01. Cüz

Nüzul SırasıCüzSayfaSure
511Fatiha(1)

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ

١

اَلْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمينَ

Bismillahirrahmanirrahim

(1) El hamdü lillahi rabbil alemin
Hamd Allah içindir alemlerin Rabbi

1. bi ismi allahi : Allah’ın ismi ile
2. er rahmân er rahîm : Rahmân ve Rahîm olan
Rahîm esması ile tecelli eden, rahmet nuru gönderen
3. el hamdu : hamd, övgü, sena, manevî ni’metlere şükür
4. lillâhi (li allâhi) : Allah için, Allah’a
5. rabbi : Rab
6. el âlemîne : âlemler

٢

اَلرَّحْمنِ الرَّحيمِ

(2) Er rahmanir rahiym
esirgeyen bağışlayan

1. er rahmâni : kâinattaki her zerreyi idare eden
2. er rahîmi : rahîm esması ile tecelli eden, rahmet nurunun sahibi

٣

مَالِكِ يَوْمِ الدّينِ

(3) Maliki yevmid din
Din gününün sahibi olan

1. mâliki : malik, sahip
2. yevmid dîne (yevme ed dîne) : dîn günü,
(kişinin mürşidine ulaştığı ve ruhunun Allah’a doğru yola çıktığı gün)

٤

اِيَّاكَ نَعْبُدُ وَاِيَّاكَ نَسْتَعينُ

(4) İyyake na’büdü ve iyyake nesteiyn
Yalnız sana kulluk ederiz ve yalnız senden yardım isteriz

1. iyyâ-ke : yalnız sen, yalnız sana
2. na’budu : (biz) kul oluruz
3. ve : ve
4. iyyâ-ke : yalnız sen, yalnız senden
5. nestaînu : istiane (mürşidimizin kim olduğunu öğrenmek) isteriz

٥

اِهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقيمَ

(5) İhdinas sıratal müstekiym
Bizi hidayete kavuştur dosdoğru yola

1. ihdi-nâ : bizi hidayet et, ulaştır
2. es sırâte el mustakîme : Sıratı Mustakîm, Allah’a ulaştıran yol

٦

صِرَاطَ الَّذينَ اَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ

(6) Sıratallezine en’amte aleyhim
O kimselerin yolunda
kendilerine nimet verdiğin

1. sırâta : yol
2. ellezîne : ki onlar
3. en’amte : sen ni’met verdin
4. aleyhim : onlara, onların üzerine

٧

غَيْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ وَلَاالضَّالّينَ

(7) Gayril mağdubi aleyhim ve lad dallin
Gazab üzerinde olanların ve dalalette olanların değil

1. gayri : başka, hariç, değil
2. el magdûbi : gadap, öfke duyulanlar
3. aleyhim : onlara, onların üzerine
4. ve : ve
5. lâ ed dâllîne : dalâlette olanlar değil

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ

2-BAKARA

١

ال م

(1) Elif lam mim
elif – lammim

1. elif, lâm, mim : elif, lâm, mim

٢

ذلِكَ الْكِتَابُ لَارَيْبَ فيهِ هُدًى لِلْمُتَّقينَ

(2) Zalikel kitabü la raybe fiyh hüdel lil müttekiyn
bu kitap ki, onun içindekilerde şüphe yoktur takva sahipleri için hidayettir

1. zâlike : işte bu, bu
2. el kitâbu : kitap
3. : yok, değil
4. reybe : şüphe
5. fî-hi : onun hakkında, onun içinde, onda
6. huden : hidayet, hidayete erdiren
7. li el muttekîne : takva sahipleri için

٣

اَلَّذينَ يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ وَيُقيمُونَ الصَّلوةَ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ

(3) Ellezine yü’minune bilğaybi ve yükiymunas salate ve mimma razaknahüm yünfikun
Onlar ki gayba inanırlar ve namazı dosdoğru kılarlar onlara rızık olarak ne verdiysek infak ederler

1. ellezîne : o kimseler, onlar
2. yu’minûne : îmân ederler
3. bi : ile, … e
4. el gaybi : gayb, bilinmeyen
5. ve yukîmûne : ve ikame ederler, hakkıyla yerine
6. es salâte : salat, namaz
7. ve mimmâ (min mâ) : ve o şeyden, ondan
8. razaknâ-hum : onları rızıklandırdık
9. yunfikûne : infâk ederler, (Allah yolunda)

٤

وَالَّذينَ يُؤْمِنُونَ بِمَا اُنْزِلَ اِلَيْكَ وَمَا اُنْزِلَ مِنْ قَبْلِكَ وَبِالْاخِرَةِهُمْ يُوقِنُونَ

(4) Vellezine yü’minune bima ünzile ileyke ve ma ünzile min kablik ve bil ahirati hüm yukinun
ve o kimseler ki sana indirilen şeylere inanırlar ve senden önce indirilen şeylere de ve onlar ahirete yakinen inanırlar

1. ve : ve
2. ellezîne : o kimseler, onlar
3. yu’minûne : îmân ederler
4. bi mâ : şeye
5. unzile : indirildi
6. ileyke : sana
7. ve mâ : ve şey
8. unzile : indirildi
9. min : den
10. kabli-ke : senden önce
11. ve : ve
12. bi el âhireti : ahirete (ruhun ölümden evvel Allah’a ulaşmasına)
13. hum : onlar
14. yûkınûne : yakîn hasıl ederler (kesin olarak inanırlar)

٥

اُولءِكَ عَلى هُدًى مِنْ رَبِّهِمْ وَاُولءِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ

(5) Ülaike ala hüdem mir rabbihim ve ülaike hümül müflihun
işte bunlar Rablerinden (gelen) hidayet üzeredirler ve işte onlar kurtuluşa erenlerdir

1. ulâike : işte onlar
2. alâ : üzere, üzerinde, … e
3. huden : hidayet
4. min : den
5. rabbi-him : kendi Rab’leri, onların Rabbi
6. ve : ve
7. ulâike : işte onlar
8. hum : onlar
9. el muflihûne : felâha erenler, kurtuluşa erenler

Sayfa:2

٦

اِنَّ الَّذينَ كَفَرُوا سَوَاءٌ عَلَيْهِمْ ءَاَنْذَرْتَهُمْ اَمْ لَمْ تُنْذِرْهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ

(6) İnnellezine keferu sevaün aleyhim e enzertehüm em lem tünzirhüm la yü’minun
şüphesiz ki o kafirlere fark etmez anlatsan da anlatmasan da iman etmezler

1. inne : muhakkak
2. ellezîne : o kimseler ki, onlar
3. keferû : inkâr ettiler
4. sevâun : eşittir, birdir
5. aleyhim : onlara, onlar için
6. e : mı
7. enzerte-hum : onları uyardın
8. em : yoksa, veya
9. lem tunzir-hum : onları uyarmadın
10. lâ yu’minûne : âmenû olmazlar (Allah’a ulaşmayı dilemezler)

٧

خَتَمَ اللّهُ عَلى قُلُوبِهِمْ وَعَلى سَمْعِهِمْ وَعَلى اَبْصَارِهِمْ غِشَاوَةٌ وَلَهُمْ عَذَابٌ عَظيمٌ

(7) Hatemallahü ala kulubihim ve ala sem’ihim ve ala ebsarihim ğışaveh ve lehüm azabün aziym
Allah mühürledi kalplerinin üzerini kulaklarının üzerini de gözlerinin üzerini de perdeledi büyük azap onlar için

1. hateme : mühürledi
2. allâhu : Allah
3. alâ : üzerine
4. kulûbi-him : onların kalpleri
5. ve : ve
6. alâ : üzerine
7. sem’ı-him : onların işitme hassası
8. ve : ve
9. alâ : üzerine
10. ebsâri-him : onların görme hassası
11. gışâvetun : perde
12. ve : ve
13. lehum : onlarındır, onlar için vardır
14. azâbun : bir azap
15. azîmun : azîm, büyük

٨

وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَقُولُ امَنَّا بِاللّهِ وَبِالْيَوْمِ الْاخِرِ وَمَاهُمْ بِمُؤْمِنينَ

(8) Ve minen nasi mey yekulü amenna billahi ve bil yevmil ahiri ve ma hüm bimü’minin
İnsanlardan da kimileri derki Allah’a iman ettik ahiret gününe de, ve onlar inanmamışlardır.

1. ve min en nâsi : ve insanlardan bir kısmı
2. men : kimse, kişi
3. yekûlu : der, söyler
4. âmennâ : biz îmân ettik
5. billâhi (bi allâhi) : Allah’a
6. ve : ve
7. bi el yevmi el âhıri : sonraki güne, ölümden evvel ruhun Allah’a ulaşacağı güne
8. ve mâ : ve değil
9. hum : onlar
10. bi mu’minîne : mü’minler, mü’min olanlar

٩

يُخَادِعُونَ اللّهَ وَالَّذينَ امَنُوا وَمَايَخْدَعُونَ اِلَّا اَنْفُسَهُمْ وَمَايَشْعُرُونَ

(9) Yühadiunellahe vellezine amenu ve ma yahdeune illa enfüsehüm ve ma yeş’urun
Allah’ı aldatmak isterler iman eden kimseleri aldatmak isterler ancak onlar kendilerini (aldatırlar) ve şuurunda değillerdir

1. allâhe : Allah
2. yuhâdiûne : aldatırlar
3. ve : ve
4. ellezîne : o kimseler, onlar
5. âmenû : îmân ettiler
6. ve : ve
7. mâ yahdeûne : aldatmıyorlar
8. illâ : ancak, sadece
9. enfuse-hum : kendileri
10. ve : ve
11. mâ yeş’urûne : farkında olmazlar, farkına varmazlar

١٠

فى قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ فَزَادَهُمُ اللّهُ مَرَضًا وَلَهُمْ عَذَابٌ اَليمٌ بِمَا كَانُوا يَكْذِبُونَ

(10) Fi kulubihim meradun fe zade hümüllahü meradan ve lehüm azabün elimüm bi ma kanu yekzibun
kalplerinde hastalık (vardır) Allah onların hastalıklarını ziyadeleştirdi ve onlar için elim azap (vardır) yalan söyledikleri şeylerden dolayı

1. : içinde, vardır
2. kulûbi-him : onların kalpleri
3. maradun : maraz, hastalık
4. fe : o zaman, böylece
5. zâde : artırdı
6. hum : onlar, onlara, onların
7. allâhu : Allah
8. maradan : maraz, hastalık
9. ve : ve
10. lehum : onlar için vardır, onlara vardır
11. azâbun : bir azap
12. elîmun : elîm, acıklı
13. bi mâ : sebebiyle
14. kânû : oldular
15. yekzibûne : yalanlıyorlar

١١

وَاِذَا قيلَ لَهُمْ لَاتُفْسِدُوا فِى الْاَرْضِ قَالُوا اِنَّمَا نَحْنُ مُصْلِحُونَ

(11) Ve iza kile lehüm la tüfsidu fil erdi kalu innema nahnü muslihun
onlara “arzda fesat çıkarmayın” denildiği zaman derler gerçekten bizler ıslah edicileriz

1. ve izâ : ve o zaman, olunca
2. kîle lehum : onlara ….. denildi
3. lâ tufsidû : fesat çıkartmayın
4. fî el ardı : yeryüzünde
5. kâlû : dediler
6. innemâ : ancak, sadece
7. nahnu : biz
8. muslihûne : ıslâh ediciler, ıslâh edenler

١٢

اَلَا اِنَّهُمْ هُمُ الْمُفْسِدُونَ وَلكِنْ لَايَشْعُرُونَ

(12) Ela innehüm hümül müfsidune ve lakil la yeş’urun
dikkat edin! onlar muhakkak ifsat edicilerdir lakin farkında değillerdir

1. e lâ : değil mi, (öyle) değil mi
2. inne-hum : muhakkak ki onlar, gerçekten onlar
3. hum : onlar
4. el mufsidûne : fesat çıkaranlar
5. ve : ve
6. lâkin : lâkin, fakat
7. lâ yeş’urûne : (şuurunda) bilincinde olmazlar,

١٣

وَاِذَا قيلَ لَهُمْ امِنُوا كَمَا امَنَ النَّاسُ قَالُوا اَنُؤْمِنُ كَمَا امَنَ السُّفَهَاءُ اَلَا اِنَّهُمْ هُمُ السُّفَهَاءُ وَلكِنْ لَايَعْلَمُونَ

(13) Ve iza kile lehüm aminu kema amenen nasü kalu e nü’minü kema amenes süfeha’ ela innehüm hümüs sufehau ve lakil la ya’lemun
ve onlara denildiği zaman iman eden insanlar gibi iman edin biz mi inanacağız o akılsızların inandığı gibi? derler dikkat edin! gerçekten onlar akılsızlardır fakat bilmezler

1. ve : ve
2. izâ : olduğu zaman
3. kîle : denildi
4. lehum : onlara
5. âminû : îmân ediniz, âmenû olunuz
6. kemâ : gibi
7. âmene : îmân etti, âmenû oldu
8. en nâsu : insanlar
9. kâlû : dediler
10. e nu’minu :
11. kemâ : gibi
12. âmene : îmân etti, âmenû oldu
13. es sufehâu : sefihler, akılsızlar
14. e lâ : (öyle) değil mi
15. inne-hum : hiç şüphesiz onlar, muhakkak ki onlar
16. hum : onlar
17. es sufehâu : sefihler, akılsızlar
18. ve : ve
19. lâkin : lâkin, fakat
20. lâ ya’lemûne : bilmiyorlar, bilmezler

١٤

وَاِذَا لَقُواالَّذينَ امَنُوا قَالُوا امَنَّا وَاِذَا خَلَوْا اِلى شَيَاطينِهِمْ قَالُوا اِنَّا مَعَكُمْ اِنَّمَا نَحْنُ مُسْتَهْزِؤُنَ

(14) Ve iza lekullezine amenu kalu amenna ve iza halev ila şeyatiynihim kalu inna meaküm innema nahnü müstehziun
(Onlar), iman eden kimselerle karşılaştıkları zaman biz de iman ettik derler ve şeytanları ile baş başa kaldıkları zaman derler ki, muhakkak biz sizinle beraberiz sadece biz alay ediyoruz

1. ve izâ : ve olduğu zaman
2. lekû : karşılaştılar, buluştular
3. ellezîne : o kimseler, onlar
4. âmenû : îmân ettiler, âmenû oldular, Allah’a ulaşmayı dilediler
5. kâlû : dediler
6. âmennâ : biz inandık, îmân ettik, âmenû olduk
7. ve izâ : ve olduğu zaman
8. halev : yalnız kaldılar, başbaşa kaldılar
9. ilâ şeyâtîni-him : kendi şeytanlarıyla
10. kâlû : dediler
11. innâ : hiç şüphesiz biz, muhakkak ki biz
12. mea-kum : sizinle beraber
13. innemâ : sadece, ancak
14. nahnu : biz
15. mustehziûne : alay edenler, alay eden kimseler

١٥

اَللّهُ يَسْتَهْزِءُ بِهِمْ وَيَمُدُّهُمْ فى طُغْيَانِهِمْ يَعْمَهُونَ

(15) Allahü yestehziü bihim ve yemüddühüm fi tuğyanihim ya’mehun
Allah da onlarla alay eder ve onlara müddet verir onları azgınlıkları içinde bocalar halde bırakır

1. allâhu : Allah
2. yestehziu : alay eder
3. bi-him : onlarla
4. ve : ve
5. yemuddu-hum : onlara mühlet verir
6. : içinde
7. tugyâni-him : onların azgınlıkları
8. ya’mehûne : bocalarlar, şaşkın kalırlar

١٦

اُولءِكَ الَّذينَ اشْتَرَوُاالضَّلَالَةَ بِالْهُدى فَمَارَبِحَتْ تِجَارَتُهُمْ وَمَاكَانُوا مُهْتَدينَ

(16) Ülaikellezineşteravüd dalalete bil hüda fe ma rabihat ticaretühüm ve ma kanu mühtedin
İşte bunlar o kimseler ki, hidayetin yerine dalaleti satın almışlardır böylece ticaretleri kar etmemiştir ve hidayete erememişlerdir

1. ulâike : işte onlar
2. ellezîne : o kimseler, onlar
3. işterevû : satın aldılar
4. ed dalâlete : dalâlet
5. bi : ile
6. el hudâ : hidayet
7. fe : fakat, o taktirde, o zaman
8. : olmadı
9. rabihat : kâr
10. ticâretu-hum : onların ticareti
11. ve : ve
12. mâ kânû : değillerdi, olmadılar
13. muhtedîne : hidayette olanlar, hidayete erenler

Sayfa:3

١٧

مَثَلُهُمْ كَمَثَلِ الَّذِى اسْتَوْقَدَ نَارًا فَلَمَّا اَضَاءَتْ مَاحَوْلَهُ ذَهَبَ اللّهُ بِنُورِهِمْ وَتَرَكَهُمْ فى ظُلُمَاتٍ لَايُبْصِرُونَ

(17) Meselühüm ke meselillezistevkade nara fe lemma edaet ma havlehu zehebellahü bi nurihim ve terakehüm fi zulümatil la yübsirun
onların misali ateş yakan kimsenin misali gibidir vaktaki o etrafındakileri aydınlatınca onların nurlarını Allah giderir ve onları karanlıklar içinde bırakır göremezler

1. meselu-hum : onların misali, onların durumu
2. ke : gibi
3. meseli : misal, durum
4. ellezi : ki o
5. istevkade : ateş yaktı, tutuşturdu
6. nâren : ateş
7. fe : böylece
8. lemmâ : olduğu zaman
9. edâet : aydınlattı
10. : şey(ler)
11. havle-hu : onun etrafı, çevresi
12. zehebe : giderdi
13. allâhu : Allah
14. bi : … i
15. nûri-him : onların nuru, nurları, aydınlığı, ışığı
16. ve : ve
17. tereke-hum : ve onları terketti, bıraktı
18. : içine, içinde
19. zulumâtin : zulmet, karanlıklar
20. lâ yubsirûne : onlar görmüyorlar, görmezler,

١٨

صُمٌّ بُكْمٌ عُمْىٌ فَهُمْ لَايَرْجِعُونَ

(18) Summün bükmün umyün fe hüm la yerciun
sağırdırlar dilsizdirler kördürler artık onlar dönemezler

1. summun : sağır
2. bukmun : dilsiz
3. umyun : kör
4. fe hum : artık onlar
5. lâ yerciûne : (onlar) dönmezler, dönemezler

١٩

اَوْكَصَيِّبٍ مِنَ السَّمَاءِ فيهِ ظُلُمَاتٌ وَرَعْدٌ وَبَرْقٌ يَجْعَلُونَ اَصَابِعَهُمْ فى اذَانِهِمْ مِنَ الصَّوَاعِقِ حَذَرَالْمَوْتِ وَاللّهُ مُحيطٌ بِالْكَافِرينَ

(19) Ev ke sayyibim mines semai fihi zulümatüv ve ra’düv ve berk yec’alune esabiahüm fi azanihim mines savaiki hazeral mevt vallahü mühiytum bil kafirin
yahut semadan boşalan yağmur gibidir o içinde karanlıklar, gök gürültüsü ve şimşek (bulunan) onlar parmaklarını kulaklarına tıkarlar yıldırımlardan ölmek korkusu ile Allah kafirleri kuşatmıştır

1. ev : veya
2. ke sayyibin : yağmur gibi
3. min es semâi : semadan, gökyüzünden
4. fî-hi : onun içinde vardır
5. zulumâtun : zulmet, karanlıklar
6. ve ra’dun : ve gök gürlemesi, gök gürültüsü
7. ve berkun : ve şimşek
8. yec’alûne : kılarlar, yaparlar
9. esâbia-hum : onların parmakları, parmakları
10. fî âzâni-him : kulaklarının içine, kulaklarına
11. min es savâiki : yıldırımlardan
12. hazara : korku
13. el mevt (mevti) : ölüm
14. ve allâhu : ve Allah
15. muhîtun : ihata eden, kuşatan
16. bi el kâfirîne : kâfirleri

٢٠

يَكَادُ الْبَرْقُ يَخْطَفُ اَبْصَارَهُمْ كُلَّمَا اَضَاءَ لَهُمْ مَشَوْا فيهِ وَاِذَا اَظْلَمَ عَلَيْهِمْ قَامُو وَلَوْ شَاءَ اللّهُ لَذَهَبَ بِسَمْعِهِمْ وَاَبْصَارِهِمْ اِنَّ اللّهَ عَلى كُلِّ شَىْءٍ قَديرٌ

(20) Yekadül berku yahtafü ebsarehüm küllema edae lehüm meşev fihi ve iza azleme aleyhim kamu ve lev şaellahü le zehebe bi sem’ihim ve ebsarihim innellahe ala külli şey’in kadiyr

neredeyse şimşek onların gözlerini alacak her ne zaman kendilerini aydınlatsa onunla yürürler üzerlerine karanlıklar indiği zaman dururlar Allah dileseydi (onlardan) giderirdi işitmelerini ve görmelerini muhakkak Allah her şeye kadirdir

1. yekâdu : neredeyse (olacak)
2. el berku : şimşek
3. yahtafu : kamaştırır, kapıp alır, alacak, kapacak
4. ebsâre-hum : onların gözleri
5. kullemâ : her zaman, her defa
6. edâe : aydınlattı
7. lehum : onlar, onları
8. meşev : yürüdüler
9. fî-hi : onun içinde, onda
10. ve izâ : ve olduğu zaman
11. azleme : karanlık çöktü
12. aleyhim : onların üzerine
13. kâmû : ayakta kaldılar
14. ve : ve
15. lev : eğer, ise
16. şâe : diledi
17. allâhu : Allah
18. le zehebe : elbette giderdi
19. bi sem’i-him : onların işitmesi
20. ve ebsâri-him : ve onların görmesi
21. inne : hiç şüphesiz, muhakkak
22. allâhe : Allah
23. alâ : üzerine, … e
24. kulli şey’in : herşey
25. kadîrun : kaadir, gücü yeten

٢١

يَا اَيُّهَا النَّاسُ اعْبُدُوا رَبَّكُمُ الَّذى خَلَقَكُمْ وَالَّذينَ مِنْ قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ

(21) Ya eyyühen nasu ubüdu rabbekümüllezi halekaküm vellezine min kabliküm lealleküm tettekun

ey insanlar! kulluk edin Rabbinize sizi yaratandır sizden önceki kimseleri de olur ki sizler sakınırsınız

1. yâ eyyuhâ : ey
2. en nâsu : insanlar
3. u’budû : kul olun
4. rabbe-kum : (sizin) Rabbiniz
5. ellezî : o ki, ki o
6. halaka-kum : sizi yarattı
7. vellezîne (ve ellezîne) : ve o kimseler, onlar
8. min : den
9. kabli-kum : sizden önce
10. lealle-kum : umulur ki böylece siz
11. tettekûne : takva sahibi olursunuz

٢٢

اَلَّذى جَعَلَ لَكُمُ الْاَرْضَ فِرَاشًا وَالسَّمَاءَ بِنَاءً وَاَنْزَلَ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً فَاَخْرَجَ بِه مِنَ الثَّمَرَاتِ رِزْقًا لَكُمْ فَلَا تَجْعَلُوا لِلّهِ اَنْدَادًا وَاَنْتُمْ تَعْلَمُونَ

(22) Ellezi ceale lekümül erda firaşev ves semae binaan ve enzele mines semai maen fe ahrece bihi mines semerati rizkal leküm fe la tec’alu lillahi endadev ve entüm ta’lemun

O ki sizin için arzı (yeryüzünü) döşek yaptı ve semayı (gökyüzünü) bina (yaptı) ve semadan su indirdi de onunla sizin için mahsullerden bir rızık çıkartmıştır sizler bilerek Allah’a denkler koşmayın

1. ellezî : o ki, ki o
2. ceale : kıldı, yaptı
3. lekum : sizin için, size
4. el arda : arz, yeryüzü
5. firâşen : döşek, yatak
6. ves semâe (ve es semâe) : ve sema, gökyüzü
7. binâen : bina olarak (kubbe şeklinde)
8. ve enzele : ve indirdi
9. min : den
10. es semâi : sema, gökyüzü
11. mâen : su
12. fe : o zaman, böylece
13. ahrece : çıkardı
14. bi-hi : onunla
15. min : den
16. es semarâti : ürünler, meyveler, mahsuller
17. rızkan : rızık
18. lekum : sizin için
19. fe : o zaman, artık
20. lâ tec’alû : kılmayın, yapmayın
21. lillâhi (li allâhi) : Allah için, Allah’a
22. endâden : eşler, benzerler
23. ve entum : ve siz
24. tâ’lemune : (siz) biliyorsunuz

٢٣

وَاِنْ كُنْتُمْ فى رَيْبٍمِمَّا نَزَّلْنَا عَلى عَبْدِنَا فَاْتُوا بِسُورَةٍ مِنْ مِثْلِهوَادْعُوا شُهَدَاءَ كُمْ مِنْ دُونِ اللّهِاِنْ كُنْتُمْ صَادِقينَ

(23) Ve in küntüm fi raybim mimma nezzelna ala abdina fe’tu bi suratim mim mislih ved’u şühedaeküm min dunillahi in küntüm sadikiyn

