011. Cüz

    Nüzul SırasıCüzSayfaSure
    113 11201Tevbe(9)

٩٤

يَعْتَذِرُونَ اِلَيْكُمْ اِذَا رَجَعْتُمْ اِلَيْهِمْ قُلْ لَا تَعْتَذِرُوا لَنْ نُؤْمِنَ لَكُمْ قَدْ نَبَّاَنَا اللّهُ مِنْ اَخْبَارِكُمْ وَسَيَرَى اللّهُ عَمَلَكُمْ وَرَسُولُهُ ثُمَّ تُرَدُّونَ اِلى عَالِمِ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ فَيُنَبِّءُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ

(94) ya’tezirune ileyküm iza raca’tüm ileyhim kul la ta’teziru len nü’mine leküm kad nebbeene llahü min ahbariküm ve se yerallahü ameleküm ve rasülühü sümme türaddune ila alimil ğaybi veş şehadeti fe yünebbiüküm bi ma küntüm ta’melun

sizden özür dileyeceklerdir yanlarına döndüğünüz zaman de ki özür dilemeyin biz size asla inanmayız bize haber verdi Allah sizin ahvalinizden Allah (ve O’nun resülü) yaptıklarınızı ilerde görecek sonra döndürülüp gaybı ve açığı bilene (götürüleceksiniz) o da size haber verecektir neler yapmışsanız

1. ya’tezirûne : özür beyan ederler
2. ileykum : size
3. izâ reca’tum : siz geri döndüğünüz zaman
4. ileyhim : onlara
5. kul : de
6. lâ ta’tezirû : özür belirtmeyiniz
7. len nu’mine : asla inanmıyoruz
8. lekum : sizin için
9. kad : olmuştu
10. nebbe ene allâhu : Allah bana haber verdi
11. min ahbâri-kum : sizin durumunuzdan, haberlerinizden
12. ve se yerâ allâhu : ve Allah görecek
13. amele-kum : sizin amellerinizi
14. ve resûlu-hu : ve onun resûlü
15. summe : sonra
16. tureddûne : döndürüleceksiniz
17. ilâ : …e
18. âlimil gaybi : gaybı bilen
19. ve eş şehâdetî : ve görüneni
20. fe yunebbiu-kum : böylece size haber verecek
21. bi mâ : şeyleri
22. kuntum : oldunuz
23. ta’melûne : yapıyorsunuz

٩٥

سَيَحْلِفُونَ بِاللّهِ لَكُمْ اِذَا انْقَلَبْتُمْ اِلَيْهِمْ لِتُعْرِضُوا عَنْهُمْ فَاَعْرِضُوا عَنْهُمْ اِنَّهُمْ رِجْسٌ وَمَاْويهُمْ جَهَنَّمُ جَزَاءً بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَ

(95) se yahlifune billahi leküm izenkalebtüm ileyhim li tu’ridu anhüm fe a’ridu anhüm innehüm ricsüv ve me’vahüm cehennem cezaem bi ma kanu yeksibun

Allah adına yemin edecekler siz yanlarına döndüğünüz zaman kendilerinden vazgeçmeniz için siz de onlardan yüz çevirin onlar pisliktir ve varacakları yer cehennemdir kazandıklarının cezası olarak

1. se yahlifûne : yemin edeceklerdir
2. bi allâhi : Allah’a
3. lekum : sizin için
4. izâ inkalebtum : geri döndüğünüz zaman
5. ileyhim : onlara
6. li tu’ridû : yüz çevirmeniz için
7. an-hum : onlardan
8. fe a’rıdû : artık yüz çevirin
9. an-hum : onlardan
10. inne-hum : muhakkak onlar, çünkü onlar
11. ricsun : murdardır
12. ve mevâ-hum : ve onların barınacağı yer
13. cehennemu : cehennemdir
14. cezâen : bir cezadır
15. bi mâ kânû : oldukları şey sebebiyle
16. yeksibûne : kazanıyorlar

٩٦

يَحْلِفُونَ لَكُمْ لِتَرْضَوْا عَنْهُمْ فَاِنْ تَرْضَوْا عَنْهُمْ فَاِنَّ اللّهَ لَايَرْضى عَنِ الْقَوْمِ الْفَاسِقينَ

(96) yahlifune leküm li terdav anhüm fe in terdav anhüm fe innellahe la yerda anil kavmil fasikın

size yemin ederler kendilerinden razı olasınız diye fakat siz onlardan razı olsanız kesinlikle Allah fasık kavminden razı olmaz

1. yahlifûne : yemin ederler
2. lekum : size
3. li terdav : sizin razı olmanız için
4. an-hum : onlardan
5. fe in : o zaman eğer
6. terdav : razı olursunuz
7. an-hum : onlardan
8. fe inne allâhe : muhakkak Allah
9. lâ yerdâ : razı olmaz
10. an el kavmi el fâsikîne : fasık bir kavimden

٩٧

اَلْاَعْرَابُ اَشَدُّ كُفْرًا وَنِفَاقًا وَاَجْدَرُ اَلَّا يَعْلَمُوا حُدُودَ مَا اَنْزَلَ اللّهُ عَلى رَسُولِه وَاللّهُ عَليمٌ حَكيمٌ

(97) el a’rabü eşeddü küfrav ve nifakav ve ecderu ella ya’lemu hudude ma enzelellahü ala rasulih vallahü alimün hakim

(fasık) araplar daha şiddetlidirler küfür ve nifak yönünden daha musait (durumdadırlar) hududu bilmemede Allah’ın resülüne indirdiğine Allah bilir, hikmet sahibidir

1. el a’râbu : bedevî (göçebe) Araplar
2. eşeddu : daha şiddetlidir
3. kufren : küfür, inkâr bakımından
4. ve nifâkan : ve nifak bakımından
5. ve ecderu : ve daha yatkın
6. ellâ (en lâ)ya’lemû : bilmemeleri, bilmemeye
7. hudûde : sınırları
8. : şey (lerin)
9. enzele allâhu : Allah’ın indirdiği
10. alâ resûli-hi : resûlüne
11. ve allâhu : ve Allah
12. alîmun : en iyi bilendir
13. hakîmun : hakimdir, hikmet sahibidir, hüküm sahibidir

٩٨

وَمِنَ الْاَعْرَابِ مَنْ يَتَّخِذُ مَايُنْفِقُ مَغْرَمًا وَيَتَرَبَّصُ بِكُمُ الدَّوَاءِرَ عَلَيْهِمْ دَاءِرَةُ السَّوْءِ وَاللّهُ سَميعٌ عَليمٌ

(98) ve minel a’rabi mey yettehizü ma yünfiku mağramev ve yeterabbesu bikümüd devair aleyhim dairatüs sev’ vallahü semiun alim

araplardan bazı kimseler infak ettiğinin karşılığını alamayacağını (sanır) gözetir dururlar sizin üzerinize bir belanın gelmesini kötülükler kendi başlarına olsun Allah işitir, bilir

1. ve min el a’râbi : ve bedevî Araplar’dan
2. men : birileri, kimseler
3. yettehızu : edinir, öyle kabul eder
4. mâ yunfiku : infâk ettiği şeyi
5. magremen : zarar, ziyan
6. ve yeterabbesu : ve bekler(ler)
7. bi kum : size
8. ed devâire : devirler, dönemler, olayların değişmesi, mü’minlere felâketli dönemlerin gelmesi
9. aleyhim : onlara, onların üzerine (olsun)
10. dâiretu es sev’i : kötü dönemler, felâketli olaylar dönemi
11. ve allâhu : ve Allah
12. semîun : en iyi işitendir
13. alîmun : en iyi bilendir

٩٩

وَمِنَ الْاَعْرَابِ مَنْ يُؤْمِنُ بِاللّهِ وَالْيَوْمِ الْاخِرِ وَيَتَّخِذُ مَايُنْفِقُ قُرُبَاتٍ عِنْدَ اللّهِ وَصَلَوَاتِ الرَّسُولِ اَلَا اِنَّهَا قُرْبَةٌ لَهُمْ سَيُدْخِلُهُمُ اللّهُ فى رَحْمَتِه اِنَّ اللّهَ غَفُورٌ رَحيمٌ

(99) ve minel a’rabi mey yü’minü billahi vel yevmil ahiri ve yettehizü ma yünfiku kurubatin indellahi ve salevatir rasul ela inneha kurbetül lehüm se yüdhilühümüllahü fi rahmetih innellahe ğafurur rahiym

araplardan bazı kimseler Allah’a ve ahiret gününe inanır yapmış olduğu infakı Allah’ın indinde yakınlık ve resüle dua (vesilesi sayar) dikkat edin! gerçekten kendileri için yakınlıktır Allah onları rahmetine koyacaktır şüphesiz Allah bağışlayan, merhamet sahibidir

1. ve min el a’râbî : ve Araplar’dan
2. men : kimse(ler)
3. yu’minu : îmân eder, âmenû olur
4. bi allâhi : Allah’a
5. ve el yevmi el âhıri : ve ahir gün (ahiret günü, Allah’a ulaşma günü)
6. ve yettehızu : ve edinir, kabul eder
7. mâ yunfiku : infâk ettiği şey
8. kurubâtin : yakınlık sağlayan şeyler
9. inde allâhi : Allah’ın katında, Allah’ın indinde
10. ve salavâti er resûli : ve resûlün duaları
11. e lâ : öyle değil mi
12. inne-hâ : muhakkak ki o, çünkü o
13. kurbetun : yakınlıktır
14. lehum : onlar için, onlara
15. se yudhılu-hum allâhu : Allah onları dahil edecek
16. fî rahmeti-hî : kendi rahmetinin içine
17. inne allâhe : muhakkak Allah
18. gafûrun : mağfiret edendir
19. rahîmun : rahmet nuru gönderendir

Sayfa:202

١٠٠

وَالسَّابِقُونَ الْاَوَّلُونَ مِنَ الْمُهَاجِرينَ وَالْاَنْصَارِ وَالَّذينَ اتَّبَعُوهُمْ بِاِحْسَانٍ رَضِىَ اللّهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا عَنْهُ وَاَعَدَّ لَهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرى تَحْتَهَا الْاَنْهَارُ خَالِدينَ فيهَا اَبَدًا ذلِكَ الْفَوْزُ الْعَظيمُ

(100) ves sabikunel evvelune minel mühacirine vel ensari vellezinettebeuhüm bi ihsanir radiyallahü anhüm ve radu anhü ve eadde lehüm cennatin tecri tahtehel enharu halidine fiha ebeda zalikel fevzül aziym

geçenlerle önce gelen ve (iyilikte ileri olan) muhacirlerden ve ensardan onlara güzellikle tabi olanlardan Allah onlardan razı olmuş (onlarda) (Allah’tan) on’dan razı olmuşlardır onlar için hazırlanmıştır altlarından nehirler akan cennetlere orada ebedi olarak kalacaklardır işte bu çok büyük bir saadettir

1. ve es sâbikûne el evvelûne : hayırlarda yapılan müsabakalarda yarışanların evvelkileri
2. min el muhâcirîne : hicret (göç) edenlerden
3. ve el ensâri : ve yardım edenler
4. ve ellezîne ettebeû-hum : ve onlara tâbî kimseler
5. bi ıhsânin : ihsan ile
6. radıye allâhu : Allah razı oldu
7. an-hum : onlardan
8. ve radû an-hu : ve ondan razı oldular
9. ve eadde : ve hazırladı
10. lehum : onlar için, onlara
11. cennâtin : cennetler
12. tecrî : akar
13. tahte-hâ : onun altından
14. el enhâru : nehirler, ırmaklar
15. hâlidîne : ebedî kalanlar
16. fîhâ : orada
17. ebeden : ebedî olarak
18. zâlikel fevzu el azîmu : işte bu en büyük fevzdir

١٠١

وَمِمَّنْ حَوْلَكُمْ مِنَ الْاَعْرَابِ مُنَافِقُونَ وَمِنْ اَهْلِ الْمَدينَةِ مَرَدُوا عَلَى النِّفَاقِ لَا تَعْلَمُهُمْ نَحْنُ نَعْلَمُهُمْ سَنُعَذِّبُهُمْ مَرَّتَيْنِ ثُمَّ يُرَدُّونَ اِلى عَذَابٍ عَظيمٍ

(101) ve mimmen havleküm minel a’rabi münafikun ve min ehlil medineti meradu alen nifaki la ta’lemühüm nahnü na’lemühüm se nüazzibühüm merrateyni sümme yüraddune ila azabin aziym

sizin etrafınızdaki kimseler araplardan münafık olanlar (vardır) medine ehlinden nifak yapmaya alışmışlardır onları bilemezsin biz onları biliriz onlara iki defa azap edeceğiz sonra iade edilecekler en büyük azaba

1. ve mimmen (min men) : ve o kimselerden
2. havle-kum : sizin etrafınızda
3. min el a’râbi : Araplar’dan, bedevîlerden
4. munâfikûne : münafıklar
5. ve min ehle el medîneti : ve şehir (Medine) halkından
6. meredû : adet edinmiş, alışmış olanlar
7. alâ en nifâkı : nifak üzerinde
8. lâ ta’lemu-hum : onları sen bilmezsin
9. nahnu : biz
10. na’lemu-hum : onları biz biliriz
11. se nuazzibu-hum : onları azaplandıracağız
12. merreteyni : iki kere
13. summe : sonra
14. yureddûne : döndürülecekler, çevrilecekler
15. ilâ azâbin azîmin : büyük bir azaba

١٠٢

وَاخَرُونَ اعْتَرَفُوا بِذُنُوبِهِمْ خَلَطُوا عَمَلًا صَالِحًا وَاخَرَ سَيِّءًا عَسَى اللّهُ اَنْ يَتُوبَ عَلَيْهِمْ اِنَّ اللّهَ غَفُورٌ رَحيمٌ

(102) ve aharuna’ terafu bi zunubihim haletu amelen salihav ve ahara seyyia asellahü ey yetube aleyhim innellahe ğafurur rahiym

diğer bir kısmı günahlarını itiraf ettiler salih amellerini karıştırdılar diğer kötü amelleri ile olur ki Allah onların tövbesini kabul eder şüphesiz Allah bağışlayan, merhametlidir

1. ve âharûne i’terefû : ve diğerleri itiraf ettiler (savaştan geri kalanlar)
2. bi zunûbi-him : günahlarını
3. haletû : karıştırdılar
4. amelen sâlihan : salih amel (nefsi ıslâh edici amel)
5. ve âhare : ve diğer
6. seyyien : kötü
7. asâ allâhu : umulur ki Allah
8. en yetûbe aleyhim : onların tövbelerini kabul eder
9. inne allâhe : muhakkak Allah
10. gafûrun : gafurdur (mağfiret edendir)
11. rahîmun : rahîmdir (rahmet nuru gönderendir)

١٠٣

خُذْ مِنْ اَمْوَالِهِمْ صَدَقَةً تُطَهِّرُهُمْ وَتُزَكّيهِمْ بِهَا وَصَلِّ عَلَيْهِمْ اِنَّ صَلوتَكَ سَكَنٌ لَهُمْ وَاللّهُ سَميعٌ عَليمٌ

(103) huz min emvalihim sadekaten tütahhiruhüm ve tüzekkihim biha ve salli aleyhim inne salateke sekenül lehüm vallahü semiun alim

onların mallarından sadaka al onları temizleyesin onun ile onları pak edesin ve onlara dua et şüphesiz senin duan onlara sükunet verir Allah işiten, bilendir

1. huz : al
2. min emvâli-him : onların mallarından
3. sadakaten : sadaka olarak
4. tutahhiru-hum : onları temizle
5. ve tuzekkî-him : ve onları tezkiye et (temizle)
6. bi-hâ : onunla
7. ve salli : ve dua et
8. aleyhim : onlara
9. inne : muhakkak
10. salâte-ke : senin duan
11. sekenun : huzurdur, sukûndur
12. lehum : onlar için
13. ve allâhu : ve Allah
14. semîun : en iyi işitendir
15. alîmun : en iyi bilendir

١٠٤

اَلَمْ يَعْلَمُوا اَنَّ اللّهَ هُوَ يَقْبَلُ التَّوْبَةَ عَنْ عِبَادِه وَيَاْخُذُ الصَّدَقَاتِ وَاَنَّ اللّهَ هُوَ التَّوَّابُ الرَّحيمُ

(104) e lem ya’lemu ennellahe hüve yakbelüt tevbete an ibadihi ve ye’huzüs sadekati ve ennellahe hüvet tevvabür rahiym

bilmediler mi? şüphesiz Allah o, bizzat kabul eder kullarından tövbeyi ve sadakaları alır şüphesiz Allah o, tövbeleri kabul edici, merhametli olandır

1. e lem ya’lemû : bilmiyorlar mı
2. enne allâhe : muhakkak Allah
3. huve : O’dur
4. yakbelu : kabul eder
5. et tevbete : tövbe
6. an ibâdi-hî : kullarından
7. ve ye’huzu : ve alır
8. es sadakâti : sadakalar
9. ve enne allâhe : ve muhakkak Allah
10. huve : O’dur
11. et tevvâbu : tövbeleri kabul eden
12. er rahîmu : rahmet nuru gönderen

١٠٥

وَقُلِ اعْمَلُوا فَسَيَرَى اللّهُ عَمَلَكُمْ وَرَسُولُهُ وَالْمُؤْمِنُونَ وَسَتُرَدُّونَ اِلى عَالِمِ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ فَيُنَبِّءُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ

(105) ve kuli melu fe se yerallahü ameleküm ve rasulühu vel mü’minun ve se türaddune ila alimil ğaybi veş şehadeti fe yünebbiüküm bi ma küntüm ta’melun

de ki yapınız yaptığınız amelleri Allah ve O’nun resülü görecektir ve mü’minler de bilenin huzuruna götürülecektir ve gizliyi de görüneni de artık (O), size haber verecektir yaptığınız amelleri

1. ve kuli’melû : ve amel edin, yapın
2. fe se yera allâhu : Allah görecektir
3. amele-kum : sizin amellerinizi
4. ve resûlu-hu : ve onun resûlü
5. ve el mu’minûne : ve mü’minler
6. ve se tureddûne : ve döndürüleceksiniz
7. ilâ âlimi el gaybi : gaybı bilene
8. ve eş şehâdeti : ve müşahade edileni, görüneni
9. fe yunnebiu-kum : o zaman size haber verecek
10. bimâ : şeyleri
11. kuntum ta’melûne : sizin yapmış olduğunuz, amel ettiğiniz

١٠٦

وَاخَرُونَ مُرْجَوْنَ لِاَمْرِ اللّهِ اِمَّا يُعَذِّبُهُمْ وَاِمَّا يَتُوبُ عَلَيْهِمْ وَاللّهُ عَليمٌ حَكيمٌ

(106) ve aharune mürcevne li emrillahi imma yüazzibühüm ve imma yetubü aleyhim vallahü alimün hakim

diğer bir kısmı da Allah’ın emri ile geri bırakılmıştır onlara ya azap eder veyahut onların tövbelerini kabul eder Allah bilen, hikmet sahibidir

1. ve âharûne : ve diğerleri
2. murcevne : ertelenmiş, tehir edilmişler olanlar
3. li emri allâhi : Allah’ın emri için
4. immâ : yahut, ya da
5. yuazzibu-hum : onları azaplandıracak
6. ve immâ : veya, ya da
7. yetûbu : tövbeleri kabul edecek
8. aleyhim : onların üzerine
9. ve allâhu : ve Allah
10. alîmun : en iyi bilendir
11. hakîmun : hikmet sahibidir

Sayfa:203

١٠٧

وَالَّذينَ اتَّخَذُوا مَسْجِدًا ضِرَارًا وَكُفْرًا وَتَفْريقًا بَيْنَ الْمُؤْمِنينَ وَاِرْصَادًا لِمَنْ حَارَبَ اللّهَ وَرَسُولَهُ مِنْ قَبْلُ وَلَيَحْلِفُنَّ اِنْ اَرَدْنَا اِلَّا الْحُسْنى وَاللّهُ يَشْهَدُ اِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ

(107) vellezinet tehazu mesciden dirarav ve küfrav ve tefrikam beynel mü’minine ve irsadel li men harellahe ve rasulehu min kabl ve le yahlifünne in eradna illel husna vallahü yeşhedü innehüm le kazibun

o kimseler ki mescit yaptılar zarar vermek için küfür ve nifak sokmak için mü’minlerin arasına Allah ve O’nun resülüyle önceden savaş etmiş olan kimseyi beklemek ve gözetlemek için (mescit yaptılar) bir isteğimiz kesinlikle yoktur (diyerek) yemin ederler ve hüsniyetten başka Allah şahittir ki şüphesiz onlar yalancıdırlar

1. ve ellezîne ettehazû : ve edinen o kimseler
2. mesciden : bir mescid
3. dırâren : zarar vermek için
4. ve kufren : ve küfrü kuvvetlendirmek için
5. ve tefrîkan : ve ayırmak, insanları gruplara bölmek, tefrika yapmak için
6. beyne el mu’minîne : mü’minlerin arasını
7. ve irsâden : ve gözleyerek, bekleyerek
8. li men hârebe allâhe : Allah’a karşı savaşan (harbeden) kişiyi
9. ve resûle-hu : ve onun resûlü
10. min kablu : önceden
11. ve le yahlifunne : ve mutlaka yemin ederler
12. in ered-na : biz istersek
13. illâ el husnâ : ancak iyilikler, güzellikler
14. vallâhu : ve Allah
15. yeşhedu : şahitlik eder
16. innehum : muhakkak onları
17. le kâzibûne : kesinlikle yalancılar

١٠٨

لَا تَقُمْ فيهِ اَبَدًا لَمَسْجِدٌ اُسِّسَ عَلَى التَّقْوى مِنْ اَوَّلِ يَوْمٍ اَحَقُّ اَنْ تَقُومَ فيهِ فيهِ رِجَالٌ رِجَالٌ يُحِبُّونَ اَنْ يَتَطَهَّرُوا وَاللّهُ يُحِبُّ الْمُطَّهِّرينَ

(108) la tekum fihi ebeda le mescidün üssise alet takva min evveli yevmin ehakku en tekume fih fihi ricalüy yühibbune ey yetetahheru vallahü yühibbül müttahhirin

namaza durma orada ebedi olarak mescit ki (kuba mescidi) takva üzerine kurulan ilk günden (itibaren) daha layıktır o mescit içinde namaza durman onun içinde temizlenmeyi seven ricaller (vardır) Allah temizlenenleri sever

1. lâ tekum : ikâme etme (namaz kılma)
2. fî-hi : orada
3. ebeden : ebediyyen
4. le : elbette
5. mescidun : bir mescid
6. ussise : tesis edildi
7. alâ et takvâ : takva üzerine
8. min evveli yevmin : ilk günden
9. ehakku : haktır, daha uygundur
10. en tekûme : senin ikâme etmen (namaza durman)
11. fî-hi : onun içinde
12. fî-hi : orada vardır
13. ricâlun : adamlar
14. yuhıbbûne : severler
15. en yetetahherû : temizlenmeleri, temizlenmek
16. ve allâhu : ve Allah
17. yuhıbbu el muttahhirîne : temizlenenleri sever

١٠٩

اَفَمَنْ اَسَّسَ بُنْيَانَهُ عَلى تَقْوى مِنَ اللّهِ وَرِضْوَانٍ خَيْرٌ اَمْ مَنْ اَسَّسَ بُنْيَانَهُ عَلى شَفَا جُرُفٍ هَارٍ فَانْهَارَ بِه فى نَارِ جَهَنَّمَ وَاللّهُ لَا يَهْدِى الْقَوْمَ الظَّالِمينَ

(109) e fe men essese bünyanehu ala takva minallahi ve ridvanin hayrun em men essese bünyanehu ala şefacürufin harin fenhara bihi fi nari cehennem vallahü la yehdil kavmez zalimin

onun binasını tesis eden mi takva üzere Allah rızası için hayırlıdır yoksa uçurum kenarına bina tesis edipte onunla cehennem ateşinin içine çöküp yuvarlanan mı? Allah hidayete erdirmez zalim kavmi

1. e fe men : o kimse mi
2. essese : tesis etti
3. bunyâne-hu : binasının temelini kuran
4. alâ takvâ : takva üzerine
5. min allâhi : Allah’tan
6. ve rıdvânin : ve bir rıza
7. hayrun : daha hayırlı
8. em men : yoksa kimse
9. essese : tesis etti
10. bunyâne-hu : binasının temelini kuran
11. alâ şefâ : kenar üzerine, kenarına
12. curufin : sellerin getirip yığdığı çamur, çürük, yıkılacak toprak, curuf
13. hârin : düşen, devrilen
14. fenhâre : birlikte yıkılır, göçer, çöker
15. bi-hî : onunla
16. fî nâri cehenneme : cehennem ateşinin içine
17. ve allâhu : ve Allah
18. lâ yehdî : hidayete erdirmez
19. el kavme ez zâlimîne : zalimler kavmi, topluluğu

١١٠

لَا يَزَالُ بُنْيَانُهُمُ الَّذى بَنَوْا ريبَةً فى قُلُوبِهِمْ اِلَّا اَنْ تَقَطَّعَ قُلُوبُهُمْ وَاللّهُ عَليمٌ حَكيمٌ

