
2. le : gerçekten
3. bi sebîlin : yol üzerinde
4. mukîmîn : durmakta olan, ikâme olunmuş olan, duran (hâlâ duruyor)

٧٧

اِنَّ فى ذلِكَ لَايَةً لِلْمُؤْمِنينَ

(77) inne fi zalike le ayatel lil mü’minin
gerçekten bunda inananlar için ayetler vardır

1. inne : muhakkak ki
2. : içinde, da, var
3. zâlike : işte bunda
4. le : elbette
5. âyeten : bir delil (ibret)
6. li el mu’minîne : mü’minler için, nefslerinin kalbine îmân yazılmış olanlar için

٧٨

وَاِنْ كَانَ اَصْحَابُ الْاَيْكَةِ لَظَالِمينَ

(78) ve in kane ashabül eyketi le zalimin
hakikaten eykeliler de zalimdiler

1. ve in kâne : ve oldu
2. ashâbu el eyketi : Eyke halkı
3. le zâlimîne : elbette zalim kimseler

٧٩

فَانْتَقَمْنَا مِنْهُمْ وَاِنَّهُمَا لَبِاِمَامٍ مُبينٍ

(79) fentekamna minhüm ve innehüma le bi imamim mübin
sonra onlardan da intikamımızı aldık her iki kavim de açık bir yol üstündedir.

1. fentekamnâ (fe intikamnâ) : böylece intikam aldık
2. min-hum : onlardan
3. ve inne-humâ : ve muhakkak her ikisi
4. le : elbette, gerçekten
5. bi imâmin : önder, rehber
6. mubînin : açıkça, (beyan edilmiş) açıkta

٨٠

وَلَقَدْ كَذَّبَ اَصْحَابُ الْحِجْرِ الْمُرْسَلينَ

(80) ve le kad kezzebe ashabül hicril murselin
yemin olsun ki yalanladı hicr halkı peygamberini

1. ve lekad : ve andolsun ki
2. kezzebe : yalanladı
3. ashâbu el hıcr : Hicr halkı
4. el murselîne : gönderilen resûller, mürseller

٨١

وَاتَيْنَاهُمْ ايَاتِنَا فَكَانُوا عَنْهَا مُعْرِضينَ

(81) ve ateynahüm ayatina fe kanu anha mu’ridiyn
onlara mucizelerimizi vermiştik ama ondan yüz çeviriyorlardı

1. ve âteynâ-hum : ve onlara verdik
2. âyâti-nâ : âyetlerimiz (mucizelerimiz, delillerimiz)
3. fe : o zaman, böylece, olduğu halde, fakat
4. kânû : oldular
5. an-hâ : ondan
6. mu’rıdîne : yüz çeviren kimseler

٨٢

وَكَانُوا يَنْحِتُونَ مِنَ الْجِبَالِ بُيُوتًا امِنينَ

(82) ve kanu yenhitune minel cibali büyuten aminin
evler yontuyorlardı dağlardan emniyetli

1. ve kânû : ve oldular
2. yanhıtûne : oyuyorlar, yontuyorlar
3. min el cibâli : dağlardan
4. buyûten : evler
5. âminîne : emin olanlar, güvenilir olanlar

٨٣

فَاَخَذَتْهُمُ الصَّيْحَةُ مُصْبِحينَ

(83) fe ehazethümüs sayhatü musbihın
sonra onları yakaladı sabahladıkları bir sırada bir sayha, ses

1. fe : böylece
2. ehazet-hum : onları aldı (yakaladı)
3. es sayhatu : korkunç bir ses, bir sayha
4. musbıhîne : sabahlayanlar, sabah vaktine erenler (sabaha çıkanlar)

٨٤

فَمَا اَغْنى عَنْهُمْ مَا كَانُوا يَكْسِبُونَ

(84) fe ma ağna anhüm ma kanu yeksibun
hiçbir fayda sağlamadı kazandıkları şey onlara

1. fe : böylece, buna rağmen
2. mâ agnâ : fayda vermedi
3. an-hum : onlardan, onlara
4. mâ kânû : oldukları şey(ler)
5. yeksibûne : kazanıyorlar, iktisap ediyorlar

٨٥

وَمَا خَلَقْنَا السَّموَاتِ وَالْاَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا اِلَّا بِالْحَقِّ وَاِنَّ السَّاعَةَ لَاتِيَةٌ فَاصْفَحِ الصَّفْحَ الْجَميلَ

(85) ve ma halaknes semavati vel erda ve ma beynehüma illa bil hakk ve innes saate le atiyetün fasfehıs safhal cemil
semaları yarattık arzı ve ikisinin aralarındaki şeyleri ancak hak olarak muhakkak kıyamet saati gelecektir şimdi vazgeç (onlardan) güzel bir şekilde vazgeç

1. ve mâ halaknâ : ve biz yaratmadık
2. es semâvâti : semalar (gökler)
3. ve el arda : ve yer, yeryüzü, arz
4. ve mâ beyne-humâ : ve ikisinin arasında olan şeyler
5. illâ : ancak, başka
6. bi el hakkı : hak ile
7. ve inne es sâate : ve muhakkak ki o saat (kıyâmet)
8. le âtiyetun : mutlaka, elbette gelecek
9. fasfah (fe ısfah) : artık, müsamaha göster, iyi muamele et
10. es safha el cemîle : güzel (bir) şekilde yüz çevirmek

٨٦

اِنَّ رَبَّكَ هُوَ الْخَلَّاقُ الْعَليمُ

(86) inne rabbeke hüvel hallakul alim
şüphesiz senin Rabbin o kemali ile yaratan, bilendir

1. inne : muhakkak
2. rabbe-ke : senin Rabbin
3. huve : o
4. el hallâku : en iyi yaratan
5. el alîmu : en iyi bilen

٨٧

وَلَقَدْ اتَيْنَاكَ سَبْعًا مِنَ الْمَثَانى وَالْقُرْانَ الْعَظيمَ

(87) ve le kad ateynake seb’am minel mesani vel kur’anel aziym
şanım hakkı için, sana verdik devamlı övülüp okunan yedi (ayeti) ve kuran’ı azim’i

1. ve lekad : ve andolsun ki
2. âteynâ-ke : sana verdik
3. seb’an : yedi, yedili
4. min el mesânî : mesâniden (ikinciden)
5. ve el kur’âne : ve Kur’ân’ı
6. el azîme : büyük, azîm

٨٨

لَا تَمُدَّنَّ عَيْنَيْكَ اِلى مَا مَتَّعْنَا بِه اَزْوَاجًا مِنْهُمْ وَلَا تَحْزَنْ عَلَيْهِمْ وَاخْفِضْ جَنَاحَكَ لِلْمُؤْمِنينَ

(88) la temüddenne ayneyke ila ma metta’na bihi ezvacem minhüm ve la tahzen aleyhim vahfid cenahake lil mü’minin
gözlerini sakın dikme onların zevk sürerek faydalandıkları zevcelerine sen onların hakkında da mahzun olma şefkat kanadını ger mü’minlere

1. lâ temuddenne : uzatma (dikme, uzun uzun bakma)
2. ayneyke : iki gözünü
3. ilâ : e
4. mâ metta’nâ : yararlandırdığımız şeyler
5. bi-hi : ona, onunla
6. ezvâcen : çift çift, kat kat, fazla olarak
7. min-hum : onlardan
8. ve lâ tahzen : ve üzülme, hüzünlenme, mahzun olma
9. aleyhim : onlara, onlar için
10. vahfıd (ve ıhvıd) : ve indir, alçalt
11. cenâha-ke : (senin) kanatların
12. li el mu’minîne : mü’minler için, mü’minlere

٨٩

وَقُلْ اِنّى اَنَاالنَّذيرُ الْمُبينُ

(89) ve kul inni enen nezirul mübin
deki, şüphesiz ben evet ben açık bir uyarıcıyım

1. ve : ve
2. kul : de
3. innî : muhakkak ben
4. ene : ben
5. el nezîru : nezir, uyarıcı
6. el mubînu : apaçık, açıkça açıklayan, beyan eden

٩٠

كَمَا اَنْزَلْنَا عَلَى الْمُقْتَسِمينَ

(90) kema enzelna alel muktesimin
nitekim o kısım kısım ayıranlarada indirmiştik

1. ke : gibi
2. mâ enzel-nâ : indirdiğimiz şey
3. alâ el muktesimîne : muktesim olanlara, kısım kısım ayıranlara

Sayfa:266

٩١

اَلَّذينَ جَعَلُواالْقُرْانَ عِضينَ

(91) ellezine cealül kur’ane ıdiyn
o kimseler ki kuran’ı taksim etmiş, (bir kısmına inanmamışlardır)

1. ellezîne : o kimseler ki
2. cealû : kıldılar, yaptılar
3. el kur’âne : Kur’ân’ı
4. ıdîne : kısım kısım, parça parça

٩٢

فَوَرَبِّكَ لَنَسَْلَنَّهُمْ اَجْمَعينَ

(92) fe ve rabbike le nes’elennehüm ecmeın
Rabbin hakkı için biz onların hepsini elbette sorumlu tutacağız

1. fe : artık, böylece, bundan sonra
2. ve rabbi-ke : ve senin Rabbine andolsun
3. le nes’elenne-hum : elbette, onlara mutlaka soracağız
4. ecmaîne : hepsi, hepsine, bütününe

٩٣

عَمَّا كَانُوا يَعْمَلُونَ

(93) amma kanu ya’melun
yapmakta oldukları şeylerden dolayı

1. ammâ (an mâ) : şeylerden
2. kânû : oldular
3. ya’melûne : yapıyorlar

٩٤

فَاصْدَعْ بِمَا تُؤْمَرُ وَاَعْرِضْ عَنِ الْمُشْرِكينَ

(94) fasda’bima tü’meru ve a’rid anil müşrikin
şimdi sen emrolunduğun şeyleri açığa vur ve o müşriklerden yüz çevir

1. fasda’ (fe ısda’) : açıkça bildir,
2. bi mâ tu’meru : emrolunduğun şeyi
3. ve a’rıd : ve yüz çevir
4. an el muşrikîne : müşriklerden

٩٥

اِنَّا كَفَيْنَاكَ الْمُسْتَهْزِءنَ

(95) inna kefeynakel müstehziin
şüphesiz biz seninle alay edenlere kafiyiz

1. innâ : muhakkak ki biz
2. kefeynâ-ke : biz sana kâfiyiz
3. el mustehziîne : alay edenler

٩٦

اَلَّذينَ يَجْعَلُونَ مَعَ اللّهِ اِلهًا اخَرَ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ

(96) ellezine yec’alune meallahi ilahen ahar fe sevfe ya’lemun
onlar ki edinirler Allah’la beraber başka ilah, artık ilerde bilecekler

1. ellezîne : o kimseler
2. yec’alûne : kılarlar, yaparlar
3. mea allâhi : Allah ile beraber
4. ilâhen : ilâh
5. âhare : başka, diğer(leri)
6. fe sevfe : ileride, yakında, olacak
7. ya’lemûne : biliyorlar, bilirler

٩٧

وَلَقَدْ نَعْلَمُ اَنَّكَ يَضيقُ صَدْرُكَ بِمَا يَقُولُونَ

(97) ve le kad na’lemü enneke yediyku sadruke bima yekulun
celalim hakkı için gerçekten biliyoruz senin göğsünün daraldığını söylediklerinden dolayı

1. ve lekad : ve andolsun ki
2. na’lemu : biz biliyoruz
3. enne-ke : senin olduğunu
4. yadîku : daralıyor, sıkışıyor
5. sadru-ke : senin göğsün
6. bi mâ : sebebiyle, den dolayı
7. yekûlûne : söylüyorlar

٩٨

فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ وَكُنْ مِنَ السَّاجِدينَ

(98) fe sebbih bi hamdi rabbike ve küm mines sacidin
artık Rabbini hamd ile tesbih et secde edenlerden ol

1. fe : böylece
2. sebbih : tesbih et
3. bi hamdi : hamd ile
4. rabbi-ke : senin Rabbin
5. ve kun : ve ol
6. min es sâcidîne : secde edenlerden

٩٩

وَاعْبُدْ رَبَّكَ حَتّى يَاْتِيَكَ الْيَقينُ

(99) ve’büd rabbeke hatta ye’tiyekel yekiyn
Rabbine kulluk et sana yakın gelinceye kadar

1. va’bud : ve kul ol
2. rabbe-ke : senin Rabbin
3. hattâ : e kadar
4. ye’tiye-ke : sana gelir
5. el yakînu : yakîn

16-NAHL

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ

١

اَتى اَمْرُ اللّهِ فَلَا تَسْتَعْجِلُوهُ سُبْحَانَهُ وَتَعَالى عَمَّا يُشْرِكُونَ

(1) eta emrullahi fe la testa’ciluh sübhanehu ve teala amma yüşrikun
Allah’ın emri geldi artık onu acele istemeyin o subhandır ortak koştukları şeylerden yücedir

1. etâ : geldi
2. emru allâhi : Allah’ın emri
3. fe : o halde, artık
4. lâ testa’cilû-hu : onu acele istemeyin
5. subhâne-hu
(sebbehu subhane-hu)
: onu tenzih edin
: (onu şanına yakışır şekilde tesbih edin)
6. ve teâlâ : ve yücedir, alâdır
7. ammâ (an mâ) : şeylerden
8. yuşrikûne : şirk koşuyorlar

٢

يُنَزِّلُ الْمَلءِكَةَ بِالرُّوحِ مِنْ اَمْرِه عَلى مَنْ يَشَاءُ مِنْ عِبَادِه اَنْ اَنْذِرُوا اَنَّهُ لَا اِلهَ اِلَّا اَنَا فَاتَّقُونِ

(2) yünezzilül melaikete bir ruhi min emrihi ala mey yeşaü min ibadihi en enziru ennehu la ilahe illa ene fettekun
melekleri ve ruhu kendi emri ile indiriyor kullarından dilediği kimselere uyarıda bulunun diye gerçekten benden başka ilah yoktur o halde benden sakının

1. yunezzilu : indirir
2. el melâikete : melekler
3. bi er rûhi : ruh ile
4. min emri-hi : onun emrinden
5. alâ : üzere, e
6. men yeşâu : dilediği kimse(ler)
7. min ibâdi-hi : kullarından
8. en enzirû : uyarmaları (için), uyarsınlar diye
9. enne-hu : onun olduğu
10. lâ ilâhe : ilâh yoktur
11. illâ : başka
12. ene : ben
13. fettekû-ni (fe ittekû-ni) : öyleyse, bana karşı takva sahibi olun (ruhunuzu ölmeden evvel bana ulaştırın)

٣

خَلَقَ السَّموَاتِ وَالْاَرْضَ بِالْحَقِّ تَعَالى عَمَّا يُشْرِكُونَ

(3) halekas semavati vel erda bil hakk teala amma yüşrikun
gökleri ve yeri hak üzere yarattı ortak koştukları şeylerden yücedir

1. halaka es semâvâti : semaları yarattı
2. ve el arda : ve yer, arz, yeryüzü
3. bi el hakkı : hak ile
4. teâlâ : o yücedir, alâdır
5. âmmâ (an mâ) : şeylerden
6. yuşrikûne : şirk koşuyorlar

٤

خَلَقَ الْاِنْسَانَ مِنْ نُطْفَةٍ فَاِذَاهُوَ خَصيمٌ مُبينٌ

(4) halekal insane min nutfetin fe iza hüve hasiymün mübiyn
insanı bir nutfeden yarattı birde bakarsın o apaçık hasım olmuş

1. halaka el insâne : insanı yarattı
2. min nutfetin : bir damla sudan, nutfeden
3. fe : böylece, buna rağmen
4. izâ : olduğu zaman, olmuş, olmuştur
5. huve : o
6. hasîmun : düşman, hasım
7. mubînun : apaçık, açıkça

٥

وَالْاَنْعَامَ خَلَقَهَا لَكُمْ فيهَا دِفْءٌ وَمَنَافِعُ وَمِنْهَا تَاْكُلُونَ

(5) vel en’ame halekaha leküm fiha dif’üv ve menafiu ve minha te’külun
ve hayvanları da o yarattı siz onların yünlerinden ısınır faydalar temin eder ve onların (etinden de) yersiniz

1. ve : ve
2. el en’âme : hayvanlar
3. halaka-hâ : onu yarattı
4. lekum : sizin için
5. fî-hâ : onda vardır
6. dif’un : ısıtıcı özelliği olan (soğuktan korunmak için kullanılan şey)
7. ve menâfiu : ve menfaatler, faydalar
8. ve min-hâ : ve ondan
9. te’kulûne : yersiniz

٦

وَلَكُمْ فيهَا جَمَالٌ حينَ تُريحُونَ وَحينَ تَسْرَحُونَ

(6) ve leküm fiha cemalün hiyne türihune ve hiyne tesrahun
sizin için onda bir güzellik (vardır) onların akşam dönüş zamanlarında otlatmak için saldığınız zaman

1. ve lekum : ve sizin için
2. fî-hâ : içinde, onlarda vardır
3. cemâlun : güzellik
4. hîne : o zaman, olduğu zaman
5. turîhûne : (hayvanları) akşamleyin otlaktan döndürüyorsunuz
6. ve hîne : ve o zaman, olduğu zaman
7. tesrehûne : (hayvanları) otlatmaya çıkarıyorsunuz

Sayfa:267

٧

وَتَحْمِلُ اَثْقَالَكُمْ اِلى بَلَدٍ لَمْ تَكُونُوا بَالِغيهِ اِلَّا بِشِقِّ الْاَنْفُسِ اِنَّ رَبَّكُمْ لَرَؤُفٌ رَحيمٌ

(7) ve tahmilü eskaleküm ila beledil lem tekunu baliğıhi illa bi şıkkıl enfüs inne rabbeküm le raufür rahiym
sizlerin yüklerinizi istediğiniz beldeye taşır varamayacağınız yerlere (o hayvanlar götürür) nefisleriniz fazla meşakkat çekmeden gerçekten senin Rabbin Şefkatli ve Merhametlidir

1. ve tahmilu : ve taşırsınız
2. eskâle-kum : ağırlıklarınız, ağır eşyalarınız
3. ilâ beledin : bir beldeye (şehire)
4. lem tekûnû : siz olmazsınız
5. bâlıgî-hi : ona erişirsiniz, ulaşırsınız
6. illâ : ancak, başka, olmadan
7. bi şıkkı : meşakkat ile, yorgunlukla
8. el enfusi : nefsler, kendileri
9. inne : muhakkak
10. rabbe-kum : sizin Rabbiniz
11. le raûfun : elbette, mutlaka rauftur (şefkatli, çok merhametli)
12. rahîmun : rahîmdir (merhametli, rahmet nuru gönderen)

٨

وَالْخَيْلَ وَالْبِغَالَ وَالْحَميرَ لِتَرْكَبُوهَا وَزينَةً وَيَخْلُقُ مَالَا تَعْلَمُونَ

(8) vel hayle vel biğale vel hamira li terkebuha ve zineh ve yahlüku ma la ta’lemun
atları katırları ve merkepleri onlara binesiniz diye ve ziynet olarak ve daha bilemediğimiz (neler) yaratır

1. ve el hayle : ve atlar
2. ve el bigâle : ve katırlar
3. ve el hamîre : ve merkepler
4. li terkebû-hâ : onlara binmeniz için
5. ve zîneten : ve süs olarak
6. ve yahluku : ve yaratır
7. mâ lâ ta’lemûne : bilmediğiniz şeyler

٩

وَعَلَى اللّهِ قَصْدُ السَّبيلِ وَمِنْهَا جَاءِرٌ وَلَوْ شَاءَ لَهَديكُمْ اَجْمَعينَ

(9) ve alellahi kasdus sebili ve minha cair ve lev şae le hedaküm ecmeın
ölçülü yolu göstermek Allah’a aittir o yoldan sapanlar (da var) velev (Allah) dileseydi hepsini hidayete erdirirdi

1. ve alâ allâhi : ve Allah’a aittir, Allah’ın üzerinedir 2 – kasdu es sebîli
2. kasdu es sebîli : sebîlin (yolun) tayini
3. ve min-hâ : ve ondan
4. câirun : (haktan) sapanlar
5. ve lev : ve eğer
6. şâe : diledi
7. le hedâ-kum : elbette hidayete erdirirdi
8. ecmaîne : hepsini, tümünü, topluca

