010. Cüz

    Nüzul SırasıCüzSayfaSure
    88 10181Enfal(8)

٤١

وَاعْلَمُوا اَنَّمَا غَنِمْتُمْ مِنْ شَىْءٍ فَاَنَّ لِلّهِ خُمُسَهُ وَلِلرَّسُولِ وَلِذِى الْقُرْبى وَالْيَتَامى وَالْمَسَاكينِ وَابْنِ السَّبيلِ اِنْ كُنْتُمْ امَنْتُمْ بِاللّهِ وَمَا اَنْزَلْنَا عَلى عَبْدِنَا يَوْمَ الْفُرْقَانِ يَوْمَ الْتَقَى الْجَمْعَانِ وَاللّهُ عَلى كُلِّ شَىْءٍ قَديرٌ

(41) va’lemu ennema ğanimtüm min şey’in fe enne lillahi humüsehu ve lir rasuli ve lizil kurba vel yetama vel mesakini vebnis sebili in küntüm amentüm billahi ve ma enzelna ala abdina yevmel fürkani yevmel tekal cem’an vallahü ala külli şey’in kadir

ve bilmiş olun ki ganimet olarak aldığınız şeylerin mutlaka beşte biri Allah’ın resülünündür ve akrabaların, yetimlerin, miskinlerin ve yolda kalmışların eğer siz Allah’a iman etmişseniz hakla batılın ayrıldığı gün kulumuza indirdiğimize iki ordunun karşılaştığı güne Allah her şeye Kadirdir

1. va’lemû (ve ı’lemû) : ve bilin
2. ennemâ : … olduğunu, olduğu zaman
3. ganimtum : ganimet aldınız
4. min şey’in : şeylerden
5. fe : o zaman
6. enne : muhakkak
7. lillâhi (li allâhi) : Allah’ın
8. humuse-hu : onun beşte biri
9. ve lirresûli (ve li er resûli) : ve resûl için
10. ve lizîlkurbâ (ve li zî el kurbâ) : ve yakınları için, yakınlık sahibi olanlar
11. vel yetâmâ (ve el yetâmâ) : ve yetimler
12. velmesâkîni (ve el mesâkîni) : ve yoksullar, miskinler
13. vebnissebîli (ve ibne es sebîli) : ve yolculukta olan
14. in kuntum : eğer siz, iseniz
15. âmentum : îmân ettiniz
16. billâhi (bi allâhi) : Allah’a
17. ve mâ : ve şey
18. enzel-nâ : indirdik
19. alâ abdi-nâ : kulumuza
20. yevme el furkâni : furkan günü (hak ve bâtılın ayrıldığı gün), ayrılma günü
21. yevme : gün
22. itteka : karşılaştığı
23. el cem’âni : iki toplumun, iki ordunun
24. vallâhu (ve allâhu) : ve Allah
25. alâ : üzerine, …e
26. kulli şey’in : herşey
27. kadîrun : kaadir, gücü yetendir

٤٢

اِذْ اَنْتُمْ بِالْعُدْوَةِ الدُّنْيَا وَهُمْ بِالْعُدْوَةِ الْقُصْوى وَالرَّكْبُ اَسْفَلَ مِنْكُمْ وَلَوْ تَوَاعَدْتُمْ لَاخْتَلَفْتُمْ فِى الْميعَادِ وَلكِنْلِيَقْضِىَ اللّهُ اَمْرًا كَانَ مَفْعُولًا لِيَهْلِكَ مَنْ هَلَكَ عَنْ بَيِّنَةٍ وَيَحْيى مَنْ حَىَّ عَنْ بَيِّنَةٍ وَاِنَّ اللّهَ لَسَميعٌ عَليمٌ

(42) iz entüm bil udvetid dünya ve hüm bil udvetil kusva ver rakbü esfele minküm ve lev tevaadtüm lahteleftüm fil miadi ve lakil li yakdiyellahü emran kane mef’ulel li yehlike men heleke am beyyinetiv ve yahya men hayye am beyyineh ve innellahe le semiun alim

o zaman vadi yamacının yakınında onlar ise vadi yamacının uzağında idi suvariler sizden en aşağıda idi vaadleşmiş olsaydınız elbette itilafa düşerdiniz tayin edilen yer konusunda lakin Allah takdir edilen bir emri yerine getirecektir helak olsun helak olan kendi delilleri ise hem de yaşayan kendi delili ile yaşasın şüphesiz Allah çok iyi işiten, bilendir

1. iz : olduğu zaman
2. entum : siz
3. bil udvetid dunyâ
(bi el udveti ed dunyâ)
(udve)
(dünya)
: vadinin yakın kenarında: (vadinin kenarı, kıyısı)
: (edna (yakın) kelimesinin muennesidir)
(muennes = dişi kelime)
4. ve hum : ve onlar
5. bil udvetil kusvâ
(bi el udveti el kusvâ)
(udve)
(kusva)
: vadinin uzak kenarında: (vadinin kenarı, kıyısı)
: (aksa (uzak) kelimesinin muennesidir)
6. ve er rekbu : ve kervan
7. esfele : daha aşağıda
8. min-kum : sizden
9. ve lev : ve eğer
10. tevâadtum : vaadleştiniz, sözleştiniz
11. lahteleftum (le ihteleftum) : elbette anlaşmazlığa düşerdiniz
12. fîl mîâdi (fî el mîâdi) : zaman hakkında, konusunda
13. ve lâkin : ve fakat, ama
14. li yakdıye : vuku bulması için, olması için
15. allâhu : Allah
16. emren : emir, iş
17. kâne mef’ûlen : yapılması gerekli oldu, yapılacak olan
18. li yehlike : helâk olması için
19. men heleke : helâk olan kişi
20. an beyyinetin : apaçık bir delilden
21. ve yahyâ : ve hayatta kalır, yaşar
22. men hayye : yaşayan kişi
23. an beyyinetin : apaçık bir delilden
24. ve inne allâhe : ve muhakkak Allah
25. le semîun : mutlaka işitendir
26. alîmun : bilendir

٤٣

اِذْ يُريكَهُمُ اللّهُ فى مَنَامِكَ قَليلًا وَلَوْ اَريكَهُمْ كَثيرًا لَفَشِلْتُمْ وَلَتَنَازَعْتُمْ فِى الْاَمْرِ وَلكِنَّ اللّهَ سَلَّمَ اِنَّهُ عَليمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ

(43) iz yürikehümüllahü fi menamike kalila ve lev erakehüm kesiral le feşiltüm ve le tenaza’tüm fil emri ve lakinnellahe sellem innehu alimüm bi zatis sudur

o zaman Allah sana rüyanda az gösteriyordu velev onları size çok gösterseydi tedirgin olacaktınız anlaşmazlığa düşecektiniz işlerinizde lakin Allah selamete bağladı şüphesiz o bilendir göğüslerde olanları

1. iz : olduğu zaman
2. yurîke-hum allâhu : Allah onları gösteriyor
3. fî menâmi-ke : senin uykunun içinde, senin uykunda
4. kalîlen : az, biraz
5. ve lev : ve eğer
6. erâke-hum : onları sana gösterdi
7. kesîren : çok
8. le feşiltum : mutlaka tedirgin olurdunuz, yılgın düşerdiniz
9. ve le tenâza’tum : ve elbette anlaşmazlığa (nizaya) düşerdiniz
10. fîl emri : emir hakkında
11. ve lâkinne allâhe : ve fakat Allah
12. selleme : selâmetle çıkardı, salim kıldı
13. innehu : muhakkak o, çünkü o
14. alîmun : bilendir
15. bi zâti es sudûri : göğüslerdekini, sinelerdekini, göğüslerin sahip olduğunu

٤٤

وَاِذْ يُريكُمُوهُمْ اِذِ الْتَقَيْتُمْ فى اَعْيُنِكُمْ قَليلًا وَيُقَلِّلُكُمْ فى اَعْيُنِهِمْ لِيَقْضِىَ اللّهُ اَمْرًا كَانَ مَفْعُولًا وَاِلَى اللّهِ تُرْجَعُ الْاُمُورُ

(44) ve iz yürikümuhüm izil tekaytüm fi a’yüniküm kalilev ve yükallilüküm fi a’yünihim li yakdiyellahü emran kane mef’ula ve ilellahi türceul ümur

hani karşılaştığınız zaman onları az olarak gösteriyordu sizin gözlerinizde az olarak onların gözünde de sizi (az) gösteriyordu Allah takdir edilen bir emri yerine getirecektir bütün işler Allah’a döndürülür

1. ve iz : ve olduğu zaman
2. yurîkumû-hum : onları size gösteriyor
3. iz iltekaytum : karşı karşıya geldiğiniz zaman
4. fî a’yuni-kum : sizin gözlerinizde
5. kalîlen : az olarak
6. ve yukallilu-kum : ve sizi de azaltıyor
7. fî a’yuni-him : onların gözlerinde
8. li yakdıye : vuku bulması, olması için
9. allâhu : Allah
10. emren : emir, iş
11. kâne mef’ûlen : yapılması gerekli oldu, yapılacak olan
12. ve ilallâhi (ve ilâ allâhi) : ve Allah’a
13. turceu : döndürülür
14. el umûru : işler, emirler

٤٥

يَا اَيُّهَا الَّذينَ امَنُوا اِذَا لَقيتُمْ فِءَةً فَاثْبُتُوا وَاذْكُرُوا اللّهَ كَثيرًا لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ

(45) ya eyyühellezine amenu iza lekiytüm fieten fesbütu vezkurullahe kesiral lealleküm tüflihun

ey iman edenler düşman ordusu (ile) karşılaştığınız zaman sebat edin Allah’ı çok zikredin olur ki felaha erersiniz

1. lâ eyyuhâ : ey
2. ellezîne âmenû : îmân eden, âmenû olan kimseler
3. izâ lekîtum : karşı karşıya geldiğiniz zaman
4. fieten : bir toplulukla
5. fesbutû (fe usbutû) : sebat ediniz
6. vezkurullâhe (ve uzkur allâhe) : ve Allah’ı zikredin
7. kesîren : çok
8. lealle-kum : umulur ki siz, böylece siz
9. tuflihûne : kurtuluşa, felâha eresiniz

Sayfa:182

٤٦

وَاَطيعُوا اللّهَ وَرَسُولَهُ وَلَاتَنَازَعُوا فَتَفْشَلُوا وَتَذْهَبَ ريحُكُمْ وَاصْبِرُوا اِنَّ اللّهَ مَعَ الصَّابِرينَ

(46) ve etiullahe ve rasulehu ve la tenazeu fe tefşelu ve tezhebe rihuküm vasbiru innellahe meas sabirin

Allah ve resülüne itaat edin ve aranızda çekişmeyin sonra tedirgin olur telaşa kapılırsınız kuvvetiniz gider ve sabrediniz muhakkak Allah sabredenlerle beraberdir

1. ve etîu allâhe : ve Allah’a itaat edin
2. ve resûle-hu : ve O’nun resûlüne
3. ve lâ tenâzeû : ve anlaşmazlığa, nizaya düşmeyin
4. fe tefşelû : o zaman zayıf düşersiniz
5. ve tezhebe : ve gider
6. rîhu-kum : kuvvetiniz, gücünüz, rüzgârınız, havanız
7. vasbirû (ve ısbirû) : ve sabredin
8. inne allâhe : muhakkak Allah
9. mea es sâbirîne : sabredenlerle beraberdir

٤٧

وَلَا تَكُونُوا كَالَّذينَ خَرَجُوا مِنْ دِيَارِهِمْ بَطَرًا وَرِءاءَ النَّاسِ وَيَصُدُّونَ عَنْ سَبيلِ اللّهِ وَاللّهُ بِمَا يَعْمَلُونَ مُحيطٌ

(47) ve la tekunu kellezine haracu min diyarihim betarav ve riaen nasi ve yesuddune an sebilillah vallahü bi ma ya’melune mühiyt

o kimseler gibi olmayın yurtlarından çalım satarak çıkanlar ve insanlara gösteriş yapanlar alıkoyanlar Allah yolundan Allah onların amellerini kuşatandır

1. ve lâ tekûnû : ve olmayın
2. ke : gibi
3. ellezîne harecû : çıkan kimseler
4. min diyâri-him : yurtlarından
5. bataran : haddi aşarak, kibirli olarak çalım yaparak
6. ve riâ : ve gösteriş yaptı, riya yaptı
7. en nâsi : insanlar
8. ve yasuddûne : ve engel olurlar, men ederler
9. an sebîli allâhi : Allah’ın yolundan
10. vallâhu (ve allâhu) : ve Allah
11. bimâ : şey sebebiyle
12. ya’melûne : yapıyorlar
13. muhîtun : kuşatandır


٤٨

وَاِذْ زَيَّنَ لَهُمُ الشَّيْطَانُ اَعْمَالَهُمْ وَقَالَ لَا غَالِبَ لَكُمُ الْيَوْمَ مِنَ النَّاسِ وَاِنّى جَارٌ لَكُمْ فَلَمَّا تَرَاءَتِ الْفِءَتَانِ نَكَصَ عَلى عَقِبَيْهِ وَقَالَاِنّى بَرىءٌ مِنْكُمْ اِنّى اَرى مَا لَا تَرَوْنَ اِنّى اَخَافُ اللّهَ وَاللّهُ شَديدُ الْعِقَابِ

(48) ve iz zeyyene lehümüş şeytanü a’malehüm ve kale la ğalibe lekümül yevme minen nasi ve inni carul leküm felemma teraetil fietani nekesa ala akibeyhi ve kale inni beriüm minküm inni era ma la teravne inni ehafüllah vallahü şedidül ikab

o zaman süslü göstermişti ki şeytan onlara amellerini de ki galip gelecek yoktur bugün insanlardan size muhakkak ben size (yardım eden) müttefikinizim vaktaki iki ordu birbirini görünce dönüp kaçtı arkasını ve dedi ben sizden muhakkak beriyim şüphesiz ben görüyorum sizin görmediklerinizi muhakkak ben Allah’tan korkarım ve Allah’ın azabı şiddetlidir

1. ve iz : ve olduğu zaman, olmuştu
2. zeyyene : süslü ve güzel gösterdi
3. lehum eş şeytânu : onlara şeytan
4. a’mâle-hum : amellerini, yaptıklarını
5. ve kâle : ve dedi
6. lâ gâlibe : yenecek yoktur, üstün gelecek yoktur
7. lekum el yevme : size bugün
8. min en nâsi : insanlardan
9. ve innî : ve muhakkak ben
10. cârun : yardımcı (komşu), müttefik (yardım vaadeden)
11. lekum : sizin için, size
12. fe lemmâ : fakat, ….. olunca
13. terâet el fietâni : iki topluluk (birbirini) gördü
14. nekesa : arkasına dönüp kaçtı
15. alâ akıbey-hi : iki topuğu üstünde
16. ve kâle : ve dedi
17. innî : muhakkak ben
18. berîun : uzağım
19. min-kum : sizden
20. innî : muhakkak ben
21. erâ : görüyorum
22. mâ lâ terevne : sizin görmediğiniz şey(ler)i
23. innî : muhakkak ben
24. ehâfu allâhe : ben Allah’tan korkarım
25. vallâhu (ve allâhu) : ve Allah
26. şedîdu : şiddetli
27. el ıkâbi : azap, ceza

٤٩

اِذْ يَقُولُ الْمُنَافِقُونَ وَالَّذينَ فى قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ غَرَّ هؤُلَاءِ دينُهُمْ وَمَنْ يَتَوَكَّلْ عَلَى اللّهِ فَاِنَّ اللّهَ عَزيزٌ حَكيمٌ

(49) iz yekulül münafikune vellezine fi kulubihim meradun ğarra haülai dinühüm ve mey yetevekkel alellahi fe innellahe azizün hakim

o zaman münafıklar diyordu ki ve kalplerinde maraz olanlar işte bunları dinleri aldattı ve kim Allah’a tevekkül ederse şüphesiz Allah galibi mutlak, hikmet sahibidir

1. iz yekûlu : dedikleri zaman
2. el munâfikûne : münafıklar
3. ve ellezîne : ve o kimseler
4. fî kulûbi-him : kalplerinde vardır
5. maradun : bir hastalık
6. garre : aldattı, kandırdı
7. hâulâi : bunlar
8. dînu-hum : onların dîni, kendilerinin dîni
9. ve men : ve kim
10. yetevekkel : tevekkül eder
11. alallâhi (ala allâhi) : Allah’a
12. fe inne allâhe : o zaman, muhakkak Allah
13. azîzun : azîzdir, izzet sahibidir
14. hakîmun : hakimdir, hikmet sahibidir, hüküm sahibidir

٥٠

وَلَوْ تَرى اِذْ يَتَوَفَّى الَّذينَ كَفَرُوا الْمَلءِكَةُ يَضْرِبُونَ وُجُوهَهُمْ وَاَدْبَارَهُمْ وَذُوقُوا عَذَابَ الْحَريقِ

(50) ve lev tera iz yeteveffellezine keferul melaiketü yadribune vücuhehüm ve edbarahüm ve zuku azabel hariyk

o zaman bir görseydin kafirlerin ruhlarının alındığını melekler vuruyorlardı onların yüzlerine ve arkalarına tadın yangın azabını

1. ve lev terâ : ve görseydin
2. iz yeteveffâ : vefat ettirilirken, öldürülürken
3. ellezîne keferû : inkâr eden kimseler
4. el melâiketu : melekler
5. yadribûne : vururlar
6. vucûhe-hum : onların yüzlerine
7. ve edbâre-hum : ve onların arkalarına
8. ve zûkû : ve tadın
9. azâbe el harîki : yakıcı azabı

٥١

ذلِكَ بِمَا قَدَّمَتْ اَيْديكُمْ وَاَنَّ اللّهَ لَيْسَ بِظَلَّامٍ لِلْعَبيدِ

(51) zalike bima kaddemet eydiküm ve ennellahe leysi bi zallamil lil abid

bunun sebebi ellerinizin yaptığı şeylerdir şüphesiz Allah kullarına zulüm edici değildir

1. zâlike : bu, işte bu
2. bimâ : şey sebebiyle
3. kaddemet : takdim etti (önceden yaptı)
4. eydîkum : elleriniz
5. ve enne allâhe : ve muhakkak Allah
6. leyse : değildir
7. bi zallâmin : zulmeden, zulmedici
8. li el abîdi : kulları için, kullara

٥٢

كَدَاْبِ الِ فِرْعَوْنَ وَالَّذينَ مِنْ قَبْلِهِمْ كَفَرُوا بِايَاتِ اللّهِ فَاَخَذَهُمُ اللّهُ بِذُنُوبِهِمْ اِنَّ اللّهَ قَوِىٌّ شَديدُ الْعِقَابِ

(52) kede’bi ali fir’avne vellezine min kablihim keferu bi ayatillahi fe ehazehümüllahü bi zünubihim innellahe kaviyyün şedidül ikab

tıpkı firavun hanedanları gibi ve onlardan öncekilerin (halleri gibi) Allah’ın ayetlerini inkar ettiler Allah’ta onları günahları sebebiyle yakaladı şüphesiz Allah kuvvetlidir azabı şiddetlidir

1. ke de’bi : vaziyeti gibi, adetleri, adet haline getirdikleri durum
2. âli : ailesi, yakınları
3. fir’avne : firavun
4. ve ellezîne : ve o kimseler
5. min kabli-him : onlardan önceki
6. keferû : inkâr ettiler
7. bi âyâti allâhi : Allah’ın âyetleri
8. fe ehazehum allâhu : o zaman Allah onları yakaladı (aldı)
9. bi zunûbi-him : günahlarından dolayı
10. inne allâhe : muhakkak Allah
11. kaviyyun : en güçlü olandır
12. şedîdu : şiddetli
13. el ıkâbi : azap

Sayfa:183

٥٣

ذلِكَ بِاَنَّ اللّهَ لَمْ يَكُ مُغَيِّرًا نِعْمَةً اَنْعَمَهَا عَلى قَوْمٍ حَتّى يُغَيِّرُوا مَا بِاَنْفُسِهِمْ وَاَنَّ اللّهَ سَميعٌ عَليمٌ

(53) zalike bi ennellahe lem yekü müğayyiran ni’meten en’ameha ala kavmin hatta yüğayyiru ma bi enfüsihim ve ennellahe semiun alim

bunun (sebebi) şüphesiz Allah nimeti değiştirmez kavmin üzerinde bulunduğu o nimeti hatta değiştirmedikçe onlar kendilerinde olan hali şüphesiz Allah işiten, bilendir

1. zâlike : bu
2. bi enne : sebebiyle
3. allâhe : Allah
4. lem yeku : değildir, olmaz
5. mugayyiren : değiştiren
6. ni’meten : bir ni’met
7. en’ame-hâ : onu ni’metlendirdi
8. alâ kavmin : bir kavme
9. hattâ : oluncaya kadar
10. yugayyirû : değiştirirler
11. : şeyi
12. bi enfusi-him : kendilerinde
13. ve enne allâhe : ve muhakkak Allah
14. semîun : işitendir
15. alîmun : bilendir

٥٤

كَدَاْبِ الِ فِرْعَوْنَ وَالَّذينَ مِنْ قَبْلِهِمْ كَذَّبُوا بِايَاتِ رَبِّهِمْ فَاَهْلَكْنَاهُمْ بِذُنُوبِهِمْ وَاَغْرَقْنَا الَ فِرْعَوْنَ وَكُلٌّ كَانُوا ظَالِمينَ

(54) kede’bi ali fir’avne vellezine min kablihim kezzebu bi ayati rabbihim fe ehleknahüm bi zünubihim ve ağrakna ale fir’avn ve küllün kanu zalimin

tıpkı firavun hanedanı gibi ve onlardan öncekilerin onlar Rablerinin ayetlerini yalanladılar biz de onları helak ettik günahları sebebi ile boğduk firavun hanedanını hepsi zalimdir

1. ke : gibi
2. de’bi : adet, gelenek, hal, durum
3. âli : aile, grup, topluluk, ordu
4. fir’avne : firavun
5. ve ellezîne : ve o kimseler
6. min kabli-him : onlardan önce
7. kezzebû : yalanladılar
8. bi âyâti : âyetleri
9. rabbi-him : Rab’lerinin
10. fe ehlek-nâ-hum : böylece biz onları helâk ettik
11. bi zunûbi-him : günahlarından dolayı
12. ve agrak-nâ : ve boğduk
13. âle : ailesi, grubu, topluluğu, ordusu
14. fîr’avne : firavun
15. ve kullun : ve hepsi
16. kânû : oldular, idiler
17. zâlimîne : zalimler

٥٥

اِنَّ شَرَّ الدَّوَابِّ عِنْدَ اللّهِ الَّذينَ كَفَرُوا فَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ

(55) inne şerrad devabbi indellahi llezine keferu fehüm la yü’minun

şüphesiz en kötü mahluk Allah’ın yanında küfredenlerdir onlar iman etmezler

1. inne : muhakkak
2. şerre ed devâbbi : (yürüyen) hayvanların en şerrlisi
3. inde allâhi : Allah katında
4. ellezîne keferû : inkâr eden kimseler
5. fe hum : böylece onlar
6. lâ yu’minûne : inanmazlar

٥٦

اَلَّذينَ عَاهَدْتَ مِنْهُمْ ثُمَّ يَنْقُضُونَ عَهْدَهُمْ فى كُلِّ مَرَّةٍ وَهُمْ لَا يَتَّقُونَ

(56) ellezine ahedte minhüm sümme yenkudune ahdehüm fi külli merrativ ve hüm la yettekun

o kimseler ki onlarla ahitleşme yaparsın sonra bozarlar her defasında verdikleri ahdi ve onlar sakınmazlar