Eğer (sizler bunun) içindekilerden şüphe ediyorsanız kulumuza indirmiş olduğumuzdan da hemen onun misli gibi bir sure getirin Allah’tan başka şahitlerinizi de davet ediniz eğer sizler sadıklarsanız

1. ve in kuntum : ve eğer siz iseniz
2. fî reybin : şüphe içinde
3. mimmâ (min mâ) : şeyden
4. nezzelnâ : biz indirdik
5. alâ : üzerine, … a
6. abdi-nâ : (bizim) kulumuz
7. fe’tû (fe u’tû) : o zaman, öyleyse getirin
8. bi sûretin : bir sureyi
9. min misli-hi : onun mislinden, onun benzeri, onun gibi
10. ved’û (ve ud’û) : ve davet edin, çağırın
11. şuhedâe-kum : sizin şahitleriniz
12. min dûni allâhi : Allah’tan başka
13. in kuntum : eğer siz iseniz
14. sâdıkîne : sadıklar, doğru söyleyenler

٢٤

فَاِنْ لَمْ تَفْعَلُواوَلَنْ تَفْعَلُوا فَاتَّقُوا النَّارَ الَّت وَقُودُهَا النَّاسُ وَالْحِجَارَةُ اُعِدَّتْ لِلْكَافِرينَ

(24) Fe illem tef’alu ve len tef’alu fettekun naralleti vekudühen nasü vel hicarah üiddet lil kafirin

Bunu yapamazsınız (ve yapamadınız) ve asla yapamazsınız ateşten sakının ki onun yakıtı insanlar ve taşlardır kafirler için hazırlanmıştır

1. fe : o zaman, öyleyse, fakat
2. in lem tef’alû : eğer yapamazsanız
3. ve len tef’alû :
4. fettekû (fe ittekû) : o zaman, öyleyse sakının
5. en nâre : ateş
6. elletî : ki o
7. vakûdu-hâ : onun yakıtı
8. en nâsu : insanlar
9. vel hicâratu (ve el hicâratu) : ve taşlar
10. uiddet : hazırlandı
11. lil kâfirîne (li el kâfirîne) : kâfirler için, kâfirlere

Sayfa:4

٢٥

وَبَشِّرِ الَّذينَ امَنُ وا وَعَمِلُواالصَّالِحَاتِ اَنَّ لَهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرى مِنْ تَحْتِهَاالْاَنْهَارُ كُلَّمَا رُزِقُو ا مِنْهَا مِنْ ثَمَرَةٍرِزْقًاقَالُوا هذَاالَّذى رُزِقْنَا مِنْ قَبْلُ وَاُتُوا بِه مُتَشَابِهًا وَلَهُمْ فيهَا اَزْوَاجٌ مُطَهَّرَةٌ وَهُمْ فيهَا خَالِدُونَ

(25) Ve beşşirillezine amenu ve amilus salihati enne lehüm cennatin tecri min tahtihel enharu küllema ruziku minha min semeratir rizkan kalu hazellezi rüzikna min kablü ve ütu bihi müteşabiha ve lehüm fiha ezvacüm mütahheratüv ve hüm fiha halidun

Ve müjdele iman eden kimseleri ve salih amel işleyenleri de muhakkak onlar için altlarından nehirler akan cennetler, ne zaman rızıklandırılsalar orada ki meyvelerden rızık olarak derler: bu şeyler rızıklandığımız daha önceki şeylerdir ve onlara benzerleri verilir onlar için orada tertemiz zevceler ve onlar orada ebedi kalırlar

1. ve beşşir : ve müjdele
2. ellezîne âmenû : âmenû olanlar, Allah’a ulaşmayı dileyenler, îmân edenler
3. ve amilû : ve yaptılar
4. es sâlihâti : salih ameller, nefsi tezkiye edici
5. enne : olduğunu
6. lehum cennâtin : onlar için cennetler vardır
7. tecrî : akar
8. min tahti-hâ : onun altından
9. enhâru : nehirler
10. kullemâ : her seferinde, her defasında
11. ruzikû : rızıklandırılırlar
12. min-hâ : on(lar)dan, oradan (orada)
13. min semeretin : ürünlerden, mahsullerden, meyvelerden
14. rızkan : rızık olarak
15. kâlû : dediler
16. hâzellezî (hâzâ ellezî) : bu ki (o şey)
17. ruzık-nâ : biz rızıklandırıldık
18. min kablu : önceden, daha önce
19. ve utû : ve verildi
20. bi-hi muteşâbihan : ona benziyen, ona benzer
21. ve lehum : ve onlar için (vardır)
22. fî-hâ ezvâcun : orada eşler
23. mutahharatun : temiz olan, temiz
24. ve hum : ve onlar
25. fî-hâ hâlidûne : orada devamlı kalacak olanlar

٢٦

اِنَّ اللّهَ لَايَسْتَحْي اَنْ يَضْرِبَ مَثَلًا مَابَعُوضَةًفَمَا فَوْقَهَا فَاَمَّا الَّذينَ امَنُوا فَيَعْلَمُونَ اَنَّهُ الْحَقُّ مِنْ رَبِّهِمْ وَاَمَّا الَّذينَ كَفَرُوا فَيَقُولُونَ مَاذَا اَرَادَ اللّهُ بِهذَا مَثَلًا يُضِلُّ بِه كَثيرًا وَيَهْدى بِه كَثيرًا وَمَايُضِلُّ بِه اِلَّاالْفَاسِقينَ

(26) İnnellahe la yestahyi ey yadribe meselem ma beudaten fe ma fevkaha fe emmellezine amenu fe ya’lemune ennehül hakku mir rabbihim ve emmellezine keferu fe yekulune maza eradellahü bi haza mesela yüdillü bihi kesirav ve yehdi bihi kesira ve ma yüdillü bihi illel fasikiyn

Şüphesiz Allah çekinmez vermekten misal olarak sivri sineği onun daha üstündeki böylece iman eden kimseler bilirler şüphesiz onun Rablerinden hak olduğunu ve kafirlere gelince derler: Allah bu misal ile ne murat etmiştir saptırır bununla çoğunu hidayete erdirir bununla bir çoğunu da ve saptırır bununla ancak fasıkları

1. inne : muhakkak ki, hiç şüphesiz
2. allâhe : Allah
3. lâ yestahyî : çekinmez
4. en yadribe meselen : darbı mesel, misal, örnek vermek
5. mâ : şey
6. beûdaten : sivrisinek
7. fe : fakat, hatta
8. mâ : şey
9. fevka-hâ : onun üstünde
10. fe emmâ : fakat, ama, ise
11. ellezîne âmenû : âmenû olanlar, Allah’a ulaşmayı dileyenler
12. fe : artık, bundan sonra, böylece
13. ya’lemûne : bilirler
14. enne-hû : onun olduğu
15. el hakk : hak
16. min rabbi-him : Rab’lerinden
17. ve emmâ : ve fakat, ama
18. ellezîne : onlar
19. keferû : inkâr ettiler, kâfir oldular
20. fe : o zaman, böylece
21. yekûlûne : derler
22. mâzâ : ne
23. erâde : diledi
24. allâhu : Allah
25. bi hâzâ : bununla
26. meselen : misal, örnek
27. yudıllu : dalâlette bırakır
28. bi-hi kesîran : onunla çoğunu
29. ve yehdî : ve hidayete erdirir
30. bi-hi kesîran : onunla çoğunu
31. ve mâ yudıllu : ve dalâlette bırakmaz
32. bi-hi : onunla
33. illâ : ancak, sadece, den başka
34. el fâsıkîne : fasıklar, fıska düşenler

٢٧

اَلَّذينَ يَنْقُضُونَ عَهْدَ اللّهِ مِنْ بَعْدِ ميثَاقِه وَيَقْطَعُونَمَا اَمَرَ اللّهُ بِه اَنْ يُوصَلَ وَيُفْسِدُونَ فِى الْاَرْضِ اُولءِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ

(27) Ellezine yenkudune ahdellahi mim ba’di misakıhi ve yaktaune ma emerallahü bihi ey yusale ve yüfsidune fil ard ülaike hümül hasirun

Onlar ki bozarlar Allah’a verilen ahdi (anlaşmayı) ona sağlam söz verdikten sonra ve Allah’ın emrettiğini de keserler irtibat kurulması gerekli olan şeyleri de ve fesat çıkarırlar arzda işte bunlar hüsrana uğrayanlardır

1. ellezîne : onlar
2. yenkudûne : nakzederler, bozarlar
3. ahdallâhi (ahdi allâhi) : Allah’ın ahdi
4. min ba’di : sonradan, sonra
5. mîsâkı-hi : onun misakı (ruhunu Allah’a
6. ve yaktaûne : ve keserler
7. : şey
8. emera : emretti
9. allâhu : Allah
10. bi-hi : ona
11. en yûsale : ulaştırmak
12. ve yufsidûne : ve fesat çıkarırlar
13. fî el ardı : yeryüzünde
14. ulâike : işte onlar
15. hum-(u) : onlar
16. el hâsirûne : kendilerine yazık edenler, hüsranda olanlar (kazandıkları pozitif dereceler,

٢٨

كَيْفَ تَكْفُرُونَ بِاللّهِ وَكُنْتُمْ اَمْوَاتًا فَاَحْيَاكُمْ ثُمَّ يُميتُكُمْثُمَّ يُحْييكُمْ ثُمَّ اِلَيْهِ تُرْجَعُونَ

(28) Keyfe tekfürune billahi ve küntüm emvaten fe ahyaküm sümme yümitüküm sümme yuhyiküm sümme ileyhi türceun

Nasıl inkar edersiniz Allah’ı ve ölüler idiniz size hayat verdi sonra sizi öldürecek sonra sizi diriltecek sonra ona döndürüleceksiniz

1. keyfe : nasıl
2. tekfurûne : inkâr ediyorsunuz
3. billâhi (bi allâhi) : Allah’ı
4. ve kuntum : ve siz idiniz, oldunuz
5. emvâten : ölüler
6. fe : sonra
7. ahyâ-kum : sizi diriltti
8. summe : sonra
9. yumîtu-kum : sizi öldürecek
10. summe : sonra
11. yuhyî-kum : sizi diriltecek
12. summe : sonra
13. ileyhi : ona
14. turceûne : döndürüleceksiniz

٢٩

هُوَالَّذى خَلَقَ لَكُمْ مَا فِى الْاَرْضِ جَميعًا ثُمَّ اسْتَوى اِلَى السَّمَاءِ فَسَوّيهُنَّ سَبْعَ سَموَاتٍ وَهُوَ بِكُلِّ شَىْءٍ عَليمٌ

(29) Hüvellezi haleka leküm ma fil erdi cemian sümmesteva iles semai fe sevvahünne seb’a semavatin ve hüve bi külli şey’in alim

O ki sizin için yarattı yeryüzünde ne varsa hepsini sonra semaya oturdu sonra onları düzenledi yedi gök olarak ve O her şeyi bilendir

1. huvellezî (huve ellezî) : o ki
2. halaka : yarattı
3. lekum : sizin için
4. : şey
5. fî el ardı : yeryüzünde
6. cemîan : hepsi
7. summe : sonra
8. estevâ : yöneldi, istiva etti
9. ilâ : … e
10. es semâi : sema, gökyüzü
11. fe : böylece, sonra
12. sevvâhunne : onları dizayn etti, düzenledi
13. seb’a : yedi
14. semâvâtin : semalar, gökler (gök katları)
15. ve huve : ve o
16. bi kulli şey’in : herşeyi
17. alîmun : en iyi bilen

Sayfa:5

٣٠

وَاِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلءِكَةِ اِنّى جَاعِلٌ فِى الْاَرْضِخَليفَةً قَالُوا اَتَجْعَلُ فيهَا مَنْ يُفْسِدُ فيهَا وَيَسْفِكُ الدِّمَاءَوَنَحْنُ نُسَبِّحُ بِحَمْدِكَ وَنُقَدِّسُلَكَ قَالَ اِنّى اَعْلَمُ مَالَا تَعْلَمُونَ

(30) Ve iz kale rabbüke lil melaiketi inni cailün fil erdi halifeh kalu e tec’alü fiha mey yüfsidü fiha ve yesfiküd dimau’ ve nahnü nüsebbihu bi hamdike ve nükaddisü lek kale inni a’lemü ma la ta’lemun

Ve o zaman demişti Rabbin meleklere muhakkak arzın üzerinde bir halife yaratacağım dediler yaratacak mısın orada o kimseyi ki orada fesat çıkaracak ve kanlar dökecek ve biz tesbih ediyoruz hamd ile seni ve tasdik ediyoruz seni dedi şüphesiz bilirim bilmediklerinizi

1. ve iz kâle : ve demişti
2. rabbu-ke : senin Rabbin
3. li el melâiketi : meleklere
4. innî : muhakkak ki ben
5. câilun : kılan, yapan, yapacak olan
6. fî el ardı : yeryüzünde
7. halîfeten : halife
8. kâlû : dediler
9. e tec’alu : kılacak mısın, yapacak mısın
10. fî-hâ : orada
11. men : kimse, kişi (birisi)
12. yufsidu : fesat çıkarır, bozgunculuk yapar
13. fî-hâ : orada
14. ve yesfiku : ve (kan) akıtır, (kan) döker
15. ed dimâe : kan
16. ve nahnu : ve biz
17. nusebbihu : tesbih ediyoruz, yüceltiyoruz,
18. bi hamdi-ke : seni hamd ile, hamdinle
19. ve nukaddisu : ve takdis ediyoruz, mukaddes
20. leke : seni
21. kâle : dedi
22. innî a’lemu : muhakkak ki ben bilirim
23. mâ lâ tâ’lemûne : sizin bilmediğiniz şeyleri

٣١

وَعَلَّمَ ادَمَ الْاَسْمَاءَ كُلَّهَا ثُمَّ عَرَضَهُمْ عَلَى الْمَلءِكَةِ فَقَالَ اَنْبِؤُنى بِاَسْمَاءِ هؤُلَاءِاِنْ كُنْتُمْ صَادِقينَ

(31) Ve alleme ademel esmae külleha sümme aradahüm alel melaiketi fe kale embiuni bi esmai haülai in küntüm sadikiyn

Ve Ademe bütün isimleri öğretti sonra onları meleklere sordu haber verin bana dedi isimlerini şunların eğer doğru söyleyenlerseniz

1. ve : ve
2. alleme : öğretti
3. âdeme : Âdem
4. el esmâe : isimler
5. kulle-hâ : onun hepsi
6. summe : sonra
7. arada-hum : onlara arz etti
8. alâ : … e
9. el melâiketi : melekler
10. fe : o zaman, öyleyse, haydi
11. kâle : dedi
12. enbiû-nî : bana haber verin
13. bi esmâe : isimleri ile, isimleri
14. hâulâi : bunlar
15. in : eğer
16. kuntum : siz iseniz
17. sadikîne : sadıklar, doğru söyleyenler

٣٢

قَالُوا سُبْحَانَكَ لَاعِلْمَ لَنَا اِلَّا مَاعَلَّمْتَنَااِنَّكَ اَنْتَالْعَليمُ الْحَكيمُ

(32) Kalu sübhaneke la ilme lena illa ma alemtena inneke entel alimül hakim

Seni tenzih ediyoruz dediler bizim ilmimiz yoktur ancak bize öğrettiğinden başka şüphesiz sen her şeyi bilen hikmet sahibisin

1. kâlû : dediler
2. subhâne-ke : sen sübhansın, seni tenzih ederiz
3. : yoktur, değil, olmaz
4. ilme : ilim, bilgi
5. lenâ : bizim
6. illâ : den başka, sadece
7. : şey
8. allemte-nâ : sen bize öğrettin
9. inne-ke : muhakkak ki sen
10. ente : sen
11. el alîmu : en iyi bilen
12. el hakîmu : hüküm ve hikmet sahibi

٣٣

قَالَ يَاادَمُ اَنْبِءْهُمْ بِاَسْمَاءِهِمْفَلَمَّا اَنْبَاَهُمْ بِاَسْمَاءِهِمْ قَالَ اَلَمْ اَقُلْ لَكُمْ اِنّى اَعْلَمُ غَيْبَ السَّموَاتِ وَالْاَرْضِ وَاَعْلَمُ مَاتُبْدُونَ وَمَاكُنْتُمْ تَكْتُمُونَ

(33) Kale ya ademü enbi’hüm bi esmaihim felemma embeehüm bi esmaihim kale e lem ekul leküm inni a’lemü ğaybes semavati vel erdi ve a’lemü ma tübdune ve ma küntüm tektümun

Dedi ey Adem haber ver onlara bunların isimlerini vaktaki onlara haber verdi onların isimlerini dedi söylemedim mi ben size muhakkak ben bilirim gaybı göklerin ve yerin ve bilirim açıkladığınız şeyi de ve sizin gizlediğiniz şeyi de

1. kâle : dedi
2. yâ âdemu : ey Âdem
3. enbi’-hum : onlara haber ver, bildir
4. bi esmâi-him :
5. fe lemmâ : olunca, olduğu zaman
6. enbee-hum : onlara haber verdi, bildirdi
7. bi esmâi-him : O’nun (Allah’ın) isimleri
8. kâle : dedi
9. e lem : olmaz mı, olmadı mı
10. ekul : ben derim, söylerim
11. lekum : sizin, size
12. in-nî a’lemu : muhakkak ki ben bilirim
13. gaybe : gayb, bilinmeyen
14. es semâvâti : semalar, gökler
15. ve el ardı : ve arz, yeryüzü
16. ve a’lemu : ve ben bilirim
17. : şey
18. tubdûne : açıklıyorsunuz
19. ve mâ : ve şeyi, şeyleri
20. kuntum : siz oldunuz
21. tektumûne : gizliyorsunuz

٣٤

وَاِذْ قُلْنَا لِلْمَلءِكَةِ اسْجُدُوا لِادَمَ فَسَجَدُوااِلَّا اِبْليسَ اَبى وَاسْتَكْبَرَ وَكَانَ مِنَ الْكَافِرينَ

(34) Ve iz kulna lil melaiketiscüdu li ademe fe secedu illa iblis eba vestekbere ve kane minel kafirin

ve o zaman demişti ki meleklere, Ademe secde edin hemen secde ettiler iblis hariç direndi ve kibirlendi ve kafirlerden oldu

1. ve iz : ve o zaman, olduğu zaman
2. kulnâ : biz dedik
3. li el melâiketi : meleklere
4. uscudû : secde edin
5. li âdeme : Âdem’e
6. fe : o zaman, hemen
7. secedû : secde ettiler
8. illâ : hariç, den başka
9. iblîse : iblis (ümitsizliğe düşen, Allah’ın rah-
10. ebâ : çekindi, kaçındı, direndi
11. ve istekbere : ve kibirlendi, büyüklendi
12. ve kâne : ve oldu
13. min el kâfirîne : kâfirlerden

٣٥

وَقُلْنَا يَاادَمُ اسْكُنْاَنْتَ وَزَوْجُكَ الْجَنَّةَ وَكُلَا مِنْهَارَغَدًا حَيْثُ شِءْتُمَا وَلَا تَقْرَبَا هذِهِ الشَّجَرَةَ فَتَكُونَا مِنَ الظَّالِمينَ

(35) Ve kulna ya ademü üskün ente ve zevcükel cennete ve küla minha rağaden haysü şi’tüma ve la takraba hazihiş şecerate fe tekuna minez zalimin

Dedi ki ey Adem sen ve zevcen cennete oturun yeyin orada bol bol istediğiniz yerden ve yaklaşmayınız şu ağaca sonra zalimlerden olursunuz

1. ve kulnâ : ve biz dedik
2. : ey
3. âdemu : Âdem
4. uskun : iskân ol, otur, yerleş
5. ente : sen
6. ve zevcu-ke : ve senin eşin
7. el cennete : cennet
8. ve kulâ : ve ikiniz yeyin
9. min-hâ : ondan
10. ragaden : bol bol
11. haysu : yerden
12. şi’tumâ : dilediniz (ikiniz)
13. ve lâ takrabâ : ve yaklaşmayın (ikiniz)
14. hâzihi : bu
15. eş şecerete : ağaç
16. fe : o zaman, o taktirde, aksi halde, yoksa
17. tekûnâ : siz (ikiniz) olursunuz
18. min ez zâlimîne : zalimlerden

٣٦

فَاَزَلَّهُمَا الشَّيْطَانُ عَنْهَا فَاَخْرَجَهُمَا مِمَّا كَانَا فيهِ وَقُلْنَا اهْبِطُوابَعْضُكُمْ لِبَعْضٍعَدُوٌّ وَلَكُمْ فِى الْاَرْضِ مُسْتَقَرٌّ وَمَتَاعٌ اِلى حينٍ

(36) Fe ezellehümeş şeytanü anha fe ahracehüma mimma kana fih ve kulnehbitu ba’duküm li ba’din adüv ve leküm fil erdi müstekarruv ve metaun ila hiyn

İkisinin de ayağını kaydırdı şeytan oradan böylece ikisini de bulundukları yerden çıkardı ve dedik inin bazınız bazınıza düşman olarak ve sizin için yeryüzü bir duraktır ve bir zamana kadarda faydalanma yeridir

1. fe : o zaman, fakat
2. ezelle-humâ : onları (o ikisini) kaydırdı (ayağını
3. eş şeytânu : şeytan
4. an-hâ : ondan, oradan
5. fe : artık, böylece
6. ahrece-humâ : onları (ikisini) çıkardı
7. mimmâ (min mâ) : şeyden
8. kânâ : ikisi oldular
9. fî-hi : içinde
10. ve : ve
11. kulnâ : biz dedik
12. ihbitû : (ikiniz) inin
13. ba’du-kum : sizin bazınız
14. li : … e, için
15. ba’din : bazınız
16. aduvvun : düşman
17. ve lekum : ve sizin için
18. : içinde, de
19. el ardı : arz, yeryüzü
20. mustekarrun : kararlaştırılmışolan, karar kılma,
21. ve metâun : ve meta, geçinme, maişetini temin etme,
22. ilâ : … e kadar
23. hînin : belli bir zaman

٣٧

فَتَلَقّى ادَمُ مِنْ رَبِّه كَلِمَاتٍ فَتَابَعَلَيْهِ اِنَّهُ هُوَ التَّوَّابُ الرَّحيمُ

(37) Fe telekka ademü mir rabbihi kelimatin fe tabe aleyh innehu hüvet tev vabür rahiym

Rabbinin kelimeleri Adem’e ilham edildi böylece tövbesi kabul edildi şüphesiz O Tövbeleri kabul eden Merhamet edendir

1. fe : o zaman, sonra
2. telekkâ : telâkki etti, aldı, öğrendi
3. âdemu : Âdem
4. min rabbi-hi : Rabbinden
5. kelimâtin : kelimeler
6. fe tâbe aleyhi : böylece onun tövbesini kabul etti
7. inne-hu : muhakkak ki o, çünkü o
8. huve : o
9. et tevvâbu : tövbeleri kabul eden
10. er rahîmu : Rahim esmasıyla tecelli eden

Sayfa:6

٣٨

قُلْنَا اهْبِطُوا مِنْهَا جَميعًا فَاِمَّا يَاْتِيَنَّكُمْ مِنّى هُدًى فَمَنْ تَبِعَ هُدَاىَ فَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَاهُمْ يَحْزَنُونَ

(38) Kulnehbitu minha cemia fe imma ye’tiyenneküm minni hüden fe men tebia hüdaye fe la havfün aleyhim ve la hüm yahzenun
Hepiniz oradan ininiz dedik eğer gelirse size benden bir hidayetçi kim de tabi olursa hidayetçime artık korku yoktur onlar için ve mahzun da olmayacaklar

1. kulnâ : biz dedik
2. ihbitû : inin
3. min-hâ : ondan, oradan
4. cemîan : topluca, hepiniz
5. fe : o zaman
6. immâ : olunca
7. ye’tiye-enne-kum : size mutlaka gelecek
8. min-nî : benden
9. huden : hidayet (Allah’a ulaşma)
10. fe men : o zaman kim
11. tebia : tâbî oldu
12. hudâye : hidayetim
13. fe lâ havfun : artık korku yoktur
14. aleyhim : onlara
15. ve lâ hum yahzenûne : ve onlar mahzun olmazlar

٣٩

وَالَّذينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِايَاتِنَا اُولءِكَ اَصْحَابُ النَّارِ هُمْ فيهَا خَالِدُونَ

(39) Vellezine keferu ve kezzebu bi ayatina ülaike ashabün nar hüm fiha halidun
inkar eden kimseler ve ayetlerimizi yalanlayanlar işte onlar ateş ehlidirler onlar orada ebedi olarak kalacaklar

1. ve ellezîne : ve o kimseler, onlar
2. keferû : inkâr ettiler, kâfir oldular
3. ve kezzebû : ve yalanladılar
4. bi âyâti-nâ : âyetlerimizi
5. ulâike : işte onlar
6. ashâbu : sahipleri, halkı, ehli
7. en nârı : ateş
8. hum fî-hâ : onlar orada
9. hâlidûne : ebedî, sonsuz, devamlı kalacak olanlar

٤٠

يَابَنى اِسْرَاءلَ اذْكُرُوا نِعْمَتِىَ الَّتى اَنْعَمْتُعَلَيْكُمْ وَاَوْفُوا بِعَهْدى اُوفِ بِعَهْدِكُمْ وَاِيَّاىَ فَارْهَبُونِ

