013. Cüz

    Nüzul SırasıCüzSayfaSure
    53 13241Yusuf(12)

٥٣

وَمَا اُبَرِّءُ نَفْسى اِنَّ النَّفْسَ لَاَمَّارَةٌ بِالسُّوءِ اِلَّا مَارَحِمَ رَبّى اِنَّ رَبّى غَفُورٌ رَحيمٌ

(53) ve ma überriü nefsi innen nefse le emmaratüm bis sui illa ma rahime rabbi inne rabbi ğafurur rahiym

ben nefsimi temize çıkarmıyorum gerçekten nefs-i emmare kötülüğü ister ancak Rabbimin merhamet ettiği (hariç) şüphesiz Rabbim çok bağışlayan, merhamet sahibidir

1. ve mâ uberriu : ve temize çıkaramam
2. nefsî : nefsimi
3. inne en nefse : muhakkak nefs
4. le emmâretun : mutlaka emreder
5. bis sûı : kötülüğü, kötülük ile
6. illâ : ancak, hariç
7. mâ rahime : Rahîm esmasıyla tecelli ettiği kişi
8. rabbî : Rabbim
9. inne : muhakkak
10. rabbî : Rabbim
11. gafûrun : mağfiret edendir
12. rahîmun : rahmet nuru gönderendir

٥٤

وَقَالَ الْمَلِكُ اءْتُونى بِه اَسْتَخْلِصْهُ لِنَفْسى فَلَمَّا كَلَّمَهُ قَالَ اِنَّكَ الْيَوْمَ لَدَيْنَا مَكينٌ اَمينٌ

(54) ve kalel melikü’ tuni bihi estahlishü li nefsi fe lemma kellemehu kale innekel yevme ledeyna mekinün emin

hükümdar dedi onu bana getirin onu nefsime halis bir kişi kılacağım vaktaki Yusuf’la konuştu şüphesiz sen dedi bugün katımızda emin bir mevkidesin

1. ve kâle : ve dedi
2. el meliku’tûnî : melik (hükümdar) “bana getirin”
3. bi-hi : onu
4. estahlis-hu : onu seçtim, (bana) has kıldım
5. li nefsî : kendim için
6. fe lemmâ : olduğu zaman
7. kelleme-hu : onunla konuştu
8. kâle : dedi
9. inneke el yevme : muhakkak sen bugün
10. ledey-nâ : yanımızda
11. mekînun : yüksek mevki sahibi
12. emînun : güvenilir, emin

٥٥

قَالَ اجْعَلْنى عَلى خَزَاءِنِ الْاَرْضِ اِنّى حَفيظٌ عَليمٌ

(55) kalec’ alni ala hazainil ard inni hafiyzun alim

(Yusuf) dedi ki beni yeryüzünün hazinedarı yap çünkü ben (onu çok iyi) korurum (ve) bilgi sahibiyim

1. kâle ic’al-ni : beni (sorumlu) kıl dedi
2. alâ : üzerine
3. hazâin el ardı : bu yerin hazineleri
4. in-ni : muhakkak ben
5. hafîzun : koruyan
6. alîmun : bilen

٥٦

وَكَذلِكَ مَكَّنَّا لِيُوسُفَ فِى الْاَرْضِ يَتَبَوَّاُ مِنْهَا حَيْثُ يَشَاءُ نُصيبُ بِرَحْمَتِنَا مَنْ نَشَاءُ وَلَا نُضيعُ اَجْرَ الْمُحْسِنينَ

(56) ve kezalike mekkenna li yusüfe fil ard yetebevveü minha haysü yeşa’ nüsiybü bi rahmetina men neşaü ve la nüdiy’u ecral muhsinin

böylece yerleştirdik Yusuf’u o yere dilediği yerde (tasarruf) ediyor (ve) konaklıyordu biz rahmetlerimizi nasip ederiz dilediğimiz kimseye zayi etmeyiz iyilik edenlerin ecrini

1. ve kezâlike : ve böylece
2. mekkennâ : yerleştirdik, mevki sahibi yaptık
3. li yûsufe : Yusuf’u
4. fî el ardı : yeryüzünde
5. yetebevveu : konaklar, yerleşir
6. min-hâ : oradan, orada
7. haysu : yer, yerde
8. yeşâu : diler
9. nusîbu : isabet ettiririz, göndeririz
10. bi rahmeti-nâ : rahmetimizi
11. men neşâu : dilediğimiz kimseye
12. ve lâ nudîu : ve zayi etmeyiz, kayba uğratmayız
13. ecre el muhsinîne : muhsinlerin ücretini, ecrini, karşılığını, mükâfatını

٥٧

وَلَاَجْرُ الْاخِرَةِ خَيْرٌ لِلَّذينَ امَنُوا وَكَانُوا يَتَّقُونَ

(57) ve le ecrul ahirati hayrul lillezine amenu ve kanu yettekun

elbette ahiret mükafatı daha hayırlıdır iman edip sakınanlar için

1. ve le ecrul âhıreti : ve mutlaka, ahiretin ecri (mükâfatı)
2. hayrun : daha hayırlıdır
3. lillezîne (li ellezîne) : o kimseler için
4. âmenû : âmenû olan, (yaşarken) Allah’a ulaşmayı dileyen kimseler
5. ve kânû : ve oldular
6. yettekûne : takva sahibi olurlar

٥٨

وَجَاءَ اِخْوَةُ يُوسُفَ فَدَخَلُوا عَلَيْهِ فَعَرَفَهُمْ وَهُمْ لَهُ مُنْكِرُونَ

(58) ve cae ihvetü yusüfe fe dehalu aleyhi fe arafehüm ve hüm lehu münkirun

ve Yusuf’un kardeşleri geldi sonra yanına girdiler hemen onları tanıdı onlarsa, onu tanımıyorlardı

1. ve câe : ve geldi(ler)
2. ihvetu yûsufe : Yusuf’un kardeşleri
3. fe dehalû : böylece girdiler
4. aleyhi : ona, onun yanına
5. fe arefe-hum : hemen onları tanıdı
6. ve hum : ve onlar
7. lehu : onu
8. munkirûne : tanımayanlar (tanıyamayanlar)

٥٩

وَلَمَّا جَهَّزَهُمْ بِجَهَازِهِمْ قَالَ اءْتُونى بِاَخٍ لَكُمْ مِنْ اَبيكُمْ اَلَا تَرَوْنَ اَنّى اُوفِى الْكَيْلَ وَاَنَا خَيْرُ الْمُنْزِلينَ

(59) ve lemma cehhezehüm bi cehazihim kale’ tuni bi ehil leküm min ebiküm ela teravne enni ufil keyle ve ene hayrul münzilin

vaktaki onların zahire yüklerini hazırlayınca dedi ki bana babanız bir olan kardeşinizi getirin görmüyor musunuz? ben ölçeği tam olarak veriyorum ve ben konukseverlerin hayırlısıyım

1. ve lemmâ : ve olduğu zaman
2. cehheze-hum : onlara hazırladı
3. bi cehâzi-him : zahire yüklerini
4. kâle’tûnî : bana getirin dedi
5. bi ahin : kardeşinizi
6. lekum : sizin
7. min ebî-kum : sizin babanızdan
8. e lâ terevne : görmüyor musunuz
9. ennî : muhakkak ben
10. ûfî el keyle : ölçmeyi tam yaparım
11. ve ene : ve ben
12. hayru : en hayırlısı
13. el munzilîne : ağırlayanlar, ikram edenler

٦٠

فَاِنْ لَمْ تَاْتُونى بِه فَلَا كَيْلَ لَكُمْ عِنْدى وَلَا تَقْرَبُونِ

(60) fe il lem te’tuni bihi fe la keyle leküm indi ve la takrabun

eğer onu bana getirmezseniz benim yanımda size ölçek yok ve bana yaklaşmayın

1. fe : artık, o taktirde
2. in lem te’tû-nî : eğer bana getirmezseniz
3. bi-hî : onu
4. fe lâ : o zaman yoktur
5. keyle : bir ölçek, ölçülen madde
6. lekum : size, sizin için
7. indî : yanımda
8. ve lâ takrebû-ni : ve bana yaklaşmayın

٦١

قَالُوا سَنُرَاوِدُ عَنْهُ اَبَاهُ وَاِنَّا لَفَاعِلُونَ

(61) kalu senüravidü anhü ebahü ve inne le failun

dediler ki istemeye çalışırız onu babamızdan herhalde başarırız

1. kâlû : dediler
2. se nurâvidu : isteyeceğiz, istemeye çalışacağız
3. an-hu ebâ-hu : onu babasından
4. ve in-nâ : ve muhakkak ki biz
5. le : elbette, mutlaka
6. fâ’ilûne : yapanlar

٦٢

وَقَالَ لِفِتْيَانِهِ اجْعَلُوا بِضَاعَتَهُمْ فى رِحَالِهِمْ لَعَلَّهُمْ يَعْرِفُونَهَا اِذَا انْقَلَبُوا اِلى اَهْلِهِمْ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ

(62) ve kaleli fityanihic’ alu bidaatehüm fi rihalihim leallehüm ya’rifuneha izenkalebu ila ehlihim leallehüm yarciun

(Yusuf) hizmetçisi gençlere dedi ki bunların sermayelerini yüklerinin içine koyun olur ki onlar farkına varırlar döndükleri zaman ailelerinin yanına umulur ki onlar geri dönerler

1. ve kâle : ve dedi
2. li fityâni-hi : adamlarına (yardımcı gençlere)
3. ıc’alû : yapın (koyun)
4. bidâate-hum : onların sermayeleri, erzak bedelleri
5. fî rihâli-him : onların yüklerinin içine (heybelerine)
6. lealle-hum : umulur ki, belki onlar
7. ya’rifûne-hâ : onu tanırlar, onu farkederler
8. izenkalebû (izâ inkalebû) : geri döndükleri zaman
9. ilâ ehli-him : ailelerine
10. lealle-hum : umulur ki, böylece onlar
11. yerci’ûne : rücu ederler, dönerler

٦٣

فَلَمَّا رَجَعُوا اِلى اَبيهِمْ قَالُوا يَا اَبَانَا مُنِعَ مِنَّا الْكَيْلُ فَاَرْسِلْ مَعَنَا اَخَانَا نَكْتَلْ وَاِنَّا لَهُ لَحَافِظُونَ

(63) fe lemma raceu ila ebihim kalu ya ebana münia minnel keylü fe ersil meana ehana nektel ve inna lehu lehafizun

vaktaki döndüklerinde babalarının yanına dediler ki ey babamız! bizden ölçek men edildi hemen kardeşimizi bizimle beraber gönder ki zahire alalım muhakkak biz onu koruruz

1. fe lemmâ : böylece, olduğu zaman
2. receû : döndüler
3. ilâ : …e, …a
4. ebî-him : (onların) babaları
5. kâlû : dediler
6. yâ ebâ-nâ : ey babamız
7. munia : engellendi
8. min-nâ : bizden
9. el keylu : ölçek
10. fe ersil : artık gönder
11. mea-nâ : bizimle beraber
12. ehâ-nâ : kardeşimiz
13. nektel : ölçekle (satın) alalım
14. ve innâ : ve muhakkak biz
15. lehu : onu, onun için
16. le : mutlaka, elbette, gerçekten
17. hâfizûne : koruyanlar, koruyan kimseler, koruyucular

Sayfa:242

٦٤

قَالَ هَلْ امَنُكُمْ عَلَيْهِ اِلَّا كَمَا اَمِنْتُكُمْ عَلى اَخيهِ مِنْ قَبْلُ فَاللّهُ خَيْرٌ حَافِظًا وَهُوَ اَرْحَمُ الرَّاحِمينَ

(64) kale hel amenüküm aleyhi illa kema emintüküm ala ehiyhi min kabl fellahü hayrun hafizav ve hüve erhamür rahimin

(babaları) dedi ki size güvenebilir miyim? onun için daha önce kardeşi için size güvendiğim gibi ama Allah koruyanların hayırlısıdır ve o, merhametlilerin en Merhametlisidir

1. kâle : dedi
2. hel âmenu-kum : size güvenir miyim, size inanır mıyım, sizden emin olur muyum
3. aleyhi : ona, onun için (hakkında)
4. illâ : ancak
5. kemâ : gibi
6. emintu-kum : sizden emin oldum
7. alâ ahî-hi : onun kardeşine, kardeşi için
8. min kablu : önceden, daha önce
9. fallâhu (fe allâhu) : fakat Allah
10. hayrun : en hayırlı
11. hâfizen : koruyucu, koruyan
12. ve huve : ve o
13. erhamu er râhimîne : rahmet edenlerin en çok rahmet edenidir

٦٥

وَلَمَّا فَتَحُوا مَتَاعَهُمْ وَجَدُوا بِضَاعَتَهُمْ رُدَّتْ اِلَيْهِمْ قَالُوا يَا اَبَانَا مَا نَبْغى هذِه بِضَاعَتُنَا رُدَّتْ اِلَيْنَا وَنَميرُ اَهْلَنَا وَنَحْفَظُ اَخَانَا وَنَزْدَادُ كَيْلَ بَعيرٍ ذلِكَ كَيْلٌ يَسيرٌ

(65) ve lemma fetehu metaahüm vecedu bidaatehüm ruddet ileyhim kalu ya ebana ma nebğiy hazihi bidaatüna ruddet ileyna ve nemiru ehlena ve nahfezu ehana ve nezdadü keyle beiyr zalike keylüy yesir

vaktaki eşyalarını açınca sermayelerinin kendilerine iade edilmiş buldular dediler “ey babamız! daha ne isteriz” işte sermayemiz de bize iade olunmuş ve ailemize erzak getiririz ve kardeşlerimizi de muhafaza ederiz ve (alacağımız) ölçeği bir hayvan yükü daha arttırırız zaten ölçeğimiz (bize) yetersiz.

1. ve lemmâ : ve olduğu zaman
2. fetehû : açtılar
3. metâa-hum : metalarını, eşyalarını
4. vecedû : buldular
5. bidâate-hum : onların sermayeleri, ana malları (erzak ile takas için götürdükleri mal)
6. ruddet : iade edildi, geri verildi
7. ileyhim : kendilerine, onlara
8. kâlû : dediler
9. yâ ebâ-nâ : ey babamız
10. mâ nebgî : (daha) ne isteriz
11. hâzihî : bu
12. bidâatu-nâ : bizim sermayemiz
13. ruddet : iade edildi
14. ileynâ, : bize
15. ve nemîru : ve erzak, yiyecek getiririz
16. ehle-nâ : ailemize
17. ve nahfazu : ve koruruz, muhafaza ederiz
18. ehâ-nâ : kardeşimiz
19. ve nezdâdu : ve arttırırız
20. keyle : bir ölçek (ölçmede kullanılan bir birim, miktar)
21. beîrin : (yük taşıyan) deve
22. keyle beîrin : bir deve yükü (ölçüsü kadar)
23. zâlike : işte bu
24. keylun : ölçektir, miktardır
25. yesîrun : azdır (kolaydır)

٦٦

قَالَ لَنْ اُرْسِلَهُ مَعَكُمْ حَتّى تُؤْتُونِ مَوْثِقًا مِنَ اللّهِ لَتَاْتُنَّنى بِه اِلَّا اَنْ يُحَاطَ بِكُمْ فَلَمَّا اتَوْهُ مَوْثِقَهُمْ قَالَ اللّهُ عَلى مَا نَقُولُ وَكيلٌ

(66) kale len ürsilehu meaküm hatta tü’tuni mevsikam minellahi lete’tünneni bihi illa ey yühata biküm fe lemma atevhü mevsikahüm kalellahü ala ma nekulü vekil

(babaları) dedi ki onu asla göndermem sizinle beraber hatta Allah’a sağlam söz verirseniz onu bana getireceğinize dair ancak sizi (ciddi bir şey) kuşatmışsa başka. Vaktaki onlar babalarına sağlam söz verdiler “Allah söylediklerimize karşı vekildir” dedi

1. kâle : dedi
2. len ursile-hu : onu göndermem
3. mea-kum : sizinle beraber
4. hattâ : …e kadar
5. tu’tû-ni : bana verin
6. mevsikan : sağlam söz (misak)
7. min allâhi : Allah’tan
8. le te’tunne-nî : mutlaka bana getireceksiniz
9. bi-hi : onu
10. illâ : ancak, başka, olmadıkça
11. en yuhâta : kuşatılmak, ihata edilmek
12. bikum, : sizinle, sizi
13. fe lemmâ : böylece, olduğu zaman
14. âtev-hu : ona verdiler
15. mevsika-hum : sağlam söz, kesin sözlerini
16. kâle : dedi
17. allâhu : Allah
18. alâ mâ nekûlu : söylediğimiz şeylere
19. vekîlun : vekildir

٦٧

وَقَالَ يَا بَنِىَّ لَا تَدْخُلُوا مِنْ بَابٍ وَاحِدٍ وَادْخُلُوا مِنْ اَبْوَابٍ مُتَفَرِّقَةٍ وَمَا اُغْنى عَنْكُمْ مِنَ اللّهِ مِنْ شَىْءٍ اِنِ الْحُكْمُ اِلَّا لِلّهِ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَعَلَيْهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُتَوَكِّلُونَ

(67) ve kale ya beniyye la tedhulu mim babiv vahidiv vedhulu min ebvabim müteferrikah ve ma uğni anküm minellahi min şey’ i nil hukmü illa lillah aleyhi tevekkelt ve aleyhi fel yetevekkelil mütevekkilun

dedi ki ey oğullarım! tek kapıdan girmeyiniz ayrı ayrı kapılardan giriniz uzaklaştıramam Allah’tan size (gelecek) bir şeyi hüküm ancak Allah’a aittir ben O’na tevekkül ettim yalnız O’na tevekkül edin tevekkül edenlerle

1. ve kâle : ve dedi
2. yâ beniyye : ey oğullarım
3. lâ tedhulû : girmeyiniz
4. min bâbin : kapıdan
5. vâhidin : tek
6. ve udhulû : ve giriniz
7. min ebvâbin : kapılardan
8. muteferrikatin : ayrı ayrı
9. ve mâ ugnî : ve ben kâfi gelemem, fayda veremem, gideremem
10. ankum : sizden, size
11. min allâhi : Allah’tan
12. min şeyin : bir şeyi (bir şeyden)
13. inil hukmu (in el hukmu) : hüküm ise
14. illâ : ancak, yalnız
15. lillâhi (li allâhi) : Allah’ın, Allah’a ait
16. aleyhi : ona
17. tevekkeltu : tevekkül ettim
18. ve aleyhi : ve ona
19. fe li yetevekkeli : artık tevekkül etsinler
20. el mutevekkilûne : tevekkül edenler

٦٨

وَلَمَّا دَخَلُوا مِنْ حَيْثُ اَمَرَهُمْ اَبُوهُمْ مَاكَانَ يُغْنى عَنْهُمْ مِنَ اللّهِ مِنْ شَىْءٍ اِلَّا حَاجَةً فى نَفْسِ يَعْقُوبَ قَضيهَا وَاِنَّهُ لَذُو عِلْمٍ لِمَا عَلَّمْنَاهُ وَلكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ

(68) ve lemma dehalu min haysü emerahüm ebuhüm ma kane yuğni anhüm minellahi min şey’in illa haceten fi nefsi ya’kube kadaha ve innehu le zu ilmil lima allemnahü ve lakinne ekseran nasi la ya’lemun

vaktaki girdiklerinde babalarının kendilerine emrettiği yerden kendilerinden savmıyordu Allah’ın (takdir ettiği) hiçbir şeyi ancak Yakup’un nefsindeki bir haceti yerine getirilmişti şüphesiz Yakup bir ilim sahibiydi çünkü biz ona öğretmiştik lakin insanların çoğu (bunu) bilmezler

1. ve lemmâ : ve olduğu zaman, böylece
2. dehalû : girdiler
3. min haysu : yerde, yerden
4. emere-hum : onlara emretti
5. ebû-hum, : onların babaları
6. mâ kâne : olmadı, olmazdı
7. yugnî : kâfi gelir, fayda verir, giderir
8. an-hum : onlardan
9. min allâhi : Allah’tan
10. min şey’in : bir şeyi, bir şeyden
11. illâ : ancak, başka
12. hâceten : bir dilek, bir hacet
13. fî nefsi : nefsinde
14. ya’kûbe : Yâkub
15. kadâ-hâ, : o vuku buldu, onu (işi, olayı) yerine getirdi
16. ve inne-hu : ve muhakkak o, çünkü o
17. le : mutlaka, elbette
18. zû ilmin : bir ilim sahibi
19. limâ : sebebiyle, için
20. allemnâ-hu : ona öğrettik
21. ve lâkinne : ve lâkin, fakat
22. eksere en nâsi : insanların çoğu
23. lâ ya’lemûne : bilmezler, bilmiyorlar

٦٩

وَلَمَّا دَخَلُوا عَلى يُوسُفَ اوى اِلَيْهِ اَخَاهُ قَالَ اِنّى اَنَا اَخُوكَ فَلَا تَبْتَءِسْ بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ

(69) ve lemma dehalu ala yusüfe ave ileyhi ehahü kale inni ene ehuke fe la tebteis bima kanu ya’melun

vaktaki Yusuf’un huzuruna girdiklerinde Yusuf kardeşini yanına aldı dedi ki şüphesiz ben senin kardeşinim sen (onların) bize yaptıklarına üzülme

1. ve lemmâ : olduğu zaman
2. dehalû : girdiler
3. alâ : …a, huzuruna
4. yûsufe : Yusuf’un
5. âvâ : yanına aldı (barındırdı)
6. ileyhi : ona
7. ehâ-hu : onun kardeşi
8. kâle : dedi
9. in-nî : muhakkak, gerçekten ben
10. ene : ben
11. ehû-ke : senin kardeşin
12. fe : artık
13. lâ tebteis : üzülme
14. bi-mâ : dolayısıyla, sebebiyle
15. kânû : oldular
16. ya’melûne : yapıyorlar

Sayfa:243

٧٠

فَلَمَّا جَهَّزَهُمْ بِجَهَازِهِمْ جَعَلَ السِّقَايَةَ فى رَحْلِ اَخيهِ ثُمَّ اَذَّنَ مُؤَذِّنٌ اَيَّتُهَا الْعيرُ اِنَّكُمْ لَسَارِقُونَ

(70) fe lemma cehheze hüm bi cehazihim ceales sikayete fi rahli ehiyhi sümme ezzene müezzinün eyyetühel iyru inneküm le sarikun

vaktaki hazırlayınca dedi ki onların zahire yüklerini su kabını koydu kardeşinin yükünün içine sonra bir müezzin ilan etti ey kafile! muhakkak siz hırsızlarsınız

1. fe lemmâ : artık, böylece, olduğu zaman
2. cehheze-hum : onları hazırladı
3. bi cehâzi-him : onların yüklerini
4. ceale : kıldı, yaptı (koydu)
5. es sikâyete : su kabı
6. fî rahli : yükün içine
7. ahî-hi, : onun kardeşi (kendi kardeşi)
8. summe : sonra
9. ezzene : seslendi (ilân etti)
10. muezzinun : müezzin, seslenen kişi, seslenmekle görevli kişi
11. eyyetu-hâ : ey
12. el îru : kafile
13. inne-kum : muhakkak ki siz(ler)
14. le : gerçekten
15. sârikûne : hırsızlar

٧١

قَالُوا وَاَقْبَلُوا عَلَيْهِمْ مَاذَا تَفْقِدُونَ

(71) kalu ve akbelu aleyhim maza tefkidun

onlara dönüp dediler “ne kaybınız var?”