١٠

هُوَ الَّذى اَنْزَلَ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً لَكُمْ مِنْهُ شَرَابٌ وَمِنْهُ شَجَرٌ فيهِ تُسيمُونَ

(10) hüvellezi enzele mines semai mael leküm minhü şerabüv ve minhü şecerun fihi tüsiymun
o ki indirdi sizin için semadan su o sudan içersiniz o sudan ağaçlar (istifade eder) o sudan (hayvanlar) sulanır

1. huve : o
2. ellezî : ki o
3. enzele : indirdi
4. min es semâi : semadan
5. mâen : su
6. lekum : sizin için
7. min-hu : ondan
8. şarâbun : içilen şey
9. ve min-hu : ve ondan
10. şecerun : ağaç, yeşillik, otlar
11. fî-hi : içinde, orada, arasında
12. tusîmûne
(esâme)
: hayvanları otlatırsınız (otlatmak için salarsınız)
: (hayvanları otlatmak için saldı)

١١

يُنْبِتُ لَكُمْ بِهِ الزَّرْعَ وَالزَّيْتُونَ وَالنَّخيلَ وَالْاَعْنَابَ وَمِنْ كُلِّ الثَّمَرَاتِ اِنَّ فى ذلِكَ لَايَةً لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ

(11) yümbitü leküm bihiz zer’a vez zeytune ven nehiyle vel a’nabe ve min küllis semarat inne fi zalike le ayetel li kavmiy yetefekkerun
O su ile sizin için bitirir ekin zeytinler hurmalar üzümler ve her türlü meyveler muhakkak bunda düşünen kavim için ibretler (vardır)

1. yunbitu : bitirir, yetiştirir
2. lekum : sizin için
3. bihi ez zer’a : onunla ekin
4. ve ez zeytûne : ve zeytinler
5. ve en nahîle : ve hurmalıklar
6. ve el a’nâbe : ve üzümler, bağlar
7. ve min kulli es semerâti : ve meyvelerin (ürünlerin) her türlüsünden
8. inne : muhakkak, şüphesiz
9. fî zâlike : bunda vardır
10. le âyeten : mutlaka, elbette âyet (delil)
11. li kavmin : bir kavim için, bir topluluk için
12. yetefekkerûne : tefekkür ederler

١٢

وَسَخَّرَ لَكُمُ الَّيْلَ وَالنَّهَارَ وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَ وَالنُّجُومُ مُسَخَّرَاتٌ بِاَمْرِه اِنَّ فى ذلِكَ لَايَاتٍ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ

(12) ve sehhara lekümül leyle ven nehara veş şemse vel kamer ven nücumü müsahharatüm bi emrih inne fi zalike le ayatil li kavmiy ya’kılun
size musahhar kıldı geceyi gündüzü güneş’i ve ay’ı o yıldızları kendi emrine bağlı kıldı muhakkak bunda aklını kullanan kavim için ibretler vardır

1. ve sehhara lekum : ve sizin emrinize verdi
2. el leyle : gece
3. ve en nehâre : ve gündüz
4. ve eş şemse : ve güneş
5. ve el kamere : ve kamer (ay)
6. ve en nucûmu : ve yıldızlar
7. musahharâtun : emrine verilmiş olanlar
8. bi emri-hi : onun emriyle
9. inne : muhakkak
10. fî zâlike : bunda vardır
11. le âyâtin : âyetler
12. li kavmin : kavim için, topluluk için
13. ya’kılûne : akıl ediyorlar, akıl ederler

١٣

وَمَا ذَرَاَ لَكُمْ فِى الْاَرْضِ مُخْتَلِفًا اَلْوَانُهُاِنَّ فى ذلِكَ لَايَةً لِقَوْمٍ يَذَّكَّرُونَ

(13) ve ma zerae leküm fil erdi muhtelifen elvanüh inne fi zalike le ayetel li kavmiy yezzekkerun
Yaratıp yaydığı şeyler sizin içindir yeryüzünde muhtelif renklerde şüphesiz bunda düşünen kavim için ibretler (vardır)

1. ve mâ : ve şey(ler)
2. zerae : yoktan varedip, çoğalttı
3. lekum : siz, sizin için
4. fî el ardı : yerde
5. muhtelifen : muhtelif, çeşitli, çeşit çeşit
6. elvânu-hu : onun renkleri
7. inne : muhakkak
8. fî zâlike : bunda vardır
9. le âyeten : elbette âyet (delil)
10. li kavmin : kavim için, topluluk için
11. yezzekkerûne : zikrederler

١٤

وَهُوَالَّذى سَخَّرَ الْبَحْرَ لِتَاْكُلُوا مِنْهُ لَحْمًا طَرِيًّا وَتَسْتَخْرِجُوا مِنْهُ حِلْيَةً تَلْبَسُونَهَا وَتَرَى الْفُلْكَ مَوَاخِرَ فيهِ وَلِتَبْتَغُوا مِنْ فَضْلِه وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ

(14) ve hüvellezi sehharal bahra li te’külu minhü lahmen tariyyev ve testahricu minhü hilyeten telbesuneha ve teral fülke mevahira fihi ve li tebteğu min fadlihi ve lealleküm teşkürun
O ki (size) denizi musahhar kıldı yiyesiniz diye ondan taze et çıkarıp ondan takınacağınız süs eşyası çıkarasınız diye gemilerin denizi yararak gittiğini görürsün (bunu) O’nun fazlından nasip alasınız diye yaptı olur ki şükür edersiniz

1. ve huve : ve o
2. ellezî : ki o
3. sahhare : emrinize verdi
4. el bahre : deniz
5. li te’kulû : yemeniz için
6. min-hu : ondan
7. lahmen : et
8. tariyyen : taze
9. ve testahricû : ve çıkarırsınız
10. min-hu : ondan
11. hilyeten : süs eşyası (inci)
12. telbesûne-hâ : onu takarsınız, giyersiniz
13. ve tere el fulke : ve gemileri görürsün
14. mevâhira : denizi yararak giden
15. fî-hi : onda, onun içinde
16. ve li tebtegû : ve ibtiga etmeniz (istemeniz) için
17. min fadli-hi : onun fazlından
18. ve lealle-kum : ve umulur ki siz, böylece siz
19. teşkurûne : şükredersiniz

Sayfa:268

١٥

وَاَلْقى فِى الْاَرْضِ رَوَاسِىَ اَنْ تَميدَ بِكُمْ وَاَنْهَارًا وَسُبُلًا لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ

(15) ve elka fil erdi ravasiye en temide biküm ve enharav ve sübülel lealleküm tehtedun
yeryüzünde sabit dağlar koydu sizin için sarsmasın diye nehirler ve yollar (açtı) olur ki siz yolunuzu bulursunuz

1. ve elkâ : ve bıraktı, koydu, attı
2. fî el ardı : yeryüzünde
3. revâsiye : dağlar
4. en temîde : sarsılması
5. bi-kum : sizinle
6. ve enhâren : ve nehirler
7. ve subulen : ve yollar
8. lealle-kum : umulur ki, böylece
9. tehtedûne : yol bulursunuz (menzillerinize ulaşırsınız)

١٦

وَعَلَامَاتٍ وَبِالنَّجْمِ هُمْ يَهْتَدُونَ

(16) ve alamat ve bin necmi hüm yehtedun
ve nice alametler, ve onlar yıldız ilede yollarını bulurlar

1. ve alâmatin : ve alâmetler, işaretler
2. ve bi en necmi : ve yıldız ile
3. hum : onlar
4. yehtedûne : yol bulurlar, hidayete ererler

١٧

اَفَمَنْ يَخْلُقُ كَمَنْ لَا يَخْلُقُ اَفَلَا تَذَكَّرُونَ

(17) e fe mey yahlüku ke mel la yahluk e fe la tezekkerun
yaratan kimse hiç yaratmayan kimse gibi olur mu? artık düşünmez misiniz?

1. e : mi
2. fe : artık
3. men : kimse
4. yahluku : yaratır
5. ke : gibi
6. men : kimse
7. lâ yahluku : yaratmaz
8. e fe lâ tezekkerûne : tezekkür etmez misiniz

١٨

وَاِنْ تَعُدُّوا نِعْمَةَ اللّهِ لَا تُحْصُوهَا اِنَّ اللّهَ لَغَفُورٌ رَحيمٌ

(18) ve in teuddu ni’metellahi la tuhsuha innellahe le ğafurur rahiym
eğer Allah’ın nimetlerini saymaya kalksanız onu sayıp kavrayamazsınız gerçekten Allah çok bağışlayan merhamet sahibidir

1. ve in : ve eğer, şâyet
2. teuddû : adeten (tane tane) sayarsanız
3. ni’mete allâhi : Allah’ın ni’metleri
4. lâ tuhsû-hâ : onu hesaplayamazsınız
5. inne allâhe : muhakkak Allah
6. le gafûrun : bağışlayan
7. rahîmun : rahîm (rahmet nurunu gönderen)dir

١٩

وَاللّهُ يَعْلَمُ مَا تُسِرُّونَوَمَا تُعْلِنُونَ

(19) vallahü ya’lemü ma tüsirrune ve ma tu’linun
Allah bilir neyi gizlerseniz neyi de açığa çıkarırsanız

1. vallâhu (ve allâhu) : ve Allah
2. ya’lemu : bilir
3. mâ tusirrûne : gizledikleriniz, sırlarınız, sakladığınız şeyler
4. ve mâ tu’linûne : ve alenî olan, açıkladığınız şeyler

٢٠

وَالَّذينَ يَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّهِ لَا يَخْلُقُونَ شَيًْا وَهُمْ يُخْلَقُونَ

(20) vellezine yed’une min dunillahi la yahlükune şey’ev ve hüm yuhlekun
Allah’tan başka taptıkları kimseler ki hiçbir şey yaratamazlar onlar da yaratılmışlardır

1. vellezîne (ve ellezîne) : ve o kimseler ki
2. yed’ûne : dua ederler
3. min dûni allâhi : Allah’tan başka
4. lâ yahlukûne : yaratamazlar
5. şey’en : bir şey
6. ve hum : ve onlar
7. yuhlekûne : yaratılırlar

٢١

اَمْوَاتٌ غَيْرُ اَحْيَاءٍ وَمَا يَشْعُرُونَ اَيَّانَ يُبْعَثُونَ

(21) emvatün ğayru ahya’ ve ma yeş’urune eyyane yüb’asun
onlar ölüdürler, hayat sahibi değillerdir şuurundada değillerdir ne zaman diriltileceklerinin

1. emvâtun : cansızdır, ölüdürler
2. gayru : başka, hariç, dışında, olmaksızın
3. ahyâin : diri, canlı
4. ve mâ yeş’urûne : ve şuurunda, bilincinde değillerdir
5. eyyâne : ne zaman
6. yub’asûne : diriltilecekler

٢٢

اِلهُكُمْ اِلهٌ وَاحِدٌ فَالَّذينَ لَايُؤْمِنُونَ بِالْاخِرَةِ قُلُوبُهُمْ مُنْكِرَةٌ وَهُمْ مُسْتَكْبِرُونَ

(22) ilahüküm ilahüv vahid fellezine la yü’minune bil ahirati kulubühüm münkiratüv ve hüm müstekbirun
sizin ilahınız (ancak) tek ilahtır ama inanmayan o kimseler onların kalpleri ahiretin varlığından hoşlanmaz ve onlar büyüklük taslayanlardır

1. ilâhu-kum : sizin ilâhınız
2. ilâhun : ilâhtır
3. vâhidun : tek, bir
4. fellezîne (fe ellezîne) : böylece, artık, hâlâ o kimseler
5. lâ yu’minûne : mü’min olmazlar, inanmazlar
6. bi el âhirati : ahirete (ruhu ölmeden evvel Allah’a ulaştırmaya)
7. kulûbu-hum : onların kalpleri
8. munkiretun : inkârcıdır, inkâr edicidir
9. ve hum : ve onlar
10. mustekbirûne : büyüklenenler, kibirlenen kimseler

٢٣

لَا جَرَمَ اَنَّ اللّهَ يَعْلَمُ مَا يُسِرُّونَ وَمَا يُعْلِنُونَ اِنَّهُ لَا يُحِبُّ الْمُسْتَكْبِرينَ

(23) la cerame ennellahe ya’lemü ma yüsirrune ve ma yu’linun innehu la yühibbül müstekbirin
hiçbir şüphe yok ki Allah neyi gizlediklerini ve neyi açıkladıklarını bilir şüphesiz o, sevmez büyüklük taslayanları

1. lâ cereme : şüphe yok, şüphesiz
2. enne allâhe : (muhakkak ki Allah), Allah’ın olduğu
3. ya’lemu : bilir
4. mâ yusirrûne : gizledikleri, sırları, sakladıkları şeyler
5. ve mâ yu’linûne : ve açıkladıkları (alenî olan) şeyler
6. inne-hu : muhakkak o
7. lâ yuhıbbu : sevmez
8. el mustekbirîne : büyüklenen, kibirlenen kimseler

٢٤

وَاِذَا قيلَ لَهُمْ مَاذَا اَنْزَلَ رَبُّكُمْ قَالُوا اَسَاطيرُ الْاَوَّلينَ

(24) ve iza kıle lehüm maza enzele rabbüküm kalu esatiyrul evvelin
onlara sorulduğu zaman Rabbiniz size ne indirdi (diye), derler “evvelkilerden nakledilen şeyleri”

1. ve izâ kîle : ve denildiği zaman
2. lehum : onlara
3. mâzâ : ne
4. enzele : indirdi
5. rabbu-kum : sizin Rabbiniz
6. kâlû : dediler
7. esâtîru : (satırlar) masallar, asılsız sözler
8. el evvelîne : evvelkiler, daha önce geçmiş olanlar

٢٥

لِيَحْمِلُوا اَوْزَارَهُمْ كَامِلَةً يَوْمَ الْقِيمَةِ وَمِنْ اَوْزَارِ الَّذينَ يُضِلُّونَهُمْ بِغَيْرِ عِلْمٍ اَلَا سَاءَ مَايَزِرُونَ

(25) li yahmilu evzarahüm kamiletey yevmel kıyameti ve min evzarillezine yüdillunehüm bi ğayri ilm e la sae ma yezirun
onlar yüklerini yüklenirler kıyamet günü tamamen saptırdıkları kişilerin günahlarını da ilimleri olmadığı halde dikkat edin, ne kötü bir yüklenme

1. li : için, bunun için, böylece
2. yahmilû : yüklenirler, taşırlar
3. evzâre-hum : onların kendi yükleri, kendi günahları
4. kâmileten : tam, tamamı
5. yevme el kıyâmeti : kıyâmet günü
6. ve min evzâri : ve yüklerden, ağırlıklardan, günahlardan
7. ellezîne : o kimseler
8. yudıllûne-hum : onları saptırırlar (dalâlette bırakırlar)
9. bi gayri ilmin : bir ilmi olmaksızın
10. e lâ : (öyle) değil mi
11. sâe : kötü (ne kadar kötü)
12. mâ yezirûne : yüklendikleri şey

٢٦

قَدْ مَكَرَ الَّذينَ مِنْ قَبْلِهِمْ فَاَتَى اللّهُ بُنْيَانَهُمْ مِنَ الْقَوَاعِدِ فَخَرَّ عَلَيْهِمُ السَّقْفُ مِنْ فَوْقِهِمْ وَاَتيهُمُ الْعَذَابُ مِنْ حَيْثُ لَايَشْعُرُونَ

(26) kad mekaral lezine min kablihim fe etellahü bünyanehüm minel kavaidi fe harra aleyhimüs sakfü min fevkihim ve etahümül azabü min haysü la yeş’urun
kesinlikle hile (kurmuşlardı) o kimseler daha önce, Allah’tan hüküm geldi. Onların binaları temellerinden söküldü çatıları tepelerinin üzerine (çöktü) ve onlara azap geldi tahmin etmedikleri yerden

1. kad mekere : hile yapmışlardı
2. ellezîne min kabli-him : onlardan önceki kimseler
3. fe etallâhu : böylece Allah, getirdi, yıktı, harap etti
4. bunyâne-hum : onların binaları
5. min el kavâıdi : temellerinden
6. fe harre : böylece çöktü
7. aleyhim : onların üzerlerine
8. es sakfu : tavan
9. min fevkı-him : üstlerinden
10. ve etâ-hum : ve onlara geldi
11. el azâbu : azap
12. min haysu : bir yerden
13. lâ yeş’urûne : farkında olmazlar

Sayfa:269

٢٧

ثُمَّ يَوْمَ الْقِيمَةِ يُخْزيهِمْ وَيَقُولُ اَيْنَ شُرَكَاءِىَ الَّذينَ كُنْتُمْ تُشَاقُّونَ فيهِمْ قَالَ الَّذينَ اُوتُوا الْعِلْمَ اِنَّ الْخِزْىَ الْيَوْمَ وَالسُّوءَ عَلَى الْكَافِرينَ

(27) sümme yevmel kıyameti yuhzihim ve yekulü eyne şürakaiyel lezine küntüm tüşakkune fihim kalellezine utül ilme innel hizyel yevme ves sue alel kafirin
ve onları kıyamet günü rezil edecek ve buyuracak nerede benim ortaklarım? sizin onlar hakkında karşı gelip mücadele ettiğiniz kendilerine ilim verilenler dedi gerçekten bugün rezillik ve kötülük kafirlerin üzerindedir

1. summe : sonra
2. yevme el kıyâmeti : kıyâmet günü
3. yuhzî-him : onları zelil edecek, rezil rüsva edecek, alçaltacak
4. ve yekûlu : ve diyecek
5. eyne : nerede
6. şurekâiye : ortaklarım
7. ellezîne : ki onlar
8. kuntum : siz idiniz
9. tuşâkkûne : ayrılıyorsunuz, muhalefet ediyorsunuz
10. fî-him : onlar için, onlar hakkında, onlar uğruna
11. kâle : dedi
12. ellezîne : onlar, o kimseler
13. ûtu el ilme : ilim verilen
14. inne : muhakkak
15. el hızye : alçaklık, rezillik
16. el yevme : bugün, o gün
17. ve es sûe : ve kötülük
18. alâ el kâfirîne : kâfirlerin üzerine

٢٨

اَلَّذينَ تَتَوَفّيهُمُ الْمَلءِكَةُ ظَالِمى اَنْفُسِهِمْ فَاَلْقَوُا السَّلَمَ مَا كُنَّا نَعْمَلُ مِنْ سُوءٍ بَلى اِنَّ اللّهَ عَليمٌ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ

(28) ellezine teteveffa hümül melaiketü zalimi enfüsihim fe elkavüs seleme ma künna na’melü min su’ bela innellahe alimüm bima küntüm ta’melun
canlarını alırken melekler nefislerine zulüm edenlerin “teslim olduklarını” söyleyerek cevap verirler biz değildik kötülük yapanlar, hayır! şüphesiz Allah sizin neler yapmakta olduğunuzu bilendir

1. ellezîne : o kimseler
2. teteveffâ-hum : onları vefat ettirir
3. el melâiketu : melekler
4. zâlimî : zalim olanlar, zulmedenler
5. enfusi-him : onların nefsleri
6. fe : o zaman
7. elkavû : (attılar) cevap verdiler
8. es seleme : teslim olmak
9. mâ kunnâ : biz olmadık
10. na’melu : yapıyoruz (yaparız), amel ederiz
11. min sûin : (kötülüklerden) bir kötülük
12. belâ : hayır
13. innâllahe (inne allâhe) : muhakkak Allah
14. alîmun : en iyi bilen
15. bi-mâ : şeyleri
16. kuntum : siz oldunuz
17. ta’melûne : yapıyorsunuz

٢٩

فَادْخُلُوا اَبْوَابَ جَهَنَّمَ خَالِدينَ فيهَا فَلَبِءْسَ مَثْوَى الْمُتَكَبِّرينَ

(29) fedhulu ebvabe cehenneme halidine fiha fe lebi’se mesvel mütekebbirin
hemen giriniz cehennemin kapılarından orada ebedi kalıcılar olarak büyüklenenlerin yeri ne kötüdür