(110) la yezalü bünyanühümülezi benev ribeten fi kulubihim illa en tekattaa kulubühüm vallahü alimün hakim

devamlı kalacaktır onların kurdukları binalar planlar kalplerinde şüpheyle ancak parçalanmış olsun onların kalpleri Allah bilen, hikmet sahibidir

1. lâ yezâlu : zail olmaz, devam eder
2. bunyânu-hum ellezî : onların binası ki o
3. benev : inşa ettiler
4. rîbeten : bir şüphe, bir nifak olarak
5. fî kulûbi-him : onların kalplerinde
6. illâ : ancak, yalnız, oluncaya kadar
7. en tekattaa : parçalanmak
8. kulûbu-hum : onların kalpleri
9. vallâhu (ve allâhu) : ve Allah
10. alîmun : bilendir
11. hakîmun : hüküm veren ve hikmet sahibidir

١١١

اِنَّ اللّهَ اشْتَرى مِنَ الْمُؤْمِنينَ اَنْفُسَهُمْ وَاَمْوَالَهُمْ بِاَنَّ لَهُمُ الْجَنَّةَ يُقَاتِلُونَ فى سَبيلِ اللّهِ فَيَقْتُلُونَ وَيُقْتَلُونَ وَعْدًا عَلَيْهِ حَقًّا فِى التَّوْريةِ وَالْاِنْجيلِ وَالْقُرْانِ وَمَنْ اَوْفى بِعَهْدِه مِنَ اللّهِ فَاسْتَبْشِرُوا بِبَيْعِكُمُ الَّذى بَايَعْتُمْ بِه وَذلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظيمُ

(111) innellaheştera minel mü’minine enfüshehüm ve emvalehüm bi enne lehümül cenneh yükatilune fi sebilillahi fe yaktülune ve yuktelune va’den aleyhi hakkan fit tevrati vel incili vel kur’an ve men evfa bi ahdihi minallahi festebşiru bi bey’ıkümlezi bay’ı tüm bih ve zalike hüvel fevzül aziym

şüphesiz Allah satın aldı mü’minlerden canlarını ve mallarını cennet muhakkak onların olması kaydıyla Allah yolunda savaşacaklar öldürecekler ve öldürülecekler kendi zatı üzerine hak olan bir vaadidir kur’an, tevrat ve incil de yerine getiren kim olabilir Allah’tan (daha ziyade) sözünü o halde sevinin onunla yapmış olduğunuz bu alışverişten dolayı işte en büyük saadet budur

1. inne allâhe işterâ : muhakkak ki Allah satın aldı
2. min el mu’minîne : mü’minlerden
3. enfuse-hum : onların nefslerini
4. ve emvâle-hum : ve onların mallarını
5. bi enne : …den dolayı, … karşılığı
6. lehum : onlara, onlar için
7. el cennete : cennet
8. yukâtilûne : savaşırlar
9. fî sebîli allâhi : Allah’ın yolunda, Allah yolunda
10. fe yaktulûne : böylece öldürürler
11. ve yuktelûne : ve öldürülürler
12. va’den : bir vaad
13. aleyhi : onun üzerine
14. hakkan : hak olan
15. fî et tevrâti : Tevrat’ta
16. ve el incîli : ve İncil
17. ve el kur’âni : ve Kur’ân
18. ve men : ve kimdir, kim vardır
19. evfâ bi ahdi-hî : ahdini daha iyi ifa eden, tutan
20. min allâhi : Allah’tan
21. fe istebşirû : artık sevinin
22. bi bey’ı-kum : sizin alışverişiniz ile
23. ellezî bâya’tum : ki o yaptığınız alışveriş
24. bi-hî : onunla
25. ve zâlike : ve işte
26. huve el fevzu el azîmu : bu büyük mükâfattır

Sayfa:204

١١٢

اَلتَّاءِبُونَ الْعَابِدُونَ الْحَامِدُونَ السَّاءِحُونَ الرَّاكِعُونَ السَّاجِدُونَ الْامِرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَالنَّاهُونَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَالْحَافِظُونَ لِحُدُودِ اللّهِ وَبَشِّرِ الْمُؤْمِنينَ

(112) ettaibunel abidunel hamidunes saihuner rakiunes sacidunel amirune bil ma’rufi ven nahune anil münkeri vel hafizune li hududillah ve beşşiril mü’minin

tövbe edenler ibadet edenler hamd edenler (tebliğ için) gezenler ruku edenler secde edenler iyiliği emir edenler ve kötülükten men edenler Allah’ın hudutlarını muhafaza edenler ve sen o mü’minleri müjdele

1. et tâibûne : tövbe edenler
2. el âbidûne : Allah’a kul olanlar
3. el hâmidûne : hamdedenler
4. es sâihûne : oruç tutanlar, Allah yolunda seyahat edenler, 1- savaşmak için 2- Allah’ın ismini duyurmak için 3- yeryüzünü ibretle gezip tefekkür etmek için
5. er râkiûne : rükû edenler
6. es sâcidûne : secde edenler
7. el âmirûne : emredenler
8. bi el ma’rûfi : iyilik, irfan ile
9. ve en nâhûne : ve nehyedenler, yasaklayanlar
10. an el munkeri : münkerden, kötülükten
11. ve el hâfizûne : ve muhafaza edenler, koruyanlar
12. li hudûdi allâhi : Allah’ın hudutlarını
13. ve beşşiri el mu’minîne : ve mü’minleri müjdele

١١٣

مَا كَانَ لِلنَّبِىِّ وَالَّذينَ امَنُوا اَنْ يَسْتَغْفِرُوا لِلْمُشْرِكينَ وَلَوْ كَانُوا اُولى قُرْبى مِنْ بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُمْ اَنَّهُمْ اَصْحَابُ الْجَحيمِ

(113) ma kane lin nebiyyi vellezine amenu ey yestağfiru lil müşrikine velev kanu üli kurba mim ba’di ma tebeyyene lehüm ennehüm ashabül cehiym

olamaz resüllerin ve iman eden kimselerin müşriklerin bağışlanmalarını istemeleri velev o kişi akrabada olsa onların durumları açıkça belli olduktan sonra şüphesiz onlar cehennem ashabıdır

1. mâ kâne : olmadı, olmaz, olamaz
2. li en nebiyyi : peygamberler için
3. ve ellezîne âmenû : ve âmenû olanlar (ölmeden önce Allah’a ulaşmayı dileyen kimseler)
4. en yestagfirû : mağfiret dilemesi
5. li el muşrikîne : müşrikler için
6. ve lev kânû : olsalar bile
7. ulî kurbâ : akraba, yakınlar
8. min ba’di : …den sonra
9. mâ tebeyyene : belli olan, açığa çıkan şey, durum
10. lehum : onlar için
11. enne-hum : muhakkak onlar, çünkü onlar, onların, … olduğu
12. ashâbu el cahîmi : cehennem ehli, cehennemin ehli, halkı

١١٤

وَمَا كَانَ اسْتِغْفَارُ اِبْرهيمَ لِاَبيهِ اِلَّا عَنْ مَوْعِدَةٍ وَعَدَهَا اِيَّاهُ فَلَمَّا تَبَيَّنَ لَهُ اَنَّهُ عَدُوٌ لِلّهِ تَبَرَّاَ مِنْهُ اِنَّ اِبْرهيمَ لَاَوَّاهٌ حَليمٌ

(114) ve ma kanestiğfaru ibrahime li ebihi illa am mev’idetiv veadeha iyyah felemma tebeyyene lehu ennehu adüvvül lillahi teberrae minh inne ibrahime le evvahün halim

yapmış olduğu istiğfar ise ibrahim’in babasına ancak ona vermiş olduğu bir vaatten (dolayı idi) vaktaki onun (durumu kendine) belli olunca gerçekten onun Allah’ın düşmanı (olduğunu anlayınca) ondan uzaklaştı şüphesiz ibrahim (Allah’a) yönelip yalvaran halim huylu idi

1. ve mâ kâne estigfâru : ve bağışlanma, mağfiret dilemesi
2. ibrâhîme : İbrâhîm’in
3. li ebî-hi : babası için
4. illâ : yalnız, sadece
5. an mev’ıdetin : vaadden, vaadedilenden dolayı
6. vaade-hâ : ona vaadetti
7. iyyâ-hu : yalnız ona
8. fe lemmâ : artık, olunca
9. tebeyyene : açığa çıktı, belli oldu
10. lehu : onun için
11. enne-hu : onun, …olduğu, çünkü o
12. aduvvun : bir düşman
13. li allâhi : Allah’a
14. teberre’e : uzaklaştı, berî oldu
15. min-hu : ondan
16. inne ibrâhîme : muhakkak İbrâhîm
17. le evvâhun : elbette Allah’a yalvarıp yakaran, çok üzülen, çok acı çeken, yüreği sızlayandır
18. halîmun : merhametli ve yumuşak huylu

١١٥

وَمَا كَانَ اللّهُ لِيُضِلَّ قَوْمًا بَعْدَ اِذْ هَديهُمْ حَتّى يُبَيِّنَ لَهُمْ مَا يَتَّقُونَ اِنَّ اللّهَ بِكُلِّ شَىْءٍ عَليمٌ

(115) ve ma kanellahü li yüdille kavmem ba’de iz hedahüm hatta yübeyyine lehüm ma yettekun innellahe bi külli şey’in alim

Allah bir kavmi sapıklığa düşürecek değildir onları hidayete erdirdikten sonra hatta açıklamadıkça onlara nelerden sakınacaklarını şüphesiz Allah her şeyi en iyi bilendir

1. ve mâ kâne allâhu : ve Allah değildir, olmadı
2. lî yudılle : saptıracak, dalâlette bırakacak
3. kavmen : bir kavmi
4. ba’de : sonra
5. iz hedâ-hum : onları hidayete erdirdiği zaman
6. hattâ : oluncaya kadar
7. yubeyyine : açıklanır, belli olur
8. lehum : onlara
9. mâ yettekûne : takva sahibi olacakları şeyler
10. inne allâhe : şüphesiz Allah
11. bi kulli şey’in : herşeyi
12. alîmun : en iyi bilendir

١١٦

اِنَّ اللّهَ لَهُ مُلْكُ السَّموَاتِ وَالْاَرْضِ يُحْي وَيُميتُ وَمَا لَكُمْ مِنْ دُونِ اللّهِ مِنْ وَلِىٍّ وَلَا نَصيرٍ

(116) innellahe lehu mülküs semavati vel ard yuhyi ve yümit ve ma leküm min dunillahi miv veliyyiv ve la nasiyr

şüphesiz Allah’ındır semaların ve arzın mülkü hayat verir ve öldürür sizin için yoktur Allah’tan başka (ne) bir dost (ne de) bir yardımcı

1. inne allâhe : muhakkak Allah
2. lehu : onundur
3. mulku es semâvâti : semaların (göklerin) mülkü, idaresi, saltanatı
4. ve el ardı : ve yerin, yeryüzü
5. yuhyî : diriltir, yaşatır, hayat verir
6. ve yumîtu : ve öldürür
7. ve mâ : ve yoktur
8. lekum : sizin için
9. min dûni allâhi : Allah’tan başka
10. min veliyyin : bir velî, bir dost
11. ve lâ : ve yoktur
12. nasîrin : bir yardımcı

١١٧

لَقَدْ تَابَ اللّهُ عَلَى النَّبِىِّ وَالْمُهَاجِرينَ وَالْاَنْصَارِ الَّذينَ اتَّبَعُوهُ فىسَاعَةِ الْعُسْرَةِ مِنْ بَعْدِ مَا كَادَ يَزيغُ قُلُوبُ فَريقٍ مِنْهُمْ ثُمَّ تَابَ عَلَيْهِمْ اِنَّهُ بِهِمْ رَؤُفٌ رَحيمٌ

(117) le kad tabellahü alen nebiyyi vel mühacirine vel ensari llezinettebeuhü fi saatil usrati mim ba’di ma kade yeziğu kulubü ferikim minhüm sümme tabe aleyhim innehu bihim raufür rahiym

gerçekten Allah tövbeleri kabul etti resüllerin muhacirlerin ve ensarların ona tabi olan kimselerin o güçlük saatinde neredeyse bu olaydan sonra kayacaktı onlardan bir kısmının kalpleri sonra onların tövbelerini kabul buyurdu şüphesiz o mü’minlere şefkatli, merhametlidir

1. lekad : andolsun ki
2. tâbe ilâ allâhi : Allah’a tövbe etmek, günahtan dönmek
3. tâbe allâhu aleyhi : Allah’ın tövbeleri kabul etmesi
4. tâbe allâhu alâ : Allah tövbeyi nasip etti
5. en nebiyyi : peygamber
6. ve el muhâcirîne : ve muhacirler
7. ve el ensâri ellezîne ettebeû-hu : ve ona tâbî olan ensar
8. fî sâati : o zamanda, o vakitte, o saatte
9. el usreti : zorluk, darlık, şiddet, yokluk
10. min ba’di : …den sonra
11. mâ kâde : az kalsın oluyordu, olmak üzere iken
12. yezîgu : kayıyor, meylediyor
13. kulûbu : kalpler
14. ferîkın : bir grup
15. min-hum : onlardan
16. summe : sonra
17. tâbe aleyhim : onların tövbesini kabul etti
18. inne-hu : muhakkak o, çünkü o
19. bi-him : onlara
20. raûfun : çok merhametli, çok şefkatli
21. rahîmun : rahîm olandır (rahmet nuru gönderen)

Sayfa:205

١١٨

وَعَلَى الثَّلثَةِ الَّذينَ خُلِّفُوا حَتّى اِذَا ضَاقَتْ عَلَيْهِمُ الْاَرْضُ بِمَا رَحُبَتْ وَضَاقَتْ عَلَيْهِمْ اَنْفُسُهُمْ وَظَنُّوا اَنْ لَا مَلْجَاَ مِنَ اللّهِ اِلَّا اِلَيْهِ ثُمَّ تَابَ عَلَيْهِمْ لِيَتُوبُوا اِنَّ اللّهَ هُوَ التَّوَّابُ الرَّحيمُ

(118) ve ales selasetillezine hullifu hatta iza dakat aleyhimül erdu bi ma rahubet ve dakat aleyhim enfüsühüm ve zannu el la melcee minallahi illa ileyh sümme tabe aleyhim li yetubu innellahe hüvet tevvabür rahiym

geri bırakılan üç kişinin (de tövbesini kabul etti) hatta o zaman dar gelmişti arz geniş olmasına rağmen onlara ve nefisleri kendilerine (o kadar) daraldı ki zanları şu oldu Allah’tan (kurtuluş) ancak Allah’a sığınmak olduğunu (anladılar) sonra tövbelerini kabul etti onlarda tövbekarlardan oldular şüphesiz Allah tövbeleri kabul eden, merhametli olandır

1. ve alâ es selâseti : ve üç (kişi) de
2. ellezîne hullifû : geri bırakılan kişiler
3. hattâ : hatta
4. izâ dâkat aleyhim : onlara dar gelmişti
5. el ardu : yeryüzü
6. bimâ rehubet : geniş olmasına rağmen
7. ve dâkat : ve dar geldi
8. aleyhim : onlara
9. enfusu-hum : nefsleri
10. ve zannû : ve anladılar, zannettiler
11. en lâ melce’e : sığınak olmadığını
12. min allâhi : Allah’tan
13. illâ : …den başka
14. ileyhi : onlara, kendilerine
15. summe : sonra
16. tâbe aleyhim : onların tövbelerini kabul etti
17. li yetûbû : tövbeleri kabul edilerek yeniden Allah’a dönsünler diye
18. inne allâhe : muhakkak Allah
19. huve et tevvâbur rahîmu : O tövbeleri kabul edendir, rahmet nuru gönderendir

١١٩

يَا اَيُّهَا الَّذينَ امَنُوا اتَّقُوا اللّهَ وَكُونُوا مَعَ الصَّادِقينَ

(119) ya eyyühellezine amenü ttekullahe ve kunu meas sadikın

ey iman edenler Allah’tan sakının ve doğrularla beraber olun

1. yâ eyyuhâ : ya, ey
2. ellezîne âmenû : ölmeden önce Allah’a ulaşmayı dileyen kimseler
3. ittekû allâhe : Allah’a karşı takva sahibi olun
4. ve kûnû : ve olun
5. mea es sâdikîne : sadıklarla beraber

١٢٠

مَاكَانَ لِاَهْلِ الْمَدينَةِ وَمَنْ حَوْلَهُمْ مِنَ الْاَعْرَابِ اَنْ يَتَخَلَّفُوا عَنْ رَسُولِ اللّهِ وَلَا يَرْغَبُوا بِاَنْفُسِهِمْ عَنْ نَفْسِه ذلِكَ بِاَنَّهُمْ لَا يُصيبُهُمْ ظَمَاٌ وَلَا نَصَبٌ وَلَا مَخْمَصَةٌ فى سَبيلِ اللّهِ وَلَا يَطَؤُنَ مَوْطِءًا يَغيظُ الْكُفَّارَ وَلَا يَنَالُونَ مِنْ عَدُوٍّ نَيْلًا اِلَّا كُتِبَ لَهُمْ بِه عَمَلٌ صَالِحٌ اِنَّ اللّهَ لَا يُضيعُ اَجْرَ الْمُحْسِنينَ

(120) ma kane li ehlil medineti ve men havlehüm minel a’rabi ey yetehallefu ar rasulillahi ve la yerğabu bi enfüsihim an nefsih zalike bi ennehüm la yüsiybühüm zameüv ve la nesabüv ve la mahmesatün fi sebilillahi ve la yetaune mevtiey yeğiyzul küffara ve la yenalune min adüvvin neylen illa kütibe lehüm bihi amelün salih innellahe la yüdiy’u ecral muhsinin

olamazdı medine ehlinin ve onların etrafında bulunan arapların Allah’ın resülünden geri kalmaları (yaraşmazdı) rağbet etmemeli idiler onlar kendi nefislerine onun nefsini hariç tutarak bu muhalefetin caiz olmaması şundandır katlandıkları hiçbir susuzluğa ve çekilen yorgunluğa ve aç kalma korkusuna Allah yolunda ve kafirleri kızdıracak arazilerine ayak basmış olmalarına düşmana karşı devam eden bir muvaffakıyetleri yok ki yazılmış olmasın kendilerine salih amel olarak şüphesiz Allah iyilik edenlerin ecirlerini zayi etmez

1. mâ kâne : olmaz, olmadı
2. li ehli el medîneti : Medine halkı için, şehir halkı için
3. ve men : ve kimse (ler)
4. havle-hum : onların etraflarında, çevresinde
5. min el a’râbi : bedevî Araplar’dan
6. en yetehallefû : geri kalmaları
7. an resûli allâhi : Allah’ın resûlünden
8. ve lâ : olmaz, yakışmaz
9. yergabû : rağbet eder, tercih eder, üstün tutar
10. bi enfusi-him : kendi nefslerini
11. an nefsi-hî : onun nefsinden
12. zâlike : böylece
13. bi enne-hum : onların olması sebebiyle, çünkü onlara
14. lâ yusîbu-hum : onlara isabet etmesi yoktur (ki)
15. zameun : aşırı susuzluk
16. ve lâ nasabun : ve bir yorgunluk, bitkinlik olması yoktur (ki)
17. ve lâ mahmesatun : ve şiddetli açlığın erişmesi yoktur (ki)
18. fî sebîli allâhi : Allah’ın yolunda, Allah yolunda
19. ve lâ yetaûne : ve ayak basmaları, işgal etmeleri yoktur (ki)
20. mevtıan : (ayak basılan) yer
21. yagîzu el kuffâre
(gayz)
: kâfirleri öfkelendirir
: (öfke)
22. ve lâ yenâlûne : ve zafer kazanmaları, nail olmaları yoktur (ki)
23. min aduvvin : düşmandan
24. neylen : bir zafer (nail olunan)
25. illâ : ancak, …den başka değil, … olmasın
26. kutibe : yazıldı
27. lehum : onlara
28. bi-hî : onunla
29. amelun sâlihun : salih amel (nefsi tezkiye edici amel)
30. inne allâhe : muhakkak Allah
31. lâ yudîu : kaybetmez, yok etmez, zayi etmez
32. ecre el muhsinîne : muhsinlerin ecrini, ücretini, mükâfatın

١٢١

وَلَا يُنْفِقُونَ نَفَقَةً صَغيرَةً وَلَا كَبيرَةً وَلَا يَقْطَعُونَ وَادِيًا اِلَّا كُتِبَ لَهُمْ لِيَجْزِيَهُمُ اللّهُ اَحْسَنَ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ

(121) ve la yünfikune nefekaten sağiyratev ve la kebiratev ve la yaktaune vadiyen illa kütibe lehüm li yecziyehümullahü ahsene ma kanu ya’melun

yaptıkları bütün masrafları infak olarak küçük büyük meşakkat içinde geçtikleri vadileri muhakkak yazmıştır Allah onların lehine ecir olarak yapmakta oldukları amellerinin en güzeli ile

1. ve lâ yunfikûne : ve infâk etmezler, vermezler (ki)
2. nefakaten : bir nafaka
3. sagîreten : küçük
4. ve lâ : ve olmaz
5. kebîreten : büyük
6. ve : ve
7. lâ yaktaûne : geçmezler (ki)
8. vâdien : bir vadi
9. illâ : …den başka olmaz, olmasın
10. kutibe : yazıldı
11. lehum : onlara
12. lî yeczîye-hum allâhu : Allah’ın onları mükâfatlandırması
13. ahsene : en güzel
14. mâ kânû : oldukları şeyi
15. ya’melûne : yapıyorlar

١٢٢

وَمَا كَانَ الْمُؤْمِنُونَ لِيَنْفِرُوا كَافَّةً فَلَوْلَا نَفَرَ مِنْ كُلِّ فِرْقَةٍ مِنْهُمْ طَاءِفَةٌ لِيَتَفَقَّهُوا فِىالدّينِ وَلِيُنْذِرُوا قَوْمَهُمْ اِذَا رَجَعُوا اِلَيْهِمْ لَعَلَّهُمْ يَحْذَرُونَ

(122) ve ma kanel mü’minune li yenfiru kaffeh fe lev la nefera min külli firkatim minhüm taifetül li yetefekkahu fid dini ve li yünziru kavmehüm iza raceu ileyhim leallehüm yahzerun

(bununla beraber) mü’minler toptan seferber olmamalı idiler velev her fırkadan içlerinden bir taife toplanıp dinde fıkıh tahsil etmiş olsalardı uyarsalardı kavimlerine döndükleri zaman onları olur ki onlar sakınırlar

1. ve mâ kâne : ve olmaz, gerekmez
2. el mu’minûne : mü’minler
3. li yenfirû : cihada çıkmaları
4. kâffeten : bütün, hepsi
5. fe : böylece
6. lev : eğer
7. lâ nefere : sefere çıkmaz
8. min kulli : hepsinden, herbirinden, bütün
9. firkatin : fırka, topluluk
10. min-hum : onlardan
11. tâifetun : bir grup
12. li yetefekkahû : çok iyi fıkıh etsinler
13. fî ed dîni : dîn içinde, dîn hakkında, dini
14. ve li yunzirû : ve uyarmaları, inzar etmeleri için
15. kavme-hum : kavimlerini
16. izâ receû : geri döndükleri zaman
17. ileyhim : onlara
18. lealle-hum : böylece onlar
19. yahzerûne : çekinirler, hazer ederler

Sayfa:206

١٢٣

يَا اَيُّهَا الَّذينَ امَنُوا قَاتِلُوا الَّذينَ يَلُونَكُمْ مِنَ الْكُفَّارِ وَلْيَجِدُوا فيكُمْ غِلْظَةً وَاعْلَمُوا اَنَّ اللّهَ مَعَ الْمُتَّقينَ

(123) ya eyyühellezine amenu katilüllezine yaluneküm minel küffari vel yecidu fiküm ğilzah va’lemu ennallahe meal müttekın

ey iman edenler size (mekan cihetiyle) yakın olan kafirlerle savaşın onlar sizden sertlik bulsunlar ve biliniz ki şüphesiz Allah muttakilerle beraberdir

1. yâ eyyuhâ : ey
2. ellezîne âmenû : âmenû olan (ölmeden önce Allah’a ulaşmayı dileyen) kimseler
3. kâtilû : savaşın
4. ellezîne yelûne-kum : size en yakın olan kimseler
5. min el kuffâri : kâfirlerden
6. ve li yecidû : ve bulsunlar
7. fî-kum : sizde
8. gilzaten : sertlik, kuvvet, azîm
9. va’lemû (ve ı’lemu) : biliniz, bilin
10. enne allâhe : muhakkak Allah
11. mea el muttekîne : takva sahipleriyle beraberdir

١٢٤

وَاِذَا مَااُنْزِلَتْ سُورَةٌ فَمِنْهُمْ مَنْ يَقُولُ اَيُّكُمْ زَادَتْهُ هذِه ايمَانًا فَاَمَّا الَّذينَ امَنُوا فَزَادَتْهُمْ ايمَانًا وَهُمْ يَسْتَبْشِرُونَ