1. kâlû : dediler
2. ve akbelû : ve döndüler
3. aleyhim : onlara
4. mâzâ : ne, nedir
5. tefkidûne : kaybediyorsunuz (arıyorsunuz)

٧٢

قَالُوا نَفْقِدُ صُوَاعَ الْمَلِكِ وَلِمَنْ جَاءَ بِه حِمْلُ بَعيرٍ وَاَنَا بِه زَعيمٌ

(72) kalu nefkidü suvaal meliki ve li men cae bihi himlü beiyriv ve ene bihi zeiym

dediler ki melik’in su kabını kaybettik ve kim onu getirirse bir deve yükü (bahşiş) var ve ben buna kefilim

1. kâlû : dediler
2. nefkıdu : kaybediyoruz (kaybettiğimizi arıyoruz)
3. suvâa el meliki : melikin (hükümdarın) su kabı
4. ve li men câe bi-hi : ve kim onu getirirse
5. hımlu beîrin : bir deve yükü
6. ve ene : ve ben
7. bihî : ona
8. za’îmun : kefil

٧٣

قَالُوا تَاللّهِ لَقَدْ عَلِمْتُمْ مَا جِءْنَا لِنُفْسِدَ فِى الْاَرْضِ وَمَا كُنَّا سَارِقينَ

(73) kalu tellahi le kad alimtüm ma ci’na li nüfside fil erdi ve ma künna sarikın

(kardeşleri) dediler ki Allah’a yemin olsun kesinlikle biliyorsunuz ki (biz) bu yere fesat çıkarmak için gelmedik (biz) hırsızlık yapan kişilerden değiliz

1. kâlû : dediler
2. tallâhi : Allah
3. lekad : andolsun ki
4. alimtum : siz bildiniz (biliyorsunuz)
5. mâ ci’nâ : biz gelmedik
6. li nufside : bozgunculuk çıkarmak için
7. fi el ardı : bu yerde, yeryüzünde
8. ve mâ kunnâ : ve biz değiliz, biz olmadık
9. sârikîne : hırsızlar

٧٤

قَالُوا فَمَا جَزَاؤُهُ اِنْ كُنْتُمْ كَاذِبينَ

(74) kalu fe ma cezaühu in küntüm kazibin

“o hırsızın cezası nedir?” dediler eğer yalancı çıkarsanız

1. kâlû : dediler
2. fe : öyleyse, o taktirde
3. mâ cezâu-hû : onun cezası nedir
4. in kuntum kâzibîne : eğer siz yalan söylüyorsanız

٧٥

قَالُوا جَزَاؤُهُ مَنْ وُجِدَ فى رَحْلِه فَهُوَ جَزَاؤُهُ كَذلِكَ نَجْزِى الظَّالِمينَ

(75) kalu cezaühu mev vücide fi rahlihi fe hüve cezaüh kezalike necziz zalimin

dediler ki onun cezası kimin yükünün içinde bulunursa artık ceza onundur işte (biz) zalimlere (böyle) ceza veririz

1. kâlû : dediler
2. cezâu-hu : onun cezası
3. men vucide : kimde bulunursa
4. fî rahlihi : onun yükünde, yükü içinde
5. fe huve : o taktirde, artık odur (kendisidir)
6. cezâu-hu : onun cezası
7. kezâlike : işte böyle
8. neczî ez zâlimîne : biz zalimleri cezalandırırız

٧٦

فَبَدَاَ بِاَوْعِيَتِهِمْ قَبْلَ وِعَاءِ اَخيهِ ثُمَّ اسْتَخْرَجَهَا مِنْ وِعَاءِ اَخيهِ كَذلِكَ كِدْنَا لِيُوسُفَ مَاكَانَ لِيَاْخُذَ اَخَاهُ فى دينِ الْمَلِكِ اِلَّا اَنْ يَشَاءَ اللّهُ نَرْفَعُ دَرَجَاتٍ مَنْ نَشَاءُ وَفَوْقَ كُلِّ ذى عِلْمٍ عَليمٌ

(76) fe bedee bi ev’iyetihim kable viai ehiyhi sümmestahraceha min viai ehiyh kezalike kidna li yusüf ma kane li ye’huze ehahü fi dinil meliki illa ey yeşaellah nerfeu deracatim men neşa’ ve fevka külli zi ilmin alim

(aramaya) kardeşinin kabından önce (diğerlerinin) kaplarından başladı sonra kardeşinin yükünden tas çıkarıldı böylece Yusuf’a tedbir öğretildi melikin dininde (delil olmadan) kardeşini tutup alıkoyma yoktu ancak Allah dilemiş ola derecesini yükseltiriz biz dilediğimiz kimsenin her ilim sahibinin üstünde daha iyi bilen (vardır)

1. fe : böylece, o zaman
2. bedee : başladı
3. bi ev’ıyeti-him : onların heybeleri
4. kable : önce
5. viâi : kap, heybe
6. ahî-hi : kardeşinin
7. summestahrecehâ : sonra onu çıkardı
8. min viâi ahî-hi : kardeşinin heybesinden
9. kezâlike : işte böylece
10. kidnâ
(keyd)
: düzen hazırladık
: (hile, düzen, tedbir)
11. li yûsufe : Yusuf için
12. mâ kâne : olmadı, olmazdı
13. li ye’huze : alıkoyması, tutması
14. ehâ-hu : kardeşini
15. fî dîni el meliki : melikin dîninde, milletinde, kurallarında
16. illâ : ancak, …den başka, hariç
17. en yeşâallâhu(yeşâu allâhu) : Allah’ın dilemesi
18. nerfeu : yükseltiriz
19. derecâtin : dereceler
20. men neşâu : dilediğimiz kimseye
21. ve fevka : ve üstünde
22. kulli : bütün, her
23. zî ilmin : ilim sahibi
24. alîmun : daha iyi bilen

٧٧

قَالُوا اِنْ يَسْرِقْ فَقَدْ سَرَقَ اَخٌ لَهُ مِنْ قَبْلُ فَاَسَرَّهَا يُوسُفُ فى نَفْسِه وَلَمْ يُبْدِهَالَهُمْ قَالَ اَنْتُمْ شَرٌّ مَكَانًا وَاللّهُ اَعْلَمُ بِمَا تَصِفُونَ

(77) kalu iy yesrik fe kad seraka ehul lehu min kabl fe eserraha yusüfü fi nefsihi ve lem yübdiha lehüm kale entüm şerrum mekana vallahü a’lemü bima tesifun

dediler eğer o çalmışsa gerçekten onun kardeşi de daha önceden çalmıştı Yusuf nefsinde onu gizli tuttu ve bunu kendilerine açıklamadı sizler daha kötü mevkidesiniz dedi Allah en iyi bilir (sizin) isnat ettiğiniz vasıflandırmayı

1. kâlû : dediler
2. in yesrık : eğer çalmışsa
3. fe kad : olmuştu
4. sereka : çaldı
5. ehun : kardeşi
6. lehu : onun
7. min kablu : önceden, daha önce
8. fe eserre-hâ : onu saklı tuttu, gizledi
9. yûsufu : Yusuf
10. fî nefsi-hî : nefsinde, kendi içinde
11. ve lem yubdi-hâ : ve onu açıklamadı
12. lehum : onlara
13. kâle : dedi
14. entum : siz
15. şerrun : şerr, kötü
16. mekânen : konum, yer
17. vallâhu (ve allâhu) : ve Allah
18. a’lemu : daha iyi bilir
19. bimâ : dolayısıyla, o şey sebebiyle
20. tesifûne : anlatıyorsunuz

٧٨

قَالُوا يَا اَيُّهَا الْعَزيزُ اِنَّ لَهُ اَبًا شَيْخًا كَبيرًا فَخُذْ اَحَدَنَا مَكَانَهُ اِنَّا نَريكَ مِنَ الْمُحْسِنينَ

(78) kalu ya eyyühel azizü inne lehu eben şeyhan kebiran fe huz ehadena mekaneh inna nerake minel muhsinin

dediler ki ey aziz! gerçekten onun babası çok yaşlı bir zattır bizden birimizi al onun yerine şüphesiz biz seni iyilik edenlerden görüyoruz

1. kâlû : dediler
2. yâ eyyuhâ el azîzu : ey azîz
3. inne : muhakkak, gerçekten
4. lehû : onun var
5. eben : babası
6. şeyhan : ihtiyar
7. kebîren : büyük, yaşlı
8. fe : artık, o sebeple, bundan dolayı
9. huz : tut, al
10. ehade-nâ : bizden birisi
11. mekâne-hu : onun yerine
12. innâ : muhakkak ki biz, gerçekten biz
13. nerâ-ke : seni görüyoruz
14. min el muhsinîne : muhsinlerden

Sayfa:244

٧٩

قَالَ مَعَاذَ اللّهِ اَنْ نَاْخُذَ اِلَّا مَنْ وَجَدْنَا مَتَاعَنَا عِنْدَهُ اِنَّا اِذًا لَظَالِمُونَ

(79) kale meazellahi en ne’huze illa mev vecedna metaana indehu inna izel le zalimun

dedi ki Allah’a sığınırım biz malımızı kimin yanında bulmuşsak (onu) alırız şüphesiz biz o zaman zalimlerden oluruz

1. kâle : dediler
2. maâzâ allâhi
(âze)
: Allah’a sığınırım
: (sığındı)
3. en ne’huze : alıkoymamız, onu almamız, tutmamız, alıkoymamız
4. illâ : …den başka
5. men vecednâ : bulduğumuz kimse
6. metâa-nâ : bizim eşyamız
7. inde-hû : onun yanında
8. innâ (in-nâ) : eğer biz yaparsak
9. izen : o zaman
10. le zâlimûne : mutlaka zalimler

٨٠

فَلَمَّا اسْتَيَأَسُوا مِنْهُ خَلَصُوا نَجِيًّا قَالَ كَبيرُهُمْ اَلَمْ تَعْلَمُوا اَنَّ اَبَاكُمْ قَدْ اَخَذَ عَلَيْكُمْ مَوْثِقًا مِنَ اللّهِ وَمِنْ قَبْلُ مَا فَرَّطْتُمْ فى يُوسُفَ فَلَنْ اَبْرَحَ الْاَرْضَ حَتّى يَاْذَنَ لى اَبى اَوْ يَحْكُمَ اللّهُ لى وَهُوَ خَيْرُ الْحَاكِمينَ

(80) fe lemmestey’esu minhü halesu neciyya kale kebiruhüm e lem ta’lemu enne ebaküm kad ehaze aleyküm mevsikam minellahi ve min kablü ma ferrattüm fi yusüf fe len ebrahal erda hatta ye’zene li ebi ev yahkümellahü li ve hüve hayrul hakimin

vaktaki ondan ümitlerini kesince kenara çekilip fısıldaştılar kardeşlerin büyüğü dedi ki bilmiyor musunuz? babanız sizden Allah adına sağlam bir söz aldığını ve Yusuf’a daha önce yaptığınız kusurunuzu artık (ben) bu yeri bırakıp gidemem ancak babam bana izin verirse veya benim için Allah’ın hükmü (gelinceye kadar) o hüküm verenlerin en hayırlısıdır

1. fe lemmestey’esû : artık umutlarını kestikleri zaman
2. min-hu : ondan
3. halesû : ayrıldılar, bir kenara çekildiler
4. neciyyan : fısıldaşarak, gizli konuşarak
5. kâle : dedi
6. kebîru-hum : onların büyüğü
7. e lem ta’lemû : bilmiyor musunuz
8. enne : olduğunu
9. ebâ-kum : sizin babanız
10. kad : olmuştu
11. ehaze : aldı
12. aleykum : sizden
13. mevsikan : misak
14. min allâhi : Allah’tan
15. ve min kablu : ve önceden, daha önceden
16. mâ ferrattum : yaptığınız kusur
17. fî yûsufe : Yusuf için, Yusuf hakkında, Yusuf’a
18. fe len ebraha
(bereha)
: artık asla ayrılmam
: (ayrıldı)
19. el arda : yer (burası)
20. hattâ : oluncaya kadar
21. ye’zene : izin verir
22. lî ebî : bana babam
23. ev : veya
24. yahkumu allahu : Allah hüküm verir
25. : benim için
26. ve huve : ve o
27. hayru el hâkimîne : hüküm verenlerin en hayırlısı

٨١

اِرْجِعُوا اِلى اَبيكُمْ فَقُولُوا يَا اَبَانَا اِنَّ ابْنَكَ سَرَقَ وَمَا شَهِدْنَا اِلَّا بِمَا عَلِمْنَا وَمَا كُنَّا لِلْغَيْبِ حَافِظينَ

(81) irciu ila ebiküm fe kulu ya ebana innebneke serak ve ma şehidna illa bima alimna ve ma künna lilğaybi hafiziyn

siz babanıza dönünüz ve deyiniz ki ey babamız! gerçekten senin oğlun hırsızlık etti şahitlik ediyoruz biz ancak bildiğimiz şeye ve biz gaybın koruyucuları değiliz

1. ırciû : dönün
2. ilâ ebî-kum : babanıza
3. fe kûlû : böylece deyin, söyleyin
4. yâ ebâ-nâ : ey babamız
5. innebneke (inne ibne-ke) : muhakkak senin oğlun
6. seraka : hırsızlık yaptı
7. ve mâ şehid-nâ : ve biz şahit olmadık (görmedik)
8. illâ : …den başka
9. bimâ : şeyi, şeye
10. alimnâ : bildik
11. ve mâ kunnâ : ve biz değildik, olmadık
12. lilgaybi (li el gaybi) : gaybı, gizli olanı
13. hâfizîne : koruyanlar, bilenler (bilgiyi muhafaza edenler, bilgi sahibi olanlar)

٨٢

وَسَْلِ الْقَرْيَةَ الَّتى كُنَّا فيهَا وَالْعيرَ الَّتى اَقْبَلْنَا فيهَا وَاِنَّا لَصَادِقُونَ

(82) ves’elil karyetelleti künna fiha vel iyralleti akbelna fiha ve inna lesadikun

içinde bulunduğumuz şehir halkına sor hem de beraber döndüğümüz kervana şüphesiz biz doğru söyleyenlerdeniz

1. ves’elil karyete : ve o karyeye, şehir halkına sor
2. elletî : ki o
3. kunnâ : biz olduk
4. fîhâ : içinde, orada
5. vel îrelletî (ve el îre elletî)
(îre)
: ve kafile, ki o
: (üzerinde yük bulunan develer, yüklü develer topluluğu, kafile)
6. akbelnâ : döndük
7. fî-hâ : aralarında
8. ve innâ : muhakkak biz
9. le sâdikûne : gerçekten sadıklar, doğruyu söyleyenler

٨٣

قَالَ بَلْ سَوَّلَتْ لَكُمْ اَنْفُسُكُمْ اَمْرًا فَصَبْرٌ جَميلٌ عَسَى اللّهُ اَنْ يَاْتِيَنى بِهِمْ جَميعًا اِنَّهُ هُوَ الْعَليمُ الْحَكيمُ

(83) kale bel sevvelet leküm enfüsüküm emra fe sabrun cemil asellahü ey ye’tiyeni bihim cemia innehu hüvel alimül hakim

dedi “sizi bu işe bilakis nefisleriniz sürüklemiştir” artık (bana düşen) güzel bir sabırdır olur ki Allah hepsini birlikte bana getirir şüphesiz o her şeyi bilen, hikmet sahibidir

1. kâle : dedi
2. bel : hayır
3. sevvelet : teşvik etti, güzel gösterdi
4. lekum : size
5. enfusu-kum : sizin nefsiniz
6. emren : bir iş, bir durum
7. fe : artık
8. sabrun : sabır
9. cemîlun : güzel
10. asallâhu (asâ allâhu) : umulur ki Allah
11. en ye’tiye-nî : bana getirir (bana getirmesi)
12. bi-him : onları
13. cemî’an : hepsini
14. innehu : muhakkak, çünkü o
15. huve : o
16. el alîmu el hakîmu : en iyi bilendir, hüküm ve hikmet sahibi olandır

٨٤

وَتَوَلّى عَنْهُمْ وَقَالَ يَااَسَفى عَلى يُوسُفَ وَابْيَضَّتْ عَيْنَاهُ مِنَ الْحُزْنِ فَهُوَ كَظيمٌ

(84) ve tevella anhüm ve kale ya esefa ala yusüfe vebyaddat aynahü minel huzni fe hüve keziym

onlardan yüz cevirdi, dedi! ey benim Yusuf için çektiğim tasa (ve) üzüntülerim! onun gözlerine ak düştü hüzün (ve) gamdan dolayı

1. ve tevellâ : ve yüz çevirdi
2. an-hum : onlardan
3. ve kâle : ve dedi
4. yâ esefâ alâ yûsufe : ey Yusuf’a olan esefim (üzüntü)
5. ve ebyaddat : beyaz oldu, ağardı
6. aynâ-hu : onun gözleri (onun iki gözü)
7. min el huzni : hüzünden
8. fe huve : böylece o, artık o
9. kezîmun : üzüntüsünü saklayan

٨٥

قَالُوا تَاللّهِ تَفْتَؤُا تَذْكُرُ يُوسُفَ حَتّى تَكُونَ حَرَضًا اَوْ تَكُونَ مِنَ الْهَالِكينَ

(85) kalu tellahi tefteü tezküru yusüfe hatta tekune haradan ev tekune minel halikin

dediler ki Allah’a yemin ederiz ki (sen) hala Yusuf’u anıp duruyorsun hatta çok ağır hasta olacaksın veya helake düşenlerden olacaksın

1. kâlû : dediler
2. tallâhi : Allah’a andolsun
3. tefteu : hâlâ devam ediyorsun
4. tezkuru : zikrediyorsun, anıyorsun
5. yûsufe : Yusuf’u
6. hattâ : oluncaya kadar
7. tekûne : olursun, olacaksın
8. haradan : ölüme götüren hastalık
9. ev : ya da, veya
10. tekûne : olursun, olacaksın
11. min el hâlikîne : helâk olanlardan

٨٦

قَالَ اِنَّمَا اَشْكُوا بَثّى وَحُزْنى اِلَى اللّهِ وَاَعْلَمُ مِنَ اللّهِ مَالَا تَعْلَمُونَ

(86) kale innema eşku bessi ve huzni ilellahi ve a’lemü minellahi ma la ta’lemun

dedi ki ben kederimi, hüznümü ve şikayetimi ancak Allah’a (arz ederim) Allah tarafından bilirim sizin bilmediklerinizi

1. kâle : dedi
2. innemâ : sadece
3. eşkû : şikâyet ederim (arz ederim)
4. bessî : derin üzüntüm, kederim
5. ve huznî : ve hüznüm
6. ilallâhi (ilâ allâhi) : Allah’a
7. ve a’lemu : ve biliyorum
8. min allâhi : Allah’tan
9. mâ lâ ta’lemûne : bilmediğiniz şey(ler)i

Sayfa:245

٨٧

يَا بَنِىَّ اذْهَبُوا فَتَحَسَّسُوا مِنْ يُوسُفَ وَاَخيهِ وَلَا تاَيْأَسُوا مِنْ رَوْحِ اللّهِ اِنَّهُلَا يَايْأَسُ مِنْ رَوْحِ اللّهِ اِلَّا الْقَوْمُ الْكَافِرُونَ

(87) ya beniyyez hebu fe tehassesu miy yusüfe ve ehiyhi ve la tey’esu mir ravhillah innehu la ye’yesu min ravhillahi illel kavmül kafirun

ey oğullarım! haydi gidiniz iyice araştırın Yusuf ve kardeşinin durumu (hakkında) Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin şüphesiz (Allah’ın rahmetinden ancak); kafirler topluluğu ümidini keser

1. yâ beniyye izhebû : ey oğullarım, gidiniz
2. fe : artık
3. tehassesû : iyice araştırın
4. min yûsufe : Yusuf’tan, Yusuf’u
5. ve ehî-hi : ve onun kardeşi
6. ve lâ te’yesû : ve umut kesmeyin
7. min revhi allâhi
(er revhu)
: Allah’ın rahmetinden, Allah’ın vereceği ferahlıktan, sevinçten
: (sevinç, ferahlık, rahmet)
8. inne-hu : çünkü o
9. lâ ye’yesu : umut kesmezler
10. min revhi allâhi : Allah’ın rahmetinden, Allah’ın vereceği ferahlıktan, sevinçten
11. illâ : …den başkası, hariç
12. el kavmu el kâfirûne : kâfirler kavmi (onu inkâr edenler topluluğu)

٨٨

فَلَمَّا دَخَلُوا عَلَيْهِ قَالُوا يَا اَيُّهَا الْعَزيزُمَسَّنَا وَاَهْلَنَا الضُّرُّ وَجِءْنَا بِبِضَاعَةٍ مُزْجيةٍ فَاَوْفِلَنَا الْكَيْلَ وَتَصَدَّقْ عَلَيْنَا اِنَّ اللّهَ يَجْزِى الْمُتَصَدِّقينَ

(88) fe lemma dehalu aleyhi kalu ya eyyühel azizü messena ve ehlened durru ve ci’na bi bidaatim müzcatin fe evfi lenel keyle ve tesaddak aleyna innellahe yeczil mütesaddikın

vaktaki Yusuf’un huzuruna girdiler dediler ki ey aziz! bize ve ailemize zarar (ve) darlık dokundu biz az bir sermaye ile geldik ve bize tam ölçek (zahire) ver bize tasadduk eyle şüphesiz Allah sadaka verenleri mükafatlandırır

1. fe lemmâ : böylece, olduğu zaman
2. dehalû : girdiler
3. aleyhi : ona (onun yanına, huzuruna)
4. kâlû : dediler
5. yâ eyyuhâ el azîzu : ey vezir, ey azîz
6. messenâ : bize dokundu
7. ve ehlenâ : ve ailemize
8. ed durru : şiddetli darlık
9. ve ci’nâ : ve geldik
10. bi : ile
11. bidâatin : sermaye
12. muzcâtin : önemsiz, az
13. fe evfi : tam ver
14. lenâ : bize
15. el keyle : ölçek
16. ve tesaddak : sadaka ver, bağışta bulun
17. aleynâ : bize
18. innallâhe (inne allâhe) : muhakkak Allah
19. yeczî : karşılığını öder, mükâfatını verir
20. el mutesaddikîne : sadaka verenler, tasaddukta bulunanlar

٨٩

قَالَ هَلْ عَلِمْتُمْ مَا فَعَلْتُمْ بِيُوسُفَ وَاَخيهِ اِذْ اَنْتُمْ جَاهِلُونَ

(89) kale hel alimtüm ma fealtüm bi yusüfe ve ehiyhi iz entüm cahilun

(Yusuf) dedi ki siz biliyor musunuz? Yusuf’a ve kardeşine ne yaptığınızı siz o zaman cahillerdendiniz

1. kâle : dedi
2. hel : mi
3. alimtum : siz bildiniz
4. : neler, ne
5. fealtum : siz yaptınız
6. bi yûsufe : Yusuf’a
7. ve ahî-hi : ve onun kardeşi
8. iz : o zaman
9. entum : siz
10. câhilûne : cahiller

٩٠

قَالُوا ءَاِنَّكَ لَاَنْتَ يُوسُفُ قَالَ اَنَا يُوسُفُ وَهذَا اَخى قَدْ مَنَّ اللّهُ عَلَيْناَ اِنَّهُ مَنْ يَتَّقِ وَيَصْبِرْ فَاِنَّ اللّهَ لَا يُضيعُ اَجْرَ الْمُحْسِنينَ

(90) kalu einneke le ente yusüf kale ene yusüfü ve haza ehiy kad mennellahü aleyna innehu mey yetteki ve yasbir fe innellahe la yüdiy’u ecral muhsinin

dediler “şüphesiz sen Yusuf musun?” dedi “ben Yusuf’um bu da kardeşim” gerçekten Allah bize lütuf buyurdu gerçekten (Allah’tan) kim sakınır ve sabrederse şüphesiz Allah iyilik edenlerin ecrini zayi etmez

1. kâlû : dediler
2. e inne-ke : gerçekten sen misin
3. le ente yûsufu : mutlaka sen Yusuf’sun
4. kâle : dedi
5. ene yûsufu : ben Yusuf’um
6. ve hâzâ : ve bu
7. ahî : kardeşim
8. kad : andolsun
9. menne allâhu : Allah ni’metlendirdi (ni’met verdi)
10. aleynâ, : bize
11. inne-hu : muhakkak, çünkü
12. men yettekı : kim takva sahibi olursa
13. ve yasbir : ve sabreder
14. fe innallâhe : o taktirde, muhakkak ki Allah
15. lâ yudî’u ecre : karşılığını zayi etmez (boşa çıkarmaz)
16. el muhsinîne(ecre el muhsinîne)
: muhsinler: (muhsinlerin ecrini)

٩١

قَالُوا تَاللّهِ لَقَدْ اثَرَكَ اللّهُ عَلَيْنَا وَاِنْ كُنَّا لَخَاطِينَ

(91) kalu tellahi le kad aserakellahü aleyna ve in künna le hatiin

dediler ki Allah’a yemin ederiz ki Allah seni bizden üstün tutmuş (ve) seçmiş bizde gerçekten suçlulardan idik

1. kâlû : dediler
2. tallâhi : Allah’a yemin olsun
3. lekad : andolsun ki
4. âserekellâhu : Allah seni tercih etmiştir
5. aleynâ : bize
6. ve in kunnâ : ve biz olduk
7. le hâtıîne : kasten günah işleyen günahkârlar

٩٢

قَالَ لَا تَثْريبَ عَلَيْكُمُ الْيَوْمَ يَغْفِرُ اللّهُ لَكُمْ وَهُوَ اَرْحَمُ الرَّاحِمينَ

(92) kale la tesribe aleykümül yevm yağfirullahü leküm ve hüve erhamür rahimin

“bugün size kınama yoktur” Allah sizi bağışlar o merhametlilerin en merhametlisidir

1. kâle : dedi
2. lâ tesrîbe : kınama (suçlama) yoktur
3. aleykum el yevme : bugün size
4. yagfiru allâhu : Allah mağfiret etsin
5. lekum : siz, sizin için
6. ve huve : ve o
7. erhamu er râhimîne : rahîm olanların en çok rahmet edenidir

٩٣

اِذْهَبُوا بِقَميصى هذَا فَاَلْقُوهُ عَلى وَجْهِ اَبى يَاْتِ بَصيرًا وَاْتُونى بِاَهْلِكُمْ اَجْمَعينَ

(93) izhebu bi kamisiy haza fe elkuhü ala vechi ebi ye’ti besiyra ve’tuni bi ehliküm ecmeiyn

şimdi şu gömleğimi götürün hemen babamın yüzüne bunu sürün gözleri (tekrar) görür bütün aile (ve) çocuklarınızı da bana getirin

1. yezhebû(izhebû)
: götürün: (gidin)
2. bikamîsî : benim gömleğimi
3. hâzâ : bu
4. fe : o zaman
5. elkû-hu : onu atın, ilka edin, sürün
6. alâ : …a
7. vechi ebî : babamın yüzüne (vechine)
8. ye’ti : gelir
9. basîran : basiret, gözün görme hassası
10. ve’tûnî : ve bana getirin
11. bi ehli-kum : ailenizi
12. ecma’îne : hepsi, tümü