1. fedhulû (fe udhulû) : haydi, artık girin
2. ebvâbe : kapılar
3. cehenneme : cehennem
4. hâlidîne : ebedî olanlar, ebediyyen kalanlar
5. fî-hâ : orada
6. fe le bi’se : artık ne kötü
7. mesvâ : yerleşme (ikamet) yeri, kalınan yer
8. el mutekebbirîne : kibirlenenler, büyüklük taslayanlar

٣٠

وَقيلَ لِلَّذينَ اتَّقَوْا مَاذَا اَنْزَلَ رَبُّكُمْ قَالُوا خَيْرًا لِلَّذينَ اَحْسَنُوا فى هذِهِ الدُّنْيَا حَسَنَةٌ وَلَدَارُ الْاخِرَةِ خَيْرٌ وَلَنِعْمَ دَارُ الْمُتَّقينَ

(30) ve kıle lillezinettekav maza enzele rabbüküm kalu hayra lillezine ahsenu fi hazihid dünya haseneh ve le darul ahirati hayr ve le ni’me darul müttekın
takva sahiplerine denildiğinde “Rabbiniz ne indirdi?” “hayır (indirdi)” derler iyilik yapan kimselere bu dünyada güzel bir mükafat vardır ve ahiret yurdu daha hayırlıdır muttakilerin yurdu ne güzeldir

1. ve kîle : ve denir
2. mâzâ : ne
3. enzele : indirdi
4. rabbu-kum : sizin Rabbiniz
5. kâlû : dediler
6. hayren : hayır, güzellikler
7. lillezîne (li ellezîne) : o kimselere
8. ahsenû : ahsen olanlar, nefslerini Allah’a teslim edenler, daimî zikrin sahipleri
9. fî hâzihi ed dunyâ : bu dünyada vardır
10. haseneten : iyilikler, güzellikler, Allah’ın ikramları, pozitif dereceler
11. ve le dâru el âhıreti : ve elbette ahiret yurdu
12. hayrun : hayırlıdır
13. ve le ni’me : ve elbette ne güzeldir
14. dâru el muttekîne : takva sahiplerinin yurdu

٣١

جَنَّاتُ عَدْنٍ يَدْخُلُونَهَا تَجْرى مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ لَهُمْ فيهَا مَا يَشَاؤُنَ كَذلِكَ يَجْزِى اللّهُ الْمُتَّقينَ

(31) cennatü adniy yedhuluneha tecri min tahtihel enharu lehüm fiha ma yeşaun kezalike yeczillahül müttekın
adn cennetidir girecekleri o yer altlarından nehirler akar orada onlar için istedikleri her şey (vardır) işte Allah muttakileri böyle mükafatlandırır

1. cennâtu : cennetler
2. adnin : adn
3. yedhulûne-hâ : ona girerler, dahil olurlar
4. tecrî : akar
5. min tahti-hâ : onun altından
6. el enhâru : nehirler
7. lehum : onlar için vardır
8. fî-hâ : orada, onun içinde
9. mâ yeşâûne : onların diledikleri şeyler
10. kezâlike : işte böyle, böylece
11. yeczîllâhu (yeczî allâhu) : Allah mükâfatlandırır (cezalandırır, karşılığını verir)
12. el muttekîne : takva sahipleri

٣٢

اَلَّذينَ تَتَوَفّيهُمُ الْمَلءِكَةُ طَيِّبينَ يَقُولُونَ سَلَامٌ عَلَيْكُمُ ادْخُلُوا الْجَنَّةَ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ

(32) ellezine teteveffahümül melaiketü tayyibine yekulune selamün aleykümü dhulül cennete bima küntüm ta’melun
o kimseler ki melekler onların canlarını tertemiz alırlar derler ki (Allah’ın) selamı üzerinize olsun giriniz cennete yapmış olduğunuz amellerinizden dolayı

1. ellezîne : o kimseler, onlar
2. teteveffâ-hum : onları vefat ettirir
3. el melâiketu : melekler
4. tayyibîne : hoş, güzel, kolay, en iyi şekilde
5. yekûlûne : derler
6. selâmun : selâm olsun
7. aleykum : size
8. udhulû : girin
9. el cennete : cennete
10. bi-mâ : şeyler sebebiyle, dolayısıyla
11. kuntum : siz oldunuz
12. ta’melûne : yapıyorsunuz

٣٣

هَلْ يَنْظُرُونَ اِلَّا اَنْ تَاْتِيَهُمُ الْمَلءِكَةُ اَوْ يَاْتِىَ اَمْرُ رَبِّكَ كَذلِكَ فَعَلَ الَّذينَ مِنْ قَبْلِهِمْ وَمَا ظَلَمَهُمُ اللّهُ وَلكِنْ كَانُوا اَنْفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ

(33) hel yenzurune illa en te’tiye hümül melaiketü ev ye’tiye emru rabbik kezalike fealel lezine min kablihim ve ma zalemehümüllahü ve lakin kanu enfüsehüm yazlimun
neyi bekliyorlar? ancak gelmesini mi? kendilerine meleklerin veya Rabbinin emrinin gelmesini mi? böyle yapmıştı onlardan öncekilerde ama Allah onlara zulüm etmedi lakin onlar kendi nefislerine zulüm ediyorlardı

1. hel : mı
2. yanzurûne : bakıyorlar, bekliyorlar
3. illâ : ancak, sadece
4. en te’tiye-hum : onlara gelmesi
5. el melâiketu : melekler
6. ev : veya
7. ye’tiye : gelir, gelecek
8. emru : emir
9. rabbi-ke : senin Rabbin
10. kezâlike : işte böyle, böyle
11. feale : yaptı
12. ellezîne : o kimseler, onlar
13. min kabli-him : onlardan önce
14. ve mâ zaleme-hum allâhu : ve Allah onlara zulmetmedi
15. ve lâkin : ve fakat, ama
16. kânû : oldular
17. enfuse-hum : onların (kendi) nefsleri
18. yazlimûne : zulmediyorlar

٣٤

فَاَصَابَهُمْ سَيَِّاتُ مَا عَمِلُوا وَحَاقَ بِهِمْ مَا كَانُوا بِه يَسْتَهْزِؤُنَ

(34) fe esabehüm seyyiatü ma amilu ve haka bihim ma kanu bihi yestehziun
artık onlara bela isabet etti yaptıkları kötülükler (nedeni ile) onları kuşatıverdi alay ettikleri şeyler

1. fe esâbe-hum : artık, böylece onlara isabet etti (ulaştı)
2. seyyiâtu : kötülükler
3. mâ amilû : yaptıkları, amel ettikleri şeyler
4. ve hâka : ve kuşattı
5. bi-him : onları
6. mâ kânû : oldukları şey
7. bi-hi : onunla
8. yestehziûne : alay ediyorlar

Sayfa:270

٣٥

وَقَالَ الَّذينَ اَشْرَكُوا لَوْشَاءَ اللّهُ مَاعَبَدْنَا مِنْ دُونِه مِنْ شَىْءٍ نَحْنُ وَلَا ابَاؤُنَا وَلَا حَرَّمْنَا مِنْ دُونِه مِنْ شَىْءٍ كَذلِكَ فَعَلَ الَّذينَ مِنْ قَبْلِهِمْ فَهَلْ عَلَى الرُّسُلِ اِلَّا الْبَلَاغُ الْمُبينُ

(35) ve kalellezine eşraku lev şaellahü ma abedna min dunihi min şey’in nahnü ve la abaüna ve la harramna min dunihi min şey’ kezalike fealel lezine min kablihim fe hel aler rusüli illel belağul mübin
şirk koşmuş olanlar dedi ki Allah dileseydi o’ndan başka bir şeye kulluk etmezdik biz ve atalarımız haram kılmazdık onun (emri) dışında hiçbir şeyi böyle yaptı onlardan öncekiler de resüllerimizin üzerine düşen, ancak açık tebliğ etmekdir.

1. ve kâle : ve dedi
2. ellezîne eşrekû : şirk koşan kimseler
3. lev şâallâhu (lev şâe allâhu) : eğer Allah dileseydi
4. mâ abed-nâ : biz kul olmazdık
5. min dûni-hi : ondan başka
6. min şey’in : bir şey(den)
7. nahnu : biz
8. ve lâ : ve olmaz, yapmaz
9. âbâu-nâ : atalarımız, babalarımız
10. ve lâ harremnâ : ve biz haram kılmayız
11. min dûni-hi : ondan başka
12. min şey’in : bir şey(den)
13. kezâlike : işte böyle, bunun gibi
14. feale : yaptı
15. ellezîne : o kimseler
16. min kabli-him : onlardan önce
17. fe : artık
18. hel : (var) mı
19. aler rusuli (alâ er rusuli) : resûllerin üzerinde (sorumluluğunda)
20. illel belâgul mubînu : apaçık tebliğden başka

٣٦

وَلَقَدْ بَعَثْنَا فى كُلِّ اُمَّةٍ رَسُولًا اَنِ اعْبُدُوا اللّهَ وَاجْتَنِبُوا الطَّاغُوتَ فَمِنْهُمْ مَنْ هَدَى اللّهُ وَمِنْهُمْ مَنْ حَقَّتْ عَلَيْهِ الضَّلَالَةُ فَسيرُوا فِى الْاَرْضِ فَانْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُكَذِّبينَ

(36) ve le kad beasna fi külli ümmetir rasulen eni’büdüllahe vectenibüt tağut fe minhüm men hedellahü ve minhüm men hakkat aleyhid dalaleh fe siru fil erdi fenzuru keyfe kane akibetül mükezzibin
celalim hakkı için! biz gönderdik bütün ümmetlere resül yalnız Allah’a kulluk ediniz tağutun (fitnesinden) sakınınız onlardan kimine Allah hidayet verdi ve içlerinden kimine de dalalet üzere kalmaları hak oldu şimdi yeryüzünde bir geziniz bir bakınız yalancıların akıbeti nasıl olmuş!

1. ve lekad : ve andolsun
2. beasnâ : biz gönderdik, beas ettik
3. fî kulli ummetin : bütün ümmetlerin içinde
4. resûlen : bir resûl
5. eni’budûllâhe (en i’budû allâhe) : Allah’a kul olmak
6. vectenibû (ve ictenibû) : ve içtinap edin, sakının
7. et tâgûte : tagut, şeytan (insan ve cin şeytanlar)
8. fe min-hum : artık onlardan
9. men : kim, kimi
10. hedallâhu (hedâ allâhu) : Allah hidayete erdirdi
11. ve min-hum : ve onlardan
12. men : kim, kimi
13. hakkat : hak oldu, gerçekleşti
14. aleyhi : onların üzerine
15. ed dalâletu : dalâlet
16. fe sîrû : bundan sonra dolaşın, gezin
17. fî el ardı : yeryüzünde
18. fanzurû (fe unzurû) : böylece bakın
19. keyfe : nasıl
20. kâne : oldu
21. âkıbetu : akibet, son
22. el mukezzibîne : yalanlayanlar, tekzib edenler

٣٧

اِنْ تَحْرِصْ عَلى هُديهُمْ فَاِنَّ اللّهَ لَا يَهْدى مَنْ يُضِلُّ وَمَا لَهُمْ مِنْ نَاصِرينَ

(37) in tahris ala hüdahüm fe innellahe la yehdi mey yüdillü ve ma lehüm min nasirin
eğer çok istiyorsan onların hidayet bulmalarını muhakkak Allah dalalette bırakacaksa, (onu) kimse hidayete erdiremez onların yardım edicileri de yoktur

1. in tahrıs : sen çok istesen, haris olsan
2. alâ : üzerine, e
3. hudâ-hum : onların hidayeti
4. fe : artık, bundan sonra, buna rağmen
5. innallâhe (inne allâhe) : muhakkak Allah
6. lâ yehdî : hidayete erdirmez
7. men : kimse
8. yudıllu : dalâlette bırakır
9. ve mâ : ve yoktur
10. lehum : onlara, onlar için
11. min nâsırîne : bir yardımcı

٣٨

وَاَقْسَمُوا بِاللّهِ جَهْدَ اَيْمَانِهِمْ لَايَبْعَثُ اللّهُ مَنْ يَمُوتُ بَلى وَعْدًا عَلَيْهِ حَقًّا وَلكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَايَعْلَمُونَ

(38) ve aksemu billahi cehde eymanihim la yeb’asüllahü mey yemut bela va’den aleyhi hakkav ve lakinne ekseran nasi la ya’lemun
Allah’a kasem ettiler ve onlar var güçleri (ile) Allah diriltemez ölmüş kimseyi (tekrar diye) hayır! (bu diriltme) o’nun üzerinde hak olan vaadidir lakin insanların çoğu (bunu) bilmezler

1. ve aksemû : ve yemin ettiler, kasem ettiler
2. billâhi (bi allâhi) : Allah’a
3. cehde : en kuvvetli şekilde
4. eymâni-him : yeminleri
5. lâ yeb’asullâhu : Allah yeniden diriltmez (beas etmez)
6. men yemûtu : ölen kimseyi
7. belâ : hayır (bilâkis), öyle değil
8. va’den : bir vaad
9. aleyhi : onun üzerinde
10. hakkan : hak olarak
11. ve lâkinne : ve lâkin, fakat, ama
12. eksere en nâsi : insanların çoğu
13. lâ ya’lemûne : bilmezler

٣٩

لِيُبَيِّنَ لَهُمُ الَّذى يَخْتَلِفُونَ فيهِ وَلِيَعْلَمَ الَّذينَ كَفَرُوا اَنَّهُمْ كَانُوا كَاذِبينَ

(39) li yübeyyine lehümül lezi yahtelifune fihi ve li ya’lemellezine keferu ennehüm kanu kazibin
kendilerine açıklansın hakkında ihtilaf ettikleri şeyler ve “kafirler bilsinler” diye kendilerinin yalancı olduklarını

1. li yubeyyine : açıklaması, bildirmesi için
2. lehum : onlara
3. ellezî yahtelifûne : onlar ihtilâfa düşerler
4. fî-hi : orada, onun hakkında
5. ve li ya’leme : ve bilmesi için
6. ellezîne keferû : inkâr eden kimseler, kâfirler
7. enne-hum : muhakkak onların olduğunu
8. kânû : oldular
9. kâzibîne : yalancılar

٤٠

اِنَّمَا قَوْلُنَا لِشَىْءٍ اِذَا اَرَدْنَاهُ اَنْ نَقُولَ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ

(40) innema kavlüna li şey’in iza eradnahü en nekule lehu kün fe yekun
ancak bizim sözümüz: bir şeyin olmasını dilediğimiz zaman ona “ol” deriz hemen olur

1. innemâ : ancak, sadece, yalnız
2. kavlu-nâ : bizim sözümüz
3. li şey’in : bir şey için
4. izâ : olduğu zaman
5. erednâ-hu : biz onu istedik
6. en nekûle : bizim dememiz
7. lehu : ona
8. kun : ol
9. fe yekûnu : böylece, o hemen olur

٤١

وَالَّذينَ هَاجَرُوا فِى اللّهِ مِنْ بَعْدِ مَا ظُلِمُوا لَنُبَوِّءَنَّهُمْ فِى الدُّنْيَا حَسَنَةً وَلَاَجْرُ الْاخِرَةِ اَكْبَرُ لَوْكَانُوا يَعْلَمُونَ

(41) vellezine haceru fillahi mim ba’di ma zulimu le nübevviennehüm fid dünya haseneh ve le ecrul ahirati ekber lev kanu ya’lemun
zulme uğradıktan sonra Allah için hicret edenleri biz dünyada mutlaka güzel yerlere yerleştiririz ahiretteki ecirleri ise daha büyüktür eğer bilmiş olsalardı.

1. ve ellezîne hâcerû : ve hicret edenler
2. fîllâhi (fî allâhi) : Allah yolunda
3. min ba’di mâ : şeyden sonra
4. zulimû : zulmedildiler, zulme maruz kaldılar
5. li nubevvienne-hum : onlara mutlaka hazırlamamız, ağırlamamız, yerleştirmemiz için
6. fî ed dunyâ : dünya hayatında vardır
7. haseneten : hasene, güzellik, iyilik, pozitif dereceler
8. ve le ecru el âhıreti : ve elbette ahiret mükâfatı
9. ekberu : daha büyüktür
10. lev : eğer, şâyet
11. kânû : oldular
12. ya’lemûne : biliyorlar

٤٢

اَلَّذينَ صَبَرُوا وَعَلى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ

(42) ellezine saberu ve ala rabbihim yetevekkelun
onlar ki sabretmişler ve onlar Rablerine güvenmişlerdir

1. ellezîne : onlar
2. saberû : sabrettiler
3. ve alâ rabbi-him : ve Rab’lerine
4. yetevekkelûne : tevekkül ederler

Sayfa:271

٤٣

وَمَا اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ اِلَّا رِجَالًا نُوحى اِلَيْهِمْ فَسَْلُوا اَهْلَ الذِّكْرِ اِنْ كُنْتُمْ لَاتَعْلَمُونَ

(43) ve ma erselna min kablike illa ricalen nuhiy ileyhim fes’elu ehlez zikri in küntüm la ta’lemun
biz senden önce de gönderdik kendilerine vahiy ettiğimiz (seçilmiş) erkekleri, ehli zikre sorunuz eğer sizler bilmiyorsanız

1. ve mâ erselnâ : ve biz göndermedik
2. min kabli-ke : senden önce
3. illâ : den başka
4. ricâlen : erkekler, adamlar, rical
5. nûhî : vahyederiz
6. ileyhim : onlara
7. fes’elû (fe es’elû) : o zaman, o taktirde sorun
8. ehle ez zikri : zikir ehli (daimî zikrin sahibi)
9. in kuntum : eğer siz iseniz
10. lâ ta’lemûne : bilmiyorsunuz

٤٤

بِالْبَيِّنَاتِ وَالزُّبُرِ وَاَنْزَلْنَا اِلَيْكَ الذِّكْرَ لِتُبَيِّنَ لِلنَّاسِ مَانُزِّلَ اِلَيْهِمْ وَلَعَلَّهُمْ يَتَفَكَّرُونَ

(44) bil beyyinati vez zübür ve enzelna ileykez zikra li tübeyyine linnasi ma nüzzile ileyhim ve leallehüm yetefekkerun
açık delillerle Zebur’u indirdik, sana da Kuran’ı, insanlara açıklayıp anlatasın diye kendilerine indirileni umulur ki onlar düşünürler

1. bi el beyyinâti : delillerle, beyyinelerle, ispat vasıtaları ile
2. ve ez zuburi (zebur) : ve semavî kitaplarla (Davut’a ait semavî kitap)
3. ve enzelnâ : ve biz indirdik
4. ileyke : sana
5. ez zikre : zikir (Kur’ân-ı Kerim)
6. li tubeyyine : açıklaman için, beyan etmen için
7. li en nâsi : insanlara
8. mâ nuzzile : indirilen şey(ler)
9. ileyhim : onlara
10. ve lealle-hum : ve umulur ki böylece onlar
11. yetefekkerûne : tefekkür ederler

٤٥

اَفَاَمِنَ الَّذينَ مَكَرُوا السَّيَِّاتِ اَنْ يَخْسِفَ اللّهُ بِهِمُ الْاَرْضَ اَوْ يَاْتِيَهُمُ الْعَذَابُ مِنْ حَيْثُ لَايَشْعُرُونَ

(45) e fe eminel lezine mekerus seyyiati ey yahsifellahü bihimül erda ev ye’tiyehümül azabü min haysü la yeş’urun
emin mi oldular? kötü hileler kuran kimseler Allah’ın onları yere geçirmesinden yahut kendilerine azabın gelmesinden beklemedikleri yerden

1. e fe emin : artık emin mi oldular
2. ellezîne mekerû : tuzak kuranlar, hileler düzenleyenler
3. seyyiâti : kötülükler
4. en yahsife : bir yerin çöküp kaybolması
5. allâhu : Allah
6. bi-him : onları
7. el arda : yeryüzü, yer, arz
8. ev : veya
9. ye’tiye-hum : onlara gelir
10. el azâbu : azap
11. min haysu : bir yerden
12. lâ yeş’urûne : farkında olmazlar, şuurunda (bilincinde) olmazlar