(124) ve iza ma ünzilet suratün fe minhüm mey yekulü eyyüküm zadethü hazihi imana fe emmellezine amenu fe zadethüm imanev vehüm yestebşirun

bir sure indirildiği zaman onlardan bazısı der ki bu (sure) sizden hanginizin imanını arttırdı iman edenlere gelince onların imanını arttırmıştır onlar sevinirler

1. ve îzâ mâ unzilet : ve bir şey indirildiği zaman
2. sûretun : bir sure, sure olarak
3. fe : o zaman
4. min-hum men : onlardan birisi
5. yekûlu : der, söyler
6. eyyu-kum : sizin hanginiz
7. zâdet-hu : onu arttırdı
8. hâzihî : bu
9. îmânen : îmân, îmânını
10. fe emmâ : ancak, ama
11. ellezîne âmenû : âmenû olan (ölmeden önce Allah’a ulaşmayı dileyen) kimseler
12. fe zâdet-hum : onların arttırdı
13. îmânen : îmân, îmânını
14. ve hum : ve onlar
15. yestebşirûne : birbirlerini müjdelerler, müjdeleşirler, sevinirler

١٢٥

وَاَمَّا الَّذينَ فِى قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ فَزَادَتْهُمْ رِجْسًا اِلى رِجْسِهِمْ وَمَاتُوا وَهُمْ كَافِرُونَ

(125) ve emmellezine fi kulubihim meradun fe zadethüm ricsen ila ricsihim ve matu ve hüm kafirun

kalplerinde maraz olanlara gelince katmışlardır pisliklerinin üstüne pislik ve onlar kafirler olarak ölmüşlerdir

1. ve emmâ : ve fakat, ama
2. ellezîne fî kulûbi-him : kalplerinde … olan kimseler
3. maradun : hastalık
4. fe zâdet-hum : böylece onların arttı
5. ricsen : murdarlık, şüphe, küfür, pislik
6. ilâ ricsi-him : murdarlıklarına, pisliklerine
7. ve mâtû : ve ölürler
8. ve hum : ve onlar
9. kâfirûne : kâfirlerdir

١٢٦

اَوَلَا يَرَوْنَ اَنَّهُمْ يُفْتَنُونَ فى كُلِّ عَامٍ مَرَّةً اَوْ مَرَّتَيْنِ ثُمَّ لَايَتُوبُونَ وَلَا هُمْ يَذَّكَّرُونَ

(126) e ve la yeravne ennehüm yüftenune fi külli amim merraten ev merrateyni sümme la yetubune ve la hüm yezzekkerun

görmezler mi şüphesiz onlar çeşitli belalara (çarpılırlar) yılda bir veya iki defa sonra ne tövbe ederler ne de onlar düşünürler

1. e ve lâ yerevne : ve görmüyorlar mı
2. enne-hum : onların, … olduğunu, olduklarını
3. yuftenûne : imtihan ediliyorlar
4. fî kulli âmin : her yıl içinde, senede
5. merreten : bir defa, bir kere
6. ev : veya
7. merreteyni : iki defa, iki kere
8. summe : sonra
9. lâ yetûbûne : tövbe etmiyorlar (Allah’a yönelmiyorlar)
10. ve lâ hum : ve onlar yapmıyorlar
11. yezzekkerûne : zikir yapıyorlar, Allah’ın ismini ardarda tekrar ediyorlar

١٢٧

وَاِذَا مَا اُنْزِلَتْ سُورَةٌ نَظَرَ بَعْضُهُمْ اِلى بَعْضٍ هَلْ يَريكُمْ مِنْ اَحَدٍ ثُمَّ انْصَرَفُوا صَرَفَ اللّهُ قُلُوبَهُمْ بِاَنَّهُمْ قَوْمٌ لَايَفْقَهُونَ

(127) ve iza ma ünzilet suratün nezara ba’duhüm ila ba’d hel yeraküm min ehadin sümmensarafu sarafellahü kulubehüm bi ennehüm kavmül la yefkahun

bir sure indirildiği zaman onlar birbirlerine bakıp, var mı? sizi gören bir kimse sonra döner giderler Allah da çevirmiştir onların kalplerini çünkü onlar anlamayan bir kavimdirler

1. ve îzâ mâ unzilet : ve bir şey indirildiği zaman
2. sûretun : bir sure, bir sure olarak
3. nazara : baktı, bakar
4. ba’du-hum : onların bazıları
5. ilâ ba’din (ba’du-hum ilâ ba’din) : bazısına: (onlar birbirlerine)
6. hel yerâ-kum : sizi gören var mı
7. min ehadin : biri, bir kimse, birisi
8. summe : sonra
9. insarafû : döndüler, giderler, dönerler
10. sarafa allâhu : Allah çevirdi
11. kulûbe-hum : onların kalplerini
12. bi enne-hum : onların olmaları sebebiyle
13. kavmun : bir topluluk
14. lâ yefkahûne : fıkıh etmezler

١٢٨

لَقَدْ جَاءَكُمْ رَسُولٌ مِنْ اَنْفُسِكُمْ عَزيزٌ عَلَيْهِ مَا عَنِتُّمْ حَريصٌ عَلَيْكُمْ بِالْمُؤْمِنينَ رَؤُفٌ رَحيمٌ

(128) le kad caeküm rasulüm min enfüsiküm azizün aleyhi ma anittüm harisun aleyküm bil mü’minine raufür rahiym

gerçekten size geldi, kendinizden bir resül ona çok zor gelir sizin sıkıntıya düşmeniz sizin üzerinize çok düşkündür mü’minlere şefkatli, merhametlidir

1. lekad : andolsun ki
2. câe-kum : size geldi
3. resûlun : bir resûl
4. min enfusi-kum : sizin içinizden
5. azîzun : azîz olan
6. aleyhi : onun üzerinde
7. mâ anittum : sizin üzüldüğünüz şey
8. harîsun : çok düşkün
9. aleykum : size
10. bi el mu’minîne : mü’minlere
11. raûfun : şefkatli
12. rahîmun : merhametli

١٢٩

فَاِنْ تَوَلَّوْا فَقُلْ حَسْبِىَ اللّهُ لَا اِلهَ اِلَّا هُوَ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَهُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظيمِ

(129) fe in tevellev fe kul hasbiyallahü la ilahe illa hu aleyhi tevekkeltü ve hüve rabbül arşil aziym

eğer yüz çevirilerse de ki Allah bana yeter o’ndan başka ilah yoktur ben O’na tevekkül ettim O, büyük arşın sahibidir

1. fe in : bundan sonra, eğer
2. tevellev : yüz çevirirler, dönerler
3. fe kul : o zaman de (ki)
4. hasbîye allâhu : Allah bana yeter (kâfidir)
5. lâ ilâhe : ilâh yoktur
6. illâ huve : ondan başka
7. aleyhi : ona
8. tevekkeltu : tevekkül ettim (güvendim)
9. ve huve : ve O
10. rabbu el arşi el azîmi : azîm (büyük) arşın Rabbidir

10-YUNUS

Sayfa:207

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ

١

الر تِلْكَ ايَاتُ الْكِتَابِ الْحَكيمِ

(1) elif lam ra tilke ayatül kitabil hakim

elif – lam ra bunlar hüküm kitabının ayetleridir

1. tilke : işte bunlar
2. âyâtu : âyetler
3. el kitâbi el hakîmi : hikmetli kitap

٢

اَكَانَ لِلنَّاسِ عَجَبًا اَنْ اَوْحَيْنَا اِلى رَجُلٍ مِنْهُمْ اَنْ اَنْذِرِ النَّاسَ وَبَشِّرِ الَّذينَ امَنُوا اَنَّ لَهُمْ قَدَمَ صِدْقٍ عِنْدَ رَبِّهِمْ قَالَ الْكَافِرُونَ اِنَّ هذَا لَسَاحِرٌ مُبينٌ

(2) e kane linnasi aceben en evhayna ila racülim minhüm en enzirin nase ve beşşirillezine amenu enne lehüm kademe sidkin inde rabbihim kalel kafirune inne haza le sahirum mübin

insanların acayibine (gidecek bir şey) mi oldu? onlardan vahyetmemizle insanları uyar ve iman eden kimseleri de müjdele onlar için sıdk-ı kadem olduğunu Rablerinin katında kafirler dediler şüphesiz bu açık bir sihirbazdır

1. e : mı
2. kâne : oldu
3. li en nâsi : insanlar için
4. aceben : acayip, garip
5. en evhay-nâ : vahyetmemiz
6. ilâ reculin : bir adama
7. min-hum : onlardan
8. en enzirin : uyarması
9. en nâse : insanları
10. ve beşşiri : ve müjdelemesi
11. ellezîne âmenû : âmenû olan (ölmeden önce Allah’a ulaşmayı dileyen) kimseler
12. enne : muhakkak ki
13. lehum : onlar için
14. kademe : ileri derecede mertebe
15. sıdkın : iyi, güzel, hak, gerçek
16. inde rabbi-him : Rab’lerinin katında
17. kâle el kâfirûne : kâfirler der ki
18. inne : muhakkak ki
19. hâzâ : bu
20. le sâhırun : mutlaka bir büyücüdür
21. mubînun : açıkça, apaçık

٣

اِنَّ رَبَّكُمُ اللّهُ الَّذى خَلَقَ السَّموَاتِ وَالْاَرْضَ فى سِتَّةِ اَيَّامٍ ثُمَّ اسْتَوى عَلَى الْعَرْشِ يُدَبِّرُ الْاَمْرَ مَا مِنْ شَفيعٍ اِلَّا مِنْ بَعْدِ اِذْنِه ذلِكُمُ اللّهُ رَبُّكُمْ فَاعْبُدُوهُ اَفَلَا تَذَكَّرُونَ

(3) inne rabbe kümü llahüllezi halekas semavati vel erda fi sitteti eyyamin sümmes teva alel arşi yüdebbirul emr ma min şefiın illa mim ba’di iznih zalikümüllahü rabbüküm fa’büduh efela tezekkerun

şüphesiz sizin Rabbiniz (Allahtır) o ki gökleri ve yeri altı günde yarattı sonra arşı istiva etti bütün işleri idare eder (hiç kimse) şefaatçi olamaz o’nun izni olmadan işte bu Rabbiniz olan Allah’tır artık o’na kulluk edin düşünmez misiniz?

1. inne : muhakkak
2. rabbe-kum allâhu : sizin Rabbiniz O Allah’tır
3. ellezî halaka : ki o yarattı
4. es semâvâti : gökler
5. ve el arda : ve yer, arz
6. fî sitteti eyyâmin : altı gün, altı zaman dilimi
7. summe istevâ : sonra istiva etti
8. alâ el arşi : arşa
9. yudebbiru el emre : işleri takdir eder, tedbir eder
10. : yoktur, değildir, olamaz
11. min şefîın : bir şefaatçi
12. illâ : hariç
13. min ba’di : …den sonra
14. iznihî : onun izni
15. zâlikum allâhu : işte Allah budur
16. rabbu-kum : sizin Rabbiniz
17. fa’budûhu (fe u’budû-hu) : artık ona kulluk edin
18. e fe : hâlâ mı
19. lâ tezekkerûne : tezekkür etmezsiniz

٤

اِلَيْهِ مَرْجِعُكُمْ جَميعًا وَعْدَ اللّهِ حَقًّا اِنَّهُ يَبْدَؤُا الْخَلْقَ ثُمَّ يُعيدُهُ لِيَجْزِىَ الَّذينَ امَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ بِالْقِسْطِ وَالَّذينَ كَفَرُوا لَهُمْ شَرَابٌ مِنْ حَميمٍ وَعَذَابٌ اَليمٌ بِمَا كَانُوا يَكْفُرُونَ

(4) ileyhi merciuküm cemia va’dellahi hakka innehu yebdeül halka sümme yüiydühu li yecziyel lezine amenu ve amilus salihati bil kıst vellezine keferu lehüm şerabüm min hamimiv ve azabün elimüm bima kanu yekfürun

hepinizin dönüşü o’nadır Allah’ın vaadi haktır şüphesiz o halkı ilk önce yaratan sonra onu eski haline döndürecektir mükafatlandırmak için iman edip salih amel işleyenleri adaletle (iş yapanları) kafirleri ise onlara kaynar sudan bir içecek ve acıklı bir azap (vardır) küfürleri sebebiyle

1. ileyhi : ona
2. merciu-kum : sizin dönüşünüz (dönüş yeriniz)
3. cemîan : hepsi, topluca, toptan
4. va’dallâhi (va’de allâhi) : Allah’ın vaadi
5. hakkan : haktır, gerçektir
6. innehu : muhakkak ki o
7. yebdeu el halka : ilk olarak (örneksiz) yaratmaya başlar
8. summe : sonra
9. yuîdu-hu : ona döndürülür, iade olunur
10. li yecziye : ödemek için, mükâfatını vermek için
11. ellezîne âmenû : âmenû olan (ölmeden önce Allah’a ulaşmayı dileyen) kimseler
12. ve amilû es sâlihâti : ve nefsi tezkiye edici ameller, salih ameller yapanlar
13. bi el kıstı : adalet ile
14. ve ellezîne keferû : ve inkâr eden kimseler
15. lehum : onlar için
16. şerâbun : bir içki, içecek bir şey
17. min hamîmin : kaynar sudan
18. ve azâbun elîmun : ve acı azap
19. bimâ : şey sebebiyle, dolayısıyla
20. kânû yekfurûne : inkâr etmiş oldular, küfretmiş oldular

٥

هُوَ الَّذى جَعَلَ الشَّمْسَ ضِيَاءً وَالْقَمَرَ نُورًا وَقَدَّرَهُ مَنَازِلَ لِتَعْلَمُوا عَدَدَ السِّنينَ وَالْحِسَابَ مَا خَلَقَ اللّهُ ذلِكَ اِلَّا بِالْحَقِّ يُفَصِّلُ الْايَاتِ لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ

(5) hüvellezi cealeş şemse diyaev vel kamera nurav ve kadderahu menazile li ta’lemu adedes sinine vel hisab ma halekallahü zalike illa bil hakk yüfassilül ayati li kavmiy ya’lemun

o, güneş’i bir ışık kaynağı yapmış ve kamer’i de nur ona menziller takdir buyurmuştur bilesiniz diye senelerin sayısını ve hesabını Allah yaratmıştır bunları ancak hak olarak o, ayetleri anlayacak bir kavime açıklar

1. huve : o ki
2. ellezî ceale : ki o kıldı (yarattı)
3. eş şemse : güneş
4. dıyâen : bir ziya, bir ışık (olarak)
5. ve el kamere : ve ay (kamer)
6. nûren : bir nur
7. ve kaddere-hu : ve ona takdir etti
8. menâzile : menziller, yörüngeler
9. li ta’lemû : bilmeniz için
10. adede es sinîne : senelerin adedini, sayısını
11. ve el hisâbe : ve hesabını
12. mâ halaka allâhu : Allah’ın yarattığı şeyler (Allah ne yarattı ise)
13. zâlike : işte bu, böylece
14. illâ : ancak
15. bi el hakkı : hak ile
16. yufassılu el âyâti : âyetleri tafsilatlı açıklar
17. li kavmin : bir kavim için
18. ya’lemûne : biliyorlar

٦

اِنَّ فِى اخْتِلَافِ الَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَمَا خَلَقَ اللّهُ فِى السَّموَاتِ وَالْاَرْضِ لَايَاتٍ لِقَوْمٍ يَتَّقُونَ

(6) inne fihtilafil leyli ven nehari ve ma halekallahü fis semavati vel erdi le ayatil li kavmiy yettekun

gece ve gündüzün birbiri ardınca değişip durmasında Allah’ın yarattığı varlıklarda göklerde ve yerde ayetler vardır sakınan bir kavim için

1. inne : muhakkak ki
2. fî ihtilâfi : ihtilâflı, karşılıklı, arka arkaya, peşpeşe gelişi
3. el leyli : gece
4. ve en nehâri : ve gündüz
5. ve mâ halaka allâhu : ve Allah’ın yarattığı şeyler
6. fî es semâvâti : göklerde, semalarda
7. ve el ardı : ve yerde, yeryüzünde
8. le âyâtin : âyetler, alâmetler, deliller
9. li kavmin : bir kavim için
10. yettekûne : takva sahibi olurlar

Sayfa:208

٧

اِنَّ الَّذينَ لَا يَرْجُونَ لِقَاءَنَا وَرَضُوا بِالْحَيوةِ الدُّنْيَا وَاطْمَاَنُّوا بِهَا وَالَّذينَ هُمْ عَنْ ايَاتِنَا غَافِلُونَ

(7) innellezine la yercune likaena ve radu bil hayatid dünya vatmeennu biha vellezine hüm an ayatina ğafilun

şüphesiz o kimseler bizimle karşılaşmayı ummazlar dünya hayatına razı olurlar onunla (gerçekten) imtihan oldular o kimseler ayetlerimizden gafildirler

1. inne : muhakkak ki
2. ellezîne lâ yercûne : dilemeyen kimseler
3. likâe-nâ : bize ulaşmayı
4. ve radû : ve razı oldular
5. bi el hayâti ed dunyâ : dünya hayatında
6. vatme’ennû (ve ıtme’ennû) : ve tatmin oldular, doyuma ulaştılar
7. bi-hâ : onunla
8. ve ellezîne : ve o kimseler
9. hum : onlar
10. an âyâti-nâ : âyetlerimizden
11. gâfilûne : gâfil (habersiz) olanlardır

٨

اُولءِكَ مَاْويهُمُ النَّارُ بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَ

(8) ülaike me’vahümün naru bima kanu yeksibun

işte onların varacağı yer ateştir kazandıklarından dolayı

1. ulâike : işte onlar
2. me’vâ-hum : onların varacakları yer
3. en nâru : ateştir
4. bimâ : dolayısıyla, gereğince
5. kânû yeksibûne : kazanmış oldukları

٩

اِنَّ الَّذينَ امَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ يَهْديهِمْ رَبُّهُمْ بِايمَانِهِمْ تَجْرى مِنْ تَحْتِهِمُ الْاَنْهَارُ فى جَنَّاتِ النَّعيمِ

(9) innellezine amenu ve amilus salihati yehdihim rabbühüm bi imanihim tecri min tahtihimül enharu fi cennatin neiym

şüphesiz o kimseler ki iman edip salih amel işlediler hidayete erdirir Rableri onları imanları sebebiyle altlarından nehirler akan naim cennetlerine (girdirir)

1. inne : muhakkak
2. ellezîne âmenû : âmenû olan (Allah’a ölmeden önce ulaşmayı dileyen) kimseler
3. ve amilû es sâlihâti : ve nefsi ıslâh edici ameller (nefs tezkiyesi) yapanlar
4. yehdî-him : onları ulaştırır, hidayet eder
5. rabbu-hum : onların Rab’leri
6. bi îmâni-him : îmânları ile, dolayısıyla
7. tecrî : akar
8. min tahtihimu : altından
9. el enhâru : nehirler, ırmaklar
10. fî cennâtin naîmi : naîm cennetleri içinde

١٠

دَعْويهُمْ فيهَا سُبْحَانَكَ اللّهُمَّ وَتَحِيَّتُهُمْ فيهَا سَلَامٌ وَاخِرُ دَعْويهُمْ اَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمينَ

(10) da’vahüm fiha sübhanekellahümme ve tehiyyetühüm fiha selam ve ahiru da’vahüm enil hamdü lillahi rabbil alemin

onların oradaki duaları Allahım seni tenzih, takdis ederiz tesbihidir orada onlara sağlık, afiyet ve selamet (vardır) diğer duaları da övgü sena alemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur

1. da’vâ-hum : onların duaları
2. fî-hâ : orada
3. subhâne-ke allâhumme : Allah’ım Seni tenzih ederim
4. ve tehiyyetu-hum : ve onların dilekleri, tehiyyatları (hayatları)
5. fî-hâ : orada
6. selâmun : selâmdır
7. ve âhıru : ve sonrası
8. da’vâ-hum : onların duaları
9. en el hamdu li allâhi : “Allah’a hamdetmek”tir
10. rabbi el âlemîne : âlemlerin Rabbine

١١

وَلَوْ يُعَجِّلُ اللّهُ لِلنَّاسِ الشَّرَّ اسْتِعْجَالَهُمْ بِالْخَيْرِ لَقُضِىَ اِلَيْهِمْ اَجَلُهُمْ فَنَذَرُ الَّذينَ لَا يَرْجُونَ لِقَاءَنَا فىطُغْيَانِهِمْ يَعْمَهُونَ

(11) ve lev yüaccilüllahü lin nasiş şerra sti’calehüm bil hayri le kudiye ileyhim ecelühüm fe nezerullezine la yercune likaena fi tuğyanihim ya’mehun

eğer Allah acele olarak verseydi insanlara şerri onların hayrı acele istedikleri (gibi) muhakkak onların ecellerinin hükmü verilirdi ummayanları bırakırız bizlere kavuşacaklarını onlar azgınlıklar içinde bocalar dururlar

1. ve lev : ve eğer
2. yuaccilu allâhu : Allah çabuklaştırır (acele eder)
3. li en nâsi : insanlara
4. eş şerre : şerri
5. isti’câle-hum : onların acele istemeleri
6. bi el hayri : hayrı
7. le kudiye : yerine getirilirdi
8. ileyhim : onlara
9. ecelu-hum : ecelleri, zamanları
10. fe nezeru : böylece bırakırız
11. ellezîne lâ yercûne : dilemeyen kimseler
12. likâe-nâ : bize ulaşmayı
13. fî tugyâni-him : isyanları içinde
14. ya’mehûne : şaşkın olurlar, bocalarlar

١٢

وَاِذَا مَسَّ الْاِنْسَانَ الضُّرُّ دَعَانَا لِجَنْبِه اَوْ قَاعِدًا اَوْ قَاءِمًا فَلَمَّا كَشَفْنَا عَنْهُ ضُرَّهُ مَرَّ كَاَنْ لَمْ يَدْعُنَا اِلى ضُرٍّ مَسَّهُ كَذلِكَ زُيِّنَ لِلْمُسْرِفينَ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ

(12) ve iza messel insaned durru deana li cenbihi ev kaiden ev kaima felemma keşefna anhü durrahu merra keel lem yed’una ila durrim messeh kezalike züyyine lil müsrifine ma kanu ya’melun

insana bir zarar dokunduğu zaman bize dua eder yan yatarken yahut otururken yahut ayaktayken zamanla üzerinden kaldırdığımızda ondan zararı dua etmemiş gibi geçer gider ona dokunan zarardan dolayı böylece süsleriz israf edenlere yaptıkları amelleri

1. ve izâ messe : ve dokunduğu, isabet ettiği zaman
2. el insâne : insana
3. ed durru : zarar, ziyan
4. deâ-nâ : bize dua etti
5. li cenbi-hî : yan üstü yatarken
6. ev kâiden : veya otururken
7. ev kâimen : veya ayakta iken
8. fe lemmâ : fakat ….. olduğu zaman
9. keşef-nâ : biz giderdik, kaldırdık, açtık
10. an-hu : ondan
11. durre-hu : onun zararını, sıkıntısını
12. merre : döndü
13. ke : gibi
14. en lem yed’u-nâ : bize dua etmedi (dua etmemek)
15. ilâ durrin : zararına, ziyanına
16. messe-hu : ona isabet etti, dokundu
17. kezâlike : işte böylece
18. zuyyine : süslendi, güzel gösterildi
19. li el musrifîne : haddi aşanlar için, müsrifler için
20. mâ kânû : oldukları şey(ler)
21. ya’melûne : yapıyorlar, yaparlar

١٣

وَلَقَدْ اَهْلَكْنَا الْقُرُونَ مِنْ قَبْلِكُمْ لَمَّا ظَلَمُوا وَجَاءَتْهُمْ رُسُلُهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ وَمَا كَانُوا لِيُؤْمِنُوا كَذلِكَ نَجْزِى الْقَوْمَ الْمُجْرِمينَ

(13) ve le kad ehleknel kurune min kabliküm lemma zalemu ve caethüm rusülühüm bil beyyinati ve ma kanu li yü’minu kezalike neczil kavmel mücrimin

gerçekten helak ettik sizden önceki memleketleri zulüm ettiklerinden dolayı resullerimiz onlara müjdelerle geldiler iman ediciler olmadılar işte bizde böyle cezalandırırız mücrimler güruhunu

1. ve lekad : ve andolsun ki
2. ehlek-nâ : helâk ettik
3. el kurûne : asırlar, devirler, çağlar, o çağlarda yaşayan nesiller
4. min kabli-kum : sizden önce
5. lemmâ zalemû : zulmettikleri zaman
6. ve câet-hum : ve onlara geldi
7. rusulu-hum : onların resûlleri
8. bi el beyyinâti : beyyinelerle, delillerle
9. ve mâ kânû : ve olmadılar
10. li yu’minû : îmân edecek
11. kezâlike : işte böyle
12. neczi : cezalandırırız
13. el kavme el mucrimîne : mücrim (suçlu) kavmi