٩٤

وَلَمَّا فَصَلَتِ الْعيرُ قَالَ اَبُوهُمْ اِنّى لَاَجِدُ ريحَ يُوسُفَ لَوْلَا اَنْ تُفَنِّدُونِ

(94) ve lemma fesaletil iyru kale ebuhüm inni le ecidü riha yusüfe lev la en tüfennidun

vaktaki kervan (mısır’dan) ayrılınca babaları dedi ki gerçekten ben Yusuf’un kokusunu duyuyorum velev bana “bunadı” (demezseniz)

1. ve lemmâ : ve olduğu zaman
2. fasalatil’îru (fasalati el îru) : kafile ayrıldı
3. kâle : dedi
4. ebû-hum : onların babası
5. in-nî : muhakkak ben, gerçekten ben
6. le ecidu : buluyorum (duyuyorum)
7. rîha yûsufe : Yusuf’un kokusu (esintisi, rüzgârı, rayihası)
8. lev lâ : eğer olmasa, olmazsa
9. en tufennidû-ni
(fened)
: bana bunuyor demeniz
: (kişinin ihtiyarlıktan dolayı bunaması)

٩٥

قَالُوا تَاللّهِ اِنَّكَ لَفى ضَلَالِكَ الْقَديمِ

(95) kalu tellahi inneke le fi dalalikel kadim

dediler Allah’a yemin olsun ki sen eski şaşkınlığın içindesin

1. kâlû : dediler
2. tallâhi : Allah’a yemin olsun
3. inne-ke : muhakkak, gerçekten sen
4. le fî : içindesin
5. dalâlike : senin dalâletin (doğru olan şeyden uzaklığın, sapman)
6. el kadîmi : eski

Sayfa:246

٩٦

فَلَمَّا اَنْ جَاءَ الْبَشيرُ اَلْقيهُ عَلى وَجْهِه فَارْتَدَّ بَصيرًا قَالَ اَلَمْ اَقُلْ لَكُمْ اِنّى اَعْلَمُ مِنَ اللّهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ

(96) fe lemma en cael beşiru elkahü ala vechihi fertedde besiyra kale elem ekul leküm inni a’lemü minellahi ma la ta’lemun

vaktaki müjdeleyici gelince gömleği yüzüne koydu derhal gözleri açıldı dedi ki ben size demedim mi? şüphesiz ben bilirim Allah tarafından sizin bilmediklerinizi

1. fe : böylece
2. lemmâ : olduğu zaman
3. en câe : gelmek
4. el beşîru : müjdeci
5. elkâ-hu : attı, koydu, sürdü
6. alâ vechi-hî : onun yüzüne
7. fertedde : hemen geri döndü
8. basîrâ : görme hassası
9. kâle : dedi
10. e lem : olmadı mı
11. ekul : ben dedim, söyledim
12. lekum : size
13. in-nî : gerçekten ben
14. a’lemu : biliyorum, bilirim
15. min allâhi : Allah’tan (vahiy olarak)
16. mâ lâ ta’lemûne : sizin bilmediğiniz şeyleri

٩٧

قَالُوا يَا اَبَانَا اسْتَغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَا اِنَّا كُنَّا خَاطِينَ

(97) kalu ya ebanes tağfir lena zünubena inna künna hatiin

dediler ki ey babamız! bizim günahımızın bağışlanmasını dile gerçekten biz günahkarlar idik

1. kâlû : dediler
2. yâ ebânestagfir : ey babamız mağfiret dile
3. lenâ : bize, bizim için
4. zunûbe-nâ : bizim günahlarımız
5. innâ : gerçekten biz
6. kunnâ : biz olduk
7. hâtıîne : bilerek günah işleyenler

٩٨

قَالَ سَوْفَ اَسْتَغْفِرُ لَكُمْ رَبّى اِنَّهُ هُوَ الْغَفُورُ الرَّحيمُ

(98) kale sevfe estağfiru leküm rabbi innehu hüvel ğafurur rahiym

ilerde dedi sizin için Rabbimden mağfiret dileyeceğim şüphesiz o bağışlayan, merhamet sahibidir

1. kâle : dedi
2. sevfe estagfiru
(sevfe)
: yakında mağfiret isteyeceğim
: (yakın gelecek, yakında olacak)
3. lekum : sizin için
4. rabbî : Rabbimden
5. inne-hu : muhakkak o
6. huve : o
7. el gafûru : gafûrdur (mağfiret edendir)
8. er rahîmu : rahîmdir (rahmet nuru gönderendir)

٩٩

فَلَمَّا دَخَلُوا عَلى يُوسُفَ اوى اِلَيْهِ اَبَوَيْهِ وَقَالَ ادْخُلُوا مِصْرَ اِنْ شَاءَ اللّهُ امِنينَ

(99) fe lemma dehalu ala yusüfe ava ileyhi ebeveyhi ve kaledhulu misra in şaellahü aminin

vaktaki Yusuf’un huzuruna girdiler anasını ve babasını kucakladı mısır’a girin dedi ve Allah’ın dilemesi ile emin olarak

1. fe lemmâ : böylece, olduğu zaman
2. dehalû : girdiler
3. alâ yûsufe : Yusuf’a (yanına, huzuruna)
4. âvâ ileyhi : kendi yanına aldı (barındırdı)
5. ebeveyhi : onun annesi, babası
6. ve kâledhulû (kâle udhulû) : ve “giriniz” dedi
7. mısra : Mısır’a
8. in şâallâhu (in şâe allâhu) : eğer Allah dilerse
9. âminîne : emin olanlar, güvende olanlar

١٠٠

وَرَفَعَ اَبَوَيْهِ عَلَى الْعَرْشِ وَخَرُّوا لَهُ سُجَّدًا وَقَالَ يَا اَبَتِ هذَا تَاْويلُ رُءْيَاىَ مِنْ قَبْلُ قَدْ جَعَلَهَا رَبّى حَقًّا وَقَدْ اَحْسَنَ بى اِذْاَخْرَجَنى مِنَ السِّجْنِ وَجَاءَ بِكُمْ مِنَ الْبَدْوِ مِنْ بَعْدِ اَنْ نَزَغَ الشَّيْطَانُ بَيْنى وَبَيْنَ اِخْوَتى اِنَّ رَبّى لَطيفٌ لِمَا يَشَاءُ اِنَّهُ هُوَ الْعَليمُ الْحَكيمُ

(100) ve rafea ebeveyhi alel arşi ve harru lehu sücceda ve kale ya ebeti haza te’vilü rü’yaye min kablü kad cealeha rabbi hakka ve kad ahsene bi iz ahraceni mines sicni ve cae biküm minel bedvi mim ba’di en nezeğaş şeytanü beyni ve beyne ihveti inne rabbi letiyfül lima yeşa’ innehu hüvel alimül hakim

anne ve babasını taht üzerine çıkardı ve (onun için) (Allah’a) (şükür) secdesine kapandılar ve dedi ki ey babacığım! işte bu tevilidir önceden gördüğüm rüyanın Rabbim bunu hak olarak tahakkuk ettirdi gerçekten bana ihsanda bulundu beni hapisten çıkardı bundan sonra (o), sizi çölden getirdi şeytan bozduktan sonra benimle kardeşlerimin arasını şüphesiz Rabbim dilediğine lütufkardır şüphesiz o her şeyi bilen hikmet sahibidir

1. ve refea : ve yükseltti, çıkardı
2. ebeveyhi : onun annesi ve babası
3. alel arşı (alâ el arşı) : tahtın üzerine
4. ve harrû : ve (yere) eğildiler (çömeldiler)
5. lehu : ona
6. succeden : secde ederek
7. ve kâle : ve dedi
8. yâ ebeti : ey babacığım
9. hâzâ : bu
10. te’vîlu : tabiri, yorumu
11. ru’yâye : benim rüyam
12. min kablu : önceden, daha önce
13. kad : oldu, olmuştu, olmuştur
14. ceale-hâ : onu kıldı, yaptı
15. rabbî : benim Rabbim
16. hakkan : hak, gerçek
17. ve kad : ve olmuştu
18. ahsene : ahsen, en güzeli, en iyisi
19. : bana, benim için
20. iz : o zaman, olduğu zaman
21. ahrece-nî : beni çıkardı
22. min es sicni : zindandan
23. ve câe bi-kum : ve sizi getirdi
24. min el bedvi : çölden
25. min ba’di : sonradan
26. en nezega : arasını açmak
27. eş şeytânu : şeytan
28. beynî : benim aram
29. ve beyne : ve arasında
30. ıhvetî : benim kardeşlerim
31. inne : muhakkak
32. rabbî : benim Rabbim
33. latîfun : lâtiftir, lütuf sahibidir
34. li mâ yeşâu : dilediğine
35. inne-hu : muhakkak ki o
36. huve : o
37. el alîmu : en iyi bilen
38. el hakîmu : hüküm ve hikmet sahibi olan

١٠١

رَبِّ قَدْ اتَيْتَنى مِنَ الْمُلْكِ وَعَلَّمْتَنى مِنْ تَاْويلِ الْاَحَاديثِ فَاطِرَ السَّموَاتِ وَالْاَرْضِ اَنْتَ وَلِيّ فِى الدُّنْيَا وَالْاخِرَةِ تَوَفَّنى مُسْلِمًا وَاَلْحِقْنى بِالصَّالِحينَ

(101) rabbi kad ateyteni minel mülki ve allemteni min te’vilil ehadis fatiras semavati vel erdi ente veliyyi fid dünya vel ahirah teveffeni müslimev ve elhikni bis salihiyn

Rabbim gerçekten bana mülk verdin ve bana rüyaların tabirini öğrettin ey gökleri ve yeri yaratan benim dostum sensin dünya ve ahirette benim canımı müslüman olarak al ve beni salihler zümresine kat

1. rabbi : Rabbim
2. kad : oldu, olmuştu
3. âteyte-nî : bana verdin
4. min el mulki : mülkten
5. ve allemte-nî : ve bana öğrettin
6. min te’vîli : yorumundan
7. el ehâdîsi : sözler, olaylar
8. fâtıra es semâvâti : semaları yaratan
9. vel ardı (ve el ardı) : ve yeryüzü
10. ente : sen
11. veliyyî : benim velîm, dostum
12. fîd dunyâ (fî ed dunyâ) : dünyada
13. vel âhıreti (ve el âhıreti) : ve ahiret
14. teveffe-nî : beni vefat ettir
15. muslimen : müslüman olarak (teslim olan)
16. ve elhık-nî : ve beni dahil et, arasına kat, ilhak et
17. bi es sâlihîne : salihlerle

١٠٢

ذلِكَ مِنْ اَنْبَاءِ الْغَيْبِ نُوحيهِ اِلَيْكَ وَمَا كُنْتَ لَدَيْهِمْ اِذْ اَجْمَعُوا اَمْرَهُمْ وَهُمْ يَمْكُرُونَ

(102) zalike min embail ğaybi nuhiyhi ileyk ve ma künte ledeyhim iz ecmeu emrahüm ve hüm yemkürun

işte bu (kıssa) gayb haberindendir sana vahy ediyoruz sen onların yanında değildin onlar işlerini karara bağlayıp hile kurarlarken

1. zâlike : işte bu
2. min enbâi : haberlerinden
3. el gaybi : gayb
4. nûhî-hi : onu vahyediyoruz
5. ileyke : sana
6. ve mâ kunte : ve sen olmadın
7. ledey-him : onların yanında
8. iz : o zaman
9. ecmaû : toplandılar, karar verdiler
10. emre-hum : onların işleri
11. ve hum : ve onlar
12. yemkurûne : hile yapıyorlar, tuzak hazırlıyorlar

١٠٣

وَمَا اَكْثَرُالنَّاسِ وَلَوْ حَرَصْتَ بِمُؤْمِنينَ

(103) ve ma ekserun nasi ve lev haraste bi mü’minin

sen ne kadar çok istesen de insanların ekserisi iman edecek değillerdir

1. ve mâ : ve değil
2. ekseru en nâsi : insanların çoğu
3. ve lev : ve olsa bile
4. haraste : şiddetli istedin, çok istedin
5. bi mu’minîne : mü’min olanlar

Sayfa:247

١٠٤

وَمَا تَسَأَلُهُمْ عَلَيْهِ مِنْ اَجْرٍ اِنْ هُوَ اِلَّا ذِكْرٌ لِلْعَالَمينَ

(104) ve ma tes’elühüm aleyhi min ecr in hüve illa zikrul lil alemin

onlardan bir ücret istemiyorsun bunun karşılığında ancak o bütün alemlere bir öğüttür

1. ve mâ tes’elu-hum : ve onlardan istemiyorsun
2. aleyhi : ona
3. min ecrin : (ücretten) bir ücret
4. in huve : o olursa
5. illâ
(in … illâ)
: ancak olur
: (o ancak olur)
6. zikrun : zikirdir, öğüt ve hatırlatmadır
7. li el âlemîne : âlemler için, âlemlere

١٠٥

وَكَاَيِّنْ مِنْ ايَةٍ فِى السَّموَاتِ وَالْاَرْضِ يَمُرُّونَ عَلَيْهَا وَهُمْ عَنْهَا مُعْرِضُونَ

(105) ve keeyyim min ayetin fis semavati vel erdi yemürrune aleyha ve hüm anha mu’ridun

göklerde ve yeryüzünde nice ayetler vardır (ibretle bakmayıp) onların üzerinden geçer giderler ondan yüz çevirirler

1. ve keeyyin : ve (ne kadar) pek çok, nice
2. min âyetin : (âyetlerden) âyet, delil
3. fî es semâvâti : göklerde
4. ve el ardı : ve yeryüzü
5. yemurrûne : yanından geçerler
6. aleyhâ : onun üzerinden
7. ve hum an-hâ : ve onlar, ondan
8. mu’ridûne : yüz çeviren kimseler

١٠٦

وَمَا يُؤْمِنُ اَكْثَرُهُمْ بِاللّهِ اِلَّا وَهُمْ مُشْرِكُونَ

(106) ve ma yü’minü ekseruhüm billahi illa ve hüm müşrikun

onların çoğu iman ederler ancak Allah’a şirk koşarak

1. ve mâ yu’minu : inanmazlar, mü’min olmazlar
2. ekseru-hum : onların çoğu
3. billâhi (bi allâhi) : Allah’a
4. illâ : ancak, hariç
5. ve hum muşrikûne : ve onlar şirk koşanlardır (müşriklerdir)

١٠٧

اَفَاَمِنُوا اَنْ تَاْتِيَهُمْ غَاشِيَةٌ مِنْ عَذَابِ اللّهِ اَوْ تَاْتِيَهُمُ السَّاعَةُ بَغْتَةً وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ

(107) e fe eminu en te’tiyehüm ğaşiyetüm min azabillahi ev te’tiyehümüs saatü bağtetev ve hüm la yeş’urun

emin mi oldular? onlara gelerek sarmasından Allah’ın azabının ansızın kıyamet saatinin kendilerine gelmesinden veya onların haberleri olmadan

1. e : mi, mı
2. fe : artık, bundan sonra
3. eminû : emin oldular
4. en te’tiye-hum : onların gelmesi
5. gâşiyetun : perdeleyen, örten, herşeyi kaplayan
6. min azâbi allâhi : Allah’ın azabından
7. ev : veya
8. te’tiyehumu es sâatu : o saatin (vaktin) onlara gelmesi
9. bagteten : ansızın, aniden
10. ve hum : ve onlar
11. lâ yeş’urûne : farkına varmazlar

١٠٨

قُلْ هذِه سَبيلى اَدْعُوا اِلَى اللّهِ عَلى بَصيرَةٍ اَنَا وَمَنِ اتَّبَعَنى وَسُبْحَانَ اللّهِ وَمَا اَنَا مِنَ الْمُشْرِكينَ

(108) kul hazihi sebili ed’u ilellahi ala besiyratin ene ve menittebeani ve sübhanellahi ve ma ene minel müşrikin

de ki işte benim yolum (budur) Allah’a davet ettiğim basiret üzere beni ve bana tabi olanları da Allah’ı tenzih ederim ben müşriklerden değilim

1. kul : de, söyle
2. hâzihî : bu
3. sebîlî : sebîl, yol
4. ed’û : davet ediyor
5. ilallâhi (ilâ allâhi) : Allah’a
6. alâ basîretin : basiret üzerine, Allah’ı kalp gözüyle görerek
7. ene : ben
8. ve men ittebea-nî : ve bana tâbî olan kimseler
9. ve subhânallâhi : ve Allah’ı tenzih ederim
10. ve mâ ene : ve ben değilim
11. min el muşrikîne : müşriklerden

١٠٩

وَمَا اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ اِلَّا رِجَالًا نُوحى اِلَيْهِمْ مِنْ اَهْلِ الْقُرى اَفَلَمْ يَسيرُوا فِى الْاَرْضِ فَيَنْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذينَ مِنْ قَبْلِهِمْ وَلَدَارُ الْاخِرَةِ خَيْرٌ لِلَّذينَ اتَّقَوْا اَفَلَا تَعْقِلُونَ

(109) ve ma erselna min kablike illa ricalen nuhiy ileyhim min ehlil kura e fe lem yesiru fil erdi fe yenzuru keyfe kane akibetüllezine min kablihim ve la darul ahirati hayrul lillezinettekav e fe la ta’kilun

senden önce gönderdiğimiz (resüller) ancak erkek şahsiyetlerdi kendilerine vahy ettiğimiz o memleket ahalisinden yeryüzünü gezmiyorlar mı? sonra baksınlar nasıl olmuş? kendilerinden öncekilerin akıbeti ahiret yurdu daha hayırlıdır takva sahipleri için hala akıl etmeyecek misiniz?

1. ve mâ erselnâ : ve biz göndermedik
2. min kabli-ke : senden önce
3. illâ : …den başka, ancak
4. ricâlen : erkekler, adamlar
5. nûhî : vahyederiz
6. ileyhim : onlara
7. min ehli el kurâ : şehirler halkından, beldeler halkından
8. e fe lem yesîrû : dolaşmıyorlar mı, dolaşmazlar mı (dolaşmadılar mı)
9. fî el ardı : yeryüzünde
10. fe yanzurû : artık baksınlar
11. keyfe : nasıl
12. kâne : oldu
13. âkıbetu : akıbet, sonuç
14. ellezîne min kabli-him : onlardan önceki kimseler
15. ve le dâru el âhıreti : ve mutlaka ahiret yurdu
16. hayrun : daha hayırlı
17. lillezînettekav : takva sahibi olan kimseler için
18. e fe lâ ta’kılûne : hâlâ akıl etmiyor musunuz

١١٠

حَتّى اِذَا اسْتَيَْسَ الرُّسُلُ وَظَنُّوا اَنَّهُمْ قَدْ كُذِبُوا جَاءَهُمْ نَصْرُنَا فَنُجِّىَ مَنْ نَشَاءُ وَلَا يُرَدُّ بَاْسُنَا عَنِ الْقَوْمِ الْمُجْرِمينَ

(110) hatta izestey’eser rusülü ve zannu ennehüm kad küzibu caehüm nasruna fe nücciye men neşa’ ve la yüraddü be’süna anil kavmil mücrimin
hatta peygamberler ümit kestikleri ve yalanlandıklarını zannettikleri zaman onlara yardımımız gelmiş böylece dilediğimiz kimseler kurtarılmıştı azabımız geri çevrilmez mücrimler güruhundan

1. hattâ : öyle ki, hatta
2. izestey’eser rusulu : resûller umutlarını kestikleri zaman
3. ve zannû : ve zannettiler
4. enne-hum : kendilerinin olduğunu
5. kad : oldu, olmuştu
6. kuzibû : yalanlandılar
7. câe-hum : onlara geldi
8. nasru-nâ : yardımımız
9. fe : o zaman
10. nucciye : kurtarıldı
11. men : kimse(ler)
12. neşâu : dileriz, isteriz
13. ve lâ yureddu : ve geri döndürülmez
14. be’su-nâ : azabımız
15. an : …den
16. el kavm el mucrimîne : mücrimler kavmi, günahkârlar topluluğu

١١١

لَقَدْ كَانَ فى قَصَصِهِمْ عِبْرَةٌ لِاُولِى الْاَلْبَابِ مَا كَانَ حَديثًا يُفْتَرى وَلكِنْ تَصْديقَ الَّذى بَيْنَ يَدَيْهِ وَتَفْصيلَ كُلِّ شَىْءٍ وَهُدًى وَرَحْمَةً لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ

(111) le kad kane fi kasasihum ibratül li ülil elbab ma kane hadisey yüftera ve lakin tasdikal lezi beyne yedeyhi ve tefsiyle külli şey’iv ve hüdev ve rahmetel li kavmiy yü’minun

kesinlikle peygamberlerin kıssalarında ibretler vardır akıl sahipleri için bu uydurulmuş bir söz olamazdı lakin tasdik edici kendinden önce (inen kitapları) ve her şeyin tafsilen beyanı hidayet ve rahmettir iman edecek bir kavim için

1. lekad : andolsun ki
2. kâne : oldu
3. fî kasası-him : onların kıssalarında vardır
4. ibretun : bir ibret
5. li ûlîl elbâbi (lî ûlî elbâbi) : ulûl’elbab için, sır (lübb) sahipleri için
6. mâ kâne : değildir, olmadı
7. hadîsen : bir söz
8. yufterâ : uydurulur
9. ve lâkin : ve lâkin, fakat
10. tasdîka : tasdik eder
11. ellezî beyne : arasında olan
12. yedey-hi : onun elleri
13. ve tafsîle : ayrı ayrı açıklar
14. kulli şey’in : herşey
15. ve huden : ve hidayet, hidayet edici olarak
16. ve rahmeten : ve rahmet, rahmet olarak
17. li kavmin : kavim için
18. yu’minûne
(kavmin yu’minûne)
: mü’min olan
: (mü’min kavim)

13-RAD

Sayfa:248

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ

١

المر تِلْكَ ايَاتُ الْكِتَابِ وَالَّذى اُنْزِلَ اِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ الْحَقُّ وَلكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يُؤْمِنُونَ

(1) elif lam mim ra tilke ayatül kitab vellezi ünzile ileyke mir rabbikel hakku ve lakinne ekseran nasi la yü’minun

elif – lam mim ra bunlar kitabın ayetleridir sana indirilmiştir Rabbinden hak olarak lakin insanların çoğu iman etmezler

1. elif, lâm, mim, râ : hurûfu mukattaa; mukattaa harfleridir. Kur’ân-ı Kerim’de bazı surelerin başında zikredilen özel (anlamlı) harflerdir.
2. tilke : bunlar
3. âyâtu el kitâbi : kitabın âyetleridir
4. ve ellezî : ve ki o
5. unzile : indirildi
6. ileyke : sana
7. min rabbi-ke : senin Rabbinden
8. el hakku : haktır
9. ve lâkinne : ve
10. eksere en nâsi : insanların çoğu
11. lâ yu’minûne : inanmazlar, mü’min olmazlar

٢

اَللّهُ الَّذى رَفَعَ السَّموَاتِ بِغَيْرِ عَمَدٍ تَرَوْنَهَا ثُمَّ اسْتَوى عَلَى الْعَرْشِ وَسَخَّرَ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَ كُلٌّ يَجْرى لِاَجَلٍ مُسَمًّى يُدَبِّرُ الْاَمْرَ يُفَصِّلُ الْايَاتِ لَعَلَّكُمْ بِلِقَاءِ رَبِّكُمْ تُوقِنُونَ

(2) allahüllezi rafeas semavati bi ğayri amedin teravneha sümmesteva alel arşi ve sehharaş şemse vel kamer küllün yecri li ecelim müsemma yüdebbirul emra yüfassilül ayati lealleküm bi likai rabbiküm tukinun

Allah semaları direksiz yükseltmiş onu görürsünüz sonra arşı istiva etmiş güneş’i ay’ı (kendine) musahhar kıldı hepsi akıp gider belli bir zamana kadar işleri idare ediyor ayetleri açıklıyoruz olur ki siz Rabbinize kavuşacağınıza yakinen inanırsınız

1. allâhu ellezî : Allah o ki
2. refea es semavâti : gökleri yükseltti
3. bi gayri : olmaksızın
4. amedin : direkler
5. terevne-hâ : onu görüyorsunuz
6. summe istevâ : sonra istiva etti
7. alel arşı (alâ el arşı) : arşın üzerine, arşa
8. ve sehhare : ve emri altına aldı
9. eş şemse : güneş
10. ve el kamere : ve ay
11. kullun : hepsi
12. yecrî : akar gider (hareket eder)
13. li ecelin : bir süreye (zamana) kadar
14. musemmen : belirlenmiş (isimlendirilmiş)
15. yudebbiru el emre : işleri düzenleyip dizayn eder, idare eder
16. yufassılu el âyâti : âyetleri ayrı ayrı açıklar
17. lealle-kum : umulur ki siz, böylece siz
18. bi likâi : mülâki olmaya, ulaşmaya
19. rabbi-kum : Rabbinize
20. tûkınûne : kesin inanırsınız, yakîn hasıl edersiniz