(40) Ya beni israilezküru ni’metiyelleti en’amtü aleyküm ve evfu bi ahdi ufi biahdiküm ve iyyaye ferhebun

Ey israil oğulları hatırlayın nimetlerimi nimet olarak size verdiklerimi de ve benim ahdimi yerine getiriniz ki ben de sizin ahdinizi yerine getireyim ve yalnız benden korkun

1. : ey
2. benî isrâîle : İsrailoğulları
3. uzkurû : zikredin, hatırlayan, anın
4. ni’metiye : ni’metimi
5. elletî : ki o
6. en’amtu : ben ni’metlendirdim
7. aleykum : size, sizi
8. ve evfû : ve vefa edin, ifa edin, hakkıyla yerine getirin
9. bi ahdî : ahdimi
10. ûfi : ifa edeyim, yerine getireyim
11. bi ahdi-kum : sizin ahdinizi, size olan ahdimi
12. ve : ve
13. iyyâ-ye : yalnız benden, sadece benden
14. fe : o zaman, böylece, artık
15. erhebûne : korkun

٤١

وَامِنُوا بِمَا اَنْزَلْتُ مُصَدِّقًا لِمَا مَعَكُمْ وَلَاتَكُونُوا اَوَّلَ كَافِرٍ بِه وَلَاتَشْتَرُوا بِايَاتى ثَمَنًا قَليلًا وَاِيَّاىَ فَاتَّقُونِ

(41) Ve aminu bi ma enzeltü müsaddikal li ma meaküm ve la tekunu evvele kafirim bih ve la teşteru bi ayati semenen kalilev ve iyyaye fettekun

Ve iman edin indirdiğime tasdik edici olarak sizin yanınızdakini ve olmayın onu inkar edenlerin ilki ve satmayın benim ayetlerimi az bir bedele ve yalnız benden sakının

1. ve âminû : ve Allah’a ulaşmayı dileyin, îmân edin
2. bi mâ : şeye
3. enzeltu : ben indirdim
4. musaddikan : tasdik eden, doğrulayan
5. li mâ : o şeyi
6. mea-kum : sizinle beraber, sizin yanınızda olan
7. ve lâ tekûnû : ve olmayın
8. evvele : evvel, ilk
9. kâfirin : kâfir, inkâr eden
10. bî-hi : onu
11. ve lâ teşterû : ve satmayın
12. bi âyâtî : âyetlerimi
13. semenen : bedel, ücret
14. kalîlen : az
15. ve iyyâ-ye : ve yalnız ben
16. fe : artık, o halde
17. ittekû-ni : bana karşı takva sahibi olun

٤٢

وَلَا تَلْبِسُواالْحَقَّ بِالْبَاطِلِ وَتَكْتُمُواالْحَقَّ وَاَنْتُمْ تَعْلَمُونَ

(42) Ve la telbisül hakka bil batili ve tektümül hakka ve entüm ta’lemun

Ve karıştırmayın hakkı batıl ile ve gizlemeyin hakkı, ve sizler bilerek

1. ve lâ telbisû : ve karıştırmayın, gizleyip örtmeyin
2. el hakka : hakk, gerçek
3. bi el bâtılı : bâtıl ile 4 – ve tektumû
4. ve entum : ve siz
5. ta’lemûne : biliyorsunuz

٤٣

وَاَقيمُواالصَّلوةَوَاتُواالزَّكوةَ وَارْكَعُوا مَعَ الرَّاكِعينَ

(43) Ve ekiymüs salate ve atüz zekate verkeu mear rakiiyn

ve dosdoğru kılın namazı ve zekatı verin ve ruku edin (eğilin) ruku edenlerle beraber

1. ve ekîmû :
2. es salâte : namaz
3. ve âtû : ve verin
4. ez zekâte : zekât
5. ve erkeû : ve rükû edin
6. mea : beraber
7. er râkiîne : rukû edenler

٤٤

اَتَاْمُرُونَ النَّاسَ بِالْبِرِّوَتَنْسَوْنَ اَنْفُسَكُمْ وَاَنْتُمْ تَتْلُونَ الْكِتَابَ اَفَلَا تَعْقِلُونَ

(44) E te’mürunen nase bil birri ve tensevne enfüseküm ve entüm tetlunel kitab e fe la ta’kilun

insanlara iyiliği emredipte kendiniz unutuyor musunuz sizler kitabı da okuyorsunuz akıl etmeyecek misiniz

1. e : mi
2. te’murûne : emrediyorsunuz
3. en nâse : insanlar
4. bi el birri : birr’i, ebrar olmayı, maddî-manevî
5. ve tensevne : ve unutuyorsunuz
6. enfuse-kum : kendi nefsleriniz, kendiniz
7. ve entum : ve siz
8. tetlûne : okuyorsunuz
9. el kitâbe : kitap
10. e fe lâ ta’kılûne : o halde, hâlâ akıl etmiyor musunuz

٤٥

وَاسْتَعينُوا بِالصَّبْرِوَالصَّلوةِ وَاِنَّهَا لَكَبيرَةٌ اِلَّا عَلَى الْخَاشِعينَ

(45) Vesteiynu bis sabri ves salah ve inneha le kebiratün illa alel haşiiyn

Yardım isteyiniz! Sabırla ve namazla muhakkak bu korku duyanlardan başkasına ağır gelir

1. ve isteînû : ve istiane (Allah’tan özel yardım,
2. bi es sabri : sabırla
3. ve es sâlâti : ve namaz
4. ve inne-hâ : hiç şüphesiz o, muhakkak ki o
5. le : mutlaka, elbette, muhakkak
6. kebîretun : büyük, zor, ağır
7. illâ : ancak, hariç, den başka
8. alâ el hâşiîne : huşû sahiplerine

٤٦

اَلَّذينَ يَظُنُّونَ اَنَّهُمْ مُلَاقُوا رَبِّهِمْ وَاَنَّهُمْ اِلَيْهِ رَاجِعُونَ

(46) Ellezine yezunnune ennehüm mülaku rabbihim ve ennehüm ileyhi raciun

O kimseler ki şüphesiz onlar umarlar Rablerine kavuşacaklarını ve şüphesiz onlar O’na döneceklerini

1. ellezîne : o kimseler, onlar
2. yezunnûne : bilirler, yakîn derecesinde inanırlar
3. enne-hum : onların ….. olduğunu
4. mulâkû : mülâki olma, kavuşma, ulaşma, karşılaşma
5. rabbi-him : (onların) Rab’leri
6. ve enne-hum : ve onların ….. olduğunu
7. ileyhi râciûne : ona dönecek olanlar

٤٧

يَابَنى اِسْرَاءلَ اذْكُرُوا نِعْمَتِىَ الَّتى اَنْعَمْتُ عَلَيْكُمْ وَاَنّى فَضَّلْتُكُمْ عَلَى الْعَالَمينَ

(47) Ya beni israilezküru ni’metiyelleti en’amtü aleyküm ve enni faddaltüküm alel alemin

Ey israil oğulları hatırlayın nimetlerimi sizin üzerinizde ki nimetlerimi ve sizi alemlere üstün kıldığımı da

1. yâ benî isrâîle : ey İsrailoğulları
2. uzkurû : zikredin, anın, hatırlayın
3. ni’metiye : ni’metimi
4. elletî : ki o (nu)
5. en’amtu : ben ni’metlendirdim
6. aleykum : sizi, size
7. ve en-nî : ve benim olduğum(u)
8. faddaltu-kum : sizi üstün kıldım
9. alâ el âlemîne : âlemlere

٤٨

وَاتَّقُوا يَوْمًا لَاتَجْزى نَفْسٌ عَنْ نَفْسٍ شَيًْ اوَلَايُقْبَلُ مِنْهَا شَفَاعَةٌ وَلَايُؤْخَذُ مِنْهَا عَدْلٌ وَلَاهُمْ يُنْصَرُونَ

(48) Vetteku yevmel la teczi nefsün an nefsin şey’ev ve la yukbelü minha şefaatüv ve la yü’hazü minha adlüv ve la hüm yünsarun

Ve sakının öyle bir günden ki ödeyemez nefis başka nefse bir şey ve kabul edilmez kimseden şefaat ve alınmaz o kimseden bedelde ve onlara yardım da edilmez

1. ve ittekû : ve sakının, çekinin
2. yevmen : gün
3. lâ teczî : karşılığı ödenmez
4. nefsun : bir nefs, bir kimse
5. an nefsin : nefsten, bir kimseden
6. şey’en : bir şey
7. ve lâ yukbelu : ve kabul olunmaz
8. min-hâ : ondan
9. şefâatun : şefaat, yardım
10. ve lâ yu’hazu : ve alınmaz
11. min-hâ : ondan
12. adlun : bir adalet, bir bedel, bir fidye
13. ve lâ hum yunsarûne : ve onlara yardım olunmaz

Sayfa:7

٤٩

وَاِذْ نَجَّيْنَاكُمْ مِنْ الِ فِرْعَوْنَ يَسُومُونَكُمْ سُوءَ الْعَذَابِ يُذَبِّحُونَ اَبْنَاءَكُمْ وَيَسْتَحْيُونَ نِسَاءَكُمْ وَفى ذلِكُمْ بَلَاءٌ مِنْ رَبِّكُمْ عَظيمٌ

(49) Ve iz necceynaküm min ali fir’avne yesumuneküm suel azabi yüzebbihune ebnaeküm ve yestahyune nisaeküm ve fi zaliküm belaüm mir rabbiküm aziym

Sizi firavun kavminden kurtarmıştık size azabın en kötüsünü reva görüyorlardı sizin oğullarınızı boğazlıyorlardı ve kadınlarınızı da hayatta bırakıyorlardı bu size de bir imtihan idi Azim olan Rabbinizden

1. ve iz : ve olduğu zaman, olmuştu
2. necceynâ-kum : sizi biz kurtardık
3. min âli fir’avne : firavun ailesinden
4. yesûmûne-kum : size tattırıyorlar, yapıyorlar
5. sûe : kötü
6. el azâbi : azap
7. yuzebbihûne : boğazlıyorlar, öldürüyorlar
8. ebnâe-kum : sizin oğullarınız
9. ve yestahyûne : ve sağ bırakıyorlar
10. nisâe-kum : sizin kadınlarınız
11. ve fî zâlikum : ve bunda vardır
12. belâun : belâ, imtihan
13. min rabbi-kum : sizin Rabbinizden
14. azîmun : azîm, büyük

٥٠

وَاِذْ فَرَقْنَا بِكُمُ الْبَحْرَ فَاَنْجَيْنَاكُمْ وَاَغْرَقْنَا الَ فِرْعَوْنَ وَاَنْتُمْ تَنْظُرُونَ

(50) Ve iz ferakna bikümül bahra fe enceynaküm ve ağrakna ale fir’avne ve entüm tenzurun

O zaman sizin için denizi yarmıştık sizi kurtarmıştık firavun hanedanını boğmuştuk sizler onlara bakıyorken

1. ve iz : ve olduğu zaman, olmuştu
2. faraknâ : biz ayırdık, yardık
3. bi-kum : size, sizin için
4. el bahre : deniz
5. fe : o zaman, böylece
6. enceynâ-kum : biz sizi kurtardık
7. ve agraknâ : ve biz boğduk
8. âle fir’avne : firavun ailesi
9. ve entum : ve siz
10. tenzurûne : bakıyorsunuz, görüyorsunuz

٥١

وَاِذْ وعَدْنَا مُوسى اَرْبَعينَ لَيْلَةً ثُمَّ اتَّخَذْتُمُ الْعِجْلَمِنْ بَعْدِه وَاَنْتُمْ ظَالِمُونَ

(51) Veiz vaadna musa erbeiyne leyleten sümmettehaztümül icle mim ba’dihi ve entüm zalimun

O zaman Musa’ya kırk gecelik söz verdik sonra onun arkasından buzağıyı (ilah) edindiniz ve sizler zalimlerden (oldunuz)

1. ve iz : ve o zaman
2. vâadnâ : biz vaadettik
3. mûsâ : Musa
4. erbaîne : kırk
5. leyleten : gece
6. summe : sonra
7. ittehaztum(u) : siz edindiniz
8. el icle : buzağı
9. min ba’di-hi : ondan sonra
10. ve entum : ve siz
11. zâlimûne : zalimler, haksızlık edenler

٥٢

ثُمَّ عَفَوْنَا عَنْكُمْ مِنْ بَعْدِ ذلِكَ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ

(52) Sümme afevna anküm mim ba’di zalike lealleküm teşkürun

Sonra sizleri affettik bunların ardından umulur ki sizler şükredersiniz

1. ve iz : ve o zaman
2. vâadnâ : biz vaadettik
3. mûsâ : Musa
4. erbaîne : kırk
5. leyleten : gece
6. summe : sonra
7. ittehaztum(u) : siz edindiniz
8. el icle : buzağı
9. min ba’di : ondan sonra
10. ve entum : ve siz
11. zâlimûne : zalimler, haksızlık edenler

٥٣

وَاِذْ اتَيْنَا مُوسَىالْكِتَابَ وَالْفُرْقَانَ لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ

(53) Ve iz ateyna musel kitabe vel fürkane lealleküm tehtedun

O zaman vermiştik Musa’ya kitabı ve Furkan’ı olur ki hidayeti bulmuş olursunuz

1. ve iz âteynâ : ve biz vermiştik
2. mûsa : Musa
3. el kitâbe : kitap
4. ve : ve
5. el furkâne : furkan, hakkı bâtıldan ayırma, idrak
6. lealle-kum : umulur ki siz böylece diye
7. tehtedûne : hidayete erersiniz

٥٤

وَاِذْ قَالَ مُوسى لِقَوْمِه يَاقَوْمِ اِنَّكُمْ ظَلَمْتُمْ اَنْفُسَكُمْ بِاتِّخَاذِكُمُ الْعِجْلَ فَتُوبُوا اِلى بَارِءِكُمْ فَاقْتُلُوا اَنْفُسَكُمْ ذلِكُمْ خَيْرٌ لَكُمْ عِنْدَ بَارِءِكُمْ فَتَابَ عَلَيْكُمْ اِنَّهُ هُوَ التَّوَّابُ الرَّحيمُ

(54) Ve iz kale Musa li kavmihi ya kavmi inneküm zalemtüm enfüseküm bittihazikümül icle fe tubu ila bariiküm faktülu enfüseküm zaliküm hayrul leküm inde bariiküm fe tabe aleyküm innehu hüvet tevvabür rahiym

O zaman Musa kavmine dedi. ey kavmim gerçekten siz kendinize zulüm ettiniz siz buzağıyı ilah edinmekle hemen yaratanınıza tövbe edin hemen nefislerinizi öldürün işte bu sizin için daha hayırlıdır yaratanınız katında sonra sizin tövbenizi kabul etmiştir şüphesiz O Tövbeleri kabul eden Merhamet sahibidir

1. ve iz kâle : ve demişti
2. mûsâ : Musa
3. li kavmi-hi : kendi kavmine
4. : ey
5. kavmi : kavmim
6. inne-kum : hiç şüphesiz siz, muhakkak ki siz
7. zalemtum : zulmettiniz
8. enfuse-kum : nefsleriniz, kendiniz
9. bi ittihâzi-kum(u) : edinmeniz ile, edinerek
10. el icle : buzağı
11. fe tûbû : artık, hemen tövbe edin
12. ilâ : … a
13. bârii-kum : sizin yaratıcınız
14. fe uktulû : o zaman, o halde, artık öldürün
15. enfuse-kum : kendi nefsleriniz, kendi kendiniz, birbiriniz
16. zâlikum : işte bu
17. hayrun : hayırlı, daha hayırlı
18. lekum : sizin için,
19. inde : yanında, katında
20. bârii-kum : sizin yaratıcınız
21. fe : böylece
22. tâbe aleykum : sizin tövbenizi kabul etti
23. inne-hu : muhakkak ki o, hiç şüphesiz o
24. huve : o
25. et tevvâbu : tövbeleri kabul eden
26. er rahîmu : rahîm olan, rahmet nuru gönderen,

٥٥

وَاِذْ قُلْتُمْ يَامُوسى لَنْ نُؤْمِنَ لَكَ حَتّى نَرَى اللّهَ جَهْرَةً فَاَخَذَتْكُمُ الصَّاعِقَةُ وَاَنْتُمْ تَنْظُرُونَ

(55) Ve iz kultüm ya musa len nü’mine leke hatta nerallahe cehraten fe ehazetkümüs saikatü ve entüm tenzurun

O zaman demiştiniz ki ey Musa sana asla inanmayız hatta açıkça Allah’ı görmedikçe hemen sizi yıldırım yakaladı ve sizler bakarken

1. ve iz : ve olmuştu, olduğu zaman
2. kultum : siz dediniz
3. : ya, ey
4. mûsâ : Musa
5. len nu’mine : biz asla inanmayız
6. leke : sana
7. hattâ : olana kadar, olmadıkça
8. nerâ : biz görürüz
9. allâhe : Allah
10. cehreten : açıkça
11. fe : o zaman, bunun üzerine
12. ehazet-kum(u) : sizi aldı, yakaladı
13. es sâikatu : yıldırım
14. ve entum : ve siz
15. tenzurûne : bakıyorsunuz, görüyorsunuz

٥٦

ثُمَّ بَعَثْنَاكُمْ مِنْ بَعْدِ مَوْتِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ

(56) Sümme beasnaküm mim ba’di mevtiküm lealleküm teşkürun

Sonra sizi biz dirilttik sizler öldükten sonra olur ki sizler şükür edersiniz

1. ve iz : ve olmuştu, olduğu zaman
2. kultum : siz dediniz
3. : ya, ey
4. mûsâ : Musa
5. len nu’mine : biz asla inanmayız
6. leke : sana
7. hattâ : olana kadar, olmadıkça
8. nerâ : biz görürüz
9. allâhe : Allah
10. cehreten : açıkça
11. fe : o zaman, bunun üzerine
12. ehazet-kum(u) : sizi aldı, yakaladı
13. es sâikatu : yıldırım
14. ve entum : ve siz
15. tenzurûne : bakıyorsunuz, görüyorsunuz

٥٧

وَظَلَّلْنَا عَلَيْكُمُ الْغَمَامَ وَاَنْزَلْنَا عَلَيْكُمُ الْمَنَّ وَالسَّلْوى كُلُوا مِنْ طَيِّبَاتِ مَارَزَقْنَاكُمْ وَمَاظَلَمُونَا وَلكِنْ كَانُوا اَنْفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ

(57) Ve zallelna aleykümül ğamame ve enzelna aleykümül menne ves selva külu min tayyibati ma razaknaküm ve ma zalemuna ve lakin kanu enfüsehüm yazlimun

Ve üzerinize buluttan bir gölge yaptık ve üzerinize indirdik kudret helvası ve bıldırcın güzel ve temiz olandan yeyin size rızık olarak verdiğimiz şeyden bize zulüm etmiyorlar lakin onlar kendi nefislerine zulüm ediyorlardı

1. ve : ve
2. zallelnâ : gölgeledik, gölge yaptık
3. aleykum : sizin üzerinize
4. el gamâme : bulut
5. ve : ve
6. enzel-nâ : biz indirdik
7. aleykum : sizin üzerinize
8. el menne : kudret helvası
9. ve : ve
10. es selvâ : bıldırcın
11. kulû : yeyin
12. min : den
13. tayyibâti : temiz olanlar, helâl olanlar
14. : şey(ler)
15. razaknâ-kum : sizi rızıklandırdık
16. ve : ve
17. mâ zalemû-nâ : bize zulmetmediler
18. ve : ve
19. lâkin : lâkin, fakat
20. kânû : oldular
21. enfuse-hum : kendi nefsleri, kendileri
22. yazlimûne : zulmediyorlar

Sayfa:8

٥٨

وَاِذْ قُلْنَا ادْخُلُوا هذِهِ الْقَرْيَةَ فَكُلُوا مِنْهَا حَيْثُ شِءْتُمْرَغَدًا وَادْخُلُوا الْبَابَ سُجَّدًا وَقُولُوا حِطَّةٌ نَغْفِرْ لَكُمْ خَطَايَاكُمْ وَسَنَزيدُ الْمُحْسِنينَ

(58) Ve iz kulned hulu hazihil karyete fe külu minha haysü şi’tüm rağadev vedhulül babe süccedev ve kulu hittatün nağfirleküm hatayaküm ve senezidül muhsinin

O zaman şöyle dedik bu memlekete girin oradan dilediğiniz yerden bol bol yeyin ve kapısından secde ederek girin ve Hıttah (mağfiret et) deyin sizin hatalarınızı mağfiret edelim iyilik edenlere (ilerde daha) ziyadesini vereceğiz

1. ve : ve
2. iz : olmuştu, olduğu zaman
3. kulnâ : dedik
4. udhulû : girin
5. hâzihi : bu
6. el karyete :
7. fe : artık, böylece
8. kulû : yeyin
9. min-hâ : ondan, oradan
10. haysu : yer (mekân)
11. şi’tum : dilediniz
12. ragaden : bol bol
13. ve : ve
14. udhulû : girin
15. el bâbe : kapı
16. succeden : secde ederek
17. ve : ve
18. kûlû : deyin, söyleyin
19. hıttatun : hıtta, günahların bağışlanmasını
20. nagfir : biz bağışlarız, biz bağışlayalım
21. lekum : sizin için, size
22. hatâyâ-kum : sizin hatalarınız
23. ve : ve
24. se-nezîdu : artıracağız
25. el muhsinîne : muhsinler, ahsen olanlar (fizik vücudunu teslim edenler)

٥٩

فَبَدَّلَ الَّذينَ ظَلَمُوا قَوْلًا غَيْرَالَّذى قيلَ لَهُمْ فَاَنْزَلْناَ عَلَى الَّذينَ ظَلَمُوا رِجْزًا مِنَ السَّمَاءِ بِمَاكَانُوا يَفْسُقُونَ

(59) Fe beddellezine zalemu kavlen ğayrallezi kıle lehüm fe enzelna alellezine zalemu riczem mines semai bi ma kanu yefsükun

Zalim kimseler sözü değiştirdiler onlara söylenenden başka sözlerle zalim kimselerin üzerine indirdik semadan bir pislik kötü iş yaptıklarından dolayı

1. fe : o zaman, fakat, sonra
2. beddele : değiştirdi
3. ellezîne : o kimseler, onlar
4. zalemû : zulmettiler
5. kavlen : söz
6. gayre : başka
7. ellezî : ki o
8. kîle : söylendi
9. lehum : onlara
10. fe : o zaman, bunun üzerine
11. enzelnâ : biz indirdik
12. alâ : üzerine
13. ellezîne : o kimseler, onlar
14. zalemû : zulmettiler
15. riczen : korkunç azap, habis azap (taun
16. min : den
17. es semâi : sema, gök
18. bi- mâ : sebebiyle, dolayısıyla
19. kânû : oldular
20. yefsukûne : fıska düşüyorlar, îmândan sonra küfre düşüyorlar

٦٠

وَاِذِ اسْتَسْقى مُوسى لِقَوْمِه فَقُلْنَا اضْرِبْ بِعَصَاكَالْحَجَرَ فَانْفَجَرَتْ مِنْهُ اثْنَتَا عَشْرَةَ عَيْنًا قَدْ عَلِمَ كُلُّاُنَاسٍ مَشْرَبَهُمْ كُلُوا وَاشْرَبُوا مِنْ رِزْقِ اللّهِ وَلَاتَعْثَوْا فِى الْاَرْضِ مُفْسِدينَ

(60) Ve izisteska musa li kavmihi fe kulnadrib bi asakel hacer fenfecerat minhüsneta aşrate ayna kad alime küllü ünasim meşrabehüm külu veşrabu mir rizkillahi ve la ta’sev fil erdi müfsidin

Bir zaman Musa kavmi için su dilemişti asan ile taşa vur demiştik bunun üzerine o taştan on iki pınar fişkırdı gerçekten bildi her insan topluluğu kendilerinin içeceği yeri Allah’ın verdiği rızıktan yeyin ve için arzda bozgunculuk yapıp fesat çıkarmayın

1. ve iz : ve olmuştu, olduğu zaman
2. isteskâ : suya kavuşmayı istedi
3. mûsâ : Musa
4. li kavmi-hî : kendi kavmi için
5. fe : o zaman, böylece
6. kulnâ : biz dedik, söyledik
7. idrib : vur
8. bi asâ-ke : senin asan ile
9. el hacere : taş, kaya
10. fe : o zaman, böylece
11. infeceret : fışkırdı
12. min-hu : ondan
13. isnetâ aşrete : 12
14. aynen : göz, pınar, kaynak
15. kad : oldu, olmuştu
16. alîme : bildi
17. kullu : bütün hepsi
18. unâsin : insanlar
19. meşrebe-hum : onların içeceği yer, kendi içecekleri yer
20. kulû : yeyin, yeyiniz
21. ve işrebû : ve için, içiniz
22. min rızkıllâhi (rızkı allâhi) : Allah’ın rızkından
23. ve lâ ta’sev : ve haddi aşmayın, azmayın, asi
24. fî el ardı : yeryüzünde
25. mufsidîne : fesat çıkaranlar (fesat çıkarıcı kimseler)