١٤

ثُمَّ جَعَلْنَاكُمْ خَلَاءِفَ فِى الْاَرْضِ مِنْ بَعْدِهِمْ لِنَنْظُرَ كَيْفَ تَعْمَلُونَ

(14) sümme cealna küm halaife fil erdi mim ba’dihim li nenzura keyfe ta’melun

sonra yaptık onların ardından sizi yeryüzünün halifeleri bakacağız nasıl amel işliyorsunuz

1. summe : sonra
2. ceal-nâ-kum : sizi kıldı, yaptı
3. halâife : halifeler
4. fî el ardı : yeryüzünde
5. min ba’di-him : onlardan sonra
6. li nanzure : bakmamız için
7. keyfe : nasıl
8. ta’melûne : amel ediyorsunuz

Sayfa:209

١٥

وَاِذَا تُتْلى عَلَيْهِمْ ايَاتُنَا بَيِّنَاتٍ قَالَ الَّذينَ لَا يَرْجُونَ لِقَاءَنَااءْتِ بِقُرْانٍ غَيْرِ هذَا اَوْ بَدِّلْهُ قُلْ مَا يَكُونُ لى اَنْ اُبَدِّلَهُ مِنْ تِلْقَاءِ نَفْسى اِنْ اَتَّبِعُ اِلَّا مَا يُوحى اِلَىَّ اِنّى اَخَافُ اِنْ عَصَيْتُ رَبّى عَذَابَ يَوْمٍ عَظيمٍ

(15) ve iza tütla aleyhim ayatüna beyyinatin kalellezine la yercune likaene’ ti bi kur’anin ğayri haza ev beddilh kul ma yekunü li en übeddilehu min tilkai nefsi in ettebiu illa ma yuha ileyy inni ehafü in asaytü rabbi azabe yevmin aziym

onlara okunduğu zaman ayetlerimiz açık deliller ile bizimle kavuşmayı ummayanlar dedi ki bundan başka bir kur’an getir yahut onu değiştir de ki benim için olamaz onu kendi tarafımdan değiştiremem ben ancak tabi olurum bana vahy olunana şüphesiz ben korkarım Rabbime isyan edersem o büyük günün azabından

1. ve izâ tutlâ : ve okunduğu zaman
2. aleyhim : onlara
3. âyâtu-nâ : âyetlerimiz
4. beyyinâtin : belgeler olarak, delillerle, belgelerle
5. kâle : dedi
6. ellezîne lâ yercûne : dilemeyen kimseler
7. likâe-nâ : bize ulaşmayı
8. e’ti bi kur’ânin : bir Kur’ân getir
9. gayri : başka
10. hâzâ : bu
11. ev : veya
12. beddil-hu : onu değiştir
13. kul : de
14. mâ yekûnu : olamaz
15. lî en ubeddile-hu : onu benim değiştirmem
16. min tilkâi nefsî : nefsimden, kendimden bir şey ilka etmem (katmam)
17. in ettebiu : tâbî olursam
18. illâ : yalnız, ancak
19. mâ yûhâ : vahyolunan şey
20. ileyye : bana
21. innî : muhakkak ki ben
22. ehâfu : korkarım
23. in asaytu : eğer isyan edersem
24. rabbî : Rabbime
25. azâbe : azabı
26. yevmin azîmin : büyük gün

١٦

قُلْ لَوْ شَاءَ اللّهُ مَا تَلَوْتُهُ عَلَيْكُمْ وَلَا اَدْريكُمْ بِه فَقَدْ لَبِثْتُ فيكُمْ عُمُرًا مِنْ قَبْلِه اَفَلَا تَعْقِلُونَ

(16) kul lev şaellahü ma televtühu aleyküm ve la edraküm bihi fe kad lebistü fiküm umüram min kablih e fela ta’kilun

de ki Allah dileseydi onu size okuyamazdım onu size bildirmezdi gerçekten kaldım ben içinizde ömür boyu akıl etmeyecek misiniz?

1. kul : de
2. lev : eğer
3. sâe allâhu : Allah dileseydi
4. mâ televtu-hu : onu okumazdım
5. aleykum : size
6. ve lâ edrâ-kum : ve size bildirmezdim
7. bi-hî : onu
8. fe kad : halbuki olmuştu
9. lebistu : kaldım, bulundum
10. fî-kum : sizin içinizde
11. umuren : bir ömür
12. min kabli-hî : ondan önce
13. e : mi
14. fe : hâlâ
15. lâ ta’kilûne : akıl etmiyorsunuz

١٧

فَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرى عَلَى اللّهِ كَذِبًا اَوْ كَذَّبَ بِايَاتِه اِنَّهُ لَا يُفْلِحُ الْمُجْرِمُونَ

(17) fe men azlemü mimmeniftera alellahi keziben ev kezzebe bi ayatih innehu la yüflihul mücrimun

en zalim kim olabilir iftira eden kimseden Allah’ın üzerine yalan yere yahut o’nun ayetlerini yalan sayandan şüphesiz o mücrimler felaha ermezler

1. fe men : artık, kim
2. azlemu : daha zalim
3. mimmen ifterâ : iftira edenden
4. alâllâhi (alâ allâhi) : Allah’a karşı
5. keziben : yalan olarak, yalanla
6. ev : veya
7. kezzebe : yalanladı
8. bi âyâti-hî : onun âyetlerini
9. inne-hu : muhakkak o
10. lâ yuflihu : felâha, kurtuluşa erdirmez
11. el mucrimûne : mücrimleri

١٨

وَيَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّهِ مَا لَا يَضُرُّهُمْ وَلَا يَنْفَعُهُمْ وَيَقُولُونَ هؤُلَاءِ شُفَعَاؤُنَا عِنْدَ اللّهِ قُلْ اَتُنَبِّؤُنَ اللّهَ بِمَا لَا يَعْلَمُ فِى السَّموَاتِ وَلَا فِىالْاَرْضِ سُبْحَانَهُ وَتَعَالى عَمَّا يُشْرِكُونَ

(18) ve ya’büdune min dunillahi ma la yedurruhüm ve la yenfeuhüm ve yekulune haülai şüfeaüna indellah kul etünebbiunellahe bima la ya’lemü fis semavati ve la fil ard sübhanehu ve teala amma yüşrikun

Allah’tan başka şeylere tapıyorlar onlara zarar vermeyen ve onlara fayda sağlamayan işte bunlar diyorlar Allah’ın katında bizim şefaatçilerimiz de ki siz Allah’a haber mi vereceksiniz bilmediğiniz bir şeyi göklerde yerlerde o subhandır yücedir ortak koştukları şeylerden

1. ve ya’budûne : ve kulluk ediyorlar, ibadet ediyorlar
2. min dûni allâhi : Allah’tan başka
3. mâ lâ yedurru-hum : onlara zarar vermeyen şey
4. ve lâ yenfeu-hum : ve onlara yarar, fayda, menfaat vermiyor
5. ve yekûlûne : ve derler
6. hâulâi : bunlar
7. şufeâu-nâ : bizim şefaatçilerimiz
8. inde allâhi : Allah’ın katında, yanında
9. kul : de
10. e tunebbiûne âllâhe : Allah’a haber mi veriyorsunuz
11. bi mâ : şey(ler)i
12. lâ ya’lemu : bilmiyor
13. fî es semâvâti : göklerde bulunan
14. ve lâ : ve olmayan
15. fî el ardı : yerde, yeryüzünde
16. subhâne-hu : o sübhandır, o münezzehtir
17. ve teâlâ : ve yücedir
18. ammâ (an mâ) : şeylerden
19. yuşrikûne : şirk koşuyorlar

١٩

وَمَا كَانَ النَّاسُ اِلَّا اُمَّةً وَاحِدَةً فَاخْتَلَفُوا وَلَوْلَا كَلِمَةٌ سَبَقَتْ مِنْ رَبِّكَ لَقُضِىَ بَيْنَهُمْ فيمَا فيهِ يَخْتَلِفُونَ

(19) ve ma kanen nasü illa ümmetev vahideten fahtelefu ve lev la kelimetün sebekat mir rabbike le kudiye beynehüm fima fihi yahtelifun

insanlar ancak tek bir ümmetti sonra ihtilaf ettiler velev Rabbinin önceden geçen kelimesi olmasaydı aralarında hüküm verilmişti ihtilaf ettikleri şeylerden

1. ve mâ kâne en nâsu : ve insanlar olmadı
2. illâ : …den başka
3. ummeten : bir ümmet(ten)
4. vâhideten : tek, bir
5. fahtelefû (fe ihtelefû) : bundan sonra ihtilâfa, (anlaşmazlığa) düştüler
6. ve lev : ve eğer
7. lâ kelimetun : bir söz olmasaydı
8. sebekat : geçti, geçmiş
9. min rabbike : senin Rabbinden
10. le kudiye : mutlaka vuku bulurdu, olurdu, hüküm verilirdi
11. beyne-hum : onların aralarında olan
12. fî-mâ : o şeyde
13. fî-hi : onun hakkında
14. yahtelifûne : ihtilâfa düşüyorlar

٢٠

وَيَقُولُونَ لَوْ لَا اُنْزِلَ عَلَيْهِ ايَةٌ مِنْ رَبِّه فَقُلْ اِنَّمَا الْغَيْبُ لِلّهِ فَانْتَظِرُوا اِنّى مَعَكُمْ مِنَ الْمُنْتَظِرينَ

(20) ve yekulune lev la ünzile aleyhi ayetüm mir rabbih fe kul innemel ğaybü lillahi fenteziru inni meaküm minel müntezirin

indirilse ya! diyorlar ona Rabbinden bir mucize de ki ancak gayb, Allah’a mahsustur artık bekleyin şüphesiz ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim

1. ve yekûlûne : ve derler
2. lev lâ : olmaz mıydı
3. unzile : indirildi
4. aleyhi : ona
5. âyetun : bir âyet (mucize, delil)
6. min rabbi-hi : onun Rabbinden
7. fe kul : o zaman de
8. innemâ el gaybu : sadece, yalnız gayb
9. li allâhi : Allah’ındır, Allah’a aittir
10. fe entezirû : artık bekleyin
11. innî : muhakkak ben
12. mea-kum : sizinle beraber
13. min el muntezirîne : bekleyenlerdenim

Sayfa:210

٢١

وَاِذَا اَذَقْنَا النَّاسَ رَحْمَةً مِنْ بَعْدِ ضَرَّاءَ مَسَّتْهُمْ اِذَا لَهُمْ مَكْرٌ فى ايَاتِنَا قُلِ اللّهُ اَسْرَعُ مَكْرًا اِنَّ رُسُلَنَا يَكْتُبُونَ مَاتَمْكُرُونَ

(21) ve iza ezaknen nase rahmetem mim ba’di darrae messethüm iza lehüm mekrun fi ayatina kulillahü esrau mekra inne rusülena yektübune ma temkürun

o zaman insanlara bir rahmet tattırsak onlara bir zarar dokunduktan sonra o zaman onlar bizim ayetlerimize hile kurarlar de ki: “Allah’ın mekri daha süratlidir” şüphesiz elçilerimiz resullerimiz ne hile kurmuşlarsa yazıyorlar

1. ve izâ ezak-nâ en nâse : ve insanlara tattırdığımız zaman
2. rahmeten : bir rahmet
3. min ba’di : …den sonra
4. darrâe : bir sıkıntı, bir zarar
5. messet-hum : onlara isabet etti
6. izâ : …diği zaman
7. lehum : onların
8. mekrun : bir düzen, bir tuzak
9. fî âyâti-nâ : âyetlerimiz hakkında
10. kul allâhu : de ki Allah
11. esrau : daha hızlı
12. mekren : bir düzen, bir tuzak kurmak
13. inne : muhakkak
14. rusule-nâ : resûllerimiz
15. yektubûne : yazarlar
16. : şey(ler)i
17. temkurûne : tuzaklar (düzenler) kuruyorsunuz

٢٢

هُوَ الَّذى يُسَيِّرُكُمْ فِى الْبَرِّ وَالْبَحْرِ حَتّى اِذَا كُنْتُمْ فِى الْفُلْكِ وَجَرَيْنَ بِهِمْ بِريحٍ طَيِّبَةٍ وَفَرِحُوا بِهَا جَاءَتْهَا ريحٌ عَاصِفٌ وَجَاءَهُمُ الْمَوْجُ مِنْ كُلِّ مَكَانٍ وَظَنُّوا اَنَّهُمْ اُحيطَ بِهِمْ دَعَوُا اللّهَ مُخْلِصينَ لَهُ الدّينَ لَءِنْ اَنْجَيْتَنَا مِنْ هذِه لَنَكُونَنَّ مِنَ الشَّاكِرينَ

(22) hüvellezi yüseyyiru küm fil berri vel bahr hatta iza küntüm fil fülk ve cerayne bihim bi riyhin tayyibetiv ve ferihu biha caetha rihun asifüv ve caehümül mevcü min külli mekaniv ve zannu enne hüm ühiyta bihim deavüllahe muhlisiyne lehüd din lein enceytena min hazihi le nekunenne mineş şakirin

sizi gezdiren O’dur karada ve denizde hatta siz geminin içinde olduğunuz zamanda kendileriyle akıp giderken (gemilerde) güzel bir rüzgarla onunla ferahlanırlar onlara şiddetli bir fırtına gelir ve dalgalar onlara gelmeye (başlar) her mekandan anlarlar ki gerçekten kendileri (her taraftan) kuşatılmışlardır Allah’a dua ederler o’nun dinine uygun ihlas ile yemin olsun bizi bundan kurtarırsan muhakkak şükredenlerden olacağız derler

1. huve ellezî : odur
2. yuseyyiru-kum : sizi gezdirir
3. fî el berri : karada
4. ve el bahri : ve denizde
5. hattâ : a kadar, hatta
6. izâ kuntum : siz olduğunuz zaman, siz idiniz
7. fî el fulki : gemide, gemilerde
8. ve cereyne : ve aktılar, gittiler (yüzdüler)
9. bi-him : onlarla
10. bi rîhin : bir rüzgâr ile
11. tayyibetin : temiz, hoş, güzel
12. ve ferihû : ve ferahladılar (sevinçliydiler)
13. bi-hâ : onunla
14. câet-hâ : ona geldi
15. rîhun : bir rüzgâr
16. âsifun : fırtına
17. ve câe-hum el mevcu : ve onlara dalga geldi
18. min kulli mekânin : her taraftan, her mekândan
19. ve zannû : ve zannettiler
20. enne-hum : muhakkak onlar
21. uhîta : kuşatıldı
22. bi-him : onlarla
23. deavû allâhe : Allah’a dua ettiler
24. muhlisîne : muhlisler olarak, halis kılarak
25. lehu ed dîne : dîni ona
26. le in : eğer olursa mutlaka
27. enceyte-nâ : bizi kurtar
28. min hâzihi : bundan
29. le nekûnenne : biz muhakkak olacağız
30. min eş şâkirîne : şükredenlerden

٢٣

فَلَمَّا اَنْجيهُمْ اِذَا هُمْ يَبْغُونَ فِىالْاَرْضِ بِغَيْرِ الْحَقِّ يَا اَيُّهَا النَّاسُ اِنَّمَا بَغْيُكُمْ عَلى اَنْفُسِكُمْ مَتَاعَ الْحَيوةِ الدُّنْيَا ثُمَّ اِلَيْنَا مَرْجِعُكُمْ فَنُنَبِّءُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ

(23) felemma encahüm izahüm yebğune fil erdi bi ğayril hakk ya eyyühennasü innema bağyüküm ala enfüsiküm metaal hayatid dünya sümme ileyna merciuküm fe nünebbiüküm bima küntüm ta’melun

vaktaki onları kurtardık o zaman onlar azgınlık ederler yeryüzünde haksız yere ey insanlar sizin taşkınlığınız ancak sizin kendi nefislerinizedir dünya hayatı bir metadır sonra siz bize döndürüleceksiniz size haber veririz neler yaptığınızı

1. fe lemmâ : ama, olunca, olduğu zaman
2. encâ-hum : onları kurtardı
3. izâ hum : o zaman onlar
4. yebgûne : azgınlık ederler, haddi aşarlar
5. fî el ardı : yeryüzünde
6. bi gayri el hakkı : haksız yere
7. yâ eyyuhe en nâsu : ey insanlar
8. innemâ : sadece, yalnız, ancak
9. bagyu-kum : sizin azgınlığınız
10. alâ enfusi-kum : nefslerinizin üzerine size, kendinize
11. metâ el hayâti ed dunyâ : dünya hayatının metaı, malı
12. summe : sonra
13. ileynâ : bize
14. merciu-kum : sizin dönüşünüz
15. fe nunebbiu-kum : o zaman size haber vereceğız
16. bi-mâ : şeyleri
17. kuntum : olduğunuz
18. ta’melûne : yapıyorsunuz

٢٤

اِنَّمَا مَثَلُ الْحَيوةِ الدُّنْيَا كَمَاءٍ اَنْزَلْنَاهُ مِنَ السَّمَاءِ فَاخْتَلَطَ بِه نَبَاتُ الْاَرْضِ مِمَّا يَاْكُلُ النَّاسُ وَالْاَنْعَامُ حَتّى اِذَا اَخَذَتِ الْاَرْضُ زُخْرُفَهَاوَازَّيَّنَتْ وَظَنَّ اَهْلُهَا اَنَّهُمْ قَادِرُونَ عَلَيْهَا اَتيهَا اَمْرُنَا لَيْلًا اَوْ نَهَارًا فَجَعَلْنَاهَا حَصيدًا كَاَنْ لَمْ تَغْنَ بِالْاَمْسِ كَذلِكَ نُفَصِّلُ الْايَاتِ لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ

(24) innema meselül hayatid dünya ke main enzelnahü mines semai fahteleta bihi nebatül erdi mimma ye’külün nasü vel en’am hatta iza ehazetil erdu zuhrufeha vezzeyyenet ve zanne ehlüha ennehüm kadirune aleyha etaha emruna leylen ev neharan fe cealnaha hasiyden ke el lem tağne bil ems kezalike nüfessilül ayati li kavmiy yetefekkerun

ancak dünya hayatının misali bir su gibidir semadan indirdiğimizde onunla karışır arzın nebat ve tohumu ondan yerler insanlar ve hayvanlar hatta o zaman yeryüzü ziynetleriyle süslendiğinde zannettiler şüphesiz ona ehil ve sahip olduklarını (kendilerini ona kadir sandıkları sırada) emrimiz onlara gelmiştir geceleyin ve gündüz onu hasat haline getirmişizdir sanki dün hiçbir şey yokmuş gibi böylece ayetlerimizi açıklarız düşünen bir kavme

1. innemâ : sadece, yalnız, ancak
2. meselu el hayâti ed dunyâ : dünya hayatının meselesi (örneği, durumu)
3. ke mâin : su gibidir
4. enzel-nâ-hu : onu biz indirdik
5. min es semâi : gökten, semadan
6. fahteleta (fe ihteleta) : o zaman karışır
7. bi-hî : onunla
8. nebâtu el ardi : yeryüzünün bitkisi
9. mimmâ (min mâ) : şey(ler)den
10. ye’kulu en nâsu : insanlar yerler
11. ve el en’âmu : ve hayvanlar
12. hattâ izâ : hatta olunca, olduğu zaman
13. ehazet el ardu : yeryüzü aldı
14. zuhrufe-hâ : onun güzelliği, onun güzelleşmesi (son derece güzel ve parlak olması)
15. vezzeyyenet : ve süslendi, güzelleşti
16. ve zanne : ve zannederler
17. ehlu-hâ : onun sahibi
18. enne-hum : onlar ….. olduklarını
19. kâdirûne : kadir olan kimseler
20. aleyhâ : ona
21. etâ-hâ : ona geldi
22. emru-nâ : emrimiz
23. leylen : gece
24. ev nehâren : veya gündüz
25. fe ceal-nâ-hâ : böylece onu kıldık (yaptık)
26. hasîden : hasat ederek, kökünden kopararak
27. ke en : gibi olur (oldu)
28. lem tagne : olmamış (zenginleşmemiş)
29. bi el emsi : dün
30. kezâlike : onun gibi, işte böylece
31. nufassilu el âyâti : âyetleri ayrı ayrı açıklıyoruz
32. li kavmin : bir kavim için
33. yetefekkerûne : tefekkür ediyorlar

٢٥

وَاللّهُ يَدْعُوا اِلى دَارِ السَّلَامِ وَيَهْدى مَنْ يَشَاءُ اِلى صِرَاطٍ مُسْتَقيمٍ

(25) vallahü yed’u ila daris selam ve yehdi mey yeşaü ila sıratım müstekım

Allah davet eder selamet yurduna dilediği kimseyi hidayete erdirir sıratı mustakim üzere

1. vallâhu (ve allâhu) : ve Allah
2. yed’û : davet eder
3. ilâ dâri es selâmi : teslim yurduna, selâm yurduna
4. ve yehdî : ve ulaştırır
5. men yeşâu : dilediği kişi
6. ilâ sırâtın : yola
7. mustekîmin : istikamet üzere olan, Allah’a götüren

Sayfa:211

٢٦

لِلَّذينَ اَحْسَنُوا الْحُسْنى وَزِيَادَةٌ وَلَا يَرْهَقُ وُجُوهَهُمْ قَتَرٌ وَلَا ذِلَّةٌ اُولءِكَ اَصْحَابُ الْجَنَّةِ هُمْ فيهَا خَالِدُونَ

(26) lillezine ahsenül husna ve ziyadeh ve la yerheku vücuhehüm kateruv ve la zilleh ülaike ashabül cenneh hüm fiha halidun

iyilik edenler için en güzeli ve ziyadesi (vardır) onların yüzlerine ne toz bulaşır ne de bir zillet işte onlar cennet ehlidirler onlar orada ebedi olarak kalacaklardır

1. li ellezîne : o kimseler için (vardır)
2. ahsenû : ahsen olanlar, daha güzel olanlar
3. el husnâ : güzellik
4. ve zîyâdetun : ve onun ziyadesi, daha fazlası
5. ve lâ yerheku : ve kaplamaz, bürümez
6. vucûhe-hum : onların yüzleri
7. katerun : ne bir karartı, korku, keder, sıkıntı
8. ve lâ zilletun : ve ne de bir zillet, hakirlik, küçük düşme (yoktur)
9. ulâike : işte onlar
10. ashâbu el cenneti : cennet halkıdır
11. hum : onlar
12. fî-hâ : orada
13. hâlidûne : devamlı kalanlardır

٢٧

وَالَّذينَ كَسَبُوا السَّيِّاَتِ جَزَاءُ سَيِّءَةٍ بِمِثْلِهَا وَتَرْهَقُهُمْ ذِلَّةٌ مَالَهُمْ مِنَ اللّهِ مِنْ عَاصِمٍ كَاَنَّمَا اُغْشِيَتْ وُجُوهُهُمْ قِطَعًا مِنَ الَّيْلِ مُظْلِمًا اُولءِكَ اَصْحَابُ النَّارِ هُمْ فيهَا خَالِدُونَ

(27) vellezine kesebüs seyyiati cezaü seyyietim bi misliha ve terhekuhüm zilleh ma lehüm minellahi min asim keennema uğşiyet vücuhühüm kıtaam minel leyli muzlima ülaike ashabün nar hüm fiha halidun

kötülük kazanmış olanların cezaları kötülüğün misli kadardır onları zillet kaplar onları Allah’tan (kimse) kurtaramaz sanki onların yüzlerini kaplamıştır gece karanlığının parçalarından zulumat işte bunlar cehennem ashabıdır orada onlar ebedi olarak (kalacaklardır)

1. ve ellezîne kesebû : ve kazanan kimselerin
2. es seyyiâti : seyyiat, derecat kaybettiren ameller, günahlar
3. cezâu : cezası, karşılığı
4. seyyietin : bir kötülüğün, derecat kaybettiren amellerin
5. bi misli-hâ : onun bir misli iledir
6. ve terheku-hum : ve onları kaplar, bürür
7. zilletun : bir zillet, hakirlik, küçük düşme
8. mâ lehum : onlar için (onların) yoktur
9. min allâhi : Allah’tan, Allah’a karşı
10. min âsimin : bir koruyucu
11. ke ennemâ : ancak sanki, gibi
12. ugsîyet : büründü, kaplandı
13. vucûhu-hum : onların yüzleri
14. kita’an : parça(lar)
15. min el leyli : geceden
16. muzlimen : bir karanlık
17. ulâike : işte onlar
18. ashâbu en nâri : ateş halkıdır
19. hum : onlar
20. fî-hâ : orada
21. hâlidûne : devamlı kalanlardır

٢٨

وَيَوْمَ نَحْشُرُهُمْ جَميعًا ثُمَّ نَقُولُ لِلَّذينَ اَشْرَكُوا مَكَانَكُمْ اَنْتُمْ وَشُرَكَاؤُكُمْ فَزَيَّلْنَا بَيْنَهُمْ وَقَالَ شُرَكَاؤُهُمْ مَا كُنْتُمْ اِيَّانَا تَعْبُدُونَ