٣

وَهُوَ الَّذى مَدَّ الْاَرْضَ وَجَعَلَ فيهَا رَوَاسِىَ وَاَنْهَارًا وَمِنْ كُلِّ الثَّمَرَاتِ جَعَلَ فيهَا زَوْجَيْنِ اثْنَيْنِ يُغْشِى الَّيْلَ النَّهَارَ اِنَّ فى ذلِكَ لَايَاتٍ لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ

(3) ve hüvellezi meddel erda ve ceale fiha ravasiye ve enhara ve min küllis semerati ceale fiha zevceynisneyni yuğşil leylen nehar inne fi zalike le ayatil li kavmiy yetefekkerun

yeryüzünü uzatıp yayan O’dur orada yaratan nehirleri ve sabit dağları mahsullerin hepsinden, orada erkekli dişili çiftler yaratan geceyi gündüzün üzerine bürür şüphesiz bunda düşünen bir kavim için ibretler vardır

1. ve huve : ve o
2. ellezî : ki o
3. medde : uzattı, yaydı
4. el arda : yeryüzü
5. ve ceale : ve kıldı, yaptı (yarattı)
6. fî-hâ : orada
7. revâsiye : dağlar
8. ve enhâren : ve nehirler
9. ve min kulli : ve hepsinden
10. es semerâti : ürünler, meyveler
11. ceale : kıldı (yarattı)
12. fî-hâ : orada
13. zevceynisneyni
(zevceyni)
(isneyni)
: ikili (zıt cinsten eşler) bir çift
: (zıt cinsli bir çift (dişi+erkek))
: (iki, ikili)
14. yugşi : örter
15. el leyl : gece
16. en nehâre : gündüz
17. inne : muhakkak
18. fî zâlike : bunda vardır
19. le âyâtin : elbette âyetler
20. li kavmin : bir kavim için
21. yetefekkerûne : tefekkür ederler

٤

وَفِى الْاَرْضِ قِطَعٌ مُتَجَاوِرَاتٌ وَجَنَّاتٌ مِنْ اَعْنَابٍ وَزَرْعٌ وَنَخيلٌ صِنْوَانٌ وَغَيْرُ صِنْوَانٍ يُسْقى بِمَاءٍ وَاحِدٍ وَنُفَضِّلُ بَعْضَهَا عَلى بَعْضٍ فِى الْاُكُلِ اِنَّ فى ذلِكَ لَايَاتٍ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ

(4) ve fil erdi kıtaum mütecaviratüv ve cennatüm min a’nabiv ve zer’uv ve nehiylün sinvanüv ve ğayru sinvaniy yüska bi maiv vahidiv ve nüfaddilü ba’daha ala ba’din fil ükül inne fi zalike le ayatil li kavmiy ya’kilun

yeryüzünde birbirine komşu toprak parçaları (yaptık) üzüm bağları ekinler ve kümeli ve kümeli olmayan hurma ağaçları (hepsi) bir çeşit su ile sulanır üstün kılmışızdır meyvelerinde bazısını bazısına şüphesiz bunda aklını kullanan kavim için ayetler vardır

1. ve fî el ardı : ve yeryüzünde
2. kıtaun : toprak parçaları, kıtalar
3. mutecâvirâtun : birbirine komşu
4. ve cennâtun : ve bahçeler
5. min a’nâbin : üzüm bağlarından
6. ve zer’un : ve ekin
7. ve nahîlun : ve hurma ağaçları
8. sınvânun : budaklı
9. ve gayru sınvânin : ve budaklı olmayan
10. yuskâ : sulanır
11. bi mâin : su ile
12. vâhidin : tek, aynı, bir
13. ve nufaddılu : ve üstün kılarız
14. ba’de-hâ : onun bazısını
15. alâ : üzerine
16. ba’dın : bazısının
17. fî el ukuli : yenmesinde (tadında, lezzetinde ve kokusunda v.s)
18. inne : muhakkak
19. fî zâlike : bunda vardır
20. le âyâtin : elbette âyetler
21. li kavmin : bir kavim için
22. ya’kılûne : akıl ederler

٥

وَاِنْ تَعْجَبْ فَعَجَبٌ قَوْلُهُمْ ءَاِذَا كُنَّا تُرَابًا ءَاِنَّا لَفى خَلْقٍ جَديدٍ اُولءِكَ الَّذينَ كَفَرُوا بِرَبِّهِمْ وَاُولءِكَ الْاَغْلَالُ فى اَعْنَاقِهِمْ وَاُولءِكَ اَصْحَابُ النَّارِ هُمْ فيهَا خَالِدُونَ

(5) ve in ta’ceb fe acabün kavlühüm e iza künna türaben e inna le fi halkin cedid ülaikel lezine keferu bi rabbihim ve ülaikel ağlalü fi a’nakihim ve ülaike ashabün nar hüm fiha halidun

eğer şaşıracaksan asıl şaşılacak şey demeleridir “biz toprak olduğumuz zaman gerçekten yeniden mi yaratılacağız?” işte bunlar Rablerini inkar edenlerdir işte bunların boyunlarına demir halkalar (vurulur) işte bunlar cehennem ashabıdır onlar onun içinde ebedi kalacaklardır

1. ve in ta’ceb : ve eğer acayip buluyorsan (şaşıyorsan)
2. fe : artık, doğrusu
3. acebun : acayiptir
4. kavlu-hum : onların sözleri
5. e izâ kunnâ : biz olduğumuz zaman mı
6. turâben : toprak
7. e innâ : gerçekten biz mi
8. le fî halkın : mutlaka yaratılışta (yaratılış hakkında, konusunda)
9. cedîdin : yeni, yeniden
10. ulâike : işte onlar
11. ellezîne keferû : inkâr eden kimseler
12. bi rabbi-him : Rab’lerini
13. ve ulâike el aglâlu : ve işte bu halkalar
14. fî a’nâkı-him : onların boyunlarındadır
15. ve ulâike : ve işte bunlar
16. ashâbu en nâri : ateş ehlidir, halkıdır
17. hum fî-hâ : onlar orada
18. hâlidûne : ebedîdirler, ebedî kalanlardır

Sayfa:249

٦

وَيَسْتَعْجِلُونَكَ بِالسَّيِّءَةِ قَبْلَ الْحَسَنَةِ وَقَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِهِمُ الْمَثُلَاتُ وَاِنَّ رَبَّكَ لَذُو مَغْفِرَةٍ لِلنَّاسِ عَلى ظُلْمِهِمْ وَاِنَّ رَبَّكَ لَشَديدُ الْعِقَابِ

(6) ve yesta’ciluneke bis seyyieti kablel haseneti ve kad halet min kablihimül mesülat ve inne rabbeke lezu mağfiratil linnasi ala zulmihim ve inne rabbeke le şedidül ikab

senden istiyorlar “iyilikten önce kötülüğün (gelmesini)” gerçekten geçti onlardan önce nicelerinin misalleri şüphesiz Rabbim mağfiret sahibidir insanların zulümlerine karşılık gerçekten Rabbinin azabı çok şiddetlidir

1. ve yesta’cilûne-ke : ve senden acele (acil) istiyorlar
2. bi es seyyieti : kötülüğü
3. kable el haseneti : iyilikten önce
4. ve kad : ve oldu
5. halet : gelip geçti
6. min kabli-him : onlardan önce
7. el mesulâtu
(mesuletun)
: cezalar
: (ceza)
8. ve inne : ve muhakkak
9. rabbe-ke : senin Rabbin
10. le zû : mutlaka sahiptir
11. magfiretin : mağfiret
12. li en nâsi : insanlar için
13. alâ zulmi-him : onların zulümlerine karşılık
14. ve inne : ve muhakkak
15. rabbe-ke : senin Rabbin
16. le şedîdu el ıkâbi : mutlaka ikabı (azabı, cezası) çok şiddetli

٧

وَيَقُولُ الَّذينَ كَفَرُوا لَوْلَا اُنْزِلَ عَلَيْهِ ايَةٌ مِنْ رَبِّه اِنَّمَا اَنْتَ مُنْذِرٌ وَلِكُلِّ قَوْمٍ هَادٍ

(7) ve yekulüllezine keferu lev la ünzile aleyhi ayetüm mir rabbih innema ente münziruv ve likülli kavmin had

küfredenler dediler “ona Rabbinden bir mucize indirilse ya!” ancak sen bir uyarıcısın her kavmin bir yol göstericisi (vardır)

1. ve yekûlu : ve derler, söylerler
2. ellezîne keferû : inkâr eden kimseler
3. lev lâ : olmaz mıydı
4. unzile : indirildi
5. aleyhi : ona
6. âyetun : bir âyet, bir mucize
7. min rabbi-hi : Rabbinden
8. innemâ : sadece, yalnız
9. ente : sen
10. munzirun : uyarıcı, uyaran
11. ve li kulli kavmin : ve bütün kavim(ler) için (vardır)
12. hâdin : hidayet eden kimse (hidayetçi)

٨

اَللّهُ يَعْلَمُ مَا تَحْمِلُ كُلُّ اُنْثى وَمَا تَغيضُ الْاَرْحَامُ وَمَا تَزْدَادُ وَكُلُّ شَىْءٍ عِنْدَهُ بِمِقْدَارٍ

(8) allahü ya’lemü ma tahmilü küllü ünsa ve ma teğiydul erhamü ve ma tezdad ve küllü şey’in indehu bi mikdar

Allah bilir her dişinin neye gebe olduğunu rahimlerin neyi içine aldığını ve neyi ziyade edeceğini de (bilir) onun katında her şey ölçü iledir

1. allâhu : Allah
2. ya’lemu : bilir
3. : ne, neyi
4. tahmilu : taşır
5. kullu : her, hepsi, bütün
6. unsâ : kadınlar
7. ve mâ : ve ne, neyi
8. tegîdu : azalır
9. el erhâmu : rahimler
10. ve mâ : ve ne, neyi
11. tezdâdu : artırır
12. ve kullu şey’in : ve herşey
13. inde-hu : onun katında, yanında
14. bi : ile
15. mıkdârin : ölçülü, kaderi (miktarı, durumu) belirlenmiş, ölçülmüş

٩

عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ الْكَبيرُ الْمُتَعَالِ

(9) alimül ğaybi vaş şehadetil kebirul müteal

gaybı ve görüleni bilendir büyük, yücedir

1. âlimu : bilir
2. el gaybi : gaybı
3. ve eş şehâdetil : ve şehadet edileni, görüleni
4. kebîru : büyük olan
5. el muteâli : herşeyden üstün, yüce, âlî olan

١٠

سَوَاءٌ مِنْكُمْ مَنْ اَسَرَّ الْقَوْلَ وَمَنْ جَهَرَ بِه وَمَنْ هُوَ مُسْتَخْفٍ بِالَّيْلِ وَسَارِبٌ بِالنَّهَارِ

(10) sevaüm minküm men eserral kavle ve men cehera bihi ve men hüve müstahfim bil leyli ve saribüm bin nehar

sizden müsavidir kim sözünü gizli söylerse kimde onu açıklarsa gece gizlenip gündüz meydana çıkan kimse (o’nun yanında müsavidir)

1. sevâun : birdir, eşittir, musavidir
2. min-kum : sizden
3. men eserre : gizleyen kimse
4. el kavle : söz
5. ve men cehere : ve alenen, açıkça (cehren) söyleyen kimse
6. bi-hî : onu
7. ve men : ve kimse, kim
8. huve : o
9. mustahfin : gizlenen (gizlenmek isteyip gizlenen kimse)
10. bi el leyli : geceleyin
11. ve sâribun : ve dolaşan
12. bi en nehâri : gündüzleyin

١١

لَهُ مُعَقِّبَاتٌ مِنْ بَيْنِ يَدَيْهِ وَمِنْ خَلْفِه يَحْفَظُونَهُ مِنْ اَمْرِ اللّهِ اِنَّ اللّهَ لَا يُغَيِّرُ مَا بِقَوْمٍ حَتّى يُغَيِّرُوا مَا بِاَنْفُسِهِمْ وَاِذَا اَرَادَ اللّهُ بِقَوْمٍ سُوءًا فَلَا مَرَدَّ لَهُ وَمَالَهُمْ مِنْ دُونِه مِنْ وَالٍ

(11) lehu müakkibatüm mim beyni yedeyhi ve min halfihi yehfezünehü min emrillah innellahe la yüğayyiru ma bi kavmin hatta yüğayyiru ma bi enfüsihim ve iza eradellahü bi kavmin suen fe la meradde leh ve ma lehüm min dunihi miv vel

onu takip edenler vardır önünde ve arkasında Allah’ın emri ile onu korurlar şüphesiz (Allah) bir kavmi değiştirmez ancak onlar kendi nefislerindeki hali değiştirmedikçe Allah bir kavme kötülük dilediği zaman artık onu geri çevirecek yoktur ve onlara (Allah’tan) O’ndan başka bir dost yoktur

1. lehu : onun vardır
2. muakkıbâtun : takip edenler
3. min beyni yedey-hi : onun önünden (onun elleri arasından)
4. ve min halfi-hi : ve onun arkasından
5. yahfezûne-hu : onu korurlar, muhafaza ederler
6. min emri allâhi : Allah’ın emrinden
7. innallâhe (inne allâhe) : muhakkak Allah
8. lâ yugayyiru : bozmaz
9. : şey
10. bi kavmin : bir kavim de
11. hattâ : oluncaya kadar
12. yugayyirû : bozarlar
13. mâ bi enfusi-him : nefslerinde olan şeyi
14. ve izâ : ve, olduğu zaman
15. erâde allâhu : Allah diler
16. bi kavmin : bir kavme
17. sûen : bir kötülük, bir ceza
18. fe lâ meredde : artık reddedecek (mani olacak kimse) yoktur
19. lehu : onu
20. ve mâ lehum : ve onlar için yoktur
21. min dûni-hî : ondan başka
22. min vâlin : koruyan bir dost

١٢

هُوَ الَّذى يُريكُمُ الْبَرْقَ خَوْفًا وَطَمَعًا وَيُنْشِىءُ السَّحَابَ الثِّقَالَ

(12) hüvellezi yüri kümül berka havfev ve tameav ve yünşiüs sehabes sikal

O’dur gösteren size korku ve ümit içinde şimşeği ve yüklü bulutları meydana getiren de (O’dur)

1. huve : o
2. ellezî : ki o
3. yurî-kum : size gösterir
4. el berka : şimşek
5. havfen : korku
6. ve tamaan : ve ümit, umut
7. ve yunşiu : ve inşa eder, yapar, dizayn eder
8. es sehâbe : bulutlar
9. es sikâle : ağır, yüklü

١٣

وَيُسَبِّحُ الرَّعْدُ بِحَمْدِه وَالْمَلءِكَةُ مِنْ خيفَتِه وَيُرْسِلُ الصَّوَاعِقَ فَيُصيبُ بِهَا مَنْ يَشَاءُ وَهُمْ يُجَادِلُونَ فِى اللّهِ وَهُوَ شَديدُ الْمِحَا

(13) ve yüsebbihur ra’dü bi hamdihi vel melaiketü min hiyfetih ve yürsilüs savaika fe yüsiybü biha mey yeşaü ve hüm yücadilune fillah ve hüve şedidül mihal

Ra’d (gök gürültüsünü meydana getiren melek) O’nu hamd ile tesbih eder ve diğer melekler de (Allah) korkusundan (tesbih getirirler) yıldırımlar gönderir ve dilediğine onu isabet ettirir ve onlar Allah’ın (bu hikmetli işleri) hususunda mücadele ederler ve O’nun bu şiddeti karşısında durulmaz

1. ve yusebbihu : ve tesbih ederler
2. er ra’du : gök gürültüsü
3. bi hamdi-hi : onu hamd ile
4. ve el melâiketu : ve melekler
5. min hîfeti-hi : onun korkusundan
6. ve yursilu : ve gönderir
7. es savâıka : yıldırımlar
8. fe yusîbu : böylece isabet ettirir
9. bi-hâ : onu
10. men yeşâu : dilediği kimse
11. ve hum : ve onlar
12. yucâdilûne : mücâdele ediyorlar
13. fîllâhi (fî allâhi) : Allah hakkında
14. ve huve : ve o
15. şedîdu : şiddetli, çok kuvvetli
16. el mihâli : mukavemet edilemeyen, dayanılmaz, karşı koyulmaz

Sayfa:250

١٤

لَهُ دَعْوَةُ الْحَقِّ وَالَّذينَ يَدْعُونَ مِنْ دُونِه لَا يَسْتَجيبُونَ لَهُمْ بِشَىْءٍ اِلَّا كَبَاسِطِ كَفَّيْهِ اِلَى الْمَاءِ لِيَبْلُغَ فَاهُ وَمَا هُوَ بِبَالِغِه وَمَا دُعَاءُ الْكَافِرينَ اِلَّا فى ضَلَالٍ

(14) lehu da’vetül hakk vellezine yed’une min dunihi la yestecibune lehüm bi şey’in illa ke basiti keffeyhi ilel mai li yeblüğa fahü ve ma hüve bi baliğih ve ma düaül kafirine illa fi dalal

hak olan davet ancak O’nadır onların (Allah’tan) O’ndan başka yalvardıkları, onların hiçbir şeylerine icabet etmez. Ancak (onların hali) iki avucunu suya uzatan kimse gibidir “ağzına su gelsin” diye o su gelmez kafirlerin duaları ancak sapıklık içinde (yapılan dualardır)

1. lehu : ona (kendisinedir)
2. da’vetu el hakkı : hakkın daveti
3. ve ellezîne : ve o kimseler
4. yed’ûne : dua ederler
5. min dûni-hi : ondan başkasına
6. lâ yestecîbûne : icabet edilmez
7. lehum : onlara
8. bi şey’in : bir şey ile
9. illâ : ancak
10. ke bâsitı : açan gibidir
11. keffey-hi : avucunu
12. ilel mâi (ilâ el mâi) : suya
13. li yebluga : erişmesi için
14. fâ-hu : onun ağzına
15. ve mâ huve : ve o değildir
16. bi : ile
17. bâligı-hi : ona erişen (ulaşan)
18. ve mâ : ve değildir
19. duâu el kâfirîne : kâfirlerin duası
20. illâ : …den başka
21. fî dalâlin : dalâlette, sapıklık içinde

١٥

وَلِلّهِ يَسْجُدُ مَنْ فِى السَّموَاتِ وَالْاَرْضِ طَوْعًا وَكَرْهًا وَظِلَالُهُمْ بِالْغُدُوِّ وَالْاصَالِ

(15) ve lillahi yescüdü men fis semavati vel ardı tav’av ve kerhev ve zilalühüm bil ğudüvvi vel asal

kim varsa Allah’a secde eder göklerde ve yerde ister istemez ve onların gölgeleri de sabah ve ikindiden sonra

1. ve lillâhi (li allâhi) : ve Allah’a
2. yescudu : secde eder
3. men fî es semâvâti : semalarda olanlar
4. ve el ardı : ve yeryüzü
5. tav’an : isteyerek
6. ve kerhen : ve istemeyerek
7. ve zilâlu-hum : ve onların gölgeleri
8. bi el guduvvi : sabahleyin, sabah
9. ve el âsâli : ve akşamleyin, akşam

١٦

قُلْ مَنْ رَبُّ السَّموَاتِ وَالْاَرْضِ قُلِ اللّهُ قُلْ اَفَاتَّخَذْتُمْ مِنْ دُونِه اَوْلِيَاءَ لَا يَمْلِكُونَ لِاَنْفُسِهِمْ نَفْعًا وَلَا ضَرًّا قُلْ هَلْ يَسْتَوِى الْاَعْمى وَالْبَصيرُ اَمْ هَلْ تَسْتَوِىالظُّلُمَاتُ وَالنُّورُ اَمْ جَعَلُوا لِلّهِ شُرَكَاءَ خَلَقُوا كَخَلْقِه فَتَشَابَهَ الْخَلْقُ عَلَيْهِمْ قُلِ اللّهُ خَالِقُ كُلِّ شَىْءٍ وَهُوَ الْوَاحِدُ الْقَهَّارُ

(16) kul mer rabbüs semavati vel erd kulillah kul e fettehaztüm min dunihi evliyae la yemlikune li enfüsihim nef’av ve la darra kul hel yestevil a’ma vel besiyru em hel testeviz zulümatu ven nur em cealu lillahi şürakae haleku ke halkihi fe teşabehel halku aleyhim kulillahü haliku külli şey’iv ve hüvel vahidül kahhar

sor: “göklerin ve yerin Rabbi kim?” “Allah” der, de ki siz (Allah’tan) o’ndan başka dostlar mı edindiniz? kendi nefislerine fayda ve zarar vermeye malik olmayan de ki: bir olur mu? kör ile gören yahut karanlıkla nur bir olur mu? yoksa Allah’a ortaklar yaptılar da onun yarattığı gibi yarattılar da sonra benzettiler bu yaratmayı kendilerince de ki Allah her şeyi yaratandır o, zatında tek ve kahredicidir

1. kul : de
2. men : kim
3. rabbu es semâvâti : semaların (göklerin) Rabbi
4. ve el ardı : ve yer
5. kulillâhu (kul allâhu) : “Allah’tır” de
6. kul : de
7. e fettehaztum : artık siz, …mı edindiniz
8. min dûni-hi : ondan başka
9. evliyâe : evliya, velîler, dostlar
10. lâ yemlikûne : yapamaz, gücü yetmez, malik değil
11. li enfusi-him : kendileri için
12. nef’an : bir yarar, fayda, menfaat
13. ve lâ darren : ve zarar vermez
14. kul : de
15. hel yestevi : bir mi, bir olur mu
16. el a’mâ : âmâ olan, görmeyen
17. ve el basîru : ve gören
18. em : yoksa, veya
19. hel testevî : bir mi, bir olur mu
20. ez zulumâtu : karanlıklar
21. ve en nûru : ve nur
22. em : yoksa, veya
23. cealû : kıldılar, yaptılar
24. lillâhi (li allâhi) : Allah’a
25. şurekâe : ortaklar
26. halakû : yarattılar
27. ke : gibi
28. halkı-hi : onun yaratması
29. fe : böylece
30. teşâbehe : birbirine benzedi, benzer göründü
31. el halku : yaratma
32. aleyhim : onlara
33. kulillâhu (kul allâhu) : “Allah” de
34. hâliku : yaratan
35. kulli şey’in : herşey
36. ve huve : ve o
37. el vâhidu : ek (bir tane)
38. el kahhâru : kahhar olan, en kuvvetli olan, herşeye gücü yeten

١٧

اَنْزَلَ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً فَسَالَتْ اَوْدِيَةٌ بِقَدَرِهَا فَاحْتَمَلَ السَّيْلُ زَبَدًا رَابِيًا وَمِمَّا يُوقِدُونَ عَلَيْهِ فِى النَّارِ ابْتِغَاءَ حِلْيَةٍ اَوْ مَتَاعٍ زَبَدٌ مِثْلُهُ كَذلِكَ يَضْرِبُ اللّهُ الْحَقَّ وَالْبَاطِلَ فَاَمَّا الزَّبَدُ فَيَذْهَبُ جُفَاءً وَاَمَّا مَا يَنْفَعُ النَّاسَ فَيَمْكُثُ فِى الْاَرْضِ كَذلِكَ يَضْرِبُ اللّهُ الْاَمْثَالَ

(17) enzele mines semai maen fe salet evdiyetüm bi kaderiha fahtemeles seylü zebeder rabiya ve mimma yukidune aleyhi fin nari btiğae hilyetin ev metain zebedüm mislüh kezalike yadribüllahül hakka vel batil fe emmez zebedü fe yezhebü cüfaa ve emma ma yenfeun nase fe yemküsü fil ard kezalike yadribüllahül emsal

semadan su indirmiştir sonra su akmış vadileri dolduracak miktarda sonra sel, üste çıkan bir köpük yüklenmiş madenler de yakılır ateş olacak şekilde ziynet veya kullanma eşyası yapmak için suyun (köpüğü) gibi köpük (çıkar) Allah hak ve batıla böyle misal getirir böylece köpük ve cüfe gider amma insanlara faydalı olan ise yerde kalır böylece Allah (size) bu misalleri verir

1. enzele : indirdi
2. min es semâi : gökten
3. mâen : su
4. fe sâlet : böylece akar
5. evdiyetun : vadiler
6. bi kaderi-hâ : miktarınca, ona takdir edilen miktar kadar
7. fahtemele (fe ihtemele) : böylece yüklendi, götürdü, taşıdı
8. es seylu : sel
9. zebeden : köpük
10. râbiyen : üste çıkan, kabaran
11. ve mim-mâ : ve şeyden
12. yûkıdûne : ateşe tutulurlar, yakılırlar
13. aleyhi : ona, üzerinde
14. fî en nâri : ateş içinde, ateşte
15. ibtigâe : istedi
16. hılyetin : süs eşyası
17. ev : veya
18. metâın : meta, eşya
19. zebedun : köpük
20. mislu-hu : onun misali, onun gibi
21. kezâlike : işte böyle
22. yadribu allâhu : Allah örnek verir
23. el hakka : hak
24. ve el bâtıle : ve bâtıl
25. fe emme : ama, fakat
26. ez zebedu : köpük
27. fe yezhebu : fakat, sonra gider
28. cufâen : çözülüp dağılarak
29. ve emmâ : ve ama, fakat
30. : şey
31. yenfau en nâse : insanlara yarar sağlar, faydası olur
32. fe yemkusu : böylece durur, kalır
33. fî el ardı : yeryüzünde
34. kezâlike : böylece
35. yadrıbu allâhu : Allah örnek verir
36. el emsâle : örnekler, misaller

١٨

لِلَّذينَ اسْتَجَابُوا لِرَبِّهِمُ الْحُسْنى وَالَّذينَ لَمْ يَسْتَجيبُوا لَهُ لَوْ اَنَّ لَهُمْ مَا فِى الْاَرْضِ جَميعًا وَمِثْلَهُ مَعَهُ لَافْتَدَوْا بِه اُولءِكَ لَهُمْ سُوءُ الْحِسَابِ وَمَاْويهُمْ جَهَنَّمُ وَبِءْسَ الْمِهَادُ

(18) lillezinestecabu li rabbihimül husna vellezine lem yestecibu lehu lev enne lehüm ma fil erdi cemiav ve mislehu meahu leftedev bih ülaike lehüm suül hisabi ve me’vahüm cehennem ve bi’sel mihad

icabet eden kimselere Rablerinden daha güzeli vardır o’na icabet etmeyenler ise yerde bulunan şeylerin hepsine sahip olsalar ve onun bir misline (daha sahip olsalar) onu fidye olarak verirlerdi hesabın kötüsü onlar içindir onların vardıkları yer cehennemdir ne kötü bir yataktır!