٦١

وَاِذْ قُلْتُمْ يَامُوسى لَنْ نَصْبِرَ عَلى طَعَامٍ وَاحِدٍ فَادْعُ لَنَارَبَّكَيُخْرِجْ لَنَامِمَّا تُنْبِتُ الْاَرْضُ مِنْ بَقْلِهَا وَقِثَّاءِهَاوَفُومِهَا وَعَدَسِهَا وَبَصَلِهَا قَالَ اَتَسْتَبْدِلُونَ الَّذى هُوَاَدْنى بِالَّذى هُوَخَيْرٌ اِهْبِطُوا مِصْرًا فَاِنَّ لَكُمْ مَاسَاَلْتُمْ وَضُرِبَتْ عَلَيْهِمُ الذِّلَّةُ وَالْمَسْكَنَةُ وَبَاؤُبِغَضَبٍ مِنَ اللّهِ ذلِكَ بِاَنَّهُمْ كَانُوا يَكْفُرُونَ بِايَاتِ اللّهِوَيَقْتُلُونَ النَّبِيّنَ بِغَيْرِالْحَقِّ ذلِكَ بِمَا عَصَوْا وَكَانُوا يَعْتَدُونَ

(61) Ve iz kultüm ya musa len nasbira ala taamiv vahidin fed’u lena rabbeke yuhric lena mimma tünbitül erdu mim bakliha ve kissaiha ve fumiha ve adesiha ve besaliha kale e testebdilunellezi hüve edna billezi hüve hayr ihbitu misran fe inne leküm ma seeltüm ve duribet aleyhimüz zilletü vel meskenetü ve bau bi ğadabim minellah zalike bi ennehüm kanu yekfürune bi ayatillahi ve yaktülunen nebiyyine bi ğayril hakk zalike bi ma asav ve kanu ya’tedun

O zaman dediniz ey Musa tek çeşit taama asla sabır edemeyiz hemen Rabbine bizim için dua et arzın yetiştirdiği şeylerden bizim için çıkarsın sebzelerden kabak cinslerinden sarımsağından mercimeğinden soğanından dedi ki siz değiştirmek mi istiyorsunuz hayırsız olanı hayırlı olanla bu şehre ininiz orada sizin istediğiniz şeyler var böylece üzerlerine zillet vuruldu ve miskinlik Allah’ın gazabına uğradılar şu sebeple ki: onlar Allah’ın ayetlerini inkar ediyorlardı haksız yere nebileri öldürüyorlardı bunların hepsi isyan etmeleri ve taşkınlıkları yüzündendi (gazaba uğradılar)

1. ve iz : ve olmuştu, olduğu zaman
2. kultum (iz kultum) : siz dediniz (siz demiştiniz)
3. yâ mûsâ : ey Musa
4. len nasbirâ : sabredemeyiz
5. alâ taâmin : yemeğe
6. vâhidin : tek, bir
7. fe ud’u : öyleyse, artık dua et
8. lenâ : bizim için, bize
9. rabbe-ke : senin Rabbin
10. yuhric : çıkarsın
11. lenâ : bizim için, bize
12. mimmâ (min mâ) : şey(ler)den
13. tunbitu : yetiştirir
14. el ardu : arz, yeryüzü, toprak
15. min bakli-hâ : onun baklagillerinden
16. ve kıssâi-hâ : ve onun salataları
17. ve fûmi-hâ : ve onun sarımsağı
18. ve adesi-hâ : ve onun mercimeği
19. ve basali-hâ : ve onun soğanı
20. kâle : dedi
21. e testebdilûne : değiştiriyor musunuz
22. ellezî : o ki, ki o
23. huve : o
24. ednâ : daha düşük, daha değersiz
25. billezî (bi ellezî) : onunla ki
26. huve hayrun : o hayırlı, o daha hayırlı
27. ihbitû : inin
28. mısran : büyük bir şehir veya Mısır ülkesi
29. fe : o zaman, böylece, öyle ise
30. inne lekum : muhakkak ki sizin için, size
31. : şey(ler)
32. seeltum : siz istediniz
33. ve duribet : ve vuruldu (damga)
34. aleyhim : onların üzerine
35. ez zilletu : zillet, hakirlik, alçaklık ve aşağılık
36. ve el meskenetu : ve düşkünlük, fakirlik, sefalet
37. ve bâu : ve uğradılar
38. bi gadabin : gazapla, öfkeyle
39. min allâhi : Allah’tan
40. zâlike : işte bu
41. bi : ile
42. enne-hum : onların olduğu
43. kânû : oldular
44. yekfurûne : inkâr ediyorlar
45. bi âyâtillâhi (âyâti allâhi) : Allah’ın âyetleri
46. ve yaktulûne : ve öldürüyorlar
47. en nebiyyîne : peygamberler
48. bi gayri : olmaksızın
49. el hakkı : hak
50. zâlike bi mâ : işte bu şey sebebiyle, dolayısıyla
51. asav : isyan ettiler
52. ve kânû : ve oldular
53. ya’tedûne : haddi aşıyorlar

Sayfa:9

٦٢

اِنَّ الَّذينَ امَنُواوَالَّذينَهَادُواوَالنَّصَارى وَالصَّابِينَ مَنْ امَنَ بِاللّهِ والْيَوْمِالْاخِرِوَعَمِلَ صَالِحًا فَلَهُمْ اَجْرُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْ وَلَاخَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَاهُمْ يَحْزَنُونَ

(62) İnnellezine amenu vellezine hadu ven nesara ves sabiine men amene billahi vel yevmil ahiri ve amile salihan fe lehüm ecruhüm inde rabbihim ve la havfün aleyhim ve la hüm yahzenun

Muhakkak o kimseler iman etmiştir ve o kimseler yahudiler hristiyanlardan ve sabiilerden olsun kim Allah’a iman etmişse ve ahiret gününe iman etmişse ve salih amel işlemişse onların ecirleri Rableri katındadır ve onlar için korku yoktur ve onlar mahzunda olmayacaklardır

1. inne ellezîne : muhakkak ki, hiç şüphesiz onlar
2. âmenû :
3. ve ellezîne : ve o kimseler, onlar
4. hâdû : yahudiler
5. ve en nasârâ : ve hristiyanlar
6. ve es sâbiîne : ve meleklere veya yıldızlara tapanlar
7. men : kim, kimse(ler)
8. âmene : âmenû oldu (Allah’a ulaşmayı diledi), îmân etti, inandı
9. biallâhi (bi allâhi) : Allah’a
10. ve el yevmi el âhiri : ve son gün, ve sonraki gün, ruhun Allah’a ulaşma günü
11. ve amile sâlihan : ve salih amel, ıslâh edici (nefsi tezkiye edici) amel yaptı
12. fe : artık, böylece
13. lehum : onlar için, onların
14. ecru-hum : ecirleri, mükâfatları
15. inde : yanında, katında
16. rabbi-him : onların Rabbi, Rab’leri
17. ve lâ havfun : ve korku yoktur
18. aleyhim : onlara
19. ve lâ hum yahzenûne : ve onlar mahzun olmazlar

٦٣

وَاِذْ اَخَذْنَا ميثَاقَكُمْ وَرَفَعْنَا فَوْقَكُمُ الطُّورَ خُذُوا مَا اتَيْنَاكُمْ بِقُوَّةٍ وَاذْكُرُوا مَافيهِ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ

(63) Ve iz ehazna misakaküm ve rafa’na fevkakümüt tur huzu ma ateynaküm bi kuvvetiv vezküru ma fihi lealleküm tettekun

O zaman sizden sağlam söz almıştık tur dağını yükselterek üstünüze tutmuştuk verdiklerimizi kuvvetle tutun ve içindekileri zikir edin olur ki sizler korunursunuz

1. ve iz : ve olmuştu, olduğu zaman
2. ehaznâ : almıştık
3. mîsâka-kum : sizin misakleriniz, yeminleriniz
4. ve refa’-nâ : ve biz yükselttik, kaldırdık
5. fevka-kum : sizin üstünüze
6. et tûra : Tur
7. huzû : alın, sarılın, kendinize maledin
8. mâ ateynâ-kum : size verdiğimiz şeyler
9. bi kuvvetin : kuvvetle
10. ve uzkurû : ve hatırlayın
11. : şey(ler)
12. fî-hi : onun içinde
13. lealle-kum : umulur ki siz, böylece siz
14. tettekûne : takva sahibi olursunuz

٦٤

ثُمَّ تَوَلَّيْتُمْ مِنْ بَعْدِ ذلِكَ فَلَوْلَا فَضْلُ اللّهِ عَلَيْكُمْوَرَحْمَتُهُ لَكُنْتُمْ مِنَ الْخَاسِرينَ

(64) Sümme tevelleytüm mim ba’di zalik fe lev la fadlüllahi aleyküm ve rahmetühu leküntüm minel hasirin

Sonra bundan yüz çevirdiniz eğer Allah’ın sizin üzerindeki lütfü ve rahmeti olmasaydı sizler hüsrana gidenlerden olurdunuz

1. summe : sonra
2. tevelleytum : siz döndünüz
3. min : den
4. ba’di zâlike : bundan sonra
5. fe : işte, artık, böylece
6. lev lâ : eğer olmasaydı
7. fadlu allahi : Allah’ın fazlı
8. aleykum : size, sizin üzerinize
9. ve : ve
10. rahmetu-hu : onun rahmeti
11. le : elbette
12. kuntum : siz oldunuz
13. min : den
14. el hâsirîne : hüsrana düşenler, hüsranda olanlar

٦٥

وَلَقَدْ عَلِمْتُمُالَّذينَ اعْتَدَوْامِنْكُمْ فِى السَّبْتِ فَقُلْنَا لَهُمْ كُونُوا قِرَدَةً خَاسِينَ

(65) Ve le kad alimtümül lezina’tedev minküm fis sebti fe kulna lehüm kunu kiradeten hasiin

Ve muhakkak sizler bilirsiniz kim haddi aşmıştır cumartesi gününde sizden onlara “Aşağılık maymunlar olunuz” dedik

1. ve lekad : ve andolsun
2. alimtum : siz bildiniz
3. ellezîne : o kimseler, onlar
4. i’tedev : hakka tecavüz ettiler, haddi aştılar
5. min-kum : sizden
6. fî es sebti : cumartesi gününde
7. fe : artık, böylece, bunun üzerine
8. kulnâ : biz dedik
9. lehum : onlara
10. kûnû : olun
11. kıradeten : maymun
12. hasiîne : zelil, hakir, kovulmuş olanlar

٦٦

فَجَعَلْنَاهَا نَكَالًا لِمَابَيْنَ يَدَيْهَا وَمَاخَلْفَهَا وَمَوْعِظَةً لِلْمُتَّقينَ

(66) Fe cealnaha nekalel li ma beyne yedeyha ve ma halfeha ve mev’izatel lil müttekiyn
bunu ceza olarak verdik onlarla beraber olanlar için ve sonra gelenler için ve takva sahipleri içinde bir ibretti

1. fe : artık, böylece
2. cealnâ-hâ : biz onu kıldık
3. nekâlen : nakledilecek olay, ibret
4. li mâ : şey(ler) için, kimseler için
5. beyne : arasında
6. yedey-hâ (beyne yedeyha) : onun elleri (onun önündeki)
7. ve mâ : ve şey(ler), kimseler
8. halfe-hâ : onun arkasında
9. ve mev’ızaten : ve vaaz, öğüt, nasihat
10. li el muttakîne : takva sahipleri için

٦٧


وَاِذْ قَالَ مُوسى لِقَوْمِه اِنَّ اللّهَ يَاْمُرُكُمْ اَنْ تَذْبَحُوا بَقَرَةًقَالُوا اَتَتَّخِذُنَا هُزُوًا قَالَ اَعُوذُ بِاللّهِ اَنْ اَكُونَ مِنَ الْجَاهِلينَ

(67) Ve iz kale musa li kavmihi innellahe ye’müruküm en tezbehu bekarah kalu etettehizüna hüzüva kale euzü billahi en ekune minel cahilin

O zaman Musa kavmine dedi muhakkak Allah sizin bir inek kesmenizi emrediyor. Bizimle alay mı ediyorsun dediler. Dedi Allah’a sığınırım ben cahillerden olmaktan

1. ve : ve
2. iz : olmuştu, olduğu zaman
3. kâle : dedi
4. mûsâ : Musa
5. li : … e
6. kavmi-hî : onun kavmi, kendi kavmi
7. inne : muhakkak ki, hiç şüphesiz
8. allâhe : Allah
9. ye’muru-kum : size emrediyor
10. en tezbehû : kesmenizi
11. bakaraten : bir inek
12. kâlû : dediler
13. e : mi
14. tettehızu-nâ : bizi ediniyorsun
15. huzuven : alay konusu
16. kâle : dedi
17. eûzu : ben sığınırım
18. billâhi (bi allâhi) : Allah’a
19. en ekûne : olmak (benim olmam)
20. min : den
21. el câhilîne : cahiller

٦٨

قَالُواادْعُ لَنَا رَبَّكَ يُبَيِّنْ لَنَا مَا هِىَ قَالَ اِنَّهُ يَقُولُ اِنَّهَا بَقَرَةٌ لَافَارِضٌ وَلَابِكْرٌ عَوَانٌ بَيْنَ ذلِكَ فَافْعَلُوا مَاتُؤْمَرُونَ

(68) Kalüd ü lena rabbeke yübeyyil lena ma hiy kale innehu yekulü inneha bekaratül la fariduv ve la bikr avanüm beyne zalik fef’alu ma tü’merun

Dediler ki bizim için dua et Rabbine o sığırın mahiyetini bize bildirsin dedi o söylüyor gerçekten o sığır ne çok yaşlı ne de çok gençtir böylece ikisinin ortası yaşta artık emrolunanı yapınız

1. kâlû : dediler
2. ûd’u : dua et
3. lenâ : bize, bizim için
4. rabbe-ke : senin Rabbin
5. yubeyyin : açıklasın
6. lenâ : bize
7. : ne, nasıl
8. hiye : o
9. kâle : dedi
10. inne-hu : muhakkak ki o, şüphesiz o
11. yekûlu : diyor, söylüyor
12. inne-hâ : muhakkak ki o
13. bakaratun : bir inek
14. lâ fâridun : yaşlı olmayan
15. ve : ve
16. lâ bikrun : çok genç olmayan
17. avânun : orta yaşta
18. beyne zâlike : bu (ikisi) arasında
19. fe : artık, böylece
20. if’alû : yapın
21. : şey
22. tu’merûne : emrolundunuz

٦٩

قَالُواادْعُ لَنَا رَبَّكَ يُبَيِّنْ لَنَا مَالَوْنُهَا قَالَ اِنَّهُ يَقُولُ اِنَّهَا بَقَرَةٌ صَفْرَاءُ فَاقِعٌ لَوْنُهَا تَسُرُّ النَّاظِرينَ

(69) Kalüd ü lena rabbeke yübeyyil lena ma levnüha kale innehu yekulü inneha bekaratün safraü fakiul levnüha tesürrün nazirin

Dediler bizim için dua et Rabbine onun rengini bize bildirsin. dedi ki gerçekten o diyor ki gerçekten o sapsarı bir inektir açık parlak (sarı) renkte bakanlara sürur veren

1. kâlû ûd’u : dua et dediler
2. lenâ rabbe-ke : bizim için Rabbine
3. yubeyyin : açıklasın
4. lenâ : bize
5. : ne, nasıl
6. levnu-hâ : onun rengi
7. kâle : dedi
8. inne-hu : muhakkak ki o, şüphesiz o
9. yekûlu : diyor, söylüyor
10. inne-hâ : muhakkak ki o, şüphesiz o
11. bakaratun safrâu : sarı bir inek
12. fâkiun : parlak, canlı
13. levnu-hâ : onun rengi
14. tesurru : sürur, ferahlık, huzur verir (hoşa gider)
15. en nâzirîne : nazar edenler, görenler, bakanlar

Sayfa:10

٧٠

قَالُواادْعُ لَنَا رَبَّكَ يُبَيِّنْ لَنَا مَا هِىَ اِنَّ الْبَقَرَ تَشَابَهَعَلَيْنَا وَاِنَّا اِنْ شَاءَاللّهُ لَمُهْتَدُونَ

(70) Kalüd’u lena rabbeke yübeyyil lena ma hiye innel bekara teşabehe aleyna ve inna inşaellahü le mühtedun

Dediler ki bizim için dua et Rabbine onun mahiyetini bize açıklasın çünkü sığırlar bize göre birbirine benzer muhakkak bizler Allah dilerse hidayete erenlerden oluruz

1. kâlû : dediler
2. ûd’u : dua et
3. lenâ rabbe-ke : bizim için Rabbine
4. yubeyyin : açıklasın
5. lenâ : bize
6. : ne, nasıl
7. hiye inne : muhakkak ki bu
8. el bakara : inek
9. teşâbehe :
10. aleynâ : bize
11. ve in-nâ : ve muhakkak biz, hiç şüphesiz biz
12. in şâe allâhu : Allah dilerse
13. le muhtedûne : elbette hidayete erenler, ulaşanlar

٧١

قَالَ اِنَّهُ يَقُولُ اِنَّهَا بَقَرَةٌ لَاذَلُولٌ تُثيرُ الْاَرْضَ وَلَاتَسْقِى الْحَرْثَ مُسَلَّمَةٌ لَاشِيَةَ فيهَا قَالُواالْنَ جِءْتَبِالْحَقِّ فَذَبَحُوهَاوَمَاكَادُوا يَفْعَلُونَ

(71) Kale innehu yekulü inneha bekaratül la zelulün tüsirul erda ve la teskil hars müsellemetül laşiyete fiha kalül ane ci’te bil hakk fe zebehuha ve ma kadu yef’alun

Dedi muhakkak o sığırın gerçek vasfını söylüyor arazi sürerek zillet altında ezilmemiş ve ekin sulamamış bakımlı ve kendisinde kusur olmayandır dediler şimdi hakkı getirdin hemen onu kestiler nerede ise (bunu) yapmayacaklardı

1. kâle : dedi
2. inne-hu : muhakkak ki o, hiç şüphesiz o
3. yekûlu innehâ : diyor
4. bakaratun : bir inek
5. lâ zelûlun : zelil değil, boyunduruk altına
6. tusîru : toprağı sürer
7. el arda : arazi, yer, toprak
8. ve lâ teskî : ve sulamaz
9. el harse : ekin (tarla)
10. musellemetun : salınmış, serbest bırakılmış
11. lâ şiyete : leke yoktur
12. fî-hâ : onda
13. kâlû : dediler
14. el’âne : şimdi
15. ci’te : geldin
16. bi el hakkı : hak ile, gerçekle
17. fe : böylece, bunun üzerine
18. zebehû-hâ : onu boğazladılar, kestiler
19. ve mâ kâdû yef’alûne : ve neredeyse yapmayacaklardı

٧٢

وَاِذْ قَتَلْتُمْ نَفْسًا فَادّرَءْتُمْ فيهَا وَاللّهُمُخْرِجٌ مَاكُنْتُمْ تَكْتُمُونَ

(72) Ve iz kateltüm nefsen feddara’tüm fiha vallahü muhricüm ma küntüm tektümun

O zaman siz bir kişiyi öldürmüştünüz sonra onu (başkasının) üzerine atmıştınız Allah gizlediğiniz şeyi ortaya çıkarandır

1. ve iz kateltum : ve öldürmüştünüz
2. nefsen : bir nefs, bir kişi
3. feddâre’tum (fe eddâre’tum) : sonra da başınızdan savdınız,
4. fî-hâ : onun hakkında, o konuda
5. ve allâhu : ve Allah
6. muhricun : çıkaran
7. mâ kuntum tektumûne : sizin gizlemiş olduğunuz şeyi

٧٣

فَقُلْنَا اضْرِبُوهُ بِبَعْضِهَا كَذلِكَ يُحْيِاللّهُ الْمَوْتى وَيُريكُمْ ايَاتِه لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ

(73) Fe kulnadribuhü bi ba’diha kezalike yuhyillahül mevta ve yüriküm ayatihi lealleküm ta’kilun

Sığırın bir parçası ile ona vurun dedik böylece Allah ölüleri diriltir ve size ayetlerini (mucizelerini) gösteriyor olur ki akıl edenlerden olursunuz

1. fe kulnâ : o zaman biz dedik
2. ıdribû-hu : ona vurun
3. bi ba’dı-hâ : onun bir kısmı ile
4. kezâlike : işte böylece, bunun gibi
5. yuhyî allâhu : Allah diriltir
6. el mevtâ : ölü
7. ve yurî-kum : ve size gösterir
8. âyâti-hi : onun âyetleri, mucizeleri
9. leallekum : umulur ki böylece siz
10. ta’kılûne : akıl edersiniz

٧٤

ثُمَّ قَسَتْ قُلُوبُكُمْ مِنْ بَعْدِ ذلِكَ فَهِىَكَالْحِجَارَةِ اَوْ اَشَدُّ قَسْوَةً وَاِنَّ مِنَ الْحِجَارَةِ لَمَا يَتَفَجَّرُ مِنْهُ الْاَنْهَارُ وَاِنَّ مِنْهَا لَمَا يَشَّقَّقُ فَيَخْرُجُ مِنْهُالْمَاءُ وَاِنَّ مِنْهَا لَمَا يَهْبِطُ مِنْ خَشْيَةِ اللّهِ وَمَا اللّهُ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ

(74) Sümme kaset kulubüküm mim ba’di zalike fe hiye kel hicarati ev eşeddü kasveh ve inne minel hicarati lema yetefecceru minhül enhar ve inne minha lema yeşşekkaku fe yahrucü minhül mau’ ve inne minha lema yehbitu min haşyetillah vemallahü bi ğafilin amma ta’melun

Yine katılaştı bundan sonra kalpleriniz taş gibi veya ondan daha katı oldu çünkü taşlardan öylesi var ki içinden nehirler fışkırır yine onlardan öylesi var ki yarılarak ondan su çıkar ve onlardan öylesi de var ki Allah korkusundan yuvarlanır ve Allah yaptığınızdan gafil değildir

1. summe : sonra
2. kaset : kasiyet bağladı, katılaştı
3. kulûbu-kum : sizin kalpleriniz
4. min ba’di : sonradan, sonra
5. zâlike : işte bu
6. fe : artık, öyle ki
7. hiye : o
8. ke : gibi
9. el hıcâreti : taşlar
10. ev : veya
11. eşeddu : daha şiddetli
12. kasveten : kasvetli, katılaşmış
13. ve inne : ve hiç şüphesiz, muhakkak
14. min el hıcâreti : taşlardan
15. lemâ : olduğu zaman, öyle ki, fakat (hatta)
16. yetefecceru : çıkar, fışkırır (kaynar)
17. min-hu : ondan,
18. el enhâru : nehirler, ırmaklar
19. ve inne min-hâ : ve muhakkak ondan
20. lemâ : olduğu zaman, öyle ki, fakat (hatta)
21. yeşşakkaku : yarılır
22. fe : o zaman, böylece
23. yahrucu : çıkar
24. min-hu : ondan
25. el mâu : su
26. ve inne min-hâ : ve muhakkak ondan
27. lemâ : olduğu zaman, öyle ki, fakat (hatta)
28. yehbitu : düşer (aşağı yuvarlanır)
29. min haşyete : haşyet duygusundan, korkusundan
30. allâhi : Allah
31. ve mâ allâhu : ve Allah değildir
32. bi gâfilin : gâfil, gaflette, habersiz
33. ammâ (an mâ) : onlardan (o şeylerden)
34. ta’melûne : yaptıklarınız şeylerden

٧٥

اَفَتَطْمَعُونَ اَنْ يُؤْمِنُوا لَكُمْوَقَدْ كَانَ فَريقٌ مِنْهُمْيَسْمَعُونَ كَلَامَ اللّهِ ثُمَّ يُحَرِّفُونَهُ مِنْ بَعْدِ مَاعَقَلُوهُ وَهُمْ يَعْلَمُونَ

(75) E fetatmeune ey yü’minu leküm ve kad kane ferikum minhüm yesmeune kelamallahi sümme yüharrifunehu mim ba’di ma akaluhü ve hüm ya’lemun

Size inanacaklarını mı ümit ediyorsunuz fakat onlardan bir fırka Allah’ın kelamını dinlerler sonra onda tahrifat yaparlar onu akıl ettiklerinden sonra onlar bilerek (yaparlar)

1. e fe tatmeûne : umuyor musunuz
2. en yu’minû : inanmaları
3. lekum : size
4. ve kad kâne : ve olmuştu
5. ferîkun : bir fırka, bir grup
6. min-hum : onlardan
7. yesmeûne : işitirler
8. kelâm : kelâm, söz
9. allâhi : Allah
10. summe : sonra
11. yuharrifûne-hu : onu tahrif ederler, değiştirirler
12. min ba’di : sonradan, ondan sonra
13. : şey
14. akalû-hu : onu akıl ettiler, onu anladılar
15. ve hum : ve onlar
16. ya’lemûne : biliyorlar

٧٦

وَاِذَا لَقُوا الَّذينَ امَنُوا قَالُوا امَنَّاوَاِذَا خَلَا بَعْضُهُمْ اِلى بَعْضٍ قَالُوااَتُحَدِّثُونَهُمْ بِمَا فَتَحَ اللّهُ عَلَيْكُمْ لِيُحَاجُّوكُمْ بِه عِنْدَ رَبِّكُمْ اَفَلَا تَعْقِلُونَ

(76) Ve iza leküllezine amenu kalu amenna ve iza hala ba’duhüm ila ba’din kalu etühaddisunehüm bi ma fetehallahü aleyküm li yühaccuküm bihi inde rabbiküm e fe la ta’kilun

Ve iman edenlerle karşılaştıklarında biz de iman ettik derler bir birleri ile baş başa kaldıkları zaman derler Allah’ın size açıkladıklarını onlara mı anlatıyorsunuz Rabbinizin huzurunda onunla size delil göstersinler diye mi? Aklınız ermiyor mu?