(28) ve yevme nahşüruhüm cemian sümme nekulü lillezine eşraku mekaneküm entüm ve şürakaüküm fe zeyyelna beynehüm ve kale şürakaühüm ma küntüm iyyana ta’büdun

o gün onların hepsini bir arada toplayacağız sonra şirk koşanlara diyeceğiz sizler ve ortak koştuklarınız yerinizde (durunuz) artık onların aralarını açmışız ortak koştukları onlara diyecekler siz bize tapmadınız

1. ve yevme : ve gün
2. nahsuru-hum : onları topladığımız
3. cemîan : topluca, hepsi, bütünü
4. summe : sonra
5. nekûlu : diyeceğiz
6. lillezîne (li ellezîne) : o kimselere
7. eşrekû : şirk koştular
8. mekâne-kum : sizin yeriniz
9. entum : siz
10. ve şurekâu-kum : ve sizin şirk koştuklarınız (Allah’a ortak ettikleriniz)
11. fe zeyyel-nâ : böylece biz ayırdık
12. beyne-hum : onlar arasını
13. ve kâle : ve dediler
14. şurekâu-hum : onlarin şirk koştukları
15. mâ kuntum : siz olmadınız
16. iyyâ-nâ : sadece bize
17. ta’budûne : kulluk edersiniz

٢٩

فَكَفى بِاللّهِ شَهيدًا بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمْ اِنْ كُنَّا عَنْ عِبَادَتِكُمْ لَغَافِلينَ

(29) fe kefa billahi şehidem beynena ve beyneküm in künna an ibadetiküm leğafilin

Allah şahit olarak yeter bizimle sizin aranızda sizin bize tapmanızdan gafillerdendik

1. fe kefâ : artık yeterli, kâfidir
2. billâhi (bi allâhi) : Allah
3. şehîden : şahit olarak
4. beyne-nâ : bizim aramızda
5. ve beyne-kum : ve sizin aranızda
6. in kun-nâ : biz olduk
7. an ibâdeti-kum : sizin ibadetinizden
8. le gâfilîne : mutlaka, gerçekten habersiz, gâfil olanlar

٣٠

هُنَالِكَ تَبْلُوا كُلُّ نَفْسٍ مَا اَسْلَفَتْ وَرُدُّوا اِلَىاللّهِ مَوْليهُمُ الْحَقِّ وَضَلَّ عَنْهُمْ مَا كَانُوا يَفْتَرُونَ

(30) hünalike teblu küllü nefsim ma eslefet ve ruddu ilellahi mevlahümül hakkı ve dalle anhüm ma kanu yefterun

orada imtihan olacak bütün nefisler geçmişte ne yaptıysa Allah’a döndürülmüş olarak hak olan mevlaları onlardan kaybolmuş gitmiştir uydurmuş oldukları şeyler

1. teblû : imtihan
2. kullu nefsin : her nefs, bütün nefsler
3. mâ eslefet : geçmişte yaptıklarıyla (selef olan şeyler)
4. ve ruddû : ve döndürüldüler
5. ilallâhi (ilâ allâhi) : Allah’a
6. mevlâ-hum el hakkı : onların mevlâsı Hakk’tır
7. ve dalle : ve uzaklaştı
8. an-hum : onlardan
9. mâ kânû : oldukları şeyler
10. yefterûne : iftira ediyorlar, uyduruyorlar

٣١

قُلْ مَنْ يَرْزُقُكُمْ مِنَ السَّمَاءِ وَالْاَرْضِ اَمَّنْ يَمْلِكُ السَّمْعَ وَالْاَبْصَارَ وَمَنْ يُخْرِجُ الْحَىَّ مِنَ الْمَيِّتِ وَيُخْرِجُ الْمَيِّتَ مِنَ الْحَىِّ وَمَنْ يُدَبِّرُ الْاَمْرَ فَسَيَقُولُونَ اللّهُ فَقُلْ اَفَلَا تَتَّقُونَ

(31) kul mey yerzükuküm mines semai vel erdi emmey yemliküs sem’a vel ebsara ve mey yuhricül hayye minel meyyiti ve yuhricül meyyite minel hayyi ve mey yüdebbirul emr fe seyekulunellah fe kul efela tettekun

de ki size kim rızık veriyor? gökten ve yerden yahut kim malik bulunuyor o kulaklara ve gözlere kim ölüden diriyi çıkarıyor ve diriden ölüyü çıkarıyor? bütün işleri kim idare diyor “Allah” diyeceklerdir o halde sakınmaz mısınız?

1. kul : de
2. men : kim
3. yerzuku-kum : sizlere rızık verir, sizi rızıklandırır
4. min es semâi : göklerden, semadan
5. ve el ardı : ve yeryüzü, yer
6. emmen (em men) : veya kim
7. yemliku : gücü yeter, sahip olur, melik olur
8. es sem’a : işitme (duyusu)
9. ve el ebsâre : ve görme hassası
10. ve men : ve kim
11. yuhricu : çıkarır
12. el hayye : diri, canlı
13. min el meyyiti : ölüden, cansızdan
14. ve yuhricu : ve çıkarır
15. meyyite : ölü
16. min el hayyi : diriden, canlıdan
17. ve men : ve kim
18. yudebbiru el emre : işleri düzenleyip, idare eder, yürütür
19. fe se yekûlûne : o zaman diyecekler, derler
20. âllâhu : Allah
21. fe kul : öyleyse de
22. e fe lâ tettekûne : hâlâ, takva sahibi olmayacak mısınız

٣٢

فَذلِكُمُ اللّهُ رَبُّكُمُ الْحَقُّ فَمَاذَا بَعْدَ الْحَقِّ اِلَّا الضَّلَالُ فَاَنّى تُصْرَفُونَ

(32) fe zalikümüllahü rabbükümülhakk fe maza ba’del hakkı illed dalal fe enna tusrafun

işte bu hak olan Rabbiniz Allahtır ne olabilir! haktan sonra sapıklıktan başka o halde nasıl da çevriliyorsunuz

1. fe : o halde, öyleyse, artık
2. zâlikum : işte bu, işte o
3. allâhu : Allah’tır
4. rabbu-kum : sizin Rabbiniz
5. el hakku : Hakk’tır
6. fe mâzâ : o halde nedir
7. ba’de : sonra
8. el hakkı : Hakk
9. illâ ed dalâlu : dalâletten başka
10. fe ennâ : artık nasıl
11. tusrafûne : çevriliyorsunuz

٣٣

كَذلِكَ حَقَّتْ كَلِمَتُ رَبِّكَ عَلَى الَّذينَ فَسَقُوا اَنَّهُمْ لَايُؤْمِنُونَ

(33) kezalike hakkat kelimetü rabbike alellezine feseku ennehüm la yü’minun

böylece Rabbinin kelimesi hak oldu fasıklar üzerine şüphesiz onlar imana gelmezler

1. kezâlike : böylece
2. hakkat : gerçekleşmiştir
3. kelimetu : sözü, kelimesi
4. rabbi-ke : senin Rabbin
5. alellezîne (alâ ellezîne) : o kimselere
6. fesekû : fasık oldular
7. enne-hum : şüphesiz onlar
8. lâ yu’minûne : inanmazlar

Sayfa:212

٣٤

قُلْ هَلْ مِنْ شُرَكَاءِكُمْ مَنْ يَبْدَؤُا الْخَلْقَ ثُمَّ يُعيدُهُ قُلِ اللّهُ يَبْدَؤُا الْخَلْقَ ثُمَّ يُعيدُهُ فَاَنّى تُؤْفَكُونَ

(34) kul hel min şürakaiküm mey yebdeül halka sümme yüiydüh kuli llahü yebdeül halka sümme yüiydühu fe enna tü’fekun

de ki ortak koştuklarınızdan kimse var mı? ilk defa yaratıp sonra onu (tekrar) diriltecek de ki Allah iki defa yaratır onu (öldükten) sonra (tekrar) iade eder nasıl da çevriliyorsunuz?

1. kul : de
2. hel : var mı
3. min şurekâi-kum : sizin şirk koştuklarınızdan, ortaklarınızdan
4. men : kim
5. yebdeu : örneksiz, ilk defa yaratır
6. el halka : yaratma, halketme
7. summe : sonra
8. yu’îdu-hu : onu (iade eder), geri döndürür
9. kulillâhu (kul allâhu) : de ki Allah
10. yebdeu : örneksiz ilk defa yaratır
11. el halka : yaratma, halketme
12. summe : sonra
13. yu’îdu-hu : onu iade eder, döndürür
14. fe ennâ : öyleyse nasıl
15. tu’fekûne : döndürülüyorsunuz

٣٥

قُلْ هَلْ مِنْ شُرَكَاءِكُمْ مَنْ يَهْدى اِلَى الْحَقِّ قُلِ اللّهُ يَهْدى لِلْحَقِّ اَفَمَنْ يَهْدى اِلَى الْحَقِّ اَحَقُّ اَنْ يُتَّبَعَ اَمَّنْ لَا يَهِدّى اِلَّا اَنْ يُهْدى فَمَالَكُمْ كَيْفَ تَحْكُمُونَ

(35) kul hel min şürakaiküm mey yehdi ilel hakk kulillahü yehdi lil hakk e fe mey yehdi ilel hakkı ehakku ey yüttebea emmel la yehiddi illa ey yühda fe ma leküm keyfe tahkümun

de ki: Var mı? ortaklarınızdan hak olanı erdirecek kimse “Allah hakka erdirir” de hakka, hidayete erdiren kimseye mi tabi olunmaya daha layıktır yoksa hidayet yolunu bulamayan kimseye mi? hidayet olunmayınca peki size ne oluyor da hüküm veriyorsunuz?

1. kul : de
2. hel : var mı
3. min şurekâi-kum : sizin şirk (ortak) koştuklarınızdan, ortaklarınızdan
4. men yehdî : hidayete erdiren kimse (ulaştıran kimse)
5. ilâ el hakkı, : hakka
6. kul allâhu : de ki Allah
7. yehdî li el hakkı : hakka ulaştırır, hidayete erdirir
8. e fe men : öyleyse ….. kimse mi
9. yehdî ilâ el hakkı : hakka hidayet eder (ulaştırır)
10. ehakku : daha lâyık, daha çok hak sahibi
11. en yuttebe : tâbî olunmak
12. em men : yoksa kim, kimse, kişi
13. lâ yehiddî : kendisi hidayete eremez (ulaşamaz) (kendisini hidayete erdiremez)
14. illâ : hariç, ancak, olmadıkça
15. en yuhdâ : ulaştırılmak, hidayete erdirilmek
16. fe mâ lekum : artık size ne oluyor
17. keyfe : nasıl
18. tahkumûne : hüküm veriyorsunuz

٣٦

وَمَا يَتَّبِعُ اَكْثَرُهُمْ اِلَّا ظَنًّا اِنَّ الظَّنَّ لَا يُغْنى مِنَ الْحَقِّ شَيًْا اِنَّ اللّهَ عَليمٌ بِمَا يَفْعَلُونَ

(36) ve ma yettebiu ekseruhüm illa zanna innez zanne la yuğni minel hakkı şey’a innellahe alimüm bima yef’alun

onların çoğu ancak zanna tabi olurlar şüphesiz zan hak namına hiçbir şey ifade etmez şüphesiz Allah sizin yaptıklarınızı bilendir

1. ve mâ : ve değil
2. yettebiu : tâbî oluyor
3. ekseru-hum : onların çoğu
4. illâ : …den başka, sadece, hariç
5. zannen : zanna
6. inne ez zanne : şüphesiz zan
7. lâ yugnî : fayda vermez, bir şey kazandırmaz (gani yapmaz)
8. min : …den
9. el hakkı : hak
10. şey’en : şey
11. innallâhe : muhakkak ki Allah
12. alîmun : en iyi bilendir
13. bi-mâ : şeyleri
14. yef’alûne : onların yaptıklarını

٣٧

وَمَا كَانَ هذَا الْقُرْانُ اَنْ يُفْتَرى مِنْ دُونِ اللّهِ وَلكِنْ تَصْديقَ الَّذى بَيْنَ يَدَيْهِ وَتَفْصيلَ الْكِتَابِ لَارَيْبَ فيهِ مِنْ رَبِّ الْعَالَمينَ

(37) ve ma kane hazel kur’anü ey yüftera min dunillahi ve lakin tasdikal lezi beyne yedeyhi ve tefsiylel kitabi la raybe fihi mir rabbil alemin

bu kur’an değildir Allah’tan başkası tarafından uydurulmuş lakin tasdik eder ondan önce gelen kitapları ve ayrı ayrı kitabı açıklar onda hiç şüphe yoktur alemlerin Rabbindendir

1. ve mâ kâne : ve değildir
2. hâzâ : bu
3. el kur’ânu : Kur’ân
4. en yufterâ : uydurulmuş
5. min dûni allâhi : Allah’tan başkası
6. ve lâkin : ve ancak, lâkin
7. tasdîka : tasdik eder
8. ellezî beyne yedey-hi : onların ellerinde olanı (onların elleri arasında olanı)
9. ve tafsîle : ve tafsilatlı (ayrıntılı) olarak açıklar
10. el kitâbi : kitabı
11. lâ reybe : şüphe yoktur
12. fî hi : onda, hakkında
13. min : …dan
14. rabbi : Rabbi
15. el âlemîne : âlemler

٣٨

اَمْ يَقُولُونَ افْتَريهُ قُلْ فَاْتُوا بِسُورَةٍ مِثْلِه وَادْعُوا مَنِ اسْتَطَعْتُمْ مِنْ دُونِ اللّهِ اِنْ كُنْتُمْ صَادِقينَ

(38) em yekulunefterah kul fe’tu bi suratim mislihi ved’u menisteta’tüm min dunillahi in küntüm sadikın

yoksa “onu uydurdu” mu diyorlar de ki hemen onun misli gibi bir sure getirin gücünüz yettiği kişileri de çağırın Allah’tan başka eğer sizler doğru söyleyenlerdenseniz

1. em : yoksa, veya, öyle mi
2. yekûlûne ifterâ-hu : onu uydurdu mu
3. kul : de, söyle
4. fe’tû : öyleyse getirin
5. bi sûretin : bir sure
6. misli-hi : onun gibi, onun eşi benzeri
7. ved’û (ve ud’û) : ve çağırın
8. men isteta’tum : gücünüzün yettiği kimse(leri)
9. min dûni allâhi : Allah’tan başka
10. in kuntum : eğer siz, iseniz
11. sâdikîne : doğru söyleyenler, sadıklar

٣٩

بَلْ كَذَّبُوا بِمَا لَمْ يُحيطُوا بِعِلْمِه وَلَمَّا يَاْتِهِمْ تَاْويلُهُ كَذلِكَ كَذَّبَ الَّذينَ مِنْ قَبْلِهِمْ فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الظَّالِمينَ

(39) bel kezzebu bima lem yühiytu bi ilmihi ve lemma ye’tihim te’vilüh kezalike kezzebellezine min kablihim fenzur keyfe kane akibetüz zalimin

hayır! yalanladılar onlar ilmini kavrayamadıkları o şeyi henüz kendilerine onun tevili gelmeden onlardan önce gelenler de işte böyle yalanladılar artık bak nasıl oldu zalimlerin akıbeti

1. bel : aksine, hayır
2. kezzebû : yalanladılar
3. bi-mâ : şeyi
4. lem yuhîtû : ihata edemediler, kavrayamadılar
5. bi ilmi-hi : onun ilmini
6. ve lemmâ : ve olmadıkça
7. ye’ti-him : onlara geldi
8. te’vîlu-hu : onun yorumu, tevîli
9. kezâlike : böylece, bunun gibi
10. kezzebe : yalanladılar
11. ellezîne min kabli-him : onlardan önceki kimseler
12. fanzur (fe unzur) : artık bak
13. keyfe : nasıl
14. kâne : oldu
15. âkibetu : sonu, akıbeti
16. ez zâlimîne : zalimler

٤٠

وَمِنْهُمْ مَنْ يُؤْمِنُ بِه وَمِنْهُمْ مَنْ لَايُؤْمِنُ بِه وَرَبُّكَ اَعْلَمُ بِالْمُفْسِدينَ

(40) ve minhüm mey yü’minü bihi ve minhüm mel la yü’minü bih ve rabbüke a’lemü bil müfsidin

onlardan bazı kimseler ona inanır ve onlardan bazı kimseler ona inanmaz senin Rabbin ifsat edicileri bilendir

1. ve min-hum : ve onlardan
2. men yu’minu : îmân eden, mü’min olan kimseler
3. bi-hi : ona
4. ve min-hum : ve onlardan
5. men : kimseler
6. lâ yu’minu : îmân etmeyenler, mü’min olmayanlar
7. bi-hi : ona
8. ve rabbu-ke : ve senin Rabbin
9. a’lemu : iyi bilir
10. bi el mufsidîne : fesat (bozgunculuk) çıkaranlar

٤١

وَاِنْ كَذَّبُوكَ فَقُلْ لى عَمَلى وَلَكُمْ عَمَلُكُمْ اَنْتُمْ بَريؤُنَ مِمَّا اَعْمَلُ وَاَنَا بَرىءٌ مِمَّا تَعْمَلُونَ

(41) ve in kezzebuke fe kul li ameli ve leküm amelüküm entüm beriune mimma a’melü ve ene beriüm mimma ta’melun

eğer seni yalanlarlarsa de ki benim amelim bana sizin ameliniz sizedir sizler berisiniz şüphesiz benim yaptıklarımdan ben de sizin yaptıklarınızdan beriyim

1. ve in kezzebû-ke : ve eğer seni yalanlarlarsa
2. fe : o zaman
3. kul : de ki
4. lî amelî : benim amelim benim (bana ait)
5. ve lekum : ve sizin
6. amelu-kum : sizin ameliniz
7. entum : siz
8. berîûne : uzak, berî
9. mim mâ : o şeyden
10. a’melu : yapıyorum, yaparım
11. ve ene : ve ben
12. berîun : uzak, berî
13. mim mâ : o şeyden
14. ta’melûne : yapıyorsunuz, yaparsınız

٤٢

وَمِنْهُمْ مَنْ يَسْتَمِعُونَ اِلَيْكَ اَفَاَنْتَ تُسْمِعُ الصُّمَّ وَلَوْ كَانُوا لَا يَعْقِلُونَ

(42) ve minhüm mey yestemiune ileyk e fe ente tüsmius summe ve lev kanu la ya’kilun

onlardan seni dinleyen kimseler (var) fakat sağırlara sen mi işittireceksin onların akılları anlamıyor olsa da mı?

1. ve min-hum : ve onlardan
2. men : kimseler (var)
3. yestemiûne : seni dinlerler
4. ileyke : sana
5. e fe ente : fakat, sen mi
6. tusmiu : sen duyuracaksın
7. es summe : sağırlar
8. ve lev : ve ise, olsa
9. kânû : oldular
10. lâ ya’kilûne : akıl etmezler

Sayfa:213

٤٣

وَمِنْهُمْ مَنْ يَنْظُرُ اِلَيْكَ اَفَاَنْتَ تَهْدِى الْعُمْىَ وَلَوْ كَانُوا لَا يُبْصِرُونَ

(43) ve minhüm mey yenzuru ileyk e fe ente tehdil umye ve lev kanu la yübsirun

onlardan sana bakan kimseler var fakat körleri sen mi hidayete erdireceksin velev onlar görmüyorlarsa da mı?

1. ve min-hum : ve onlardan (var)
2. men yanzuru : bakan kimseler
3. ileyke : sana
4. e fe ente : artık, sen mi
5. tehdi : hidayete erdireceksin
6. el umye : kör olan, âmâ
7. ve lev : ve ise, eğer
8. kânû : oldular
9. lâ yubsırûne : görmüyorlar (basar hassaları çalışmıyor)

٤٤

اِنَّ اللّهَ لَا يَظْلِمُ النَّاسَ شَيًْا وَلكِنَّ النَّاسَ اَنْفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ

(44) innellahe la yazlimün nase şey’ev ve lakinnen nase enfüsehüm yazlimun

şüphesiz Allah zulüm etmez insanlara hiçbir şey de lakin insanlar kendi nefislerine zulüm ederler

1. inne allâhe : muhakkak ki Allah
2. lâ yazlimu : zulmetmez
3. en nâse : insanlar
4. şey’en : bir şey (bir şekilde)
5. ve lâkinne : ve ancak, lâkin, fakat
6. en nâse : insanlar
7. enfuse-hum : kendi nefslerine
8. yazlimûne : zulmediyorlar, zulmederler

٤٥

وَيَوْمَ يَحْشُرُهُمْ كَاَنْ لَمْ يَلْبَثُوا اِلَّا سَاعَةً مِنَ النَّهَارِ يَتَعَارَفُونَ بَيْنَهُمْ قَدْ خَسِرَ الَّذينَ كَذَّبُوا بِلِقَاءِ اللّهِ وَمَا كَانُوا مُهْتَدينَ

(45) ve yevme yahşüruhüm keel lem yelbesu illa saatem minen nehari yetearafune beynehüm kad hasiral lezine kezzebu bi likaillahi ve ma kanu mühtedin

(mahşer) gününde onları toplar sanki gündüzün bir saati (kadar) beklemişler aralarında tanışmışlar hüsrana uğramışlardır Allah’a kavuşacaklarını yalanlayanlar hidayete de erememişlerdir

1. ve yevme : ve gün
2. yahşuru-hum : onları toplar, toplayacak, haşredecek
3. keen : gibi
4. lem : olmadı
5. yelbesû : kalırlar
6. illâ : …den başka, ancak
7. sâaten : bir saat
8. min : …den
9. en nehâri : gündüz
10. yeteârefûne : tanışırlar, tanışacaklar
11. beyne-hum : onlar aralarında
12. kad : olmuştu
13. hasire : hüsrana düştüler
14. ellezîne kezzebû : yalanlayan kimseler, yalanlayanlar
15. bi likâi allâhi : Allah’a mülâki olmak (ulaşmak)
16. ve mâ kânû : ve olmadılar
17. muhtedîne : hidayete eren kimseler (ruhlarını Allah’a ölmeden evvel ulaştıranlar)

٤٦

وَاِمَّا نُرِيَنَّكَ بَعْضَ الَّذى نَعِدُهُمْ اَوْ نَتَوَفَّيَنَّكَ فَاِلَيْنَا مَرْجِعُهُمْ ثُمَّ اللّهُ شَهيدٌ عَلى مَا يَفْعَلُونَ

(46) ve imma nüriyenneke ba’dallezi neidühüm ev neteveffeyenneke fe ileyna merciuhüm sümmellahü şehidün ala ma yef’alun

amma sana göstersek de onlara vaat ettiğimizin bir kısmını yahut senin ruhunu alsak da onların dönüşü artık bizedir sonra Allah şahittir neyi yapıyorlarsa

1. ve immâ : ve ama, eğer
2. nurîyenne-ke : elbette sana gösteririz
3. ba’de : bir kısmı
4. ellezî naıdu-hum : onlara vaadettiğimiz
5. ev neteveffeyenne-ke : veya seni vefat ettiririz
6. fe ileynâ : böylece, sonunda ….. bizedir
7. merciu-hum : onların dönüşleri
8. summe allâhu : sonra Allah
9. şehîdun : şahittir
10. alâ mâ yef’alûn : yaptıkları şeye

٤٧

وَلِكُلِّ اُمَّةٍ رَسُولٌ فَاِذَا جَاءَ رَسُولُهُمْ قُضِىَ بَيْنَهُمْ بِالْقِسْطِ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ

(47) ve likülli ümmetir rasul fe iza cae rasulühüm kudiye beynehüm bil kısti ve hüm la yuzlemun

her ümmetin peygamberi vardır onlara peygamberleri geldiği zaman aralarında adaletle hüküm verilir ve onlara zulüm edilmez

1. ve li kulli : ve bütün, hepsi, ….. için vardır
2. ummetin : ümmet
3. resûlun : resûl
4. fe izâ câe : geldiği zaman
5. resûlu-hum : onlara resûlleri
6. kudıye : hükmedildi
7. beyne-hum : onların aralarında
8. bi el kıstı : adaletle
9. ve hum : ve onlar
10. lâ yuzlamûne : zulmedilmez, zulme uğratılmazlar

٤٨

وَيَقُولُونَ مَتى هذَا الْوَعْدُ اِنْ كُنْتُمْ صَادِقينَ

(48) ve yekulune meta hazel va’dü in küntüm sadikın

diyorlar ki bu vaat edilen (azap) ne zaman? eğer siz doğru söyleyenlerdenseniz

1. ve yekûlûne : ve onlar derler ki
2. metâ : ne zaman
3. hâza el va’du : bu vaad
4. in kuntum : eğer siz iseniz
5. sadıkîne : sözünüze sadık olanlar, doğru sözlü

٤٩

قُلْ لَا اَمْلِكُ لِنَفْسى ضَرًّا وَلَا نَفْعًا اِلَّا مَا شَاءَ اللّهُ لِكُلِّ اُمَّةٍ اَجَلٌ اِذَا جَاءَ اَجَلُهُمْ فَلَا يَسْتَاْخِرُونَ سَاعَةً وَلَا يَسْتَقْدِمُونَ