٤٦

اَوْ يَاْخُذَهُمْ فى تَقَلُّبِهِمْ فَمَا هُمْ بِمُعْجِزينَ

(46) ev ye’huzehüm fi tekallübihim fe ma hüm bi mu’cizin
yahut kendilerini yakalamasından gezip dolaşırken onlar aciz bırakamazlar

1. ev : veya, yoksa
2. ye’huze-hum : onları alır, yakalar
3. fî tekallubi-him : onları dönüp dolaşmaları esnasında
4. fe : o zaman, böylece (ve)
5. mâ hum : onlar değillerdir
6. mu’cizîne : aciz bırakanlar

٤٧

اَوْ يَاْخُذَهُمْ عَلى تَخَوُّفٍ فَاِنَّ رَبَّكُمْ لَرَؤُفٌ رَحيمٌ

(47) ev ye’huzehüm ala tehavvüf fe inne rabbeküm le raufür rahiym
yahut, onları yakalanmasından (emin mi oldular?) korku veren şeylerin gerçekten Rabbimiz çok şefkatli merhametlidir

1. ev : veya
2. ye’huze-hum : onları alır, yakalar
3. alâ tehavvufin : korkuyorken, korkarken, korkar halde
4. fe : artık, buna rağmen
5. inne : muhakkak
6. rabbe-kum : sizin Rabbiniz
7. le raûfun : rauf, çok şefkatli
8. rahîmun : rahîm (rahmet nuru gönderen, merhametli)

٤٨

اَوَ لَمْ يَرَوْا اِلى مَاخَلَقَ اللّهُ مِنْ شَىْءٍ يَتَفَيَّؤُا ظِلَالُهُ عَنِ الْيَمينِ وَالشَّمَاءِلِ سُجَّدًا لِلّهِ وَهُمْ دَاخِرُونَ

(48) e ve lem yerav ila ma halekallahü min şey’iy yetefeyyeü zilalühu anil yemini veş şemaili süccedel lillahi ve hüm dahirun
görmüyorlar mı? Allah’ın yarattığı bir şeyin (hikmetini) onun gölgesi meyledip düşer durur (zelilane) sağa ve sola secde edicidir yaratılan şeyler Allah’a boyun eğerek

1. e ve lem yerev : ve onlar görmüyorlar mı (görmediler mi)
2. ilâ mâ halaka allâhu : Allah’ın yarattığı şeyi
3. min şey’in : şeylerden
4. mâ … min şey’in : herhangibir şey
5. yetefeyyeu
(fâe)
(tefeyyee)
: bir taraftan bir tarafa meyleder (döner)
: (döndü)
: (döndü, meyletti)
6. zilâlu-hu : onun gölgesi
7. an el yemîni : sağdan
8. ve eş şemâili : ve sol
9. succeden li allâhi : Allah’a secde ederek
10. ve hum : ve onlar (olarak)
11. dâhırûne : zelil ve aşağılık olanlar (küçülenler, tâbî olanlar)

٤٩

وَلِلّهِ يَسْجُدُ مَا فِى السَّموَاتِ وَمَا فِى الْاَرْضِ مِنْ دَابَّةٍ وَالْمَلءِكَةُ وَهُمْ لَا يَسْتَكْبِرُونَ

(49) ve lillahi yescüdü ma fis semavati ve ma fil erdi min dabbetiv vel melaiketü vehüm la yestekbirun
Allah’a secde ederler semalarda ve arzda ne varsa canlı mahlukat ve melekler de ve onlar büyüklenmezler

1. ve li allâhi : ve Allah’a
2. yescudu : secde ederler
3. mâ fî es semâvâti : semalarda olanlar
4. ve mâ fî el ardı : ve yeryüzünde olanlar
5. min dâbbetin : dabbelerden (yürüyen canlılardan)
6. ve el melâiketu : ve melekler
7. ve hum : ve onlar
8. lâ yestekbirûne : büyüklenmezler, kibirlenmezler

٥٠

يَخَافُونَ رَبَّهُمْ مِنْ فَوْقِهِمْ وَيَفْعَلُونَ مَا يُؤْمَرُونَ

(50) yehafune rabbehüm min fevkıhim ve yef’alune ma yü’merun
Rablerinden korkarlar üzerinde (hükmünü yerine getiren) ve emrolundukları şeyi yaparlar

1. yehâfûne : (onlar) korkarlar
2. rabbe-hum : Rab’lerinden
3. min fevkı-him : onların (kendi) üstlerinden
4. ve yef’alûne : ve yaparlar
5. mâ yu’merûne : emrolundukları şey(ler)i

٥١

وَقَالَ اللّهُ لَا تَتَّخِذُوا اِلهَيْنِ اثْنَيْنِ اِنَّمَا هُوَ اِلهٌ وَاحِدٌ فَاِيَّاىَ فَارْهَبُونِ

(51) ve kalellahü la tettehizu ilaheynisneyn innema hüve ilahüv vahid fe iyyaye ferhebun
Allah buyurdu ki iki ilah edinmeyin o ancak bir ilahtır yalnız benden korkun

1. ve kâlallâhu (ve kâle allâhu) : ve Allah dedi
2. lâ tettehızû : edinmeyin
3. ilâheyni isneyni : iki ilâh
4. innemâ : sadece, yalnız
5. huve : o
6. ilâhun : ilâhtır
7. vâhıdun : tek, bir tane
8. fe : o zaman, öyleyse
9. iyyâ-ye : yalnız ben
10. ferhabûne (fe ırhabûne) : artık korkun

٥٢

وَلَهُ مَا فِى السَّموَاتِ وَالْاَرْضِ وَلَهُ الدّينُ وَاصِبًا اَفَغَيْرَ اللّهِ تَتَّقُونَ

(52) ve lehu ma fis semavati vel erdi ve lehüd dinü vasiba e fe ğayrallahi tettekun
göklerde ve yerde ne varsa hep O’nundur sürüp giden din de O’nundur Allah’tan başkasındanmı korkuyorsunuz?

1. ve lehu : ve onun
2. mâ fî es semâvâti : semalarda olan şeyler
3. ve el ardı : ve yeryüzünde
4. ve lehu ed dînu : ve dîn onundur
5. vâsıben : devamlı, sürekli, her zaman
6. e fe gayrallâhi (gayre allâhi) : öyleyse Allah’tan başkası mı
7. tettekûne : korkuyorsunuz

٥٣

وَمَا بِكُمْ مِنْ نِعْمَةٍ فَمِنَ اللّهِ ثُمَّ اِذَا مَسَّكُمُ الضُّرُّ فَاِلَيْهِ تَجَْرُونَ

(53) ve ma biküm min ni’metin fe minellahi sümme iza messekümüd durru fe ileyhi tec’erun
sizde olan nimetler Allah’tandır sonra size bir zarar dokunduğu zaman hemen o’na yalvarırsınız

1. ve mâ : ve ne (varsa)
2. bi-kum : sizin için, sizin olan
3. min ni’metin : ni’metten
4. fe : böylece, tamamen, hepsi
5. min allâhi : Allah’tandır
6. summe : sonra
7. izâ : olduğu zaman
8. messe-kum : size dokundu
9. ed durru : zarar, sıkıntı
10. fe : o zaman
11. ileyhi : ona
12. tec’erûne : yalvarırsınız

٥٤

ثُمَّ اِذَا كَشَفَ الضُّرَّ عَنْكُمْ اِذَا فَريقٌ مِنْكُمْ بِرَبِّهِمْ يُشْرِكُونَ

(54) sümme iza keşefed durra anküm iza ferikum minküm bi rabbihim yüşrikun
sonra giderildiği zaman sizden o zarar o zaman sizden bir fırka (tekrar) Rablerine şirk koşarlar

1. summe : sonra
2. iza : olduğu zaman
3. keşefe ed durra : zararı (sıkıntıları) giderdi
4. an-kum : sizden
5. izâ : o zaman, o taktirde
6. ferîkun : bir grup
7. min-kum : sizden
8. bi rabbi-him : Rab’lerine
9. yuşrikûne : şirk (ortak) koşarlar

Sayfa:272

٥٥

لِيَكْفُرُوا بِمَا اتَيْنَاهُمْ فَتَمَتَّعُوا فَسَوْفَ تَعْلَمُونَ

(55) li yekfüru bima ateynahüm fe temetteu fe sevfe ta’lemun
inkar etmek için (böyle yaparlar) kendilerine verdiğimizi (hayatın) zevkini sürün ilerde bileceksiniz

1. li yekfurû : nankörlük etsinler
2. bimâ : şeylere
3. âteynâ-hum : onlara verdik
4. fe : haydi
5. temetteû : faydalanın (metalanın)
6. fe sevfe : artık yakında olacak
7. ta’lemûne : bilecekler

٥٦

وَيَجْعَلُونَ لِمَا لَا يَعْلَمُونَ نَصيبًا مِمَّا رَزَقْنَاهُمْ تَاللّهِ لَتُسَْلُنَّ عَمَّا كُنْتُمْ تَفْتَرُونَ

(56) ve yec’alune li ma la ya’lemune nasiybem mimma razaknahüm tellahi le tüs’elünne amma küntüm tefterun
bir şey bilmeyenlere hisse ayırıyorlar verdiğimiz rızıktan Allah’a yemin olsun ki sorumlu tutulacaksınız siz yaptığınız iftiradan

1. ve yec’alûne : ve yapıyorlar (ayırıyorlar)
2. li mâ : şeyleri
3. lâ ya’lemûne : bilmiyorlar
4. nasîben : bir nasip, bir pay
5. mimmâ (min mâ) : o şeylerden
6. razaknâ-hum : onları rızıklandırdık
7. tallâhi : Allah’a yemin olsun
8. le tus’elunne : mutlaka sorgulanacaksınız
9. ammâ (an-mâ) : şeylerden
10. kuntum : siz oldunuz
11. tefterûne : iftira ediyorsunuz

٥٧

وَيَجْعَلُونَ لِلّهِ الْبَنَاتِ سُبْحَانَهُ وَلَهُمْ مَايَشْتَهُونَ

(57) ve yec’alune lillahil benati sübhanehu ve lehüm ma yeştehun

Kızları Allah’a isnat ediyorlar. O münezzehdir. (erkek çocuklarınıda) kendileri tercih ediyor.

1. ve yec’alûne : ve kılıyorlar, yapıyorlar, isnad ediyorlar
2. li allâhi : Allah’a
3. el benâti : kızlar
4. subhâne-hu : o sübhandır, münezzehtir
5. ve lehum : ve onlarındır (kendilerinindir)
6. mâ yeştehûne : beğendikleri (tercih ettikleri)

٥٨

وَاِذَا بُشِّرَ اَحَدُهُمْ بِالْاُنْثى ظَلَّ وَجْهُهُ مُسْوَدًّا وَهُوَ كَظيمٌ

(58) ve iza büşşira ehadühüm bil ünsa zalle vechuhu müsveddev ve hüve keziym
müjdelense onlardan biri kız çocuğu ile onun yüzü simsiyah kesilir öfkesinden

1. ve izâ : ve olduğu zaman
2. buşşire : müjdelendi
3. ehadu-hum : onlardan birisi
4. bi el unsâ : kız çocuk ile
5. zalle : gölgelendi
6. vechu-hu : onun yüzü
7. musvedden
(esved)
: kararmış, siyahlaşmış
: (siyah)
8. ve huve : ve o
9. kezîmun : kızgın, öfkeli

٥٩

يَتَوَارى مِنَ الْقَوْمِ مِنْ سُوءِ مَا بُشِّرَ بِه اَيُمْسِكُهُ عَلى هُونٍ اَمْ يَدُسُّهُ فِى التُّرَابِ اَلَاسَاءَ مَايَحْكُمُونَ

(59) yetevara minel kavmi min sui ma büşşira bih e yümsikühu ala hunin em yedüssühu fit türab e la sae ma yahkümun
kavminden gizlenir kendisine müjdelenen şeyin utancından o kız çocuğunu tutsun mu? zillete katlanarak yoksa onu toprağa mı gömsün? dikkat edin, ne kötü hüküm veriyorlar

1. yetevârâ (vârâ) (te-vârâ) : gizlenir (gizledi, örttü) (gizlendi)
2. min el kavmi : kavimden
3. min sûi : kötülükten, kötülüğünden
4. mâ buşşire : müjdelenen şey
5. bi-hi : onunla
6. e yumsiku-hu (emseke) : onu tutsun mu (tuttu)
7. alâ hûnin : zelillikle
8. em yedussu-hu (desse) : yoksa onu gömsün mü (gömdü)
9. fî et turâbi : toprağın içine, toprağa
10. e lâ sâe : kötü değil mi
11. mâ yahkumûne : hükmettikleri (karar verdikleri) şey

٦٠

لِلَّذينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْاخِرَةِ مَثَلُ السَّوْءِ وَلِلّهِ الْمَثَلُ الْاَعْلى وَهُوَ الْعَزيزُ الْحَكيمُ

(60) lillezine la yü’minine bil ahirate meselüs sev’ ve lillahil meselül a’la ve hüvel azizül hakim
kötülük vasfı ahirete inanmayanların halidir Allah’ın vasfı ise yücedir O, Güçlü (ve) Hikmet sahibidir

1. lillezîne (li ellezîne) : onlara aittir
2. lâ yu’minûne : mü’min olmazlar, inanmazlar
3. bi el âhıreti : ahirete (hayattayken Allah’a ulaşma gününe)
4. meselu es sev’i : “kötü” meselesi, durumu, telâkki edilmesi
5. ve li allâhi : ve Allah’ındır, Allah’a aittir
6. el meselu el â’lâ : âlâ, yüce olma durumu
7. ve huve : ve o
8. el azîzu : azîzdir, yücedir
9. el hakîmu : hakîmdir, hüküm ve hikmet sahibidir

٦١

وَلَوْ يُؤَاخِذُ اللّهُ النَّاسَ بِظُلْمِهِمْ مَا تَرَكَ عَلَيْهَا مِنْ دَابَّةٍ وَلكِنْ يُؤَخِّرُهُمْ اِلى اَجَلٍ مُسَمًّى فَاِذَا جَاءَ اَجَلُهُمْ لَا يَسْتَاْخِرُونَ سَاعَةً وَلَا يَسْتَقْدِمُونَ

(61) ve lev yüahizüllahün nase bi zulmihim ma terake aleyha min dabbetiv ve lakiy yüehhiruhüm ila ecelim müsemma fe iza cae ecelühüm la yeste’hirune saatev ve la yestakdimun
velev Allah yakalasaydı insanları zulümleri sebebi ile arz üzerinde bir tek canlı kalmazdı lakin onlar erteleniyor takdir edilen bir zamana kadar fakat onların ecelleri geldiği zaman o saat ne geri alınır ne de öne alınır

1. ve lev : ve eğer, şâyet
2. yuâhızu : sorgular, suçlar
3. allâhu : Allah
4. en nâse : insanlar
5. bi zulmi-him : onların zulümleri sebebiyle
6. mâ tereke : bırakmadı (bırakmazdı)
7. aleyhâ : onun üzerinde
8. min dâbbetin : yürüyen canlılardan bir canlı
9. ve lâkin : ve fakat, ama
10. yuahhıru-hum : onları tehir eder (erteler)
11. ilâ ecelin : bir süreye (ecele) kadar
12. musemmen : belirlenmiş (isimlendirilmiş)
13. fe izâ câe : artık geldiği zaman
14. ecelu-hum : onların ecelleri (onlar için tayin edilmiş olan zaman)
15. lâ yeste’hırûne : ertelenmez (tehir edilmez)
16. sâaten : bir saat
17. ve lâ yestakdimûne : ve evvele (öne) alınmaz

٦٢

وَيَجْعَلُونَ لِلّهِ مَا يَكْرَهُونَ وَتَصِفُ اَلْسِنَتُهُمُ الْكَذِبَ اَنَّ لَهُمُ الْحُسْنى لَاجَرَمَ اَنَّ لَهُمُ النَّارَ وَاَنَّهُمْ مُفْرَطُونَ

(62) ve yec’alune lillahi ma yekrahune ve tesifü elsinetühümül kezibe enne lehümül husna la cerame enne lehümün nara ve ennehüm müfratun
Allah’a (isnat) ediyorlar hoşlanmadıkları vasıfları dilleri de, kendileri de yalan söylüyor bütün güzellikler onlara ait gibi, hiçbir şüphe yok ki onlar için ateş (vardır) muhakkak onlar bunun öncüleridir

1. ve yec’alûne : ve kılarlar (kılıyorlar), isnad ederler (ediyorlar)
2. lillâhi (li allâhi) : Allah’a ait
3. mâ yekrehûne : beğenmedikleri, hoşlanmadıkları, kerih gördükleri şey(ler)
4. ve tesıfu
(vasafe)
: ve söylüyor, vasıflandırıyor
: (vasıflandırdı, niteledi)
5. elsinetu-hum : onların dilleri
6. el kezibe : yalan
7. enne : olduğu
8. lehum el husnâ : en güzeli onların, onlara ait
9. lâ cereme : şüphesiz, şüphe yok
10. enne : olduğu
11. lehum en nâre : ateş onlar içindir, onlarındır
12. ve enne-hum : ve muhakkak onlar
13. mufretûne : ifratta olanlar, aşırı davrananlar

٦٣

تَاللّهِ لَقَدْ اَرْسَلْنَا اِلى اُمَمٍ مِنْ قَبْلِكَ فَزَيَّنَ لَهُمُ الشَّيْطَانُ اَعْمَالَهُمْ فَهُوَ وَلِيُّهُمُ الْيَوْمَ وَلَهُمْ عَذَابٌ اَليمٌ

(63) tellahi le kad erselna ila ümemim min kablike fe zeyyene lehümüş şeytanü a’malehüm fe hüve veliyyühümül yevme ve lehüm azabün elim
Allah’a yemin olsun ki (resul) gönderdik sizden önce bir çok ümmete ziynetli gösterdi şeytan, amellerini o, bugün de onların velisidir onlara elim azap (vardır)

1. tallâhi : Allah’a yemin olsun
2. lekad : andolsun
3. erselnâ : biz gönderdik
4. ilâ umemin : ümmetlere
5. min kabli-ke : senden önce
6. fe zeyyene : fakat süslü gösterdi, süsledi
7. lehum : onlara
8. eş şeytânu : şeytan
9. a’mâle-hum : amellerini, yaptıklarını
10. fe huve : artık o (dur)
11. veliyyu-hum : onların velîsi, dostu
12. el yevme : o gün (bugün)
13. ve lehum : ve onlar için vardır, onlarındır
14. azâbun elîmun : elîm (acı) azap

٦٤

وَمَا اَنْزَلْنَا عَلَيْكَ الْكِتَابَ اِلَّا لِتُبَيِّنَ لَهُمُ الَّذِى اخْتَلَفُوا فيهِ وَهُدًى وَرَحْمَةً لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ

(64) ve ma enzelna aleykel kitabe illa li tübeyyine lehümül lezihtelefu fihi ve hüdev ve rahmetel li kavmiy yü’minun
biz indirdik bu kitabı sana yalnız onlara beyan edesin diye onların ihtilaf ettikleri şeyleri hidayet ve rahmet olarak iman eden kavim için

1. ve mâ enzelnâ : ve biz indirmedik
2. aleyke el kitâbe : sana kitabı
3. illâ : den başka, hariç
4. li tubeyyine : açıklaman için, beyan etmen için
5. lehum : onlar, onlara
6. ellezî ihtelefû : ihtilâfa düştükleri şey
7. fî-hi : onun hakkında
8. ve huden : ve hidayet edici
9. ve rahmeten : ve bir rahmet
10. li kavmin : bir kavim için
11. yu’minûne : inanırlar, mü’min olurlar

Sayfa:273

٦٥

وَاللّهُ اَنْزَلَ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً فَاَحْيَا بِهِ الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا اِنَّ فى ذلِكَ لَايَةً لِقَوْمٍ يَسْمَعُونَ

(65) vallahü enzele mines semai maen fe ahya bihil erda ba’de mevtiha inne fi zalike le ayatel li kavmiy yesmeun
Allah semadan su indirdi onunla hayat verdi arza ölümden sonra şüphesiz bunda dinleyen kavim için ibretler vardır