1. ve izâ : ve olduğu zaman
2. lekû : mülâki oldular, karşılaştılar
3. ellezîne : o kimseler, onlar
4. âmenû : âmenû oldular, îmân ettiler
5. kâlû : dediler
6. âmennâ : biz âmenû olduk, îmân ettik
7. ve izâ halâ : ve yalnız kaldıkları zaman
8. ba’duhum ilâ ba’din : onların bazıları diğerlerine, birbirlerine
9. kâlû : dediler
10. e tuhaddisûne-hum : onlara anlatıyor musunuz, haber mi
11. bi mâ : o şeyi, onu
12. feteha : açtı
13. allâhu : Allah
14. aleykum : size
15. li : için, olsun diye
16. yuhâccû-kum : size (hüccet) delil gösteriyorlar
17. bi-hi : onunla, onu
18. inde rabbi-kum : Rabbinizin katında
19. e fe lâ ta’kılûne : hâlâ akıl etmiyor musunuz

Sayfa:11

٧٧

اَوَلَا يَعْلَمُونَ اَنَّ اللّهَ يَعْلَمُ مَايُسِرُّونَ وَمَايُعْلِنُونَ

(77) E ve la ya’lemune ennellahe ya’lemü ma yüsirrune ve ma yu’linun

Onlar bilmiyorlar mı muhakkak Allah bilir neyi gizlediklerini ve neyi açıkladıklarını

1. e ve lâ ya’lemûne : ve bilmiyorlar mı
2. enne : olduğunu
3. allâhe : Allah
4. ya’lemu : bilir
5. mâ yusirrûne : sır olan, saklanan şeyler
6. ve mâ yu’linûne : ve alenî olan, açıklanan şeyler

٧٨

وَمِنْهُمْ اُمِّيُّونَ لَايَعْلَمُونَ الْكِتَابَ اِلَّا اَمَانِىَّ وَاِنْ هُمْ اِلَّا يَظُنُّونَ

(78) Ve minhüm ümmiyyune la ya’lemunel kitabe illa emaniyye ve in hüm illa yezunnun

Onların bazıları ümmidir kitabı bilmezler ancak uydurma şeyleri ve gerçekten onlar ancak zanda bulunurlar

1. ve min-hum : ve onlardan (onların bir kısmı)
2. ummiyyûne : ümmîler, okuma yazma bilmeyenler
3. lâ ya’lemûne : bilmezler
4. el kitâbe : kitabı
5. illâ : sadece, ancak, den başka
6. emâniyye : emaniyye, kişilerin kendilerinin yazdığı kitaplar, zan, temenni
7. ve in hum illâ : ve onlar sadece
8. yezunnûne : zannederler

٧٩

فَوَيْلٌ لِلَّذينَ يَكْتُبُونَ الْكِتَابَ بِاَيْديهِمْ ثُمَّ يَقُولُونَ هذَا مِنْ عِنْدِ اللّهِ لِيَشْتَرُوا بِه ثَمَنًا قَليلًا فَوَيْلٌ لَهُمْمِمَّا كَتَبَتْ اَيْديهِمْ وَوَيْلٌ لَهُمْ مِمَّا يَكْسِبُونَ

(79) Fe veylül lillezine yektübunel kitabe bi eydihim sümme yekulune haza min indillahi li yeşteru bihi semenen kalila fe veylül lehüm mimma ketebet eydihim ve veylül lehüm mimma yeksibun

Yazıklar olsun o kimselere ki kitabı kendi elleri ile yazıp da sonra onlar onu az bir fiyata satmak için bu Allah katındandır dediler onlara yazıklar olsun elleri ile yazdıklarından dolayı onlara yazıklar olsun yazdıkları şeylerden dolayı

1. fe : artık
2. veylun : yazıklar olsun, vay haline
3. lillezîne (li ellezîne) : o kimselere, onlara
4. yektubûne : yazarlar
5. el kitâbe : kitap
6. bi eydî-him : elleriyle
7. summe : sonra
8. yekûlûne : derler
9. hâzâ : bu
10. min indillâhi (inde allâhi) : Allah’ın katından
11. li yeşterû : satmak için
12. bi-hi : onu
13. semenen : bedel, ücret
14. kalîlen : az
15. fe : artık
16. veylun : yazıklar olsun, vay haline
17. lehum : onlara
18. mimmâ (min mâ) : şey(ler)den
19. ketebet : yazdı
20. eydî-him : onların elleri, kendi elleri
21. ve veylun : ve yazıklar olsun, vay haline
22. lehum : onlara
23. mimmâ (min mâ) : şey(ler)den
24. yeksibûne : iktisap ediyorlar, kazanıyorlar

٨٠

وَقَالُوا لَنْ تَمَسَّنَا النَّارُ اِلَّا اَيَّامًا مَعْدُودَةًقُلْاَتَّخَذْتُمْ عِنْدَ اللّهِ عَهْدًا فَلَنْ يُخْلِفَ اللّهُ عَهْدَهُ اَمْ تَقُولُونَعَلَى اللّهِ مَالَا تَعْلَمُونَ

(80) Ve kalu len temessenen naru illa eyyamem ma’dudeh kul ettehaztüm indellahi ahden fe ley yuhlifellahü ahdehu em tekulune alellahi ma la ta’lemun

Dediler ki bize katiyen ateş dokunmaz ancak sayılı birkaç gün dokunur de ki siz Allah’ın katından bir söz mü aldınız Allah asla ahdinden geri dönmez yoksa Allah’a bilmediğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz

1. ve kâlû : ve dediler
2. len temesse-nâ : bize dokunmaz
3. en nâru : ateş
4. illâ : ancak, sadece, den başka
5. eyyâmen : günler
6. ma’dûdete : ma’dûd, adetli, sayılı
7. kul : de, söyle
8. ettehaztum (e ittehaztum) : siz edindiniz mi
9. inde allâhi : Allah’ın katı
10. ahden : bir ahd, kesin söz
11. fe : o zaman
12. len yuhlife : asla değiştirilmez
13. allâhu : Allah
14. ahde-hû : onun ahdi, ahdini
15. em : veya, yoksa
16. tekûlûne : söylüyorsunuz
17. alâllâhi (alâ allâhi) : Allah’a
18. mâ lâ ta’lemûne : bilmediğiniz bir şey

٨١

بَلى مَنْ كَسَبَ سَيِّءَةً وَاَحَاطَتْ بِه خَطيَتُهُ فَاُولءِكَ اَصْحَابُ النَّارِ هُمْ فيهَا خَالِدُونَ

(81) Bela men kesebe seyyietev ve ehatat bihi hatiy’etühu fe ulaike ashabün nar hüm fiha halidun

Hayır kim günah kazanırsa ve onun günahları kendini kuşattı işte onlar ateş ehlidirler onlar orada ebedi olarak kalacaklar

1. belâ : bilâkis, hayır, öyle değil
2. men : kimse
3. kesebe : kazandı
4. seyyieten : günah
5. ve ehâtat : ve kuşattı
6. bi-hi : onu
7. hatîetu-hu : onun hataları
8. fe : artık
9. ulâike : işte onlar
10. ashâbu en nâri : ateş halkı
11. hum : onlar
12. fî-hâ hâlidûne : orada devamlı kalacak olanlardır

٨٢

وَالَّذينَ امَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ اُولءِكَ اَصْحَابُ الْجَنَّةِهُمْ فيهَا خَالِدُونَ

(82) Vellezine amenu ve amilus salihati ülaike ashabül cenneh hüm fiha halidun

Ve o kimseler ki iman edip salih amel işlemişlerdir işte onlar cennet ehlidir onlar orada ebedi olarak kalacaklar

1. ve ellezîne : ve o kimseler, onlar
2. âmenû : âmenû oldular, îmân ettiler
3. ve amilû es sâlihâti :
4. ulâike : işte onlar
5. ashâbu el cenneti : cennet halkı
6. hum : onlar
7. fî-hâ : orada
8. hâlidûne : devamlı kalacak olanlardır

٨٣

وَاِذْ اَخَذْنَا ميثَاقَ بَنى اِسْرَاءلَ لَاتَعْبُدُونَ اِلَّا اللّهَ وَبِالْوَالِدَيْنِ اِحْسَانًا وَذِى الْقُرْبى وَالْيَتَامى وَالْمَسَاكينِوَقُولُوا لِلنَّاسِ حُسْنًا وَاَقيمُوا الصَّلوةَ وَاتُوا الزَّكوةَ ثُمَّ تَوَلَّيْتُمْ اِلَّا قَليلًا مِنْكُمْ وَاَنْتُمْ مُعْرِضُونَ

(83) Ve iz ehazna misaka beni israile la ta’büdune illellahe ve bil valideyni ihsanev ve zil kurba vel yetama vel mesakini ve kulu lin nasi husnev ve ekiymus salate ve atüz zekah sümme tevelleytüm illa kalilem minküm ve entüm mu’ridun

Bir zaman İsrail oğullarından misak aldık Allah’tan başka kimseye kulluk etmeyin anneye ve babaya iyilik edin ve akrabaya da ve yetimlere de ve miskinlere de İnsanlara güzel konuşunuz ve namazı dosdoğru kılın ve zekatı verin diye sonra yüz çevirdiniz ancak sizden çok azı hariç ve sizler döneklik yapanlarsınız

1. ve iz ehaznâ : ve biz almıştık
2. mîsâka : misak, yemin, kesin söz
3. benî isrâîle : İsrailoğulları
4. lâ ta’budûne : kul olmayın
5. illâ allâhe : Allah’tan başka
6. ve bi el vâlideyni : ve ana-babaya
7. ihsânen : ihsanda bulunmak, iyi davranmak
8. ve zî : ve sahip
9. el kurbâ : yakınlar, akrabalar, hısımlar
10. ve el yetâmâ : ve yetimler
11. ve el mesâkîni : ve miskinler, çalışamaz durumdaki ihtiyarlar
12. ve kûlû : ve söyleyin, deyin
13. li en nâsi : insanlar için, insanlara
14. husnen : güzel, iyi
15. ve ekîmû es salâte : ve namazı ikame edin, gereği üzere kılın
16. ve âtû ez zekâte : ve zekât verin
17. summe : sonra
18. tevelleytum : siz yüz çevirdiniz
19. illâ : ancak, hariç, den başka
20. kalîlen : az
21. min-kum : sizden
22. ve entum : ve siz
23. mu’ridûne : yüz çevirenler

Sayfa:12

٨٤

وَاِذْ اَخَذْنَا ميثَاقَكُمْ لَاتَسْفِكُونَ دِمَاءَكُمْوَلَا تُخْرِجُونَ اَنْفُسَكُمْ مِنْ دِيَارِكُمْ ثُمَّ اَقْرَرْتُمْ وَاَنْتُمْ تَشْهَدُونَ

(84) Ve iz ehazna misakaküm la tesfikune dimaeküm ve la tuhricune enfüseküm min diyariküm sümme akrartüm ve entüm teşhedun

Bir zaman sizden misak almıştık kanlarınızı dökmeyecek birbirinizi yurtlarınızdan çıkarmayacaktınız sonra söz verdiniz ve sizler şahitte oldunuz

1. ve iz : ve olmuştu
2. ehaznâ : aldık
3. mîsâka-kum : sizin misakiniz (kesin sözünüz)
4. lâ tesfikûne : dökmeyin
5. dimâe-kum : kanlarınız
6. ve lâ tuhricûne : ve çıkarmayın
7. enfuse-kum : birbirinizi
8. min diyâri-kum : yurdunuzdan
9. summe : sonra
10. ekrartum : siz kabul ettiniz
11. ve entum : ve siz
12. teşhedûne : şahit olursunuz, şahadet edersiniz

٨٥

ثُمَّ اَنْتُمْ هؤُلَاءِ تَقْتُلُونَ اَنْفُسَكُمْ وَتُخْرِجُونَ فَريقًا مِنْكُمْ مِنْ دِيَارِهِمْ تَظَاهَرُونَ عَلَيْهِمْ بِالْاِثْمِ وَالْعُدْوَانِوَاِنْ يَاْتُوكُمْ اُسَارى تُفَادُوهُمْ وَهُوَ مُحَرَّمٌ عَلَيْكُمْ اِخْرَاجُهُمْ اَفَتُؤْمِنُونَ بِبَعْضِ الْكِتَابِ وَتَكْفُرُونَ بِبَعْضٍفَمَا جَزَاءُ مَنْ يَفْعَلُ ذلِكَ مِنْكُمْ اِلَّا خِزْىٌ فِى الْحَيوةِ الدُّنْيَا وَيَوْمَ الْقِيمَةِ يُرَدُّونَ اِلى اَشَدِّ الْعَذَابِ وَمَا اللّهُ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ

(85) Sümme entüm haülai taktülune enfüseküm ve tuhricune ferikam minküm min diyarihim tezaherune aleyhim bil ismi vel udvan ve iy ye’tuküm üsara tüfaduhüm ve hüve muharramün aleyküm ihracühüm e fe tü’minune bi ba’dil kitabi ve tekfürune bi ba’d fe ma cezaü mey yef’alü zalike minküm illa hizyün fil hayatid dünya ve yevmel kiyameti yüraddune ila eşeddil azab vemallahü bi ğafilin amma ta’melun

Sonra siz o kimselersiniz ki birbirinizi öldürüyorsunuz içinizden bir fırkayı yurtlarından çıkarıyorsunuz onların aleyhinde yardımlaşıyorsunuz düşmanlık ve günah işlemek için ve eğer onlar esir olup size gelirse onlardan fidye alıyorsunuz, onları çıkarmak size haram kılınmıştı yoksa siz kitabın bir kısmına inanıp bir kısmını inkar mı ediyorsunuz sizden bunu yapan kimselerin cezası dünya hayatında ancak rezil olmak ve kıyamet gününde en şiddetli azaba atılmaktır Allah ki yaptıklarınızdan gafil değildir

1. summe entum : sonra siz
2. hâulâi : onlar
3. taktulûne : öldürüyorsunuz
4. enfuse-kum : kendileriniz, sizin nefsleriniz, birbiriniz
5. ve tuhricûne : ve çıkarıyorsunuz
6. ferîkan min-kum : sizden bir grup
7. min diyâri-him : kendi yurtlarından
8. tezâharûne : yardımlaşıyorsunuz
9. aleyhim : onlara karşı
10. bi el ismi : günah ile, günahta
11. ve el udvâni : ve düşmanlık
12. ve in ye’tû-kum : ve eğer size gelirse
13. usârâ : esirler
14. tufâdû-hum : onları fidye karşılığı değiştirirsiniz
15. ve huve : ve o
16. muharremun : haram kılınan, haram olan
17. aleykum : size
18. ihrâcu-hum : onların çıkarılması
19. e fe tu’minûne : o halde îmân mı ediyorsunuz
20. bi ba’di : bir kısmı
21. el kitâbi : kitap
22. ve tekfurûne : ve inkâr ediyorsunuz
23. bi ba’dın : bir kısmı
24. fe mâ cezâu : artık cezası değil
25. men : kişi, kimse
26. yef’alu : yapar
27. zâlike min-kum : işte sizden
28. illâ : ancak, sadece, den başka
29. hızyun : rezillik
30. fî el hayâti ed dunyâ : dünya hayatında
31. ve yevme el kıyâmeti : ve kıyâmet günü
32. yureddûne :
33. ilâ eşeddi : en şiddetlisine
34. el azâbi : azap
35. ve mâ : ve değildir
36. allâhu : Allah
37. bi gâfilin : gâfil, farkına varmayan, bilmeyen
38. ammâ (an mâ) : şeylerden
39. ta’melûne : siz yaparsınız, yapıyorsunuz

٨٦

اُولءِكَ الَّذينَ اشْتَرَوُا الْحَيوةَ الدُّنْيَا بِالْاخِرَةِ فَلَا يُخَفَّفُ عَنْهُمُ الْعَذَابُوَلَاهُمْ يُنْصَرُونَ

(86) Ülaikellezineşteravül hayated dünya bil ahirati fe la yuhaffefü anhümül azabü ve la hüm yünsarun

İşte onlar o kimseler ki ahireti dünya hayatına karşı satmışlardır onun için bunlardan azap hafifletilmez onlara yardımda edilmez

1. ulâike ellezîne : işte o kimseler, onlar
2. eşteravu : satın aldılar
3. el hayâte ed dunyâ : dünya hayatı
4. bi el âhireti : ahiret ile
5. fe : o zaman
6. lâ yuhaffefu : hafifletilmez
7. an-hum : onlardan
8. el azâbu : azap
9. ve lâ hum yunsarûne : ve onlar yardım olunmazlar

٨٧

وَلَقَدْ اتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ وَقَفَّيْنَا مِنْ بَعْدِه بِالرُّسُلِ وَاتَيْنَا عيسَى مَرْيَمَ الْبَيِّنَاتِ وَاَيَّدْنَاهُ بِرُوحِ الْقُدُسِ اَفَكُلَّمَا جَاءَكُمْ رَسُولٌ بِمَا لَاتَهْوى اَنْفُسُكُمُ اسْتَكْبَرْتُمْ فَفَريقًا كَذَّبْتُمْ وَفَريقًا تَقْتُلُونَ

(87) Ve le kad ateyna musel kitabe ve kaffeyna mim ba’dihi bir rusüli ve ateyna iysebne meryemel beyyinati ve eyyednahü bi ruhil kudüs e fe küllema caeküm rasulüm bima la tehva enfüsükümüstekbertüm fe ferikan kezzebtüm ve ferikan taktülun

Yemin olsun Musa’ya kitabı verdik ondan sonra birbiri ardınca Resuller gönderdik Meryem oğlu İsa’ya mucizeler verdik ve kendisini Ruhul Kudüs ile tayin ettik size her ne zaman Resul gelse nefislerinizin hoşuna gitmeyen şeyi (getirince) büyüklendiniz bir kısmını yalanladınız bir kısmını da öldürüyordunuz

1. ve lekad : ve andolsun
2. âteynâ : biz verdik
3. mûsâ : Musa
4. el kitâbe : kitap
5. ve kaffeynâ : ve arkasından gönderdik, ardarda, ara vermeden
6. min ba’di-hî : ondan sonra
7. bi er rusuli : resûlleri
8. ve âteynâ : ve biz verdik
9. îsâ ibne meryeme : Meryem oğlu İsa
10. el beyyinâti : beyyineler, açık kanıtlar
11. ve eyyednâ-hu : ve biz onu destekledik
12. bi rûhi el kudusi : Ruh’ûl Kudüs ile
13. e fe : öyle mi, öyle ki
14. kullemâ : her sefer, her defa
15. câe-kum : size geldi
16. resûlun : resûl, elçi
17. bimâ : şey ile
18. lâ tehvâ : hoşlanmadınız
19. enfusu-kum : nefsleriniz
20. istekbertum : kibirlendiniz
21. fe ferîkan : böylece bir grup, bir kısmı
22. kezzebtum : yalanladınız
23. ve ferikan : ve bir grup, bazıları
24. taktulûne : öldürüyorsunuz

٨٨

وَقَالُوا قُلُوبُنَا غُلْفٌبَلْ لَعَنَهُمُ اللّهُ بِكُفْرِهِمْ فَقَليلًا مَايُؤْمِنُونَ

(88) Ve kalu kulubüna ğulf bel leanehümüllahü bi küfrihim fe kalilem ma yü’minun

Ve bizim kalplerimiz kılıflıdır dediler hayır Allah onları küfürleri sebebi le lanetlemiştir onun için pek azı iman ederler

1. ve kâlû : ve dediler
2. kulûbu-nâ : bizim kalbimiz
3. gulfun : kılıflı, örtülü
4. bel : hayır, bilâkis
5. leane-hum allâhu : Allah onları lânetledi
6. bi kufri-him : onların küfürleri, inkârları sebebi ile
7. fe : o zaman, bu yüzden
8. kalîlen mâ : ne kadar az, pek az
9. yu’minûne : îmân ediyorlar

Sayfa:13

٨٩

وَلَمَّا جَاءَهُمْ كِتَابٌ مِنْ عِنْدِ اللّهِ مُصَدِّقٌ لِمَا مَعَهُمْ وَكَانُوا مِنْ قَبْلُ يَسْتَفْتِحُونَ عَلَى الَّذينَ كَفَرُوافَلَمَّا جَاءَهُمْ مَاعَرَفُوا كَفَرُوا بِه فَلَعْنَةُ اللّهِ عَلَى الْكَافِرينَ

(89) Ve lemma caehüm kitabüm min indillahi müsaddikul lima meahüm ve kanu min kablü yesteftihune alellezine keferu fe lemma caehüm ma arafu keferu bihi fe la’netüllahi alel kafirin

onlara ne zaman bir kitap gelse Allah katından yanlarındakini tasdik eden daha önce fetih talebinde bulunurken kafirlere karşı nihayet onlara geldi tanıdıkları şey onu inkar ettiler Allah’ın laneti kafirler üzerinedir

1. ve lemmâ : ve olduğu zaman
2. câe-hum : onlara geldi
3. kitâbun : bir kitap
4. min indillâhi (inde allâhi) : Allah’ın katından
5. musaddikun : tasdik edici, tasdik eden
6. limâ : şeyi
7. mea-hum : onların yanında
8. ve kânû : ve oldular, idiler
9. min kablu : önceden
10. yesteftihûne : fetih ve zafer isterler
11. alellezîne (alâ ellezîne) : onlara karşı
12. keferû : kâfirler
13. fe : sonra da, buna rağmen
14. lemmâ : olduğu zaman
15. câe-hum : onlara geldi
16. mâ arafû : bildikleri şey
17. keferû : inkâr ettiler
18. bi-hi : onunla
19. fe : böylece, bu sebeple, bu yüzden
20. la’netullâhi (la’netu allâhi) : Allah’ın lâneti
21. alâ : üzerine
22. el kâfirîne : kâfirler

٩٠

بِءْسَمَا اشْتَرَوْا بِه اَنْفُسَهُمْ اَنْ يَكْفُرُوا بِمَا اَنْزَلَ اللّهُبَغْيًا اَنْ يُنَزِّلَ اللّهُ مِنْ فَضْلِه عَلى مَنْ يَشَاءُ مِنْ عِبَادِه فَبَاؤُ بِغَضَبٍ عَلى غَضَبٍ وَلِلْكَافِرينَ عَذَابٌ مُهينٌ

(90) Bi’semeşterav bihi enfüsehüm ey yekfüru bi ma enzelellahü bağyen ey yünezzilellahü min fadlihi ala mey yeşaü min ibadihi fe bau bi ğadabin ala ğadab ve lil kafirine azabün mühin

Nefislerini kötü bir şeye sattılar Allah’ın indirdiğini inkar ederek Allah’ın gönderdiği kullarından dilediğine ihsanını kabullenemediler gazap üstüne gazaba uğradılar ve alçaltıcı azap kafirler içindir

1. bi’se mâ : ne kötü şey
2. işterav : sattılar, satın aldılar
3. bi-hi : onunla
4. enfuse-hum : onların nefsleri, kendileri
5. en yekfurû : inkâr etmeleri
6. bimâ enzele allâhu : Allah’ın indirdiği şeyle
7. bagyen : haset ederek, azgınlık ederek
8. en yunezzile : indirilmesi
9. allâhu : Allah
10. min fadli-hi : onun fazlından
11. alâ men yeşâu : dilediği kimseye
12. min ibâdi-hi : onun kullarından
13. fe bâû : böylece uğradılar
14. bi gadabin alâ gadabin : gazap üzerine gazap
15. ve li el kâfirîne : ve kâfirlere
16. azâbun : bir azap
17. muhînun : horlayıcı, alçaltıcı

٩١

وَاِذَا قيلَ لَهُمْ امِنُوابِمَا اَنْزَلَ اللّهُ قَالُوا نُؤْمِنُبِمَا اُنْزِلَ عَلَيْنَا وَيَكْفُرُونَ بِمَا وَرَاءَهُ وَهُوَ الْحَقُّمُصَدِّقًالِمَا مَعَهُمْ قُلْ فَلِمَ تَقْتُلُونَ اَنْبِيَاءَ اللّهِ مِنْ قَبْلُ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنينَ

(91) Ve iza kıle lehüm aminu bi ma enzelellahü kalu nü’minü bima ünzile aleyna ve yekfürune bi ma veraehu ve hüvel hakku müsaddikal lima meahüm kul fe lime taktülune enbiyaellahi min kablü in küntüm mü’minin

onlara denildiği zaman iman edin Allah’ın indirdiklerine dediler ancak bize indirilenlere iman ederiz inkar ederler ondan ötesini ve bu (indirilen)(Allah’tan gelen) haktır onların beraberinde olanı tasdik eden de ki niçin öldürdünüz Allah’ın nebilerini daha önce eğer sizler müminlerseniz