1. lillezînestecâbû : icabet edenler için vardır
2. li rabbi-him : Rab’lerine
3. el husnâ : en güzeli
4. ve ellezîne : ve o kimseler ki
5. lem yestecibû : icabet etmezler
6. lehu : ona
7. lev enne : (eğer, şâyet) gerçekten olsaydı
8. lehum : onlara ait, onların
9. mâ fî el ardı : yeryüzünde olan şeyler
10. cemîan : tümü, hepsi
11. ve misle-hu : ve onun bir misli daha, onun kadar daha
12. mea-hu : onunla beraber
13. leftedev (le iftedev) : fidye verirlerdi
14. bi-hi : onu
15. ulâike : işte onlar
16. lehum : onlar için vardır
17. sûu el hısâbi : sorgulamanın, hesabın en kötüsü
18. ve me’vâ-hum : ve onların barınacağı yer
19. cehennemu : cehennemdir
20. ve bi’se el mihâdu : ve ne kötü yatak, döşek

Sayfa:251

١٩

اَفَمَنْ يَعْلَمُ اَنَّمَا اُنْزِلَ اِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ الْحَقُّ كَمَنْ هُوَ اَعْمى اِنَّمَا يَتَذَكَّرُ اُولُواالْاَلْبَابِ

(19) e fe mey ya’lemü ennema ünzile ileyke mir rabbikel hakku ke men hüve a’ma innema yetezekkeru ülül elbab

Rabbinden sana indirilenin hak olduğunu bilen kimse kör kimse gibi (olur mu?) ancak akıl sahipleri düşünürler

1. e : mi
2. fe men : artık kim
3. ya’lemu : bilir
4. ennemâ : olduğunu
5. unzile : indirildi
6. ileyke : sana
7. min rabbi-ke : senin Rabbinden
8. el hakku : hak
9. ke : gibi
10. men huve : o kimse
11. a’mâ : görmeyen, kör
12. innemâ : sadece, ancak, fakat
13. yetezekkeru : tezekkür eder
14. ûlu el elbâbi : sır sahipleri

٢٠

اَلَّذينَ يُوفُونَ بِعَهْدِ اللّهِ وَلَا يَنْقُضُونَ الْميثَاقَ

(20) ellezine yufune bi ahdillahi ve la yenkudunel misak

onlar ki Allah’ın ahdini yerine getirirler (verdikleri) sözü bozmazlar

1. ellezîne : o kimseler
2. yûfûne : yerine getirirler, ifa ederler
3. bi ahdi allâhi : Allah’ın ahdini
4. ve lâ yenkudûne : ve bozmazlar
5. el misâka : misaki

٢١

وَالَّذينَ يَصِلُونَ مَا اَمَرَ اللّهُ بِه اَنْ يُوصَلَ وَيَخْشَوْنَ رَبَّهُمْ وَيَخَافُونَ سُوءَ الْحِسَابِ

(21) vellezine yesilune ma emerallahü bihi ey yusale ve yahşevne rabbehüm ve yehafune suel hisab

devamını sağlarlar Allah’ın emrettiği o şeyin o da sağlanmış olur Rablerinden haşye duyarlar hesabın kötüsünden de korkarlar

1. ve ellezîne : ve o kimseler
2. yasılûne : ulaştırırlar, vasıl ederler
3. mâ emerallâhu (emre allâhu) : Allah’ın emrettiği şeyi
4. bi-hi : ona
5. en yûsale : ulaştırmak
6. ve yahşevne : ve korkarlar, huşû duyarlar
7. rabbe-hum : onların Rab’leri
8. ve yehâfûne : ve korkarlar
9. sûe el hisâbi : kötü hesap

٢٢

وَالَّذينَ صَبَرُوا ابْتِغَاءَ وَجْهِ رَبِّهِمْ وَاَقَامُوا الصَّلوةَ وَاَنْفَقُوا مِمَّا رَزَقْنَاهُمْ سِرًّا وَعَلَانِيَةً وَيَدْرَؤُنَ بِالْحَسَنَةِ السَّيِّءَةَ اُولءِكَ لَهُمْ عُقْبَى الدَّارِ

(22) vellezine saberubtiğae vechi rabbihim ve ekamus salate ve enfeku mimma razaknahüm sirrav ve alaniyetev ve yedraune bil hasenetis seyyiete ülaike lehüm ukbed dar

o kimseler ki Rablerinin zatını talep edip sabrederler ve namazı dosdoğru kılarlar verdiklerimizden infak ederler kendilerine rızık olarak gizli ve aşikar def ederler kötülüğü iyilik ile sonucu (iyi olan) yurt işte bunlarındır

1. vellezîne (ve ellezîne) : ve o kimseler
2. saberû : sabrettiler
3. ibtigâe : istedi
4. vechi rabbi-him : Rab’lerinin yüzünü, Zat’ını
5. ve ekâmû es salâte : ve namazı ikame ettiler
6. ve enfekû : ve infâk ettiler
7. mim-mâ : şey(ler)den
8. rezaknâ-hum : onları rızıklandırdık
9. sirren : gizli olarak
10. ve alâniyeten : ve açık olarak
11. ve yedreûne : ve giderirler, savarlar
12. bi el haseneti es seyyiete : kötülüğü iyilik ile
13. ulâike : işte onlar
14. lehum : onlar için vardır
15. ukbe ed dâri : (bu) diyarın (bu dünyanın) sonucu

٢٣

جَنَّاتُ عَدْنٍ يَدْخُلُونَهَا وَمَنْ صَلَحَ مِنْ ابَاءِهِمْ وَاَزْوَاجِهِمْ وَذُرِّيَّاتِهِمْ وَالْمَلءِكَةُ يَدْخُلُونَ عَلَيْهِمْ مِنْ كُلِّ بَابٍ

(23) cennatü adniy yedhuluneha ve men saleha min abaihim ve ezvacihim ve zürriyyatihim vel melaiketü yedhulune aleyhim min külli bab

adn cennetleri, oraya gireceklerdir kendilerini ıslah etmiş atalarından zevcelerinden ve zürriyetlerinden (gelenler) ve melekler gireceklerdir onların yanlarına her kapıdan

1. cennâtu : cennetler
2. adnin : adn
3. yedhulûne-hâ : ona girerler
4. ve men : ve kim
5. salaha : salih oldu, salâha ulaştı
6. min âbâi-him : babalarından
7. ve ezvâci-him : ve onların eşlerinden
8. ve zurriyyâti-him : ve onların zürriyetlerinden
9. ve el melâiketu : ve melekler
10. yedhulûne : girerler
11. aleyhim : onlara, onların yanına
12. min kulli : her …den, hepsinden
13. bâbin : kapı

٢٤

سَلَامٌ عَلَيْكُمْ بِمَا صَبَرْتُمْ فَنِعْمَ عُقْبَى الدَّارِ

(24) selamün aleyküm bima sabertüm fe ni’me ukbed dar

size selam olsun! sabrettiğinizden dolayı sonucu en güzel olan yurt da (sizin olsun!)

1. selâmun : selâm olsun
2. aleykum : sizin üzerinize, size
3. bi mâ : sebebiyle, …den dolayı
4. sabertum : sabrettiniz
5. fe : artık, işte, böyle, bundan sonra
6. ni’me : ne güzel
7. ukbe ed dâri : yurdun sonu

٢٥

وَالَّذينَ يَنْقُضُونَ عَهْدَ اللّهِ مِنْ بَعْدِ ميثَاقِه وَيَقْطَعُونَ مَا اَمَرَ اللّهُ بِه اَنْ يُوصَلَ وَيُفْسِدُونَ فِى الْاَرْضِ اُولءِكَ لَهُمُ اللَّعْنَةُ وَلَهُمْ سُوءُ الدَّارِ

(25) vellezine yenkudune ahde llahi min ba’di misakihi ve yaktaune ma emarallahü bihi ey yusale ve yüfsidune fil erdi ülaike lehümül la’netü ve lehüm suüd dar

o kimseler ki ahdini bozarlar Allah’a söz verdikten sonra ve Allah’ın emrettiği akrabalık bağlarını koparanlar ve yeryüzünü fesata verenler işte bunlara lanet vardır onlar için yurdun kötüsü (vardır)

1. ve ellezîne : ve o kimseler ki
2. yankudûne : bozarlar
3. ahdallâhi (ahde allâhi) : Allah’ın ahdini
4. min ba’di : …dan sonra
5. mîsâkı-hi : onun misaki
6. ve yaktaûne : ve keserler
7. mâ emere allâhu : Allah’ın emrettiği şeyi
8. bi-hi : ona
9. en yûsale : ulaştırılmak
10. ve yufsidûne : ve fesat çıkarırlar
11. fî el ardı : yeryüzünde
12. ulâike : işte onlar
13. lehum el la’netu : lânet onlaradır
14. ve lehum : ve onlarındır, onlar için vardır
15. sûu ed dâri : yurdun kötüsü

٢٦

اَللّهُ يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَنْ يَشَاءُ وَيَقْدِرُ وَفَرِحُوا بِالْحَيوةِ الدُّنْيَا وَمَا الْحَيوةُ الدُّنْيَا فِى الْاخِرَةِ اِلَّا مَتَاعٌ

(26) allahü yebsütur rizka li mey yeşaü ve yakdir ve ferihu bil hayatid dünya ve mel hayatüd dünya fil ahirati illa meta’

Allah dilediği kimsenin rızkını genişletir, daraltır sevinirler onlar dünya hayatıyla dünya hayatı ahiretin yanında ancak bir geçim metaıdır

1. allâhu : Allah
2. yebsutu er rızka : rızkı genişletir
3. li men yeşâu : dilediği kimseye
4. ve yakdiru : ve daraltır (az bir ölçü takdir eder)
5. ve ferihû : ve sevinirler (ferahlanırlar)
6. bi el hayâti ed dunyâ : dünya hayatı ile
7. ve mâ el hayâtu ed dunyâ : ve dünya hayatı değildir
8. fî el âhıreti : ahirette, ahiret hayatı yanında
9. illâ : …den başka
10. metâun : bir meta (geçici faydalanılan şey)

٢٧

وَيَقُولُ الَّذينَ كَفَرُوا لَوْلَا اُنْزِلَ عَلَيْهِ ايَةٌ مِنْ رَبِّه قُلْ اِنَّ اللّهَ يُضِلُّ مَنْ يَشَاءُ وَيَهْدى اِلَيْهِ مَنْ اَنَابَ

(27) ve yekulüllezine keferu lev la ünzile aleyhi ayetüm mir rabbih kul innellahe yüdillü mey yeşaü ve yehdi ileyhi men enab

küfreden kimseler dediler ”ona Rabbinden bir mucize indirilse ya!” de ki şüphesiz Allah dilediği kimseyi şaşırtır ve kendine yöneleni de hidayete erdirir

1. ve yekûlu : ve der(ler)
2. ellezîne keferû : inkâr eden kimseler
3. lev lâ : olmasaydı, olsa olmaz mıydı, değil miydi
4. unzile : indirildi
5. aleyhi : ona
6. âyetun : bir âyet, mucize
7. min rabbi-hi : onun Rabbinden
8. kul : de
9. inne allâhe : muhakkak Allah
10. yudillu : saptırır (dalâlette bırakır)
11. men yeşâu : dilediği kimseyi
12. ve yehdî : ve hidayete erdirir (ulaştırır)
13. ileyhi : ona
14. men enâbe : dönen, yönelen kimse

٢٨

اَلَّذينَ امَنُوا وَتَطْمَءِنُّ قُلُوبُهُمْ بِذِكْرِ اللّهِ اَلَا بِذِكْرِ اللّهِ تَطْمَءِنُّ الْقُلُوبُ

(28) ellezine amenu ve tatmeinü kulubühüm bi zikrillah e la bi zikrillahi tatmeinül kulub

o kimseler ki iman etmişlerdir ve kalpler ancak Allah’ın zikri ile huzur bulur dikkat edin! Allah’ın zikri ile kalpler ancak yatışır

1. ellezîne âmenû : Allah’a ulaşmayı dileyen, âmenû olan kimseler
2. ve tatmainnu : ve mutmain olur, tatmin olur
3. kulûbu-hum : onların kalpleri
4. bi zikri allâhi : Allah’ın zikri ile
5. e lâ : öyle değil mi
6. bi zikrillâhi (zikri allâhi) : Allah’ın zikri ile
7. tatmainnu el kulûbu : kalpler tatmin (mutmain) olur

Sayfa:252

٢٩

اَلَّذينَ امَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ طُوبى لَهُمْ وَحُسْنُ مَابٍ

(29) ellezine amenu ve amilus salihati tuba lehüm ve husnü meab

iman edip salih amel işleyenlere mutluluk ve onlara yurdun güzeli (vardır)

1. ellezîne âmenû : âmenû olan kimseler
2. ve amilû es sâlihâti : ve salih amel işleyenler
3. tûbâ : çok güzel, en güzel, ne hoş, gözü aydın, ne mutlu
4. lehum : onlar için, onlara
5. ve husnu : ve en güzeli
6. meâbin : dönüş, dönme yeri, sığınak

٣٠

كَذلِكَ اَرْسَلْنَاكَ فى اُمَّةٍ قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِهَا اُمَمٌ لِتَتْلُوَا عَلَيْهِمُ الَّذى اَوْحَيْنَا اِلَيْكَ وَهُمْ يَكْفُرُونَ بِالرَّحْمنِ قُلْ هُوَ رَبّى لَااِلهَ اِلَّا هُوَ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَاِلَيْهِ مَتَابِ

(30) kezalike erselnake fi ümmetin kad halet min kabliha ümemül litetlüve aleyhimül lezi evhayna ileyke ve hüm yekfürune bir rahman kul hüve rabbi la ilahe illa hu aleyhi tevekkeltü ve ileyhi metab

böylece seni gönderdik bir ümmet içinde gerçekten geçti onlardan önce ümmetler onlara okuyasın sana vahy olunanı ve onlar rahman’ı inkar ediyorlardı de ki o benim Rabbimdir ondan başka ilah yoktur ben o’na dayandım ve tövbem de o’nadır

1. kezâlike : böyle, böylece, öyle
2. erselnâ-ke : seni gönderdik
3. fî ummetin : bir ümmetin içine
4. kad : oldu
5. halet : gelip geçti
6. min kabli-hâ : ondan önce
7. umemun : ümmetler
8. li tetluve : okuman için
9. aleyhim : onlara
10. ellezî : ki onu
11. evhaynâ : biz vahyettik
12. ileyke : sana
13. ve hum yekfurûne : ve onlar inkâr ederler
14. bir rahmâni : Rahmân’ı
15. kul : de
16. huve : o
17. rabbî : benim Rabbim
18. lâ ilâhe : ilâh yoktur
19. illâ hûve : ondan başka
20. aleyhi : ona
21. tevekkeltu : ben tevekkül ettim
22. ve ileyhi : ve ona
23. metâbi : benim tövbem, dönüşüm (tövbesi kabul edilmiş olarak dönüşüm)

٣١

وَلَوْ اَنَّ قُرْانًا سُيِّرَتْ بِهِ الْجِبَالُ اَوْ قُطِّعَتْ بِهِ الْاَرْضُ اَوْ كُلِّمَ بِهِ الْمَوْتى بَلْ لِلّهِ الْاَمْرُ جَميعًا اَفَلَمْ ياَيَْسِ الَّذينَ امَنُوا اَنْ لَوْ يَشَاءُ اللّهُ لَهَدَى النَّاسَ جَميعًا وَلَا يَزَالُ الَّذينَ كَفَرُوا تُصيبُهُمْ بِمَا صَنَعُوا قَارِعَةٌ اَوْ تَحُلُّ قَريبًا مِنْ دَارِهِمْ حَتّى يَاْتِىَ وَعْدُ اللّهِ اِنَّ اللّهَ لَا يُخْلِفُ الْميعَادَ

(31) ve lev enne kur’anen süyyirat bihil cibalü ev kuttiat bihil erdu ev küllime bihil mevta bel lillahil emru cemia e fe lem ye’yesil lezine amenu el lev yeşaüllahü le heden nase cemia ve la yezalüllezine keferu tüsiybühüm bi ma saneu kariatün ev tehullü karibem min darihim hatta ye’tiye va’düllah innellahe la yuhlifül miad

bu Kuran ki: onun ile dağlar yürütülse veya onunla arz parçalansa veya onun ile ölüler konuşturulsa fakat bütün emirler Allah’ındır ümitsizliğe mi düştüler? iman edenler eğer Allah dileseydi bütün insanları hidayete erdirirdi küfreden kimselere isabet etmeye devam edecektir yaptıklarından dolayı çok ağır belalar yahut konacaktır onların yurtlarının yakınlarına nihayet Allah’ın vaadi gelecektir şüphesiz Allah vaadinden dönmez

1. ve lev enne : ve eğer gerçekten olsaydı
2. kur’ânen : Kur’ân
3. suyyiret : yürüttü
4. bi-hi : onunla
5. el cibâlu : dağlar
6. ev : veya, yahut
7. kuttıat : yarıldı (parçalandı)
8. bi-hi : onunla
9. el ardu : yer
10. ev : veya, yahut
11. kullime : konuşturuldu
12. bi-hi : onunla
13. el mevtâ : ölüler
14. bel : fakat, ama
15. li allâhi : Allah’ın, Allah’a ait
16. el emru : emir, işler
17. cemîan : bütün, hepsi
18. e fe lem : hâlâ olmadı mı
19. ye’yesi : ümidini kesiyor
20. ellezîne âmenû : âmenû olan kimseler
21. en : olması
22. lev : eğer, ise
23. yeşâu allâhu : Allah diler
24. le hede en nâse : elbette insanları hidayete erdirir
25. cemîan : tümünü, hepsini
26. ve lâ yezâlu : ve zail olmaz, devam eder
27. ellezîne keferû : inkâr eden kimseler
28. tusîbu-hum : onlara isabet eder
29. bi-mâ : sebebiyle
30. sanaû : yaptılar
31. kâriatun : büyük bir musîbet (ceza), felâket
32. ev : veya
33. tehullu : gelir, iner, girer, hulul eder
34. karîben : yakın
35. min dâri-him : yurtlarından, evlerinden (yurtlarına, evlerine)
36. hattâ : oluncaya kadar
37. ye’tiye : gelir
38. va’du allâhi : Allah’ın vaadi
39. inne allâhe : muhakkak Allah
40. lâ yuhlifu el mîâde : vaadinden dönmez

٣٢

وَلَقَدِ اسْتُهْزِءَ بِرُسُلٍ مِنْ قَبْلِكَ فَاَمْلَيْتُ لِلَّذينَ كَفَرُوا ثُمَّ اَخَذْتُهُمْ فَكَيْفَ كَانَ عِقَابِ

(32) ve lekadistühzie bi rusülim min kablike fe emleytü lillezine keferu sümme ehaztühüm fe keyfe kane ikab

gerçekten alay edildi senden önceki resullerle de sonra ben küfredenlere mühlet veririm sonra da onları yakalarım ve (benim) azabım nasıl olurmuş!

1. ve lekad : ve andolsun ki
2. istuhzie : alay edildi
3. bi rusulin : resûller ile
4. min kabli-ke : senden önce
5. fe : o zaman, fakat
6. emleytu : ben mühlet (süre) verdim
7. lillezîne (li ellezîne) : o kimselere
8. keferû : inkâr ettiler
9. summe : sonra
10. ehaztu-hum : onları helâk ettim, aldım, yakaladım
11. fe : artık, bundan sonra, o zaman, böylece
12. keyfe : nasıl
13. kâne : oldu
14. ıkâbi : ikabım, cezam (azabım)

٣٣

اَفَمَنْ هُوَ قَاءِمٌ عَلى كُلِّ نَفْسٍ بِمَا كَسَبَتْ وَجَعَلُوا لِلّهِ شُرَكَاءَ قُلْ سَمُّوهُمْ اَمْ تُنَبِّؤُنَهُ بِمَا لَا يَعْلَمُ فِى الْاَرْضِ اَمْ بِظَاهِرٍ مِنَ الْقَوْلِ بَلْ زُيِّنَ لِلَّذينَ كَفَرُوا مَكْرُهُمْ وَصُدُّوا عَنِ السَّبيلِ وَمَنْ يُضْلِلِ اللّهُ فَمَا لَهُ مِنْ هَادٍ

(33) e fe men hüve kaimün ala külli nefsim bima kesebet ve cealu lillahi şüraka’ kul semmuhüm em tünebbiunehu bima la ya’lemü fil erdi em bi zahirim minel kavl bel züyyine lillezine keferu mekruhüm ve suddu anis sebil ve mey yudlilillahü fe ma lehu min had

daimi gözcü olan, gözetleyen zat (ile diğerleri bir tutulur) mu? bütün nefislerin yapmış oldukları ve Allah’a ortak yaptıkları. De ki: “onların isimlerini söyleyin” yoksa o’na haber mi vereceksiniz? yeryüzünde bilmediği bir şeyi yahut zahire çıkan bir söz olsun (diye mi?) doğrusu süslü gösterdi kafirlere mekirleri ve doğru yoldan saptırıldılar Allah kimi saptırırsa onu hidayete erdirecek yoktur

1. e fe men : artık kim, …mi
2. huve : o
3. kâimun : kaim olan, her yapılan işin başında bulunan, daima haberdar olan, herşeyi derecelendiren
4. alâ : üzerine
5. kulli : hepsi, bütün
6. nefsin : nefs
7. bi mâ kesebet : kazandığı şeylere
8. ve cealû : ve kıldılar
9. lillâhi (li allâhi) : Allah’a
10. şurekâe : ortaklar
11. kul : de
12. semmû-hum : onları isimlendirin (onları isimleri ile davet edin)
13. em tunebbiûne-hu : yoksa ona haber mi veriyorsunuz
14. bi mâ : şeyi
15. lâ ya’lemu : bilmiyor
16. fî el ardı : yeryüzünde
17. em : yoksa, veya
18. bi zâhirin : zahir olan
19. min el kavli : sözden, sözün
20. bel : hayır, fakat
21. zuyyine : süslü gösterildi
22. lillezîne (li ellezîne) : o kimselere
23. keferû : inkâr ettiler
24. mekru-hum : onların hileleri, tuzakları
25. ve suddû : ve men edilirler, saptırılırlar
26. an es sebîli : yoldan
27. ve men yudlili allâhu : ve Allah kimi saptırırsa
28. fe mâ lehu : artık onun için yoktur
29. min hâdin : bir hidayet eden, hidayetçi

٣٤

لَهُمْ عَذَابٌ فِى الْحَيوةِ الدُّنْيَا وَلَعَذَابُ الْاخِرَةِ اَشَقُّ وَمَا لَهُمْ مِنَ اللّهِ مِنْ وَاقٍ

(34) lehüm azabün fil hayatiddünya ve le azabül ahirati eşakku ve ma lehüm minellahi miv vak

onlara azap (vardır) dünya hayatında ve ahirette ise daha şiddetli azap (vardır) onları Allah’tan koruyacak da yoktur

1. lehum : onlar için vardır
2. azâbun : bir azap
3. fîl hayâti ed dunyâ : dünya hayatında
4. ve le azâbu el âhıreti : ve elbette ahiret azabı
5. eşakku : daha güç, daha meşakkatli
6. ve mâ lehum : ve onlar için yoktur
7. min allâhi : Allah’tan
8. min vâkın : koruyucu(lardan bir koruyucu)

Sayfa:253

٣٥

مَثَلُ الْجَنَّةِ الَّتى وُعِدَ الْمُتَّقُونَ تَجْرى مِنْ تحْتِهَا الْاَنْهَارُ اُكُلُهَا دَاءِمٌ وَظِلُّهَا تِلْكَ عُقْبَى الَّذينَ اتَّقَوْا وَعُقْبَى الْكَافِرينَ النَّارُ

(35) meselül cennetilleti vüidel müttekun tecri min tahtihel enhar ükülüha daimüv ve zillüha tilke ukbellezinettekav ve ukbel kafirinen nar

cennetin misali muttaki olanlara vaat edilen altından nehirler akan yemişleri daimi gölgesi de öyle işte akıbet sakınanlarındır kafirlerin de akıbeti ateştir