1. ellezîne : o kimseler ki
2. âhedte : sen ahd aldın, anlaşma yaptın
3. min-hum : onlardan
4. summe : sonra
5. yenkudûne : bozarlar
6. ahde-hum : ahdlerini, akidlerini, sözleşmelerini
7. fî kulli merretin : her defasında
8. ve hum : ve onlar
9. lâ yettekûne : takva sahibi değildirler (olmazlar)

٥٧

فَاِمَّا تَثْقَفَنَّهُمْ فِى الْحَرْبِ فَشَرِّدْ بِهِمْ مَنْ خَلْفَهُمْ لَعَلَّهُمْ يَذَّكَّرُونَ

(57) fe imma teskafennehüm fil harbi fe şerrid bihim men halfehüm leallehüm yezzekkerun

onları harpte yakalarsan hemen onları korkut arkalarındakilere (ibret olarak) olur ki onlar düşünürler

1. fe immâ : böylece, amma, fakat ….. olduğu zaman
2. teskafennehum : onları yakalarsın
3. fî el harbi : savaşta, harpte
4. fe şerrid : o zaman yıldır, korkut
5. bi-him : onlarla
6. men : kimse(ler)
7. halfe-hum : onların arkalarında
8. lealle-hum : böylece onlar
9. yezzekkerûne : tezekkür ederler

٥٨

وَاِمَّا تَخَافَنَّ مِنْ قَوْمٍ خِيَانَةً فَانْبِذْ اِلَيْهِمْ عَلى سَوَاءٍ اِنَّ اللّهَ لَا يُحِبُّ الْخَاءِنينَ

(58) ve imma tehafenne min kavmin hiyaneten fembiz ileyhim ala seva’ innellahe la yühibbül hainin

amma kesinlikle korkarsın bir kavmin hıyanet yapacağından fırlat at onlara uygun bir şekilde (yaptıkları ahdi) şüphesiz Allah hainleri sevmez

1. ve immâ : ve amma, olursa
2. tehâfenne : mutlaka, kesinlikle korkarsan
3. min kavmin : bir kavimden
4. hiyâneten : ihanet ederek
5. fenbiz (fe inbiz) : o zaman at (anlaşmayı boz)
6. ileyhim : onlara
7. alâ sevâ’in : eşitlik (doğruluk) üzere
8. inne allâhe : muhakkak Allah
9. lâ yuhıbbu el hâinîne : hainleri (ihanet eden kimseleri) sevmez

٥٩

وَلَا يَحْسَبَنَّ الَّذينَ كَفَرُوا سَبَقُوا اِنَّهُمْ لَا يُعْجِزُونَ

(59) ve la yahsebennellezine keferu sebeku innehüm la yu’cizun

o kafirler zannetmesinler kesinlikle onlardan vazgeçileceğini şüphesiz onlar aciz bırakamazlar

1. ve lâ yahsebenne : ve sakın sanmasınlar, zannetmesinler
2. ellezîne keferû : inkâr eden kimseler
3. sebekû : geçip gittiler, kaçıp kurtuldular
4. inne-hum : muhakkak onlar
5. lâ yu’cizûne : aciz bırakamazlar

٦٠

وَاَعِدُّوا لَهُمْ مَا اسْتَطَعْتُمْ مِنْ قُوَّةٍ وَمِنْ رِبَاطِ الْخَيْلِ تُرْهِبُونَ بِه عَدُوَّ اللّهِ وَعَدُوَّكُمْ وَاخَرينَ مِنْ دُونِهِمْ لَا تَعْلَمُونَهُمْ اَللّهُ يَعْلَمُهُمْ وَمَا تُنْفِقُوا مِنْ شَىْءٍ فى سَبيلِ اللّهِ يُوَفَّ اِلَيْكُمْ وَاَنْتُمْ لَا تُظْلَمُونَ

(60) ve eiddu lehüm mesteta’tüm min kuvvetiv ve mir ribatil hayli türhibune bihi adüvvellahi ve adüvveküm ve aharine min dunihim la ta’lemunehüm allahü ya’lemühüm ve ma tünfiku min şey’in fi sebilillahi yüveffe ileyküm ve entüm la tuzlemun

onlar için hazırlık yapınız gücünüzün yettiği kadar kuvvet toplamakla hazır atlar bekleterek onlara korku salarak Allah’ın düşmanlarına ve kendi düşmanlarınıza ve onlardan başkalarına siz onları bilemezsiniz onları Allah bilir ne infak ederseniz Allah yolunda o size tamamen ödenir sizler zulme uğratılmazsınız

1. ve eıddû : ve hazırlayın
2. lehum : onlar için
3. mesteta’tum (mâ isteta’tum) : gücünüz ne kadar yeterse
4. min kuvvetin : kuvvetten, güçten
5. ve min rıbâti el hayli : ve bağlanan (savaş için beslenen) atlardan
6. turhibûne : korkutun
7. bi-hî : onunla
8. aduvve allâhi : Allah’ın düşmanları
9. ve aduvve-kum : ve sizin düşmanlarınız
10. ve âharîne : ve diğerleri
11. min dûni-him : onlardan başka
12. lâ ta’lemûne-hum : siz onları bilmezsiniz
13. allâhu : Allah
14. ya’lemu-hum : onları bilir
15. ve mâ : ve ne
16. tunfikû : infâk edersiniz, verirsiniz
17. min şey’in : şeylerden, bir şeyden
18. fî sebîlillâhi (fî sebîli allâhi) : Allah’ın yolunda, Allah yolunda
19. yuveffe : vefa edilir, ödenir
20. ileykum : size
21. ve entum : ve siz
22. lâ tuzlemûne : zulmedilmezsiniz, haksızlığa uğratılmazsınız

٦١

وَاِنْ جَنَحُوا لِلسَّلْمِ فَاجْنَحْ لَهَا وَتَوَكَّلْ عَلَى اللّهِ اِنَّهُ هُوَ السَّميعُ الْعَليمُ

(61) ve in cenehu lis selmi fecnah leha ve tevekkel alellah innehu hüves semiul alim

eğer onlar sulha yanaşırlarsa ona yanaş ve Allah’a tevekkül et şüphesiz o işten ve bilendir

1. ve in : ve eğer
2. cenehû : meylettiler
3. li es selmi : teslim için (barış için)
4. fecnah (fe icnah) : o zaman (sen de) meylet
5. lehâ : ona
6. ve tevekkel : ve tevekkül et, güven
7. alallâhi (alâ allâhi) : Allah’a
8. innehu : muhakkak o
9. huve es semîu : O işitendir
10. el alîmu : bilendir

Sayfa:184

٦٢

وَاِنْ يُريدُوا اَنْ يَخْدَعُوكَ فَاِنَّ حَسْبَكَ اللّهُ هُوَ الَّذى اَيَّدَكَ بِنَصْرِه وَبِالْمُؤْمِنينَ

(62) ve iy yüridu ey yahdeuke fe inne hasbekellah hüvellezi eyyedeke bi nasrihi ve bil mü’minin

eğer isterlerse seni aldatmak şüphesiz Allah sana kafidir o’dur seni yardım ile teyit eden ve müminleri de

1. ve in : ve eğer
2. yurîdû : isterler
3. en yahdeû-ke : seni aldatmak, sana tuzak kurmak, hile yapmak
4. fe inne : o zaman muhakkak ki
5. hasbe-ke allâhu : Allah sana yeter
6. huve ellezî : O ki
7. eyyede-ke : seni destekledi
8. bi nasri-hî : yardımı ile
9. ve bi el mu’minîne : ve mü’minler ile

٦٣

وَاَلَّفَ بَيْنَ قُلُوبِهِمْ لَوْ اَنْفَقْتَ مَا فِىالْاَرْضِ جَميعًا مَا اَلَّفْتَ بَيْنَ قُلُوبِهِمْ وَلكِنَّ اللّهَ اَلَّفَ بَيْنَهُمْ اِنَّهُ عَزيزٌ حَكيمٌ

(63) ve ellefe beyne kulubihim lev enfakte ma fil erdi cemiam ma ellefte beyne kulubihim ve lakinnellahe ellefe beynehüm innehu azizün hakim

sevgi bağı koydu kalplerinizin arasına eğer infak etseydin yeryüzündekilerin hepsine bu sevgiyi koyamazdı onların kalplerine lakin Allah bu ülfeti koydu onların arasına şüphesiz o Güçlüdür ve Hikmet sahibidir

1. ve ellefe : ve birleştirdi
2. beyne : arasını
3. kulûbi-him : onların kalplerinin
4. lev : eğer
5. enfak-te : sen verdin, infâk ettin
6. : şeyi
7. fî el ardı : yeryüzündeki
8. cemîan : hepsini
9. mâ ellefte : birleştiremezdin
10. beyne : arasını
11. kulûbi-him : onların kalpleri
12. ve lâkinne allâhe : ve fakat Allah
13. ellefe : birleştirdi
14. beyne-hum : onların arasını
15. inne-hu : muhakkak o
16. azîzun : izzet sahibidir, azîzdir
17. hakîmun : hikmet sahibidir, hüküm sahibidir hakîmdir

٦٤

يَا اَيُّهَا النَّبِىُّ حَسْبُكَ اللّهُ وَمَنِ اتَّبَعَكَ مِنَ الْمُؤْمِنينَ

(64) ya eyyühen nebiyyü hasbükellahü ve menittebeake minel mü’minin

ey nebi Allah sana yeter sana tabi olan müminlere de

1. yâ eyyuhâ : ey
2. en nebiyyu : peygamber
3. hasbu-ke : sana kâfidir
4. allâh : Allah
5. ve men ittebea-ke : ve sana tâbî olanlar
6. min el mu’minîne : mü’minlerden

٦٥

يَا اَيُّهَا النَّبِىُّ حَرِّضِ الْمُؤْمِنينَ عَلَى الْقِتَالِ اِنْ يَكُنْ مِنْكُمْ عِشْرُونَ صَابِرُونَ يَغْلِبُوا مِاءَتَيْنِ وَاِنْ يَكُنْ مِنْكُمْ مِاءَةٌ يَغْلِبُوا اَلْفًا مِنَ الَّذينَ كَفَرُوا بِاَنَّهُمْ قَوْمٌ لَا يَفْقَهُونَ

(65) ya eyyühen nebiyyü harridil mü’minine alel kıtal iy yeküm minküm işrune sabirune yağlibu mieteyn ve iy yeküm minküm mietüy yağlibu elfem minellezine keferu bi ennehüm kavmül la yefkahun

ey nebi müminleri teşvik et savaş yapmak için eğer sizden bulunursa sabırlı yirmi kişi iki yüz kişiye galip gelirler eğer sizden yüz kişi bulunursa galip gelirler kafirlerden bin kişiye şüphesiz onlar anlayışı olmayan kavimlerdir

1. yâ eyyuha : ey
2. en nebiyyu : peygamber
3. harridı el mu’minîne : mü’minleri teşvik et, isteklerini arttır
4. alel kıtâli (alâ el kıtâli) : savaşa
5. in yekun : eğer olursa
6. min-kum : sizden
7. işrûne : yirmi (kişi)
8. sâbirûne : sabredenler, sabırlı olanlar
9. yaglibû : yener, gâlip gelir
10. mieteyni : iki yüz (kişi)
11. ve in yekûn : ve eğer olursa
12. min-kum : sizden
13. mietun : yüz (kişi)
14. yaglibû : gâlip gelir
15. elfen : bin (kişi)
16. min : …den
17. ellezîne keferû : kâfir olan kimseler
18. bi enne-hum : onların, … olmalarından dolayı
19. kavmun : bir kavim
20. lâ yefkahûne : fıkıh edemezler, etmezler

٦٦

اَلْنَ خَفَّفَ اللّهُ عَنْكُمْ وَعَلِمَ اَنَّ فيكُمْ ضَعْفًا فَاِنْ يَكُنْ مِنْكُمْ مِاءَةٌ صَابِرَةٌ يَغْلِبُوا مِاءَتَيْنِ وَاِنْ يَكُنْ مِنْكُمْ اَلْفٌ يَغْلِبُوا اَلْفَيْنِ بِاِذْنِ اللّهِ وَاللّهُ مَعَ الصَّابِرينَ

(66) el ane haffefellahü anküm ve alime enne fiküm da’fa fe iy yeküm minküm mietün sabiratüy yağlibu mieteyn ve iy yeküm minküm elfüy yağlibu elfeyni bi iznillah vallahü meas sabirin

şimdi Allah sizden (yükünüzü) hafifletti sizde gerçekten zayıflama olduğunu bildi eğer sizden sabırlı yüz kişi olursa iki yüz kişiye galip gelirler eğer sizden bin kişi olursa galip gelirler Allah’ın izni ile iki bin kişiye Allah sabredenlerle beraberdir

1. el’âne : şimdi
2. haffefe allâhu : Allah hafifletti
3. an-kum : sizden
4. ve alime : ve bildi
5. enne : … olduğunu
6. fî-kum : sizde
7. da’fen : zaaf, zayıflık
8. fe in : ve eğer
9. yekun : olur
10. min-kum : sizden
11. mietun : yüz (kişi)
12. sâbiretun : sabırlı
13. yaglibû : gâlip gelir
14. mieteyni : iki yüz (kişi)
15. ve in yekun : ve eğer olursa
16. min-kum : sizden
17. elfun : bin (kişi)
18. yaglibû : gâlip gelir
19. elfeyni : iki bin (kişi)
20. bi iznillâhi (bi izni allâhi) : Allah’ın izni ile
21. vallâhu (ve allâhu) : ve Allah
22. meas es sâbirîne : sabredenlerle beraberdir

٦٧

مَاكَانَ لِنَبِىٍّ اَنْ يَكُونَ لَهُ اَسْرى حَتّى يُثْخِنَ فِى الْاَرْضِ تُريدُونَ عَرَضَ الدُّنْيَا وَاللّهُ يُريدُ الْاخِرَةَ وَاللّهُ عَزيزٌ حَكيمٌ

(67) ma kane li nebiyyin ey yekune lehu esra hatta yüshine fil ard türidune aradad dünya vallahü yüridül ahirah vallahü azizün hakim

bir nebi için olamaz onun esirlerinin olması hatta yeryüzünde zafiyetinin ağır basması hariç sizler istiyorsunuz dünya malını Allah’ta (sizin için) ahireti istiyor Allah güçlüdür ve hikmet sahibidir

1. mâ kâne : olmadı
2. li nebiyyin : bir nebî, peygamber için
3. en yekûne : olması
4. lehû : ona, onun için
5. esrâ : esirler
6. hattâ : oluncaya kadar
7. yushıne
ıshan; (sahenat)
: ağır basar, düşmanı kesin yener, kesin zafer kazanır
: kalınlaşmak, kuvvetlenmek
8. fî el ardı : yeryüzünde
9. turîdûne : siz istiyorsunuz
10. arada ed dunyâ : dünya malı
11. vallâhu (ve allâhu) : ve Allah
12. yurîdu : ister
13. el ahırete : ahiret, sonraki (hayat)
14. vallâhu : ve Allah
15. azîzun : azîzdir, izzet sahibidir
16. hakîmun : hakîmdir, hikmet sahibidir, hüküm sahibidir

٦٨

لَوْلَا كِتَابٌ مِنَ اللّهِ سَبَقَ لَمَسَّكُمْ فيمَا اَخَذْتُمْ عَذَابٌ عَظيمٌ

(68) lev la kitabüm minellahi sebeka lemesseküm fima ehaztüm azabün aziym

velev yazısı olmasaydı Allah’ın daha önce aldığınız şeyden dolayı size büyük bir azap dokunurdu

1. lev lâ : eğer olmasaydı
2. kitâbun : yazılı, yazılmış olan
3. min allâhi : Allah’tan
4. sebeka : önceden geçti, oldu
5. le messe-kum : mutlaka size dokunur
6. fîmâ : o şey
7. ehaz-tum : siz aldınız
8. azâbun : bir azap
9. azîmun : büyük

٦٩

فَكُلُوا مِمَّا غَنِمْتُمْ حَلَالًا طَيِّبًا وَاتَّقُوا اللّهَ اِنَّ اللّهَ غَفُورٌ رَحيمٌ

(69) fe külu mimma ğanimtüm halalen teyyibev vettekullah innellahe ğafurur rahiym

artık yeyiniz aldığınız ganimetleri helal, hoş olarak Allah’tan sakının şüphesiz Allah bağışlayan ve merhamet sahibidir

1. fe kulû : artık yeyin
2. mimmâ (min mâ) : şeyden
3. ganimtum : ganimet aldınız
4. halâlen : helâl olarak
5. tayyiben : temiz olarak
6. vettekullâhe (ve ittekullâhe) : ve Allah’a karşı takva sahibi olun
7. innallâhe : muhakkak Allah
8. gafûrun : mağrifet edendir
9. rahîmun : rahmet gönderendir

Sayfa:185

٧٠

يَا اَيُّهَا النَّبِىُّ قُلْ لِمَنْ فى اَيْديكُمْ مِنَ الْاَسْرى اِنْ يَعْلَمِ اللّهُ فى قُلُوبِكُمْ خَيْرًا يُؤْتِكُمْ خَيْرًا مِمَّا اُخِذَ مِنْكُمْ وَيَغْفِرْ لَكُمْ وَاللّهُ غَفُورٌ رَحيمٌ

(70) ya eyyühen nebiyyü kul limen fi eydiküm minel esra iy ya’lemillahü fi kulubiküm hayray yü’tiküm hayram mimma ühize minküm ve yağfir leküm vallahü ğafurur rahiym

ey nebi de ki elinizde esir olan kimselere eğer Allah kalplerinizde bir hayır bilirse daha hayırlısını size verir sizden alınandan sizi de bağışlar Allah bağışlayan ve merhamet sahibidir

1. yâ eyyuhe en nebiyyu : ey peygamber
2. kul : de ki
3. li men : o kimselere
4. fî eydî-kum : ellerinizdeki
5. min el esrâ : esirlerden
6. in : eğer, ise
7. ya’lemi allâhu : Allah bilir
8. fî kulûbi-kum : kalplerinizde
9. hayren : hayır
10. yu’ti-kum : size verilir
11. hayren : hayır
12. mimmâ (min mâ) : şeyden
13. uhıze : alınan
14. min-kum : sizden
15. ve yagfir lekum : ve size mağfiret eder
16. vallâhu (ve allâhu) : ve Allah
17. gafûrun : mağfiret edendir
18. rahîmun : rahmet gönderendir

٧١

وَاِنْ يُريدُوا خِيَانَتَكَ فَقَدْ خَانُوا اللّهَ مِنْ قَبْلُ فَاَمْكَنَ مِنْهُمْ وَاللّهُ عَليمٌ حَكيمٌ

(71) ve iy yüridu hiyaneteke fe kad hanüllahe min kablü fe emkene minhüm vallahü alimün hakim

eğer onlar isterlerse sana hıyanet etmek gerçekten bundan öncede Allah’a hıyanet ettiler yine de onlara imkan verildi Allah bilir, hikmet sahibidir

1. ve in : ve eğer
2. yurîdû : isterler
3. hiyânete-ke : sana ihanet etmek
4. fe kad : o taktirde olur
5. hânu allâhe : Allah’a ihanet ettiler
6. min kablu : önceden
7. fe emkene : böylece imkân verdi
8. min-hum : onlardan
9. vallâhu (ve allâhu) : ve Allah
10. alîmun : bilir
11. hakîmun : hikmet sahibidir, hakîmdir

٧٢

اِنَّ الَّذينَ امَنُوا وَهَاجَرُوا وَجَاهَدُوا بِاَمْوَالِهِمْ وَاَنْفُسِهِمْ فى سَبيلِ اللّهِ وَالَّذينَ اوَوْا وَنَصَرُوا اُولءِكَ بَعْضُهُمْ اَوْلِيَاءُ بَعْضٍ وَالَّذينَ امَنُوا وَلَمْ يُهَاجِرُوا مَا لَكُمْ مِنْوَلَايَتِهِمْ مِنْ شَىْءٍ حَتّى يُهَاجِرُوا وَاِنِ اسْتَنْصَرُوكُمْ فِى الدّينِ فَعَلَيْكُمُ النَّصْرُ اِلَّا عَلى قَوْمٍ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُمْ ميثَاقٌ وَاللّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصيرٌ

(72) innellezine amenu ve haceru ve cahedu bi emvalihim ve enfüsihim fi sebilillahi vellezine avev ve nesaru ülaike ba’duhüm evliyaü ba’d vellezine amenu ve lem yühaciru ma leküm miv velayetihim min şey’in hatta yühaciru ve inistensaru küm fid dini fe aleykümün nasru illa ala kavmim beyneküm ve beynehüm misak vallahü bi ma ta’melune besiyr

şüphesiz o kimseler iman ettiler hicret ettiler ve cihat ettiler Allah yolunda malları ile canları ile o kimseler ki barındırdılar ve yardım ettiler işte onlar birbirlerinin dostlarıdır o kimseler ki iman ettiler fakat hicret etmediler sizin için onlara dostluktan bir şey yoktur ancak hicret edenler hariç eğer yardım isterlerse din hususunda sizden yardım etmek sizin üzerinize (borçtur) ancak kavmin aleyhinde değil aranızda anlaşma yaptığınız Allah yaptığınız şeyleri görendir

1. inne : muhakkak
2. ellezîne âmenû : âmenû olan kimseler
3. ve hâcerû : ve hicret ettiler
4. ve câhedû : ve cihad ettiler
5. bi emvâli-him : mallarıyla
6. ve enfusi-him : ve nefsleriyle
7. fî sebîlillâhi (sebîli allâhi) : Allah’ın yolunda
8. vellezîne (ve ellezîne) : ve o kimseler ki, onlar
9. âvev : barındırdılar, himaye ettiler
10. ve nasarû : ve yardım ettiler
11. ulâike : işte onlar
12. ba’du-hum : onların bir kısmı
13. evliyâu : velîler
14. ba’dın
(ba’du-hum ba’dın)
: bir kısmı
: (birbirlerine)
15. ve ellezîne âmenû : ve âmenû olan kimseler
16. ve lem yuhâcirû : ve hicret etmeyen
17. mâ lekum : sizin yoktur
18. min velâyeti-him : onlara velayetiniz, dostluğunuz, himayeniz
19. min şey’in : bir şeyden
20. hattâ yuhâcirû : onlar hicret edinceye kadar
21. ve inistensarû-kum : ve eğer sizden yardım isterlerse
22. fîddîni (fî ed dîni) : dîn konusunda, dînde
23. fe aleykum en nasru : artık yardım etmek üzerinizedir, sorumlusunuz
24. illâ : ancak
25. alâ kavmin : bir topluluğa
26. beyne-kum : sizin aranızda
27. ve beyne-hum : ve onların arasında
28. mîsâkun : bir anlaşma, söz, ahd, misak
29. vallâhu (ve allâhu) : ve Allah
30. bi-mâ : şeyleri
31. ta’melûne : yapıyorsunuz, yaparsınız
32. basîrun : görendir

٧٣

وَالَّذينَ كَفَرُوا بَعْضُهُمْ اَوْلِيَاءُ بَعْضٍ اِلَّا تَفْعَلُوهُ تَكُنْ فِتْنَةٌ فِى الْاَرْضِ وَفَسَادٌ كَبيرٌ

(73) vellezine keferu ba’duhüm evliyaü ba’d illa tef’aluhü tekün fitnetün fil erdi ve fesadün kebir

kafir olan kimseler birbirlerinin dostlarıdır eğer siz o’nun emirlerini yapmazsanız meydana gelir yeryüzünde fitne ve büyük fesat