1. ve izâ : ve olduğu zaman
2. kîle lehum : onlara denildi
3. âminû : âmenû olun, îmân edin
4. bi mâ : şeye
5. enzele allâhu : Allah indirdi
6. kâlû : dediler
7. nu’minu : inanırız
8. bi mâ : şeye
9. unzile aleynâ : bize indirildi
10. ve yekfurûne : ve inkâr ediyorlar
11. bi mâ verâe-hu : onun arkasındaki şeyi
12. ve huve el hakku : ve o hak, gerçek
13. musaddikan : tasdik edici, tasdik eden
14. limâ : şeyi
15. mea-hum : onların yanında
16. kul : söyle, de
17. fe lime : o zaman niçin
18. taktulûne : öldürüyorsunuz
19. enbiyâe : nebîler, peygamberler
20. allâhi : Allah
21. min kablu : önceden, daha önce
22. in kuntum mu’minîne : eğer mü’minler iseniz

٩٢

وَلَقَدْ جَاءَكُمْ مُوسى بِالْبَيِّنَاتِ ثُمَّ اتَّخَذْتُمُ الْعِجْلَمِنْ بَعْدِه وَاَنْتُمْ ظَالِمُونَ

(92) Ve le kad caeküm musa bil beyyinati sümmettehaztümül icle mim ba’dihi ve entüm zalimun

yemin olsun Musa sizlere mucizelerle gelmişken sonra buzağıyı ittihaz edindiniz onun arkasından ve sizler zalimlerden (oldunuz)

1. ve lekad : ve andolsun
2. câe-kum : size geldi
3. mûsâ : Musa
4. bi el beyyinâti : beyyinelerle, açık delillerle
5. summe ittehaztum : sonra siz edindiniz
6. el icle : buzağı
7. min ba’di-hi : ondan sonra
8. ve entum zâlimûne : ve siz zalimlersiniz

٩٣

وَاِذْ اَخَذْنَا ميثَاقَكُمْ وَرَفَعْنَا فَوْقَكُمُ الطُّورَخُذُوا مَااتَيْنَاكُمْ بِقُوَّةٍ وَاسْمَعُوا قَالُوا سَمِعْنَا وَعَصَيْنَا وَاُشْرِبُوا فى قُلُوبِهِمُ الْعِجْلَ بِكُفْرِهِمْ قُلْ بِءْسَمَا يَاْمُرُكُمْ بِه ايمَانُكُمْ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنينَ

(93) Ve iz ehazna misakaküm ve rafa’na fevkakümüt tur huzu ma ateynaküm bi kuvvetiv vesmeu kalu semi’na ve asayna ve üşribu fi kulubihimül icle bi küfrihim kul bi’sema ye’müruküm bihi imanüküm in küntüm mü’minin

o zaman almıştık sizden misak (söz) ve biz yükseltmiştik tur’u üzerinize tutun (sarılın) size verdiklerimize kuvvetle dinleyin dediler biz işittik isyan ettik, içlerine (sindirildi) kalplerinin içerisine buzağının sevgisi küfürleri sebebiyle de ki ne kötü bir şey emrediyor imanınız size eğer sizler müminlerseniz

1. ve iz ehaznâ : ve biz almıştık
2. mîsâka-kum : sizin misakinizi, kesin sözünüzü
3. ve refa’nâ : ve yükselttik, kaldırdık
4. fevka-kum : sizin üstünüz
5. et tûra : Tur Dağı
6. huzû : alın
7. mâ âteynâ-kum : size verdiğimiz şey
8. bi kuvvetin : kuvvetle
9. ve ismeû : ve işitin, dinleyin
10. kâlû : dediler
11. semi’nâ : işittik
12. ve aseynâ : ve biz asi olduk, isyan ettik
13. ve uşribû : ve içirildiler, içlerine sindirildi, yerleştirildi
14. fî kulûbi-him : onların kalplerinin içine, kalplerine
15. el icle : buzağı
16. bi kufri-him : küfürleri sebebiyle
17. kul : söyle, de
18. bi’se mâ : ne kötü şey
19. ye’muru-kum : size emrediyor
20. bi-hi îmânu-kum : onunla sizin îmânınız
21. in kuntum mu’minîne : eğer mü’minler iseniz

Sayfa:14

٩٤

قُلْ اِنْ كَانَتْ لَكُمُ الدَّارُ الْاخِرَةُ عِنْدَ اللّهِ خَالِصَةً مِنْ دُونِ النَّاسِ فَتَمَنَّوُا الْمَوْتَ اِنْ كُنْتُمْ صَادِقينَ

(94) Kul in kanet lekümüd darul ahiratü indellahi halisatem min dunin nasi fe temennevül mevte in küntüm sadikiyn

de ki Allah katında ahiret yurdu yalnız size ayrıldı ise diğer insanlardan ayrı olarak samimiyetle ölümü temenni edin eğer sizler doğru kişilerdenseniz

1. kul : de, söyle
2. in kânet : eğer ise
3. lekum : sizin için, sizin
4. ed dâru el âhiretu : ahiret yurdu
5. indallâhi (inde allâhi) : Allah’ın katı
6. hâlisaten : halis, özel
7. min dûni en nâsi : diğer insanlardan başka
8. fe temennevû : o zaman temenni edin
9. el mevte : ölüm
10. in kuntum : eğer siz iseniz
11. sâdikîne : sadıklar, doğru söyleyenler

٩٥

وَلَنْ يَتَمَنَّوْهُ اَبَدً بِمَا قَدَّمَتْ اَيْديهِمْ وَاللّهُ عَليمٌ بِالظَّالِمينَ

(95) Ve ley yetemennevhü ebedem bima kaddemet eydihim vallahü alimüm biz zalimin

ebedi olarak ölümü temenni edemezler daha önceden elleri ile işlediklerinden dolayı Allah zalimleri bilendir

1. ve len : ve asla
2. yetemennev-hu : onu temenni etmezler
3. ebeden : sonsuza kadar, ebediyyen
4. bi-mâ : şey ile, sebebiyle
5. kaddemet : takdim etti
6. eydî-him : onların elleri, elleri
7. ve allâhu : ve Allah
8. alîmun : en iyi bilen
9. bi ez zâlimîne : zalimleri

٩٦

وَلَتَجِدَنَّهُمْ اَحْرَصَ النَّاسِ عَلى حَيوةٍ وَمِنَالَّذينَ اَشْرَكُوا يَوَدُّ اَحَدُهُمْ لَوْ يُعَمَّرُ اَلْفَ سَنَةٍ وَمَا هُوَبِمُزَحْزِحِه مِنَ الْعَذَابِ اَنْ يُعَمَّرَ وَاللّهُ بَصيرٌ بِمَا يَعْمَلُونَ

(96) Ve le tecidennehüm ahrasan nasi ala hayah ve minellezine eşraku yeveddü ehadühüm lev yüammeru elfe seneh ve ma hüve bi müzahzihihi minel azabi ey yüammer vallahü besiyrum bima ya’melun

Onları bulacaksın insanların en hırslısı hayata karşı ve müşrik olan kimseler de arzu ederler onların her biri ömür sürmeyi binlerce sene onları uzaklaştıracak değildir azaptan uzun ömürlü olmak Allah görmektedir onların yaptığı işleri

1. ve le tecidenne-hum : ve mutlaka onları bulursun
2. ahrasa : en hırslı, çok hırslı
3. en nâsi : insanlar
4. alâ hayâtin : hayat üzerine, hayata karşı
5. ve min ellezîne : ve o kimselerden, onlardan
6. eşrakû : Allah’a ortak koştular, şirk koştular 7 – yeveddu
7. ehadu-hum : onların herbiri
8. lev yuammeru : şâyet ömürlendirilse
9. elfe senetin : bin sene
10. ve mâ huve : ve o değildir
11. bi muzahzihı-hi : onu uzaklaştırıcı
12. min el azâbi : azaptan
13. en yuammere : ömürlendirilmek, ömürlendirilmesi
14. ve allâhu : ve Allah
15. basîrun : hakkıyla gören
16. bi-mâ : şeyi
17. ya’melûne : yapıyorlar

٩٧

قُلْ مَنْ كَانَ عَدُوًّا لِجِبْريلَ فَاِنَّهُ نَزَّلَهُ عَلى قَلْبِكَ بِاِذْنِ اللّهِمُصَدِّقًا لِمَا بَيْنَ يَدَيْهِ وَهُدًى وَبُشْرى لِلْمُؤْمِنينَ

(97) Kul men kane adüvvel licibrile fe innehu nezzelehu ala kalbike bi iznillahi müsaddikal lima beyne yedeyhi ve hüdev ve büşra lil mü’minin

de ki kim düşman olursa Cebrail’e Onu (Kur’an’ı) indiren O’dur senin kalbine Allah’ın izniyle tasdik ederek daha önceden geleni bir hidayet ve müjde olmak üzere müminler için

1. kul : de
2. men : kim
3. kâne : oldu
4. aduvven : düşman
5. li cibrîle : Cebrail’e
6. fe : artık
7. inne-hu : muhakkak ki o
8. nezzele-hu : onu indirdi
9. alâ : üzerine, … e
10. kalbi-ke : senin kalbin
11. bi izni allâhi : Allah’ın izniyle
12. musaddikan : tasdik eden
13. li-mâ : şeyi
14. beyne yedey-hi : onun elleri arasında, onun önünde
15. ve huden : ve hidayet edici, hidayet eden
16. ve buşrâ : ve müjde
17. li el mu’minîne : mü’minler için, mü’minlere

٩٨


مَنْ كَانَ عَدُوًّا لِلّهِ وَمَلءِكَتِه وَرُسُلِه وَجِبْريلَوَميكَالَ فَاِنَّ اللّهَ عَدُوٌّ لِلْكَافِرينَ

(98) Men kane adüvvel lillahi ve melaiketihi ve rusülihi ve cibrile ve mikale fe innellahe adüvvül lil kafirin

kim düşman olursa Allah’a ve meleklerine ve Resullerine ve Cebrail’e ve Mikail’e bilin ki Allah kafirlerin düşmanıdır

1. men : kimse, kim
2. kâne : oldu, idi
3. aduvven : düşman
4. lillâhi (li allâhi) : Allah’a
5. ve melâiketi-hi : ve onun melekleri
6. ve rusuli-hi : ve onun resûlleri
7. ve cibrîle : ve Cebrail
8. ve mîkâle : ve Mikail
9. fe innallâhe (inne allâhe) : o zaman hiç şüphesiz Allah
10. aduvvun : düşman
11. li el kâfirîne : kâfirler için, kâfirlere

٩٩

وَلَقَدْ اَنْزَلْنَا اِلَيْكَ ايَاتٍ بَيِّنَاتٍ وَمَايَكْفُرُ بِهَا اِلَّاالْفَاسِقُونَ

(99) Ve le kad enzelna ileyke ayatim beyyinat ve ma yekfüru biha illel fasikun

yemin olsun biz indirdik sana apaçık ayetler bunları inkâr ederler ancak fasık olanlar

1. ve lekad : ve andolsun
2. enzelnâ : biz indirdik
3. ileyke : sana
4. âyâtin : âyetler
5. beyyinâtin : beyan edilenler, beyyineler, deliller
6. ve mâ yekfuru : ve inkâr etmezler
7. bi-hâ : onu
8. illâ : ancak, sadece, den başka
9. el fâsikûne : fasıklar, îmân ettikten sonra küfre (fıska) düşenler

١٠٠


اَوَكُلَّمَا عَاهَدُوا عَهْدًا نَبَذَهُ فَريقٌ مِنْهُمْ بَلْ اَكْثَرُهُمْ لَايُؤْمِنُونَ

(100) E ve küllema ahedu ahden nebezehu ferikum minhüm bel ekseruhüm la yü’minun

her defasında anlaşma yapsalar onu bozarlar onların içlerinden bir fırka, hayır onların ekserisi iman etmezler

1. ve ekîmu : ve gereği üzere yerine getirin, kılın
2. es salâte : namaz
3. ve âtû : ve verin
4. ez zekâte : zekât
5. ve mâ tukaddimû : ve takdim ettiğiniz, sunduğunuz şey
6. li enfusi-kum : nefsleriniz için, kendiniz için
7. min hayrin : hayırdan
8. tecidû-hu : onu bulursunuz
9. inde allâhi : Allah’ın katı
10. inne : muhakkak ki
11. allâhe : Allah
12. bi mâ : şeyi
13. ta’melûne : yapıyorsunuz
14. basîrun : en iyi gören

١٠١

وَلَمَّا جَاءَهُمْ رَسُولٌمِنْ عِنْدِ اللّهِ مُصَدِّقٌ لِمَا مَعَهُمْ نَبَذَ فَريقٌ مِنَ الَّذينَ اُوتُوا الْكِتَابَ كِتَابَ اللّهِ وَرَاءَ ظُهُورِهِمْ كَاَنَّهُمْ لَايَعْلَمُونَ

(101) Ve lemma caehüm rasulüm min indillahi müsaddikul lima meahüm nebeze ferikum minellezine utül kitab kitabellahi verae zuhurihim ke ennehüm la ya’lemun

onlara geldiği zaman bir Resul Allah’ın katından tasdik eden onların yanlarındakini ilgilenmediler kitap ehlinden bir fırka Allah’ın kitabını onlar arkalarına attılar sanki onlar bilmezlermiş gibi

1. ve lemmâ : ve olduğu zaman
2. câe-hum : onlara geldi
3. resûlun : bir resûl
4. min indillâhi (indi allahi) : Allah’ın katından
5. musaddikun : tasdik eden
6. limâ : şeyi
7. mea-hum : onlarla beraber, onların yanında
8. nebeze : attı
9. ferîkun : bir fırka, bir zümre, bir kısım
10. min ellezîne : o kimselerden, onlardan
11. ûtû : verildiler
12. el kitâbe : kitap
13. kitâbe allâhi : Allah’ın
14. verâe : arka
15. zuhûri-him : onların arkaları, arkalarına
16. ke : gibi, sanki
17. enne-hum : onların olduğu
18. lâ ya’lemûne : bilmiyorlar

Sayfa:15

١٠٢

وَاتَّبَعُوا مَاتَتْلُوا الشَّيَاطينُ عَلى مُلْكِ سُلَيْمنَ وَمَاكَفَرَ سُلَيْمنُ وَلكِنَّ الشَّيَاطينَ كَفَرُوا يُعَلِّمُونَ النَّاسَ السِّحْرَ وَمَا اُنْزِلَ عَلَى الْمَلَكَيْنِ بِبَابِلَ هَارُوتَ وَمَارُوتَ وَمَا يُعَلِّمَانِ مِنْ اَحَدٍ حَتّى يَقُولَااِنَّمَانَحْنُ فِتْنَةٌ فَلَا تَكْفُرْ فَيَتَعَلَّمُونَ مِنْهُمَا مَايُفَرِّقُونَ بِه بَيْنَ الْمَرْءِ وَزَوْجِهوَمَاهُمْ بِضَارّينَ بِه مِنْ اَحَدٍ اِلَّابِاِذْنِ اللّهِ وَيَتَعَلَّمُونَ مَايَضُرُّهُمْ وَلَايَنْفَعُهُمْ وَلَقَدْ عَلِمُوا لَمَنِ اشْتَريهُ مَالَهُ فِى الْاخِرَةِ مِنْ خَلَاقٍ وَلَبِءْسَ مَاشَرَوْا بِه اَنْفُسَهُمْ لَوْكَانُوا يَعْلَمُونَ

(102) Vettebeu ma tetlüş şeyatiynü ala mülki süleyman ve ma kefera süleymanü ve lakinneş şeyatiyne keferu yüallimunen nasas sihra ve ma ünzile alel melekeyni bi babile harute ve marut ve ma yüallimani min ehadin hatta yekula innema nahnü fitnetün fe la tekfür fe yeteallemune minhüma ma yüferrikune bihi beynel mer’i ve zevcihi ve ma hüm bi darrine bihi min ehadin illa bi iznillah ve yeteallemune ma yedurruhüm ve la yenfeuhüm ve le kad alimu le menişterahü ma lehu fil ahirati min halakiv ve le bi’se ma şerav bihi enfüsehüm lev kanu ya’lemun

tabi oldular şeytanların okudukları şeye Süleyman’ın mülkü aleyhine Süleyman kafir olmadı lakin şeytanlar kafir oldular insanlara sihri öğretiyorlardı babil’de ki iki meleğe indirilenleri harut ve marut adlı bir şey öğretmezlerdi kimseye hatta demedikçe bizler ancak bir fitneyiz sakın kafir olmayınız o ikisinden öğreniyorlardı ayıran şeyler karı koca arasını onlar zarar veremezler hiçbir kimseye allah’ın izni olmadıkça öğreniyorlardı kendilerine zarar verecek şeyler onlara faydası olmayan yemin olsun bilmiştir bunu satın alan kimse ahirette kalmadığını nasiplerinin sattığı şeyin ne kötü olduğunu nefislerinin keşke bilselerdi

1. ve ittebeû : ve tâbi oldular, uydular
2. mâ tetlû : okunan şey
3. eş şeyâtînu : şeytanlar
4. alâ mulki : mülküne, hükümdarlığına
5. suleymâne : Süleyman
6. ve mâ kefere : ve inkâr etmedi, örtmedi, kâfir olmadı
7. suleymânu : Süleyman
8. ve lâkinne : ve lâkin, fakat
9. eş şeyâtîne : şeytanlar
10. keferû : inkâr ettiler, örttüler, kâfir oldular
11. yuallimûne : öğretiyorlar
12. en nâse : insanlar
13. es sihrâ : sihir, büyü
14. ve mâ unzile : ve indirilen şey
15. alâ el melekeyni : iki meleğe
16. bi bâbile : Babil’de, Babil
17. hârûte ve mârûte : Harut ve Marut, iki meleğin isimleri
18. ve mâ yuallimâni : ve o ikisi öğretmiyorlar
19. min ehadin : bir kimse
20. hattâ : olmadıkça
21. yekûlâ : (ikisi) söylüyorlar
22. innemâ : ama, fakat, sadece
23. nahnu : biz
24. fitnetun : bir fitne, bir imtihan
25. fe : o zaman, öyleyse, o halde
26. lâ tekfur : inkâr etmeyin, örtmeyin, kâfir olmayın
27. fe : o zaman, bundan sonra, fakat
28. yeteallemûne : öğreniyorlar
29. min-humâ : onlardan (o ikisinden)
30. : şey
31. yuferrikûne : ayırıyorlar, ayırırlar
32. bi-hi : onunla
33. beyne : arası
34. el mer’i : erkek
35. ve zevci-hî : ve onun eşi
36. ve mâ : ve değildir, olmadı
37. hum : onlar
38. bi dârrîne : zarar verici
39. bi-hi : onunla
40. min ehadin : bir kimse
41. illâ : den başka, olmaksızın, olmadan
42. bi izni : izniyle
43. allâhi : Allah
44. ve yeteallemûne : ve öğreniyorlar
45. mâ yadurru-hum : onlar zarar veren şeyler
46. ve lâ yenfeu-hum : ve onlara fayda veren şeyler
47. ve lekad : ve andolsun ki
48. alimû : bildiler, öğrendiler
49. le : elbette
50. men işterâ-hu : onu satın alan kimseler
51. mâ lehu : onun için yoktur
52. fîl âhireti : ahirette
53. min halâkın : nasipten bir pay, bir nasip
54. ve le bi’se : ve elbette kötü
55. mâ şerev : satın aldıkları şey
56. enfuse-hum : onlar nefslerini, kendi kendilerini
57. lev kânû : şâyet, keşke ….. olsalardı
58. ya’lemûne : bilirler, biliyorlar

١٠٣

وَلَوْ اَنَّهُمْ امَنُوا وَاتَّقَوْالَمَثُوبَةٌ مِنْ عِنْدِ اللّهِ خَيْرٌ لَوْكَانُوا يَعْلَمُونَ

(103) Ve lev ennehüm amenu vettekav le mesubetüm min indillahi hayr lev kanu ya’lemun

eğer onlar iman etselerdi takva sahibi olsalardı eğer sakınsalardı sevapları Allah katında hayırlıdır keşke bilselerdi

1. ve lev : ve şâyet, eğer
2. enne-hum : onların olması
3. âmenû : âmenû oldular, îmân ettiler
4. ve ittekav : ve takva sahibi oldular
5. le : mutlaka, elbette
6. mesûbetun : sevap
7. min indi allâhi : Allah’ın katından
8. hayrun : hayırlı
9. lev kânû : eğer olsalardı
10. ya’lemûne : biliyorlar

١٠٤

يَا اَيُّهَا الَّذينَامَنُوا لَاتَقُولُوا رَاعِنَا وَقُولُوا انْظُرْنَاوَاسْمَعُوا وَلِلْكَافِرينَ عَذَابٌ اَليمٌ

(104) Ya eyyühellezine amenu la tekulu raina ve kulünzurna vesmeu ve lil kafirine azabün elim

ey iman edenler demeyin raina bize bak-deyin dinleyin kafirler için elim bir azap vardır

1. yâ eyyuhâ : ey
2. ellezîne : o kimseler, onlar
3. âmenû : âmenû oldular, îmân ettiler
4. lâ tekûlû : söylemeyin, demeyin
5. râi-nâ : bizi gözet (yahudi lisanında “ey ahmak” anlamında)
6. ve kûlû : ve söyleyin, deyin
7. unzur-nâ : bize bak
8. ve ismeû : ve dinleyin
9. ve li el kâfirîne : ve kâfirlere (vardır)
10. azâbun : azap
11. elîmun : elîm, acıklı

١٠٥

مَايَوَدُّ الَّذينَ كَفَرُوا مِنْ اَهْلِ الْكِتَابِ وَلَاالْمُشْرِكينَ اَنْ يُنَزَّلَ عَلَيْكُمْ مِنْ خَيْرٍ مِنْ رَبِّكُمْ وَاللّهُ يَخْتَصُّ بِرَحْمَتِه مَنْ يَشَاءُ وَاللّهُ ذُوالْفَضْلِ الْعَظيمِ

(105) Ma yeveddüllezine keferu min ehlil kitabi ve lel müşrikine ey yünezzele aleyküm min hayrim mir rabbiküm vallahü yehtessu bi rahmetihi mey yeşau’ vallahü zül fadlil aziym
istemez kafir olanlar ehli kitaptan ve müşriklerden sizin üzerinize inmesini Rabbinizden bir hayrın Allah tahsis eder rahmetini dilediği kimseye Allah çok büyük bir ihsan sahibidir

1. mâ yeveddu : sevmezler, istemezler
2. ellezîne keferû : inkâr edenler
3. min ehli el kitâbi : kitap ehlinden, kitap sahiplerinden
4. ve lâ el muşrikîne : ve müşrikler değil, olmaz
5. en yunezzele : indirilmek, indirilmesi
6. aleykum : sizin üzerinize, size
7. min hayrin : hayırdan bir şey, bir hayır
8. min rabbi-kum : Rabbinizden
9. ve allâhu : ve Allah
10. yahtassu : tahsis eder (ihsan eder)
11. bi rahmeti-hi : kendi rahmetini
12. men yeşâu : dilediği kişi
13. ve allâhu : ve Allah
14. : sahip
15. el fadli : fazl
16. el azîmi : azîm, büyük

Sayfa:16

١٠٦

مَا نَنْسَخْ مِنْ ايَةٍ اَوْ نُنْسِهَانَاْتِ بِخَيْرٍ مِنْهَا اَوْ مِثْلِهَااَلَمْ تَعْلَمْ اَنَّ اللّهَ عَلى كُلِّ شَىْءٍ قَديرٌ

(106) Ma nensah min ayetin ev nünsiha ne’ti bi hayrim minha ev misliha e lem ta’lem ennellahe ala külli şey’in kadir

biz bir ayetin hükmünü kaldırırsak veya onu unutturursak getiririz ondan hayırlısını veya mislini bilmez misin? Şüphesiz Allah her şeye kadirdir

1. : ne, şey, bir şey
2. nensah : kaldırırız
3. min âyetin : bir âyet (âyetten)
4. ev nunsi-hâ : veya onu unuttururuz
5. ne’ti : getiririz
6. bi hayrin : hayırlı olanı, daha hayırlısını
7. min-hâ : ondan
8. ev misli-hâ : veya onun mislini
9. e lem ta’lem : bilmiyor musun
10. enne allâhe : muhakkak ki Allah
11. alâ kulli şey’in : herşeye
12. kadîrun : kaadir olan, gücü yeten

١٠٧

اَلَمْ تَعْلَمْ اَنَّ اللّهَ لَهُ مُلْكُ السَّموَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَالَكُمْ مِنْ دُونِ اللّهِ مِنْ وَلِىٍّ وَلَا نَصيرٍ

(107) E lem ta’lem ennellahe lehu mülküs semavati vel ard ve ma leküm min dunillahi miv veliyyiv ve la nasiyr

bilmez misin ancak Allah’ındır semaların mülkü ve arzın sizin için Allah’tan başka kim dost olabilir ve yardımcı yoktur