1. meselu el cenneti elletî : o cennetin örneği, durumu, gibi
2. vuide el muttekûne : takva sahiplerine vaadedilen
3. tecrî : akar
4. min tahti-hâ : onun altından
5. el enhâru : nehirler
6. ukulu-hâ : onun meyvesi
7. dâimun : süreklidir, daimîdir
8. ve zillu-hâ : ve onun gölgesi
9. tilke : işte bu
10. ukbâ ellezîne ittekav : takva sahiplerinin sonu
11. ve ukbâ el kâfirîne : ve inkâr edenlerin sonu
12. en nâru : ateş

٣٦

وَالَّذينَ اتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ يَفْرَحُونَ بِمَا اُنْزِلَ اِلَيْكَ وَمِنَ الْاَحْزَابِ مَنْ يُنْكِرُ بَعْضَهُ قُلْ اِنَّمَا اُمِرْتُ اَنْ اَعْبُدَ اللّهَ وَلَا اُشْرِكَ بِه اِلَيْهِ اَدْعُوا وَاِلَيْهِ مَابِ

(36) vellezine ateynahümül kitabe yefrahune bima ünzile ileyke ve minel ahzabi mey yünkiru ba’dah kul innema ümirtü en a’büdellahe ve la üşrike bih ileyhi ed’u ve ileyhi meab

kendilerine kitap verdiklerimiz ferah oluyorlar sana indirilen ayetlerden fırkalardan bazıları da inkar ediyorlar de ben ancak Allah’a kulluk etmekle ve o’na şirk koşmamakla emir olundum o’na davet ederim yönelişim de o’nadır

1. vellezîne (ve ellezîne) : ve o kimseler
2. âteynâ-hum : onlara verdik
3. el kitâbe : kitap
4. yefrehûne : sevinirler
5. bimâ unzile : indirilen şeye
6. ileyke : sana
7. ve min el ahzâbi : ve taraftarlardan, gruplardan, hiziplerden
8. men yunkiru : inkâr eden kimseler
9. ba’da-hu : onun bir kısmı
10. kul : de
11. innemâ : sadece, yalnız
12. umirtu : ben emrolundum, bana emredildi
13. en a’bude allâhe : benim Allah’a kul olmam
14. ve lâ uşrike : ve ben şirk koşmam
15. bi-hi : ona
16. ileyhi : ona
17. ed’û : ben davet ederim
18. ve ileyhi : ve ona, o
19. meâbi : meabım, dönüş yerim, dönüşüm, sığınağım

٣٧

وَكَذلِكَ اَنْزَلْنَاهُ حُكْمًا عَرَبِيًّا وَلَءِنِ اتَّبَعْتَ اَهْوَاءَهُمْ بَعْدَ مَا جَاءَكَ مِنَ الْعِلْمِ مَالَكَ مِنَ اللّهِ مِنْ وَلِىٍّ وَلَا وَاقٍ

(37) ve kezalike enzelnahü hukmen arabiyya ve leinitteba’te ehvaehüm ba’de ma caeke minel ilmi ma leke minellahi miv veliyyiv ve la vak

böylece onu indirdik arapça bir hüküm olarak yemin olsun, eğer sen uyarsan onların hevalarına sana gelen bir ilimden sonra Allah’tan sana ne bir dost ne de bir koruma yoktur

1. ve kezâlike : ve işte böyle, böylece
2. enzelnâ-hu : onu biz indirdik
3. hukmen : bir hüküm olarak
4. arabiyyen : Arapça
5. ve le initteba’te (in itteba’te) : ve elbette tâbî olursan
6. ehvâe-hum : onların hevalarına (heveslerine)
7. ba’de : sonra
8. mâ câe-ke : sana gelen şey
9. min el ilmi : ilimden
10. mâ leke : senin yoktur
11. min allâhi : Allah’tan
12. min veliyyin : bir velî, dost
13. ve lâ vâkın : ve bir koruyucu yoktur

٣٨

وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا رُسُلًا مِنْ قَبْلِكَ وَجَعَلْنَا لَهُمْ اَزْوَاجًا وَذُرِّيَّةً وَمَاكَانَ لِرَسُولٍ اَنْ يَاْتِىَ بِايَةٍ اِلَّا بِاِذْنِ اللّهِ لِكُلِّ اَجَلٍ كِتَابٌ

(38) ve le kad erselna rusülem min kablike ve cealna lehüm ezvacev ve zürriyyeh ve ma kane li rasulin ey ye’tiye bi ayetin illa bi iznillah li külli ecelin kitab

gerçekten gönderdik senden önce resüller onlara da verdik zevce ve evlat hiçbir resül mucize getirmez Allah’ın izni olmadıkça her ecel için bir yazı (vardır)

1. ve lekad : ve andolsun
2. erselnâ : biz gönderdik
3. rusulen : resûller
4. min kabli-ke : senden önce
5. ve cealnâ : ve kıldık
6. lehum ezvâcen : onlara eşler
7. ve zurriyyeten : ve zürriyet, nesil, çocuklar
8. ve mâ kâne : ve değildir, olmaz
9. li resûlin : bir resûl için
10. en ye’tiye bi : getirmesi
11. âyetin : bir âyet
12. illâ : …den başka, ancak, olmaksızın, olmadan
13. bi izni allâhi : Allah’ın izni ile
14. li kulli ecelin : her zaman için vardır
15. kitâbun : bir kitap

٣٩

يَمْحُوااللّهُ مَايَشَاءُ وَيُثْبِتُ وَعِنْدَهُ اُمُّ الْكِتَابِ

(39) yemhullahü ma yeşaü ve yüsbit ve indehu ümmül kitab

Allah mahveder ve dilediğini de bırakır kitabın aslı o’nun katındadır

1. yemhû : siler (mahveder, yok eder), imha eder
2. allâhu : Allah
3. mâ yeşâu : dilediği şeyi
4. ve yusbitu : ve sabit kılar, bırakır, tespit eder
5. ve inde-hu : ve onun katında, yanında, indinde, nezdinde
6. ummu el kitâbi : ana kitap

٤٠

وَاِنْ مَا نُرِيَنَّكَ بَعْضَ الَّذى نَعِدُهُمْ اَوْ نَتَوَفَّيَنَّكَ فَاِنَّمَا عَلَيْكَ الْبَلَاغُ وَعَلَيْنَا الْحِسَابُ

(40) ve im ma nüriyenneke ba’dal lezi neidühüm ev neteveffeyenneke fe innema aleykel belağu ve aleynel hisab

bir kısmını sana göstersek de onlara vaat ettiğimiz (azabın) yahut senin canını alsak da ancak senin üzerine (düşen) tebliğdir hesapta bize aittir

1. ve in mâ : ve eğer, şâyet, ya (veya)
2. nuriyenne-ke : sana gösteririz
3. ba’da : bazı, bir kısmı
4. ellezî neidu-hum : onlara vaadettiğimizi
5. ev neteveffeyenne-ke : veya seni vefat ettiririz
6. fe innemâ : sadece
7. aleyke el belâgu : tebliğ senin üzerine
8. ve aleynâ el hisâbu : ve hesap bizim üzerimize, bize ait

٤١

اَوَ لَمْ يَرَوْا اَنَّا نَاْتِى الْاَرْضَ نَنْقُصُهَا مِنْ اَطْرَافِهَا وَاللّهُ يَحْكُمُ لَا مُعَقِّبَ لِحُكْمِه وَهُوَ سَريعُ الْحِسَابِ

(41) e ve lem yerav enna ne’til erda nenkusuha min atrafiha vallahü yahkümü la müakkibe li hukmih ve hüve seriul hisab

onlar görmüyorlar mı? biz, arza geliyor (ve) onun etrafından eksilip duruyoruz Allah hükmünü verir yetişip çevirecek yoktur o’nun hükmünü ve o, çabuk hesap görendir

1. e ve lem yerev : görmüyorlar mı
2. ennâ : nasıl
3. ne’ti : geliyoruz
4. el arda : arz, yeryüzü
5. nenkusu-hâ : onu eksiltiyoruz
6. min etrâfi-hâ : onun çevresinden, etrafından
7. vallâhu (ve allâhu) : ve Allah
8. yahkumu : hükmeder, hüküm verir
9. lâ muakkıbe : takip eden, kontrol eden, bozacak yoktur
10. li hukmi-hî : onun hükmünü
11. ve huve : ve o
12. serîu el hısâbi : hesabı çabuk gören

٤٢

وَقَدْ مَكَرَ الَّذينَ مِنْ قَبْلِهِمْ فَلِلّهِ الْمَكْرُ جَميعًا يَعْلَمُ مَاتَكْسِبُ كُلُّ نَفْسٍ وَسَيَعْلَمُ الْكُفَّارُ لِمَنْ عُقْبَى الدَّارِ

(42) ve kad mekerallezine min kablihim fe lillahil mekru cemia ya’lemü ma teksibü küllü nefs ve seya’lemül küffaru li men ukbed dar

onlardan öncekiler de hile yaptılar fakat Allah’a aittir bütün mekirler bütün nefislerin yapacaklarını bilir kafirler de ilerde bilecekler akıbet yurdunun kimin olduğunu

1. ve kad : ve olmuştur
2. mekere : hile, tuzak kurdu
3. ellezîne min kabli-him : onlardan önceki kimseler
4. fe lillâhi (li allâhi) : oysa Allah’a aittir
5. el mekru : hile
6. cemîan : tümü, hepsi
7. ya’lemu : bilir
8. mâ teksibu : kazandığı şey
9. kullu : her, hepsi, bütün
10. nefsin : nefs
11. ve se ya’lemu : ve yakında bilecek
12. el kuffâru : kâfirler
13. li men : kimin
14. ukbe ed dâri : yurdun sonu

Sayfa:254

٤٣

وَيَقُولُ الَّذينَ كَفَرُوا لَسْتَ مُرْسَلًا قُلْ كَفى بِاللّهِ شَهيدًا بَيْنى وَبَيْنَكُمْ وَمَنْ عِنْدَهُ عِلْمُ الْكِتَابِ

(43) ve yekulüllezine keferu leste mürsela kul kefa billahi şehidem beyni ve beyneküm ve men inde hu ilmül kitab

küfredenler diyorlar “(sen Allah tarafından) gönderilmiş değilsin” de ki şahit olarak Allah kafidir benimle sizin aranızda bir de yanlarında bulunan (Allah’ın) o’nun kitabından ilmi olanlar da (şahittir)

1. ve yekûlu : ve derler, diyorlar
2. ellezîne keferû : inkâr eden kimseler, kâfir olanlar
3. leste : sen değilsin
4. murselen : resûl olarak gönderilmiş
5. kul : de
6. kefâ : kâfi
7. billâhi (bi allâhi) : Allah
8. şehîden : şahit olarak
9. beynî : benimle
10. ve beyne-kum : ve sizin aranızda
11. ve men : ve kim, kimse
12. inde-hu : onun yanında, indinde
13. ilmu el kitâbi : kitabın ilmi

14-İBRAHİM

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ

١

الر كِتَابٌ اَنْزَلْنَاهُ اِلَيْكَ لِتُخْرِجَ النَّاسَ مِنَ الظُّلُمَاتِ اِلَى النُّورِ بِاِذْنِ رَبِّهِمْ اِلى صِرَاطِ الْعَزيزِ الْحَميدِ

(1) elif lam ra kitabün enzelnahü ileyke li tuhricen nase minez zulümati ilen nuri bi izni rabbihim ila sıratil azizil hamid

elif – lam ra bir kitap ki o’nu sana indirdik insanları karanlıktan nura çıkarmak için Rablerinin izni ile (Allah’ın) yoluna güçlü ve övülmeye layık olan

1. elif lâm râ : elif lâm râ
2. kitâbun : bir kitaptır
3. enzelnâ-hu : onu indirdik
4. ileyke : sana
5. li tuhrice en nâse : insanları çıkarman için
6. min ez zulûmâti : zulmetten, karanlıklardan
7. ilâ en nûri : nura
8. bi izni : izni ile
9. rabbi-him : Rab’lerinin
10. ilâ sırâtı : yola
11. el azîzi : azîz olan, izzet sahibi olan
12. el hamîdi : kendisine hamdedilen

٢

اَللّهِ الَّذى لَهُ مَا فِى السَّموَاتِ وَمَا فِى الْاَرْضِ وَوَيْلٌ لِلْكَافِرينَ مِنْ عَذَابٍ شَديدٍ

(2) allahüllezi lehu ma fis semavati ve ma fil ard ve veylül lil kafirine min azabin şedid

Allah’ındır göklerde ne var, yerde ne varsa hepsi yazıklar olsun kafirlere şiddetli bir azaptan dolayı

1. allâhi : Allah
2. ellezî : o ki
3. lehu : onundur
4. : şeyler
5. fî es semâvâti : göklerde, semalarda
6. ve mâ : ve şeyler
7. fî el ardı : yerde
8. ve veylun : ve vay haline, yazıklar olsun
9. li el kâfirîne : inkâr edenler, kâfirler için, kâfirlere
10. min azâbin : (azaplardan bir) azap
11. şedîdin : şiddetli

٣

اَلَّذينَ يَسْتَحِبُّونَ الْحَيوةَ الدُّنْيَا عَلَى الْاخِرَةِ وَيَصُدُّونَ عَنْ سَبيلِ اللّهِ وَيَبْغُونَهَا عِوَجًا اُولءِكَ فى ضَلَالٍ بَعيدٍ

(3) ellezine yestehibbunel hayated dünya alel ahirati ve yesuddune an sebilillahi ve yebğuneha iveca’ ülaike fi dalalim beiyd

onlar o kimseler ki dünya hayatını severler ahirete karşı Allah’ın yolundan çevirirler ve yolun eğrilmesini isterler işte bunlar uzak bir sapıklık içindedirler

1. ellezîne : o kimseler, onlar
2. yestehıbbûne : tercih ederler, severler
3. el hayâte ed dunyâ : dünya hayatını
4. alâ el âhıreti : ahirete
5. ve yasuddûne : ve alıkoyarlar
6. an sebîli allâhi : Allah’ın yolundan
7. ve yebgûne-hâ : ve onu isterler
8. ivecen : eğrilik
9. ulâike : işte onlar
10. : içinde
11. dalâlin : dalâlet
12. baîdin : uzak

٤

وَمَا اَرْسَلْنَا مِنْ رَسُولٍ اِلَّا بِلِسَانِ قَوْمِه لِيُبَيِّنَ لَهُمْ فَيُضِلُّ اللّهُ مَنْ يَشَاءُ وَيَهْدى مَنْ يَشَاءُ وَهُوَ الْعَزيزُ الْحَكيمُ

(4) ve ma erselna mir rasulin illa bi lisani kavmihi li yübeyyine lehüm fe yüdillüllahü mey yeşaü ve yehdi mey yeşa’ ve hüvel azizül hakim

biz hiçbir peygamber göndermedik ki kendi kavminin lisanı ile onlara açıkça anlatmasın artık Allah dilediği kimseyi sapıklıkta bırakır dilediği kimseyi de hidayete erdirir o, galip mutlak (ve) hikmet sahibidir

1. ve mâ erselnâ : ve biz göndermedik
2. min resûlin : resûlden (resûl olarak)
3. illâ : ancak, dışında
4. bi lisâni : lisanı ile
5. kavmi-hi : onun kavmi
6. li yubeyyine : anlatması için, beyan etsin diye
7. lehum : onlara
8. fe : artık, bundan sonra
9. yudillu allâhu : Allah dalâlette bırakır
10. men yeşâu : dilediği kimseyi
11. ve yehdî : ve hidayete erdirir, ulaştırır
12. men yeşâu : dilediği kimseyi
13. ve huve : ve o
14. el azîzu : izzet sahibi, azîz olandır
15. el hakîmu : hikmet sahibidir, hüküm sahibidir

٥

وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا مُوسى بِايَاتِنَا اَنْ اَخْرِجْ قَوْمَكَ مِنَ الظُّلُمَاتِ اِلَى النُّورِ وَذَكِّرْهُمْ بِاَيَّامِ اللّهِ اِنَّ فى ذلِكَ لَايَاتٍ لِكُلِّ صَبَّارٍ شَكُورٍ

(5) ve le kad erselna musa bi ayatina en ahric kavmeke minez zulümati ilen nuri ve zekkirhüm bi eyyamillah inne fi zalike le ayatil li külli sabbarin şekur

gerçekten biz gönderdik Musa’yı ayetlerimizle kavmini zulumattan nura çıkar onlara hatırlat (diye) Allah’ın günlerini şüphesiz bunda ibretler vardır bütün sabreden ve şükür edenler için

1. ve lekad : ve andolsun ki
2. erselnâ : biz gönderdik
3. mûsâ : Musa
4. bi âyâti-nâ : âyetlerimizle, mucizelerimizle, delillerimizle
5. en ahric : çıkarmak
6. kavme-ke : senin kavmin
7. min ez zulumâti : karanlıklardan
8. ilâ en nûri : nura
9. ve zekkir-hum : ve onlara hatırlat, onları zikrettir
10. bi eyyâmi allâhi : Allah’ın günlerini
11. inne : muhakkak
12. fî zâlike : bunda
13. le âyâtin : elbette âyetler vardır
14. li kulli : hepsi için
15. sabbârin : sabredenler
16. şekûrin : şükredenler

Sayfa:255

٦

وَاِذْ قَالَ مُوسى لِقَوْمِهِ اذْكُرُوا نِعْمَةَ اللّهِ عَلَيْكُمْ اِذْ اَنْجيكُمْ مِنْ الِ فِرْعَوْنَ يَسُومُونَكُمْ سُوءَ الْعَذَابِ وَيُذَبِّحُونَ اَبْنَاءَكُمْ وَيَسْتَحْيُونَ نِسَاءَكُمْ وَفى ذلِكُمْ بَلَاءٌ مِنْ رَبِّكُمْ عَظيمٌ

(6) ve iz kale musa li kavmihi zkuru ni’metellahi aleyküm iz encaküm min ali fir’avne yesumuneküm suel azabi ve yüzebbihune ebnaeküm ve yestahyune nisaeküm ve fi zaliküm belaüm mir rabbiküm aziym

o zaman dedi ki Musa kavmine Allah’ın üzerinizdeki nimetlerini hatırlayın o zaman sizi kurtardık firavun hanedanından size reva görüyorlardı azabın kötüsünü oğullarınızı boğazlıyorlar kadınlarınızı da hayatta bırakıyorlardı bunda size Rabbinizden büyük bir imtihan (vardı)

1. ve iz kâle : ve demişti
2. mûsâ : Musa
3. li kavmi-hi : kavmine
4. uzkurû : hatırlayın, zikredin
5. ni’mete allâhi : Allah’ın ni’metlerini
6. aleykum : size
7. iz encâ-kum : sizi kurtardığı zaman
8. min âli fir’avne : firavunun ailesinden
9. yesûmûne-kum : sizi zorluyorlar, maruz bırakıyorlar
10. sûe el azâbi : kötü azaba
11. ve yuzebbihûne : ve boğazlıyorlar (öldürüyorlar)
12. ebnâe-kum : sizin oğullarınız
13. ve yestahyûne : ve canlı bırakıyorlar (sağ)
14. nisâe-kum : hanımlarınızı, kadınlarınızı
15. ve fî zâlikum : ve bunlarda vardır
16. belâun : bir imtihan
17. min rabbi-kum : Rabbinizden
18. azîmun : azîm, büyük

٧

وَاِذْ تَاَذَّنَ رَبُّكُمْ لَءِنْ شَكَرْتُمْ لَاَزيدَنَّكُمْ وَلَءِنْ كَفَرْتُمْ اِنَّ عَذَابى لَشَديدٌ

(7) ve iz teezzene rabbüküm le in şekertüm le ezidenneküm ve le in kefertüm inne azabi leşedid

o zaman Rabbiniz şöyle ilan etmişti eğer şükür ederseniz kesinlikle size (nimetimi) ziyadeleştiririm eğer nankörlük ederseniz şüphesiz azabım çok şiddetlidir

1. ve iz te’ezzene : ve bildirmişti, duyurmuştu
2. rabbu-kum : sizin Rabbiniz
3. le in : eğer gerçekten
4. şekertum : şükrettiniz
5. le ezîdenne-kum : mutlaka, elbette size artırırım
6. ve le in : ve eğer
7. kefertum : inkâr ettiniz
8. inne : muhakkak
9. azâbî : benim azabım
10. le şedîdun : mutlaka çok şiddetli

٨

وَقَالَ مُوسى اِنْ تَكْفُرُوا اَنْتُمْ وَمَنْ فِى الْاَرْضِ جَميعًا فَاِنَّ اللّهَ لَغَنِىٌّ حَميدٌ

(8) ve kale musa in tekfüru entüm ve men fil erdi cemian fe innellahe le ğaniyyün hamid

Musa dedi ki eğer nankörlük ederseniz siz ve yeryüzünde bulunanların hepsi şüphesiz Allah müstağni, zatında övülmeye layıktır

1. ve kâle : ve dedi
2. mûsâ : Musa
3. in tekfurû : eğer inkâr ederseniz
4. entum : siz
5. ve men : ve kimse
6. fî el ardı : yeryüzünde
7. cemî’an : tümü, hepsi
8. fe : o zaman
9. inne allâhe : muhakkak Allah
10. le ganiyyun : ganidir, ihtiyacı yoktur, muhtaç değildir
11. hamîdun : kendisine hamdedilendir

٩

اَلَمْ يَاْتِكُمْ نَبَؤُا الَّذينَ مِنْ قَبْلِكُمْ قَوْمِ نُوحٍ وَعَادٍ وَثَمُودَ وَالَّذينَ مِنْ بَعْدِهِمْ لَا يَعْلَمُهُمْ اِلَّا اللّهُ جَاءَتْهُمْ رُسُلُهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ فَرَدُّوا اَيْدِيَهُمْ فى اَفْوَاهِهِمْ وَقَالُوا اِنَّا كَفَرْنَا بِمَا اُرْسِلْتُمْ بِه وَاِنَّا لَفى شَكٍّ مِمَّا تَدْعُونَنَا اِلَيْهِ مُريبٍ

(9) elem ye’tiküm nebeüllezine min kabliküm kavmi nuhiv ve adiv ve semud vellezine mim ba’dihim la ya’lemühüm illallah caethüm rusülühüm bil beyyinati fe raddu eydiyehüm fi efvahihim ve kalu inna kefarna bima ürsiltüm bihi ve inna le fi şekkim mimma ted’unena ileyhi mürib

o kimselerin haberi size gelmedi mi? sizden önceki nuh kavminin ad ve semud’un ve onlardan sonrakilerin ki onları Allah’tan başkası bilmez onlara gelmişti resulleri mucizelerle hemen ellerini ağızlarına götürdüler ve dediler ki şüphesiz inkar ediyoruz biz sizinle gönderilen o şeyi ve gerçekten bizi davet ettiğiniz şeyden de şüphe içindeyiz ondan kuşkudayız

1. e lem ye’ti-kum : size gelmedi mi
2. nebeu ellezîne : o kimselerin haberi
3. min kabli-kum : sizden önce
4. kavmi nûhın : Nuh’un kavmi
5. ve âdin : ve
6. ve semûde : ve
7. ve ellezîne : ve o kimseler
8. min ba’di-him : onlardan sonra
9. lâ ya’lemu-hum : onları bilmez
10. illâ allâhu : Allah’tan başkası
11. câet-hum : onlara geldi
12. rusulu-hum : resûlleri
13. bi el beyyinâti : beyyinelerle (delillerle)
14. fe reddû : döndürdüler, götürdüler
15. eydiye-hum : ellerini
16. fî efvâhi-him : ağızlarına
17. ve kâlû : ve dediler
18. innâ : muhakkak biz
19. kefernâ : inkâr ettik
20. bi mâ ursiltum : gönderildiğiniz şeyi
21. bi-hi : onunla
22. ve innâ : ve muhakkak biz
23. le fî şekkin : mutlaka şüphe içinde
24. mimmâ (min mâ) : şeyden
25. ted’ûne-nâ : bizi davet ediyorsun
26. ileyhi : ona
27. murîbin : tatmin etmeyen, şüpheli olan, tereddüt edilen

١٠

قَالَتْ رُسُلُهُمْ اَفِى اللّهِ شَكٌّ فَاطِرِ السَّموَاتِ وَالْاَرْضِ يَدْعُوكُمْ لِيَغْفِرَ لَكُمْ مِنْ ذُنُوبِكُمْ وَيُؤَخِّرَكُمْ اِلى اَجَلٍ مُسَمًّى قَالُوا اِنْ اَنْتُمْ اِلَّا بَشَرٌ مِثْلُنَا تُريدُونَ اَنْ تَصُدُّونَا عَمَّا كَانَ يَعْبُدُ ابَاؤُنَا فَاْتُونَا بِسُلْطَانٍ مُبينٍ

(10) kalet rusülühüm e fillahi şekkün fatiris semavati vel ard yed’uküm li yağfira leküm min zünubiküm ve yüehhiraküm ila ecelim müsem kalu in entüm illa beşerum mislüna türidune en tesudduna amma kane ya’büdü abaüna fe’tuna bi sültanim mübin

resulleri onlara dedi ki Allah’ın zatından şüpheniz mi var? semaları ve arzı yaratan o sizi davet ediyor sizin günahlarınızın bağışlanması için size tehir ediyor belli bir vakte kadar da (azabı) dediler ki siz de sadece bizim gibi bir beşersiniz bizi çevirmek mi istiyorsunuz? babalarımızın taptıkları şeylerden o halde bize getirin açık bir delil