1. ve : ve
2. ellezîne keferû : inkâr eden kimseler
3. ba’du-hum : onların bir kısmı
4. evliyâu : dostlar
5. ba’dın : bir kısmının
6. illâ tef’alû-hu : bunu yapmazsanız
7. tekun : olur
8. fitnetun : bir fitne
9. fîl ardı (fî el ardı) : yeryüzünde
10. ve fesâdun : ve bir bozulma, fesat
11. kebîrun : büyük

٧٤

وَالَّذينَ امَنُوا وَهَاجَرُوا وَجَاهَدُوا فى سَبيلِ اللّهِ وَالَّذينَ اوَوْا وَنَصَرُوا اُولءِكَ هُمُ الْمُؤْمِنُونَ حَقًّا لَهُمْ مَغْفِرَةٌ وَرِزْقٌ كَريمٌ

(74) vellezine amenu ve haceru ve cahedu fi sebilillahi vellezine avev ve nesaru ülaike hümül mü’minune hakka lehüm mağfiratüv ve rizkun kerim

onlar ki iman ettiler hicret ettiler Allah yolunda cihat ettiler o kimseler ki barındırdılar, yardım ettiler işte onlar hakiki müminlerdir onlar için mağfiret ve kerim rızık (vardır)

1. ve : ve
2. ellezîne âmenû : âmenû olan kimseler
3. ve hâcerû : ve hicret ettiler
4. ve câhedû : ve cihad ettiler
5. fî sebîli allâhi : Allah’ın yolunda
6. ve : ve
7. ellezîne âvev : o kimseler ki barındırdılar, himaye ettiler
8. ve nasarû : ve yardım ettiler
9. ulâike : işte onlar
10. hum el mu’minûne : onlar mü’minlerdir
11. hakkân : hak olan, gerçek olan
12. lehum : onlara, onlar için
13. magfiretun : mağfiret
14. ve rizkun : ve rızık (vardır)
15. kerîmun : kerim, bol

٧٥

وَالَّذينَ امَنُوا مِنْ بَعْدُ وَهَاجَرُوا وَجَاهَدُوا مَعَكُمْ فَاُولءِكَ مِنْكُمْ وَاُولُوا الْاَرْحَامِ بَعْضُهُمْ اَوْلى بِبَعْضٍ فى كِتَابِ اللّهِ اِنَّ اللّهَ بِكُلِّ شَىْءٍ عَليمٌ

(75) vellezine amenu mim ba’dü ve haceru ve cahedu meaküm fe ülaike minküm ve ülül erhami ba’duhüm evla bi ba’din fi kitabillah innellahe bi külli şey’in alim

o kimseler ki iman ettiler sonradan muhacir olmuşlar ve cihat etmişler sizinle beraber işte onlar sizdendirler akrabalık yönü ile bağlılığı olanlar birbirlerine daha yakındır Allah’ın kitabındaki (hükme göre ) şüphesiz Allah her şeyi bilendir

1. ve : ve
2. ellezîne âmenû : âmenû olan kimseler
3. min ba’du : bundan sonra
4. ve hâcerû : ve hicret ettiler
5. ve câhedû : ve cihad ettiler
6. meakum : sizinle beraber
7. fe ulâike : o zaman, işte onlar
8. min-kum : sizden
9. ve ulû : ve sahipleri
10. el erhâmi
(ûlûl erhâmi)
: rahimler
: (rahim sahipleri, akrabalar)
11. ba’du-hum : onların bir kısmı
12. evlâ : daha yakın
13. bi ba’dın
(ba’du-hum bi ba’dın)
: bir kısmına
: (birbirlerine)
14. fî kitâbi allâhi : Allah’ın Kitab’ında
15. inne allâhe : muhakkak Allah
16. bi kulli şey’in : herşeyi
17. alîmun : bilendir

9-TEVBE

Sayfa:186

١

بَرَاءَةٌ مِنَ اللّهِ وَرَسُولِه اِلَى الَّذينَ عَاهَدْتُمْ مِنَ الْمُشْرِكِينَ

(1) beraetüm minallahi ve rasulihi ilellezine ahettüm minel müşrikin

bir ültimaton, Allah ve Resülünden kendileri ile anlaşma yaptığımız müşriklere

1. berâetun : bir beraattir, bir uyarı, bir ihtar (saldırmazlığın sona ermesi)
2. min allâhi : Allah’tan
3. ve resûli-hî : ve onun resûlü
4. ilellezîne (ilâ ellezîne) : o kimselere
5. âhedtum : ahdleştiğiniz, ahd aldığınız
6. min el muşrikîne : müşriklerden

٢

فَسيحُوا فِى الْاَرْضِ اَرْبَعَةَ اَشْهُرٍ وَاعْلَمُوا اَنَّكُمْ غَيْرُ مُعْجِزِى اللّهِ وَاَنَّ اللّهَ مُخْزِى الْكَافِرينَ

(2) fe siyhu fil erdi erbeate eşhüriv va’lemu enneküm ğayru ma’cizillahi ve ennellahe muhzil kafirin

dört ay daha yeryüzünde dolaşın iyi bilin ki şüphesiz siz Allah’ı aciz bırakamazsınız gerçekten Allah rezil rüsva edecektir kafirleri

1. fe : artık
2. sîhû : dolaşın, gezin
3. fi el ardı : yeryüzünde
4. erbeate : dört
5. eşhurin : aylar
6. va’lemû (ve ı’lemu) : ve biliniz
7. enne-kum : siz, … olduğunuzu
8. gayru : başka, değil, dışında
9. mu’cizî allâhi : Allah’ı aciz bırakan
10. ve enne allâhe : ve muhakkak Allah, Allah’ın, ….. olduğunu
11. muhzî el kâfirîne : kâfirleri alçaltıcı, hor, hakir yapıcı

٣

وَاَذَانٌ مِنَ اللّهِ وَرَسُولِه اِلَى النَّاسِ يَوْمَ الْحَجِّ الْاَكْبَرِ اَنَّ اللّهَ بَرىءٌ مِنَ الْمُشْرِكينَ وَرَسُولُهُ فَاِنْ تُبْتُمْ فَهُوَخَيْرٌ لَكُمْ وَاِنْ تَوَلَّيْتُمْ فَاعْلَمُوا اَنَّكُمْ غَيْرُ مُعْجِزِى اللّهِ وَبَشِّرِ الَّذينَ كَفَرُوا بِعَذَابٍ اَليمٍ

(3) ve ezanüm minallahi ve rasulihi ilen nasi yevmel haccil ekberi ennallahe beriüm minel müşrikine ve rasulüh fe in tübtüm fe hüve hayrul leküm ve in tevelleytüm fa’lemu enneküm ğayru mu’cizillah ve beşşirillezine keferu bi azabin elim

Allah ve resülünden insanlara bir ilahdır haccı ekber günü şüphesiz Allah ve o’nun resülü müşriklerden beridir eğer tövbe ederseniz o sizin için hayırlı olur eğer yüz çevirirseniz iyi bilin ki sizler Allah’ı aciz bırakacak değilsiniz müjdele kafirleri elim bir azap ile

1. ve ezanun : ve ilândır, açıkça bildirmektir, bir bildiridir
2. min allâhi : Allah’tan
3. ve resûli-hî : ve onun resûlü
4. ilâ en nâsi : insanlara
5. yevme el haccı el ekberi : büyük hac günü
6. enne allâhe : muhakkak Allah
7. berîun : uzaktır, alâkası yoktur
8. min el muşrikîne : müşriklerden
9. ve resûlu-hu : ve onun resûlü
10. fe in : o zaman eğer
11. tubtum : tövbe edersiniz
12. fe huve : o zaman O
13. hayrun : daha hayırlı
14. lekum : sizin için
15. ve in : ve eğer
16. tevelleytum : yüz çevirirsiniz
17. fa’lemu (fe ı’lemû) : o zaman biliniz
18. enne-kum : sizin, ….. olduğunuzu
19. gayru mu’cizî allâhi : Allah’ı aciz bırakan kimse değil
20. ve beşşiri : ve müjdele, uyar, ikaz et, haber ver
21. ellezîne keferû : inkâr eden kimseleri
22. bi azâbin : bir azap ile
23. elîmin : acı, elîm

٤

اِلَّاالَّذينَ عَاهَدْتُمْ مِنَ الْمُشْرِكينَ ثُمَّ لَمْ يَنْقُصُوكُمْ شَيْئًا وَلَمْ يُظَاهِرُوا عَلَيْكُمْ اَحَدًا فَاَتِمُّوااِلَيْهِمْ عَهْدَهُمْ اِلى مُدَّتِهِمْ اِنَّ اللّهَ يُحِبُّ الْمُتَّقينَ

(4) illellezine ahettüm minel müşrikine sümme lem yenkusuküm şey’ev ve lem yüzahiru aleyküm ehaden fe etimmu ileyhim ahdehüm ila müddetihim innellahe yühibbül müttekiyn

ancak kendileri ile ahit yapmış olduğunuz müşriklerden sonra size hiçbir eksiklik yapmayanlar ve sizin aleyhinizde hiçbir kimse ile yardımlaşmayanlar (hariç) bunlarla tamamlayınız yapılan ahitlerin sürelerini şüphesiz Allah muttaki olanları sever

1. illâ : hariç, müstesna
2. ellezîne âhedtum : ahdleştiğiniz kimseler, ahd aldığınız
3. min el muşrikîne : müşriklerden
4. summe : sonra
5. lem yankusû-kum : size eksiltilmez, naksedilmez haksızlık edilmez
6. şey’en : bir şey
7. ve lem yuzâhirû : ve yardım edilmez, arka çıkılmaz
8. aleykum : size karşı
9. ehaden : birisi
10. fe etimmû : o taktirde tamamlayın
11. ileyhim : onlara
12. ahde-hum : onların ahdi
13. ilâ muddeti-him : onların müddetine kadar
14. inne allâhe : muhakkak ki Allah
15. yuhıbbu : sever
16. el muttekîne : takva sahipleri

٥

فَاِذَا انْسَلَخَ الْاَشْهُرُ الْحُرُمُ فَاقْتُلُواالْمُشْرِكينَ حَيْثُ وَجَدْتُمُوهُمْ وَخُذُوهُمْ وَاحْصُرُوهُمْ وَاقْعُدُوا لَهُمْ كُلَّ مَرْصَدٍ فَاِنْ تَابُوا وَاَقَامُواالصَّلوةَ وَاتَوُاالزَّكوةَ فَخَلُّوا سَبيلَهُمْ اِنَّ اللّهَ غَفُورٌ رَحيمٌ

(5) fe izenselehal eşhürul hurumü faktülül müşrikine haysü vecedtümuhüm ve huzuhüm vahsuruhüm vak’udu lehüm külle mersad fe in tabu ve ekamüs salate ve atevüz zekate fe hallu sebilehüm innellahe ğafurur rahiym

haram aylardan çıkıldığı zaman o müşrikleri nerede bulursanız öldürünüz onları yakalayın onları esir alın onların bütün gözetleme yerlerini ele geçirin eğer tövbe ederler namazlarını kılarlar ve zekatlarını verirlerse onların yolunu açın şüphesiz Allah bağışlayan, merhamet sahibidir

1. fe izenseleha (fe izâ inseleha) : artık, sona erdiği, geçtiği zaman
2. el eşhuru el hurumu : haram aylar
3. faktulû (fe uktulû) : artık öldürün, savaşın
4. el muşrikîne : müşrikler
5. haysu : yerde, nerede
6. vecedtumû-hum : onlara rastladınız, buldunuz
7. ve huzû-hum : ve onları alınız, yakalayın
8. vahsurû-hum (ve uhsurû-hum) : ve onları kuşatın, muhasara edin
9. vak’udû(ve uk’udû) : ve oturun
10. lehum : onları
11. kulle marsadin : gözetleme yerlerinin hepsi
12. fe in : o zaman eğer
13. tâbû : tövbe ettiler
14. ve ekâmû es salâte : ve namazı ikâme ettiler
15. ve âtû ez zekâte : ve zekâtı verdiler
16. fe hallû : o taktirde serbest bırakın
17. sebîle-hum : onların yolu
18. inne allâhe : muhakkak ki Allah
19. gafûrun : gafurdur, mağfiret edendir
20. rahîmun : rahîmdir, rahmet nuru gönderendir

٦

وَاِنْ اَحَدٌ مِنَ الْمُشْرِكينَ اسْتَجَارَكَ فَاَجِرْهُ حَتّى يَسْمَعَ كَلَامَ اللّهِ ثُمَّ اَبْلِغْهُ مَاْمَنَهُ ذلِكَ بِاَنَّهُمْ قَوْمٌ لَا يَعْلَمُونَ

(6) ve in ehadüm minel müşrikines tecarake fe ecirhü hatta yesmea kelamellahi sümme ebliğhu me’meneh zalik bi ennehüm kavmül la ya’lemun

eğer müşriklerden biri senden eman dilerse ona eman ver hatta Allah’ın kelamını dinlesin sonra onu emin olduğu yere ulaştır çünkü bunlar gerçeği bilmeyen bir kavimdir

1. ve in : ve eğer
2. ehadun : biri, birisi
3. min el muşrikîne : müşriklerden
4. istecâre-ke : senden yardım, himaye isterler
5. fe ecir-hu : o taktirde himaye et, koru
6. hattâ yesmea : işitinceye, duyana kadar
7. kelâme allâhi : Allah’ın sözü
8. summe : sonra
9. eblig-hu : onu ulaştır
10. me’mene-hu (mâ emene-hu) : onu, emin olduğu yere (şeye)
11. zâlike : bu
12. bi enne-hum : onların, ….. olması sebebiyle, dolayısıyla
13. kavmun : bir kavim
14. lâ ya’lemûne : bilmeyen

Sayfa:187

٧

كَيْفَ يَكُونُ لِلْمُشْرِكينَ عَهْدٌ عِنْدَ اللّهِ وَعِنْدَ رَسُولِه اِلَّا الَّذينَ عَاهَدْتُمْ عِنْدَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ فَمَا اسْتَقَامُوا لَكُمْ فَاسْتَقيمُوا لَهُمْ اِنَّ اللّهَ يُحِبُّ الْمُتَّقينَ

(7) keyfe yekunü lil müşrikine ahdün indellahi ve inde rasulihi illellezine ahettüm indel mescidil haram fe mestekamu leküm festekiymu lehüm innellahe yühibbül müttekiyn

nasıl olabilir? müşriklerin bir sözleşmesi Allah’ın katında ve o’nun resülünün katında ancak sözleşme yaptığınız kimseler hariç mescidi haramda onlar size doğru davrandıkça sizde onlara doğru olun şüphesiz Allah müttakileri sever

1. keyfe : nasıl
2. yekûnu : olur
3. li el muşrikîne : müşrikler için
4. ahdun : bir ahd
5. inde allâhi : Allah’ın yanında
6. ve ınde resûli-hî : ve onun resûlünün yanında
7. illellezîne (illâ ellezîne) : o kimseler hariç, müstesna
8. âhedtum : ahdleştiğiniz, ahd aldığınız
9. ınde el mescidi el harâmi : Mescid-i Haram yanında
10. fe mestekâmû : artık ikâme ettikleri şeyde, yerine (fe mâ estekâmû) getirdikleri ahdde
11. lekum : size, sizin için
12. festekîmû (fe ıstekîmû) : o taktirde siz de ikâme edin, ahdinizi yerine getirin
13. lehum : onlara
14. inne allâhe : muhakkak Allah
15. yuhıbbu : sever
16. el muttekîne : takva sahiplerini

٨

كَيْفَ وَاِنْ يَظْهَرُوا عَلَيْكُمْ لَا يَرْقُبُوا فيكُمْ اِلًّا وَلَا ذِمَّةً يُرْضُونَكُمْ بِاَفْوَاهِهِمْ وَتَاْبى قُلُوبُهُمْ وَاَكْثَرُهُمْ فَاسِقُونَ

(8) keyfe ve iy yazheru aleyküm la yerkubu fiküm illevve la zimmeh yürduneküm bi efvahihim ve te’ba kulubühüm ve ekseruhüm fasikun

nasıl (sözleşme olabilir) eğer size galip gelmiş olsalar sizin hakkınızda gözetmezler ne bir ahit, ne de bir zimmet razı etmeye çalışırlar sizi onlar ağızları ile ama karşıdır onların kalpleri onların çoğu fasıktır

1. keyfe : nasıl
2. ve in : ve eğer
3. yazherû : kuvvetlenirler, arka çıkarlar
4. aleykum : size karşı
5. lâ yerkubû : gözetmezler
6. fî-kum : sizin hakkınızda
7. illen : yakınlık, akrabalık veya ahd
8. ve lâ : ve yoktur, değildir, olmaz
9. zimmeten : bir zimmet, ahdden doğan bir hak
10. yurdûne-kum : sizi razı ederler
11. bi efvâhi-him : ağızları ile, sözleriyle
12. ve te’bâ : ve direnir, çekimser kalır
13. kulûbu-hum : onların kalpleri
14. ve ekseru-hum : ve onların çoğu
15. fâsikûne : fasıklar

٩

اِشْتَرَوْا بِايَاتِ اللّهِ ثَمَنًا قَليلًا فَصَدُّوا عَنْ سَبيلِه اِنَّهُمْ سَاءَ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ

(9) işterav bi ayatillahi semenen kalilen fe saddu an sebilih innehüm sae ma kanu ya’melun

Allah’ın ayetlerini sattılar az bir kıymet karşılığı saptılar (Allah’ın) o’nun yolundan gerçekte onların yaptıkları ne kadar kötüdür

1. işterev : satın aldılar, sattılar
2. bi âyâti allâhi : Allah’ın âyetlerini
3. semenen : bedel
4. kalîlen : az
5. fe saddû : böylece mani oldular, alıkoydular, men ettiler
6. an sebîli-hi : onun yolundan
7. inne-hum : muhakkak onlar
8. sâe : kötü, fena
9. : şey
10. kânû : oldular
11. ya’melûne : yapıyorlar

١٠

لَايَرْقُبُونَ فى مُؤْمِنٍ اِلًّا وَلَاذِمَّةً وَاُولءِكَ هُمُ الْمُعْتَدُونَ

(10) la yerkubune fi mü’minin illev ve la zimmeh ve ülaike hümül mu’tedun

bir mümin hakkında gözetmezler ne bir yemin, ne de bir zimmet işte onlar haddi aşanlardır

1. lâ yerkubûne : gözetmezler
2. : hakkında
3. mu’minin : bir mü’min
4. illen : bir yakınlık, bir akrabalık veya bir ahd
5. ve lâ : ve olmaz
6. zimmeten : bir zimmet, ahdden doğan bir hak
7. ve ulâike : ve işte onlar
8. hum : onlar
9. el mu’tedûne : hakka tecavüz edenler, haddi aşanlar

١١

فَاِنْ تَابُوا وَاَقَامُوا الصَّلوةَ وَاتَوُا الزَّكوةَ فَاِخْوَانُكُمْ فِى الدّينِ وَنُفَصِّلُ الْايَاتِ لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ

(11) fe in tabu ve ekamüs salate ve atevüz zekate fe ihvanüküm fid din ve nüfassilül ayati le kavmiy ya’lemun

eğer tövbe ederlerse namazlarını dosdoğru kılarlarsa zekatlarını verirlerse din kardeşinizdir biz ayetleri açıklıyoruz bilen bir kavim için

1. fe : artık, bundan sonra
2. in : eğer
3. tâbû : tövbe ettiler
4. ve ekâmus salâte : ve namazı ikâme ettiler
5. ve âtuz zekâte : ve zekâtı verdiler
6. fe ıhvânu-kum : artık sizin kardeşlerinizdir
7. fî ed dîni : dînde
8. ve nufassılu el âyâti : ve âyetleri ayrı ayrı açıklıyoruz
9. li kavmin : bir kavim için
10. ya’lemûne : bilen

١٢

وَاِنْ نَكَثُوا اَيْمَانَهُمْ مِنْ بَعْدِ عَهْدِهِمْ وَطَعَنُوا فى دينِكُمْ فَقَاتِلُوا اَءِمَّةَ الْكُفْرِ اِنَّهُمْ لَا اَيْمَانَ لَهُمْ لَعَلَّهُمْ يَنْتَهُونَ

(12) ve in nekesu eymanehüm mim ba’di ahdihim ve taanu fi diniküm fe katilu eimmetel küfri innehüm la eymane lehüm leallehüm yentehun

eğer ahitlerini bozarlarsa onlar sözleşmeden sonra sizin dininize saldırırlarsa hemen öldürün küfrün öncülerini çünkü onların yeminleri yoktur olur ki onlar vazgeçerler

1. ve in : ve eğer
2. nekesû : ihlâl ettiler, bozdular
3. eymâne-hum : yeminlerini
4. min ba’di ahdi-him : ahdlerinden sonra
5. ve ta’anû : ve ayıpladılar, yerdiler, dil uzattılar
6. fî dîni-kum : sizin dîniniz hakkında
7. fe kâtilû : o zaman savaşın, öldürün
8. eimmete el kufri : küfrün liderleri, önderleri
9. inne-hum : muhakkak onlar, çünkü onlar
10. lâ eymâne : yeminleri yoktur
11. lehum : onların
12. lealle-hum : umulur ki onlar, böylece onlar
13. yentehûne : vazgeçerler

١٣

اَلَا تُقَاتِلُونَ قَوْمًا نَكَثُوا اَيْمَانَهُمْ وَهَمُّوا بِاِخْرَاجِ الرَّسُولِ وَهُمْ بَدَؤُكُمْ اَوَّلَ مَرَّةٍ اَتَخْشَوْنَهُمْ فَاللّهُ اَحَقُّ اَنْ تَخْشَوْهُ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنينَ

(13) ela tükatilune kavmen nekesu eymanehüm ve hemmu bi ihracir rasuli ve hüm bedeu küm evvele merrah e tahşevnehüm fallahü ehakku en tahşevhü in küntüm mü’minin

yeminleri bozan kavimle savaşamaz mısınız karar verdiler peygamberi çıkarmaya onlar başlattı iki defa savaşı size karşı onlardan korkuyor musunuz Allah korkulmaya daha layıktır eğer sizler müminlerseniz

1. e lâ : olmaz mı, öyle değil mi
2. tukâtilûne : savaşırsınız
3. kavmen : bir kavim
4. nekesû : ihlâl eden, bozan, nakseden
5. eymâne-hum : yeminlerini
6. ve hemmû : ve yeltenen, kalkışan, hamle eden
7. bi ihrâcir resûli : resûlü çıkarmaya
8. ve hum : ve onlar
9. bedeûkum : sizinle (savaşa) başladılar
10. evvele merretin : ilk defa
11. e tahşevne-hum : onlardan korkuyor musunuz
12. fallâhu (fe allâhu) : oysa, halbuki Allah
13. ehakku : daha hak sahibidir
14. en tahşev-hu : ondan korkulması
15. in kuntum : eğer iseniz
16. mu’minîne : mü’minler

Sayfa:188

١٤

قَاتِلُوهُمْ يُعَذِّبْهُمُ اللّهُ بِاَيْديكُمْ وَيُخْزِهِمْ وَيَنْصُرْكُمْ عَلَيْهِمْ وَيَشْفِ صُدُورَ قَوْمٍ مُؤْمِنينَ

(14) katiluhüm yüazzibhümüllahü bi eydiküm ve yuhzihim ve yensurküm aleyhim ve yeşfi sudura kavmim mü’minin

onlarla savaşın Allah onlara azap etsin sizin ellerinizle onları rezil rüsva etsin onlara karşı size yardım etsin gönüllerine sevinç ve şifa versin mümin olan kavmin

1. kâtilû-hum : onlarla savaşın
2. yuazzibhum allâhu : Allah onları azaplandırır
3. bi eydî-kum : sizin ellerinizle
4. ve yuhzi-him : ve onları alçaltır
5. ve yansur-kum : ve yardım eder size
6. aleyhim : onlara karşı
7. ve yeşfi : ve ferahlandırır, şifa verir
8. sudûre : göğüsler
9. kavmin : bir kavim
10. mu’minîne : mü’minler