(49) kul la emlikü li nefsi darrav ve la nef’an illa ma şaellah likülli ümmetinecel iza cae ecelühüm fe la yeste’hirune saatev ve la yestakdimun

de ki: ben nefsime malik değilim zarar ve fayda vermeye ancak Allah’ın dilemesi hariç her ümmetin bir eceli vardır onlara ecelleri geldiği zaman artık ne bir saat geri kalır ne de ileri gider

1. kul : de
2. lâ emliku : malik değilim
3. li nefsî : nefsim için, kendim için
4. darran : bir zarar, bir darlık
5. ve lâ nef’an : ve ne de fayda
6. illâ : hariç, dışında
7. mâ şâallâh(şâe allâhu) : Allah’ın dilediği şey
8. li kulli : her(kes) için
9. ummetin : ümmet
10. ecelun : bir ecel, belirlenmiş bir zaman
11. izâ câe : geldiği zaman
12. ecelu-hum : onların ecelleri
13. fe lâ yeste’hırûne : artık ertelenmez
14. sâaten : bir saat
15. ve lâ yestakdimûne : ve öne alınmaz, tehir edilmez

٥٠

قُلْ اَرَاَيْتُمْ اِنْ اَتيكُمْ عَذَابُهُ بَيَاتًا اَوْ نَهَارًا مَاذَا يَسْتَعْجِلُ مِنْهُ الْمُجْرِمُونَ

(50) kul eraeytüm in etaküm azabühu beyaten ev neharam maza yesta’cilü minhül mücrimun

de ki söyleyin bakalım o azap size gece veya gündüz gelse neyi acele istiyorlar mücrimler bundan

1. kul : de, söyle
2. ereeytum : siz gördünüz mü (düşündünüz mü, görüşünüz nedir, reyiniz nedir)
3. in etâ-kum : şâyet size gelse
4. azâbu-hu : onun azabı
5. beyâten : geceleyin
6. ev nehâren : veya gündüzleyin
7. mâzâ : ne, nedir
8. yesta’cilu : acele olarak isterler
9. min-hu : ondan
10. el mucrimûne : mücrimler, suçlular

٥١

اَثُمَّ اِذَا مَا وَقَعَ امَنْتُمْ بِه الْنَ وَقَدْ كُنْتُمْ بِه تَسْتَعْجِلُونَ

(51) e sümme iza ma vekaa amentüm bih al ane ve kad küntüm bihi testa’cilun

bu vukuat olduktan sonra mı o’na iman edeceksiniz şimdi mi? gerçekten siz onu acele istiyorsunuz

1. e summe : sonra mı
2. izâ : olduğu zaman
3. mâ vakaa : o şey vuku buldu, tahakkuk etti (vuku bulan şey)
4. âmentum : âmenû oldunuz
5. bi-hi : ona
6. âl’âne : şimdi
7. ve kad : ve oldu, olmuştu
8. kuntum : siz oldunuz
9. bi-hi : onu
10. testa’cilûne : acele istiyorsunuz

٥٢

ثُمَّ قيلَ لِلَّذينَ ظَلَمُوا ذُوقُوا عَذَابَ الْخُلْدِ هَلْ تُجْزَوْنَ اِلَّا بِمَا كُنْتُمْ تَكْسِبُونَ

(52) sümme kıle lillezine zalemu zuku azabel huld hel tüczevne illa bima küntüm teksibun

sonra zulmedenlere denir ki ebedilik azabını tadınız başkası ile mi cezalandırılacaksınız? kazanmış olduklarınızdan

1. summe : sonra
2. kîle : denildi
3. li ellezîne zalemû : zulmedenlere
4. zûkû : tadın
5. azâb : azap
6. el huldi : sürekli, daimî, (hâlidîne) ebedî
7. hel : mi
8. tuczevne : cezalandırılacaksınız
9. illâ : …den başka
10. bi-mâ : şey ile
11. kuntum : siz oldunuz
12. teksibûne : kazanıyorsunuz

٥٣

وَيَسْتَنْبِؤُنَكَ اَحَقٌّ هُوَ قُلْ اى وَرَبّى اِنَّهُ لَحَقٌّ وَمَا اَنْتُمْ بِمُعْجِزينَ

(53) ve yestembiuneke ehakkun hu kul iy ve rabbi innehu lehakkuv ve ma entüm bi mu’cizin

sana soruyorlar bu hak mıdır? de ki “evet” Rabbime yemin ederim ki şüphesiz o haktır ve sizler aciz bırakabilecek de değilsiniz

1. ve yestenbiûne-ke : ve senden haber soracaklar
2. e hakkun : bu gerçek mi, hak mıdır
3. huve : o
4. kul : de
5. î ve rabbî : evet Rabbime andolsun
6. inne-hu : muhakkak ki o
7. le hakkun : kesin olarak haktır (gerçektir)
8. ve mâ entum : ve siz değilsiniz
9. bi mu’cizîne : aciz bırakan kimse

Sayfa:214

٥٤

وَلَوْ اَنَّ لِكُلِّ نَفْسٍ ظَلَمَتْ مَا فِى الْاَرْضِ لَافْتَدَتْ بِه وَاَسَرُّوا النَّدَامَةَ لَمَّا رَاَوُا الْعَذَابَ وَقُضِىَ بَيْنَهُمْ بِالْقِسْطِ وَهُمْ لَايُظْلَمُونَ

(54) ve lev enne li külli nefsin zalemet ma fil erdi leftedet bih ve eserrun nedamete lemma raevül azab ve kudiye beynehüm bil kısti ve hüm la yuzlemun

velev zulüm etmiş her nefis yeryüzünde ne varsa onları fidye olarak verirdi içten gelen bir nedametle azabı gördükleri zaman takdir edilmiştir ve aralarında adaletle (hüküm verilmesi) ve onlara zulüm edilmez

1. ve lev : ve olsa
2. enne : gerçekten
3. li kulli nefsin : her nefs için, her nefsin, ona ait, onun
4. zalemet : zulmetti
5. mâ fî el ardı : yeryüzünde ne varsa
6. le iftedet : mutlaka feda ederdi (etti)
7. bi-hi : onu
8. ve eserru : ve gizlediler, gizlice içlerinde hissettiler
9. en nedâmete : pişmanlıkları
10. lemmâ : olduğu zaman
11. reevû el azâbe : azabı görünce
12. ve kudıye : ve hükmedildi
13. beyne-hum : aralarında
14. bi el kıstı : adaletle
15. ve hum : ve onlar
16. lâ yuzlemûne : zulmedilmezler (haksızlığa uğratılmazlar)

٥٥

اَلَا اِنَّ لِلّهِ مَا فِى السَّموَاتِ وَالْاَرْضِ اَلَا اِنَّ وَعْدَ اللّهِ حَقٌّ وَلكِنَّ اَكْثَرَهُمْ لَايَعْلَمُونَ

(55) e la inne lillahi ma fis semavati vel ard ela inne va’dellahi hakkuv ve lakinne ekserahüm la ya’lemun

dikkat edin! Allah’ındır göklerde ve yerde ne varsa bakın şüphesiz Allah’ın vaadi haktır lakin onların çoğu bilmezler

1. e lâ : değil mi
2. inne li allâhi : muhakkak Allah’ın
3. mâ fî es semâvâti : göklerde olan şeyler, olanlar
4. ve el ardı : ve yerde
5. e lâ : değil mi
6. inne va’de allâhi : mutlaka Allah’ın vaadi
7. hakkun : haktır, gerçektir
8. ve lâkinne : ve lâkin, fakat
9. eksere-hum : onların çoğu
10. lâ ya’lemûne : bilmezler

٥٦

هُوَ يُحْي وَيُميتُ وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ

(56) hüve yuhyi ve yümitü ve ileyhi türceun

o hayat verir ve öldürür ve o’na döndürülürsünüz

1. huve : o
2. yuhyî : diriltir
3. ve yumîtu : ve öldürür
4. ve ileyhi : ve ona
5. turceûne : döndürüleceksiniz

٥٧

يَا اَيُّهَا النَّاسُ قَدْ جَاءَتْكُمْ مَوْعِظَةٌ مِنْ رَبِّكُمْ وَشِفَاءٌ لِمَا فِىالصُّدُورِ وَهُدًى وَرَحْمَةٌ لِلْمُؤْمِنينَ

(57) ya eyyühen nasü kad caetküm mev’izatüm mir rabbiküm ve şifaül lima fis suduri ve hüdev ve rahmetül lil mü’minin

ey insanlar Rabbinizden size kesinlikle bir vaiz geldi göğüslerdeki marazlar için şifa hidayet ve rahmettir mü’minler için

1. yâ eyyuhâ en nâsu : ey insanlar
2. kad : olmuştur
3. câet-kum : size geldi
4. mev’ızatun : öğüt
5. min rabbi-kum : Rabbinizden
6. ve şifâun : ve şifa
7. limâ fî es sudûri : sinelerde olana
8. ve huden : ve hidayet
9. ve rahmetun : ve rahmet
10. li el mu’minîne : mü’minler için

٥٨

قُلْ بِفَضْلِ اللّهِ وَبِرَحْمَتِه فَبِذلِكَ فَلْيَفْرَحُوا هُوَ خَيْرٌ مِمَّا يَجْمَعُونَ

(58) kul bi fadlillahi ve bi rahmetihi fe bi zalike felyefrahu hüve hayrum mimma yecmeun

de ki Allah’tan bir lütuftur ve rahmettir de artık bununla ferahlasınlar bu mu hayırlıdır onların topladıkları şeylerden

1. kul : de ki
2. bi fadli allâhi : Allah’ın fazlı ile
3. ve bi rahmeti-hî : ve onun rahmeti ile
4. fe bi zâlike : artık böylece
5. fe le yefrehû : artık ferahlasınlar, sevinsinler
6. huve : o
7. hayrun : hayırlıdır
8. mimmâ : şeylerden
9. yecmeûne : maddî eşyayı topluyorlar

٥٩

قُلْ اَرَاَيْتُمْ مَا اَنْزَلَ اللّهُ لَكُمْ مِنْ رِزْقٍ فَجَعَلْتُمْ مِنْهُ حَرَامًا وَحَلَالًا قُلْ اللّهُ اَذِنَ لَكُمْ اَمْ عَلَى اللّهِ تَفْتَرُونَ

(59) kul eraeytüm ma enzelellahü leküm mir rizkın fe cealtüm minhü haramev ve halala kul allahü ezine leküm em alellahi tefterun

de ki söyleyin bakalım Allah size rızık olarak neyi indirdi de siz ondan (kimini) helal, (kimini) haram yaptınız de ki Allah mı size izin verdi? yoksa Allah’a iftira mı ediyorsunuz?

1. kul : de, söyle
2. e reeytum : gördünüz mü, reyiniz görüşünüz nedir
3. mâ enzele âllâhu : Allah’ın indirdiği şey
4. lekum : sizin için, size
5. min rızkın : rızıktan, bir rızık
6. fe cealtum : ve de yaptınız, kıldınız
7. min-hu : ondan, onun bir kısmından
8. harâmen : haram
9. ve halâlen, : ve helâl
10. kul allâhu : de ki Allah
11. ezine : izin mi verdi
12. lekum : size, sizin için
13. em alâ allâhi : yoksa Allah’a
14. tefterûne : iftira ediyorsunuz

٦٠

وَمَا ظَنُّ الَّذينَ يَفْتَرُونَ عَلَى اللّهِ الْكَذِبَ يَوْمَ الْقِيمَةِ اِنَّ اللّهَ لَذُو فَضْلٍ عَلَى النَّاسِ وَلكِنَّ اَكْثَرَهُمْ لَا يَشْكُرُونَ

(60) ve ma zannüllezine yefterune alellahil kezibe yevmel kıyameh innellahe lezu fadlin alen nasi ve lakinne ekserahüm la yeşkürun

Allah’a yalan yere iftira edenler kıyamet gününü ne sanıyorlar şüphesiz Allah insanlara karşı fazlı kerem sahibidir lakin onların çoğu şükür etmezler

1. ve mâ zannu : ve zannı nedir
2. ellezîne yefterûne : iftira eden kimseler
3. alâ allahi el kezibe : Allah’a yalan
4. yevme el kıyâmeti : kıyâmet günü
5. inne allâhe : muhakkak ki Allah
6. le zû fadlın : elbette büyük fazl sahibi
7. alâ en nâsi : insanlara karşı
8. ve lâkinne : ve ancak, lâkin
9. eksere-hum : onların çoğu
10. lâ yeşkurûne : şükretmezler

٦١

وَمَا تَكُونُ فى شَاْنٍ وَمَا تَتْلُوا مِنْهُ مِنْ قُرْانٍ وَلَاتَعْمَلُونَ مِنْ عَمَلٍ اِلَّا كُنَّا عَلَيْكُمْ شُهُودًا اِذْ تُفيضُونَ فيهِ وَمَا يَعْزُبُ عَنْ رَبِّكَ مِنْ مِثْقَالِ ذَرَّةٍ فِى الْاَرْضِ وَلَا فِى السَّمَاءِ وَلَا اَصْغَرَ مِنْ ذلِكَ وَلَا اَكْبَرَ اِلَّا فى كِتَابٍ مُبينٍ

(61) ve ma tekunü fi şe’niv ve ma tetlu minhü min kur’aniv ve la ta’melune min amelin illa künna aleyküm şühuden iz tüfidune fih ve ma ya’zübü ar rabbike mim miskali zirratin fil erdi ve la fis semai ve la asğara min zalike ve la ekbera illa fi kitabim mubin

sen ne işle (meşgul) olsan ve kuran’dan ne okusan ve sizler ne iş yapsanız muhakkak biz sizin üzerinizde şahit bulunuruz o şeyle meşgul olup daldığınızda Rabbine gizli kalmaz zerre ağırlığınca (hiçbir şey) göklerde ve yerde bundan daha küçük ve daha büyük (bir şey) yok ki açık bir kitapta bulunmuş olmasın

1. ve mâ tekûnu : ve olmazsınız (olmanız yoktur ki)
2. fî şe’nin : bir halde, iş üzerinde, bir durumda
3. ve mâ tetlû :
4. min-hu : ondan
5. min kur’ânin : Kur’ân’dan
6. ve lâ ta’melûne : ve yapmazsınız (yapmanız yoktur ki)
7. min amelin : amelden bir şey, bir amel, bir iş
8. illâ : ancak, …den başka olmasın
9. kunnâ : biz olduk
10. aleykum : sizin üzerinize
11. şuhûden : şahitler
12. iz tufîdûne : daldığınız zaman
13. fî-hi : onda, ona
14. ve mâ ya’zubu : ve gizli kalmaz
15. an rabbi-ke : Rabbinden
16. min miskâli : ağırlığından
17. zerretin : bir zerre
18. fî el ardı : yeryüzünde
19. ve lâ : ve olmaz
20. fî es semâi : gökte, semada
21. ve lâ asgare : ve daha küçüğü yoktur (olmaz)
22. min zâlike : bundan
23. ve lâ ekbere : ve daha büyüğü yoktur (olmaz)
24. illâ : ancak, yalnız, hariç, …den başka olmasın
25. fî kitâbin mubînin : kitab-ı mübînde

Sayfa:215

٦٢

اَلَا اِنَّ اَوْلِيَاءَ اللّهِ لَاخَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَاهُمْ يَحْزَنُونَ

(62) ela inne evliyaellahi la havfün aleyhim ve la hüm yahzenun

dikkat edin! Allah’ın velilerine kesinlikle bir korku yoktur ve onlar mahzun da olmayacaklardır

1. e lâ : öyle değil mi
2. inne : muhakkak
3. evlîyâe allâhi : Allah’ın dostları
4. lâ havfun : korku yoktur
5. aleyhim : onlara
6. ve lâ : ve olmaz
7. hum : onlar
8. yahzenûne : mahzun

٦٣

اَلَّذينَ امَنُوا وَكَانُوا يَتَّقُونَ

(63) ellezine amenu ve kanu yettekun

o kimseler ki iman ettiler ve sakınanlardan oldular

1. ellezîne : o kimseler
2. âmenû : âmenû oldular, Allah’a ulaşmayı dilediler
3. ve kânû : ve oldular
4. yettekûne : takva sahibi olurlar

٦٤

لَهُمُ الْبُشْرى فِى الْحَيوةِ الدُّنْيَا وَفِى الْاخِرَةِ لَاتَبْديلَ لِكَلِمَاتِ اللّهِ ذلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظيمُ

(64) lehümül büşra fil hayated dünya ve fil ahirah la tebdile li kelimatillah zalike hüvel fevzül aziym

onlar için müjde vardır dünya hayatında ve ahirette değiştirmek olamaz Allah’ın kelimelerini işte bu çok büyük bir saadettir

1. lehum el buşrâ : onlara müjde vardır
2. fî el hayâti ed dunyâ : dünya hayatında
3. ve fî el âhıreti : ve ahirette
4. lâ tebdîle : değişmez
5. li kelimâti allâhi : Allah’ın sözü, kelimesi
6. zâlike : işte bu
7. huve el fevzu el azîm : o en büyük mükâfat (fevzdir)

٦٥

وَلَا يَحْزُنْكَ قَوْلُهُمْ اِنَّ الْعِزَّةَ لِلّهِ جَميعًا هُوَ السَّميعُ الْعَليمُ

(65) ve la yahzünke kavlühüm innel izzete lillahi cemia hüves semiul alim

onların sözü seni mahzun etmesin şüphesiz bütün izzet ve şeref Allah’a aittir o, hakkı ile işiten, bilendir

1. ve lâ yahzun-ke : ve seni üzmesin, mahzun olma
2. kavlu-hum : onların sözleri
3. inne el izzete : muhakkak ki izzet
4. lillâhi (li allâhi) : Allah’ındır
5. cemîan : bütünü, hepsi
6. huve es semîu : o işitendir
7. el alîmu : bilendir

٦٦

اَلَا اِنَّ لِلّهِ مَنْ فِى السَّموَاتِ وَمَنْ فِى الْاَرْضِ وَمَا يَتَّبِعُ الَّذينَ يَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّهِ شُرَكَاءَ اِنْ يَتَّبِعُونَ اِلَّا الظَّنَّ وَاِنْ هُمْ اِلَّا يَخْرُصُونَ

(66) ela inne lillahi men fis semavati ve men fil ard ve ma yettebiullezine yed’une min dunillahi şüraka’ iy yettebiune illez zanne ve in hüm illa yahrusun

dikkat edin! şüphesiz Allah’ındır semalarda kim varsa arzda da kim varsa (hepsi) Allah’tan başkasına tapanlar (dahi) ortaklarına (tabi) olamazlar onlar ancak zanna tabi olurlar ve onlar ancak yalan uydururlar

1. e lâ : öyle değil mi
2. inne : muhakkak
3. lillâhi (li allâhi) : Allah’ındır
4. men : kimse, kim
5. fî es semâvâti : göklerde, semalarda
6. ve men : ve kimse, kim
7. fî el ardı : yerde
8. ve mâ yettebiu : ve tâbî olmaz
9. ellezîne yed’ûne : dua eden kimseler
10. min dûni allâhi : Allah’tan başkasına
11. şûrekâe : şirk koştukları, ortaklar
12. in : eğer
13. yettebiûne : tâbî olurlar
14. illâ ez zanne : ancak, yalnız, sadece zan
15. ve in : ve eğer
16. hum : onlar
17. illâ : ancak, sadece
18. yahrusûne : sadece tahminde bulunurlar, yalan uydururlar

٦٧

هُوَ الَّذى جَعَلَ لَكُمُ الَّيْلَ لِتَسْكُنُوا فيهِ وَالنَّهَارَ مُبْصِرًا اِنَّ فى ذلِكَ لَايَاتٍ لِقَوْمٍ يَسْمَعُونَ

(67) hüvellezi ceale lekümül leyle liteskünü fihi vennehare mübsira inne fi zalike le ayatil li kavmiy yesmeun

o ki sizin için yarattı içinde sükunet bulasınız diye geceyi ve gündüzü de aydınlatıcı olarak şüphesiz bunda dinleyen kavim için elbette ibret vardır

1. huve : o
2. ellezî ceale : ki o kıldı, yaptı
3. lekum : sizin için
4. el leyle : gece
5. li teskunû : sukûn bulmanız, dinlenmeniz için
6. fî-hi : onun içinde, onda
7. ve en nehâre : ve gündüz
8. mubsıren : basireti (görmeyi) sağlayan
9. inne : muhakkak
10. fî zâlike : bunda
11. le âyâtin : elbette âyetler vardır
12. li kavmin : bir kavim için
13. yesmeûne : işitirler

٦٨

قَالُوا اتَّخَذَ اللّهُ وَلَدًا سُبْحَانَهُ هُوَ الْغَنِىُّ لَهُ مَا فِى السَّموَاتِ وَمَا فِى الْاَرْضِ اِنْ عِنْدَكُمْ مِنْ سُلْطَانٍ بِهذَا اَتَقُولُونَ عَلَى اللّهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ

(68) kalüt tehazellahü veleden sübhaneh hüvel ğaniyy lehu ma fis semavati ve ma fil ard in indeküm min sültanim bi haza e tekulune alellahi ma la ta’lemun

dediler “Allah çocuk edinmiş” o münezzehtir o’nun hiçbir şeye ihtiyacı yoktur semalarda ve arzda ne varsa hepsi o’nundur sizin yanınızda yoktur bununla ilgili ispatlayıcı delil Allah’a karşı söylüyorsunuz? bilmediğiniz şeyleri mi

1. kâlû ittehaze allâhu : dediler, Allah edindi
2. veleden : bir çocuk (veled)
3. subhâne-hu : o münezzehtir, ondan münezzehtir
4. huve el ganiyyu : o ganidir (zengindir, ihtiyacı yoktur)
5. lehu : onun
6. : şeyler
7. fî es semâvâti : göklerde var olan
8. ve mâ : ve şeyler
9. fî el ardı : yeryüzünde var olan
10. in : ise, olsa (yok ki)
11. inde-kum : sizde, sizin yanınızda
12. min sultânin : bir delil
13. bi hâzâ : buna ait
14. e tekûlûne : mi söylüyorsunuz (söylüyor musunuz)
15. alâllâhi (alâ allâhi) : Allah’a
16. mâ lâ ta’lemûne : bilmediğiniz şey

٦٩

قُلْ اِنَّ الَّذينَ يَفْتَرُونَ عَلَى اللّهِ الْكَذِبَ لَا يُفْلِحُونَ

(69) kul innel lezine yefterune alellahil kezibe la yüflihun

de ki: şüphesiz Allah’a karşı yalan uyduran kimseler felah bulmazlar

1. kul : de ki
2. inne : muhakkak
3. ellezîne yefterûne : iftira eden kimseler
4. alâllâhi (alâ allâhi) : Allah’a
5. el kezibe : yalan
6. lâ yuflihûne : felâha, kurtuluşa eremezler

٧٠

مَتَاعٌ فِى الدُّنْيَا ثُمَّ اِلَيْنَا مَرْجِعُهُمْ ثُمَّ نُذيقُهُمُ الْعَذَابَ الشَّديدَ بِمَا كَانُوا يَكْفُرُونَ

(70) metaun fid dünya sümme ileyna merciuhum sümme nüzikuhümül azabeş şedide bima kanu yekfürun

dünyanın içindekiler bir metadır sonra bizedir onların dönüşleri sonra onlara tattırırız şiddetli azabı küfre gitmeleri sebebi ile

1. metâun : bir metadır (geçinme) vardır
2. fî ed dunyâ : dünyada
3. summe : sonra
4. ileynâ : bize
5. merciu-hum : onların dönüşleri
6. summe : sonra
7. nuzîku-hum : onlara tattıracağız
8. el azâbe eş şedîde : şiddetli azabı
9. bi-mâ : şeyler sebebiyle, dolayısıyla
10. kânû : oldular
11. yekfurûne : inkâr ediyorlar (kâfir oluyorlar)

Sayfa:216

٧١

وَاتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَاَ نُوحٍ اِذْ قَالَ لِقَوْمِه يَا قَوْمِ اِنْ كَانَ كَبُرَ عَلَيْكُمْ مَقَامى وَتَذْكيرى بِايَاتِ اللّهِ فَعَلَى اللّهِ تَوَكَّلْتُ فَاَجْمِعُوا اَمْرَكُمْ وَشُرَكَاءَكُمْ ثُمَّ لَايَكُنْ اَمْرُكُمْ عَلَيْكُمْ غُمَّةً ثُمَّ اقْضُوا اِلَىَّ وَلَا تُنْظِرُونِ

(71) vetlü aleyhim nebee nuh iz kale li kavmihi ya kavmi in kane kebüra aleyküm mekami ve tezkiri bi ayatillahi fe alellahi tevekkeltü fe ecmiu emraküm ve şürakaeküm sümme la yekün emruküm aleyküm ğummeten sümmakdu ileyye ve la tünzirun

onlara oku nuh’un haberini o zaman kavmine de ki ey kavmim eğer size ağır geliyorsa makamım ve hatırlatmam Allah’ın ayetlerini ben Allah’a tevekkül etmişimdir artık toplayın yapacağınız işler için ortaklarınızı sonra yapacağınız bu iş size tasa olmasın sonra bana (yapacağınızı) yerine getirin mühlette vermeyin