1. kâlet : dedi
2. rusulu-hum : onların resûlleri
3. e fî allâhi : Allah hakkında mı
4. şekkun : bir şüphe
5. fâtırı es semâvâti : semaları yaratan
6. ve el ardı : ve arzı (yeryüzünü)
7. yed’û-kum : sizi davet ediyor
8. li yagfire : mağfiret etmek için
9. lekum : sizi
10. min zunûbi-kum : günahlarınızdan
11. ve yuahhıre-kum : ve sizi tehir ediyor, erteliyor, mühlet veriyor
12. ilâ ecelin : bir zamana kadar
13. musemmen : belirli
14. kâlû : dediler
15. in entum : siz, eğer iseniz
16. illâ : ancak, sadece
17. beşerun : bir beşer
18. mislu-nâ : bizim gibi
19. turîdûne : istiyorsunuz
20. en tesuddû-nâ : bizi men etmek, alıkoymak
21. ammâ (an mâ) : şey(ler)den
22. kâne : oldu, idi
23. ya’budu : ibadet ediyorlar
24. âbâu-nâ : babalarımız
25. fe’tû-nâ : öyleyse bize getirin
26. bi sultânin : bir delil, bir sultan, bir mucize
27. mubînin : beyan olunan, apaçık, açıklanmış, açıkça

Sayfa:256

١١

قَالَتْ لَهُمْ رُسُلُهُمْ اِنْ نَحْنُ اِلَّا بَشَرٌ مِثْلُكُمْ وَلكِنَّ اللّهَ يَمُنُّ عَلى مَنْ يَشَاءُ مِنْ عِبَادِه وَمَا كَانَ لَنَا اَنْ نَاْتِيَكُمْ بِسُلْطَانٍ اِلَّا بِاِذْنِ اللّهِ وَعَلَى اللّهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُو

(11) kalet lehüm rusülühüm in nahnü illa beşerum mislüküm ve lakinnellahe yemünnü ala mey yeşaü min ibadih ve ma kane lena en ne’tiyeküm bi sültanin illa bi iznillah ve alellahi fel yetevekkelil mü’minun

onlara resülleri dedi ki biz de sizin gibi ancak bir beşeriz lakin Allah nimetini ihsan buyurur kullarından dilediğine bizim için (mümkün) değildir size bir mucize getirmemiz ancak Allah’ın izni ile (mümkündür) mü’minler yalnız Allah’a tevekkül etsin

1. kâlet : dedi
2. lehum : onlara
3. rusulu-hum : onların resûlleri
4. in nahnu : biz sadece
5. illâ : ancak
6. beşerun : beşer, insan
7. mislu-kum : sizin gibi
8. ve lâkinne allâhe : ve fakat Allah
9. yemunnu : lütufta bulunur, ni’metlendirir
10. alâ : üzerine
11. men yeşâu : dilediği kimse
12. min ibâdi-hi : kullarından
13. ve mâ kâne : ve olmaz
14. lenâ : bizim
15. en ne’tiye-kum : size bizim getirmemiz
16. bi sultânin : bir delil, bir mucize
17. illâ : ancak, …den başka, olmaksızın
18. bi izni allâhi : Allah’ın izni
19. ve alâ allâhi : ve Allah’a
20. fel yetevekkeli : artık tevekkül etsinler
21. el mu’minûne : mü’minler

١٢

وَمَا لَنَا اَلَّا نَتَوَكَّلَ عَلَى اللّهِ وَقَدْ هَدينَا سُبُلَنَا وَلَنَصْبِرَنَّ عَلى مَا اذَيْتُمُونَا وَعَلَى اللّهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُتَوَكِّلُونَ

(12) ve ma lena ella netevekkele alellahi ve kad hedana sübülena ve lenasbiranne ala ma azeytümuna ve alellahi fel yetevekkelil mütevekkilun

ve bize ne oluyor ki Allah’a tevekkül etmeyelim gerçekten bize hidayet yollarımızı (göstermiştir) mutlaka sabredeceğiz bize yaptığınız eziyetlere ve tevekkül edenler yalnız Allah’a tevekkül etsin

1. ve mâ lenâ : ve niçin (neden) biz
2. ellâ netevekkele : tevekkül etmeyelim
3. alâllâhi (alâ allahi) : Allah’a
4. ve kad hedâ-nâ : ve bizi hidayet etmiştir, ulaştırmıştır
5. subule-nâ : yollarımıza
6. ve le nasbirenne : ve elbette sabredeceğiz
7. alâ mâ : şeylere
8. âzeytumû-nâ : bize sizin yaptığınız eziyetler
9. ve alâllâhi (ve alâ allahi) : ve Allah’a
10. fel yetevekkeli : artık tevekkül etsinler
11. el mutevekkilûne : tevekkül edenler

١٣

وَقَالَ الَّذينَ كَفَرُوا لِرُسُلِهِمْ لَنُخْرِجَنَّكُمْ مِنْ اَرْضِنَا اَوْ لَتَعُودُنَّ فى مِلَّتِنَا فَاَوْحى اِلَيْهِمْ رَبُّهُمْ لَنُهْلِكَنَّ الظَّالِمينَ

(13) ve kalellezine keferu li rusülihim le nuhricenneküm min erdina ev leteudünne fi milletina fe evha ileyhim rabbühüm le nühlikennez zalimin

küfredenler de resüllerine dedi sizi mutlaka yerinizden çıkarırız yahut bizim dinimize mutlaka dönersiniz Rableri de onlara hemen vahy etti zalimleri mutlaka helak edeceğiz

1. ve kâle : ve dedi
2. ellezîne keferû : inkâr eden kimseler
3. li rusuli-him : resûllerini
4. le nuhricenne-kum : muhakkak sizi çıkaracağız
5. min ardı-nâ : bizim arzımızdan, ülkemizden
6. ev : veya
7. le teûdunne : mutlaka döneceksiniz, dönersiniz
8. fî milleti-nâ : bizim dînimize
9. fe evhâ : bunun üzerine vahyetti
10. ileyhim : onlara
11. rabbu-hum : Rab’leri
12. le nuhlikenne : mutlaka helâk edeceğiz
13. ez zâlimîne : zalimler

١٤

وَلَنُسْكِنَنَّكُمُ الْاَرْضَ مِنْ بَعْدِهِمْ ذلِكَ لِمَنْ خَافَ مَقَامى وَخَافَ وَعيدِ

(14) ve le nüskinennekümül erda mim ba’dihim zalike li men hafe mekami ve hafe veiyd

sizi oraya muhakkak yerleştireceğiz onların ardından işte kim makamımdan korkarsa ve azap tehdidimden korkarsa

1. ve le nuskinenne-kum : ve sizi yerleştireceğiz
2. el arda : arz, yer
3. min ba’di-him : onlardan sonra
4. zâlike : işte bu
5. li men : kimse için
6. hâfe makâmî : makamımdan korkan
7. ve hâfe : ve korkan
8. vaîdi : tehdidimden, vaadimden

١٥

وَاسْتَفْتَحُوا وَخَابَ كُلُّ جَبَّارٍ عَنيدٍ

(15) vesteftehu ve habe küllü cebbarin anid

(resüller) fetih istediler ve hüsrana uğradı bütün zorba ve inatçı zalim(ler)

1. vesteftehû (ve isteftehû) : ve fetih (zafer) istediler
2. ve hâbe : ve kaybettiler
3. kullu : her, bütün, hepsi
4. cebbârin : zorba, zorlayıcı
5. anîdin : inatçı, bile bile haktan yüz çeviren

١٦

مِنْ وَرَاءِه جَهَنَّمُ وَيُسْقى مِنْ مَاءٍ صَديدٍ

(16) miv veraihi cehennemü ve yüska mim main sadid

onun arkasından cehennem (vardır) ve irinli sudan içirtilecektir

1. min verâi-hi : onun arkasında, ardında
2. cehennemu : cehennem
3. ve yuskâ : ve içirirler
4. min mâin : sudan
5. sadîdin : irin, kanla karışık mayi (sıvı)

١٧

يَتَجَرَّعُهُ وَلَا يَكَادُ يُسيغُهُ وَيَاْتيهِ الْمَوْتُ مِنْ كُلِّ مَكَانٍ وَمَا هُوَ بِمَيِّتٍ وَمِنْ وَرَاءِه عَذَابٌ غَليظٌ

(17) yetecerrauhu ve la yekadü yüsiğuhu ve ye’tihil mevtü min külli mekaniv ve ma hüve bi meyyit ve miv veraihi azabün ğaliyz

o irini yudumlayacak ama onu (boğazından) kolayca yutup geçiremeyecek ölüm ona her mekandan gelecek fakat o ölmeyecek ve onun ardından da çok büyük azap (vardır)

1. yetecerreu-hu : onu yutmaya çalışır (çalışacak)
2. ve lâ yekâdu : ve olmayacak, olamayacak
3. yusîgu-hu : onu boğazdan kolayca geçirir
4. ve ye’tî-hi el mevtu : ve ona ölüm gelecek
5. min kulli mekânin : heryerden, her mekândan
6. ve mâ : ve olmaz, olamaz
7. huve : o
8. bi meyyitin : ölü
9. ve min verâi-hi : ve onun arkasından
10. azâbun : bir azap
11. galîzun : ağır, galiz

١٨

مَثَلُ الَّذينَ كَفَرُوا بِرَبِّهِمْ اَعْمَالُهُمْ كَرَمَادٍ اشْتَدَّتْ بِهِ الرّيحُ فى يَوْمٍ عَاصِفٍ لَايَقْدِرُونَ مِمَّا كَسَبُوا عَلى شَىْءٍ ذلِكَ هُوَ الضَّلَالُ الْبَعيدُ

(18) meselüllezine keferu bi rabbihim a’malühüm keramadinişteddet bihir rihu fi yevmin asif le yakdirune mimma kesebu ala şey’ zalike hüved dalalül beiyd

kafirlerin misali Rabbinin yanında amelleri şiddetle savrulan küle benzer fırtınalı bir günde rüzgarın, ellerine geçiremezler kazandıklarından hiçbir şeyi işte bu çok uzak sapıklıktır

1. meselu : mesele, durum
2. ellezîne keferû : inkâr edenler, kâfir olanlar
3. bi rabbi-him : Rab’lerini
4. a’mâlu-hum : onların amelleri, yaptıkları
5. ke remâdin : kül gibi
6. işteddet : savurdu
7. bi-hi : onu
8. er rîhu : şiddetli rüzgâr
9. fî yevmin : gün içinde, günde
10. âsıfin : fırtına
11. lâ yakdirûne : güç yetiremezler
12. mimmâ (min mâ) : şeyler
13. kesebû : kazandılar
14. alâ : üzerine
15. şey’in : şey(ler)
16. zâlike : işte bu, bu
17. huve : o
18. ed dalâlu : dalâlet
19. el baîdu : uzak

Sayfa:257

١٩

اَلَمْ تَرَ اَنَّ اللّهَ خَلَقَ السَّموَاتِ وَالْاَرْضَ بِالْحَقِّ اِنْ يَشَاْ يُذْهِبْكُمْ وَيَاْتِ بِخَلْقٍ جَديدٍ

(19) e lem tera ennellahe halekas semavati vel erda bil hakk iy yeşe’ yüzhibküm ve ye’ti bi halkın cedid

görmedin mi? gerçekten Allah yaratmıştır gökleri ve yeri hak olarak eğer dilerse sizi yok eder ve yeni yarattığı kullarını getirir

1. e lem tere : görmüyor musun
2. enne allâhe : muhakkak ki Allah
3. halaka : yarattı
4. es semâvâti : gökleri, semaları
5. ve el arda : ve yeryüzü, arz
6. bi el hakkı : hak ile
7. in yeşa’ : eğer o dilerse
8. yuzhib-kum : sizi giderir, yokeder
9. ve ye’ti : ve getirir
10. bi halkın : bir yaratma ile, halketme ile
11. cedîdin : yeni

٢٠

وَمَا ذلِكَ عَلَى اللّهِ بِعَزيزٍ

(20) ve ma zalike alellahi bi aziz

bu Allah’a göre güç (bir şey) değildir

1. ve mâ : ve değildir
2. zâlike : işte bu, bu
3. alâllâhi (alâ allahi) : Allah’a
4. bi azîzin : güç, zor, büyük (bir iş)

٢١

وَبَرَزُوا لِلّهِ جَميعًا فَقَالَ الضُّعَفؤُا لِلَّذينَ اسْتَكْبَرُوا اِنَّا كُنَّا لَكُمْ تَبَعًا فَهَلْ اَنْتُمْ مُغْنُونَ عَنَّا مِنْ عَذَابِ اللّهِ مِنْ شَىْءٍ قَالُوا لَوْ هَدينَا اللّهُ لَهَدَيْنَاكُمْ سَوَاءٌ عَلَيْنَا اَجَزِعْنَا اَمْ صَبَرْنَا مَا لَنَا مِنْ مَحيصٍ

(21) ve berazu lillahi cemian fe kaled duafaü lillezinestekberu inna künna leküm tebean fe hel entüm muğnune anna min azabillahi min şey’ kalu lev hedanellahü le hedeynaküm sevaün aleyna ecezi’na em saberna ma lena mim mehiys

hepsi Allah’ın huzuruna çıkarılacaklar hemen diyecekler ki zayıf olanlar büyüklük taslayanlara şüphesiz biz size tabi idik siz, bizden kaldırabilir misiniz? Allah’ın azabından bir şeyi derler velev Allah bize hidayet verseydi size doğru yolu gösterirdik artık bizim için müsavidir sızlansak da yahut sabır etsek de bizim için bir kaçış yeri yoktur

1. ve berezû : ve çıktılar
2. li allahi : Allah’a, Allah’ın huzuruna
3. cemîan : hepsi
4. fe kâle : o zaman, dediler
5. ed duafâu : zayıflar, güçsüzler
6. li ellezîne istekberû : kibirlenen kimselere
7. in-nâ : muhakkak ki biz
8. kunnâ : biz olduk
9. lekum : size
10. tebean : tâbî
11. fe hel : artık, şu an, şimdi, mi
12. entum : siz
13. mugnûne : giderenler, uzaklaştıranlar
14. annâ : bizden
15. min azâbi allâhi : Allah’ın azabından
16. min şey’in : bir şeyden, bir şeyi
17. kâlû : dediler
18. lev : eğer, şâyet
19. hedâ-na allâhu : Allah bizi hidayete erdirdi
20. le hedeynâ-kum : elbette biz sizi hidayete erdirdik
21. sevâun : eşittir, birdir
22. aleynâ : bize göre, bizim için
23. e cezi’nâ : feryat mı ettik
24. em sabernâ : yoksa sabır mı ettik
25. mâ lenâ : bize yoktur
26. min mahîsın : kaçacak yer

٢٢

وَقَالَ الشَّيْطَانُ لَمَّا قُضِىَ الْاَمْرُ اِنَّ اللّهَ وَعَدَكُمْ وَعْدَ الْحَقِّ وَوَعَدْتُكُمْ فَاَخْلَفْتُكُمْ وَمَا كَانَ لِىَ عَلَيْكُمْ مِنْ سُلْطَانٍ اِلَّا اَنْ دَعَوْتُكُمْ فَاسْتَجَبْتُمْ لى فَلَا تَلُومُونى وَلُومُوا اَنْفُسَكُمْ مَا اَنَا بِمُصْرِخِكُمْ وَمَا اَنْتُمْ بِمُصْرِخِىَّ اِنّى كَفَرْتُ بِمَا اَشْرَكْتُمُونِ مِنْ قَبْلُ اِنَّ الظَّالِمينَ لَهُمْ عَذَابٌ اَليمٌ

(22) ve kaleş şeytanü lemma kudiyel emru innellahe veadeküm va’del hakkı ve veadtüküm fe ahleftüküm ve ma kane liye aleyküm min sültanin illa en deavtüküm festecebtüm li fe la telumuni ve lumu enfüseküm ma ene bi musrihiküm ve ma entüm bi musrihiyy inni kefertü bima eşraktümuni min kabl innez zalimine lehüm azabün elim

şeytan der ki emir (yerine getirilip) hüküm verilince şüphesiz Allah size hakkı vaat etti ben de size vaat ettim ancak size (vaat ettiğimin) tersi oldu benim yoktu sizin üzerinizde bir hakimiyetim ancak sizi davet ettim (siz de) hemen bana icabet ettiniz artık beni kınamayın kendi nefislerinizi kınayın ben sizin yardım çağrınıza gelemem siz de benim imdadıma gelemezsiniz gerçekten ben tanımadım daha önce ortak koştuğunuz şeyleri muhakkak ki zalimlere elim azap (vardır)

1. ve kâle eş şeytânu : ve şeytan dedi
2. lemmâ : olduğu zaman
3. kudıye el emru : emir yerine getirildi, tamamlandı
4. innallâhe (inne allâhe) : muhakkak Allah
5. veade-kum : size vaadetti
6. va’de el hakkı : hakkın vaadi
7. ve veadtu-kum : ve size vaadettim
8. fe ahleftu-kum : size verdiğim sözden hilâf ettim (vaadimden döndüm)
9. ve mâ kâne : ve olmadı, yoktu
10. liye : benim
11. aleykum : sizin üzerinizde
12. min sultânin : yaptırım gücü, bir sultan, bir kuvvet, bir güç
13. illâ en : ancak, sadece
14. deavtu-kum : sizi davet ettim
15. fe istecebtum : böylece siz icabet ettiniz
16. : bana
17. fe lâ telûmû-nî : artık beni kınamayın, levmetmeyin
18. ve lûmû : ve kınayın, levmedin
19. enfuse-kum : sizin nesflerinizi (kendinizi)
20. : değil
21. ene : ben
22. bi musrihi-kum : sizin yardımcınız (size yardım eden)
23. ve mâ entum : ve siz değilsiniz
24. bi musrıhıyye : benim yardımcım (bana yardım eden)
25. innî : muhakkak ben
26. kefertu : inkâr ettim
27. bi mâ : şeyi
28. eşrektumû-ni : beni ortak koşmanız
29. min kablu : önceden, daha önce
30. inne ez zâlimîne : muhakkak zalimler
31. lehum : onlara vardır, onlar için vardır
32. azâbun elîmun : acı azap

٢٣

وَاُدْخِلَ الَّذينَ امَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ جَنَّاتٍ تَجْرى مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِدينَ فيهَا بِاِذْنِ رَبِّهِمْ تَحِيَّتُهُمْ فيهَا سَلَامٌ

(23) ve üdhilel lezine amenu ve amilussalihati cennatin tecri min tahtihel enharu halidine fiha bi izni rabbihim tehiyyetühüm fiha selam

koyacağım iman edip salih amel işleyenleri altından nehirler akan cennetlere orada ebedi kalacaklar Rablerinin izni ile onlara sağlık ve selam (vardır)

1. ve udhile : ve dahil edilirler, konulurlar
2. ellezîne : o kimseler
3. âmenû : ölmeden önce Allah’a ulaşmayı dileyenler, âmenû olanlar
4. ve amilû es sâlihâti : ve nefsi ıslâh edici amel işleyenler
5. cennâtin : cennetler
6. tecrî : akar
7. min tahti-hâ : onun altından
8. el enhâru : nehirler
9. hâlidîne : ebedî kalırlar
10. fî hâ : orada
11. bi izni : izni ile
12. rabbi-him, : Rab’lerinin
13. tehıyyetu-hum : onların tahiyyeleri (temennileri, iltifatları, duaları, esenlik dilekleri)
14. fî hâ : orada
15. selâmun : selâmdır

٢٤

اَلَمْ تَرَ كَيْفَ ضَرَبَ اللّهُ مَثَلًا كَلِمَةً طَيِّبَةً كَشَجَرَةٍ طَيِّبَةٍ اَصْلُهَا ثَابِتٌ وَفَرْعُهَا فِى السَّمَاءِ

(24) e lem tera keyfe darabellahü meselen kelimeten tayyibeten ke şeceratin tayyibetin aslüha sabitüv ve fer’uha fis sema’

görmedin mi? Allah nasıl güzel bir misal getirdi hoş güzel kelimeyi hoş güzel bir ağaca benzetti kökü yere sabit dalı ve budakları semada

1. e lem tere : görmedin mi
2. keyfe : nasıl
3. darabe allâhu meselen : Allah örnek (misal) verdi
4. kelimeten : bir söz, bir kelime
5. tayyibeten : güzel
6. ke şeceretin : bir ağaç gibi
7. tayyibetin : güzel
8. aslu-hâ : onun kökü, aslı
9. sâbitun : sabit
10. ve fer’u-hâ : ve onun dalı
11. fî es semâi : semada

Sayfa:258

٢٥

تُؤْتى اُكُلَهَا كُلَّ حينٍ بِاِذْنِ رَبِّهَا وَيَضْرِبُ اللّهُ الْاَمْثَالَ لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ

(25) tü’ti üküleha külle hiynim bi izni rabbiha ve yadribüllahül emsale lin nasi leallehüm yetezekkerun

(o ağaç) her zaman yemişini verir Rabbinin izni ile Allah getirir insanlara böyle misaller olur ki onlar düşünürler

1. tu’tî : verir
2. ukule-hâ : (onun) kendi meyvesi
3. kulle : her
4. hînin : zaman, vakit
5. bi izni : izni ile
6. rabbi-hâ : onun Rabbinin
7. ve yadrıbu allâhu el emsâle : ve Allah misal verir
8. li en nâsi : insanlara
9. lealle-hum : umulur ki onlar, böylece onlar
10. yetezekkerûne : tezekkür ederler

٢٦

وَمَثَلُ كَلِمَةٍ خَبيثَةٍ كَشَجَرَةٍ خَبيثَةٍ اجْتُثَّتْ مِنْ فَوْقِ الْاَرْضِ مَالَهَا مِنْ قَرَارٍ

(26) ve meselü kelimetin habisetin ke şeceratin habisetin ictüsset min fevkil erdi ma leha min karar

habis bir kelimenin misali habis bir ağaç gibidir kökünden sökülmüş yerin üstünde O sabit de duramaz

1. ve meselu : ve örnek, misal, durum
2. kelimetin : bir söz, bir kelime
3. habîsetin : kötü, habis, fena, çirkin
4. ke şeceretin : bir ağaç gibi
5. habîsetin : kötü, habis, fena, çirkin
6. ictusset : kökünden koparıldı
7. min fevkı el ardı : yerin üstünden
8. mâ lehâ : onun (için) yoktur
9. min karârin : sabit duramaz, denge, kararlılık

٢٧

يُثَبِّتُ اللّهُ الَّذينَ امَنُوا بِالْقَوْلِ الثَّابِتِ فِى الْحَيوةِ الدُّنْيَا وَفِى الْاخِرَةِ وَيُضِلُّ اللّهُ الظَّالِمينَ وَيَفْعَلُ اللّهُ مَا يَشَاءُ

(27) yüsebbitüllahül lezine amenu bil kavlis sabiti fil hayatid dünya ve fil ahirah ve yüdilüllahüz zalimine ve yef’alüllahü ma yeşa’

Allah sebat verir iman edenleri sağlam sözlerinden dolayı dünya hayatında, ahiret hayatında (da) Allah zalimleri şaşırtır ve Allah dilediğini yapar

1. yusebbitu allâhu : Allah sebat ettirir
2. ellezîne âmenû : ölmeden önce Allah’a ulaşmayı dileyen kimseler, âmenû olanlar
3. bi el kavli es sâbiti : sabit söz ile
4. fî el hayâti ed dunyâ : dünya hayatında
5. ve fî el âhıreti : ve ahirette
6. ve yudıllu allâhu : ve Allah dalâlette bırakır
7. ez zâlimîne : zalimler
8. ve yef’alu allâhu : ve Allah yapar
9. mâ yeşâu : dilediği şeyi

٢٨

اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذينَ بَدَّلُوا نِعْمَتَ اللّهِ كُفْرًا وَاَحَلُّوا قَوْمَهُمْ دَارَ الْبَوَارِ

(28) e lem tera ilellezine beddelu ni’metellahi küfrav ve ehallu kavmehüm daral bevar

o kimseleri görmüyor musunuz? Allah’ın nimetini küfürle değiştirdiler ve kavimlerini yerleştirdiler helak yurduna

1. e lem tere : görmedin mi
2. ilellezîne (ilâ ellezîne) : o kimseleri
3. beddelû : bedel, karşılık
4. ni’mete allâhi : Allah’ın ni’meti
5. kufren : küfür, inkâr
6. ve ehallû : ve ikamet etmek üzere götürdüler, ikamet ettirdiler
7. kavme-hum : onların kavimleri
8. dâre : yurt
9. el bevâri : yok olma, helâk olma

٢٩

جَهَنَّمَ يَصْلَوْنَهَا وَبِءْسَ الْقَرَارُ

(29) cehennem yaslevneha ve bi’sel karar

(o yer) cehennemdir oraya gireceklerdir ne kötü bir karargahtır!