١٥

وَيُذْهِبْ غَيْظَ قُلُوبِهِمْ وَيَتُوبُ اللّهُ عَلى مَنْ يَشَاءُ وَاللّهُ عَليمٌ حَكيمٌ

(15) ve yüzhib ğayza kulubihim ve yetubüllahü ala mey yeşa’ vallahü alimün hakim

kini gidersin onların kalplerinden Allah dilediğine tövbe nasip eder Allah alimdir, hikmet sahibidir

1. ve yuzhib : ve gidersin, ortadan kaldırsın
2. gayza : öfke, gayz
3. kulûbi-him : onların kalpleri
4. ve yetûbu allâhu : ve Allah tövbeyi kabul eder
5. alâ : …e
6. men yeşâu : dilediği kimse
7. vallâhu (ve allâhu) : ve Allah
8. alîmun : bilendir
9. hakîmun : hikmet sahibidir, hükmün sahibidir hakîmdir

١٦

اَمْ حَسِبْتُمْ اَنْ تُتْرَكُوا وَلَمَّا يَعْلَمِ اللّهُ الَّذينَ جَاهَدُوا مِنْكُمْ وَلَمْ يَتَّخِذُوا مِنْ دُونِ اللّهِ وَلَارَسُولِه وَلَاالْمُؤْمِنينَ وَليجَةً وَاللّهُ خَبيرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ

(16) em hasibtüm en tütraku ve lemma ya’lemillahüllezine cahedu minküm ve lem yettehizu min dunillahi ve la rasulihi ve lel mü’minine veliceh vallahü habirum bi ma ta’melun

yoksa sizi bırakacağımızı mı zannettiniz? vaktaki Allah o kimseleri bilecek sizden cihat edenleri Allah ve o’nun resülünü ve müminlerden başkasını sırdaş edinmeyenleri Allah yapmış olduklarınızdan haberdardır

1. em : yoksa
2. hasibtum : siz zannettiniz, hesap ettiniz
3. en tutrekû : terkedileceğinizi, bırakılacağınızı
4. ve lemmâ : ve başka dışında
5. ya’lemi allâhul : Allah bilir
6. ellezîne câhedû : cihad eden kimseler
7. min-kum : sizden
8. ve lem yettehızû : ve ittihaz etmezler (edinmezler)
9. min dûni allâhi : Allah’tan başkası
10. ve lâ resûli-hî : ve onun Resûlü’nün dışında
11. ve lâ el mu’minîne : ve mü’minlerin dışında
12. velîceten : dost olarak, sırdaş olarak
13. ve allâhu : ve Allah
14. habîrun : haberdardır
15. bi mâ ta’melûne : yaptığınız şeylerden

١٧

مَا كَانَ لِلْمُشْرِكينَ اَنْ يَعْمُرُوا مَسَاجِدَ اللّهِ شَاهِدينَ عَلى اَنْفُسِهِمْ بِالْكُفْرِ اُولءِكَ حَبِطَتْ اَعْمَالُهُمْ وَفِى النَّارِ هُمْ خَالِدُونَ

(17) ma kane lil müşrikine ey ya’müru mesacidellahi şahidine ala enfüsihim bil küfr ülaike habitat a’malühüm ve fin nari hüm halidun

müşriklerin imar etmeleri (kabil) değildir Allah’ın mescitlerini şahit olurlarken kendi küfürlerine kendileri işte yaptıkları ameller onlar cehennemde ebedi olarak kalacaklar

1. mâ kâne : olmaz, olmadı
2. li el muşrikîne : müşrikler için
3. en ya’murû : imar etmesi
4. mesâcide allâhi : Allah’ın mescidleri
5. şâhidîne : şahitler
6. alâ enfusi-him : kendi nefsleri üzerine
7. bi el kufri : küfre, inkâra
8. ulâike : işte onlar
9. habitat : boşa gitti, heba oldu
10. a’mâlu-hum : onların amelleri
11. ve fî en nâri : ve ateşin içinde, ateşte
12. hum : onlar
13. hâlidûne : ebedî olanlardır

١٨

اِنَّمَا يَعْمُرُ مَسَاجِدَ اللّهِ مَنْ امَنَ بِاللّهِ وَالْيَوْمِ الْاخِرِ وَاَقَامَ الصَّلوةَ وَاتَى الزَّكوةَ وَلَمْ يَخْشَ اِلَّا اللّهَ فَعَسى اُولءِكَ اَنْ يَكُونُوا مِنَ الْمُهْتَدينَ

(18) innema ya’müru mesacidellahi men amene billahi vel yevmil ahiri ve ekames salate ve atez zekate ve lem yahşe illallahe fe asa ülaike ey yekunu minel mühtedin

ancak imar eden Allah’ın mescitlerini Allah’a iman eden kimse ahiret gününe namazını dosdoğru kılan zekatını veren Allah’tan başkasından korkmayan işte umulan bunlardır hidayete ermiş olmaları

1. innemâ : ama, ancak, sadece
2. ya’muru : imar eder
3. mesâcide allâhi : Allah’ın mescidleri
4. men âmene : îmân eden kimse, âmenû olan kimse
5. bi allâhi : Allah’a
6. ve el yevmi el âhiri : ve ahir güne (Allah’a hayatta iken ulaşma gününe)
7. ve ekâme es salâte : ve namazı ikame etti
8. ve âte ez zekâte : ve zekât verdi
9. ve lem yahşe : ve korkmaz
10. illâ allâhe : Allah’tan başka
11. fe asâ : artık, umulur ki
12. ulâike : işte onlar
13. en yekûnû : onların olması
14. min el muhtedîne : hidayete erenlerden

١٩

اَجَعَلْتُمْ سِقَايَةَ الْحَاجِّ وَعِمَارَةَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ كَمَنْ امَنَ بِاللّهِ وَالْيَوْمِ الْاخِرِ وَجَاهَدَ فى سَبيلِ اللّهِ لَايَسْتَوُنَ عِنْدَ اللّهِ وَاللّهُ لَا يَهْدِى الْقَوْمَ الظَّالِمينَ

(19) e cealtüm sikayetel hacci ve imaratel mescidil harami ke men amen billahi vel yevmil ahiri ve cahede fi sebilillah la yestevune indellah vallahü la yehdil kavmez zalimin

siz hacılara su dağıtma ve mescidi haramın imarını o kimseler gibi tutunuz Allah ve ahiret gününe iman eden ve Allah yolunda cihat eden Allah’ın indinde bir olamazlar Allah hidayete erdirmez zalimlerin güruhunu

1. e cealtum : yaptınız mı, kıldınız mı
2. sikâyete el hâcci : hacılara su verdi (suladı)
3. imârete el mescidi el harâmi : Mescid-i Haram’ı mamur etti
4. ke men âmene : inanan, âmenû olan kimse gibi
5. bi allâhi : Allah’a
6. ve el yevmi el âhıri : ve ahir güne
7. ve câhede : ve cihad eden kimse
8. fî sebîli allâhi : Allah’ın yolunda
9. lâ yestevûne : müsavi, denk olmaz, eşit olmaz
10. inde allâhi : Allah’ın katında
11. ve allâhu : ve Allah
12. lâ yehdî : hidayete erdirmez
13. el kavme ez zâlimîne : zalim kavmi

٢٠

اَلَّذينَ امَنُوا وَهَاجَرُوا وَجَاهَدُوا فى سَبيلِ اللّهِ بِاَمْوَالِهِمْ وَاَنْفُسِهِمْ اَعْظَمُ دَرَجَةً عِنْدَ اللّهِ وَاُولءِكَ هُمُ الْفَاءِزُونَ

(20) ellezine amenu ve haceru ve cahedu fi sebilillahi bi emvalihim ve enfüsihim a’zamü deracetem indellah ve ülaike hümül faizun

o kimseler ki iman edip hicret edenler Allah yolunda cihat edenler malları ve canları ile Allah’ın katında dereceleri daha büyüktür işte onlar murada erenlerdir

1. ellezîne amenû : âmenû olan kimseler
2. ve hâcerû : ve hicret (göç) eden kimseler
3. ve câhedû : ve cihad eden kimseler
4. fî sebîli allâhi : Allah’ın yolunda
5. bi emvâli-him : (onların) malları ile
6. ve enfusi-him : ve (onların) nefsleri, canları
7. a’zamu : en büyük
8. dereceten : dereceler (vardır)
9. ınde allâhi : Allah’ın katında
10. ve ulâike : ve işte onlar
11. hum el fâizûne : onlar kurtuluşa erenler

Sayfa:189

٢١

يُبَشِّرُهُمْ رَبُّهُمْ بِرَحْمَةٍ مِنْهُ وَرِضْوَانٍ وَجَنَّاتٍ لَهُمْ فيهَا نَعيمٌ مُقيمٌ

(21) yübeşşiruhüm rabbühüm bi rahmetim minhü ve ridvaniv ve cennatil lehüm fiha neiymüm mükiym

Rableri onları müjdeler rahmeti rızası ile ve onları cennetlerle içlerinde daimi nimet bulunan

1. yubeşşiru-hum : onları müjdeler
2. rabbu-hum : onların Rab’leri
3. bi rahmetin : bir rahmet ile
4. min-hu : ondan, kendinden
5. ve rıdvân : ve bir rıza
6. ve cennâtin : ve cennetler
7. lehum : onlar için
8. fî hâ : orada vardır
9. naîmun : çok ni’met, bolluk
10. mukîmun : daimî, devamlı (ikâme edilmiş)

٢٢

خَالِدينَ فيهَا اَبَدًا اِنَّ اللّهَ عِنْدَهُ اَجْرٌ عَظيمٌ

(22) halidine fiha ebeda innellahe indehu ecrun aziym

onun içinde ebedi olarak kalacaklar şüphesiz Allah katında olan ecir ise çok büyüktür

1. hâlidîne : ebedî kalıcıdırlar
2. fî hâ : onun içinde
3. ebeden : ebediyyen
4. inne allâhe : muhakkak ki Allah
5. inde-hû : onun katında
6. ecrun : bir ücret, ecir, bedel
7. azîmun : azîm, büyük

٢٣

يَا اَيُّهَا الَّذينَ امَنُوا لَا تَتَّخِذُوا ابَاءَكُمْ وَاِخْوَانَكُمْ اَوْلِيَاءَ اِنِ اسْتَحَبُّوا الْكُفْرَ عَلَى الْايمَانِ وَمَنْ يَتَوَلَّهُمْ مِنْكُمْ فَاُولءِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ

(23) ya eyyühellezine amenu la tettehizu abaeküm ve ihvaneküm evliyae inistehabbül küfra alel iman ve mey yetevellehüm minküm fe ülaike hümüz zalimun

ey iman edenler babalarınızı ve kardeşlerinizi dostlar edinmeyin eğer onlar imanın yerine küfrü seviyor ve tercih ediyorlarsa sizden kim onları dost edinirse işte onlar zalimlerin ta kendileridir

1. yâ eyyuhâ : ey
2. ellezîne âmenû : inanan, âmenû olan kimseler
3. lâ tettehızû : edinmeyin
4. âbâe-kum : babalarınızı
5. ve ıhvâne-kum : ve sizin kardeşlerinizi
6. evliyâe : dostlar, velîler
7. inistehabbû el kufre : küfrü seviyorlarsa
8. alâ el îmâni : îmâna karşı
9. ve men : ve kim
10. yetevelle-hum : onlara döner
11. min-kum : sizden
12. fe ulâike : o zaman işte onlar
13. humu ez zâlimûne : onlar zalimlerdir

٢٤

قُلْ اِنْ كَانَ ابَاؤُكُمْ وَاَبْنَاؤُكُمْ وَاِخْوَانُكُمْ وَاَزْوَاجُكُمْ وَعَشيرَتُكُمْ وَاَمْوَالٌ اقْتَرَفْتُمُوهَا وَتِجَارَةٌ تَخْشَوْنَ كَسَادَهَا وَمَسَاكِنُ تَرْضَوْنَهَا اَحَبَّ اِلَيْكُمْ مِنَ اللّهِ وَرَسُولِه وَجِهَادٍ فى سَبيلِه فَتَرَبَّصُوا حَتّى يَاْتِىَ اللّهُ بِاَمْرِه وَاللّهُ لَا يَهْدِى الْقَوْمَ الْفَاسِقينَ

(24) kul in kane abaüküm ve ebnaüküm ve ihvanüküm ve ezvacüküm ve aşiratüküm ve emvalü nikteraftümuha ve ticaratün tahşevne kesadeha ve mesakinü terdavneha ehabbe ileyküm minallahi ve rasulihi ve cihadin fi sebilihi fe terabbesu hatta ye’tiyallahü bi emrih vallahü la yehdil kavmel fasikiyn

de ki eğer babalarınız ve oğullarınız ve kardeşleriniz ve eşleriniz ve aşiretiniz ve biriktirdiğiniz mallarınız geçersiz olmasından korktuğunuz ticaretiniz ve hoşunuza giden meskenler size daha sevimli geliyorsa Allah ve o’nun resülünden ve o’nun yolunda cihat etmekten o halde bekleyin Allah’ın emri gelinceye kadar Allah fasık olan kavmi hidayete eriştirmez

1. kul : de
2. in kâne : eğer oldu ise
3. âbâu-kum : babalarınız
4. ve ebnâu-kum : ve oğullarınız
5. ve ıhvânu-kum : ve kardeşleriniz
6. ve ezvâcu-kum : ve eşleriniz
7. ve aşîretu-kum : ve aşiretiniz
8. ve emvâlun ıktereftumû-hâ : ve kazandığınız, biriktirdiğiniz mallar
9. ve ticâretun : ve ticaret
10. tahşevne : korkuyorsunuz, korkarsınız
11. kesâde-hâ : onun kesat oluşu, satışın durması kesatlığı, durgunluğu
12. ve mesâkinu : ve meskenler, evler
13. terdavne-hâ : ondan razı olduğunuz, hoşunuza giden
14. ehabbe : daha sevimli, daha sevgili
15. ileykum : size
16. min allâhi : Allah’tan
17. ve resûli-hî : ve onun resûlü
18. ve cihâdin : ve cihad
19. fî sebîli-hî : onun yolunda
20. fe terabbesû : artık bekleyin, gözetleyin
21. hattâ ye’tiye allâhu : Allah’tan getirinceye kadar
22. bi emri-hî : onun emri
23. vallâhu (ve allâhu) : ve Allah
24. lâ yehdî : hidayete erdirmez
25. el kavme el fâsikîne : fasık kavmi

٢٥

لَقَدْ نَصَرَكُمُ اللّهُ فى مَوَاطِنَ كَثيرَةٍ وَيَوْمَ حُنَيْنٍ اِذْ اَعْجَبَتْكُمْ كَثْرَتُكُمْ فَلَمْ تُغْنِ عَنْكُمْ شَيًْا وَضَاقَتْ عَلَيْكُمُ الْاَرْضُ بِمَا رَحُبَتْ ثُمَّ وَلَّيْتُمْ مُدْبِرينَ

(25) le kad nasarakümüllahü fi mevatine kesirativ ve yevme huneynin iz a’cebetküm kesratüküm fe lem tuğni anküm şey’ev ve dakat aleykümül erdu bi ma rahubet sümme velleytüm mudbirin

kesinlikle Allah size zafer verdi çok yerlerde ve huneyn gününde o zaman çok oluşunuz hoşunuza gidiyordu fakat size bir fayda sağlamadı size dar geldi yeryüzü geniş olmasına rağmen sonra bozguna uğrayarak arkanızı dönmüştünüz

1. lekad : andolsun ki
2. nasarakum allâhu : Allah size yardım etti
3. fî mevâtıne : savaş yerlerinde
4. kesîretin : çok
5. ve yevme huneynin : ve Huneyn günü
6. iz a’cebetkum : sizin hoşunuza gittiği, hoş gözüktüğü zaman
7. kesretukum : sizin çokluğunuz
8. fe lem tugni : sonra kâfi gelmedi
9. ankum : sizden
10. şey’en : bir şey
11. ve dâkat aleykum : ve size dar geldi, aciz kaldınız
12. el ardu : yeryüzü
13. bi mâ rehubet : geniş olması dolayısıyla, geniş olmasına rağmen
14. summe : sonra
15. velleytum : siz döndünüz, kaçtınız
16. mudbirîne : arkalarına dönüp giden kimseler

٢٦

ثُمَّ اَنْزَلَ اللّهُ سَكينَتَهُ عَلى رَسُولِه وَعَلَى الْمُؤْمِنينَ وَاَنْزَلَ جُنُودًا لَمْ تَرَوْهَا وَعَذَّبَ الَّذينَ كَفَرُوا وَذلِكَ جَزَاءُ الْكَافِرينَ

(26) sümme enezlellahü sekinetehu ala rasulihi ve alel mü’minine ve enzele cünudel lem teravha ve azzebellezine keferu ve zalike cezaül kafirin

sonra Allah sükunet indirdi peygamberlerin ve müminlerin üzerine görmediğiniz ordular indirdi kafir olan kimseleri azaba çekti işte kafirlerin cezası böyledir

1. summe : sonra
2. enzele allâhu : Allah indirdi
3. sekînete-hu : (onun) sekîneti
4. alâ resûli-hî : onun resûlünün üzerine
5. ve alâ el mu’minîne : ve mü’minlerin üzerine
6. ve enzele : ve indirdi
7. cunûden : bir ordu, yardımcılar
8. lem terev-hâ : onu göremediğiniz
9. ve azzebe : ve azaplandırdı
10. ellezîne keferû : inkâr eden kimseler
11. ve zâlike : ve işte o
12. cezâu el kâfirîne : kâfirlerin cezası

Sayfa:190

٢٧

ثُمَّ يَتُوبُ اللّهُ مِنْ بَعْدِ ذلِكَ عَلى مَنْ يَشَاءُ وَاللّهُ غَفُورٌ رَحيمٌ

(27) sümme yetubüllahü min ba’di zalike ala mey yeşa’ vallahü ğafurur rahiym

sonra Allah tövbeleri kabul eder bunun arkasından dilediği kimselerin Allah bağışlayan, merhamet sahibidir

1. summe : sonra
2. yetûbu allâhu : Allah tövbesini kabul eder
3. min ba’di zâlike : bundan sonra
4. alâ men yeşâu : dilediği kimseyi
5. vallâhu : ve Allah
6. gafûrun : mağfiret edendir
7. rahîmun : rahmet nuru gönderendir

٢٨

يَا اَيُّهَا الَّذينَ امَنُوا اِنَّمَا الْمُشْرِكُونَ نَجَسٌ فَلَا يَقْرَبُوا الْمَسْجِدَ الْحَرَامَ بَعْدَ عَامِهِمْ هذَا وَاِنْ خِفْتُمْ عَيْلَةً فَسَوْفَ يُغْنيكُمُ اللّهُ مِنْ فَضْلِه اِنْ شَاءَ اِنَّ اللّهَ عَليمٌ حَكيمٌ

(28) ya eyyühellezine amenu innemel müşrikune necesün fe la yakrabül mescidel haram ba’de amihim haza ve in hiftüm ayleten fe sevfe yuğnikümüllahü min fadlihi in şa’ innellahe alimün hakim

ey iman edenler müşrikler ancak bir pisliktir mescidi harama yaklaştırmayın bu yıldan sonra onları eğer yoksulluktan korkarsanız Allah eğer dilerse sizi ilerde fazlından zengin kılar şüphesiz Allah bilir, hüküm sahibidir

1. yâ eyyuhâ : ey
2. ellezîne âmenû : âmenû olan kimseler, Allah’a ulaşmayı dileyenler
3. innemâ : sadece
4. el muşrikûne : müşrikler
5. necesun : bir pisliktir
6. fe lâ yakrebu : artık yaklaşmasınlar
7. el mescide el harâme : Mescid-i Haram
8. ba’de : sonra
9. âmi-him hâzâ : onların bu yılı
10. ve in : ve eğer
11. hıftum : korktunuz
12. ayleten : yoksulluk, fakirlik
13. fe sevfe : yoksa, ileride olacak
14. yugnî-kum allâhu : Allah sizi zengin yapar
15. min fadli-hî : fazlından
16. in şâe : eğer dilerse
17. inne allâhe : muhakkak ki Allah
18. alîmun : bilendir
19. hakîmun : hikmet sahibidir

٢٩

قَاتِلُوا الَّذينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِاللّهِ وَلَا بِالْيَوْمِ الْاخِرِ وَلَا يُحَرِّمُونَ مَا حَرَّمَ اللّهُ وَرَسُولُهُ وَلَا يَدينُونَ دينَ الْحَقِّ مِنَ الَّذينَ اُوتُوا الْكِتَابَ حَتّى يُعْطُوا الْجِزْيَةَ عَنْ يَدٍ وَهُمْ صَاغِرُونَ

(29) katilüllezine la yü’minune billahi ve la bil yevmil ahiri ve la yüharrimune ma harremallahü ve rasulühu ve la yedinune dinel hakkı minellezine utül kitabe hatta yu’tul cizyete ay yediv vehüm sağırun

o kimselerle savaşın Allah’a ve ahiret gününe inanmayan haram kabul etmeyen Allah ve o’nun resulünün haram kıldığını hak olan dini, din olarak kabul etmeyenlerle, kendilerine kitap verilen kimselerle hatta kendi elleri ile cizye verinceye kadar onlarla alçaltılmış olarak (savaşın)

1. kâtilû : savaşın
2. ellezîne lâ yu’minûne : inanmayan kimseler
3. bi allâhi : Allah’a
4. ve lâ bi el yevmi el âhiri : ve ahir gününe inanmayan
5. ve lâ yuharrimûne : ve haram etmezler
6. mâ harreme allâhu : Allah’ın haram kıldığı şeyi
7. ve resûlu-hu : ve onun resûlü
8. ve lâ yedînûne : ve dîn edinmezler
9. dîne el hakkı : hak dîni
10. min ellezîne : o kimselerden
11. ûtû el kitâbe : kitap verilenler
12. hattâ yu’tû el cizyete : cizye (vergi) verene kadar
13. an yedin : ellerinden
14. ve hum : ve onlar
15. sâgirûne : küçüklük gösteren, alçalmış kimseler, (boyun eğenler) küçülmüş kimselerdir

٣٠

وَقَالَتِ الْيَهُودُ عُزَيْرٌ ابْنُ اللّهِ وَقَالَتِ النَّصَارَى الْمَسيحُ ابْنُ اللّهِ ذلِكَ قَوْلُهُمْ بِاَفْوَاهِهِمْ يُضَاهِؤُنَ قَوْلَ الَّذينَ كَفَرُوا مِنْ قَبْلُ قَاتَلَهُمُ اللّهُ اَنّى يُؤْفَكُونَ

(30) ve kaletil yehudü uzeyrunibnüllahi ve kaletin nesaral mesihubnüllah zalike kavlühüm bi efvahihim yüdahiune kavlel lezine keferu min kabl katelehümullahü enna yü’fekun

yahudiler dedi üzeyir Allah’ın oğludur hristiyanlarda dedi mesih Allah’ın oğludur böylece onlar bu sözleri kendi ağızlar ile (söylediler) sözlerine benzetiyorlar daha önce küfredenlerin Allah onları kahretsin nasıl da sapıyorlar

1. ve kâlet el yahûdu : ve yahudiler dediler
2. uzeyrun ibnu allâhi : Üzeyir Allah’ın oğlu
3. ve kâlet en nasârâ : ve nasraniler dediler
4. el mesîhu ibnu allâhi : Mesih, Allah’ın oğlu
5. zâlike : bu
6. kavlu-hum : onların söyledikleri
7. bi efvâhi-him : ağızları ile
8. yudâhiûne : benzetiyorlar
9. kavle : söylediklerini
10. ellezîne keferû : inkâr eden kimseler
11. min kablu : daha önceden
12. kâtele-hum allâhu : Allah onları öldürsün
13. ennâ : nasıl
14. yu’fekûne : döndürülüyorlar