1. vallâhu (ve allâhu) : ve Allah
2. enzele : indirdi
3. min es semâi : semadan
4. mâen : su
5. fe ahyâ : böylece diriltti, hayat verdi
6. bi-hi el arda : onunla arza, yeryüzüne
7. ba’de : sonra
8. mevti-hâ : onun ölümü
9. inne : muhakkak
10. fî zâlike : bunda vardır
11. le âyeten : elbette bir âyet (bir delil)
12. li kavmin : bir kavim için
13. yesmeûne : işitiyorlar, işitirler

٦٦

وَاِنَّ لَكُمْ فِى الْاَنْعَامِ لَعِبْرَةً نُسْقيكُمْ مِمَّا فى بُطُونِه مِنْ بَيْنِ فَرْثٍ وَدَمٍ لَبَنًا خَالِصًا سَاءِغًا لِلشَّارِبينَ

(66) ve inne leküm fil en’ami le ibrah nüskiyküm mimma fi bütunihi mim beyni fersiv ve demil lebenen halisan saiğal liş şaribin
şüphesiz sizin için evcil hayvanlarda da ibret vardır o şeyden size içiriyoruz karnındaki işkembe pisliği ile kan arasından halis süt (veriyoruz) içenlerin (boğazından) kolaylıkla geçen

1. ve inne : ve muhakkak
2. lekum : sizin için vardır
3. fî el en’âmi : hayvanlarda
4. le ibreten : mutlaka, elbette bir ibret vardır
5. nuskî-kum : sizi sularız, size içiririz
6. mimmâ (min mâ) : şeyden
7. fî butûni-hi : onun karnında
8. min beyni : arasından
9. fersin : fers, sindirilmiş gıda, posa
10. ve demin : ve kan
11. lebenen hâlisen : halis süt, saf süt
12. sâigan : içimi kolay, boğazdan kolay geçen
13. li eş şâribîne : içenler için, tadanlar için

٦٧

وَمِنْ ثَمَرَاتِ النَّخيلِ وَالْاَعْنَابِ تَتَّخِذُونَ مِنْهُ سَكَرًا وَرِزْقًا حَسَنًا اِنَّ فى ذلِكَ لَايَةً لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ

(67) ve min semaratin nehiyli vel a’nabi tettehizune minhü sekerav ve rizkan hasena inne fi zalike le ayetel li kavmiy ya’kilun
hurma ve üzümlerin mahsullerinden elde ediyorsunuz şerbetler ve hem de güzel bir rızık şüphesiz bunda ibretler var aklını kullanan kavim için

1. ve min semerâtin : ve meyvelerden
2. en nahîli : hurma ağaçları
3. ve el a’nâbi : ve üzüm, bağlar
4. tettehîzûne : edinirsiniz, yaparsınız
5. min-hu : ondan
6. sekeren : seker, hurma şerbeti, üzüm suyu, şıra
7. ve rızkan : ve bir rızık
8. hasenen : güzel
9. inne : muhakkak
10. fî zâlike : bunda vardır
11. le âyeten : bir âyet
12. li kavmin : bir kavim için
13. ya’kılûne : akıl edenler

٦٨

وَاَوْحى رَبُّكَ اِلَى النَّحْلِ اَنِ اتَّخِذى مِنَ الْجِبَالِ بُيُوتًا وَمِنَ الشَّجَرِ وَمِمَّا يَعْرِشُونَ

(68) ve evha rabbüke ilen nahli enittehizi minel cibali büyutev ve mineş şeceri ve mimma ya’rişun
Rabbin bal arısına vahy etti “dağlardan , ağaçlardan, çardak ve kovanlardan evler edin” diye

1. ve evhâ : ve vahyetti
2. rabbu-ke : senin Rabbin
3. ilâ en nahli : balarısına
4. en ittehızî : (edinmek) edinmesini
5. min el cibâli : dağlardan
6. buyûten : evler
7. ve min eş şeceri : ve ağaçlardan
8. ve mimmâ (min mâ) : ve şeyden
9. ya’rişûne : (çardak) kuruyorlar, yapıyorlar

٦٩

ثُمَّ كُلى مِنْ كُلِّ الثَّمَرَاتِ فَاسْلُكى سُبُلَ رَبِّكِ ذُلُلًا يَخْرُجُ مِنْ بُطُونِهَا شَرَابٌ مُخْتَلِفٌ اَلْوَانُهُ فيهِ شِفَاءٌ لِلنَّاسِ اِنَّ فى ذلِكَ لَايَةً لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ

(69) sümme küli min küllis semarati feslüki sübüle rabbiki zülüla yahrucü mim butuniha şerabüm muhtelifün elvanühu fihi şifaül linnas inne fi zalike le ayatel li kavmiy yetefekkerun
sonra bütün meyvelerden ye yaylım yollarına git Rabbinin sana müyesser kıldığı karnından onu çıkar muhtelif renklerde şerbet onda insanlar için şifa (vardır) şüphesiz bunda düşünen kavim için ibretler vardır

1. summe : sonra
2. kulî : yeyin
3. min kulli es semerâti : meyvelerin, ürünlerin, çiçeklerin hepsinden
4. feslukî (fe uslukî) : böylece sülûk edin, yolculuk edin, uçun
5. subule
(sebil)
: yollar
: (yol)
6. rabbi-ki : senin Rabbinin
7. zululen : zelil edilmiş, boyun eğdirilmiş, emrine verilmiş
8. yahrucu : çıkar
9. min butûni-hâ : (onun) karnından
10. şarâbun : içecek
11. muhtelifun : muhtelif, çeşitli
12. elvânu-hu
(levn)
: onun renkleri
: (renk)
13. fî-hi : onun içinde vardır
14. şifâun : bir şifa
15. li en nâsi : insanlar için
16. inne : muhakkak
17. fî zâlike : bunda vardır
18. le âyeten : elbette bir âyet, bir delil
19. li kavmin : bir kavim için
20. yetefekkerûne : tefekkür ederler

٧٠

وَاللّهُ خَلَقَكُمْ ثُمَّ يَتَوَفّيكُمْ وَمِنْكُمْ مَنْ يُرَدُّ اِلى اَرْذَلِ الْعُمُرِ لِكَىْ لَا يَعْلَمَ بَعْدَ عِلْمٍ شَيًْا اِنَّ اللّهَ عَليمٌ قَديرٌ

(70) vallahü halekaküm sümme yeteveffaküm ve minküm mey yüraddü ila erzelil umuri li keyla ya’leme ba’de ilmin şey’a innellahe alimün kadir
Allah sizi yarattı sonra ruhunuzu alacak ve sizden bazınızı da ulaştırır ömrün en düşük aciz durumuna bilmez olursunuz ta ki bildiğiniz şeyleri şüphesiz Allah her şeyi bilen kudret sahibidir

1. vallâhu : ve Allah
2. halaka-kum : sizi yarattı
3. summe : sonra
4. yeteveffâ-kum : vefat ettirecek (ettirir)
5. ve min-kum : ve sizden
6. men yureddu : geri döndürülen kimse (kim geri döndürülürse)
7. ilâ erzeli : en rezil hale, en aşağı hale
8. el umuri : ömür
9. li keylâ : olmaması için, olmadığı için
10. ya’leme : bilir
11. ba’de : sonra
12. ilmin : bir ilim
13. şey’en : bir şey
14. inne allâhe : muhakkak Allah
15. alîmun : en iyi bilendir
16. kadîrun : herşeye gücü yeten, kaadir olan

٧١

وَاللّهُ فَضَّلَ بَعْضَكُمْ عَلى بَعْضٍ فِى الرِّزْقِ فَمَا الَّذينَ فُضِّلُوا بِرَادّى رِزْقِهِمْ عَلى مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُهُمْ فَهُمْ فيهِ سَوَاءٌ اَفَبِنِعْمَةِ اللّهِ يَجْحَدُونَ

(71) vallahü faddale ba’daküm ala ba’din fir rizk femellezine füddilu bi raddi rizkihim ala ma meleket eymanühüm fe hüm fihi seva’ efe bi ni’metillahi yechadun
Allah üstün tuttu rızık hususunda bazısını bazısından ama üstünlük verilenler cimrilik ediyorlar ellerinin altında bulunan kölelere, onlar kendileri ile müsavi olurlar (diye) Allah’ın nimetinin (taksimatı hususunda) mı? Mücadele ediyorlar.

1. vallâhu (ve allâhu) : ve Allah
2. faddale : üstün kıldı
3. ba’da-kum : sizin bir kısmınız
4. alâ ba’dın : bir kısmı üzerine
5. fî er rızkı : rızıkta, rızık konusunda
6. femellezîne (fe mâ ellezîne) : o kimseler değiller
7. fuddılû : üstün kılındılar
8. bi râddî : verme (iade etme) hususunda
9. rızkı-him : onların rızıklarını
10. alâ mâ meleket eymâne-hum
(meleke)
: onların ellerinin altında olanlara
: (sahip oldu)
11. eymâne-hum : onların elleri
12. fe hum : oysa, halbuki onlar
13. fî-hi : onda, o konuda (bu konuda)
14. sevâun : eşittir, birdir
15. e fe bi ni’meti allâhi : artık, Allah’ın ni’metini mi
16. yechadûne : bilerek inkâr ediyorlar

٧٢

وَاللّهُ جَعَلَ لَكُمْ مِنْ اَنْفُسِكُمْ اَزْوَاجًا وَجَعَلَ لَكُمْ مِنْ اَزْوَاجِكُمْ بَنينَ وَحَفَدَةً وَرَزَقَكُمْ مِنَ الطَّيِّبَاتِ اَفَبِالْبَاطِلِ يُؤْمِنُونَ وَبِنِعْمَتِ اللّهِ هُمْ يَكْفُرُونَ

(72) vallahü ceale leküm min enfüsiküm ezvacev ve ceale leküm min ezvaciküm benine ve hafedetev ve razekaküm minet tayyibat e fe bil batili yü’minune ve bi ni’metillahi hüm yekfurun
Allah sizlere yarattı kendi nefislerinizden eşler ve zevcelerinizden de sizin için oğullar ve (onların soylarından) gelen torunlar yarattı ve size temiz rızık verdi batıla mı inanıyorlar? ve onlar Allah’ın nimetini inkar mı ediyorlar?

1. vallâhu (ve allâhu) : ve Allah
2. ceale : kıldı, halketti
3. lekum : size, sizin için
4. min enfusi-kum : sizin nefslerinizden
5. ezvâcen : eşler, zevceler
6. ve ceale : ve kıldı, halketti
7. lekum : size, sizin için
8. min ezvâci-kum : sizin eşlerinizden, zevcelerinizden
9. benîne : oğullar
10. ve hafedeten : ve torunlar
11. ve rezaka-kum : ve sizi rızıklandırdı
12. min et tayyibâti : temiz, helâl olanlardan
13. e fe bi el bâtıli : hâlâ bâtıla mı
14. yu’minûne : inanıyorlar
15. ve bi ni’meti allâhi : ve Allah’ın ni’metini
16. hum : onlar
17. yekfurûne : inkâr ediyor

Sayfa:274

٧٣

وَيَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّهِ مَالَا يَمْلِكُ لَهُمْ رِزْقًا مِنَ السَّموَاتِ وَالْاَرْضِ شَيًْا وَلَا يَسْتَطيعُونَ

(73) ve ya’büdune min dunillahi ma la yemlikü lehüm rizkam mines semavati vel erdi şey’ev ve la yestetiy’un
onlar tapıyorlar Allah’tan başka (şeylere) kendilerine malik olmayan göklerde ve yerde hiçbir şeyi rızık olarak (vermeye), güçleri yetmeyenlere

1. ve ya’budûne : ve kulluk ediyorlar, tapıyorlar
2. min dûni allâhi : Allah’tan başka
3. : şeye
4. lâ yemliku : malik değil, gücü yetmez
5. lehum : onlara, onlar için
6. rızkan : bir rızık
7. min es semâvâti : semalardan
8. ve el ardı : ve yer(den), yeryüzünden
9. şey’en : bir şey
10. ve lâ yestetîûne : ve güçleri yetmez, yapamazlar, muktedir değildirler

٧٤

فَلَا تَضْرِبُوا لِلّهِ الْاَمْثَالَ اِنَّ اللّهَ يَعْلَمُ وَاَنْتُمْ لَاتَعْلَمُونَ

(74) fe la tadribu lillahil emsal innellahe ya’lemü ve entüm la ta’lemun
artık Allah’ın zatı hakkında misaller getirmeyin muhakkak Allah bilir ve siz bilemezsiniz

1. fe lâ tadribû : artık (misal) getirmeyin, yapmayın, vurgulamayın
2. li allâhi : Allah’a
3. el emsâle
(darabe meselen)
: benzer, misal, emsal
: (örnek vermek, eş, benzer kılmak)
4. inne allâhe : muhakkak Allah
5. ya’lemu : bilir
6. ve entum : ve siz
7. lâ ta’lemûne : bilmezsiniz

٧٥

ضَرَبَ اللّهُ مَثَلًا عَبْدًا مَمْلُوكًا لَايَقْدِرُ عَلى شَىْءٍ وَمَنْ رَزَقْنَاهُ مِنَّا رِزْقًا حَسَنًا فَهُوَ يُنْفِقُ مِنْهُ سِرًّا وَجَهْرًا هَلْ يَسْتَوُنَ اَلْحَمْدُ لِلّهِ بَلْ اَكْثَرُهُمْ لَايَعْلَمُونَ

(75) darabellahü meselen abdem memlukel la yakdiru ala şey’iv ve mer razaknahü minna rizkan hasenen fe hüve yünfiku minhü sirrav ve cehra hel yestevun elhamdü lillah bel ekseruhüm la ya’lemun
Allah misal getirdi mülk edinilen bir köleyi bir şey yapmaya muktedir olmayan birde kendisine tarafımızdan güzel bir rızık verdiğimiz kimseyi o kimse ise infak eder verdiğimiz rızıktan gizli ve aşikar ikisi müsavi olur mu? hamd Allah’a mahsustur hayır! onların çoğu bilmezler

1. darabe allâhu : Allah (misal) verdi
2. meselen : bir misal, bir örnek
3. abden : bir kul
4. memlûken : sahip olunan, köle olan, memluk
5. lâ yakdiru : muktedir değil, kaadir olmayan, gücü yetmeyen
6. alâ şey’in : bir şeye
7. ve men : ve kimse, kim
8. razaknâ-hu : onu biz rızıklandırdık
9. min-nâ : bizden
10. rızkan : bir rızık
11. hasenen : güzel, temiz, helâl
12. fe huve : böylece o
13. yunfiku : infâk eder, verir
14. min-hu : ondan
15. sırren : gizli (sır) olarak
16. ve cehren : ve açık olarak
17. hel yestevûne : eşit (musavi) midir
18. el hamdu li allâhi : hamd Allah’a aittir (Allah içindir)
19. bel : hayır
20. ekseru-hum : onların çoğu
21. lâ ya’lemûne : bilmezler, bilmiyorlar

٧٦

وَضَرَبَ اللّهُ مَثَلًا رَجُلَيْنِ اَحَدُهُمَا اَبْكَمُ لَايَقْدِرُ عَلى شَىْءٍ وَهُوَ كَلٌّ عَلى مَوْليهُ اَيْنَمَا يُوَجِّهْهُ لَايَاْتِ بِخَيْرٍ هَلْ يَسْتَوى هُوَ وَمَنْ يَاْمُرُ بِالْعَدْلِ وَهُوَ عَلى صِرَاطٍ مُسْتَقيمٍ

(76) ve darabellahü meseler racüleyni ehadühüma ebkemü la yakdiru ala şey’iv ve hüve kellün ala mevlahü eynema yüveccihhü la ye’ti bi hayr hel yestevi hüve ve mey ye’müru bil adli ve hüve ala siratim müstekım
Allah, misal verdi iki adamın (durumunu), ikisinden biri dilsizdir bir şey yapmaya muktedir olmayan o sahibine bir yüktür onu nereye yönlendirsen hiçbir hayır getirmez (hiç) onunla müsavi olur mu? adalet ile emreden ve sıratı müstakım üzere olan kimse

1. ve darabe allâhu : ve Allah (misal) verdi
2. meselen : bir misal, bir örnek
3. raculeyni : iki kişi, iki adam
4. ehadu-humâ : ikisinden biri
5. ebkemu : dilsiz
6. lâ yakdiru : gücü yetmez, muktedir değil
7. alâ şey’in : bir şeye
8. ve huve : ve o
9. kellun : başkasına yük olan, geçimi başkasına ait olan
10. alâ mevlâ-hu : mevlâsına (efendisine)
11. eynemâ : her nereye
12. yuveccih-hu : onu yönlendirir, gönderir
13. lâ ye’ti : getiremez
14. bi hayrin : bir hayır
15. hel yestevî : eşit (musavi) midir
16. huve : o
17. ve men : ve kimse, kişi
18. ye’muru : emreder
19. bil adli (bi el adli) : adalet ile
20. ve huve : ve o
21. alâ sırâtın : bir yol üzerinde
22. mustakîmin : istikamet üzere (Allah’a yönlendirilmiş) olan

٧٧

وَلِلّهِ غَيْبُ السَّموَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا اَمْرُالسَّاعَةِ اِلَّا كَلَمْحِ الْبَصَرِ اَوْ هُوَ اَقْرَبُ اِنَّ اللّهَ عَلى كُلِّ شَىْءٍ قَديرٌ

(77) ve lillahi ğaybüs semavati vel ard ve ma emrus saati illa kelemhil besari ev hüve akrab innellahe ala külli şey’in kadir
semaların ve arzın gaybı Allah’ın hıfzındadır kıyametin kopması gibi, ancak bir göz kırpma yahut ondan daha yakın (bir zamandır) şüphesiz Allah her şeye kadirdir

1. ve lillâhi (li allâhi) : ve Allah’a aittir
2. gaybu es semâvâti : semaların gaybı (görünmeyen, bilinmeyen ilim)
3. ve el ardı : ve yeryüzü
4. ve mâ : ve değildir
5. emru es sâati : o saatin emri
6. illâ : ancak, yalnız
7. ke : gibi, kadar
8. lemhi : bir an, en kısa zaman aralığı
9. el basari (lemhi el basri) : göz, bakış (göz kırpması, bir anlık bakış)
10. ev : veya
11. huve : o
12. akrebu : daha yakın, daha çabuk, daha hızlı
13. inne allâhe : muhakkak Allah
14. alâ kulli şey’in : herşeye
15. kadîrun : kaadirdir, gücü yetendir

٧٨

وَاللّهُ اَخْرَجَكُمْ مِنْ بُطُونِ اُمَّهَاتِكُمْ لَاتَعْلَمُونَ شَيًْا وَجَعَلَ لَكُمُ السَّمْعَ وَالْاَبْصَارَ وَالْاَفِْدَةَ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ

(78) vallahü ahraceküm mim bütuni ümmehatiküm la ta’lemune şey’ev ve ceale lekümüs sem’a vel ebsara vel ef’idete lealleküm teşkürun
Allah sizi çıkardı annelerinizin karnından hiçbir şey bilmiyordunuz sizlere işitecek kulak verdi görecek göz, hissedecek gönüller olur ki siz şükür edersiniz

1. vallâhu (ve allâhu) : ve Allah
2. ahrece-kum : sizi çıkardı
3. min butûni : karnından
4. ummehâti-kum : sizin annelerinizin
5. lâ ta’lemune : bilmiyorsunuz
6. şey’en : bir şey
7. ve ceale : ve kıldı, yaptı
8. lekum : size, sizin için
9. es sem’a : işitme hassası
10. ve el ebsâre : ve görme hassası
11. ve el ef’idete : ve gönül, kalp, fuad, anlama, idrak etme hassası
12. lealle-kum : umulur ki siz, böylece siz
13. teşkurûne : şükredersiniz

٧٩

اَلَمْ يَرَوْا اِلَى الطَّيْرِ مُسَخَّرَاتٍ فى جَوِّ السَّمَاءِ مَايُمْسِكُهُنَّ اِلَّا اللّهُ اِنَّ فى ذلِكَ لَايَاتٍ لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ

(79) e lem yerav ilet tayri müsehharatin fi cevvis sema’ ma yümsikü hünne illellah inne fi zalike le ayatil li kavmiy yü’minun
o kuşlara bakmadılar mı? musahhar kılınmış olan gök boşluğunda tutacak yoktur onları Allah’tan başka muhakkak bunlarda iman etmiş bir kavim için ibretler vardır