1. cehenneme : cehennem
2. yaslevne-hâ : ona (ateşe) yaslanırlar, maruz kalırlar
3. ve bi’se : ve ne kötü
4. el karâru : karar yeri, yerleşme mekânı, karar kılınan yer

٣٠

وَجَعَلُوا لِلّهِ اَنْدَادًا لِيُضِلُّوا عَنْ سَبيلِه قُلْ تَمَتَّعُوا فَاِنَّ مَصيرَكُمْ اِلَى النَّارِ

(30) ve cealu lillahi endadel li yüdillu an sebilih kul temetteu fe inne mesiyraküm ilen nar

Allah’a denk ilahlar yaptılar onun yolundan sapıtmak için biraz daha faydalanın de şüphesiz sizin varacağınız yer cehennemdir

1. ve cealû : ve kıldılar
2. li allâhi : Allah’a
3. endâden : eşler, denkler
4. li yudıllû : saptırmak için
5. an sebîli-hi : onun yolundan
6. kul : de, söyle
7. temetteû : metalanın, faydalanın, refah içinde olun
8. fe inne : artık mutlaka
9. masîre-kum : sizin dönüşünüz
10. ilâ en nâri : ateşe

٣١

قُلْ لِعِبَادِىَ الَّذينَ امَنُوا يُقيمُوا الصَّلوةَ وَيُنْفِقُوا مِمَّا رَزَقْنَاهُمْ سِرًّا وَعَلَانِيَةً مِنْ قَبْلِ اَنْ يَاْتِىَ يَوْمٌ لَا بَيْعٌ فيهِ وَلَا خِلَالٌ

(31) kul li ibadiyellezine amenu yükiymus salate ve yünfiku mimma razaknahüm sirrav ve alaniyetem min kabli ey ye’tiye yevmül la bey’un fihi ve la hilal

iman etmiş olan kullarıma söyle namazlarını dosdoğru kılsınlar infak etsinler kendilerine rızık olarak verdiklerimiz şeylerden gizli ve aşikar olarak bir gün gelmeden önce içinde alışveriş ve dostluk olmayan

1. kul : de, söyle
2. li ibâdiye : kullarıma
3. ellezîne âmenû : Allah’a ulaşmayı dileyenler, âmenû olanlar
4. yukîmu es salâte : namazı ikame ederler
5. ve yunfikû : ve infâk ederler
6. mimmâ (min mâ) : şeyden
7. razaknâ-hum : onları rızıklandırdık
8. sirren : gizli
9. ve alâniyeten : ve açık olarak
10. min kabli : önceden
11. en ye’tiye : gelmesi
12. yevmun : o gün
13. lâ bey’un : alışveriş olmayan
14. fîhi : orada, onda
15. ve lâ : ve yoktur
16. hilâlun : dostluk, arkadaşlık

٣٢

اَللّهُ الَّذى خَلَقَ السَّموَاتِ وَالْاَرْضَ وَاَنْزَلَ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً فَاَخْرَجَ بِه مِنَ الثَّمَرَاتِ رِزْقًا لَكُمْ وَسَخَّرَ لَكُمُ الْفُلْكَ لِتَجْرِىَ فِى الْبَحْرِ بِاَمْرِه وَسَخَّرَ لَكُمُ الْاَنْهَارَ

(32) allahüllezi halekas semavati vel erda ve enzele mines semai maen fe ahrace bihi mines semerati rizkal leküm ve sehhara lekümül fülke li tecriye fil bahri bi emrih ve sehhara lekümül enhar

o Allah ki semaları ve arzı yarattı ve semadan su indirdi onunla çıkardı sonra size rızık olarak mahsuller gemileri size musahhar kıldı akıp gitmesi için o’nun emri ile denizde nehirleri de musahhar kıldı

1. allâhu ellezî : Allah, ki o
2. halaka es semâvâti : semaları yarattı
3. ve el arda : ve yeryüzü, arz
4. ve enzele : ve indirdi
5. min es semâi : semadan, gökyüzünden
6. mâen : su
7. fe ahrece : böylece çıkardı
8. bi-hi : onunla
9. min es semerâti : ürünlerden
10. rızkan : rızık olarak
11. lekum : size, sizin için
12. ve sehhare lekum : ve sizin emrinize verdi, emrinize amade kıldı, musahhar kıldı
13. el fulke : gemiler
14. li tecriye : akıp gitmesi için
15. fî el bahri : denizde
16. bi emri-hi : onun emri ile
17. ve sehhare lekum : ve sizin emrinize verdi, emrinize amade kıldı, musahhar kıldı
18. el enhâra : nehirler

٣٣

وَسَخَّرَ لَكُمُ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَ دَاءِبَيْنِ وَسَخَّرَ لَكُمُ الَّيْلَ وَالنَّهَارَ

(33) ve sehhara lekümüş şemse vel kamera daibeyn ve sehhara lekümül leyle ven nehar

size musahhar kılmıştır hareketleri daimi olan güneş ve ay’ı da sizin için musahhar kılmıştır ve yine geceyi ve gündüzü de

1. ve sehhare : ve boyun eğdirdi, emre amade kıldı, musahhar kıldı
2. lekum : sizin için
3. eş şemse : güneş
4. ve el kamere : ve ay
5. dâibeyni : ikisi de adet üzere (sünnetullah ile) devamlı hareket halinde
6. ve sehhare : ve emre amade kıldı, musahhar kıldı
7. lekum : sizin için
8. el leyle : gece
9. ve en nehâra : ve gündüz

Sayfa:259

٣٤

وَاتيكُمْ مِنْ كُلِّ مَا سَاَلْتُمُوهُ وَاِنْ تَعُدُّوا نِعْمَتَ اللّهِ لَا تُحْصُوهَا اِنَّ الْاِنْسَانَ لَظَلُومٌ كَفَّارٌ

(34) ve ataküm min külli ma seeltümuh ve in teudu ni’metellahi la tuhsuha innel insane le zalumün keffar

ve size vermiştir o istediğiniz her şeyi de eğer Allah’ın nimetlerini sayarsanız onu tespit edip kavrayamazsınız muhakkak insan çok zalim çok nankördür

1. ve âtâ-kum : ve size verdi
2. min kulli : hepsinden
3. mâ se’eltumû-hu : sizin ondan istediğiniz şey
4. ve in teuddû : ve eğer sayarsanız
5. ni’mete allâhi : Allah’ın ni’meti
6. lâ tuhsû-hâ, : onu sayamazsınız
7. inne el insâne : muhakkak insan
8. le zalûmûn : gerçekten çok zalim
9. keffârun : çok nankör, kuvvetle inkâr eden

٣٥

وَاِذْ قَالَ اِبْرهيمُ رَبِّ اجْعَلْ هذَا الْبَلَدَ امِنًا وَاجْنُبْنى وَبَنِىَّ اَنْ نَعْبُدَ الْاَصْنَامَ

(35) ve iz kale ibrahimü rabbic’al hazel belede aminev vecnübni ve beniyye en na’büdel asnam

o zaman İbrahim dedi ki Rabbim bu beldeyi emin kıl beni ve oğullarımı uzak tut, putlara tapmaktan

1. ve iz kâle : ve demişti
2. ibrâhîmu : İbrâhîm
3. rabbi ic’al : Rabbim kıl, yap
4. hâze el belede : bu şehir, bu belde
5. âminen : emniyetli, emin
6. vecnubnî (ve ucnub-nî) : ve beni uzaklaştır, içtinab ettir
7. ve beniyye : ve oğullarımı
8. en na’bude : bizim tapmamız
9. el asnâme : putlara

٣٦

رَبِّ اِنَّهُنَّ اَضْلَلْنَ كَثيرًا مِنَ النَّاسِ فَمَنْ تَبِعَنى فَاِنَّهُ مِنّى وَمَنْ عَصَانى فَاِنَّكَ غَفُورٌ رَحيمٌ

(36) rabbi innehünne adlelne kesiram minen nas fe men tebiani fe innehu minni ve men asani fe inneke ğafurur rahiym

Rabbim şüphesiz o putlar insanların çoğunu şaşırttılar bundan sonra kim bana uyarsa işte o bendendir ve kim de bana isyan ederse artık sen çok bağışlayan merhamet edensin

1. rabbi : Rabbim
2. innehunne : muhakkak onlar, gerçekten onlar
3. adlelne : saptırdılar, dalâlete düşürdüler
4. kesîren : çoğunu
5. min en nâsi : insanlardan
6. fe men : artık kim
7. tebia-nî : bana tâbî olur
8. fe inne-hu : o zaman muhakkak o
9. min-nî : bendendir
10. ve men : ve kim
11. asâ-nî : bana asi olursa, isyan ederse
12. fe inne-ke : o zaman muhakkak sen
13. gafûrun : mağfiret sahibisin
14. rahîmun : rahmet nuru gönderensin, rahmet edensin

٣٧

رَبَّنَا اِنّى اَسْكَنْتُ مِنْ ذُرِّيَّتى بِوَادٍ غَيْرِ ذى زَرْعٍ عِنْدَ بَيْتِكَ الْمُحَرَّمِ رَبَّنَا لِيُقيمُواالصَّلوةَ فَاجْعَلْ اَفِْدَةً مِنَ النَّاسِ تَهْوى اِلَيْهِمْ وَارْزُقْهُمْ مِنَ الثَّمَرَاتِ لَعَلَّهُمْ يَشْكُرُونَ

(37) rabbena inni eskentü min zürriyyeti bi vadin ğayri zi zer’in inde beytikel muharrami rabbena li yükiymus salate fec’al ef’idetem minen nasi tehvi ileyhim verzukhüm mines semerati leallehüm yeşkürun

ey Rabbimiz! gerçekten ben zürriyetimi yerleştirdim ekin bitmez bir vadiye senin haremi şerifine yakın (bir yere) ey Rabbimiz! namazı dosdoğru kılsınlar diye bundan böyle insanların gönüllerini oraya meylettir ve mahsullerinden onları rızıklandır olur ki onlar şükür ederler

1. rabbe-nâ : Rabbimiz
2. innî : muhakkak ben
3. eskentu : yerleştirdim, iskân ettim
4. min zurriyyetî : zürriyetimden
5. bi vâdin : bir vadiye
6. gayri : olmayan
7. zî zer’ın : ekine sahip
8. inde : yanında
9. beyti-ke el muharremi : senin Beyt-i Haram’ın
10. rabbe-nâ : Rabbimiz
11. li yukîmu es salâte : (namazı ikame etmek için) namazı ikame etsinler
12. fec’al (fe ic’al) : böylece kıl
13. ef’ideten : gönüller
14. min en nâsi : insanlardan
15. tehvî : sen meylettir
16. ileyhim : onlara
17. verzuk-hum : ve onları rızıklandır
18. min es semerâti : ürünlerden
19. lealle-hum : umulur ki onlar, böylece onlar
20. yeşkurûne : şükrederler

٣٨

رَبَّنَا اِنَّكَ تَعْلَمُ مَا نُخْفى وَمَا نُعْلِنُ وَمَا يَخْفى عَلَى اللّهِ مِنْ شَىْءٍ فِى الْاَرْضِ وَلَا فِى السَّمَاءِ

(38) rabbena inneke ta’lemü ma nuhfi ve ma nu’lin ve ma yahfa alellahi min şey’in fil erdi ve la fis sema’

ey Rabbimiz! muhakkak sen gizlediğimizi de açıkladığımızı da bilirsin Allah’a hiçbir şey gizli değildir göklerde ve yerde (hiçbir şey o’na gizli) kalmaz

1. rabbe-nâ : Rabbimiz
2. inne-ke : muhakkak sen
3. ta’lemu : bilirsin
4. mâ nuhfî : gizlediğimiz şeyleri
5. ve mâ nu’linu : ve açıkladığımız (aleni olan) şeyler
6. ve mâ yahfâ : ve gizli değildir (olmaz)
7. alâllâhi (alâ allahi) : Allah’a
8. min şey’in : bir şey
9. fî el ardı : yeryüzünde
10. ve lâ : ve değildir
11. fî es semâi : semada

٣٩

اَلْحَمْدُ لِلّهِ الَّذى وَهَبَ لى عَلَى الْكِبَرِ اِسْمعيلَ وَاِسْحقَ اِنَّ رَبّى لَسَميعُ الدُّعَاءِ

(39) elhamdü lillahil lezi vehebe li alel kiberi ismaiyle ve ishak inne rabbi le semiud düa’

Allah’a hamd olsun bana hibe eden o ki ihtiyarlık halimde ismail ve ishak’ı şüphesiz Rabbim duayı işitendir

1. el hamdu li allâhi : hamd Allah’a aittir, hamd Allah’adır, Allah’a mahsustur
2. ellezî : ki o
3. vehebe : bağışladı, hibe etti
4. : bana
5. alâ : üzerine
6. el kiberi : ihtiyarlık
7. ismâîle : İsmail
8. ve ishâka : ve İshak
9. inne : muhakkak
10. rabbî : benim Rabbim
11. le semîu ed duâi : duayı mutlaka işitendir

٤٠

رَبِّ اجْعَلْنى مُقيمَ الصَّلوةِ وَمِنْ ذُرِّيَّتى رَبَّنَا وَتَقَبَّلْ دُعَاءِ

(40) rabbic’alni mükiymes salati ve min zürriyyeti rabbena ve tekabbel düa’

ey Rabbim! beni namazıma müdavin kıl ve zürriyetimden gelecekleri de ey Rabbimiz! duamı kabul buyur

1. rabbic’alnî (rabbi ic’al-nî) : Rabbim beni kıl
2. mukîme : ikame eden
3. es salâti : namaz
4. ve min zurriyyetî : ve zürriyetimden, zürriyetimi
5. rabbe-nâ : bizim Rabbimiz
6. ve tekabbel : ve kabul et
7. duâi : duamı

٤١

رَبَّنَا اغْفِرْ لى وَلِوَالِدَىَّ وَلِلْمُؤْمِنينَ يَوْمَ يَقُومُ الْحِسَابُ

(41) rabbenağfir li ve li valideyye ve lil mü’minine yevme yekumül hisab

ey Rabbimiz! bağışla beni, annemi, babamı ve mü’minleri hesap için kaldıracağın günde

1. rabbe-nâ : Rabbimiz
2. igfir-lî : beni mağfiret et
3. ve li vâlideyye : ve, annemi ve babamı
4. ve li el mu’minîne : ve mü’minleri
5. yevme : gün
6. yekûmu : yapılır (ikame edilir)
7. el hisâbu : hesap

٤٢

وَلَا تَحْسَبَنَّ اللّهَ غَافِلًا عَمَّا يَعْمَلُ الظَّالِمُونَ اِنَّمَا يُؤَخِّرُهُمْ لِيَوْمٍ تَشْخَصُ فيهِ الْاَبْصَارُ

(42) ve la tahsebennellahe ğafilen amma ya’melüz zalimun innema yüehhiruhüm li yevmin teşhasu fihil ebsar

Allah’ı sakın gafil sanma zalimlerin yaptıklarından ancak onları tehir eder gözlerin ona dehşetle bakacağı o güne

1. ve lâ tahsebenne allâhe : ve Allah’ı sanma, zannetme
2. gâfilen : gâfil, bilmeyen
3. ammâ (an mâ) : şeyden
4. ya’melu : yapıyorlar
5. ez zâlimûne : zalimler
6. innemâ : sadece, yalnız
7. yuahhiru-hum : onları tehir eder (erteler)
8. li yevmin : o güne
9. teşhasu : (gördüğü şeyin dehşetinden) açık kalır
10. fî-hi : onda
11. el ebsâru : gözler

Sayfa:260

٤٣

مُهْطِعينَ مُقْنِعى رُؤُسِهِمْ لَا يَرْتَدُّ اِلَيْهِمْ طَرْفُهُمْ وَاَفْئِدَتُهُمْ هَوَاءٌ

(43) mühtiiyne mükniiy ruusihim la yerteddü ileyhim tarfühüm ve ef’idetühüm heva’

başlarını dikerek (korkuyla) koşarlar kendilerine bile bakmazlar göz uçları ile onların gönülleri de bomboştur

1. muhtiîne : hızla gidenler, koşanlar
2. mukniî : kaldıranlar, dik tutanlar (gözleri bir şeye doğru devamlı bakar şekilde)
3. ruûsi-him : onların başları, başlarını
4. lâ yerteddu : dönmez, dönemez, çevrilmez
5. ileyhim : onlara, kendilerine
6. tarfu-hum, : onların bakışları
7. ve ef’idetu-hum : ve onların kalpleri
8. hevâun : heva (hevesler), nefsin afetleri (vardır)

٤٤

وَاَنْذِرِ النَّاسَ يَوْمَ يَاْتيهِمُ الْعَذَابُ فَيَقُولُ الَّذينَ ظَلَمُوا رَبَّنَا اَخِّرْنَا اِلى اَجَلٍ قَريبٍ نُجِبْ دَعْوَتَكَ وَنَتَّبِعِ الرُّسُلَ اَوَلَمْ تَكُونُوا اَقْسَمْتُمْ مِنْ قَبْلُ مَالَكُمْ مِنْ زَوَالٍ

(44) ve enzirin nase yevme ye’tihimül azabü fe yekulüllezine zalemu rabbena ahhir na ila ecelin karibin nücib da’veteke ve nettebiir rusül e ve lem tekunu aksem tüm min kablü ma leküm min zeval

insanları uyar o azabın geleceği günden zalim olanlar diyecek ki ey Rabbimiz! müsaade buyur bize yakın bir zamana kadar senin davetine icabet edelim resullerine tabi olalım yemin etmemiş miydiniz? sizler daha önceden sizin için zeval olmayacağına

1. ve enzir : ve uyar
2. en nâse : insanlar
3. yevme : gün
4. ye’tî-him : onlara gelecek
5. el azâbu : azap
6. fe yekûlu : o zaman der, söyler
7. ellezîne zalemû : zulmeden kimseler
8. rabbe-nâ : Rabbimiz
9. ahhir-nâ : bizi ertele, tehir et
10. ilâ ecelin : bir süreye kadar
11. karîbin : yakın
12. nucib : icabet edelim
13. da’vete-ke : senin davetine
14. ve nettebii : ve biz tâbî olalım
15. er rusule : resûllere
16. e ve lem tekûnû : ve, siz olmadınız mı, siz değil misiniz
17. aksemtum : yemin ettiniz (kasem ettiniz)
18. min kablu : önceden, daha önce
19. mâ lekum : sizin için yoktur
20. min zevâlin : bir zeval, zail olma, gitme (yer değiştirme: bir yerden bir yere gitme, dünya yurdundan ahiret yurduna intikal etme)

٤٥

وَسَكَنْتُمْ فى مَسَاكِنِ الَّذينَ ظَلَمُوا اَنْفُسَهُمْ وَتَبَيَّنَ لَكُمْ كَيْفَ فَعَلْنَا بِهِمْ وَضَرَبْنَا لَكُمُ الْاَمْثَالَ

(45) ve sekentüm fi mesakinil lezine zalemu enfüsehüm ve tebeyyene leküm keyfe fealna bihim ve darabna lekümül emsal

siz de yerleştiniz yerleştikleri yere kendi nefislerine zulüm edenlerin size açık beyan belli oldu onlara nasıl bir işlem yaptığımız size misaller gösterdik

1. ve sekentum : ve siz yerleştiniz
2. fî mesâkini : meskenlere
3. ellezîne zalemû enfuse-hum : nefslerine zulmeden kimseler
4. ve tebeyyene : ve beyan edildi (açıklandı)
5. lekum : size
6. keyfe : nasıl (neler)
7. fealnâ : yaptık
8. bi-him : onlara, onları
9. ve darabnâ : ve (misal) verdik
10. lekum : size
11. el emsâle : misaller, örnekler

٤٦

وَقَدْ مَكَرُوا مَكْرَهُمْ وَعِنْدَ اللّهِ مَكْرُهُمْ وَاِنْ كَانَ مَكْرُهُمْ لِتَزُولَ مِنْهُ الْجِبَالُ

(46) ve kad mekeru mekrahüm ve indellahi mekruhüm ve in kane mekruhüm li tezule minhül cibal

gerçekten onlar hilelerini kurdular onlara Allah’ın katından mekir var isterse onların mekirleri olsun dağları oynatıp kaldıracak

1. ve kad : ve olmuştu
2. mekerû : (hile) tuzak kurdular
3. mekre-hum : onların hileleri, tuzakları
4. ve inde allâhi : ve Allah’ın indindedir (katında, bilgisi vardır)
5. mekru-hum, : onların tuzakları, hileleri
6. ve in kâne : ve olsa bile
7. mekru-hum : onların tuzakları, hileleri
8. li tezûle : zail olması, yok edecek olması
9. min-hu : ondan (onunla)
10. el cibâlu : dağlar

٤٧

فَلَا تَحْسَبَنَّ اللّهَ مُخْلِفَ وَعْدِه رُسُلَهُ اِنَّ اللّهَ عَزيزٌ ذُوانْتِقَامٍ

(47) fe la tahsebennellahe muhlife va’dihi rusüleh innellahe azizün züntikam

(o halde) Allah sakın döner sanma resüllerine olan vadinden şüphesiz Allah güçlüdür, intikam sahibidir

1. fe : öyleyse
2. lâ tahsebenne allâhe : Allah’ı sakın sanma, zannetme
3. muhlife : sözünde hilâf bulunan, vaadini yerine getirmeyen
4. va’di-hi : O’nun (Allah’ın) vaadi
5. rusule-hu : onun resûlleri
6. inne allâhe : muhakkak Allah
7. azîzun : azîzdir, yücedir
8. zuntikâmin (zu intikâmin) : intikam sahibi

٤٨

يَوْمَ تُبَدَّلُ الْاَرْضُ غَيْرَ الْاَرْضِ وَالسَّموَاتُ وَبَرَزُوا لِلّهِ الْوَاحِدِ الْقَهَّارِ

(48) yevme tübeddelül erdu gayral erdi ves semavatü ve berazu lillahil vahidil kahhar

o gün yer değişecek başka yer ve semada (başka sema olacak) tek (ve) kahredici Allah’ın huzuruna çıkacaklar

1. yevme : o gün
2. tubeddelu : değiştirilir, bir halden (şekilden) bir başka hale (şekle) döndürülür
3. el ardu : yeryüzü
4. gayre : başka
5. el ardı : yeryüzü
6. ve es semâvâtu : ve semalar
7. ve berezû : ve ortaya çıktılar
8. li allâhi : Allah’a (huzuruna)
9. el vâhıdi : bir (tek) olan, vahid olan
10. el kahhâri : kahhar olan, kahretmeye gücü yeten

٤٩

وَتَرَى الْمُجْرِمينَ يَوْمَءِذٍ مُقَرَّنينَ فِى الْاَصْفَادِ

(49) ve teral mücrimine yevmeizim mükarranine fil asfad

mücrimleri görürsün o gün birbirlerine bağlanıp kelepçelenmişlerdir

1. ve tere : ve sen görürsün
2. el mucrimîne : mücrimler, suçlular
3. yevme izin : izin günü
4. mukarrenîne : birbirine bağlanmış olanlar
5. : içinde
6. el asfâdi
(el safedu)
: bukağı, kelepçeler, zincir
: (kelepçe)

٥٠

سَرَابيلُهُمْ مِنْ قَطِرَانٍ وَتَغْشى وُجُوهَهُمُ النَّارُ

(50) serabilühüm min katiraniv ve tağşa vücuhehümün nar

gömlekleri katrandan ve yüzlerini ateş sarıp kaplamıştır

1. serâbîlu-hum : onların gömlekleri
2. min katırânin : katrandan
3. ve tagşâ : ve kaplamıştır, sarmıştır
4. vucûhe-hum : onların yüzleri
5. en nâru : ateş

٥١

لِيَجْزِىَ اللّهُ كُلَّ نَفْسٍ مَا كَسَبَتْ اِنَّ اللّهَ سَريعُ الْحِسَابِ

(51) li yecziyellahü külle nefsim ma kesebet innellahe seriul hisab

Allah cezalandıracaktır her nefsi kazandığı ile şüphesiz Allah’ın hesabı çok süratlidir

1. li yecziye allâhu : Allah’ın karşılığını (ceza veya mükâfat) vermesi içindir
2. kulle : hepsi, bütünü, tamamı
3. nefsin : nefs
4. mâ kesebet, : kazandığı şeyler
5. inne allâhe : muhakkak Allah
6. serîu el hısâbi : hesabı çabuk gören

٥٢

هذَا بَلَاغٌ لِلنَّاسِ وَلِيُنْذَرُوا بِه وَلِيَعْلَمُوا اَنَّمَا هُوَ اِلهٌ وَاحِدٌ وَلِيَذَّكَّرَ اُولُوا الْاَلْبَابِ

(52) haza belağul lin nasi ve li yünzeru bihi ve liya’lemu ennema hüve ilahüv vahidüv ve liyezzekkera ülül elbab

bu insanlar için tebliğdir bilsinler ve bununla uyarılsınlar (Allah’ın) tek ilah olduğunu ve akıl sahipleri öğüt alsınlar

1. hâzâ : bu
2. belâgun : bir bildiridir, duyurudur, tebliğdir
3. li en nâsi : insanlar için
4. ve li yunzerû : ve uyarılsınlar diye
5. bi-hi : onunla
6. ve li ya’lemû : ve bilsinler diye
7. ennemâ : sadece, yalnız, ancak
8. huve : o
9. ilâhun : bir ilâhtır
10. vâhidun : vahid, tek (bir tane)
11. ve li yezzekkere : ve tezekkür etsinler diye
12. ûlu el elbâbi : sırların sahipleri

Reklamlar

Son Yazılar