٣١

اِتَّخَذُوا اَحْبَارَهُمْ وَرُهْبَانَهُمْ اَرْبَابًا مِنْ دُونِ اللّهِ وَالْمَسيحَ ابْنَ مَرْيَمَ وَمَا اُمِرُوا اِلَّا لِيَعْبُدُوا اِلهًا وَاحِدًا لَا اِلهَ اِلَّا هُوَ سُبْحَانَهُ عَمَّا يُشْرِكُونَ

(31) ittehazu ahbarahüm ve ruhbanehüm erbabem min dunillahi vel mesihabne meryem ve ma ümiru illa li ya’büdu ilahev vahida la ilahe illa hu sübhanehu amma yüşrikun

hahamları, ruhbanları Rabler edindiler Allah’tan başka ve meryem oğlu mesih’i de (Rab edindiler) ancak onlar tek olan ilaha kulluk etmekle emir olunmuşlardı (Allah’tan) o’ndan başka ilah yoktur o, kamil sıfatlarla muttasıl, noksan sıfatlardan münezzehtir, ortak koştukları şeylerden

1. ittehazû : edindiler
2. ahbâre-hum : onların âlimleri
3. ve ruhbâne-hum : ve onların rahipleri
4. erbâben : Rab’ler
5. min dûni allâhi : Allah’tan başka
6. ve el mesîha ibne meryeme : ve Meryem oğlu Mesih’i
7. ve mâ umirû : ve emrolunmadılar
8. illâ : ancak, dışında
9. li ya’budû : kulluk etmek için
10. ilâhen : bir ilâh
11. vâhiden : tek olan, bir olan
12. lâ ilâhe : ilâh yoktur
13. illâ huve : ondan başka
14. subhâne-hu : o noksan sıfatlardan münezzehtir
15. ammâ (an mâ) : şeylerden
16. yuşrikûne : şirk koşuyorlar

Sayfa:191

٣٢

يُريدُونَ اَنْ يُطْفِؤُا نُورَ اللّهِ بِاَفْوَاهِهِمْ وَيَاْبَى اللّهُ اِلَّا اَنْ يُتِمَّ نُورَهُ وَلَوْ كَرِهَ الْكَافِرُونَ

(32) yüridune ey yutfiu nurallahi bi efvahihim ve ye’bellahü illa ey yütimme nurahu ve lev kerihel kafirun

onlar Allah’ın nurunu ağızları ile söndürmek istiyorlar Allah ta fırsat vermeyecektir nihayet o, nurunu tamamlayacaktır kafirler hoşlanmasalar da

1. yurîdûne : istiyorlar
2. en yutfîû : söndürmek
3. nûre allâhi : Allah’ın nurunu
4. bi efvâhi-him : ağızları ile
5. ve ye’ba allâhu : Allah istemez
6. illâ : ancak, dışında
7. en yutimme : tamamlanması
8. nûre-hu : onun nuru
9. ve lev : ve ise de
10. kerihe el kâfirûne : kâfirler kerih gördüler

٣٣

هُوَ الَّذى اَرْسَلَ رَسُولَهُ بِالْهُدى وَدينِ الْحَقِّ لِيُظْهِرَهُ عَلَى الدّينِ كُلِّه وَلَوْ كَرِهَ الْمُشْرِكُونَ

(33) hüvellezi ersele rasulehu bil hüda ve dinil hakkı li yuzhirahu aled dini küllihi ve lev kerihel müşrikun

o, resülünü hidayet ile gönderdi ve hak din (ile) o dini bütün dinlerden uzak tutacaktır müşrikler hoşlamasalar da

1. huve ellezî : ki… O’dur
2. ersele : gönderdi
3. resûle-hu : (onun) kendi resûlü
4. bi el hudâ : hidayetle
5. ve dîni el hakkı : ve hak dîni
6. li yuzhire-hu : onu ortaya çıkarmak, zahir etmek, açıklamak için
7. aled dîni (alâ ed dîni) : dîne, dîn üzerine
8. kulli-hî : onun hepsi, onun bütünü
9. ve lev : ve ise de
10. kerihe el muşrikûne : müşrikler kerih gördü, istemedi

٣٤

يَا اَيُّهَا الَّذينَ امَنُوا اِنَّ كَثيرًا مِنَ الْاَحْبَارِ وَالرُّهْبَانِ لَيَاْكُلُونَ اَمْوَالَ النَّاسِ بِالْبَاطِلِ وَيَصُدُّونَ عَنْ سَبيلِ اللّهِ وَالَّذينَ يَكْنِزُونَ الذَّهَبَ وَالْفِضَّةَ وَلَا يُنْفِقُونَهَا فى سَبيلِ اللّهِ فَبَشِّرْهُمْ بِعَذَابٍ اَليمٍ

(34) ya eyyühellezine amenu inne kesiram minel ahbari ver ruhbani le ye’külune emvalen nasi bil batili ve yesuddune an sebilillah vellezine yeknizunez zehebe vel fiddate ve la yünfikuneha fi sebilillahi fe beşşirhüm bi azabin elim

ey iman edenler şüphesiz hahamların ve ruhbanların çoğu insanların mallarını batıl olarak yiyorlar Allah’ın yolundan alıkoyuyorlar o kimseler ki altın ve gümüşü biriktiriyorlar ve Allah yolunda infak etmiyorlar işte onları elim bir azap ile müjdele

1. yâ eyyuhâ : ey
2. ellezîne âmenû : âmenû olanlar
3. inne : muhakkak ki
4. kesîren : çoğu
5. min el ahbâri : yahudi âlimlerden, hahamlardan
6. ve er ruhbâni : ve hrıstiyan rahipler
7. le ye’kulûne : yerler
8. emvâle en nâsi : insanların malları
9. bi el bâtıli : bâtıl ile boş yere, haksız olarak
10. ve yasuddûne : ve engellerler, alıkoyarlar, mani olurlar
11. an sebîli allâhi : Allah’ın yolundan
12. ve ellezîne yeknizûne : ve biriktiren, toplayan kimseler
13. ez zehebe : altın
14. ve el fıddate : ve gümüş
15. ve lâ yunfikûne-hâ : ve onu infâk etmezler
16. fî sebîli allâhi : Allah yolunda
17. fe : artık
18. beşşir-hum : onları müjdele, haber ver
19. bi azâbin elîmin : elîm, acı bir azap ile

٣٥

يَوْمَ يُحْمى عَلَيْهَا فى نَارِ جَهَنَّمَ فَتُكْوى بِهَا جِبَاهُهُمْ وَجُنُوبُهُمْ وَظُهُورُهُمْ هذَا مَا كَنَزْتُمْ لِاَنْفُسِكُمْ فَذُوقُوا مَا كُنْتُمْ تَكْنِزُونَ

(35) yevme yuhma aleyha fi nari cehenneme fe tükva biha cibahühüm ve cünubühüm ve zuhuruhüm haza ma keneztüm li enfüsiküm fe zuku ma küntüm teknizun

o gün kızdırılacak onlar için cehennem ateşi onunla dağlanacak alınları yanları ve onların sırtları (kendilerine) işte biriktirdiğiniz nefisleriniz için budur haydi tadın biriktirdiklerinizi denilecek

1. yevme : gün
2. yuhmâ : kızdırılır
3. aleyhâ : üzerinde
4. fî nâri cehenneme : cehennem ateşi içinde
5. fe tukvâ : böylece dağlanır, kızgın demir cilde yapıştırılır
6. bi-hâ : onunla
7. cibâhu-hum : onların alınları
8. ve cunûbu-hum : ve onların yanları, böğürleri
9. ve zuhûru-hum : ve onların sırtları, arkaları
10. hâzâ : bu
11. : şey
12. keneztum : biriktirdiniz, topladınız
13. li enfusi-kum : kendi nefsleriniz için, kendiniz için
14. fe zûkû : böylece tadın
15. : şeyleri
16. kuntum : oldunuz
17. teknizûne : biriktiriyorsunuz

٣٦

اِنَّ عِدَّةَ الشُّهُورِ عِنْدَ اللّهِ اثْنَا عَشَرَ شَهْرًا فى كِتَابِ اللّهِ يَوْمَ خَلَقَ السَّموَاتِ وَالْاَرْضَ مِنْهَا اَرْبَعَةٌ حُرُمٌ ذلِكَ الدّينُ الْقَيِّمُ فَلَا تَظْلِمُوا فيهِنَّ اَنْفُسَكُمْ وَقَاتِلُوا الْمُشْرِكينَ كَافَّةً كَمَا يُقَاتِلُونَكُمْ كَافَّةً وَاعْلَمُوا اَنَّ اللّهَ مَعَ الْمُتَّقينَ

(36) inne iddeteş şühuri indellahis na aşera şehran fi kitabillahi yevme halekas semavati vel erda minha erbeatüm hurum zaliked dinül kayyimü fe la tazlimu fihinne enfüseküm ve katilül müşrikine kaffeten kema yükatiluneküm kaffeh va’lemu ennallahe meal müttekın

ayların sayısı Allah’ın katında ve Allah’ın kitabında on iki aydır gökleri ve yeri yarattığı gün onlardan dört ayı da haram aylar (kılınmıştır) işte en doğru din budur bilhassa bu aylarda nefislerinize zulmetmeyin toplu halde müşriklerle savaşın onların sizinle toplu halde savaştıkları gibi ve bilin ki Allah muttakilerle beraberdir

1. inne : muhakkak ki
2. iddete eş şuhûri : ayların sayısı (adedi)
3. inde allâhi isnâ aşere : Allah’ın katında on iki
4. şehren : ay
5. fî kitâbi allâhi : Allah’ın kitabında
6. yevme : gün, zaman
7. halaka es semâvâti : semaları yarattı
8. ve el arda : ve yeryüzü
9. min-hâ : ondan, onun
10. erbeatun : dört
11. hurumun : haramdır
12. zâlike ed dînu el kayyimu : bu kayyum olan dîndir
13. fe lâ tazlimû : artık zulmetmeyin
14. fî-hinne : onların içinde (o aylarda)
15. enfuse-kum : nefslerinize
16. ve kâtilû el muşrikîne : ve savaşın müşriklerle
17. kâffeten : hepsi, topyekûn, topluca
18. kemâ : olduğu gibi, nasıl ki
19. yukâtilûne-kum : sizinle savaşıyorlar
20. kâffeten : hepsi
21. va’lemû (ve ı’lemû) : ve bilin ki
22. enne allâhe : muhakkak Allah
23. mea el muttekîne : takva sahipleriyle beraberdir

Sayfa:192

٣٧

اِنَّمَا النَّسىءُ زِيَادَةٌ فِى الْكُفْرِ يُضَلُّ بِهِ الَّذينَ كَفَرُوا يُحِلُّونَهُ عَامًا وَيُحَرِّمُونَهُ عَامًا لِيُوَاطِؤُا عِدَّةَ مَا حَرَّمَ اللّهُ فَيُحِلُّوا مَا حَرَّمَ اللّهُ زُيِّنَ لَهُمْ سُوءُ اَعْمَالِهِمْ وَاللّهُ لَا يَهْدِى الْقَوْمَ الْكَافِرينَ

(37) innemen nesiü ziyadetün fil küfri yüdallü bihillezine keferu yühillünehu amev ve yüharrimunehu amel li yüvatiu iddete ma harramellahü fe yühillu ma harremellah züyyine lehüm suü a’malihim vallahü la yehdil kavmel kafirin

(ayın görünmesini) unutmuş gibi geçiştirme küfürde (bir inkar) fazlalığıdır onunla kafir olanlar şaşırtılır haram ayın bir yılını helal, bir yılını da haram sayarlar Allah’ın haram kıldığının sayısını uydursunlar Allah’ın haram kıldığını helal saysınlar onlara kötü amelleri süslü gösterildi Allah kafir bir kavmi hidayete erdirmez

1. innemâ : ancak, sadece
2. en nesîu : unutma, terketme, erteleme
3. ziyâdetun : arttırmaktır, ziyade etmektir, artıştır
4. fî el kufri : inkârda, küfürde
5. yudallu : saptırılır
6. bi-hi : bununla
7. ellezîne keferû : kâfirler, inkâr eden kimseler
8. yuhillûne-hu : onu helâl yapıyorlar, sayıyorlar
9. âmen : bir yıl
10. ve yuharrimûne-hu : ve onu haram kılıyorlar
11. âmen : bir yıl
12. li yuvâtiû : denk düşürülmesi, uygun hale gelmesi için
13. iddete : adet
14. mâ harreme allâhu : Allah’ın haram kıldığı şey
15. fe yuhillû : böylece helâl sayıyorlar
16. mâ harreme allâhu : Allah’ın haram kıldığı şey
17. zuyyine : süslendi, güzel gösterildi
18. lehum : onlara
19. sûu : kötülük
20. a’mâli-him : onların amelleri
21. vallâhu (ve allâhu) : ve Allah
22. lâ yehdî : hidayete erdirmez
23. el kavme el kâfirîne : kâfir kavmi

٣٨

يَا اَيُّهَا الَّذينَ امَنُوا مَا لَكُمْ اِذَا قيلَ لَكُمُ انْفِرُوا فى سَبيلِ اللّهِ اثَّاقَلْتُمْ اِلَى الْاَرْضِ اَرَضيتُمْ بِالْحَيوةِ الدُّنْيَا مِنَ الْاخِرَةِ فَمَا مَتَاعُ الْحَيوةِ الدُّنْيَا فِى الْاخِرَةِ اِلَّا قَليلٌ

(38) ya eyyühellezine amenu ma leküm iza kıle lekümünfiru fi sebilillahis sakaltüm ilel ard e radiytüm bil hayatid dünya minel ahirah fe ma metaul hayatid dünya fil ahirati illa kalil

ey iman edenler size ne oluyor ki size Allah yolunda seferber olun denildiği zaman arza çakılıp kaldınız ahiretten (vazgeçerek) dünya hayatına razı mı oldunuz ancak dünya hayatı ahiretin yanında çok az bir metadır

1. yâ eyyuhâ : ey
2. ellezîne âmenû : âmenû olanlar, ölmeden evvel Allah’a ulaşmayı dileyenler
3. : ne oldu
4. lekum : size
5. izâ kîle : denildiği zaman
6. lekum infirû : size cihada çıkın (nefrolun, hızla çıkın)
7. fî sebîli allâhi essâkaltum : Allah’ın yolunda sakil oldunuz, yavaş davrandınız, meylettiniz
8. ilâ el ardı : yere
9. e radîtum : razı mı oldunuz
10. bi el hayâti ed dunyâ : dünya hayatına
11. min el âhıreti : ahiretten
12. fe mâ : artık değil
13. metâ el hayâti ed dunyâ : dünya hayatının metaı, malı, faydası
14. fî el âhireti : ahirette
15. illâ kalîlun : ancak daha azdır

٣٩

اِلَّا تَنْفِرُوا يُعَذِّبْكُمْ عَذَابًا اَليمًا وَيَسْتَبْدِلْ قَوْمًا غَيْرَكُمْ وَلَاتَضُرُّوهُ شَيْئًاوَاللّهُ عَلى كُلِّ شَىْءٍ قَديرٌ

(39) illa tenfiru yüazzibküm azaben elimev ve yestebdil kavmen ğayraküm ve la tedurruhu şey’a vallahü ala külli şey’in kadir

eğer siz (cihat için) çıkmazsanız sizi duçar eder elim bir azabla sizin yerinize başka bir kavim getirir O’na hiçbir şey ile zarar veremezsiniz Allah her şeye kadirdir

1. illâ : ancak, hariç
2. tenfirû : sefere (Allah yolunda cihada) çıkarsınız
3. yuazzib-kum : sizi azaplandıracak
4. azâben elîmen : elîm (acı) azap
5. ve yestebdi el kavmen : ve bir kavimle değiştirecek
6. gayre-kum : sizden başka
7. ve lâ tedurrû-hu : ve ona zarar veremezsiniz
8. şey’en : bir şeyle
9. vallâhu (ve allâhu) : ve Allah
10. alâ kulli şey’in : herşeye
11. kadîrun : güç yetirendir, kaadirdir

٤٠

اِلَّا تَنْصُرُوهُ فَقَدْ نَصَرَهُ اللّهُ اِذْ اَخْرَجَهُ الَّذينَ كَفَرُوا ثَانِىَاثْنَيْنِ اِذْ هُمَا فِى الْغَارِ اِذْ يَقُولُ لِصَاحِبِه لَاتَحْزَنْ اِنَّ اللّهَ مَعَنَافَاَنْزَلَ اللّهُ سَكينَتَهُ عَلَيْهِ وَاَيَّدَهُ بِجُنُودٍ لَمْ تَرَوْهَا وَجَعَلَ كَلِمَةَ الَّذينَ كَفَرُوا السُّفْلى وَكَلِمَةُ اللّهِ هِىَ الْعُلْيَا وَاللّهُ عَزيزٌ حَكيمٌ

(40) illa tensuruhü fe kad nesarahüllahü iz ahracehüllezine keferu saniyesneyni iz hüma fil gâri iz yekulu li sahibihi la tahzen innallahe meana fe enzelellahü sekinetehu aleyhi ve eyyedehu bi cünudil lem teravha ve ceale kelimetellezine keferus süfla ve kelimetüllahi hiyel ulya vallahü azizün hakim

eğer siz ona yardım etmezseniz Allah ona yardım etti kafir olanlar onu (mekke’den) çıkardıkları zaman ikinin ikincisi o zaman mağaranın içindelerdi o zaman arkadaşı ona diyor ki mahzun olma şüphesiz Allah bizimle beraberdir nihayet Allah onun üzerine sekinesini indirdi onu görmediğiniz ordular ile teyit etti ve kafirlerin kelimesini en aşağı indirdi Allah’ın kelimesini de en yüksek yaptı Allah güçlüdür, hikmet sahibidir

1. illa : hariç, dışında
2. tensurû-hu : ona yardım edersiniz
3. fe kad : o zaman (olmuş) olur
4. nasara-hu allâhu : Allah ona yardım etti
5. iz ahrece-hu : onu çıkardığı zaman
6. ellezîne keferû : inkâr eden kimseler
7. sâniye isneyni : ikinci, iki
8. iz : olduğu zaman
9. humâ : ikisi
10. fî el gâri : mağarada
11. iz yekûlu : demişti
12. li sâhibi-hî : arkadaşına
13. lâ tahzen : mahzun olma, üzülme
14. inne allâhe : muhakkak Allah
15. mea-nâ : bizimle beraber
16. fe enzele allâhu : o zaman Allah indirdi
17. sekînete-hu : sekînetini
18. aleyhi : onun üzerine
19. ve eyyede-hu : ve onu destekledi
20. bi cunûdin : ordu ile
21. lem terev-hâ : onu görmediğiniz
22. ve ceale : ve kıldı
23. kelimete : söz
24. ellezîne keferû : kâfir kimseler
25. es suflâ : sefil, çok sufli, adi
26. ve kelimetu allâhi : ve Allah’ın kelimesi
27. hiye el ulyâ : o çok yücedir, en üstün
28. vallâhu : ve Allah
29. azîzun : azîzdir, çok yücedir
30. hakîmun : hakîmdir, hüküm, hikmet sahibidir

Sayfa:193

٤١

اِنْفِرُوا خِفَافًا وَثِقَالًا وَجَاهِدُوا بِاَمْوَالِكُمْ وَاَنْفُسِكُمْ فى سَبيلِ اللّهِ ذلِكُمْ خَيْرٌ لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ

(41) infiru hifafev ve sikalev ve cahidu bi emvaliküm ve enfüsiküm fi sebilillah zaliküm hayrul leküm in küntüm ta’lemun

sefere çıkın hafif, gerek ağır teçhizatlarla cihat edin mallarınızla canlarınızla Allah yolunda bu sizin için hayırlıdır eğer siz gerçeği bilirseniz

1. infirû : (sefere) çıkın
2. hıfâfen : hafif olarak (süvari)
3. ve sikâlen : ve ağır olarak (piyade)
4. ve câhidû : ve cihad edin
5. bi emvâli-kum : mallarınız ile
6. ve enfusi-kum : ve nefsleriniz, canlarınız
7. fî sebîli allâhi : Allah’ın yolunda
8. zâlikum : işte bu
9. hayrun : daha hayırlı
10. lekum : sizin için
11. in : eğer
12. kuntum ta’lemûne : bilmiş olursunuz

٤٢

لَوْ كَانَ عَرَضًا قَريبًا وَسَفَرًا قَاصِدًا لَاتَّبَعُوكَ وَلكِنْ بَعُدَتْ عَلَيْهِمُ الشُّقَّةُ وَسَيَحْلِفُونَ بِاللّهِلَوِ اسْتَطَعْنَا لَخَرَجْنَا مَعَكُمْ يُهْلِكُونَ اَنْفُسَهُمْ وَاللّهُ يَعْلَمُ اِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ

(42) lev kane aradan karibev ve seferan kasidel lettebeuke ve lakim beudet aleyhimüş şükkah ve se yahlifune billahi levisteta’na le haracna meaküm yühlikune enfüsehüm vallahü ya’lemü innehüm le kazibun

eğer hemen ele geçen bir mal, kolay bir sefer olsaydı mutlaka sana tabi olurlardı lakin uzak ve kendilerine meşakkatli geldi Allah’a yemin edecekler de eğer gücümüz yetseydi muhakkak sizinle beraber çıkardık diyecekler onlar kendilerini helak ettiler Allah biliyor muhakkak onlar yalancılardır

1. lev kâne : eğer olsaydı
2. aradan : dünya malı, yarar, ganimet
3. karîben : yakın bir zamanda
4. ve seferen : ve bir sefer
5. kâsıden : kolay, rahat, orta halli
6. le ittebeû-ke : elbette, mutlaka sana tâbî olurlardı
7. ve lâkin : lâkin, fakat
8. beudet : uzak geldi
9. aleyhim : onlara
10. eş şukkatu : meşakkatli, yorucu
11. ve se-yahlifûne : ve yemin edecekler
12. billâhi (bi allâhi) : Allah’a
13. lev isteta’nâ : şâyet güç yetirseydik
14. le harec-nâ : elbette biz çıkardık
15. mea-kum : sizinle beraber
16. yuhlikûne : helâk ediyorlar
17. enfuse-hum : nefslerini, kendilerini
18. vallâhu (ve allâhu) : ve Allah
19. ya’lemu : bilir, biliyor
20. inne-hum : muhakkak onlar
21. le kâzibûne : gerçekten yalancılar

٤٣

عَفَا اللّهُ عَنْكَ لِمَ اَذِنْتَ لَهُمْ حَتّى يَتَبَيَّنَ لَكَ الَّذينَ صَدَقُوا وَتَعْلَمَ الْكَاذِبينَ

(43) afallahü ank li me ezinte lehüm hatta yetebeyyene lekel lezine sadeku ve ta’lemel kazibin

Allah seni affetti onlara niçin izin verdin hatta sence belli olsun doğru kimseler (kim) ve yalancılar (kim) bilmen için

1. afallâ-hu : Allah affetti
2. anke : seni
3. lime : niye, neden
4. ezinte : izin verdin
5. lehum : onlara
6. hattâ yetebeyyene : sana belli oluncaya kadar
7. lekellezîne sadakû : sadık olan kimseler
8. ve ta’leme el kâzibîne : ve yalancıları öğrenirsin