1. e : mi
2. lem ta’lem : bilmiyorsun
3. enne : olduğunu
4. allâhe : Allah
5. lehu : ona ait, onun
6. mulku : mülk
7. es semâvâti : semalar, gökler
8. ve el ardı : ve arz, yeryüzü
9. ve mâ : ve yoktur, değildir
10. lekum : sizin için, size
11. min dûni : den başka
12. allâhi : Allah
13. min veliyyin : bir dost (dostlardan)
14. ve lâ nasîrin : ve bir yardımcı yoktur

١٠٨

اَمْ تُريدُونَ اَنْ تَسَْلُوا رَسُولَكُمْ كَمَا سُءِلَ مُوسى مِنْ قَبْلُ وَمَنْ يَتَبَدَّلِ الْكُفْرَ بِالْايمَانِ فَقَدْ ضَلَّ سَوَاءَ السَّبيلِ

(108) Em türidune en tes’elu rasuleküm kema süile musa min kabl ve mey yetebeddelil küfra bil imani fe kad dalle sevaes sebil

İstiyor musunuz sorguya çekmek Resullerinizi Musa’nın sorgulandığı gibi daha önce her kim küfrü değiştirirse iman ile muhakkak ki sapmıştır yolun ortasından

1. em : veya, yoksa
2. turîdûne : istiyorsunuz
3. en tes’elû : sorguya çekmek, sual etmek
4. resûle-kum : sizin resûlünüz
5. kemâ : gibi
6. suile : soruldu
7. mûsâ : Musa
8. min kablu : daha önceden, daha önce
9. ve men : ve kim
10. yetebeddeli : değiştirir
11. el kufra : küfür
12. bi el îmâni : îmân ile
13. fe : artık, böylece, bu sebeple
14. kad : olmuştur
15. dalle : saptı
16. sevâe : müsavi, eşit, düzgün, doğru
17. es sebîli : yol

١٠٩

وَدَّ كَثيرٌ مِنْاَهْلِ الْكِتَابِلَوْ يَرُدُّونَكُمْ مِنْ بَعْدِ ايمَانِكُمْ كُفَّارًا حَسَدًا مِنْ عِنْدِ اَنْفُسِهِمْ مِنْ بَعْدِ مَاتَبَيَّنَ لَهُمُ الْحَقُّفَاعْفُوا وَاصْفَحُوا حَتّى يَاْتِىَ اللّهُ بِاَمْرِه اِنَّ اللّهَ عَلى كُلِّ شَىْءٍ قَديرٌ

(109) Vedde kesirum min ehlil kitabi lev yerudduneküm mim ba’di imaniküm küffara hasedem min indi enfüsihim mim ba’di ma tebeyyene lehümül hakk fa’fu vasfehu hatta ye’tiyellahü bi emrihi innellahe ala külli şey’in kadir

Bir çokları ister ki ehli kitaptan onlar sizi döndürmek imanınızdan sonra küfre nefislerindeki hasetten dolayı kendilerine hak belli olduktan sonra onları affedin anlayışla karşılayın hatta Allah’ın emri gelinceye (kadar) şüphesiz Allah her şeye kadirdir

1. vedde : sevdi, diledi, istedi, arzu etti 2 – kesîrun
2. min ehli el kitâbi : kitap ehlinden, kitap sahiplerinden
3. lev yeruddûne-kum : keşke sizi döndürseler, döndürebilseler
4. min ba’di : sonradan, sonra
5. îmâni-kum : sizin îmânınız
6. kuffâran : küfür
7. haseden : haset, çekememezlik
8. min indi : yanından
9. enfusi-him : onların nefsleri
10. min ba’di : sonradan, daha sonradan
11. : şey
12. tebeyyene : beyan oldu, açıklandı
13. lehum : onlar için, onlara
14. el hakku : hak, gerçek
15. fa’fû (fe a’fû) : o zaman affedin
16. ve asfehû : ve hoşgörün
17. hattâ ye’tiye : gelinceye kadar
18. allâhu : Allah
19. bi emri-hî : onun emri
20. inne : muhakkak
21. allâhe : Allah
22. alâ kulli şey’in : herşeye
23. kadîrun : kaadir, gücü yeten

١١٠

وَاَقيمُوا الصَّلوةَ وَاتُوا الزَّكوةَ وَمَا تُقَدِّمُوا لِاَنْفُسِكُمْ مِنْ خَيْرٍ تَجِدُوهُ عِنْدَ اللّهِ اِنَّ اللّهَ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصيرٌ

(110) Ve ekimus salate ve atüz zekah ve ma tükaddimu li enfüsiküm min hayrin teciduhü indellah innellahe bi ma ta’melune besir

Namazı kılın ve zekatı verin önceden ne gönderirseniz nefsiniz için hayır olarak onu bulursunuz Allah katında şüphesiz Allah yaptıklarınızı görendir

1. ve ekîmu : ve gereği üzere yerine getirin, kılın
2. es salâte : namaz
3. ve âtû : ve verin
4. ez zekâte : zekât
5. ve mâ tukaddimû : ve takdim ettiğiniz, sunduğunuz şey
6. li enfusi-kum : nefsleriniz için, kendiniz için
7. min hayrin : hayırdan
8. tecidû-hu : onu bulursunuz
9. inde allâhi : Allah’ın katı
10. inne : muhakkak ki
11. allâhe : Allah
12. bi mâ : şeyi
13. ta’melûne : yapıyorsunuz
14. basîrun : en iyi gören

١١١

وَقَالُوا لَنْ يَدْخُلَ الْجَنَّةَ اِلَّا مَنْ كَانَ هُودًا اَوْ نَصَارى تِلْكَ اَمَانِيُّهُمْ قُلْ هَاتُوا بُرْهَانَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ صَادِقينَ

(111) Ve kalu ley yedhulel cennete illa men kane huden ev nesara tilke emaniyyühüm kul hatu bürhaneküm in küntüm sadikin

dediler asla cennete giremez ancak yahudi olanlar ve nasrani (Hristiyan) olanlar (hariç). Bu onların kuruntularıdır de ki getirin delillerinizi eğer gerçekten sadıklardansanız

1. ve kâlû : ve dediler
2. len yedhule : asla giremez
3. el cennete : cennet
4. illâ : ancak, sadece, den başka
5. men : kimse, kişi
6. kâne : oldu
7. hûden : yahudi
8. ev : veya
9. nasârâ : hristiyan
10. tilke : bu
11. emâniyyu-hum :
12. kul : de, söyle
13. hâtû : getirin
14. burhâne-kum : sizin delilinizi, kanıtınızı
15. in kuntum : eğer siz iseniz
16. sâdikîne : sadıklar, doğrular

١١٢

بَلى مَنْ اَسْلَمَ وَجْهَهُ لِلّهِ وَهُوَ مُحْسِنٌفَلَهُ اَجْرُهُ عِنْدَ رَبِّهوَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ

(112) Bela men esleme vechehu lillahi ve hüve muhsinün fe lehu ecruhu inde rabbihi ve la havfün aleyhim ve la hüm yahzenun

evet kim teslim olursa Allah’ın zatına ve o iyilik ederse onun ecri Rabbinin katındadır onlar için korku yoktur ve onlar mahzun da olmayacaklar

1. belâ : hayır, bilâkis, öyle değil
2. men : kimse, kişi
3. esleme : teslim etti
4. veche-hu : vechini, fizik vücudunu
5. lillâhi (li allâhi) : Allah’a
6. ve huve : ve o
7. muhsinun : muhsin, ahsen olan
8. fe : artık, o zaman
9. lehu : onun
10. ecru-hu : onun karşılığı, ecri, ücreti, mükâfatı
11. inde rabbi-hi : onun Rabbi katında, yanında
12. ve lâ havfun : ve korku yoktur
13. aleyhim : onlara
14. ve lâ hum yahzenûne : ve onlar mahzun olmazlar

Sayfa:17

١١٣

وَقَالَتِ الْيَهُودُ لَيْسَتِ النَّصَارى عَلى شَىْءٍوَقَالَتِ النَّصَارى لَيْسَتِ الْيَهُودُ عَلى شَىْءٍ وَهُمْ يَتْلُونَ الْكِتَابَ كَذلِكَ قَالَ الَّذينَ لَايَعْلَمُونَ مِثْلَ قَوْلِهِمْ فَاللّهُ يَحْكُمُ بَيْنَهُمْ يَوْمَ الْقِيمَةِ فيمَا كَانُوا فيهِ يَخْتَلِفُونَ

(113) Ve kaletil yehudü leysetin nesara ala şey’iv ve kaletin nesara leysetil yehudü ala şey’iv ve hüm yetlunel kitab kezalike kalellezine la ya’lemune misle kavlihim fallahü yahkümü beynehüm yevmel kiyameti fima kanu fihi yahtelifun

Yahudiler dediler Hristiyanlar bir şey üzere değildir Hristiyanlar da dediler Yahudiler bir şey üzere değildir onlar kitabı okuyorlar böylece bilmeyenlerin sözlerine benzer söylediler Allah hükmünü verecektir onların arasındaki kıyamet günü ihtilaf ettikleri o şeyde

1. ve kâleti : ve dedi
2. el yahûdu : yahudiler
3. leyseti : değil
4. en nasârâ : hristiyanlar
5. alâ : üzerine
6. şey’in : bir şey
7. ve kâleti : ve dedi
8. en nasârâ : hristiyanlar
9. leyseti : değil
10. el yahûdu : yahudiler
11. alâ : üzerine
12. şey’in : bir şey
13. ve hum : ve onlar
14. yetlûne : okuyorlar
15. el kitâbe : kitap
16. kezâlike : bunun gibi
17. kâle : dedi
18. ellezine : onlar
19. lâ ya’lemûne : bilmiyorlar
20. misle : benzer, gibi
21. kavli-him : onların sözleri
22. fe : o zaman, böylece
23. allâhu : Allah
24. yahkumu : hükmedecek, hüküm verecek
25. beyne-hum : onların araları
26. yevme el kıyâmeti : kıyâmet günü
27. fî mâ : o şey hakkında
28. kânû : oldular, idiler
29. fî hi : onun hakkında
30. yahtelifûne : ihtilâf ediyorlar, ayrılığa düşüyorlar

١١٤

وَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنْ مَنَعَ مَسَاجِدَ اللّهِاَنْ يُذْكَرَ فيهَا اسْمُهُ وَسَعىفى خَرَابِهَا اُولءِكَ مَاكَانَ لَهُمْ اَنْ يَدْخُلُوهَا اِلَّا خَاءِفينَ لَهُمْ فِى الدُّنْيَا خِزْىٌ وَلَهُمْ فِى الْاخِرَةِ عَذَابٌ عَظيمٌ

(114) Ve men azlemü mimmem menea mesacidellahi ey yüzkera fihesmühu ve sea fi harabiha ülaike ma kane lehüm ey yedhuluha illa haifin lehüm fid dünya hizyüv ve lehüm fil ahirati azabün aziym

kim daha zalim olabilir o kimseleri men eden Allah’ın mescitlerinden O’nun isminin anılmasını onların harap olmasına çalışandan işte onlar, oraya girerler ancak korku içinde onlar için dünyada zillet (vardır) ve onlar için ahirette de büyük azap (vardır)

1. ve men : ve bir kimse, kişi
2. azlemu : daha zalim
3. mimmen (min men) : ondan
4. menea : men etti, engelledi
5. mesâcide : mescidler
6. allâhi : Allah
7. en yuzkere : zikredilmek
8. fî hâ : orada
9. ismu-hu : onun ismi
10. ve seâ : ve gayret etti, çalıştı
11. fî harâbi-hâ : onun harap olması için
12. ulâike : işte onlar
13. mâ kâne : olmadı
14. lehum : onlar için
15. en yedhulû-hâ : oraya girmeleri
16. illâ : ancak, hariç, den başka
17. hâifîne : korkanlar, korku içinde olanlar
18. lehum : onlar için vardır
19. fî eddunyâ : dünyada
20. hızyun : rezillik
21. ve lehum : ve onlar için vardır
22. fî el âhireti : ahirette
23. azâbun : azap
24. azîmun : azîm, büyük

١١٥

وَلِلّهِ الْمَشْرِقُ وَالْمَغْرِبُ فَاَيْنَمَا تُوَلُّوا فَثَمَّ وَجْهُ اللّهِ اِنَّ اللّهَ وَاسِعٌ عَليمٌ

(115) Ve lillahil meşriku vel mağribü fe eynema tüvellu fe semme vechüllah innellahe vasiun alim

Doğu Allah’ındır ve batı da şimdi nereye yönelirseniz oradadır Allah’ın vechi Şüphesiz Allah’ın ilmi çok geniş olan ve her şeyi bilendir

1. ve li allâhi : ve Allah içindir, Allah’ındır
2. el meşriku : şark, doğu
3. ve el magribu : ve garb, batı
4. fe : artık
5. eynemâ : hangi, herhangi, taraf
6. tuvellû : dönersiniz
7. fe : o zaman, artık
8. semme : orada
9. vechu allâhi : Allah’ın Zat’ı
10. inne : muhakkak ki
11. allâhe : Allah
12. vâsiun : vasi olan, kuşatan
13. alîmun : hakkıyla bilen, en iyi bilen

١١٦

وَقَالُوا اتَّخَذَ اللّهُ وَلَدًاسُبْحَانَهُ بَلْ لَهُ مَافِى السَّموَاتِوَالْاَرْضِ كُلٌّ لَهُ قَانِتُونَ

(116) Ve kalüttehazellahü veleden sübhaneh bel lehu ma fis semavati vel ard küllül lehu kanitün

Allah çocuk edinmiş dediler O Subhandır O’nundur ne varsa semalarda (gökyüzünde) ve arzda (yeryüzünde) her şey O’na itaat etmektedir

1. ve kâlû : ve dediler
2. ittehaze : edindi
3. allâhu : Allah
4. veleden : çocuk
5. subhâne-hu : o sübhandır, münezzehtir
6. bel : hayır, bilâkis
7. lehu : onun içindir, onundur
8. mâ fî es semâvâti : semalardaki, göklerdeki şeyler
9. ve el ardı : ve arz, yeryüzü, yer
10. kullun : hepsi
11. lehu : ona
12. kânitûne : kanitun olanlar, saygı ile huzurda

١١٧

بَديعُ السَّموَاتِ وَالْاَرْضِ وَاِذَا قَضى اَمْرًا فَاِنَّمَا يَقُولُ لَهُ كُنْ فَيَكُونَ

(117) Bedius semavati vel ard ve iza kada emran fe innema yekulü lehu kün fe yekun

Semaları yaratandır ve arzı, bir işin olmasına hüküm vermişse ancak ona ‘OL’ der (o da) hemen oluverir

1. bedîu : eşsiz, örneksiz herşeyin ilkini yaratan, yaratıcı
2. es semâvâti : semalar, gökler
3. ve el ardı : ve arz, yeryüzü
4. ve izâ : ve o zaman, olduğu zaman
5. kadâ : oldu
6. emren : emir, iş
7. fe : o zaman
8. innemâ : sadece
9. yekûlu : söyler
10. lehu : ona
11. kun : ol
12. fe : o zaman, böylece
13. yekûnu : olur

١١٨

وَقَالَ الَّذينَ لَايَعْلَمُونَ لَوْلَا يُكَلِّمُنَا اللّهُ اَوْ تَاْتينَا ايَةٌ كَذلِكَ قَالَ الَّذينَ مِنْ قَبْلِهِمْ مِثْلَ قَوْلِهِمْ تَشَابَهَتْقُلُوبُهُمْ قَدْ بَيَّنَّا الْايَاتِلِقَوْمٍ يُوقِنُونَ

(118) Ve kalellezine la ya’lemune lev la yükellimünellahü ev te’tina ayeh kezalike kalellezine min kablihim misle kavlihim teşabehet kulubühüm kad beyyennel ayati li kavmiy yukinun

bilgisi olmayanlar dediler Ya Allah konuşmalı yahut bize bir mucize gelmeli böylece öncekilerin söylediklerini dediler benzer bir sözle onların kalpleri birbirine benzedi ayetleri apaçık gösterdik yakinen inanacak bir kavim için

1. ve kâle : ve dedi
2. ellezîne : o kimseler, onlar
3. lâ ya’lemûne : bilmiyorlar
4. lev lâ : olsa, olmaz mıydı, olsaydı ya
5. yukellimu-nâ : bizimle konuşur
6. allâhu : Allah
7. ev : veya
8. te’tî-nâ : bize gelir
9. âyetun : bir âyet, delil, mucize
10. kezâlike : işte böyle, bunun gibi
11. kâle : dedi
12. ellezîne : o kimseler, onlar
13. min kabli-him : onlardan önce
14. misle : gibi, misal, örnek, benzer
15. kavli-him : onların sözleri
16. teşâbehet : benzedi
17. kulûbu-hum : onların kalpleri
18. kad : oldu
19. beyyennâ : beyan ettik, biz açıkladık
20. el âyâti : âyetler
21. li kavmin : bir kavim için, bir kavme, bir topluluğa
22. yûkınûne : kesin olarak görenler ve bilenler, yakîn hasıl edenler (kalp gözüyle Allah’ın gösterdiklerini görüp, kalp kulağıyla Allah’ın gösterdiği şeyler hakkında verdiği bilgiyi işiten ve idrak eden ve bu bilginin hangi Kur’ân-ı Kerim âyetlerine dayandığını Allah’tan öğrenerek, seviyelerine göre sırasıyla İlm’el yakîn, Ayn’el yakîn ve Hakk’ul yakîn sahibi olan kişiler)

١١٩

اِنَّا اَرْسَلْنَاكَ بِالْحَقِّ بَشيرًا وَنَذيرًا وَلَاتُسَْلُ عَنْ اَصْحَابِ الْجَحيمِ

(119) İnna erselnake bil hakkı beşirav ve nezirav ve la tüs’elü an ashabil cehiym

muhakkak biz seni gönderdik hak olarak müjdeleyici uyarıcı olarak sorumlu değilsin cehennem ashabından

1. innâ : muhakkak ki biz, hiç şüphesiz biz
2. erselnâ-ke : seni gönderdik
3. bi el hakkı : hak ile
4. beşîren : müjdeleyici olarak
5. ve nezîren : ve uyarıcı olarak
6. ve lâ tus’elu : ve sana sorulmaz
7. an ashâbi el cahîmi : cehennem ehlinden, cehennem halkından

Sayfa:18

١٢٠

وَلَنْ تَرْضى عَنْكَ الْيَهُودُ وَلَاالنَّصَارى حَتّى تَتَّبِعَ مِلَّتَهُمْ قُلْ اِنَّ هُدَى اللّهِ هُوَ الْهُدى وَلَءِنِ اتَّبَعْتَ اَهْوَاءَ هُمْ بَعْدَ الَّذى جَاءَكَ مِنَ الْعِلْمِمَالَكَ مِنَ اللّهِ مِنْ وَلِىٍّ وَلَا نَصيرٍ

(120) Ve len terda ankel yehudü ve len nesara hatta tettebia milletehüm kul inne hüdellahi hüvel hüda ve leini tteba’te ehvaehüm ba’dellezi caeke minel ilmi ma leke minallahi miv veliyyiv ve la nasiyr

Yahudiler senden asla razı olmazlar ve asla Hristiyanlar da hatta onların milletine tabi olmadıkça de ki gerçek hidayet Allah’ındır hidayete eriştirecek de O’dur eğer sen tabi olursan onların hevalarına sana ilim geldikten sonra senin için Allah’tan başka dost yoktur ve yardımcı da yoktur

1. ve len terdâ : ve asla razı olmaz
2. an-ke : senden
3. el yahûdu : yahudi
4. ve lâ en nasârâ : ve hristiyanlar da değil, olmazlar
5. hattâ : oluncaya kadar, olmadıkça
6. tettebia : sen tâbî olursun
7. millete-hum : onların dîni
8. kul : de, söyle
9. inne : muhakkak ki, hiç şüphesiz
10. hudâllâhi (hudâ allâhi) : Allah’ın hidayeti, Allah’a ulaşmak
11. huve : o
12. el hudâ : hidayettir
13. ve le in : ve eğer gerçekten olursa
14. itteba’te : sen tâbî oldun
15. ehvâe-hum : onların nefslerinin istekleri, hevaları
16. ba’de : sonra
17. ellezî : ki o
18. câe-ke : sana geldi
19. min el ilmi : (ilimden) bir ilim
20. mâ leke : senin için yoktur
21. min allâhi : Allah’tan
22. min veliyyin : (dostlardan) bir dost
23. ve lâ nasîrin : ve yardımcı yoktur, olmaz

١٢١

اَلَّذينَ اتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ يَتْلُونَهُ حَقَّ تِلَاوَتِه اُولءِكَ يُؤْمِنُونَ بِه وَمَنْ يَكْفُرْ بِهفَاُولءِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ

(121) Ellezine ateyna hümül kitabe yetlunehu hakka tilavetihi ülaike yü’minune bihi ve mey yekfür bihi fe ülaike hümül hasirun

Onlara kitap verdiğimiz kimseler O’nu okurlar O’nu gereği gibi okurlar işte onlar o’na iman ederler her kim O’nu inkar ederse işte bunlar zarar edenlerin kendileridir

1. ellezîne : o kimseler, onlar
2. âteynâ-hum : biz onlara verdik
3. el kitâbe : kitap
4. yetlûne-hu : onu tilâvet ederler, okuyup açıklarlar
5. hakka : hak, gerçek, bihakkın, tam gerektiği gibi
6. tilâveti-hî : onun tilâveti, okunup açıklanması
7. ulâike : işte onlar
8. yu’minûne : îmân ederler
9. bi-hi : onu, ona
10. ve men yekfur : ve kim inkâr eder
11. bi-hi : onu, ona
12. fe ulâike hum el hâsirûne : işte

١٢٢

يَا بَنى اِسْرَاءلَ اذْكُرُوا نِعْمَتِىَ الَّتى اَنْعَمْتُ عَلَيْكُمْوَاَنّى فَضَّلْتُكُمْ عَلَى الْعَالَمينَ

(122) Ya beni israilezküru ni’metiyelleti en’amtü aleyküm ve enni faddaltüküm alel alemin

Ey İsrail oğulları hatırlayın size verdiğim nimetleri ve sizi üstün tuttuğumu alemler üzerine

1. : ey
2. benî isrâîle : İsrailoğulları
3. uzkurû : zikredin, hatırlayın
4. ni’metiye : ni’metim
5. en’amtu : ben ni’metlendirdim
6. aleykum : sizi, size
7. ve en-nî : ve muhakkak ki ben, şüphesiz ben
8. faddaltu-kum : sizi üstün kıldım
9. alâ el âlemîne : âlemler üzerine

١٢٣

وَاتَّقُوا يَوْمًا لَاتَجْزى نَفْسٌ عَنْ نَفْسٍ شَيًْا وَلَا يُقْبَلُمِنْهَا عَدْلٌوَلَا تَنْفَعُهَاشَفَاعَةٌ وَلَا هُمْ يُنْصَرُونَ

(123) Vetteku yevmel la teczi nefsün an nefsin şey’ev ve la yukbelü minha adlüv ve la tenfeuha şefaatüv ve la hüm yünsarun

öyle bir günden korkun ki hiç bir nefis ödeyemez başka kimseye bir şey kimseden bir rüşvet kabul olunmaz ve şefaatte kimseye faydalı değildir ve onlar yardım da görmezler

1. ve ittekû : ve sakının
2. yevmen : gün
3. lâ teczî : ödenmeyecek, ödenmez
4. nefsun an nefsin : bir kimseden bir kimseye
5. şey’en : bir şey
6. ve lâ yukbelu : ve kabul edilmeyecek, kabul edilmez
7. min-hâ : ondan
8. adlun : bir bedel, bir fidye
9. ve lâ tenfeu-hâ : ve ona menfeat, fayda vermeyecek,
10. şefâatun : şefaat, himaye, yardım
11. ve lâ hum yunsarûne : ve onlar yardım olunmazlar

١٢٤

وَاِذِ ابْتَلى اِبْرهيمَ رَبُّهُ بِكَلِمَاتٍ فَاَتَمَّهُنَّ قَالَ اِنّىجَاعِلُكَ لِلنَّاسِ اِمَامًا قَالَقَالَ وَمِنْ ذُرِّيَّتى قَالَ لَايَنَالُ عَهْدِى الظَّالِمينَ

(124) ve izibtela ibrahime rabbühu bi kelimatin fe etemmehün kale inni cailüke lin nasi imamen kale ve min zürriyyeti kale la yenalü ahdiz zalimin

bir zaman imtihan etmişti Rabbi İbrahim’i kelimelerle o da tamamen yerine getirdi dedi gerçekten ben seni insanlar için imam yapacağım dedi (İbrahim) zürriyetimden de nail olamazlar dedi zalimler benim ahdime

1. ve iz ibtelâ : ve imtihan etmişti
2. ibrâhîme : İbrâhîm
3. rabbu-hu : onun Rabbi
4. bi kelimâtin : kelimeler ile
5. fe : o zaman
6. etemme-hunne : onları tamamladı
7. kâle : dedi
8. in-nî : muhakkak ki ben
9. câilu-ke :
10. li en nâsi : insanlar için, insanlara
11. imâmen : imam, önder
12. kâle : dedi
13. ve min zurriyyetî : ve benim zürriyetimden, soyumdan
14. kâle : dedi
15. lâ yenâlu : nail olmaz, ulaşamaz
16. ahdî : benim ahdim
17. ez zâlimîne : zalimler