1. e lem yerev : görmüyorlar mı, görmediler mi
2. ilet tayri (ilâ et tayri) : kuşları
3. musahharâtin : emir altına alınanlar, emre amade kılınmış olanlar
4. fî cevvi es semâi : semanın hava boşluğunda, havada
5. mâ yumsikuhunne : onları tutmaz (havada durduramaz)
6. illallâhu (illâ allâhu) : ancak, yalnız Allah, Allah’tan başkası
7. inne : muhakkak
8. fî zâlike : bunda vardır
9. le âyâtin : elbette âyetler
10. li kavmin : bir kavim için
11. yu’minûne : (mü’min olanlar) mü’min oluyorlar

Sayfa:275

٨٠

وَاللّهُ جَعَلَ لَكُمْ مِنْ بُيُوتِكُمْ سَكَنًا وَجَعَلَ لَكُمْ مِنْ جُلُودِ الْاَنْعَامِ بُيُوتًا تَسْتَخِفُّونَهَا يَوْمَ ظَعْنِكُمْ وَيَوْمَ اِقَامَتِكُمْ وَمِنْ اَصْوَافِهَا وَاَوْبَارِهَا وَاَشْعَارِهَا اَثَاثًا وَمَتَاعًا اِلى حينٍ

(80) vallahü ceale leküm min büyütiküm sekenan veceale leküm mincülüdilenami büyuten testehiffuneha yevme za’niküm ve yevme ikametiküm ve min asvafiha ve evbariha ve eş’ariha esasev ve metaan ila hiyn
Allah sizin için yaptı evlerinizi mesken davar derilerinden sizin için hafif taşınır çadır evler yaptı göç ettiğiniz günlerde ve yerleşip ikamet ettiğiniz günlerde yünlerinden yapağılarından ve kıllarından kullanılan hacetler ve bir zamana kadarda ticarete metaı (yaptı)

1. vallâhu (ve allâhu) : ve Allah
2. ceale : kıldı, yaptı
3. lekum : size, sizin için
4. min buyûti-kum : sizin evlerinizden
5. sekenen : (mesken) huzur, sekînet, dinlenme yeri
6. ve ceale : ve kıldı
7. lekum : size, sizin için
8. min culûdi : derisinden, ciltlerinden
9. el en’âmi : hayvanlar
10. buyûten : evler
11. testehıffûne-hâ : onu hafifçe taşırsınız
12. yevme : gün
13. za’ni-kum : sizin yolculuğunuz
14. ve yevme : ve gün
15. ikâmeti-kum : sizin yerleşmeniz, ikâmet etmeniz, konaklamanız
16. ve min asvâfi-hâ (sûfu) : ve onun yünlerinden (koyun yünü)
17. ve evbâri-hâ (vebare) : ve onun tüyleri (deve tüyü)
18. ve eş’âri-hâ (şearu) : ve onun kılları (kıl)
19. esâsen : çeşitli mal, ev eşyası (giyecek, kullanılacak şeyler)
20. ve metâan : ve meta, geçim vasıtası
21. ilâ hînin : bir vakte kadar

٨١

وَاللّهُ جَعَلَ لَكُمْ مِمَّا خَلَقَ ظِلَالًا وَجَعَلَ لَكُمْ مِنَ الْجِبَالِ اَكْنَانًا وَجَعَلَ لَكُمْ سَرَابيلَ تَقيكُمُ الْحَرَّ وَسَرَابيلَ تَقيكُمْ بَاْسَكُمْ كَذلِكَ يُتِمُّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكُمْ لَعَلَّكُمْ تُسْلِمُونَ

(81) vallahü ceale leküm mimma haleka zilalev ve ceale leküm minel cibali eknanev ve ceale leküm serabiyle tekiykümül harra ve serabiyle tekiyküm be’seküm kezalike yütimmü ni’metehu aleyküm lealleküm tüslimun
Allah yarattığı o şeylerden sizin için gölgelikler yaptı ve size dağları kale gibi koruma, barınak yeri yaptı elbiseler yaptı ve sizi hararetten muhafaza edecek ve sizi harpte koruyacak (zırhlı) elbiseler (yaptı) böylece tamamlar sizin üzerinizdeki nimetini olur ki siz teslim olursunuz

1. vallâhu (ve allâhu) : ve Allah
2. ceale : kıldı, halketti
3. lekum : sizin için
4. mimmâ (min mâ) : şeylerden
5. halaka : yarattı
6. zılâlen : gölgeler, gölgelikler
7. ve ceale : ve kıldı
8. lekum : sizin için
9. min el cibâli : dağlardan
10. eknânen(kenn) : barınılacak yerler
(yağmur, rüzgâr, vs.’den koruyan şeyler, sığınaklar, siperler)
: (barınılan yer, sığınak)
11. ve ceale : ve kıldı
12. lekum : sizin için
13. serâbîle
(sirbâl)
: gömlekler, zırhlar (savaşta korunmak için yapılan demir giysiler)
: (gömlek)
14. tekî-kum : sizi korur
15. el harra : sıcak
16. ve serâbîle : ve gömlekler, zırhlar (savaşta korunmak için yapılan demir) giysiler)
17. tekî-kum : sizi korur
18. be’se-kum : sizi şiddetten, kuvvetli darbeden
19. kezâlike : işte böyle
20. yutimmu : tamamlıyor
21. ni’mete-hu : (onun) kendi ni’metini
22. aleykum : sizin üzerinize, size
23. lealle-kum : umulur ki böylece siz
24. tuslimûne : teslim olursunuz

٨٢

فَاِنْ تَوَلَّوْا فَاِنَّمَا عَلَيْكَ الْبَلَاغُ الْمُبينُ

(82) fe in tevellev fe innema aleykel belağul mübin
bundan sonra eğer yüz çevirirlerse artık senin üzerine (düşen) sadece açık bir tebliğdir

1. fe : artık
2. in tevellev : eğer yüz çevirirlerse
3. fe : bundan sonra
4. innemâ : yalnızca, sadece
5. aleyke : senin üzerinde
6. el belâgu : tebliğ, beyan
7. el mubînu : apaçık

٨٣

يَعْرِفُونَ نِعْمَتَ اللّهِ ثُمَّ يُنْكِرُونَهَا وَاَكْثَرُهُمُ الْكَافِرُونَ

(83) ya’rifune ni’metellahi sümme yünkiruneha ve ekseruhümül kafirun
Allah’ın nimetini tanırlar sonra o nimeti inkar ederler ve onların çoğu kafirlerdir

1. ya’rifûne : tanıyorlar, biliyorlar
2. ni’mete allâhi : Allah’ın ni’meti
3. summe : sonra
4. yunkirûne-hâ : onu inkâr ediyorlar
5. ve ekseru-hum : ve onların çoğu
6. el kâfirûne : inkâr edenler, kâfirler

٨٤

وَيَوْمَ نَبْعَثُ مِنْ كُلِّ اُمَّةٍ شَهيدًا ثُمَّ لَا يُؤْذَنُ لِلَّذينَ كَفَرُوا وَلَا هُمْ يُسْتَعْتَبُونَ

(84) ve yevme neb’asü min külli ümmetin şehiden sümme la yü’zenü lillezine keferu ve la hüm yüsta’tebun
ve o gün göndereceğiz bütün ümmetlere şahit sonra izin verilmeyecek o kafir olanlara ve onların özürleri de kabul edilmeyecek

1. ve yevme : ve o gün
2. neb’asu : beas ederiz (göndeririz)
3. min kulli ummetin : bütün ümmetlerden
4. şehîden : bir şahit
5. summe : sonra
6. lâ yu’zenu
(ezine)
: izin verilmez
: (izin verdi)
7. li ellezîne : o kimselere
8. keferû : inkâr ettiler
9. ve lâ hum yusta’tebûne
(a’tebe)
: ve rızanın oluşması için, onlardan özür (mazeret) beyan etmeleri istenmez
: (gönlünü aldı, razı etti)

٨٥

وَاِذَا رَاَ الَّذينَ ظَلَمُوا الْعَذَابَ فَلَا يُخَفَّفُ عَنْهُمْ وَلَا هُمْ يُنْظَرُونَ

(85) ve iza raellezine zalemül azabe fe la yühaffefü anhüm ve la hüm yünzarun
zulüm edenler azabı gördükleri zaman onlardan (o azap) hafifletilmeyecek ve onlara mühlette verilmeyecek

1. ve izâ : ve olduğu zaman
2. rae : gördü
3. ellezîne : kimseler
4. zalemû : zulmettiler
5. el azâbe : azap
6. fe : o zaman, artık
7. lâ yuhaffefu : hafifletilmez
8. an-hum : onlardan
9. ve lâ hum yunzarûne : ve onlara nazar edilmez (yüzüne bakılmaz)

٨٦

وَاِذَا رَاَ الَّذينَ اَشْرَكُوا شُرَكَاءَ هُمْ قَالُوا رَبَّنَا هؤُلَاءِ شُرَكَاؤُنَا الَّذينَ كُنَّا نَدْعُوا مِنْ دُونِكَ فَاَلْقَوْا اِلَيْهِمُ الْقَوْلَ اِنَّكُمْ لَكَاذِبُونَ

(86) ve iza raellezine eşraku şürakaehüm kalu rabbena haülai şürakaünel lezine künna ned’u min dunik fe elkav ileyhimül kavle inneküm le kazibun
şirk koşanlar gördükleri zaman (Allah’a) ortak koştuklarını derler ki ey Rabbimiz! işte bunlar sana ortak koştuklarımız işte dua ettiklerimiz bunlardı seni bırakarak, kendilerine şöyle söylenecek muhakkak siz yalancılarsınız

1. ve izâ : ve o zaman, olduğu zaman
2. rae : gördü
3. ellezîne : onlar
4. eşrekû : (Allah’a) ortak (şirk) koştular
5. şurekâe-hum : onların ortakları (şerikleri)
6. kâlû : dediler
7. rabbe-nâ : Rabbimiz
8. hâulâi : işte onlar
9. şurekâu-nâ : bizim ortak koştuklarımız
10. ellezîne : onlar
11. kunnâ : biz olduk
12. ned’û : dua ettik, (yardıma) çağırdık
13. min dûni-ke : senden başka
14. fe elkav : böylece attılar
15. ileyhim : onlara
16. el kavle : söz
17. inne-kum : muhakkak siz
18. le kâzibûne : elbette yalan söyleyenler

٨٧

وَاَلْقَوْا اِلَى اللّهِ يَوْمَءِذٍ السَّلَمَ وَضَلَّ عَنْهُمْ مَا كَانُوا يَفْتَرُونَ

(87) ve elkav ilellahi yevmeizinis seleme ve dalle anhüm ma kanu yefterun
Allah’ın hükmüne o gün teslim olmuşlardır kendilerinden kaybolup gitmiştir ve uydurdukları şeylerde

1. ve elkav : ve arz ettiler (attılar)
2. ilâ allâhi : Allah’a
3. yevme izin : izin günü
4. es seleme : teslimiyet
5. ve dalle : ve saptı, gitti
6. an-hum : onlardan (uzaklaşarak)
7. : şey
8. kânû : oldular
9. yefterûne : iftira ediyorlar, uyduruyorlar

Sayfa:276

٨٨

اَلَّذينَ كَفَرُوا وَصَدُّوا عَنْ سَبيلِ اللّهِ زِدْنَاهُمْ عَذَابًا فَوْقَ الْعَذَابِ بِمَا كَانُوا يُفْسِدُونَ

(88) ellezine keferu ve saddu an sebilillahi zidnahüm azaben fevkal azabi bima kanu yüfsidun
küfredenler ve Allah yolundan saptıranları onları ziyadeleştiririz azapları üzerine azap katarak ifsat ettiklerinden dolayı

1. ellezîne : o kimseler, onlar
2. keferû : inkâr ettiler, örttüler
3. ve saddû : ve men ettiler, engellediler
4. an sebîlillâhi (sebîli allâhi) : Allah’ın yolundan
5. zidnâ-hum : onlara arttırdık
6. azâben : azap
7. fevka el azâbi : azap üstüne
8. bi-mâ : şeyden dolayı
9. kânû : oldular
10. yufsidûne : fesat çıkarırlar

٨٩

وَيَوْمَ نَبْعَثُ فى كُلِّ اُمَّةٍ شَهيدًا عَلَيْهِمْ مِنْ اَنْفُسِهِمْ وَجِءْنَا بِكَ شَهيدًا عَلى هؤُلَاءِ وَنَزَّلْنَا عَلَيْكَ الْكِتَابَ تِبْيَانًا لِكُلِّ شَىْءٍ وَهُدًى وَرَحْمَةً وَبُشْرى لِلْمُسْلِمينَ

(89) ve yevme neb’asü fi külli ümmetin şehiden aleyhim minen füsihim ve ci’ne bike şehiden ala haülai ve nezzelna aleykel kitabe tibyanel likülli şey’iv ve hüdev ve rahmetev ve büşra lil muslimin
vazifeli kılarız, her ümmete kendilerinden üzerlerine bir şahit seni de göndereceğiz işte bunların üzerine şahit sana bu kitabı indirdik her şeyi beyan etmen (için) hidayet rahmet ve müjde olarak müslümanlara

1. ve yevme : ve o gün
2. neb’asu : göndeririz, beas ederiz, vazifeli kılarız
3. : içinde
4. kulli : bütün, hepsi
5. ummetin : ümmet
6. şehîden : bir şahit
7. aleyhim : onların üzerine
8. min enfusi-him : onların kendilerinden
9. ve ci’nâ : ve getirdik
10. bi-ke şehîden : seni şahit olarak
11. alâ : üzerine
12. hâulâi : işte onlar
13. ve nezzel-nâ : ve biz indirdik
14. aleyke : sana
15. el kitâbe : kitap
16. tibyânen : beyan eden (açıklayan)
17. li kulli şey’in : herşeyi
18. ve huden : ve hidayete erdiren
19. ve rahmeten : ve rahmet olan (rahmet nuru gönderen), rahmet olarak
20. ve buşrâ : ve müjde olarak
21. li el muslimîne : müslümanlara, müslümanlar (teslim olanlar) için

٩٠

اِنَّ اللّهَ يَاْمُرُ بِالْعَدْلِ وَالْاِحْسَانِ وَايتَاءِ ذِىالْقُرْبى وَيَنْهى عَنِ الْفَحْشَاءِ وَالْمُنْكَرِ وَالْبَغْىِ يَعِظُكُمْ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ

(90) innellahe ye’müru bil adli vel ihsani ve itai zil kurba ve yenha anil fahşai vel münkeri vel bagyi yeizüküm lealleküm tezekkerun
şüphesiz Allah (size) emrediyor adaleti, iyilik etmeyi ve akrabaya vermeyi yasak ediyor fuhşu, kötülükleri ve azgınlık etmeyi size vaiz veriyor olur ki düşünürsünüz

1. inne allâhe : muhakkak Allah
2. ye’muru : emreder
3. bi el adli : adaletle
4. ve el ihsâni : ve ihsan
5. ve îtâi : ve verme(k)
6. zî el kurbâ : yakınlara, akrabalara
7. ve yenhâ : ve yasaklar, nehyeder
8. an el fahşâi : fuhuş (yalan, iftira, zina)dan, kötülüklerden
9. ve el munkeri : ve fenalık, kötülük, çirkin şeyler, Allah’ın yasakladığı şeyler
10. ve el bagyi : ve zulüm, azgınlık, taşkınlık, hakka tecavüz
11. yeizu-kum : size öğüt veriyor
12. lealle-kum : umulur ki böylece siz
13. tezekkerûne : tezekkür edersiniz

٩١

وَاَوْفُوا بِعَهْدِ اللّهِ اِذَا عَاهَدْتُمْ وَلَا تَنْقُضُوا الْاَيْمَانَ بَعْدَ تَوْكيدِهَا وَقَدْ جَعَلْتُمُ اللّهَ عَلَيْكُمْ كَفيلًا اِنَّ اللّهَ يَعْلَمُ مَا تَفْعَلُونَ

(91) ve evfu bi ahdillahi iza ahedtüm ve la tenkudul eymane ba’de tevkidiha ve kad cealtümüllahe aleyküm kefila innellahe ya’lemü ma tef’alun
Allah’ın ahtini yerine getirin ahit yaptığınız zaman yeminlerinizi bozmayın sağlamlaştırarak ve kesinlikle Allah’ı kılmıştınız kendi üzerinizden kefil şüphesiz Allah yaptıklarınızı bilir

1. ve evfû : ve yerine getirin, ifa edin, vefa edin
2. bi ahdi allâhi : Allah’ın ahdine (ahdini)
3. izâ : olduğu zaman
4. ahedtum : siz ahid yaptınız
5. ve lâ tenkudû : ve siz bozmayın
6. eymâne : yeminler
7. ba’de : sonra
8. tevkîdi-hâ : onu pekiştiriyorsunuz, onu sağlamlaştırıyorsunuz
9. ve kad : ve olmuştu
10. cealtum : siz kıldınız (yaptınız)
11. allâhe : Allah
12. aleykum : sizin üzerinize
13. kefîlen : kefil
14. inne allâhe : muhakkak Allah
15. ya’lemu : bilir
16. mâ tef’alûne : yaptığınız şeyleri, ne yaptığınızı

٩٢

وَلَا تَكُونُوا كَالَّتى نَقَضَتْ غَزْلَهَا مِنْ بَعْدِ قُوَّةٍ اَنْكَاثًا تَتَّخِذُونَ اَيْمَانَكُمْ دَخَلًا بَيْنَكُمْ اَنْ تَكُونَ اُمَّةٌ هِىَ اَرْبى مِنْ اُمَّةٍ اِنَّمَا يَبْلُوكُمُ اللّهُ بِه وَلَيُبَيِّنَنَّ لَكُمْ يَوْمَ الْقِيمَةِ مَا كُنْتُمْ فيهِ تَخْتَلِفُونَ

(92) ve la tekunu kelleti nekadat ğazleha mim ba’di kuvvetin enkasa tettehizune eymaneküm dehalem beyneküm en tekune ümmetün hiye erba min ümmeh innema yeblukümüllahü bih ve le yübeyyinenne leküm yevmel kıyameti ma küntüm fihi tahtelifun
o kadın gibi olmayın o ipliği kuvvetle büktükten sonra (çözen) yeminlerinizi yapmayınız aranızda hile vesilesi “bir ümmet diğer ümmetten daha fazladır” diye ancak Allah sizi bununla imtihan eder kıyamet günü size muhakkak açıklayacaktır hakkında ihtilaf ettiğiniz şeyi

1. ve lâ tekûnû : ve siz olmayın
2. kelletî (ke elletî) : o kimse (kadın) gibi
3. nekadat : çözdü, açtı
4. gazle-hâ : eğrilmiş ipini
5. min ba’di : sonradan
6. kuvvetin : kuvvetli, kuvvetle
7. enkâsen : bükülmüş ipin tekrar çözülüp açılması
8. tettehızûne : ediniyorsunuz
9. eymâne-kum : sizin yeminleriniz
10. dehalen : hile, tuzak, aldatma
11. beyne-kum : aranızda
12. en tekûne : olması
13. ummetun : bir ümmet
14. hiye : o
15. erbâ
(rabâ)
: daha çok artması, daha çok olması
: (arttı, ziyade oldu)
16. min ummetin : bir ümmetten
17. innemâ : ancak, oysa
18. yeblû-kum allâhu : Allah sizi imtihan eder
19. bi-hi : onunla
20. ve le yubeyyinenne : ve muhakkak açıklayacak
21. lekum : size
22. yevme el kıyâmeti : kıyâmet günü
23. mâ kuntum : olduğunuz şeyi
24. fî-hi : onun hakkında, o konuda
25. tahtelifûne : siz ihtilâfa düşüyorsunuz

٩٣

وَلَوْ شَاءَ اللّهُ لَجَعَلَكُمْ اُمَّةً وَاحِدَةً وَلكِنْ يُضِلُّ مَنْ يَشَاءُ وَيَهْدى مَنْ يَشَاءُ وَلَتُسَْلُنَّ عَمَّا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ

(93) ve lev şaellahü le cealeküm ümmetev vahidetev ve lakiy yüdillü mey yeşaü ve yehdi mey yeşa’ ve le tüs’elünne amma küntüm ta’melun
velev Allah dileseydi sizi tek bir ümmet yapardı lakin o, dilediği kimseyi saptırır dilediği kimseyi de hidayete erdirir mutlaka sorulacaksınız yaptığınız şeylerden

1. ve lev şâe allâhu : ve eğer Allah dileseydi
2. le ceale-kum : elbette sizi kıldı
3. ummeten : bir ümmet
4. vâhideten : bir tek
5. ve lâkin : ve lâkin, fakat
6. yudıllu : saptırır, dalâlette bırakır
7. men yeşâu : dilediği kimseyi
8. ve yehdî : ve hidayete erdirir
9. men yeşâu : dilediği kimseyi
10. ve le tus’elunne : ve elbette sorulacaksınız, sorgulanacaksınız
11. ammâ (an mâ) : şeylerden
12. kuntum : siz oldunuz
13. ta’melûne : yapıyorsunuz

Sayfa:277

٩٤

وَلَا تَتَّخِذُوا اَيْمَانَكُمْ دَخَلًا بَيْنَكُمْ فَتَزِلَّ قَدَمٌ بَعْدَ ثُبُوتِهَا وَتَذُوقُوا السُّوءَ بِمَا صَدَدْتُمْ عَنْ سَبيلِ اللّهِ وَلَكُمْ عَذَابٌ عَظيمٌ

(94) ve la tettehizu eymaneküm dehalem beyneküm fe tezille kademüm ba’de sübutiha ve tezukus sue bima sadedtüm an sebilillah ve leküm azabüm aziym
yeminlerinizi yapmayın kendi aranızda bir aldatma (vesilesi) ayaklarınız kayar da ona sağlam bastıktan sonra kötü (bir acı) tadarsınız Allah yolundan saptığınızdan dolayı sizin için çok büyük azap (olur)

1. ve lâ tettehızû : ve edinmeyin
2. eymâne-kum : yeminlerinizi
3. dehalen : hile, tuzak, aldatma
4. beyne-kum : siz kendi aranızda
5. fe tezille : o taktirde, o zaman kayar
6. kademun : ayak
7. ba’de : sonra
8. subûti-hâ : onun subut bulması, sebat etmesi, yere sağlam basması
9. ve tezûku : ve tadarsınız
10. es sûe : şerr, kötülük, fenalık
11. bimâ : den dolayı, sebebiyle
12. saded-tum : men ettiniz, saptınız, yüz çevirdiniz
13. an sebîlillâhi : Allah’ın yolundan
14. ve lekum : ve sizin için, size vardır
15. azâbun : azap
16. azîmun : büyük

٩٥

وَلَا تَشْتَرُوا بِعَهْدِ اللّهِ ثَمَنًا قَليلًا اِنَّمَا عِنْدَ اللّهِ هُوَ خَيْرٌ لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ

(95) ve la teşteru bi ahdillahi semenen kalila innema indellahi hüve hayrul leküm in küntüm ta’lemun
satmayınız Allah’ın ahdini az bir bedele ancak Allah’ın katındaki sizin için daha hayırlıdır eğer bilmiş olsanız

1. ve lâ teşterû : ve satmayın
2. bi ahdi allâhi : Allah’ın ahdini
3. semenen : bir bedel, değer
4. kalîlen : az
5. innemâ : ancak, fakat, oysa
6. inde allâhi : Allah’ın indinde, katında, yanında
7. huve : o
8. hayrun : (daha) hayırlı
9. lekum : sizin için
10. in kuntum : eğer siz, iseniz
11. ta’lemûne : biliyorsunuz

٩٦

مَا عِنْدَكُمْ يَنْفَدُ وَمَا عِنْدَ اللّهِ بَاقٍ وَلَنَجْزِيَنَّ الَّذينَ صَبَرُوا اَجْرَهُمْ بِاَحْسَنِ مَاكَانُوا يَعْمَلُونَ

(96) ma indeküm yenfedü ve ma indellahi bak ve le necziyennellezine saberu ecrahüm bi ahseni ma kanu ya’melun
sizin yanınızdaki şeyler tükenir Allah katında olanlar bakidir sabredenleri muhakkak mükafatlandıracağız onları daha güzel bir ecirle yaptığınız şeyin (karşılığı olarak)

1. mâ ınde-kum : sizin yanınızda olan şey(ler)
2. yenfedu : tükenir, biter
3. ve mâ ındallâhi (inde allâhi) : ve Allah’ın indinde, katında olan şey(ler)
4. bâkın : bakîdir, kalıcıdır, tükenmez
5. ve le necziyenne : ve mutlaka karşılığını vereceğiz, mükafatlandıracağız
6. ellezîne saberû : sabredenler, sabrın sahipleri
7. ecre-hum : onların ecirleri (bedelleri), ücretleri
8. bi ahseni : en ahseni (güzeli) ile, daha ahseni (güzeli) ile
9. mâ kânû ya’melûne : yapmış oldukları ameller (şeyler)

٩٧

مَنْ عَمِلَ صَالِحًا مِنْ ذَكَرٍ اَوْ اُنْثى وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَلَنُحْيِيَنَّهُ حَيوةً طَيِّبَةً وَلَنَجْزِيَنَّهُمْ اَجْرَهُمْ بِاَحْسَنِ مَاكَانُوا يَعْمَلُونَ

(97) men amile saliham min zekerin ev ünsa ve hüve mü’minün fe le nuhyiyennehu hayaten tayyibeh ve la necziyennehüm ecrahüm bi ahseni ma kanu ya’melun
kim salih amel yaparsa mü’min olan kadın ve erkekten muhakkak ona güzel bir hayat yaşatırız mutlaka mükafatlarını veririz yapmış oldukları amellerinin daha güzeli ile

1. men : kim
2. amile sâlihan : salih amel (nefsi tezkiye edici amel)
3. min zekerin : erkek(ler)den
4. ev unsâ : veya kadın(lar)
5. ve huve : ve o
6. mu’minun : mü’min (kalbine îmân yazılmış olan)
7. fe le : o taktirde mutlaka
8. nuhyiyenne-hu : ona hayat veririz, yaşatırız
9. hayâten : hayat
10. tayyibeten : tayyib, temiz, güzel, helâl
11. ve le necziyenne-hum : ve mutlaka, ellbette onlara karşılığını vereceğiz, mükâfatlandıracağız
12. ecre-hum : onların ecrini, bedelini
13. bi ahseni : en ahseni ile, daha ahseni (güzeli) ile
14. mâ kânû ya’melûne : yapmış oldukları ameller (şeyler)

٩٨

فَاِذَا قَرَاْتَ الْقُرْانَ فَاسْتَعِذْ بِاللّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجيمِ

(98) fe iza kara’tel kur’ane festeiz billahi mineş şeytanir racim
kur’an okuduğun zaman hemen Allah’a sığın kovulmuş şeytandan

1. fe : o zaman, artık
2. izâ kare’te : okuduğun zaman
3. el kur’âne : Kur’ân
4. fe isteız : hemen, önce sığın
5. bi allâhi : Allah’a
6. min eş şeytâni er racîmi : taşlanmış, kovulmuş şeytandan

٩٩

اِنَّهُ لَيْسَ لَهُ سُلْطَانٌ عَلَى الَّذينَ امَنُوا وَعَلى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ

(99) innehu leyse lehu sültanün alellezine amenu ve ala rabbihim yetevekkelun
şüphesiz onun sultası, hakimiyeti yoktur iman edenlerin üzerinde ve Rablerine tevekkül edenlerin üzerinde

1. inne-hu : çünkü o, muhakkak ki o
2. leyse : değil, yoktur
3. lehu : onun
4. sultânun : sultanlık, yaptırım gücü
5. alellezîne (alâ ellezîne) : onların üzerinde
6. âmenû : âmenû olanlar (âmenû oldular)
7. ve alâ : ve üzerine, …e
8. rabbi-him : onların Rab’leri, kendi Rab’leri
9. yetevekkelûne : tevekkül ederler

١٠٠

اِنَّمَا سُلْطَانُهُ عَلَى الَّذينَ يَتَوَلَّوْنَهُ وَالَّذينَ هُمْ بِه مُشْرِكُونَ

(100) innema sültanühu alellezine yetevellevnehu vellezine hüm bihi müşrikun
ancak onun hakimiyeti onu veli edinenleredir o kimseler ki o’na şirk koşarlar

1. innemâ : fakat, sadece
2. sultânu-hu : onun sultanlığı, yaptırım gücü
3. alellezîne (alâ ellezîne) : onların üzerinde
4. yetevellevne-hu : ona yönelenler
5. vellezîne (ve ellezîne) : ve o kimseler
6. hum : onlar
7. bi-hî : onunla, ona
8. müşrikûne : Allah’a ortak (şirk) koşanlar, müşrikler

١٠١

وَاِذَا بَدَّلْنَا ايَةً مَكَانَ ايَةٍ وَاللّهُ اَعْلَمُ بِمَا يُنَزِّلُ قَالُوا اِنَّمَا اَنْتَ مُفْتَرٍ بَلْ اَكْثَرُهُمْ لَايَعْلَمُونَ

(101) ve iza beddelna ayetem mekane ayetiv vallahü a’lemü bima yünezzilü kalu innema ente müfter bel ekseruhüm la ya’lemun
değiştirdiğimiz zaman bir ayetin yerine başka bir ayeti Allah neyi indirdiğini en iyi bilendir dediler “ancak sen bir iftiracısın” hayır! onların çoğu bilmezler

1. ve izâ : ve olduğu zaman
2. beddelnâ : biz değiştirdik
3. âyeten : bir âyet
4. mekâne : yer, mekân
5. âyetin : bir âyet
6. vallâhu a’lemu : ve Allah bilir
7. a’lemu : bilir
8. bimâ : şeyi
9. yunezzilu : indirir
10. kâlû : dediler
11. innemâ : sadece, ancak
12. ente : sen
13. mufterin : iftira eden, kendisi uyduran
14. bel : hayır, tam aksi, bilâkis
15. ekseru-hum : onların çoğu
16. lâ ya’lemûne : bilmezler, bilmiyorlar

١٠٢

قُلْ نَزَّلَهُ رُوحُ الْقُدُسِ مِنْ رَبِّكَ بِالْحَقِّ لِيُثَبِّتَ الَّذينَ امَنُوا وَهُدًى وَبُشْرى لِلْمُسْلِمينَ

(102) kul nezzelehu ruhul kudüsi mir rabbike bil hakkı li yüsebbitellezine amenu ve hüdev ve büşra lil müslimin
de ki ruhul kudüs indirdi Rabbinden hak olarak iman edenlere sebat versin müslümanlara bir hidayet ve müjde olsun

1. kul : de, söyle
2. nezzele-hu : onu indirdi
3. rûhu el kudusi : Ruh’ûl Kudüs
4. min rabbi-ke : senin Rabbinden
5. bi el hakkı : hak ile
6. li yusebbite : sağlamlaştırmak, sebat ettirmek için
7. ellezîne : kimseler
8. âmenû : Allah’a ulaşmayı dileyenler, âmenû olanlar
9. ve huden : ve hidayete erdiren
10. ve buşrâ : ve müjde olarak
11. li el muslimîne : müslümanlar, teslim olanlar için

Sayfa:278

١٠٣

وَلَقَدْ نَعْلَمُ اَنَّهُمْ يَقُولُونَ اِنَّمَا يُعَلِّمُهُ بَشَرٌ لِسَانُ الَّذى يُلْحِدُونَ اِلَيْهِ اَعْجَمِىٌّ وَهذَا لِسَانٌ عَرَبِىٌّ مُبينٌ

(103) ve le kad na’lemü ennehüm yekulune innema yüallimühu beşar lisanüllezi yulhidune ileyhi a’cemiyyüv ve haza lisanün arabiyyüm mübin
ve gerçekten biz biliyoruz “şüphesiz ona ancak bir insan öğretir” dediklerini lisanı farklıdır, ona (öğrettiği isnat edilen) yabancı kişinin bu kur’an ise açık bir arapçadır

1. ve lekad : ve andolsun ki
2. na’lemu : biz biliyoruz, biliriz
3. enne-hum : onların olduğunu
4. yekûlûne : diyorlar
5. innemâ : sadece, yalnız, fakat
6. yuallimu-hu : ona öğretiyor
7. beşerun : bir beşer, bir insan
8. lisânu : lisan (konuşma dili)
9. ellezî : ki o
10. yulhıdûne
(elhade)
: yöneliyorlar, isnad ediyorlar, dil uzatıyorlar
: (yöneldi, dil uzattı)
11. ileyhi : ona
12. a’cemiyyun : yabancı, acemi, Arapça olmayan
13. ve hâzâ : ve bu
14. lisânun : lisan (konuşma dili)
15. arabiyyun : Arapça
16. mubînun : apaçık, açıkça

١٠٤

اِنَّ الَّذينَ لَايُؤْمِنُونَ بِايَاتِ اللّهِ لَايَهْديهِمُ اللّهُ وَلَهُمْ عَذَابٌ اَليمٌ

(104) innellezine la yü’minune bi ayatillahi la yehdihimüllahü ve lehüm azabün elim
şüphesiz o kimseler inanmazlar Allah’ın ayetlerine Allah onları hidayete erdirmez onlar için elim bir azap (vardır)

1. inne : muhakkak
2. ellezîne : onlar
3. lâ yu’minûne : inanmazlar (îmân etmezler)
4. bi âyâti allâhi : Allah’ın âyetlerine
5. lâ yehdî-him : onları hidayete erdirmez
6. allâhu : Allah
7. ve lehum : ve onlar için vardır
8. azâbun elîmun : elîm azap, acı azap

١٠٥

اِنَّمَا يَفْتَرِى الْكَذِبَ الَّذينَ لَايُؤْمِنُونَ بِايَاتِ اللّهِ وَاُولءِكَ هُمُ الْكَاذِبُونَ

(105) innema yefteril kezibe llezine la yü’minune bi ayatillah ve ülaike hümül kazibun
ancak yalan uyduranlar inanmayan kimselerdir Allah’ın ayetlerine işte bunlar yalancıların kendileridir

1. innemâ : sadece, yalnız, fakat
2. yefterî : iftira ederler, uydururlar
3. el kezibe : yalan
4. ellezîne : onlar
5. lâ yu’minûne : inanmazlar
6. bi âyâtillâhi (âyâti allâhi) : Allah’ın âyetlerine
7. ve ulâike : ve işte onlar
8. hum el kâzibûne : onlar yalancılardır

١٠٦

مَنْ كَفَرَ بِاللّهِ مِنْ بَعْدِ ايمَانِه اِلَّا مَنْ اُكْرِهَ وَقَلْبُهُ مُطْمَءِنٌّ بِالْايمَانِ وَلكِنْ مَنْ شَرَحَ بِالْكُفْرِ صَدْرًا فَعَلَيْهِمْ غَضَبٌ مِنَ اللّهِ وَلَهُمْ عَذَابٌ عَظيمٌ

(106) men kefera billahi mim ba’di imanihi illa men ükrihe ve kalbühu mutmeinüm bil imani ve lakin men şeraha bil küfri sadran fe aleyhim ğadabüm minellah ve lehüm azabün aziym
kim inkar ederse imanından sonra Allah’ı ancak o kimse inkara zorlandığında kalbinde imanı sükunet bulmuşsa (hariç) lakin küfrü gönül genişliği içinde (kabul ederse) artık onların üzerine Allah’tan gazap gelir onlar için çok büyük bir azap (vardır)

1. men kefere : kim inkâr ederse
2. billâhi (bi allâhi) : Allah’ı
3. min ba’di : den sonra
4. îmâni-hî : kendi îmânı, onun îmânı
5. illâ : hariç
6. men ukrihe : kim zorlanırsa, mecbur edilirse
7. ve kalbu-hu : ve onun kalbi
8. mutmainnun : tatmin olmuş
9. bi el îmâni : îmân ile
10. ve lâkin : fakat, ama, ve de
11. men şereha : kim açarsa, şerhederse
12. bi el kufri : küfre
13. sadran : göğüs
14. fe aleyhim : o zaman onlara, onların üstüne
15. gadabun : bir gazap
16. minallâhi : Allah’tan
17. ve lehum : ve onların vardır, onlar için vardır
18. azâbun azîmun : büyük azap

١٠٧

ذلِكَ بِاَنَّهُمُ اسْتَحَبُّوا الْحَيوةَ الدُّنْيَا عَلَى الْاخِرَةِ وَاَنَّ اللّهَ لَا يَهْدِى الْقَوْمَ الْكَافِرينَ

(107) zalike bi ennehümüs tehabbül hayated dünya alel ahirati ve ennellahe la yehdil kavmel kafirin
böylece onlar dünya hayatını ahirete tercih etmiş, sevinmişlerdir şüphesiz Allah kafirler güruhunu hidayete erdirmez

1. zâlike : işte bu
2. bi enne-hum : onların olmalarından dolayı, sebebiyle
3. istehebbû : sevgiyle istediler (çok sevdiler)
4. el hayâte ed dunyâ : dünya hayatı
5. alâ el âhıreti : ahirete
6. ve enne allâhe : ve muhakkak Allah
7. lâ yehdî : hidayete erdirmez
8. el kavme el kâfirîne : kâfir kavim

١٠٨

اُولءِكَ الَّذينَ طَبَعَ اللّهُ عَلى قُلُوبِهِمْ وَسَمْعِهِمْ وَاَبْصَارِهِمْ وَاُولءِكَ هُمُ الْغَافِلُونَ

(108) ülaikellezine tabeallahü ala kulubihim ve sem’ihim ve ebsarihim ve ülaike hümül ğafilun
işte bu kimselere Allah mühür vurmuştur kalplerine işitmelerine ve görmelerine işte bunlar gafillerdir

1. ulâike : işte onlar
2. ellezîne : onlar, o kimseler ki
3. tabe allâhu : Allah mühürledi, tabetti
4. alâ kulûbi-him : onların kalplerinin üzerini, kalplerini
5. ve sem’ı-him : ve onların işitme hassaları
6. ve ebsâri-him : ve onların görme hassaları
7. ve ulâike : ve işte onlar
8. hum el gâfilûne : onlar gâfil olanlardır

١٠٩

لَاجَرَمَ اَنَّهُمْ فِى الْاخِرَةِ هُمُ الْخَاسِرُونَ

(109) la cerame ennehüm fil ahirati hümül hasirun
hiç şüphe yok ki bunlar ahirette mutlaka hüsrana uğrayanlardır

1. lâ cereme : şüphesiz, şüphe yok
2. enne-hum : onların olduğuna
3. fî el âhıreti : ahirette
4. hum el hâsirûne : onlar hüsranda olanlardır

١١٠

ثُمَّ اِنَّ رَبَّكَ لِلَّذينَ هَاجَرُوا مِنْ بَعْدِ مَا فُتِنُوا ثُمَّ جَاهَدُوا وَصَبَرُوا اِنَّ رَبَّكَ مِنْ بَعْدِهَا لَغَفُورٌ رَحيمٌ

(110) sümme inne rabbeke lillezine haceru mim ba’di ma fütinu sümme cahedu ve saberu inne rabbeke mim ba’diha le ğafurur rahiym
sonra muhakkak senin Rabbin hicret edenleri, eziyetle imtihan olunanları, sonra cihat eden ve sabredenleri, gerçekten Rabbin bundan sonra onları çok bağışlayan, merhamet sahibidir

1. summe : sonra
2. inne : muhakkak
3. rabbe-ke : senin Rabbin
4. li ellezîne : o kimseler için
5. hâcerû : hicret (göç) ettiler
6. min ba’di mâ : den sonra
7. futinû
(fetene)
: işkenceye uğratıldılar
: (işkence etti)
8. summe : sonra
9. câhedû : cihad ettiler
10. ve saberû : ve sabrettiler
11. inne : muhakkak
12. rabbeke : senin Rabbin
13. min ba’di-hâ : ondan sonra
14. le gafûrun : elbette mağfiret edendir
15. rahîmun : rahmet nuru gönderendir

Sayfa:279

١١١

يَوْمَ تَاْتى كُلُّ نَفْسٍ تُجَادِلُ عَنْ نَفْسِهَا وَتُوَفّى كُلُّ نَفْسٍ مَا عَمِلَتْ وَهُمْ لَايُظْلَمُونَ