٤٤

لَا يَسْتَاْذِنُكَ الَّذينَ يُؤْمِنُونَ بِاللّهِ وَالْيَوْمِ الْاخِرِ اَنْ يُجَاهِدُوا بِاَمْوَالِهِمْ وَاَنْفُسِهِمْ وَاللّهُ عَليمٌ بِالْمُتَّقينَ

(44) la yeste’zinükellezine yü’minune billahi vel yevmil ahiri ey yücahidu bi emvalihim ve enfüsihim vallahü alimüm bil müttekın

inanan kimseler senden izin istemezlerdi Allah’a ve ahiret gününe cihat etmeleri (hususunda) malları ve canları ile Allah muttakileri çok iyi bilendir

1. lâ yeste’zinu-ke : senden izin istemezler
2. ellezîne yu’minûne : îmân eden kimseler
3. billâhi (bi allâhi) : Allah’a
4. ve el yevmi el âhiri : ve ahir güne, sonraki güne (ölmeden evvel Allah’a ulaşma gününe)
5. en yucâhidû : cihad etmek
6. bi emvâli-him : malları ile
7. ve enfusi-him : nefsleri, canları
8. vallâhu (ve allâhu) : ve Allah
9. alîmun : bilir
10. bi el muttekîne : takva sahiplerini

٤٥

اِنَّمَا يَسْتَاْذِنُكَ الَّذينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِاللّهِ وَالْيَوْمِ الْاخِرِ وَارْتَابَتْ قُلُوبُهُمْ فَهُمْ فى رَيْبِهِمْ يَتَرَدَّدُونَ

(45) innema yeste’zinüke llezine la yü’minune billahi vel yevmil ahiri vertabet kulubühüm fe hüm fi raybihim yeteraddedun

ancak senden izin isteyenler inanmayan kimselerdir Allah’a ve ahiret gününe kalpleri şüpheye düştü onlar şüphe içinde tereddüt edip dururlar

1. innemâ : ancak, sadece, yalnız
2. yeste’zinulke : senden izin ister
3. ellezîne lâ yu’minûne : inanmayan kimseler
4. billâhi (bi allâhi) : Allah’a
5. ve el yevmi el âhiri : ve ahir güne
6. vertâbet (ve ertâbet) : ve şüpheye düştü
7. kulûbu-hum : onların kalpleri
8. fe hum : o zaman onlar
9. fî reybi-him : şüpheleri içinde
10. yetereddedûne : tereddüt ederler, bocalarlar

٤٦

وَلَوْ اَرَادُوا الْخُرُوجَ لَاَعَدُّوا لَهُ عُدَّةً وَلكِنْ كَرِهَ اللّهُ انْبِعَاثَهُمْ فَثَبَّطَهُمْ وَقيلَ اقْعُدُوا مَعَ الْقَاعِدينَ

(46) ve lev eradül huruce le eaddu lehu uddetev ve lakin kerihellahümbiasehüm fe sebbetahüm ve kılak’udu meal kaidin

velev çıkmak isteselerdi elbette onun için hazırlık yaparlardı lakin Allah onların davranışlarından hoşlanmadı onları oyaladı oturun dendi oturanla beraber

1. ve lev : ve eğer
2. erâdû el hurûce : çıkmak istediler
3. le eaddû : elbette hazırlık yaptılar
4. lehû : ona, onun için (savaş için)
5. uddeten : bir hazırlık
6. ve lâkin : fakat, lâkin
7. kerihe allâhu : Allah kerih gördü
8. inbiâse-hum : onların tutumu, davranışları
9. fe sebbeta-hum : böylece onları alıkoydu
10. ve kîlak’udû (kîle uk’udû) : ve “oturun, (orada) kalın” denildi
11. mea el kâidîne : geri kalanlarla birlikte

٤٧

لَوْ خَرَجُوا فيكُمْ مَازَادُوكُمْ اِلَّا خَبَالًا وَلَااَوْضَعُوا خِلَالَكُمْ يَبْغُونَكُمُ الْفِتْنَةَ وَفيكُمْ سَمَّاعُونَ لَهُمْ وَاللّهُ عَليمٌ بِالظَّالِمينَ

(47) lev haracu fiküm ma zaduküm illa habalev ve le evdau hilaleküm yebğunekümül fitneh ve fiküm semmaune lehüm vallahü alimüm bizzalimin

eğer onlar sizinle beraber çıksalardı size fazladan faydaları olmazdı ancak sizi fesada, (zarara) uğratmak ve fitneye düşürmek amacıyla aralarınızda koşarlardı sizin içinizde onları dinleyecekte vardır Allah zalimleri bilir

1. lev harecû : eğer çıksalardı
2. fîkum : sizin içinizde, aranızda
3. mâ zâdûkum : artırmaz
4. illâ : ancak, dışında
5. habâlen : fenalık, kötülük, bozukluk
6. ve lâ evdaû : ve mutlaka koşarlar, gayret gösterirler
7. hılâlekum : sizin aranızda
8. yebgûnekumul fitnete : içinizde fitne çıkmasını isterler
9. ve fîkum : ve sizin içinizde, aranızda
10. semmâûne : dinleyenler
11. lehum : onları
12. vallâhu : ve Allah
13. alîmun : bilendir
14. biz zâlimîne : zalimleri

Sayfa:194

٤٨

لَقَدِ ابْتَغَوُا الْفِتْنَةَ مِنْ قَبْلُ وَقَلَّبُوا لَكَ الْاُمُورَ حَتّى جَاءَ الْحَقُّ وَظَهَرَ اَمْرُ اللّهِ وَهُمْ كَارِهُونَ

(48) lekadibteğavül fitnete min kablü ve kallebu lekel ümura hatta cael hakku ve zahera emrullahi vehüm karihun

gerçekten fitne çıkarmak istemişler (bunlar) daha önce de ve sana (türlü) işler çevirmişlerdi nihayet hak geldi Allah’ın emri üstün geldi onlar hoşlanmasalar da

1. lekad : andolsun
2. ibtegû el fîtnete : fitne çıkarmak istediler
3. min kablu : daha önceden
4. ve kallebû : ve çevirdiler
5. leke : sana
6. el umûre : işler
7. hattâ : oluncaya kadar
8. câe el hakku : hak geldi
9. ve zahere : ve ortaya çıktı, belli oldu, açığa çıktı
10. emru allâhi : Allah’ın emri
11. ve hum : ve onlar
12. kârihûne : kerih gören kimseler

٤٩

وَمِنْهُمْ مَنْ يَقُولُ اءْذَنْ لى وَلَا تَفْتِنّى اَلَا فِى الْفِتْنَةِ سَقَطُوا وَاِنَّ جَهَنَّمَ لَمُحيطَةٌ بِالْكَافِرينَ

(49) ve minhüm mey yekulü’ zel li ve la teftinni ela fil fitneti sekatu ve inne cehenneme le mühiytatüm bil kafirin

onlardan bazıları der bana izin ver ve beni fitneye sokma dikkat edin! fitneye düşenler onlardır şüphesiz cehennem kafirleri kuşatıcıdır

1. ve min-hum : ve onlardan
2. men : kim, kimse
3. yekûlu’zen lî (yekûlu ezen lî) : bana izin ver der
4. ve lâ teftin-nî : ve beni fitneye düşürme
5. e lâ : öyle değil mi
6. fî el fitneti : fitnenin içine, fitneye
7. sekatû : düştüler
8. ve inne : ve muhakkak
9. cehenneme : cehennem
10. le muhîtatun : mutlaka ihata edici, kuşatıcı, kuşatan
11. bi el kâfîrine : kâfirleri, inkâr edenleri

٥٠

اِنْ تُصِبْكَ حَسَنَةٌ تَسُؤْهُمْ وَاِنْ تُصِبْكَ مُصيبَةٌ يَقُولُوا قَدْ اَخَذْنَا اَمْرَنَا مِنْ قَبْلُ وَيَتَوَلَّوْا وَهُمْ فَرِحُونَ

(50) in tüsibke hasenetün tesü’hüm ve in tüsibke müsiybetüy yekulu kad ehazna emrana min kablü ve yetevellev vehüm ferihun

eğer sana bir iyilik isabet ederse üzülürler eğer sana bir musibet isabet ederse derler biz önceden tedbirimizi almıştık dönüp giderler ve onlar sevinerek

1. in tusıb-ke : eğer sana isabet ederse
2. hasenetun : bir iyilik, bir hasene, bir hayır
3. tesu’-hum : onları üzer
4. ve in tusıb-ke : ve eğer sana isabet ederse
5. musîbetun : bir musîbet
6. yekûlû : derler
7. kad ehaz-nâ : biz almıştık
8. emre-nâ : işimiz (tedbirimiz)
9. min kablu : daha önceden
10. ve yetevellev : ve dönüp giderler
11. ve hum : ve onlar
12. ferihûne : ferahlarlar, sevinirler

٥١

قُلْ لَنْ يُصيبَنَا اِلَّا مَا كَتَبَ اللّهُ لَنَا هُوَ مَوْلينَا وَعَلَى اللّهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ

(51) kul ley yüsiybena illa ma ketebellahü lena hüve mevlana ve alellahi fel yetevekkelil mü’minun

de ki bize Allah’ın bizim için yazdığından başka asla (bir şey) isabet etmez o bizim mevlamızdır (yalnız) Allah’a tevekkül etsinler müminler

1. kul : de
2. len : asla olmaz
3. yusîbe-nâ : bize isabet eder
4. illâ : …den başka
5. mâ ketebe allâhu : Allah’ın yazdığı şey
6. lenâ : bizim için, bize
7. huve : O
8. mevlâ-nâ : bizim Mevlâ’mız
9. ve alâ allâhi : ve Allah’a
10. fe li yetevekkeli : artık tevekkül etsinler (güvensinler)
11. el mu’minûne : mü’minler

٥٢

قُلْ هَلْ تَرَبَّصُونَ بِنَا اِلَّا اِحْدَى الْحُسْنَيَيْنِ وَنَحْنُ نَتَرَبَّصُ بِكُمْ اَنْ يُصيبَكُمُ اللّهُ بِعَذَابٍ مِنْ عِنْدِه اَوْ بِاَيْدينَا فَتَرَبَّصُوا اِنَّا مَعَكُمْ مُتَرَبِّصُونَ

(52) kul hel terabbesune bina illa ihdel husneyeyn ve nahnü neterabbesu biküm ey yüsiybekümüllahü bi azabim min indihi ev bi eydina fe terabbesu inna meaküm müterabbisun

de ki siz bizi gözetebilirsiniz ancak iki güzel (şeyden) birini biz de gözetliyoruz size Allah’ın katından isabet edecek azabın (gelmesini) veya bizim elimizden verilecek o halde gözetleyin şüphesiz bizde sizinle beraber gözetliyoruz

1. kul : de
2. hel terabbesûne : bekliyor musunuz
3. binâ : bizim ile, bize, bizim için
4. illâ : …den başkasını
5. ıhde el husneyeyni : iki güzellikten birisi
6. ve nahnu : ve biz
7. neterabbesu : bekliyoruz
8. bi-kum : size, sizinle
9. en yusîbekum allâhu : Allah’ın size isabet ettirmesi
10. bi azâbin : bir azabı
11. min indi-hî : onun indinden
12. ev : veya
13. bi eydî-nâ : bizim elimizle
14. fe terabbasû : artık bekleyin
15. innâ : muhakkak ki biz
16. mea-kum : sizlerle birlikte
17. muterabbisûne : bekleyenler

٥٣

قُلْ اَنْفِقُوا طَوْعًا اَوْ كَرْهًا لَنْ يُتَقَبَّلَ مِنْكُمْ اِنَّكُمْ كُنْتُمْ قَوْمًا فَاسِقينَ

(53) kul enfiku tav’an ev kerhel ley yütekabbele minküm inneküm küntüm kavmen fasikın

de ki ister (gönül rızası ile) veya kerhen harcayın sizden asla kabul olmayacaktır şüphesiz siz fasık bir kavim oldunuz

1. kul : de
2. enfikû : infâk edin, verin
3. tav’an : isteyerek
4. ev : veya
5. kerhen : istemeyerek, kerih görecek
6. len yutekabbele : asla kabul edilmez
7. min-kum : sizden
8. inne-kum : muhakkak siz
9. kuntum : oldunuz
10. kavmen fâsikîne : fasık bir topluluk

٥٤

وَمَا مَنَعَهُمْ اَنْ تُقْبَلَ مِنْهُمْ نَفَقَاتُهُمْ اِلَّا اَنَّهُمْ كَفَرُوا بِاللّهِ وَبِرَسُولِه وَلَا يَاْتُونَ الصَّلوةَ اِلَّا وَهُمْ كُسَالى وَلَا يُنْفِقُونَ اِلَّا وَهُمْ كَارِهُونَ

(54) ve ma meneahüm en tukbele minhüm nefekatühüm illa ennehüm keferu billahi ve bi rasulihi ve la ye’tunes salate illa vehüm küsala ve la yünfikune illa vehüm karihun

onların infaklarının kabul olmasına mani olan neden (şudur) şüphesiz onlar Allah ve resülünü inkar ettiler onlar namaza gelmezler onlar ancak (üşenerek) gelirler infak etmezler ancak onlar istemeyerek verirler

1. ve mâ : ve şey
2. menea-hum : onları men eden
3. en tukbele : kabul edilmesi
4. min-hum : onlardan
5. nefekâtu-hum : onların infâkleri
6. illâ : ancak, yalnız
7. enne-hum : onların olmaları sebebiyle, çünkü onlar
8. keferû : inkâr ettiler
9. bi allâhi : Allah’ı
10. ve bi resûli-hî : ve onun resûlünü
11. ve lâ ye’tûne es salâte : ve namaza gelmezler
12. illâ : ancak, …den başka
13. ve hum : onlar
14. kusâlâ : tembel tembel, üşenerek
15. ve lâ yunfikûne : ve infâk etmezler
16. illâ : ancak, …den başka
17. ve hum : ve onlar
18. kârihûne : kerih görenler, hoşlanmayanlar, istemeyenler

Sayfa:195

٥٥

فَلَا تُعْجِبْكَ اَمْوَالُهُمْ وَلَا اَوْلَادُهُمْ اِنَّمَا يُريدُ اللّهُ لِيُعَذِّبَهُمْ بِهَا فِى الْحَيوةِ الدُّنْيَا وَتَزْهَقَ اَنْفُسُهُمْ وَهُمْ كَافِرُونَ

(55) fe la tü’cibke emvalühüm ve la evladühüm innema yüridüllahü li yüazzibehüm biha fil hayatid dünya ve tezheka enfüsühüm ve hüm kafirun

senin hoşuna gitmesin onların malları ve evlatları ancak Allah bunlarla kendilerine dünya hayatında azap etmek istiyor kafir olarak onların canlarının çıkmasını (istiyor)

1. fe lâ tu’cib-ke : artık senin hoşuna gitmesin, imrendirmesin
2. emvâlu-hum : onların malları
3. ve lâ evlâdu-hum : ve onların evlâtları (da), … olmasın, hoşuna gitmesin
4. innemâ : ancak, sadece, yalnız
5. yurîdu allâhu : Allah ister
6. li yuazzibe-hum : onları azaplandırmayı
7. bi-hâ : onunla
8. fî el hayâti ed dunyâ : dünya hayatında
9. ve tezheka : ve çıkar
10. enfusu-hum : onların nefsleri
11. ve hum : ve onlar
12. kâfirûne : kâfirler

٥٦

وَيَحْلِفُونَ بِاللّهِ اِنَّهُمْ لَمِنْكُمْ وَمَاهُمْ مِنْكُمْ وَلكِنَّهُمْ قَوْمٌ يَفْرَقُونَ

(56) ve yahlifune billahi innehüm le minküm ve ma hüm minküm ve lakinnehüm kavmüy yefrakun

Allah adına yemin ediyorlar muhakkak onlar sizden (olduklarına dair) onlar sizden değillerdir lakin onlar ürkek bir kavimdir

1. ve yahlifûne : ve yemin ederler
2. bi allâhi : Allah’a
3. inne-hum : onların, …olduğuna, muhakkak ki onlar
4. le min-kum : mutlaka sizden
5. ve mâ : ve değil
6. hum : onlar
7. min-kum : sizden
8. ve lâkinne-hum : ve ama, lâkin onlar
9. kavmun : bir kavim, topluluk
10. yefrekûne : korkuyorlar, korkarlar

٥٧

لَوْ يَجِدُونَ مَلْجَاً اَوْ مَغَارَاتٍ اَوْ مُدَّخَلًا لَوَلَّوْا اِلَيْهِ وَهُمْ يَجْمَحُونَ

(57) lev yecidune melceen ev meğaratin ev müddehalel le vellev ileyhi vehüm yecmehun

eğer bir sığınak bulsalar veya bir mağara veya bir delik oraya yönelirler delice koşarak

1. lev : eğer
2. yecidûne : bulurlar
3. melceen : bir sığınak, sığınacak bir yer
4. ev : veya
5. magârâtin : mağaralar
6. ev : veya
7. muddehalen : dahil olunan, girilen yer
8. le vellev : mutlaka yönelirler
9. ileyhi : ona
10. ve hum : ve onlar
11. yecmehûne : çok süratli koşarlar, kaçarlar

٥٨

وَمِنْهُمْ مَنْ يَلْمِزُكَ فِى الصَّدَقَاتِ فَاِنْ اُعْطُوا مِنْهَا رَضُوا وَاِنْ لَمْ يُعْطَوْا مِنْهَا اِذَا هُمْ يَسْخَطُونَ

(58) ve minhüm mey yelmizüke fis sadekat fe in u’tu minha radu ve il lem yu’tav minha iza hüm yeshatun

içlerinden kimi sana sadakaların (dağıtımı) hususunda dil uzatıyor verilirse razı olurlar eğer ondan verilmezse o zaman onlar kızarlar

1. ve min-hum : ve onlardan
2. men : kim, kimseler
3. yelmizu-ke : seni ayıplar
4. fi es sadakâti : ganimetler, sadakalar hakkında
5. fe in : o zaman eğer
6. u’tû : verildi
7. min-hâ : ondan
8. radû : razı oldular
9. ve in : ve eğer, ise
10. lem yu’tav : verilmez
11. min-hâ : ondan
12. îzâ : o zaman
13. hum : onlar
14. yeshatûne : öfkelenirler, kızarlar

٥٩

وَلَوْ اَنَّهُمْ رَضُوا مَا اتيهُمُ اللّهُ وَرَسُولُهُ وَقَالُوا حَسْبُنَا اللّهُ سَيُؤْتينَا اللّهُ مِنْ فَضْلِه وَرَسُولُهُ اِنَّا اِلَىاللّهِ رَاغِبُونَ

(59) ve lev ennehüm radu ma atahümüllahü ve rasulühu ve kalu hasbünallahü se yü’tinellahü min fadlihi ve rasulühu inna ilallahi rağibun

eğer onlar Allah ve o’nun resülünün onlara verdiğine razı olsalardı ve deselerdi ki Allah bize yeter eğer onlar Allah ve resülü de bize ilerde fazlından verecek (deselerdi) şüphesiz biz Allah’a rağbet edenleriz

1. ve lev : ve eğer
2. enne-hum : gerçekten onların … olması (muhakkak ki onlar)
3. radû : razı oldular
4. mâ âtâ-hum allâhu : Allah’ın onlara verdiği şey
5. ve resûlu-hu : ve onun resûlünün
6. ve kâlû : ve dediler
7. hasbu-nâ allâhu : Allah bize yeter, kâfidir
8. se yu’ti-nâ allâhu : Allah bize verecek
9. min fadli-hî : fazlından
10. ve resûlu-hû : ve onun resûlü
11. innâ : muhakkak biz
12. ilâ allâhi : Allah’a
13. râgıbûne : rağbet edenler

٦٠

اِنَّمَا الصَّدَقَاتُ لِلْفُقَرَاءِ وَالْمَسَاكينِ وَالْعَامِلينَ عَلَيْهَا وَالْمُؤَلَّفَةِ قُلُوبُهُمْ وَفِى الرِّقَابِ وَالْغَارِمينَ وَفى سَبيلِ اللّهِ وَابْنِ السَّبيلِ فَريضَةً مِنَ اللّهِ وَاللّهُ عَليمٌ حَكيمٌ

(60) innemas sadekatü lil fükarai vel mesakini vel amiline aleyha vel müellefeti kulubühüm ve firrikabi vel ğarimine ve fi sebilillahi vebnis sebil feridatem minallah vallahü alimün hakim

sadakalar ancak fakirlere miskinlere zekat işinde çalışanlara kalpleri ısındırılmak istenenlere kölelere borçlulara Allah yoluna (çıkanlara) yolda kalmışlara mahsustur (bunlara verilmesi) Allah’ın bir farizasıdır Allah bilir hikmet sahibidir

1. innema es sadakâtu : muhakkak ki sadakalar
2. li el fukarâi : fakirler için
3. ve el mesâkîni : ve miskinler, yoksullar
4. ve el âmilîne : ve amel edenler, memur olanlar
5. aleyhâ : onların üzerine
6. ve el muellefeti : ve İslâm’a ısındırılan, meylettirilen
7. kulûbu-hum : kalpleri
8. ve fî er rikâbi : ve köleler için
9. ve el gârimîne : ve borçlular
10. ve fî sebîli allâhi : ve Allah’ın yolunda
11. vebni es sebîli : ve yolcu(lar)
12. farîdaten : bir farz olarak
13. min allâhi : Allah’tan
14. vallâhu (ve allâhu) : ve Allah
15. alîmun : bilendir
16. hakîmun : hakîmdir, hüküm, hikmet sahibidir

٦١

وَمِنْهُمُ الَّذينَ يُؤْذُونَ النَّبِىَّ وَيَقُولُونَ هُوَ اُذُنٌ قُلْ اُذُنُ خَيْرٍ لَكُمْ يُؤْمِنُ بِاللّهِ وَيُؤْمِنُ لِلْمُؤْمِنينَ وَرَحْمَةٌ لِلَّذينَ امَنُوا مِنْكُمْ وَالَّذينَ يُؤْذُونَ رَسُولَ اللّهِ لَهُمْ عَذَابٌ اَليمٌ

(61) ve minhümüllezine yü’zunen nebiyye ve yekulune hüve üzün kul üzünü hayril leküm yü’minü billahi ve yü’minü lil mü’minine ve rahmetül lillezine amenu minküm vellezine yü’zune rasulellahi lehüm azabün elim

onlardan o kimseler peygamberi incitiyorlar o dinleyen bir kulaktır diyorlar de ki (o) sizin için hayır kulağıdır (o) Allah’a da inanır ve müminlere de müminler için bir rahmettir sizden iman edenlere de Allah’ın resülüne eziyet edenler için elim azap vardır

1. ve min hum : ve o kimselerin içlerinden (ve onlardan)
2. ellezîne yu’zûne : eza, eziyet eden kimseler
3. en nebiyye : nebî
4. ve yekûlûne : ve derler
5. huve : o
6. uzunun : bir kulak (gibi)dir, dinleyen (dinlediğine inanandır)
7. kul : de, söyle
8. uzunu hayrin : hayrın kulağıdır, hayrı işitendir
9. lekum : sizin için
10. yu’minu : inanır
11. bi allâhi : Allah’a
12. ve yu’minu : ve inanır
13. li el mu’minîne : mü’minlere
14. ve rahmetun : ve bir rahmettir
15. li ellezîne âmenû : âmenû olan kimseler için
16. min-kum : sizden
17. ve ellezîne yu’zûne : ve eziyet eden kimseler
18. resûle allâhi : Allah’ın resûlü
19. lehum : onlar için
20. azâbun elîmun : elîm (acı) bir azap