1. vetlu : ve oku
2. aleyhim : onlara
3. nebe’e : haberi
4. nûhın : Nuh
5. iz kâle : dediği zaman, demişti
6. li kavmi-hi : kavmine
7. yâ kavmi : ey kavmim
8. in kâne : eğer ise
9. kebure : ağır geldi (büyük oldu)
10. aleykum : size
11. makâmî : makamım, bulunmam, durmam
12. ve tezkîrî : ve benim zikretmem
13. bi âyâti allâhi : Allah’ın âyetleri
14. fe alâllâhi (alâ allâhi) : artık Allah’a
15. tevekkeltu : ben tevekkül ettim, güvendim
16. fe ecmiû : artık, bundan sonra (toplanın)karar verin (icma edin)
17. emre-kum : işinizi
18. ve şurekâe-kum : ve ortaklarınız
19. summe : sonra
20. lâ yekun : olmasın
21. emru-kum : işiniz
22. aleykum : sizin üzerinize
23. gummeten : bir gam, keder, belirsiz, gizli
24. summe akdû : sonra uygulayın (yerine getirin)
25. ileyye : bana
26. ve lâ tunzirûne : ve beklemeyin

٧٢

فَاِنْ تَوَلَّيْتُمْ فَمَا سَاَلْتُكُمْ مِنْ اَجْرٍ اِنْ اَجْرِىَ اِلَّا عَلَى اللّهِ وَاُمِرْتُ اَنْ اَكُونَ مِنَ الْمُسْلِمينَ

(72) fe in tevelleytüm fe ma seeltüküm min ecr in ecriye illa alellahi ve ümirtü en ekune minel müslimin

eğer yüz çevirirseniz ben sizden bir ücret istemem benim ücretim ancak Allah’a aittir ben emir olundum müslümanlardan olmakla

1. fe in : eğer
2. tevelleytum : yüz çevirirseniz, dönerseniz
3. fe mâ se’eltu-kum : o zaman sizden istemem
4. min ecrin : ücretten, bir ücret
5. in ecriye : (eğer varsa) benim ecrim, ücretim
6. illâ : yalnız, ancak
7. alâ allâhi : Allah’a ait
8. ve umirtu : ve emrolundum
9. en ekûne : olmakla
10. min el muslimîne : (Allah’a) teslim olanlardan

٧٣

فَكَذَّبُوهُ فَنَجَّيْنَاهُ وَمَنْ مَعَهُ فِى الْفُلْكِ وَجَعَلْنَاهُمْ خَلَاءِفَ وَاَغْرَقْنَا الَّذينَ كَذَّبُوا بِايَاتِنَا فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُنْذَرينَ

(73) fe kezzebuhü fe necceynahü ve mem meahu fil fülki ve cealnahüm halaife ve ağraknel lezine kezzebu bi ayatina fenzur keyfe kane akibetül münzerin

bunun üzerine onu yalanladılar biz de onu kurtardık ve onunla beraber gemide olanları ve onları (yeryüzünün) halifeleri yaptık boğduk ayetlerimizi yalanlayanları da bak nasıl oldu uyarılanların akıbeti

1. fe kezzebû-hu : fakat onu yalanladılar
2. fe necceynâ-hu : sonra biz onu kurtardık
3. ve men : ve kim, kimse(ler)
4. mea-hu : onunla beraber
5. fî el fulki : gemide
6. ve cealnâ-hum : ve onları kıldık (yaptık)
7. halâife : halifeler
8. ve agraknâ : ve suda boğduk
9. ellezîne kezzebû : yalanlayan kimseler
10. bi âyâti-nâ : âyetlerimizi
11. fanzur (fe unzur) : artık bak
12. keyfe : nasıl
13. kâne : oldu
14. âkıbetu el munzerîne : uyarılanların sonu (akıbeti)

٧٤

ثُمَّ بَعَثْنَا مِنْ بَعْدِه رُسُلًا اِلى قَوْمِهِمْ فَجَاؤُهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ فَمَا كَانُوا لِيُؤْمِنُوا بِمَاكَذَّبُوا بِه مِنْ قَبْلُ كَذلِكَ نَطْبَعُ عَلى قُلُوبِ الْمُعْتَدينَ

(74) sümme beasna mim ba’dihi rusülen ila kavmihim fe cauhüm bil beyyinati fe ma kanu li yü’minu bima kezzebu bihi min kabl kezalike natbeu ala kulubil mu’tedin

sonra gönderdik onun arkasından peygamberleri kavimlerine onlara mucizelerle geldiler inanmak istemediler yalanladıklarından dolayı onu daha önce böylece mühürleriz haddi aşanların kalplerini

1. summe : sonra
2. beas-nâ : biz gönderdik
3. min ba’di-hi : ondan sonra
4. rusulen : resûller
5. ilâ kavmi-him : onların kavmine
6. fe câû-hum bi
(câe)
(câe bi)
: o zaman onlara getirdiler
: (geldi)
: (getirdi)
7. el beyyinâti : beyyineler, belgeler
8. fe mâ kânû li yu’minû : ama inanmadılar, mü’min olmadılar
9. bi mâ kezzebû : yalanladıklarından dolayı
10. bihi : onu
11. min kablu : önceden
12. kezâlike : işte böyle
13. natbeu : mühürleriz
14. alâ kulûbi : kalplerin üzerini
15. el mugtedîne : haddi aşanlar

٧٥

ثُمَّ بَعَثْنَا مِنْ بَعْدِهِمْ مُوسى وَهرُونَ اِلى فِرْعَوْنَ وَمَلاَءِه بِايَاتِنَا فَاسْتَكْبَرُوا وَكَانُوا قَوْمًا مُجْرِمينَ

(75) sümme beasna mim ba’dihim musa ve harune ila fir’avne ve meleihi bi ayatina festekberu ve kanu kavmem mücrimin

sonra gönderdik onların arkasından Musa ve Harun’u firavuna ve onun ileri gelenlerine ayetlerimizle büyüklenmek istediler ve mücrimler güruhundan oldular

1. summe : sonra
2. beas-nâ : biz gönderdik
3. min ba’di-him : onlardan sonra
4. mûsâ ve hârûne : Musa ve Harun
5. ilâ fir’avne : firavuna
6. ve melâi-hî : ve onun ileri gelenlerine
7. bi âyâti-nâ : âyetlerimizle
8. festekberû (fe istekberû) : fakat kibirlendiler
9. ve kânû : ve oldular
10. kavmen : bir kavim
11. mucrimîne : mücrim (suçlu)

٧٦

فَلَمَّا جَاءَهُمُ الْحَقُّ مِنْ عِنْدِنَا قَالُوا اِنَّ هذَا لَسِحْرٌ مُبينٌ

(76) fe lemma caehümül hakku min indina kalu inne haza le sihrum mübin

vaktaki onlara geldiğinde katımızdan hak dediler bu şüphesiz açık bir sihirdir

1. fe lemmâ : böylece, olduğu zaman
2. câe-humu el hakku : onlara hak geldi
3. min indi-nâ : katımızdan
4. kâlû : dediler
5. inne : muhakkak
6. hâzâ : bu
7. le sıhrun : mutlaka bir sihirdir
8. mubînun : apaçık, açıkça

٧٧

قَالَ مُوسى اَتَقُولُونَ لِلْحَقِّ لَمَّا جَاءَكُمْ اَسِحْرٌ هذَا وَلَا يُفْلِحُ السَّاحِرُونَ

(77) kale musa e tekulune lil hakkı lemma caeküm e sihrun haza ve la yüflihus sahirun

Musa dedi “size hak gelince böyle mi söylüyorsunuz?” bu sihir mi? sihirbazlar iflah olamazlar

1. kâle : dedi
2. mûsâ : Musa
3. e tekûlûne : mı söylüyorsunuz, konuşuyorsunuz
4. li el hakkı : hak için
5. lemmâ câe-kum : size geldiği zaman
6. e sıhrun : bir sihir mi
7. hâzâ : bu
8. ve lâ yuflihu : ve felâha (kurtuluşa) ermez
9. es sâhırûne : sihir yapanlar (sihirbazlar)

٧٨

قَالُوا اَجِءْتَنَا لِتَلْفِتَنَا عَمَّا وَجَدْنَا عَلَيْهِ ابَاءَنَا وَتَكُونَ لَكُمَا الْكِبْرِيَاءُ فِى الْاَرْضِ وَمَا نَحْنُ لَكُمَا بِمُؤْمِنينَ

(78) kalu e ci’tena li telfitena amma vecedna aleyhi abaena ve tekune lekümel kibriyaü fil ard ve ma nahnü leküma bi mü’minin

dediler (ikiniz) bizi çevirmek için mi geldiniz? babalarımızın üzerinde bulunduğu (yoldan) ve ikiniz yeryüzünde büyüklerden olmak için (mi bize geldiniz?) biz etmeyiz sizin ikinize de iman

1. kâlû : dediler
2. e ci’te-nâ : bize mi geldiniz
3. li telfite-nâ : bizi çevirmek, (vazgeçirmek) için
4. ammâ (an mâ) : şeyden
5. veced-nâ : bulduk
6. aleyhi : (onun) üzerinde
7. âbâe-nâ : atalarımız, babalarımız
8. ve tekûne : ve siz olursunuz
9. lekum : sizin için
10. el kibriyâu : büyüklük (üstünlük)
11. fî el ardı : yeryüzünde
12. ve mâ nahnu : ve biz değiliz
13. lekumâ : siz ikiniz
14. bi mu’minîne : inanacak, îmân edecek

Sayfa:217

٧٩

وَقَالَ فِرْعَوْنُ اءْتُونى بِكُلِّ سَاحِرٍ عَليمٍ

(79) ve kale fir’avnü’ tuni bi külli sahirin alim

dedi firavun “bütün alim sihirbazları bana getirin”

1. ve kâle : ve dedi
2. fir’avnu : firavun
3. u’tûnî : bana getirin
4. bi kulli : bütün, hepsini
5. sâhırin : sihirbazlar
6. alîmin : bilgin, iyi bilen

٨٠

فَلَمَّا جَاءَ السَّحَرَةُ قَالَ لَهُمْ مُوسى اَلْقُوا مَا اَنْتُمْ مُلْقُونَ

(80) felemma caes seharatü kale lehüm musa elku ma entüm mülkun

vaktaki sihirbazlar geldi Musa onlara dedi “sizler, ne atacaksanız atın”

1. fe : bunun üzerine, böylece
2. lemmâ : olduğu zaman
3. câe es seharetu : sihirbazlar geldi
4. kâle : dedi
5. lehum : onlara
6. mûsâ : Musa
7. elkû : atın
8. : şeyleri
9. entum : siz
10. mulkûne : yere atacağınız

٨١

فَلَمَّا اَلْقَوْا قَالَ مُوسى مَا جِءْتُمْ بِهِ السِّحْرُ اِنَّ اللّهَ سَيُبْطِلُهُ اِنَّ اللّهَ لَا يُصْلِحُ عَمَلَ الْمُفْسِدينَ

(81) fe lemma elkav kale musa ma ci’tüm bihis sihr innellahe seyübtılüh innellahe la yuslihu amelel müfsidin

vaktaki attılar Musa dedi “o, getirdikleriniz sihirdir” şüphesiz Allah onu boşa çıkaracaktır çünkü Allah müfsitlerin amelini salih kabul etmez

1. fe lemmâ : artık, olduğu zaman
2. elkav : attılar
3. kâle : dedi
4. mûsâ : Musa
5. : şey
6. ci’tum : getirdiğiniz, yaptığınız
7. bi-hi es sihru : o sihir iledir, o sihirdir
8. inne allâhe : muhakkak Allah
9. se yubtilu-hu : onu bâtıl (geçersiz) kılacaktır
10. inne allâhe : muhakkak Allah
11. lâ yuslihu : ıslâh etmez, düzeltmez
12. amele el mufsidîne : fesat çıkaranların amelini

٨٢

وَيُحِقُّ اللّهُ الْحَقَّ بِكَلِمَاتِه وَلَوْ كَرِهَ الْمُجْرِمُونَ

(82) ve yühikkullahül hakka bi kelimatihi ve lev kerihel mücrimun

Allah gerçekleştirdi hak olduğu kelimeleri velev mücrimler hoşlanmasalar da

1. ve yuhikku allâhu : ve Allah gerçekleştirecek
2. el hakka : hakkı
3. bi kelimâti-hi : kelimeleri ile, sözleri ile
4. ve lev kerihe : ve kerih görse de (istemese de), hoşlanmasa da
5. el mucrimûne : mücrimler (suçlular)

٨٣

فَمَا امَنَ لِمُوسى اِلَّا ذُرِّيَّةٌ مِنْ قَوْمِه عَلى خَوْفٍ مِنْ فِرْعَوْنَ وَمَلَاءِهِمْ اَنْ يَفْتِنَهُمْ وَاِنَّ فِرْعَوْنَ لَعَالٍ فِى الْاَرْضِ وَاِنَّهُ لَمِنَ الْمُسْرِفينَ

(83) fe ma amene li musa illa zürriyyetüm min kavmihi ala havfim min fir’avne ve melaihim ey yeftinehüm ve inne fir’avne lealin fil ard ve innehu le minel müsrifin

iman etti Musa’ya kavminden ancak bir taife firavun ve yakınlarının korkusundan (iman etmediler) onlar fitneye düştü gerçekten firavun o yerde üstün idi şüphesiz o ileri gidenlerdendi

1. fe : bundan sonra
2. mâ âmene : âmenû olmadı (îmân etmedi, inanmadı)
3. li mûsâ : Musa’ya
4. illâ : ancak, …den başka, hariç
5. zurriyyetun : zürriyet, sülâle
6. min kavmi-hî : onun kavminden
7. alâ havfin : korkusu üzerine, korkusuyla
8. min fir’avne : firavundan
9. ve melâi-him : ve onun ileri gelenleri
10. en yeftine-hum : onları fitneye düşürmesi (onlara işkence etmesi)
11. ve inne : ve muhakkak
12. fir’avne : firavun
13. le âlin : çok kibirli, büyüklük taslayan, üstün (zorba)
14. fî el ardı : yeryüzünde
15. ve inne-hu : ve muhakkak o
16. le min el musrifîne : haddi aşanlardan, müsriflerden, azgınlardan

٨٤

وَقَالَ مُوسى يَا قَوْمِ اِنْ كُنْتُمْ امَنْتُمْ بِاللّهِ فَعَلَيْهِ تَوَكَّلُوا اِنْ كُنْتُمْ مُسْلِمينَ

(84) ve kale musa ya kavmi in küntüm amentüm billahi fealleyhi tevekkelu in küntüm müslimin

Musa “ey kavmim!” dedi eğer Allah’a iman etmişseniz o’na tevekkül ediniz” eğer siz müslümanlarsanız

1. ve kâle : ve dedi
2. mûsâ : Musa
3. yâ kavmi : ey kavmim
4. in kuntum : eğer siz olduysanız (iseniz)
5. âmentum : îmân ettiniz, âmenû oldunuz (olan lar) (ölmeden önce Allah’a ulaş mayı dilediniz)
6. bi allâhi : Allah’a
7. fe aleyhi : artık ona
8. tevekkelû : tevekkül edin, güvenin
9. in kuntum : eğer iseniz
10. muslimîne : müslüman, teslim olanlar

٨٥

فَقَالُوا عَلَى اللّهِ تَوَكَّلْنَا رَبَّنَا لَا تَجْعَلْنَا فِتْنَةً لِلْقَوْمِ الظَّالِمينَ

(85) fe kalu alellahi tevekkelna rabbena la tec’alna fitnetel lil kavmiz zalimin

(onlar da) dediler ”biz Allah’a tevekkül ettik” Rabbimiz bizi düşürme zalimler güruhunun fitnesine

1. fe kâlû : bunun üzerine dediler
2. alâ allâhi : Allah’a
3. tevekkelnâ : biz tevekkül ettik
4. rabbe-nâ : Rabbimiz
5. lâ tec’al-nâ : bizi kılma
6. fitneten : fitne
7. li el kavmi ez zâlimîne : zalim kavme

٨٦

وَنَجِّنَا بِرَحْمَتِكَ مِنَ الْقَوْمِ الْكَافِرينَ

(86) ve neccina bi rahmetike minel kavmil kafirin

bizi rahmetinle kurtar kafir olanların kavminden

1. ve necci-nâ : ve bizi kurtar
2. bi rahmeti-ke : senin rahmetin ile
3. min el kavmi el kâfirîne : kâfirler kavminden

٨٧

وَاَوْحَيْنَا اِلى مُوسى وَاَخيهِ اَنْ تَبَوَّا لِقَوْمِكُمَا بِمِصْرَ بُيُوتًا وَاجْعَلُوا بُيُوتَكُمْ قِبْلَةً وَاَقيمُوا الصَّلوةَ وَبَشِّرِ الْمُؤْمِنينَ

(87) ve evhayna ila musa ve ehiyhi en tebevvea likavmiküma bi misra büyutev vec’alu büyuteküm kıbletev ve ekiymus salah ve beşşiril mü’minin

vahiy ettik ve Musa’ya ve kardeşine kavminiz için hazırlayın mısır’da bir takım evler ve evlerinizi namazgah yapınız namazı dosdoğru kılınız ve mü’minleri müjdele

1. ve evhaynâ : ve biz vahyettik
2. ilâ mûsâ : Musa’ya
3. ve ahî-hi : ve onun kardeşine
4. en tebevveâ : yerleşmek, ev yapmak
5. li kavmi-kumâ : ikinizin kavmi için
6. bi mısra : Mısır’a
7. buyûten : evler
8. vec’alû : ve kılınız
9. buyûte-kum : evleriniz
10. kıbleten : kıble olarak
11. ve akîmu es sâlate : ve namazı ikame edin
12. ve beşşiri el mu’minîne : ve mü’minleri müjdele

٨٨

وَقَالَ مُوسى رَبَّنَا اِنَّكَ اتَيْتَ فِرْعَوْنَ وَمَلَاَهُ زينَةً وَاَمْوَالًا فِى الْحَيوةِ الدُّنْيَا رَبَّنَا لِيُضِلُّوا عَنْ سَبيلِكَ رَبَّنَا اطْمِسْ عَلى اَمْوَالِهِمْ وَاشْدُدْ عَلى قُلُوبِهِمْ فَلَا يُؤْمِنُوا حَتّى يَرَوُا الْعَذَابَ الْاَليمَ

(88) ve kale musa rabbena inneke ateyte fir’avne ve melehu zinetev ve emvalen fil hayatid dünya rabbena li yüdillu an sebilik rabbenat mis ala emvalihim veşdüd ala kulubihim fe la yü’minu hatta yeravül azabel elim

Musa ey Rabbimiz! dedi şüphesiz sen firavun’a verdin ve onun ileri gelenlerine dünya hayatının malını ve ziynetini ey Rabbimiz! senin yolundan sapsınlar diye mi? ey Rabbimiz! onların mallarını sil süpür kalplerini şiddetle sık onlar iman etmezler ancak o elim azabı gördüklerinde

1. ve kâle : ve dedi
2. mûsâ : Musa
3. rabbe-nâ : Rabbimiz
4. inne-ke : muhakkak sen
5. âteyte : sen verdin
6. fir’avne : firavun
7. ve melâ-hu : ve onun ileri gelenleri
8. zîneten : süs, ziynet
9. ve emvâlen : ve mallar
10. fî el hayâti ed dunyâ : dünya hayatında
11. rabbe-nâ : Rabbimiz
12. li yudıllû : onları saptırsın
13. an sebîli-ke : senin yolundan
14. rabbenatmis alâ : Rabbimiz yok et, mahvet
15. emvâli-him : onların mallarını
16. veşdud (ve uşdud) : ve şiddetlendir, sıkıştır
17. alâ kulûbi-him : kalplerinin üzerini, kalplerini
18. fe lâ yu’minû : artık mü’min olmazlar
19. hattâ yerevu : görünceye kadar
20. el azâb el elîme : acı azap

Sayfa:218

٨٩

قَالَ قَدْ اُجيبَتْ دَعْوَتُكُمَا فَاسْتَقيمَا وَلَا تَتَّبِعَانِّ سَبيلَ الَّذينَ لَا يَعْلَمُونَ

(89) kale kad ücibet da’vetüküma festekiyma ve la tettebianni sebilellezine la ya’lemun

buyurdu icabet olundu ikinizin de duasına siz yine doğru olanı söyleyin tabi olmayın bilmeyen kimselerin yoluna

1. kâle : dedi
2. kad : oldu, olmuştu
3. ucîbet : kabul olundu, icabet edildi
4. da’vetu-kumâ : ikinizin duası
5. festekîmâ (fe istekîmâ) : artık ikiniz (de) (kendinizi dîne) ikame edin (Allah’a çağırmaya devam edin)
6. ve lâ tettebi : ve tâbî olmayın
7. ânni : benden (uzaklaşan)
8. sebîle : yol
9. ellezîne lâ ya’lemûne : bilmeyen kimseler

٩٠

وَجَاوَزْنَا بِبَنى اِسْرَاءلَ الْبَحْرَ فَاَتْبَعَهُمْ فِرْعَوْنُ وَجُنُودُهُ بَغْيًا وَعَدْوًا حَتّى اِذَا اَدْرَكَهُ الْغَرَقُ قَالَ امَنْتُ اَنَّهُ لَا اِلهَ اِلَّا الَّذى امَنَتْ بِه بَنُوا اِسْرَاءلَ وَاَنَا مِنَ الْمُسْلِمينَ

(90) ve cavezna bi beni israilil bahra fe etbeahüm fir’avnü ve cünudühu bağyev ve adva hatta iza edrakehül ğaraku kale amentü ennehu la ilahe illelezi amenet bihi benu israile ve ene minel müslimin

israil oğullarını denizden geçirdik onların arkasına düştü firavun ve ordusu hemen azgınlık ve tecavüzlerine (devam etmek için) hatta ona boğulma zamanı gelince dedi. iman ettim şüphesiz O’ndan başka ilah yoktur iman ettiğinden başka israil oğullarının ve ben teslim olanlardanım

1. ve câvez-nâ : ve biz geçirdik
2. bi benî isrâîle : İsrailoğullarını
3. el bahre : deniz
4. fe etbea-hum : böylece onları takip etti
5. fir’avnu : firavun
6. ve cunûdu-hu : ve onun ordusu
7. bagyen : zulümle, zulmetmek için
8. ve adven : düşmanlıkla
9. hattâ : oluncaya kadar, olunca
10. izâ : olduğu zaman, o zaman
11. edreke-hu el gareku : onu boğacak düzeye erişti
12. kâle : dedi
13. âmentu : îmân ettim
14. enne-hu : muhakkak ona, onun ….. olduğuna
15. lâ ilâhe : ilâh yoktur
16. illâ : …den başka
17. ellezî âmenet : ki ona îmân etti (inandı)
18. bi-hi : ona, kendisine
19. benû isrâîle : İsrailoğulları
20. ve ene : ve ben
21. min el muslimîne : müslümanlardanım

٩١

الْنَ وَقَدْ عَصَيْتَ قَبْلُ وَكُنْتَ مِنَ الْمُفْسِدينَ

(91) al ane ve kad asayte kablü ve künte minel müfsidin

ya şimdi mi? gerçekten sen önce isyan etmiştin ve ileri gidenlerden olmuştun

1. âl’âne : şimdi
2. ve kad : ve olmuştu
3. asayte : sen asi oldun
4. kablu : daha önce
5. ve kunte : ve sen oldun
6. min el mufsidîne : fesat çıkaranlardan

٩٢

فَالْيَوْمَ نُنَجّيكَ بِبَدَنِكَ لِتَكُونَ لِمَنْ خَلْفَكَ ايَةً وَاِنَّ كَثيرًا مِنَ النَّاسِ عَنْ ايَاتِنَا لَغَافِلُونَ

(92) fel yevme nüneccike bi bedenike li tekune limen halfeke ayeh ve inne kesiram minen nasi an ayatina le ğafilun

biz bugün senin cansız bedenini (denizin dibine batmaktan) kurtaracağız seni arkadan gelenlere ibret yapacağız şüphesiz insanların çoğu ayetlerimizden gafildirler

1. fe el yevme : böylece bugün
2. nuneccî-ke : seni kurtaracağız
3. bi bedeni-ke : senin bedenin ile
4. li tekûne : olman için
5. li men : o kimseler için
6. halfe-ke
(li men halfe-ke)
: senden sonra, senin arkanda
: (senden sonraki nesl’e)
7. âyeten : bir âyet, delil (ibret)
8. ve inne : ve muhakkak ki, gerçekten
9. kesîren : çoğu
10. min en nâsi : insanlardan
11. an âyâti-nâ : âyetlerimizden
12. le gâfilûne : elbette habersiz olan, gâfil olan kimseler