١٢٥


وَاِذْ جَعَلْنَا الْبَيْتَ مَثَابَةً لِلنَّاسِ وَاَمْنًا وَاتَّخِذُوا مِنْ مَقَامِ اِبْرهيمَ مُصَلًّى وَعَهِدْنَا اِلى اِبْرهيمَ وَاِسْمعيلَ اَنْ طَهِّرَا بَيْتِىَ لِلطَّاءِفينَ وَالْعَاكِفينَ وَالرُّكَّعِ السُّجُودِ

(125) ve iz cealnel beyte mesabetel lin nasi ve emna vettehizu mim mekami ibrahime müsalla ve ahidna ila ibrahime ve ismaiyle en tahhira beytiye lit taifine vel akifine ver rukkeis sücud
o zaman beyti yaptık insanlar için toplanma ve güvenlik yeri edinin İbrahim’in makamında bir namaz yeri biz ahit aldık İbrahim ve İsmail’den evimi temiz tutun tavaf edenler ve ibadet edenler ve rüku secde edenler için

1. ve iz : ve olmuştu
2. ceal-nâ : biz kıldık
3. el beyte : ev, yer
4. mesâbeten : sevap yeri
5. li en nâsi : insanlar için
6. ve emnen : ve emniyetli
7. ve ittehizû : ve edinin
8. min makâmı : (makamdan) bir makam
9. ibrâhîme : İbrâhîm
10. musallen : namaz yeri
11. ve ahidnâ : ve ahd ettik
12. ilâ ibrâhîme : İbrâhîm’e
13. ve ismâîle : ve İsmail’e
14. en tahhirâ : temizlemek
15. beytiye : evim
16. li et tâifîne : tavaf edenler için
17. ve el âkifîne : ve devamlı ibadet edenler, itikâfta
18. ve er rukkai : ve rükû edenler
19. es sucûdi : secde edenler

١٢٦

وَاِذْ قَالَ اِبْرهيمُ رَبِّ اجْعَلْ هذَا بَلَدًاامِنًا وَارْزُقْ اَهْلَهُ مِنَ الثَّمَرَاتِ مَنْ امَنَ مِنْهُمْ بِاللّهِ وَالْيَوْمِ الْاخِرِقَالَ وَمَنْ كَفَرَ فَاُمَتِّعُهُ قَليلًا ثُمَّ اَضْطَرُّهُ اِلى عَذَابِ النَّارِ وَبِءْسَ الْمَصيرُ

(126) ve iz kale ibrahimü rabbic’al haza beleden aminev verzuk ehlehu mines semerati min amene minhüm billahi vel yevmil ahir kale ve men kefera fe ümettiuhu kalilen sümme adtarruhu ila azabin nar ve bi’sel mesiyr

o zaman İbrahim dedi ya Rabbi kıl bu beldeyi emin (bir) yer rızıklandır ehlini de meyvelerle onlardan iman eden kimseleri Allah’a ve ahiret gününe. (Allah) buyurdu kim inkar ederse biraz müddet tanırım sonra ateşin azabını ona tattırırım ne kötü bir dönüş yeridir

1. ve iz kâle : ve demişti
2. ibrâhîmu : İbrâhîm
3. rabbi : Rabbim
4. ic’al : kıl, yap
5. hâzâ : bu
6. beleden : belde
7. âminen : emin, emniyetli
8. verzuk (ve urzuk) : ve rızıklandır
9. ehle-hu : onun halkı
10. min es semerâti : meyvelerden
11. men : kim
12. âmene : îmân etti
13. min-hum : onlardan
14. bi allâhi : Allah’a
15. ve el yevmi el âhiri : ve sonraki gün, ahiret günü
16. kâle : dedi
17. ve men : ve kimse, kim
18. kefere : örttü, inkâr etti
19. fe : böylece, o taktirde
20. umettiu-hu : onu metalandırırız, dünyalık veririz
21. kalîlen : biraz, az
22. summe : sonra
23. adtarru-hu : onu maruz bırakırım
24. ilâ azâbi en nâri : ateşin azabına
25. ve bi’se : ve ne kötü
26. el masîru : varış yeri

Sayfa:19

١٢٧

وَاِذْ يَرْفَعُ اِبْرهيمُ الْقَوَاعِدَ مِنَ الْبَيْتِ وَاِسْمعيلُ رَبَّنَا تَقَبَّلْ مِنَّا اِنَّكَ اَنْتَ السَّميعُ الْعَليمُ

(127) ve iz yerfeu ibrahimül kavaide minel beyti ve ismaiyl rabbena tekabbel minna inneke entes semiul alim

o zaman yükseltiyorlardı İbrahim ve İsmail beytin temellerini Rabbimiz bizden kabul et şüphesiz sen işiten ve bilensin

1. ve iz : ve o zaman, olduğu zaman
2. yerfeu : yükseltir
3. ibrâhîmu : İbrâhîm
4. el kavâide : temeller
5. min el beyti : evden (evin)
6. ve ismâîlu : ve İsmail
7. rabbe-nâ : Rabbimiz
8. tekabbel : kabul buyur
9. min-nâ : bizden
10. inne-ke : muhakkak ki sen, şüphesiz sen
11. ente : sen
12. es semîu : hakkıyla işiten
13. el alîmu : hakkıyla bilen

١٢٨

رَبَّنَا وَاجْعَلْنَا مُسْلِمَيْنِ لَكَ وَمِنْ ذُرِّيَّتِنَا اُمَّةً مُسْلِمَةًلَكَ وَاَرِنَا مَنَاسِكَنَا وَتُبْ عَلَيْنَا اِنَّكَ اَنْتَ التَّوَّابُ الرَّحيمُ

(128) rabbena vec’alna müslimeyni leke ve min zürriyyetina ümmetem müslimetel leke ve erina menasikena ve tüb aleyna inneke entet tevvabür rahiym

Rabbimiz bizi sana teslim olmuş kıl ve bizim zürriyetimizi de sana teslim olmuş ümmet eyle bize göster ibadet yerlerimizi ve tövbemizi kabul buyur şüphesiz sen tövbeleri kabul eden merhamet sahibisin

1. rabbe-nâ : Rabbimiz
2. ve ic’al-nâ : ve bizi kıl
3. muslimeyni : teslim olan (iki kişi)
4. leke : sana
5. ve min zurriyyeti-nâ : ve bizim soyumuzdan
6. ummeten : bir ümmet, bir topluluk
7. muslimeten : teslim olan
8. leke : sana
9. ve eri-nâ : ve bize göster
10. menâsike-nâ : menasiklerimizi, yapacaklarımızı, uymamız gereken kurallarımızı
11. ve tub aleynâ : ve tövbemizi kabul buyur
12. inne-ke : muhakkak ki sen, hiç şüphesiz sen
13. ente : sen
14. et tevvâbu : tövbeleri çok kabul eden
15. er rahîmu : rahmet nuru gönderen,

١٢٩

رَبَّنَا وَابْعَثْ فيهِمْ رَسُولًا مِنْهُمْ يَتْلُوا عَلَيْهِمْ ايَاتِكَ وَيُعَلِّمُهُمُ الْكِتَابَوَالْحِكْمَةَ وَيُزَكّيهِمْ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَزِيزُ الْحَكيمُ

(129) rabbena veb’as fihim rasulem minhüm yetlu aleyhim ayatike ve yüallimühümül kitabe vel hikmete ve yüzekkihim inneke entel azizül hakim

Rabbimiz gönder onlara içlerinden bir Resul onlara okusun senin ayetlerini onlara kitabı öğretsin ve hikmeti onları temizlesin şüphesiz sen, sen yücesin ve hikmet sahibisin

1. rabbe-nâ : Rabbimiz
2. veb’as (ve ib’as) : ve beas et, hayata getir, görevlendir 3 – fî-him
3. resûlen : bir resûl, elçi, mürşid
4. min-hum : onlardan, kendilerinden
5. yetlû aleyhim : onlara okur
6. âyâti-ke : senin âyetlerin
7. ve yuallimu-hum : ve onlara öğretir
8. el kitâbe : kitabı
9. ve el hikmete : ve hikmeti
10. ve yuzekkî-him : ve onları tezkiye eder, nefslerini temiz- ler, tasfiye eder
11. inne-ke : muhakkak ki sen
12. ente : sen
13. el azîzu : azîz, üstün
14. el hakîmu : hakîm, hüküm ve hikmet sahibi

١٣٠

وَمَنْ يَرْغَبُ عَنْ مِلَّةِ اِبْرهيمَ اِلَّا مَنْ سَفِهَ نَفْسَهُوَلَقَدِ اصْطَفَيْنَاهُ فِى الدُّنْيَا وَاِنَّهُ فِى الْاخِرَةِ لَمِنَ الصَّالِحينَ

(130) ve mey yerğabü ammileti ibrahime illa men sefihe nefseh ve le kadistafeynahü fid dünya ve innehu fil ahirati le minas salihiyn

uzak kalan kimse İbrahim’in milletinden ancak nefisleri sefih olan kimselerdir muhakkak biz O’nu seçtik dünyada şüphesiz o ahirette de gerçek salihlerdendir

1. ve men : ve kim
2. yergabu : rağbet etmez, yüz çevirir, uzaklaşır
3. an milleti ibrâhîme : İbrâhîm’in dîni
4. illâ : ancak, den başka
5. men : kim
6. sefihe : sefih oldu, akılsız oldu, cahillik etti
7. nefse-hu : nefsini, kendini
8. ve lekad : ve andolsun
9. istafeynâ-hu : biz onu seçtik
10. fî ed dunyâ : dünyada
11. ve inne-hu : ve muhakkak ki o
12. ve fî el âhireti : ve ahirette
13. le : elbette, mutlaka, kesinlikle
14. min es sâlihîne : salihlerden, salâha ulaşmışlardan

١٣١

اِذْ قَالَ لَهُ رَبُّهُ اَسْلِمْقَالَ اَسْلَمْتُ لِرَبِّ الْعَالَمينَ

(131) iz kale lehu rabbühu eslim kale eslemtü li rabbil alemin

o zaman Rabbi O’na dedi ki, teslim ol teslim oldum dedi alemlerin Rabbine

1. iz kâle : dediği zaman, demişti
2. lehu : ona
3. rabbu-hu : onun Rabbi
4. eslim : teslim ol
5. kâle : dedi
6. eslemtu : ben teslim oldum
7. li rabbi el âlemîne : âlemlerin Rabbine

١٣٢

وَوَصّى بِهَا اِبْرهيمُ بَنيهِ وَيَعْقُوبُ يَا بَنِىَّ اِنَّ اللّهَ اصْطَفى لَكُمُ الدّينَ فَلَا تَمُوتُنَّ اِلَّا وَاَنْتُمْ مُسْلِمُونَ

(132) ve vassa biha ibrahimü benihi ve ya’kub ya beniyye innellahestafa lekümüd dine fe la temutünne illa ve entüm müslimun

vasiyet etti İbrahim oğullarına ve Yakub’a ey oğullarım muhakkak Allah seçti sizin için bu dini o halde ölünüz ancak sizler teslim olmuş olarak

1. ve vassâ : ve vasiyet etti
2. bi-hâ : onunla
3. ibrâhîmu : İbrâhîm
4. benî-hi : kendi oğullarına
5. ve ya’kûbu : ve Yâkub
6. yâ beniyye : ey oğullarım
7. innallâhe (inne allâhe) : muhakkak ki Allah
8. ıstafâ : seçti
9. lekum : sizin için, size
10. ed dîne : dîn
11. fe : o halde, öyleyse, artık
12. lâ temûtunne : ölmeyiniz
13. illâ : ancak, sadece, dan başka, olmaksızın, olmadan
14. ve entum : ve siz
15. muslimûne : teslim olanlar

١٣٣

اَمْ كُنْتُمْ شُهَدَاءَ اِذْ حَضَرَ يَعْقُوبَ الْمَوْتُ اِذْ قَالَ لِبَنيهِ مَاتَعْبُدُونَ مِنْ بَعْدى قَالُوا نَعْبُدُ اِلهَكَ وَاِلهَ ابَاءِكَ اِبْرهيمَ وَاِسْمعيلَ وَاِسْحقَ اِلهًا وَاحِدًا وَنَحْنُ لَهُ مُسْلِمُونَ

(133) em küntüm şühedae iz hadara ya’kubel mevtü iz kale li benihi ma ta’budune mim ba’di kalu na’büdü ilaheke ve ilahe abaike ibrahime ve ismaile ve ishaka ilahev vahida ve nahnü lehu müslimun

yoksa sizler şahit miydiniz Yakub’a ölüm hali geldiği zaman çocuklarına kime ibadet edeceksiniz dediği zaman benden sonra, dediler ibadet edeceğiz senin ilahına senin atalarının ilahına İbrahim’in İsmail’in İshak’ın tek olan ilahına ve bizler o’na teslim olanlardanız

1. em : yoksa, veya
2. kuntum : siz oldunuz
3. şuhedâe : şahitler
4. iz hadara : hazır olduğu zaman, hazır olmuştu
5. ya’kûbe : Yâkub
6. el mevtu : ölüm
7. iz kâle : demişti
8. li benî-hi : oğullarına
9. mâ ta’budûne : neye kulluk edeceksiniz
10. min ba’dî : sonradan, sonra
11. kâlû : dediler
12. na’budu : kul olacağız
13. ilâhe-ke : senin ilâhın
14. ve ilâhe : ve ilâh
15. âbâi-ke : senin ataların
16. ibrâhîme : İbrâhîm
17. ve ismâîle : ve İsmail
18. ve ishâka : ve İshak
19. ilâhen vahiden : tek, bir ilâh
20. ve nahnu : ve biz
21. lehu muslimûne : ona teslim olanlar

١٣٤


تِلْكَ اُمَّةٌ قَدْ خَلَتْ لَهَا مَاكَسَبَتْ وَلَكُمْ مَاكَسَبْتُمْ وَلَاتُسْلُونَ عَمَّا كَانُوا يَعْمَلُونَ

(134) tilke ümmetün kad halet leha ma kesebet ve leküm ma kesebtüm ve la tüs’elune amma kanu ya’melun

işte onlar bir ümmetti geldi geçti (onların) kazandıkları kendilerine sizin kazandığınız da sizedir mesul değilsiniz onların yaptığı işlerden

1. tilke : işte o (onlar)
2. ummetun : bir ümmet, bir toplum
3. kad : oldu
4. halet : gelip geçti
5. lehâ mâ kesebet : onun kazandığı şeyler
6. ve lekum : ve sizin
7. mâ kesebtum : kazandığınız şeyler
8. ve lâ tus’elûne : ve size sual olunmaz, sorulmaz
9. ammâ (an mâ) : şeylerden
10. kânû : onlar oldular
11. ya’melûne : yapıyorlar

Sayfa:20

١٣٥

وَقَالُوا كُونُوا هُودًا اَوْ نَصَارى تَهْتَدُوا قُلْ بَلْ مِلَّةَ اِبْرهيمَ حَنيفًا وَمَا كَانَ مِنَ الْمُشْرِكينَ

(135) Ve kâlû kûnû hûden ev nasârâ tehtedû kul bel millete ibrâhîme hanîfâ(hanîfen) ve mâ kâne minel muşrikîn(muşrikîne).

Ve dediler ki: “Yahudi veya Hristiyan olun ki; hidayete eresiniz.” De ki: “Hayır! İbrâhîm’in milleti haniftir (hidayete ermiştir). (çünkü o); müşriklerden olmadı.

1. ve kâlû : ve dediler
2. kûnû : olun
3. hûden : yahudi
4. ev nasârâ : veya hristiyan
5. tehtedû : hidayete erersiniz
6. kul : de
7. bel : hayır
8. millete ibrâhîme : İbrâhîm’in milleti, dîni
9. hanîfen : hanîf olarak, tek Allah’a inanarak
10. ve mâ kâne : ve olmadı
11. min el muşrikîne : müşriklerden, Allah’a şirk koşanlardan

١٣٦

قُولُوا امَنَّا بِاللّهِ وَمَا اُنْزِلَ اِلَيْنَا وَمَا اُنْزِلَ اِلى اِبْرهيمَ وَاِسْمعيلَ وَاِسْحقَ وَيَعْقُوبَ وَالْاَسْبَاطِ وَمَا اُوتِىَمُوسى وَعيسى وَمَا اُوتِىَ النَّبِيُّونَ مِنْ رَبِّهِمْ لَانُفَرِّقُ بَيْنَ اَحَدٍ مِنْهُمْ وَنَحْنُ لَهُ مُسْلِمُونَ

(136) kulu amenna billahi ve ma ünzile ileyna ve ma ünzile ila ibrahime ve ismaiyle ve ishaka ve ya’kube vel esbati ve ma utiye musa ve iysa ve ma utiyen nebiyyune mir rabbihim la nüferriku beyne ehadim minhüm ve nahnü lehu müslimun

deyiniz ki: biz iman ettik, Allah’a, ve bize indirilene ve indirilene İbrahim’e, İsmail’e, ve İshak’a, Yakup ve sıbtlarına (torunlarına) ve Musa’ya verilene de İsa’ya nebilere Rableri tarafından verilenlere de ayırt etmeyiz; onlardan birini diğerlerinden ve biz, O’na teslim olanlardanız

1. kûlû : deyin, söyleyin
2. âmennâ : biz îmân ettik
3. billâhi (bi allâhi) : Allah’a
4. ve mâ unzile : ve indirilene (indirilen şeye)
5. ileynâ : bize
6. ve mâ unzile : ve indirilene (indirilen şeye)
7. ilâ ibrâhîme : İbrâhîm’e
8. ve ismâîle : ve İsmail
9. ve ishâka : ve İshak
10. ve ya’kûbe : ve Yâkub
11. ve el esbâtı : ve torunları
12. ve mâ ûtiye : ve verilene (verilen şeye)
13. mûsâ : Musa
14. ve isâ : ve İsa
15. ve mâ utiye : ve verilene (verilen şeye)
16. en nebiyyûne : nebîler, peygamberler
17. min rabbi-him : Rab’leri tarafından
18. lâ nuferriku : fark gözetmeyiz, ayırım yapmayız 19 – beyne
19. ehadin : biri, birisi
20. min-hum : onlardan
21. ve nahnu : ve biz
22. lehu : onu, ona
23. muslimûne : teslim olanlar

١٣٧

فَاِنْ امَنُوا بِمِثْلِ مَاامَنْتُمْ بِه فَقَدِ اهْتَدَوْا وَاِنْ تَوَلَّوْا فَاِنَّمَا هُمْ فى شِقَاقٍ فَسَيَكْفيكَهُمُ اللّهُوَهُوَ السَّميعُ الْعَليمُ

(137) fe in amenu bi misli ma amentüm bihi fe kadihtedev ve in tevellev fe innema hüm fi şikak fe seyekfikehümüllah ve hüves semiul alim

şayet iman ederlerse ona sizin iman ettiğiniz gibi muhakkak doğru yolu bulmuşlardır ve eğer yüz çevirirlerse muhakkak onlar bir ayrılık içindedirler onlara karşı Allah sana kafidir O İşiten ve Bilendir

1. fe : o zaman, o taktirde
2. in : eğer
3. âmenû : âmenû oldular, îmân ettiler
4. bi misli : benzeri, gibi
5. mâ âmentum : sizin îmân ettiğiniz şey
6. bi-hi : ona
7. fe kad : o zaman, böylece olmuştu
8. ihtedev : hidayete erdi
9. ve in tevellev : ve eğer yüz çevirirlerse
10. fe : artık, o zaman, o taktirde
11. innemâ : sadece
12. hum : onlar
13. fî şikâkın : ayrılık içinde
14. fe : o zaman, o taktirde
15. se yekfî-ke-hum : onlara karşı sana kâfidir
16. allâhu : Allah
17. ve huve es semîu : ve o hakkıyla işiten
18. el alîmu : hakkıyla bilen

١٣٨

صِبْغَةَ اللّهِ وَمَنْ اَحْسَنُ مِنَ اللّهِ صِبْغَةً وَنَحْنُ لَهُ عَابِدُونَ

(138) sibğatellah ve men ahsenü minellahi sibğatev ve nahnü lehu abidun

Allah’ın boyası kim olabilir Allah’tan daha güzel boya vuran ve biz O’na kulluk edenlerdeniz

1. sıbgate allâhi : Allah’ın boyası
2. ve men : ve kim
3. ahsenu : ahsen, en güzel
4. min allâhi : Allah’tan
5. sıbgaten : boya olarak
6. ve nahnu : ve biz
7. lehu : ona
8. âbidûne : kul olanlar

١٣٩


قُلْ اَتُحَاجُّونَنَا فِى اللّهِ وَهُوَ رَبُّنَا وَرَبُّكُمْ وَلَنَا اَعْمَالُنَا وَلَكُمْ اَعْمَالُكُمْ وَنَحْنُ لَهُ مُخْلِصُونَ

(139) kul etühaccunena fillahi ve hüve rabbüna ve rabbüküm ve lena a’malüna ve leküm a’malüküm ve nahnü lehu muhlisun

de ki bizimle mücadele mi edeceksiniz Allah hakkında ve O bizim Rabbimiz sizin de Rabbinizdir bizim amellerimiz bize sizin amelleriniz sizedir ve biz O’na karşı ihlaslı olanlardanız

1. kul : de, söyle
2. e : mı
3. tuhâccûne-nâ : bizimle mücâdele ediyorsunuz
4. : hakkında
5. allâhi : Allah
6. ve huve : ve o
7. rabbu-nâ : bizim Rabbimiz
8. ve rabbu-kum : ve sizin Rabbiniz
9. ve lenâ : ve bizim
10. â’mâlu-nâ : bizim amellerimiz
11. ve lekum : ve sizin
12. a’mâlu-kum : sizin amelleriniz
13. ve nahnu : ve biz
14. lehu : ona
15. muhlisûne : muhlisler, ihlâs sahibi olanlar

١٤٠


اَمْ تَقُولُونَ اِنَّ اِبْرهيمَ وَاِسْمعيلَ وَاِسْحقَ وَيَعْقُوبَ وَالْاَسْبَاطَ كَانُوا هُودًا اَوْ نَصَارى قُلْ ءَاَنْتُمْ اَعْلَمُ اَمِ اللّهُ وَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنْ كَتَمَ شَهَادَةً عِنْدَهُ مِنَ اللّهِوَمَا اللّهُ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ

(140) em tekulune inne ibrahime ve ismaiyle ve ishaka ve ya’kube vel esbata kanu huden ev nesara kul e entüm a’lemü emillah ve men azlemü mimmen keteme şehadeten indehu minellah ve mallahü bi ğafilin amma ta’melun

yoksa siz diyor musunuz ki şüphesiz İbrahim İsmail İshak ve Yakup ve torunları Yahudi veya Hristiyandır, de ki: siz mi daha iyi bileceksiniz yoksa Allah mı kim olabilir gizleyenden daha zalim Allah’ın şahitlik ettiği bir hakikati Allah gafil değildir işlediklerinizden

1. em : yoksa, veya
2. tekûlûne : diyorsunuz, söylüyorsunuz
3. inne : muhakkak
4. ibrâhîme : İbrâhîm
5. ve ismâîle : ve İsmail
6. ve ishâka : ve İshak
7. ve ya’kûbe ve esbâta : ve Yâkub ve torunları
8. kânû : oldular, idiler
9. hûden : yahudi
10. ev nasârâ : veya hristiyan
11. kul : de, söyle
12. e entum : siz mi
13. a’lemu : daha iyi bilir
14. em(i) : yoksa, veya
15. allâhu : Allah
16. ve men azlemu : ve kim daha zalim
17. mimmen (min men) : o kimseden
18. keteme : ketmetti, gizledi, sakladı
19. şehâdeten : şahitlik
20. inde-hu : onun yanında, katında
21. min allâhi : Allah’tan
22. ve mâ allâhu : ve Allah değildir
23. bi gâfilin : gâfil, farkında olmayan
24. ammâ (an mâ) : şey(ler)den
25. ta’melûne : siz yapıyorsunuz

١٤١


تِلْكَ اُمَّةٌ قَدْ خَلَتْ لَهَا مَاكَسَبَتْ وَلَكُمْ مَاكَسَبْتُمْ وَلَاتُسْلُونَ عَمَّا كَانُوا يَعْمَلُونَ

(141) tilke ümmetün kad halet leha ma kesebet ve leküm ma kesebtüm ve la tüs’elune amma kanu ya’melun

işte onlar bir ümmetti geldi geçti (onların) kazandıkları kendilerine sizin kazandığınız da sizedir mesul değilsiniz onların yaptığı işlerden

1. tilke : o
2. ummetun : bir topluluk
3. kad : olmuştu
4. halet : gelip geçti
5. lehâ mâ kesebet : onun kazandığı şey(ler)
6. ve lekum : ve sizin
7. mâ kesebtum : kazandığınız şey(ler)
8. ve lâ tus’elûne : ve size sorulmaz
9. ammâ (an mâ) : şeylerden
10. kânû : oldular
11. ya’melûne : yapıyorlar

Reklamlar

Son Yazılar