Sayfa:196

٦٢

يَحْلِفُونَ بِاللّهِ لَكُمْ لِيُرْضُوكُمْ وَاللّهُ وَرَسُولُهُ اَحَقُّ اَنْ يُرْضُوهُ اِنْ كَانُوا مُؤْمِنينَ

(62) yahlifune billahi leküm li yürduküm vallahü ve rasulühü ehakku ey yürduhü in kanu mü’minin

Allah adına yemin ederler sizin rızanızı kazanmak için Allah ve o’nun resülünü razı etmeleri daha hak olan (bir durumdur) eğer onlar müminseler

1. yahlifûne : yemin ederler
2. bi allâhi : Allah’a
3. lekum : sizin için
4. li yurdû-kum : sizi hoşnut kılmak için
5. ve allâhu : ve Allah
6. ve resûlu-hû : ve resûlü
7. ehakku : daha çok hak sahibidir
8. en yurdûhu : o razı edilmeye
9. in kânû : eğer iseler
10. mu’minîne : mü’min

٦٣

اَلَمْ يَعْلَمُوا اَنَّهُ مَنْ يُحَادِدِ اللّهَ وَرَسُولَهُ فَاَنَّ لَهُ نَارَ جَهَنَّمَ خَالِدًا فيهَا ذلِكَ الْخِزْىُ الْعَظيمُ

(63) e lem ya’lemu ennehu mey yühadidillahe ve rasulehu fe enne lehu nara cehenneme haliden fiha zalikel hizyül aziym

bilmediler mi ki? şüphesiz o kimse Allah ve resülüne karşı koyarsa muhakkak onun için ebedi içinde kalacağı cehennem ateşi (vardır) işte en büyük rüsvalık budur

1. e lem ya’lemû : bilmiyorlar mı
2. ennehu : onun … olduğunu (muhakkak ki o)
3. men : kim, kişi
4. yuhâdidi allâhe : Allah’a muhalefet ve niza ederse, haddi aşarsa
5. ve resûle-hu : ve resûlüne
6. fe : böylece, o zaman, o taktirde
7. enne : muhakkak ki
8. lehu : ona, onun için vardır
9. nâre cehenneme : cehennem ateşi
10. hâliden : ebedî
11. fîhâ : orada
12. zâlike e hızyu el azîmu : işte bu en büyük rüsvalık, rezilliktir

٦٤

يَحْذَرُ الْمُنَافِقُونَ اَنْ تُنَزَّلَ عَلَيْهِمْ سُورَةٌ تُنَبِّءُهُمْ بِمَا فى قُلُوبِهِمْ قُلِ اسْتَهْزِؤُا اِنَّ اللّهَ مُخْرِجٌ مَا تَحْذَرُونَ

(64) yahzerul münafikune en tünezzele aleyhim suratün tünebbiühüm bi ma fi kulubihim kul istehziu innellahe muhricüm ma tahzerun

münafıklar çekinirler inmesinden onların aleyhinde bir surenin kalplerinde (gizledikleri) şeylerini açığa çıkaracak de ki eğlenin bakalım muhakkak Allah açığa çıkarandır o çekindikleri şeyleri

1. yahzeru el munâfikûne : münafıklar korkuyorlar, çekiniyorlar
2. en tunezzele : indirilmesinden
3. aleyhim : üzerlerine
4. sûretun : bir sure
5. tunebbiu-hum : onlara haber verir
6. bi mâ : şeyi
7. fî kulûbi-him : kalplerindeki
8. kul istehziû : de ki alay edin
9. inne allâhe : muhakkak Allah
10. muhricun : açığa çıkarandır
11. mâ tahzerûne : çekindiğiniz şey

٦٥

وَلَءِنْ سَاَلْتَهُمْ لَيَقُولُنَّ اِنَّمَا كُنَّا نَخُوضُ وَنَلْعَبُ قُلْ اَبِاللّهِ وَايَاتِه وَرَسُولِه كُنْتُمْ تَسْتَهْزِؤُنَ

(65) ve lein seeltehüm le yekulünne innema künna nehudu ve nel’ab kul e billahi ve ayatihi ve rasulihi küntüm testehziun

yemin olsun onlara sorsan mutlaka (şunu) derler biz sadece dalmış konuşuyorduk oyun ve şakaya de ki siz Allah ile O’nun resülü ile ve O’nun ayetleri ile mi eğleniyorsunuz

1. ve le in : ve eğer
2. se’elte-hum : onlara sorarsan
3. le yekûlunne : mutlaka derler
4. innemâ : sadece, ancak, yalnız
5. kun-nâ : biz olduk
6. nahûdu : dalıyoruz (lâfa, eğlenceye)
7. ve nel’abu : ve eğleniyoruz, oyun oynuyoruz
8. kul : de
9. e bi allâhi : Allah ile mi
10. ve âyâti-hî : ve onun âyetleri
11. ve resûli-hî : ve onun resûlü
12. kuntum : siz … idiniz, oldunuz
13. testehziûne : alay ediyorsunuz

٦٦

لَا تَعْتَذِرُوا قَدْ كَفَرْتُمْ بَعْدَ ايمَانِكُمْ اِنْ نَعْفُ عَنْ طَاءِفَةٍ مِنْكُمْ نُعَذِّبْ طَاءِفَةً بِاَنَّهُمْ كَانُوا مُجْرِمينَ

(66) la ta’teziru kad kefartüm ba’de imaniküm in na’fü an taifetim minküm nüazzib taifetem bi ennehüm kanu mücrimin

özür dilemeyin kesinlikle siz imandan sonra küfredersiniz sizden bir taifeyi affetsek bir kısmına azap ederiz onlar mücrim olmakta ısrar ettiklerinden dolayı

1. lâ ta’tezirû : özür beyan etmeyin
2. kad : olmuştu
3. kefer-tum : siz inkâr ettiniz
4. ba’de : sonra
5. îmâni-kum : sizin îmânınız
6. in : eğer
7. na’fu an : affederiz
8. tâifetin : bir topluluk, bir taife
9. min-kum : sizden
10. nuazzib : azaplandıracağız, azaplandırırız
11. tâifeten : bir topluluk, bir kavim
12. bi enne-hum : onların … olmaları sebebiyle, olmalarından dolayı
13. kânû mucrimîne : suçlu, günahkâr oldular

٦٧

اَلْمُنَافِقُونَ وَالْمُنَافِقَاتُ بَعْضُهُمْ مِنْ بَعْضٍ يَاْمُرُونَ بِالْمُنْكَرِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمَعْرُوفِ وَيَقْبِضُونَ اَيْدِيَهُمْ نَسُوا اللّهَ فَنَسِيَهُمْ اِنَّ الْمُنَافِقينَ هُمُ الْفَاسِقُونَ

(67) el münafikune vel münafikatü ba’duhüm min ba’d ye’mürune bil münkeri ve yenhevne anil ma’rufi ve yakbidune eydiyehüm nesüllahe fe nesiyehüm innel münafikıne hümül fasikun

münafık erkeklerle münafık kadınlar birbirlerinin aynıdır kötülüğü emrederler iyiliği men ederler ellerini sıkı tutarlar onlar Allah’ı unuttular (o da) onları unuttu şüphesiz münafıklar fasıkların ta kendileridir

1. el munâfikûne : münafık erkekler
2. ve el munâfikâtu : ve münafık kadınlar
3. ba’du-hum : onların bazısı, bir kısmı
4. min ba’din
(ba’du-hum min ba’din)
: bir kısmından
: (birbirinden)
5. ye’murûne : emrederler
6. bi el munkeri : kötülük ile
7. ve yenhevne : ve nehyederler, yasaklarlar
8. an el ma’rûfi : iyilikten, irfandan
9. ve yakbidûne : ve sıkarlar, sımsıkı tutarlar, cimrilik ederler
10. eydiye-hum : onların ellerini
11. nesû allâhe : Allah’ı unuttular
12. fe nesiye-hum : böylece (o da) onları unuttu
13. inne el munâfıkîne : muhakkak münafıklar
14. hum el fâsikûne : onlar fasıklardır

٦٨

وَعَدَ اللّهُ الْمُنَافِقينَ وَالْمُنَافِقَاتِ وَالْكُفَّارَ نَارَ جَهَنَّمَ خَالِدينَ فيهَا هِىَ حَسْبُهُمْ وَلَعَنَهُمُ اللّهُ وَلَهُمْ عَذَابٌ مُقيمٌ

(68) veadellahül münafikıne vel münafikati vel küffara nara cehenneme halidine fiha hiye hasbühüm ve leanehümüllah ve lehüm azabüm mukîm

Allah vaat etmiştir münafık erkeklere ve münafık kadınlara ve kafirlere içinde ebedi kalmak üzere cehennem ateşini bu onlara yeter Allah onlara lanet etmiştir onlar için devamlı bir azap (vardır)

1. vaada allâhu : Allah vaadetti
2. el munâfikîne : münafık erkekler
3. ve el munâfikâti : ve münafık kadınlar
4. ve el kuffâre : ve kâfirler
5. nâre cehenneme : cehennem ateşi
6. hâlidîne : ebedî kalanlar
7. fîhâ : onun içinde, orada
8. hiye : o (cehennem)
9. hasbu-hum : onlara kâfi, yeter
10. ve leane-hum allâhu : ve Allah onları lânetledi
11. ve lehum : ve onlar içindir
12. azâbun : bir azap
13. mukîmun : ikâme olunan, ikâme edilmiş olan, devamlı kılınan

Sayfa:197

٦٩

كَالَّذينَ مِنْ قَبْلِكُمْ كَانُوا اَشَدَّ مِنْكُمْ قُوَّةً وَاَكْثَرَ اَمْوَالًا وَاَوْلَادًا فَاسْتَمْتَعُوا بِخَلَاقِهِمْ فَاسْتَمْتَعْتُمْ بِخَلَاقِكُمْ كَمَا اسْتَمْتَعَ الَّذينَ مِنْ قَبْلِكُمْ بِخَلَاقِهِمْ وَخُضْتُمْ كَالَّذى خَاضُوا اُولءِكَ حَبِطَتْ اَعْمَالُهُمْ فِى الدُّنْيَا وَالْاخِرَةِ وَاُولءِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ

(69) kellezine min kabliküm kanu eşedde minküm kuvvetev ve eksera emvalev ve evlada festemteu bi halakıhim festemte’tum bihalakıküm kemestem teallazine min kabliküm bi halakıhüm ve hudtüm kellezi hadu ülaike habitat a’malühüm fid dünya vel ahirah ve ülaike hümül hasirun

kimseler gibisiniz sizden önceki onlar sizden kuvvetçe daha çetin idiler mal ve evlatça daha çok zevk sürdüler onlar nasipleri kadar zevk sürmeye baktınız siz de öyle nasibiniz nispetinde sizden öncekiler nasıl zevk sürdülerse (siz de) onlar gibi nasiplendiniz sizde onların daldığı gibi daldınız işte onların amelleri boşa gitmiştir dünya ve ahirette işte onlar hüsrana uğrayanlardır

1. ke ellezîne : o kimseler gibi
2. min kabli-kum : sizden önceki
3. kânû eşedde : daha şiddetli (kuvvetli) idiler (oldular)
4. min-kum : sizden
5. kuvveten : kuvvet olarak
6. ve eksere : ve daha fazla, daha çok
7. emvâlen : mal olarak
8. ve evlâden : ve evlât olarak
9. fe estemteû : böylece metalandılar, faydalandılar
10. bi halâki-him : kendi payları, nasipleri ile
11. fe estemta’tum : siz de metalandınız, faydalandınız
12. bi halâki-kum : sizin payınız, nasibiniz ile
13. kemâ estemtea : faydalandıkları gibi
14. ellezîne min kabli-kum : sizden önceki kimseler gibi
15. bi halâki-him : onların payları, nasipleri ile
16. ve hudtum : ve daldınız (dünya metaına, dünya malına)
17. ke ellezî hâdû : dalan kimse gibi
18. ulâike : işte onlar
19. habitat : heba oldu, boşa gitti
20. a’mâlu-hum : onların amelleri
21. fi ed dunyâ : dünyada
22. ve el âhıreti : ve ahiret
23. ve ulâike : ve işte onlar
24. hum el hâsirûne : onlar hüsrana düşenlerdir, uğrayanlardır

٧٠

اَلَمْ يَاْتِهِمْ نَبَاُ الَّذينَ مِنْ قَبْلِهِمْ قَوْمِ نُوحٍ وَعَادٍ وَثَمُودَ وَقَوْمِ اِبْرهيمَ وَاَصْحَابِ مَدْيَنَ وَالْمُؤْتَفِكَاتِ اَتَتْهُمْ رُسُلُهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ فَمَا كَانَ اللّهُ لِيَظْلِمَهُمْ وَلكِنْ كَانُوا اَنْفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ

(70) e lem ye’tihim nebeüllezine min kablihim kavmi nuhiv ve adiv ve semude ve kavmi ibrahime ve ashabi medyene vel mü’tefikat etethüm rusülühüm bil beyyinat fe ma kanellahü li yazlimehüm ve lakin kanu enfüsehüm yazlimun

onlara onlardan öncekilerin haberi gelmedi mi? nuh, ad ve semud kavminin ibrahim kavminin medyen ashabının mütefikelerin (lut ve hut kavimlerinin) onlara peygamberimiz mucizeler getirmişlerdi Allah onlara zulüm etmiş değildi lakin onlar kendi nefislerine zulüm ediyorlardı

1. e lem ye’ti-him : onlara gelmedi mi
2. nebeu : haber
3. ellezîne min kabli-him : onlardan önceki kimselerin
4. kavmi nuhin : Nuh kavmi
5. ve âdin : ve Ad (kavmi)
6. ve semûde : ve Semud (kavmi)
7. ve kavmi ibrâhîme : ve İbrâhîm kavmi
8. ve ashâbi medyene : ve Medyen halkı
9. ve el mu’tefikâti
(efeke)
: ve çevrilmiş olanlar (altı üstüne çevrilen şehirler)
: (çevirdi)
10. etet-hum : onlara getirdi
11. rusulu-hum : onların (kendi) resûlleri
12. bi el beyyinati : delilleri ile (beyyineleri)
13. fe mâ kâne allâhu : o zaman Allah olmadı
14. li yazlime-hum : onlara zulmediyorlar
15. ve lâkin : ve fakat, lâkin
16. kânû : oldular
17. enfuse-hum : onlar nefslerine
18. yazlimûne : zulmediyor

٧١

وَالْمُؤْمِنُونَ وَالْمُؤْمِنَاتُ بَعْضُهُمْ اَوْلِيَاءُ بَعْضٍ يَاْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَيُقيمُونَ الصَّلوةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكوةَ وَيُطيعُونَ اللّهَ وَرَسُولَهُ اُولءِكَ سَيَرْحَمُهُمُ اللّهُ اِنَّ اللّهَ عَزِيزٌ حَكيمٌ

(71) vel mü’minune vel mü’minatü ba’duhüm evliyaü ba’d ye’mürune bil ma’rufi ve yenhevne anil münkeri ve yükiymunes salate ve yü’tunez zekate ve yütiy’unellahe ve rasuleh ülaike se yerhamühümüllah innellaha azizün hakim

mümin erkeklerle mümin kadınlar birbirlerinin velileridir iyiliği emrederler ve kötülükten men ederler namazı dosdoğru kılarlar zekatını verirler Allah ve o’nun resülüne itaat ederler işte onlara Allah merhamet edecektir şüphesiz Allah güçlüdür, hikmet sahibidir

1. ve el mu’minûne : ve mü’min erkekler
2. ve el mu’minâtu : ve mü’min kadınlar
3. ba’du-hum : onların bir kısmı
4. evlîyâu : velîler, dostlar
5. ba’din : bir kısmı
6. ye’murûne : emrederler
7. bi el ma’rûfi : ma’ruf ile, iyilik ile
8. ve yenhevne : ve nehyederler, yasaklarlar
9. an el munkeri : kötülükten
10. ve yukîmûne es salâte : ve namazı ikâme ederler
11. ve yu’tûne ez zekâte : ve zekâtı verirler
12. ve yutîûne allâhe : ve Allah’a itaat ederler
13. ve resûle-hu : ve onun resûlü
14. ulâike : işte onlar
15. se yerhamu-hum allâhu : Allah onlara rahmet edecek
16. inne allâhe : muhakkak Allah
17. azîzun : azîzdir, yücedir
18. hakîmun : hakîmdir, hüküm sahibidir, hikmet sahibidir

٧٢

وَعَدَ اللّهُ الْمُؤْمِنينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ جَنَّاتٍ تَجْرى مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِدينَ فيهَا وَمَسَاكِنَ طَيِّبَةً فى جَنَّاتِ عَدْنٍ وَرِضْوَانٌ مِنَ اللّهِ اَكْبَرُ ذلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظيمُ

(72) veadellahül mü’minine vel mü’minati cennatin tecri min tahtihel enharu halidine fiha ve mesakine tayyibeten fi cennati adn ve ridvanüm minallahi ekber zalike hüvel fevzül aziym

Allah vaat etmiştir erkek ve kadın müminlere altlarından nehirler akan cennetler orada ebedi olarak kalacaklar çok güzel meskenlerde adn cennetlerinin içinde Allah’ın rızası da en büyüktür işte en büyük kurtuluş budur

1. vaadallâhu : Allah vaadetti
2. el mu’minîne : mü’min erkekler
3. ve el mu’minâti : ve mü’min kadınlar
4. cennâtin : cennetler
5. tecrî : akar
6. min tahtihâ : onun altından
7. el enhâru : nehirler
8. hâlidîne : ebedî, devamlı (kalanlar)
9. fî-hâ : orada
10. ve mesâkine : ve meskenler, evler
11. tayyibeten : helâl, güzel, temiz
12. fî cennâti adnin : adn cennetleri içinde
13. ve rıdvânun : ve bir rıza
14. min allâhi : Allah’tan
15. ekberu : en büyüktür (kebir = büyük)
16. zâlike : işte bu
17. huve el fevzu el azîmu : en büyük kurtuluş odur

Sayfa:198

٧٣

يَا اَيُّهَا النَّبِىُّ جَاهِدِ الْكُفَّارَ وَالْمُنَافِقينَ وَاغْلُظْ عَلَيْهِمْ وَمَاْويهُمْ جَهَنَّمُ وَبِءْسَ الْمَصيرُ

(73) ya eyyühen nebiyyü cahidil küffara vel münafikiyne vağluz aleyhim ve me’vahüm cehennem ve bi’sel mesiyr

ey nebi cihat et kafirlere ve münafıklara karşı onlara sert davran onların varacakları yer cehennemdir o ne kötü dönüş yeridir

1. yâ eyyuhâ en nebiyyu : ey peygamber
2. câhidi el kuffâre : kâfirlerle cihad et
3. ve el munâfikîne : ve münafıklarla
4. vagluz (ve iglız) : ve katı, sert davran (galiz ol)
5. aleyhim : onlara
6. ve me’vâ-hum : ve onların barındıkları yer, sığınacakları yer
7. cehennemu : cehennem
8. ve bi’se : ne kötü
9. el masîru : dönüş yeri, gidilen, seyredilen yer

٧٤

يَحْلِفُونَ بِاللّهِ مَا قَالُوا وَلَقَدْ قَالُوا كَلِمَةَ الْكُفْرِ وَكَفَرُوا بَعْدَ اِسْلَامِهِمْ وَهَمُّوا بِمَالَمْ يَنَالُوا وَمَا نَقَمُوا اِلَّا اَنْ اَغْنيهُمُ اللّهُ وَرَسُولُهُ مِنْ فَضْلِه فَاِنْ يَتُوبُوا يَكُ خَيْرًا لَهُمْ وَاِنْ يَتَوَلَّوْا يُعَذِّبْهُمُ اللّهُ عَذَابًا اَليمًا فِى الدُّنْيَا وَالْاخِرَةِ وَمَالَهُمْ فِى الْاَرْضِ مِنْ وَلِىٍّ وَلَا نَصيرٍ

(74) yahlifune billahi ma kalu ve le kad kalu kelimetel küfri ve keferu ba’de islamihim ve hemmu bi ma lem yenalu ve ma nekamu illa en ağnahümü llahü ve rasulühu min fadlih fe iy yetubu yekü hayral lehüm ve iy yetevellev yüazzibhümüllahü azaben elimen fid dünya vel ahirah ve ma lehüm fil erdi miv veliyyiv ve la nasiyr

yemin ederler Allah adına söylemediklerine (dair) kesinlikle o küfür kelimesini söylediler kafir oldular onlar islama (girdikten) sonra nail olamadıkları şeyi kurdular intikam almak istemelerinin (nedeni) ancak onların zenginleştirilmiş olmaları idi Allah ve o’nun resulünün fazlı ihsanı ile eğer tövbe ederlerse onlar için hayırlı olur eğer yüz çevirirlerse Allah onlara azap eder elim bir azap (ile) dünyada, hem de ahirette onlar için yeryüzünde ne bir veli ne de bir yardımcı yoktur

1. yahlifûne : yemin ediyorlar
2. bi allâhi : Allah’a
3. mâ kâlû : söylemediler
4. ve lekad : ve andolsun ki
5. kâlû : söylediler
6. kelimete el kufri : küfür kelimesini (sözünü)
7. ve keferû : ve kâfir oldular
8. ba’de islâmi-him : İslâmlıklarından sonra
9. ve hemmû : ve yapmak istediler, kalkıştılar, hamle yaptılar
10. bi mâ : şeye
11. lem yenâlû : muvaffak olamadılar, nail olamadılar
12. ve mâ nekamû : ve çekemedikleri şey, intikam alacakları şey, cezalandırmak istedikleri şey
13. illâ : ancak, sadece
14. en egnâ-hum allâhu
(gâni)
: Allah’ın onları zenginleştirmesi
: (zengin)
15. ve resûlu-hu : ve onun resûlü
16. min fadli-hi : fazlından
17. fe in : o zaman eğer
18. yetûbû : tövbe ederlerse
19. yeku hayren : hayırlı olur
20. lehum : onlar için
21. ve in : ve eğer
22. yetevellev : dönerler
23. yuazzib-hum allâhu : Allah onları azaplandırır
24. azâben elîmen : elîm (acı) azap
25. fî ed dunyâ : dünyada
26. ve el âhireti : ve ahiret
27. ve mâ lehum : onların yoktur
28. fî el ardı : yeryüzünde
29. min veliyyin : bir dost, dostlardan bir dost
30. ve lâ nasîrin : ve bir yardımcı yoktur

٧٥

وَمِنْهُمْ مَنْ عَاهَدَ اللّهَ لَءِنْ اتينَا مِنْ فَضْلِه لَنَصَّدَّقَنَّ وَلَنَكُونَنَّ مِنَ الصَّالِحينَ

(75) ve minhüm men ahedellahe lein atana min fadlihi le nessaddekanne ve le nekunenne mines salihiyn

onlardan bazı kimseler Allah’a söz vermişti eğer (Allah) bize fazlından verirse kesinlikle zekatını veririz muhakkak bizler salihlerden oluruz (diye)

1. ve min-hum : ve onlardan veren
2. men âhede allâhe : Allah’a ahd etmiş kimse
3. le in : eğer, ise
4. âtâ-nâ : bize verdi
5. min fadli-hî : onun fazlından
6. le nessaddeka enne : muhakkak sadaka vereceğiz
7. ve le nekûne enne : ve muhakkak olacağız
8. min es sâlihîne : salihlerden

٧٦

فَلَمَّا اتيهُمْ مِنْ فَضْلِه بَخِلُوا بِه وَتَوَلَّوْا وَهُمْ مُعْرِضُونَ

(76) felemma atahüm min fadlihi behilu bihi ve tevellev ve hüm mu’ridun

vaktaki onlara (Allah) o fazlından verdi onda cimrilik ettiler yüz çevirdiler onlar dönektirler