٩٣

وَلَقَدْ بَوَّاْنَا بَنى اِسْرَاءلَ مُبَوَّاَ صِدْقٍ وَرَزَقْنَاهُمْ مِنَ الطَّيِّبَاتِ فَمَا اخْتَلَفُوا حَتّى جَاءَهُمُ الْعِلْمُ اِنَّ رَبَّكَ يَقْضى بَيْنَهُمْ يَوْمَ الْقِيمَةِ فيمَا كَانُوا فيهِ يَخْتَلِفُونَ

(93) ve le kad bevve’na beni israile mübevvee sidkıv ve razakna hüm minet tayyibat femahtelefu hatta caehümül ilm inne rabbeke yakdiy beynehüm yevmel kıyameti fima kanu fihi yahtelifun

gerçekten yerleştirdik israil oğullarını mesken edinecek yerlere rızıklandırdık ve onlara hoş, güzel nimetlerle nihayet ihtilafa düştüler hatta kendilerine ilim geldikten (sonra) şüphesiz Rabbin hükmünü verecektir kıyamet günü aralarında ihtilafa düştükleri o şeylerde

1. ve lekad : ve andolsun ki
2. bevve’nâ : yerleştirdik
3. benî isrâîle : İsrailoğulları
4. mubevvee : yerleşme yeri
5. sıdkın : güzel
6. ve razaknâ-hum : ve onları rızıklandırdık
7. min et tayyibâti : temiz, helâl olanlardan
8. femahtelefû (fe mâ ihtelefû) : bundan sonra ihtilâfa düşmediler
9. hattâ câe-hum el ilmu : onlara ilim gelinceye kadar
10. inne rabbe-ke : muhakkak ki senin Rabbin
11. yakdî : hüküm verir
12. beyne-hum : onların aralarında
13. yevme el kıyâmeti : kıyâmet günü
14. fî mâ : şeyde
15. kânû : oldular
16. fî hi yahtelifûne : onun hakkında ihtilâfa (anlaşmazlığa) düşerler

٩٤

فَاِنْ كُنْتَ فى شَكٍّ مِمَّا اَنْزَلْنَا اِلَيْكَ فَسَْلِ الَّذينَ يَقْرَؤُنَ الْكِتَابَ مِنْ قَبْلِكَ لَقَدْ جَاءَكَ الْحَقُّ مِنْ رَبِّكَ فَلَا تَكُونَنَّ مِنَ الْمُمْتَرينَ

(94) fe in künte fi şekkim mimma enzelna ileyke fes’elillezine yakraunel kitab min kablike le kad caekel hakku mir rabbike fe la tekunenne minel mümterin

eğer sana indirdiğimiz şeylerden şüpheye düşersen okuyanlara soruver senden önce kitabı gerçekten sana geldi Rabbinden hak sakın tereddüt edenlerden olma

1. fe in : bundan sonra, eğer
2. kunte : sen oldun
3. fî şekkin : şüphe içinde
4. mim mâ (min mâ) enzel-nâ : indirdiğimiz şeyden
5. ileyke : sana
6. fes’eli (fe es’eli) : o zaman onlara sor
7. ellezîne yakreûne : okuyan kimseler
8. el kitâbe : kitabı
9. min kabli-ke : senden önce
10. lekad : andolsun
11. câe-ke : sana geldi
12. el hakku : hak
13. min rabbi-ke : Rabbinden
14. fe lâ tekûnenne : öyleyse sakın olma
15. min el mumterîne : şüphe edenlerden, şüphecilerden

٩٥

وَلَا تَكُونَنَّ مِنَ الَّذينَ كَذَّبُوا بِايَاتِ اللّهِ فَتَكُونَ مِنَ الْخَاسِرينَ

(95) ve la tekunenne minellezine kezzebu bi ayatillahi fe tekune minel hasirin

sakın yalanlayanlardan olma Allah’ın ayetlerini sonra olursun hüsrana düşenlerden

1. ve lâ tekûnenne : ve sakın olma
2. min ellezîne : o kimselerden
3. kezzebû : yalanladılar
4. bi âyâti allâhi : Allah’ın âyetlerini
5. fe : o taktirde, böylece, yoksa
6. tekûne : olursun
7. min el hâsirîne : hüsrana uğrayanlardan

٩٦

اِنَّ الَّذينَ حَقَّتْ عَلَيْهِمْ كَلِمَتُ رَبِّكَ لَايُؤْمِنُونَ

(96) innellezine hakkat aleyhim kelimetü rabbike la yü’minun

şüphesiz onların üzerine Rabbinin kelimeleri hak oldu onlar iman etmezler

1. inne ellezîne : muhakkak ki onlar
2. hakkat : hakettiler
3. aleyhim : onlar üzerlerine, onların üzerine
4. kelimetu : kelime, söz
5. rabbi-ke : senin Rabbin
6. lâ yu’minûne : mü’min olmazlar

٩٧

وَلَوْ جَاءَتْهُمْ كُلُّ ايَةٍ حَتّى يَرَوُا الْعَذَابَ الْاَليمَ

(97) ve lev caethüm küllü ayetin hatta yeravül azabel elim

onlara bütün mucizeler gelse de (inanmazlar) ancak elim azabı görünce (inanırlar)

1. ve lev câet-hum : ve onlara gelse bile
2. kullu : hepsi, bütün
3. âyetin : âyet
4. hattâ : hatta, oluncaya kadar
5. yerevû : görürler
6. el azâbe el elîme : elîm azap

Sayfa:219

٩٨

فَلَوْلَا كَانَتْ قَرْيَةٌ امَنَتْ فَنَفَعَهَا ايمَانُهَا اِلَّا قَوْمَ يُونُسَ لَمَّا امَنُوا كَشَفْنَا عَنْهُمْ عَذَابَ الْخِزْىِ فِى الْحَيوةِ الدُّنْيَا وَمَتَّعْنَاهُمْ اِلى حينٍ

(98) fe lev la kanet karyetün amenet fe nefeaha imanüha illa kavme yunüs lemma amenu keşefna anhüm azabel hizyi fil hayatid dünya ve metta’na hüm ila hiyn

bir belde halkı iman edipte bu imanları onlara fayda sağlasaydı ya! (ancak bundan) Yunus’un kavmi hariç vaktaki iman ettiklerinde onlardan kaldırdık dünya hayatındaki zillet azabını faydalandırdık onları bir vakte kadar

1. fe : bundan sonra, artık
2. lev lâ : keşke olsaydı, olmaz mıydı
3. kânet : oldu
4. karyetun : bir ülke, bir karye
5. âmenet : îmân etti, âmenû oldu
6. fe nefea-hâ : böylece ona fayda sağladı
7. îmânu-hâ : onun îmânı
8. illâ : ancak, hariç
9. kavme yûnuse : yunus kavmi
10. lemmâ : olduğu zaman, olunca
11. âmenû : âmenû oldular
12. keşef-nâ : giderdik, kaldırdık
13. an hum : onlardan
14. azâbe el hızyi : aşağılatıcı azap
15. fî el hayâti ed dunyâ : dünya hayatında
16. ve metta’nâ-hum : ve onları yararlandırdık, metalandırdık, geçimlerini sağladık

٩٩

وَلَوْ شَاءَ رَبُّكَ لَامَنَ مَنْ فِى الْاَرْضِ كُلُّهُمْ جَميعًا اَفَاَنْتَ تُكْرِهُ النَّاسَ حَتّى يَكُونُوا مُؤْمِنينَ

(99) ve lev şae rabbüke le amene men fil erdi küllühüm cemia e fe ente tükrihün nase hatta yekunu mü’minin

velev Rabbin dileseydi iman ederlerdi yeryüzünde onların hepsi sen insanları (isteksiz oldukları halde) mü’min olsunlar diye mi zorlayacaksın

1. rabbu-ke : senin Rabbin
2. le âmene : elbette îmân ederdi
3. men : o kimseler
4. fî el ardı : yeryüzünde
5. kullu-hum : onların bütünü, hepsi
6. cemîân : topluca
7. e fe ente : öyleyse, yoksa sen mi
8. tukrihu en nâse : insanları zorlayacaksın (mecbur tutacaksın) insanlar kerih görse de (istemese de)
9. hattâ : oluncaya kadar
10. yekûnû : olurlar
11. mu’minîne : mü’minler

١٠٠

وَمَا كَانَ لِنَفْسٍ اَنْ تُؤْمِنَ اِلَّا بِاِذْنِ اللّهِ وَيَجْعَلُ الرِّجْسَ عَلَى الَّذينَ لَا يَعْقِلُونَ

(100) ve ma kane li nefsin en tü’mine illa bi iznillah ve yec’alür ricse alel lezine la ya’kilun

hiçbir nefis iman edemez Allah’ın izni olmadıkça o pislik üzerine bırakır akıllarını kullanmayanları

1. ve mâ kâne : ve olmadı, olmaz, olamaz
2. li nefsin : bir nefs için, bir nefsin
3. en tu’mine : mü’min olması
4. illâ : (ancak) hariç, olmaksızın
5. bi izni allâhi : Allah’ın izni ile
6. ve yec’alu : ve kılar, yapar, verir
7. er ricse : ceza, azap, pislik
8. alâ : üzerine
9. ellezîne lâ ya’kılûne : akıl etmeyen kimseler

١٠١

قُلِ انْظُرُوا مَاذَا فِى السَّموَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا تُغْنِى الْايَاتُ وَالنُّذُرُ عَنْ قَوْمٍ لَا يُؤْمِنُونَ

(101) kulinzuru maza fis semavati vel ard ve ma tuğnil ayatü ven nüzüru an kavmil la yü’minun

de ki: “bakınız” göklerde ve yerde neler var! bu ayetler fayda sağlamaz ve uyarmalar iman etmeyecek bir kavme

1. kul : de
2. unzurû : bakın
3. mâ zâ : ne(ler) var
4. fî es semâvâti : göklerde
5. ve el ardı : ve yeryüzünde
6. ve mâ tugnî : ve fayda vermez (gani olmaz)
7. el âyâtu : âyetler
8. ve en nuzuru : ve uyarmalar
9. an kavmin : kavminden, kavme
10. lâ yu’minûne : âmenû olmayan

١٠٢

فَهَلْ يَنْتَظِرُونَ اِلَّا مِثْلَ اَيَّامِ الَّذينَ خَلَوْا مِنْ قَبْلِهِمْ قُلْ فَانْتَظِرُوا اِنّى مَعَكُمْ مِنَ الْمُنْتَظِرينَ

(102) fe hel yentezirune illa misle eyyamillezine halev min kablihim kul fenteziru inni meaküm minel müntezirin

onlar ancak mislini mi bekliyorlar kendilerinden öncekilerin başlarına gelen günlerin de ki bekleyin ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim

1. fe hel : artık, yoksa, mi, mı
2. yentezırûne : bekliyorlar
3. illâ : muhakkak ki
4. misle : misli, benzeri
5. eyyâmi : günler
6. ellezîne halev : yalnız, gelip geçenler
7. min kabli-him : onlardan önce
8. kul : de ki
9. fentezırû (fe intezırû) : artık bekleyin
10. innî : muhakkak ki ben
11. mea-kum : sizinle beraber
12. min el muntezirîne : bekleyenlerden

١٠٣

ثُمَّ نُنَجّى رُسُلَنَا وَالَّذينَ امَنُوا كَذلِكَ حَقًّا عَلَيْنَا نُنْجِ الْمُؤْمِنينَ

(103) sümme nünecci rusülena vellezine amenü kezalik hakkan aleyna nüncil mü’minin

sonra peygamberimizi kurtarırız böylece iman edenleri de bizim üzerimize bir haktır mü’minleri kurtarmak

1. summe : sonra
2. nuneccî : kurtarırız
3. rusulenâ : resûllerimizi
4. ve : ve
5. ellezine âmenû : âmenû olanları (ölmeden önce Allah’a ulaşmayı dileyenler)
6. kezâlike : böyle, böylece
7. hakkan : bir haktır, borçtur
8. aleynâ : üzerimize
9. nunci : kurtarırız, kurtarmamız
10. el mu’minîne : mü’minler

١٠٤

قُلْ يَا اَيُّهَا النَّاسُ اِنْ كُنْتُمْ فى شَكٍّ مِنْ دينى فَلَا اَعْبُدُ الَّذينَ تَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّهِ وَلكِنْ اَعْبُدُ اللّهَ الَّذى يَتَوَفّيكُمْ وَاُمِرْتُ اَنْ اَكُونَ مِنَ الْمُؤْمِنينَ

(104) kul ya eyyühen nasü in küntüm fi şekkim min dini fe la a’büdül lezine ta’büdune min dunillahi ve lakin a’büdüllahel lezi yeteveffaküm ve ümirtü en ekune minel mü’minin

de ki ey insanlar eğer benim dinimden şüpheniz varsa ben kulluk etmem Allah’tan başka kulluk ettiklerinize lakin Allah’a kulluk ederim sizin canınızı alacak odur bana emredildi mü’minlerden olmam

1. kul : de
2. yâ eyyuhâ en nâsu : ey insanlar
3. in kuntum : eğer siz iseniz
4. fî şekkin : şüphe içinde
5. min dînî : dînimden
6. fe lâ a’budu : ibadet etmem, kulluk etmem, tapmam
7. ellezîne ta’budûne : sizin ibadet ettiklerinize, sizin kulluk ettiklerinize, taptıklarınıza
8. min dûni allâhi : Allah’tan başka
9. ve lâkin : ve lâkin, ancak, fakat
10. a’budu allâhe : Allah’a kulluk ederim ki o
11. ellezî yeteveffâ-kum : sizi vefat ettirir, ettirecektir
12. ve umirtu : ve ben emrolundum
13. en ekûne : olmak (benim olmam)
14. min el mu’minîne : mü’minlerden

١٠٥

وَاَنْ اَقِمْ وَجْهَكَ لِلدّينِ حَنيفًا وَلَا تَكُونَنَّ مِنَ الْمُشْرِكينَ

(105) ve en ekım vecheke lid dini hanifa ve la tekunenne minel müşrikin

ve yüzünü hanif olan dine çevir sakın müşriklerden olma

1. ve en ekim : ve yöneltmek, yönelt
2. veche-ke : vechini, yüzünü
3. li ed dîni : dîne
4. hanîfâ : hanif olarak
5. ve lâ tekûnenne : ve sakın olma
6. min el muşrikîne : müşriklerden

١٠٦

وَلَا تَدْعُ مِنْ دُونِ اللّهِ مَا لَا يَنْفَعُكَ وَلَا يَضُرُّكَ فَاِنْ فَعَلْتَ فَاِنَّكَ اِذًا مِنَ الظَّالِمينَ

(106) ve la ted’u min dunillahi ma la yenfeuke ve la yedurruk fe in fealte fe inneke izem minez zalimin

dua etme Allah’tan başka şeylere sana faydası olmayan sana zarar veremeyen eğer bunu yaparsan şüphesiz sen o zaman zalimlerden olursun

1. ve lâ ted’u : ve tapma, dua etme
2. min dûni allâhi : Allah’tan başka
3. mâ lâ yenfeu-ke : sana fayda vermeyen şeyler
4. ve lâ yadurru-ke : ve sana zarar vermeyen
5. fe in fealte : bundan sonra, eğer yapacak olursan, yaparsan
6. fe inne-ke : o zaman sen mutlaka
7. izen : bu durumda, öyle olursa (öyle yaparsan)
8. min ez zâlimîne : zalimlerden, zulmedenlerden

Sayfa:220

١٠٧

وَاِنْ يَمْسَسْكَ اللّهُ بِضُرٍّ فَلَا كَاشِفَ لَهُ اِلَّا هُوَ وَاِنْ يُرِدْكَ بِخَيْرٍ فَلَا رَادَّ لِفَضْلِه يُصيبُ بِه مَنْ يَشَاءُ مِنْ عِبَادِه وَهُوَ الْغَفُورُ الرَّحيمُ

(107) ve iy yemseskellahü bi durrin fe la kaşife lehu illa hu ve iy yüridke bi hayrin fe la radde li fadlih yüsiybü bihi mey yeşaü min ibadih ve hüvel ğafurur rahiym

eğer Allah sana bir zarar dokundurursa kaldıracak yoktur onu o’ndan başka eğer sana bir hayır dilemişse o ihsanı geri çevirecek de yoktur nasip eder onu kullarından dilediğine o bağışlayan, merhamet sahibidir

1. ve in yemseske allâhu : ve Allah eğer dokundurursa (isabet ettirirse)
2. bi durrin : bir zarar, bir darlık, bir sıkıntı
3. fe lâ : artık yoktur
4. kâşife : gideren kimse (giderecek kimse)
5. lehu : onun için, onu, ona
6. illâ hûve : ondan başka
7. ve in yurid-ke : ve eğer senin için (sana) isterse
8. bi hayrin : bir hayrı
9. fe lâ : o taktirde yoktur
10. râdde : geri çeviren kimse (geri çevirecek kimse)
11. li fadli-hi : onun fazlını
12. yusîbu : isabet ettirir
13. bi-hi : onu
14. men yeşâu : kimi dilerse, dilediği kimse
15. min ibâdi-hi : onun kullarından
16. ve huve : ve o
17. el gafûru : gafurdur, mağfiret edendir
18. er râhîmu : rahîmdir, rahmet nurunu gönderendir

١٠٨

قُلْ يَا اَيُّهَا النَّاسُ قَدْ جَاءَكُمُ الْحَقُّ مِنْ رَبِّكُمْ فَمَنِ اهْتَدى فَاِنَّمَا يَهْتَدى لِنَفْسِه وَمَنْ ضَلَّ فَاِنَّمَا يَضِلُّ عَلَيْهَا وَمَا اَنَا عَلَيْكُمْ بِوَكيلٍ

(108) kul ya eyyühen nasü kad caekümül hakku mir rabbiküm fe menihteda fe innema yehtedi li nefsih ve men dalle fe innema yedillü aleyha ve ma ene aleyküm bi vekil

de ki: ”ey insanlar!” gerçekten Rabbinizden size hak geldi kim hidayeti (kabul ederse) ancak nefsi için kabul etmiş olur kim de saparsa ancak kendi aleyhine sapmış olur ben değilim sizin üzerinize vekil

1. kul : de ki
2. yâ eyyuhe en nâsu : ey insanlar
3. kad câe-kum : size gelmiştir
4. el hakku : hak, gerçek
5. min rabbi-kum : Rabbinizden
6. fe men ihtedâ : kim hidayete erdiyse
7. fe innemâ : o ancak
8. yehtedî : hidayete erer
9. li nefsi-hi : kendi nefsi için
10. ve men dalle : ve kim dalâlette olduysa
11. fe innemâ : o ancak
12. yadıllu : sapmış, dalâlette olur
13. aleyhâ : kendi aleyhine (sorumluluğu kendi üzerinde)
14. ve mâ : ve değil
15. ene : ben
16. aleykum : üzerinizde
17. bi vekîlin : vekil

١٠٩

وَاتَّبِعْ مَا يُوحى اِلَيْكَ وَاصْبِرْ حَتّى يَحْكُمَ اللّهُ وَهُوَ خَيْرُ الْحَاكِمينَ

(109) vettebi’ma yuha ileyke vasbir hatta yahkümellah ve hüve hayrul hakimin

sana ne vahy olunmuşsa ona uy ve sabret Allah hükmünü verinceye kadar o, hakimlerin en hayırlısıdır

1. vettebi’ (ve ittebi’) : ve tâbî ol
2. mâ yûhâ : vahyolunan şeye
3. iley-ke : sana
4. vasbir (ve ısbir) : ve sabret
5. hattâ : oluncaya kadar
6. yahkume allâhu : Allah hükmeder, hükmünü verir
7. ve huve : ve o
8. hayru : hayırlıdır
9. el hâkimîne : hükmedenler, hüküm verenler

11-HUD

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ

١

الر كِتَابٌ اُحْكِمَتْ ايَاتُهُ ثُمَّ فُصِّلَتْ مِنْ لَدُنْ حَكيمٍ خَبيرٍ

(1) elif lam ra kitabün uhkimet ayatühu sümme füssilet mil ledün hakimin habir

elif – lam ra kitap ki onun ayetleri ile hüküm verilmiştir sonra açıklanmıştır hikmet sahibi ve her şeyden haberi olan tarafından

1. kitâbun : bir kitaptır
2. uhkimet : muhkem kılındı (sağlamlaştırıldı)
3. âyâtu-hu : onun âyetleri
4. summe : sonra
5. fussılet : ayrı ayrı açıklandı
6. min ledun : katından, tarafından
7. hakîmin : hikmet sahibi, hüküm sahibi olan
8. habîrin : herşeyden haberdar olan

٢

اَلَّا تَعْبُدُوا اِلَّا اللّهَ اِنَّنى لَكُمْ مِنْهُ نَذيرٌ وَبَشيرٌ

(2) ella ta’büdu illellah inneni leküm minhü neziruv ve beşir

kulluk ediniz yalnız Allah’a şüphesiz ben size o’nun tarafından uyarıcı ve müjdeleyiciyim

1. ellâ (en lâ) ta’budû : kul olmamanız
2. illâ allâhe : Allah’tan başkası
3. inne-nî : muhakkak ben
4. lekum : size, sizin için
5. min-hu : ondan
6. nezîrun : bir uyarıcı
7. ve beşîrun : ve bir müjdeleyici

٣

وَاَنِ اسْتَغْفِرُوا رَبَّكُمْ ثُمَّ تُوبُوا اِلَيْهِ يُمَتِّعْكُمْ مَتَاعًا حَسَنًا اِلى اَجَلٍ مُسَمًّى وَيُؤْتِ كُلَّ ذى فَضْلٍ فَضْلَهُ وَاِنْ تَوَلَّوْا فَاِنّى اَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ كَبيرٍ

(3) ve enistağfiru rabbeküm sümme tubu ileyhi yümetti’küm metaan hasenen ila ecelim müsemmev ve yü’ti külle zi fadlin fadleh ve in tevellev fe inni ehafü aleyküm azabe yevmin kebir

bağışlanmayı isteyin Rabbinizden sonra o’na tövbe edin sizi güzel bir şekilde faydalandırsın belli bir ecele kadar ve fazilet sahibine fazlından versin eğer yüz çevirirseniz gerçekten ben korkarım sizin başınıza gelecek büyük günün azabından

1. ve en istagfirû : ve mağrifet istemeniz
2. rabbe-kum : sizin Rabbinizden
3. summe : sonra
4. tûbû : tövbe edin
5. ileyhi : ona
6. yumetti’kum : sizi metalandırır, faydalandırır, geçindirir
7. metâan : bir meta, bir fayda
8. hasenen : güzel
9. ilâ ecelin : bir zamana kadar
10. musemmen : belirlenmiş
11. ve yu’ti : ve verir
12. kulle : her, tüm, hepsi, bütün
13. : sahip
14. fadlin : fazl
15. fadle-hu : onun fazlını
16. ve in : ve eğer
17. tevellev : yüz çevirirseniz
18. fe innî : o zaman muhakkak ki ben
19. ehâfu : korkarım
20. aleykum : size, sizin üzerinize
21. azâbe : azap
22. yevmin kebîrin : büyük gün

٤

اِلَى اللّهِ مَرْجِعُكُمْ وَهُوَ عَلى كُلِّ شَىْءٍ قَديرٌ

(4) ilellahi merciuküm ve hüve ala külli şey’in kadir

sizin dönüşünüz Allah’adır o her şeye kadirdir

1. ilâllâhi (ilâ allâhi) : Allah’adır
2. merciu-kum : sizin dönüşünüz (dönüş yeriniz)
3. ve huve : ve o
4. alâ kulli şey’in : herşeye
5. kadîrun : kaadir, gücü yeten

٥

اَلَا اِنَّهُمْ يَثْنُونَ صُدُورَهُمْ لِيَسْتَخْفُوا مِنْهُ اَلَا حينَ يَسْتَغْشُونَ ثِيَابَهُمْ يَعْلَمُ مَا يُسِرُّونَ وَمَا يُعْلِنُونَ اِنَّهُ عَليمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ

(5) ela innehüm yesnune sudurahüm li yestahfu minh ela hiyne yestağşune siyabehüm ya’lemü ma yüsirrune ve ma yu’linun innehu alimüm bi zatis sudur

dikkat edin! onlar göğüslerini bürüyüp kapatıyorlar gizlenmek için dikkat edin! onlar örtülerine bürünürlerken bilir neyi gizlediklerini neyi açığa çıkardıklarını şüphesiz o göğüslerin özünü hakkı ile bilendir

1. e lâ : değil mi
2. inne-hum : muhakkak, gerçekten onlar
3. yesnûne : bükerler
4. sudûre-hum : göğüslerini
5. li yestahfû : gizlemek için
6. min-hu : ondan
7. e lâ : değil mi
8. hîne : o zaman, o vakit, böylece
9. yestagşûne
(gışave)
: perde (örtü) yaparlar, perdelerler
: (perde)
10. siyâbe-hum : elbiselerini
11. ya’lemu : bilir
12. mâ yusirrûne : gizledikleri şeyler (sır olanlar)
13. ve mâ yu’linûne : ve açıkladıkları şeyler (aleni olan şeyler)
14. inne-hu : muhakkak o
15. alîmun : bilir
16. bi zâti es sudûri : göğüslerde, sinelerde olanı

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s