(111) yevme te’ti küllü nefsin tücadilü an nefsiha ve tüveffa küllü nefsim ma amilet ve hüm la yuzlemun
o gün her nefis gelecek kendi nefsi için mücadele edecek tam olarak ödenir yaptığı şey her nefse ve onlara zulüm edilmez

1. yevme : gün, o gün
2. te’tî : gelir
3. kullu nefsin : bütün nefsler
4. tucâdilu : mücâdele eder
5. an nefsi-hâ : kendi nefsinden
6. ve tuveffâ : ve tam ödenir, vefa edilir
7. kullu nefsin : bütün nefslere
8. mâ amilet : yaptıkları şeyler
9. ve hum : ve onlar
10. lâ yuzlemûne : zulmedilmezler, haksızlığa uğratılmazlar

١١٢

وَضَرَبَ اللّهُ مَثَلًا قَرْيَةً كَانَتْ امِنَةً مُطْمَءِنَّةً يَاْتيهَا رِزْقُهَا رَغَدًا مِنْ كُلِّ مَكَانٍ فَكَفَرَتْ بِاَنْعُمِ اللّهِ فَاَذَاقَهَا اللّهُ لِبَاسَ الْجُوعِ وَالْخَوْفِ بِمَا كَانُوا يَصْنَعُونَ

(112) ve darabellahü meselen karyeten kanet aminetem mutmeinnetey ye’tiha rizkuha ragadem min külli mekanin fe keferat bi en’umillahi fe ezakahallahü libasel cui vel havfi bima kanu yasneun
Allah bir memleket halkını misal getirir (onlar) emniyet ve huzur içinde idi rızıkları geliyordu onlara her mekandan bol bol sonra nankörlük ettiler Allah’ın nimetlerine Allah’ta onlara tattırdı açlık ve korku libasını yapmış olduklarından dolayı

1. ve darabe allâhu : ve Allah misal verdi
2. meselen : bir misal, örnek
3. karyeten : bir şehir (halkı)
4. kânet : oldu
5. âmineten : güvenlik içinde, emin
6. mutmainneten : tatmin olmuş
7. ye’tî-hâ : ona gelir
8. rızku-hâ : onun rızkı
9. ragaden : bol bol, rahat
10. min kulli mekânin : her yerden
11. fe keferet : fakat inkâr ettiler
12. bi en’umi allâhi : Allah’ın ni’metleri (ni’metlendirmesi)
13. fe ezâka-hâ allâhu : bundan sonra Allah ona tattırdı
14. libâse el cûi : açlık elbisesi, açlığı
15. ve el havfi : ve korku
16. bi-mâ : dolayısıyla, sebebiyle
17. kânû : oldular
18. yasnaûne
(sanaa)
: yapıyorlar
: (yaptı, meydana getirdi)

١١٣

وَلَقَدْ جَاءَهُمْ رَسُولٌ مِنْهُمْ فَكَذَّبُوهُ فَاَخَذَهُمُ الْعَذَابُ وَهُمْ ظَالِمُونَ

(113) ve le kad caehüm rasulüm minhüm fe kezzebuhü fe ehazehümül azabü ve hüm zalimun
gerçekten onlara geldi kendilerinden bir resul hemen onu yalanladılar azap onları yakaladı ve onlar zulüm ederlerken

1. ve lekad : ve andolsun
2. câe-hum : onlara geldi
3. resûlun : bir resûl
4. min-hum : onlardan, onların içinden
5. fe kezzebû-hu : fakat onu yalanladılar
6. fe ehaze-hum : bundan sonra, böylece onları yakaladı, aldı
7. el azâbu : azap
8. ve hum zâlimûne : ve onlar zalimler dir

١١٤

فَكُلُوا مِمَّا رَزَقَكُمُ اللّهُ حَلَالًا طَيِّبًا وَاشْكُرُوا نِعْمَتَ اللّهِ اِنْ كُنْتُمْ اِيَّاهُ تَعْبُدُونَ

(114) fe külu mimma razekakümüllahü halalen tayyibev veşküru ni’metellahi in küntüm iyyahü ta’büdun
Allah’ın size rızık olarak verdiği şeyden yeyiniz helal temiz (olarak) Allah’ın nimetlerine şükür ediniz eğer siz o’na kulluk ediyorsanız

1. fe kulû : öyleyse yeyin
2. mimmâ (min mâ) : şeylerden
3. razaka-kum allâhu : Allah sizi rızıklandırdı
4. halâlen : helâl olarak
5. tayyiben : güzel, helâl, temiz olarak
6. veşkurû : ve şükredin
7. ni’mete allâhi : Allah’ın ni’metleri
8. in kuntum : eğer siz iseniz, olduysanız
9. iyyâ-hu : yalnız ona
10. ta’budûne : kul oluyorsunuz

١١٥

اِنَّمَا حَرَّمَ عَلَيْكُمُ الْمَيْتَةَ وَالدَّمَ وَلَحْمَ الْخِنْزيرِ وَمَا اُهِلَّ لِغَيْرِ اللّهِ بِه فَمَنِ اضْطُرَّ غَيْرَ بَاغٍ وَلَا عَادٍ فَاِنَّ اللّهَ غَفُورٌ رَحيمٌ

(115) innema harrama aleykümül meytete ved deme ve lahmel hinziri ve ma ühille li ğayrillahi bih fe menidturra ğayra bağiv ve la adin fe innellahe ğafurur rahiym
ancak şunlar haram kılındı ölü hayvan kan domuz eti Allah’tan başkası adına kesilen hayvan bir kimse zor durumda kalırsa tecavüz etmemek ve haddi aşmamak (kaydı ile yiyebilir) şüphesiz Allah bağışlayan, merhamet sahibidir

1. innemâ : sadece, yalnız, fakat
2. harreme : haram kıldı
3. aleykum : sizin üzerinize, size
4. el meytete : ölü
5. veddeme (ve ed deme) : ve kan
6. ve lahme el hınzîri : ve domuz eti
7. ve mâ : ve şeyi
8. uhılle : kurban edildi
9. li gayri allâhi : Allah’tan başkası için
10. bi-hî : onu
11. fe men idturra : artık kim mecbur kalırsa, darda kalırsa
12. gayre bâgın : haddi aşmadan
13. ve lâ âdin : ve hakka tecavüz etmeden
14. fe inne allâhe : o taktirde, bu halde, muhakkak Allah
15. gafûrun : gafûrdur, mağfiret edendir
16. rahîmun : rahîmdir, rahmet nuru gönderendir

١١٦

وَلَا تَقُولُوا لِمَا تَصِفُ اَلْسِنَتُكُمُ الْكَذِبَ هذَا حَلَالٌ وَهذَا حَرَامٌ لِتَفْتَرُوا عَلَى اللّهِ الْكَذِبَ اِنَّ الَّذينَ يَفْتَرُونَ عَلَى اللّهِ الْكَذِبَ لَايُفْلِحُونَ

(116) ve la tekulu lima tesifü elsinetükümül kezibe haza halalüv ve haza haramül li tefteru alellahil kezib innellezine yefterune alellahil kezibe la yüflihun
vasıflandırdığı şeyleri söylemeyiniz dilinizle yalan olarak bu helal bu haram (diye) iftira etmiş olursunuz Allah’ın üzerine yalan yere şüphesiz Allah’a yalan yere iftira atanlar asla felah bulmazlar

1. ve lâ tekûlû : ve söylemeyin
2. limâ : şey sebebiyle, ile
3. tesıfu
(vasefe)
: vasıflandırır
: (vasıflandırdı, nitelendirdi)
4. elsinetu-kum : sizin diliniz
5. el kezibe : yalan
6. hâzâ : bu
7. halâlun : helâl
8. ve hâzâ : ve bu
9. harâmun : haram
10. li tefterû : iftira etmeniz için
11. alâllâh (alâ allâhi) : Allah’a
12. el kezibe : yalan
13. inne ellezîne : muhakkak o kimseler
14. yefterûne : iftira ediyorlar
15. alâllâh (alâ allâhi) : Allah’a
16. el kezibe : yalan
17. lâ yuflihûne : felâha, kurtuluşa ermezler (eremezler)

١١٧

مَتَاعٌ قَليلٌ وَلَهُمْ عَذَابٌ اَليمٌ

(117) metaun kalilüv ve lehüm azabün elim
(onlar için) çok az bir istifade sonra onlara elim bir azap (vardır)

1. metâun : bir metadır
2. kalîlun : az
3. ve lehum : ve onlar içindir
4. azâbun elîmun : elîm (acı) bir azap

١١٨

وَعَلَى الَّذينَ هَادُوا حَرَّمْنَا مَا قَصَصْنَا عَلَيْكَ مِنْ قَبْلُ وَمَا ظَلَمْنَاهُمْ وَلكِنْ كَانُوا اَنْفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ

(118) ve alellezine hadu harramna ma kasasna aleyke min kabl ve ma zalemnahüm ve lakin kanu enfüsehüm yazlimun
biz yahudi olanlara haram kıldık daha önce sana anlattığımız şeyleri biz onlara zulüm etmedik fakat (onlar) kendi nefislerine zulüm ediyorlardı

1. ve alellezîne (alâ ellezîne) : ve o kimseler üzerine
2. hâdû : yahudiler
3. harremnâ : biz haram kıldık
4. mâ kasasnâ : bizim anlattığımız şeyler
5. aleyke : sana
6. min kablu : önceden
7. ve mâ zalemnâ-hum : ve biz onlara zulmetmedik
8. ve lâkin : ve fakat, ama, lâkin
9. kânû : oldular
10. enfuse-hum : onların nefsleri (kendi nefsleri)
11. yazlimûne : zulmediyorlar

Sayfa:280

١١٩

ثُمَّ اِنَّ رَبَّكَ لِلَّذينَ عَمِلُواالسُّوءَ بِجَهَالَةٍ ثُمَّ تَابُوا مِنْ بَعْدِ ذلِكَ وَاَصْلَحُوا اِنَّ رَبَّكَ مِنْ بَعْدِهَا لَغَفُورٌ رَحيمٌ

(119) sümme inne rabbeke lillezine amilüs sue bi cehaletin sümme tabu mim ba’di zalike ve aslehu inne rabbeke mim ba’diha le ğafurur rahiym
sonra şüphe yok ki senin Rabbin kötülük işleyenleri cahillikleri sebebi ile sonra tövbe edip arkasından kendini ıslah edenleri, muhakkak senin Rabbin çok Bağışlayan, Merhamet sahibidir

1. summe : sonra
2. inne : muhakkak
3. rabbe-ke : senin Rabbin
4. lillezîne (li ellezîne) : o kimseler için, o kimselere
5. amilû es sûe : kötü amel yaptılar
6. bi cehâletin : cehaletle, cahillikle, bilmeyerek
7. summe : sonra
8. tâbû : tövbe ettiler
9. min ba’di zâlike : bundan sonra
10. ve aslahû : ve ıslâh oldular (nefsi ıslâh edici amel yaptılar)
11. inne : muhakkak
12. rabbe-ke : senin Rabbin
13. min ba’di-hâ : ondan sonra
14. le gafûrun : elbette gafurdur, mağfiret edendir
15. rahîmun : rahmet edendir, rahmet nuru gönderendir

١٢٠

اِنَّ اِبْرهيمَ كَانَ اُمَّةً قَانِتًا لِلّهِ حَنيفًا وَلَمْ يَكُ مِنَ الْمُشْرِكينَ

(120) inne ibrahime kane ümmeten kanitel lillahi hanifa ve lem yekü minel müşrikin
gerçekten İbrahim bir ümmetti Allah’a itaat eden tam yönelen o, müşriklerden olmadı

1. inne : muhakkak
2. ibrâhîme : İbrâhîm
3. kâne : oldu, idi
4. ummeten : bir ümmet
5. kâniten : kanitin olan, yönelen
6. lillâhi (li allâhi) : Allah’a, Allah için
7. hanîfen : hanif olarak (bir tek Allah’a inanan)
8. ve lem yeku : ve olmadı
9. min el muşrikîne : müşriklerden

١٢١

شَاكِرًا لِاَنْعُمِهِ اِجْتَبيهُ وَهَديهُ اِلى صِرَاطٍ مُسْتَقيمٍ

(121) şakiral li en’umih ictebahü ve hedahü ila siratim müstekım
O’nun nimetlerine şükür ediciydi onu seçmiş onu hidayete erdirmişti sıratı müstakım üzere

1. şâkiren : şükreden
2. li en’umi-hî : onun ni’metlerine
3. ictebâ-hu : onu seçti
4. ve hudâ-hu : ve onu ulaştırdı, hidayete erdirdi
5. ilâ sırâtın mustekîmin : Sıratı Mustakîm’e (Allah’a yönlendirilmiş, Allah’a ulaştıran yola)

١٢٢

وَ اتَيْنَاهُ فِى الدُّنْيَا حَسَنَةً وَاِنَّهُ فِى الْاخِرَةِ لَمِنَ الصَّالِحينَ

(122) ve ateynahü fid dünya haseneh ve innehu fil ahirati le mines salihiyn
biz ona verdik dünyada güzel bir hal şüphesiz o ahirette salihlerdendir

1. ve âteynâ-hu : ve biz ona verdik
2. fî ed dunyâ : dünyada
3. haseneten : haseneler, güzellikler, iyilikler, (pozitif) dereceler
4. ve inne-hu : ve çünkü o, muhakkak ki o
5. fî el âhıreti : ahirette
6. le : elbette, mutlaka
7. min : den
8. es sâlihîne : salihler

١٢٣

ثُمَّ اَوْحَيْنَا اِلَيْكَ اَنِ اتَّبِعْ مِلَّةَ اِبْرهيمَ حَنيفًا وَمَا كَانَ مِنَ الْمُشْرِكينَ

(123) sümme evhayna ileyke enittebi’ millete ibrahime hanifa ve ma kane minel müşrikin
sonra biz sana vahy ettik “İbrahim’in dinine tam yönel, tabi ol” ve ”müşriklerden olma” (diye)

1. summe : sonra
2. evhaynâ : biz vahyettik
3. ileyke : sana
4. en ittebi’ : tâbî olmayı
5. millete : dîn
6. ibrâhîme : İbrâhîm
7. hanîfen : hanif olarak (tek Allah’a inanan, yönelen)
8. ve mâ kâne : ve o olmadı
9. min el muşrikîne : müşriklerden, şirk koşanlardan

١٢٤

اِنَّمَا جُعِلَ السَّبْتُ عَلَى الَّذينَ اخْتَلَفُوا فيهِ وَاِنَّ رَبَّكَ لَيَحْكُمُ بَيْنَهُمْ يَوْمَ الْقِيمَةِ فيمَا كَانُوا فيهِ يَخْتَلِفُونَ

(124) innema cüiles sebtü alel lezinahtelefu fih ve inne rabbeke le yahkümü beynehüm yevmel kıyameti fima kanu fihi yahtelifun
cumartesi yasağı ancak üzerine kılındı onda ihtilaf edenlerin şüphesiz Rabbin hüküm verecektir kıyamet günü aralarında kendisinde ihtilaf edip durdukları şeyler hakkında

1. innemâ : sadece, fakat, oysa
2. cuile : kılındı
3. es sebtu : cumartesi
4. alellezînahtelefû : ihtilâfa düşenler üzerine
5. fî-hî : onun hakkında
6. ve inne rabbe-ke : ve muhakkak senin Rabbin
7. le yahkumu : elbette hüküm verecek
8. beyne-hum : onların arasında
9. yevme el kıyâmeti : kıyâmet günü
10. fî mâ : o şey hakkında
11. kânû : oldular
12. fî-hi : onun hakkında
13. yahtelifûne : ihtilâf ediyorlar

١٢٥

اُدْعُ اِلى سَبيلِ رَبِّكَ بِالْحِكْمَةِ وَالْمَوْعِظَةِ الْحَسَنَةِ وَجَادِلْهُمْ بِالَّتى هِىَ اَحْسَنُ اِنَّ رَبَّكَ هُوَ اَعْلَمُ بِمَنْ ضَلَّ عَنْ سَبيلِه وَهُوَ اَعْلَمُ بِالْمُهْتَدينَ

(125) üd’u ila sebili rabbike bil hikmeti vel mev’izatil haseneti ve cadilhüm billeti hiye ahsen inne rabbeke hüve a’lemü bi men dalle an sebilihi ve hüve a’lemü bil mühtedin
Rabbinin yoluna davet et hikmetle ve güzel nasihatle onlarla mücadeleni yap en güzel şekilde şüphesiz Rabbin kendi yolundan kimlerin saptığını en iyi bilendir ve o, hidayete erenleri de en iyi bilendir

1. ud’u : davet et, çağır
2. ilâ sebîli : yola
3. rabbi-ke : senin Rabbinin
4. bi el hikmeti : hikmet ile
5. ve el mev’ızati : ve öğüt, vaaz, nasihat
6. el haseneti : güzel (pozitif dereceler kazandıran)
7. ve câdil-hum : ve onlarla mücâdele et
8. billetî (bi elletî) : onunla ki o
9. hiye : o
10. ahsenu : en güzel
11. inne : muhakkak
12. rabbe-ke : senin Rabbin
13. huve : o
14. a’lemu : bilir
15. bi men : kimseyi, kişiyi
16. dalle : dalâlette oldu, saptı
17. an sebîli-hî : onun yolundan
18. ve huve : ve o
19. a’lemu : bilir
20. bi el muhtedîne : hidayete eren kimseler

١٢٦

وَاِنْ عَاقَبْتُمْ فَعَاقِبُوا بِمِثْلِ مَا عُوقِبْتُمْ بِه وَلَءِنْ صَبَرْتُمْ لَهُوَ خَيْرٌ لِلصَّابِرينَ

(126) ve in akabtüm fe akibu bi misli ma ukibtüm bih ve lein sabertüm le hüve hayrul lissabirin
eğer ceza verecekseniz ceza verin size yapılanın aynı misli ile ona yemin olsun eğer sabrederseniz bu daha hayırlıdır sabredenler için

1. ve in : ve eğer
2. âkabtum : siz ceza verdiniz, ikab ettiniz
3. fe âkıbû : o taktirde ceza verin, cezalandırın
4. bi misli : misli ile, nispetle
5. mâ ûkıb-tum : sizin cezalandırıldığınız şey
6. bi-hî : onunla
7. ve le in : ve eğer gerçekten
8. sabertum : siz sabrettiniz
9. le huve : elbette o
10. hayrun : daha hayırlıdır
11. li es sâbirîne : sabredenler için

١٢٧

وَاصْبِرْ وَمَا صَبْرُكَ اِلَّا بِاللّهِ وَلَا تَحْزَنْ عَلَيْهِمْ وَلَا تَكُ فى ضَيْقٍ مِمَّا يَمْكُرُونَ

(127) vasbir ve ma sabruke illa billahi ve la tahzen aleyhim ve la tekü fi daykım mimma yemkurun
sabret ve senin sabrın ancak Allah’ın yardımı iledir onlara karşın mahzun olma darlık duyma kurdukları hilelere karşı

1. vasbır (ve ısbır) : ve sabret
2. ve mâ : ve değildir
3. sabru-ke : senin sabrın
4. illâ : ancak, yalnız, den başka
5. billâhi (bi allâhi) : Allah iledir
6. ve lâ tahzen : ve üzülme, mahzun olma
7. aleyhim : onlara, onların yüzünden
8. ve lâ teku : ve olma
9. fî daykın : sıkıntı içinde
10. mimmâ (min mâ) : şeyden dolayı, sebebiyle
11. yemkurûne : hile yapıyorlar, tuzak kuruyorlar

١٢٨

اِنَّ اللّهَ مَعَ الَّذينَ اتَّقَوْا وَالَّذينَ هُمْ مُحْسِنُونَ

(128) innellahe meallezinettekav vellezine hüm muhsinun
muhakkak Allah takva sahipleri ile beraberdir ve onlar iyilik edenlerdir

1. inne allâhe : muhakkak Allah
2. meallezînettekav : takva sahibi kimselerle beraberdir
3. ve ellezîne : ve o kimseler
4. hum : onlar
5. muhsinûne : muhsinler
Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s