1. fe : bundan sonra, böylece
2. lemmâ : olunca, olduğu zaman
3. âtâ-hum : onlara verdi
4. min fadli-hî : kendi fazlından, ihsanından
5. bahılû : cimrilik yaptılar
6. bi-hî : onunla
7. ve tevellev : ve döndüler (ahdlerinden)
8. ve hum : ve onlar
9. mu’ridûne : yüz çeviren kimseler oldular

٧٧

فَاَعْقَبَهُمْ نِفَاقًا فى قُلُوبِهِمْ اِلى يَوْمِ يَلْقَوْنَهُ بِمَا اَخْلَفُوا اللّهَ مَا وَعَدُوهُ وَبِمَا كَانُوا يَكْذِبُونَ

(77) fe a’kabehüm nifakan fi kulubihim ila yevmi yelkavnehu bi ma ahlefüllahe ma veaduhü ve bi ma kanu yekzibun

onların kalplerini nifaka çeviriverdi güne kadar onunla karşılaşacakları Allah’a muhalif olmaları sebebiyle O’na verdikleri söze ve yalan söylemeleri sebebiyle

1. fe : böylece, artık
2. a’kabe-hum : onların akıbeti, işlerinin sonucu
3. nifâkan : nifak, nifak olarak, nifak yaptı
4. fî kulûbi-him : onların kalplerinde, kalplerine
5. ilâ yevmi : güne kadar
6. yelkavne-hu : onunla karşılaşacaklar
7. bi mâ : şey sebebiyle, dolayısıyla
8. ahlefu allâhe : Allah’a muhalefet ettiler, yerine getirmediler
9. mâ vaadû-hu : ona vaadettikleri şeyi
10. ve bi mâ : ve şey sebebiyle
11. kânû yekzibûne : yalan söylemiş oldular, yalanladılar

٧٨

اَلَمْ يَعْلَمُوا اَنَّ اللّهَ يَعْلَمُ سِرَّهُمْ وَنَجْويهُمْ وَاَنَّ اللّهَ عَلَّامُ الْغُيُوبِ

(78) e lem ya’lemu ennellahe ya’lemü sirrahüm ve necvahüm ve ennellahe allamül ğuyub

bilmiyorlar mı? şüphesiz Allah bilir onların sırlarını da fısıltılarını da şüphesiz Allah gaybları bilendir

1. e lem ya’lemû : bilmiyorlar mı
2. enne allâhe : Allah’ın … olduğunu
3. ya’lemu : biliyor
4. sırre-hum : onların sırlarını
5. ve necvâ-hum : ve onların fısıldaşmalarını
6. ve enne allâhe : ve muhakkak Allah
7. allamu el guyûbi : gayb bilgilerini, gaybte olanları çok iyi bilir

٧٩

اَلَّذينَ يَلْمِزُونَ الْمُطَّوِّعينَ مِنَ الْمُؤْمِنينَ فِى الصَّدَقَاتِ وَالَّذينَ لَا يَجِدُونَ اِلَّا جُهْدَهُمْ فَيَسْخَرُونَ مِنْهُمْ سَخِرَ اللّهُ مِنْهُمْ وَلَهُمْ عَذَابٌ اَليمٌ

(79) ellezine yelmizunel mütteavviiyne minel mü’minine fis sadekati vellezine la yecidune illa cühdehüm fe yesharune minhüm sehirallahü minhüm ve lehüm azabün elim

o kimseler ki laf atarlar gönlünden koparak müminlere sadakalar veren veremeyen müminlere güçlerinin yettiğinden (fazlasını) onları alay ve eğlence alanları Allah da onları alaya alacaktır onlar için elim bir azap vardır

1. ellezîne : o kimseler
2. yelmizûne : ayıplıyorlar, küçük görüyorlar
3. el muttavvıîne : zengin olanlar (zekâttan fazla olarak gönüllü teberruda bulunan kişiler)
4. minel mu’minîne : mü’minlerden
5. fî es sadakâti : sadakalar konusunda
6. ve ellezîne lâ yecidûne : ve bulamayan kimseler
7. illâ cuhde-hum : cehdlerinden, emek ve çabalarından, gayretlerinden başkası
8. fe yesharûne : böylece alay ederler
9. min-hum : onlardan
10. sehire allâhu : Allah alay etti
11. min-hum : onlardan
12. ve lehum : ve onlar içindir, onlara vardır
13. azâbun elîmun : elîm (acı) azap

Sayfa:199

٨٠

اِسْتَغْفِرْ لَهُمْ اَوْ لَا تَسْتَغْفِرْ لَهُمْ اِنْ تَسْتَغْفِرْ لَهُمْ سَبْعينَ مَرَّةً فَلَنْ يَغْفِرَ اللّهُ لَهُمْ ذلِكَ بِاَنَّهُمْ كَفَرُوا بِاللّهِ وَرَسُولِه وَاللّهُ لَا يَهْدِى الْقَوْمَ الْفَاسِقينَ

(80) istağfir lehüm ev la testağfir lehüm in testağfir lehüm seb’iyne merraten fe ley yağfirallahü lehüm zalike bi ennehüm keferu billahi ve rasulih vallahü la yehdil kavmel fasikın

onlar için ister istiğfar edin yahut onlar için istiğfar dileme istiğfarda bulunsan da onlar için yetmiş kere Allah onları asla bağışlamayacaktır bunu sebebi şüphesiz Allah ve O’nun resülüne inkar ettiler Allah hidayete erdirmez fasık bir kavmi

1. istagfir : mağfiret dile
2. lehum : onlar için
3. ev : veya
4. lâ testagfir : mağfiret dileme
5. lehum : onlar için
6. in testagfir : eğer mağfiret dilersen
7. lehum : onlar için
8. seb’îne : yetmiş
9. merreten : kere
10. fe len yagfirallâhu : artık Allah asla mağfiret etmez
11. lehum : onları
12. zâlike : işte bu
13. bi enne-hum : onların
14. keferû : inkâr ettiler
15. bi allâhi : Allah’ı
16. ve resûli-hi : ve onun resûlü
17. vallâhu (ve allâhu) : ve Allah
18. lâ yehdî : ulaştırmaz
19. el kavme el fâsikîne : fasık kavim

٨١

فَرِحَ الْمُخَلَّفُونَ بِمَقْعَدِهِمْ خِلَافَ رَسُولِ اللّهِ وَكَرِهُوا اَنْ يُجَاهِدُوا بِاَمْوَالِهِمْ وَاَنْفُسِهِمْ فى سَبيلِ اللّهِ وَقَالُوا لَا تَنْفِرُوا فِى الْحَرِّ قُلْ نَارُ جَهَنَّمَ اَشَدُّ حَرًّا لَوْ كَانُوا يَفْقَهُونَ

(81) ferihal mühallefune bi mak’adihim hilafe rasulillahi ve kerihu ey yücahidu bi emvalihim ve enfüsihim fi sebilillahi ve kalu la tenfiru fil harr kul naru cehenneme eşeddü harra lev kanu yefkahun

(seferden) geri kalanlar sevindiler oturup kalmalarına muhalefet ederek Allah’ın resülüne cihat etmekten hoşlanmadılar malları ile canları ile Allah yolunda dediler ve sıcakta sefere çıkmayın de ki cehennem ateşinin sıcağı daha şiddetlidir velev bir anlasalardı

1. feriha : ferahladılar
2. el muhallefûne : geri kalanlar
3. bi mak’adi-him : kalıp oturmaları ile
4. hılâfe : muhalefet ederek
5. resuli allâhi : Allah’ın resûlü
6. ve kerihû : ve kerih gördüler, istemediler
7. en yucâhidû : cihad etmek
8. bi emvâli-him : malları ile
9. ve enfusi-him : ve nefsleri, canları
10. fî sebîli allâhi : Allah’ın yolunda
11. ve kâlû : ve dediler
12. lâ tenfirû : (cihada) çıkmayınız
13. fî el harri : sıcakta, sıcak havada
14. kul : de
15. nâru cehenneme : cehennem ateşi
16. eşeddu : daha şiddetli
17. harren : sıcak
18. lev : eğer, keşke
19. kânû : oldular
20. yefkahûne : idrak ederler

٨٢

فَلْيَضْحَكُوا قَليلًا وَلْيَبْكُوا كَثيرًا جَزَاءً بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَ

(82) fel yadhaku kalilev vel yebku kesira cezaem bi ma kanu yeksibun

artık onlar az gülsünler ve çok ağlasınlar yapmış olduklarınızın cezası olarak

1. fe li yadhakû : artık gülsünler
2. kalîlen : az
3. ve li yebkû : ve ağlasınlar
4. kesîren : çok
5. cezâen : ceza olarak
6. bi mâ : şeyler dolayısıyla, sebebiyle
7. kânû yeksibûne : kazanmış oldukları

٨٣

فَاِنْ رَجَعَكَ اللّهُ اِلى طَاءِفَةٍ مِنْهُمْ فَاسْتَاْذَنُوكَ لِلْخُرُوجِ فَقُلْ لَنْ تَخْرُجُوا مَعِىَ اَبَدًا وَلَنْ تُقَاتِلُوا مَعِىَ عَدُوًّا اِنَّكُمْ رَضيتُمْ بِالْقُعُودِ اَوَّلَ مَرَّةٍ فَاقْعُدُوا مَعَ الْخَالِفينَ

(83) fe ir raceakellahü ila taifetim minhüm feste’zenuke lil huruci fe kul len tahrucu meiye ebedev ve len tükatilu meiye adüvva inneküm radiytüm bil kuudi evvele merratin fak’udu meal halifin

Allah seni onlardan bir taifenin yanına döndürür de senden çıkmak için izin isterse de ki asla çıkamazsınız benimle beraber hiçbir zaman ve benimle beraber düşmanla artık sizler oturmaktan razı oldunuz daha evvelki seferde artık sizler oturun oturanlarla beraber

1. fe in : böylece, bundan sonra eğer
2. recea-ke allâhu : Allah seni döndürdü
3. ilâ tâifetin : bir topluluğa
4. min-hum : onlardan
5. fe iste’zenû-ke : senden izin isterlerse
6. li el hurûci : çıkmak için
7. fe kul : o zaman de ki
8. len tahrucû : hiç çıkmayacaksınız
9. maiye : benimle beraber
10. ebeden : ebediyyen
11. ve len tukâtilû : ve hiç savaşmayacaksınız
12. maiye : benimle beraber
13. aduvven : düşman
14. innekum : muhakkak siz
15. radîtum : siz razı oldunuz
16. bi el ku’ûdi : oturmaya (cihaddan geri kalmaya)
17. evvele : ilk
18. merretin : defa
19. fak’udû : böylece oturun (cihaddan geri kalın)
20. mea el hâlifîne : geri kalanlarla beraber

٨٤

وَلَا تُصَلِّ عَلى اَحَدٍ مِنْهُمْ مَاتَ اَبَدًا وَلَا تَقُمْ عَلى قَبْرِه اِنَّهُمْ كَفَرُوا بِاللّهِ وَرَسُولِه وَمَاتُوا وَهُمْ فَاسِقُونَ

(84) ve la tüsalli ala ehadim minhüm mate ebedev ve la tekum ala kabrih innehüm keferu billahi ve rasulihi ve matu ve hüm fasikun

ve onlardan birisinin ölüsünün üzerine ebedi olarak namaz kılma ve kabri başında durma şüphesiz onlar, Allah ve o’nun resülünü inkar ettiler ve onlar fasık olarak öldüler

1. ve lâ tusalli : ve namaz kılma
2. alâ ehadin : birisi için, birisinin üzerine
3. min-hum : onlardan
4. mâte : öldü
5. ebeden : ebediyyen
6. ve lâ tekum : ve sen durma
7. alâ kabri-hi : onun kabrinde
8. inne-hum : muhakkak onlar, çünkü onlar
9. keferû : inkâr ettiler
10. bi allâhi : Allah’ı
11. ve resûli-hî : ve onun resûlü
12. ve mâtû : ve öldüler
13. ve hum : ve onlar
14. fâsikûne : fasıklardır, fıskta olanlardır

٨٥

وَلَا تُعْجِبْكَ اَمْوَالُهُمْ وَاَوْلَادُهُمْ اِنَّمَا يُريدُ اللّهُ اَنْ يُعَذِّبَهُمْ بِهَا فِى الدُّنْيَا وَتَزْهَقَ اَنْفُسُهُمْ وَهُمْ كَافِرُونَ

(85) ve la tu’cibke emvalühüm ve evladühüm innema yüridüllahü ey yüazzibehüm biha fid dünya ve tezheka enfüsühüm ve hüm kafirun

onların malları ve evlatları seni imrendirmesin Allah bunlarla dünyada sadece kendilerine azap etmeyi istiyor ve canlarını kafir oldukları halde almak (istiyor)

1. ve lâ tu’cib-ke : ve senin hoşuna gitmesin, imrendirmesin
2. emvâlu-hum : onların malları
3. ve evlâdu-hum : ve onların evlâtları
4. innemâ : sadece, yalnız, ancak
5. yurîdu allâhu : Allah istiyor, ister
6. en yuazzibe-hum : onlara azap etmek
7. bi-hâ : onunla
8. fî ed dunyâ : yeryüzünde
9. ve tezheka : ve (canlarının) çıkması
10. enfusu-hum : onların nefsleri
11. ve hum : ve onlar
12. kâfirûne : kâfirler

٨٦

وَاِذَا اُنْزِلَتْ سُورَةٌ اَنْ امِنُوا بِاللّهِ وَجَاهِدُوامَعَ رَسُولِهِ اسْتَاْذَنَكَ اُولُوا الطَّوْلِ مِنْهُمْ وَقَالُوا ذَرْنَا نَكُنْ مَعَ الْقَاعِدينَ

(86) ve iza ünzilet suratün en aminu billahi ve cahidu mea rasulihi ste’zeneke ülüt tavli minhüm ve kalu zerna neküm meal kaidin

bir sure indirildiği zaman Allah’a iman edin, o’nun resülü ile beraber cihada gidin (diye) onlardan servet sahibi olanlar senden izin istediler bizi bırakın oturanlarla beraber olalım dediler

1. ve izâ unzilet : ve indirildiği zaman
2. sûretun : bir sure
3. en âminû : âmenû olmak için
4. bi allâhi : Allah’a
5. ve câhidû : ve cihad edin
6. mea : beraber
7. resûli-hi : onun resûlü
8. iste’zene-ke : senden izin ister
9. ulû et tavli : servet sahipleri
10. min-hum : onlardan
11. ve kâlû : ve dediler
12. zer-nâ : bizi bırak
13. nekun : olalım
14. mea el kâ’ıdîne : oturanlarla (cihaddan geri kalanlarla) beraber

Sayfa:200

٨٧

رَضُوا بِاَنْ يَكُونُوا مَعَ الْخَوَالِفِ وَطُبِعَ عَلى قُلُوبِهِمْ فَهُمْ لَا يَفْقَهُونَ

(87) radu bi ey yekunu meal havalifi ve tubia ala kulubihim fehüm la yefkahun

oturup kalan (kadınlarla) beraber olmaya razı oldular onların kalpleri mühürlendi artık onlar anlayamazlar

1. radû : razı oldular
2. bi en yekûnû : ile olmaya
3. mea : beraber
4. el havâlifi : (savaşa katılmayıp) geri kalanlar
5. ve tubia : ve tabedildi, mühürlendi
6. alâ kulûbi-him : onların kalplerinin üzerine
7. fe hum : böylece onlar
8. lâ yefkahûne : fıkıh edemezler

٨٨

لكِنِ الرَّسُولُ وَالَّذينَ امَنُوا مَعَهُ جَاهَدُوا بِاَمْوَالِهِمْ وَاَنْفُسِهِمْ وَاُولءِكَ لَهُمُ الْخَيْرَاتُ وَاُولءِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ

(88) lakinir rasulü vellezine amenu meahu cahedu bi emvalihim ve enfüsihim ve ülaike lehümül hayratü ve ülaikehümül müflihun

lakin resul ve onunla beraber iman edenler malları ve canları ile cihat ettiler işte bütün hayırlar bunlarındır işte muradına erenler bunlardır

1. lâkin : fakat, ama, lâkin
2. er resûlu : resûl
3. ve ellezîne âmenû : ve (Allah’a ölmeden önce ulaşacağına) inanan kimseler
4. mea-hu : onunla birlikte
5. câhedû : cihad ettiler
6. bi emvâli-him : kendi malları ile
7. ve enfusi-him : ve nefsleri, canları ile
8. ve ulâike : ve işte onlar
9. lehum el hayrâtu : (bütün) hayırlar onlarındır
10. ve ulâike : ve işte onlar
11. hum el muflihûne : onlar felâha (kurtuluşa) erenlerdir

٨٩

اَعَدَّ اللّهُ لَهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرى مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِدينَ فيهَا ذلِكَ الْفَوْزُ الْعَظيمُ

(89) eaddellahü lehüm cennati tecri min tahtihel enharu halidine fiha zalikel fevzül aziym

Allah onlar için cennet hazırlamıştır altlarından nehirler akan, onun içinde ebedi kalacakları işte en büyük saadet budur

1. eadde allâhu : Allah hazırladı
2. lehum : onlar için
3. cennâtin : cennetler
4. tecrî : akar
5. min tahtihe el enhâru : altından nehirler
6. hâlidîne : ebedî kalanlar
7. fî-hâ : orada
8. zâlike : işte bu
9. el fevzu el azîmu : en büyük (kurtuluş, mükâfat) fevzdir

٩٠

وَجَاءَ الْمُعَذِّرُونَ مِنَ الْاَعْرَابِ لِيُؤْذَنَ لَهُمْ وَقَعَدَ الَّذينَ كَذَبُوا اللّهَ وَرَسُولَهُ سَيُصيبُ الَّذينَ كَفَرُوا مِنْهُمْ عَذَابٌ اَليمٌ

(90) ve cael müazzirune minel a’rabi li yü’zene lehüm ve kaadellezine kezebüllahe ve rasuleh se yüsiybüllezine keferu minhüm azabün elim

araplardan özür bahane edenler geldi kendilerine izin verilmesi için Allah’ı ve resülünü yalanlayanlar ile oturdular onlardan kafir olan kimselere elim azap isabet edecektir

1. ve câe : ve geldiler
2. el muazzirûne : özür beyan edenler, bahane edenler
3. min el a’râbi : bedevîlerden (göçebe yaşayan Araplar)
4. lî yu’zene : izin verilmesi için
5. lehum : onlara
6. ka’ade : oturdu (geri kaldı)
7. ellezîne kezebû allâhe : Allah’a yalan söyleyenler
8. ve resûle-hu : ve onun resûlü
9. se yusîbu : onlara isabet edecek
10. ellezîne keferû : kâfir olan kimseler
11. min-hum : onlardan
12. azâbun elîmun : elîm (acı) azap

٩١

لَيْسَ عَلَى الضُّعَفَاءِ وَلَا عَلَى الْمَرْضى وَلَاعَلَى الَّذينَ لَايَجِدُونَ مَا يُنْفِقُونَ حَرَجٌ اِذَا نَصَحُوا لِلّهِ وَرَسُولِه مَا عَلَى الْمُحْسِنينَ مِنْ سَبيلٍ وَاللّهُ غَفُورٌ رَحيمٌ

(91) leyse aled duafai ve la alel merda ve la alellezine la yecidune me yünfikune haracün iza nesahu lillahi ve rasulih ma alel muhsinine min sebil vallahü ğafurur rahiym

zayıflara , hasta olanlara (günah) yoktur ne de sarf edecek şey bulamayan kimselere günah yoktur Allah ve o’nun resülüne sadık kalmaları şartı ile iyilik edenler için (ayıplamaya) yol yoktur Allah bağışlayan, merhamet sahibidir

1. leyse : değildir, yoktur
2. alâ ed duafâi : zayıflar, kuvvetsizler, güçsüzler üzerine
3. ve lâ : ve yoktur
4. alâ el merdâ : hastaların üzerinde
5. ve lâ alâ : ve yoktur üzerinde
6. ellezîne lâ yecidûne : bulamayan kimseler
7. mâ yunfikûne : infâk edecek, verecek şey
8. haracun : günah
9. izâ nasahû : nasihat edip, öğüt vererek sadık kaldıkları taktirde
10. li allâhi : Allah için
11. ve resûli-hi : ve onun resûlü
12. mâ alâ el muhsinîne : muhsinler üzerine yoktur
13. min : …den, …dan
14. sebîlin : (aleyhlerinde) bir yol
15. vallâhu : ve Allah
16. gafûrun : mağfiret edendir
17. rahîmun : rahmet nuru gönderendir

٩٢

وَلَا عَلَى الَّذينَ اِذَا مَا اَتَوْكَ لِتَحْمِلَهُمْ قُلْتَ لَا اَجِدُ مَا اَحْمِلُكُمْ عَلَيْهِ تَوَلَّوْا وَاَعْيُنُهُمْ تَفيضُ مِنَ الدَّمْعِ حَزَنًا اَلَّا يَجِدُوا مَايُنْفِقُونَ

(92) ve la alellezine iza ma etevke li tahmilehüm kulte la ecidü ma ahmilüküm aleyhi tevellev ve a’yünühüm tefidu mined dem’i hazenen ella yecidu ma yünfikun

bir de o kimselere (günah) yoktur kendilerine senden binek hayvan istemeye geldikleri zaman onlara size binecek hayvan bulamıyorum dediğinde gözlerinden yaş akıtarak hüzünle dönüp gidenlere (bu uğurda) sarf edecekleri bir şey bulamadıklarından (dolayı)

1. ve lâ alâ ellezîne : ve o kimselerin üzerine yoktur
2. izâ mâ etevke : karşılaştığın zaman
3. li tahmile-hum : onları taşıman, bindirip sevketmen için
4. kulte : sen dedin
5. lâ ecidu : bulamıyorum, bulamadım
6. mâ ahmilu-kum : sizi bindirecek şey (sizi taşıyacak)
7. aleyhi : üzerinde
8. tevellev : döndüler
9. ve a’yunu-hum : ve onların gözleri
10. tefîdu : boşaldı, aktı
11. min ed dem’i : kandan
12. tefîdu min ed dem’i : kanlı gözyaşı
13. hazenen : hazin, hüzün
14. ellâ yecidû (en lâ yecidû) : bulamaması
15. mâ yunfikûne : infâk edecek şey

٩٣

اِنَّمَا السَّبيلُ عَلَى الَّذينَ يَسْتَاْذِنُونَكَ وَهُمْ اَغْنِيَاءُ رَضُوا بِاَنْ يَكُونُوا مَعَ الْخَوَالِفِ وَطَبَعَ اللّهُ عَلى قُلُوبِهِمْ فَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ

(93) innemes sebilü alellezine yeste’zinuneke ve hüm ağniya’ radu bi ey yekunu meal havalifi ve tabeallahü ala kulubihim fehüm la ya’lemun

ancak (muahezeye) yol için senden izin isteyen o kimseler içindir zengin oldukları halde geri kalan (kadınlarla) beraber oturmaya razı oldular Allah onların kalplerini mühürledi artık onlar bilmezler

1. innemâ : ancak, sadece, fakat
2. es sebîlu : yol, vesile
3. alâ : üzerine
4. ellezîne yeste’zinûne-ke : senden izin isteyen kimseler
5. ve hum : ve onlar
6. agniyâu : zenginler
7. radû : razı oldular
8. bi en yekûnû : olmaya
9. mea el havâlifi : (savaşa katılmayıp) geride kalanlarla beraber
10. ve tabea allâhu : ve Allah tabetmiştir
11. alâ : üzerini
12. kulûbi-him : onların kalpleri
13. fe hum : böylece onlar
14. lâ ya’lemûne : bilmezler, bilemezler

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.